<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Antalya Ülkü Ocakları</title>
	<atom:link href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com</link>
	<description>Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanlığı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 00:30:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 00:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs Atatürk’ü Anma]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik ve Spor Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3713</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk ve ülkü arkadaşlarının, Türk milletinin kudret ve kuvvetine dayanarak, kendi kararlarını kendisinin vereceği tam bağımsız bir devlet için yola çıkışlarının 93.yıldönümünü haklı gurur ve sevinçle karşılamış bulunmaktayız. Türk Milleti, binlerce yıla dayanan tarihi boyunca pek çok büyük medeniyetler inşa etmesinin, zaferlerle, başarılarla dolu bir hayat sürmesinin yanı sıra çok büyük sıkıntılarla ve hatta varlıkla yokluk arasında gidip gelmelerle de karşı karşıya kalmıştır. Milletimizi, Milli Mücadele günlerine getiren ortam da yine Türklüğün var olmak veya yok olmakla yüz yüze kaldığı çok büyük sıkıntılar içinde olduğu bir dönemi göstermektedir. İşte 19 Mayıs 1919 Türk Milletinin yeniden doğuşunun başlangıcı olan bir gündür ve bizler için çok büyük bir anlam ve öneme sahiptir. Ülkenin içinde bulunduğu durumun bir yazgı olmadığını düşünen ve &#8220;Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararının kurtaracağına&#8221; inanan Mustafa Kemal, Samsun&#8217;dan başlayarak bütün ülkeye ve insanlarımıza yansıyan ve yayılan bir kutlu mücadeleyi başlatmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Türklüğün kurtuluşu ve vatanın selameti için başlattığı hareket, milletimizin sönmek üzere olan umutlarını canlandırmış ve herkesin bir ülkü etrafında toplanıp kenetlenmesine varan sürece hız ve hayatiyet kazandırmıştır. Bu düşüncelerle, Büyük Atatürk’ün, mukaddes vatanımızın bölünmez bütünlüğü yolunda, kurtuluş mücadelesini başlattığı bu anlamlı günün yıldönümünde, bütün vatandaşlarımızın ve gençlerimizin bayramını kutluyor, gazilerimizi ve şehitlerimizi şükranla, minnetle ve rahmetle anıyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/ESerkanUysal.jpg"><img class="size-medium wp-image-3714 alignleft" title="ESerkanUysal" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/ESerkanUysal-300x164.jpg" alt="" width="300" height="164" /></a>Mustafa Kemal Atatürk ve ülkü arkadaşlarının, Türk milletinin kudret ve kuvvetine dayanarak, kendi kararlarını kendisinin vereceği tam bağımsız bir devlet için yola çıkışlarının 93.yıldönümünü haklı gurur ve sevinçle karşılamış bulunmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti, binlerce yıla dayanan tarihi boyunca pek çok büyük medeniyetler inşa etmesinin, zaferlerle, başarılarla dolu bir hayat sürmesinin yanı sıra çok büyük sıkıntılarla ve hatta varlıkla yokluk arasında gidip gelmelerle de karşı karşıya kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi, Milli Mücadele günlerine getiren ortam da yine Türklüğün var olmak veya yok olmakla yüz yüze kaldığı çok büyük sıkıntılar içinde olduğu bir dönemi göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte 19 Mayıs 1919 Türk Milletinin yeniden doğuşunun başlangıcı olan bir gündür ve bizler için çok büyük bir anlam ve öneme sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkenin içinde bulunduğu durumun bir yazgı olmadığını düşünen ve &#8220;Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararının kurtaracağına&#8221; inanan Mustafa Kemal, Samsun&#8217;dan başlayarak bütün ülkeye ve insanlarımıza yansıyan ve yayılan bir kutlu mücadeleyi başlatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Paşa’nın Türklüğün kurtuluşu ve vatanın selameti için başlattığı hareket, milletimizin sönmek üzere olan umutlarını canlandırmış ve herkesin bir ülkü etrafında toplanıp kenetlenmesine varan sürece hız ve hayatiyet kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşüncelerle, Büyük Atatürk’ün, mukaddes vatanımızın bölünmez bütünlüğü yolunda, kurtuluş mücadelesini başlattığı bu anlamlı günün yıldönümünde, bütün vatandaşlarımızın ve gençlerimizin bayramını kutluyor, gazilerimizi ve şehitlerimizi şükranla, minnetle ve rahmetle anıyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma. 15 Mayıs 2012</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-mayis-2012.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-mayis-2012.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 19:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3724</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Muhterem Misafirler, Kıymetli Basın Mensupları, Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum. Konuşmamın başında Türk sporunda yaşanan bazı açmazlarla birlikte, son günlerde yaşanan kaygı verici gelişmeleri özet olarak ifade etmeyi düşünüyorum. Türk sporu bir süredir girdiği yoğun bakım şartlarından hala çıkamamış ve iyileşip ayağa kalkamamıştır. Şiddet sahneleri, şike ve teşvik pirimi iddiaları, taraftarlığın düşmanlığa dönüşme emareleri şu an ki kara tablonun başlıca unsurları arasında yer almıştır. Maalesef sporun centilmenliği, cömertliği, yardımseverliği, dayanışmacı niteliği darbe üstüne darbe yemiştir. Türk sporunda; rekabetin ismi kavga, mücadelenin ismi kutuplaşma, hoşgörünün ismi ise taviz olarak anılmaya ve algılanmaya başlanmıştır. Görülmektedir ki, fanatizmi büyütüp geliştiren, holiganizmi güçlendiren tüm dinamikler hareket halindedir. Özellikle bahsetmeye çalıştığım bu hususlar, Türk futbolunda fazlasıyla yaşanmakta ve varlığını ispat etmektedir. Geçtiğimizin yılın 3 Temmuz tarihinden bu tarafa Türk futbol hayatının çok ciddi iddiaların merkezinde olduğu tartışmasızdır. Ne yazık ki sporun hoşgörüsü ve ahlakıyla bağdaşmayan türden gelişme ve olaylar hepimizin gözü önünde vuku bulmuştur. Sporcuların, kulüp yöneticilerinin ve hatta asırlık kulüplerimizin suçlandığı, adli takibatlara konu olduğu vahim bir süreç yaklaşık bir yıla yakın bir süredir kendisini göstermiştir. Bizim için asıl üzüntü verici konu ise, sporun böylesi bir açmaza sürüklenmesinin yanısıra, milyonlarca insanımızın gönül ve destek verdiği spor kulüplerinin tartışmaların merkezine yerleşmiş olmasıdır. Şüphesiz yaşanan bunalım ve buhran hali, mazisi çok eskiye dayanan kulüplerimizi töhmet altında bırakmış ve taraftarlarını da endişeye sevk etmiştir. Her zaman söylediğim gibi, elbette şikeyi kim yaptıysa, teşvik primini kim verdiyse gereken her düzeyde yapılmalıdır ve bu süreç hala da devam etmektedir. Dileğim yürüyen yargısal sürecin bir an önce sonuçlandırılarak, Türk futbolunun üzerindeki sis bulutunun dağıtılmasıdır. Bununla birlikte asırlık futbol kulüplerimizin suçlanmasına, haksız ve mesnetsiz ithamların hedefine koyulmasına da mutlak anlamda karşı çıkmak ve itiraz etmek esas olmalıdır. Ne var ki, Türk futbolundaki olumsuzluklar zincirinin hem sahalara hem de saha dışındaki taraftar davranışlarına sirayet ettiği ve yönlendirdiği anlaşılmaktadır. Futbolda biriken sorunların yönetimindeki basiretsizlikler, üste üste çakışan meselelerin üstesinden gelinmesindeki yetersizlikler ve zamanlamadaki zafiyetler sosyal ve toplumsal gerilimi bir hayli artırmıştır. Bunun üstüne bir de AKP hükümetinin gerginlik politikaları, Başbakan Erdoğan’ın nifak ve hizbi özendiren beyanları eklenince, hali hazırda işlerin iyice sarpa sarması kaçınılmaz olmuştur. Güvensizliklerin yaygınlaşması, ihtilafların keskinleşmesi, sinirlerin gerilmesi, öfkelerin kabından taşması toplumsal sağduyu ve olgunluğu örselemiş ve zarara uğratmıştır. Şunu unutmayalım ki, futbolda yaşanan alaboraların siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıdan, istikrarsızlık sarmalından bağımsız ve bağlantısız olduğunu söyleyebilmek neredeyse imkânsızdır. Statlardan yükselen siyasi içerikli sloganlar, belirli kişi ya da gurupları hedef alan lehte yâda aleyhte tezahüratlar, tahammülsüzlüklerin tek bir ağızdan seslendirilmesi hep bunun bir işaretidir. En son olarak, iki güzide kulübümüz arasında hafta sonunda yapılan ve Türkiye Spor Toto Süper Lig şampiyonunu tayin eden müsabaka sonrasındaki vahim ve ibretlik hadiseler bize bunu yeniden göstermiştir. Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz cumartesi günü yapılan karşılaşmayla Spor Toto Süper Ligi’nin 2011-2012 sezonunda şampiyon Galatasaray Kulübümüz olmuştur. Buradan Galatasaray Kulübünün yönetimini, oyuncularını, teknik heyetini ve gönül veren milyonları başarılarından dolayı kutluyorum. Ama tüm zorluklara rağmen şampiyonluğu kıl payı kaçıran Fenerbahçe Kulübümüzü de gösterdiği kararlılıktan ve mücadele ruhundan dolayı içtenlikle tebrik ediyorum. Özellikle Fenerbahçe &#8211; Galatasaray maçından sonraki şiddet ve vahşet yüklü manzaralar,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın başında Türk sporunda yaşanan bazı açmazlarla birlikte, son günlerde yaşanan kaygı verici gelişmeleri özet olarak ifade etmeyi düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk sporu bir süredir girdiği yoğun bakım şartlarından hala çıkamamış ve iyileşip ayağa kalkamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet sahneleri, şike ve teşvik pirimi iddiaları, taraftarlığın düşmanlığa dönüşme emareleri şu an ki kara tablonun başlıca unsurları arasında yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef sporun centilmenliği, cömertliği, yardımseverliği, dayanışmacı niteliği darbe üstüne darbe yemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk sporunda; rekabetin ismi kavga, mücadelenin ismi kutuplaşma, hoşgörünün ismi ise taviz olarak anılmaya ve algılanmaya başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görülmektedir ki, fanatizmi büyütüp geliştiren, holiganizmi güçlendiren tüm dinamikler hareket halindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle bahsetmeye çalıştığım bu hususlar, Türk futbolunda fazlasıyla yaşanmakta ve varlığını ispat etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimizin yılın 3 Temmuz tarihinden bu tarafa Türk futbol hayatının çok ciddi iddiaların merkezinde olduğu tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki sporun hoşgörüsü ve ahlakıyla bağdaşmayan türden gelişme ve olaylar hepimizin gözü önünde vuku bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sporcuların, kulüp yöneticilerinin ve hatta asırlık kulüplerimizin suçlandığı, adli takibatlara konu olduğu vahim bir süreç yaklaşık bir yıla yakın bir süredir kendisini göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için asıl üzüntü verici konu ise, sporun böylesi bir açmaza sürüklenmesinin yanısıra, milyonlarca insanımızın gönül ve destek verdiği spor kulüplerinin tartışmaların merkezine yerleşmiş olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz yaşanan bunalım ve buhran hali, mazisi çok eskiye dayanan kulüplerimizi töhmet altında bırakmış ve taraftarlarını da endişeye sevk etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her zaman söylediğim gibi, elbette şikeyi kim yaptıysa, teşvik primini kim verdiyse gereken her düzeyde yapılmalıdır ve bu süreç hala da devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim yürüyen yargısal sürecin bir an önce sonuçlandırılarak, Türk futbolunun üzerindeki sis bulutunun dağıtılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte asırlık futbol kulüplerimizin suçlanmasına, haksız ve mesnetsiz ithamların hedefine koyulmasına da mutlak anlamda karşı çıkmak ve itiraz etmek esas olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, Türk futbolundaki olumsuzluklar zincirinin hem sahalara hem de saha dışındaki taraftar davranışlarına sirayet ettiği ve yönlendirdiği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Futbolda biriken sorunların yönetimindeki basiretsizlikler, üste üste çakışan meselelerin üstesinden gelinmesindeki yetersizlikler ve zamanlamadaki zafiyetler sosyal ve toplumsal gerilimi bir hayli artırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun üstüne bir de AKP hükümetinin gerginlik politikaları, Başbakan Erdoğan’ın nifak ve hizbi özendiren beyanları eklenince, hali hazırda işlerin iyice sarpa sarması kaçınılmaz olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Güvensizliklerin yaygınlaşması, ihtilafların keskinleşmesi, sinirlerin gerilmesi, öfkelerin kabından taşması toplumsal sağduyu ve olgunluğu örselemiş ve zarara uğratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şunu unutmayalım ki, futbolda yaşanan alaboraların siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıdan, istikrarsızlık sarmalından bağımsız ve bağlantısız olduğunu söyleyebilmek neredeyse imkânsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Statlardan yükselen siyasi içerikli sloganlar, belirli kişi ya da gurupları hedef alan lehte yâda aleyhte tezahüratlar, tahammülsüzlüklerin tek bir ağızdan seslendirilmesi hep bunun bir işaretidir.</p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak, iki güzide kulübümüz arasında hafta sonunda yapılan ve Türkiye Spor Toto Süper Lig şampiyonunu tayin eden müsabaka sonrasındaki vahim ve ibretlik hadiseler bize bunu yeniden göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz cumartesi günü yapılan karşılaşmayla Spor Toto Süper Ligi’nin 2011-2012 sezonunda şampiyon Galatasaray Kulübümüz olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan Galatasaray Kulübünün yönetimini, oyuncularını, teknik heyetini ve gönül veren milyonları başarılarından dolayı kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama tüm zorluklara rağmen şampiyonluğu kıl payı kaçıran Fenerbahçe Kulübümüzü de gösterdiği kararlılıktan ve mücadele ruhundan dolayı içtenlikle tebrik ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Fenerbahçe &#8211; Galatasaray maçından sonraki şiddet ve vahşet yüklü manzaralar, kupa töreninin bile karanlıkta yapılması, stat içindeki koltukların sökülüp atılması üzerinde herkesin çok dikkatli bir şekilde değerlendirme yapması elzem hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu kadarını ifade etmeliyim ki, saha içinde ve dışında yaşanan çirkin ve tehlikeli olayları asla Fenerbahçe Kulübümüzle ilişkilendirmemek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir avuç kendini bilmezin polise taşlı sopalı saldırması, sporu terörize etmeye kalkışması, kamu araç ve mallarına ahlaksızca zarar vermesi kesinlikle sarı lacivert ruha, vicdana ve edebe aykırı ve uzaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Türk sporunu kanser gibi saran husumet kuşatmasından kurtarmak, taraftarlıktan fanatizme kaymaya başlayan eğilim ve yönelimleri acilen tedavi etmek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah korusun, böyle giderse stadyumlardan çakılacak bir kıvılcımın telafisi çok zor olacak ortamlara ve olaylara neden olabileceğini görmek ve bilmek lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti konunun üstüne mutlaka eğilmeli, Türkiye Futbol Federasyonu tüm kulüplerimizin katılımıyla katlanan problemlere çözüm ve çare aramalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın tribün mantığından ve yaklaşımında çıkarak, futboldaki faullü gelişmeleri ele alması ve kanayan yaraya merhem olması aciliyet arz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Konu o kadar önemli bir hal almıştır ki, gecikmeye, savsaklamaya ve ihmale kesinlikle mecali kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağrım sporun bileyici değil birleştirici, dağıtıcı değil dayanışmacı, bölücü değil bütünleştirici, kışkırtıcı değil kucaklayıcı vasfının herkes tarafından sahiplenilmesi, savunulması ve benimsenmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her neviden spor karşılaşmaları menfaat odaklarının güdümünden, siyasi telkinlerin hedefinden, şiddet yanlılarının hışmından çıkarılarak hepimiz için neşe, sevinç ve geliştirici rekabete dönüştürülmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu süreçte parti olarak elimizden ne geliyorsa, üzerimize ne düşüyorsa her zamanki gibi yapmaya niyetliyiz ve buna hazırız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi, bu hafta sonunda, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki bu kutlamanın, AKP tarafından milli bayramların önemine ve manasına leke sürülmeye çalışıldığı bir döneme denk düşmesi son derece dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin 19 Mayıs’a savaş boyaları sürerek saldırması sonucunda, bu kutlu bayram üçe bölünmüş ve gerçek zemininden koparılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne büyük bir talihsizlik ve ne kadar mesafe almış bir garezdir ki, yapılacak törenler Atatürk’ün anma, Gençlik ve Spor olarak üçe ayrılmış ve dağıtılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İntikamla yatıp, kinle kalkan iktidar zihniyetinin; 19 Mayıs’ın ruhuna, mesajına ve taşıdığı derin anlam hazinesine gösterdiği pervasızlık gerçek anlamda hastalıklı siyasi yapısından ve çarpık idrakinden kaynaklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin milli kimliğe, milli gün ya da bayramlara yönelik iffetsiz ve edepsiz hücumu aslına bakılırsa Türk milletinin varlığına ve birliğine çevrilmiş bölücü namludan başka bir şey değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, milli bayramlara yönelik yapılan karalama kampanyası MHP’nin iktidarında son bulacak, verilen tahribatların hepsi neye mal olursa olsun düzeltilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlara rağmen Samsun’da atılan ilk adımın 93. yıl dönümünü iftiharla ve hayırla yâd ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs; Ötüken’de güneş gibi doğan bir iradenin, Malazgirt’le Anadolu’ya mühür vuran cesaretin ve Mondros’la köşeye sıkışsa da pes etmeyen dizginlenemez inancın bağımsızlık vuslatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs 1919 tarihi bu itibarla, mütecaviz niyetlere, zillete ve dayatmalara dur diyecek olan Türk milletinin direnci, kazanılacak olan milli mücadelenin başlangıcı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Samsun’dan yükselen müjdesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim açımızdan 19 Mayıs ruhu, zedelenen, aşağılanan milli onurun dirilişidir.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs ruhu Türk milletinin doğruluşu ve bağımsızlık özlemidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu kazanımların farkında olmayan aymazların, doğal olarak 19 Mayıs 1919’da çizilen bağımsızlık ve kurtuluş haritasını doğru okuması mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">En az dün kadar bugün de lazım olan 19 Mayıs 1919 şuurunun gençliğe kazandırılması milli varlığımız açısından da hayati derecede önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyoruz ki geleceğimiz, ancak vatan ve millet sevgisini taşıyan, yüksek ülküleri hedeflemiş bir gençliğin yetişmesi ile güvence altına alınabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bayram gününün gençliğe armağan edilmiş olmasının da anlamı burada aranmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gençlerimizin, yarınların sorumluluğunu üstlenebilecek ve her sorunun üstesinden gelebilecek ölçüde nitelikli, bilgili, milli kültürüne saygılı, bağlı ve en az milli mücadele kahramanları kadar ideal ve inanç sahibi insanlar olarak yetişmeleri bize göre şarttır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kindar olmak yerine; kudretli, kuvvetli ve kul hakkını gözeten bir şahsiyet kalitesiyle pişmiş gençlik hepimizin ümidi ve tek dileğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüreği millet sevgisi ile dolu; erdemli, insanlığa, ülkesine, ailesine ve kendisine karşı sorumluluklarının bilincinde olan bir gençlik sayesinde Cumhuriyetimizin yüzüncü, 19 Mayıs’ın yüzdördüncü yıldönümünde, <strong><em>“Lider Ülke Türkiye“</em></strong> hedefine ulaşmak imkan dahilinde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak böyle yetişmiş bir gençlik kendisine emanet edilen değerleri koruyabilecek, daha ileriye ve yükseklere taşıyabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim bizim de hedefimiz böyle bir gençliğe destek ve omuz vermektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşüncelerle, mukaddes vatanımızın birliği ve bütünlüğü uğruna kurtuluş mücadelesinin başlatıldığı bu çok anlamlı günün 93. yıldönümünde, büyük Türk milletinin ve geleceğimizin teminatı gençlerimizin bayramını kutluyor; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi şükranla, minnetle ve rahmetle anıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz AKP iktidarıyla birlikte hakikaten hayati riski fazla olacak kan ve derman kaybına uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıkça söylemek isterim ki, merkezi ve dengesi kaymış, başı ve sonu körleşmiş, ideal ve hedefi küflenmiş bir siyaset uygulamasıyla Türkiye içler acısı bir hali ve durumu yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın yanlışa doğru maskesini giydiren, karayı ak diye yutturan kurnazlığı ve kuralsızlığı bugüne kadar ne hazindir ki sonuç almış ve foyasını gizlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kafa yapısı tereddüt ve ikilemlerle milletimizin ufkunu perdelemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">28 Şubatla ilgili hukuki süreçleri önce teşvik edip, sonra da toplumun boğulduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK elebaşlarının muhatap ülkelerden iadesini isteyen, ama bu ülkelerin kırmızı bültenle aradığı kişilere kol kanat gererek açığa ve çelişkiye düşen Başbakan Erdoğan’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’nin içişlerine karışan, Şam yönetimini tam olarak karşısına alan, ama muhalif unsurların facia boyutundaki saldırılarını görmezden gelerek insanlık vicdanında sınıfta kalan Başbakan Erdoğan’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sütünde ve hamurunda sorun olanlara devletin imkânlarını peşkeş çeken, süt dağıtımındaki aksaklıkları siyasi kaygılarla kapatarak göle yoğurt çalmaya çalışan da takdir edeceğiniz üzere Başbakan Erdoğan’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel ve kültürel cevherimizi yaralayan iktidarın başında yine bu kişi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Başbakan haddinden fazla şımarmış ve kendisini dev aynasında görmeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, işin açıkçası adı konulmamış bir otoriter sistemi yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanki Türkiye Cumhuriyeti Recep Tayyip Erdoğan’ın deney tüpüdür ve aklına ne eserse, keyfi neyi öngörürse ve zat-ı şahaneleri neyde karar kılarsa yerine getirilmekte veya bu yönde girişimlerde bulunulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki, AKP’nin demokrasiyi yağma eden ve budayan zihniyeti, millet iradesini çarpıtan sinsiliği bugün üstesinden gelinmesi gereken en ciddi tehditlerden birisi haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Takiye demokrasisi, tramvay demokrasisi, etnik demokrasi, kelle demokrasisi, keyfi demokrasi, tarafgir demokrasisi ve boyalı demokrasi” </em>AKP’nin hizmetine koşulmuş ve deyim yerindeyse demokratik ruhun canına okunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan gözünü diktiği her değer ya da kurumu istismarla beslenmiş hamasi üslubuyla taciz etmekte, arkasından da görevli tellalları ortalığı velveleye vererek işi daha da ileriye götürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenter sisteminin tahkir edilerek başkanlık sisteminin kamuoyuna taşınmasıyla ilgili son gelişmelerde de böyle olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerdeki Slovenya ve İtalya seyahatleri esnasında başkanlık sistemi ülkemiz gündemine tekraren görevli ve uzaktan komutlu beyanatçılar tarafından getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi, Başbakan’ın her yurtdışı seyahati, her uluslararası teması ülke gündemini sarsan tartışmalara da kapı aralamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden milletimizin huzur ve sükûneti açısından bu zihniyetin ayaklarını biraz yerde tutması ve uçaklardan uzak durması son derece yerinde ve hayırlı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın başkanlık hayalleri, başkan Erdoğan olma emelleri, tek adamlık hevesleri yeni ve sürpriz bir gelişme değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun evveliyatının, fikri hazırlık evrelerinin ve yavaş yavaş kamuoyu oluşturma uyanıklığının olduğu öteden beri net ve bellidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Başbakan Erdoğan Ortadoğu ülkelerine gide gele ve küresel siyaset labirentlerinde özenle imal edilen sultanlarla, emirlerle, şahlarla ve krallarla düşüp kalktıkça kendisi de bunlara özenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için önce; plan ve projelerini savunup icazet aldığı ABD’yi örnek almayı tercih etmiş ve telaşla bu ülkeye yaranmaya çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemle hatırlatmak isterim ki, daha iktidara gelişinin üzerinden bir yıl bile geçmeden; <strong><em>“Siyasetteki tek arzum başkanlık ya da yarı başkanlık modelidir. Bunun ideali de Amerika&#8217;da uygulanan sistemdir&#8221; </em></strong>sözlerinin sahibi Başbakan Erdoğan’dır.<strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Arkasından ise başkanlık sistemiyle ilgili tartışmaların Türkiye için yararlı olacağını, buna karşılık konunun gündemlerinde olmadığını ifade eden de Başbakan Erdoğan’dır. <strong><em></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başkanlık sistemini istediğini, ancak şartların müsait olmadığını söyleyen yine Başbakan Erdoğan olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözlere ilave olarak;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       “</strong>Sistemin rahat çalışması için başkanlık sistemine sıcak bakıyorum.” <strong><em></em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       “</strong>Bir önyargımız yok, nihayetinde bununla ilgili gerekirse halk oylamasına gidilir.<strong>”<em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√</strong>       “Ben bu konuyu tartışılsın diye açtım.”<strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       “</strong>Demokratik parlamenter sistem içinde halk tartışmalıdır.”<strong><em> </em></strong>sözleri, Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemi konusundaki ısrarlı tutumundan kaynaklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin iktidar yıllarında bu sözler Başbakan’ın ağzından çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak 1993 yılında, “İkinci Cumhuriyetçi” koronun içinde fikirleriyle yer alan ve başkanlık sistemiyle ilgili görüşleriyle de bugünkü beyanlarına ters düşen Başbakan Erdoğan’dan başkası olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu sözler bundan tam 19 yıl önce aynısı ve tıpkısıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan işitilmiş ve ilan edilmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizmin bize bir tavsiyesidir.”</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi soruyorum; Sayın Başbakan, sen başkanlık sistemini savunarak emperyalizmin tavsiyesini, taşeronluğunu benimsediğini kabul ediyor musun?</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl bir tuzağın içindesin ve dünkü düşüncelerinden nasıl bu kadar kolayca savrulabildin?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu oyuna nasıl düştün, emperyalizmin dümen suyuna ne ümitlerle kapıldın?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadar çark etmeni sağlayan ve aklını başından alan nedir? Hangi vaatler yörüngeni kaybettirmiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">Biz hangi Erdoğan’a inancağız? Hangi Erdoğan’ın sözlerini ciddiye alacağız?</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizi de böyle bulanık ve dengesiz bir tutumla mı yönetiyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için mi geçmişimize hakaret ediyor, tarihimizi ufalıyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti bu siyasi çelişki abidesini, güvensizliğin zirvesini mutlaka fark etmeli ve gerekli notlarını almalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şey tüm netliğiyle ve çarpıcılığıyla ortaya çıkmış, küresel kamuflaj sahibini koruyamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişiyle taban tabana zıtlıklar taşıyan Başbakan; Türkiye’yi dürtülerinin, hezeyanlarının ve günü birlik değişen heveslerinin kayyumuna devretmenin sınırında ve eşiğindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna dur demek, mani olmak hepimiz için vazgeçemeyeceğimiz bir millet ve vatan görevdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede diyebiliriz ki, Başbakan Erdoğan’ın geçmişte kendi partisi içinden bile başkanlık sistemiyle ilgili farklı görüşlerin olduğu bilinen bir husustur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün mesafeli tavrı ve meseleye soğuk bakışı hepimizin hafızalarındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemle ifade etmek isterim ki, tam veya yarı başkanlık sistemi; demokrasisi yaralı, ekonomisi azgelişmiş, hukuku tarafgir ve siyasi müdahalelere açık bir ülkede çok büyük sorunlara neden olabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzlaşma kanallarının kapalı ve ağır aksak işlediği, tahammül ve diyalog kültürünün gittikçe irtifa kaybettiği bir ortamda başkanlık sisteminin açılacağı tek kapı diktatörlük ve otoriteryen eğilimlerin güçlenmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen haftaki çağrımızdan bir müddet sonra konuşan ve zannederim bu tehlikenin kısmen de olsa farkına varan Sayın Cumhurbaşkanı; <strong><em>“Bu konu enine boyuna tartışılmalı ve derin analizler yapılmalıdır” </em></strong>diyerek bize göre çekincelerini ve uyarılarını usulü dairesinde gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca sistem değişikliği her şeyi baştan sona alt üst edebilecek ve muazzam bir siyasi ve hukuki erozyonun oluşmasına zemin teşkil edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan içten içe yanan federasyon özlemini ve hedefini başkanlık sistemiyle hayata geçireceğini hesap etmekte ve bunun düşünü kurmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak evdeki hesap Allah’ın izniyle millet iradesine uymayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fren ve denge mekanizmaları yetersiz çalışsa da, parlamenter sistemi reforma tabi tutmak, güçlendirmek ve etkinleştirmek hepimizin elindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayetinde başkanlık sistemi maceralarla ve belirsizliklerle dolu olup, Başbakan’ın baskıcı yönetimini kuvvetlendirmeye temel teşkil edecek bir özelliği bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu an itibariyle en istikrarlı model olarak ABD gösterilse de, bu ülkede de sistemin işleyişinden kaynaklanan birçok mahsurlu yön olduğu ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta ABD’de, sistemdeki tıkanıklıklardan ve kilitlenmelerden dolayı aylarca devlet memurlarına maaş dahi ödenemediği bilinen bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkanlık sistemiyle yönetilen bazı Latin Amerika ülkelerinin hemen hemen hepsinde çok ciddi karışıklıklar, karmaşalar ve kaoslar yaşanmış ve yaşanmaya da devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyden evvel parlamenter sistemi ıslah ederek, eksik ve gediklerini hep birlikte düzelterek yola devam edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayanız ki, AKP’nin sözde gelişme, büyüme, zenginleşme iddiaları bildiğiniz gibi parlamenter yönetim altında gerçekleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar ilginçtir ki, Başbakan’ın ABD özentisi ve hükümetini uydu gibi bu ülkenin etrafında döndürmesi başkanlık konusunda da etkilenmesine neden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla yetinmeyen bu zihniyet, şimdi de işi merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in kaleme aldığı <strong><em>“Dokuz Işık”</em></strong> isimli kitaba kadar götürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya seyahati dönüşünde önceden kurgulandığı belli olan senaryo gereğince, şahsımın başkanlık sistemi hakkındaki sözleri bir muhabir tarafından Başbakan’a soru olarak yöneltilmiş, kendisi de eline apar topar tutuşturulan Dokuz Işık kitabının <strong><em>“Tek Başkan-Tek Meclis Sistemi”</em></strong> bölümünü istihza yüklü yüz hatlarıyla okumuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabul etmek lazımdır ki, Başbakan Erdoğan için bu ciddi bir gelişmedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arınması, paklanması ve fikren temizlenmesi bakımından arayıp da bulamayacağı bir fırsattır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakında Sayın Başkan’ın eski ülkücü olduğunu duyarsak ve bununla ilgili aslı astarı olmayan iddialar kamuoyuna düşerse bizim açımızdan hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki Orhun Anıtları’nın yolunu yaptırmak, örsde demir dövmek ve bayrak taşımak şahsını nasıl milliyetçi yapmayacaksa, Dokuz Işık’tan işine gelen pasajları okuması da kendisine bir fayda sağlamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü Başbakan Erdoğan ve zihniyeti zehir ise, bunların panzehiri biliniz ki Dokuz Işık ve taşıdığı yüksek ruhtur.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Başbuğumuz Türkeş Bey’in, dönemsel olarak gerekli bulduğu, Türk devlet geleneğine uygun olarak; milli, üniter ve güçlü bir yapı içinde başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerinin mevcudiyeti aşikârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bundan daha çok parlamenter sistemin önemi ve değeriyle ilgili düşünce ve yaklaşımları da bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın bunları da açıp okumasında kendi gelişimi açısından faydalar bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her devrin kendisine ait özellikleri ve beraberinde getirdiği sosyal ve siyasal şartları olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, kendisini haklı çıkarabilmek pahasına ve düşüncelerini kabullendirmek adına, mesela Dokuz Işığın içinde bir bölümü cımbızlaması bu itibarla abesle iştigaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli çark eden, dün söylediğinden bugün dilim sürçtü diyerek dönen, tek vatan derken iki defa ve ısrarla tek din diyerek iyice şuurunun kapandığını gösteren bu anlayışın, Dokuz Işığın özüne ve bütününe nüfus etmesi bize göre mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyoruz ki, Başbakan kırk fırın ekmek yese de; ülkücülerin çağları aşan idrakini, Türk milletini bir bütün olarak ele alan derin fikri zenginliğini ve bozkurdun eğilmeyen onurlu başını anlaması asla mümkün olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkazla söylemek isterim ki,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       </strong>“Dokuz Işık” BOP yayınlarından çıkmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       </strong>Eşbaşkanların editörlüğüyle yayımlanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       </strong>Küresel zalimliliğin kanlı mürekkebiyle yazılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her satırında Türklük, İslamiyet, vatan, bayrak, Türkçe, millet ve milli kimliğe duyulan hayranlık ve hürmet vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hele hele Müslüman düşmanlarının ve Türklük hasımlarının bırakınız bu gerçekleri özümsemesini, istifade etmesi dahi söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle dikkatimizi çeken bir şey daha olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar aramızda olup, şimdi ise AKP’de yer tutmuş bazı simalar anlaşıldığı kadarıyla faaliyet halindedir ve üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekte de son derece gayretli ve iştahlıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zevatla birlikte Başbakan Erdoğan şu gerçeği hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin hiçbir döneminde kopya ve suret; aslının ve gerçeğinin yerini tutamamış, yerine geçememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah bundan sonra da bu böyle olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu tesadüfe bakın ki geçmişini inkâr eden, gömlek çıkarmak şöyle dursun, fikrini bile beyninden kovan ne kadar inkârcı, ideolojik itirafçı varsa bir araya gelmiş ve hep birlikte milletimize, partimize ve kutlu tarihine cephe açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden başkanlık sistemi hakkındaki tartışmaların göbeğine merhum Başbuğumuzun ve fikirlerinin getirilmesi katiyen tesadüf görülmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemiyle ilgili düşüncelerinin meşrulaştırılması amacıyla Dokuz Işığa müracaat etmesi takdir edersiniz ki istismarcı bir bakışın son oyunu ve tertibinden başka bir anlama gelmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimi zaman ülkücü harekete ağır hakaretler yağdıran, kimi zaman da bölücü siyasetine alet etmek için tezgâhlar kuran sefalet içinde kıvranan bir bakışın, aziz dava arkadaşlarım nezdinde zerre kadar itibarı ve değeri bulunmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira MHP düşmanlığı, ülkücü alerjisi AKP’nin her hücresine hakimdir ve Başbakan’ın siyasi duruşu ve ifadesi bunun sayısız örnekleriyle doludur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi dün, <strong><em>“14 Mayıs ‘Dünya Çiftçiler Günü’</em></strong>nü kutladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Rızkını toprağından, bağından ve bahçesinden temin eden çiftçilerimizin meseleleri gerçekten oldukça fazlalaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Maruz kaldıkları sorunlardan dolayı tahammüllerinin sonuna geldiğini bildiğim ve bunları yakından takip ettiğim bütün çiftçi kardeşlerimin 14 Mayıs <strong><em>‘Dünya Çiftçiler Günü’</em></strong>nü tebrik ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçilerimiz doğaldır ki, yalnızca bir günle hatırlanmamalı, sadece sandık görününce akıllara düşmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek görüyorum ki, AKP iktidarı süresince tamamen görmezden gelinen ve hatta dışlanan tarım kesiminde çalışan milyonlarca vatandaşımızın feryatları artık dayanılmayacak bir noktadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz günler hasat mevsiminin geldiğine işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu süreç, alın terlerini toprakla yoğuran çiftçi kardeşlerimiz için sorunların büyüyeceği, yeni problemlerin ortaya çıkacağı bir zaman olarak da görülmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanca yaşamanın dahi çok görüldüğü çiftçilerimiz için tarlalarında maalesef ürettikleri ürünlerin bir değeri kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ürünlerinden elde ettikleri gelirler, borçlarını bile karşılayamaz bir durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarım kesiminde çalışan vatandaşlarımız en temel ihtiyacını teminden uzak olup, AKP iktidarına olan bütün güvenlerini ve ümitlerini yitirmiş bir halde hayat kavgası vermektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gözünü toprak doyursun denilerek hor ve hakir görülen çiftçi kardeşlerimiz, hasat dönemini kazanç elde etmek için değil, mahkûm oldukları borçlarını ödeyebilecekleri bir zaman olarak görmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortalama 50 günlük bir hasat süresiyle, 315 gün boyunca Türkiye’yi doyuran bu fedakâr ve çalışkan insanların, maalesef kendileri doymamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardan beri aracıya, vurguncuya, tefeciye, komisyoncuya ezdirilen çiftçi kardeşlerimizin yapabildiği ise sadece borcunu borçla çevirmekten ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıcak para tacirini palazlandıran, tefeciyi heyecanlandıran, sermayeyi sevindiren, ancak sıra dar gelirli vatandaşımıza gelince ekmeğini elinden alan AKP hükümeti; çiftçiyi unutmuş, mağduru kaderine terk etmiş, fırsatçılara ve vurgunculara kucak açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zor şartlar içinde, sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar ekmeğinin derdinde ve amacında olan çiftçi kardeşlerimizden hükümetin haberi bile yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Toprağında çift süren, umutla biçerdöverin tarlasına gelmesini bekleyen, sabırla her türlü çaresizliklere direnen çiftçilerimiz, ne hazindir ki hükümetin ilgi ve desteğinden mahrumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarımsal üretimdeki girdi fiyatlarının yüksekliğine bağlı sorunların gün geçtikçe büyümesi köylülerin, çiftçilerin unutulduğunun en açık göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her geçen gün zamlanan üretimdeki maliyetlerin çiftçi kardeşlerimizi dayanamayacakları, katlanamayacakları bir darboğaza itmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği üzere, Başbakan Erdoğan, her fırsatta 2002 yılıyla bugünü karşılaştırmakta, kendisine göre, yıllar içinde “nereden nereye” gelindiğini yalan edebiyatıyla sıralamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizce <strong>“nereden nereye”</strong> gelindiği malumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu en iyi bilenler de şüphesiz henüz zamlı maaşını alamayan memurumuzdur, işyerini borçla açık tutan esnafımızdır, hakkı gasp edilen işçimizdir, hayat pahalılığına ezdirilen emeklimizdir ve toprağında ömür tüketen çiftçimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilhassa çiftçi kardeşlerimizin üretimlerinde girdi maliyetlerindeki, düşündürücü ve tehlike sinyalleri veren yüksek artışlar köyleri, çiftlikleri perişan hale getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gübre pahalıdır, mazot cep yakmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mazota yapılan zamlar köylere ateş gibi düşmekte, tarlaların bereketini bitirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Traktöre; ipotekle ve ağır banka borçlarıyla veya yenisinin satılıp eski modelinin alınmasıyla ancak ulaşılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumun ise traktör üretimiyle övünen AKP hükümetinin gündeminde ve umurunda olmadığı artık ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tohumluk, sulama bedelleri ve ilaç fiyatları almış başını yürümüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Elektrik fiyatları çiftçimizi zorlamakta, tarlalardan kaldırılan hasat banka faizlerine ancak yetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bahçesinde sebze ve meyve yetiştirerek geçimini sağlayan vatandaşlarımızın yanı sıra, suya bağımlı şekerpancarın, pamuğun ve çeltiğin sulama faturasındaki artış da karşılanamayacak düzeylere çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak düne nazaran ürünlerin satışından elde edilen gelirde gözle görülür bir iyileşme bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dayanılmaz manzara, çiftçi kardeşlerimizi üretim yapamaz, karınlarını doyuramaz bir noktaya getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan bu utanılacak tablonun neresinde istikrar bulunduğunu mutlaka açıklamak durumundadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki; terk edilen köylerin, bırakılan toprakların, dökülen gözyaşlarının, tükenen umutların ve haciz kıskacında olanların tek ve yegane sorumlusu Başbakan Erdoğan ve hükümetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, kimse yanlış bir hesabın içinde olmamalı, mağdurluğunda dolayı eziyet çeken çiftçilerimizi görmezden gelerek dışlamaya yeltenmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım odur ki, çiftçilerimiz mutlaka makûs talihlerini değiştirecek, demokrasi hasadında AKP’yi mutlaka haciz altına alarak sandıktan çıkarmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temennim, AKP hükümetinin, ‘Çiftçiler Günü&#8217; münasebetiyle, tarım alanındaki sorunlar üzerine düşünmesi ve gerekli olan tedbirleri mutlaka harekete geçirerek alın terleriyle toprağı işleyen cefakar çiftçilerimizin yüzünü güldürmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şart altında çiftçi kardeşlerimizin yanında bulunacağımızı, dertlerinin ortağı olacağımızı ve elimizi uzatacağımızı ifade ediyor, hepsinin bir kez daha ‘Çiftçiler Günü&#8217;nü&#8221; kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son vermeden önce bir konuyu daha huzurlarınızda gündeme getirmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her biri birbirinden kıymetli uzman çavuşları ve astsubaylarıyla birlikte, emniyet teşkilatımızda fedakârca hizmet veren polislerimizin özlük hakları, çalışma şartları ve ekonomik problemleri kapsamlı olarak ele alınmalı ve samimi olarak çözüme kavuşturulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu meslek mensuplarının gerek kariyerlerindeki derece yükselmesiyle ilgili engellerin kaldırılması, gerekse de maaşlarındaki iyileştirilmelerin süratle sağlanması parti olarak başlıca talep ve temennimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu konuda üzerimize düşen ne varsa yapmaya varız ve AKP’yi acilen Meclis zemininde harekete geçmeye davet ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşüncelerle konuşmama son verirken hepinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sağ olun, var olun.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-mayis-2012.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-mayis-2012.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enerji Meselesi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/enerji-meselesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/enerji-meselesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 16:27:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ar-Ge]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[enerji meselesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3698</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Egemen bir devlet olarak yaşayabilmek, bağımsızlığımızı kaybetmemek için, yer altı servetlerimize sahip çıkmak zorundayız.&#8221; BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ Devletlerin egemenlikleri ve milletlerin bekası için gerekli birçok kaynak vardır. Bu kaynakları maddi ve manevi olarak ikiye ayırmamız tam olarak doğru sonuçlara ulaşmamızı engeller. Çünkü dünya üzerinde yaşam maneviyatın ve maddi varlıkların uyum içinde harmanlanmasıyla önem kazanır. İnsanları diğer canlılardan farksız kılan; maddiyatçı bir anlayışla yaşamaktır. Manevi değerleri korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak maddi araçlarla, kaynaklarla mümkündür. Bu kaynakları yok saymak milletler için tehlikelidir. Bu bağlamda milletimizin kültürünü yaşatabilmesi, muasır medeniyetler seviyesinin üzerinde olabilmesi, bölgesinde ve dünyada gelişmelere yön verebilen bir devlet haline gelebilmesi için her kaynağı iyi değerlendirmesi ve geliştirmesi gerekmektedir. Dünya üzerinde canlılığın sürdürülebilmesi için gerekli en önemli kaynaklardan biri de enerjidir. İnsan vücudu da besinlerden aldığı enerjiyle hareket eder, aç bir insandaki performans düşüklüğünün sebebi enerji yoksunluğudur. Devletler de enerji ile yaşarlar; sanayi de, savunma da devletlerin olmazsa olmazlarındandır. Bunlar enerji kaynaklarına muhtaç temel kurumlardandır. Bölgesel ve küresel etkinliğin arttırılması ülkemizin temel kurumlarının güçlendirilmesiyle sağlanır. DÜNYA’DA ENERJİ KAYNAKLARI KULLANIMI  Dünya enerji üretiminde öncelikli kaynaklar petrol, doğalgaz ve kömür gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarıdır. Özellikle doğalgazın çevreyi daha az kirletmesinden dolayı enerji üretimindeki payı gün geçtikçe artmaktadır.  ünyanın en çok kullanılan enerji kaynağı petroldür. İkinci sırada kullanımı gittikçe azalan maden kömürü ve üçündü sırada üretim ve tüketimi hızla artan doğalgaz bulunmaktadır. Her dönem belirli bir enerji kaynağı önem kazanmıştır. Kömürün yerini zamanla petrol almış ve sonraki yıllarda doğalgaz önem kazanmıştır. Önümüzdeki yıllarda ise alternatif enerji kaynakları değer kazanacaktır.(Bakınız Grafik 1) Günümüzde dünya üzerinde kullanılmakta olan alternatif enerji kaynakları  şöyledir; Nükleer Enerji (dünyada 31 ülkede 437 ünitede elektrik üretimi sağlanıyor) Güneş Enerjisi ( verimli kullanılan ülkelerde 300 bin ton eşdeğer petrol enerji sağlıyor) Biyoenerji ( biyodizel ve biyogaz olarak kullanılmaktadır) Hidrojen Enerjisi ( 21,yy.a damga vurabilecek özelliklere sahip bir kaynaktır) Rüzgâr Enerjisi ( 4 tribün= 2100 bin ton petrole eşdeğerdir, elektrik üretiminde kullanılmaktadır ) Jeotermal Enerji ( ısıtmada, endüstride, tarımda ve elektrik elde etmede kullanılmaktadır) Dalga Enerjisi (dünyadaki bütün su gücünden 7 kat fazla elektrik üretebilir) Gel-Git Enerjisi (ve yüksek olduğu zamanlar arasındaki farktan doğan enerjidir.) Hidroelektrik Enerjisi (Dünya elektrik üretiminin %17′si sağlanıyor.) ÜLKEMİZDE ENERJİ KAYNAKLARI VE KULLANIMI Sanayi tesislerinin çalışması, aydınlatma, ısınma ve ulaşımın sağlanması büyük ölçüde enerjiye dayanmaktadır. Enerji, ülkelerin kalkınmasında önemli bir güç olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ülkelerin gelişmişlik düzeyleri belirtilirken ürettikleri ve tükettikleri enerji miktarları da göz önünde bulundurulmaktadır. Günümüzde dünyada yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanımı daha yaygındır. Bu kaynakların hem üretim aşamasında hem de kullanımı sonrasında büyük ölçüde çevre sorunları yaşanır. Bu yüzden yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması gereklidir. Ülkemiz yenilenebilen enerji kaynakları bakımından büyük bir potansiyele sahiptir. PETROL: Ülkemizde petrol ihtiyacının ancak %14′ü karşılanabilmektedir. Geri kalanı ülkemizde petrol bulunmasına rağmen sondaj maliyetine eşdeğer fiyatlarla ithal edilmektedir. KÖMÜR: Kalori değeri yüksek olduğu için büyük bir kısmı demir-çelik endüstrisinde, geri kalanı ise Çatalağzı termik santralinde elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Demir-çelik endüstrisinin ihtiyacını karşılayamadığından dolayı ithal edilir. DOĞALGAZ: Başlıca doğalgaz yataklarımız Trakya-Hamit abat, Mardin ve Siirt’te bulunur. Doğalgaz rezervlerimiz çok yetersiz olduğu için uzun yıllardan beri Rusya’dan ithal edilmektedir. RADYOAKTİF...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><em><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/enerjimeselesi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3699" title="enerjimeselesi" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/enerjimeselesi-300x266.jpg" alt="" width="300" height="266" /></a>&#8220;Egemen bir devlet olarak yaşayabilmek, bağımsızlığımızı kaybetmemek için, yer altı servetlerimize sahip çıkmak zorundayız.&#8221;<br />
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Devletlerin egemenlikleri ve milletlerin bekası için gerekli birçok kaynak vardır. Bu kaynakları maddi ve manevi olarak ikiye ayırmamız tam olarak doğru sonuçlara ulaşmamızı engeller. Çünkü dünya üzerinde yaşam maneviyatın ve maddi varlıkların uyum içinde harmanlanmasıyla önem kazanır. İnsanları diğer canlılardan farksız kılan; maddiyatçı bir anlayışla yaşamaktır. Manevi değerleri korumak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak maddi araçlarla, kaynaklarla mümkündür. Bu kaynakları yok saymak milletler için tehlikelidir. Bu bağlamda milletimizin kültürünü yaşatabilmesi, muasır medeniyetler seviyesinin üzerinde olabilmesi, bölgesinde ve dünyada gelişmelere yön verebilen bir devlet haline gelebilmesi için her kaynağı iyi değerlendirmesi ve geliştirmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya üzerinde canlılığın sürdürülebilmesi için gerekli en önemli kaynaklardan biri de enerjidir. İnsan vücudu da besinlerden aldığı enerjiyle hareket eder, aç bir insandaki performans düşüklüğünün sebebi enerji yoksunluğudur. Devletler de enerji ile yaşarlar; sanayi de, savunma da devletlerin olmazsa olmazlarındandır. Bunlar enerji kaynaklarına muhtaç temel kurumlardandır. Bölgesel ve küresel etkinliğin arttırılması ülkemizin temel kurumlarının güçlendirilmesiyle sağlanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DÜNYA’DA ENERJİ KAYNAKLARI KULLANIMI</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> Dünya enerji üretiminde öncelikli kaynaklar petrol, doğalgaz ve kömür gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarıdır. Özellikle doğalgazın çevreyi daha az kirletmesinden dolayı enerji üretimindeki payı gün geçtikçe artmaktadır.  ünyanın en çok kullanılan enerji kaynağı petroldür. İkinci sırada kullanımı gittikçe azalan maden kömürü ve üçündü sırada üretim ve tüketimi hızla artan doğalgaz bulunmaktadır. Her dönem belirli bir enerji kaynağı önem kazanmıştır. Kömürün yerini zamanla petrol almış ve sonraki yıllarda doğalgaz önem kazanmıştır. Önümüzdeki yıllarda ise alternatif enerji kaynakları değer kazanacaktır.(Bakınız Grafik 1)</p>
<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/enerjimeselesi1.jpg"><img class="size-full wp-image-3703 aligncenter" title="enerjimeselesi1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/enerjimeselesi1.jpg" alt="" width="600" height="217" /></a></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Günümüzde dünya üzerinde kullanılmakta olan alternatif enerji kaynakları  şöyledir;</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nükleer Enerji </strong><strong>(dünyada 31 ülkede 437 ünitede elektrik üretimi sağlanıyor)</strong><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Güneş Enerjisi ( </strong><strong>verimli kullanılan ülkelerde 300 bin ton eşdeğer petrol enerji sağlıyor)</strong><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Biyoenerji </strong><strong>( biyodizel ve biyogaz olarak kullanılmaktadır)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hidrojen Enerjisi </strong><strong>( 21,yy.a damga vurabilecek özelliklere sahip bir kaynaktır)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rüzgâr Enerjisi </strong><strong>( 4 tribün= 2100 bin ton petrole eşdeğerdir, elektrik üretiminde kullanılmaktadır )</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Jeotermal Enerji </strong><strong>(</strong> ısıtmada, endüstride, tarımda ve elektrik elde etmede kullanılmaktadır)<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dalga Enerjisi (</strong>dünyadaki bütün su gücünden 7 kat fazla elektrik üretebilir)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gel-Git Enerjisi (</strong>ve yüksek olduğu zamanlar arasındaki farktan doğan enerjidir.)<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hidroelektrik Enerjisi (</strong>Dünya elektrik üretiminin %17′si sağlanıyor.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ÜLKEMİZDE ENERJİ KAYNAKLARI VE KULLANIMI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sanayi tesislerinin çalışması, aydınlatma, ısınma ve ulaşımın sağlanması büyük ölçüde enerjiye dayanmaktadır. Enerji, ülkelerin kalkınmasında önemli bir güç olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ülkelerin gelişmişlik düzeyleri belirtilirken ürettikleri ve tükettikleri enerji miktarları da göz önünde bulundurulmaktadır. Günümüzde dünyada yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanımı daha yaygındır. Bu kaynakların hem üretim aşamasında hem de kullanımı sonrasında büyük ölçüde çevre sorunları yaşanır. Bu yüzden yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması gereklidir. Ülkemiz yenilenebilen enerji kaynakları bakımından büyük bir potansiyele sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">PETROL: Ülkemizde petrol ihtiyacının ancak %14′ü karşılanabilmektedir. Geri kalanı ülkemizde petrol bulunmasına rağmen sondaj maliyetine eşdeğer fiyatlarla ithal edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">KÖMÜR: Kalori değeri yüksek olduğu için büyük bir kısmı demir-çelik endüstrisinde, geri kalanı ise Çatalağzı termik santralinde elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Demir-çelik endüstrisinin ihtiyacını karşılayamadığından dolayı ithal edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">DOĞALGAZ: Başlıca doğalgaz yataklarımız Trakya-Hamit abat, Mardin ve Siirt’te bulunur. Doğalgaz rezervlerimiz çok yetersiz olduğu için uzun yıllardan beri Rusya’dan ithal edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>RADYOAKTİF </strong><strong>MİNERALLER</strong>: Bunlar uranyum ve toryumdur. Atom çekirdeğinin parçalanması sonucu büyük bir enerji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde önemli uranyum yatakları Manisa-Salihli ve Yozgat-Sorgun’da, toryum yatakları ise Eskişehir-Sivrihisar’da bulunmaktadır. Ülkemizde işletmeye açılan uranyum ve toryum yatakları bulunmamaktadır. Birçok ülke elektrik üretiminin büyük bir bölümünü nükleer enerjiden gerçekleştirmektedir. Fransa elektrik üretiminin %70′ini, Belçika %67′sini, İsveç %50 sini, Hindistan %3′ünü, Pakistan ise %2′sini nükleer enerjiden sağlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>GÜNEŞ ENERJİSİ:</strong> Yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde en önemlisidir. Ülkemiz coğrafi konumu nedeniyle güneş enerjisi potansiyeli bakımından şanslı bir ülkedir. Birçok bölgemizde güneşli gün sayısı ve güneşlenme süresi yeterli düzeydedir. Yıl içerisinde güneşlenme süresi en yüksek olan bölgelerimiz Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz’dir, en az olan bölgemiz ise Karadeniz’dir. Ülkemizde genelde su ısıtılmasında kullanılan güneş enerjisi, teknolojik imkânların gelişmesine bağlı olarak yaygınlaşmaktadır ve zamanla bu enerji farklı alanlarda kullanılmaya başlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>RÜZGÂR </strong><strong>ENERJİSİ: </strong>Rüzgâr enerjisi hem ucuz hem de çevreyi kirletmeyen bir enerji kaynağıdır. Ülkemizde ilk ticari amaçlı rüzgâr santrali 1998 yılında Çeşme (İzmir)’de kurulmuştur. Rüzgâr santrallerinin kurulmasının pahalı bir yatırım olması en önemli sıkıntılardan biridir. Rüzgâr enerjisi potansiyeli bakımından Ege, Marmara ve Doğu Akdeniz kıyıları zengin yerlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>JEOTERMAL </strong><strong>ENERJİ:</strong> Yerin derinliklerinde ısınarak yüzeye çıkan sıcak su ve su buharından elde edilen enerjiye jeotermal enerji denir. Türkiye jeotermal enerji potansiyeli bakımından dünyanın zengin ülkeleri arasında yer alır. Ülkemizde jeotermal enerji ısıtma ve elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Denizli-Sarayköy ve Aydın-Germencik’te enerji üretimi yapılmaktadır. Üretilen enerji miktarı kapasitenin çok altında kalmaktadır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZ</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Grafik 1: Tüketimin Kaynaklara Göre Dağılımı</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/enerjimeselesi2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3704" title="enerjimeselesi2" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/enerjimeselesi2.jpg" alt="" width="525" height="297" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Birincil enerji tüketimindeki artışlara rağmen yerli üretimde aynı oranda bir artışın olmaması ithalata bağımlılık oranını giderek artırmaktadır. Yenilenebilir ve alternatif diğer enerji kaynakları kullanımı arttırılmalı ve enerji üretiminde teknolojik ve mali destek sağlanarak dışa bağımlılık azaltılmaya çalışılmalıdır.’’Maden politikası akıl politikasıdır. Nadir madenlerimiz devletleştirilmelidir. Değil yabancı sermayeye iç ve özel sektöre dahi bırakılmayacak değerde olan milli yükselişimizi sağlayabilecek yeraltı zenginliklerimizin işletimi devlet kontrolünde olmalıdır. Bütün madenlerimiz aranmalı ve işletilmelidir. Dünyanın en büyük Boraks maden rezervine sahip iki ülkeden biri olmamıza rağmen yıllardır bu madenimiz yok pahasına ihraç edilmekte ve dışarıda işlenerek bize geri satılmaktadır. Ağır sanayide ve yakıt olarak kullanılan bu madenimiz enerji üretiminde ülkemizi lider konuma taşıyacak madenlerden sadece biridir.</p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı</strong></em><br />
<em><strong>Ar-Ge Birimi</strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fenerji-meselesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/enerji-meselesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya’da Muhteşem Şölen</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 15:15:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kınık]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Aybüke Ayberk]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Orhun]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Yıldızdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Ozan Manas]]></category>
		<category><![CDATA[Serik Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Türk’ün Bahar Şöleni]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Burcu Aybüke Tekgül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3676</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları ve Serik Ülkü Ocakları’nın birlikte düzenlediği Türk’ün Bahar Şöleni görkemli geçti. Serik Deniztepesi Köyü Kısık Mevkiinde gerçekleştirilen etkinliğe Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Burcu Aybüke Tekgül, MHP MYK Üyesi Kemal Çelik, Almanya Türk Federasyon Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Sarıoğlu, MHP Antalya İl Başkanı Osman Çetin, Serik Belediye Başkanı Mehmet Habalı, Belkıs Belediye Başkanı Remzi Yıldız ve çok sayıda vatandaşlar katıldı. Sabah saatlerinde başlayan etkinlikler kapsamında yağlı güreş müsabakaları, mangala ‘en eski Türk Strateji Oyunu’, tavla ve satranç turnuvası, yoğurt yeme, halat çekme, çuval yarışı, yumurta taşıma, bilek güreşi gibi yarışmalarla eğlenceli vakit geçirildi. Yapılan yarışmaların ardından Ali Ateş, Ozan Manas, Grup Orhun, Mustafa Aksoy, Aybüke Ayberk, Ali Kınık, Ahmet Şafak ve Mustafa Yıldızdoğan sahne alarak hayranlarına konser verdiler. Etkinlik Mustafa Yıldızdoğan konseri ile sona erdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-16.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3692" title="Türk'ün Bahar Şöleni 16" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-16-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Antalya Ülkü Ocakları ve Serik Ülkü Ocakları’nın birlikte düzenlediği Türk’ün Bahar Şöleni görkemli geçti.</p>
<p>Serik Deniztepesi Köyü Kısık Mevkiinde gerçekleştirilen etkinliğe Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Burcu Aybüke Tekgül, MHP MYK Üyesi Kemal Çelik, Almanya Türk Federasyon Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Sarıoğlu, MHP Antalya İl Başkanı Osman Çetin, Serik Belediye Başkanı Mehmet Habalı, Belkıs Belediye Başkanı Remzi Yıldız ve çok sayıda vatandaşlar katıldı.</p>
<p>Sabah saatlerinde başlayan etkinlikler kapsamında yağlı güreş müsabakaları, mangala ‘en eski Türk Strateji Oyunu’, tavla ve satranç turnuvası, yoğurt yeme, halat çekme, çuval yarışı, yumurta taşıma, bilek güreşi gibi yarışmalarla eğlenceli vakit geçirildi.</p>
<p>Yapılan yarışmaların ardından Ali Ateş, Ozan Manas, Grup Orhun, Mustafa Aksoy, Aybüke Ayberk, Ali Kınık, Ahmet Şafak ve Mustafa Yıldızdoğan sahne alarak hayranlarına konser verdiler. Etkinlik Mustafa Yıldızdoğan konseri ile sona erdi.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-1' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 1" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-2-2' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 2" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-3' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 3" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 3" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-4' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 4" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 4" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-5' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 5'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 5" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 5" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-6' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 6'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 6" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 6" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-7' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 7'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-7-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 7" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 7" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-8' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 8'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-8-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 8" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 8" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-9' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 9'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-9-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 9" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 9" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-10' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 10'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-10-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 10" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 10" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-11' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 11'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-11-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 11" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 11" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-12' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 12'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-12-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 12" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 12" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-13' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 13'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-13-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 13" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 13" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-14' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 14'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-14-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 14" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 14" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-15' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 15'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-15-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 15" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 15" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-16' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 16'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-16-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 16" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 16" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-17' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 17'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-17-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 17" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 17" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/turkun-bahar-soleni-18' title='Türk&#039;ün Bahar Şöleni 18'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Türkün-Bahar-Şöleni-18-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 18" title="Türk&#039;ün Bahar Şöleni 18" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalyada-muhtesem-solen.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-muhtesem-solen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin “3 Mayıs Milliyetçiler Günü” münasebetiyle yayımladıkları kutlama mesajı. 3 Mayıs 2012</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-3-mayis-milliyetciler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji-3-mayis-2012.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-3-mayis-milliyetciler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji-3-mayis-2012.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 20:27:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs 1944]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs Milliyetçiler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3721</guid>
		<description><![CDATA[3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü huşu, hürmet ve kıvançla idrak ediyoruz. Türk milliyetçiliğinin bir asrı aşan fikir serüveninde, sahip olduğu anlam ve neden olduğu gelişmeler bakımından hayati bir yeri bulunan 3 Mayıs 1944 ruhunu ve yıldönümünü iştiyakla hatırlıyoruz ve yâd ediyoruz. Rahmetle andığımız merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın; cesur, atılgan ve geri adım atmayan milliyetçi dirilişe muhalefet eden ve bundan rahatsızlık duyan güruhla başlattığı mücadelenin yargıya taşınması 3 Mayıs hadiselerini ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda milliyetçiliğin de yargılandığı söz konusu hukuki süreçte, Türk milliyetçileri ilk kez sivil bir muhalefet olarak varlıklarını ispatlamışlar ve aidiyet hissiyle kendilerini feda etmeye hazır oldukları Türk milletini yüceltmek için her fedakârlığı yapacaklarını göstermişlerdir. Husumet yıldırımlarını milliyetçiliğin mukaddes bağrına düşürmeye çalışanlar çok şükür ki karşılarında, Türklüğün binlerce yıllık kutlu mirasını layıkıyla benimsemiş, yenilmeyi ve boyun eğmeyi aklından bile geçirmemiş bir yiğitlik ve azim bulmuştur. Bundan tam 68 yıl önce, milliyetçiliği gönüllerinde bayraklaştıran bir avuç yürekli dava insanı; inanmışlığın, adanmışlığın ve kararlılığın en mümtaz örneklerini zorluklara rağmen göstermiştir. Nitekim merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in aralarında bulunduğu 23 şuurlu milliyetçinin; Türk milletinin maddi ve manevi varlığına kast edenlere karşı gösterdiği anlamlı duruşun başlangıcı olan bu kutlu tarih, aynı zamanda Türk milliyetçilerine reva görülen eza ve cefa dolu bir dönemin de miladı olmuştur. Yarım metrekarelik bir alana sahip olan tabutluklarda; Türk milliyetçilerine yapılan işkenceler, onların Türk vatanına bağlılıklarını ve sevdalarını asla azaltmamış, aksine kamçılamış, sağlamlaştırmış ve daha da derinleştirmiştir. Muhatap kalınan çileler, çekilen eziyetler ve reva görülen zalimlikler milliyetçiliğin anlamına ve değerine zarar verememiş, belirlenen hedeflere ulaşma iddiasını zedeleyememiştir. 1940’lı yılların kamplaşmış toplum, taşlaşmış devlet yapısında; aklı, hakkı, irfanı ve ideali temsil eden milliyetçiliğin iftihar ve aziz isimleri, sonraki nesiller için de heyecan ve ilham kaynağı olmuştur. Diğer taraftan tıpkı 1940’lı yıllarda olduğu gibi bugün de, milliyetçiliği ırkçılıkla aynı kategoriye sokmaya; tek tipleştirici, daraltıcı ve boğucu bir yapıda göstermeye çalışan artniyetli ısrar ve kurnazlık gün geçtikçe farklı metotları kullanarak varlığını hissettirmektedir. Faşizmle milliyetçiliği, ırkla milleti bir ve aynı görmek, bu puslu alanda milliyetçi-ülkücü harekete yeni 3 Mayıs tezgâhları hazırlamak en hafif tabirle cahillik ve kalleşlik olarak tanımlanacaktır. Milliyetçiliğin birleştirici ve tamamlayıcı vasfını itiraf edemeyenler, dinamik ve gelişmeye açık yönünü kabullenemeyenler elbette milli varlık ve değer hükümlerinden alerji duyanlardır. Yarım, yanlış ve yanlı fikirlerle milliyetçiliği eleştirenler, buradan hareketle düşmanlık tohumlarının filizleneceğini müfterice iddia edenler, öncelikle yetiştikleri sosyal ve ideolojik muhitin beşinci sınıf kumaşına ve ayağa düşmüş kalitesine odaklanmaları gerekmektedir. Bilinmelidir ki, milliyetçilik geleceğin rehberi, içinde bulunduğumuz çağın eskimeyecek vizyonu, milletin yegane güvencesi, ekonomik gelişmenin motoru, demokrasi ve özgürlüklerin teşvikçisi ve yol arkadaşıdır. Milliyetçilik çağdaş, modern ve insana ait olan kıymeti önceliğine alan birlikte yaşama ve kardeşlik projesidir. Bu itibarla Türkiye’nin her alanda milliyetçiliğe ve milli yönelişe ihtiyacı olduğu kuşkusuzdur. Ayırma, dağıtma, bölme, dışlama, yabancılaştırma milliyetçiliğin lügatinde olmayan, milliyetçiliğin diline aykırı anormallikler olarak değerlendirilmeli ve böyle anlaşılmalıdır. Kaldı ki 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nün manası da burada aranmalı, beslendiği sosyal, kültürel ve ideolojik membaanın kaynağı da burada görülmelidir. Unutulmamalıdır ki, Türk Milliyetçiliği milletimize yabancı ve aykırı dayatmaları boşa çıkarmanın, onurlu ve bağımsız yaşamanın, Türk kimliğine sahip çıkarak, kendi geleceğimize egemen olma düşüncesinin fonksiyonel hale gelmiş...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü huşu, hürmet ve kıvançla idrak ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçiliğinin bir asrı aşan fikir serüveninde, sahip olduğu anlam ve neden olduğu gelişmeler bakımından hayati bir yeri bulunan 3 Mayıs 1944 ruhunu ve yıldönümünü iştiyakla hatırlıyoruz ve yâd ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Rahmetle andığımız merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın; cesur, atılgan ve geri adım atmayan milliyetçi dirilişe muhalefet eden ve bundan rahatsızlık duyan güruhla başlattığı mücadelenin yargıya taşınması 3 Mayıs hadiselerini ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı zamanda milliyetçiliğin de yargılandığı söz konusu hukuki süreçte, Türk milliyetçileri ilk kez sivil bir muhalefet olarak varlıklarını ispatlamışlar ve aidiyet hissiyle kendilerini feda etmeye hazır oldukları Türk milletini yüceltmek için her fedakârlığı yapacaklarını göstermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Husumet yıldırımlarını milliyetçiliğin mukaddes bağrına düşürmeye çalışanlar çok şükür ki karşılarında, Türklüğün binlerce yıllık kutlu mirasını layıkıyla benimsemiş, yenilmeyi ve boyun eğmeyi aklından bile geçirmemiş bir yiğitlik ve azim bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan tam 68 yıl önce, milliyetçiliği gönüllerinde bayraklaştıran bir avuç yürekli dava insanı; inanmışlığın, adanmışlığın ve kararlılığın en mümtaz örneklerini zorluklara rağmen göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in aralarında bulunduğu 23 şuurlu milliyetçinin; Türk milletinin maddi ve manevi varlığına kast edenlere karşı gösterdiği anlamlı duruşun başlangıcı olan bu kutlu tarih, aynı zamanda Türk milliyetçilerine reva görülen eza ve cefa dolu bir dönemin de miladı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yarım metrekarelik bir alana sahip olan tabutluklarda; Türk milliyetçilerine yapılan işkenceler, onların Türk vatanına bağlılıklarını ve sevdalarını asla azaltmamış, aksine kamçılamış, sağlamlaştırmış ve daha da derinleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhatap kalınan çileler, çekilen eziyetler ve reva görülen zalimlikler milliyetçiliğin anlamına ve değerine zarar verememiş, belirlenen hedeflere ulaşma iddiasını zedeleyememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">1940’lı yılların kamplaşmış toplum, taşlaşmış devlet yapısında; aklı, hakkı, irfanı ve ideali temsil eden milliyetçiliğin iftihar ve aziz isimleri, sonraki nesiller için de heyecan ve ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan tıpkı 1940’lı yıllarda olduğu gibi bugün de, milliyetçiliği ırkçılıkla aynı kategoriye sokmaya; tek tipleştirici, daraltıcı ve boğucu bir yapıda göstermeye çalışan artniyetli ısrar ve kurnazlık gün geçtikçe farklı metotları kullanarak varlığını hissettirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Faşizmle milliyetçiliği, ırkla milleti bir ve aynı görmek, bu puslu alanda milliyetçi-ülkücü harekete yeni 3 Mayıs tezgâhları hazırlamak en hafif tabirle cahillik ve kalleşlik olarak tanımlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçiliğin birleştirici ve tamamlayıcı vasfını itiraf edemeyenler, dinamik ve gelişmeye açık yönünü kabullenemeyenler elbette milli varlık ve değer hükümlerinden alerji duyanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yarım, yanlış ve yanlı fikirlerle milliyetçiliği eleştirenler, buradan hareketle düşmanlık tohumlarının filizleneceğini müfterice iddia edenler, öncelikle yetiştikleri sosyal ve ideolojik muhitin beşinci sınıf kumaşına ve ayağa düşmüş kalitesine odaklanmaları gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, milliyetçilik geleceğin rehberi, içinde bulunduğumuz çağın eskimeyecek vizyonu, milletin yegane güvencesi, ekonomik gelişmenin motoru, demokrasi ve özgürlüklerin teşvikçisi ve yol arkadaşıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçilik çağdaş, modern ve insana ait olan kıymeti önceliğine alan birlikte yaşama ve kardeşlik projesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Türkiye’nin her alanda milliyetçiliğe ve milli yönelişe ihtiyacı olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayırma, dağıtma, bölme, dışlama, yabancılaştırma milliyetçiliğin lügatinde olmayan, milliyetçiliğin diline aykırı anormallikler olarak değerlendirilmeli ve böyle anlaşılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nün manası da burada aranmalı, beslendiği sosyal, kültürel ve ideolojik membaanın kaynağı da burada görülmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, Türk Milliyetçiliği milletimize yabancı ve aykırı dayatmaları boşa çıkarmanın, onurlu ve bağımsız yaşamanın, Türk kimliğine sahip çıkarak, kendi geleceğimize egemen olma düşüncesinin fonksiyonel hale gelmiş bir ifadesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Destansı ve ibretlik bir mücadele sonucunda, hiçbir saldırının yıldıramadığı milliyetçi kahramanların manevi emanetlerine ziyadesiyle sahip çıktığımız ve bunu daha da ileri götürme konusunda tartışılmaz çaba içinde bulunduğumuz şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle büyük Türk milletinin ve değerli dava arkadaşlarımın ‘3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü kutluyor; milliyetçi kahramanları şükran ve minnetle anıyor; başta merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey olmak üzere, hayatlarını kaybedenlerle birlikte tüm dava şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-3-mayis-milliyetciler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji-3-mayis-2012.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-3-mayis-milliyetciler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji-3-mayis-2012.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın 3 Mayıs Milliyetçiler Bayramı Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-3-mayis-milliyetciler-bayrami-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-3-mayis-milliyetciler-bayrami-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 08:25:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs Milliyetçiler Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3671</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçilik, dünya milletleri arasında geçen mücadelede, en büyük güç olma özelliğini her dönemde korumuştur. Böylesine önemli bir olgu olan milliyetçilik, tarihler 1944’ü gösterdiği vakit dönemin siyasi iktidarı tarafından hor görülen, aşağılanan bir mefhum haline gelmiştir. İşte böyle bir ortamda bir avuç Türkçü aydın bu tutuma karşı dik duruşlarını göstermiş ve dönemin iktidar sahiplerine karşı direnmişlerdir. Bu Türkçü aydınlar dönemin iktidarınca nizam düşmanlığı ve ırkçılık gibi suçlamalara maruz kalarak yargılanmış ve tabutluklarda işkencelere tabi tutulmuştur. &#160; 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin varlık iradesini ortaya koyuşunun tarihi vesikalarındandır. Türklüğün izzet ve ismetine yakışır bir hareket tarzıyla ortaya çıkan bu irade, dönemin siyasi gelişmelerine karşı milli bir reflekstir. &#160; 3 Mayıs 1944, o güne kadar ‘edebi ve ilmi bir saha’ olan Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası, bir fikrin harekete dönüşmesinde mihenk taşıdır. &#160; Türk milletini her türlü emperyalizmden korumak için; inandıkları fikirleri, değerleri ve doğruları haykıran Türk milliyetçilerinin verdikleri bu mücadele, bugün daha net bir şekilde anlaşılmaktadır. Dün Türk milliyetçilerini en ağır şekilde eleştirenler, şimdilerde ise onlara hak vermenin mahcubiyetini yaşamaktadırlar. Bugün Türkiye, etnik milliyetçilikleri körükleyen ve Türk kimliğini her fırsatta reddeden bir siyasi anlayışla idare edilmektedir. “Türk’üm” diyemeyenlerin, Türklük şuurunu sorgulamaya açanların, Türk olmaktan gurur duyanları ırkçılıkla suçlayanların ‘aydın’ olduğu günümüzde, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nün önemi bir kat daha artmaktadır. &#160; Bu önemli günde içlerindeki milli şuur ve iman ateşi bir an olsun sönmeyen ve Türk milliyetçiliği tarihinin altın sayfalarını oluşturan, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş, H. Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve nicelerini bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz. &#160; Bu duygu ve düşüncelerle, Türk milletinin “ 3 Mayıs Milliyetçiler Gününü” kutlar ve 3 Mayıs ruhunun milliyetçi yüreklerde bütün heyecanıyla ve samimiyetiyle vücut bulmasını temenni ederiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/SerkanUysal1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3361" title="SerkanUysal1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/SerkanUysal1-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Milliyetçilik, dünya milletleri arasında geçen mücadelede, en büyük güç olma özelliğini her dönemde korumuştur. Böylesine önemli bir olgu olan milliyetçilik, tarihler 1944’ü gösterdiği vakit dönemin siyasi iktidarı tarafından hor görülen, aşağılanan bir mefhum haline gelmiştir. İşte böyle bir ortamda bir avuç Türkçü aydın bu tutuma karşı dik duruşlarını göstermiş ve dönemin iktidar sahiplerine karşı direnmişlerdir. Bu Türkçü aydınlar dönemin iktidarınca nizam düşmanlığı ve ırkçılık gibi suçlamalara maruz kalarak yargılanmış ve tabutluklarda işkencelere tabi tutulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin varlık iradesini ortaya koyuşunun tarihi vesikalarındandır. Türklüğün izzet ve ismetine yakışır bir hareket tarzıyla ortaya çıkan bu irade, dönemin siyasi gelişmelerine karşı milli bir reflekstir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3 Mayıs 1944, o güne kadar ‘edebi ve ilmi bir saha’ olan Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası, bir fikrin harekete dönüşmesinde mihenk taşıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk milletini her türlü emperyalizmden korumak için; inandıkları fikirleri, değerleri ve doğruları haykıran Türk milliyetçilerinin verdikleri bu mücadele, bugün daha net bir şekilde anlaşılmaktadır. Dün Türk milliyetçilerini en ağır şekilde eleştirenler, şimdilerde ise onlara hak vermenin mahcubiyetini yaşamaktadırlar. Bugün Türkiye, etnik milliyetçilikleri körükleyen ve Türk kimliğini her fırsatta reddeden bir siyasi anlayışla idare edilmektedir. “Türk’üm” diyemeyenlerin, Türklük şuurunu sorgulamaya açanların, Türk olmaktan gurur duyanları ırkçılıkla suçlayanların ‘aydın’ olduğu günümüzde, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nün önemi bir kat daha artmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu önemli günde içlerindeki milli şuur ve iman ateşi bir an olsun sönmeyen ve Türk milliyetçiliği tarihinin altın sayfalarını oluşturan, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş, H. Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve nicelerini bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, Türk milletinin “ 3 Mayıs Milliyetçiler Gününü” kutlar ve 3 Mayıs ruhunun milliyetçi yüreklerde bütün heyecanıyla ve samimiyetiyle vücut bulmasını temenni ederiz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysalin-3-mayis-milliyetciler-bayrami-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-3-mayis-milliyetciler-bayrami-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 8. Hafta Tamamlandı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 07:39:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Mehmet Akif OKUR]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dış Politikası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3663</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 8. Hafta Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif OKUR’un katılımı ile tamamlandı. Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile “Arap Baharı ve Türk Dış Politikası” başlığı altında gerçekleştirilen derste, Tunus’ta başlayan ve bazı Arap ülkelerinde devam eden halk ayaklanmaları, yıkılan diktatör rejimler ve önümüzdeki süreçte bu coğrafyaların nasıl, ne şekilde ve kimler tarafından şekillendirileceği konuşuldu. Söz konusu isyanların oluşumunda yer alan dış kaynaklı etkenler ve ülkelerin kendi iç dinamikleri hakkında bilgi veren Okur, Türkiye’nin bu süreçte çok dikkatli davranması gerektiğini ve bölge üzerindeki tarihi rolünü ve gücünü göz ardı etmeden hareket etmesi gerektiğini belirtti. Ders soru cevap bölümü ile son buldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-8.-Hafta-4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3667" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 4" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-8.-Hafta-4-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 8. Hafta Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif OKUR’un katılımı ile tamamlandı.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile “Arap Baharı ve Türk Dış Politikası” başlığı altında gerçekleştirilen derste, Tunus’ta başlayan ve bazı Arap ülkelerinde devam eden halk ayaklanmaları, yıkılan diktatör rejimler ve önümüzdeki süreçte bu coğrafyaların nasıl, ne şekilde ve kimler tarafından şekillendirileceği konuşuldu. Söz konusu isyanların oluşumunda yer alan dış kaynaklı etkenler ve ülkelerin kendi iç dinamikleri hakkında bilgi veren Okur, Türkiye’nin bu süreçte çok dikkatli davranması gerektiğini ve bölge üzerindeki tarihi rolünü ve gücünü göz ardı etmeden hareket etmesi gerektiğini belirtti. Ders soru cevap bölümü ile son buldu.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-8-hafta-1' title='Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-8.-Hafta-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 1" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-8-hafta-2' title='Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-8.-Hafta-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 2" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-8-hafta-3' title='Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-8.-Hafta-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 3" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 3" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-8-hafta-4' title='Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-8.-Hafta-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 4" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi 8. Hafta 4" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-8-hafta-tamamlandi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demre Ülkü Ocakları&#8217;ndan Dayanışma Yemeği</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 19:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma yemeği]]></category>
		<category><![CDATA[Demre Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3650</guid>
		<description><![CDATA[Demre Ülkü Ocakları’nın Leymona Restaurant’ta düzenlediği dayanışma yemeğine çok sayıda genç katıldı. Restaurant’ta yer bulamayan gençler, dışarıda kurulan masalarda yemek verildi. Yemeğe katılan gençler organizasyonu yapan Demre Ülkü Ocakları Başkanı Davut Aksoy’a teşekkür ederek, bundan sonra bu gibi etkinliklerin sık sık yapılması temennisinde bulundular. Başkan Aksoy 5 Mayıs’ta Serik’te yapılacak olan Türk’ün Bahar Şöleni’ne katılmak isteyen gençlerin ulaşımını sağlayacaklarını ve 13 Mayıs Pazar günü Kum dağında Yapılacak Olan 3. Katmer Şenliğinde davet etti. Yemekte kısa bir konuşma yapan MHP İlçe Başkanı İzzet Boztepe geceye katılanlara gençlere ve organizasyonu yapan Ülkü Ocakları Başkanı Davut Aksoy’a teşekkür etti. Yemek duasından sonra Emekli Hâkim- Avukat Bayram Erkol gençlere birlik ve beraberliklerini kaybetmemelerini, anneye babaya hürmetinizi ve sevginizi hiç esirgemeyin dedi. Ülke güllük gülistanlık değil, dünya güllük gülistanlık değil, emperyalizmin o güçleri diyor ki dünyadaki 7 milyon insan çok fazla bize ancak 2 milyon civarında hizmetçi lazım diyorlar, nasıl yapacaklar bunu kardeşi kardeşe kıydırarak. Dibimizde ki Suriye’de bombayı patlatanda Allah’ü ekber diyor, bombayı yiyende Allah’ü ekber diyor. O’da şehidim diyor, öbürküde şehidim diyor. Neyin kavgasını yapıyorlar ikisi de Müslüman’ım diyor. Müslüman’ı Müslüman’a kıydırıyorlar. Gençler onun için birbirinizi sevin, şucu bucu diye ayırmayın. Kendimizin kim olduğunu, bu toprakların nasıl kazanıldığını unutmayın, hep okuyun ne olursa olsun mutlaka okuyun diyerek sözlerini bitirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3651" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Demre Ülkü Ocakları’nın Leymona Restaurant’ta düzenlediği dayanışma yemeğine çok sayıda genç katıldı. Restaurant’ta yer bulamayan gençler, dışarıda kurulan masalarda yemek verildi.</p>
<p>Yemeğe katılan gençler organizasyonu yapan Demre Ülkü Ocakları Başkanı Davut Aksoy’a teşekkür ederek, bundan sonra bu gibi etkinliklerin sık sık yapılması temennisinde bulundular.</p>
<p>Başkan Aksoy 5 Mayıs’ta Serik’te yapılacak olan Türk’ün Bahar Şöleni’ne katılmak isteyen gençlerin ulaşımını sağlayacaklarını ve 13 Mayıs Pazar günü Kum dağında Yapılacak Olan 3. Katmer Şenliğinde davet etti.</p>
<p>Yemekte kısa bir konuşma yapan MHP İlçe Başkanı İzzet Boztepe geceye katılanlara gençlere ve organizasyonu yapan Ülkü Ocakları Başkanı Davut Aksoy’a teşekkür etti. Yemek duasından sonra Emekli Hâkim- Avukat Bayram Erkol gençlere birlik ve beraberliklerini kaybetmemelerini, anneye babaya hürmetinizi ve sevginizi hiç esirgemeyin dedi. Ülke güllük gülistanlık değil, dünya güllük gülistanlık değil, emperyalizmin o güçleri diyor ki dünyadaki 7 milyon insan çok fazla bize ancak 2 milyon civarında hizmetçi lazım diyorlar, nasıl yapacaklar bunu kardeşi kardeşe kıydırarak. Dibimizde ki Suriye’de bombayı patlatanda Allah’ü ekber diyor, bombayı yiyende Allah’ü ekber diyor. O’da şehidim diyor, öbürküde şehidim diyor. Neyin kavgasını yapıyorlar ikisi de Müslüman’ım diyor. Müslüman’ı Müslüman’a kıydırıyorlar. Gençler onun için birbirinizi sevin, şucu bucu diye ayırmayın. Kendimizin kim olduğunu, bu toprakların nasıl kazanıldığını unutmayın, hep okuyun ne olursa olsun mutlaka okuyun diyerek sözlerini bitirdi.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/demre-ulku-ocaklari-dayanisma-yemegi-1' title='Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 1" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/demre-ulku-ocaklari-dayanisma-yemegi-2' title='Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 2" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/demre-ulku-ocaklari-dayanisma-yemegi-3' title='Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 3" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 3" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/demre-ulku-ocaklari-dayanisma-yemegi-4' title='Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 4" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 4" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/demre-ulku-ocaklari-dayanisma-yemegi-5' title='Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 5'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 5" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 5" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/demre-ulku-ocaklari-dayanisma-yemegi-6' title='Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 6'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 6" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 6" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/demre-ulku-ocaklari-dayanisma-yemegi-7' title='Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 7'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/05/Demre-Ülkü-Ocakları-Dayanışma-Yemeği-7-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 7" title="Demre Ülkü Ocakları Dayanışma Yemeği 7" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fdemre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/demre-ulku-ocaklarindan-dayanisma-yemegi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 7. Hafta Tamamlandı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-7-hafta-tamamlandi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-7-hafta-tamamlandi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 22:05:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Önce Türk’çe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Yasin Özkara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3631</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 7. Hafta Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi ve Türk Dili Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yasin Özkara’nın katılımı ile tamamlandı. Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile “Önce Türk’çe” başlığı altında gerçekleştirilen derste, Türkçe’nin kültürel hayatımızdaki önemi incelendi. Günlük hayatta Türkçe’si varken yabancı dildeki karşılığı kullanılan isimlerden örnekler vererek, giderek büyüyen dil yozlaşmasına dikkatleri çekti. Bu hususta Mustafa Kemal’in “Türk demek dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. ‘Türk milletindenim’ diyen kişi her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır” sözünden yola çıkarak Türk milletinin her ferdinin Türkçe’yi düzgün kullanıp, diline sahip çıkması gerektiğini belirtti. Ders soru cevap bölümü ile son buldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3632" title="Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 7. Hafta Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi ve Türk Dili Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yasin Özkara’nın katılımı ile tamamlandı.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile “Önce Türk’çe” başlığı altında gerçekleştirilen derste, Türkçe’nin kültürel hayatımızdaki önemi incelendi. Günlük hayatta Türkçe’si varken yabancı dildeki karşılığı kullanılan isimlerden örnekler vererek, giderek büyüyen dil yozlaşmasına dikkatleri çekti. Bu hususta Mustafa Kemal’in “Türk demek dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. ‘Türk milletindenim’ diyen kişi her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır” sözünden yola çıkarak Türk milletinin her ferdinin Türkçe’yi düzgün kullanıp, diline sahip çıkması gerektiğini belirtti. Ders soru cevap bölümü ile son buldu.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-7-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-7-hafta-1' title='Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-1" title="Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-7-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-7-hafta-2' title='Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-2" title="Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisi-7.-Hafta-2" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-7-hafta-tamamlandi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-7-hafta-tamamlandi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin TBMM’de 23 Nisan dolayısıyla yapmış oldukları konuşma. 23 Nisan 2012</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmmde-23-nisan-dolayisiyla-yapmis-olduklari-konusma-23-nisan-2012.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmmde-23-nisan-dolayisiyla-yapmis-olduklari-konusma-23-nisan-2012.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 20:24:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[23 Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3719</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri, Üyesi olmaktan gurur duyduğumuz ve bağrında şerefle millet vekâletini taşıdığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 92’nci kuruluş yıldönümünü kutluyoruz ve hayranlıkla idrak ediyoruz. Konuşmamın hemen başında; sizleri, ekranları başında bizleri izleyen temsil yetkisini taşıdığımız aziz vatandaşlarımızı, geleceğimizin güvencesi sevgili çocuklarımızı, şahsım ve parti gurubum adına sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. İftihar edilecek bir adanmışlığa eşlik eden derin manevi hassasiyet içerisinde; bir Cuma günü dualarla, kurbanlarla, Kur’an-ı Kerim ve Buhar-i Şerif tilavetleriyle açılan Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin 20’nci yüzyıldaki en önemli adımı ve eseridir. En yaşlı üye sıfatıyla Meclis’in ilk toplantısını idare eden ve açılış konuşmasını yapan Sinop Mebusu Şeref Bey’in de vurguladığı gibi; Türk milleti esaret vaziyetini şiddetle ve kesin olarak reddederek vekillerini Ankara’da toplamış ve kendi kaderine bizatihi kendisinin yön vereceğini ilan etmiştir. Sömürgeci güçlerin mütecaviz eğilimleri, acımasız davranışları, kanlı saldırıları, cinayetleri ve insanlıkla zerre kadar bağdaşmayan niyetleri Büyük Millet Meclisi’nin heybeti ve haşmeti karşısında gerilemiş ve geldiği gibi de gitmek zorunda kalmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi her şeyden evvel, bağımsızlığa duyulan bağlılığın, esarete gösterilen tepkinin ve millet egemenliğine karşı vazgeçilmez sadakatin adı ve tanımıdır. Milli varlığın mukaddes bir bütün olduğunun ispatı, parçalanamaz ve el uzatılamaz bir değer olarak bayraklaştığının teyit ve temini, çatısı altında bulunduğumuz kutlu Meclisimizin başarısıyla ve garantisiyle cihana duyurulmuştur. Fedakârlık; burada zirveye tırmanmış, vatan ve millet sevgisi buradan özgürlük kıvılcımını tutuşturmuştur. Anadolu’nun ortasında, o dönemin zor şartları altında; hilalin cihana meydan okuması, Türk milletinin hayat ve varlık haklarına sahip çıkması şüphesiz Büyük Millet Meclisi’nin üstün kabiliyeti ve mücadele azmiyle gerçekleşmiştir. Biliyor ve inanıyoruz ki, milletimiz ruh hali, taşıdığı yüksek erdemler, sahip olduğu mizaç ve karakteri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin doğmasında başlıca faktörler arasında yer almıştır. 23 Nisan 1920 tarihi, Ankara’nın çorak ve bataklık yaylasında yeni bir umudun, yeni bir başlangıcın ve yeniden ayağa kalkışın müjdesi ve emperyalizmin vatan topraklarında barınmayacağının kararlılık duyurusu olmuştur. Büyük Millet Meclisi bir yanda cepheleri yönetirken, öte yanda bağımsız ve onurlu yaşamanın esaslarını belirlemiş, bu uğurda ne gerekiyorsa da yapmıştır. Bu mecliste milli vicdanın geleceğe ait bütün arzu ve beklentileri bir araya gelmiş, Cumhuriyetimiz bu ortam içinde yeşermiş ve filizlenmiştir. Aynı anda; hem savaşan, hem de meşruiyet çizgisinden ayrılmayarak demokrasiyi kendisine pusula ve millet iradesini tek güç kaynağı olarak tayin eden böylesi demokratik müessese yapısına, o zamanki şartlar altında tesadüf etmek bir-iki istisna dışında neredeyse imkânsızdır. En karanlık günlerde, sarsılmak ve zaafa düşmek üzere olan milli iman buradaki inanç ve iddiayla canlanmış, nihayetinde de Ulus’taki taş binada somutlaşan millet iradesinin rehberliğiyle zafer şafağı İzmir’de sökmüştür. Zalimler, hainler, işbirlikçiler ve işgalciler ülkemizden kovuluncaya kadar, Büyük Millet Meclisi teyakkuz halini korumuş ve kutsallarımıza musallat olanlara karşı göğsünü siper etmiştir. Mütavazı, yarı karanlık, dar bir bina ve salonda; milletimizi hedefine alan tarihin en ağır felaketi, zulmü, baskısı, tahakkümü, esirlik ve aşağılık duygusu parlak bir karşı koyuşla etkisiz hale getirilmiştir. Kimi zaman kenarları avizeli gaz lambası, kimi zaman da mum ışığı altında sabahlara kadar süren ateşli ve gergin görüşmelerde, Türk milletinin tarihine yeni bir şeref sahifesi kendisi küçük, ama sonuçları tarih kadar büyük Ulustaki millet eserinden açılmıştır. Bu nedenledir ki, Büyük Millet...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Başkan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Üyesi olmaktan gurur duyduğumuz ve bağrında şerefle millet vekâletini taşıdığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 92’nci kuruluş yıldönümünü kutluyoruz ve hayranlıkla idrak ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın hemen başında; sizleri, ekranları başında bizleri izleyen temsil yetkisini taşıdığımız aziz vatandaşlarımızı, geleceğimizin güvencesi sevgili çocuklarımızı, şahsım ve parti gurubum adına sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İftihar edilecek bir adanmışlığa eşlik eden derin manevi hassasiyet içerisinde; bir Cuma günü dualarla, kurbanlarla, Kur’an-ı Kerim ve Buhar-i Şerif tilavetleriyle açılan Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin 20’nci yüzyıldaki en önemli adımı ve eseridir.</p>
<p style="text-align: justify;">En yaşlı üye sıfatıyla Meclis’in ilk toplantısını idare eden ve açılış konuşmasını yapan Sinop Mebusu Şeref Bey’in de vurguladığı gibi; Türk milleti esaret vaziyetini şiddetle ve kesin olarak reddederek vekillerini Ankara’da toplamış ve kendi kaderine bizatihi kendisinin yön vereceğini ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sömürgeci güçlerin mütecaviz eğilimleri, acımasız davranışları, kanlı saldırıları, cinayetleri ve insanlıkla zerre kadar bağdaşmayan niyetleri Büyük Millet Meclisi’nin heybeti ve haşmeti karşısında gerilemiş ve geldiği gibi de gitmek zorunda kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Büyük Millet Meclisi her şeyden evvel, bağımsızlığa duyulan bağlılığın, esarete gösterilen tepkinin ve millet egemenliğine karşı vazgeçilmez sadakatin adı ve tanımıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli varlığın mukaddes bir bütün olduğunun ispatı, parçalanamaz ve el uzatılamaz bir değer olarak bayraklaştığının teyit ve temini, çatısı altında bulunduğumuz kutlu Meclisimizin başarısıyla ve garantisiyle cihana duyurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Fedakârlık; burada zirveye tırmanmış, vatan ve millet sevgisi buradan özgürlük kıvılcımını tutuşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu’nun ortasında, o dönemin zor şartları altında; hilalin cihana meydan okuması, Türk milletinin hayat ve varlık haklarına sahip çıkması şüphesiz Büyük Millet Meclisi’nin üstün kabiliyeti ve mücadele azmiyle gerçekleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyor ve inanıyoruz ki, milletimiz ruh hali, taşıdığı yüksek erdemler, sahip olduğu mizaç ve karakteri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin doğmasında başlıca faktörler arasında yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan 1920 tarihi, Ankara’nın çorak ve bataklık yaylasında yeni bir umudun, yeni bir başlangıcın ve yeniden ayağa kalkışın müjdesi ve emperyalizmin vatan topraklarında barınmayacağının kararlılık duyurusu olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Millet Meclisi bir yanda cepheleri yönetirken, öte yanda bağımsız ve onurlu yaşamanın esaslarını belirlemiş, bu uğurda ne gerekiyorsa da yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mecliste milli vicdanın geleceğe ait bütün arzu ve beklentileri bir araya gelmiş, Cumhuriyetimiz bu ortam içinde yeşermiş ve filizlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı anda; hem savaşan, hem de meşruiyet çizgisinden ayrılmayarak demokrasiyi kendisine pusula ve millet iradesini tek güç kaynağı olarak tayin eden böylesi demokratik müessese yapısına, o zamanki şartlar altında tesadüf etmek bir-iki istisna dışında neredeyse imkânsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">En karanlık günlerde, sarsılmak ve zaafa düşmek üzere olan milli iman buradaki inanç ve iddiayla canlanmış, nihayetinde de Ulus’taki taş binada somutlaşan millet iradesinin rehberliğiyle zafer şafağı İzmir’de sökmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Zalimler, hainler, işbirlikçiler ve işgalciler ülkemizden kovuluncaya kadar, Büyük Millet Meclisi teyakkuz halini korumuş ve kutsallarımıza musallat olanlara karşı göğsünü siper etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mütavazı, yarı karanlık, dar bir bina ve salonda; milletimizi hedefine alan tarihin en ağır felaketi, zulmü, baskısı, tahakkümü, esirlik ve aşağılık duygusu parlak bir karşı koyuşla etkisiz hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimi zaman kenarları avizeli gaz lambası, kimi zaman da mum ışığı altında sabahlara kadar süren ateşli ve gergin görüşmelerde, Türk milletinin tarihine yeni bir şeref sahifesi kendisi küçük, ama sonuçları tarih kadar büyük Ulustaki millet eserinden açılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenledir ki, Büyük Millet Meclisi; 1918’de yenilmiş, yorulmuş, hırpalanmış bir halde bulunan Türk milletini, 1923’te muzaffer yapmış ve geleceği üzerinde hiçbir emel ve kirli niyetin müdahil olamayacağını göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Millet Meclisi Malazgirt’in emanetini yere düşürmemiş, binlerce yıllık haysiyet ve itibarımızı lekeletmemiş, Türk milletinin gidecek, sığınacak veya vazgeçecek bir yurdu olmadığını gerek irfanıyla, gerek hamiyetiyle, gerekse de tutkusuyla ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih,  Gazi Meclisimizin bu muhterem ve hayranlık uyandıran ulvi vasfını her fırsatta gösterecek ve milli yürekler her şart altında bunu hayırla yâd edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla sahibi olduğumuz bu milli değerin sırrına ve manasına her anlamda nüfuz etmek ve samimiyetle de yüceltmek hepimizin en temel görevleri arasında olduğu gibi, aynı zamanda da milli bir vecibesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Egemenliğin yegâne ve mutlak sahibi Türk milletinin temsilcileri olarak, sorumluluklarımızın farkında olmalıyız ve üstlendiğimiz milli vazifeyi yıpratmadan ve yaralamadan ileriye taşımalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet egemenliğini yanlış yorumlayarak, kişisel heves ve hedeflerine meşruluk kılıfı geçirmeye uğraşanlar, dünün mana ve öneminden kendi hisselerine düşen payı almakta direnenler, küresel plan ve senaryolara sözcülük yapanlar Meclisimizin muhterem hatıralarından ders çıkarmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün vatanımızı tasfiyeyle uğraşan sömürgeciliğin icra memurlarına bugün dayanak ve destek olarak, komşu coğrafyaların kaos ve karmaşaya girmesini ısrarla arzulayanlar ve Batı’nın bölünme senaryolarını Müslüman alemine kabul ettirmeye çalışanlar elbette iyi niyetli ve dürüst olmayanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini cephelerde yenemeyenlere, birliğini gizli anlaşmalarla bozamayanlara ve bu coğrafyadaki mevcudiyetini ne yaptılarsa yok edemeyenlere, bugün güvenip teslim olmak kısa vadede muhataplarının iktidarlarını güvenceye alsa da, uzun vadede ortaya çıkacak vebalden asla kurtaramayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşlik bağlarımızı koparmak isteyenlere verilen her taviz, millet hâkimiyetini zedelemeye dönük her boyun eğme, tarihimizi çarpıtmaya cüret edenlere gösterilen her müsamaha eninde sonunda yıkımı ve çözülmeyi sağlayacaktır ki, buna bizim izin vermemiz, göz yummamız asla söz konusu olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kolay zahmetsizdir ve bununla birlikte ömrü de kısadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zor ve meşakkatli olan ise doğruya, hakk’a bütünüyle bağlanmak, milli ilke ve inançların çizdiği yoldan ayrılmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz vasiliği, vesayeti ve her türlü dayatmayı reddettiğini 92 yıl önce göstermiş, kolayı, basiti ve bedelsiz mutluluğa ulaşmayı elinin tersiyle itmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanını, canını, emeğini ve her türlü imkânını bağımsız yaşayabilmek amacıyla seferber etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu yaparken de seçtiği temsilcileri eliyle, bütün kuvvetini bu demokrasi yuvasında toplamış, fert ve zümre egemenliğini geri dönmemek üzere tarihin karanlıklarına göndermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti tam 92 yıl önce demokraside karar kılmış, iradesinin her şeyin önünde ve üstünde olduğunu haykırmış, bunun dışındaki her yol ve tercihe kapalı olduğunu açıklıkla ispatlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle ihtilal girişimleri, darbe düşünceleri veya demokrasinin anlamını bulanıklaştıracak fikir ve siyaset uygulamaları Gazi Meclisimizin birikim ve kazanımlarına saygısızlık, tahammülsüzlük ve inkârcılık anlamına gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişin olağanüstü şartlarında bile, açık ve çalışır bir vaziyette bulunan TBMM’nin, ruhunu incitecek, yetkilerini gasp edecek ve varlığını ortadan kaldıracak tavır ve yönelişleri masum görmek hiçbir şart altında düşünülemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasinin geriye gitmesi, yap boz tahtasına çevrilmesi, sivil ve askeri zorlamalarla aşındırılması en başta büyük milletimizin emanetine aykırılık teşkil edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle demokrasiyi kökleştirmek, derinlik kazandırarak teminat altına almak büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için de, ilk defa sivil nitelikli yeni bir anayasa yapım süreci önemlidir ve sonuca ermesi bizim açımızdan elzemdir.</p>
<p style="text-align: justify;">TBMM’nin değerli başkanının; kararlı, samimi ve gayretli çalışmalarıyla yürüyen Anayasa Uzlaşma Komisyonu, temsil edilen partilerin oy oranlarına bakılmaksızın verilecek katkı ve çabayla amacına ulaşmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti hak ettiği yeni anayasaya, gelecek yıl kutlayacağımız TBMM’nin 93’ncü yıldönümüne kadar mutlaka kavuşmalı ve artık bu konu etrafında yapılan tartışmalar da uzlaşmayla ve olgunlukla bitirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki tarihi fırsat şahsi ve ideolojik çekişmelere kurban edilmemeli, siyasi hırslar belirlenen ilkelerin önüne geçmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak biz bu sürecin olumlu bir şekilde yürümesi ve yeni bir anayasa hazırlanması konusunda elimizi taşın altına koymaya varız ve bunda da son derece kararlıyız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz kendisi olarak kalabilmek için düne; yaşamak, ümitlenmek, değişmek ve ilerlemek için ise yarına muhtaçtır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu coğrafya üzerinde aynı dili konuşan, aynı geleneklere ve inançlara göre yaşayan, ortak çıkarları ve bu çıkarlara bağlı ortak gayeleri olan büyük bir aile olarak bin yıldır dimdik ayaktayız ve olmaya da devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletimizin bütünüyle birlikte yaşamasının teminatı ve güvencesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yıllık kardeşliğin ileri ve son merhalesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meclisin mukaddes ruhunu bölünmeye ve ayrılmaya alet etmeyi aklından geçirenlere hatırlatırım ki, yanlış hesap yine buradaki büyük millet kuvvetinden dönecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin vicdan ve dimağı; bölünmeye geçit vermeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde kimlik arayışında olanlar aradıkları ortam ve zemini bulamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kavgayla değil barışla, çatışmayla değil uzlaşmayla, küslükle değil kucaklaşmayla, fitneyle değil kavuşmayla her meselemizin üstesinden geliriz ve her mihneti dün olduğu gibi bugünde aşarız.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım ve ümidim bu şekildedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin egemenlik yetkilerini doğrudan doğruya eline aldığı 23 Nisan tarihi, aynı zamanda sevgili çocuklarımız için de Bayram olarak kutlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle bütün çocuklarımızın Bayramını kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, egemenliğin aziz milletimiz tarafından kullanılmaya başlandığı 23 Nisan 1920 tarihinin 92’nci yıldönümünün yeni bir doğruluşa aracılık etmesini temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bize emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kurucu kahramanları ve vatanımızın selameti için canlarını seve seve ortaya koyan muhterem şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun, kabirleri nur dolsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son verirken ekranları başında bizi izleyen aziz milletimizi ve muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmmde-23-nisan-dolayisiyla-yapmis-olduklari-konusma-23-nisan-2012.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmmde-23-nisan-dolayisiyla-yapmis-olduklari-konusma-23-nisan-2012.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 00:41:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[23 Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3618</guid>
		<description><![CDATA[23 Nisan, Büyük Atatürk&#8217;ün başlattığı Türk Kurtuluş Hareketi&#8217;nden, bağımsız bir Türk Devleti&#8217;nin doğduğu ve egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk milletinin olduğunun tüm dünyaya ilan edildiği gündür. Dünyanın en büyük lideri yüce Atatürk, 23 Nisan&#8217;ı çocuklara bayram olarak armağan etmiştir. Atatürk&#8217;ün 23 Nisan&#8217;ı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak ilan etmesi, bu ülkenin geleceği olan çocuklara verdiği önemin bir ifadesidir. 23 Nisan 1920 tarihi, evrensel boyutta da etkiler göstererek uluslararası önemli bir sürecin başlatılmasında, sömürgeci emperyalist devletlerin mazlum uluslar üzerindeki kıskacının parçalanmasında tarihi bir başlangıç olmuş, günümüzdeki siyasal dünya coğrafyasının oluşumunda da örnek ve yol gösterici bir rol oynamıştır. Dünyada çocuklara armağan edilen tek bayram olan ve 92 yıldır kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nın kıvancını yaşadığımız bugünlerde, gerçekleştirdiği inkılâplarla milletimizi çağdaş uygarlık seviyesine taşıyan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü bir kez daha saygıyla ve özlemle anıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/ESerkanUysal.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3619" title="ESerkanUysal" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/ESerkanUysal-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>23 Nisan, Büyük Atatürk&#8217;ün başlattığı Türk Kurtuluş Hareketi&#8217;nden, bağımsız bir Türk Devleti&#8217;nin doğduğu ve egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk milletinin olduğunun tüm dünyaya ilan edildiği gündür. Dünyanın en büyük lideri yüce Atatürk, 23 Nisan&#8217;ı çocuklara bayram olarak armağan etmiştir. Atatürk&#8217;ün 23 Nisan&#8217;ı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak ilan etmesi, bu ülkenin geleceği olan çocuklara verdiği önemin bir ifadesidir.</p>
<p>23 Nisan 1920 tarihi, evrensel boyutta da etkiler göstererek uluslararası önemli bir sürecin başlatılmasında, sömürgeci emperyalist devletlerin mazlum uluslar üzerindeki kıskacının parçalanmasında tarihi bir başlangıç olmuş, günümüzdeki siyasal dünya coğrafyasının oluşumunda da örnek ve yol gösterici bir rol oynamıştır.</p>
<p>Dünyada çocuklara armağan edilen tek bayram olan ve 92 yıldır kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nın kıvancını yaşadığımız bugünlerde, gerçekleştirdiği inkılâplarla milletimizi çağdaş uygarlık seviyesine taşıyan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü bir kez daha saygıyla ve özlemle anıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysalin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genel Başkanımız Harun Öztürk’ün Kutlu Doğum Haftası’na İlişkin Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/genel-baskanimiz-harun-ozturkun-kutlu-dogum-haftasina-iliskin-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/genel-baskanimiz-harun-ozturkun-kutlu-dogum-haftasina-iliskin-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 18:26:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3612</guid>
		<description><![CDATA[Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in doğumunun 1441. Yıldönümünü, bu yıl 14 – 20 Nisan tarihleri arasında Kutlu Doğum Haftası olarak kutlamaktayız. Efendimiz, merhamet, barış, hoşgörü, ahlak ve şefkati kendi yaşamından insanlığa aktarmış ve hem biz Müslümanlar hem de bütün insanlık için her bakımdan mükemmel bir örnek hayat sürmüştür. İnsanlığın devasa bunalımlar yaşadığı bir dönemde akıllara, kalplere ve ruhlara hitap etmiş; bütün dünyaya huzur, barış, kardeşlik ve güzel ahlak temelinde manevi bir iklimi tebliğ etmiştir. Hz. Muhammed (S.A.V), peygamberlik dönemi boyunca, iyi ve doğrunun uygulayıcısı olmuş; bu kapsamda sapkın inançların yerine tevhidi, düşmanlığın yerine kardeşliği, sürtüşmenin yerine dayanışmayı, zulmün yerine adaleti nasihat etmiştir. Bunların yanı sıra, toplum hayatını yozlaştıran kötü ve zararlı alışkanlıklar karşısında aldığı kararlı ve insanlığa yol gösterici bir tavır almıştır. Yeryüzünün o zamana kadar hasret kaldığı tertemiz bir kalp, eşi benzeri bulunmayan bir ahlak ve tüm takdirlere şayan bir zihin, sevgili peygamberimizin varlığında vücut bulmuş ve sonraki yüzyılları da nurlandıracak İslam meşalesini hiç sönmemecesine yakmıştır. Nitekim Yüce Allah’ın varlığı ve birliği ve İslam dininin tüm haşmeti Peygamber Efendimizin tebliğiyle kitlelere ulaşmıştır. Allah-u Teâlâ’nın kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Peygamberimiz, çölde zuhur ettirdiği ilahi nurdan vahaya tüm insanlığı davet etmiş ve İslam’a susamış her kulun burada içtenlikle karşılanacağını asırlar öncesinden müjdelemiştir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra da Müslümanlar, onun uygulamalarını bilgi ve düşünce süzgecinden geçirerek hayatlarına uygulamışlar, nesiller boyu onun mesajıyla hayatı anlamlandırmışlardır. Bu çerçevede Peygamberimizin anlam ve değer yüklü ilahi mesajları çağımızda da insanlık için önemini, değerini ve canlılığını korumakta ve gelecek için ihtiyaç duyulan güveni içinde barındırmaktadır. Buradan hareketle, bu Kutlu Doğum Haftasının bütün insanlığın kurtuluşunun müjdecisi olan sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in (S.A.V) daha iyi anlaşılmasına vesile olmasını temenni ediyorum. İslam Âleminin Hazreti Peygamberin bütün hayatı ile somutlaştırdığı mesajları çok iyi kavrayarak, İslam topluluklarının sorunlarını çözebileceğini ve yeniden dünyanın en saygın, mamur, medeniyeti yükselten merkezleri ve toplumları haline gelebileceklerini düşünüyorum. Zira bugün kan, şiddet ve gözyaşları arasında sarsılan Müslüman toplumların ve pek çok sorunla uğraşan Türk Milletinin, yüce Peygamberimizin hayatından, kişiliğinden ve tavsiyelerinden alacakları daha çok derslerin olduğu aşikârdır. Bu duygu ve düşüncelerle, Kutlu Doğum Haftası’nın Türk ve İslam Dünyası için yeni bir toplumsal uyanış, manevi aydınlanma ve siyasi yükselişin başlangıcı ve dünya içi de barış ve hoşgörünün hâkimiyetinde bir çağın ilk eşiği olmasını diliyor; tüm vatandaşlarımızın ve din kardeşlerimizin Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in eşsiz ahlakını ve kutlu tebliğini özümseyerek hidayete erişmelerini ve iki cihan saadetine de nail olmalarını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Genel-Başkan-Harun-Öztürk.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3417" title="Genel Başkan Harun Öztürk" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Genel-Başkan-Harun-Öztürk-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" /></a>Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in doğumunun 1441. Yıldönümünü, bu yıl 14 – 20 Nisan tarihleri arasında Kutlu Doğum Haftası olarak kutlamaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Efendimiz, merhamet, barış, hoşgörü, ahlak ve şefkati kendi yaşamından insanlığa aktarmış ve hem biz Müslümanlar hem de bütün insanlık için her bakımdan mükemmel bir örnek hayat sürmüştür. İnsanlığın devasa bunalımlar yaşadığı bir dönemde akıllara, kalplere ve ruhlara hitap etmiş; bütün dünyaya huzur, barış, kardeşlik ve güzel ahlak temelinde manevi bir iklimi tebliğ etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Muhammed (S.A.V), peygamberlik dönemi boyunca, iyi ve doğrunun uygulayıcısı olmuş; bu kapsamda sapkın inançların yerine tevhidi, düşmanlığın yerine kardeşliği, sürtüşmenin yerine dayanışmayı, zulmün yerine adaleti nasihat etmiştir. Bunların yanı sıra, toplum hayatını yozlaştıran kötü ve zararlı alışkanlıklar karşısında aldığı kararlı ve insanlığa yol gösterici bir tavır almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeryüzünün o zamana kadar hasret kaldığı tertemiz bir kalp, eşi benzeri bulunmayan bir ahlak ve tüm takdirlere şayan bir zihin, sevgili peygamberimizin varlığında vücut bulmuş ve sonraki yüzyılları da nurlandıracak İslam meşalesini hiç sönmemecesine yakmıştır. Nitekim Yüce Allah’ın varlığı ve birliği ve İslam dininin tüm haşmeti Peygamber Efendimizin tebliğiyle kitlelere ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah-u Teâlâ’nın kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Peygamberimiz, çölde zuhur ettirdiği ilahi nurdan vahaya tüm insanlığı davet etmiş ve İslam’a susamış her kulun burada içtenlikle karşılanacağını asırlar öncesinden müjdelemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamber’in vefatından sonra da Müslümanlar, onun uygulamalarını bilgi ve düşünce süzgecinden geçirerek hayatlarına uygulamışlar, nesiller boyu onun mesajıyla hayatı anlamlandırmışlardır. Bu çerçevede Peygamberimizin anlam ve değer yüklü ilahi mesajları çağımızda da insanlık için önemini, değerini ve canlılığını korumakta ve gelecek için ihtiyaç duyulan güveni içinde barındırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan hareketle, bu Kutlu Doğum Haftasının bütün insanlığın kurtuluşunun müjdecisi olan sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in (S.A.V) daha iyi anlaşılmasına vesile olmasını temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İslam Âleminin Hazreti Peygamberin bütün hayatı ile somutlaştırdığı mesajları çok iyi kavrayarak, İslam topluluklarının sorunlarını çözebileceğini ve yeniden dünyanın en saygın, mamur, medeniyeti yükselten merkezleri ve toplumları haline gelebileceklerini düşünüyorum. Zira bugün kan, şiddet ve gözyaşları arasında sarsılan Müslüman toplumların ve pek çok sorunla uğraşan Türk Milletinin, yüce Peygamberimizin hayatından, kişiliğinden ve tavsiyelerinden alacakları daha çok derslerin olduğu aşikârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, Kutlu Doğum Haftası’nın Türk ve İslam Dünyası için yeni bir toplumsal uyanış, manevi aydınlanma ve siyasi yükselişin başlangıcı ve dünya içi de barış ve hoşgörünün hâkimiyetinde bir çağın ilk eşiği olmasını diliyor; tüm vatandaşlarımızın ve din kardeşlerimizin Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in eşsiz ahlakını ve kutlu tebliğini özümseyerek hidayete erişmelerini ve iki cihan saadetine de nail olmalarını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgenel-baskanimiz-harun-ozturkun-kutlu-dogum-haftasina-iliskin-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/genel-baskanimiz-harun-ozturkun-kutlu-dogum-haftasina-iliskin-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk-ı Nebi Gecesi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 22:44:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk-ı Nebi Gecesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3609</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkan E.Serkan Uysal&#8217;ın Aşk-ı Nebi Gecesi Konuşması Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi 1 Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi 2 Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi 3]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkan E.Serkan Uysal&#8217;ın Aşk-ı Nebi Gecesi Konuşması</p>
<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi 1<br />
<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi 2<br />
<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi 3<br />
<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fask-i-nebi-gecesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkan E.Serkan Uysal&#8217;ın Aşk-ı Nebi Gecesi Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskan-e-serkan-uysalin-ask-i-nebi-gecesi-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskan-e-serkan-uysalin-ask-i-nebi-gecesi-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 16:36:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk-ı Nebi Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3602</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskan-e-serkan-uysalin-ask-i-nebi-gecesi-konusmasi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskan-e-serkan-uysalin-ask-i-nebi-gecesi-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskan-e-serkan-uysalin-ask-i-nebi-gecesi-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk-ı Nebi Gecesi Açılış Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi-acilis-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi-acilis-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 23:02:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk-ı Nebi Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3599</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem başkanlarım, Kıymetli misafirler, Basınımızın güzide temsilcileri, Milliyetçi Türkiye’nin genç bozkurtları ve asenaları, Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun Öztürk Bey, şahsım ve teşkilatlarım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu güzel ve mühim gecede sizlerle buluşmaktan büyük bir onur duyuyorum. Dünya’nın son günleri, kıyametin kopmak üzere olduğu vakitler; yani ahir zaman. İnsanlığın içinde bulunduğu vaziyet’in sürekli olarak daha kötü’ye gittiği yönündeki inanış ve bu durum’u zaman’a suç bularak kolay’a kaçmak. “Tarihî kader”i eli kolu bağlı, kurbanlık koyun gibi beklemek insanların doğal bir tavrı haline gelmiş bulunmakta. İşte çağımızın vahim manzarası budur. İnsanlığın içinde bulunduğu bu hali daha da açacak olursak; sahte tanrılar karşısında boyun eğen,  putlaştırılan, kanlı diktatörlerin hayalleri ile ürperen milyarlarca insan görünmektedir. Hâl böyle iken, vaziyet bu kadar vahim iken biz yine de diyoruz ki : “ zaman her şey için ilerleme devri iken, neden bizim için, gerileme devri olsun ”. Ve inanıyoruz ki söz konusu ilerleme, ancak iman’ın aksiyon’a dönüşmesi ile olacaktır. Bismillahirrahmanirrahim, yani Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile dedikten sonra, bir fiil, hareket, iş gelmelidir. Yani iman aksiyon’a dönüşmelidir. Zulüm idarelerini yok etmek için, sahte tanrıları yıkmak için, asrımızda yontulan bütün putları bir İbrahim misali kırmak ve insanlığı, bunların kanlı pençesinden kurtarmak için, iman ve aksiyon gereklidir. Ve bu itibar ile buradan bir kez daha belirtmek istiyorum ki; Mazlumları zalim, mağdurları gaddar ilan ederek mahkûm eden mahkemeleri devletin makam ve mevkilerini yandaşlarına dağıtan politikacılara karşılık, emanetleri ehline vermezseniz kıyameti, bekleyiniz, bir saat adalet bin rekât nafile namazdan daha üstündür diyen ve bunu yaşatan sevgili peygamberimizi özledik. Ezilen, kahredilen, sömürülen milyonlarca dindaşımızın ve soydaşımızın dertleri ile dertlendiğimiz için bizi kınayan, suçlu ilan eden ve tarihin gelmiş geçmiş en kanlı diktatörlerini birer kurtarıcı olarak ortaya koyan, mazlumların kan ve gözyaşlarını gizleyerek zulümlere alkış tutan tüm insanlara karşılık haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, hak yolda bir damla mürekkep şehit kanından daha mübarektir diyen sevgili peygamberimizi özledik. Kara ve kızıl filozofların pençesinde inleyen, aklını yitiren, şaşkına dönen, kapitalizmin, komünizmin, faşizmin ve anarşizmin bataklığına saplanan, çıldıran, milyonlarca insanın yürekler acısı haline, ‘Siz bütün insanlar Allah’a muhtaçsınız’ ayetini tebliğ eden ve şaşkın akla vahiy ile yol gösteren şanlı peygamberimizi özledik. O’nun yüce kadrosunu, muhteşem ve mübarek kadrosunu, özledik, asırlarca onun nurlu yollarını takip eden ecdadımızı özledik. Yani Hz Ebubekir’leri, Hz. Ömerleri, Hz. Osman’ları, Hz. Ali’leri ve diğerlerini özledik. Yani Selçukluları, Alparslanları, Osmanları, Orhanları Muratları, Yavuzları Fatihleri ve daha nice gerçek kahramanları özledik. Değerli Misafirler bu duygu ve düşüncelerle sizlere bir kez daha hayırlı geceler diliyor ve sözlerimi Arif Nihat Asya’nın şu dizeleri ile bitirmek istiyorum. Biz, kısık sesleriz&#8230; minareleri, Sen, ezansız bırakma Allahım! … Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah&#8217;ım! &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3586" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Muhterem başkanlarım,</p>
<p>Kıymetli misafirler,</p>
<p>Basınımızın güzide temsilcileri,</p>
<p>Milliyetçi Türkiye’nin genç bozkurtları ve asenaları,</p>
<p>Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun Öztürk Bey, şahsım ve teşkilatlarım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.</p>
<p>Bu güzel ve mühim gecede sizlerle buluşmaktan büyük bir onur duyuyorum.</p>
<p>Dünya’nın son günleri, kıyametin kopmak üzere olduğu vakitler; yani ahir zaman. İnsanlığın içinde bulunduğu vaziyet’in sürekli olarak daha kötü’ye gittiği yönündeki inanış ve bu durum’u zaman’a suç bularak kolay’a kaçmak. “Tarihî kader”i eli kolu bağlı, kurbanlık koyun gibi beklemek insanların doğal bir tavrı haline gelmiş bulunmakta. İşte çağımızın vahim manzarası budur.</p>
<p>İnsanlığın içinde bulunduğu bu hali daha da açacak olursak; sahte tanrılar karşısında boyun eğen,  putlaştırılan, kanlı diktatörlerin hayalleri ile ürperen milyarlarca insan görünmektedir. Hâl böyle iken, vaziyet bu kadar vahim iken biz yine de diyoruz ki : “ zaman her şey için ilerleme devri iken, neden bizim için, gerileme devri olsun ”. Ve inanıyoruz ki söz konusu ilerleme<strong>, ancak iman’ın aksiyon’a dönüşmesi ile olacaktır.</strong></p>
<p>Bismillahirrahmanirrahim, yani Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile dedikten sonra, bir fiil, hareket, iş gelmelidir. Yani iman aksiyon’a dönüşmelidir. <strong>Zulüm idarelerini yok etmek için, sahte tanrıları yıkmak için, asrımızda yontulan bütün putları bir İbrahim misali kırmak ve insanlığı, bunların kanlı pençesinden kurtarmak için, iman ve aksiyon gereklidir.</strong></p>
<p>Ve bu itibar ile buradan bir kez daha belirtmek istiyorum ki;</p>
<p>Mazlumları zalim, mağdurları gaddar ilan ederek mahkûm eden mahkemeleri devletin makam ve mevkilerini yandaşlarına dağıtan politikacılara karşılık, <strong>emanetleri ehline vermezseniz kıyameti, bekleyiniz,</strong> <strong>bir saat adalet bin rekât nafile namazdan daha üstündür</strong> diyen ve bunu yaşatan sevgili peygamberimizi özledik.</p>
<p>Ezilen, kahredilen, sömürülen milyonlarca dindaşımızın ve soydaşımızın dertleri ile dertlendiğimiz için bizi kınayan, suçlu ilan eden ve tarihin gelmiş geçmiş en kanlı diktatörlerini birer kurtarıcı olarak ortaya koyan, mazlumların kan ve gözyaşlarını gizleyerek zulümlere alkış tutan tüm insanlara karşılık <strong>haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır</strong>, <strong>hak yolda bir damla mürekkep şehit kanından daha mübarektir</strong> diyen sevgili peygamberimizi özledik.</p>
<p>Kara ve kızıl filozofların pençesinde inleyen, aklını yitiren, şaşkına dönen, kapitalizmin, komünizmin, faşizmin ve anarşizmin bataklığına saplanan, çıldıran, milyonlarca insanın yürekler acısı haline, ‘<strong>Siz bütün insanlar Allah’a muhtaçsınız’ </strong>ayetini tebliğ eden ve şaşkın akla vahiy ile yol gösteren <strong>şanlı peygamberimizi özledik.</strong></p>
<p>O’nun yüce kadrosunu, muhteşem ve mübarek kadrosunu, özledik, asırlarca onun nurlu yollarını takip eden ecdadımızı özledik. Yani Hz Ebubekir’leri, Hz. Ömerleri, Hz. Osman’ları, Hz. Ali’leri ve diğerlerini özledik. Yani Selçukluları, Alparslanları, Osmanları, Orhanları Muratları, Yavuzları Fatihleri ve daha nice gerçek kahramanları özledik.</p>
<p>Değerli Misafirler bu duygu ve düşüncelerle sizlere bir kez daha hayırlı geceler diliyor ve sözlerimi Arif Nihat Asya’nın şu dizeleri ile bitirmek istiyorum.</p>
<p>Biz, kısık sesleriz&#8230; minareleri,<br />
Sen, ezansız bırakma Allahım!</p>
<p>…</p>
<p><strong>Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,<br />
Müslümansız bırakma Allah&#8217;ım!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fask-i-nebi-gecesi-acilis-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ask-i-nebi-gecesi-acilis-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları’ndan Aşk-ı Nebi Gecesi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 22:55:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk-ı Nebi Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İsmail Yakıt]]></category>
		<category><![CDATA[semazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3585</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile AKM Perge Salonu’nda Aşk-ı Nebi Gecesi adlı program düzenledi. Halkın ve Ülkücü camianın yoğun katılımı ile gerçekleştirilen programa, Kur’an-ı Kerim okunması ile başlandı. Gecenin açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Bismillahirrahmanirrahim, yani Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile dedikten sonra, bir fiil, hareket, iş gelmelidir. Yani iman aksiyon’a dönüşmelidir. Zulüm idarelerini yok etmek için, sahte tanrıları yıkmak için, asrımızda yontulan bütün putları bir İbrahim misali kırmak ve insanlığı, bunların kanlı pençesinden kurtarmak için, iman ve aksiyon gereklidir.”diyerek Peygamber Efendimize duyulan özlemi vurguladı. Ardından Peygamber Efendimiz ile ilgili kısa bir video gösterimi yapıldı. Program, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın “Hz. Peygamber’in Emsalsiz Davranışları” isimli konferansı ile devam etti. İsmail Yakıt, Hz. Peygamberin hayatında insanlık tarihinde eşi görülmemiş olaylardan örnekler verdi Konferansın ardından İlahiler eşliğinde semazen gösterisi yapıldı. Duygu dolu anların yaşandığı gece, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın katılımcılara ve gecenin hazırlanmasında emeği geçen ülküdaşlara teşekkür belgelerini vermesi ile son buldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-9.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3594" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 9" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-9-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Antalya Ülkü Ocakları Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile AKM Perge Salonu’nda Aşk-ı Nebi Gecesi adlı program düzenledi.</p>
<p>Halkın ve Ülkücü camianın yoğun katılımı ile gerçekleştirilen programa, Kur’an-ı Kerim okunması ile başlandı. Gecenin açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Bismillahirrahmanirrahim, yani Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile dedikten sonra, bir fiil, hareket, iş gelmelidir. Yani iman aksiyon’a dönüşmelidir. Zulüm idarelerini yok etmek için, sahte tanrıları yıkmak için, asrımızda yontulan bütün putları bir İbrahim misali kırmak ve insanlığı, bunların kanlı pençesinden kurtarmak için, iman ve aksiyon gereklidir.”diyerek Peygamber Efendimize duyulan özlemi vurguladı.</p>
<p><strong></strong>Ardından Peygamber Efendimiz ile ilgili kısa bir video gösterimi yapıldı. Program, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın “Hz. Peygamber’in Emsalsiz Davranışları” isimli konferansı ile devam etti. İsmail Yakıt, Hz. Peygamberin hayatında insanlık tarihinde eşi görülmemiş olaylardan örnekler verdi</p>
<p>Konferansın ardından İlahiler eşliğinde semazen gösterisi yapıldı. Duygu dolu anların yaşandığı gece, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın katılımcılara ve gecenin hazırlanmasında emeği geçen ülküdaşlara teşekkür belgelerini vermesi ile son buldu.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-1' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 1" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-2' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 2" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-3' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 3" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 3" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-4' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 4" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 4" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-5' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 5'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 5" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 5" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-6' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 6'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 6" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 6" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-7' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 7'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-7-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 7" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 7" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-8' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 8'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-8-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 8" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 8" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-9' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 9'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-9-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 9" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 9" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/antalya-ulku-ocaklari-ask-i-nebi-gecesi-10' title='Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 10'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Antalya-Ülkü-Ocakları-Aşk-ı-Nebi-Gecesi-10-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 10" title="Antalya Ülkü Ocakları Aşk-ı Nebi Gecesi - 10" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-ask-i-nebi-gecesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları’nda Prof. Dr. Özcan Yeniçeri Konferansı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 00:09:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan YENİÇERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Özcan Yeniçeri]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3570</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 6. Hafta MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin katılımı ile tamamlandı. Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile gerçekleştirilen derste ‘Kavramlar, Değerler ve Tanımlar’ üzerine konuşmalarına başlayan Yeniçeri, ‘İnsan harflerle yazar, kelimelerle konuşur, kavramalarla düşünür’ diyerek konunun önemini vurguladı. ‘Bir devletin bölgesindeki yahut dünyadaki büyüklüğünü kendi kültür değerlerini, folklorunu, kelimelerini kabul ettirdiği ölçüde gösterebileceğini’ söyledi. Konuşmasına ülke gündemindeki önemli olayları değerlendirerek devam eden Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, eğitim sistemindeki değişiklik, Kur’an-ı Kerim’in ders olarak okutulması gibi konularda Ülkücü Hareketin temel dayanak noktalarından yola çıkarak önemli bilgiler verdi. Konferans, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın MHP Ankara milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’ye plaketlerini takdim etmesi ile son buldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3571" title="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 6. Hafta MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin katılımı ile tamamlandı.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile gerçekleştirilen derste ‘Kavramlar, Değerler ve Tanımlar’ üzerine konuşmalarına başlayan Yeniçeri, ‘İnsan harflerle yazar, kelimelerle konuşur, kavramalarla düşünür’ diyerek konunun önemini vurguladı. ‘Bir devletin bölgesindeki yahut dünyadaki büyüklüğünü kendi kültür değerlerini, folklorunu, kelimelerini kabul ettirdiği ölçüde gösterebileceğini’ söyledi.</p>
<p>Konuşmasına ülke gündemindeki önemli olayları değerlendirerek devam eden Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, eğitim sistemindeki değişiklik, Kur’an-ı Kerim’in ders olarak okutulması gibi konularda Ülkücü Hareketin temel dayanak noktalarından yola çıkarak önemli bilgiler verdi. Konferans, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın MHP Ankara milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’ye plaketlerini takdim etmesi ile son buldu.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html/antalyaulkuocaklari-ozcanyeniceri-1' title='AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-1" title="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html/antalyaulkuocaklari-ozcanyeniceri-2' title='AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-2" title="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html/antalyaulkuocaklari-ozcanyeniceri-3' title='AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-3" title="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-3" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html/antalyaulkuocaklari-ozcanyeniceri-4' title='AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-4" title="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-4" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html/antalyaulkuocaklari-ozcanyeniceri-5' title='AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-5'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-5" title="AntalyaUlkuOcaklari-OzcanYeniceri-5" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinda-prof-dr-ozcan-yeniceri-konferansi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Anıtmezar&#8217;da yapmış oldukları konuşma metni. 4 Nisan 2012</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4-nisan-2012.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4-nisan-2012.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2012 18:15:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3559</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Dava Arkadaşlarım, Aziz Ülküdaşlarım, Sayın Basın Mensupları, Bugün buraya, partimizin kurucu genel başkanı merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i anmak ve hayırla yâd etmek için toplandık. Bu manevi atmosfer altında ruhuna Fatihalarımızı göndermek için buluştuk. Dua, minnet ve şükran hislerimizle, kabri başında kendisini ve muhterem hatıralarını bir kez daha sahiplenmek için bir araya geldik. Merhum Türkeş Bey’i, aramızdan ayrılışının 15’inci yılında özlemle ve hürmetle hatırlamak için gönüllerimizi, sevdalarımızı ve bağlılıklarımızı burada yeniden birleştirdik. Karlı bir günde gözyaşları ve niyazlar eşliğinde onu ebediyete uğurlamıştık. Rahmetli Türkeş Bey, tam 15 yıl önce bir yıldız gibi içimizden, yanımızdan kayıp gitmişti. Ama hala bir sancak gibi ufkumuzun ve yüreğimizin zirvelerinde dalgalanmakta; aziz emanetleriyle ve bizlere miras bıraktığı fikirleriyle pusulamız olmaya devam etmektedir. Merhum Türkeş Bey devlet ve siyaset hayatında ideal, ahlak, ülkü ve erdem noksanlığını gideren, bu alanlardaki boşluğu sabırla dolduran millete mal olmuş bir değerdir. Tesadüflerin lütfunu beklemeyen, bağışların veya ikramların arayışında olmayan bir şuur insanıdır. Ülke ve dünya meselelerini bütün tecrit ve teşhis haysiyetiyle kavrayan, millet varlığının korunmasını ve güçlendirilmesini hedeflerinin öznesi yapan bir dava ve gönül insanıdır. Uygun fırsat kollamaktansa, riskleri peşinen kabul ederek fırsat oluşturmanın; şans gözlemektense alın teri ve hamiyet mücadelesiyle yol çizmenin, alan oluşturmanın nasıl olabileceğini merhum Türkeş Bey’de görmemiz mümkündür. Siyasete seviye getiren üslubu, fikir mücadelesine derinlik kazandıran tarzı ve müdahalesi, aynı zamanda çağı ve insanlığı Türkçe okuma ve anlama kaygısı her zaman takdir edilmesi gereken özelliklerindendir. Kendisi yaşarken, her durumda ahlaki buhrana dikkat çekmiş, toplumu saran manevi boşluğun tehlikelerine göndermede bulunmuş; toplumsal huzurun ahlaklı ve dürüst insanlarla temelleneceğini ifade etmiştir. Ülkemizin en karanlık dönemlerinde onun soğukkanlı ve itidalli tavrı, birlikten, kardeşlikten yana koyduğu tercihi, fitne çarkını çeviren ideolojik akımlara ve eylem türlerine gösterdiği tavizsiz yaklaşımı hiçbir zaman unutulmayacaktır. Türk milletine adanmış bir ömrün, Türk milliyetçiliğini bayraklaştırmış bir inanmışlığın ve saldırılara aldırmayan bir cesaretin hakkını ödeyebilmemiz elbette çok zordur. Merhum Türkeş Bey’in verdiği demokrasi mücadelesi, meşruiyet çizgisinden ayrılmayan yöntemi ve Türk siyasetinin denge ve nirengi noktası olması taraflı tarafsız herkesin üzerinde ittifak ettiği gerçeklerdendir. Vatan topraklarına emanet edilişinin üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen, artan bir sevgi ve özlemle hem dava arkadaşlarımın hem de aziz milletimizin sahiplenmesi düşüncelerinin haklı, tavsiyelerinin samimi ve sözlerinin isabetli olmasından kaynaklanmaktadır. Türkeş Bey; öngörü ve uzak görüşlülüğünü geniş vizyonuyla çakıştırmış, yaktığı dokuz ışıkla hepimizin yolunu aydınlatmıştır. Nitekim milli kimlik ve milli birlik konusundaki tacizlerin bugünkü gibi tırmanmadığı ve alenen yıkılmaya çalışılmadığı dönemlerde bile; O, içinde bulunduğumuz vahim gelişmeleri görebilmiş, Türk milletine musallat olacak tehlikeler konusunda daha o yıllarda ülkemizi uyarmıştır. Bu itibarla mücadeleci kişiliği, yılmayan ve vazgeçmeyen mizacı, kötümserliğe set çeken karakteri kendisini ülkücülerin başbuğu yapmıştır. Merhum Türkeş Bey; Zorluklardan yılmayan azimkarlıktır. İhanetlerden korkmayan gözü pekliliktir. Saldırılardan çekinmeyen direnmedir. Ve şüphesiz hepinizin onaylayacağı üzere, Türk milletinin hizmetine sunulan hayattır, Türklüğün emrine giren fazilettir ve İslam’ı yücelten kararlılıktır. Türkeş Bey milletimizin nabız atışlarından birisidir. Ülküsünü, ülkücüyle kavuşturan, özlemlerini ve iddialarını Türk dünyasına ulaştıran tarihi bir kişiliktir. Bunlardan dolayı kendisini saygı ve hasretle anıyoruz, tavsiyelerini daha da yukarılara çıkarmak için her türlü çabayı gösteriyoruz.   Muhterem Ülküdaşlarım, Değerli Dava Arkadaşlarım, Bütün fikirlerin kaynağı ve kökü...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bugün buraya, partimizin kurucu genel başkanı merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i anmak ve hayırla yâd etmek için toplandık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu manevi atmosfer altında ruhuna Fatihalarımızı göndermek için buluştuk.</p>
<p style="text-align: justify;">Dua, minnet ve şükran hislerimizle, kabri başında kendisini ve muhterem hatıralarını bir kez daha sahiplenmek için bir araya geldik.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Türkeş Bey’i, aramızdan ayrılışının 15’inci yılında özlemle ve hürmetle hatırlamak için gönüllerimizi, sevdalarımızı ve bağlılıklarımızı burada yeniden birleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Karlı bir günde gözyaşları ve niyazlar eşliğinde onu ebediyete uğurlamıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Rahmetli Türkeş Bey, tam 15 yıl önce bir yıldız gibi içimizden, yanımızdan kayıp gitmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama hala bir sancak gibi ufkumuzun ve yüreğimizin zirvelerinde dalgalanmakta; aziz emanetleriyle ve bizlere miras bıraktığı fikirleriyle pusulamız olmaya devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Türkeş Bey devlet ve siyaset hayatında ideal, ahlak, ülkü ve erdem noksanlığını gideren, bu alanlardaki boşluğu sabırla dolduran millete mal olmuş bir değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tesadüflerin lütfunu beklemeyen, bağışların veya ikramların arayışında olmayan bir şuur insanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülke ve dünya meselelerini bütün tecrit ve teşhis haysiyetiyle kavrayan, millet varlığının korunmasını ve güçlendirilmesini hedeflerinin öznesi yapan bir dava ve gönül insanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygun fırsat kollamaktansa, riskleri peşinen kabul ederek fırsat oluşturmanın; şans gözlemektense alın teri ve hamiyet mücadelesiyle yol çizmenin, alan oluşturmanın nasıl olabileceğini merhum Türkeş Bey’de görmemiz mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasete seviye getiren üslubu, fikir mücadelesine derinlik kazandıran tarzı ve müdahalesi, aynı zamanda çağı ve insanlığı Türkçe okuma ve anlama kaygısı her zaman takdir edilmesi gereken özelliklerindendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisi yaşarken, her durumda ahlaki buhrana dikkat çekmiş, toplumu saran manevi boşluğun tehlikelerine göndermede bulunmuş; toplumsal huzurun ahlaklı ve dürüst insanlarla temelleneceğini ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin en karanlık dönemlerinde onun soğukkanlı ve itidalli tavrı, birlikten, kardeşlikten yana koyduğu tercihi, fitne çarkını çeviren ideolojik akımlara ve eylem türlerine gösterdiği tavizsiz yaklaşımı hiçbir zaman unutulmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine adanmış bir ömrün, Türk milliyetçiliğini bayraklaştırmış bir inanmışlığın ve saldırılara aldırmayan bir cesaretin hakkını ödeyebilmemiz elbette çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Türkeş Bey’in verdiği demokrasi mücadelesi, meşruiyet çizgisinden ayrılmayan yöntemi ve Türk siyasetinin denge ve nirengi noktası olması taraflı tarafsız herkesin üzerinde ittifak ettiği gerçeklerdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatan topraklarına emanet edilişinin üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen, artan bir sevgi ve özlemle hem dava arkadaşlarımın hem de aziz milletimizin sahiplenmesi düşüncelerinin haklı, tavsiyelerinin samimi ve sözlerinin isabetli olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkeş Bey; öngörü ve uzak görüşlülüğünü geniş vizyonuyla çakıştırmış, yaktığı dokuz ışıkla hepimizin yolunu aydınlatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim milli kimlik ve milli birlik konusundaki tacizlerin bugünkü gibi tırmanmadığı ve alenen yıkılmaya çalışılmadığı dönemlerde bile; O, içinde bulunduğumuz vahim gelişmeleri görebilmiş, Türk milletine musallat olacak tehlikeler konusunda daha o yıllarda ülkemizi uyarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla mücadeleci kişiliği, yılmayan ve vazgeçmeyen mizacı, kötümserliğe set çeken karakteri kendisini ülkücülerin başbuğu yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Türkeş Bey;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>Zorluklardan yılmayan azimkarlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>İhanetlerden korkmayan gözü pekliliktir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong>Saldırılardan çekinmeyen direnmedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve şüphesiz hepinizin onaylayacağı üzere, Türk milletinin hizmetine sunulan hayattır, Türklüğün emrine giren fazilettir ve İslam’ı yücelten kararlılıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkeş Bey milletimizin nabız atışlarından birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülküsünü, ülkücüyle kavuşturan, özlemlerini ve iddialarını Türk dünyasına ulaştıran tarihi bir kişiliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan dolayı kendisini saygı ve hasretle anıyoruz, tavsiyelerini daha da yukarılara çıkarmak için her türlü çabayı gösteriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bütün fikirlerin kaynağı ve kökü millet dediğimiz muazzam ve dinamik hazinededir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemli olan bu fikirlerin, zamanın gereklerini idrak eden eğilimlerin bulunup çıkarılması, nesilden nesile büyütülerek, genişletilerek ve güçlendirilerek aktarılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal temasların, tarihsel tesirlerin ve kültürel telkinlerin tayin edilen ideali, benimsenen tutkuyu ve izlenen metodu birebir etkileyerek sistemleştirmesi, bir felsefe haline dönüştürmesi bugüne kadar edindiğimiz başlıca tecrübelerdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikirlerin yalnızca söz ya da şekliyle değil, mahiyet ve muhtevasıyla da ilgilenmek, bunlar üzerinde kafa yormak ve mesai harcamak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenlerle her kuşağın sosyal ve milli nitelikli sorumlulukları ve taşıdıkları vazifeleri bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikirler olgunlaştıkça, toplum ve millet varlığıyla bütünleştikçe yenileşecek, yenileştikçe de hakikatin bereketli alanına tam olarak tutunacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanı gelmiş bir fikrin, olgunlaşmış bir düşüncenin; içinden çıktığı millet varlığına rehberlik etmesi, yol gösterici bir niteliğe bürünmesi doğal olduğu kadar da kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Türk milliyetçiliği böyle bir yolu ve aşamaları izlemiş, ülkücü hareketin hayat ve dünya görüşü bu bağlamda vücut bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Türkeş Bey Türk milliyetçiliğinin siyasal alana donanımlı bir biçimde girmesinde, teklif ve çağrılarıyla milletimize seslenmesinde çok önemli bir kişilik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun liderliğinde ülkücüler; Ötüken’den Ankara’ya, Çin Seddi’nden Adriyatik kıyılarına heveslerini, arzularını ve önerilerini tebliğ etmiş, daha iyi bir yaşam, daha huzurlu ve kudretli bir millet gerçeği için var gücüyle uğraşmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilhassa siyasette sayısal ve oransal kalıplara aldırmadan, küreyi vicdanlarında ve heyecanlarında kavramışlar; başkent Ankara’nın görüş derinliğiyle aleme nizam vermenin kutlu hedefini gütmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda vatan, bayrak ve millet kalplerde ve zihinlerde yüceleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türklüğün var olduğu, İslam’ın yaşandığı ve kutlu ecdadımızın izlerinin bulunduğu her yer bizim aklımızda ve yüreğimizde ayrıcalıklı bir yer ve konuma sahip olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir sinsilik, zalimlik ve saldırganlık bizi inançlarımızdan ve hak bildiğimiz ülkülerimizden geri döndürememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu uğurda şehitlik bizim kaderimiz, eza ve cefa süsümüz haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İhtilal dönemlerinin acımasızlıkları, kökü dışarında başı içeride bulunan vicdansızlıkları yeminlerimizden ve amaçlarımızdan bizi çok şükür döndürememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne iktidar baskısı, ne eşbaşkanların oyunları ne de küresel tezgâhların pespayelikleri bizden istenilen tavizleri alamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ara rejim yönetimlerinin demir parmaklıkları, çilehaneleri, ölüm makineleri ve alçaklıkları en başta ülkücüleri pusturmaya ve tasfiye etmeye ayarlı olsa da hamd olsun başarı elde edilememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkeş Bey’in sabrı, dava arkadaşlarımızla birlikte sergilediği azim ve dayanma gücü tüm saldırı oklarını kırmış ve belaları muhataplarına iade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzlaşmanın çekiciliği, anlaşmanın güzelliği ve Türk milletini aydınlık yarınlara götürme gayesi onun nefesiyle ve dokunuşuyla daha da anlam kazanmış ve mesafe almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla merhum Türkeş Bey’in yeni kuşaklar tarafından bütün yönleriyle bilinmesi, tanınması ve hatıralarının yaşatılması bizim için yeri doldurulamayacak bir önemdedir ve bu görevde burada bulunan her dava arkadaşımın omuzlarındadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım, </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki, Türk milleti çürüyüp dağılmaya mahkûm bir eski değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Veya köhneleşmeye mahkûm bir yeni de değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her daim gözümüz gibi bakacağımız, koruyacağımız ve ebediyete ulaştıracağımız mukaddes bir mukadderatımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyaseti, eskileri tamir ederek satışa sunan bit pazarı gibi görenler bu duygularımızı ve düşüncelerimizi anlayamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bakımdan yapacaklarımız daha çok fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Varmamız gereken ve söndürmemek için kendimizi feda etmekten çekinmeyeceğimiz nurlu ufuklarımız vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücünün iktidar olma, iktidara ulaşma, Türkiye’yi istikrara eriştirme vuslatı bitecektir ve mutlaka de bitmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira merhum Başbuğumuzun dileği ve isteği bu yöndedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz buna sadakatle bağlıyız ve zafere ulaşma konusunda da kararlıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Manevi bir görevi ifa etmek için bir araya geldiğimiz bugünde, Türkiye’nin geleceğinin, Türk milletinin son yurdumuzdaki devamlılığının milliyetçi-ülkücü hareketin üstün çalışma ve mücadelesine bağlı olduğunu ifade etmeyi bir görev addediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık hedeflerimize ulaşma vakti gelmiş, hatta geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Başbuğumuzun açtığı yolda ve belirlediği istikamette, onun sergilemiş olduğu seviyeli, ilkeli, tutarlı siyaset, bugün de bizim kılavuzumuz olmaya devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket var oldukça ve bir oldukça, Türk milleti hep güçlü olacak, sıkıntıya düşse bile umutsuzluğa ve kedere kapılmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygularla, kabri önünde ve manevi huzurunda toplandığımız merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e ve bugün hayatta olmayan bütün dava arkadaşlarımıza, tüm şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan Rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Manevi hatıraları önünde tazimle eğiliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ruhları şad, kabirleri nur, mekânları cennet olsun.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4-nisan-2012.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4-nisan-2012.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbuğumuz’un Vefatının 15. Yıl Dönümü Vesilesiyle Yaptıkları Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbugumuzun-vefatinin-15-yil-donumu-vesilesiyle-yaptiklari-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbugumuzun-vefatinin-15-yil-donumu-vesilesiyle-yaptiklari-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2012 05:08:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3556</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyasının Bilge Lideri, Ülkücü Hareket’in kurucusu ve Türk milliyetçiliğinin duayeni cennetmekân Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in vefatının 15. yılını karşılamış bulunuyoruz. Acısı halen yüreklerimizde taze ve fikirleri halen zihinlerimizde dinç olan bir koca çınarın mirasçısı olmanın haklı gururunu da bu vesileyle tekrar yaşıyoruz. Binlerce yıllık bir tarihin belki de en karanlık zamanlarında Türk milletini diriltmeyi, yüceltmeyi ve yeniden hâkim kılmayı görev edinmiş, nice yiğitleri bu yolda yetiştirmiş, nicelerinin de bu yoldaki şahadetine şahitlik etmiş Başbuğumuz; sadece Türk milliyetçilerinin değil, bütün Türk İslam Âlemi’nin övgüsünü ve sevgisini kazanmıştır. Türk Dünyasının dört bir yanında, dillerdeki ismi yeni doğmuş çocuklara ad olmuştur. Ana vatandan uzakta başlayan bir hayat önceleri askerlik mesleği ile taçlanmış, sonrasında ise Türk milliyetçiliğinin lideri olmakla devam etmiştir. Henüz 27 yaşındayken 3 Mayıs 1944 Türkçülük-Turancılık Davası’nda dönemin Türk milliyetçileri ile yargılanan Türkeş Bey için, belki de ilk kıvılcım orada yanmıştır. Sonraları sürgünlere dahi maruz kalan Başbuğumuz siyasi hayatına başladığında, gönüllerde ve fikirlerde yaşayan Türk milliyetçiliğini siyasi zeminde de var kılmış; Ülkücü Hareket idealini MHP ve Ülkü Ocakları’nda somutlaştırmıştır. Bu ülkünün yaşatılması için 80 yıllık ömrünü vakfetmiş; gelecek seçimlerin değil, yetişecek ülkücü nesillerin derdine düşmüştür. Nihayet kimi zaman meydanlarda kimi zaman ise zindanlarda geçen koca bir ömür, tarihin altın sayfalarına tarihin kaleminden üç damla mürekkep olarak damlamış ve “Başbuğ Alparslan Türkeş” 4 Nisan 1997’de aramızdan ayrılarak uçmağa varmıştır. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e, vefatının 15. yılı vesilesiyle, bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor; Türk-İslam Âlemi’ne, Türk Milliyetçileri’ne ve Ülkücü Hareket’e başsağlığı diliyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Genel-Ba%C5%9Fkan-Harun-%C3%96zt%C3%BCrk-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" />Türk Dünyasının Bilge Lideri, Ülkücü Hareket’in kurucusu ve Türk milliyetçiliğinin duayeni cennetmekân Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in vefatının 15. yılını karşılamış bulunuyoruz. Acısı halen yüreklerimizde taze ve fikirleri halen zihinlerimizde dinç olan bir koca çınarın mirasçısı olmanın haklı gururunu da bu vesileyle tekrar yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Binlerce yıllık bir tarihin belki de en karanlık zamanlarında Türk milletini diriltmeyi, yüceltmeyi ve yeniden hâkim kılmayı görev edinmiş, nice yiğitleri bu yolda yetiştirmiş, nicelerinin de bu yoldaki şahadetine şahitlik etmiş Başbuğumuz; sadece Türk milliyetçilerinin değil, bütün Türk İslam Âlemi’nin övgüsünü ve sevgisini kazanmıştır. Türk Dünyasının dört bir yanında, dillerdeki ismi yeni doğmuş çocuklara ad olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ana vatandan uzakta başlayan bir hayat önceleri askerlik mesleği ile taçlanmış, sonrasında ise Türk milliyetçiliğinin lideri olmakla devam etmiştir. Henüz 27 yaşındayken 3 Mayıs 1944 Türkçülük-Turancılık Davası’nda dönemin Türk milliyetçileri ile yargılanan Türkeş Bey için, belki de ilk kıvılcım orada yanmıştır. Sonraları sürgünlere dahi maruz kalan Başbuğumuz siyasi hayatına başladığında, gönüllerde ve fikirlerde yaşayan Türk milliyetçiliğini siyasi zeminde de var kılmış; Ülkücü Hareket idealini MHP ve Ülkü Ocakları’nda somutlaştırmıştır. Bu ülkünün yaşatılması için 80 yıllık ömrünü vakfetmiş; gelecek seçimlerin değil, yetişecek ülkücü nesillerin derdine düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet kimi zaman meydanlarda kimi zaman ise zindanlarda geçen koca bir ömür, tarihin altın sayfalarına tarihin kaleminden üç damla mürekkep olarak damlamış ve <strong>“Başbuğ Alparslan Türkeş”</strong> 4 Nisan 1997’de aramızdan ayrılarak uçmağa varmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e, vefatının 15. yılı vesilesiyle, bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor; Türk-İslam Âlemi’ne, Türk Milliyetçileri’ne ve Ülkücü Hareket’e başsağlığı diliyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbasbugumuzun-vefatinin-15-yil-donumu-vesilesiyle-yaptiklari-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbugumuzun-vefatinin-15-yil-donumu-vesilesiyle-yaptiklari-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbuğ Alparslan Türkeş’in Vefatının 15. Yıldönümü Dolayısıyla Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkesin-vefatinin-15-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkesin-vefatinin-15-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2012 08:41:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3550</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyasının Bilge Lideri, Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in Hakka yürüyüşünün 15. yıldönümünde  olarak rahmet ve minnet anıyoruz. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in, 1917’de Lefkoşa’da başlayan ülkü yolundaki kutlu yürüyüşü 1944’de tabutluklarda 1960’da sürgünlerde 1980’de Mamak zindanlarında sekteye uğratılmaya çalışılsa da durmadan, yılmadan yeni ufuklara doğru hızla ilerlemiştir. 1997’de Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda ise arkasında seksen yılın büyük birikimi olan devlet adamlığını, meydanlara sığmayan binlerce ülkü sahibi genci ve Türk Milleti’ni yüceltecek kıymetli fikirlerini bırakmıştır. Tarih sahnesine ilk olarak H.Nihal Atsız’ın Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektupların ardından başlayan 3 Mayıs 1944 Türkçülük Turancılık Davasında yargılanan genç bir üsteğmen olarak çıkmıştır. Tarihe yazılan 23 sanığın arasında bulunan genç bir üsteğmendir Alparslan Türkeş. Çıktığı kutlu yoldan bir an olsun geri dönmeyi ar edinen Genç Üsteğmen tarih sahnesine 1960 yılında yeniden çıkar. 27 Mayıs’ın Kudretli Albayıdır Alparslan Türkeş… Radyodan ihtilali ilan eden o tok sesin sahibidir O… İhtilalin ardından Yeni Delhi’ye sürgün ve geri yurda dönüş ki tarih sahnesine yazılışın adıdır. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine katılışın ardından kısa zaman sonra partinin başına gelir. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı olarak 1969 yılında yapılan Adana’ki kurultayda partinin adını ilan eder. Milliyetçi Hareket Partisi ismi amblemi kırmızı zemin üzerinde üç hilaldir. Başbuğ, Türk milliyetçiliği fikrini taşıyan herkesin yok edilmek veyahut sindirilmek istendiği bir dönemde, Türk devletine karşı gelen gruplara karşı öncelikli olarak Ülkü Ocakları’nı kurarak kutlu bir mücadelenin işaretini vermiştir. Bunun için de Ülkücülük düşüncesinin sağlam temeller üzerinde inşası sağlanmış, Türkçü aydınların MHP çatısı altında bir araya gelerek doktrinel çalışmaları oluşturarak ülkücü hareketin geleceğine ışık tutmalarına imkan vermiştir. Milliyetçi Türk aydınlarının yetişmesinde de büyük çaba sarf eden Başbuğ, fikri çalışmalarla geleceğin Türkiye’sinin adeta resmini çizmiştir. Bugün üretemediğimiz eserleri Türkiye’yi esir alan kaos ortamında ortaya koyan Başbuğ ve onun ülkücü kadrolarına, bugünkü ülkücü hareketin manevi borcu mutlaktır. Ülkücülük davasının önderi olan, Türk dünyasının bilge lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in Hakk’a yürüyüşünün 15.yılında bizlere gösterdiği yolda, durmadan ve azimle yürümeye devam edeceğiz. Başbuğumuz nezdinde tüm şehitlerimizin mekânları cennet, ruhları şad olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Başbuğ-Türkeş.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3551" title="Başbuğ Türkeş" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/04/Başbuğ-Türkeş-300x204.jpg" alt="" width="300" height="204" /></a>Türk Dünyasının Bilge Lideri, Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in Hakka yürüyüşünün 15. yıldönümünde  olarak rahmet ve minnet anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in, 1917’de Lefkoşa’da başlayan ülkü yolundaki kutlu yürüyüşü 1944’de tabutluklarda 1960’da sürgünlerde 1980’de Mamak zindanlarında sekteye uğratılmaya çalışılsa da durmadan, yılmadan yeni ufuklara doğru hızla ilerlemiştir. 1997’de Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda ise arkasında seksen yılın büyük birikimi olan devlet adamlığını, meydanlara sığmayan binlerce ülkü sahibi genci ve Türk Milleti’ni yüceltecek kıymetli fikirlerini bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih sahnesine ilk olarak H.Nihal Atsız’ın Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektupların ardından başlayan 3 Mayıs 1944 Türkçülük Turancılık Davasında yargılanan genç bir üsteğmen olarak çıkmıştır. Tarihe yazılan 23 sanığın arasında bulunan genç bir üsteğmendir Alparslan Türkeş.</p>
<p style="text-align: justify;">Çıktığı kutlu yoldan bir an olsun geri dönmeyi ar edinen Genç Üsteğmen tarih sahnesine 1960 yılında yeniden çıkar. 27 Mayıs’ın Kudretli Albayıdır Alparslan Türkeş… Radyodan ihtilali ilan eden o tok sesin sahibidir O…</p>
<p style="text-align: justify;">İhtilalin ardından Yeni Delhi’ye sürgün ve geri yurda dönüş ki tarih sahnesine yazılışın adıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine katılışın ardından kısa zaman sonra partinin başına gelir. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı olarak 1969 yılında yapılan Adana’ki kurultayda partinin adını ilan eder. Milliyetçi Hareket Partisi ismi amblemi kırmızı zemin üzerinde üç hilaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbuğ, Türk milliyetçiliği fikrini taşıyan herkesin yok edilmek veyahut sindirilmek istendiği bir dönemde, Türk devletine karşı gelen gruplara karşı öncelikli olarak Ülkü Ocakları’nı kurarak kutlu bir mücadelenin işaretini vermiştir. Bunun için de Ülkücülük düşüncesinin sağlam temeller üzerinde inşası sağlanmış, Türkçü aydınların MHP çatısı altında bir araya gelerek doktrinel çalışmaları oluşturarak ülkücü hareketin geleceğine ışık tutmalarına imkan vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Türk aydınlarının yetişmesinde de büyük çaba sarf eden Başbuğ, fikri çalışmalarla geleceğin Türkiye’sinin adeta resmini çizmiştir. Bugün üretemediğimiz eserleri Türkiye’yi esir alan kaos ortamında ortaya koyan Başbuğ ve onun ülkücü kadrolarına, bugünkü ülkücü hareketin manevi borcu mutlaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücülük davasının önderi olan, Türk dünyasının bilge lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in Hakk’a yürüyüşünün 15.yılında bizlere gösterdiği yolda, durmadan ve azimle yürümeye devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbuğumuz nezdinde tüm şehitlerimizin mekânları cennet, ruhları şad olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbasbug-alparslan-turkesin-vefatinin-15-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkesin-vefatinin-15-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyyid Ahmed Arvasi’nin “Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz” Adlı Eseri – Gökhan GÖKÇEK</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/seyyid-ahmed-arvasinin-diyalektigimiz-ve-estetigimiz-adli-eseri-gokhan-gokcek.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/seyyid-ahmed-arvasinin-diyalektigimiz-ve-estetigimiz-adli-eseri-gokhan-gokcek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2012 11:16:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Ahmed Arvasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3547</guid>
		<description><![CDATA[Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz adlı eserinde Ahmed Arvasi, “Bizim Diyalektiğimiz” diyerek diyalektik (tekellüm) konusunda Müslüman bir yaklaşımla tezlerini ortaya koyuyor. İslâm’da aklın yerini ve önemini ayetlerde çoğunlukla duyduğumuz “Hiç akletmez misiniz?” lafzı ile destekliyor. Akıl, eşya ve insan arasındaki bir analizden sonra “ruh nedir” sorusuna cevap arıyor. İnsanın maddi ve manevi arayışlarına iniyor daha sonra. Yaratılış sebebini ortaya koyarak insanın ihtirasları ile mücadelesine değiniyor. Varlık veyahut eşya karşısındaki Müslüman algısının derinliklerine inen Arvasi hoca “Ya Rab, bana eşyanın hikmetini öğret” diyen Efendimiz’in (sav) çizdiği çerçeve etrafında varlığın ve eşyanın insan ile olan ilgisine dair sorgulamalarda bulunuyor. Sonsuzluk ihtirası ile çalkalanıp duran insana da “yalnız tasavvuf sonsuzluğun kapısını açar” diyerek bir yol gösteriyor… Sanat ve estetik beşeri mefhumlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Sanatın tanımını bir alıntıyla yapacak olursak “Sanat kavramının kökeni, Kur’an-ı Kerim’deki ‘sun’ kelimesidir. Ragıp İsfehani’nin Müfredat’taki izahatına göre sun, bir fiili icat etmektir. Ancak her fiil sun değildir. Sun, ancak Allah-u Teala’dan ve onun lütfu ile insanlardan sadır olabilen güzel işlerdir. “Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır” (Neml Suresi 27/88) ayet-i kerimesi, asıl ve hakiki sanatkarın kim olduğuna işaret eder.” diyebiliriz. Estetik algısı da sanatın insan fıtratındaki yerinden veyahut ihtiyacından kaynaklanmaktadır. İkinci bölümde estetik konusunu ele alan Arvasi hoca “İslâm Medeniyeti ve Estetiği” üzerine iyi bir analiz yaparak başlıyor. Estetiğin bir ilim olarak görülmesi gerektiğini vurgulayan Arvasi hoca bir Müslüman’ın estetik algısı ve tavrına dair çıkarımlarda bulunuyor. Güzel sanatların da ele alarak toplum ve sanat arasındaki bağa doğru yöneliyor. Sanat, toplum ve ideolojinin birbiri ile olan bağlantısını irdeleyerek sanatın cemiyet hayatındaki önemine dikkat çekiyor. İslâm, sanat ve psikoloji eksenli yorumlarla beraber medeniyetimizdeki sanat örneklerini sıralıyor. Milli kültür ve milli zevki de inceleyen Ahmed Arvasi, sanatın ve sanatçının teşvik ve korumaya mecbur olduğunun altını çiziyor. “Türk İslâm Medeniyeti Yeniden Dirilirken” başlıklı makalesi ile eserini tamamlayan Arvasi hoca, bu minvalde dirilen medeniyetin mimarlarına ufuklar açarak onlara yardımcı olmaya çalışıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz adlı eserinde Ahmed Arvasi, “Bizim Diyalektiğimiz” diyerek diyalektik (tekellüm) konusunda Müslüman bir yaklaşımla tezlerini ortaya koyuyor. İslâm’da aklın yerini ve önemini ayetlerde çoğunlukla duyduğumuz “Hiç akletmez misiniz?” lafzı ile destekliyor. Akıl, eşya ve insan arasındaki bir analizden sonra “ruh nedir” sorusuna cevap arıyor.<br />
İnsanın maddi ve manevi arayışlarına iniyor daha sonra. Yaratılış sebebini ortaya koyarak insanın ihtirasları ile mücadelesine değiniyor. Varlık veyahut eşya karşısındaki Müslüman algısının derinliklerine inen Arvasi hoca “Ya Rab, bana eşyanın hikmetini öğret” diyen Efendimiz’in (sav) çizdiği çerçeve etrafında varlığın ve eşyanın insan ile olan ilgisine dair sorgulamalarda bulunuyor.<br />
Sonsuzluk ihtirası ile çalkalanıp duran insana da “yalnız tasavvuf sonsuzluğun kapısını açar” diyerek bir yol gösteriyor…<br />
Sanat ve estetik beşeri mefhumlar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Sanatın tanımını bir alıntıyla yapacak olursak “Sanat kavramının kökeni, Kur’an-ı Kerim’deki ‘sun’ kelimesidir. Ragıp İsfehani’nin Müfredat’taki izahatına göre sun, bir fiili icat etmektir. Ancak her fiil sun değildir. Sun, ancak Allah-u Teala’dan ve onun lütfu ile insanlardan sadır olabilen güzel işlerdir. “Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır” (Neml Suresi 27/88) ayet-i kerimesi, asıl ve hakiki sanatkarın kim olduğuna işaret eder.” diyebiliriz.<br />
Estetik algısı da sanatın insan fıtratındaki yerinden veyahut ihtiyacından kaynaklanmaktadır. İkinci bölümde estetik konusunu ele alan Arvasi hoca “İslâm Medeniyeti ve Estetiği” üzerine iyi bir analiz yaparak başlıyor. Estetiğin bir ilim olarak görülmesi gerektiğini vurgulayan Arvasi hoca bir Müslüman’ın estetik algısı ve tavrına dair çıkarımlarda bulunuyor. Güzel sanatların da ele alarak toplum ve sanat arasındaki bağa doğru yöneliyor. Sanat, toplum ve ideolojinin birbiri ile olan bağlantısını irdeleyerek sanatın cemiyet hayatındaki önemine dikkat çekiyor.<br />
İslâm, sanat ve psikoloji eksenli yorumlarla beraber medeniyetimizdeki sanat örneklerini sıralıyor. Milli kültür ve milli zevki de inceleyen Ahmed Arvasi, sanatın ve sanatçının teşvik ve korumaya mecbur olduğunun altını çiziyor.<br />
“Türk İslâm Medeniyeti Yeniden Dirilirken” başlıklı makalesi ile eserini tamamlayan Arvasi hoca, bu minvalde dirilen medeniyetin mimarlarına ufuklar açarak onlara yardımcı olmaya çalışıyor.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fseyyid-ahmed-arvasinin-diyalektigimiz-ve-estetigimiz-adli-eseri-gokhan-gokcek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/seyyid-ahmed-arvasinin-diyalektigimiz-ve-estetigimiz-adli-eseri-gokhan-gokcek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emine Işınsu’nun Romanı Üzerine Bir Değerlendirme – Güntülü YILMAZ</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/emine-isinsunun-romani-uzerine-bir-degerlendirme-guntulu-yilmaz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/emine-isinsunun-romani-uzerine-bir-degerlendirme-guntulu-yilmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2012 11:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Işınsu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3544</guid>
		<description><![CDATA[Sancı… Büyük devletler Türkiye’de küçük oyunlar oynarken, büyük küçük herkesin içinde taşıdığı yaraların sancısı… Süleyman Özmen’in şahadeti ile başlayıp Dursun Önkuzu’nun şahadeti ile noktalanan kısacık bir zaman diliminde birbirinden apayrı yaşamları buluşturan bir eser: “Sancı”. Emine IŞINSU eserinde tüm roman kahramanlarını özenle ele almış. Her karakter ait olduğu sosyal yapı içinde ele alınmış; fakat kahramanların ait oldukları sınıfların ötesinde “insan” oldukları unutulmamış. Eserin başarısı da buradan kaynaklanıyor: kahramanlar içinde bulundukları topluluğu temsil etmeleri için feda edilmeden, teker teker ele alınarak işlenmiş. Karşılıklı konuşmalar kişilerin karakterleriyle öylesine özdeşleşmiş ki, uzun tartışmalar sırasında kahramanlar gözlerimizin önünde ilmek ilmek örülüyor. Farklı görüşteki insanlar “cani” olarak değil, verdiği yanlış kararlar nedeniyle içine düştüğü durumdan çıkmak için çabalayıp duran bireyler olarak ele alınıyor. Bu da yazarın hanesine artı puan olarak yazılıyor. Hassas kişilik çözümlemeleri ile eser kimi zaman destansı bir tat, kimi zaman psikolojik bir roman havası kazanıyor. IŞINSU’nun karakter doğurmaktaki başarısı, herkesin bulduğu bir kuytu köşeye sindiği bir dönemde cesur duruşunu bozmadan çevresini izlemesinden kaynaklanıyor. İçinde bulunduğu dönemin her anını gerçekçi bir şekilde hafızasına kaydetmiş. Olay örgüsünün geçtiği dönemin romana konu edilmek için çok elverişli olduğu ve Emine IŞINSU’nun daima yaşananların yakınında bulunduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerekli. Eserdeki figüranların adları bile bir Ülkücü’nün bam teline basacak nitelikte. “Sancı”nın bir Ülkücüyü nasıl derinden etkileyeceğini anlatabilmek için “Devlet” dergisinin yazıhanesinde geçen kısa bir olayı özetleyeyim. Roman kahramanlarından Ali’nin yaşı küçüktür ve Ülkücülüğü tanımaya çalışmaktadır. 9 Işık Yürüyüşü’nde Dursun Önkuzu’yu tanır ve onun aracılığıyla yazıhaneye gidip gelmeye başlar. Bu yazıhanede daktilonun başında Osman OKTAY söylene söylene çalışmakta, Galip ERDEM içerideki odadan “Çay!” diye seslenmekte, Dündar TAŞER sohbet etmektedir. Bu karakterlere bir de Emine IŞINSU’nun gerçekçi tasvirleri eklenince doyumsuz bir eser ortaya çıkıyor, insanın canı bu “sancı”ya ortak olmak istiyor… Eserin sürükleyiciliği okudukça ivme kazanarak artıyor. Bu yanıyla eserin sonradan açılan bir yapısı olduğu söylenebilir. İlk yarısında okuyucunun biraz sabretmesi gerekli, ilerleyen sayfalarda başta kurgulanan olaylar iç içe geçerek halka halka büyüyor ve okuyucuyu sarıyor. Ayrıca karakter kadrosunun kalabalıklığına karşın her kahraman esere öyle sindirilmiş ki kişileri akılda tutmak okuyucuyu yormuyor. Tüm karakterler esere aynı anda girmiyor, olay örgüsüne hizmet etmeleri gerektiğinde eserde görünüp kayboluyorlar. Esere yöneltebileceğim tek olumsuz eleştiri zaman zaman didaktikliğin ağır basması olabilir. Karşılıklı konuşmalarda, özellikle de Dursun ÖNKUZU’nun arkadaşlarıyla yaptığı konuşmalarda yazarın mesaj verme kaygısı gün yüzüne çıkmış. Neyse ki çok uzamamış ve göz tırmalar boyutlara ulaşmamış. Ülkücü Hareket’in hem aksiyon hem de fikriyat olarak geliştiği dönemi anlatan “Sancı” yazıldığı zamandan bu yana Ülkücülerin başucu kitabı olarak yerini korumakta. Yakın geçmişi idrak etmek isteyen herkesin okuması gereken bir eser.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sancı… Büyük devletler Türkiye’de küçük oyunlar oynarken, büyük küçük herkesin içinde taşıdığı yaraların sancısı…</p>
<p style="text-align: justify;">Süleyman Özmen’in şahadeti ile başlayıp Dursun Önkuzu’nun şahadeti ile noktalanan kısacık bir zaman diliminde birbirinden apayrı yaşamları buluşturan bir eser: “Sancı”.</p>
<p style="text-align: justify;">Emine IŞINSU eserinde tüm roman kahramanlarını özenle ele almış. Her karakter ait olduğu sosyal yapı içinde ele alınmış; fakat kahramanların ait oldukları sınıfların ötesinde “insan” oldukları unutulmamış. Eserin başarısı da buradan kaynaklanıyor: kahramanlar içinde bulundukları topluluğu temsil etmeleri için feda edilmeden, teker teker ele alınarak işlenmiş. Karşılıklı konuşmalar kişilerin karakterleriyle öylesine özdeşleşmiş ki, uzun tartışmalar sırasında kahramanlar gözlerimizin önünde ilmek ilmek örülüyor. Farklı görüşteki insanlar “cani” olarak değil, verdiği yanlış kararlar nedeniyle içine düştüğü durumdan çıkmak için çabalayıp duran bireyler olarak ele alınıyor. Bu da yazarın hanesine artı puan olarak yazılıyor. Hassas kişilik çözümlemeleri ile eser kimi zaman destansı bir tat, kimi zaman psikolojik bir roman havası kazanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">IŞINSU’nun karakter doğurmaktaki başarısı, herkesin bulduğu bir kuytu köşeye sindiği bir dönemde cesur duruşunu bozmadan çevresini izlemesinden kaynaklanıyor. İçinde bulunduğu dönemin her anını gerçekçi bir şekilde hafızasına kaydetmiş. Olay örgüsünün geçtiği dönemin romana konu edilmek için çok elverişli olduğu ve Emine IŞINSU’nun daima yaşananların yakınında bulunduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerekli. Eserdeki figüranların adları bile bir Ülkücü’nün bam teline basacak nitelikte.</p>
<p style="text-align: justify;">“Sancı”nın bir Ülkücüyü nasıl derinden etkileyeceğini anlatabilmek için “Devlet” dergisinin yazıhanesinde geçen kısa bir olayı özetleyeyim. Roman kahramanlarından Ali’nin yaşı küçüktür ve Ülkücülüğü tanımaya çalışmaktadır. 9 Işık Yürüyüşü’nde Dursun Önkuzu’yu tanır ve onun aracılığıyla yazıhaneye gidip gelmeye başlar. Bu yazıhanede daktilonun başında Osman OKTAY söylene söylene çalışmakta, Galip ERDEM içerideki odadan “Çay!” diye seslenmekte, Dündar TAŞER sohbet etmektedir. Bu karakterlere bir de Emine IŞINSU’nun gerçekçi tasvirleri eklenince doyumsuz bir eser ortaya çıkıyor, insanın canı bu “sancı”ya ortak olmak istiyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Eserin sürükleyiciliği okudukça ivme kazanarak artıyor. Bu yanıyla eserin sonradan açılan bir yapısı olduğu söylenebilir. İlk yarısında okuyucunun biraz sabretmesi gerekli, ilerleyen sayfalarda başta kurgulanan olaylar iç içe geçerek halka halka büyüyor ve okuyucuyu sarıyor. Ayrıca karakter kadrosunun kalabalıklığına karşın her kahraman esere öyle sindirilmiş ki kişileri akılda tutmak okuyucuyu yormuyor. Tüm karakterler esere aynı anda girmiyor, olay örgüsüne hizmet etmeleri gerektiğinde eserde görünüp kayboluyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Esere yöneltebileceğim tek olumsuz eleştiri zaman zaman didaktikliğin ağır basması olabilir. Karşılıklı konuşmalarda, özellikle de Dursun ÖNKUZU’nun arkadaşlarıyla yaptığı konuşmalarda yazarın mesaj verme kaygısı gün yüzüne çıkmış. Neyse ki çok uzamamış ve göz tırmalar boyutlara ulaşmamış.<br />
Ülkücü Hareket’in hem aksiyon hem de fikriyat olarak geliştiği dönemi anlatan “Sancı” yazıldığı zamandan bu yana Ülkücülerin başucu kitabı olarak yerini korumakta. Yakın geçmişi idrak etmek isteyen herkesin okuması gereken bir eser.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Femine-isinsunun-romani-uzerine-bir-degerlendirme-guntulu-yilmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/emine-isinsunun-romani-uzerine-bir-degerlendirme-guntulu-yilmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nevruz Bayramı Dolayısıyla Yapılan Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nevruz-bayrami-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nevruz-bayrami-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 09:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3416</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyası’nın her köşesinde ortak bir kültür mirası olarak yaşatılan Nevruz Bayramı’nı bir kez daha karşılamanın sevinci içerisindeyiz. Dünyanın pek çok yerinde, özellikle de Doğu kültürlerinde farklı isimlerle kutlanan bu bahar bayramının, Türk coğrafyasındaki yansıması ise daha derindir. Çünkü Türk Milleti için Nevruz, sadece tabiatın değil; Türklüğün de dirilişidir. Pek çok kaynağa göre 21 Mart, Türklerin Ergenokon’dan çıkışını, Türk milletinin yüzyıllar öncesinde sıkışıp kaldığı bir vadiden demir dağları ateşiyle eriterek nasıl kurtulduğunu ve istiklaline nasıl kavuştuğunu simgeler. Baharın ilk günü olarak da kabul edilen Nevruz, doğanın yeniden uyanışı ve canlanışını temsil etmekle birlikte, On İki Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcı ve Türk topluluklarının yılbaşı günüdür. 21 Mart, Doğu Türkistan’dan Balkanlara, Orta Asya içlerinden Kafkaslara kadar Türk’ün yaşadığı her yerde, bazı farklı adetlerle, fakat aynı coşkuyla kutlanmaktadır. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan ve Tacikistan’da millî bayram ve resmi tatil olarak kabul edilen Nevruz, Anadolu’da da “Sultan-ı Nevruz”, “Mart Dokuzu”, “Yeni Gün” gibi isimlerle bir bahar bayramı olarak kutlanmaya devam etmektedir. Türk coğrafyasında birlik, dirlik, ümit, barış ve uyanışı sembolize eden Nevruz Bayramı, binlerce yıllık tarihî akış içinde büyük Türk milletini ortak sevinç, huzur, dostluk ve ülküde buluşturan köklü bir kucaklaşma fırsatıdır. Bu nedenle Nevruz, insanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışmanın arttığı, milletimizin birlik ve beraberliğinin daim olduğu, dünyada barış ve kardeşliğin hâkim kılındığı bir tarih olmalıdır. Fakat üzülerek görmekteyiz ki bu tarih, bazı bölücü gruplar tarafından istismar edilmekte ve ihanet yüklü politikalarına bir maske olarak kullanılmaktadır. Ne yazık ki insanımızın zihninde de Nevruz, bu kirli zihniyetin ülkemizi sürüklediği terör ortamıyla eşdeğer hale gelmektedir. Ancak kimsenin şüphesi olmasın ki Nevruz’u birlik ve bütünlüğümüze kast edici hamlelere araç yapma çabası, bu bayramın gerçek manasını kirletemeyecek, bütünleştiriciliğine halel getiremeyecektir. Zira yine kimsenin şüphesi olmasın ki Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Çatışma, kamplaşma ve kargaşanın değil; barışın, kardeşliğin ve huzurun toyudur. Bu vesileyle, Türk Dünyası’nın Nevruz bayramını kutluyor; baharın gelişini müjdeleyen bu günün tüm Türk-İslam Âlemi’ne ve insanlığa mutluluk, bereket, birlik ve barış getirmesini temenni ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı Nevruz’a gölge düşürmeye çalışanlara itibar etmemeye, uykusundan uyanan doğanın ve binlerce yıllık efsanelerin çağrısına kulak vermeye ve bu bayrama katılmaya davet ediyor, milletçe paylaşacağımız bu Yeni Gün’ün, ülkemiz ve milletimiz için milli bir uyanış ve istiklal şuurunun timsali ve adil, müreffeh ve güzel günlerin öncüsü olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Genel-Başkan-Harun-Öztürk.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3417" title="Genel Başkan Harun Öztürk" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Genel-Başkan-Harun-Öztürk-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" /></a>Türk Dünyası’nın her köşesinde ortak bir kültür mirası olarak yaşatılan Nevruz Bayramı’nı bir kez daha karşılamanın sevinci içerisindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın pek çok yerinde, özellikle de Doğu kültürlerinde farklı isimlerle kutlanan bu bahar bayramının, Türk coğrafyasındaki yansıması ise daha derindir. Çünkü Türk Milleti için Nevruz, sadece tabiatın değil; Türklüğün de dirilişidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek çok kaynağa göre 21 Mart, Türklerin Ergenokon’dan çıkışını, Türk milletinin yüzyıllar öncesinde sıkışıp kaldığı bir vadiden demir dağları ateşiyle eriterek nasıl kurtulduğunu ve istiklaline nasıl kavuştuğunu simgeler. Baharın ilk günü olarak da kabul edilen Nevruz, doğanın yeniden<br />
uyanışı ve canlanışını temsil etmekle birlikte, On İki Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcı ve Türk topluluklarının yılbaşı günüdür. 21 Mart, Doğu Türkistan’dan Balkanlara, Orta Asya içlerinden Kafkaslara kadar Türk’ün yaşadığı her yerde, bazı farklı adetlerle, fakat aynı coşkuyla kutlanmaktadır. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan ve Tacikistan’da millî bayram ve resmi tatil olarak kabul edilen Nevruz, Anadolu’da da “Sultan-ı Nevruz”, “Mart Dokuzu”, “Yeni Gün” gibi isimlerle bir bahar bayramı olarak kutlanmaya devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk coğrafyasında birlik, dirlik, ümit, barış ve uyanışı sembolize eden Nevruz Bayramı, binlerce yıllık tarihî akış içinde büyük Türk milletini ortak sevinç, huzur, dostluk ve ülküde buluşturan köklü bir kucaklaşma fırsatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle Nevruz, insanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışmanın arttığı, milletimizin birlik ve beraberliğinin daim olduğu, dünyada barış ve kardeşliğin hâkim kılındığı bir tarih olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat üzülerek görmekteyiz ki bu tarih, bazı bölücü gruplar tarafından istismar edilmekte ve ihanet yüklü politikalarına bir maske olarak kullanılmaktadır. Ne yazık ki insanımızın zihninde de Nevruz, bu kirli zihniyetin ülkemizi sürüklediği terör ortamıyla eşdeğer hale gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak kimsenin şüphesi olmasın ki Nevruz’u birlik ve bütünlüğümüze kast edici hamlelere araç yapma çabası, bu bayramın gerçek manasını kirletemeyecek, bütünleştiriciliğine halel getiremeyecektir. Zira yine kimsenin şüphesi olmasın ki Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Çatışma, kamplaşma ve kargaşanın değil; barışın, kardeşliğin ve huzurun toyudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle, Türk Dünyası’nın Nevruz bayramını kutluyor; baharın gelişini müjdeleyen bu günün tüm Türk-İslam Âlemi’ne ve insanlığa mutluluk, bereket, birlik ve barış getirmesini temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm vatandaşlarımızı Nevruz’a gölge düşürmeye çalışanlara itibar etmemeye, uykusundan uyanan doğanın ve binlerce yıllık efsanelerin çağrısına kulak vermeye ve bu bayrama katılmaya davet ediyor, milletçe paylaşacağımız bu Yeni Gün’ün, ülkemiz ve milletimiz için milli bir uyanış ve istiklal şuurunun timsali ve adil, müreffeh ve güzel günlerin öncüsü olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fnevruz-bayrami-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nevruz-bayrami-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin 21 Mart 2012 Tarihli TBMM Grup Toplantısı Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-21-mart-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-21-mart-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 08:58:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3414</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Muhterem Misafirler, Sayın Basın Mensupları, Az sonra da değineceğim gibi, Afganistan’da şehit olan kardeşlerimiz bizim ciğerimizi yakmıştır. Milletimizin güzide evlatları dün itibariyle vatan topraklarına emanet edilmişlerdir. Bu nedenle haftalık olağan Meclis grup toplantımızı bir günlük tehirle gerçekleştiriyoruz. Konuşmama başlarken , hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, saygılarımı sunuyorum. Yoğun ve bir o kadar da iç içe geçmiş olaylarla harmanlanmış bir haftayı geride bıraktık. Klişeleşmiş ifadelere, şablon beyanlara, ezbere dayalı sözlere, malumu ilan eden demeçlere yeniden şahit olduk. Yapay ve temelsiz iddiaları gıdası yapmış, yalan ve hezeyanı heybesine iliştirmiş siyaset bezirgânlığının, kararan yüzünü değişik olaylar vesilesiyle tekrar gördük. Bu ortam içinde, 18 Mart Şehitleri Anma Günü’nü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97’nci yıldönümünü andık ve geçmişin anılarını kalplerimizde dalgalandırdık. Vatanımız uğruna can veren, kan döken, baş koyan, ama taviz vermeyen millet iradesini gururla ve dualarla hatırladık. Biliyor ve teyit ediyoruz ki, Çanakkale elleri öpülesi bir neslin, rengi kıpkırmızı olan inanç ve iman mürekkebiyle yazdığı fedakârlık manifestosudur. Ürkmeyen, çekinmeyen, korkmayan ve yenilmeyi aklından bile geçirmeyen millet kudretinin uyanışı ve şahlanışıdır. Mermiye karşı sevdanın, gülleye karşı tutkunun, esarete karşı bağımsızlık ruhunun galip gelmesi ve üste çıkmasıdır. 97 yıl önceki destan; adanmışlığın emperyal bileği bükmesi, kahramanlığın çelikten kuleleri eritmesi, inanmışlığın sömürge hevesini devirmesi ve azmin işgali tepelemesidir. Çanakkale’den yükselen şuur, arşa ulaşan cesaret örneği; hamd olsun ki tuzakları boşa çıkarmış, saldırıları püskürtmüş ve hesapları tümüyle bozarak geleceğimizi aydınlatmıştır. Türk milleti, üzerine gelen yedi düveli, boğazına çöken düşman unsurları, kalbine hançer vurmak için pozisyon almış kirli emelleri şehitliğe koşar adım giden evlatları sayesinde def etmiştir. Alayına gününü göstermiş, Çanakkale’nin geçilmezliğini, son yurdumuzun teslim alınamayacağını imrenilecek bir özveriyle ispatlamıştır. Cephelerde millet fertleri yekvücut olmuş, kimse kimsenin mezhebiyle, yöresiyle, kökeniyle ve dünya görüşüyle ilgilenmemiş, üstelik bunları da merak etmemiştir. Bu itibarla, Çanakkale farklılıkları teşvik ederek, bizi birbirimizden koparmaya çalışan AKP zihniyetine ders olmalıdır. Herkesin kimliğini tanıma, kültürünü kabul etme ve dilini benimseme arayışında ve utanmazlığında olan gafillere ibret vesikası olmalıdır. Milletimizi 36’ya ayırma konusunda ayak direyen, etnik kimlikleri birer birer sayarak bu konuda gözünü hırs bürüyenBaşbakan Erdoğan’a da bir sonuç vermelidir. Çanakkale; birliğin ve beraberliğin şehit kanlarıyla bestelenmiş ve gönüllere emanet edilmiş nağmesidir. Kardeşliğin, kadirşinaslığın, kader ortaklığının ve bin yıllık kadirliğin ete ve kemiğe bürünmüş halidir. Yozgatlı’nın, Iğdırlı’nın, Erzurumlu’nun, Diyarbakırlı’nın, Rizeli’nin, Sinoplu’nun, Antalyalı’nın, Balıkesirli’nin, Sakaryalı’nın göz nuruyla, alın teriyle ve kefensiz bedeniyle bir araya gelip hiç düşünmeden tutuşturduğu bağımsızlık meşalesidir. İşte bunun içindir ki Türkiye’nin yeni bir Çanakkale ruhuna ihtiyacı, muhtaçlığı bulunmaktadır. Yeniden silkinmesine, derlenip toplanmasına, kutsalları etrafında buluşmasına, deyim yerindeyse iman tazelemesine acilen gerek vardır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye; bu topraklara vatanım diyen, geleceğini burada gören, dünün müşterek hatıralarını hürmetle anan herkesin; büyük bir aile olan Türk milletini sahiplenmesi, yaşatması ve ilelebet var etmek için üzerine düşeni yapması şüphesiz manevi ve ahlaki bir vecibedir. Unutmayınız ki, millet olarak üzerinde yaşadığımız coğrafyayı; Malazgirt’le vatanlaştırdık, Çanakkale’yle kilitledik ve milli mücadeleyle sonsuza kadar mühürledik. Bize kanlarıyla muhteşem bir miras bırakan kutlu ecdadımıza, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere milli mücadele kahramanlarına, Çanakkale’yi destanlaştıran muhterem şehitlerimize bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları nur dolsun, kabirleri cennet köşesi olsun...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Basın Mensupları,</p>
<p style="text-align: justify;">Az sonra da değineceğim gibi, Afganistan’da şehit olan kardeşlerimiz bizim ciğerimizi yakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin güzide evlatları dün itibariyle vatan topraklarına emanet edilmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle haftalık olağan Meclis grup toplantımızı bir günlük tehirle gerçekleştiriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama başlarken , hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoğun ve bir o kadar da iç içe geçmiş olaylarla harmanlanmış bir haftayı geride bıraktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Klişeleşmiş ifadelere, şablon beyanlara, ezbere dayalı sözlere, malumu ilan eden demeçlere yeniden şahit olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapay ve temelsiz iddiaları gıdası yapmış, yalan ve hezeyanı heybesine iliştirmiş siyaset bezirgânlığının, kararan yüzünü değişik olaylar vesilesiyle tekrar gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ortam içinde, 18 Mart Şehitleri Anma Günü’nü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97’nci yıldönümünü andık ve geçmişin anılarını kalplerimizde dalgalandırdık.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımız uğruna can veren, kan döken, baş koyan, ama taviz vermeyen millet iradesini gururla ve dualarla hatırladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyor ve teyit ediyoruz ki, Çanakkale elleri öpülesi bir neslin, rengi kıpkırmızı olan inanç ve iman mürekkebiyle yazdığı fedakârlık manifestosudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ürkmeyen, çekinmeyen, korkmayan ve yenilmeyi aklından bile geçirmeyen millet kudretinin uyanışı ve şahlanışıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mermiye karşı sevdanın, gülleye karşı tutkunun, esarete karşı bağımsızlık ruhunun galip gelmesi ve üste çıkmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">97 yıl önceki destan; adanmışlığın emperyal bileği bükmesi, kahramanlığın çelikten kuleleri eritmesi, inanmışlığın sömürge hevesini devirmesi ve azmin işgali tepelemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale’den yükselen şuur, arşa ulaşan cesaret örneği; hamd olsun ki tuzakları boşa çıkarmış, saldırıları püskürtmüş ve hesapları tümüyle bozarak geleceğimizi aydınlatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti, üzerine gelen yedi düveli, boğazına çöken düşman unsurları, kalbine hançer vurmak için pozisyon almış kirli emelleri şehitliğe koşar adım giden evlatları sayesinde def etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Alayına gününü göstermiş, Çanakkale’nin geçilmezliğini, son yurdumuzun teslim alınamayacağını imrenilecek bir özveriyle ispatlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cephelerde millet fertleri yekvücut olmuş, kimse kimsenin mezhebiyle, yöresiyle, kökeniyle ve dünya görüşüyle ilgilenmemiş, üstelik bunları da merak etmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, Çanakkale farklılıkları teşvik ederek, bizi birbirimizden koparmaya çalışan AKP zihniyetine ders olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkesin kimliğini tanıma, kültürünü kabul etme ve dilini benimseme arayışında ve utanmazlığında olan gafillere ibret vesikası olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi 36’ya ayırma konusunda ayak direyen, etnik kimlikleri birer birer sayarak bu konuda gözünü hırs bürüyenBaşbakan Erdoğan’a da bir sonuç vermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale; birliğin ve beraberliğin şehit kanlarıyla bestelenmiş ve gönüllere emanet edilmiş nağmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşliğin, kadirşinaslığın, kader ortaklığının ve bin yıllık kadirliğin ete ve kemiğe bürünmüş halidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yozgatlı’nın, Iğdırlı’nın, Erzurumlu’nun, Diyarbakırlı’nın, Rizeli’nin, Sinoplu’nun, Antalyalı’nın, Balıkesirli’nin, Sakaryalı’nın göz nuruyla, alın teriyle ve kefensiz bedeniyle bir araya gelip hiç düşünmeden tutuşturduğu bağımsızlık meşalesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bunun içindir ki Türkiye’nin yeni bir Çanakkale ruhuna ihtiyacı, muhtaçlığı bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeniden silkinmesine, derlenip toplanmasına, kutsalları etrafında buluşmasına, deyim yerindeyse iman tazelemesine acilen gerek vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğudan batıya, kuzeyden güneye; bu topraklara vatanım diyen, geleceğini burada gören, dünün müşterek hatıralarını hürmetle anan herkesin; büyük bir aile olan Türk milletini sahiplenmesi, yaşatması ve ilelebet var etmek için üzerine düşeni yapması şüphesiz manevi ve ahlaki bir vecibedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayınız ki, millet olarak üzerinde yaşadığımız coğrafyayı; Malazgirt’le vatanlaştırdık, Çanakkale’yle kilitledik ve milli mücadeleyle sonsuza kadar mühürledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize kanlarıyla muhteşem bir miras bırakan kutlu ecdadımıza, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere milli mücadele kahramanlarına, Çanakkale’yi destanlaştıran muhterem şehitlerimize bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Mekânları nur dolsun, kabirleri cennet köşesi olsun ve Allah hepsinden razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">18 Mart Şehitler Günü’nü idrak ettiğimiz sıralarda, Afganistan’dan gelen acı haberle milletimiz yasa boğulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">NATO’nun Afganistan’da faaliyet yürüten Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti bünyesinde, Türkiye’nin komuta ettiği Kabil Bölge Komutanlığı emrinde görev yapan bir helikopterimizin düşmesiyle, milletimizin 12 evladı ne yazık ki şehit olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimizin Türk bayrağına sarılı naaşları ülkemize getirilerek, memleketlerinde son yolculuklarına Fatiha’yla ve gözyaşlarıyla uğurlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hüznümüz tarifsiz, yürek acımız tanımsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailelerine, silah arkadaşlarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı temennilerimi tekrarlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Afganistan’da şehit düşen kardeşlerimizi aziz milletimiz her daim minnet ve hürmetle anacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandan binlerce kilometre uzaklıkta Hakk’a kavuşan evlatlarımız geride bıraktıkları hatıralarıyla kalplerimizde yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aldıkları görevi layıkıyla yapan, milletimizi hakkıyla ve iftihar edilecek bir şekilde temsil eden şehitlerimiz bizim gurur kaynaklarımız arasında olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız, şehit ailelerinin gösterdiği vakar ve metanet de fazlasıyla dikkatimizi çekmiş ve bizi oldukça duygulandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar arasında, şehit üsteğmenimiz Murat Yıldız’ın babası tarafından dile getirilen şu sözler hepimiz için düşündürücü ve hayranlık uyandırıcı vatanseverlik örneğidir:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Vatan sağ olsun, evladımızı şehit verdik. Allah’ım Sana binlerce hamdü senalar olsun ki ben şehit babası oldum. Ne mutlu bana, tek tesellim o.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu ifadeler Türk milletinin gücünü, sabrını ve manevi olgunluğunu apaçık ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu yüksek ruhu ve tertemiz vicdanı artık zorlamamak, çileye ve feryada daha fazla katlanmasına müsaade etmemek hepimizin boynunun borcudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette şehitlerimizle övünüyoruz, onları şükranla yad ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak doğal ve doğru olanın da, önce insanı yaşatmak, güçlü, sağlıklı ve değerli kılmak olduğunu hiç aklımızdan çıkarmıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, hem vatanımızdan hem de dışarıdan gelen şahit haberleri, milletimizin dayanma ve hazmetme gücünü sürekli aşındırmakta ve irtifa kaybettirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Afganistan’da meydana gelen elim helikopter kazası, üzerinde mutlaka durulması ve iyi irdelenmesi gereken bazı gerçekleri de gün yüzüne çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geldiğimiz bu aşamada, askerlerimizin şehit olmasına neden olan kazanın nedenlerini derinlemesine ve çok yönlü soruşturmak büyük bir zaruret ve ehemmiyet arz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 evladımızı taşırken bir binanın üstüne çakılan helikopterin, teknik sorundan mı, yoksa kalleşçe yapılan saldırıdan mı böyle bir akıbete uğradığı hususu kısa süre içinde netleştirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman kaybına, ihmale ve işi ağırdan almaya müsaade etmeden, konunun gizemli tarafları açığa çıkarılmalı ve milletimiz mutlaka bilgilendirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dost ve kardeş ülke Afganistan’ın yaşadığı işgal ve esaret, özellikle son günlerde iyice gerilen sosyal ve siyasal yapısı bu kazanın tesadüfen olmadığı yönündeki kanaatimizi ister istemez belirginleştirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD askerlerinin Bagram hava üssünde yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakmaları, arkasından Kandahar’da, aralarında çocukların ve kadınlarında da bulunduğu 16 sivil Afgan’ının katledilmesi provokasyona açık bir ortamı ziyadesiyle teşekkül ettirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, bu izansızlığı ve yüz karası gelişmeleri nedense suya sabuna dokunmayan ifadelerle gündemine almış ve hemen geçiştirmeyi tercih etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’yi ezber yapan, Gazze istismarıyla beslenen bu zihniyetin, Afganistan’da Kur’an-ı Kerim’in yakılmasına ve 16 sivilin öldürülmesine birkaç söz dışında etkili cevap üretememesi; acziyetinin ve kimlerin paçasına tutunduğunun da bir bakıma göstergesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten de Başbakan’ın ağzından Afganistan’daki olayları kınayan bir ifade çıkmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü Başbakan, işgalcilerin yanında hizalanmış olup, en az zayiatla ülkelerine dönmeleri konusunda istekli, ısrarlı ve ne hazindir ki kendi ifadeleriyle söyleyecek olursak, duacıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla, yüce kitabımızın yakılmasıyla Afganistan’daki gerilim düzeyi bir hayli artmış, toplumsal tansiyon haklı olarak alabildiğine yükselmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ahlaksızlığı, saygısızlığı, kabalığı, kural ve insaniyet tanımazlığı buradan tekrar kınıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’li askerlerin bu densizliklerine ve edepsizliklerine karşı, Taliban’ın misillemeyle cevap vereceğine dair tehdidi, helikopter kazasıyla ilgili şüphelerimizi doğal olarak artırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet Afganistan’daki son olaylarla, evlatlarımızı aramızdan alan trajik kazanının bağ ve bağlantısı ortaya çıkarsa ve başkalarının diyetini ödediğimiz anlaşılırsa, biliniz ki bunun altından hiç kimse kalkamayacak ve şehitlerimizin hesabını ne AKP,  ne de başkaları veremeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Afganistan’da, dünyanın gözü önünde cinayetler işlenmekte, işkenceler ve vahşi kıyımlar yapılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülke 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleşen ikiz kule saldırılarından hemen sonra işgal altına alınmış, terörle mücadele amacıyla her hücresine girilmiş ve toplumsal dokusu tahrip edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Afganistan’ın her karışında El Kaide militanları aranmış, her taşın altında Usame Bin Ladin taranmış ve araştırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin “Sürekli özgürlük harekâtı” ve demokrasi getirme propagandasıyla başlattığı operasyonlar doğrultusunda; Afgan halkı yaklaşık 11 yıldır kanın, şiddetin ve acımasızlığın kapanına kısılmış ve nefes alamaz hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette Türkiye, terör gibi insanlık suçuyla mücadeleye katılabilmek ve destekleyebilmek maksadıyla oluşturulan uluslararası güce tutarlılık gereğince omuz vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terör konusunda küresel ölçekte dayanışma ve yardımlaşmanın önemi büyüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, TBMM’i 10 Ekim 2001 tarihinde aldığı bir kararla, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi konusunda hükümete yetki vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede de, Türk askeri Afganistan’a gitmiş ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için takdire şayan bir vazife şuuru sergilemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi temsilen dost ve kardeş ülke Afganistan’da bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, muharip bir niteliği olmadığından dolayı operasyonel faaliyetlere de iştirak etmemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve yalnızca barışçı bir yaklaşımla; güvenliğin sağlanması kapsamında çalışmalar yürütmüşler, Afganistan’ın yeniden yapılandırılmasına yardımcı olmaya çalışmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, yıllarca terörist avı bahanesiyle esir edilen Afganistan’da istikrar ve toplumsal düzen bir türlü tesis edilememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin Ladin’in öldürülmesi de işe yaramamış, Batı’nın kanlı emelleri ve karanlık niyetleri, Karzai yönetiminin çürümüşlüğü, Taliban’ın ilkelliği kâbus gibi Afganlı kardeşlerimizin üzerine çökmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan açıklamalardan 2014 yılına kadar ABD’nin ve diğer ülke askerlerinin bu ülkeden çekileceği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri mevcudiyetinin Afganistan’da stratejik bir önemi kalmamış, üstelik burada bulunmamız can ve mal kaybımıza neden olmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ne olursa olsun, Türk askeri Afganistan’a işgali meşrulaştırmaya değil, terörle mücadele için ülkeler arası kurulan dayanışma ve işbirliği sürecine katkıda bulunmak niyetiyle gitmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bu kararın alındığı tarihte ülkemiz huzur ve sükûnet altına alınmış, terör neredeyse sıfırlanmış ve İmralı canisi ömür boyunca yatacağı cezaevine tıkılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ise asıl terör Kabil’de, Ferah’da, Gazni’de, Herat’da, Kunduz’da, Lagman’da olmayıp; Ankara’dadır, İstanbul’dadır, Şırnak’tadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim sorunumuz zaten çok fazladır ve kendi derdimiz bize yetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden nafile yerlerde, sonu olmayan işlerde ve yüksek riskli coğrafyalarda zaman geçirmenin ve buralarda can kaybına göz yummanın makul ve mantıklı hiçbir yanı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Deneyimlerimizden anlaşılmaktadır ki, Tora Bora ve Beyaz Dağlarında terörist izi sürenlerin gayesi ne Afganistan’ı özgürleştirmek ne de bu ülkeye huzur ve istikrar getirmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hedef bu ülkede işgali derinleştirmek, yağma ve talanı genişletmek, kaynakları vakumlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle, Türkiye artık Afganistan defterini kapatmak için harekete geçmeli, buradaki sayıları 1850’e yaklaşan askeri varlığımızı geri çekmek amacıyla AKP hükümeti gerekli girişimleri ve hazırlıkları bir an önce başlatmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca AKP hükümetinin, Afganistan’daki askeri varlığımızın tekrar gözden geçirilmesi yönündeki çağrımız karşısında rahatsızlık duyduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin sulu gözlü başbakan yardımcısının, bizi Afganistan üzerinden rant elde etmeye çalışmakla suçlaması ise komedi olduğu kadar basiretsiz bir siyasetçinin zavallılığından başka bir manaya gelmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla yetinmeyen ilgili başbakan yardımcısı, Türk askerinin bulunduğu her yerde huzur bulunduğunu ileri sürerek vahim bir çelişkinin altına imza atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem Türk askerinin bulunduğu her yerde huzur vardır; o halde AKP 9 yılı aşkın bir süredir darbeci diyerek kiminle mücadele etmektedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Dışarıda itibar, içeride itham altında bulunan Mehmetçiği, yan gelip yatmakla suçlayan bu hastalıklı siyaset anlayışı değil midir?</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Vesayetten kurtuluyoruz, darbecilerden temizleniyoruz, kirlerden arınıyoruz, yükleri atıyoruz, demokrasiye kavuşuyoruz ve eski Türkiye’yi geride bırakıyoruz”</em> diyen AKP yönetimi, acaba bu sözlerin birinci dereden muhatabı olarak, Türk ordusunu gördüğünü itiraf edecek midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim tavsiyemiz, gözlerinden yaş eksik olmayan başbakan yardımcısının, <strong><em>“Söz gümüşse sukut altındır”</em></strong> nasihatinden nasiplenmesi, biraz dilini tutması, fakat bundan dolayı bunalırsa da, dizine vurarak hıçkıra hıçkıra ağlamayı sürdürmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milli kültürümüzün ve toplumsal hayatımızın ışıldayan arasında bulunan, bizler için özel anlamı büyük olan Nevruz Bayramı’nı bugün hep birlikte kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mutluluk ve bahtiyarlıkla, sizlerin ve aziz milletimizin Nevruz Bayramı’nı tebrik ediyor; her vatandaşıma sağlık, huzur ve başarıyla geçecek bir ömür diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Nevruz; baharın habercisi ve doğanın uyanışıdır.  Sıcaklığın toprakla kavuşması, neşenin gök kuşağı gibi gönüllerde açması, ümidin yıldız gibi bakışlarımızda parlamasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ertelenmiş vuslatlar Nevruzla saadete ermekte, gecikmiş ve rötar yapmış beklentiler Nevruzla karşılık bulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz asırlarca, Nevruzla birlikte yeni ve umut dolu günlerin geleceğine inanmış ve bu çok önemli kültürel gerçeği bugüne kadar samimiyetle muhafaza etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Balkanlardan Sibirya bozkırlarına kadar geniş bir coğrafyada birliği, dirliği, esenliği, barışı ve kardeşliği simgeleştiren bugünün; coşku ve heyecan içinde kutlanması Türk milletinin en önemli hasletlerinden birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nevruz binlerce yıllık süre içinde; milletimizi müşterek kıvanç ve duyguda, ortak amaç ve birlik ruhunda buluşturan köklü bir kaynaşma fırsatı ve yüzyılların imbiğinden süzülerek bugünlere gelen bir bayram günüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, milletimizin birliğini ve beraberliğini simgeleyen Nevruz Bayramı, zaman zaman bölücü mihraklarca kasıtlı bir şekilde yorumlanmış ve ihanet gösterilerine alet edilmek istenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hafta sonunda, Diyarbakır ve İstanbul’daki olaylarla buna yenileri eklenmiş, saldırganlığın ve kana susamışlığın isyan provaları gösterime sokulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gözü dönmüş bölücüler meydanları, sokak aralarını ve caddeleri savaş alanına çevirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nefret ve kinle Nevruz’u kirleten, bu tarihi bayramı lekelemeye çalışan çapulcular, çapsızlar ve çürümüşler; kaldırım taşlarını sökmüşler, cam ve çerçeveleri indirmişler, kamu araçlarını taşlamışlar ve dikili ağaçlara dahi zarar vermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu kadarını söyleyebilirim ki, ortalıkta maskeyle zehir saçan bu güruha insan denilmesi en başta insanlığa hakaret ve vefasızlık olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar Cenab-ı Allah’ın her lütfuna ve nimetine yan bakan kemgözlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dağda ve şehirde canımıza, yol kenarlarında ağacımıza, cadde üzerinde işyerimize, sokak içlerinde evimize kast eden cani ve canavarlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK’lı maşaların, Nevruz Bayramı’na daha birkaç gün varken, kutlama bahaneleriyle 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 97’nci yıldönümünü zehir etmeye ve gölgelemeye yeltenmeleri iblisçe bir taktik ve yöntemdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef bölücü çevrelerin azmasında ve zıvanadan çıkmasında AKP’nin yönlendirmesi ve cesaretlendirici tutumu etkili olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıkım projesinin her hamlesi, bu kapsamda atılan her adımı ve kurulan her müzakere masası terörist odakların suyu, ekmeği ve oksijeni haline dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan kuvvetle muhtemel bu olayları değerlendirecek ve eleştirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla da yetinmeyecek siyasi bölücü BDP’yi sözde hedef tahtası yapabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu uygun ortamı bölücü ve kanlı yüzlere hazırlayan elbette ve kesinlikle Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetinden başkası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mutlaka gördünüz ve izlediniz; günlerdir bahar ayları üzerinden Türk milletine meydan okunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörün Meclis kadrosu, işbirlikçiler ve dağdaki çete başları koro halinde aynı ihanet nakaratlarını tekrarlamışlar ve dayatmaları kabul edilmezse baharda kan akacağını alçakça ilan etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerilmiş sinirler, mevzi almış kızgınlıklar, pusuya yatmış nefretler bir araya gelmiş, güneşli günlerde milletimizin donacağını ve buz keseceğini iddia etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Lütfen şu sözlere dikkat ediniz ve bölücü küstahlığın ulaştığı seviyeyi vicdan terazinizde tartınız:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       </strong>“Müzakereler başlasın, şayet bir şeyler yapılmazsa bahar geliyor.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       </strong>“Devlet adım atmazsa, tecrit bitmezse, haberiniz olsun bahar geliyor.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√       </strong>“Hakkımızı verin, kimliğimizi verin, anadilimizi tanıyın; yoksa bahar geliyor”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√</strong>       “Demokratik özerkliği kabul edin, anayasal hakkımızı verin; aksi halde bahar geliyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ne geliyorsa gelsin, kim neyi getiriyorsa getirsin, büyük Türk milleti hepsini karşılamaya ve hıyanetin başını ezmeye Allah’a şükürler olsun ki mukadderdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözler, baharın muazzamlığına, güzelliğine ve hepimizi büyüleyen ihtişamına mayınlı, kaleşnikoflu, bombalı ve mermili saldırı planlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlığı iflas etmiş, vicdanını ve hissiyatını küresel bölücülük lobilerine tutsak bırakmış ne kadar rezil varsa, güneşimizin önüne geçmek için sabırsızlık duymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı sözde aydınlar da bahar sendromundan bahsetmişler, sabotajların, terör saldırılarının ve arkası arkasına menfur eylemlerin olabileceğine işaret etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâsılı, önüne gelen baharla gözümüzü korkutmaya, huzurumuzu kaçırmaya ve endişeye sevk etmeye matuf hareket ve tutum içinde bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kararlılıkla söylemek isterim ki, bölücünün, BOP’çunun, içimizdeki Kandil ve İmralı şakşakçılarının bir bildiği varsa, Türk milletinin azametli şamarı ve korkusuzca duruşu vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Baharda kanlı dereler, barut kokan çiçekler, kurşun sesleriyle kuşatılmış ovalar, tuzaklarla doldurulmuş dağlar ve şehit anasının feryadını görmek isteyen hainler, inşallah milletimizin kahrı karşısında çaresiz kalacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik teröre karşı tedbiri elden bırakmamak ve bölücü terörün menhus eylemlerini ve hunhar saldırılarını engellemek adına gerekli önlemleri almak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayetinde Türkiye’nin en ciddi sorunlarının başında bölücülük ve terör musibeti gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilhassa yeni anayasa hazırlık sürecinde artniyetli mihraklar ellerinden geleni arkalarına koymayacak ve Türk milletinden taviz koparmak için her yolu deneyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Güçlü bir ihtimalidir ki, siyasi iktidarın tolerans ve göz yummasıyla Türk milletini hedefine alan ihanet kumpasları ve bölünme kampanyaları önümüzdeki süreçte etkinlik kazanacak ve yaygınlaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye bir karara zorlanacak, Türk milleti bir seçeneksizlikle imtihan edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bunların denetim, yönetim ve kontrol eşbaşkanlığının bir ucunda AKP, diğer ucunda ise yapışık ikizi BDP yerlerini almış olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıkım projesini yeni seferlerle, entrikalarla devam ettirme iddiası bunun bir göstergesi ve belirtisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile BDP’nin aynı çanaktan beslenmeleri, birbirlerini doğrulayan ve tamamlayan farklı sözleri buna dair bir emaredir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım odur ki, beraber ağlayıp, birlikte gülen; bayram günlerinden, yas tutulan dönemlere kadar her şeyi birlikte paylaşan ve yaşayan aziz milletimiz hiçbir şart altında Allah’ın izniyle ayrılıkçı emellere geçit vermeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin eğitim sistemini bütünüyle ele alan kanun teklifi, tartışmaların ve karşılıklı atışmaların odağı olmayı sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meselenin aşırı siyasileştirilmesi, üstelik hınç ve intikam duygularıyla hareket edilmesi milli eğitimde umut ettiğimiz değişim ve reform hamlelerinin yapılamayacağını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin uzlaşmaz, bencil, diyaloga ve işbirliğine kapalı siyaseti eğitim hayatımızı yeni ve daha büyük sorunların ortasına sürükleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek ifade etmek isterim ki, milyonlarca evladımız ve ailesi, AKP’nin neden olduğu kavga ve gerginlik halinden dolayı bezgin ve kaygı içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın akşam yatıp sabah kalkmasıyla şekil bulan, üç dördün toplamıyla somutlaştırdığı ve adına eğitimde reform denen teklifin her şeyden önce temelsiz bir içeriğe sahip olduğu meydandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İdeolojik endişeler, siyasi hesaplar eğitimdeki ihtiyaçların önüne geçmiş, çocuklarımızın ve gelecek nesillerin nasıl ve ne durumda olacakları esas olarak hiç gündeme getirilmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim açımızdan, Başbakan Erdoğan’ın “Yaptığımız reform, ideolojik değil, pedagojik reformdur” sözleri de, bir hüküm ve inandırıcılık tonu içermemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitim sistemiyle ilgili görüşlerin 28 Şubatla ilişkilendirilmesi ve imam hatipler özelinde yürütülmesi tabiatıyla AKP istismarının bir başka sonucudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, 28 Şubat’ın tarafgir ve dikte ettirici yaklaşımını ne kadar çirkin ve kabul edilemez buluyorsak, AKP’nin de siyasi uygulamalarını aynı ölçü ve ayarda değerlendiriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyeti açıkça kendi 28 Şubat’ını oluşturmakta ve bunu da insafsızca sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan tarafından geçtiğimiz günlerde sarf edilen <em>“Topla, tankla, Sincan’da yürütülen tanklarla gelen bir uygulamayı, biz millet iradesiyle düzeltiyoruz”</em> beyanı bu çerçevede son derece manidardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan gerçekte bu ibareleriyle yanlışa düşürülmüş ve kılavuzları tarafından bir kez daha yanıltılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">28 Şubat’ın telafisi; demokrasi standardının yükseltilmesiyle ve çeşitli görüşleri saygı prensibiyle ele alarak hepimizi yakından ilgilendiren bir konuda karar oluşturulmasıyla mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vesayetin panzehiri, darbeci zihnin ilacı toleranstan vazgeçmek değil, dinlemek, konuşmak ve iletişim kurmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysaki Başbakan Erdoğan; demokrasi karşıtı bir siyasi tutumla hareket etmiş ve partisinin 28 Şubat’ın hormonlu bir ürünü olduğunu yeniden tescil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün demokrasinin kafasında tank geziyordu, bugün AKP’nin balyozu durmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam hatipler dün hedefti, bugün de istismarın merkezindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki 28 Şubat neyse, AKP zihniyetinin yönetimi ve iktidar uygulamaları aynısıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, getirilen yeni eğitim sistemine dengeli ve omurgalı muhalefetimizden dolayı AKP’nin kıvrandığını ve klasik silahı olan iftira ve çamur atmaya bir kez daha müracaat ettiğini özellikle geçtiğimiz hafta fazlasıyla gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">Önce şunu söylemeliyim ki, Milliyetçi Hareket Partisi’nin imam hatip liselerinden rahatsız olduğunu söylemek için bir insanının ya beyninde ileri düzeyde hasar ya da Recep Tayyip Erdoğan olması yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim rahatsız olduğumuz tek konu, böylesi kıymetli liselerimizden AKP’nin yönetiminde bulunan zevatın çıkmış olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam hatiplerin varlığı tıpkı diğer liseler ve eğitim kurumları gibi memnuniyet vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu okullardan mezun olan kardeşlerimizin ihlâs sahibi kişiler olarak, ülkemize çok hayırlı hizmetler yaptığı bizim açımızdan berraktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan, Başbakan Erdoğan’a samimi bir çağrıda bulunmak ve kendisine partimizin teklifini duyurmak istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan; muğlâk ifadelerle konuşma, muallâk duruş sergileme, bin dereden su getirerek niyetini gizleme.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplama ve çıkarmalarla uğraşma, bizi tariz yollu eleştirdiğin aritmetik işlemlerden asıl sen vazgeç.</p>
<p style="text-align: justify;">Samimiysen, içtensen, yüreğin varsa gel her şeyi bir kenara bırakalım ve <strong>imam hatip liselerinin orta kısmını birlikte ve güç birliği yaparak açalım.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Biz hazırız ve buna varız.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam hatipte okumak isteyen çocuklarımızın önünü açalım ve bir hakkı teslim edelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’an-ı Kerim’i okullarda seçmeli ders yapalım ve çağın manevi hastalığına evlatlarımızın yakalanmaması için önlem alalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, Başbakan Erdoğan geçtiğimiz haftaki grup toplantısında partimizi CHP’nin vagonu olmakla itham etmiş, bayatlamış ve modası geçmiş söz oyunlarına yüzü kızarmadan yeniden başvurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasen hem lafın ciddiyeti, hem de söyleyenin kalitesi fazlasıyla bulanıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte, kimi zaman AKP’ye koltuk değneği olmakla, kimi zaman da CHP’nin yanında durmakla eleştirildik.</p>
<p style="text-align: justify;">Velâkin bunda da bir hayır vardır dedik, güldük ve yürüdük geçtik.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak unutulmasın ki, Milliyetçi Hareket; büyük Türk milletinin haricinde herkese eşit uzaklıkta duran bir partidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı zamanda 43 yılın emeği, çilesi ve vatan mücadelesiyle duvarlarını ören; bir asrı aşan fikri çizgisinin olgunluğuyla iktidara talip bulunan; şehidiyle, gazisiyle, millet hizmetine feda edilmiş ömürlerin üzerinde yükselen milli ve manevi hilaller terkibidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslı astarı olmayan bir şekilde, bizi CHP’nin vagonu olmakla suçlayan Başbakan Erdoğan, acaba BOP’un yol çavuşu, zalimliğin makasçısı, işgalin kondüktörü olduğunu ne zaman anlayacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi partisinin; okyanus ötesinin filikası, haçlıların muhbiri, küresel operasyonların furgonu ve vahşi Batı’nın sureti haktan görünen çakma Redkiti olduğunu ne zaman fark edecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan bizimle uğraşmayı bıraksın da kendi derdine yansın.</p>
<p style="text-align: justify;">İki cihanda da vereceği hesap için, bugünden zahmet edip biraz vicdan muhasebesi ve nedamet gösterisi yapsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira yenilen kul haklarının, söndürülen umutların, münafıklık alametlerinin, yalan, dolan ve kibrin Yüce Dinimizde hangi cezalara ve yaptırımlara bağlandığı da malumlarınızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümit ederim ki, Başbakan Erdoğan ve yakın çevresi de bunları biliyor ve idrak ediyor olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’deki olaylar 15 Mart tarihinde bir yılını geride bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu süre zarfında kanlı saldırılar, çatışmalar ve iç savaş görüntüsü Suriye’yi perişan etmiş, Suriye halkını canından bezdirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yıl önce, Deraa kentinde Esad yönetimini protesto etmek amacıyla toplanan küçük bir kalabalıkla başlayan olaylar, etkileri itibariyle hem bölgesel hem de küresel ölçekte hissedilir bir seviyeye ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Baharı’na hâkim olan sokak dilinin, kavga ve kutuplaşma üslubunun, muhalif tezgâhlama sürecinin Suriye’yi de kuşattığı ve soluk alamaz hale getirdiği ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çıkan ayaklanma ve isyan dalgaları, komşu ülkelerin, yakın coğrafyaların hayat damarlarını tıkamış ve cinnet manzaralarını vizyona sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">BOP’un planları bu minvalde saat gibi işlemekte ve mesafe almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Saddam’ı idam edenler, Bin Ali’yi kaçırtanlar, Hüsnü Mübarek’i idamla yargılayanlar, Kaddafi’yi linç edenler aynı kirli ve küresel planlamanın tarafları ve aktörleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıkıntı ve sorunun hiç eksik olmadığı yakın coğrafyalar ve eski hâkimiyet havzalarımız esasen bitmeyen bir paylaşım ve güç mücadelesinin merkezinde yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabil’den Sana’ya, Şam’da Mogadişu’ya, Bağdat’tan Bosna’ya kadar zalimliğin, zorbalığın ve otoriter idarelerin etkinlik kazanması, aslına bakarsanız buralardaki ekonomik varlıkların Batı’ya çok düşük maliyetlerle aktarılmasını güvenceye almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çevremize kuş bakışı odaklandığımızda zalim yüzleri, sindirilmiş halkları ve yüzyıllardır doymak bilmeyen emperyalist iştahı açıklıkla görebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Arap Baharı, her zaman söylediğimiz gibi, toplumsal ihtiyaçlardan ilhamını almış, bir fikre dayanmış, taleplerinin farkına varmış içsel bir uyanış değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dış tazyikli olduğu için, yönetimler veya yöneticiler değişse de, hatta rejimler çökse de, değişim dalgası sosyolojik yapıdan feyzini almadığı için aynı düzen, aynı mantık farklı yüzlerle devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıkılmış yumrukların açılması kalıcı sosyal, siyasal ve ekonomik uzlaşma sağlanamadığı müddetçe, bir şeyi değiştirmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Baharı; Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya, BOP kılavuzluğunda yerleştirilmiş zaman ayarlı bomba olup, arkası arkasına patlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun sürecin sorumlusu ve gece bekçisi de şu feleğin işine bakın ki, Adalet ve Kalkınma Partisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye, kışa dönen Arap Baharı’nın son uğrak yeridir. Bu ülke hala çözülememiş, yönetim ile halk arasındaki bağ kırılamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Liginin cephe alması, izolasyonları, Batı’nın baskıları, Başbakan Erdoğan’ın hamasi nutukları henüz bir netice doğurmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Dışişleri Bakanlığının, Suriye’de bulunan vatandaşlarımıza bu ülkeden ayrılmaları konusundaki ikazı da, küresel bir planın ayak sesleri olarak yorumlanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın <strong><em>“Türkiye, Suriye’deki duruma ilişkin her tür olasılığı masaya yatırdı”</em></strong> sözleri, AKP’nin geri dönüşü olmayan bir yola girme düşüncesi olarak okunabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan sınırlarımıza yönelik mülteci göçü hareketlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">En son veriler kapsamında diyebiliriz ki, bugüne kadar ülkemize gelen Suriye vatandaşı 29 bin 301 kişi olmuş, ülkelerine geri dönenlerin sayısı da 13 bin 322 düzeyinde kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Suriye’den göç edenlerin sayısı her geçen gün artış göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz geçmişte, göçlerden kaynaklanan sorunları bir hayli yaşadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün PKK kamplarından birisi olan Mahmur, Saddam baskısından kaçarak önce ülkemize sığınan, sonra da tekrar sınırötesine gidenler tarafından kurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte 1990’lı yılların başında, yine dönemin CIA başkanının ülkemizde, tıpkı bugünkü en üst düzeyde ağırlanması ve arkasından ABD planlarının devreye sokulması bugünle paralellik ihtiva etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk askerinin başına çuval geçirenler , acaba şimdi de Başbakan ve hükümetinin başına , Suriye’den göç edenleri mazeret yaparak yeni bir çuval mı geçirecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda , AKP hükümeti son derece dikkatli yaklaşmalı , şaibeli ilişkilere taraf olmaktan ve Türkiye’ye ek külfetler yükleyecek irtibatlardan mutlaka kaçınmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye meselesine aklıselim ve sağduyu içinde bakmalı, tarihi ve akrabalık bağlarını gözetmeli, komşuluk hukukunu çiğnememeli ve aziz milletimizi riske atacak her adımdan uzak durmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hala haber alınamayan iki gazetecimizin bulunması için de her temas ve girişim acilen gerçekleştirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşüncelerle konuşmama son verirken, muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyor, mutlu ve başarılı bir hafta geçirmenizi diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ olun , var olun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-21-mart-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-21-mart-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necip Fazıl ve Nazım Hikmet Üzerine Bir Değerlendirme &#8211; Ahmet ALKAN</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/necip-fazil-ve-nazim-hikmet-uzerine-bir-degerlendirme-ahmet-alkan.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/necip-fazil-ve-nazim-hikmet-uzerine-bir-degerlendirme-ahmet-alkan.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 08:50:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3408</guid>
		<description><![CDATA[Sanatın üstünlüğü ve zenginliği toplumların kültürlerini yansıtabilmesindeki en önemli hususlardan birisidir. Kültür, toplumun kendi kanıtlayabilmesi ve geçmişten geleceğe uzanan köklü bir yapıyı ifade edera. Kültürü meydana getiren eserler ve o eserlerin yaratıcıları olan sanatçılardır. Sanatçının düşünceleri, hayal dünyası, yaratıcılığı ve bilinçaltında tuttuğu tarifsiz duyguların dile gelmesi sonucu büyük sanat değeri olan eserleri ortaya çıkmıştır. Tabi bunları yoğuran asıl etken ise toplumunun köklü bir tarihinin olmasıdır. Türk kültürünün zenginliği bütün öz değerlerinin köklü bir geçmişe sahip olmasından dolayıdır. Özellikle Türk edebiyatının oluşmasında toplumun yaşam biçimi ve değerlerine bağlı olmasından dolayı edebiyat alanında dünya literatüründe üstün eserler ve sanatçıların ortaya çıkmasına sağlamıştır. Türk edebiyatının öz kaynağı olan Türkçeyi ustaca kullanma, sanatçının toplumun kültürünü yaşatması ve yayması anlamında bir üstünlüğü ifade etmektedir. Bazı zamanlarda sanatçının siyasi ve ideolojik görüşlerindeki ayrılıktan dolayı Türkçe kullanma ustalığı gölgelenmektedir. Toplumu kutuplaştırmak sanatçının sanatını her alanda sıradanlaştırmaktadır. Oysaki üstün sanatçı, toplumun her kesimine ayrım yapmadan objektif şekilde bakabilen üstün yetenekli aydın şahsiyetlerdir. Edebiyat sahasında bir açık örnek olarak değerlendirildiğinde Necip Fazıl ile Nazım Hikmet, farklı dünyaların insanları olarak nitelendirilir. Hatta birbirine düşman denilecek kadar keskin çizgilere sahiptiler. İkisi de birbirine zıt görüşlerin üstadı sayılan, fikir babalığı yapan kişiler olarak örnek alınmışlardır. Sanatta ve edebiyattaki ustalıkları farklı şekillerde dile getirilmektedir. Ama Necip Fazıl kültürde milliği ve gelenekçiliği ön plana çıkarırken, Nazım Hikmet ise modernizm adı altında yenilikler yapmaya çalışırken toplumu kültür değerlerinden uzaklaştırmıştır. Siyasi ve ideolojik çizgilerin insanları ayrılığa itmesi toplumun kültürüne de zararlar vermektedir. Kültürel eserler yazarlarından dolayı kaide alınmayarak habersizce yaşanılmaktadır. Oysaki siyasi bir görüşe sahip insan edebi eserleri sağ-sol ayrımı yapmadan tarafsızca okumalı ve değerlendirmelidir. İşte o vakit sahip olduğu düşüncenin idealist aydını olabilir. Politika semboller üzerinden savaşmanın adıdır, bu nedenle de bazılarının sembolleşmesi gereklidir. Bu bağlamda Necip Fazıl ve Nazım Hikmet farklı görüşlerin sembolü olarak nitelendirilmiştir. Necip Fazıl ile Nazım Hikmet üzerine birçok hikaye ve olay anlatılmaktadır. Bir anlatıma göre ikisi de zamanında sıkı arkadaşlarmış. Beyoğlu’nda beraber gezer, şiir okurlarmış. Ama daha sonraki yıllardaki siyasi ve ideolojik görüşlerinden dolayı büyük bir ayrılık yaşayarak zıt kutuplar durumuna gelmişlerdir. Her ikisi de toplum içinde farklı porteler çizmişlerdir. Necip Fazıl’ın manevi yönünün ağır basması eserlerine büyük bir ilgi sağlanmasına neden olmuştur. Nazım Hikmet’in benimsediği komünizmden dolayı manevi ve milli duygulardan çok yenileşme zihniyeti adından öz değerler geri planda bırakılarak unutulmaya itilmiştir. Yaşadığı toplumun sanatçısı olmaktan ziyade daha çok ideolojik görüşünün sanatçısı olmayı tercih etmiştir. Bu da onun topluma malolan bir sanatçı olamadığı görüşünü yeğlemektedir. Gelenekçi ve milli yapısı ile toplumun büyük ilgisini toplayan kendinden sonraki nesilleri esir alan eserleri ile unutulamayan sanatçı konumuyla Necip Fazıl büyük bir ediptir. İlk eserleri üstün başarısından dolayı Milli Eğitim ders kitaplarında okutulurken daha sonraki keskin İslamcı ve muhafazakâr çizgisini ön planda tutması sonucu ders kitaplarından çıkarılmıştır. Fazıl, otuzlu yaşlarına kadar birçok başarılı eseri kaleme almıştır. Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Fazıl, Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Hayatında bir dönüm noktası olan bu tanışma sonucu, Arvasi Hocadan derinden etkilenerek manevi yönden zengin eserler vermeye başlamıştır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatın üstünlüğü ve zenginliği toplumların kültürlerini yansıtabilmesindeki en önemli hususlardan birisidir. Kültür, toplumun kendi kanıtlayabilmesi ve geçmişten geleceğe uzanan köklü bir yapıyı ifade edera. Kültürü meydana getiren eserler ve o eserlerin yaratıcıları olan sanatçılardır. Sanatçının düşünceleri, hayal dünyası, yaratıcılığı ve bilinçaltında tuttuğu tarifsiz duyguların dile gelmesi sonucu büyük sanat değeri olan eserleri ortaya çıkmıştır. Tabi bunları yoğuran asıl etken ise toplumunun köklü bir tarihinin olmasıdır. Türk kültürünün zenginliği bütün öz değerlerinin köklü bir geçmişe sahip olmasından dolayıdır. Özellikle Türk edebiyatının oluşmasında toplumun yaşam biçimi ve değerlerine bağlı olmasından dolayı edebiyat alanında dünya literatüründe üstün eserler ve sanatçıların ortaya çıkmasına sağlamıştır.</p>
<p>Türk edebiyatının öz kaynağı olan Türkçeyi ustaca kullanma, sanatçının toplumun kültürünü yaşatması ve yayması anlamında bir üstünlüğü ifade etmektedir. Bazı zamanlarda sanatçının siyasi ve ideolojik görüşlerindeki ayrılıktan dolayı Türkçe kullanma ustalığı gölgelenmektedir. Toplumu kutuplaştırmak sanatçının sanatını her alanda sıradanlaştırmaktadır. Oysaki üstün sanatçı, toplumun her kesimine ayrım yapmadan objektif şekilde bakabilen üstün yetenekli aydın şahsiyetlerdir.</p>
<p>Edebiyat sahasında bir açık örnek olarak değerlendirildiğinde Necip Fazıl ile Nazım Hikmet, farklı dünyaların insanları olarak nitelendirilir. Hatta birbirine düşman denilecek kadar keskin çizgilere sahiptiler. İkisi de birbirine zıt görüşlerin üstadı sayılan, fikir babalığı yapan kişiler olarak örnek alınmışlardır. Sanatta ve edebiyattaki ustalıkları farklı şekillerde dile getirilmektedir. Ama Necip Fazıl kültürde milliği ve gelenekçiliği ön plana çıkarırken, Nazım Hikmet ise modernizm adı altında yenilikler yapmaya çalışırken toplumu kültür değerlerinden uzaklaştırmıştır.</p>
<p>Siyasi ve ideolojik çizgilerin insanları ayrılığa itmesi toplumun kültürüne de zararlar vermektedir. Kültürel eserler yazarlarından dolayı kaide alınmayarak habersizce yaşanılmaktadır. Oysaki siyasi bir görüşe sahip insan edebi eserleri sağ-sol ayrımı yapmadan tarafsızca okumalı ve değerlendirmelidir. İşte o vakit sahip olduğu düşüncenin idealist aydını olabilir. Politika semboller üzerinden savaşmanın adıdır, bu nedenle de bazılarının sembolleşmesi gereklidir. Bu bağlamda Necip Fazıl ve Nazım Hikmet farklı görüşlerin sembolü olarak nitelendirilmiştir.</p>
<p>Necip Fazıl ile Nazım Hikmet üzerine birçok hikaye ve olay anlatılmaktadır. Bir anlatıma göre ikisi de zamanında sıkı arkadaşlarmış. Beyoğlu’nda beraber gezer, şiir okurlarmış. Ama daha sonraki yıllardaki siyasi ve ideolojik görüşlerinden dolayı büyük bir ayrılık yaşayarak zıt kutuplar durumuna gelmişlerdir. Her ikisi de toplum içinde farklı porteler çizmişlerdir. Necip Fazıl’ın manevi yönünün ağır basması eserlerine büyük bir ilgi sağlanmasına neden olmuştur. Nazım Hikmet’in benimsediği komünizmden dolayı manevi ve milli duygulardan çok yenileşme zihniyeti adından öz değerler geri planda bırakılarak unutulmaya itilmiştir. Yaşadığı toplumun sanatçısı olmaktan ziyade daha çok ideolojik görüşünün sanatçısı olmayı tercih etmiştir. Bu da onun topluma malolan bir sanatçı olamadığı görüşünü yeğlemektedir.</p>
<p>Gelenekçi ve milli yapısı ile toplumun büyük ilgisini toplayan kendinden sonraki nesilleri esir alan eserleri ile unutulamayan sanatçı konumuyla Necip Fazıl büyük bir ediptir. İlk eserleri üstün başarısından dolayı Milli Eğitim ders kitaplarında okutulurken daha sonraki keskin İslamcı ve muhafazakâr çizgisini ön planda tutması sonucu ders kitaplarından çıkarılmıştır. Fazıl, otuzlu yaşlarına kadar birçok başarılı eseri kaleme almıştır. Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Fazıl, Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Hayatında bir dönüm noktası olan bu tanışma sonucu, Arvasi Hocadan derinden etkilenerek manevi yönden zengin eserler vermeye başlamıştır. Necip Fazıl, siyasi görüş bakımından dini ve manevi yönleri önde olan görüşlerle ve partilerle yakın olmuştur.</p>
<p>Siyasi görüşlerinin ağır basmasına rağmen Nazım Hikmet, Türkçe kullanma ustalığıyla edebi alanda önemli bir konumdadır. Türkçeye karşı büyük bir ilgisi olduğunu eserleri ile ortaya koymaya çalışmıştır. Berlin’de kaleme aldığı otobiyografisinde şunları dile getirmektedir: “Eserlerim birçok dilde tercüme edilirken Türkiye’de Türkçemle yasak”. Milli unsurlara karşı olmasına karşın milli bir unsur olan dile büyük önem vermesi onun ideolojik görüşü ile tezatlık yaşadığını görürüz. Kaleme aldığı “Kurtuluş Savaşı Destanı” eseri ile büyük mücadeleyi milli ve sağcı yazarlar kadar önemini dile getirmiştir. Bu da Nazım’ın ne kadar Rus hayranı ve komünist olmasına karşın hala öz benliğinden ayrılamadığı görünmektedir.</p>
<p>Nazım Hikmet’in eserleri komünist olmasından dolayı hiç okunmamıştır. Fakat Türkçe bakımından zengin okunmaya değer eserleri de bulunmaktadır. “Şeyh Bedreddin Destanı” adlı eserinden dolayı sol kesim tarafından milliyetçilikle suçlanması sonucu Milli Gurur ekini çıkarmıştır. Türk-İslam kültüründen indirdiği destanî bu eserde, evinin penceresinden görünen Süleymaniye Camii’ni neden sevdiğini uzun uzun anlatan Nazım, Süleymaniye gibi bir şaheseri inşa eden millete mensup olmaktan gururlandığını söylüyordu partisine. Hazırladığı bu ekte Lenin’in farklı sözlerine yer vererek Komünist Parti’ye ve Lenin’e hayranlığını dile getirmiştir. Lenin’in bir sözüne yer vermiş: “Biz dilimizi ve yurdumuzu severiz, onun emekçi kütlelerini şuurlu bir demokrat ve sosyalist yaşayışına yükseltebilmek için herkesten çok çalışan biziz.” Bu sözlere yer verişindeki asıl sebeplerinden birisi eserlerinde dile önem vermesini bu nedene bağlayabiliriz.</p>
<p>Edebiyatımızın en mühim kalemi olan münzevi bir işçisi olarak adlandırılan aydınımız Cemil Meriç’in Jurnal isimli eserinde Necip Fazıl ve Nazım Hikmet üzerine önemli değerlendirmelerde bulunmuştur. Jurnal’de Necip Fazıl öyle müstakil bir yer tutmaz. Bir çıkar bir kaybolur. Fazıl sanki bir ölçüdür Meriç için. Kalitenin ölçüsüdür, davanın ölçüsüdür. Siyasi görüşünü ön plana çıkarmamasına rağmen milliyetçi yazarların az sayısından dolayı Necip Fazıl’ı tek kişilik bir orkestra olarak niteler ve Jurnal boyunca çeşitli kimseleri bu ölçü ile değerlendirmiştir. Meriç için Necip Fazıl’ı değerli kılan husus dava adamlığıdır ve bunu şu sözleri ile yeğlemektedir; “Necip Fazıl, Atsız, Serdengeçti birer dava adamı idiler, yaşıyorlardı ve bağırıyorlardı.” Necip Fazıl milli sanatçılar içinde önemli bir konumda olduğundan bahsederek, kültürümüzün vazgeçilmez ve ender şahsiyeti olarak değerlendirmektedir.</p>
<p>Cemil Meriç’e göre Nazım’da ilk defa ısırılan, ismini bilmediğimiz bir meyvenin şüpheli, buruk lezzeti vardır. Nazım’ın “Sekiz Yüz Otuz Beş Satır”ında meçhul ülkelerden gelen bir davetin cazibesi de yoktur. Meriç’e göre Nazım’ın uzayıp kısalan mısralarında sadece oyun ve nara vardır. Meriç’in farklı bir deyimiyle, Nazım’ın mısralarında ezilenler haykırır, zindan duvarlarını deviren bir sesle. Nazım fısıldayan adam değildir. “Kalabalıkların uğultusunu duymuş, âdeta tarihin sesini, tarihin nabız atışlarını dinlemiş adamdı.” Meriç, Nazım’ı siyasi görüşüne kendini tamamen adamış birisi olarak değerlendirir ve Nazım’ın farklı görüşlere sahip olmasındaki nedeni uğradığı zulümlerin onu mitoslaştırmasıdır. Yine Meriç’e göre Nazım’ı Avrupa’da ünlü yapanın eserlerinden çok verdiği mücadeledir.</p>
<p>Cemil Meriç, iki şairi de farklı zamanlarda ele alarak, onlar için objektif ve sübjektif yorumlarda bulunarak, sanat ve kültürel bakımdan başarısını anlatan usta kalemdir. Her iki şairde edebi bakımdan zenginliğine rağmen siyasi görüş olarak büyük çatışmalar yaşar. Onlar simgeleşen isimler olduğu için her iki tarafından bütün eleştiri ve çatışmaları onlar üzerinden meydana gelmiştir.</p>
<p>Döneminde şair-i azam olan bilinen büyük üstad Abdülhak Hamit, “Yegâne beğendiğim genç şair Necip Fazıl’a” diyerek bir eserini ona ithaf etmiştir. Abdülhak Hamit gibi şiirin doruğunda bulunan bir şair kaleme aldığı eserlerinden birini Necip Fazıl’a ithaf etmesi, Necip Fazıl’ın gençlik yıllarından itibaren edebiyatta parlayan bir yıldız oluşundandır. Yine Yaşar Nabi gibi sol görüşlü bir yazar, Fazıl için “Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeter!…” demiştir. Fazıl’ın cambaz misali kelimeler oyunu şeklindeki yapıtları bütün kesimleri derinden etkilemiştir. Necip Fazıl’ın edebiyattaki etkili başarısı gençlik yıllarından ölümüne kadar muazzamlık içinde geçmiştir.</p>
<p>Cumhuriyet dönemi ve yeni dönem edebiyatçılarının Fazıl ve Nazım üzerine farklı değerlendirmelerini ayrıca ele almak gerekir. Sağ ve sol görüşlü birçok yazarın onların hakkında çok başarılı edip olarak bahsetmektedir. Edebiyatımızın usta eleştirmeni Nurullah Ataç, Nazım Hikmet’e; “Herhangi bir eserin güzel olup olmadığını anlamak için elimizde heyecanımızdan başka bir ölçü yoktur. Ben Şeyh Bedreddin Destanı’ndaki manzumeleri heyecandan sarsılarak okudum. Demek ki onlar benim için güzeldir. Bir insan için güzel olanın, daha birçok insanlar için de güzel olması pek muhtemeldir.” demiştir. Necip Fazıl için ise “Yarına kalacak tek şair: Necip Fazıl… Bence şimdiye kadar gelen şairlerin en büyüğüdür O…” diyerek edebi ustalığını bir kez daha onaylar. Ataç’ın bu değerlendirmesinde Nazım’ın etkili yönünün eserindeki başarısından kaynaklanmakta iken Fazıl’ın bütün eserlerinde gösterdiği üslubun ve derinliklerindeki ilahi aşkın sevgisi üstün başarısını gösterir.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet döneminin usta yazarlarından Yakup Kadri’nin her ikisi hakkında yorumlarını ele aldığımızda, Necip Fazıl’a “Her vakit söylediğim gibi, şiirde Necip Fazıl, Türk nazmı bakımından bize yeni ve tamamıyla orijinal bir ses ve ahenk getirmiştir”. Yine Nazım Hikmet için ise “835 Satır Türk şiirindeki, hatta Türk dilindeki inkılâbın ilk satırıdır. (…) O, yalnız Türk şiirinde çığır açmış bir edebiyat inkılâpçısı değil, hiç görmeğe alışık olmadığımız yepyeni bir şair tipidir.” Yakup Kadri, birbirine zıt iki tip insanın en büyük ortak noktası edebiyat alanında üstün çalışmaları ve kazandırdıklarını ifade eder.</p>
<p>İkisi de modern Türk şiirinin usta şairleri olarak tarihe geçmişlerdir. Birbirleriyle karşılaştırıldıklarında, karşılaştırmayı yapanlar genellikle yanlış referans noktaları seçmişlerdir kendilerine. Karşılaştırmanın merkezinde hep ideolojik yaklaşımlar vardır. Bir gerçek var ki muhafazakâr bir yaşam ve düşünce tarzına yönelen Necip Fazıl’ın şiiri, Nazım Hikmet’inkine göre batı şiirine daha yakındır. Şiir geleneğinden ustaca ve çokça yararlanan Nazım hikmet olmuştur. Nazım’ın şiirdeki tarzında hem halk şiir hem de divan şiiri bulunmaktadır. Ama Nazım’ın yaşamı ile edebiyata yansımasında büyük bir çelişki meydana geldiğini görmekteyiz.</p>
<p>Bunlardan birini diğerine üstün tutmak edebi değil siyasi bir değerlendirmenin sonucu olacaktır kısaca. Hele hele Nazım Hikmet’i Necip fazıl’ın yanından geçemeyecek kadar yetersiz görmek edebi bir cehalete denk düşer. Ahmet Hamdi Tanpınar onun için: “dil makinesini kuran adamdır.” demişti. Fakat edebiyatta millilik, kültürün gelecekte muhafazası açısından büyük önem arzettiği için Necip Fazıl, Nazım Hikmet’ten hep bir adım önde yer almaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>1 – Cemil Meriç, Jurnal (Necip Fazıl, 1. 01. 1982) s. 319, (Nazım Hikmet, 12.1O.1963) s. 261</p>
<p>2 – http://www.necipfazil.com</p>
<p>3 – <a href="http://www.nazimhikmetran.com/">h</a>ttp://www.nazimhikmetran.com</p>
<p>4 – www.sanatalemi.net, Edebiyatta Nazım Hikmet ve Necip Fazıl kardeştir</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fnecip-fazil-ve-nazim-hikmet-uzerine-bir-degerlendirme-ahmet-alkan.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/necip-fazil-ve-nazim-hikmet-uzerine-bir-degerlendirme-ahmet-alkan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mükemmeli Arayanlara…Sâmiha Ayverdi’den “Yaşayan Ölü” – Nagehan Penpeci</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mukemmeli-arayanlarasamiha-ayverdiden-yasayan-olu-nagehan-penpeci.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mukemmeli-arayanlarasamiha-ayverdiden-yasayan-olu-nagehan-penpeci.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 08:48:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sâmiha Ayverdi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3404</guid>
		<description><![CDATA[Yüce şahsiyetler bazen sessizlik içinde kaybolurlar.Aslında onlar her dem ayaktadır , biz göremeyiz.Ya da efsûnlu yek parelerini herkese nasip etmezler.Şükür ki , yüce bir münevver kısıtlı olmak kaydıyla aşk’larının sırrını bize ifşa ediverdiler. Aşk dedim de bu öyle bir aşk ki , büyüklerin En Büyüğe ulaştığı , onların baktığı her şeyde En Mükemmeli gördükleri bir aşk..Sır-ı kâtibe erişmek zor , amma herkes kendi ölçüsünce hikmete nail olmuş , o hikmeti hücrelerine işlemiştir.Biz de kendi ölçümüzce kıymetli müverrihin yazdıklarını gönlümüze aldık.Ve istedik ki , bu muazzezden faydalanan yalnız bizler olmayalım. O baharın adı Sâmiha Ayverdi/ O’na bu maneviyatı Tanrı verdi/Hakk’tı aklına geleni , zikri ,kuvveti/Onun ikinci aşkı da Türk Milleti Samihâ Ayverdi’nin kıymetli kitaplarından biri de ‘Yaşayan Ölü’.Nefsin nasıl mağlup edildiği , bunu sağlayan kuvvetin güçlü bir iman olduğu anlatılmaktadır.Kitapta olaylar iki arkadaş olan Seniyye ve Leyla’nın mektuplarında anlatılır.Kitapta geçen diğer isimler , Ekmel Haydar , Ayşe , Gerçek Çelebi’dir. Ekmel Haydar , Seniyye’nin eşidir.Ekmel’e giydirilen kıyafet mükemmeliyettir.Ayşe , mükemmeli seven , mükemmelden En Mükemmel’e ulaşmayı başaran mütevazi ruhtur.Çelebi ise tasavvuf ehlidir. Kitapta en çok dikkati çeken ruhun insan tasvirlerine büründürülüp gün yüzüne çıkarılmasıdır. Sâmiha Ayverdi’nin üslubu okuyucuyu kendine çekiyor.Ve kitapta cümlelerin altında çok ince anlamlar gizli. Hacimce az , mânaca oldukça fazla bir kitap.Dili günümüz Türkçesine göre biraz ağır.Ama Ayverdi’nin bir kitabını okuyan ikinci de kelimelere aşinâ oluyor. Hiç kimse kendini bu kitaptan mahrum bırakmamalı , tabi hikmetlerin sırrına erişmek istiyorsa…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/sa.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3405" title="sa" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/sa-300x154.jpg" alt="" width="300" height="154" /></a>Yüce şahsiyetler bazen sessizlik içinde kaybolurlar.Aslında onlar her dem ayaktadır , biz göremeyiz.Ya da efsûnlu yek parelerini herkese nasip etmezler.Şükür ki , yüce bir münevver kısıtlı olmak kaydıyla aşk’larının sırrını bize ifşa ediverdiler.</p>
<p>Aşk dedim de bu öyle bir aşk ki , büyüklerin En Büyüğe ulaştığı , onların baktığı her şeyde En Mükemmeli gördükleri bir aşk..Sır-ı kâtibe erişmek zor , amma herkes kendi ölçüsünce hikmete nail olmuş , o hikmeti hücrelerine işlemiştir.Biz de kendi ölçümüzce kıymetli müverrihin yazdıklarını gönlümüze aldık.Ve istedik ki , bu muazzezden faydalanan yalnız bizler olmayalım.</p>
<p>O baharın adı Sâmiha Ayverdi/ O’na bu maneviyatı Tanrı verdi/Hakk’tı aklına geleni , zikri ,kuvveti/Onun ikinci aşkı da Türk Milleti</p>
<p>Samihâ Ayverdi’nin kıymetli kitaplarından biri de ‘Yaşayan Ölü’.Nefsin nasıl mağlup edildiği , bunu sağlayan kuvvetin güçlü bir iman olduğu anlatılmaktadır.Kitapta olaylar iki arkadaş olan Seniyye ve Leyla’nın mektuplarında anlatılır.Kitapta geçen diğer isimler , Ekmel Haydar , Ayşe , Gerçek Çelebi’dir.</p>
<p>Ekmel Haydar , Seniyye’nin eşidir.Ekmel’e giydirilen kıyafet mükemmeliyettir.Ayşe , mükemmeli seven , mükemmelden En Mükemmel’e ulaşmayı başaran mütevazi ruhtur.Çelebi ise tasavvuf ehlidir.</p>
<p>Kitapta en çok dikkati çeken ruhun insan tasvirlerine büründürülüp gün yüzüne çıkarılmasıdır.</p>
<p>Sâmiha Ayverdi’nin üslubu okuyucuyu kendine çekiyor.Ve kitapta cümlelerin altında çok ince anlamlar gizli.</p>
<p>Hacimce az , mânaca oldukça fazla bir kitap.Dili günümüz Türkçesine göre biraz ağır.Ama Ayverdi’nin bir kitabını okuyan ikinci de kelimelere aşinâ oluyor.</p>
<p>Hiç kimse kendini bu kitaptan mahrum bırakmamalı , tabi hikmetlerin sırrına erişmek istiyorsa…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmukemmeli-arayanlarasamiha-ayverdiden-yasayan-olu-nagehan-penpeci.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mukemmeli-arayanlarasamiha-ayverdiden-yasayan-olu-nagehan-penpeci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal&#8217;ın Şiir Dinletisi Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-siir-dinletisi-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-siir-dinletisi-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 02:11:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[şiir dinletisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3396</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-siir-dinletisi-konusmasi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-siir-dinletisi-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-siir-dinletisi-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları’ndan “Bir Güzel Ülkü” Şiir Dinletisi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2012 15:49:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[18 Mart Çanakkale Zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Güzel Ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[şiir dinletisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3329</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları 17 Mart Cumartesi akşamı 19.30’da AKM Perge Salonu’nda “Bir Güzel Ülkü” adlı şiir dinletisi düzenledi. Antalya Ülkü Ocakları’nın hazırlamış olduğu geceye MHP Antalya İl Başkanı Adnan Kaya, MHP Muratpaşa İlçe Başkanı Şaban Öztürk, MHP Kepez İlçe Başkanı Mehmet Seyyar, MHP Antalya İl Kadın Kolları Başkanı Gülnihal Gürel, Türk Eğitim-Sen Antalya Şubesi Başkanı Bünyamin Seçme, TÜRKAV Antalya Şubesi Başkanı Mustafa Patat, çok sayıda MHP’li ve ülkücü genç katıldı. Gecenin açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Şiirin hayatımızdan giderek uzaklaştığı; gerçek sanattan, zevkten mahrum yüreklerin arttığı; yalan aşkların, sanal arkadaşlıkların dem vurduğu bu zamanda şiirin gerçekliğini, şiirin güzelliğini, şiirin önemini biliyoruz ve bu sebeple şiir dolu, duygu dolu bir gece geçirmek için buradayız.” diyerek şiire ve sanata vurgu yaptı. Başkan Uysal, 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni anarak şunları söyledi; “Dün, bizi Çanakkale’de yok etmek isteyenler bugün kirli emellerine ulaşmak için farklı yollar denemektedir. Dün, bizi Sevr’in karanlığına gömmek isteyenler bugün çirkin yüzlerine farklı maskeler takarak karşımıza çıkmaktadır.” Gecede birbirinden güzel şiirler ve marşlarla coşkulu ve duygulu anlar yaşanıldı. Ülkücü şehitler ve Çanakkale şehitlerine ithafen yazılmış şiirler tüm salonu duygulandırdı. Gecenin sonunda bütün gençlerin gençliğe hitabeyi okuması anlamlı bir tepkiydi. Gece bitiminde Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal geceyi hazırlayanlara ve şiir okuyan gençlere teşekkür belgelerini takdim etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-1" rel="attachment wp-att-3330"><img class="alignnone size-full wp-image-3330" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-1.jpg" alt="" width="555" height="416" /></a></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları 17 Mart Cumartesi akşamı 19.30’da AKM Perge Salonu’nda “Bir Güzel Ülkü” adlı şiir dinletisi düzenledi.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları’nın hazırlamış olduğu geceye MHP Antalya İl Başkanı Adnan Kaya, MHP Muratpaşa İlçe Başkanı Şaban Öztürk, MHP Kepez İlçe Başkanı Mehmet Seyyar, MHP Antalya İl Kadın Kolları Başkanı Gülnihal Gürel, Türk Eğitim-Sen Antalya Şubesi Başkanı Bünyamin Seçme, TÜRKAV Antalya Şubesi Başkanı Mustafa Patat, çok sayıda MHP’li ve ülkücü genç katıldı.</p>
<p>Gecenin açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Şiirin hayatımızdan giderek uzaklaştığı; gerçek sanattan, zevkten mahrum yüreklerin arttığı; yalan aşkların, sanal arkadaşlıkların dem vurduğu bu zamanda şiirin gerçekliğini, şiirin güzelliğini, şiirin önemini biliyoruz ve bu sebeple şiir dolu, duygu dolu bir gece geçirmek için buradayız.” diyerek şiire ve sanata vurgu yaptı. Başkan Uysal, 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni anarak şunları söyledi; “Dün, bizi Çanakkale’de yok etmek isteyenler bugün kirli emellerine ulaşmak için farklı yollar denemektedir. Dün, bizi Sevr’in karanlığına gömmek isteyenler bugün çirkin yüzlerine farklı maskeler takarak karşımıza çıkmaktadır.”</p>
<p>Gecede birbirinden güzel şiirler ve marşlarla coşkulu ve duygulu anlar yaşanıldı. Ülkücü şehitler ve Çanakkale şehitlerine ithafen yazılmış şiirler tüm salonu duygulandırdı. Gecenin sonunda bütün gençlerin gençliğe hitabeyi okuması anlamlı bir tepkiydi. Gece bitiminde Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal geceyi hazırlayanlara ve şiir okuyan gençlere teşekkür belgelerini takdim etti.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-1' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 1" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-2' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 2" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-3' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 3" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 3" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-4' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 4" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 4" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-5' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 5'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 5" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 5" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-6' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 6'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 6" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 6" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-7' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 7'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-7-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 7" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 7" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/antalya-ulku-ocaklari-siir-dinletisi-8' title='Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 8'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Şiir-Dinletisi-8-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 8" title="Antalya Ülkü Ocakları Şiir Dinletisi 8" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-bir-guzel-ulku-siir-dinletisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 3. Hafta Tamamlandı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Mar 2012 15:38:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Modernleşmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3322</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 3. Hafta Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Önder Bilgin’in katılımı ile tamamlandı. Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile ‘Modernizm, Modernite ve Batılılaşma Kavramları Bağlamında Türk Modernleşmesi ve İslam Dünyası’  başlığı altında gerçekleştirilen derste 200 yıllık Türk Modernleşme serüveni irdelendi. Durmuş Hocaoğlu’nun lümpen ve rasyonel batılılaşma kavramları çerçevesinde modernite, modernizm, batılılaşma gibi muhtelif kavramlar incelendi. Bu hususta Türk batılılaşmasının rasyonelden ziyade lümpen bir batılılaşma olarak tezahür etmesinin sebepleri tartışıldı. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, ders bitiminde değerli bilgilerini gençlerle paylaştığı için Yrd. Doç. Dr. Önder Bilgin’e teşekkür etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-3323" title="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-3.-Hafta-1.jpg" alt="" width="600" height="450" /><br />
Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 3. Hafta Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Önder Bilgin’in katılımı ile tamamlandı.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile ‘Modernizm, Modernite ve Batılılaşma Kavramları Bağlamında Türk Modernleşmesi ve İslam Dünyası’  başlığı altında gerçekleştirilen derste 200 yıllık Türk Modernleşme serüveni irdelendi. Durmuş Hocaoğlu’nun lümpen ve rasyonel batılılaşma kavramları çerçevesinde modernite, modernizm, batılılaşma gibi muhtelif kavramlar incelendi. Bu hususta Türk batılılaşmasının rasyonelden ziyade lümpen bir batılılaşma olarak tezahür etmesinin sebepleri tartışıldı.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, ders bitiminde değerli bilgilerini gençlerle paylaştığı için Yrd. Doç. Dr. Önder Bilgin’e teşekkür etti.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-akademi-3-hafta-1' title='Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-3.-Hafta-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 1" title="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-akademi-3-hafta-2' title='Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-3.-Hafta-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 2" title="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-akademi-3-hafta-3' title='Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-3.-Hafta-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 3" title="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 3" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-akademi-3-hafta-4' title='Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-3.-Hafta-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 4" title="Antalya Ülkü Ocakları Akademi 3. Hafta 4" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-3-hafta-tamamlandi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İlçe Ocaklarla İstişare Toplantısı Yaptı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 23:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3319</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları 10 Mart Cumartesi günü ilçe Ocaklarla istişare toplantısı yaptı. Antalya’da bulunan 9 ilçe Ocağın başkanları ve birimi yöneticileri ile genişletilmiş istişare toplantısı düzenlendi. Toplantıda gençlik, eğitim ve üniversite gibi konularda görüşler bildirildi. Ülkü Ocakları olarak Antalya’da yeni bir vizyon hazırlanması için çalışmalar başlatıldı. Ülkücü gençlerin eğitimi konusunda fikirler alınarak yeni bir eğitim stratejisi belirleme çalışmalarına başlanıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları olarak Antalya’da il merkezi başta olmak üzere Antalya genelindeki bütün Ocaklarımızda Türk gençliğinin yetişmesi için eğitim çalışmalarının yanında sosyal ve kültürel çalışmaları sistematik şekilde yoğunlaştırıyoruz. İl genelinde yapılan bu çalışmalar bilgiye hükmeden daha eğitimli bir neslin yetişmesine öncü olacaktır.” dedi. Başkan Uysal çalışmalarının hedeflerini, Eğitimli bir gençliğin gerçekleştireceği milli bir kalkınma hamlesi üzerine kurduklarını ve Ülkü Ocakları’nın misyonunu Antalya’da yeni vizyon ile değiştirerek Büyük Türkiye’yi kurma ülküsüne hızla ilerleyeceklerini belirtti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html/antalya-ilce-ocaklar-istisare-toplantisi-1" rel="attachment wp-att-3356"><img class="alignleft size-medium wp-image-3356" title="Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-İlçe-Ocaklar-İstişare-Toplantısı-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Antalya Ülkü Ocakları 10 Mart Cumartesi günü ilçe Ocaklarla istişare toplantısı yaptı. Antalya’da bulunan 9 ilçe Ocağın başkanları ve birimi yöneticileri ile genişletilmiş istişare toplantısı düzenlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplantıda gençlik, eğitim ve üniversite gibi konularda görüşler bildirildi. Ülkü Ocakları olarak Antalya’da yeni bir vizyon hazırlanması için çalışmalar başlatıldı. Ülkücü gençlerin eğitimi konusunda fikirler alınarak yeni bir eğitim stratejisi belirleme çalışmalarına başlanıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplantının açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları olarak Antalya’da il merkezi başta olmak üzere Antalya genelindeki bütün Ocaklarımızda Türk gençliğinin yetişmesi için eğitim çalışmalarının yanında sosyal ve kültürel çalışmaları sistematik şekilde yoğunlaştırıyoruz. İl genelinde yapılan bu çalışmalar bilgiye hükmeden daha eğitimli bir neslin yetişmesine öncü olacaktır.” dedi. Başkan Uysal çalışmalarının hedeflerini, Eğitimli bir gençliğin gerçekleştireceği milli bir kalkınma hamlesi üzerine kurduklarını ve Ülkü Ocakları’nın misyonunu Antalya’da yeni vizyon ile değiştirerek Büyük Türkiye’yi kurma ülküsüne hızla ilerleyeceklerini belirtti.</p>
<p style="text-align: justify;">
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html/antalya-ilce-ocaklar-istisare-toplantisi-1' title='Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-İlçe-Ocaklar-İstişare-Toplantısı-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 1" title="Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html/antalya-ilce-ocaklar-istisare-toplantisi-2' title='Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-İlçe-Ocaklar-İstişare-Toplantısı-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 2" title="Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html/antalya-ilce-ocaklar-istisare-toplantisi-3' title='Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-İlçe-Ocaklar-İstişare-Toplantısı-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 3" title="Antalya İlçe Ocaklar İstişare Toplantısı 3" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-ilce-ocaklarla-istisare-toplantisi-yapti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın İstiklal Marşı’nın Kabulünün 91. Yıldönümü Sebebiyle Yaptığı Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-istiklal-marsinin-kabulunun-91-yildonumu-sebebiyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-istiklal-marsinin-kabulunun-91-yildonumu-sebebiyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 00:08:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3315</guid>
		<description><![CDATA[İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde kabulünün 91. yılını milletçe hürmet ve gururla hatırlıyoruz. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un eşsiz bir duyuşla kaleme aldığı İstiklal Marşımız, teslimiyetçi yönetimler elinde aziz millet varlığının dağılmaya yüz tuttuğu bir dönemin kurtuluş destanı olarak 91 yıldır yaşatılmaktadır. Türk milletinin, bağımsızlığına ve varlığına musallat olan güçlere karşı gösterdiği muhteşem mücadelenin mısralarda somutlaşması ve sahip olduğu kararlılığın cihana ilanı İstiklal Marşımızın eşsiz seslenişiyle gerçekleşmiştir. Milletimizin en zor anlarında; harekete geçmesi gereken cesaret ve kuvvet, sabır ve metanet kutlu mısralarda hayat bulmuş ve Anadolu’yu bir güneş gibi aydınlatarak ufuktaki muzaffer günlerin yakın olduğunu göstermiştir. Kurtuluş Mücadelesinin en çetin ve kasvetli bir döneminde, Türk’ün duygu ve azmi mısralarda şekillenmiş ve zaferin adeta müjdecisi olmuştur. İstiklal Marşımızın söylendiği her yerde var olan ve huzurla dalgalanan al bayrağımızla mukaddes beraberliği; itibarı bugün de aşındırılmaya çalışılan, aşağılanmaya uğraşılan değerlerimizi muhafaza için en çok ihtiyaç duyduğumuz manevi heyecanın kaynağını oluşturmaktadır. Bu itibarla, mısralara dökülerek tarihin içinden gelen bu kutlu ses, &#8220;Ezelden beri hür yaşamış&#8221; milletimize zincir vurmaya hala çabalayan çevreler için de bir anlam ifade etmeli, bu muhteşem manzumenin derin anlamından habersiz olanlar Türk milletinin en umutsuz anlarda bile neleri başarabileceğini bir kez daha ibretle hatırlamalıdır. İstiklal Marşımızın yazılmasına canları pahasına vesile olan aziz şehitlerimizi, kahramanlarımızı ve bir fazilet ve ahlak timsali olan vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;u saygıyla yâd ediyor, en derin minnet ve şükran duygularımla Cenab-ı Allah&#8217;tan rahmet diliyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-istiklal-marsi%e2%80%99nin-kabulunun-91-yildonumu-sebebiyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html/serkanuysal1" rel="attachment wp-att-3361"><img class="alignleft size-medium wp-image-3361" title="SerkanUysal1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/SerkanUysal1-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde kabulünün 91. yılını milletçe hürmet ve gururla hatırlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un eşsiz bir duyuşla kaleme aldığı İstiklal Marşımız, teslimiyetçi yönetimler elinde aziz millet varlığının dağılmaya yüz tuttuğu bir dönemin kurtuluş destanı olarak 91 yıldır yaşatılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin, bağımsızlığına ve varlığına musallat olan güçlere karşı gösterdiği muhteşem mücadelenin mısralarda somutlaşması ve sahip olduğu kararlılığın cihana ilanı İstiklal Marşımızın eşsiz seslenişiyle gerçekleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin en zor anlarında; harekete geçmesi gereken cesaret ve kuvvet, sabır ve metanet kutlu mısralarda hayat bulmuş ve Anadolu’yu bir güneş gibi aydınlatarak ufuktaki muzaffer günlerin yakın olduğunu göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurtuluş Mücadelesinin en çetin ve kasvetli bir döneminde, Türk’ün duygu ve azmi mısralarda şekillenmiş ve zaferin adeta müjdecisi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiklal Marşımızın söylendiği her yerde var olan ve huzurla dalgalanan al bayrağımızla mukaddes beraberliği; itibarı bugün de aşındırılmaya çalışılan, aşağılanmaya uğraşılan değerlerimizi muhafaza için en çok ihtiyaç duyduğumuz manevi heyecanın kaynağını oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, mısralara dökülerek tarihin içinden gelen bu kutlu ses,<strong> </strong><strong>&#8220;Ezelden beri hür yaşamış&#8221;</strong> milletimize zincir vurmaya hala çabalayan çevreler için de bir anlam ifade etmeli, bu muhteşem manzumenin derin anlamından habersiz olanlar Türk milletinin en umutsuz anlarda bile neleri başarabileceğini bir kez daha ibretle hatırlamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiklal Marşımızın yazılmasına canları pahasına vesile olan aziz şehitlerimizi, kahramanlarımızı ve bir fazilet ve ahlak timsali olan vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;u saygıyla yâd ediyor, en derin minnet ve şükran duygularımla Cenab-ı Allah&#8217;tan rahmet diliyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysalin-istiklal-marsinin-kabulunun-91-yildonumu-sebebiyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysalin-istiklal-marsinin-kabulunun-91-yildonumu-sebebiyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milli Kültür</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/milli-kultur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/milli-kultur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2012 08:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başbuğ'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3412</guid>
		<description><![CDATA[Milli Ahlak: Medeniyetler para ile değil , ilimle , irfanla , imanla , ahlakla kurulurlar ; medeniyetler parasızlıktan değil ilimsizlik , irfansızlık , imansızlık , ahlaksızlıktan çökerler. Bugün devletlerin hayatında en büyük düşmandan bahsedilebilir.Fakat en büyük dosttan hayır.Unutmayınız ki , Türk Milleti’ne en büyük dost , yine Türk Milleti’dir , Türk Milleti’ne en büyük yardımcı yine kendi çalışma ve gayretidir. Ahlak Buhranı: Memleketimizin içerisinde bulunduğu bunalımın başlıca sebeplerinden birisi de ahlak buhranı ve toplumu saran manevi boşluktur. Toplumların huzurlu olabilmesi , insanların ahlaklı ve dürüst olmaları ile mümkündür.Eğer bir toplumun insanları son derece dejenere olmuş bir halde ise o toplumda huzurdan söz edilemez. Bir toplumun en sağlam dayanağı ahlaktır.Ahlakı bozuk olan , hakka saygısı bulunmayan ve adaletsizlik içinde yüzen bir ülkede huzur , düzen ve hayır olamaz.Böyle bir memleket yıkılmaya mahkum olur.Türk milliyetçisi olarak bizler , adaleti , siyasi , ekonomik , sosyal ve ve hukuki bütün yönleriyle bölünmez bir adalet ülküsü olarak görüyoruz.Herkese hakkını verme hususunda sarsılmayan , devamlı bir irade olarak kabul ediyoruz. Bizim için ahlak bir gaye , bir insan unsuru olduğu kadar , gerçekleştirilmesi gereken müşahhas , ameli bir sonuçtur.Hak ve adalete inanıyoruz ve adaleti samimi olarak mülkün temeli sayıyoruz. Bu gün Türkiye’miz büyük bir ahlak buhranı içinde bulunmaktadır.Her tarafta rüşvet , iltimas almış yürümüş , ciddiyetsizlik , disiplinsizlik , toplumda adeta bir kaide haline gelmiş , devlet işlerinde ise laubalilik her kademeyi sarmış bulunmaktadır.Halk ise , baskı altında bunalmış olup, rüşvetsiz , iltimassız olarak işlerini gördüremez haldedir.Özellikle köylüler , işçiler ve fakir halk tabakaları , jandarmadan ve adalet teşkilatlarımızın çalışmasından çok şikayetçidirler. Başta hükümet olmak üzere milletçe hepimiz yeni bir ahlak inkılabı yapmak zorundayız.Kaybettiklerimizi tekrar kazanmaya mecburuz.Adaleti her işin temeli kabul eden bir ciddiyetle memleketi yükseltmek zorundayız.Bunun için , kültür ve eğitim kurumları harekete geçirilmeli ve sanat faaliyetleri halk hizmetine yöneltilmelidir.Rüşvet ve iltimas kaldırılmadan , ahlak meselesi düzeltilmeden halkın rahat nefes almasına imkan yoktur.Bugün içinde yaşadığımız bozuk-durumu hazırlayan sebeplerin başında , toplumdaki manevi inanç boşluğu gelmektedir.Türk törelerinden habersiz , manevi değerlerden uzak , geleneklere saygısı kalmamış nesiller , Türk Milleti’nin yarınlara olan güvensizliğinin esas kaynağı olmuş ve yıllarca memleketi idare eden kişiler bu gerçeği fark edememişlerdir.İlk mektepten üniversitenin son sınıfına kadar millilik vasfını yitirmiş bir eğitim ve öğretim ile yetişen gençlerin durumları gözler önündedir.Aile ve Toplum münasebetlerinde vurdumduymaz ve büyüğüne saygısı , küçüğüne sevgisi kalmamış , belli bir inançtan yoksun gençlerimizin içinde bulunduğu bunalım , işte bu gerçeği bizlere açıkça hatırlatmaktadır.Batı zihniyetini anlamaksızın ve öğrenmeksizin , sadece dış görünüşünü şeklen taklit etmek ve kendisi gibi düşünmeyenleri gerici , yobaz , medeniyetsiz diye nitelendiren kimselerin zavallılığı ibret verici bir durumdadır. Medeniyetimizin temeli: Biz Milliyetçi hareketçiler olarak her şeyden önce memlekette yeni bir ahlak anlayışının hakim olmasının kavgasını vermekteyiz.Ahlaktan yoksun bir toplumda iktisadi meseleler ne kadar halledilirse edilsin , huzurdan söz etmek mümkün değildir.Memleketimizin insanlarının birbirlerini sevmesi , sayması , birbirlerine yardımcı olmaları , milli birlik ve beraberlik içerisinde ülkemizin iktisadi kalkınma savaşında sadece memlekete hizmet ve toplum yararına çalışmak ancak bu şekilde mümkün olacaktır.Materyalist toplumlarda yukarıda işaret ettiğimiz hususların gerçekleşmesi mümkün değildir.Gerek kapitalist ve gerekse komünist...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Milli Ahlak:</p>
<p style="text-align: justify;">Medeniyetler para ile değil , ilimle , irfanla , imanla , ahlakla kurulurlar ; medeniyetler parasızlıktan değil ilimsizlik , irfansızlık , imansızlık , ahlaksızlıktan çökerler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün devletlerin hayatında en büyük düşmandan bahsedilebilir.Fakat en büyük dosttan hayır.Unutmayınız ki , Türk Milleti’ne en büyük dost , yine Türk Milleti’dir , Türk Milleti’ne en büyük yardımcı yine kendi çalışma ve gayretidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlak Buhranı:</p>
<p style="text-align: justify;">Memleketimizin içerisinde bulunduğu bunalımın başlıca sebeplerinden birisi de ahlak buhranı ve toplumu saran manevi boşluktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumların huzurlu olabilmesi , insanların ahlaklı ve dürüst olmaları ile mümkündür.Eğer bir toplumun insanları son derece dejenere olmuş bir halde ise o toplumda huzurdan söz edilemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir toplumun en sağlam dayanağı ahlaktır.Ahlakı bozuk olan , hakka saygısı bulunmayan ve adaletsizlik içinde yüzen bir ülkede huzur , düzen ve hayır olamaz.Böyle bir memleket yıkılmaya mahkum olur.Türk milliyetçisi olarak bizler , adaleti , siyasi , ekonomik , sosyal ve ve hukuki bütün yönleriyle bölünmez bir adalet ülküsü olarak görüyoruz.Herkese hakkını verme hususunda sarsılmayan , devamlı bir irade olarak kabul ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için ahlak bir gaye , bir insan unsuru olduğu kadar , gerçekleştirilmesi gereken müşahhas , ameli bir sonuçtur.Hak ve adalete inanıyoruz ve adaleti samimi olarak mülkün temeli sayıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gün Türkiye’miz büyük bir ahlak buhranı içinde bulunmaktadır.Her tarafta rüşvet , iltimas almış yürümüş , ciddiyetsizlik , disiplinsizlik , toplumda adeta bir kaide haline gelmiş , devlet işlerinde ise laubalilik her kademeyi sarmış bulunmaktadır.Halk ise , baskı altında bunalmış olup, rüşvetsiz , iltimassız olarak işlerini gördüremez haldedir.Özellikle köylüler , işçiler ve fakir halk tabakaları , jandarmadan ve adalet teşkilatlarımızın çalışmasından çok şikayetçidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta hükümet olmak üzere milletçe hepimiz yeni bir ahlak inkılabı yapmak zorundayız.Kaybettiklerimizi tekrar kazanmaya mecburuz.Adaleti her işin temeli kabul eden bir ciddiyetle memleketi yükseltmek zorundayız.Bunun için , kültür ve eğitim kurumları harekete geçirilmeli ve sanat faaliyetleri halk hizmetine yöneltilmelidir.Rüşvet ve iltimas kaldırılmadan , ahlak meselesi düzeltilmeden halkın rahat nefes almasına imkan yoktur.Bugün içinde yaşadığımız bozuk-durumu hazırlayan sebeplerin başında , toplumdaki manevi inanç boşluğu gelmektedir.Türk törelerinden habersiz , manevi değerlerden uzak , geleneklere saygısı kalmamış nesiller , Türk Milleti’nin yarınlara olan güvensizliğinin esas kaynağı olmuş ve yıllarca memleketi idare eden kişiler bu gerçeği fark edememişlerdir.İlk mektepten üniversitenin son sınıfına kadar millilik vasfını yitirmiş bir eğitim ve öğretim ile yetişen gençlerin durumları gözler önündedir.Aile ve Toplum münasebetlerinde vurdumduymaz ve büyüğüne saygısı , küçüğüne sevgisi kalmamış , belli bir inançtan yoksun gençlerimizin içinde bulunduğu bunalım , işte bu gerçeği bizlere açıkça hatırlatmaktadır.Batı zihniyetini anlamaksızın ve öğrenmeksizin , sadece dış görünüşünü şeklen taklit etmek ve kendisi gibi düşünmeyenleri gerici , yobaz , medeniyetsiz diye nitelendiren kimselerin zavallılığı ibret verici bir durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Medeniyetimizin temeli:</p>
<p style="text-align: justify;">Biz Milliyetçi hareketçiler olarak her şeyden önce memlekette yeni bir ahlak anlayışının hakim olmasının kavgasını vermekteyiz.Ahlaktan yoksun bir toplumda iktisadi meseleler ne kadar halledilirse edilsin , huzurdan söz etmek mümkün değildir.Memleketimizin insanlarının birbirlerini sevmesi , sayması , birbirlerine yardımcı olmaları , milli birlik ve beraberlik içerisinde ülkemizin iktisadi kalkınma savaşında sadece memlekete hizmet ve toplum yararına çalışmak ancak bu şekilde mümkün olacaktır.Materyalist toplumlarda yukarıda işaret ettiğimiz hususların gerçekleşmesi mümkün değildir.Gerek kapitalist ve gerekse komünist düzenlerde ön planda olan düşünce maddi menfaat olduğu için , kişilerin toplum yararına çalışmalarda bulunmaları imkansız gibidir.Biz bunun için diyoruz ki , fertlerin topluma yararlı olmaları ancak yüksek inançların aşılanması , manevi değerlerin geliştirilmesi ve yüksek bir ahlakın toplumda geçerli kılınması ile mümkündür.Biz daima Türk Milletine hizmet yolunda olacağız.Ve her zaman dürüstlük ve hak yolunda yürüyeceğiz.Hiç bir güç ve tehlike bizi bu yüce dileğe doğru yürümekten alıkoyamaz ; her şeye rağmen millete hizmet yolundan ayrılmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın kainata denk yaradılışından faydalanmak , haset ve ihtiraslarına duvar çekmek.İşte bizim yolumuzun karakteri budur.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmilli-kultur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/milli-kultur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Bilişim Kursu Başlattı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-bilisim-kursu-baslatti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-bilisim-kursu-baslatti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 15:25:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim kursu]]></category>
		<category><![CDATA[grafik]]></category>
		<category><![CDATA[web tasarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3311</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları bilişim, grafik, web tasarım ve foto-film gibi çeşit alanlarda kurslar başlattı. Her cumartesi yapılmak üzere Antalya Ülkü Ocakları’nda gençlerin ve halkın yararlanması amacıyla bilişim kursları başlatıldı. Gençlerin yoğun ilgi gösterdiği kursta, ilk hafta öncelikle web tasarım konusunda eğitim verildi. Web tasarım hakkında localhost nedir ne işe yarar, nasıl kullanılır, phpmyadmin veritabanı oluşturma,  wordpress ve joomla gibi sistemlerin kurulumu konuları işlendi. Visual studio programında giriş yapılarak, kayıt işlemi yapan küçük bir windows uygulamaları hazırlandı. Açılan kurs hakkında açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları olarak gençlerimizi bilişim konusunda eğiterek, gelişen teknolojiye yetişerek daha büyük yarınlara eriştirmeye çalışacağız. 2023’te her alan lider bir Türkiye yaratma anlamında önemli bir adım olacağına inanıyoruz. Gençlerimizde aldıkları bu eğitimle internet ve teknoloji anlamında kendilerini en iyi şekilde yetişerek 2023 Lider Ülke Türkiye hedefine ulaşacağız.” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/Antalya-Ulku-Ocaklari-Bilisim-Kursu-1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları bilişim, grafik, web tasarım ve foto-film gibi çeşit alanlarda kurslar başlattı.</p>
<p>Her cumartesi yapılmak üzere Antalya Ülkü Ocakları’nda gençlerin ve halkın yararlanması amacıyla bilişim kursları başlatıldı. Gençlerin yoğun ilgi gösterdiği kursta, ilk hafta öncelikle web tasarım konusunda eğitim verildi. Web tasarım hakkında localhost nedir ne işe yarar, nasıl kullanılır, phpmyadmin veritabanı oluşturma,  wordpress ve joomla gibi sistemlerin kurulumu konuları işlendi. Visual studio programında giriş yapılarak, kayıt işlemi yapan küçük bir windows uygulamaları hazırlandı.</p>
<p>Açılan kurs hakkında açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları olarak gençlerimizi bilişim konusunda eğiterek, gelişen teknolojiye yetişerek daha büyük yarınlara eriştirmeye çalışacağız. 2023’te her alan lider bir Türkiye yaratma anlamında önemli bir adım olacağına inanıyoruz. Gençlerimizde aldıkları bu eğitimle internet ve teknoloji anlamında kendilerini en iyi şekilde yetişerek 2023 Lider Ülke Türkiye hedefine ulaşacağız.” dedi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Antalya-Ulku-Ocaklari-Bilisim-Kursu-2.jpg" alt="" width="600" height="450" /><br />
<img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Antalya-Ulku-Ocaklari-Bilisim-Kursu-3.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-bilisim-kursu-baslatti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-bilisim-kursu-baslatti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-8-mart-dunya-kadinlar-gunu-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-8-mart-dunya-kadinlar-gunu-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 23:06:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3304</guid>
		<description><![CDATA[Kadın olmanın mana ve önemi üzerine bir kez daha düşünmek için eşsiz bir fırsat sunan anlam yüklü bir günün içindeyiz. Tarih boyunca Türk toplumunda kadına her zaman büyük önem verilmiştir. Kutsal bir görev olan analık görevini üstlenen kadınlarımız, şefkat, sabır, merhamet ve hoşgörüyü yüreğinde buluşturmuştur. Toplumun her kesiminde ve üstlendikleri her görevde takdire şayan bir şekilde sorumluluklarını yerine getiren kadınlarımıza çok şey borçlu olduğumuz bir gerçektir. Yıllardan beridir bilimden sanata, spordan edebiyata, siyasetten çalışma hayatına kadar hayatın her alanında kadınların büyük çaba ve başarılarına şahit olunmuştur. Evinde anne, işyerinde çalışan, toplumda saygın bir fert olan kadınlarımızın ülkemizin toplumsal birliği ve dirliği için hayati rolleri olduğu ortadadır. Gelecek nesillerin yetişmesinde yeri doldurulamayacak bir önemi olan ve sevgiyi, nezaketi, inceliği öğreten yine onlardır. Ailesine katkı sağlamak uğruna nasır tutmuş elleriyle, şehit evladını vatan toprağına uğurlarken döktüğü gözyaşlarıyla, umudun hiç eksik olmadığı bakışlarıyla, duanın ve iyi dileklerin çağlayan gibi aktığı sözleriyle kadınlar milletimizin ruhu olmuştur. Kadın haklarının evrensel, bölünmez, vazgeçilmez, ayrılmaz bir bütün olduğunu kabul eden vizyon genişliğinin yanı sıra; kadına saygının ve manevi olarak yükümlülüklerin bilincine ulaşmış ve gereğini yerine getiren sorumluluk kültürüyle de önümüzdeki sorunların aşılacağı kuşkusuzdur. Bu vesileyle her şeyin en güzeline layık olan Türk kadınının Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.gunortasihaber.com/wp-content/uploads/2012/02/SerkanUysal-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" />Kadın olmanın mana ve önemi üzerine bir kez daha düşünmek için eşsiz bir fırsat sunan anlam yüklü bir günün içindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih boyunca Türk toplumunda kadına her zaman büyük önem verilmiştir. Kutsal bir görev olan analık görevini üstlenen kadınlarımız, şefkat, sabır, merhamet ve hoşgörüyü yüreğinde buluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumun her kesiminde ve üstlendikleri her görevde takdire şayan bir şekilde sorumluluklarını yerine getiren kadınlarımıza çok şey borçlu olduğumuz bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardan beridir bilimden sanata, spordan edebiyata, siyasetten çalışma hayatına kadar hayatın her alanında kadınların büyük çaba ve başarılarına şahit olunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Evinde anne, işyerinde çalışan, toplumda saygın bir fert olan kadınlarımızın ülkemizin toplumsal birliği ve dirliği için hayati rolleri olduğu ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelecek nesillerin yetişmesinde yeri doldurulamayacak bir önemi olan ve sevgiyi, nezaketi, inceliği öğreten yine onlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ailesine katkı sağlamak uğruna nasır tutmuş elleriyle, şehit evladını vatan toprağına uğurlarken döktüğü gözyaşlarıyla, umudun hiç eksik olmadığı bakışlarıyla, duanın ve iyi dileklerin çağlayan gibi aktığı sözleriyle kadınlar milletimizin ruhu olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın haklarının evrensel, bölünmez, vazgeçilmez, ayrılmaz bir bütün olduğunu kabul eden vizyon genişliğinin yanı sıra; kadına saygının ve manevi olarak yükümlülüklerin bilincine ulaşmış ve gereğini yerine getiren sorumluluk kültürüyle de önümüzdeki sorunların aşılacağı kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle her şeyin en güzeline layık olan Türk kadınının Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal%25e2%2580%2599in-8-mart-dunya-kadinlar-gunu-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-8-mart-dunya-kadinlar-gunu-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 2. Hafta Tamamlandı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-2-hafta-tamamlandi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-2-hafta-tamamlandi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Mar 2012 15:22:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Bilgi Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İsmail Yakıt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3307</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 2. Hafta Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın katılımı ile tamamlandı. Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile Bilgi ve Bilim Felsefesi üst başlığı ile gerçekleştirilen derste ‘Bilgi nedir?’ , ‘Bilim nedir?’, ‘Bilimsel Bilginin Nitelikleri’, ‘Bilginin Kaynağı’ gibi bilim felsefesinin temel konuları işlendi. Gazali’nin felsefe hakkındaki ‘Yüzme bilmeyenlere derin sular daima yasaktır.’ sözünden yola çıkarak Felsefe tarihinde doğru bilginin kaynağı, oluşumu ve mahiyeti konusunda muhtelif açıklamalar getiren felsefi akımlar incelendi. Prof. Dr. İsmail Yakıt bilim, felsefe, hakikat kavramları etrafında bu üç mefhumun birbirleriyle ilişkilerini inceleyerek verimli bir konferans gerçekleştirdi. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, ders bitiminde değerli bilgilerini gençlerle paylaştığı için Prof. Dr. İsmail Yakıt’a teşekkür etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisinde-2.-hafta-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3488" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisinde-2.-hafta-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde 2. Hafta Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın katılımı ile tamamlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımı ile Bilgi ve Bilim Felsefesi üst başlığı ile gerçekleştirilen derste ‘Bilgi nedir?’ , ‘Bilim nedir?’, ‘Bilimsel Bilginin Nitelikleri’, ‘Bilginin Kaynağı’ gibi bilim felsefesinin temel konuları işlendi. Gazali’nin felsefe hakkındaki ‘Yüzme bilmeyenlere derin sular daima yasaktır.’ sözünden yola çıkarak Felsefe tarihinde doğru bilginin kaynağı, oluşumu ve mahiyeti konusunda muhtelif açıklamalar getiren felsefi akımlar incelendi. Prof. Dr. İsmail Yakıt bilim, felsefe, hakikat kavramları etrafında bu üç mefhumun birbirleriyle ilişkilerini inceleyerek verimli bir konferans gerçekleştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, ders bitiminde değerli bilgilerini gençlerle paylaştığı için Prof. Dr. İsmail Yakıt’a teşekkür etti.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-2-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-2-hafta-1' title='Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 1'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisinde-2.-hafta-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 1" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 1" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-2-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-2-hafta-2' title='Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 2'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisinde-2.-hafta-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 2" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 2" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-2-hafta-tamamlandi.html/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisinde-2-hafta-3' title='Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 3'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/Antalya-Ülkü-Ocakları-Fikir-ve-Siyaset-Akademisinde-2.-hafta-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 3" title="Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinde 2. hafta 3" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%25e2%2580%2599nde-2-hafta-tamamlandi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-2-hafta-tamamlandi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Huzurevini Ziyaret Etti</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-huzurevini-ziyaret-etti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-huzurevini-ziyaret-etti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 11:48:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[huzurevi]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3301</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal ve yönetimi 2 Mart Cuma günü huzurevine ziyarette bulunmuştur. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal ve yönetimi yaptığı ziyarette, yalnızlık hissini bir nebzede olsun unutturarak onlarla sohbet ettiler.  Ziyaret sonrası açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları olarak onlara sıcacık bir el uzatmak istedik. Çünkü biz bugünün gençleri, yarının yaşlıları olacağız ve onların her daim yanında olmaya çalışacağız. Gençlerin ziyaretleri onları heyecanlandırmakta ve sevindirmektedir. Geçmişin gençleri olan yaşlılarımızı hatırlamak ve onların sorunlarını dinlemek Ülkücü gençlerin önemli görevlerinden birisidir.” dedi. Huzurevindeki yaşlılarda bu ziyarette memnun kalarak, her zaman bizleri hatırlayın temennilerinde bulundular.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_huzureviziyareti1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal ve yönetimi 2 Mart Cuma günü huzurevine ziyarette bulunmuştur.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal ve yönetimi yaptığı  ziyarette, yalnızlık hissini bir nebzede olsun unutturarak onlarla  sohbet ettiler.  Ziyaret sonrası açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl  Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları olarak onlara sıcacık bir el  uzatmak istedik. Çünkü biz bugünün gençleri, yarının yaşlıları olacağız  ve onların her daim yanında olmaya çalışacağız. Gençlerin ziyaretleri  onları heyecanlandırmakta ve sevindirmektedir. Geçmişin gençleri olan  yaşlılarımızı hatırlamak ve onların sorunlarını dinlemek Ülkücü  gençlerin önemli görevlerinden birisidir.” dedi.</p>
<p>Huzurevindeki yaşlılarda bu ziyarette memnun kalarak, her zaman bizleri hatırlayın temennilerinde bulundular.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_huzureviziyareti2.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_huzureviziyareti3.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_huzureviziyareti4.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_huzureviziyareti5.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_huzureviziyareti6.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-huzurevini-ziyaret-etti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-huzurevini-ziyaret-etti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal&#8217;ın Antalya TV Röportajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-antalya-tv-roportaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-antalya-tv-roportaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2012 21:08:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya TV]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3293</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-antalya-tv-roportaji.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-antalya-tv-roportaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-antalya-tv-roportaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nde Derslere Başlanıldı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2012 09:34:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Mehmet Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tunca Toskay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3278</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından açılan “Fikir ve Siyaset Akademisi”nde ilk ders geniş bir katılımcı kitlesiyle başladı. MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Antalya Milletvekili Prof. Dr. Tunca Toskay ve Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal’ın katıldığı açılışta bir konuşma yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal; “İçinde bulunduğumuz çağ tam manasıyla bilgi, teknoloji ve uzay çağıdır. Doğal olarak ta böyle bir çağda yaşayan milletler, kendilerini bu çağa ve bu çağın gerekliliklerine ve şartlarına göre hazırlamak zorundadırlar. Toplumlar bütün sosyal, kültürel, iktisadi ve siyasi meselelerini, ilmin ışığı ve rehberliğiyle çözmeye mecburdurlar. Dolayısıyla bu zorunluluk milletlerin geniş ve güçlü bir aydın kadrosu yetiştirmesini tartışılmaz bir gerçeklik olarak önümüze koymaktadır. Bu sebeple büyük ve yüce bir medeniyetin yükünü omuzlarına almış olan ahlaklı, imanlı ve eğitimli ülkücü kadrolar tüm insanlığın barış, huzur ve adaletinin temini için yeryüzündeki tek çıkar yoldur.” dedi. E. Serkan Uysal’ın konuşmasının ardından Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinin ilk dersini MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tunca Toskay verdi. Toskay konuşmasında; “Ülkücü gençliğin Türk Milleti’nin kaderinde etkin olabilmesi için gerçekten çok donanımlı, bilgili, dünyayı iyi tanıyan, algılayan ve değerlendiren özeliklere sahip olması gereklidir. Bu da tek ve basit ifadeyle eğitimden geçiyor.” dedi. Toskay, milli ve manevi değerlerine bağlı Türk gençleri yetiştirmek amacıyla kurulan “Fikir ve Siyaset Akademisi”nde ilk dersi vermekten dolayı mutluluk duyduğunu söyledi. Öğrencilere önerilerde bulunan Toskay, Türkiye’nin milli ve manevi değerlerine sahip çıkmalarını istedi. MHP Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal ikinci derste Türkiye ve dünya ekonomisini anlattı. Türkiye son 10 yıllık ekonomik göstergesini ve bankacılık sistemini ele alan Günal, Türkiye’nin ekonomik anlamda bir kaosa doğru sürüklendiğini ifade etti. Günal, “Türk gençliğinin bu akademide kendini en iyi şekilde yetiştirerek Türkiye’yi daha büyük yarınlara doğru götürmelidir” dedi. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, akademide Tarih, Türk tarihinin sosyolojisi, Siyaset Bilimi, Hukuk, Edebiyat, Kişisel Gelişim ve Türkiye ve dünya ekonomileri alanlarında dersler verileceğini belirtti. 10 hafta sürecek eğitimler sonunda donanımlı, bilgili gençlerin yetişmiş olacağını savunan Günal, akademi boyunca alanlarında uzman bilim insanları tarafından dersler verileceğini kaydetti. Akademiye 400 başvuru olduğunu belirten Uysal, ilk etapta 200 öğrenciye eğitim verileceğini bildirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3493" title="Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-1-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından açılan “Fikir ve Siyaset Akademisi”nde ilk ders geniş bir katılımcı kitlesiyle başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Antalya Milletvekili Prof. Dr. Tunca Toskay ve Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal’ın katıldığı açılışta bir konuşma yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal; “İçinde bulunduğumuz çağ tam manasıyla bilgi, teknoloji ve uzay çağıdır. Doğal olarak ta böyle bir çağda yaşayan milletler, kendilerini bu çağa ve bu çağın gerekliliklerine ve şartlarına göre hazırlamak zorundadırlar. Toplumlar bütün sosyal, kültürel, iktisadi ve siyasi meselelerini, ilmin ışığı ve rehberliğiyle çözmeye mecburdurlar. Dolayısıyla bu zorunluluk milletlerin geniş ve güçlü bir aydın kadrosu yetiştirmesini tartışılmaz bir gerçeklik olarak önümüze koymaktadır. Bu sebeple büyük ve yüce bir medeniyetin yükünü omuzlarına almış olan ahlaklı, imanlı ve eğitimli ülkücü kadrolar tüm insanlığın barış, huzur ve adaletinin temini için yeryüzündeki tek çıkar yoldur.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">E. Serkan Uysal’ın konuşmasının ardından Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisinin ilk dersini MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tunca Toskay verdi. Toskay konuşmasında; “Ülkücü gençliğin Türk Milleti’nin kaderinde etkin olabilmesi için gerçekten çok donanımlı, bilgili, dünyayı iyi tanıyan, algılayan ve değerlendiren özeliklere sahip olması gereklidir. Bu da tek ve basit ifadeyle eğitimden geçiyor.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Toskay, milli ve manevi değerlerine bağlı Türk gençleri yetiştirmek amacıyla kurulan “Fikir ve Siyaset Akademisi”nde ilk dersi vermekten dolayı mutluluk duyduğunu söyledi. Öğrencilere önerilerde bulunan Toskay, Türkiye’nin milli ve manevi değerlerine sahip çıkmalarını istedi.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal ikinci derste Türkiye ve dünya ekonomisini anlattı. Türkiye son 10 yıllık ekonomik göstergesini ve bankacılık sistemini ele alan Günal, Türkiye’nin ekonomik anlamda bir kaosa doğru sürüklendiğini ifade etti. Günal, “Türk gençliğinin bu akademide kendini en iyi şekilde yetiştirerek Türkiye’yi daha büyük yarınlara doğru götürmelidir” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, akademide Tarih, Türk tarihinin sosyolojisi, Siyaset Bilimi, Hukuk, Edebiyat, Kişisel Gelişim ve Türkiye ve dünya ekonomileri alanlarında dersler verileceğini belirtti.</p>
<p style="text-align: justify;">10 hafta sürecek eğitimler sonunda donanımlı, bilgili gençlerin yetişmiş olacağını savunan Günal, akademi boyunca alanlarında uzman bilim insanları tarafından dersler verileceğini kaydetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Akademiye 400 başvuru olduğunu belirten Uysal, ilk etapta 200 öğrenciye eğitim verileceğini bildirdi.</p>

<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html/antalya-ulku-ocaklary-fikir-ve-siyaset-akademisi-bathlady' title='Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi" title="Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html/antalya-ulku-ocaklary-fikir-ve-siyaset-akademisi-bathlady-2' title='Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi Baþladý'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi Baþladý" title="Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi Baþladý" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html/antalya-ulku-ocaklary-fikir-ve-siyaset-akademisi-bathlady-3' title='Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi Baþladý'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi Baþladý" title="Antalya Ülkü Ocaklarý Fikir Ve Siyaset Akademisi Baþladý" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html/antalya-ulku-ocaklari-akademi-acilisi-4' title='Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-4'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-4" title="Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-4" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html/antalya-ulku-ocaklari-akademi-acilisi-5' title='Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-5'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-5" title="Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-5" /></a>
<a href='http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html/antalya-ulku-ocaklari-akademi-acilisi-6' title='Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-6'><img width="150" height="150" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/02/Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-6" title="Antalya-Ülkü-Ocakları-Akademi-Açılışı-6" /></a>

<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%25e2%2580%2599nde-derslere-baslanildi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi%e2%80%99nde-derslere-baslanildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elmalı Ülkü Ocakları Ülkü Şehidi Adil Demiröz’ü Unutmadı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elmali-ulku-ocaklari-ulku-sehidi-adil-demiroz%e2%80%99u-unutmadi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elmali-ulku-ocaklari-ulku-sehidi-adil-demiroz%e2%80%99u-unutmadi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2012 20:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Adil Demiröz]]></category>
		<category><![CDATA[Elmalı Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3284</guid>
		<description><![CDATA[Ülkücü Şehidimizi Ebediyete Uğurlamamızın 34. Yılında Elmalı Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet AYDIN, Üniversite teşkilatı ve orta öğretim teşkilatı ile birlikte  mezarı başında ziyarette bulundu. Başkan AYDIN ziyaret sonrası ülkücü gençlere Adil DEMİRÖZ ile ilgili bilgiler verdi. “Adil DEMİRÖZ Adana Ü.O.D. Üyesi iken yine kendisi ile aynı kaderi paylaşan bir diğer ülkücü Şehidimiz  Şerif ÖZÇUBUKÇU’ nun cenaze merasiminden dönerken  Gaziantep de POL-DER üyesi komünistlerin ve diğer komünist derneklerin açtığı ateş sonucu şehit edilmiştir” dedi. &#8220;Allah Yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Onlar hayattadırlar lâkin sizler hissetmezsiniz&#8221; (Bakara, 154)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/ElmaliUlkuOcaklari_AdilDemiroz1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Şehidimizi Ebediyete Uğurlamamızın 34. Yılında Elmalı Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet AYDIN, Üniversite teşkilatı ve orta öğretim teşkilatı ile birlikte  mezarı başında ziyarette bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkan AYDIN ziyaret sonrası ülkücü gençlere Adil DEMİRÖZ ile ilgili bilgiler verdi. “Adil DEMİRÖZ Adana Ü.O.D. Üyesi iken yine kendisi ile aynı kaderi paylaşan bir diğer ülkücü Şehidimiz  Şerif ÖZÇUBUKÇU’ nun cenaze merasiminden dönerken  Gaziantep de POL-DER üyesi komünistlerin ve diğer komünist derneklerin açtığı ateş sonucu şehit edilmiştir” dedi. &#8220;Allah Yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Onlar hayattadırlar lâkin sizler hissetmezsiniz&#8221;<br />
(Bakara, 154)</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ElmaliUlkuOcaklari_AdilDemiroz2.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ElmaliUlkuOcaklari_AdilDemiroz3.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ElmaliUlkuOcaklari_AdilDemiroz4.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Felmali-ulku-ocaklari-ulku-sehidi-adil-demiroz%25e2%2580%2599u-unutmadi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elmali-ulku-ocaklari-ulku-sehidi-adil-demiroz%e2%80%99u-unutmadi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hocalı Soykırımı Hakkında Yapmış Oldukları Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hocali-soykirimi-hakkinda-yapmis-olduklari-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hocali-soykirimi-hakkinda-yapmis-olduklari-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 21:22:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3298</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık tarihi binlerce yılda sayısız katliamlara ve soykırımlara sahne olmuştur. Tarihin derinliklerinde kalan ve sınırlı bilgilerimiz aracılığıyla bir nebze haberdar olduğumuz bu üzücü hadiseler, maalesef ki “medeni” dünyanın yakın tarihinde de mevcuttur. Ancak daha da üzücü olan şudur ki yaşanan katliamlar ve soykırımlar tarihle gerçekten yüzleşerek ortaya çıkarılmamakta, çoğu zaman ilgisiz olaylar bu kılıflara büründürülerek yine “medeni” dünya tarafından politika malzemesi olarak kullanılmaktadır. Millet olarak oldukça aşina olduğumuz “soykırım” sözü ise, belki bu politikalar sebebiyle, aklımızda atalarımızın ve soydaşlarımızın uğradığı zulümler olarak değil de, Ermenistan’ın ve bazı devletlerin politik hamlesi olan sözde soykırım iddiaları olarak canlanmaktadır. Balkanlar’da, Türkistan’da ve hatta Anadolu’da uğradığımız nice zulümler göz ardı edilirken; hoşgörünün, İslam ahlakının ve Türk adaletinin yekûnu olan medeniyetimiz Batı’nın gözünde bir zalim olarak canlandırılmaya çalışılmaktadır. Oysaki yaşanan diğer soykırım ve katliamlar gibi yüzlerce sene evvelinde değil, bütün Dünya’nın gözleri önünde gerçekleşen ve gerek insani, gerek vicdani, gerekse hukuki yönlerden tam manasıyla bir soykırım olan “Hocalı”, birçoklarının gözlerinin kör, kulaklarının sağır, vicdanlarının taş kesildiği bir vahşet olarak önümüzde durmaktadır. 1991 sonlarında Ermenilerin Hocalı’yı kuşatmasının ardından, 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gecede, Rus 366. Motorize Piyade Alayının destekleriyle Ermeni Silahlı Kuvvetleri Hocalı’yı 3 koldan abluka altına almış; daha önceleri silahları toplatılan ve Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin korumasında dahi olmayan Azerbaycanlı soydaşlarımız için hiç bitmeyecek gibi süren bir zulüm gecesi yaşanmıştı. Yaşlı, kadın, çocuk ayrımı yapılmamış, önlerine geleni katleden Ermenistan Kuvvetleri kasabayı tam anlamıyla yerle bir etmişlerdi. Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin bölgede bulunmaması ölü sayısını daha da arttırmış, hatta cesetlerin toplanması dahi günler sürmüştü. Azerbaycan resmî kaynaklarına göre, katliamda 83 çocuk, 106 kadın ve 70’ten fazla yaşlı olmak üzere 613 kişi katledilmişti. 20. yüzyılın sonlarında ve dünyanın gözleri önünde, yüzlerce insan düzenli bir ordu tarafından katledilmişti. Bu zulme maruz kalanlar, savaşan askerler değildi. Bu zulme maruz kalanlar, sivil ve silahsız insanlardı. Belki de sırf Türk oldukları için katledilmişlerdi. Düzenli ve sistematik bir vahşete uğramışlardı. Kimisi öldürülmüş, kimisi uzuvları kesilerek sancılı bir yaşama terk edilmişti. Bütün bu yaşananlar sözde vicdan sahiplerinin görmezden gelmelerine rağmen, an be an bütün kanıtlarıyla ortadadır. Hadise ayrıntılarıyla incelendiğinde görülmektedir ki Hocalı’da yaşananlar, 1948 tarihli BM Soykırım Sözleşmesi’nde “soykırım suçu”nu tarif eden 2. maddenin içeriğiyle birebir örtüşmektedir. Sözleşmenin ”milli, etnik, ırki veya dini bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla gruba mensup olanların öldürülmesi ve grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi” şeklindeki soykırım tanımı, adeta Hocalı’da yaşananları tarif etmektedir. Buradan hareketle, sadece insani ve vicdanı açıdan değil; aynı zamanda hukuki sebeplerle de bir soykırım olan Hocalı bizler için hala taze bir yaradır. Hocalı, Türk dış politikasının bir karşı argümanı değildir. Hocalı, yüreklerimizde hissettiğimiz soydaşlarımızın adıdır. Hocalı, kinin ve nefretin tercümesi değil; milli hafızamızın son mihenk taşıdır. Hocalı’da yaşananlar, Ermeniler için genel geçer bir yargı değil, vahşeti yaratanlar için bir utanç kaynağıdır. Bu vesileyle, Hocalı’da yaşananları unutmayacağımızı ve unutturmayacağımızı yineliyor; Azerbaycan halkı nezdinde zulme uğramış bütün halklara sabır ve selamet diliyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/wp-content/uploads/2012/02/Genel-Ba%C5%9Fkan-Harun-%C3%96zt%C3%BCrk-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" />İnsanlık tarihi binlerce yılda sayısız katliamlara ve soykırımlara  sahne olmuştur. Tarihin derinliklerinde kalan ve sınırlı bilgilerimiz  aracılığıyla bir nebze haberdar olduğumuz bu üzücü hadiseler, maalesef  ki “medeni” dünyanın yakın tarihinde de mevcuttur. Ancak daha da üzücü  olan şudur ki yaşanan katliamlar ve soykırımlar tarihle gerçekten  yüzleşerek ortaya çıkarılmamakta, çoğu zaman ilgisiz olaylar bu  kılıflara büründürülerek yine “medeni” dünya tarafından politika  malzemesi olarak kullanılmaktadır. Millet olarak oldukça aşina olduğumuz  “soykırım” sözü ise, belki bu politikalar sebebiyle, aklımızda  atalarımızın ve soydaşlarımızın uğradığı zulümler olarak değil de,  Ermenistan’ın ve bazı devletlerin politik hamlesi olan sözde soykırım  iddiaları olarak canlanmaktadır. Balkanlar’da, Türkistan’da ve hatta  Anadolu’da uğradığımız nice zulümler göz ardı edilirken; hoşgörünün,  İslam ahlakının ve Türk adaletinin yekûnu olan medeniyetimiz Batı’nın  gözünde bir zalim olarak canlandırılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Oysaki yaşanan diğer soykırım ve katliamlar gibi yüzlerce sene  evvelinde değil, bütün Dünya’nın gözleri önünde gerçekleşen ve gerek  insani, gerek vicdani, gerekse hukuki yönlerden tam manasıyla bir  soykırım olan “Hocalı”, birçoklarının gözlerinin kör, kulaklarının  sağır, vicdanlarının taş kesildiği bir vahşet olarak önümüzde  durmaktadır.</p>
<p>1991 sonlarında Ermenilerin Hocalı’yı kuşatmasının ardından, 25  Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gecede, Rus 366. Motorize Piyade Alayının  destekleriyle Ermeni Silahlı Kuvvetleri Hocalı’yı 3 koldan abluka altına  almış; daha önceleri silahları toplatılan ve Azerbaycan Silahlı  Kuvvetleri’nin korumasında dahi olmayan Azerbaycanlı soydaşlarımız için  hiç bitmeyecek gibi süren bir zulüm gecesi yaşanmıştı. Yaşlı, kadın,  çocuk ayrımı yapılmamış, önlerine geleni katleden Ermenistan Kuvvetleri  kasabayı tam anlamıyla yerle bir etmişlerdi. Azerbaycan Silahlı  Kuvvetleri’nin bölgede bulunmaması ölü sayısını daha da arttırmış, hatta  cesetlerin toplanması dahi günler sürmüştü. Azerbaycan resmî  kaynaklarına göre, katliamda 83 çocuk, 106 kadın ve 70’ten fazla yaşlı  olmak üzere 613 kişi katledilmişti.</p>
<p>20. yüzyılın sonlarında ve dünyanın gözleri önünde, yüzlerce insan  düzenli bir ordu tarafından katledilmişti. Bu zulme maruz kalanlar,  savaşan askerler değildi. Bu zulme maruz kalanlar, sivil ve silahsız  insanlardı. Belki de sırf Türk oldukları için katledilmişlerdi. Düzenli  ve sistematik bir vahşete uğramışlardı. Kimisi öldürülmüş, kimisi  uzuvları kesilerek sancılı bir yaşama terk edilmişti.</p>
<p>Bütün bu yaşananlar sözde vicdan sahiplerinin görmezden gelmelerine  rağmen, an be an bütün kanıtlarıyla ortadadır. Hadise ayrıntılarıyla  incelendiğinde görülmektedir ki Hocalı’da yaşananlar, 1948 tarihli BM  Soykırım Sözleşmesi’nde “soykırım suçu”nu tarif eden 2. maddenin  içeriğiyle birebir örtüşmektedir. Sözleşmenin ”milli, etnik, ırki veya  dini bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla gruba  mensup olanların öldürülmesi ve grubun mensuplarına ciddi surette  bedensel veya zihinsel zarar verilmesi” şeklindeki soykırım tanımı,  adeta Hocalı’da yaşananları tarif etmektedir. Buradan hareketle, sadece  insani ve vicdanı açıdan değil; aynı zamanda hukuki sebeplerle de bir  soykırım olan Hocalı bizler için hala taze bir yaradır.</p>
<p>Hocalı, Türk dış politikasının bir karşı argümanı değildir. Hocalı,  yüreklerimizde hissettiğimiz soydaşlarımızın adıdır. Hocalı, kinin ve  nefretin tercümesi değil; milli hafızamızın son mihenk taşıdır.  Hocalı’da yaşananlar, Ermeniler için genel geçer bir yargı değil,  vahşeti yaratanlar için bir utanç kaynağıdır.</p>
<p>Bu vesileyle, Hocalı’da yaşananları unutmayacağımızı ve  unutturmayacağımızı yineliyor; Azerbaycan halkı nezdinde zulme uğramış  bütün halklara sabır ve selamet diliyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhocali-soykirimi-hakkinda-yapmis-olduklari-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hocali-soykirimi-hakkinda-yapmis-olduklari-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi Açılış Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-acilis-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-acilis-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 21:12:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3296</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Genel Başkan Yardımcım, Sayın Milletvekilim, Muhterem Başkanlarım, Değerli Katılımcılar, Aziz Ülküdaşlarım, Hepiniz Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nin açılış törenine hoş geldiniz. Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun Öztürk Bey, şahsım ve teşkilatlarım adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Malumunuz olduğu üzere içinde bulunduğumuz çağ tam manasıyla bir bilgi çağı, teknoloji çağı, uzay çağıdır. Doğal olarak da böyle bir çağda yaşayan milletler kendilerini bu çağa, bu çağın gereklerine ve şartlarına göre hazırlamak zorundadır. Bütün sosyal, Kültürel, iktisadi ve siyasi meselelerini ilmin ışığı ve rehberliği ile çözmeye mecburdur. Dolayısıyla bu zorunluluk, milletlerin geniş ve güçlü bir aydınlar kadrosu yetiştirmesini tartışılmaz bir gerçeklik olarak önümüze koymaktadır. “Ülkü” ve “dava”; ona inanmış, ona adanmış ve ona bağlanmış bir gönlün, yüreğin ve şuurun varlığını gerektirmektedir. Gönül vermek kolaydır, yürekli olmak onu tamamlar ve nispeten o da kolaydır. Ancak “şuur” zahmettir, ulaşmadır, mücadeledir, sabırdır, akıldır. Gönül heyecanla beslenir, şuur ise akıl ve bilgi ile yaşar, devam eder. Ülkücülük, heyecan ve inançla desteklenen davayı, şuurla kavrama halidir. Şuurun kaynağı ise bilgidir, eğitimdir ve öğretimdir. Eğitimle beslenmeyen heyecan güvenilmez bir limandır. Bu itibarla, gençliğe verilecek her eğitim, onlara kazandırılacak her yeni bilgi, onları heyecandan şuura geçirecek yeni bir adım olacaktır. Ve ne kadar takdir edilse ve övülse yerindedir. Bu itibarla; Eğer insanlığın kurtuluşu için bir arayış içine gireceksek, Sadece siyasette değil; kültürde, ekonomide, teknolojide, sanatta, sporda kısacası bir medeniyet için ihtiyaç olan her alanda çareyi temsil edeceksek, Türk milleti merkezli ve Türkiye eksenli bir gelecek projesinin sahibi olacaksak ve bu iddialarımız gerçekleşecekse, bu ancak şuura dönmüş ülkücülüğün yaşatılması, şuurlu ülkücülerin yetişmesiyle olacaktır Ülkü ocakları olarak bizler de milletimizin bu kalkınma hamlesinde asli unsur olacak olan Türk gençliğini en iyi şekilde 21. yüzyıla hazırlamak istiyoruz. Kurmuş olduğumuz akademi ile de Türk gençliğinin yaratıcı beyinlerini, ilmi bir zihniyetle taçlandırıp ülkemizin 2023 lider ülke Türkiye hedefine emin adımlarla yürümesini istiyoruz. Öncelikle İslam ahlakına sahip Türklük bilinci ile donanmış gençlerimizden oluşacak olan araştırmacı, okuyan, düşünen, aklın dinamiklerine göre hareket eden, milletin meselelerine her alanda çözüm üretmeye çalışan, ülkenin sorunlarını kendisine dert edinen ve her alanda kendini yetiştirmiş kadrolar kurmayı hedefliyoruz. Bunun ardından inanıyoruz ki yetiştirdiğimiz bu gençlik tarafından gerçekleştirilecek milli bir kalkınma hamlesiyle milletimiz fikri, kültürel, sosyal, iktisadi ve siyasi alanlardaki tüm sorunlarına kalıcı ve gerçekçi çözümler bulacaktır. Son olarak sözlerimi bitirirken, bir kez daha hatırlatmak istiyorum ki, büyük ve yüce bir medeniyetin yükünü omuzlarına almış olan ahlaklı, imanlı ve eğitimli ülkücü kadrolar tüm insanlığın barış, huzur, adalet ve esenliği için, yeryüzündeki tek çıkar yoldur. Bu duygu ve düşüncelerle herkesi tekrar saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ne mutlu Türk’üm Diyene.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../resimler/Baskan-akademiacilis.jpg" alt="" width="600" height="391" /></p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Genel Başkan Yardımcım,</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Milletvekilim,</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Başkanlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Katılımcılar,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi’nin açılış törenine hoş geldiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun Öztürk Bey, şahsım ve teşkilatlarım adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Malumunuz olduğu üzere içinde bulunduğumuz çağ tam manasıyla bir bilgi çağı, teknoloji çağı, uzay çağıdır. Doğal olarak da böyle bir çağda yaşayan milletler kendilerini bu çağa, bu çağın gereklerine ve şartlarına göre hazırlamak zorundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün sosyal, Kültürel, iktisadi ve siyasi meselelerini ilmin ışığı ve rehberliği ile çözmeye mecburdur. Dolayısıyla bu zorunluluk, milletlerin geniş ve güçlü bir aydınlar kadrosu yetiştirmesini tartışılmaz bir gerçeklik olarak önümüze koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ülkü” ve “dava”; ona inanmış, ona adanmış ve ona bağlanmış bir <span style="text-decoration: underline;">gönlün, yüreğin ve şuurun</span> varlığını gerektirmektedir. Gönül vermek kolaydır, yürekli olmak onu tamamlar ve nispeten o da kolaydır. Ancak “şuur” zahmettir, ulaşmadır, mücadeledir, sabırdır, akıldır. Gönül heyecanla beslenir, şuur ise akıl ve bilgi ile yaşar, devam eder. Ülkücülük, heyecan ve inançla desteklenen davayı, şuurla kavrama halidir.<strong> </strong>Şuurun kaynağı ise bilgidir, eğitimdir ve öğretimdir. Eğitimle beslenmeyen heyecan güvenilmez bir limandır. Bu itibarla, gençliğe verilecek her eğitim, onlara kazandırılacak her yeni bilgi, onları heyecandan şuura geçirecek yeni bir adım olacaktır. Ve ne kadar takdir edilse ve övülse yerindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla;</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer insanlığın kurtuluşu için bir arayış içine gireceksek,</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece siyasette değil; kültürde, ekonomide, teknolojide, sanatta, sporda kısacası bir medeniyet için ihtiyaç olan her alanda çareyi temsil edeceksek,</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti merkezli ve Türkiye eksenli bir gelecek projesinin sahibi olacaksak ve bu iddialarımız gerçekleşecekse, bu ancak şuura dönmüş ülkücülüğün yaşatılması, şuurlu ülkücülerin yetişmesiyle olacaktır</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü ocakları olarak bizler de milletimizin bu kalkınma hamlesinde asli unsur olacak olan Türk gençliğini en iyi şekilde 21. yüzyıla hazırlamak istiyoruz. Kurmuş olduğumuz akademi ile de Türk gençliğinin yaratıcı beyinlerini, ilmi bir zihniyetle taçlandırıp ülkemizin 2023 lider ülke Türkiye hedefine emin adımlarla yürümesini istiyoruz. Öncelikle İslam ahlakına sahip Türklük bilinci ile donanmış gençlerimizden oluşacak olan araştırmacı, okuyan, düşünen, aklın dinamiklerine göre hareket eden, milletin meselelerine her alanda çözüm üretmeye çalışan, ülkenin sorunlarını kendisine dert edinen ve her alanda kendini yetiştirmiş kadrolar kurmayı hedefliyoruz. Bunun ardından inanıyoruz ki yetiştirdiğimiz bu gençlik tarafından gerçekleştirilecek milli bir kalkınma hamlesiyle milletimiz fikri, kültürel, sosyal, iktisadi ve siyasi alanlardaki tüm sorunlarına kalıcı ve gerçekçi çözümler bulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak sözlerimi bitirirken, bir kez daha hatırlatmak istiyorum ki, büyük ve yüce bir medeniyetin yükünü omuzlarına almış olan ahlaklı, imanlı ve eğitimli ülkücü kadrolar tüm <strong>insanlığın barış, huzur, adalet ve esenliği için, yeryüzündeki tek çıkar yoldur.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle herkesi tekrar saygı ve sevgiyle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ne mutlu Türk’üm Diyene.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-acilis-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-acilis-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal&#8217;ın Gündem Antalya Gazetesi ile Röportajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-gundem-antalya-gazetesi-ile-roportaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-gundem-antalya-gazetesi-ile-roportaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 21:58:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Antalya Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3273</guid>
		<description><![CDATA[Genç ülkücüler büyük bir organizasyona imza atmaya hazırlanıyor. Antalya’nın çiçeği burnunda Ülkü Ocakları Başkanı E. Serkan Uysal ile yeni nesil gençliği ve ülkücülüğü dobra,  dobra konuştuk. Uysal, nasıl bir ülkücü olunması ve gerçek bir ülkücünün nasıl davranması gerektiğini anlattı. RÖPORTAJ: NAZİF YILMAZ Ülkücülük nedir?  Bir Ülkücü nasıl olmalı? Ülkücülük Türklük gururunu ve şuurunu  en iyi şekilde yaşayan içinde bulunduğu topluma yaşatmaya çalışan kişidir. Ülkücü vatanını, milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkaran kişidir. Kelime anlamı ile de ülkü idealizmdir. Her insanın ideali yani bir hedefi olmak zorunda. Bu hedeflere emin adımlarla ilerlemek zorunda vatanını modern uygarlığın en üst seviyesine çıkaran kişi ülkücüdür. Türkiye&#8217;nin en büyük gençlik potansiyeli olan Ülkü Ocakları olarak Türk gençliğine yönelik çalışmalarınız ve faaliyetleriniz nelerdir? Türkiye’nin tamamına yakın yerde ülkü ocakları mevcuttur. Ülkü ocakları gençlik yapılanmasıdır. Gençlerimizin üzerinde sistemli çalışmalar yürütüyoruz. Bunların bazıları ise; Bizim için en önemli kıstas eğitimdir. Bugün baktığımız zaman dünya da bir çok ülke uzay çağında biz ise ülkemizde hala sıkıntılarını çekiyoruz. Bizim ülkemiz bir çok sıkıntılar ile karşı karşıya bu sıkıntıları çözmek için biz çeşitli çalışmalar yürütmekteyiz. Bizim düzenli olarak yaptığımız eğitim çalışmalarımız var. konferanslardır, seminerlerdir önemli gün ve haftalarda gençlerimizi aydınlatmaya çalışıyoruz. Gençlerimizi motive etme amacı ile sadece eğitim değil çeşitli konserler ve piknikler düzenliyoruz. Gençler bir birleri ile kenetlensin kardeşlik ortamı oluşsun hep birlikte yarınlara daha emin adımlara  beraber ilerliyoruz. Antalya Ülkü ocakları olarak kaç ilçe de teşkilatlanmanız vardır? Antalya ili sınırlarında 9 ilçemizde teşkilatlanmamız var. Ancak bu çalışmalarımız kentin tüm ilçe ve beldelerini kapsayacak şekilde faaliyetimiz sürecek.   Artık insanlar ülkü ocaklarına ve ülkücüler farklı bakıyor sebebi ise bizim için en önemli kıstas aileler eskiden çocuklarını Ülkü ocaklarına göndermek istemiyorlardı aileler çocuklarını kendileri getiriyorlar. Sebepleri ise biz dershaneye gidemeyen bir çok kardeşimize ülkü ocaklarında eğitim olanağı sağladık gariban öğrencilerimiz  tabi bizim ülkemizde eğitim sistemi bozuk olduğu için bugün ilkokuldan liseye kadar bütün öğrenciler dershaneye mahkum edildi. Bunlardan  dolayı her ülküdaşımız veya her gencimiz dershaneye gidemiyor ihtiyaçlarını gidermek amacı ile ülkü ocakları olarak çeşitli dersler veriyoruz. fizik,kimya, matematik, tarih, İngilizce, kuran dersi bunların hepsini Ülkü Ocaklarında yapıyoruz. Bunlardan dolayı ailelerin bakış açısını tamamen değiştirdi. Bazı kesimlerin sık sık kullandığı gibi Ülkücü Hareket gerçekten misyonunu tamamladı mı? Ülkücülük bir dünya görüşüdür. Ülkücülük hiçbir zaman eskimez ülkücülükte öyle varıla bilecek basit bir hedef değildir. Siz ülküye yaklaştıkça ülkü sizden uzaklaşacak bu ülküye ulaşmak için durmadan çalışacaksın gerekirse de öleceksin ülkücülük hiçbir zaman misyonunu tamamlamaz. Referandum da ortaya çıkan eski ülkücü yeni ülkücü diye bir kavram var mıdır? Bu konuya iyi ki değindiniz kesinlikle ülkücünün yenisi eskisi olmaz. Ülkücü her zaman ülkücüdür. Kendisini eski ülkücü diye tanıtan insanlar onlar ülkücülüğün Ü’sünden bile nasip alamamış insanlardır. Ülkücü hiçbir zaman eskimez ülkücü hiçbir zaman bitmez. Bu dava uğuruna nice insanlar şehit oldular bu yüzden biz her zaman eskimeyen ülkücülerden olacağız ölene kadar da ülkücü olacağız. Ülkücülükten uzak milliyetçilikten uzak ülkücülük olmaz onlar çıkar amaçlılardır. Bunlar ülkücüleri bir birine düşürmek için ülkücüler arasını bozan kişilerdir. Kesinlikle ülkücünün eskisi yenisi olmaz ülkücü her zaman ülkücüdür.  Ülkücünün dik duruşu vardır o dik duruşunda...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignnone" src="../etkinlik/SerkanUysalGundemAntalya.jpg" alt="" width="600" height="363" /></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Genç ülkücüler büyük bir organizasyona imza atmaya hazırlanıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em><strong>Antalya’nın çiçeği burnunda Ülkü Ocakları Başkanı E. Serkan Uysal ile yeni nesil gençliği ve ülkücülüğü dobra,  dobra konuştuk. Uysal, nasıl bir ülkücü olunması ve gerçek bir ülkücünün nasıl davranması gerektiğini anlattı.</strong></em></p>
<p>RÖPORTAJ: NAZİF YILMAZ</p>
<p><em><strong>Ülkücülük nedir?  Bir Ülkücü nasıl olmalı?</strong></em></p>
<p><strong>Ülkücülük Türklük gururunu ve şuurunu  en iyi şekilde yaşayan içinde bulunduğu topluma yaşatmaya çalışan kişidir. Ülkücü vatanını, milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkaran kişidir. Kelime anlamı ile de ülkü idealizmdir. Her insanın ideali yani bir hedefi olmak zorunda. Bu hedeflere emin adımlarla ilerlemek zorunda vatanını modern uygarlığın en üst seviyesine çıkaran kişi ülkücüdür. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em><strong>Türkiye&#8217;nin en büyük gençlik potansiyeli olan Ülkü Ocakları olarak Türk gençliğine yönelik çalışmalarınız ve faaliyetleriniz nelerdir?</strong></em></p>
<p>Türkiye’nin tamamına yakın yerde ülkü ocakları mevcuttur. Ülkü ocakları gençlik yapılanmasıdır. Gençlerimizin üzerinde sistemli çalışmalar yürütüyoruz. Bunların bazıları ise; Bizim için en önemli kıstas eğitimdir. Bugün baktığımız zaman dünya da bir çok ülke uzay çağında biz ise ülkemizde hala sıkıntılarını çekiyoruz. Bizim ülkemiz bir çok sıkıntılar ile karşı karşıya bu sıkıntıları çözmek için biz çeşitli çalışmalar yürütmekteyiz. Bizim düzenli olarak yaptığımız eğitim çalışmalarımız var. konferanslardır, seminerlerdir önemli gün ve haftalarda gençlerimizi aydınlatmaya çalışıyoruz. Gençlerimizi motive etme amacı ile sadece eğitim değil çeşitli konserler ve piknikler düzenliyoruz. Gençler bir birleri ile kenetlensin kardeşlik ortamı oluşsun hep birlikte yarınlara daha emin adımlara  beraber ilerliyoruz.</p>
<p><em><strong>Antalya Ülkü ocakları olarak kaç ilçe de teşkilatlanmanız vardır?</strong></em></p>
<p>Antalya ili sınırlarında 9 ilçemizde teşkilatlanmamız var. Ancak bu çalışmalarımız kentin tüm ilçe ve beldelerini kapsayacak şekilde faaliyetimiz sürecek.   Artık insanlar ülkü ocaklarına ve ülkücüler farklı bakıyor sebebi ise bizim için en önemli kıstas aileler eskiden çocuklarını Ülkü ocaklarına göndermek istemiyorlardı aileler çocuklarını kendileri getiriyorlar. Sebepleri ise biz dershaneye gidemeyen bir çok kardeşimize ülkü ocaklarında eğitim olanağı sağladık gariban öğrencilerimiz  tabi bizim ülkemizde eğitim sistemi bozuk olduğu için bugün ilkokuldan liseye kadar bütün öğrenciler dershaneye mahkum edildi. Bunlardan  dolayı her ülküdaşımız veya her gencimiz dershaneye gidemiyor ihtiyaçlarını gidermek amacı ile ülkü ocakları olarak çeşitli dersler veriyoruz. fizik,kimya, matematik, tarih, İngilizce, kuran dersi bunların hepsini Ülkü Ocaklarında yapıyoruz. Bunlardan dolayı ailelerin bakış açısını tamamen değiştirdi.</p>
<p><em><strong>Bazı kesimlerin sık sık kullandığı gibi Ülkücü Hareket gerçekten misyonunu tamamladı mı?</strong></em></p>
<p>Ülkücülük bir dünya görüşüdür. Ülkücülük hiçbir zaman eskimez ülkücülükte öyle varıla bilecek basit bir hedef değildir. Siz ülküye yaklaştıkça ülkü sizden uzaklaşacak bu ülküye ulaşmak için durmadan çalışacaksın gerekirse de öleceksin ülkücülük hiçbir zaman misyonunu tamamlamaz.</p>
<p><em><strong>Referandum da ortaya çıkan eski ülkücü yeni ülkücü diye bir kavram var mıdır?</strong></em></p>
<p>Bu konuya iyi ki değindiniz kesinlikle ülkücünün yenisi eskisi olmaz. Ülkücü her zaman ülkücüdür. Kendisini eski ülkücü diye tanıtan insanlar onlar ülkücülüğün Ü’sünden bile nasip alamamış insanlardır. Ülkücü hiçbir zaman eskimez ülkücü hiçbir zaman bitmez. Bu dava uğuruna nice insanlar şehit oldular bu yüzden biz her zaman eskimeyen ülkücülerden olacağız ölene kadar da ülkücü olacağız. Ülkücülükten uzak milliyetçilikten uzak ülkücülük olmaz onlar çıkar amaçlılardır. Bunlar ülkücüleri bir birine düşürmek için ülkücüler arasını bozan kişilerdir. Kesinlikle ülkücünün eskisi yenisi olmaz ülkücü her zaman ülkücüdür.  Ülkücünün dik duruşu vardır o dik duruşunda ilerler.</p>
<p>Ü<em><strong>lkücülüğü sadece isim olarak kullananlara vermek istediğin mesaj nelerdir?</strong></em></p>
<p>Ülkücülük yaşayış tarzıdır. Ülkücü bulunduğu ortamda her zaman kendisini belli eden insandır. Oturuşu ile kalkışı ile konuşması ile ülkücü hap ayrı bir tanımdır. Başbuğumuz Alparslan Türkeş beyin dediği gibi biz dahi hala ülkücü olamadık diyorsa vah bizim halimize diyorum.</p>
<p><em><strong>Eklemek istediğiniz bir şeyler var mıdır?</strong></em></p>
<p>Ülkü ocakları olarak hemen hemen gençliğin bütün sorunlarını ele almış durumdayız. Bizim gençlerde gördüğümüz bir problem var bize göre her insanın bir dünya görüşü ve siyasi görüşü olmak zorunda tabi gönül ister ki herkes milliyetçi ve ülkücü olsun. Gençlik bir boşluk içerisinde bu boşluk ülkemizi bir çıkmaza götürüyor. Gençler ülkemiz üzerinde bir çok oyun oynanırken gördüğü halde hiçbir adım atmıyorlar. Bir çok insanımızda ekmek derdine geçim derdine düşmüş. Artık vatan,millet meselesini bir kenara bırakmış böyle devam etmektedir, en büyük tehlike de budur. Eğer biz bu oyunlara ses çıkarmazsak bugün bu ülkenin sahibiyken yarın elimizden alınır. Söylemek istediğim her insanın bir dünya görüşü olmak zorunda, o görüşü, yani ideali doğrultusunda ilerlemek zorunda.</p>
<p>Geçen haftalarda gençlik çalıştayımızı başlattık gençlerimize daha iyi hizmet vermek için toplantı oluşturduk. 1. Eğitim gençlik çalıştayını başlattık.</p>
<p>Fikir akademisi kuracağız ayın 25’inde fikir akademisinin açılışını yapacağız. Fikir be siyaset akademisi yaklaşık 10 hafta sürecek Pazar günleri 14 ile 16 arasında gerçekleşecek  bu dersleri alanında uzmanlaşmış hocalarımız verecekler akademi sonucunda sertifikalar verilecek . ülkü ocakları olarak AR-GE merkezi kurduk araştırma geliştirme merkezi kurduk. Sosyal sorumluk projelerine de en iyi şekilde yer veriyoruz. Mavi kapak kampanyasını başlattık bütün insanlar unutmaması gerekir ki her insan bir engelli adayıdır. Yarın bizde engelli olabiliriz engelli kardeşlerimizin her zaman yanlarında olduğumuz sorunlarına çözüm sağlayabilmek için böyle bir kampanya başlattık. Rahmetli cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş için mevlidi şerif okuttuk. Biz Antalya Ülkü Ocaklarında hangi çalışmalarımızı yapıyorsa Antalya da sınırlı kalmıyor aynı çalışmalarımızı ilçelerimizdeki teşkilatlarımızda da yapıyor. Konser programlarımız başladı ilkini Serik ilçemizde gerçekleştirdik devamında Gazipaşa ilçemizde gerçekleştirdik, 28 şubat’ta ise Alanya ilçemizde gerçekleştireceğiz.bütün ilçelerimizde devam edecek. En büyük projelerimizden bir tanesi de   5 mayıs’ta Serik’te kısık mevkiinde Gazipaşa ile Kaş ilçemizi kısık alarak bütün ilçelerin ortak noktası olarak Serik ilçemizi belirledik. Kısık mevkiinde ırmak kenarında büyük bir organizasyona imza atacağız eski Türk devletlerini simgeleyen oyunlar oynanacaktır. Bütün Türk devletlerini simgeleyen çadırlar kurulacak  Mehteran ile programımızın açılışı yapılacak devamında halk oyunları devamında Mustafa Aksoy, Aybüke Ayberk ,Grup Orhun, Ali Kınık, Ahmet Şafak, Mustafa Yıldızdoğan konserleri olacak sabah 10’dan akşam 12 ye kadar devam edecek. Bu Tür programlara ağırlık veriyoruz. İlerleyen zamanlar da Antalya Ülkü Ocakları daha iyi yerlere gelecek ve gençlerimizi eğitmeye devam edecektir diye konuştu.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-gundem-antalya-gazetesi-ile-roportaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-gundem-antalya-gazetesi-ile-roportaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Hocalı Katliamı Konferansı Düzenledi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-hocali-katliami-konferansi-duzenledi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-hocali-katliami-konferansi-duzenledi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 20:07:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Halit Gökalp Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3281</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Hocalı Katliamı’nın 20. Yılı dolayısıyla bir konferans düzenledi. Konferans öncesi Hocalı’da şehit düşenler ve bütün şehitlerimiz için Kuran-ı Kerim okundu. Azerbaycan-Türkiye Gençleri Dostluk Derneği eski Başkan Yardımcısı Dr. Halit Gökalp Küçük&#8217;ün konuşmacı olduğu konferansta Hocalı Katliamı ve Azerbaycan Türklerinin tarih boyunca yaşadığı zulmü anlattı. Gökalp Küçük ise konuşmasında Azerbaycan&#8217;ın önce kuzey-güney diye ikiye bölündüğünü Güney Azerbaycan’ın İran&#8217;a verildiğini ve bugün Güney Azerbaycan&#8217;da 35 milyon Türk&#8217;ün yaşadığını belirttikten sonra, Kuzey Azerbaycan&#8217;ın Sovyet politikaları neticesinde parçalanmasını anlattı. Azerbaycan’ın tarihten bu yana bağımsızlığına kazandıran liderler Mehmet Emin Resulzade ve Ebulfez Elçibey’den de bahseden Küçük, yaşanan çetin mücadelelerde Türkiye’nin desteğinin yetersiz olduğunu söyledi. 26 Şubat 1992’de Hocalı’da Ermenilerin çok sayıda Türkü katlettiğini ve bütün dünyanın bu olaya karşı sessiz kaldığını söyledi.  Ermeniler tarihten bu yana Türk milletini her fırsatta yok etmeye çalıştığını ifaden eden Gökalp Küçük, hala ülkemizde bu yaşanan vahşetlere rağmen Hepimiz Ermeniyiz diyenleri kınadı. Konferans bitiminde Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, bu konuda Ülkücü gençleri aydınlattığı için Dr. Halit Gökalp Küçük’e bir plaket sunarak teşekkür etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_Hocalikonferansi1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları Hocalı Katliamı’nın 20. Yılı dolayısıyla bir konferans düzenledi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Konferans öncesi Hocalı’da şehit düşenler ve bütün şehitlerimiz için Kuran-ı Kerim okundu. Azerbaycan-Türkiye Gençleri Dostluk Derneği eski Başkan Yardımcısı Dr. Halit Gökalp Küçük&#8217;ün konuşmacı olduğu konferansta Hocalı Katliamı ve Azerbaycan Türklerinin tarih boyunca yaşadığı zulmü anlattı. Gökalp Küçük ise konuşmasında Azerbaycan&#8217;ın önce kuzey-güney diye ikiye bölündüğünü Güney Azerbaycan’ın İran&#8217;a verildiğini ve bugün Güney Azerbaycan&#8217;da 35 milyon Türk&#8217;ün yaşadığını belirttikten sonra, Kuzey Azerbaycan&#8217;ın Sovyet politikaları neticesinde parçalanmasını anlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan’ın tarihten bu yana bağımsızlığına kazandıran liderler Mehmet Emin Resulzade ve Ebulfez Elçibey’den de bahseden Küçük, yaşanan çetin mücadelelerde Türkiye’nin desteğinin yetersiz olduğunu söyledi. 26 Şubat 1992’de Hocalı’da Ermenilerin çok sayıda Türkü katlettiğini ve bütün dünyanın bu olaya karşı sessiz kaldığını söyledi.  Ermeniler tarihten bu yana Türk milletini her fırsatta yok etmeye çalıştığını ifaden eden Gökalp Küçük, hala ülkemizde bu yaşanan vahşetlere rağmen Hepimiz Ermeniyiz diyenleri kınadı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Konferans bitiminde Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, bu konuda Ülkücü gençleri aydınlattığı için Dr. Halit Gökalp Küçük’e bir plaket sunarak teşekkür etti.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_Hocalikonferansi2.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_Hocalikonferansi3.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_Hocalikonferansi4.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaUlkuOcaklari_Hocalikonferansi5.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-hocali-katliami-konferansi-duzenledi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-hocali-katliami-konferansi-duzenledi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kumluca Ülkü Ocakları Mezarlıklara Ağaç Dikme Kampanyası</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-ulku-ocaklari-mezarliklara-agac-dikme-kampanyasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-ulku-ocaklari-mezarliklara-agac-dikme-kampanyasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 20:36:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kumluca Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3287</guid>
		<description><![CDATA[Kumluca Ülkü Ocakları mezarlıklara ağaç dikme kampanyası başlattı. Kumluca Ülkü Ocakları Başkanı Recep Peynirci kampanya ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: &#8220;Ülkücü TÜRK Gençliği olarak PEYGAMBER Efendimizin Hadis-i Şerifini benimseyip hayatımıza geçirmekteyiz.&#8221;Kim bir ağaç dikerse onun için ağaçtan hasıl olan ürün kadar ALLAH.cc sevap yazar&#8221; Onun için bizde bu hadis-i şerifden yola cıkarak ve günümüzde orman alanlarının tahribine dur diyebilmek için mezarlıklara ağaç dikimiyle başladık.Gençlere örnek olmak ve dünyamızı oksijensiz hava sahasına itmemek için Kumluca Ülkü Ocakları olarak bu tür etkinlerimize devam ediceğiz.Katılan ve katılmayan herkesden Yüce ALLAHIM razı olsun.&#8221; dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/KumlucaUlkuOcaklari_agacdikme1.jpg" alt="" width="600" height="460" /></p>
<p>Kumluca Ülkü Ocakları mezarlıklara ağaç dikme kampanyası başlattı.</p>
<p>Kumluca Ülkü Ocakları Başkanı Recep Peynirci kampanya ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: &#8220;Ülkücü TÜRK Gençliği olarak PEYGAMBER Efendimizin Hadis-i Şerifini benimseyip hayatımıza geçirmekteyiz.&#8221;Kim bir ağaç dikerse onun için ağaçtan hasıl olan ürün kadar ALLAH.cc sevap yazar&#8221; Onun için bizde bu hadis-i şerifden yola cıkarak ve günümüzde orman alanlarının tahribine dur diyebilmek için mezarlıklara ağaç dikimiyle başladık.Gençlere örnek olmak ve dünyamızı oksijensiz hava sahasına itmemek için Kumluca Ülkü Ocakları olarak bu tür etkinlerimize devam ediceğiz.Katılan ve katılmayan herkesden Yüce ALLAHIM razı olsun.&#8221; dedi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/KumlucaUlkuOcaklari_agacdikme2.jpg" alt="" width="600" height="460" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/KumlucaUlkuOcaklari_agacdikme3.jpg" alt="" width="600" height="460" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/KumlucaUlkuOcaklari_agacdikme4.jpg" alt="" width="600" height="460" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/KumlucaUlkuOcaklari_agacdikme5.jpg" alt="" width="600" height="460" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkumluca-ulku-ocaklari-mezarliklara-agac-dikme-kampanyasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-ulku-ocaklari-mezarliklara-agac-dikme-kampanyasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manavgat Ülkü Ocakları Dr. Hüseyin Vural İlköğretim Okulu Ziyareti</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/manavgat-ulku-ocaklari-dr-huseyin-vural-ilkogretim-okulu-ziyareti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/manavgat-ulku-ocaklari-dr-huseyin-vural-ilkogretim-okulu-ziyareti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 20:55:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manavgat Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3290</guid>
		<description><![CDATA[Manavgat Ülkü Ocakları 2011-2012 Eğitim Öğretim yılında lise üniversite düzeyinde birçok okulda ziyaretlerde bulunup bu konuda gösterdiği hassasiyeti engelleri öğrencilerimizin bulunduğu Dr.Hüseyin Vural İlköğretim ve İş Okulunu ziyaretiyle konuyla ilgili hassasiyetini göstermiştir. 14 Şubat 2012 günü Manavgat Ülkü Ocakları yönetimi olarak &#8221;engelli arkadaşlara bir nebze sevgi verebilmek&#8221; gayesiyle engelli arkadaşlarımızı ziyaret ederek onlarla sohbetler ettik.Onlarında canımızın bir parçasını olduğunu onlara göstererek yüzlerindeki mutluluğu gördük dedi.&#8221; Okul müdürü Şerafettin Çetin&#8217;le engelliler için mavi kapak projesini üzerine konuşmalar yapılıp karşılıklı iyi niyetlerle ayrıldıktan sonra Şerafettin Çetin&#8217;den de duydukları hassasiyete ve ilgiye dolayı çok mutlu olduğunu belirterek teşekkürlerini sundu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/ManavgatUlkuOcaklari_okulziyareti1.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p>Manavgat Ülkü Ocakları 2011-2012 Eğitim Öğretim yılında lise üniversite düzeyinde birçok okulda ziyaretlerde bulunup bu konuda gösterdiği hassasiyeti engelleri öğrencilerimizin bulunduğu Dr.Hüseyin Vural İlköğretim ve İş Okulunu ziyaretiyle konuyla ilgili hassasiyetini göstermiştir.</p>
<p>14 Şubat 2012 günü Manavgat Ülkü Ocakları yönetimi olarak &#8221;engelli arkadaşlara bir nebze sevgi verebilmek&#8221; gayesiyle engelli arkadaşlarımızı ziyaret ederek onlarla sohbetler ettik.Onlarında canımızın bir parçasını olduğunu onlara göstererek yüzlerindeki mutluluğu gördük dedi.&#8221;</p>
<p>Okul müdürü Şerafettin Çetin&#8217;le engelliler için mavi kapak projesini üzerine konuşmalar yapılıp karşılıklı iyi niyetlerle ayrıldıktan sonra Şerafettin Çetin&#8217;den de duydukları hassasiyete ve ilgiye dolayı çok mutlu olduğunu belirterek teşekkürlerini sundu.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ManavgatUlkuOcaklari_okulziyareti2.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ManavgatUlkuOcaklari_okulziyareti3.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmanavgat-ulku-ocaklari-dr-huseyin-vural-ilkogretim-okulu-ziyareti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/manavgat-ulku-ocaklari-dr-huseyin-vural-ilkogretim-okulu-ziyareti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Fikir ve Siyaset Akademisi Kuruyor</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-kuruyor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-kuruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 23:39:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir ve Siyaset Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyasetçi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3270</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanlığı, &#8220;Fikir ve Siyaset Akademisi&#8221; kurarak, geleceğin siyasetçilerini yetiştirmeyi hedefliyor. Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal, yaptığı açıklamada, milli ve manevi değerlerine bağlı, bilgi ile donanmış, vizyon sahibi ve geleceği en iyi şekilde inşa edebilecek şuurlu Türk gençleri yetiştirmek amacıyla &#8220;Fikir ve Siyaset Akademisi&#8221; kuracaklarını söyledi. 25 Şubat&#8217;ta başlayacak akademi için müracaatların bugün başladığını belirten Uysal, &#8220;17-30 yaş arasındaki herkes akademiye katılabilir. Ülkücü olması gerekmiyor, her görüşe sahip kişiler akademide yer alabilir. Amacımız geleceğin siyasetçilerini yetiştirmek&#8221; dedi. Akademideki eğitimin 10 hafta süreceğini kaydeden Uysal, tarih, Türk tarihinin sosyolojisi, siyaset bilimi, hukuk, Türkiye ve dünya ekonomileri, uluslararası ilişkiler ve Türkiye, felsefe, sosyoloji, edebiyat ve kişisel gelişim alanlarında eğitim verileceğini dile getirdi. Uysal, derslerin her hafta pazar günleri Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat sarıca Konferans Salonu&#8217;nda düzenleneceğini ifade etti. Akademi sonrası sertifika verileceğini dile getiren Uysal, akademiyi tamamlayanların siyasete atıldıklarında önemli bir belgeye sahip olacaklarını söyledi. Her insanın mutlaka bir görüşü olması gerektiğini belirten Uysal, &#8220;Maalesef gençliğimiz bir boşluk içinde. İnsanlarımız kendi dertlerinin peşinde. Bu da tehlikeli bir durum. Bu ülkede yaşıyorsak sorumluluk almalıyız&#8221; diye konuştu. Akademi için kişi sınırlandırması yapmadıklarını söyleyen Serkan Uysal, herkesi akademiye davet etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><strong><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/SerkanUysal1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3361" title="SerkanUysal1" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/wp-content/uploads/2012/03/SerkanUysal1-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanlığı, &#8220;Fikir ve Siyaset Akademisi&#8221; kurarak, geleceğin siyasetçilerini yetiştirmeyi hedefliyor.</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal, yaptığı açıklamada, milli ve manevi değerlerine bağlı, bilgi ile donanmış, vizyon sahibi ve geleceği en iyi şekilde inşa edebilecek şuurlu Türk gençleri yetiştirmek amacıyla &#8220;Fikir ve Siyaset Akademisi&#8221; kuracaklarını söyledi.</p>
<p>25 Şubat&#8217;ta başlayacak akademi için müracaatların bugün başladığını belirten Uysal, &#8220;17-30 yaş arasındaki herkes akademiye katılabilir. Ülkücü olması gerekmiyor, her görüşe sahip kişiler akademide yer alabilir. Amacımız geleceğin siyasetçilerini yetiştirmek&#8221; dedi.</p>
<p>Akademideki eğitimin 10 hafta süreceğini kaydeden Uysal, tarih, Türk tarihinin sosyolojisi, siyaset bilimi, hukuk, Türkiye ve dünya ekonomileri, uluslararası ilişkiler ve Türkiye, felsefe, sosyoloji, edebiyat ve kişisel gelişim alanlarında eğitim verileceğini dile getirdi. Uysal, derslerin her hafta pazar günleri Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat sarıca Konferans Salonu&#8217;nda düzenleneceğini ifade etti.</p>
<p>Akademi sonrası sertifika verileceğini dile getiren Uysal, akademiyi tamamlayanların siyasete atıldıklarında önemli bir belgeye sahip olacaklarını söyledi.</p>
<p>Her insanın mutlaka bir görüşü olması gerektiğini belirten Uysal, &#8220;Maalesef gençliğimiz bir boşluk içinde. İnsanlarımız kendi dertlerinin peşinde. Bu da tehlikeli bir durum. Bu ülkede yaşıyorsak sorumluluk almalıyız&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Akademi için kişi sınırlandırması yapmadıklarını söyleyen Serkan Uysal, herkesi akademiye davet etti.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-kuruyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-fikir-ve-siyaset-akademisi-kuruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları’nda 1. Gençlik ve Eğitim Çalıştayı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-1-genclik-ve-egitim-calistayi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-1-genclik-ve-egitim-calistayi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 21:49:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[1. Gençlik ve Eğitim Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[2023]]></category>
		<category><![CDATA[2023 lider ülke Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştay]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Gençliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3264</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Türk gençliğinin sorunları ele alarak, 2023’ün eğitimli nesilleri için hedef belirleme çalışmalarından ilkini 1. Gençlik ve Eğitim Çalıştayı ile başlatmıştır. 12 Şubat Pazar günü Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda gerçekleşen çalıştay, çok sayıda üniversiteli ve lise gencin katılımı gerçekleşti. Çalıştayda Türk gençlerinin genel sorunları ele alınarak çözüm yolları üzerine konuşuldu. Gençliğin eğitimi ve kültürel faaliyetlerinin eksiklikleri ve bunları giderilmesi yolunda izlenecek politikalar belirlenmeye çalışıldı. Ülkücü gençlerin öncelikle Ülkü Ocakları bünyesinde yaptıkları çalışmaların Türk gençliği ve Türk milleti açısından önemine vurgu yapılırken, 2023 Lider ülke Türkiye ülküsü doğrultusunda geleceği şekillendirme hedefleri tartışıldı. Çalıştay sonrasında açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “2023 hedefine doğru hızla ilerleyen Türk gençliğine rota çizmek, biz Ülkücü gençlerin öncelikli görevlerindendir. Bizde ilkini gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay ile 2023 Lider ülke Türkiye ülkümüz doğrultusunda gençliğin hedeflerini belirleyerek, vizyon sahibi gençlerin yetişmesi için bütün gayretimizle çalışacağız. Türk gençliğinin temel sorunları ve çözümlerinin milli ülkülere sarılmakla gerçekleşeceğine inanıyoruz. Biz de milli ülkülere sahip gençler olarak bunları ele alarak daha büyük yarınlar vadeden projeler sunmaya çalışacağız.” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/AntalyaOcakcalistay1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları Türk gençliğinin sorunları ele alarak, 2023’ün  eğitimli nesilleri için hedef belirleme çalışmalarından ilkini 1.  Gençlik ve Eğitim Çalıştayı ile başlatmıştır. 12 Şubat Pazar günü  Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda  gerçekleşen çalıştay, çok sayıda üniversiteli ve lise gencin katılımı  gerçekleşti.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalıştayda Türk gençlerinin genel sorunları ele alınarak çözüm  yolları üzerine konuşuldu. Gençliğin eğitimi ve kültürel faaliyetlerinin  eksiklikleri ve bunları giderilmesi yolunda izlenecek politikalar  belirlenmeye çalışıldı. Ülkücü gençlerin öncelikle Ülkü Ocakları  bünyesinde yaptıkları çalışmaların Türk gençliği ve Türk milleti  açısından önemine vurgu yapılırken, 2023 Lider ülke Türkiye ülküsü  doğrultusunda geleceği şekillendirme hedefleri tartışıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalıştay sonrasında açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı  E. Serkan Uysal, “2023 hedefine doğru hızla ilerleyen Türk gençliğine  rota çizmek, biz Ülkücü gençlerin öncelikli görevlerindendir. Bizde  ilkini gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay ile 2023 Lider ülke Türkiye  ülkümüz doğrultusunda gençliğin hedeflerini belirleyerek, vizyon sahibi  gençlerin yetişmesi için bütün gayretimizle çalışacağız. Türk  gençliğinin temel sorunları ve çözümlerinin milli ülkülere sarılmakla  gerçekleşeceğine inanıyoruz. Biz de milli ülkülere sahip gençler olarak  bunları ele alarak daha büyük yarınlar vadeden projeler sunmaya  çalışacağız.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaOcakcalistay2.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/AntalyaOcakcalistay3.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599nda-1-genclik-ve-egitim-calistayi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-1-genclik-ve-egitim-calistayi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazipaşa Ülkü Ocakları&#8217;ndan Gençlik Şöleni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklarindan-genclik-soleni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklarindan-genclik-soleni.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 15:29:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kınık]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik şöleni]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Aksoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3262</guid>
		<description><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları tarafından düzenlenen “Gençlik Şöleni”ne çok sayıda Gazipaşalının katılımı ile gerçekleşti. 6 Şubat Pazartesi akşam saat 18.00&#8242;de Gazipaşa Düğün ve Konferans Salonu&#8217;nda düzenlenen konsere, MHP Antalya eski Milletvekili Hüseyin Yıldız, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, MHP Gazipaşa İlçe Başkanı Mehmet Yüksel, belediye meclis üyeleri, çevre ilçelerin Ülkü Ocakları başkanları veçok sayıda vatandaş katıldı. Açılış konuşmasınıyapan Gazipaşa Ülkü Ocakları Başkanı Resul Çağlayan, Ülkücü gençler her dönem her alanda güzel etkinlikler ve kültürel faaliyetlerin içinde bulunacağını söyledi. Daha sonra konuşma yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları olarak gençliğimizin içinde bulunduğu sorunları net bircşekilde görmekte ve bu sorunların aşılması için var gücümüzle çalışmaktayız. Bireylerin ‘ben’ demeden önce ‘biz’ demeyi öğrendikleri Ülkü Ocakları kurumu, Türk gençliğinin dün olduğu gibi bugün de hizmetindedir ve taşıdığı tarihi misyon gereği milli hassasiyetleri yüksek, alanlarında başarılı, çevrelerinde örnek gösterilen bireyleri topluma kazandırıp, ülke geleceğini en iyi şekilde hazırlamak istemektedir.” dedi. Yüksek katılımla gerçekleşen gecede gecenin konuğu Ülkü Ocakları Genel Merkez sanatçılarından Mustafa Aksoy ve Ali Kınık Konseri ile salonu dolduran yüzlerce Gazipaşalı türkülerle doyasıya eğlendi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/Gazipasakonser1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;">Gazipaşa Ülkü Ocakları tarafından düzenlenen “Gençlik Şöleni”ne çok  sayıda Gazipaşalının katılımı ile gerçekleşti. 6 Şubat Pazartesi akşam  saat 18.00&#8242;de Gazipaşa Düğün ve Konferans Salonu&#8217;nda düzenlenen konsere,  MHP Antalya eski Milletvekili Hüseyin Yıldız, Antalya Ülkü Ocakları İl  Başkanı E. Serkan Uysal, MHP Gazipaşa İlçe Başkanı Mehmet Yüksel,  belediye meclis üyeleri, çevre ilçelerin Ülkü Ocakları başkanları veçok  sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılış konuşmasınıyapan Gazipaşa Ülkü Ocakları Başkanı Resul  Çağlayan, Ülkücü gençler her dönem her alanda güzel etkinlikler ve  kültürel faaliyetlerin içinde bulunacağını söyledi. Daha sonra konuşma  yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, “Ülkü Ocakları  olarak gençliğimizin içinde bulunduğu sorunları net bircşekilde görmekte  ve bu sorunların aşılması için var gücümüzle çalışmaktayız. Bireylerin  ‘ben’ demeden önce ‘biz’ demeyi öğrendikleri Ülkü Ocakları kurumu, Türk  gençliğinin dün olduğu gibi bugün de hizmetindedir ve taşıdığı tarihi  misyon gereği milli hassasiyetleri yüksek, alanlarında başarılı,  çevrelerinde örnek gösterilen bireyleri topluma kazandırıp, ülke  geleceğini en iyi şekilde hazırlamak istemektedir.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek katılımla gerçekleşen gecede gecenin konuğu Ülkü Ocakları  Genel Merkez sanatçılarından Mustafa Aksoy ve Ali Kınık Konseri ile  salonu dolduran yüzlerce Gazipaşalı türkülerle doyasıya eğlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Gazipasakonser2.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Gazipasakonser3.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Gazipasakonser4.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Gazipasakonser5.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Gazipasakonser6.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/Gazipasakonser7.jpg" alt="" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgazipasa-ulku-ocaklarindan-genclik-soleni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklarindan-genclik-soleni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazipaşa Ülkü Ocakları Gençlik Şöleni Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari-genclik-soleni-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari-genclik-soleni-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 21:49:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[2023 lider ülke Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik şöleni]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3266</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem başkanlarım, Kıymetli misafirler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Milliyetçi Türkiye’nin genç bozkurtları ve asenaları, Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun ÖZTÜRK, şahsım ve teşkilatlarım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu güzel gecede siz değerli hemşerilerimle buluşmaktan büyük bir onur duyuyorum. Orhun’dan gelen buyrukları yüreğinde taşıyanları selamlıyorum. Yüce peygamberin mübarek müjdesine sarılanları selamlıyorum. Anadolu’nun kilidini açan erenlerin inancını yaşatanları selamlıyorum. Ertuğrul Gazi’nin mirasını el üstünde tutanları, Fatihin vizyonunu kucaklayanları selamlıyorum. Yedi düvele dersini veren Milli Mücadele’nin yaşayan temsilcilerini selamlıyorum. Mustafa Kemal’in “ya istiklal ya ölüm” kararını gönüllerinde, Başbuğumuz Türkeş Beyin “üç hilalini“ ufuklarında taşıyanları selamlıyorum. Gazipaşa Ülkü Ocaklarımızın hazırlamış olduğu şölene hoş geldiniz, şeref verdiniz, Safalar getirdiniz. 19 Mayıs 1919’un ruhunu halen içinde taşıyan genç bozkurtların, her alanda hızla ilerleyişi bizleri gururlandırmaktadır. Ülkemizi, bilgi ve teknoloji çağının öncü ülkesi yapma ülküsünü benimseyen Türk Milliyetçilerini daha büyük mücadeleler beklemektedir. 2023 Lider Ülke Türkiye hedefine ulaşmak için gece gündüz demeden çalışmalıyız. Ülkü Ocakları olarak gençliğimizin içinde bulunduğu sorunları net bir şekilde görmekte ve bu sorunların aşılması için var gücümüzle çalışmaktayız. Bireylerin ‘ben’ demeden önce ‘biz’ demeyi öğrendikleri Ülkü Ocakları kurumu, Türk gençliğinin dün olduğu gibi bugün de hizmetindedir ve taşıdığı tarihi misyon gereği milli hassasiyetleri yüksek, alanlarında başarılı, çevrelerinde örnek gösterilen bireyleri topluma kazandırıp, ülke geleceğini en iyi şekilde hazırlamak istemektedir. Ülkü Ocakları olarak, eğitimli bir gençlik yetiştirmenin büyük önem taşıdığının bilincindeyiz ve bu doğrultuda ciddi çalışmalara başlamış bulunmaktayız. Milli ve manevi değerlerine bağlı, bilgi ile donanmış, vizyon sahibi ve geleceği en iyi şekilde inşa edebilecek şuurlu Türk gençleri yetiştirmek amacıyla Antalya Ülkü Ocakları bünyesinde Fikir ve Siyaset Akademisi’ni kurmuş bulunmaktayız. Önümüzdeki günlerde derslerine başlayacak olan bu akademide, inanıyoruz ki Ülkücü gençler en iyi şekilde eğitimlerini alıp geleceğin büyük  Türkiye’sini inşa edeceklerdir. Yine bu alanda bir yeniliği daha gerçekleştirerek gençliğimizi araştırmaya ve daha fazla bilgi sahibi olmaya yöneltmek için Araştırma, Geliştirme ve Strateji Merkezi kurduk. Bu merkezde gençlerimizin her alanda araştırmalar yaparak kendilerini geliştirmelerini hedefliyoruz. Araştıran bir gençliğin Türk milletinin büyük geleceği için önemli bir adım olduğu inancındayız. Türk gençliği bu büyük çalışmalar ile eğitimini en iyi şekilde tamamlamaya çalışırken, ülkemizin geleceğinin tehdit altında olması onları tedirgin etmektedir. Her geçen gün bölünme ve iç çatışmaya doğru sürüklenen ülkemizin durumu milletimizin ve gençliğin geleceğini tehlikeye sokmaktadır. Ama bütün bu zor günlere direnerek, yüce Türk milletinin büyük bir mücadele ile bu kara günleri aşacağına inancımız tamdır. Vatanımız, milletimiz, devletimiz ve insanımız üzerinde tezgâh tertip edenler, Ülkücü Hareketin ne yapabileceğini ve kutsalları uğruna neleri göze alabileceğini henüz idrak edememiş gafillerdir. Ülkemizin temel değerlerini yok etmeye çalışanlara inat; Türk milleti birdir, devleti tektir, dili Türkçe’dir, başkenti Ankara’dır kabul ve inancıyla durmaksızın tam yol ilerleyeceğiz. 2023’ün lider Türkiye’sinin günlerini hep beraber görmek dileğiyle, hepinizi tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Allah Türk’ü Korusun ve Yüceltsin. E. Serkan UYSAL Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="../etkinlik/Gazipasakonser2.jpg" alt="" width="300" height="400" />Muhterem başkanlarım,</p>
<p>Kıymetli misafirler,</p>
<p>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</p>
<p>Milliyetçi Türkiye’nin genç bozkurtları ve asenaları,</p>
<p>Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun ÖZTÜRK, şahsım ve teşkilatlarım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.</p>
<p>Bu güzel gecede siz değerli hemşerilerimle buluşmaktan büyük bir onur duyuyorum.</p>
<p>Orhun’dan gelen buyrukları yüreğinde taşıyanları selamlıyorum.</p>
<p>Yüce peygamberin mübarek müjdesine sarılanları selamlıyorum.</p>
<p>Anadolu’nun kilidini açan erenlerin inancını yaşatanları selamlıyorum.</p>
<p>Ertuğrul Gazi’nin mirasını el üstünde tutanları, Fatihin vizyonunu kucaklayanları selamlıyorum.</p>
<p>Yedi düvele dersini veren Milli Mücadele’nin yaşayan temsilcilerini selamlıyorum.</p>
<p>Mustafa Kemal’in “ya istiklal ya ölüm” kararını gönüllerinde, Başbuğumuz Türkeş Beyin “üç hilalini“ ufuklarında taşıyanları selamlıyorum.</p>
<p>Gazipaşa Ülkü Ocaklarımızın hazırlamış olduğu şölene hoş geldiniz, şeref verdiniz, Safalar getirdiniz.</p>
<p>19 Mayıs 1919’un ruhunu halen içinde taşıyan genç bozkurtların, her alanda hızla ilerleyişi bizleri gururlandırmaktadır. Ülkemizi, bilgi ve teknoloji çağının öncü ülkesi yapma ülküsünü benimseyen Türk Milliyetçilerini daha büyük mücadeleler beklemektedir. 2023 Lider Ülke Türkiye hedefine ulaşmak için gece gündüz demeden çalışmalıyız.</p>
<p>Ülkü Ocakları olarak gençliğimizin içinde bulunduğu sorunları net bir şekilde görmekte ve bu sorunların aşılması için var gücümüzle çalışmaktayız. Bireylerin ‘ben’ demeden önce ‘biz’ demeyi öğrendikleri Ülkü Ocakları kurumu, Türk gençliğinin dün olduğu gibi bugün de hizmetindedir ve taşıdığı tarihi misyon gereği milli hassasiyetleri yüksek, alanlarında başarılı, çevrelerinde örnek gösterilen bireyleri topluma kazandırıp, ülke geleceğini en iyi şekilde hazırlamak istemektedir.</p>
<p>Ülkü Ocakları olarak, eğitimli bir gençlik yetiştirmenin büyük önem taşıdığının bilincindeyiz ve bu doğrultuda ciddi çalışmalara başlamış bulunmaktayız. Milli ve manevi değerlerine bağlı, bilgi ile donanmış, vizyon sahibi ve geleceği en iyi şekilde inşa edebilecek şuurlu Türk gençleri yetiştirmek amacıyla Antalya Ülkü Ocakları bünyesinde Fikir ve Siyaset Akademisi’ni kurmuş bulunmaktayız. Önümüzdeki günlerde derslerine başlayacak olan bu akademide, inanıyoruz ki Ülkücü gençler en iyi şekilde eğitimlerini alıp geleceğin büyük  Türkiye’sini inşa edeceklerdir.</p>
<p>Yine bu alanda bir yeniliği daha gerçekleştirerek gençliğimizi araştırmaya ve daha fazla bilgi sahibi olmaya yöneltmek için Araştırma, Geliştirme ve Strateji Merkezi kurduk. Bu merkezde gençlerimizin her alanda araştırmalar yaparak kendilerini geliştirmelerini hedefliyoruz. Araştıran bir gençliğin Türk milletinin büyük geleceği için önemli bir adım olduğu inancındayız.</p>
<p>Türk gençliği bu büyük çalışmalar ile eğitimini en iyi şekilde tamamlamaya çalışırken, ülkemizin geleceğinin tehdit altında olması onları tedirgin etmektedir. Her geçen gün bölünme ve iç çatışmaya doğru sürüklenen ülkemizin durumu milletimizin ve gençliğin geleceğini tehlikeye sokmaktadır. Ama bütün bu zor günlere direnerek, yüce Türk milletinin büyük bir mücadele ile bu kara günleri aşacağına inancımız tamdır.<br />
Vatanımız, milletimiz, devletimiz ve insanımız üzerinde tezgâh tertip edenler, Ülkücü Hareketin ne yapabileceğini ve kutsalları uğruna neleri göze alabileceğini henüz idrak edememiş gafillerdir.</p>
<p>Ülkemizin temel değerlerini yok etmeye çalışanlara inat; Türk milleti birdir, devleti tektir, dili Türkçe’dir, başkenti Ankara’dır kabul ve inancıyla durmaksızın tam yol ilerleyeceğiz.</p>
<p>2023’ün lider Türkiye’sinin günlerini hep beraber görmek dileğiyle, hepinizi tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum.</p>
<p>Allah Türk’ü Korusun ve Yüceltsin.</p>
<p><em><strong>E. Serkan UYSAL<br />
Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı</strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgazipasa-ulku-ocaklari-genclik-soleni-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari-genclik-soleni-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı konuşması. 31 Ocak 2012</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-31-ocak-2012.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-31-ocak-2012.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 18:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3257</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Misafirler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Bu haftaki Meclis grup toplantımıza başlarken hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Malumlarınız olacağı üzere, yine yoğun bir haftayı geride bıraktık. Millet olarak, çalkantılı ve çarpık nitelikli hadiselerin vuku bulduğu ve sıradanlaştığı bir dönemin tüm sancılarını yaşıyoruz. Neresinden bakarsak bakalım; objektif bir değerlendirmeyle diyebiliriz ki, Türkiye AKP hükümeti tarafından meçhule sürüklenen bir ülke görünümündedir. Bastırılmış düşünceler, yozlaştırılmış değerler, tehdit altında tutulan milli talepler, bin yıllık kardeşliğimizi dinamitleyen haydutluklar, iftira ve tezgâhlarla yürüyen iktidar süreci bu vahim ülke manzarasının en dikkat çeken taraflarıdır. Demokrasinin demagojiyle karıştırılması, özgürlüğün anarşiyle yer değiştirilmesi, hukukun sübjektif yargılara havale edilmesi ve birlikte yaşamanın farklılıklar okuyla hedef haline getirilmesi yaşadığımız sıkıntıların özünü ve merkezini teşkil etmiştir. Oturmuş bir bütünden, anlam ve içerik kazanmış sosyolojik bir yapıdan, kökü derinlere tutunarak eskimeyecek bağlar inşa etmiş bin yıllık tutkudan, hissiyattan ve yakınlıktan rahatsızlık duyanların, komploları ve kışkırtmaları son hızıyla devam etmektedir. Açıkça söylemek isterim ki, millet varlığından öteki çıkarma arayışı, bu kutlu hazineden başkası imal etme çabası ruhsal ve duygusal kopuşları da hızlandıracak ve pek tabii birlikte yaşama idealini sakatlayacaktır. Bölücülüğün ve ayrımcılığın çabuk bir şekilde çoğaldığı ve yayıldığı kanserli iklim işte bu çerçevede ortaya çıkmaktadır. Dengeyi dışlayan değişim çığırtkanlığının, alt kimlikleri taltif ve takdim eden densizliklerin, mensubiyet bilincini köreltmeyi kafasına koymuş yeni sömürgecilik ajanlarının fazlasıyla görünür olduğu bir zaman diliminde bulunuyoruz. Bugünkü şartlarda etnik temelli bölücülük; AKP eliyle ve desteğiyle bizatihi kendisinin bile şaşırdığı hızla mesafe almaktadır. Demokrasi ve özgürlükle izahı yapılan ve anlam yüklenen bu ihanetin, bariyerlerinden taşarak huzurumuzu ve kardeşliğimizi boğacağı gün gibi ortadadır. Millete yapılan itirazlardaki süreklilik, anadil eğitim isteklerindeki inat hep bunun bir göstergesi ve habercisidir. Bölücü terörün küstahlaşması, farklılıkların özendirilmesi ve alkışlanması bu sürecin bir sonucudur. Müştereklerin altını oymak ve bunların dayandığı ve ilhamını aldığı tarihsel, kültürel ve manevi vahayı yağmalamak; hiç şüphe yok ki, benzerliklerimiz yerine dağıtıcı dinamikleri kuvvetlendirecektir. Böylesi bir olumsuzluğun ilerletilmesinde, demokrasinin gerekçe gösterilmesi beyhude bir çırpınış ve gayretten öte bir anlam taşımayacaktır. Unutulmamalıdır ki, demokrasi diyalog ve iletişim demektir. Birbirinden kopma noktasına gelen tarafların, yargıların ve fikirlerin yaşaması demokrasiyle mümkündür. Yakınlaşma ve kaynaşma demokrasinin erdemleri sayesinde olacaktır. Demokratik kültürün can suyu, gücü ve ayakta kalma iradesi; ayrılanlardan, ayrımcılığı gözleyenlerden, ters düşenlerden ve kavga çıkaranlardan değil; barış, huzur ve birlik türküsünün nağmelerini samimi bir şekilde terennüm edenlerden feyzini alacaktır. Bu itibarla, bizim için vazgeçilmez olan birlikte yaşamaya sahip çıkmak, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun, her insanımızı eşit ve onurlu bir şekilde görmek ve kabul etmektir. Demokrasi millet varlığı içinden ‘başkası’ oluşturmanın, ‘yabancı’ meydana getirmenin bir vasıtası olarak görülmemelidir. Kendi içine kapanan ve fırsat bulduğu takdirde kış uykusundan uyandırılacak olan alt kimliklerin, oksijen tüpü olarak da değerlendirilmemelidir. Demokrasi, işin aslında birlikte yaşamanın, geleceğe birlikte yürümenin, bir ve iri olmanın vasıtasıdır. Hızla yayılan küreselleşmeye aynı tempoyla eşlik eden bölünmeler, hizipler, demokrasinin uzlaştırıcı mekanizmasıyla törpülenecek, istenen kıvam ve şekle girebilecektir. Bu nedenle farklılıkları hatırlatan beyanların sorumlulukla ve sağduyuyla açıklanabilir hiçbir tarafı yoktur. Gerçeklerden kopmayan özgürlük, herhangi bir esintiyle savrulmayan kardeşlik ve her durumda geçerli olacak eşitlik demokrasinin ruhudur, ümididir ve beklentisidir. Şiddet kemerini beline...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbmikrofon_2.jpg" alt="" width="375" height="225" />Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu haftaki Meclis grup toplantımıza başlarken hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Malumlarınız olacağı üzere, yine yoğun bir haftayı geride bıraktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet olarak, çalkantılı ve çarpık nitelikli hadiselerin vuku bulduğu ve sıradanlaştığı bir dönemin tüm sancılarını yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Neresinden bakarsak bakalım; objektif bir  değerlendirmeyle diyebiliriz ki, Türkiye AKP hükümeti tarafından meçhule  sürüklenen bir ülke görünümündedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bastırılmış düşünceler, yozlaştırılmış değerler,  tehdit altında tutulan milli talepler, bin yıllık kardeşliğimizi  dinamitleyen haydutluklar, iftira ve tezgâhlarla yürüyen iktidar süreci  bu vahim ülke manzarasının en dikkat çeken taraflarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasinin demagojiyle karıştırılması,  özgürlüğün anarşiyle yer değiştirilmesi, hukukun sübjektif yargılara  havale edilmesi ve birlikte yaşamanın farklılıklar okuyla hedef haline  getirilmesi yaşadığımız sıkıntıların özünü ve merkezini teşkil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oturmuş bir bütünden, anlam ve içerik kazanmış  sosyolojik bir yapıdan, kökü derinlere tutunarak eskimeyecek bağlar inşa  etmiş bin yıllık tutkudan, hissiyattan ve yakınlıktan rahatsızlık  duyanların, komploları ve kışkırtmaları son hızıyla devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıkça söylemek isterim ki, millet varlığından  öteki çıkarma arayışı, bu kutlu hazineden başkası imal etme çabası  ruhsal ve duygusal kopuşları da hızlandıracak ve pek tabii birlikte  yaşama idealini sakatlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülüğün ve ayrımcılığın çabuk bir şekilde çoğaldığı ve yayıldığı kanserli iklim işte bu çerçevede ortaya çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dengeyi dışlayan değişim çığırtkanlığının, alt  kimlikleri taltif ve takdim eden densizliklerin, mensubiyet bilincini  köreltmeyi kafasına koymuş yeni sömürgecilik ajanlarının fazlasıyla  görünür olduğu bir zaman diliminde bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü şartlarda etnik temelli bölücülük; AKP eliyle ve desteğiyle bizatihi kendisinin bile şaşırdığı hızla mesafe almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi ve özgürlükle izahı yapılan ve anlam  yüklenen bu ihanetin, bariyerlerinden taşarak huzurumuzu ve  kardeşliğimizi boğacağı gün gibi ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millete yapılan itirazlardaki süreklilik, anadil eğitim isteklerindeki inat hep bunun bir göstergesi ve habercisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü terörün küstahlaşması, farklılıkların özendirilmesi ve alkışlanması bu sürecin bir sonucudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Müştereklerin altını oymak ve bunların dayandığı  ve ilhamını aldığı tarihsel, kültürel ve manevi vahayı yağmalamak; hiç  şüphe yok ki, benzerliklerimiz yerine dağıtıcı dinamikleri  kuvvetlendirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi bir olumsuzluğun ilerletilmesinde,  demokrasinin gerekçe gösterilmesi beyhude bir çırpınış ve gayretten öte  bir anlam taşımayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, demokrasi diyalog ve iletişim demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirinden kopma noktasına gelen tarafların, yargıların ve fikirlerin yaşaması demokrasiyle mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakınlaşma ve kaynaşma demokrasinin erdemleri sayesinde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik kültürün can suyu, gücü ve ayakta  kalma iradesi; ayrılanlardan, ayrımcılığı gözleyenlerden, ters  düşenlerden ve kavga çıkaranlardan değil; barış, huzur ve birlik  türküsünün nağmelerini samimi bir şekilde terennüm edenlerden feyzini  alacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, bizim için vazgeçilmez olan  birlikte yaşamaya sahip çıkmak, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun, her  insanımızı eşit ve onurlu bir şekilde görmek ve kabul etmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi millet varlığı içinden ‘başkası’ oluşturmanın, ‘yabancı’ meydana getirmenin bir vasıtası olarak görülmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi içine kapanan ve fırsat bulduğu takdirde  kış uykusundan uyandırılacak olan alt kimliklerin, oksijen tüpü olarak  da değerlendirilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi, işin aslında birlikte yaşamanın, geleceğe birlikte yürümenin, bir ve iri olmanın vasıtasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hızla yayılan küreselleşmeye aynı tempoyla eşlik  eden bölünmeler, hizipler, demokrasinin uzlaştırıcı mekanizmasıyla  törpülenecek, istenen kıvam ve şekle girebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle farklılıkları hatırlatan beyanların sorumlulukla ve sağduyuyla açıklanabilir hiçbir tarafı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçeklerden kopmayan özgürlük, herhangi bir  esintiyle savrulmayan kardeşlik ve her durumda geçerli olacak eşitlik  demokrasinin ruhudur, ümididir ve beklentisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet kemerini beline dolamış olan gözü dönmüş  güruhun, etnik terörün kuyusuna ve avucuna düşen insafsızların ve  farklılıkları kışkırtarak yabancıların değirmenine su taşıyan  bağnazlığın bu söylediklerimizden sonuç çıkarması neredeyse imkânsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kim ne derse desin; her farklılık tanımlaması körleşmeyi, kemikleşmeyi ve kutuplaşmayı davet edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her farklılık vurgusu durgunluğu, duyarsızlığı ve duygusuzluğu besleyecek ve büyütecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve farklı olmaya dönük her çağrı iletişimsizliği, itaatsizliği ve ihtilafı teşvik edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Farklılık tamtamları eşliğinde, tek millet iddiası boşlukta kalacak ve doğal olarak temelleri aşınacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve elbette bin yılın emeği, gözyaşı, sevgisi ve  mücadelesiyle bina edilmiş aidiyetlik köprüsünün, ayakta tutan sütunları  zayıflayacak ve aşınacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Farklı olmaya, farklılıklara ve farklı bir  sosyal çevreye mensubiyete ısrarlı göndermeler bizi birbirimizden  koparacak, daha da üzücü olanı birbirimizden uzaklaşmamıza neden  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşmanca ve şeytanca içeriğe sahip olan  siyaset üslubu, içinden geçtiğimiz zaman diliminde karşımızdaki en büyük  tehdit olarak kendisini göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin varlığından rahatsız olan tüm mihraklar bu alandan yayılan fitne ışığında toplanmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi muhannete muhtaç etmek isteyen, son  yurdumuzda etnik öbeklere ayrılarak birbirimize düşmemizi dileyen kim  varsa bu şeytani zihnin etrafında bir araya gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Beraberliğimizi sonlandırmayı amaçlayanlar;  küsmemizi, ayrılmamızı ve ortadan ikiye yarılmamızı projelendirenler,  farklılık misyonerliğine soyunarak zem zem diyerek zehir içirmeye  çalışmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ifadeye çalıştığım karanlığın ve melanetin  bir ucunda AKP, diğer ucunda ise danışıklı dövüş içinde bulunduğu siyasi  bölücü BDP bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasetin bu yapışık ikizi bir taraftan sahnede birbirleriyle kavga eden görüntü çizmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan ise arkadaki makyaj odasında,  birbirlerini süslemekte ve sergiledikleri kirli oyunda kullanacakları  replikleri karşılıklı olarak prova etmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile BDP aynı yolun iki yolcusu, aynı rotanın iki takipçisi, aynı sayfanın iki yüzüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile BDP isim ve kelime farklılığı dışında  her şeyiyle örtüşen bir sinsiliktir, karanlık emeldir ve milletimizin  hayat hakkını eritmeyi hedefleyen asit siyasetinin iki failidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile BDP; aynı yolu değişik kılıkta yürüyen, aynı amacı farklı sözlerle sahiplenen bir vücudun iki ayağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın BDP’yle kavga edişi günü kurtarmaya dönük sanal bir diklenmedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşılıklı söz düelloları, ithamlar, yüksek  perdeden konuşmalar AKP ile BDP arasındaki siyasi ulaşımın gizli  şifrelerini barındırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile BDP içtikleri bölücülük iksirinin gereğini gönül rahatlığıyla ve büyük bir heyecan içinde yapmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız, en son olarak, hükümetin ağlayan  simasına eşlik eden iki bakanının katılımıyla gerçekleşen ve TRT  Diyarbakır stüdyolarındaki bir açılış töreninde ortaya çıkan manzaralar  her açıdan ibretlik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşananlar siyasi bölücülerin arayıp da bulamadığı gelişmeleri ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanı olma sıfatını  taşıyan bu şahısların, ayrımcılığın dibine batmaları ve bölücülüğün  seline kapılarak şuurlarını kaybetmeleri büyük bir talihsizlik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki, Kürtçe’yi öven, Kürtçe konuşan ve bunu  da marifetmiş gibi gösteren bu aymazlığın hoş görülebilecek hiçbir  tarafı olmadığı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette bizim kimsenin ana diline bir itirazımız yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir vatandaşımızın diline kinimiz, tahammülsüzlüğümüz de bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes anasının dilini doğal ve doğru olarak konuşabilecek ve kullanabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, Türk milletini temsil eden ve siyasi  sorumluluk üstlenmiş bir iktidarın; Türkçe’nin dışında başka bir dilin  savunuculuğuna tevessül etmesi tarafımızdan asla kabul edilemeyecek ve  görmezden gelinemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için tek ve vazgeçilmez bir kural vardır; o da, Türk devletinin dilinin tek ve bunun da Türkçe olduğu hususudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’da Kürtçe hayranlığını ve bağlılığını  itiraf eden AKP’nin bozuk sicilli bakanlarının, bu halleriyle Türk  milletine hakaret ettikleri ve bölücülüğün ikmalini sağladıkları kuşkuya  yer bırakmayacak şekilde ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan medyada köşe tutmuş eski  dostlarına tazminat davası açmakla uğraşacağına, bakanlarına odaklanmalı  ve gereğini süratle yapmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’da başka, Ankara’da başka konuşan,  Yozgat’a gidince ağız, Manisa’ya uğrayınca tarz değiştiren bu siyaset  kaypaklığının, Türkiye’nin geleceğine darbe üstüne darbe vurduğu  kesinlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabinenin ağlayan üyesinin, Kürtçeyi kast ederek;<strong><em> “Elbette bunu öğrenmemiz, dinlememiz, anlamamız gerekiyor. Çünkü bir  lisan, bir insan. Bir insanın kimliğini kabul ediyorsak, dilini de kabul  etmemiz lazım.”</em></strong> ifadeleri, hakikaten de bir yol ayrımında olduğumuzu açıkça göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzkarası beyanlardan ve gelişmelerden sonra, merakımız, bu ülke bölünmüştür de bizim haberimiz mi olmamıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bakanlar, görev alanlarının kendilerine  yüklediği vazifeleri bir kenara bırakmışlar da, şimdi de hıyanet  yarışına mı girmişlerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin içinde bulunan, millet ve vatan  sevgisinden asla şüphe duymadığım vatansever milletvekilleri bu  rezilliklere daha ne kadar katlanacaklardır?</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin bu bölücü ve art niyetli üyelerini daha ne kadar taşıyacaklar, haklarını ne kadar yedireceklerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin içinde vatanına bağlı, milletine sevdalı bakanlar ne zaman bulunacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’i savunmakla mükellef savcılar kepazeliklere daha ne kadar sessiz duracaklardır?</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli örgüt peşinde koşan hukuk anlayışı,  AKP’nin bölücü şahsiyetleriyle BDP’nin kin kusan bereketsizlerini ne  zaman fark edecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki adalet gecikse de, Türk milleti,  aziz varlığını parçalamayı ve bölmeyi amaçlayan yüzsüzlerin,  seviyesizlerin ve vicdansızların yakasından gün gelecek yırtarcasına  tutacak ve gerçek adaleti inşallah tesis ettirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeminlerini çiğneyen, ayrımcılığın piyonu ve  sözcüsü haline gelen adı bakan, ama gerçekte Türk milletine dönüp de  bakmayan bu çürümüşlerden, elbette bir gün mutlaka hesap sorulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz bunu da büyük bir gönül rahatlığıyla yapacak ve AKP’yi Allah’ın izniyle siyaset çöplüğüne yollayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini dil, din, etnik kimlik ve gelecek  planları dâhilinde kabilelere, kesimlere ve kategorilere ayıran AKP  zihniyetinin, BDP’yle birlikte düpedüz ve tek kelimeyle bölünmenin  bayraktarlığını yaptığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın Zerdüşt diyerek suçladığı,  aşağıladığı zihniyetle, hükümet üyelerinin Diyarbakır’da aynı safa  girmeleri de, AKP’yle BDP arasındaki cepheleşmenin ve karşıtlığın  yalnızca bir senaryodan ibaret olduğunu göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü kadarıyla, iblis’in yolunu takip eden  yalnızca BDP değildir ve AKP’de kendisine bahtiyarlık ve coşku içinde  eşlik etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayetinde az önce de dile getirdiğim gibi, AKP  ile BDP siyasetin yapışık ikizidir ve amaçları itibariyle çok da  tehlikelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iki siyasi partinin benzerliklerine ve kesiştiği alanın büyüklüğüne dikkatlerinizi çekmek isterim:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>AKP’nin demokratik açılım iddiaları ve  BDP’nin demokratik özerlik talepleri, aynı hedefe iki kapıdan geçme ve  ulaşma kurnazlığından başka bir şey değildir.</li>
<li>İmralı canisi iki partinin de ilgi ve müzakere çabasının odağındadır.</li>
<li>İkiside İmralı’ya saygı ile yaklaşmakta ve sayın diye hitap etmektedir.</li>
<li>Ana dilde eğitim taleplerine ikisi de sıcak ve meraklıdır.</li>
<li>Birisi gizli, diğeri açık olmak üzere İmralı canisinin affı ikisinin de gündemindedir.</li>
<li>Milli kimliğe ikisi de hasım ve tahammülsüzdür.</li>
<li>İkisi de dağdaki eşkıyaya gençlerimiz diyerek seslenmektedir.</li>
<li>Üniter yapının bozulması, millet birliğinin dağıtılması ikisinin de planları arasındadır.</li>
<li>Peşmerge reisi Barzani ikisinin de dostu ve kardeşidir.</li>
<li>“Ne Mutlu Türküm diyene” sözünü duyunca ikisi de küplere binmekte, ikisini de hafakanlar basmaktadır</li>
<li>Türk milletinin vazgeçilmezlerinden, kırmızıçizgilerinden ve milli değerlerinden bu iki parti de rahatsız ve tepkilidir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">AKP ile BDP; Dersim isyanı konusunda aynı  düşüncelere, Türkiye’nin akıbetiyle ilgili benzer düşlere, federasyon  konusunda birbirine yaklaşık eğilimlere sahiptirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmelerin ışığında hiç kimse, AKP eşittir BDP denklemini inkar edemeyecek ve görmezden gelemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde Kürdistan’ın zihinlere yerleştirilmesi ve  kabul ettirilmesi konusunda AKP’nin müsamahası ve toleransı, BDP’nin ise  sabırları ve sınırları zorlayan gayretleri yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilhassa, Irak’ın kuzeyindeki peşmerge  yönetiminin, gerek Irak’ın parçalı yapısından, gerekse de Arap  Baharı’nın sağladığı uygun ortamdan istifade ederek cazibe merkezi  olmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peşmerge reisi Barzani’nin, Suriyeli Kürtleri  bir araya getirerek toplantı tertip etmesi ve birleşin çağrısında  bulunması yanı başımızdaki zaman ayarlı bombanın her an patlayacağını  işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">2012 yılı içinde geniş kapsamlı bir Kürt  Konferansı için tüm hazırlıkların yapıldığı dikkate alındığında,  Türkiye’nin etnik bir fırtınanın kapısında durduğu fark edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Erbil’in, Kürdistan’ın kurulması için kuluçka faaliyeti yürüttüğü ve AKP’nin de buna sessiz durduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan bir yanda Irak, tüm  Iraklılarındır derken; diğer yanda küresel projeler kapsamında adım adım  ilerletilen dört ayaklı Kürdistan’a zımnen onay vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edeceğiniz üzere bunun bir ayağı da  Türkiye’dir ve bu alçaklığın taraftarlarının ve savucularının kimler  olduğunu aziz milletimiz gayet net olarak bilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette böylesi bir rezil projenin  gerçekleşebilmesi için Türkiye’nin milli devlet ve üniter yapısından  savrulması ve ayrılması gerekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel projeler doğrultusunda; Türkiye önce  demokratik özerklik, arkasından iki dilli ortak kurucu halkın olduğu bir  devlet, ardından federal devlet ve daha sonra da birleşik Kürdistan  fikrinin somutlaşacağı bir batağa doğru hızla gitmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu kadarını ifade edebilirim ki, bu sürecin kılavuzu; mahlası BOP, gerçek ismi yeni sömürgecilik olan kanlı projedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eşbaşkanlığını Başbakan’ın yürüttüğü bu proje,  milli devletlerin ve milletlerin egemenliklerini kaybetme riskini  belirgin hale getirmekte, ya da alt kimliklere ve kültürlere ayrışarak  sosyolojik bir geri dönüşüm ile parçalanmasını öngörmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu açıdan Türkiye her iki tehdide AKP hükümetiyle maruz kalmakta ve bundan kaynaklı sorunları alabildiğine yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi bölücülerin Kürdistan taleplerini arsızca  dile getirmeleri ve vatanımızın bir yöresine farklı bir anlam  yüklemeleri, hep bu bahsetmeye çalıştığım bulanık ve buhranlı güzergâhın  alıştırma ve ısındırma hamleleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin, bu tehlikeyi bertaraf edecek ve  mevcudiyetini koruyacak siyasi iradesi maalesef yoktur ve bu nedenle AKP  büyük bir zan ve töhmet altındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve  Türk milletinin geleneksel çizgisinden sapması ve anlam kaynaklarından  uzaklaşması için sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik şartlar  geçtiğimiz yıllar içerisinde adım adım tekemmül ettirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özelikle önemli ve lokomotif milli güç unsurları  olan sanayi, ticaret ve ekonomik aktörler, bahse konu bu sürecin tam  etkisine girmiş ve menfaat bağı ile kilitlenmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çaresizlik ortamı, geçim derdiyle boğuşan vatandaşlarımızın da seçeneksiz kalmasına neden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşleyen sürece engel olabilecek yada  geciktirebilecek kim varsa, milli devlet ve millet varlığını korumaya,  muhafaza etmeye kararlı, vizyon ve hedef sahibi hangi kesim bulunuyorsa  toptan iftiraya uğramış ve kara bir propagandanın hücumu altında  kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla ilerleyen süreçte, Irak’ın  kuzeyindeki çıbanbaşının tam olarak ilanı ortaya çıkacak, PKK ve İmralı  canisine af dayatmaları cevap bulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi’nin iki  gün süren Ara Genel Kurul toplantısının sonuç bildirgesinden, İmralı  canisi için af çağrıları çıkmasının başka türlü izahı da olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten AKP buna dünden niyetli ve isteklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak doğabilecek tepkiler ve siyasal maliyet  nedeniyle, öncelikle kamuoyu hazırlama faaliyetlerini dört bir koldan  sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Manşetlere rağmen iktidar olduklarını iddia eden  Başbakan Erdoğan’ın, dokuz yılı aşan iktidar yıllarında, bölücülük  bizzat kendi elleriyle manşetlere taşınmış ve zirveye ulaştırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan böyle, özellikle bahar aylarıyla  birlikte, bölücü örgütün ses getirecek spot eylemleri; sınır  birliklerine, karakollara ve üs bölgelerine muhtemel saldırıları  sebebiyle, kamuoyunun silahsız bölücülüğe rıza gösterecek noktaya kadar  itileceği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yıl, uzun bir süredir kaldığı  yurtdışından, AKP tarafından getirilen bölücü emellere sahip bir  şahsiyet tarafından, PKK’nın devlet tarafından kurulduğu ithamları ve  silahların gömülmesine dair söz ya da yayınlar hep bu konseptin birer  parçası olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırı sayılı bir zamandır devrede olan sözde  iyi ve masum PKK’yla, kötü ve kanlı PKK ayrımı yeniden malum çevrelerce  ısıtılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta AKP’nin ekranlardan eksik olmayan bir  yöneticisi de, bölücülük korosunun sesi en çıkan simalarından birisi  olarak dikkat çekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kime ve hangi odaklara hizmet ettiği meçhul olan  her devrin görünen yüzü, PKK’nın derin devlet desteğinde kurulmuş bir  örgüt olduğunu ileri sürebilecek kadar bilincini kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Benzer sözlerin, sözüm ona Kandil’le çekişme  içinde bulunan bazı bölücüler tarafından kararlılıkla gündemde  tutulması, çok geniş bir planın işlediğini bize kanıtlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an için farz edelim ki, madem PKK devlet yapılanmasıdır, bu kapsamda bunun delilleri nerededir ve nerelere gizlenmiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iddia sahipleri, ellerinde konuyla ilgili  belge veya bilgi var da bunu aziz milletimizden saklıyorlarsa, o  takdirde yabancıların menfaatini gözeten kiralık zihniyetler olarak  anılmaktan yakalarını kurtaramayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yok eğer, iddialarına dayanak teşkil edecek bir  bilgi veya kanıt bulunmadan, belirli maksatları gözeterek; kulaktan  dolma haberlerle, uydurma bilgilerle ve imal edilen yalanlarla, bölücü  terör örgütünü devletle irtibatlandırıyorlarsa, müfteriliğin bile  kendileri için nazik bir tanımlama olacağını bilmeleri kendilerinin  hayrına olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet bu görüşün tarafları, şereflerini ve  haysiyetlerini iki paralık etmek istemiyorlarsa, sözlerinin  muhteviyatını ve kaynağını bir an önce itiraf etmeli ve  açıklamalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Devleti PKK’yla aynı noktaya getirmek ve bölücü  terör örgütünü Türkiye Cumhuriyeti ilişkilendirmeye çalışmak aşağılık  bir tertibin ve alçakça yürüyen bir organizasyonun işi, işlemi ve  ürünüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tam da burada, şu sorular ister istemez kafamıza takılmakta ve aklımıza gelmektedir:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>2002 yılındaki sıfır terör noktasından bugüne nasıl gelinmiştir?</li>
<li>İnsan gücü, lojistik imkânları,  potansiyeli ve propaganda kanalları darbe üstüne darbe yine bölücü  örgüt, nasıl olmuştur da dokuz yıllık AKP döneminde küllerinden yeniden  dirilmiştir?</li>
<li>Peki, Türkiye’nin küresel hedefler paralelinde bölünmesi amacıyla, PKK’nın tekrar ayağa kaldırılması mı gerekmiştir?</li>
<li>Bunun için de PKK’yla AKP arasında bir rol ve görev paylaşımı mı yapılmıştır?</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Geride kalan yıllara baktığımızda, bölücülüğün;  AKP teneffüsü ile ayağa kalktığı, terörü tırmandırdığı, dayattıkça  aldığını görünce de daha fazla hunhar eyleme müracaat ettiği  anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden durmak bilmeyen etnik bölücülük,  AKP’nin sağladığı korunaklı ortamda gemi azıya almış; iki gün önce idrak  ettiğimiz Misak-ı Milli’nin 92. Yıldönümünü karşıladığımız bir süreçte,  vatanımızın bir bölümünü, asırları aşan emperyalist mihrakların  yönlendirmeleriyle Kürdistan olarak nitelendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim iktidar bölücü teröre, belki de tarihinde ilk defa kazanacağı, başarı sağlayacağı umudunu vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, AKP zihniyeti, PKK’nın devlet  projesi olduğundan daha çok, kendisinin bölücülüğü nasıl canlandırdığını  ve Türkiye’yi nasıl bir uçurumun eşiğine getirdiğini görmeli ve biraz  insafı ve inancı varsa bunun kaygısına düşmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi, AKP’li yıllar boyunca,  bölünmenin servisini yapan bazı sivil toplum unsurları ile köksüz,  kimliksiz ve zihni esaret altına alınmış sözde aydın, gazeteci, yazar  taife vasıtasıyla, kamuoyu oluşturulmuş ve bölünmüş Türkiye’nin çeşitli  platformlarda tartışılması sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özet olarak diyebiliriz ki, bölücü taleplerin,  PKK görüşlerinin yeni anayasa içinde şekillenmesini sağlamak, milli  kimliğimizin çökertilmesi umuduyla her türlü çaba ve çalışma gösterilmiş  ve gösterilmeye de devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni dönemde demokratikleşme adı altında,  özellikle ana dilde eğitim ile terör suçlularına hafifletilmiş af ve  yerel yönetimlere özerlik imkânları konusu da gündeme gelebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüyorsunuz, bu kadar tahribata rağmen, hükümet  anlayışı ne yaptıysa bu aziz vatanı bölememiş, büyük milletimizi etnik  kimlikler arasında bölüştürememiş, kardeşlik hukukunu hala tam olarak  gasp edememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, bölücülük dozajını arttırmak  istiyorsa, organik bağ içinde olduğu BDP’den daha fazla yardım ve  istekte bulunabilmesinin önünde de şimdilik bir engel görülmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki AKP ile BDP arasındaki var olan uyum ve eşgüdüm henüz somut bir neticeye ulaşamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurulan bölücülük ittifakı tüm zorlamalara ve tuzaklara rağmen istediği sonucu çok şükür elde edememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kararlılıkla söylemek isterim ki, bu vatanın her karışı kutsaldır ve Türk milletin helali ve ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölünme ve ayrılma rüyası görenler, kâbusla uyanacaklarını iyi bilmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yılda karılan bu harcı ayrıştırmaya, bin  yılda kökleşen bu çınarı yıkmaya ve bin yılda oluşan bağları kırmaya  kimsenin gücü yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet ve Kalkınma Partisi temel tercihini artık yapmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimin yanında durduğunu, kiminle işbirliğini yaptığını açıklamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya PKK, EOAK ve ASALA zihniyetlerinin  hedeflerine hizmet ederek Türk tarihinin kara bir lekesi olarak  hatırlanacak, ya da milletimizin hak ve varlık hukukunu savunarak  gönüllerde kalıcı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her türlü sonucuna katlanacağı için seçim ve takdir hakkı AKP’nindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, yapılacak yeni anayasanın milli  kimliğimizden, milli ve üniter devlet yapımızdan, bin yıllık kardeşlik  duygusundan taviz vermeden hazırlanması için elimizden gelen tüm  demokratik imkânları kullanacağımızdan herkes emin olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülüğü masumlaştıracak, PKK militanlarını  affedecek ve İmralı Adası’nı yazlığa dönüştürecek her teklife de sonuna  kadar kapalı ve uzak olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin timsah gözyaşları döken kuşkulu  siması, ne kadar uğraşsa da, ana dilde eğitim taleplerinin önünü açacak  her girişime aşılmaz ve geçilmez milli bir duvar olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve direneceğiz, dayanacağız, vazgeçmeyeceğiz; Türk milletinin birlikte yaşama ülküsünü inşallah zayıflattırmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Son günlerde cereyan eden gelişmelerin birbiriyle yakın ilgi ve ilişkileri olduğu şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır İçkale’de, restorasyon çalışmaları  nedeniyle yapılan kazılar sonucunda kemik ve kafataslarına ulaşılması  yeni bir tartışmanın ve cepheleşmenin fitilini tutuşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda koparılan gürültünün, yapılan suçlamaların iyice zıvanadan çıkmaya başladığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bulunan cesetlerin, faili meçhul cinayetlere kurban gittiğine dönük yaygara ve yaklaşımlar abartılı bir şekilde çoğalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzerinde ittifak sağlanması gereken husus, eğer  ortada bir cinayet varsa bunun ortaya çıkarılması, failleri tespit  edilirse de gereğinin yapılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi meşgul eden bu konunun tüm boyutlarıyla aydınlatılması, gerçekler ne ise üzerine gidilmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Neresi şüpheli görülüyorsa oranın incelenmesi, kazılması, adli ve tıbbi sürecin tamamlanması elzem hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">DNA testleri başta olmak üzere, her yola başvurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyetinin nasıl olsa 326 kişilik Meclis çoğunluğu elindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla bahaneyle geçireceği, savsaklayacağı bir anı bile yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Faili meçhul olarak görülen tüm kuşkuların kararlıkla irdelenmesi ve sonuçlandırılması bir zorunluluktur.</p>
<p style="text-align: justify;">İsveç’ten, kazılacak yerlerin adreslerini ifşa  eden provokatör ve yabancı servis figüranlarının ülkemize getirilmesi  acilen sağlanmalı ve bunlara yönelik gerekli yaptırım hayata  geçirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Faili bilinmeyen, belirsizliğe mahkûm edilmiş cinayetler ve ilişki ağları açığa çıkarılmalı ve netleştirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti, kendince, sözde demokratikleşmeden  özgürleşmeye, vesayetten demokrasi açığına kadar her meseleyi gündemine  almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">O halde, faili meçhul karmaşasını ve kaosunu da çözmeli ve üstesinden gelmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti bu kazı siyasetinden ve anormal boyutlara ulaşan dengesiz ve kontrolsüz gelişmelerden yorulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle durumun hassasiyetini fark  edemeyenlerin; etseler de umursamayanların, televizyon ekranlarındaki  ifşaatları ve izansız tespitleri çok kritik bir aşamaya gelindiğini  göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kanaat sahiplerinin uzman ve bilen sıfatıyla medyaya çıkarılması da sorumsuzluğun ta kendisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kazılardan çıkarılanların ne olduğuna ve  arkasındakilerin nelerden ibaret bulunduğuna; İstanbul’dan, Ankara’dan  hükmeden bu gafillerin, soruşturma sürecinin sonuçlanmasını beklemeleri  en sağlıklı olanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zihinleri bulandıran açıklamalar ve belirli bir  amaç kapsamında yapılan yorumlar, terörle mücadelenin seyrini olumsuz  etkilemenin yanı sıra, somut bir delil olmadan devletin baskı altına  alınmasına da yol açmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Meselenin manidar bir başka tarafı ise, AKP  hükümeti döneminde kazılmadık yer bırakılmamış, geçmişin yargılanması  için her fırsat değerlendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu gerçeklerin muhatapları tarafından hiç unutulmaması makul, mantıklı ve doğru olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aziz vatanın her yerinde kefensiz kahramanlar yatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sayede üzerinde yaşadığımız toprak parçası bize yuva olmuş, vatan haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arkeolojik kazılarla sonuç ve müsebbip aramaya  çalışan AKP zihniyeti, atacağı adımlara toprağın altından bahaneler  bulmaya, yapacağı işlere gerekçeler oluşturmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda ille de kararlılık var ise, buradan kazı ve kazma siyasetini yürüten AKP anlayışına sormak isterim ki;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bundan sonra Çanakkale’yi de kazmayı aklınızdan geçiriyor musunuz?</li>
<li>Dumlupınar’ı, Sakarya’yı da gündeminize alacak mısınız?</li>
<li>Malazgirt’e ve Çubuk’a da kazı ekibi gönderecek misiniz?</li>
<li>Ermeni çetelerinin katlettiği vatan evlatlarının sere serpe yattığı yerlere de iş makineleri sevk edecek misiniz?</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Peki, iş buraya geldiğine göre, bu kahramanların haklarını da arayacak mısınız?</p>
<p style="text-align: justify;">Yarın Mahşer Gününde, şehitlerimizin failleriyle girdiğiniz sarmaş dolaş halinizi nasıl anlatacaksınız?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son kazılarla ortaya çıkan manzaranın,  ülkemizin zaaf içinde bulunan huzurunu daha fazla bozmamasını temin  etmek hükümetin en öncelikli görevleri arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatalardan dersler çıkarılması, hukuk dışı faaliyetlerden sakınılması bizim en büyük dileğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak kazılarda bulunan her şeyin suçunu devlete  yıkmak ve siyasi çekişmelere alet etmek; hem rahmete kavuşanların  ruhlarına eziyettir hem de aramıza sokulan nifaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla herkes konu üstünde konuşurken  dikkatli olmalı ve ağızlarından çıkacak sözlerin nerelere ulaşacağını  iyi hesap etmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son vermeden önce, tarım kesimiyle ilgili bazı tespit ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizin şahit olduğu üzere, ülkemiz son günlerde yoğun kar yağışına sahne olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle 2012 yılıyla ilgili kuraklık  beklentileri de ortadan kalkmış ve mevsimsel gelişmeler çiftçilerimizin  yüzünü güldürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kar yağışı, ekili ve dikili arazilere hayat vermiş, umutları tazelemiş ve kötümser bakışları yenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim, çiftçilerimizin ektiklerinden daha fazlasını almaları ve hiç olmazsa bu hasat döneminde mutlu olmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarımın hem ülkemiz ekonomisinin gelişmesinde,  hem de kaliteli, güvenli ve sürdürülebilir gıdaya ulaşılmasında çok  önemli bir yeri vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmalat sanayimiz, enerji, ulaştırma ve hizmetler sektörümüz açısından tarım tartışma götürmez pazar niteliğine sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarımsal girdiler sanayide hala ihmal edilemeyecek boyutta kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İç ticaretimizde ise tarımsal ürünlerin payı dikkate değer bir seviyededir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca tarımın toplam ihracat içindeki payı 2001 yılında yüzde 15,2 iken,2011 yılında bu oran yüzde 13,3’e gerilemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu veri bile başlı başına, tarımsal üretimdeki sorunları, basiretleri kapanmamış olanlara berrak bir biçimde gösterebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, geçtiğimiz yıl tarım sektörü  ihracat artışında, hayvansal ürünler, yüzde 47,73’lük yükselişle ilk  sırada yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak dile getirdiğim bu hususlar meselenin yalnızca dış yüzeyini göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Asıl ve esas olarak, tarımsal alanda var olan problemler gün geçtikçe artmakta ve yaygınlaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son nüfus sayımına göre, toplam nüfusun yüzde 23,2’si belde ve köylerde yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayıları 17 milyonu aşan bu kardeşlerimizin sorunları fazlalaşmış ve içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki, il ya da ilçe merkezlerinde oturup da, çiftçilik yapan kardeşlerimiz az değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçilerimiz çileli ve zor şartlar altında yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın büyüyen milli gelirinden, çiftçilerin payına düşen nedense çok düşük miktarlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üreten, diken, büyüten, sulayan, yetiştiren, ulaştıran çiftçilerimiz emeklerinin, alın terlerinin karşılığını alamamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hala gübre pahalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlaç, tohumluk ateş pahasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçimiz neredeyse mazot parasına, girdi maliyetlerini karşılamak adına çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Pulluk, mibzer gibi tarım makinelerinin fiyatı gittikçe artmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Traktör almak için ise, çiftçimiz, neyi var neyi yoksa ipotek ettirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kışın köylerimiz bitkin, bezgin ve karanlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İhtiyaçları karşılamak amacıyla pazarlara aydan aya bile zor gidilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kahvehaneler dolup taşmakta, dertler birikip yığılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çaylar bile veresiye içilmekte, sevgiler ve kavuşmalar köylerimizde hep ertelenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçi kardeşim yazın hasattan elde edeceği gelirle veya geciktikçe geciken pancar parasının umuduyla hayaller kurmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Davos’ta anlatılan Türkiye tablosundan ve görüntüsünden ortada eser yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Kıskananlar çatlasın, dünya bizi örnek alsın, dün Avrupa’nın hasta adamıydık, bugün ders veriyoruz” </strong>gibi sözlerin ne karşılığı ne de inandırıcılığı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu ibretlik çelişkiye bakınız ki, birkaç yıl  önce Davos’u terk edenler,   bugün sanal tablolar eşliğinde ekonomi  dersleri verir duruma gelmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Avrupa’ya, AKP tarafından örnek gösterilen  ekonomik mucize ve zenginleşme masalı ne hikmetse çiftçimize, köylümüze  yansımamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında zenginleşen Türkiye olmayıp;  ekonomiye  bir katkıda bulunmaya, emek sarfetmeyen ve devletin sağladığı imkânlara  bel bağlayan AKP zihniyetinin ihtiraslı vurguncularından başkası  değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek ifade etmeliyim ki, ekonomik güvensizlik ve çaresizlik köylerin ruhuna nüfuz etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca hayvancılık eski tadını vermemekte, ithal et, üreticilerimizin neşesini kaçırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti tarafından ne kadar görmezden  gelinse de, çiftçisi memnun ve rahat olmayan bir ülkenin gelişmişlik  skalasında sıçrama göstermesi ve başarı hikâyelerine konu olması söz  konusu bile olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçimiz ürününün para etmesini istemektedir, ki bu son derece meşru ve yerine getirilmesi gereken bir mecburiyettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçimiz sırtındaki yüklerinin alınmasını,  girdi maliyetlerinin azaltılmasını dilemektedir. Başka türlüsünü de  düşünmek mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca söylememiz gerekirse, çiftçimiz insanca  bir yaşam istemektedir. Hak ettiğini almak, çalışmasının karşılığına  ulaşmak düşüncesindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti ise, bu talepleri yerine getirmekle  yükümlü olup, bundan sonra çiftçimizin müsamahasının olmayacağını  bugünden idrak etmesi lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yi getiren çiftçimiz, götürmesini de çok iyi bilecek ve bu gidişle bunu da kesinlikle yapacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görülen gerçek budur ve tüm gelişmeler buna işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, konuşmama son  verirken, hepinizi bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyor;  sağlık, başarı ve mutlulukla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sağ olun, var olun.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: left;"><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-31-ocak-2012.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><strong><br />
</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-31-ocak-2012.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-31-ocak-2012.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/c4d006a311474261ebccebba55819bbb83578de53582a111f7d406c48137977c15517b6f1052aaef9f732f74ba61bd61c1f5cc7c7e7742d7a1b36180a4978109/31_01_2012_Tarihli_TBMM_Grup_Toplantisi_Konusmasi/video.flv" length="118935208" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal&#8217;ın Serik Ülkü Ocakları Konser Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-serik-ulku-ocaklari-konser-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-serik-ulku-ocaklari-konser-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 15:47:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[Serik Ülkü Ocaklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3247</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-serik-ulku-ocaklari-konser-konusmasi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-serik-ulku-ocaklari-konser-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysalin-serik-ulku-ocaklari-konser-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;son siyasi gelişmeler&#8221; hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-siyasi-gelismeler-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-siyasi-gelismeler-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 18:20:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3254</guid>
		<description><![CDATA[Yoğunluğu, yakıcılığı ve yaygınlığı kontrolsüz bir şekilde genişleyen gündemdeki sorun alanları son zamanların en sıkıntılı ortamına davetiye çıkarmıştır. Türkiye hem içten hem de dıştan, etkinlik düzeyi ileri aşamaya ulaşmış bir husumet kuşatması tarafından çevrelenmiş ve baskı altına alınmıştır. Nitekim Fransa’nın, sözde Ermeni soykırım iddialarını kabul etmeyenlere ceza verilmesini öngören ve nihayetinde bu ülkenin Senatosu tarafından kabul edilen kararı bunlardan birisi olmuştur. Düşünceye, ifade ve fikir özgürlüğüne pranga vuran bu otoriter ve tahammülsüz zihniyet, Batı’nın çifte standarttan beslenen ve keyfiliği atlama tahtası olarak kullanan kurnazlığına açık bir delildir. İnsan olmaktan kaynaklanan söz söyleme ve ileri sürme hakkının bu ülke tarafından gasp edilmesi ve yaptırıma bağlanması yüzsüzlükten de öte, jakoben zorbalığın yeni bir oyunu olarak görülmelidir. AKP’nin küresel dostları; üstelik utanmadan, sıkılmadan ve gocunmadan her fırsatta sığındığı kanlı mizanın hazırlayıcıları, tarihimizi kötüleyerek intikamlarını güncellemenin ve tazelemenin arayışı içindedirler. Türk milletini katliamcı, soykırımcı, katil gösterme ahlaksızlığının malum tarafları, uzun bir süreden beridir kendilerine sunulan uygun iklimde geçmişimize çamur atmakla meşguldürler. Ancak sözde Ermeni soykırım yalanının, bu doğrultuda haddi ve sınırları aşarcasına vurulan yaftaların Türk milleti nezdinde hiçbir itibarı ve kalıcılığı olmayacaktır. Buna karşılık hükümetin Fransa’nın çirkinliğine, nobranlığına ve tarihimizi yargılama küstahlığına karşı hala sabırla yaklaşması ve Senato içinden konuyu yargıya götürecek milletvekili sayısıyla ilgili çetele hesabı yapması içine düştüğü zavallılığı ve çaresizliği ibretlik şekilde göstermiştir. Başbakan Erdoğan’ın, Türk milletine hakaret eden ve suçlu göstermek için parlamentosunu harekete geçiren yönetim anlayışına karşı; zımnen alttan alan, gerilimi tırmandırmadan çıkış yolu gözleyen teslimiyetçi ve aciz görüntüsü milli vicdanları hüsrana uğratmıştır. Şayet AKP’nin gizli ajandasında, sözde soykırımı tanıma veya bunun için özür dileme gibi bir düşüklüğün varlığı söz konusuysa, bilinsin ki, bunu aziz milletimiz asla affetmeyecektir. Uydurma diklenmelerin, temelsiz çıkışların ve mizansen gürlemelerin sahibi olan Başbakan’ın, konu ciddiye binince birden bire çark etmesi bildik ve tanıdık sapmaları haline gelmiştir. Ayrıca sıfır sorundan sıfır komşuya doğru giden bu zihniyetin, küresel angajmanlar ve planlar dahilinde ihtilafa düşmediği, kavga ve hizip içine girmediği ülke neredeyse kalmamıştır. Bölgesel tansiyon artışının durmak bilmeyen bir kanamaya yol açacağını göremeyen AKP hükümeti, bilhassa Irak ve Suriye’yle sürtüşmelerinin, sütre gerisinde İran’a karşı BOP’un safında durmasının maliyetini hesap edemeyecek kadar şaşırmış ve bilinç kaymasına uğramıştır. Bununla birlikte Irak’ta mezhep düşmanlığı ve karşıtlığı bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü tehdit edecek noktaya ulaşmıştır. Fiili olarak duygularda ve kafalarda bölünme yaşayan bu ülkenin, yaşadığı ağır travma Türkiye’ye de yansıyabilecek ve istikrarsızlık rüzgarı bize kadar ulaşabilecektir. Başbakan Erdoğan’ın Irak’ın kuzeyini gözeterek, merkezi yönetimle çatışması ve Iraklı taraflar arasında denge unsuru olmaktan ziyade, taraf tutması her anlamda tehlikeli ve vahim gelişmelere meydan verecektir. Hürmüz Boğazı’nın ateş topuna dönüşmesinin an meselesi olduğu bir zaman diliminde, AKP’nin Türkiye’yi meçhule doğru sürüklediği ve bir çıkmaza sokmak için inatla küresel güçlerin yanında hizalandığı her haliyle ortadadır. Irak’ın kuzeyinin devletleşmesine göz yuman yada sessiz duran bir şuursuzluğun, bunun ülkemize misliyle olumsuz sonuçlarının sıçrayacağını bilmesi, değilse bile öngörmesi gerekmektedir. Bu ülkenin yanısıra, Ortadoğu’nun fay hattını oluşturan dört ülkeden birisi olan Suriye’yle gerilim ve anlaşmazlıkla yüklü ilişki ağı da zirvededir. Suriye kilidini henüz açamayan BOP’un, AKP eliyle olmadık oyunlar ve senaryolar sahnelediği herkesin bildiği gerçekler arasındadır. AKP hükümetinin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/devletbahcelitbmm.jpg" alt="" width="350" height="226" />Yoğunluğu, yakıcılığı ve yaygınlığı kontrolsüz  bir şekilde genişleyen gündemdeki sorun alanları son zamanların en  sıkıntılı ortamına davetiye çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye hem içten hem de dıştan, etkinlik düzeyi  ileri aşamaya ulaşmış bir husumet kuşatması tarafından çevrelenmiş ve  baskı altına alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Fransa’nın, sözde Ermeni soykırım  iddialarını kabul etmeyenlere ceza verilmesini öngören ve nihayetinde bu  ülkenin Senatosu tarafından kabul edilen kararı bunlardan birisi  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünceye, ifade ve fikir özgürlüğüne pranga  vuran bu otoriter ve tahammülsüz zihniyet, Batı’nın çifte standarttan  beslenen ve keyfiliği atlama tahtası olarak kullanan kurnazlığına açık  bir delildir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan olmaktan kaynaklanan söz söyleme ve ileri  sürme hakkının bu ülke tarafından gasp edilmesi ve yaptırıma bağlanması  yüzsüzlükten de öte, jakoben zorbalığın yeni bir oyunu olarak  görülmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin küresel dostları; üstelik utanmadan,  sıkılmadan ve gocunmadan her fırsatta sığındığı kanlı mizanın  hazırlayıcıları, tarihimizi kötüleyerek intikamlarını güncellemenin ve  tazelemenin arayışı içindedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini katliamcı, soykırımcı, katil  gösterme ahlaksızlığının malum tarafları, uzun bir süreden beridir  kendilerine sunulan uygun iklimde geçmişimize çamur atmakla  meşguldürler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak sözde Ermeni soykırım yalanının, bu  doğrultuda haddi ve sınırları aşarcasına vurulan yaftaların Türk milleti  nezdinde hiçbir itibarı ve kalıcılığı olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna karşılık hükümetin Fransa’nın çirkinliğine,  nobranlığına ve tarihimizi yargılama küstahlığına karşı hala sabırla  yaklaşması ve Senato içinden konuyu yargıya götürecek milletvekili  sayısıyla ilgili çetele hesabı yapması içine düştüğü zavallılığı ve  çaresizliği ibretlik şekilde göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, Türk milletine hakaret eden  ve suçlu göstermek için parlamentosunu harekete geçiren yönetim  anlayışına karşı; zımnen alttan alan, gerilimi tırmandırmadan çıkış yolu  gözleyen teslimiyetçi ve aciz görüntüsü milli vicdanları hüsrana  uğratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet AKP’nin gizli ajandasında, sözde soykırımı  tanıma veya bunun için özür dileme gibi bir düşüklüğün varlığı söz  konusuysa, bilinsin ki, bunu aziz milletimiz asla affetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uydurma diklenmelerin, temelsiz çıkışların ve  mizansen gürlemelerin sahibi olan Başbakan’ın, konu ciddiye binince  birden bire çark etmesi bildik ve tanıdık sapmaları haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca sıfır sorundan sıfır komşuya doğru giden  bu zihniyetin, küresel angajmanlar ve planlar dahilinde ihtilafa  düşmediği, kavga ve hizip içine girmediği ülke neredeyse kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgesel tansiyon artışının durmak bilmeyen bir  kanamaya yol açacağını göremeyen AKP hükümeti, bilhassa Irak ve  Suriye’yle sürtüşmelerinin, sütre gerisinde İran’a karşı BOP’un safında  durmasının maliyetini hesap edemeyecek kadar şaşırmış ve bilinç  kaymasına uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Irak’ta mezhep düşmanlığı ve karşıtlığı bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü tehdit edecek noktaya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fiili olarak duygularda ve kafalarda bölünme  yaşayan bu ülkenin, yaşadığı ağır travma Türkiye’ye de yansıyabilecek ve  istikrarsızlık rüzgarı bize kadar ulaşabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın Irak’ın kuzeyini gözeterek,  merkezi yönetimle çatışması ve Iraklı taraflar arasında denge unsuru  olmaktan ziyade, taraf tutması her anlamda tehlikeli ve vahim  gelişmelere meydan verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hürmüz Boğazı’nın ateş topuna dönüşmesinin an  meselesi olduğu bir zaman diliminde, AKP’nin Türkiye’yi meçhule doğru  sürüklediği ve bir çıkmaza sokmak için inatla küresel güçlerin yanında  hizalandığı her haliyle ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak’ın kuzeyinin devletleşmesine göz yuman yada  sessiz duran bir şuursuzluğun, bunun ülkemize misliyle olumsuz  sonuçlarının sıçrayacağını bilmesi, değilse bile öngörmesi  gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülkenin yanısıra, Ortadoğu’nun fay hattını  oluşturan dört ülkeden birisi olan Suriye’yle gerilim ve anlaşmazlıkla  yüklü ilişki ağı da zirvededir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye kilidini henüz açamayan BOP’un, AKP  eliyle olmadık oyunlar ve senaryolar sahnelediği herkesin bildiği  gerçekler arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin özgürleşme ve demokratikleşme  olarak övdüğü Arap Baharı dalgası, görüldüğü kadarıyla otoriter  hevesleri beslemiş, değişim dinamiklerinin doğal mecrasını tıkamış ve  daraltmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır ve Libya örnekleri bunun için iyi bir misal teşkil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dışarıda özet olarak bunlar olurken, ülkemizde  taşlar yerinden oynamakta, AKP’nin yaydığı fitnenin ve ektiği ayrılık  tohumlarının boy atmaya başladığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda birbirine eklemlenerek güçlenen ve  sürdürülebilir bir içerik kazanan vahamet halkaları, aziz milletimizin  önünü kesmekte, geçiş ve ilerleyiş güzergâhını tuzaklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin ihmal, inat ve iflasıyla ülkemiz ve milletimiz karanlık bir tünelin kapısına dayanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye her bakımdan tartışmaların ortasına  itilmiş, içi boşalmadık, aşındırılmadık, sabote edilmedik ve  saldırılmadık bir değer bırakılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın “ustalık dönemi”, içeride  ihanetin cüret ve cüsse kazanmasına yol açmış, dışarıda ise emperyalist  nitelikli iftira ve ithamın milletimizi hedef tahtası haline getirmesine  mihmandarlık yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yle birlikte, bir yanda tarihle kurulan  derin bağlar zedelenerek köksüzleşmenin çukuru kazılmış, diğer yanda  milli ve manevi hasletlerle sağlamlaştırılan milli kimliğin ölüm fermanı  yazılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millete mal olmuş ne varsa, bu çerçevede  yerleşmiş ve benimsenmiş hangi varlık ve kıymet hükümleri bulunuyorsa  kıskaca alınmış ve alaşağı edilmek istenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İleri demokrasi palavraları, vesayetten kurtulma  aldatmaları, özgürlükleri artırma safsataları AKP’nin kirli yüzünü ve  bozuk sicilini artık gizleyememiş, masumiyet ve mağduriyet zırhı meşum  emellerini örtememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü taleplerin zıvanadan çıkmasına eşlik eden  İmralı canisiyle tekrar görüşüldüğü iddiası ve PKK tezlerinin müzakere  edildiğine dair kamuoyuna yansıyan bilgiler Türkiye’nin büyük bir  darboğazın içine çekildiğini göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">KCK operasyonları sayesinde bölücülükle mücadele  edildiği izlenimi veren, fakat el altından PKK’yla görüşmek için  düğmeye basan hükümetin, şehitlerimizin ve gazilerimizin tüm vebalini  üstüne aldığı ve milletimizin bedduasıyla sarsılacağı iyi bilinmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha tehlikelisi ise, PKK’nın devlet projesi  olduğu tezinin malum mihraklar ve sözcüleri tarafından dillendirilmesi  ve servis edilmesi meselesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisinin avukatlarıyla ve yakınlarıyla  görüşmemesinin, bu minvalde sürdürülen propagandanın ara bir aşaması  olarak tayin edildiği izlenimi gittikçe güçlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmelerin vatanımızın bir yöresindeki  kazılarla birlikte aynı paralelde yürümesi de elbette düşündürücü ve son  derece uyarıcı niteliktedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki bölücü örgütün devletle irtibatlandırma çabasının yenilir, yutulur ve kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti izaha muhtaç olan bu iddianın,  ayrıntılarını açıklamaya ve aziz milletimizi bilgilendirmeye hem mecbur  hem de mahkûmdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi takdirde bu şaibe ve töhmetin altından hiç  kimse kalkamayacak, Türkiye Cumhuriyeti’nin son 28 yılında kim görev  yapmışsa terör suçuna dolaylı ya da doğrudan yardım ve yataklık yapmakla  anılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim ayaklanmasını gündeme taşıyan  sorumsuzlukla büyüyen gedik; Menemen tartışmasıyla açılmış, Uludere  meselesiyle derinleşmiş, Yüksekova davasıyla boyut değiştirmiş, “Hepimiz  Ermeniyiz” hezeyanlarıyla çıtasını yükseltmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümet, gündemi işgal eden her konuyu fırsat bilerek, sinsi ve gizli planlarını bugüne kadar anında devreye sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda olmak üzere;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Başbakan’ın rahatsızlığı; timsah  gözyaşlarını döken içten pazarlıkçı hükümet üyesine, herkesin kimliğini  tanıma çıkışını yapma konusunda uygun zemin teşkil etmiş,</li>
<li>Sürekli gündemde bulunan ve her  meselenin doğrudan tarafı haline gelen bir gurubun, yine bu dönemde şike  konusu etrafında AKP’ye meydan okuması işitilmiş,</li>
<li>Uludere tartışmaları sürerken 19 Mayıs  törenleriyle ilgili çarpık ve art niyetli girişimlerin açığa çıkmasına  şahitlik edilmiştir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra Anıtkabir’in botanik parkına  çevrilmesi, İstiklal Marşı’nın susturulması, bölücülüğün tetikçisi  olanlar tarafından önerilen okullardan “Andımızın” kaldırılması da  etaplar halinde uygulamaya geçilebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin Türkiye’yi ayakta tutan ve aziz milletimizin içselleştirdiği ne varsa cepheden vurmaya kararlı olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">BOP’a verilen desteğin, küresel hesaplara gözü  kapalı taşeronluğun ödülü olarak, eğer gücü yeterse, AKP’nin rejim ve  sistem değişikliği için teşvik edileceği ve Türk vatanını parçalayacağı  şimdiden belirgin olmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidar zihniyeti, Türk milletinin yaşama  alanını daraltarak, kazanımlarını eriterek ve bin yıllık kardeşlik  hukukuna göz dikerek yeni bir Bizans taktiğinin içine girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, büyük Türk milletinin kudreti,  dikkatlerden kaçan asaleti ve en imkânsız zamanlarda mucize yaratan azmi  olduğu sürece AKP’nin mayalandırdığı ayrışma ve dağılma fesadı  kesinlikle tutmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, yapılan tüm hesapların farkında ve bilincindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden üzerinde oynanan oyunların, pişirilen yeni komploların da takipçisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Allah’ın izniyle hepsiyle başa çıkabilecek inanca, heyecana ve dayanıklılığa haizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımız, milletimiz, devletimiz ve insanımız  üzerinde tezgâh tertip edenler, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ne  yapabileceğini ve kutsalları uğruna neleri göze alabileceğini daha idrak  edememişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin kardeşliğini çözmeyi, küresel  projelerle ayağına çelme takmayı ve hıyanetleriyle Anadolu coğrafyasına  ilmek atmayı aklından geçirenler amaçlarına asla ulaşamayacaklar ve  dünya gözüyle sevinemeyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun teminatı ise aziz milletimizin desteğini  almış ve itimadını kazanmış Milliyetçi Hareket Partisi’nden başkası  değildir ve olmayacaktır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-son-siyasi-gelismeler-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-siyasi-gelismeler-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı Konuşması. 24 Ocak 2012</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-24-ocak-2012.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-24-ocak-2012.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 18:19:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3251</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekilleri, Değerli Misafirler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Geçtiğimiz hafta acı bir kaybımızdan dolayı parti Meclis grup toplantımızı gerçekleştirememiştik. Bir haftalık aradan sonra bugün yeniden bir araya gelmiş bulunuyoruz. Konuşmamın başında hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş 13 Ocak günü ebediyete intikal etmiştir. Tam bir hafta önce, partimiz başkanlık divanı üyeleri ve Meclis grubumuzu temsil eden değerli arkadaşlarımla birlikte yavru vatan Kıbrıs’a giderek, merhum Denktaş’a karşı son görevimizi yerine getirdik ve kendisini Hakk’a uğurladık. Böylelikle Kıbrıs Türklüğü’nün iftihar burcu dualarla, Fatihalarla varlığını adadığı vatan topraklarına emanet edilmiştir. KKTC’nin bağımsızlığı, tanınması ve onurlu bir şekilde yaşaması uğruna türlü zorluklara göğüs geren bu büyük devlet ve siyaset adamının maneviyatı şimdi Doğu Akdeniz’den bir hilal gibi parlamaktadır. Merhum Denktaş tıpkı bir Bozkurt gibi Kıbrıs Türklüğüne rehber olmuş, baskılara ve tek taraflı dayatmalara yiğitçe direnmiş ve hiç şüphesiz efsaneleşerek Hakk’a yürümüştür. Kendisi mücadeleci ve mukavemetçi özelliğiyle Kıbrıs Türklüğü’nün yolunu aydınlatmış, ideal ve ilke insanı olarak bağımsızlığın manifestosunu hazırlamıştır. Sayın Denktaş başta sömürge döneminde olmak üzere, ırkçı ve yayılmacı Rum zihniyeti tarafından dışlanan, itilip kakılan, azınlık statüsüne sokulmaya çalışılan Kıbrıs Türk’ünü ayağa kaldırmış ve üzerine bastıkları toprak parçasını vatan yaparak devletle buluşturmuştur. Yüreğindeki inançla ve taşıdığı milli iradeyle Kıbrıs Türklüğünün hak ve hukukunu ne pahasına olursa olsun savunmuştur. Rum mezaliminin ideolojik üreme alanı olan ENOSİS emelleri bu sayede püskürtülmüş, katliamcı EOKA terörü Türklüğün kudretli bağrına çarpıp dağılmıştır. Merhum Denktaş’ın, arkasına Türk milletinin himmetini, desteğini ve duasını alarak Kıbrıs’ta biçilen kefeni yırtması elbette yapılan tüm hesapların boşa çıkmasına yol açmıştır. Kıbrıs Türklüğü’nün güvencelere ulaşması, egemenlik haklarına kavuşması şehitlerin, gazilerin ve bağımsızlığa karşı vazgeçilmez tutkunun eseri ve neticesi olmuştur. Sayın Denktaş’ın kararlılığı, ısrarı ve gayreti, adada yalnızca Rumların yaşamadığını, ecdat yadigârı aziz millet fertlerinin de yüzyıllardır bulunduğunu açıklıkla göstermiştir. Kıbrıs’ı kendi amaçları doğrultusunda tanzim etmeye, bütününe ayar ve şekil vermeye yeltenenler, hiç şüpheniz olmasın ki, Türklüğün ihtişamı karşısında planlarını bir kez daha gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. Bize göre Sayın Denktaş’ın bariz üç başarısı vardır ve hiçbir zaman da hatırımızdan çıkmayacaktır. Bunlardan birincisi, Kıbrıs meselesini uluslararası gündeme taşıması ve duyarlılık oluşturmasıdır. İkincisi, Kıbrıs Türklüğünün vazgeçilemez, yeri doldurulamaz hayat, varlık ve egemenlik haklarının bulunduğunu göstermesidir. Üçüncüsü ise, milli şuur gözetiminde kimlik inşa ederek devletleşmeyi sağlamasıdır. Bu nedenlerle merhum Rauf Denktaş; √ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti demektir. √ Vatan, bayrak ve tarih demektir. √ Kıbrıs Türklüğünün inanç meşalesi, saat gibi çalışan belleği, geri adım atmayan cesareti, teslimiyete boyun eğmeyen azmi demektir. √ KKTC’nin sembolü, birleştirici unsuru ve gönüllere sirayet etmiş lider kişiliğidir. √ Temsil ettiği toplumun sevgi ve güvenini kazanmış bir şahsiyettir. √ Yorulmayan, durmayan, pes etmeyen ve beklemeyen bir değerdir. İşte Türk milleti sinesinden böylesi bir kahramanı ve eşsiz devlet adamını çıkarmış ve arkasında da hiçbir şart altında yılmayan erdemli simasına gururla şahitlik etmiştir. Bunlardan dolayı aziz milletimiz kendisinden razıdır, dileğim odur ki Cenab-ı Allah’ta kendisinden razı olsun. Geride bıraktığı kutlu emanet olan KKTC her daim var olacak; emperyalizmin tarihsel kinleri ve sonu olmayan beyhude çırpınışları inşallah Kıbrıs Türklüğünün aşılmaz kalesinden içeri giremeyecektir. İnanıyorum ki, Sayın Denktaş aramızdan ayrılarak Hakk’a...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbtbmmkursu.jpg" alt="" width="375" height="225" />Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta acı bir kaybımızdan dolayı parti Meclis grup toplantımızı gerçekleştirememiştik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir haftalık aradan sonra bugün yeniden bir araya gelmiş bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın başında hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş 13 Ocak günü  ebediyete intikal etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tam bir hafta önce, partimiz başkanlık divanı  üyeleri ve Meclis grubumuzu temsil eden değerli arkadaşlarımla birlikte  yavru vatan Kıbrıs’a giderek, merhum Denktaş’a karşı son görevimizi  yerine getirdik ve kendisini Hakk’a uğurladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylelikle Kıbrıs Türklüğü’nün iftihar burcu dualarla, Fatihalarla varlığını adadığı vatan topraklarına emanet edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">KKTC’nin bağımsızlığı, tanınması ve onurlu bir  şekilde yaşaması uğruna türlü zorluklara göğüs geren bu büyük devlet ve  siyaset adamının maneviyatı şimdi Doğu Akdeniz’den bir hilal gibi  parlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Denktaş tıpkı bir Bozkurt gibi Kıbrıs  Türklüğüne rehber olmuş, baskılara ve tek taraflı dayatmalara yiğitçe  direnmiş ve hiç şüphesiz efsaneleşerek Hakk’a yürümüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisi mücadeleci ve mukavemetçi özelliğiyle  Kıbrıs Türklüğü’nün yolunu aydınlatmış, ideal ve ilke insanı olarak  bağımsızlığın manifestosunu hazırlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Denktaş başta sömürge döneminde olmak  üzere, ırkçı ve yayılmacı Rum zihniyeti tarafından dışlanan, itilip  kakılan, azınlık statüsüne sokulmaya çalışılan Kıbrıs Türk’ünü ayağa  kaldırmış ve üzerine bastıkları toprak parçasını vatan yaparak devletle  buluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüreğindeki inançla ve taşıdığı milli iradeyle Kıbrıs Türklüğünün hak ve hukukunu ne pahasına olursa olsun savunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Rum mezaliminin ideolojik üreme alanı olan  ENOSİS emelleri bu sayede püskürtülmüş, katliamcı EOKA terörü Türklüğün  kudretli bağrına çarpıp dağılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Denktaş’ın, arkasına Türk milletinin  himmetini, desteğini ve duasını alarak Kıbrıs’ta biçilen kefeni yırtması  elbette yapılan tüm hesapların boşa çıkmasına yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Türklüğü’nün güvencelere ulaşması,  egemenlik haklarına kavuşması şehitlerin, gazilerin ve bağımsızlığa  karşı vazgeçilmez tutkunun eseri ve neticesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Denktaş’ın kararlılığı, ısrarı ve gayreti,  adada yalnızca Rumların yaşamadığını, ecdat yadigârı aziz millet  fertlerinin de yüzyıllardır bulunduğunu açıklıkla göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs’ı kendi amaçları doğrultusunda tanzim  etmeye, bütününe ayar ve şekil vermeye yeltenenler, hiç şüpheniz olmasın  ki, Türklüğün ihtişamı karşısında planlarını bir kez daha gözden  geçirmek zorunda kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize göre Sayın Denktaş’ın bariz üç başarısı vardır ve hiçbir zaman da hatırımızdan çıkmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan birincisi, Kıbrıs meselesini uluslararası gündeme taşıması ve duyarlılık oluşturmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkincisi, Kıbrıs Türklüğünün vazgeçilemez, yeri doldurulamaz hayat, varlık ve egemenlik haklarının bulunduğunu göstermesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncüsü ise, milli şuur gözetiminde kimlik inşa ederek devletleşmeyi sağlamasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenlerle merhum Rauf Denktaş;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√</strong> Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti demektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Vatan, bayrak ve tarih demektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Kıbrıs Türklüğünün  inanç meşalesi, saat gibi çalışan belleği, geri adım atmayan cesareti,  teslimiyete boyun eğmeyen azmi demektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>KKTC’nin sembolü, birleştirici unsuru ve gönüllere sirayet etmiş lider kişiliğidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Temsil ettiği toplumun sevgi ve güvenini kazanmış bir şahsiyettir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Yorulmayan, durmayan, pes etmeyen ve beklemeyen bir değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Türk milleti sinesinden böylesi bir  kahramanı ve eşsiz devlet adamını çıkarmış ve arkasında da hiçbir şart  altında yılmayan erdemli simasına gururla şahitlik etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan dolayı aziz milletimiz kendisinden razıdır, dileğim odur ki Cenab-ı Allah’ta kendisinden razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Geride bıraktığı kutlu emanet olan KKTC her daim  var olacak; emperyalizmin tarihsel kinleri ve sonu olmayan beyhude  çırpınışları inşallah Kıbrıs Türklüğünün aşılmaz kalesinden içeri  giremeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, Sayın Denktaş aramızdan ayrılarak  Hakk’a ulaşsa da; eseri, öğütleri, tavsiyeleri ve fikirleri Kıbrıs  Türklüğünün ilham denizi olacak ve ufuk çizgisi sadakatle takip  edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben bu vesileyle, KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı  merhum Rauf Denktaş’a bir kez daha Yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyor,  aziz hatırasını şükranla anıyor; ailesine, Kıbrıs Türklerine ve büyük  Türk milletine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabri nur dolsun, mekânı cennet, ruhu şad olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Denktaş’ı tekrar andığımız bugünkü  toplantımızda, milli davamız olan Kıbrıs konusuyla ilgili bazı  görüşlerimizi açıklamak zannediyorum hem doğal, hem de gerekli  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdiden 2012 yılının dış politika ekseninde çok hareketli ve yoğun geçeceği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’de kronikleşen sorunlar, Irak’taki mezhep  gerilimi ve yansımaları, İran’ı merkezine alan bunalım döngüsü, sözde  soykırım iddiaları üzerinden estirilen iftira rüzgârı ve Kıbrıs  bağlamında yaşanacak gelişmeler içinde bulunduğumuz yıla damga vuracak  niteliktedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin başı sonu belli olmayan, duruma ve  şartlara göre değişkenlik arz eden omurgasız dış politikasıyla muhatap  kaldığımız uluslararası sorunlara nasıl bir cevap üreteceğiyle ilgili  belirsizlik gün geçtikçe katlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin sıfır sorun politikası iflas etmiş, komşu ülkelerle neredeyse düşmanlık sınırına ve noktasına gelinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugüne kadar dış politika alanında tayin edilen  hedefler birer birer çiğnenmiş, verilen sözler unutulmuş, iddialı  çıkışlar siyasetin mahzeninde küflenmeye terk edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlanacağı üzere Başbakan Erdoğan; Kıbrıs’ta  barış istemiş, ancak bu Rumların hanesine avantaj olarak yazılmış ve Rum  yönetiminin iştahını kabartmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ermenistan’la ilişkilerde normalleşme arzulamış, sözde Ermeni soykırım iddialarıyla tarihimiz sanık sandalyesine oturtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Ortadoğu’da kalıcı barış ve istikrar  arayışında olduklarını beyan etmiş, ama küresel hesaplara taşeronluk  yapmaktan, bu coğrafyanın kana bulanmasına destek olmaktan geri  durmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli geri gidişler, yalpalamalar, çark  edişler, ilkesizlikler, tutarsızlıklar, tenakuzlar, şaşı bakışlar ve  başkent Ankara gerçeğinden uzaklaşan sorumsuzluklar AKP’nin uluslararası  ilişkilerde nerede durduğunu ve nasıl bir yol izlediğini bizlere gayet  iyi bir şekilde özetlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edeceğiniz üzere, dış politika alanında,  bugüne kadar çıkmaza sürüklenen, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin arkasına  aldığı küresel güçlerle ve adil olmayan planlarla Türk toplumunu  sindirmeyi amaçladığı Kıbrıs meselesi çok önemli bir yer tutmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir tereddüde kapılmadan söyleyebilirim ki,  Ada’da adil, kalıcı, kapsayıcı olmayan ve iki kesimliliği teminat altına  almayan hiçbir yöntem, yaklaşım ve yol Kıbrıs’ta biriken sorunları  eritemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları hesaba katmadan hemen çözüm bekleyenler,  şimdi çözüm diye zorlayanlar, bir an önce çözüm olsun diye tempo  tutanlar; aslında Kıbrıs Türklüğünü sığınmacı ve göçmen olarak görmek  isteyenlerle 1974’ün intikamını almayı akıllarından geçirenlerin  koalisyonundan başkası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Rum tarafıyla, ABD’de dün başlayan ve  bugün de devam eden müzakereler, Kıbrıs meselesinde gündemin ana  maddelerinden birisi haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan bu ikinci zirve, Birleşmiş Milletlerin davet ve yönlendirmesiyle gerçekleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Rum yönetiminin AB dönem başkanlığını  üstleneceği 1 Temmuz tarihine kadar konuyla ilgili aşama kaydedilmesi  öngörülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardır devam eden müzakere sürecinin, olumlu  bir kulvara girebilmesi için uluslararası alanda yoğun bir faaliyet  bulunduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla önümüzdeki kısa zaman  dilimine haddinden fazla anlam yüklenmekte ve bu şekilde Kıbrıs Türklüğü  baskı altında tutulmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Rumların bozguncu ve tek yanlı tutumları, iflah  olmaz şımarıklıkları ve ikna olmayan duruşları sayesinde; bu zamana  kadar görüşmelerden ve yapılan müzakerelerden henüz hayırlı bir netice  alınabilmiş değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toprak, mülkiyet ve vatandaşlık konularıyla  birlikte, garanti ve güvenlik başlıkları konusunda Rum tarafının  dayatmalarından kaynaklanan anlaşmazlıklar herkesin malumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’de yapılan müzakere öncesinde, Birleşmiş  Milletler Genel Sekreteri’nin taraflardan kapsamlı çözüm önerisi talep  etmesi ve yapılan müzakerenin son aşama olarak tanımlaması meselenin  bundan sonra daha farklı bir güzergâha gireceğine işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs’ın, uluslararası toplantılarla ve konferanslarla ele alınacağı yeni ve sorunlu bir dönem önümüzde durmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">KKTC’nin izolasyonlardan ve ambargolardan  kurtulması, adaletten ve hakkaniyetten uzak yaptırımlara maruz kalması  nedense uluslararası toplumun bugüne kadar hiç umurunda olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Rum şantajının AB’yle desteklenerek Kıbrıs  Türklüğünü zor bir alana hapsedeceği ortadayken, AKP’nin yönünü ve  dikkatini BOP’un hizmetkârlığına çevirmesi Kıbrıs müzakerelerinde Türk  tarafının elini zayıflatan başlıca faktörler arasında yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şurası tartışmasızdır ki, şayet çözüm diyerek  dayatılan tekliflerin içinde, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin  sulandırılması ya da yıpratılması yer alırsa, bunun bizim açımızdan  kabul edilmesi söz konusu bile olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs’ta tek gerçekçi uygulanabilir ve  yaşayabilir çözüm, iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir  ortaklık yapılanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde kurucu anlaşmalardan  kaynaklanan ikamesi olmayan ahdi hak ve yükümlülükleri olduğu asla  yabana atılmaması gereken bir husustur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Türklüğünün uzun yıllardır sabır ve  feragatle sürdürdüğü onurlu mücadeleyi incitecek veya sarsacak  değişiklik, öneri, plan ya da girişimlere sonuna kadar kapalı  olunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti bunları sağlamakla mükelleftir ve bu konuda millet ve tarih önünde büyük bir vebal altındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan Suriye’yi diline dolayacağına,  Irak’ta taraf tutup bu ülkeyle didişeceğine Kıbrıs davasına odaklanmalı  ve Kıbrıs Türklüğünün varoluş gayesine arka çıkmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, AKP iktidarının, sözde bir adım önde olmak adına kurguladığı <em>‘ver-kurtulcu’</em> anlayış, milli davamızın mevzilerinde büyük gedikler açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>‘Çözümsüzlük çözüm değildir’</em> diyerek  Rumlara ümit aşılayan ve ekmeğine yağ süren AKP hükümeti, KKTC’nin  elindeki kozları deşifre etmiş ve yavru vatanı uluslararası alanda zora  düşürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs’ta, kendi ifadesiyle söyleyecek olursak, attığı sözde cesur adımlar nihayetinde duvara toslamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten de AKP hükümeti Kıbrıs’ta hiçbir milli  vicdan tarafından düşünülemeyecek, akla ve hayale gelmeyecek çürümüş  hamleler yapmış, bunlar da yalnızca Rumların işine yaramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın <em>‘çöz ve yaşat’</em> sloganı Rum tezlerini tahkim etmiş, bu kapsamda Kıbrıs Türklüğü  çözümsüzlüğün, anlaşmazlığın ve ihtilafın tarafı olarak utanmadan  sunulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta fani yaşamını Kıbrıs Türklüğüne adayan  merhum Denktaş sığ ve realiteden kopuk yaklaşımlara sahip olmakla itham  edilmiş; üstelik <em>‘takoz, bay hayır, çözümsüzlüğün temsilcisi’</em> olarak isimlendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ara, Başbakan Erdoğan ve dönemin Dışişleri  Bakanı olan Abdullah Gül resmen kendisine bayrak açmışlar ve her ortamda  hücum etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlayacağınız üzere, 24 Nisan 2004 tarihinde,  Ada’nın iki kesiminde de referanduma sunulan Annan Planı’nın, Rum  tarafınca reddedilmesinden sonra esasen kimin çözüme direndiği, kimin  çözümsüzlükten beslendiği net olarak gözler önüne serilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gerçek vardır ki, Annan Planı, yeni  çatışmalara davetiye çıkaran, Kıbrıs’ı anavatandan koparmayı amaçlayan  bir zihnin ve niyetin ürünü olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Rum boyunduruğunun tescil edileceği, Kıbrıs’taki  Türk kimliğinin ve varlığının heba edilmesine ayarlı bir plan olarak da  milli hafızalardaki yerini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede bölünmüş Kıbrıs adasının bağımsız  bir devlet olarak birleştirilmesi fikri Annan Planı’na hayır diyen  Rumların etkisiyle suya düşmüş, fakat AB üyeliği bu süreci izleyen kısa  zaman içinde ödül olarak altın tepsi içinde inadına Kıbrıs’ın Güneyi’ne  hediye edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">KKTC’nin ‘<em>yetmez ama evet’</em>çileri olan <em>‘Yes Be Annem’</em> lobisi, AKP güdümüyle ve desteğiyle üzerine düşeni yapmış, ancak  Rumların hazımsızlığı ve Kıbrıs’ı bütünüyle hâkimiyetleri altına alma  hevesleri törpülenememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AB limanına bağlanarak iyice düğümlenen Kıbrıs  konusu, AKP’nin acziyeti, körlüğü ve çarpık bakışıyla küresel alana  basiretsiz bir şekilde çivilenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan geçtiğimiz yıl KKTC’de; adil,  kapsamlı ve kurucu iki devlet anlayışı kabul edilmediği sürece bir adım  atılması söz konusu değil ifadelerini kullanmış olsa da, fırsat bulduğu  takdirde milli davamız Kıbrıs’tan ödün vermekten geri durmayacağı  tecrübelerimizle sabittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıslı soydaşlarımıza besleme derken, yavru  vatanla bir ve beraber olduğumuzu hatırına getirmeyen Başbakan’ın,  Kıbrıs’ın meşru ve makul egemenlik haklarını AB icra memurlarına havale  etmek için zaman ve uygun ortam kollaması her an beklenmeli ve buna da  hazırlıklı olunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine de hâlihazırda Kıbrıs’ta yaşanan tüm  gelişmeler merhum Denktaş’ın haklılığını teyit etmiş ve hükümeti  istemeye istemeye buna onay vermeye itmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’de dâhil olmak üzere, geçmişte her fırsatta  Rum ağzıyla konuşanlar, Kıbrıs’a Rum gözüyle bakanlar, ENOSİS’in  misyonerliğine soyunanlar biraz insafları ve vicdanları kaldıysa merhum  Denktaş’ın hakkını teslim etmeleri artık boyunlarının borcudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anavatanla KKTC arasındaki milli ve manevi  kopmaz rabıtayı bozmak isteyen çevreler, Rum önerilerine pozitif anlam  yükleyerek tavize kılıf arayan yozlaşmanın zirvesindekiler eğer biraz  hayâları varsa pişmanlık emarelerini bir an önce göstermelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs’taki entrikaları görmezden gelen, milli  hassasiyetleri “Denktaşlaşmak” diyerek karalamaya cüret eden ve adadaki  Türk varlığından gocunan <em>“Hepimiz Ermeniyiz”</em> diyenlerin türevleri, kimin yanında durduklarını ve kimin çıkarını gözettiklerini de netleştirmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine mensubiyeti kabullenmeyen  pervasızların,  yürüdükleri istikamette merhum Denktaş’ın fotoğrafından  dahi rahatsızlık duymaları ve Lefkoşa’da yapılan manevi vecibeyi çok  görmeleri bilhassa Türkiye’de hangi odakların seslerinin çok çıktığına  iyi bir misal teşkil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Hepimiz Ermeniyiz” derken hırslarından gözleri  kızaran, nefretleri göğe ulaşan malum mihrakların, merhum Denktaş için  yavru vatanda tertip edilen ve çok şükür katılımı yüksek olan cenaze  töreninden ürkmeleri ve şikâyette bulunmaları düpedüz düşman sevindiren  sorunlu bir tutum olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zavallıların akıtılan gözyaşlara bile saygısı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gafillerin tutulan yasa bile hürmetleri yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arsızların duaya, dini vazifelere bile tahammülleri yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmasın ki Kıbrıs şehit kanıyla yıkanmış ve vatan yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Türk’ü, aziz milletimizin paha biçilmez bir mücevheridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve dün olduğu bugün ve yarın da Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aydınlıktan korktuğundan dolayı karanlığa yuva  yapmış yarasa mizaçlılar, asla bu inancımızı değiştiremeyecekler ve  KKTC’nin teslim bayrağını kesinlikle göremeyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs sahipsiz değildir, Kıbrıs çaresiz değildir ve Kıbrıs himayesiz değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti olduğu ve yaşadığı sürece Kıbrıs baki kalacak ve Akdeniz’deki milli vahamız olmaya devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve merhum Denktaş hayattayken; kara çalanlar,  zehir saçanlar, kin kusanlar, iftira atanlar, menfur hedeflerinin önünde  engel olarak görenler eninden sonunda başkent Ankara’yla Lefkoşa  arasındaki milli gerilim hattında çarpılmaktan kaçamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz çoktandır tehlikeli bir kutuplaşmanın,  akıl ve idrak tutulmasından kaynaklanan imaj ve itibar kaybının  ağrılarını yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıkça belirtmek isterim ki, Türkiye geri dönüşü mümkün olmayacak ayrışma ve dağılma kavşağına doğru hızla yol almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bir vehim, hayal ya da kötümserlik değil, üstü örtülemeyecek endişe verici bir tehlikedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz millet fertleri arasındaki bağlar aşındırılmak, bağlantılar kırılmak ve manevi köprüler yıkılmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin yönetimi altında aziz milletimiz,  yaygaracı bir umutsuzluk dalgasının altında kalmış, muğlâk ve buhranlı  bir istikrarsızlık kıskacının arasına sıkışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef Başbakan’ın ustalık dönemi diye  isimlendirdiği üçüncü dönem AKP iktidarı, kontrolden çıkmış ve vahim  gelişmelerin fitilini tutuşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanda bölücü akım ve faaliyetler, diğer  yanda ileri demokrasi hezeyanları aynı hedefte buluşmuş ve aynı kirli  oyunun farklı aktörleri olarak arz-ı endam etmeye başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanda devletle hesaplaşma adına  Cumhuriyet’in taşıyıcı sütunları inceltilmiş, diğer yanda yeni olgular  ve tanımlamalar seferber edilerek tarihimiz dejenere edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu şartlar altında ‘Yeni Türkiye’ tabiri alıştıra alıştıra, yavaş yavaş servis edilmeye ve kabul ettirilmeye çalışılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve AKP zihniyetine göre Türkiye eski ve yeni diye ikiye ayrılmış ve bu şekilde tasnife tabi tutulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin eski diye küçültmeye, aşağılamaya ve  değersizleştirmeye çalıştığı dönem; katliamlarla özdeşleştirilmiş,  hukuksuzluklarla örtüştürülmüş, haksızlıklarla bir gösterilmiş ve  özgürlük karşıtlığıyla çakıştırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar kötülük varsa eski Türkiye tablosuna  ihale edilmiş, ne kadar hak gaspı, kuralsızlık ve anormallik bulunuyorsa  buranın üstüne kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kafa yapısına göre, eski Türkiye insan haklarını ihlal etmiş, demokrasiye ket vurmuş, demokratik kurumları mahvetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta daha ileri gidilerek, eski Türkiye’nin;  kendi insanına tuzaklar kuran, provokasyonlar tertip eden, toplumsal  infiale neden olabilecek tahrikleri yönlendiren bir yapıyla  harmanlandığı bile ima ve iddia edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla milletin parçalanması,  Türkiye’nin dönüşmesi ve 29 Ekim felsefesinden uzaklaşması için  kavramlar, kurumlar ve kurgular emperyalist heveslerin diktesi ve  AKP’nin eliyle harekete geçirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette geçmişte yaşanmış yanlışlar, izahı mümkün olmayan hatalar, baskılar ve şiddetle iç içe geçmiş dönemler olduğu aşikârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak dünden bugüne toplumsal ilerlemenin yönü  ve boyutu konusunda ümit verici gelişmeler varsa, bu durumda mesele  yoktur ve her şey mecrasında ve kıvamında ilerlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir toplum, hiçbir devlet ve hiçbir millet  tarihsel yürüyüşünü düz ve engebesiz bir çizgide sürdürmemiş, bundan  sonra da sürdürmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sosyolojik hakikatin hilafına söylenecek her söz yâda yapılacak her eylem temelsiz kalmaya mahkûm olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumlar her an ve her durumda temposu az ya da  çok olan değişim dinamikleriyle yüz yüze kaldıkları için, olgunlaşma  merhalelerine ve istikrar mertebelerine ulaşmaları zaman alacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gerçeği göz önüne ve değerlendirmelerimizin  merkezine almadan yapılacak yorumlar ve dile getirilecek gölgesi  boyundan büyük laflar bizi bir yere götüremeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın geçmişimizin karanlık sayfalarında; zulmün  kuşatması, insafsızlığın ve vicdansızlığın hâkimiyeti, kavganın ve  kargaşanın etkinliği her haliyle bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak sırf bunlara bakarak Türkiye’yi dönemlere  ayırmanın, bölünme ve yeni bir rejim tasarımı için gerekçe imal etmenin  masum görülebilecek hiçbir tarafı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Türkiye, eski Türkiye ayrımı; art niyetin,  gizli gündemlerde saklı duran bölünmüş Türkiye fotoğrafının renk ve  deseninden başka bir şey değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünün topyekûncu bir bakışla yıpratılması ve  tarizlerle saldırıya uğraması esasen AKP’nin hangi meşum niyetler  taşıdığı hakkında hepimize ipucu vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildirmek isterim ki, AKP denen aramıza sokulmuş  truva atı, eski diyerek yerden yere vurduğu Türkiye ortamında iktidara  gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eksik ve yetersiz olsa da demokrasinin işlemesi  ve demokratik kurumların varlığı sayesinde tek başına iktidar olmaya hak  kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli geçmişle uğraşan, kısır ve vizyonsuz  politikaları nedeniyle geleceği okuyamayan AKP anlayışı, öncelikle  Türkiye’yi zihinlerde ayırmaya, taksim etmeye ve önüne uçurum kazmaya  yönelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu doğru bir yol değildir. Buradan sağlıklı ve milletimiz için hayırlı bir sonuç çıkmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mademki eski Türkiye, istenmeyen ve tüm  kötülüklerin başı ve musibetin kaynağı olarak gösterilmiştir; o halde  yeni Türkiye’yle planlanan ve hedeflenen nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">‘Hepimiz Ermeniyiz’ sözleri yeni Türkiye’nin ilanı mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Ankaralılığın kabahat, Erivancı, Erbilci ve Brükselci olmanın maharet olması yeni Türkiye mi demektir?</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs’ı sulandırmak, 23 Nisan’ı zayıflatmak,  30 Ağustos’u tartıştırmak, 29 Ekim’i gözden düşürmek Yeni Türkiye’nin  vaatleri arasında mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Habur’da hukuka sıkılan kurşun, Mehmetçiği katleden canilerin zorla salıverilmesi Yeni Türkiye’nin müjdesi midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan’ın kurulması, İmralı mahkûmunun salıverilmesi, demokratik özerkliğin gerçekleşmesi Yeni Türkiye’nin habercisi midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın otuz altı parçaya ayırdığı millet varlığı Yeni Türkiye’nin ana fikri midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim isyanına şamar indiren millet kudretine  katliamcı, önüne gelene özür dileyen mahcup bir devleti oluşturmak yeni  Türkiye midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Otuz bin insanın katiline sayın demek,  İmralı’yla protokol zırvaları hazırlamak, şuursuzca bölücülüğü okşamak  ve Kandil’deki terörist çetesine sırnaşmak yeni Türkiye’nin önsüzü  müdür?</p>
<p style="text-align: justify;">Katil devlet diyenlere susmak, ama milletin  vekillerini, gazetecileri, öğrencileri, terörle mücadele eden  komutanları içeri tıkmak mıdır Yeni Türkiye?</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksekova’da teröristler tarafından alçakça  sırtlarından vurulan Uzman Çavuş Yahya Karakaya ile Uzman Çavuş Murat  Özkozanoğlu’nu hiç umursamamak, ama kınanması gereken bir başka cinayet  için ise ortalığı ayağa kaldırmak Yeni Türkiye’nin şifreleri midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zirvesine ulaşmış  Genel Kurmay Başkanını terörist suçlamasıyla ve terör örgütü kurmak  iddiasıyla cezaevine koymak mıdır Yeni Türkiye’nin özelliği?</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçiliğin ırkçılık, vatanseverliğin  faşistlik, ama Türk milletinin değerlerine hakaret etmenin özgürlük  olduğu bir yer midir Yeni Türkiye?</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan, nedir Yeni Türkiye’yle anlatmak istediğiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">Okyanus ötesinde yazılan Yeni Türkiye’ye dair  kitaplar, küresel düşünce merkezlerindeki ısmarlama çalışmalar, ısrarlı  propagandalar da tıpkı sizin dilinizi kullanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı da Yeni Türkiye’den medet ummaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Birliği de Yeni Türkiye’yi gözlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Barzani’de aynı beklenti içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan, kimi kandırıyorsunuz, kimi aldatmaya çalışıyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Sizin yeniniz kirin, pasın ve ilkelliğin makyajlanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizin yeniniz Türk milletine Haçlı zihniyetinin  kurduğu asırlık tuzağın güncellenmesidir ve Cumhuriyet’e çevrilen bir  namlusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizin yeniniz rejim ve sistem değişikliğine kılıf, parçalı devlet özlemine çağrıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni diye sunduğunuz rezillikler, kanunsuzluklar  ve insanlığın bittiği ülke manzarası milli vicdanlarda hiçbir zaman  karşılık bulmayacak ve sahiplenilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yılın 22 Aralık tarihinde, Fransa  Ulusal Meclisi’nde kabul edilen sözde Ermeni soykırım iddialarını inkâr  edenlere para ve hapis cezası verilmesi yönündeki karar, bu defa da  Fransa Senatosu’nda görüşülmüş ve onaylanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan böyle Fransa’da sözde Ermeni soykırım  iddialarını reddetmek cezai yaptırıma bağlanmış ve diaspora yeni bir  zaferini bu sayede elde etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa’nın düşünce özgürlüğüne kelepçe vuran,  ifadeyi zapturapt alan bu çirkinliğini aziz milletimiz affetmeyecek ve  bu sefilliği asla unutmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizi yargılama cüretini kendinde gören  sömürgenin kanlı dişlisi bu ülke, Türk milletinin geçmişinde mezalim  değil, bulsa bulsa adalet, insaniyet ve merhamet bulabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sarkozy yönetimi katliamla ilgili iz sürmekte  kararlısı ise tavsiyemiz önce kendi kokuşmuş tarihlerinden işe  başlamaları ve başlarını Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar çevirmeleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pişkin ve pervasız Fransa yönetimi, seri  cinayetlere dönük merakı ve ilgisi varsa önce aynaya bakmalı ve  zalimlikle iç içe geçen karanlık suratı orada görmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin geçmişinde soykırım yoktur.  Utanacağı,  sıkılacağı ve anlatamayacağı vahşet manzaraları da Allah’a  şükürler olsun ki bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy siyasi kaygıları ve  geleneksel çizgisi nedeniyle; Ermeni avukatlığına, diaspora sözcülüğüne  ve soykırım yalanı üretimine soyunacağına kendi bozuk siyasi siciline  ve ileri derecede kuşku uyandıran mizacına odaklanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz, Fransa Senatosu’nun bu kararını,  uydurma soykırım iddialarını inkâr edenlere ceza verilmesini karara  bağlayan bu soysuzluğu lanetlemekte ve tüm varlığıyla kınamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu küstahlığın cevapsız bırakılmaması konusunda AKP hükümeti atalet ve zafiyet göstermemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Dersim isyanını önleme ve engelleme  çabalarına bile katliam diyen Başbakan ve hükümetinin, sözde soykırım  iddialarını boşa çıkarması ve samimiyetle mücadele etmesi bir hayli zor  görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, 22 Aralık 2011 tarihinde  yaptığımız yazılı basın açıklamasında gündeme getirdiğimiz yedi maddelik  teklif setinin caydırıcılık adına bir an önce hayata geçirilmesini  bekliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Akıllarınca Türk milletinin sineceğini ve zorla  sanık sandalyesine çıkarılacağını düşünen çılgınlar, kutlu tarihimizin  muhteşem sayfalarından haddini bilmeyenlere nasıl ders verildiğini  mutlaka öğrenmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde Ermeni soykırım korosu boşuna ve nafile yere ümitlenmesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Meydanlarda ölüm üzerinden Ermenistan uyduluğu ve propagandası yapanlar hemen sevinmesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira aradıkları ve bekledikleri katliamcı suçlamasını Türk milletine kabul ettirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde Ermeni soykırım yalanından fayda uman  zavallılar, Dağlık Karabağ’daki insanlık suçunu, Hocalı’daki kıyımı,  vatanımızdaki Ermeni mezalimini hayatlarının hiçbir döneminde ağızlarına  dahi almamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle Ermeni saldırıları sonucunda; hem  ülkemizde hem de Dağlık Karabağ’da şehit düşenleri bir kez daha rahmetle  anıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Karabağ vahşetinin provası niteliğinde  olan 20 Ocak 1990 Bakü katliamında hayatlarını kaybeden soydaşlarımıza  da Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, hepsini saygı ve hürmetle yâd  ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan’ın bağımsızlık yolunda hazin bir vaka  olan şiddetle iç içe geçen bu tarihi Türk milleti hatırından çıkarmamış  ve faillerini hiçbir zaman bağışlamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yanvar katilamı olarak da bilinen bu acı hadisede yüzlerce Azerbaycanlı kardeşimiz cinayete kurban gitmiş ve yaralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ne Rus baskısı ne de Ermeni oyunları  Azerbaycan’ın bağımsızlık ateşini söndürememiş ve şanlı mücadelesinden  geri döndürememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah gün gelecek Dağlık Karabağ’da esaretten, işgalden kurtulacak ve vatanıyla mutlaka bütünleşecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim, duam ve temennim budur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın bu son kısmında, emeklilerimizin  yılan hikâyesine dönen intibak işlemleri hakkındaki düşüncelerimi kısaca  belirtmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Emekli kardeşlerimizin maaş farkının ortadan  kaldırılmasını hedefleyen intibak işlemlerinin bir yıl ertelenmesi  AKP’nin beceriksizliğini ve art niyetini tekrar ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, maaşlardaki intibakların tam bir yıl sonra hayata geçecek olması tam bir izansızlık ve insafsızlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklamalar paralelinde, intibak işlemlerinden, 1 milyon 913 bin işçi emeklisi kardeşimizin yararlanacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki bu kapsamdaki emeklilerimizden yaklaşık 850 bini intibaktan faydalanamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik emekli maaşlarına yansıyacak ilave  tutarların alt ve üst sınırlarının komik rakamlar olacağı göz önüne  alındığında, AKP’nin yeni bir kandırma ve aldatma serüvenine girdiği  bariz olarak görülebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Emeklilerimizi çaresiz bırakan ve onlara verdiği  sözleri tutmayan hükümetin, refah paylarını derhal yukarı çekmesi,  intibak işlemlerinden daha fazla emeklimizin faydalanmasının önünü  açması ve ödemeleri de bir an önce sağlaması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yandaşlarına devletin kaynaklarını peşkeş çeken  AKP’nin, sıra emeklimize gelince cimri davranması ve bütçe imkânlarını  hatırlatması bize göre iki yüzlülüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Emeklimizin hakkını teslim etmesi, pahalanan  hayat şartlarında bir başına bırakmaması iktidarın taşıdığı siyasi  sorumluluğun bir sonucu ve zorunluluğudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için önemli olan, tüm emeklilerimizin  mahkûm oldukları ekonomik problemlerden kurtarılması ve insanca bir  yaşama ulaştırılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs’ı güncellemekle uğraşanların; zahmet  edip memurumuzun, emeklimizin, işçimizin durumunu zamanın zorluklarına  göre yeniden gözden geçirmesi hem ahlaken hem de manen bir  mecburiyettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünün her çalışanı yarının emeklisi olacaktır. Emeklilerimiz bizim aynamız ve haklarını ödeyemeyeceğimiz emanetlerimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla sayıları 10 milyon sınırına dayanan  emekli vatandaşlarımızı, çalışmalarının, üretmelerinin hakkını vermek ve  hepsinden önemlisi bu milletin fertleri olmalarından dolayı huzura  kavuşturmak ve ekonomik sorunlarını bitirmek hepimizin vazifesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti, emekli kardeşlerimizi yalanlarıyla avutmaktan vazgeçmeli ve haklarını teslim etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepimizin huzuru ve mutluluğu; bilin ki darlık  ve yokluk çeken, zor şarlar içinde nefes alan, kaderine terk edilmiş  emeklimizin sahip olduğu seviye kadar olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Emeklisi mutlu olmayan, memuru zam almayan,  işçisi korku içinde bulunan, esnafı kaygılı olan, çiftçisi bezmiş bir  ülkenin ekonomik mucize yaratması, başarıya ulaşması gerçekte mümkün  değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için AKP’nin pembe tablo çizdiği ekonomik resmin içinde açlık, sefalet, yokluk, işsizlik ve yoksulluk vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bunlara rağmen Türkiye ekonomisi övülüyorsa  ve büyüme rekorları kırıyorsa, bu durumda kazanana, palazlanana ve  zenginleşene iyi bakmak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP; çare bekleyen vatandaşlarımızı değil de,  başkasını memnun etmenin çabasından uzaklaşmalı, emeklimizi dünya  gözüyle sevindirmenin arayışı ve niyeti içinde olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi takdirde emeklilerimiz kendilerine yapılan  haksızlıkların hesabını hükümet zihniyetinden mutlaka soracak,  demokratik faturayı zamlı tarifiyle önüne koyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, değerli milletvekili  arkadaşlarıma Meclis çalışmalarında başarılar diliyor, toplantımıza  katılan herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sağ olun, var olun.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-24-ocak-2012.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi-24-ocak-2012.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Rauf Denktaş ve Şehitler İçin Mevlid-i Şerif Okuttu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-rauf-denktas-ve-sehitler-icin-mevlid-i-serif-okuttu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-rauf-denktas-ve-sehitler-icin-mevlid-i-serif-okuttu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jan 2012 11:16:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Denktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3243</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve aziz şehitlerimiz için Mevlid-i Şerif okuttu. 20 Ocak Cuma akşamı Muratpaşa Camii’nde yatsı namazını müteakiben okunan Mevlid-i Şerif’e, MHP il ve ilçe yöneticileri, çok sayıda ülkücü gencin yanı sıra halktan da yoğun katılım oldu. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, Mevlid-i Şerif’ten sonra yaptığı açıklamada; “Türk Dünyasının bilge kişiliklerinden, Kıbrıs Türklüğünün mümtaz ismi, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş yaptığı büyük mücadele ile bütün gönüllerde taht kurmuş bir liderdir. Onun yıllarca Kıbrıs davası için yaptığı yılmaz ve kararlı mücadelesi hiçbir zaman unutulmayacaktır. Türk milleti için mühim bir değer halini almış, abideleşmiş ve milli hafızaya kazınmış bir devlet adamı olarak Kıbrıs Türklüğü uğruna verdiği mücadele bütün Türklüğün ufkunu açmada katkı sağlamıştır. Kıbrıs’ın Türk toprağı olduğunu her ortamda savunmuş ve bunu dünyaya ilan etmeye çalışmıştır. Bütün ömrünü de bağımsız ve bütün bir Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için adayarak, bütün Rum baskılarına karşı direnmiştir. Ömrünün son günlerinde bile hala Kıbrıs Türklüğünün davası için mücadelesinden vazgeçmedi. Büyük Türk’ün ruhu şad, mekânı Cennet olsun.” dedi. Mevlid-i Şerif’in ardından katılanlara gül suyu ve lokum ikram edildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/Mevlid2012.jpg" alt="" width="600" height="359" /></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve aziz şehitlerimiz için Mevlid-i Şerif okuttu. 20 Ocak Cuma akşamı Muratpaşa Camii’nde yatsı namazını müteakiben okunan Mevlid-i Şerif’e, MHP il ve ilçe yöneticileri, çok sayıda ülkücü gencin yanı sıra halktan da yoğun katılım oldu.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, Mevlid-i Şerif’ten sonra yaptığı açıklamada; “Türk Dünyasının bilge kişiliklerinden, Kıbrıs Türklüğünün mümtaz ismi, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş yaptığı büyük mücadele ile bütün gönüllerde taht kurmuş bir liderdir. Onun yıllarca Kıbrıs davası için yaptığı yılmaz ve kararlı mücadelesi hiçbir zaman unutulmayacaktır. Türk milleti için mühim bir değer halini almış, abideleşmiş ve milli hafızaya kazınmış bir devlet adamı olarak Kıbrıs Türklüğü uğruna verdiği mücadele bütün Türklüğün ufkunu açmada katkı sağlamıştır. Kıbrıs’ın Türk toprağı olduğunu her ortamda savunmuş ve bunu dünyaya ilan etmeye çalışmıştır. Bütün ömrünü de bağımsız ve bütün bir Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için adayarak, bütün Rum baskılarına karşı direnmiştir. Ömrünün son günlerinde bile hala Kıbrıs Türklüğünün davası için mücadelesinden vazgeçmedi. Büyük Türk’ün ruhu şad, mekânı Cennet olsun.” dedi.</p>
<p>Mevlid-i Şerif’in ardından katılanlara gül suyu ve lokum ikram edildi.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-rauf-denktas-ve-sehitler-icin-mevlid-i-serif-okuttu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-rauf-denktas-ve-sehitler-icin-mevlid-i-serif-okuttu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Son Siyasi Gelişmeler, Yargı Üzerindeki Tartışmalar ve 12 Eylül İddianamesinin Kabul Edilmesi&#8221; hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/son-siyasi-gelismeler-yargi-uzerindeki-tartismalar-ve-12-eylul-iddianamesinin-kabul-edilmesi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/son-siyasi-gelismeler-yargi-uzerindeki-tartismalar-ve-12-eylul-iddianamesinin-kabul-edilmesi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 22:37:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3237</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlardaki tartışmaların seyrine ve muhtevasına bakıldığında, Türkiye’nin çok tehlikeli ve yüksek gerilimli bir alanın içine sıkıştığı açıklıkla fark edilebilecektir. Düzeyi ve genişliği sürekli artan sosyal ve siyasal çekişmeler gün geçtikçe telafisi zor olacak bunalımlara kıvrılmakta ve olumsuzlukları tetiklemektedir. Aşama aşama Türk milletinin değerleri ve tarihi emanetleri yıpratılmakta ve anlamsızlığa sürüklenmektedir. Türkiye sistemli bir karşı duruşun, Cumhuriyet’in kanına girmeyi gündemine alan ayırıcı dinamiklerin baskı ve tuzakları ile yüz yüze kalmıştır. 19 Mayıs kutlamaları üzerinden yürütülen ve daha hangi gelişmelere yol açacağı belirsiz olan art niyetli girişim ve niyetlerin, milletimizin varlık değerlerine tam anlamıyla kast eden bir duruma geldiği anlaşılmıştır. Cumhuriyet’in ilanına giden sürecin miladı olan 19 Mayıs tarihini hezeyan dolu bahanelerle çarpıtmak, çaptan ve gözden düşürmeye cüret etmek AKP’nin gizli gündemleri paralelinde hareket ettiğini bir kez daha teyit etmiştir. AKP Hükümeti aldığı millet desteğini yanlış yorumlamış, Türk milletini geçmişinden ve milli kabullerinden koparmak amacıyla tezgâh üstüne tezgâh kurmuştur. Hükümetin tedavülde tutup, yönlendirdiği yıkıcı ve bölücü emeller; aziz milletimizi boyalı demokrasi algısı ve yapay özgürlük iddialarıyla kuşatmış ve zaafa düşürmüştür. Maalesef Türkiye AKP yönetimi altında zayıflamış, devlet kurumları tersyüz olmuş, millet kıymetleri birer birer ileri demokrasi vurgunuyla acziyete düşürülmüştür. Bununla birlikte yargı etrafında alevlenen tartışmalar, adalet anlayışına yönelen suçlamalar ve toplumsal vicdanı kanatan hukuki süreçler ülkemizin en öncelikli ve önemli gündemi haline gelmiştir. Hukukun, milletimizin huzurunu sağlaması gerekirken, baskı ve yıldırma mekanizmasına alet olması nerede duracağı belirsiz olan otoriterleşme güdülerini güçlendirmiş ve azdırmıştır. Başbakan Erdoğan’ın, kendi partisine ve yönetim anlayışına demokratik tepki gösterenlere karşı tahammülsüzlüğü bu vahim sürecin teşvik edici unsurlarından birisi olarak herkesin malumudur. Adalet alanındaki sübjektif ve tek taraflı değerlendirmeler, siyasi maksat gözeten uygulamalar ve intikamcı hevesler aynı zamanda demokrasinin olgunlaşmasına ve kök salmasına endişe verici şekilde zarar vermiştir. Bu kapsamda AKP zihniyetinin yargı kurumlarını kuşatması ve hukuk ilkelerini siyasal menfaat çarkında öğütmesi karşılaşabileceğimiz ciddi sorunlardan birisi olarak karşımızdadır. Bu nedenle hukukun inandırıcılığı her geçen gün aşınmakta, uzayan soruşturma ve kovuşturma süreçleri mağduriyetleri, hak kayıplarını ve feryatları çoğaltmaktadır. Bilhassa “Özel Yetkili Mahkemeler”in tutum, eğilim ve kararları münasebetiyle cezaevleri toplumun her kesiminden insanlarla dolup taşmakta ve bu itibarla ülkemiz yeni bir açmazın içine sürüklenmektedir. İstisnai bir vasıta olması gereken tutuklama işleminin fiili mahkûmiyete dönüşmesi, bitmek bilmeyen yargılama safahatlarının sabırları zorlaması ve mutlaka itina gösterilmesi gereken masumiyet karinesinin ihlal edilmesi aziz milletimizin ibretle izlediği sorunlardan bazılarıdır. Başbakan Erdoğan’ın daha fazla hukuktan neyi kast ve ima ettiği bugünkü zaman diliminde iyi anlaşılmıştır. Üstünlerin hukukuna son verme iddiasında olan bu zihniyet, kendi üstünlüğünü sağlamak için aziz milletimizi aldatmış ve gerçek niyetlerine sinsice zemin hazırlamıştır. 12 Eylül Referandumu yargının oluşum ve işleyişini siyasal müdahalelere bütünüyle açık hale getirmiş ve bu haliyle AKP’leşen hukuk ülkemizin çivisini çıkarmaya namzet sorunların en başına yerleşmiştir. Nitekim AKP Hükümeti, adalet kurumlarını siyasi tasallut altına almış, gözünü kan bürümüşçesine içini boşaltmış ve bu konudaki hırsı şuurunu kapatmıştır. Yargının AKP güdümüne girerek, objektif ve tarafsız kimliğinden sıyrıldığı, bu yüzden de kriz, karmaşa ve kutuplaşma ürettiği her açıdan görünür hale gelmiştir. Öyle ki, Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un tutuklanmasının arkasından ortaya çıkan haklı ve meşru eleştiriler tüm çıplaklığıyla bunu göstermektedir....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/image_gallery/gb/thumbs2/i352.jpg" alt="" width="350" height="249" />Son zamanlardaki tartışmaların seyrine ve  muhtevasına bakıldığında, Türkiye’nin çok tehlikeli ve yüksek gerilimli  bir alanın içine sıkıştığı açıklıkla fark edilebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Düzeyi ve genişliği sürekli artan sosyal ve  siyasal çekişmeler gün geçtikçe telafisi zor olacak bunalımlara  kıvrılmakta ve olumsuzlukları tetiklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşama aşama Türk milletinin değerleri ve tarihi emanetleri yıpratılmakta ve anlamsızlığa sürüklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye sistemli bir karşı duruşun,  Cumhuriyet’in kanına girmeyi gündemine alan ayırıcı dinamiklerin baskı  ve tuzakları ile yüz yüze kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs kutlamaları üzerinden yürütülen ve daha  hangi gelişmelere yol açacağı belirsiz olan art niyetli girişim ve  niyetlerin, milletimizin varlık değerlerine tam anlamıyla kast eden bir  duruma geldiği anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’in ilanına giden sürecin miladı olan  19 Mayıs tarihini hezeyan dolu bahanelerle çarpıtmak, çaptan ve gözden  düşürmeye cüret etmek AKP’nin gizli gündemleri paralelinde hareket  ettiğini bir kez daha teyit etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti aldığı millet desteğini yanlış  yorumlamış, Türk milletini geçmişinden ve milli kabullerinden koparmak  amacıyla tezgâh üstüne tezgâh kurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin tedavülde tutup, yönlendirdiği yıkıcı  ve bölücü emeller; aziz milletimizi boyalı demokrasi algısı ve yapay  özgürlük iddialarıyla kuşatmış ve zaafa düşürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef Türkiye AKP yönetimi altında  zayıflamış, devlet kurumları tersyüz olmuş, millet kıymetleri birer  birer ileri demokrasi vurgunuyla acziyete düşürülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte yargı etrafında alevlenen  tartışmalar, adalet anlayışına yönelen suçlamalar ve toplumsal vicdanı  kanatan hukuki süreçler ülkemizin en öncelikli ve önemli gündemi haline  gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hukukun, milletimizin huzurunu sağlaması  gerekirken, baskı ve yıldırma mekanizmasına alet olması nerede duracağı  belirsiz olan otoriterleşme güdülerini güçlendirmiş ve azdırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, kendi partisine ve yönetim  anlayışına demokratik tepki gösterenlere karşı tahammülsüzlüğü bu vahim  sürecin teşvik edici unsurlarından birisi olarak herkesin malumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet alanındaki sübjektif ve tek taraflı  değerlendirmeler, siyasi maksat gözeten uygulamalar ve intikamcı  hevesler aynı zamanda demokrasinin olgunlaşmasına ve kök salmasına  endişe verici şekilde zarar vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda AKP zihniyetinin yargı kurumlarını  kuşatması ve hukuk ilkelerini siyasal menfaat çarkında öğütmesi  karşılaşabileceğimiz ciddi sorunlardan birisi olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle hukukun inandırıcılığı her geçen gün  aşınmakta, uzayan soruşturma ve kovuşturma süreçleri mağduriyetleri, hak  kayıplarını ve feryatları çoğaltmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilhassa “Özel Yetkili Mahkemeler”in tutum,  eğilim ve kararları münasebetiyle cezaevleri toplumun her kesiminden  insanlarla dolup taşmakta ve bu itibarla ülkemiz yeni bir açmazın içine  sürüklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İstisnai bir vasıta olması gereken tutuklama  işleminin fiili mahkûmiyete dönüşmesi, bitmek bilmeyen yargılama  safahatlarının sabırları zorlaması ve mutlaka itina gösterilmesi gereken  masumiyet karinesinin ihlal edilmesi aziz milletimizin ibretle izlediği  sorunlardan bazılarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın daha fazla hukuktan neyi kast ve ima ettiği bugünkü zaman diliminde iyi anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstünlerin hukukuna son verme iddiasında olan bu  zihniyet, kendi üstünlüğünü sağlamak için aziz milletimizi aldatmış ve  gerçek niyetlerine sinsice zemin hazırlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Referandumu yargının oluşum ve  işleyişini siyasal müdahalelere bütünüyle açık hale getirmiş ve bu  haliyle AKP’leşen hukuk ülkemizin çivisini çıkarmaya namzet sorunların  en başına yerleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim AKP Hükümeti, adalet kurumlarını siyasi  tasallut altına almış, gözünü kan bürümüşçesine içini boşaltmış ve bu  konudaki hırsı şuurunu kapatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargının AKP güdümüne girerek, objektif ve  tarafsız kimliğinden sıyrıldığı, bu yüzden de kriz, karmaşa ve  kutuplaşma ürettiği her açıdan görünür hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ki, Genelkurmay eski Başkanı emekli  Orgeneral İlker Başbuğ’un tutuklanmasının arkasından ortaya çıkan haklı  ve meşru eleştiriler tüm çıplaklığıyla bunu göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca meselenin manidar bir başka yanı ise AKP  Hükümeti’nde, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması ve  nerede yargılanacağı konusunda yaşanan ikilemlerin ve çelişkilerin iyice  su üstüne çıkmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın tutuklama işlemini  sorgulamasının ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Yüce Divan hatırlatması  yapmasının gerisinde aziz milletimizin gelişmeleri hayret ve öfkeyle  izlemesi elbette etkili olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargının uğradığı güvenirlik kaybı, itibar  erozyonu ve her kritik konuda gündeme gelen bazı çevreler tarafından  kontrol altına alındığına dönük cesameti yoğunlaşan iddialar, en başta  AKP’nin plan ve siyasi müdahalesiyle vasat bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Adaletin gölgelenmesi, belli kesimlerin denetim  ve gözetim altına girmesi şüphesiz toplumsal düzen ve dirliğe darbe  vurmuş, milletimizin varlık haklarının çiğnendiği yıkım ortamına hukuki  kılıf oluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşılmaktadır ki, mahkemelerin bağımsızlığına AKP ve işbirlikçileri tarafından arkası arkasına suikast düzenlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan  referandumla Anayasa’nın göz boyamadan ibaret bir şekilde geçici  15.maddesinin kaldırılmasından sonra, 1980 ihtilalının hayatta kalan  şahısları hakkında şikâyetlere binaen soruşturma başlatılmış, en sonunda  hazırlanan iddianame kabul edilerek kovuşturma aşamasına geçilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi konuyla ilgili olarak şimdilik şunları söyleyecektir:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Birinci olarak AKP Hükümeti, bu  meseleyi siyasi istismar malzemesi olarak kullanmakta ve hukuken sonuç  alamayacağını bildiği bir konu üzerinden aziz milletimizi oyalamayı  tercih etmektedir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Görülmektedir ki, AKP’nin yeni bir aldatma ve kandırma süreci bu karanlık dönemde bir kez daha devreye sokulmuştur.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>İkinci olarak, 12 Eylül zulmünün ve çilesinin faturası iki kişiye ihale edilemeyecek kadar derin ve kabarıktır.</li>
<li>Bu durum karşısında dönemin tüm  faillerinin, esrarengiz bağlantıların, insanlık dışı muamelelerin,  işkencecilerin, kirli ilişkilerin ve yaşanan tüm trajedilerin de mutlaka  ele alınması ve nihayetinde zalimlikle bütünleşmiş ara rejim yıllarının  kuytuda kalan taraflarının aydınlatılması gerekmektedir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, 12 Eylül’ün acısını  ve zorluklarını yaşamış bir tecrübeyle, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin  geçmişin çilelerini propaganda malzemesi olarak kullanma kurnazlığına  asla müsaade etmeyecek, şehitlerinin ve gazilerinin aziz hatıralarının  incitilmesine kesinlikle fırsat tanımayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, 12 Eylül 1980’de hukukun  boğazına yağlı urgan geçiren vicdansızlarla; 12 Eylül 2010 tarihinde  adaletin terazisini kıran bozguncu zihniyetin aynı alanda  kümelendiklerini ve benzer hedefler taşıdıklarını bir gün herkes görecek  ve mutlaka idrak edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">O gün geldiğinde ise AKP zihniyeti hesap vermekten asla kaçamayacak ve Türk milletinin kudretli hükmünden kurtulamayacaktır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fson-siyasi-gelismeler-yargi-uzerindeki-tartismalar-ve-12-eylul-iddianamesinin-kabul-edilmesi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/son-siyasi-gelismeler-yargi-uzerindeki-tartismalar-ve-12-eylul-iddianamesinin-kabul-edilmesi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş&#8217;ın vefatı nedeniyle&#8221; yayımladıkları taziye mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kktc-kurucu-cumhurbaskani-sayin-rauf-denktasin-vefati-nedeniyle-yayimladiklari-taziye-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kktc-kurucu-cumhurbaskani-sayin-rauf-denktasin-vefati-nedeniyle-yayimladiklari-taziye-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 19:31:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Denktaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3235</guid>
		<description><![CDATA[Kıbrıs Türklüğünün mümtaz ve zirve ismi, KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın vefatı hepimizi derin bir üzüntüye sevk etmiştir. Türk milleti büyük bir değerini, iftihar edilecek bir şahsiyetini ve dünya durdukça milli hafızalardan silinmeyecek abidevi bir devlet ve siyaset adamını maalesef kaybetmiştir. Milletçe acımız büyük, hüznümüz ve kederimiz tarifsizdir. Merhum Denktaş dava, aksiyon ve fikir insanı olarak Kıbrıs Türkülüğünün ufkunu aydınlatmış, mücadeleci kişiliğiyle de gönüllere taht kurmuştur. Kıbrıslı soydaşlarımızın hak ve menfaatlerinin ihlal edilmemesi için muazzam ve insanüstü gayretler gösteren rahmetli Denktaş, her zaman hayırla yâd edilecek, şükran ve minnet hisleriyle anılacaktır. Kendisi, ömrünün her aşamasında KKTC’nin, uluslararası toplumda eşit ve onurlu bir seviyeye gelmesi için örnek alınması gereken bir çaba göstermiştir. Kıbrıslı Türklerin varoluş haklarının, aynı zamanda vazgeçilmez egemenlik hukukunun yılmaz ve tavizsiz bir savunucusu olmuştur. Geçmişte işgal ve esarete direnen, bağımsızlık tutkusuyla Kıbrıs Türklüğüne umut ve heyecan aşılayan bu büyük devlet adamı yaşarken bile efsaneleşmiştir. Enosis zihniyetinin saldırılarını, katliamlarını sineye çekmemiş; Türk milletinin yardım ve duasıyla Kıbrıs Türkü’nün Doğu Akdeniz’de yıldız gibi parlamasına öncülük etmiştir. İnançlarına ve hedeflerine sımsıkı sarılması, doğru bildiklerinden asla geri adım atmaması, KKTC’nin tanınması ve kabul edilmesi için son nefesine kadar çırpınması hürmetle hatırlanacak nitelikleri arasında yerini almıştır. KKTC, Sayın Denktaş’la bütünleşmiş; izolasyonlar, baskılar, mahrumiyetler, Rum kesiminin iştahını kabartan çözüm teklifleri ve tek taraflı işleyen planlar bugüne kadar hedeflenen çözülmeyi ve teslimiyeti sağlayamamıştır. Milli davamız olan Kıbrıs meselesi, onun bayraktarlığı ve müdahalesiyle yabancıların çekim alanına kapılmamış ve anavatan Türkiye’nin izinden şimdiye kadar ayrılmamıştır. Ümidim bundan sonra da ayrılmayacağı yönündedir. KKTC; merhum Denktaş’ın aziz milletimize bir emaneti olarak bağımsız ve dayatmalara boyun eğmeyecek şekilde varlığını muhafaza edecektir. Türk milleti bu kutlu mirası ne pahasına olursa olsun sahiplenip, hiçbir şart altında yalnız ve bir başına bırakmayacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle ebediyete intikal eden KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve Kıbrıslı soydaşlarımızın sembol ismi Sayın Rauf Denktaş’a Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Muhterem ailesine, sevenlerine, Kıbrıs Türklüğüne ve aziz Türk milletine sabır ve başsağlığı temenni ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Kıbrıs Türklüğünün mümtaz ve zirve ismi,  KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın vefatı hepimizi  derin bir üzüntüye sevk etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti büyük bir değerini, iftihar  edilecek bir şahsiyetini ve dünya durdukça milli hafızalardan  silinmeyecek abidevi bir devlet ve siyaset adamını maalesef  kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletçe acımız büyük, hüznümüz ve kederimiz tarifsizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Denktaş dava, aksiyon ve fikir insanı  olarak Kıbrıs Türkülüğünün ufkunu aydınlatmış, mücadeleci kişiliğiyle de  gönüllere taht kurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıslı soydaşlarımızın hak ve menfaatlerinin  ihlal edilmemesi için muazzam ve insanüstü gayretler gösteren rahmetli  Denktaş, her zaman hayırla yâd edilecek, şükran ve minnet hisleriyle  anılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisi, ömrünün her aşamasında KKTC’nin,  uluslararası toplumda eşit ve onurlu bir seviyeye gelmesi için örnek  alınması gereken bir çaba göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıslı Türklerin varoluş haklarının, aynı zamanda vazgeçilmez egemenlik hukukunun yılmaz ve tavizsiz bir savunucusu olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte işgal ve esarete direnen, bağımsızlık  tutkusuyla Kıbrıs Türklüğüne umut ve heyecan aşılayan bu büyük devlet  adamı yaşarken bile efsaneleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Enosis zihniyetinin saldırılarını, katliamlarını  sineye çekmemiş; Türk milletinin yardım ve duasıyla Kıbrıs Türkü’nün  Doğu Akdeniz’de yıldız gibi parlamasına öncülük etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnançlarına ve hedeflerine sımsıkı sarılması,  doğru bildiklerinden asla geri adım atmaması, KKTC’nin tanınması ve  kabul edilmesi için son nefesine kadar çırpınması hürmetle hatırlanacak  nitelikleri arasında yerini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">KKTC, Sayın Denktaş’la bütünleşmiş;  izolasyonlar, baskılar, mahrumiyetler, Rum kesiminin iştahını kabartan  çözüm teklifleri ve tek taraflı işleyen planlar bugüne kadar hedeflenen  çözülmeyi ve teslimiyeti sağlayamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli davamız olan Kıbrıs meselesi, onun  bayraktarlığı ve müdahalesiyle yabancıların çekim alanına kapılmamış ve  anavatan Türkiye’nin izinden şimdiye kadar ayrılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümidim bundan sonra da ayrılmayacağı yönündedir.</p>
<p style="text-align: justify;">KKTC; merhum Denktaş’ın aziz milletimize bir  emaneti olarak bağımsız ve dayatmalara boyun eğmeyecek şekilde varlığını  muhafaza edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti bu kutlu mirası ne pahasına olursa olsun sahiplenip, hiçbir şart altında yalnız ve bir başına bırakmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle ebediyete intikal eden  KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve Kıbrıslı soydaşlarımızın sembol ismi  Sayın Rauf Denktaş’a Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem ailesine, sevenlerine, Kıbrıs Türklüğüne ve aziz Türk milletine sabır ve başsağlığı temenni ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkktc-kurucu-cumhurbaskani-sayin-rauf-denktasin-vefati-nedeniyle-yayimladiklari-taziye-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kktc-kurucu-cumhurbaskani-sayin-rauf-denktasin-vefati-nedeniyle-yayimladiklari-taziye-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serik Ülkü Ocakları Yeniden Şahlanış Konseri Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklari-yeniden-sahlanis-konseri-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklari-yeniden-sahlanis-konseri-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 00:18:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[Serik Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3221</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem başkanlarım, Kıymetli misafirler, Basınımızın güzide temsilcileri, Milliyetçi Türkiye’nin genç bozkurtları… Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun ÖZTÜRK bey, şahsım ve teşkilatlarım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Serik Ülkü Ocaklarımızın, hazırlamış olduğu, bu muhteşem şölene, hepiniz hoş geldiniz, şerefler verdiniz, Yüce Rabbimin selamı ve bereketi üzerinize olsun inşallah. Bugün, bu salonda düzenlenen şölen ile, birlik, beraberlik ve bütünlüğümüzü bir kez daha herkese göstermiş bulunmaktayız. Türklüğün kalbi bugün burada atıyor. Dik duruşun vakarı, inancın asaleti, imanın kudreti bu salondan fışkırıyor. 2023’e doğru, hızla ilerleyen, Büyük Türkiye’yi inşa edecek gençler olarak, 1923’te başlayan şahlanışın ruhu ile daha büyük ufuklara doğru ilerleyeceğiz. Ülkü Ocakları olarak, gençlerimizi her yönden en iyi şekilde yetiştirmeye çalışmaktayız. Ülkü Ocakları’nda yetişen gençlerimiz, ülkemizin siyasal, toplumsal, kültürel ve bilimsel hayatına yön verebilecek nitelikli kişilerdir. Milli ve manevi değerlerimize bağlı, 2023 Lider Ülke Türkiye gayesi ile hareket eden, milli ülkü sahibi, eğitimli gençler yetiştiriyoruz. Ülkü Ocakları varoldukça bu gayesinden vazgeçmeyecektir. Ülkü Ocakları’nın misyonunu, Antalya’da yeni bir vizyon çizerek, daha büyük yarınlara doğru taşımayı hedefliyoruz. Bu yeni vizyonda, eğitimli ve kültürlü gençler yetiştirerek, ülkemizin milli kalkınmasını sağlayacak, kadroları yaratacağız. Gençlerimizin daha eğitimli ve donanımlı olması için, önümüzdeki ay içerisinde, eğitime başlayacak olan bir akademi kuruyoruz. Bu akademi ile, gençlerimizi her alanda, en iyi şekilde eğiterek, donanımlı olmalarını hedefliyoruz. Önümüzdeki günler içerisinde, bu akademinin ders programını ve içeriğini sizlerle paylaşacağız. Bu akademide dersleri, alanında uzman ve değerli insanların vermesini planlıyoruz. Yine bu vizyonun bir parçası olarak, gençlerimizin derslerindeki eksikleri gidermek amacıyla, ocağımız bünyesinde, gençlerimize kurslar ve dersler vermekteyiz. Bu sayede, gençlerimizin derslerinde, başarılı bireyler olarak yetişmelerini, sağlamaya çalışıyoruz. Yine gençlerimizin, kendini geliştirmesi ve yetiştirmesi amacıyla, ocağımız bünyesinde,proje yazma ofisi kurmayı planlıyoruz. Bu projenin Geleceğin lider ülke Türkiye’sini inşa edecek, gençlerin yetişmesi için ve donanımlı olarak ülkeyi yönetmeleri bakımından önemli bir adım olacağına inanıyoruz. Aynı zamanda, sosyal sorumluluk projelerine de yer vererek, gençlerimizin, sorumluluk duygularını artırmak adına, proje ve kampanyalar hazırlıyoruz. Bunun ilki olan, mavi kapak kampanyasını, geçtiğimiz ay başlatmış bulunmaktayız. “Ülkücü gençler olarak, bizde engelli kardeşlerimize destek olarak, onlara küçük de olsa bir katkı sağlamalıyız” düşüncesi ile , gençlerimizin duyarlı olmasını ve bu konuda, sorumluluk kazanmaları hususunda teşvik etmeye çalışıyoruz. Eğitim çalışmalarının yanı sıra, ülke gündemi ile de yakından ilgilenmekteyiz. Ve ülkemizin içerisinde bulunduğu vahim durum, bizi derinden üzmektedir. Türkiye’nin karşısındaki, çok ciddi iç ve dış güvenlik tehlikeleri ve tehditlerinin gittikçe ağırlaştığını görmekteyiz. Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terör tırmanmıştır. Siyasi ayrılıkçılık hevesleri hız kazanmıştır. Etnik bölünmeye zemin hazırlayan, iç ve dış tahrikler artmıştır. İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhu yara almıştır. Terör insiyatif almış, “eylem, ateşkes, pazarlık ve taviz kopartma” oyunu tekrarlanmıştır. Cumhuriyetin, ilke ve esasları tartışmaya açılmış, yıkıma anayasal bir kılıf bulma süreci başlatılmıştır. Kimlikler kaşınarak, sistemli tahriklerle kavga ve çatışma ortamı körüklenmiştir. Türkiye’nin milli devlet niteliği ve üniter yapısı hedef alınmıştır. Türk milletinin bin yıllık kardeşliği, tehdit altına girmiştir. Milletimiz tarihi “soykırım” yalanları ile mahkûm edilmek istenmiştir. Tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ilkeleri sorgulanmakta, ve yıkılmak istenmektedir. Son günlerdeki gelişmeler, ülkemizin durumunun, daha da vahimleştiğini göstermektedir. Şanlı ordumuz terör...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/Baskan-SerikUlkuOcaklarik-konseri.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem başkanlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Kıymetli misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Basınımızın güzide temsilcileri,</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Türkiye’nin genç bozkurtları…</p>
<p style="text-align: justify;">Sizleri Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanım Sayın Harun ÖZTÜRK bey, şahsım ve teşkilatlarım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Serik Ülkü Ocaklarımızın, hazırlamış olduğu, bu muhteşem şölene, hepiniz hoş geldiniz, şerefler verdiniz, Yüce Rabbimin selamı ve bereketi üzerinize olsun inşallah.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün, bu salonda düzenlenen şölen ile, birlik, beraberlik ve bütünlüğümüzü bir kez daha herkese göstermiş bulunmaktayız. Türklüğün kalbi bugün burada atıyor. Dik duruşun vakarı, inancın asaleti, imanın kudreti bu salondan fışkırıyor. 2023’e doğru, hızla ilerleyen, Büyük Türkiye’yi inşa edecek gençler olarak, 1923’te başlayan şahlanışın ruhu ile daha büyük ufuklara doğru ilerleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları olarak, gençlerimizi her yönden en iyi şekilde yetiştirmeye çalışmaktayız. Ülkü Ocakları’nda yetişen gençlerimiz, ülkemizin siyasal, toplumsal, kültürel ve bilimsel hayatına yön verebilecek nitelikli kişilerdir. Milli ve manevi değerlerimize bağlı, 2023 Lider Ülke Türkiye gayesi ile hareket eden, milli ülkü sahibi, eğitimli gençler yetiştiriyoruz. Ülkü Ocakları varoldukça bu gayesinden vazgeçmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları’nın misyonunu, Antalya’da yeni bir vizyon çizerek, daha büyük yarınlara doğru taşımayı hedefliyoruz. Bu yeni vizyonda, eğitimli ve kültürlü gençler yetiştirerek, ülkemizin milli kalkınmasını sağlayacak, kadroları yaratacağız. Gençlerimizin daha eğitimli ve donanımlı olması için, önümüzdeki ay içerisinde, eğitime başlayacak olan bir akademi kuruyoruz. Bu akademi ile, gençlerimizi her alanda, en iyi şekilde eğiterek, donanımlı olmalarını hedefliyoruz. Önümüzdeki günler içerisinde, bu akademinin ders programını ve içeriğini sizlerle paylaşacağız. Bu akademide dersleri, alanında uzman ve değerli insanların vermesini planlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bu vizyonun bir parçası olarak, gençlerimizin derslerindeki eksikleri gidermek amacıyla, ocağımız bünyesinde, gençlerimize kurslar ve dersler vermekteyiz. Bu sayede, gençlerimizin derslerinde, başarılı bireyler olarak yetişmelerini, sağlamaya çalışıyoruz. Yine gençlerimizin, kendini geliştirmesi ve yetiştirmesi amacıyla, ocağımız bünyesinde,proje yazma ofisi kurmayı planlıyoruz. Bu projenin Geleceğin lider ülke Türkiye’sini inşa edecek, gençlerin yetişmesi için ve donanımlı olarak ülkeyi yönetmeleri bakımından önemli bir adım olacağına inanıyoruz.<br />
Aynı zamanda, sosyal sorumluluk projelerine de yer vererek, gençlerimizin, sorumluluk duygularını artırmak adına, proje ve kampanyalar hazırlıyoruz. Bunun ilki olan, mavi kapak kampanyasını, geçtiğimiz ay başlatmış bulunmaktayız. “Ülkücü gençler olarak, bizde engelli kardeşlerimize destek olarak, onlara küçük de olsa bir katkı sağlamalıyız” düşüncesi ile , gençlerimizin duyarlı olmasını ve bu konuda, sorumluluk kazanmaları hususunda teşvik etmeye çalışıyoruz.<br />
Eğitim çalışmalarının yanı sıra, ülke gündemi ile de yakından ilgilenmekteyiz. Ve ülkemizin içerisinde bulunduğu vahim durum, bizi derinden üzmektedir. Türkiye’nin karşısındaki, çok ciddi iç ve dış güvenlik tehlikeleri ve tehditlerinin gittikçe ağırlaştığını görmekteyiz. Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terör tırmanmıştır. Siyasi ayrılıkçılık hevesleri hız kazanmıştır. Etnik bölünmeye zemin hazırlayan, iç ve dış tahrikler artmıştır. İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhu yara almıştır. Terör insiyatif almış, “eylem, ateşkes, pazarlık ve taviz kopartma” oyunu tekrarlanmıştır. Cumhuriyetin, ilke ve esasları tartışmaya açılmış, yıkıma anayasal bir kılıf bulma süreci başlatılmıştır. Kimlikler kaşınarak, sistemli tahriklerle kavga ve çatışma ortamı körüklenmiştir. Türkiye’nin milli devlet niteliği ve üniter yapısı hedef alınmıştır. Türk milletinin bin yıllık kardeşliği, tehdit altına girmiştir. Milletimiz tarihi “soykırım” yalanları ile mahkûm edilmek istenmiştir. Tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ilkeleri sorgulanmakta, ve yıkılmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son günlerdeki gelişmeler, ülkemizin durumunun, daha da vahimleştiğini göstermektedir. Şanlı ordumuz terör örgütü, askerimiz terörist olarak nitelendirilmiştir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyin de, ifade ettiği üzere Ülkücüler olarak soruyoruz; “Genel Kurmay eski Başkanı İlker Başbuğ, terörist ise, İmralı’da yatan cani nedir?” Bu durum, ordumuzun yıpratılması için yapılan, sistemli bir hareket olduğu sorusunu akıllara getirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dış politikada, sıfır sorun sloganı ile başlayarak, bütün komşu ülkeler ve Ortadoğu ülkeleri ile gergin bir dış politikamız olmuştur. Başbakan Erdoğan’ın, küresel hesap ve amaçlar çerçevesinde, bölgeye yaklaşımı, ülkemizi peşinen birçok sıkıntının tarafı haline getirmiştir. Arap Baharı’na haddinden fazla anlam yükleyen, halk hareketlerini öven ve yönetimlerin devrilmesini onaylayan hükümet, meydana gelen sarsıntılardan, nedense bahsetmeyi tercih etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP, küresel projeleri sahiplenirken ve onların talimatlarını yerine getirirken, biz de dedik ki; “can feda olsun, gerekirse Anadolu’yu yeniden fetih için yollara düşeriz”</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bölücü oyunlara, etnik fitnelere, yozlaşmaya ve yıkım oyunlarına karşı, her daim uyanık olacağız. al bayrağımızı sonsuza kadar göklerde dalgalandıracağız,  “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” nidalarıyla cihana sesleneceğiz. Türk milleti birdir, devleti tektir, dili Türkçedir, başkenti Ankara’dır demekten, vazgeçmeyeceğiz. Yılmayacağız, yıkılımayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlerime son verirken,hepinizi tekrar sevgi ve saygılarımla selamlıyor,</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu Türküm diyemeyenlere inat, Ne mutlu Türküm diyene diyorum. Allah Türk’ü Korusun ve Yüceltsin.</p>
<p><em><strong>E. Serkan UYSAL<br />
Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı</strong></em></p>
<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklari-yeniden-sahlanis-konseri-konusmasi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><em><strong><br />
</strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fserik-ulku-ocaklari-yeniden-sahlanis-konseri-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklari-yeniden-sahlanis-konseri-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>10 Ocak 2012 Tarihli TBMM Grup Toplantısı Konuşması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/10-ocak-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/10-ocak-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 18:28:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3233</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Değerli Misafirler, Kıymetli Basın Mensupları, Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum. Sözlerime, son günlerde meydana gelen şiddetli yağış ve fırtınanın yurdumuzun değişik bölgelerini çok olumsuz bir şekilde etkilemesinden duyduğum üzüntüyü belirterek başlamak istiyorum. Özellikle Muğla, Denizli ve Antalya’daki aşırı yağış ve sel baskınları ciddi düzeyde hasara yol açmıştır. Narenciye bahçelerinin ve tarım alanlarının sular altında kalması vatandaşlarımızı önemli oranda zarara uğratmıştır. Ayrıca Edirne’deki sağanak yağışlar ve Bulgaristan’ın baraj kapaklarını açması Tunca Nehriyle birlikte Meriç Nehri’nin taşmasına neden olmuş ve yöre insanımız bu durumdan dolayı mağdur duruma düşmüştür. AKP Hükümeti’nin, yağışlar ve sonucunda oluşan sellerden dolayı zarara uğramış olan vatandaşlarımızın sesine kulak vermesi ve beliren ihtiyaçlarını karşılaması bizim en büyük beklentimiz haline gelmiştir. Doğal afetten etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Cenab-ı Allah’ın milletimizi daha büyük felaketlerden esirgemesini içtenlikle niyaz ediyorum. Değerli Arkadaşlarım, Gerek ülke gündemi gerekse de uluslararası gündem bir hayli yoğunlaşmış ve kabarmıştır. Yeni yılın ilk 10 günlük zaman diliminde cereyan eden hadiselere baktığımızda, 2012’nin her açıdan zor ve meşakkatli geçeceğini söylememiz sürpriz olmayacaktır. Bugünden, gerilim seviyesi sürekli mesafe kaydeden gelişmeler milletimizi endişeye sevk etmekte ve ister istemez umutlarını köreltmektedir. Kutuplaşan siyaset, tarafsızlığını yitiren adalet, artan ekonomik atalet, yayılan toplumsal kasvet ve çatışmadan beslenen hükümet önümüzdeki en belirgin sorun alanlarından bazıları olarak karşımızdadır. Ülkemiz neyin doğru neyin yanlış olduğunun bir türlü ayırt edilemediği, basireti bağlananların cirit attığı bir ortamın tüm sancılarına muhatap olmakta ve yaşamaktadır. Aşınan kavramlar, içi boşaltılan kurumlar, yozlaştırılan değerler, saldırılan milli hasletler ve gasp edilen gelecek ümitleri son günlerde haddinden fazla görünür ve hissedilir olmuştur. İç meselelerimizdeki karmaşıklık ve buhran haline paralel yürüyen komşu coğrafyalardaki istikrarsızlık ve belirsizlik sarmalı gün geçtikçe çapını ve tesir alanını genişletmektedir. Ortadoğu’da bozulan denge ve kaçan ayarlar kaos ikliminin ayak seslerini güçlü bir şekilde duyurmaya başlamıştır. Hürmüz Boğazı’nı merkezine alan İran eksenli tartışmalar, Mısır’da üst üste biriken huzursuzluklar, Irak’ın eşiğinde bulunduğu mezhep ihtilafları ve Suriye’deki açmazlar dikkatle izlenmesi gereken önemli başlıklarından bazıları olmuştur. Bu hassas ve mutlaka değerlendirilmesi gereken konulara geçmeden önce,  dış gelişmelerden bağımsız olmadığı kanaatini taşıdığım önem derecesi yüksek ülke içi bazı hususlarla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli Milletvekilleri, Malumlarınız olacağı üzere, Türkiye 2007 yılının Haziran ayından beri bir dizi sözde darbe plan ve iddiaları çerçevesinde tutuklama ve hukuki takibatlara sahne olmaktadır. Ergenekon, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Balyoz ve İnternet Andıcı gibi isimlerle anılan darbe iddialarının soruşturulması ve bu kapsamdaki gelişmeler aziz milletimizi hem meşgul etmiş hem de herhangi bir sonuca gidemediği için oyalamıştır. AKP zihniyeti kendisi için tehlike gördüğü kim varsa statükocu olarak yaftalamış, vesayetçi diyerek damgalamış ve değişim karşıtı göstererek ön almaya ve inisiyatif elde etmeye çalışmıştır. Asıl anlamından saptırılmış demokrasi ve özgürlük mefhumları, millet ve devlet varlığına kast etmek için sıra ve zaman gözleyen mihraklara aradıkları uygun ortamı sağlamış ve dünün mağdurları bugünün zalimleri haline dönüşmüştür. AKP ileri demokrasi kılıfıyla eziyeti, baskıyı, zulmü, hukuksuzluğu ve iftirayı meşrulaştırmış, böylelikle Türkiye güvensizliğin ve korkunun alabildiğine çoğaldığı bir ülke haline gelmiştir. Dört yılı aşan bir süredir neticelenmeyen yargı süreçleri, TSK’yı hedefine alan taciz ve kuşatmalar bugün itibariyle çok kritik bir aşamaya ulaşmıştır. Aklımıza ister...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbmikrofon_7.jpg" alt="" width="375" height="225" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlerime, son günlerde meydana gelen şiddetli  yağış ve fırtınanın yurdumuzun değişik bölgelerini çok olumsuz bir  şekilde etkilemesinden duyduğum üzüntüyü belirterek başlamak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Muğla, Denizli ve Antalya’daki aşırı yağış ve sel baskınları ciddi düzeyde hasara yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Narenciye bahçelerinin ve tarım alanlarının sular altında kalması vatandaşlarımızı önemli oranda zarara uğratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Edirne’deki sağanak yağışlar ve  Bulgaristan’ın baraj kapaklarını açması Tunca Nehriyle birlikte Meriç  Nehri’nin taşmasına neden olmuş ve yöre insanımız bu durumdan dolayı  mağdur duruma düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti’nin, yağışlar ve sonucunda oluşan  sellerden dolayı zarara uğramış olan vatandaşlarımızın sesine kulak  vermesi ve beliren ihtiyaçlarını karşılaması bizim en büyük beklentimiz  haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal afetten etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş  olsun dileklerimi iletiyor, Cenab-ı Allah’ın milletimizi daha büyük  felaketlerden esirgemesini içtenlikle niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gerek ülke gündemi gerekse de uluslararası gündem bir hayli yoğunlaşmış ve kabarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni yılın ilk 10 günlük zaman diliminde cereyan  eden hadiselere baktığımızda, 2012’nin her açıdan zor ve meşakkatli  geçeceğini söylememiz sürpriz olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünden, gerilim seviyesi sürekli mesafe  kaydeden gelişmeler milletimizi endişeye sevk etmekte ve ister istemez  umutlarını köreltmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kutuplaşan siyaset, tarafsızlığını yitiren  adalet, artan ekonomik atalet, yayılan toplumsal kasvet ve çatışmadan  beslenen hükümet önümüzdeki en belirgin sorun alanlarından bazıları  olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz neyin doğru neyin yanlış olduğunun bir  türlü ayırt edilemediği, basireti bağlananların cirit attığı bir ortamın  tüm sancılarına muhatap olmakta ve yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşınan kavramlar, içi boşaltılan kurumlar,  yozlaştırılan değerler, saldırılan milli hasletler ve gasp edilen  gelecek ümitleri son günlerde haddinden fazla görünür ve hissedilir  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İç meselelerimizdeki karmaşıklık ve buhran  haline paralel yürüyen komşu coğrafyalardaki istikrarsızlık ve  belirsizlik sarmalı gün geçtikçe çapını ve tesir alanını  genişletmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu’da bozulan denge ve kaçan ayarlar kaos ikliminin ayak seslerini güçlü bir şekilde duyurmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hürmüz Boğazı’nı merkezine alan İran eksenli  tartışmalar, Mısır’da üst üste biriken huzursuzluklar, Irak’ın eşiğinde  bulunduğu mezhep ihtilafları ve Suriye’deki açmazlar dikkatle izlenmesi  gereken önemli başlıklarından bazıları olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hassas ve mutlaka değerlendirilmesi gereken  konulara geçmeden önce,  dış gelişmelerden bağımsız olmadığı kanaatini  taşıdığım önem derecesi yüksek ülke içi bazı hususlarla ilgili  görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Malumlarınız olacağı üzere, Türkiye 2007 yılının  Haziran ayından beri bir dizi sözde darbe plan ve iddiaları  çerçevesinde tutuklama ve hukuki takibatlara sahne olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ergenekon, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven,  Balyoz ve İnternet Andıcı gibi isimlerle anılan darbe iddialarının  soruşturulması ve bu kapsamdaki gelişmeler aziz milletimizi hem meşgul  etmiş hem de herhangi bir sonuca gidemediği için oyalamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyeti kendisi için tehlike gördüğü kim  varsa statükocu olarak yaftalamış, vesayetçi diyerek damgalamış ve  değişim karşıtı göstererek ön almaya ve inisiyatif elde etmeye  çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Asıl anlamından saptırılmış demokrasi ve  özgürlük mefhumları, millet ve devlet varlığına kast etmek için sıra ve  zaman gözleyen mihraklara aradıkları uygun ortamı sağlamış ve dünün  mağdurları bugünün zalimleri haline dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ileri demokrasi kılıfıyla eziyeti, baskıyı,  zulmü, hukuksuzluğu ve iftirayı meşrulaştırmış, böylelikle Türkiye  güvensizliğin ve korkunun alabildiğine çoğaldığı bir ülke haline  gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dört yılı aşan bir süredir neticelenmeyen yargı  süreçleri, TSK’yı hedefine alan taciz ve kuşatmalar bugün itibariyle çok  kritik bir aşamaya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aklımıza ister istemez, Türkiye’nin bu şekilde kuruluş ilke ve zemininden adım adım uzaklaştırıldığı hususu gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette parti olarak demokrasi dışı arayışlara, müdahalelere ve telkinlere karşı son derece hassas ve tepkiliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet iradesinin silahların gölgesine sokulmasına asla tahammülümüz bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Darbe niyetlerinin, darbecilerin ve darbe için  ellerini ovuşturanların hem ülkemizin aydınlık geleceğine hem de  sosyo-ekonomik gelişme hızına büyük kötülükler yaptığına inanıyor ve  bunların karşılıksız bırakılmaması gerektiğini düşünüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu noktaya dikkatlerinizi çekmek isterim ki, AKP  ne zaman bir darbe iddiası veya girişimiyle muhatap kalsa bundan  istifade etmiş ve yarar sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki en başta, 28 Şubat karanlığının en  bariz ürününün kim olduğu bellidir ve o da Adalet ve Kalkınma  Partisi’den başkası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">27 Nisan girişiminin nelere yol açtığını ve AKP’yi nasıl güçlendirdiğini bilmeyen kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP bu gelişmeleri siyasi çıkar ve menfaat kaynağı haline dönüştürmüş ve darbe iddialarının asla neticelenmesini istememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu siyasi anlayışın gerçek niyet ve tutumu  söylediklerinin aksinedir ve darbe iddiaları kendisine bulunmaz siyasi  fırsat kapıları açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bundan parti olarak son derece rahatsızız.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan, Milliyetçi-Ülkücü hareketin  şerefli mensuplarını darbeci anlayışla ilişkilendirmeye yeltenen düşünce  ve yaklaşımları şiddetle reddettiğimizi huzurlarınızda bir kez daha  ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin, bugüne kadar  darbelerden, gayri meşru müdahalelerden ve ara rejim yönetimlerinden  büyük zarar gördüğünü, acılar çektiğini hepiniz bildiğiniz gibi, aziz  milletimiz de buna şahittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve sözde darbe planlarından  geçimlerini sağlayan bezirgânlara hatırlatırım ki, işkenceleri yaşayan,  darağaçlarında umutları sönen, Metris’in, Mamak’ın ve Ulucanlar’ın taş  duvarlarına inançlarıyla direnen aziz dava arkadaşlarımdır ve çok şükür hepsi iftihar vesilemizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim demokrasi ve demokratik kültür konusunda hiç kimseden öğrenecek bir şeyimiz yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP müdahalelerden faydalanırken, biz bu bağlamda can verdik, kan verdik ve bedel ödedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla millet iradesinin sulandırılmasına ve suçlanmasına hep karşı çıktık, karşı durduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Her zaman söylediğimiz gibi, darbe hazırlığında  kim varsa, darbeye kimler heves ediyorsa muhakkak ki haklarında gereken  işlemler yapılmalı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden bunlar mutlaka  ayıklanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna vicdan, merhamet ve ahlak sahibi hiç kimse itiraz etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, bireysel anlamdaki suç ve suça hazırlık  aşamalarını topyekûncu bir bakışla ele alarak, Türk ordusunu tümüyle  darbeci diye göstermek bizim nazarımızda insafsızlık olduğu kadar  densizlik olarak görülecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız, dört yılı geçen bir süredir darbe iddiaları hakkında hukuki bir neticeye ulaşılamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimin darbeci kimin darbeci olmadığıyla ilgili net bir karar henüz verilememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyuna servis edilen bilgi kirliliğiyle kanaatler etkilenmeye, yönlendirilmeye ve değiştirilmeye çalışılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şurası açık bir geçektir ki, soruşturma sefahatlerinin gizliliğine hiç riayet edilmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnızca soruşturma dosyalarında bulunması  gereken özel bilgiler, diyaloglar ve teknik takibe alınan görüşmeler  adice medya üzerinden servis edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargılamalara konu olan kişilerin saygınlıkları,  itibarları, haysiyetleri, kişisel dokunulmazlıkları ve insan olmaktan  kaynaklanan hakları yıpratılmış ve de hiç dikkate alınmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP özel yetkili mahkemeleri sindirme ve tedip  etme aracı olarak kullanmış ve hedef olarak tayin ettiklerini Silivri’ye  göndermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem darbeye tevessül ve niyet edenler vardır, o halde bugüne kadar yargılama süreci neden sonuçlandırılamamıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">Kim olduğu netlik kazanmayan darbeciler hakkındaki hüküm hangi sebeplerden dolayı verilememiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">Karar sürecini aksatan, geciktiren, zafiyete uğratan ve uzatan faktörler nelerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">Kabul etmek lazımdır ki, herhangi bir hukuk devletinde böylesi bir garabet ve skandal ne görülmüş ne de duyulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyeti geciken adaletin adalet olmadığını iyi bilmeli ve bunu aklından çıkarmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Darbe iddialarının çözümsüzlüğe mahkûm edilmesi demokrasiyi güçlendirmeyecek ve kimseye de bir şey kazandırmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tecrübelerimiz, tehdidin yalnızca demokratik  alan dışından değil, yanlış siyaset, taraflı adalet ve yaralı demokrasi  tercihinin de en az darbeci zihniyetler kadar tahribat vereceğini  göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhalif görüşlere değer ve anlam yüklemediği  gibi saygı da duymayan, şımarmış ve sağduyusunu kaybetmiş tek başına  iktidarların da, demokrasinin altını oyan faktörler olduğu gözden  kaçırılmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğulculuğun varlığına imkân tanımayan,  fikirlere tahammül göstermeyen sistemleri demokratik parlâmenter rejim,  bu anlayış sahiplerini de demokrat olarak isimlendirmek mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla demokrasiyi teminat altına almanın  yolu sadece dış müdahale yollarını kullanılmaz hale getirmekten değil,  bunun yanında diğer görüşleri de dinlemeyi öğrenmiş, düşüncelere saygı  gösteren, onların da haklı olabileceğine ihtimal veren köklü bir  demokratik zihniyet dönüşümünden geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazetecilerin dört duvara arasına kilitlendiği,  basılmamış kitapların toplatıldığı, işçilerin coplandığı ve iktidarla  ilgili eleştiri getirenlerin kovuşturmalara uğradığı bir yerde  demokrasiden sadece isim olarak bahsetmek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu kadarını söyleyebilirim ki, bugüne kadarki  çatıştırıcı ve kutuplaştırıcı üslup, AKP zihniyetinin bu hoşgörü ve  diyalog zeminine ne kadar yabancı olduğunu deşifre etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisinin haricindeki tercihleri yok sayan bu  siyasal bağnazlığın ve ilkelliğin de demokratik hayatımıza tıpkı  dışarıdan olduğu gibi içeriden de darbe vuracağını artık anlamak ve  bilmek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla demokrasinin yaşayabilmesi ve  güçlenebilmesi için herkesin üzerine düşeni yapması kaçınılmaz bir  demokratik görevdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle işleyen darbe iddialarının sonuca ulaştırılması ve haklı-haksız ayrımının kesinleşmesi lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hukuki süreç ise bunu sağlamakla mükelleftir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti, gerçekleri bilmek ve bir an önce işitmek istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">74 milyon vatandaşımızın huzuru, Türk ordusunun  akıbeti birkaç savcıya ve hâkimin kararına terk edilemeyecek kadar  önemli ve vazgeçilmezdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin bölünmesi için fütursuzca mücadele  veren, kin ve nefret tohumlarını saçan çevrelere hareketsiz kalan bazı  yargı mensuplarının, sıra başka konulara geldiğinde ortalığı ayağa  kaldırması tam anlamıyla çifte standarttır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim hukuka saygımız vardır; ama lütfen dikkat  ediniz bu hürmetimiz, yalnızca tarafsız ve herkese eşit uzaklıkta  bulunan bir hukuk mantığınadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin borazanını çalan, siyasetin dar  mahzenlerinde terazisinin kefelerini yitiren hukuk anlayışıyla,  Türkiye’nin gerçek anlamda sorunlarının üstesinden gelebilmesi mümkün  değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Referandumunda verilen her evet oyunun bugünkü sıkıntılarda payı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargının siyasallaşması, hukukun AKP’nin dümen suyuna girmesi konusunda bu referandum büyük bir rol oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün geldiğimiz bu aşamada, Silivri’nin mütareke yıllarındaki Bekir Ağa Bölüğünden, hukuku iğfal eden yüzsüzlerin de Binbaşı Bekir’den hiçbir farkı kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra tek eksik vardır, o da yeni bir Malta sürgünü için kolların sıvanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl olsa AKP zihniyeti, tıpkı aynı anlayıştan türediği bedbahtlar gibi yabancı emellere teslim olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve istediği yerde, istediği gibi sürgün şartlarını oluşturabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak Genelkurmay eski Başkanı emekli  Orgeneral İlker Başbuğ ‘İnternet Andıcı’ darbe iddiaları çerçevesinde  tutuklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü kadarıyla bu ne ilktir, ne de son olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişme her açıdan mühim ve vahamet düzeyi yüksek bir hadisedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın İlker Başbuğ’u hedefine alan tutuklama  kararının hali hazırda bize göre üç boyutu vardır ve bunların birbiriyle  yakından bağ ve bağlantısı olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci olarak, iki yıl boyunca Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten bir şahsiyete yöneltilen suçlamanın niteliği ve içeriğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve maalesef itham edilen suçlama çok ağırdır ve hiçbir vicdan sahibi tarafından da kabul edilemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli Güvenlik Kurulu’nda yer almış, TSK’nın en  üst mevkisine tırmanmış, kahraman Türk askerine komuta etmiş bir kişi ne  hazindir ki; terör örgütü kurmaktan ve yönetmekten dolayı cezaevine  konulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu küstah iddia aklın ve mantığın iflas ettiğinin göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sapla samanın karıştığının, doğruyla yanlışın yer değiştirdiğinin açık delilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan muhataplarına sormak istiyor ve biraz utanmaları varsa cevap vermelerini bekliyorum:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Şayet Genel Kurmay Başkanı terör örgütü kurup yönettiyse bu örgüt ve militan kadrosu nerededir?</li>
<li>Yoksa gizli gündemlerde, kanlı terör örgütü PKK’yla kahraman Mehmetçiğin yer değiştirilmesi mi vardır?</li>
<li>Bu terör örgütünün yatağı, yuvası ve konuşlandığı yer neresidir?</li>
<li>Mehmetçik terörist olmuştur da bizim ve aziz milletimizin mi haberi yoktur?</li>
<li>Eğer Genel Kurmay eski Başkanı İlker Başbuğ terörist ise İmralı’da yatan cani kimdir ve hangi suçtan dolayı oradadır?</li>
<li>Kandil fitnesinin faillerine bundan sonra nasıl hitap edilmeli ve ne denmelidir?</li>
<li>Geçtiğimiz 30 Ağustos kutlamalarında,  Başkomutan sıfatıyla tebrikat kabul eden Cumhurbaşkanı Sayın Gül, acaba  önünden geçen ve ellerini sıktığı teröristleri fark edememiş midir?</li>
<li>Bu durum karşısında bebek katilinin Silivri’ye nakli ya da İlker Başbuğ’un İmralı’ya götürülmesi düşünülmekte midir?</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Şu hususun altını kalın olarak çizmekte yarar görüyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">Türk ordusunun suçlandığı, tedirgin edildiği,  kötülendiği, töhmet altına alındığı bir ortamda; Meclis Genel Kurulunda,  &#8220;haddinizi bileceksiniz, bize ters bakmayacaksınız&#8221; zırvalarını duymak  son derece normaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelkurmay Başkanlarının, yıllarca hizmet  vermiş komutanların aşağılanması, küçük düşürülmesi ve hakarete uğraması  sıradan bir hal alacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak böylesi bir izansızlığın ve ahlaksızlığın olabilmesi için de AKP gibi bir zihniyetin sorumluluk alması yeterli olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne acıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin  terörist imal ve üretim merkezi gibi gösterilmesi için muazzam bir ısrar  ve gayret söz konusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">2003 yılı Ağustos ayında Genelkurmay ikinci  başkanlığına atanan, 2006 Ağustosunda Kara Kuvvetleri Komutanı olan ve  son olarak 2008 ile 2010 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı  görevini yürüten değerli bir şahsiyetin terörist suçlamasıyla  karşılaşması başka türlü izah edilemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum göstermektedir ki, hem Başbakan, hem de  sözü edilen şahsiyetin Genelkurmay Başkanlığına atanması için onay  veren Cumhurbaşkanı terörist faaliyetleri bilinen bir komutana göz  yummuş ve bir suç varsa iştirak etmişler veya azmettirmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca TSK’nın üst mevkilerinde bulunan birçok  değerli şahsiyetin de aynı suçlamaya maruz kalıp tutukluluk hallerinin  devam ettiği aşikârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin varlığı, birliği, devamlılığı ve  esenliği için canlarından vazgeçen Peygamber Ocağı’nın şerefli  mensuplarını, terörist olarak göstermeye çalışmak; ancak ve ancak harama  el uzatan, boğazından geçiren ve şirretin hesabına çalışan  kifayetsizlerin işi olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmasın ki Türk milleti bunu asla  affetmeyecek ve bölücü terörle mücadele eden şahsiyetlerin iftiralarla  yıldırılmaya çalışılmasını hoş görmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan açıklıkla bildiriyorum ki, Türk ordusunu  terör merkezi, komutanlarını terörist göstermeye cüret eden iddiaları,  niyetleri ve başı dışarıda, gövdesi içeride olan emelleri reddediyor ve  tüm yüreğimle kınıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerlendirmemizin ikinci aşamasında;  Genel Kurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’a atılı suçun  mahiyeti, yargılamanın ne şekilde yapılacağı hususu yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği üzere, 12 Eylül 2010 tarihindeki  anayasa değişiklikleri sonucunda 148’nci maddeye ilave edilen bir  hükümle; Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları  ile Jandarma Genel Komutanın da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı  Yüce Divan’da yargılanmasının önü açılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">30 Mart 2011 tarihinde kabul edilen Anayasa  Mahkemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunla da bu  husus düzenlenmiş ve Anayasa Mahkemesi yetkilendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Genelkurmay Başkanlığı yapan bir  kişinin eğer hükümeti devirmek maksadıyla darbe niyeti taşıdığı ve planı  yaptığı iddia ediliyorsa,  bunun görev dışı yorumlanması hukuken  tutarlı ve inandırıcı olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeşitli davalardan tutuklu yargılanan muvazzaf  yada emekli generallerin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100’ncü maddesinin  3’üncü fıkrasında sayılan ‘Katalog Suçlar’dan dolayı cezaevinde  tutuldukları bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelkurmay Başkanı’nın da bu kapsama sokulduğu;  silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve Türkiye Cumhuriyeti  Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye  teşebbüs etmeyle itham edildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette darbe teşebbüsünün tüm ayrıntılarıyla soruşturulması ve gerçeklerin bir an önce milletimize anlatılması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna bir diyeceğimiz yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Genelkurmay Başkanlığı yapan bir kişinin,  Anayasa’nın amir hükmünü ihlal edercesine Yüce Divan dışında yargılamaya  tabi tutulması üzeri örtülemeyecek bir yanlış ve kastı aşan bir  hatadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün konuyla ilgili beyanları fazlasıyla dikkatimizi çekmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Gül; <strong><em>“Hukuk düzeni içinde bir  yargılama sürecine şahit oluyoruz. Herkesin hukuk sistemi içinde  sorumluluğu vardır. Dolayısıyla herkes hukuk karşısında eşittir&#8221;</em></strong> sözleriyle önemli bir ilkeye göndermede bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Türk devlet geleneğinin özünde adalet  vardır ve Osmanlı’yı altı asır ayakta tutan güç; padişahla bir mimarı  eşit bir şekilde kadının önüne çıkaran kutlu sistemdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, AKP iktidarıyla birlikte hukuk karşısında eşitlik prensibi nedense hep tek taraflı işlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Gül, herkesin hukuk önünde eşit olduğunu  düşünüyor idiyse, sorarım sizlere, rahmetle andığımız muhterem Erbakan  Hoca’yı mahkûm eden hukuk kaideleri aynı iddialarla suçlanan Sayın Gül’e  neden dokunamamıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemin Refah Partisi’nin birçok yöneticisinin mahkûm olup cezaevine girdiği bir yargı süreci neden kendisini teğet geçmiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu yalnızca dokunulmazlıkla izah etmek bizim açımızdan doğru, meşru ve erdemli bir tavır olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yılın Ocak ayında Hizbullah  militanlarının halaylar eşliğinde serbest kalmasını sağlayan, Deniz  Feneri zanlılarını özgürlüğüne kavuşturan ve asıl katilleri Habur’da  affeden zihniyet; Genelkurmay Başkanlığından 1,5 yıl önce emekli olmuş  bir şahsı tutuklayarak cezaevine koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaçma, saklanma ve delilleri yok etme  ihtimalleri göz önüne alınmadan böylesi kritik ve önemli bir makamda  bulunmuş kişinin istisna olması gereken tutuklanma işlemine tabi  tutulması asla kabul edemeyeceğimiz bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmeyi fırsat bilen AKP yardakçıları  insaflarını ve şuurlarını kaybedercesine verilen kararı alkışlamışlar ve  destek vermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik süreci normalleşmenin, hesap sorulmasının, sivilleşmenin ve demokratikleşmenin zaferi olarak sunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu ar damarı çatlamış kalem ve niyet sahiplerinin kimlere, hangi çevrelere hizmet ettiğini biz gayet iyi biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatlarında bir kez olsun şehitlerimizi  ağızlarına almayan, Fatihalarla anmayan, milli konularda bir tek hayırlı  düşünceye sahip olmayan küfrün, ihanetin ve fitnenin piyonları; sıra  milletimizi bölecek ve vatanımızı parçalayacak fikirlere geldiğinde  ziyadesiyle iştahları kabarmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama biz karanlık yüzlere fırsat vermeyeceğiz ve bedeli ne olursa olsun bu şaibeli sicillerin maskelerini düşüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü ve son olarak;  Genelkurmay eski Başkanı’nın tutuklanmasıyla ortaya çıkması muhtemel  gelişmeler, bu sürecin ilerlediği güzergâh ve tabiidir ki hedeflenenler  mutlaka enine boyuna incelenmeli ve analize tabi tutulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin içine düştüğü kördüğümü,  keşmekeşliği bölgesel ve küresel gelişmelerden uzak bir şekilde  değerlendirmek doğru değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Ortadoğu Projesi’nin müdahale ve gözetimi  dâhilinde hızla ilerletilen Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın yeniden tanzim  ve tasnifi bölgesel tansiyonu kaygı verici bir şekilde yükseltmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülke içinde de millet varlığını bölücülüğün imar  planına alarak üzerinden etnik parsel geçirmeye çalışan namertlerin  hızlı bir faaliyet içinde oldukları gelişmelerle sabittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın coğrafyalarımızda esen kaos rüzgarı, kök  salan istikrarsızlık döngüsü kısa vadede yerini düzene ve dirliğe  bırakmayacağını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilenen karşıtlıklar, tahrik edilen  cepheleşmeler, fiyaskoyla biten uzlaşmalar, aşılamayan önyargılar ve  eskinin hedeflerine sıkı sıkıya bağlı yeni emperyalist yöntemler  bölgesel gerilimi fazlasıyla yükseltmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti’nin dış politikadaki güdümlü  duruşu, Batı’nın politikalarına tam teslimi, başkent Ankara’nın  gerçeklerini hafife alan basitliği ve görmezden gelen ihmalkârlığı  ülkemizi risk düzeyi yüksek bir alana sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki Ortadoğu kaynayan kazan haline dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, küresel hesap ve amaçlar  çerçevesinde bölgeye yaklaşımı ülkemizi peşinen birçok sıkıntının tarafı  haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Baharı’na haddinden fazla anlam yükleyen,  halk hareketlerini öven ve yönetimlerin devrilmesini onaylayan hükümet,  meydana gelen sarsıntılardan nedense bahsetmeyi tercih etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela Mısır’da, Hüsnü Mübarek sonrası için  aşırı beklenti içine girenler yanılmış, Tahrir felsefesi oluşturmaya  çalışanlar hayal kırıklığına uğramışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır hala sancılıdır. Ve bu ülkedeki olumsuzluk dalgasının boyu gittikçe yükselmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sokaklar sıkıntılıdır ve ısmarlama demokrasi çağrılarıyla bir yere ulaşılamayacağı anlaşılmış olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan seçimler şimdiden bu ülkedeki mevzileri keskinleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zorlamayla demokrasi ve özgürlüğün gelmeyeceği Mısır örneğinde açıkça görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Askeri vesayetin zemin ve pozisyon kaybetmemek  için mücadele vermesi, insan haklarını sakatlayan uygulamaların peşi  sıra kamuoyuna yansıması; Tahrir balonunun patladığına işaret  etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki süreçte Mısır’ın nasıl ve ne şekilde siyasal ve toplumsal bir yapıya kavuşacağı belirsizliğini korumaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama gerçek olan şudur: Mübarek gitmiş, yerine onu aratmayacak, arkadan kumandalı yeni simalar getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişim, özgürleşme ve demokrasi arayışları, tam  anlamıyla toplumsal gerçeklere, ihtiyaçlara ve taleplere dayanmadığı  için saman alevi gibi yanmış ve sönmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti ise bu gelişmelere karşı nedense sessiz ve duyarsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mübarek’e git diyen, Tahrir’i öven Başbakan Erdoğan Mısır’ın durumundan birkaç istisna dışında bahsetmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette her şey bunlarla da sınırlı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan farkında mıdır bilemeyiz, ama  Somali’nin Kenya ve Etiyopya tarafından işgal edilmesi bu ülkenin  dramını daha da fazlalaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Somali’yi sürekli gündemde tutarak istismar kanalı açanların dikkatleri nedense başka taraftadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülkeye yardım adı altında, küresel hesapları  ve planları indiren AKP zihniyeti, işgali karşısında adeta sessizliğin  içine gömülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Dış politikada zalimlere teşrifatçılık yaparak  ayakta duracağını zanneden iktidar zihniyeti elbette yanıldığını ve  içine girdiği hatanın faturasını eninde sonunda ödeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bölgemizin bir diğer konusu İran’ın Hürmüz Boğazıyla ilgili tehditleri, buna ABD ve Avrupa Birliğinden gelen tepkilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisine yönelik alınan yaptırım kararlarını  hafifletmeye veya caydırmaya çalışan İran’ın, Hürmüz kartını ileri  sürmesi sıcak çatışma ihtimallerini artırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu petrollerinin önemli bir bölümünün geçiş istikameti olan bu boğazın stratejik önemi olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hürmüz Boğazı ekseninde gelişen sorunların,  petrol fiyatlarına etki edeceği de şimdiden kabul edilen ve endişeleri  artıran bir husustur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin  İran’ı hedefine alana ağır yaptırım kararları Basra Körfezi üzerindeki  sisleri daha koyulaştırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşılıklı tehditler, güç bloklarının mesafe alması bölgeyi karışık ve tehlikeli bir aşamaya taşımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">BOP’un hedeflerinden birisi olan İran’ın, zaten  bozuk olan bölgesel ve hatta küresel dengeleri alt üst edebilecek  gelişmelere neden olabileceği şimdiden belli olmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şartlar altında Dışişleri Bakanı’nın İran  ziyareti, bizim açımızdan, somut bir gelişmeye hizmet etmektense  oyalanmaya dönük bir manevra olarak tanımlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dışişleri Bakanı’nın bu seyahat sırasında<strong><em>; “artık bölge halkları yeni bir siyasi anlayış istiyor”</em></strong> sözleri, hala küresel planları dayatmak ve servis etmekle meşgul olduğunu göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zannedersiniz ki, tüm bölge halkları toplanmış ve bizim Dışişleri Bakanı’na maruzatlarını arz etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi içi boş, gerçeklerden kopuk ve duruma  göre şekilden şekle giren dış politika tercihleri çözümsüzlüğe,  beklentileri de uçuruma atmaktan başka bir işe yaramayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’li Dışişlerini Bakanı’nın yeni bir Soğuk Savaş’tan duyduğu endişe de traji-komiktir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>&#8216;Bölgesel bir soğuk savaşı engellemeye kararlıyız”</em></strong> diyen bu kafa yapısının, önce Soğuk Savaş Şartlarının özelliklerini  aratmayan Malatya’da kurulan Füze Savunma Sistemi’nin hesabını vermesi  mantıklı ve hakkaniyetli olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesine hassasiyet taşıyan birisinin elbette  aziz milletimizi 70’li yılların gerilimine benzer çıkmaza sürüklememesi  beklenirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak AKP Hükümeti’nin Tahran’a bile Batı’nın  mesajlarını götürdüğü ve küresel oyunların bir figüranı olmaktan başka  herhangi bir şey yapmadığı bariz olarak anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İran’a eşzamanlı giden en önemli konu başlıklarından birisi de Irak’taki gelişmelerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, 18 Aralık 2011 tarihinde  ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle, fitili ateşlenen mezhep temelli kavga ve  facia iyiden iyiye görünür olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin ektiği ayrılık tohumları ve ikilikler sonunda başak vermiş ve Irak adeta diken üstünde duran bir konuma gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak merkezli mezhep çatışması ve düşmanlığı sürekli olarak ivme kazanmakta ve adeta her gün kendisini yenilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD işgali, gerek Irak halkı, gerekse de bölge  ülkeleri üzerinde görünen veya üstünkörü bakılınca fark edilemeyecek  kadar derinlere nüfuz etmiş izler bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak’ın; özgürleştirmek, demokrasi getirmek ve  barış tesis etmek amacıyla işgal edilmesi esasen var olan tüm sorunların  hazırlayıcısı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülkenin, bugünkü karanlık manzarasının ve  kanlı görüntüsünün yegâne müsebbibi tabii ki sömürgeci zihniyet ve ona  çanak tutan işbirlikçilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak işgalini eleştiremeyenlerin, yüzbinlece  masum din kardeşimizin ölmesine seyirci kalanların bugünkü Irak  tablosunun oluşmasında büyük payları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın insan hakları ve barış maskesinin  arkasında; Iraklı kadınlara tecavüz eden vahşilik, çocukları yetim  bırakan canilik, garibanlara işkence eden gözü dönmüşlük olduğu  tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak’ın bugün harap ve bitkin görüntüsünün arkasında işgal ve esaret yıllarının büyük etkisi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD bu ülkeden çekilirken, geriye birbirinden  kopmuş bir toplum yapısı, düşmanlık duygularına gömülmüş taraflar,  intikam duygularıyla hazırlık yapan kesimler, çökmüş ve duygusal  tükenişin aşamasına gelmiş bir ülke bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef Irak’ın, bulanık ve ara renklerinin olmadığı siyah beyaz resminin görüntüsü budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü şartlarda bizim açımızdan Irak’ın toprak  bütünlüğünün bozulmaması ve Yüce Dinimizin mensuplarının sonu olmayan  mezhep ve aşiret kavgalarına düşmemeleri en temel dileğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Iraklı Türkmen kardeşlerimizin güvenliği,  kendilerini rahatlıkla ifade edebilmeleri ve yönetimde adaletli temsil  imkânlarına kavuşmaları bizim için vazgeçilmez bir önemdedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısının  tutuklanma kararı, arkasından bu kişinin Irak’ın kuzeyine sığınması,  siyasi gerilim düzeyinin yukarı doğru ivme alması Irak ve bölgesel  dengeler açısından sarsıcı hadiselere kapı aralamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mezhep temelli gerilimden medet uman fırsatçılar  için gün doğmuş ve bu yangını körüklemek için var güçleriyle harekete  geçmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada AKP zihniyetinin taraf tutmaması, birleştirici olması ve sinsi hedeflerin arkasına takılmaması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak’ın bölünmesine sonuna kadar itiraz edilmeli  ve mezhep temelli kışkırtma yapan geleneksel aktörlere mutlaka dikkat  edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tahran, Bağdat ve Şam arasındaki fay hatlarının  kırılması; dilemem ama büyük sorunlara ve hatta küresel bir kargaşaya  bile zemin hazırlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bu gelişmeler karşısında Türkiye’deki dengelerin seyri, seviyesi ve alacağı konum çok önemlidir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bu yüzden, milli kimliğimiz boşuna taciz edilmemiştir.</li>
<li>Herkese kimlik vaadi düşüncesizce ağızlardan çıkmamıştır.</li>
<li>Dersim isyanıyla ilgili özür temelsiz dilenmemiştir.</li>
<li>Cumhuriyet’in temel direkleri iş olsun diyerek aşındırılmamıştır.</li>
<li>Habur rezaleti, yıkım projesi, İmralı ve Kandil’le görüşme trafiği tesadüfen kurulmamıştır.</li>
<li>Tarihimiz nafile yere horlanmamıştır.</li>
<li>MHP’ye tuzaklar sırf siyasi hasımlıktan, komplolar öylesine kurulmamıştır.</li>
<li>Milli Mücadele yılları rastgele tenkit edilmemiştir.</li>
<li>Büyük Ortadoğu Projesi ve Medeniyetler İttifakı bataklığına tarihin bir cilvesi olarak sürüklenilmemiştir.</li>
<li>Ve TSK’nın darbeci, mensuplarının terörist diyerek suçlanması dönemsel ve anlık bir süreç olmamıştır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Türkiye; BOP öncülüğünde ve değişim adı altında  dönüştürülmeye ve 29 Ekim 1923 tarihli milli yemininden koparılmaya  çalışılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinden kutlu varlığından yeni bir  millet, Türk devletinden farklı bir devlet ortaya çıkarmak için yoğun  bir gayret her düzeyde görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki, bir kez denediler, bir daha cüret edecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül 1919 tarihli bir gizli anlaşmayla  Kürdistan’ın kurulmasına rıza gösteren hainlerin bugünkü temsilcileri  yine işbaşındadır ve el altından bunun alt yapısını oluşturmaya  yönelmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">BOP’un da amacı birdir, AKP’nin de amacı nettir,  AB’nin de hedefi berraktır: O da Türk milletini bölmek, son yurdumuzu  etnik bölücülere peşkeş çekmek ve bin yıl öncesinin intikamını almaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz bakmayın AKP’nin istismarcı sözlerine. Yalan ve aldatmayla iç içe geçmiş üslubunu hiç dikkate almayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin bugünkü halinin ve katlanan sorunlarının gerisinde işte bunlar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama emin olun ki başarmayacaklar. Allah izniyle bin yıllık kardeşlik hukukunu bozamayacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabote ettikleri demokrasiyle, gasp ettikleri  özgürlükle ve narkozlu barış sözleriyle ne kadar avantajlı olursa  olsunlar emellerine nail olamayacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimlik eksenli çözülmenin karşısında sonuna kadar dimdik duracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerekirse tekrar Sakarya kıyılarına ineriz.  Tekrar Kocatepe’ye çıkar Dumlupınar’da destan yazarız ve kararlılıkla  Akdeniz’e uzanırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayınız, ölürüz de vatanımızdan ve bir tek insanımızdan vazgeçmeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, grup toplantımıza  katılan herkesi sevgi ve saygılarımla selamlıyor, başarılı bir hafta  geçirmenizi temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sağ Olun, Var olun.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F10-ocak-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/10-ocak-2012-tarihli-tbmm-grup-toplantisi-konusmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutladı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-10-ocak-calisan-gazeteciler-gununu-kutladi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-10-ocak-calisan-gazeteciler-gununu-kutladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 23:17:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışan Gazeteciler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3214</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Basın çalışanlarına, ekonomik ve sosyal haklar sağlayan 212 sayılı yasanın, 10 Ocak 1961&#8242;de kabul edilmesiyle bu gün “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. Basının geçmişte olduğu gibi günümüzde de toplumsal yaşantımızda çok önemli bir yeri vardır. Gücünü halktan alarak gece-gündüz, hafta sonu demeden çalışan ve halkın sesi olan basın mensuplarının ağır şartlarda çalıştığının farkındayız. Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlerlik kazanması, iyi işleyen bir medya yapısıyla mümkündür. Medyanın güçlü olması, gerek ifade özgürlüğünün temini, gerek kamuoyunun istek ve taleplerinin doğru yansıtılması bakımından hayati önemdedir. Bundan dolayı gazetecilik, günümüzün en dinamik ve fedakarlık isteyen mesleklerin başında gelmektedir. Özellikle günümüzdeki teknolojik gelişmeler sonucu ulaşmış olduğumuz bilgi çağında, basının önemi daha da artmış bulunmaktadır. Bireyin haber alma hakkını sağlayan, doğru, ilkeli ve tarafsız görev anlayışıyla kamuoyunu bilgilendiren basın, toplumu düşünmeye, araştırmaya ve doğru sonuçlara ulaşmaya yönlendiren en etkili araçlardan biridir. Basın mensuplarımızın, şimdiye kadar başarıyla yerine getirdikleri bu onurlu görevi, bundan sonra da aynı duyarlılıkla ve kararlılıkla yerine getireceklerine yürekten inanıyorum. Bu düşüncelerle basın çalışanlarının haklarını düzenleyen yasanın yürürlüğe girişinin yıl dönümü olan Çalışan Gazeteciler Günü&#8217;nü kutluyor, bütün basın mensuplarımıza başarılar diliyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.gunortasihaber.com/wp-content/uploads/2012/01/Antalya-Ulku-Ocaklari-Serkan-Uysal.jpg" alt="" width="600" height="320" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Basın çalışanlarına, ekonomik ve sosyal haklar sağlayan 212 sayılı yasanın, 10 Ocak 1961&#8242;de kabul edilmesiyle bu gün “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. Basının geçmişte olduğu gibi günümüzde de toplumsal yaşantımızda çok önemli bir yeri vardır. Gücünü halktan alarak gece-gündüz, hafta sonu demeden çalışan ve halkın sesi olan basın mensuplarının ağır şartlarda çalıştığının farkındayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlerlik kazanması, iyi işleyen bir medya yapısıyla mümkündür. Medyanın güçlü olması, gerek ifade özgürlüğünün temini, gerek kamuoyunun istek ve taleplerinin doğru yansıtılması bakımından hayati önemdedir. Bundan dolayı gazetecilik, günümüzün en dinamik ve fedakarlık isteyen mesleklerin başında gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle günümüzdeki teknolojik gelişmeler sonucu ulaşmış olduğumuz bilgi çağında, basının önemi daha da artmış bulunmaktadır. Bireyin haber alma hakkını sağlayan, doğru, ilkeli ve tarafsız görev anlayışıyla kamuoyunu bilgilendiren basın, toplumu düşünmeye, araştırmaya ve doğru sonuçlara ulaşmaya yönlendiren en etkili araçlardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Basın mensuplarımızın, şimdiye kadar başarıyla yerine getirdikleri bu onurlu görevi, bundan sonra da aynı duyarlılıkla ve kararlılıkla yerine getireceklerine yürekten inanıyorum. Bu düşüncelerle basın çalışanlarının haklarını düzenleyen yasanın yürürlüğe girişinin yıl dönümü olan Çalışan Gazeteciler Günü&#8217;nü kutluyor, bütün basın mensuplarımıza başarılar diliyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysal-10-ocak-calisan-gazeteciler-gununu-kutladi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-10-ocak-calisan-gazeteciler-gununu-kutladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Genelkurmay Eski Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ&#8217;un tutuklanması&#8221; ile ilgili yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/genelkurmay-eski-baskani-emekli-orgeneral-ilker-basbugun-tutuklanmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/genelkurmay-eski-baskani-emekli-orgeneral-ilker-basbugun-tutuklanmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 22:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Genelkurmay]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3231</guid>
		<description><![CDATA[Genelkurmay Eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un internet andıcı isimli darbe plan ve hazırlığı kapsamında tutuklanması , Türkiye’nin karşılaştığı en önemli sorunlarından birisi olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin zirvesinde iki yıl görev yapan bir şahsiyetin , terör örgütü kurmaktan ve yönetmekten dolayı böylesi bir yaptırıma maruz kalması çok vahim bir hadise olarak gündeme damgasını vurmuştur. Elbette suçu kesinleşmeden hiç kimseye suçlu muamelesi yapılamayacağı , yürürlükteki hukuk kaidelerinden birisi ve en önemlilerindendir. Masumiyet karinesi esas alınarak tutukluluğun hak kayıplarına ortam hazırlamaması , peşin hükümler ve önyargıların sürecin yönünü ve içeriğini tayin etmemesi esas olmalıdır. Artık iyice şirazesinden çıkan darbe soruşturma ve iddialarının nerede duracağı ve kimleri kapsamına alacağı belirsiz ve şaibeli bir duruma gelmiştir. Bu sarsıcı gelişmeyle birlikte millet ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir zan ve töhmet altına alınmıştır. Uzayan mahkeme safahatlarının hala bir sonuca ulaşamaması , gerçek anlamda darbeci ya da darbe niyetli kişilerin sağlıklı ve tarafsız bir şekilde ayıklanamaması büyük bir karamsarlık ve kargaşa ortamına davetiye çıkarmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi , AKP’nin müdahale ve tesiriyle iyice siyasileşen yargı süreçlerinden son derece rahatsız olup , önüne gelenin terör örgütü kurmakla itham edilmesini çok tehlikeli ve marazi bir gelişme olarak görmektedir. Bölücü terörle mücadelede eşsiz kahramanlıklar sergileyen TSK’nın en üst mevkilerinde bulunmuş komutanları terör ve örgüt kavramlarıyla ilişkilendirmek ve asıl fail gibi sunmak ayıp ve vebal olarak AKP’nin lekeli siciline eklenecektir. TSK’nın ve mensuplarının terör örgütü kurmanın üssü olarak takdim edilmesi önü alınamayacak kriz ve kaoslara meydan verecektir. Bu itibarla Türkiye bu sancılı , sisli ve puslu süreçten süratle çıkmalı ve gerçek anlamda bir normalleşmeye kavuşmalıdır. Bununla birlikte aziz milletimiz işleyen yargı süreçlerinin sonuçlanmasını ve adaletin ortaya çıkarılmasını acilen beklemektedir. Herkes bundan böyle elini vicdanına koyup düşünmelidir: Terör ürettiği suçlamasına maruz kalan ve hükümeti devirme planlarının merkez üssü haline geldiğiyle itham edilen TSK’nın ; milletimizin , son yurdumuzdaki güvenliğini , birliğini ve bekasını nasıl sağlayacağı iyi analiz edilmeli ve ahlaklı bir muhasebesi yapılmalıdır. AKP Hükümeti , meseleyi kendi kin ve geleneksel öfkesi çerçevesinde görmekten uzaklaşmadığı sürece , ihtilaflar ve ayrılıklar kemikleşecek , Türkiye büyük bir tuzağın içine çekilecektir. Öncelikle bu buhranlı sürece son verilmesi ve geciken adaletin adalet olmadığını herkesin , bilhassa AKP Hükümeti’nin anlaması büyük bir gereklilik ve aciliyet haline gelmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi kökleşen sıkıntı ve sorun yumağından çıkılması için aklıselimin tercih edilmesinde ve tarafsız bir bakışın hâkim olmasında sonsuz yararlar görmektedir. Unutulmamalıdır ki , konumu ve görevi ne olursa olsun , hiç kimsenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli mensuplarını terör örgütü üyesi ya da yöneticisi gibi göstermeye hakkı ve haddi yoktur. Etnik terörle başarılı , etkili ve kahramanca mücadele veren TSK’ya aziz milletimiz içtenlikle destek olmakta ve bağrına basmaktadır. Bilinmelidir ki , Türk ordusunu terörle aynı kategoriye sokanlar bölücü emellere katkı verdiklerini ve hain hedeflerine hizmet ettiklerini asla unutmamalıdırlar. Şayet terörün kanlı ortakları , işbirlikçileri ve karanlık yüzleri görülmek isteniyorsa Kandil’e , İmralı’ya , siyasi bölücülere ve Irak’ın kuzeyine bakılması yerinde olacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Genelkurmay Eski Başkanı emekli Orgeneral İlker  Başbuğ’un internet andıcı isimli darbe plan ve hazırlığı kapsamında  tutuklanması , Türkiye’nin karşılaştığı en önemli sorunlarından birisi  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin  zirvesinde iki yıl görev yapan bir şahsiyetin , terör örgütü kurmaktan  ve yönetmekten dolayı böylesi bir yaptırıma maruz kalması çok vahim bir  hadise olarak gündeme damgasını vurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette suçu kesinleşmeden hiç kimseye suçlu  muamelesi yapılamayacağı , yürürlükteki hukuk kaidelerinden birisi ve en  önemlilerindendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Masumiyet karinesi esas alınarak tutukluluğun  hak kayıplarına ortam hazırlamaması , peşin hükümler ve önyargıların  sürecin yönünü ve içeriğini tayin etmemesi esas olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık iyice şirazesinden çıkan darbe soruşturma  ve iddialarının nerede duracağı ve kimleri kapsamına alacağı belirsiz ve  şaibeli bir duruma gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sarsıcı gelişmeyle birlikte millet ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir zan ve töhmet altına alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzayan mahkeme safahatlarının hala bir sonuca  ulaşamaması , gerçek anlamda darbeci ya da darbe niyetli kişilerin  sağlıklı ve tarafsız bir şekilde ayıklanamaması büyük bir karamsarlık ve  kargaşa ortamına davetiye çıkarmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi , AKP’nin müdahale ve  tesiriyle iyice siyasileşen yargı süreçlerinden son derece rahatsız  olup , önüne gelenin terör örgütü kurmakla itham edilmesini çok  tehlikeli ve marazi bir gelişme olarak görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü terörle mücadelede eşsiz kahramanlıklar  sergileyen TSK’nın en üst mevkilerinde bulunmuş komutanları terör ve  örgüt kavramlarıyla ilişkilendirmek ve asıl fail gibi sunmak ayıp ve  vebal olarak AKP’nin lekeli siciline eklenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">TSK’nın ve mensuplarının terör örgütü kurmanın üssü olarak takdim edilmesi önü alınamayacak kriz ve kaoslara meydan verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Türkiye bu sancılı , sisli ve puslu süreçten süratle çıkmalı ve gerçek anlamda bir normalleşmeye kavuşmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte aziz milletimiz işleyen yargı  süreçlerinin sonuçlanmasını ve adaletin ortaya çıkarılmasını acilen  beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes bundan böyle elini vicdanına koyup düşünmelidir:</p>
<p style="text-align: justify;">Terör ürettiği suçlamasına maruz kalan ve  hükümeti devirme planlarının merkez üssü haline geldiğiyle itham edilen  TSK’nın ; milletimizin , son yurdumuzdaki güvenliğini , birliğini ve  bekasını nasıl sağlayacağı iyi analiz edilmeli ve ahlaklı bir muhasebesi  yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti , meseleyi kendi kin ve geleneksel  öfkesi çerçevesinde görmekten uzaklaşmadığı sürece , ihtilaflar ve  ayrılıklar kemikleşecek , Türkiye büyük bir tuzağın içine çekilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle bu buhranlı sürece son verilmesi ve  geciken adaletin adalet olmadığını herkesin , bilhassa AKP Hükümeti’nin  anlaması büyük bir gereklilik ve aciliyet haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi kökleşen sıkıntı ve  sorun yumağından çıkılması için aklıselimin tercih edilmesinde ve  tarafsız bir bakışın hâkim olmasında sonsuz yararlar görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki , konumu ve görevi ne olursa  olsun , hiç kimsenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli mensuplarını  terör örgütü üyesi ya da yöneticisi gibi göstermeye hakkı ve haddi  yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik terörle başarılı , etkili ve kahramanca  mücadele veren TSK’ya aziz milletimiz içtenlikle destek olmakta ve  bağrına basmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki , Türk ordusunu terörle aynı  kategoriye sokanlar bölücü emellere katkı verdiklerini ve hain  hedeflerine hizmet ettiklerini asla unutmamalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet terörün kanlı ortakları , işbirlikçileri  ve karanlık yüzleri görülmek isteniyorsa Kandil’e , İmralı’ya , siyasi  bölücülere ve Irak’ın kuzeyine bakılması yerinde olacaktır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgenelkurmay-eski-baskani-emekli-orgeneral-ilker-basbugun-tutuklanmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/genelkurmay-eski-baskani-emekli-orgeneral-ilker-basbugun-tutuklanmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 Ocak 2012 tarihinde TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/3-ocak-2012-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/3-ocak-2012-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 18:25:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3229</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekilleri, Değerli Misafirler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum. Huzursuzluk girdabının, çatışma eğilimlerinin, toplumsal bunalım ve buhran boyutlarının sürekli genişlediği bir yıldan sonra, öncekilerini aratmayacak sorunlara sahne olacağı şimdiden anlaşılan yeni bir 365 günlük zaman macerasına yelken açmış durumdayız. Gelecek beklentilerimizin koordinatlarını belirlerken, geçmiş deneyimlerimizin objektif ve sağlıklı bir şekilde tekrar ele alınması önümüze yeni fırsat kapıları aralayacaktır. Dün de yaşananları, bitmiş ve tarihin mahzenine indirilmiş olaylar yığını olarak değil de, bugün ve yarına ufuk çizen, fırtınalı sulardan güvenli bir şekilde geçmeyi sağlayan pusula olarak görmek lazımdır. Bunu yapabilmek için ise önce yaşanmış hadiselerden ders ve sonuç çıkarmak gerekecektir. Geçmişin samimi ve dürüst muhasebesi, arzuladığımız gelecek inşasında bize önemli katkılar sağlayacaktır. Bu itibarla 2011 yılının öz ve özet olarak tahlili, 2012 ve daha sonraki yıllar için de değerli fikirler verecek ve ayakları yere basan öngörüler yapmamıza zemin teşkil edecektir. Bildiğiniz üzere, AKP Hükümetiyle geçen 2011 yılı bunalım ve buhran döngüsüne yeni ilaveler yapmış, kargaşa ve kutuplaşmadan beslenen çevreleri iyice güçlendirmiştir. Bu haliyle geçtiğimiz yıl unutulmayacak olaylara sahne olmuş ve hüsran yumağıyla içiçe geçen bir dönem olarak akıllarda kalmıştır. Siyasal türbülans etki ve tesir alanını iyiden iyiye artırmış, sosyal çalkantılar, hizip ve husumet tohumları milletimizin bereketli bağrında kök salmıştır. Başbakan Erdoğan’ın kalfalık ve ustalık olarak isimlendirdiği yıkım ve parçalanma dönemleri 2011 yılında kesişmiş ve tüm acı meyvelerini vermeye başlamıştır. Bu yıl içinde asayişsizlik dizginlerinden boşanmış, riskler ileri düzeyde çoğalmış ve milletimizin birlikte yaşama ideali hain suikastlarla sarsılmıştır. Yaşadığımız doğal afetler hepimizin yüreğini yakmış ve yüzlerce insanımız Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Özellikle 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimlerinin öncesi ve sonrasında meydana gelen olaylar zinciri, hükümetin gerçek niyet ve yüzünü bir kez daha deşifre etmiştir. En başta partimiz üzerinde oynanan oyunlar, komplo ve kışkırtmalarla yolumuzdan alı koymaya dönük kirli senaryolar asla unutmayacağımız rezaletler olarak hatırlanacaktır. MHP’siz siyaset ve Meclis arayışları AKP’nin taşeronluk yaptığı mahfiller vasıtasıyla hızlandırılmış ve arkası arkasına kurulan tuzaklar kutlu davamızı hedef tahtası yapmıştır. Demokrasiye sürülen kara bir leke olan bu siyaset karaborsacılığının ve estirilen iftira rüzgârının, Türkiye’nin bölünme ve dağılma sürecinin önemli kilometre taşlarından birisi olduğu bugün daha iyi anlaşılmıştır. İhanetin mesafe alması, yıkımın demokratik açılım olarak kabul ettirilmesi amacına matuf olan bu kirli oyun ve aktörlerin, Milliyetçi Hareket’i hedef olarak tayin etmesi aslında son derece normal ve olağan bir durumdur. Sözüm ona MHP olmazsa veya etkisiz olursa, milli mukavemet ortadan kalkacak, milliyetçi direnç zayıflayacak ve Türk milleti tüm şirret emellerin görüş ve müdahale menziline kolaylıkla girebilecektir. Bu kafa yapısına göre, yıkımın ilerleyebilmesi, etnik fitnenin ve bölücü niyetlerin rahatlıkla at koşturabilmesi için MHP zafiyete düşmeli, itibarı ve güvenirliği harap edilmelidir. Bunun için de aziz milletimizle aramızdaki derin rabıta ve karşılıksız sevda kırılmalı, tartışmaya açılmalı ve zedelenmelidir. İşte 2011 yılında bize yönelik kara kampanyanın, karanlık kumpasın özünde ve içeriğinde bu beklentiler yer almıştır. MHP’ye yönelik düşmanlık duygularının, hasmane tutumların ve tahammülsüz duruşların ilham ve besin kaynağı neresinden bakarsak bakalım; AKP’nin yıkımdaki kararlılığıyla, bölünmedeki inadıyla ve kimlik tacirliğindeki ısrarıyla yakından ilgili olmuştur. Demokratik yarışta iftira ve kara çalmayla rakiplerini saf dışı bırakacağını hesap eden iktidar mantığı,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p>Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.</p>
<p>Huzursuzluk girdabının, çatışma eğilimlerinin, toplumsal bunalım ve  buhran boyutlarının sürekli genişlediği bir yıldan sonra, öncekilerini  aratmayacak sorunlara sahne olacağı şimdiden anlaşılan yeni bir 365  günlük zaman macerasına yelken açmış durumdayız.</p>
<p>Gelecek beklentilerimizin koordinatlarını belirlerken, geçmiş  deneyimlerimizin objektif ve sağlıklı bir şekilde tekrar ele alınması  önümüze yeni fırsat kapıları aralayacaktır.</p>
<p>Dün de yaşananları, bitmiş ve tarihin mahzenine indirilmiş olaylar  yığını olarak değil de, bugün ve yarına ufuk çizen, fırtınalı sulardan  güvenli bir şekilde geçmeyi sağlayan pusula olarak görmek lazımdır.</p>
<p>Bunu yapabilmek için ise önce yaşanmış hadiselerden ders ve sonuç çıkarmak gerekecektir.</p>
<p>Geçmişin samimi ve dürüst muhasebesi, arzuladığımız gelecek inşasında bize önemli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>Bu itibarla 2011 yılının öz ve özet olarak tahlili, 2012 ve daha  sonraki yıllar için de değerli fikirler verecek ve ayakları yere basan  öngörüler yapmamıza zemin teşkil edecektir.</p>
<p><strong>Bildiğiniz üzere, AKP Hükümetiyle geçen 2011 yılı bunalım ve  buhran döngüsüne yeni ilaveler yapmış, kargaşa ve kutuplaşmadan beslenen  çevreleri iyice güçlendirmiştir.</strong></p>
<p>Bu haliyle geçtiğimiz yıl unutulmayacak olaylara sahne olmuş ve  hüsran yumağıyla içiçe geçen bir dönem olarak akıllarda kalmıştır.</p>
<p>Siyasal türbülans etki ve tesir alanını iyiden iyiye artırmış, sosyal  çalkantılar, hizip ve husumet tohumları milletimizin bereketli bağrında  kök salmıştır.</p>
<p><strong>Başbakan Erdoğan’ın kalfalık ve ustalık olarak isimlendirdiği  yıkım ve parçalanma dönemleri 2011 yılında kesişmiş ve tüm acı  meyvelerini vermeye başlamıştır.</strong></p>
<p>Bu yıl içinde asayişsizlik dizginlerinden boşanmış, riskler ileri  düzeyde çoğalmış ve milletimizin birlikte yaşama ideali hain  suikastlarla sarsılmıştır.</p>
<p>Yaşadığımız doğal afetler hepimizin yüreğini yakmış ve yüzlerce insanımız Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.</p>
<p>Özellikle 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimlerinin öncesi ve  sonrasında meydana gelen olaylar zinciri, hükümetin gerçek niyet ve  yüzünü bir kez daha deşifre etmiştir.</p>
<p>En başta partimiz üzerinde oynanan oyunlar, komplo ve kışkırtmalarla  yolumuzdan alı koymaya dönük kirli senaryolar asla unutmayacağımız  rezaletler olarak hatırlanacaktır.</p>
<p>MHP’siz siyaset ve Meclis arayışları AKP’nin taşeronluk yaptığı  mahfiller vasıtasıyla hızlandırılmış ve arkası arkasına kurulan tuzaklar  kutlu davamızı hedef tahtası yapmıştır.</p>
<p>Demokrasiye sürülen kara bir leke olan bu siyaset karaborsacılığının  ve estirilen iftira rüzgârının, Türkiye’nin bölünme ve dağılma sürecinin  önemli kilometre taşlarından birisi olduğu bugün daha iyi  anlaşılmıştır.</p>
<p>İhanetin mesafe alması, yıkımın demokratik açılım olarak kabul  ettirilmesi amacına matuf olan bu kirli oyun ve aktörlerin, Milliyetçi  Hareket’i hedef olarak tayin etmesi aslında son derece normal ve olağan  bir durumdur.</p>
<p>Sözüm ona MHP olmazsa veya etkisiz olursa, milli mukavemet ortadan  kalkacak, milliyetçi direnç zayıflayacak ve Türk milleti tüm şirret  emellerin görüş ve müdahale menziline kolaylıkla girebilecektir.</p>
<p>Bu kafa yapısına göre, yıkımın ilerleyebilmesi, etnik fitnenin ve  bölücü niyetlerin rahatlıkla at koşturabilmesi için MHP zafiyete  düşmeli, itibarı ve güvenirliği harap edilmelidir.</p>
<p>Bunun için de aziz milletimizle aramızdaki derin rabıta ve karşılıksız sevda kırılmalı, tartışmaya açılmalı ve zedelenmelidir.</p>
<p>İşte 2011 yılında bize yönelik kara kampanyanın, karanlık kumpasın özünde ve içeriğinde bu beklentiler yer almıştır.</p>
<p>MHP’ye yönelik düşmanlık duygularının, hasmane tutumların ve  tahammülsüz duruşların ilham ve besin kaynağı neresinden bakarsak  bakalım; AKP’nin yıkımdaki kararlılığıyla, bölünmedeki inadıyla ve  kimlik tacirliğindeki ısrarıyla yakından ilgili olmuştur.</p>
<p>Demokratik yarışta iftira ve kara çalmayla rakiplerini saf dışı  bırakacağını hesap eden iktidar mantığı, amacına ulaşmak için her kılığa  girmiş, her yola sapmış ve her kötülüğe başvurmuştur.</p>
<p>Bu kapsamda 2011 yılı siyasetin haysiyet ve ahlak imtihanından ikmale  kaldığı bir yıl olarak milli vicdanlarda tescil edilmiştir.</p>
<p>Ancak AKP ve yanlarında hizalanarak işbirliği yaptığı Okyanus ötesi,  Kandil, İmralı ve peşmerge kalıntısı MHP’siz Meclis amacına  ulaşamamışlar ve Türk milleti, kendisine karşılıksız sevgiyle bağlı olan  Üç Hilali yalnız bırakmamıştır.</p>
<p>Biz desteği aziz milletimizden, himayeyi Cenab-ı Allah’tan, kuvveti  şerefli mazimizden, gücü şehitlerimizin aziz hatıralarından alarak  inandığımız yolda kararlılıkla ilerledik ve fesadın bariyerlerini çok  şükür ki devirdik.</p>
<p>Unutulmasın ki, Türkiye sevdalısı milli yürekler, bugüne kadar Yüce  Allah dışında kimsenin karşısında diz çökmemiş ve inşallah bundan sonra  da çökmeyecektir.</p>
<p>Kimseyle pazarlıklara tenezzül etmemiş, günübirlik menfaat ağlarına takılmamıştır.</p>
<p>Zorluklara teslim olmamış; çilelerle, saldırılarla, provokasyonlarla yolundan dönmemiştir.</p>
<p>Biz milletimizin emanetine kayıtsız şartsız her durumda sahip çıktık,  hayat ve varlık hakkını, birlik ve bütünlük hukukunu iğfal etmeye  çalışan çürümüşlere karşı göğsümüzü siper ettik.</p>
<p>Bunlardan dolayı ayrılmaya kapalıyız, dağılmaya uzağız, kavgaya mesafeliyiz ve Türkiye’yi dinamitlemeye çalışanlara tavizsiziz.</p>
<p>Türkçe bağımlısı, bayrak aşığı, Cumhuriyet savunucusu ve millet düşkünüyüz.</p>
<p>Vatanın her insanını aziz bilir, her karışını kutsal görür, her nimetine şükür ederiz.</p>
<p>Çünkü biz Milliyetçi Hareketiz.</p>
<p>Çünkü biz Türkiye ve Türk milleti tutkunu gönül ve dava erleriyiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>2011 yılının genel anlamda değerlendirmesini yaptığımızda ister istemez gelecekle ilgili ümitvar olmamız zorlaşmaktadır.</p>
<p>Peşin yargılarla, acele değerlendirmelerle ve felaket telallığıyla elbette hareket etmiyoruz.</p>
<p>Ancak görünen köyün kılavuz istemediğini de yaşanmış acı tecrübelere bakarak itiraf etmemiz mümkündür.</p>
<p>Hem içimizdeki hem de dışımızdaki olumsuz ve kaygı verici gelişmelere yıl boyunca şahit olduk.</p>
<p>AKP Hükümeti, deyim yerindeyse ateşle çevrili bir alana, bulaşıcılığı  yüksek hadiselerin ortasına ülkemizi gözü kapalı bir biçimde  sürüklemiştir.</p>
<p>Bunların en başında ise Arap Baharı isimli BOP projesi ve uygulaması gelmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, BOP Eşbaşkanı sıfatıyla küresel hedeflerin ve  tekliflerin Müslüman coğrafyasına taşınmasında önemli roller üstlenmiş  ve komşularla sıfır sorun politikasından geri dönülmeyecek bir şekilde  savrulmuştur.</p>
<p>Ortadoğu’nun yeniden dizaynı, kuzey Afrika’nın bir kez daha tanzimi  amacıyla sokaklar tahrik edilmiş, yönetimler devrilmiş, rejimler deprem  geçirmiştir.</p>
<p>Yakın coğrafyalarımızdaki istikrarsızlık ve isyan trafiği bu  çerçevede gittikçe yoğunlaşmış, 95 yıl önce karılan sömürge kartları bir  kez daha Haçlı ittifakı arasında dağıtılmıştır.</p>
<p>Tunus, Mısır, Yemen, Bahreyn, Libya tarumar edilmiş; sosyal  çılgınlık, ekonomik ve siyasal çözülmeyle birlikte bu ülkeler yerle bir  edilmiştir.</p>
<p>Kalabalıkların birikmiş itirazı, katlanan kızgınlıkları BOP’un teşvik  ve yönlendirmesi altında kontrolden çıkmış, nerede duracağı ve hangi  ülkeleri vuracağı tam olarak belirginlik kazanmamıştır.</p>
<p>Arap Baharının yâda yutturulmaya çalışılan yeni ismiyle uyanışının hızla dönen ibresi şimdi de Suriye’yi göstermiştir.</p>
<p>AKP’nin komşu coğrafyalara emperyalist hesapları şuursuzca fatura  etme arayış ve çabası, Türkiye’nin de bölgesel gerilimin kutup başı  olmasını sağlayacak dinamikleri teker teker harekete geçirmiştir.</p>
<p>Yanıbaşımızdaki kaosun yavaş yavaş sınırlarımıza yaklaştığını,  içimizdeki bölücü simaların mazeret arayışlarına dayanak oluşturduğunu,  maalesef ne Başbakan Erdoğan ne de siyaseti birlikte adımladığı  şahsiyetler henüz tam olarak fark edememiştir.</p>
<p>Diyarbakır’ı Tahrir’e çevirme çağrısı ve eğilimi bizim dışımızda hiç kimsede uyarıcı bir etki yapmamıştır.</p>
<p>Sınırlarımızın hemen yakınındaki kan, kavga ve barut kokusunun gölgesi üzülerek söylemeliyim ki, üzerimize düşmeye başlamıştır.</p>
<p>Başbakan’ın sorumsuzluğu, küresel angajmanlara ve gizli anlaşmalara  gözü kapalı teslimi sonu meçhul bir sürecin kapılarını ardına kadar  aralamıştır.</p>
<p>Türkiye’nin son derece huzursuz ve sıkıntılı bir döneminde, macera  peşinde koşan simsarları umutlandıracak ve dört elle sarılmalarını  sağlayacak gelişmeler gün geçtikçe belirginlik kazanmakta ve görünür  olmaktadır.</p>
<p>Yakından şahit olduğunuz üzere, geçtiğimiz yıl bölücüler ve kanlı  terör önemli mevziler elde etmiş, kinlerini kusmak için her ortamı  değerlendirmiştir.</p>
<p>Bugüne kadar bölücülüğün ve PKK terör örgütünün şımarmasında;</p>
<p><strong>√ </strong>İmralı’yla yapılan kirli görüşmelerin, ahlaksız pazarlıkların,</p>
<p><strong>√ </strong>Yabancı ülkelerde terör failleriyle yapılan müzakerelerin,</p>
<p><strong>√ </strong>Türk milletini söylemde otuzaltı parçaya ayırma densizliğinin,</p>
<p><strong>√ </strong>Küresel projelere bel bağlayan teslimiyetçiliğin,</p>
<p><strong>√ </strong>Son yurdumuzda bulunmamızı çekemeyenlere boyun eğen sefilliğin,</p>
<p><strong>√ </strong>Peşmergeye kucak açan acizliğin,</p>
<p><strong>√ </strong>Kandil’e şirin gözükme düşüklüğünün,</p>
<p><strong>√ </strong>İstihbarat paylaşımı ve üçlü mekanizma zırvalarıyla geçirilen zamanın,</p>
<p><strong>√ </strong>Alt kimlikleri uyandıran, millet bütünlüğünü sakatlayan önerilerin,</p>
<p><strong>√ </strong>Türkiyelilik hezeyanına tutunmanın ve Türk kimliğine hakaretin büyük bir payı ve rolü olmuştur.</p>
<p>Türk milletinin değerlerine, kutsallarına ve milli yeminlerine karşı  diş bileyen kim varsa emel ve güç ittifakı içine girmiş ve AKP’ye omuz  vermiştir.</p>
<p>Bu yüzden İmralı mukimi bebek katili AKP’den memnun kalmıştır.</p>
<p>Irak’ın kuzeyinde teröristleri koruma altına alan ve cinayetleri için uygun ortam sağlayan Barzani AKP’nin yanında durmuştur.</p>
<p>Bölücü çevreler, ABD, AB ve haçlı iddiaları AKP şakşakçılığına soyunmuşlardır.</p>
<p>Kaygıyla izliyoruz ki, caddelerimiz, sokak aralarımız, şehirlerimiz  ve dağlarımız silahlı insanlık müsveddeleri tarafından kuşatılmış ve  menfur suikastlar vatan evlatlarını aramızdan almıştır.</p>
<p>Özellikle Hakkâri-Çukurca’da ve Bitlis-Güroymak’da yaşanan şahadetler milletimizi haklı ve meşru bir infiale sevk etmiştir.</p>
<p>Ankara’nın göbeğindeki canlı bomba saldırısı da, terör maşalarının  sivil ve masum demeden herkesi hedefine aldığını göstermiştir.</p>
<p>Bebeklere kıyan, masum gencecik kızları vuran, anne karnındaki  yavruları doğmadan katleden şeref ve insanlıktan nasibini almamış  canavarlar, Türk milletini 2011 yılında da ziyadesiyle meşgul etmiş ve  öfkelendirmiştir.</p>
<p>Bu vesileyle aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan bir kez daha rahmet  diliyor, ailelerine ve milletimize başsağlığı dileklerimi  tekrarlıyorum.</p>
<p>Bölücülüğün azmasından, PKK’nın heyecanlanmasından ve hunhar  eylemlerle hedefine ulaşacağını düşünmesinden bir ve tek sorumlu vardır:  O da hiç kuşkunuz olmasın ki Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetidir.</p>
<p>Yıkım sürecinin, acı meyvelerini verdiğini söylerken kast ettiklerimizin başında işte bunlar geliyordu.</p>
<p>Malumlarınız olacağı gibi, Başbakan Erdoğan çıraklık döneminde  yıkımın alt yapı çalışmalarını gerçekleştirmiş, kalfalık döneminde  yıkımı demokratik açılım maskesiyle perdelemiş ve ustalık döneminde de  kabuk değiştirerek parçalanmaya dönüşmesi için vaatte bulunmuştur.</p>
<p>Nitekim 61.Hükümet Programı bunun işaretleri, belirtileri ve  izleriyle doludur ve Meclis Genel Kurulu’nda 11 Temmuz 2011 tarihinde  yaptığım konuşmayla da şahsım bunu açıkça ifşa etmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan söz konusu Hükümet Programıyla, her kimliğin  kendisini rahatça ifade edebileceğini, geliştirebileceğini ve kimliklere  saygı esasına dayanan bir birlikteliğin esas alındığını fütursuzca dile  getirmiştir.</p>
<p>Yıkımın son aşamasını müjdelerken bununla da yetinmemiş, bir tek kişi  dahi olsa, herkesin diline, inancına, kültürüne, değerlerine, yaşam  tarzına ve tüm farklılıklara saygı duyacaklarını ifade etmiştir.</p>
<p>Şüpheye yer bırakmayacak şekilde söyleyebiliriz ki, AKP’nin bölücülük kodları ve hedefleri bu sözlerde gizlidir.</p>
<p>Hükümet Programı üzerinde yaptığım konuşmada, farklılıklara yapılan  özel vurgunun, etnik kimliklerin ayrılıkçı eğilimlerinin ve otonom  hareket etme taleplerinin önünü açacağını önemle ikaz etmiştim.</p>
<p>Ve farklılıkların özendirilerek millet yapısının güçlenmiş  olmayacağını, bilakis var olan derin bağların gevşeyeceğini ve kırılgan  bir noktaya gerileyeceğini ifade etmiştim.</p>
<p>Tanınma istekleri, özerklik ve federasyon beklentileri bu uygun ortam  eşliğinde iyice kemikleşecek ve kabından taşmasına neden olacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Hükümetin bir bakanının, bütçe görüşmelerinin son gününde Meclis  Genel Kurulundaki zırvalarıyla, bölücülükten sabıkalı bir  milletvekilinin haddi ve sınırı aşan düşüncelerini Başbakan’ın az önce  gündeme getirdiğim yaklaşımından ayrı ve bağımsız ele almak doğru  değildir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın başlama vuruşunu yaptığı kimlik temelli  parçalanma sürecine, gecikmeyle de olsa hem kendi hükümetinden hem de  aynı hedefleri paylaştığı siyasi bölücü yüzlerden katkı ve destek  gelmesi şaşırtıcı görülmemelidir.</p>
<p>Gözlerinden yaş, ağzından fitne eksik olmayan AKP’nin çok konuşan bakanının; <em>“kim,  ne varsa bu topraklar üzerinde kendi kimliğini rahatlıkla  söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız, o kimliğin bütün kültürel  haklarını, anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız, diline saygı  duyacağız.” </em>sözleri AKP’nin gerçek yüzünü bir kez daha ve kesin olarak göstermiştir.</p>
<p>Bu sözlere Başbakan’ın, <em>“tek kişi dahi olsa, herkesin diline, inancına, kültürüne, değerlerine, yaşam tarzına saygı duyulacağı</em>” fikrinden gelinmiş olup aralarında gerçekte hiçbir fark bulunmamaktadır.</p>
<p>Sorarım sizlere; bundan sonra AKP tek millet anlayışından nasıl bahsedecektir?</p>
<p>Tek devlet, tek vatan ve tek bayrak kabullerini nasıl savunacaktır?</p>
<p>Bir tarafta farklılıklarımızı eriterek millet olduk diyen bu  gafilliğin, diğer yanda farklılıkları özendirmesi, davet etmesi ve kabul  ettirmeye çalışması hangi mantıkla izah edilecektir?</p>
<p>Tabiidir ki bu sorulara verilecek tutarlı ve namuslu cevaplar yoktur  ve bölücülük dehlizinde bilincini kaybeden bozguncular, kötülükleri  mayalandırarak millet varlığını akamete uğratmaya var güçleriyle  uğraşmaktadır.</p>
<p>Bu sürece paralel olarak parçalanmanın ara duraklarından olan ikinci yıkım sürecinin de kurdelesi kesilmiştir.</p>
<p>Yıkım koordinatörü ve Habur zanlısı bakan, şiddet içermeyen her  düşünce serbest kalacak diyerek Başbakanından icazetli olarak yeni bir  hamle daha yapmıştır.</p>
<p>Görüldüğü kadarıyla Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve  yargının hızlandırılması, bölücülüğün aklanarak millet varlığına  yedirilmesi için dozajı artan bir şekilde gündeme getirilecektir.</p>
<p>Hala Habur’u savunan yıkım ve parçalanma bakanı, anlaşılan PKK’yı ve  İmralı canisini de kapsamına alan bir hukuki düzenleme için şimdiden  kolları sıvamıştır.</p>
<p>AKP-BDP-PKK aynı bölücü ideal etrafında buluşmuş ve birbirlerinin  eksiklerini tamamlayarak 2012 yılındaki yeni anayasa sürecini ganimet  olarak ele almışlardır.</p>
<p>Bu açıdan 2012 yılı hiç kolay olmayacak, hiç rahat geçmeyecektir.</p>
<p>Etnik bölücülük ve ayrımcılık AKP eliyle kendisine meşrulaşma yolu  açarken, Türk milletinin bin yıllık kardeşlik hukuku cepheden saldırıya  uğramıştır.</p>
<p>Şunu hiç kimse unutmasın ki,</p>
<p>Timsah gözyaşları dökenlerin milletimizi ağlatmasına asla izin ve fırsat vermeyeceğiz.</p>
<p>Kimlik tüccarlarına, kandan beslenen istismarcılara, yıkım ve  parçalanma ittifakına Çanakkale geçilmez diyenlerin mirasını  yağmalatmayacağız</p>
<p>Sakarya’nın etrafına fani bedenlerini sur yaparak, milletin asırlık  mukadderatına halel getirmeyenlerin haklarını kesinlikle  çiğnetmeyeceğiz.</p>
<p>“<em>Dil hakkı, kültür hakkı, kimlik hakkı ne varsa vereceğiz. Bu, bizim cebimizden verdiğimiz bir şey değil</em>” diyenlerin gün gelecek adalet önünde neleri vermek zorunda kalacaklarını mutlaka göreceğiz.</p>
<p>Anayasa yoluyla bin yıllık derin bağların kopmasına, koparılmasına müsamaha göstermeyeceğiz.</p>
<p>Milletimizin değerlerini ezerek, tasfiye ederek sonuç alacaklarını  zanneden zavallılara hadlerini bildirmek için cesaretle ve azimle  mücadele vereceğiz.</p>
<p>Kimse umutlanmasın, kimse boş hayale kapılmasın.</p>
<p>Herkes aklını başına ve ayağını denk alsın.</p>
<p>Bu ülkenin ismi Türkiye Cumhuriyetidir.</p>
<p>Bulunduğu coğrafya süngü ve şehit kanıyla vatanlaşmıştır.</p>
<p>Üzerinde yaşayanlar büyük Türk milletinin mümtaz temsilcileridir.</p>
<p>Başkent Ankara emanettir, Türk bayrağı şereftir.</p>
<p>Milletin tekliği, dilin devamlılığı, vatanın birliği, devletin bekası aşılmaz, geçilmez ve yeri dolmaz inanç kalelerimizdir.</p>
<p>Ve Ne Mutlu Türküm Diyene sonsuza kadar parıldayan ufkumuz olacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yılın son günlerinde meydana gelen müessif bir hadise tüm  yorum ve değerlendirmelerin sıklet merkezi olmuş, bu kapsamda ülkemiz  sancılı ve tahrip düzeyi yüksek yeni bir sürecin içine hapsolmuştur.</p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetlerine gelen istihbarat bilgileri neticesinde  Şırnak’ın Uludere ilçesi sınır bölgesi ateş altına alınmış ve sonuçta 35  sivil ölmüş birisi de yaralanmıştır.</p>
<p>Parti olarak söz konusu hadisenin kamuoyuna yansımasıyla birlikte  gerekli analiz ve incelemeleri yaptık ve 31 Aralık 2011 tarihinde de  yazılı bir basın açıklamasıyla görüşlerimizi muhataplarıyla paylaştık.</p>
<p>Terörist geçiş güzergâhı olarak belirlenen bir sınır noktasına,  havadan düzenlenen operasyon neticesinde sivillerin hayatını kaybetmesi  birçok kuşku ve muammayı da gündeme taşımıştır.</p>
<p>Ayrıca kamuoyuna yansıyan görüntüleri ve olayları aziz milletimiz kaygıyla ve ibretle izlemiştir.</p>
<p>Yapılan cenaze törenlerinin PKK şovuna çevrilmesi, örgüt  paçavralarının tabutların üzerine serilmesi esasen olayın arkasındaki  sisli yanları da kısmen netleştirmiştir.</p>
<p>Uludere’deki talihsizlikten sonra, şehirlerimizde bölücü terör  yandaşlarının çıkardığı olaylar, düzenledikleri saldırılar tahammül  sınırlarını fazlasıyla zorlamıştır.</p>
<p>Malum medya manşetlerinden halkını bombalayan devlet iftiraları,  konuyu katliamla ilişkilendiren haber ve görüşler yeni bir oyunun  gösterime girdiğini açıklıkla kanıtlamıştır.</p>
<p>Kaymakama kalkan kanlı elleri toplum psikolojisi olarak  masumlaştıran, ama sıra Uludere’ye gelince özür bekleyen maksatlı  zihniyetleri aziz milletimiz hayret ve kızgınlıkla takip etmiştir.</p>
<p>Bu son yaşananlar AKP’nin, Türk devletini ne hale getirdiğini, ölçü ve ayarlarını nasıl bozduğunu bariz olarak ispat etmiştir.</p>
<p>Elbette ki olay hükümet tarafından çok yönlü araştırılmalı ve  gerçekler bir an önce ortaya çıkartılmalıdır. Temennimiz, beklentimiz ve  isteğimiz bu yöndedir.</p>
<p>Bugüne kadar yapılan açıklamalar içinde Genelkurmay Başkanlığı’nın  olayın akabinde yaptığı resmi açıklama dışında doyurucu ve ayrıntılı bir  hükümet açıklaması henüz yapılmamıştır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın ayaküstü beyanatı, AKP temsilcilerinin ve bölgeye  giden bakanların birkaç sözü dışında tatmin edici bir izahat da halen  görülmemiştir.</p>
<p>Ancak Milliyetçi Hareket Partisi’nin; yaşanan bu hadiseden yola  çıkarak süreci ve gelişmeleri genel olarak yorumlamak ve bundan sonra  yaşanması muhtemel olayları önlemek için tespitleri ve önerileri  maddeler halinde şunlardan ibaret olacaktır:</p>
<p><strong>1-</strong> Terör olayının ilk görülmeye başladığı 1984  yılından itibaren, Irak’ın Kuzeyinden Türkiye’ye yönelik terör  saldırılarının icra edildiği açıktır.</p>
<p>Sınır ötemizde yuvalanan, üstelik destek ve himaye gören bölücü  saldırılar, yıllardan beridir tehdit algılamalarında başı çekmiş ve  halen de en önemli sorunumuz olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Artık Türkiye’de hiç kimsenin Irak’ın Kuzeyinden kaynaklı bir terör tehdidinin bulunmadığını söyleme imkânı kalmamıştır.</p>
<p>Ve elbette ki yıllardan beri süregelen tanımıyla Irak’ın Kuzeyi  Barzani ve Talabani tarafından yönetilmekte, PKK bunların koruyucu  kanatları altında vahşi eylemlerini sürdürmektedir.</p>
<p>Bu durum karşısında konuyla ilgili birinci yorumumuz şudur: Barzani ve Talabani PKK’nın yanında ve himaye edenleridir.</p>
<p><strong>2-</strong> Türkiye yıllardan beri yalnızca terörist  öldürerek, inleri bombalayarak terörü ve daha geniş anlamıyla bölücülüğü  yok edeceğini düşünmüş, ancak bu yanlış yorum yaşanan olaylarla  kendisini yalanlamış ve boşa çıkarmıştır.</p>
<p>Kuşkusuz ki terörün aktif bir vasıtası olan terörist etkisiz hale ve saldırılarını yapamayacak bir duruma getirilmelidir.</p>
<p>Bunda şüphemiz ve tereddüdümüz asla yoktur.</p>
<p>Askerimiz, polisimiz ve korucumuz bugüne kadar bu onurlu görevi kahramanca ve fedakârca yerine getirmiştir. Hepsine minnettarız.</p>
<p>Ancak terörü geri planda besleyen, eğiten, barındıran ve destekleyen  mihrakların aynı başarıyla caydırıldığını kimse söyleyemeyecek ve iddia  edemeyecektir.</p>
<p>Zira terör örgütünün eksizleştirilmesi geciktikçe ve yıllara  yayıldıkça bölgesel ve küresel aktörler hemen devreye girmiş, meselenin  boşluk kaldırmadığını göstermişlerdir.</p>
<p>PKK terör örgütü, her dönemde kendisine destek çıkacak, yararlanacak, tetikçi olarak kullanacak yeni sahipler bulabilmiştir.</p>
<p>Bu inkâr edilemeyecek ve üstü örtülemeyecek bir gerçektir.</p>
<p>Bugün artık Irak’tan Türkiye’ye ve Türk milletine yönelik düşmanca  saldırıların arkasında küresel projelerin olduğunu bilmeyen ve anlamayan  neredeyse kalmamıştır.</p>
<p>Üstelik bu projeler bizzat Başbakanın taşeronluğu ile Okyanus ötesinden yönetilmektedir.</p>
<p>O halde konuyla ilgili ikinci yorumumuz şudur:</p>
<p>PKK terör örgütünün arkasında Türkiye ve bölge üzerinde oynanan küresel projeler vardır.</p>
<p>Ve ABD kendisinin Taliban’a, El Kaide’ye yaptığını, Türkiye’nin PKK’ya yapmasına rıza göstermemektedir.</p>
<p>ABD’ye rağmen veya ABD’yi ikna ederek Kandil’e girilmesi ve konuşlanılması mutlak anlamda şarttır.</p>
<p>Hükümet’e, Kandil’e bayrak dikilmesi yönündeki çağrımızın gerisinde bu bariz ve ikamesi olmayan tespit bulunmaktadır.</p>
<p><strong>3-</strong> Türkiye ile Irak ve İran sınırları arasında, Suriye ile olan sınırımız gibi yapay engeller yoktur.</p>
<p>Birbirlerinden oldukça uzak mesafelerde yer alan karakolların  arasındaki alanlardan, Irak veya İran’a geçmek yada bu ülkelerden  Türkiye’ye giriş yapmak için tek zorluk elbette fiziki arazi  şartlarıdır.</p>
<p>Bu nedenle yıllardır sınır bölgelerinden geçimlerini sağlamak  maksadıyla ya Türkiye’den diğer ülkelere, yada diğer ülkelerden  Türkiye’ye yasadışı yollardan araziyi kullanarak giriş çıkış yapanlar  vardır ve “adına kaçakçılık” denen bir hayat tarzını hala  sürdürmektedirler.</p>
<p>Özellikle terörle mücadelenin hız kazandığı yıllardan itibaren bir  suç olan “kaçakçılık” faaliyetleri nedense göz ardı edilmiş ve gerekli  önlemler alınmamıştır.</p>
<p>Teröristlerin yaygın olarak kullandığı güzergâhların, kaçakçılık faaliyeti içinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Son zamanlarda bir yanda militan sızmalarının, diğer yanda terörle  mücadelenin böylesine yoğunlaştığı bu dönemde, buraları ne maksatla  kullanacak olurlarsa olsunlar, bu riski göze alanlar; terör örgütüyle  veya güvenlik güçleriyle karşılaşmayı göze almış olmalıdırlar.</p>
<p>Yasa dışı ve büyük bir tehdidin yaşandığı bu alanları kullananların,  başlarına gelebilecek en kötü olasılıkları hesaplamış olmaları makul ve  olması gereken bir husustur.</p>
<p>Burada üzerinde düşünülmesi ve sorgulama yapılması gereken başlıca noktalar şunlardır:</p>
<p>Teröristlerin geçiş ve ilerleyiş güzergâhında kaçakçılıkla meşgul  olanlar ya PKK provokasyonlarına, istihbarat yanıltmalarına alet  edileceklerdir ve bu şekilde canlı hedef haline getirilerek isyan  provalarına mazeret oluşturacaklardır.</p>
<p>Ya da yasa dışı kaçakçılıkla hayatlarını sarp kayalıklarda ve dar geçitlerde heba edeceklerdir</p>
<p>Buradan çıkaracağımız bir diğer sonuç ise, AKP Hükümeti’nin  zenginlik, hizmet götürme, yatırım yapma, yoksulluğun ortadan  kaldırılması gibi iddialarının ne derece iflas etmiş olduğunun ortaya  çıkmasıdır.</p>
<p>Yöre halkı geçimlerini sağlamak adına bırakınız yasal olmayan  yollardan ticaret yapmayı, en vahşi iklim ve coğrafya şartlarında ve  ölüm tehdidi altında bile hayata tutunmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât yaptığı alan meşru bir sınır  kapısı veya gümrük noktası değil, teröristlerin sürekli sızıp kanlı  eylemlerini yaptığı önemli bir tehdit bölgesidir.</p>
<p>Üstelik bu alanda yerleşim yeri olmadığı gibi insan da yaşamamaktadır.</p>
<p>Bu çerçevede üçüncü yorumumuz şu şekilde olacaktır:</p>
<p>Uludere sınır bölgesinde ölenler bu kadar büyük bir grup halinde PKK  ile onun etkin olduğu alanda güven içinde kaçakçılık yapıyorlarsa;  aklımıza iki husus gelecektir:</p>
<p>Bunlar kendilerine dokunulmayacağını ihsas eden ya bir garanti  almışlar, ya da terör örgütünün yeni bir oyunu dahilinde tuzağa çekilip  öldürülme ihtimaliyle yüz yüze bırakılmışlardır.</p>
<p><strong>4-</strong> Takdir edersiniz ki terörle mücadele mekanik bir mücadele değildir.</p>
<p>Güvenlik güçleri her düzeyde insan potansiyelini kullanmaktadır.</p>
<p>Ancak terörle mücadele gibi olağan üstü insan gayreti, fedakârlığı ve  kahramanlığı gerektiren bir faaliyetin; ülkenin durumundan, milletin  halinden, yörede gelişen olaylardan ve oluşan atmosferden etkilenmemesi  mümkün değildir.</p>
<p>Bunun hilafına bir beklenti içinde olmakta vatan görevini yürütenlere haksızlık olacaktır.</p>
<p>Sonuçta güvenlik güçleri; ister asker, ister polis ve isterse de  korucu olsun arkalarında devleti, hükümeti, milleti, vatandaşımızı  görmek isteyeceklerdir ve bu onların en doğal hakkıdır.</p>
<p>Üç gün önce çatıştığı militanı beş gün sonra Habur’dan kahramanlar  gibi karşılayan bir hükümet varlığının, terörle mücadele edenlerin  mahkemelerde süründürüldüğü bir hukuk sürecinin ve teröristlerin başı  ile müzakere yapan bir başbakanın bulunduğu yerde, terörle mücadele eden  askerin, polisin ve korucunun ayakta durması ve inancını koruması bize  göre imkansızdır.</p>
<p>Karakollarımıza yönelik her saldırının akabinde, nereden elde  edildiği, kimlerin servis yaptığı bilinmeyen doğru-yanlış muazzam bir  karalama kampanyası elbette ki güvenlik güçlerini olumsuz  etkileyecektir.</p>
<p>31 Aralık 2011 tarihli basın açıklamamızda vurguladığımız gibi,  Aktütün, Dağlıca, Hantepe ve Gediktepe baskınlarından sonra yapılan  suçlamalar, ithamlar, neden önlem alınmadığına dair tenkitler hepimizin  gözü önünde cereyan etmiştir.</p>
<p>Bu baskı ve taciz altında terörle etkili ve kararlı bir mücadelenin  yapılabilmesi kolay olmadığı gibi sonuç verebilmesi de elbette çok  zordur.</p>
<p>Bu aşamada yapacağımız dördüncü yorumumuz şu olacaktır:</p>
<p>Yüzde bir bile ihtimal olsa, sınırlarımızdan kanun dışı yollardan  girenlerin bir tek Mehmetçiğe, bir tek vatandaşımıza zarar vereceği  hesap ediliyorsa ve bu bir tehdit olarak görülüyorsa devlet derhal  gereğini yapmalıdır ve bu son olayda da yapmıştır.</p>
<p>Mehmetçiklerimizin, polislerimizin ve korucularımızın hayatı  ihtimallere teslim edilemeyecek kadar kıymetli ve bizim için azizdir.</p>
<p><strong>5- </strong>Milliyetçi Hareket Partisi yıllardan beri  özellikle ülke güvenliği, bölücülük ve terörle mücadele konularında  sayısız açıklama yapmış, kapsamlı tedbirleri ayrıntıları ile kamuoyuna  duyurmuştur.</p>
<p>Bunların arasında terörle mücadele açısından önemli gördüğümüz  tedbirlerden biri ve belki de en önemlisi “Irak’ın Kuzeyinde Güvenlik  Kuşağı veya Bölgesi Oluşturulması” fikridir.</p>
<p>Israrla her defasında öne sürdüğümüz “Güvenlik Bölgesi” teklifimizin önemi bu son olayla birlikte bir kez daha ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Yıllardan beri yüzlerce Mehmetçiğimizin şehadetine ve yaralanmasına  yol açan terör saldırılarının bir nedeni de zorlu coğrafya şartlarıdır.</p>
<p>Irak’ın zaten insandan arındırılmış düz arazilerine kadar inilerek  burada oluşturulacak bir tampon bölgesi terörü bitirmese bile hem  azaltacak, hem de yaşadığımız bu olayın benzerlerini önleyecektir.</p>
<p>Bu itibarla beşinci yorumumuz şu şekildedir:</p>
<p>Türkiye mutlaka kendisine avantaj sağlayacak arazi derinliğine sahip  olacağı yerden itibaren derhal güvenlik kuşağı oluşturmalıdır.</p>
<p>Bu vesileyle hatırlatmak isterim ki, Uludere üzerinden nemalanma  arayışında olanlar, bu meseleyi kanatarak siyasi prim elde etmeye  çalışanlar, büyüyen kaos dalgasından muaf olmayacaklarını, rüzgar  ektikleri yerden fırtına biçeceklerini unutmamaları gerekmektedir.</p>
<p>Dileğim yeni yılda Türkiye’nin, üzerine çöreklenen kara bulutlardan  kurtulması; huzurun, istikrarın ve birlikte yaşama inancının ülkemizi  baştanbaşa hâkimiyeti altına almasıdır.</p>
<p><strong>Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken grup toplantımıza katılan herkesi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F3-ocak-2012-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/3-ocak-2012-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın Şırnak Uludere’de yaşananlar üzerine yapılan provokatif eylemlere ilişkin basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-sirnak-uludere%e2%80%99de-yasananlar-uzerine-yapilan-provokatif-eylemlere-iliskin-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-sirnak-uludere%e2%80%99de-yasananlar-uzerine-yapilan-provokatif-eylemlere-iliskin-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 14:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü gençler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3209</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, gerilim ve kışkırtma düzeyi çok yüksek bir dönemden geçmektedir. Milletimizin birliği ve bütünlüğü, provokatif odaklar tarafından sürekli tehdit ve taciz edilmektedir. Şırnak’ın Uludere ilçesi sınır bölgesinde meydana gelen olay, bunlardan birisi olması bakımından son derece dikkate değerdir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne intikal eden istihbarat bilgileri doğrultusunda yapılan hava saldırısında 35 sivilin yaşamını kaybetmesi, ülke kamuoyunu sarsmıştır. Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, söz konusu olayın meydana geldiği mahal, bölücü terör örgütünün ana kamplarının yer aldığı ve sivil yerleşime açık olmayan Irak’ın kuzeyindeki ‘Sina-Haftanin’ bölgesidir. Bu bölge Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bölücü militanlara karşı operasyon yürüttüğü bir bölgedir. Bununla birlikte yöresi ne olursa olsun, yasa dışı yollara başvurarak, teröristlerin geçiş güzergâhını kaçakçılık yapmak maksadıyla kullananların masum görülmesi de eşyanın tabiatına aykırı olacaktır. PKK’lı teröristlerin yoğun olarak bulunduğu bir bölgede, onların gözetim ve müdahalesi olmadan kaçakçılık faaliyetinin yerine getirilmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir olaydır. 35 kişinin yaşamanı yitirmesini istismar ederek düşmanlık tohumları ekmeye çalışan ve geçmişteki bazı olaylarla benzerlikler kuran gafillerin tahrik ve kışkırtmalarına son vermeleri toplumsal huzur ve sükûnet açısından elzem haline gelmiştir. Yaşanan olayı bahane ederek ülkemizin çeşitli yerlerinde yapılan provokatif eylem girişimlerine karşı milletimiz uyanık olmalıdır. Dağlardaki eşkıyanın şehirlerdeki uzantıları; caddeleri, sokak aralarını yaşanmaz hale getirerek, Türk ve Kürt karşıtlığının fitilini ateşlemek istemektedirler. Kurgulanan etnik kargaşanın bir tarafında ülkücüleri görmeye ve göstermeye çalışan kim varsa işbirlikçiler ve kaostan medet uman kötü niyetlilerdir. Bu olay neticesinde bir kez daha görülmüştür ki; milletimizin toplumsal huzurunu bozmak isteyen bölücü odaklara karşı son derece dikkatli olmak gerekmektedir. Bu konuda Türk milleti ve Ülkücü gençler provokatif eylemlere ve tahriklere karşı uyanık olup soğukkanlı davranmalıdır. Bu dönemde özellikle üniversitelerde yapılabilecek tahriklere karşı uyanık olunmalı ve provokatif eylemlerden uzak durulmalıdır. Ülkü Ocakları olarak gençlerimizin bu tarz tahrik ve eylemlerin içinde bulunmayarak, milletimizin birlik ve bütünlüğünü geçmişte olduğu gibi bu zor dönemlerde de koruyacaklarına inanıyoruz.  Antalya Ülkü Ocakları olarak aziz milletimizi sabırlı, metanetli ve soğukkanlı olmaya davet ediyoruz. Nerede karşımıza çıkacağı belirsiz olan sinsi provokasyonlara karşı daha dikkatli olmaya çağırıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.bizimantalya.com/newpics/11348/231120112227435738087.jpg" alt="" width="355" height="266" />Türkiye, gerilim ve kışkırtma düzeyi çok yüksek bir dönemden geçmektedir. Milletimizin birliği ve bütünlüğü, provokatif odaklar tarafından sürekli tehdit ve taciz edilmektedir. Şırnak’ın Uludere ilçesi sınır bölgesinde meydana gelen olay, bunlardan birisi olması bakımından son derece dikkate değerdir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne intikal eden istihbarat bilgileri doğrultusunda yapılan hava saldırısında 35 sivilin yaşamını kaybetmesi, ülke kamuoyunu sarsmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, söz konusu olayın meydana geldiği mahal, bölücü terör örgütünün ana kamplarının yer aldığı ve sivil yerleşime açık olmayan Irak’ın kuzeyindeki ‘Sina-Haftanin’ bölgesidir. Bu bölge Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bölücü militanlara karşı operasyon yürüttüğü bir bölgedir. Bununla birlikte yöresi ne olursa olsun, yasa dışı yollara başvurarak, teröristlerin geçiş güzergâhını kaçakçılık yapmak maksadıyla kullananların masum görülmesi de eşyanın tabiatına aykırı olacaktır. PKK’lı teröristlerin yoğun olarak bulunduğu bir bölgede, onların gözetim ve müdahalesi olmadan kaçakçılık faaliyetinin yerine getirilmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir olaydır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">35 kişinin yaşamanı yitirmesini istismar ederek düşmanlık tohumları ekmeye çalışan ve geçmişteki bazı olaylarla benzerlikler kuran gafillerin tahrik ve kışkırtmalarına son vermeleri toplumsal huzur ve sükûnet açısından elzem haline gelmiştir. Yaşanan olayı bahane ederek ülkemizin çeşitli yerlerinde yapılan provokatif eylem girişimlerine karşı milletimiz uyanık olmalıdır. Dağlardaki eşkıyanın şehirlerdeki uzantıları; caddeleri, sokak aralarını yaşanmaz hale getirerek, Türk ve Kürt karşıtlığının fitilini ateşlemek istemektedirler. Kurgulanan etnik kargaşanın bir tarafında ülkücüleri görmeye ve göstermeye çalışan kim varsa işbirlikçiler ve kaostan medet uman kötü niyetlilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu olay neticesinde bir kez daha görülmüştür ki; milletimizin toplumsal huzurunu bozmak isteyen bölücü odaklara karşı son derece dikkatli olmak gerekmektedir. Bu konuda Türk milleti ve Ülkücü gençler provokatif eylemlere ve tahriklere karşı uyanık olup soğukkanlı davranmalıdır. Bu dönemde özellikle üniversitelerde yapılabilecek tahriklere karşı uyanık olunmalı ve provokatif eylemlerden uzak durulmalıdır. Ülkü Ocakları olarak gençlerimizin bu tarz tahrik ve eylemlerin içinde bulunmayarak, milletimizin birlik ve bütünlüğünü geçmişte olduğu gibi bu zor dönemlerde de koruyacaklarına inanıyoruz.  Antalya Ülkü Ocakları olarak aziz milletimizi sabırlı, metanetli ve soğukkanlı olmaya davet ediyoruz. Nerede karşımıza çıkacağı belirsiz olan sinsi provokasyonlara karşı daha dikkatli olmaya çağırıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysal%25e2%2580%2599in-sirnak-uludere%25e2%2580%2599de-yasananlar-uzerine-yapilan-provokatif-eylemlere-iliskin-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-sirnak-uludere%e2%80%99de-yasananlar-uzerine-yapilan-provokatif-eylemlere-iliskin-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mavi Kapak Kampanyası</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mavi-kapak-kampanyasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mavi-kapak-kampanyasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 00:39:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[engelliler]]></category>
		<category><![CDATA[mavi kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Kapak Kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3189</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/mavi-kapak-kampanyasi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmavi-kapak-kampanyasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mavi-kapak-kampanyasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yeni Yıl&#8221; nedeniyle yayınladıkları kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yeni-yil-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yeni-yil-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 22:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[basın açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3227</guid>
		<description><![CDATA[Acısıyla tatlısıyla , hüznüyle , coşkusuyla bir yılı daha geride bırakarak yeni bir yıla ulaşmış bulunmaktayız. Maalesef , AKP Hükümeti&#8217;yle geçen kaybolan ve heba edilen yılların toplamına bir yenisi daha eklenmiş , umutlar ve beklentiler bir kez daha ertelenmek zorunda kalmıştır. 2011 yılında da ; ümitler hüsrana uğramış , heyecanlar hezimetle karşılaşmış ve toplumsal huzur ciddi ölçüde hasar almıştır. Bu yıl içinde , iyimserlik duyguları zedelenmiş , kardeşlik bağları sarsılmak istenmiş , cepheleşmeler ısrarla teşvik edilmiş ve husumet kuşatması peşi sıra zafer elde etmiştir. Geride kalan 365 günlük zaman dilimi , çekişme ve çatışma eğilimlerinin güçlendiği , kavga ve kaos sahnelerinin kuvvetlendiği , endişe ve korkuların tetiklendiği hazin bir dönem olarak asla akıllardan çıkmayacaktır. Siyasete karanlık mahfillerden yapılan müdahaleler , komplolarla , tezgâhlarla milli direnci kırmaya dönük arayışlar 2011 yılına tam anlamıyla damga vurmuştur. AKP’nin yardım ve yataklık yaptığı bu ahlaksız ve izansız girişimlerin aziz milletimiz nezdinde hiçbir karşılığı olmadığı da gelişmelerle belirginlik kazanmıştır. 2011 yılında ; AKP yalan ve aldatmalarına hızla devam etmiş , baskı ve zulmünü her seviyede artırmıştır. Demokrasiye yapılan kötülükler , çok sesliliğe vurulan darbeler , muhalefete gösterilen tahammülsüzlükler AKP’nin otoriter eğilimlerinin eseri ve neticesi olarak hafızalara kazınmıştır. Basılmayan kitapları toplatan , hak arayışlarını bastıran , kopyacıları kollayan , küresel zalimlerle kol kola giren bir yönetimin tüm sarsıntılarına aziz milletimiz çok yakından şahit olmuştur. AKP zihniyeti , BOP’un planlarına payandalık yapan bir şuursuzlukla , komşu coğrafyalardaki istikrarsızlık ateşinin körüklenmesine katkı vermiş ve küresel hesapların belirlenen adreslere ulaşabilmesi için her çirkefliğe alet olmuştur. Bölücülü terör 2011 yılında kanlı mesaisini yoğunlaştırmış ve seri cinayetleriyle milletimizin ciğerini yakmıştır. AKP Hükümeti , demokratik açılım zırvasıyla etnik kimlikleri heyecanlandırmış , yabancı ülkelerde kurulan masalarda kanlı teröre ümit vermiş , İmralı’ya boyun eğmiş , bölücü çevrelere cesaret ve cüret kazandırmıştır. Bu itibarla , yeni anayasa kapsamında , kimlik , dil ve kültür haklarının verileceğini küstahça ve vicdansızca duyuran ihanet yolculuğunun ön sırasında oturan zavallılar , AKP’nin gerçek niyetini tam anlamıyla deşifre etmişlerdir. 2011 yılı Türk Milleti&#8217;nin birliğinden ve bütünlüğünden rahatsız olan işbirlikçi yüzlere fazlasıyla tanıklık etmiştir. Özellikle son günlerde , Şırnak’ın Uludere ilçesinde meydana gelen talihsiz bir hadiseyi gerekçe yaparak , bölünme ve ayrılma çağrısı yapan alçakları , devletin kaymakamına saldıran gafilleri ve vatanımızın bir bölgesini savaş alanına çeviren yüzsüzleri milletimiz öfkeyle izlemiştir. Bu gelişmeler , AKP’nin yönetimi altında hızla gerçekleşen çözülme ve çöküş sürecinin bir sonucu ve uzantısıdır. Bütün bu olumsuz manzaraya rağmen , milletimizin 2012 yılıyla ilgili beslediği umutlar , düşünü kurduğu güzel günler doğal olarak bir hayli fazladır. Dileğim, yeni yılın barışa , kardeşliğe , refaha ve dargınlıkların bitirilmesine vesile olması ; taze başlangıçlar eşliğinde ve sıcacık duygular altında herkesin bir arada bulunmasını sağlamasıdır. İnancım odur ki , Türk milleti kendisine yönelen musibetlerden eninde sonunda kurtulacak , tehdit ve tehlikeleri asırların imbiğinde damıtılan kudretiyle etkisiz kılacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle , 2012’nin ; küslüklerin azaldığı , kavgaların uzlaşmayla sonuçlandığı , üzerimizde hesap yapanların hüsrana uğradığı , mutluluk , bereket ve sevinç dalgasının her vatandaşımızın hanesine yerleştiği bir yıl olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Büyük Türk Milleti&#8217;nin yeni yılını içtenlikle...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Acısıyla tatlısıyla , hüznüyle , coşkusuyla bir yılı daha geride bırakarak yeni bir yıla ulaşmış bulunmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef , AKP Hükümeti&#8217;yle geçen kaybolan ve  heba edilen yılların toplamına bir yenisi daha eklenmiş , umutlar ve  beklentiler bir kez daha ertelenmek zorunda kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">2011 yılında da ; ümitler hüsrana uğramış , heyecanlar hezimetle karşılaşmış ve toplumsal huzur ciddi ölçüde hasar almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yıl içinde , iyimserlik duyguları zedelenmiş ,  kardeşlik bağları sarsılmak istenmiş , cepheleşmeler ısrarla teşvik  edilmiş ve husumet kuşatması peşi sıra zafer elde etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geride kalan 365 günlük zaman dilimi , çekişme  ve çatışma eğilimlerinin güçlendiği , kavga ve kaos sahnelerinin  kuvvetlendiği , endişe ve korkuların tetiklendiği hazin bir dönem olarak  asla akıllardan çıkmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasete karanlık mahfillerden yapılan  müdahaleler , komplolarla , tezgâhlarla milli direnci kırmaya dönük  arayışlar 2011 yılına tam anlamıyla damga vurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin yardım ve yataklık yaptığı bu ahlaksız  ve izansız girişimlerin aziz milletimiz nezdinde hiçbir karşılığı  olmadığı da gelişmelerle belirginlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">2011 yılında ; AKP yalan ve aldatmalarına hızla devam etmiş , baskı ve zulmünü her seviyede artırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiye yapılan kötülükler , çok sesliliğe  vurulan darbeler , muhalefete gösterilen tahammülsüzlükler AKP’nin  otoriter eğilimlerinin eseri ve neticesi olarak hafızalara kazınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Basılmayan kitapları toplatan , hak arayışlarını  bastıran , kopyacıları kollayan , küresel zalimlerle kol kola giren bir  yönetimin tüm sarsıntılarına aziz milletimiz çok yakından şahit  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyeti , BOP’un planlarına payandalık  yapan bir şuursuzlukla , komşu coğrafyalardaki istikrarsızlık ateşinin  körüklenmesine katkı vermiş ve küresel hesapların belirlenen adreslere  ulaşabilmesi için her çirkefliğe alet olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülü terör 2011 yılında kanlı mesaisini yoğunlaştırmış ve seri cinayetleriyle milletimizin ciğerini yakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti , demokratik açılım zırvasıyla  etnik kimlikleri heyecanlandırmış , yabancı ülkelerde kurulan masalarda  kanlı teröre ümit vermiş , İmralı’ya boyun eğmiş , bölücü çevrelere  cesaret ve cüret kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla , yeni anayasa kapsamında , kimlik ,  dil ve kültür haklarının verileceğini küstahça ve vicdansızca duyuran  ihanet yolculuğunun ön sırasında oturan zavallılar , AKP’nin gerçek  niyetini tam anlamıyla deşifre etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">2011 yılı Türk Milleti&#8217;nin birliğinden ve bütünlüğünden rahatsız olan işbirlikçi yüzlere fazlasıyla tanıklık etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle son günlerde , Şırnak’ın Uludere  ilçesinde meydana gelen talihsiz bir hadiseyi gerekçe yaparak , bölünme  ve ayrılma çağrısı yapan alçakları , devletin kaymakamına saldıran  gafilleri ve vatanımızın bir bölgesini savaş alanına çeviren yüzsüzleri  milletimiz öfkeyle izlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmeler , AKP’nin yönetimi altında hızla gerçekleşen çözülme ve çöküş sürecinin bir sonucu ve uzantısıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu olumsuz manzaraya rağmen , milletimizin  2012 yılıyla ilgili beslediği umutlar , düşünü kurduğu güzel günler  doğal olarak bir hayli fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim, yeni yılın barışa , kardeşliğe , refaha  ve dargınlıkların bitirilmesine vesile olması ; taze başlangıçlar  eşliğinde ve sıcacık duygular altında herkesin bir arada bulunmasını  sağlamasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım odur ki , Türk milleti kendisine yönelen  musibetlerden eninde sonunda kurtulacak , tehdit ve tehlikeleri  asırların imbiğinde damıtılan kudretiyle etkisiz kılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle , 2012’nin ;  küslüklerin azaldığı , kavgaların uzlaşmayla sonuçlandığı , üzerimizde  hesap yapanların hüsrana uğradığı , mutluluk , bereket ve sevinç  dalgasının her vatandaşımızın hanesine yerleştiği bir yıl olmasını  Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Türk Milleti&#8217;nin yeni yılını içtenlikle kutluyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyeni-yil-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yeni-yil-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Şırnak Uludere&#8217;de Meydana Gelen Müessif Hadiseyle&#8221; ilgili yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sirnak-uluderede-meydana-gelen-muessif-hadiseyle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sirnak-uluderede-meydana-gelen-muessif-hadiseyle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 20:21:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[şırnak]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[uludere]]></category>
		<category><![CDATA[yazılı basın açıklaması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3225</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye gerilim ve provokasyon düzeyi çok yüksek bir dönemin tüm belirtilerini yaşamaktadır. Milletimizin birliği ve dirliği fırsat düşkünü ganimet avcıları tarafından sürekli tehdit ve taciz edilmektedir. Nitekim kamuoyuna yansıyan bazı çetrefilli hadiseler ; bütün yönleriyle aydınlatılmadan, gerçekler berrak bir biçimde açığa ve ortaya çıkartılmadan art niyetli güruh tarafından kriz ve kavga konusu haline getirilmektedir. Şırnak’ın Uludere ilçesi sınır bölgesinde meydana gelen müessif olay , bunlardan yalnızca birisi olması bakımından son derece dikkate değerdir. Türk Silahlı Kuvvetlerine intikal eden istihbarat bilgileri doğrultusunda, terörist geçiş güzergâhı olarak belirlenen bir sınır noktasına, havadan düzenlenen operasyon neticesinde 35 sivilin hayatını kaybettiği , bir kişinin de yaralandığı görülmektedir. Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, mezkûr vakanın meydana geldiği mahal , bölücü terör örgütünün ana kamplarının yer aldığı ve sivil yerleşime açık olmayan Irak’ın kuzeyindeki ‘ Sina-Haftanin ’ bölgesidir. Bu aşamada , konunun detaylı bir şekilde ele alınabilmesi için şu hususların da değerlendirmelerde göz ardı edilmemesi önemli ve hayatidir. Öncelikle TSK’nın yaptığı operasyonların hedefinde bölücü militanların mesken tuttuğu yer ve yolların olacağı tartışmasız bir husustur. Sözü edilen alan ve çevrede, kaçakçılık gibi gayri meşru faaliyetlerin gece saatlerinde yürütülmesi tabiatıyla yanlış anlamalara ve değerlendirmelere ardına kadar kapı aralayacaktır. Bununla birlikte görevi ve yöresi ne olursa olsun, kanun dışı yollara tevessül ederek, teröristlerin geçiş ve ilerleyiş güzergâhını kaçakçılık yapmak maksadıyla kullananların masum görülmesi de eşyanın tabiatına aykırı olacaktır. Kaldı ki , PKK’lı teröristlerin yoğun olarak bulunduğu bir bölgede , onların gözetim ve müdahalesi olmadan kaçakçılık faaliyetinin yerine getirilmesi hem imkânsız hem de akla aykırı bir durumdur. Burada cevabı aranan bazı mühim sorular vardır ve şunlardan ibarettir: 1-Şayet doğruysa, kaçakçılık yaptığı iddia edilen kişilerin , nelerin geçişini ve taşıyıcılığını yaptıkları ve ele geçirilen kaçak malların halen nerede ve kimlerin elinde tutulduğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Ayrıca kaçakçılığa konu olan madde ya da malların hangi çevrelerin nam ve hesabına taşındığı, bu işin içinde peşmergenin veya PKK terör örgütüyle birlikte uzantılarının da parmağının olup olmadığı mutlaka izah edilmelidir. 2-Ölenlerin çoğunlukla 18-20 yaş aralığında olduğu ve aynı aileye mensup 29 kişinin bulunduğu düşünüldüğünde , PKK’nın yeni militan kadro devşirmek ve genç yaştakileri kullanmak için böylesi bir organizasyonun içinde olup olmadığı şüphesine de netlik kazandırılmalıdır. 3-Medyada köşe tutarak ihanete mihmandarlık yapan çürümüş kalem sahiplerinin , devletin resmi makamlarından ve organlarından önce meseleyle ilgili kesin bilgi ya da yargıya varmaları nasıl mümkün olmuştur ? Ve bu karanlık simaları konuşturan, manşetlerinden fitne saçtıran , bunlara bilgi servisinde bulunan ve ortamı germeye yarayan iddiaların fütursuzca yayılmasına ortam hazırlayan kim ya da kimlerdir ? 4-Son aylarda terörle mücadelenin yoğunlaştığı ve belirlenen hedeflere yönelik operasyonların sıklaştığı bir zaman aralığında , mücadelenin doğasını , doğrultusunu ve dinamizmini tarumar etmek amacıyla eylem ve fikir birliği içinde olanların tespit ve teşhisi yapılmış mıdır ? Türk milleti verilecek cevapları AKP Hükümeti’nden acilen beklemekte ve duymak istemektedir. Bunların yanında , sınırlarımızın emniyetiyle görevlendirilmiş güvenlik güçlerinin , kaçakçılık yapanlara göz yumması mümkün olmayacağı gibi , böylesi vahim bir hataya düşenlerin de haklarında gecikmeksizin cezai takibat ve yaptırımın icra edilmesi gerekecektir. Diğer taraftan, sınırlardaki dağlık alanlardan ve sarp geçitlerden ; bölücü hainlerin cinayetlerini gerçekleştirebilmeleri için silah , mühimmat ve patlayıcı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye gerilim ve provokasyon düzeyi çok yüksek bir dönemin tüm belirtilerini yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin birliği ve dirliği fırsat düşkünü ganimet avcıları tarafından sürekli tehdit ve taciz edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim kamuoyuna yansıyan bazı çetrefilli hadiseler ; bütün  yönleriyle aydınlatılmadan, gerçekler berrak bir biçimde açığa ve ortaya  çıkartılmadan art niyetli güruh tarafından kriz ve kavga konusu haline  getirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şırnak’ın Uludere ilçesi sınır bölgesinde meydana gelen müessif olay ,  bunlardan yalnızca birisi olması bakımından son derece dikkate  değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Silahlı Kuvvetlerine intikal eden istihbarat bilgileri  doğrultusunda, terörist geçiş güzergâhı olarak belirlenen bir sınır  noktasına, havadan düzenlenen operasyon neticesinde 35 sivilin hayatını<br />
kaybettiği , bir kişinin de yaralandığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, mezkûr vakanın meydana geldiği  mahal , bölücü terör örgütünün ana kamplarının yer aldığı ve sivil  yerleşime açık olmayan Irak’ın kuzeyindeki ‘ Sina-Haftanin ’ bölgesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aşamada , konunun detaylı bir şekilde ele alınabilmesi için şu  hususların da değerlendirmelerde göz ardı edilmemesi önemli ve  hayatidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle TSK’nın yaptığı operasyonların hedefinde bölücü  militanların mesken tuttuğu yer ve yolların olacağı tartışmasız bir  husustur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözü edilen alan ve çevrede, kaçakçılık gibi gayri meşru  faaliyetlerin gece saatlerinde yürütülmesi tabiatıyla yanlış anlamalara  ve değerlendirmelere ardına kadar kapı aralayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte görevi ve yöresi ne olursa olsun, kanun dışı yollara  tevessül ederek, teröristlerin geçiş ve ilerleyiş güzergâhını  kaçakçılık yapmak maksadıyla kullananların masum görülmesi de eşyanın  tabiatına<br />
aykırı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki , PKK’lı teröristlerin yoğun olarak bulunduğu bir bölgede ,  onların gözetim ve müdahalesi olmadan kaçakçılık faaliyetinin yerine  getirilmesi hem imkânsız hem de akla aykırı bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">
Burada cevabı aranan bazı mühim sorular vardır ve şunlardan ibarettir:</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>1-</strong>Şayet doğruysa, kaçakçılık yaptığı iddia  edilen kişilerin , nelerin geçişini ve taşıyıcılığını yaptıkları ve ele  geçirilen kaçak malların halen nerede ve kimlerin elinde tutulduğu  açıklığa kavuşturulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca kaçakçılığa konu olan madde ya da malların hangi çevrelerin  nam ve hesabına taşındığı, bu işin içinde peşmergenin veya PKK terör  örgütüyle birlikte uzantılarının da parmağının olup olmadığı mutlaka  izah<br />
edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>2-</strong>Ölenlerin çoğunlukla 18-20 yaş aralığında  olduğu ve aynı aileye mensup 29 kişinin bulunduğu düşünüldüğünde ,  PKK’nın yeni militan kadro devşirmek ve genç yaştakileri kullanmak için  böylesi bir organizasyonun içinde olup olmadığı şüphesine de netlik  kazandırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>3-</strong>Medyada köşe tutarak ihanete mihmandarlık  yapan çürümüş kalem sahiplerinin , devletin resmi makamlarından ve  organlarından önce meseleyle ilgili kesin bilgi ya da yargıya varmaları  nasıl mümkün olmuştur ?</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bu karanlık simaları konuşturan, manşetlerinden fitne saçtıran ,  bunlara bilgi servisinde bulunan ve ortamı germeye yarayan iddiaların  fütursuzca yayılmasına ortam hazırlayan kim ya da kimlerdir ?</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>4</strong>-Son aylarda terörle mücadelenin yoğunlaştığı  ve belirlenen hedeflere yönelik operasyonların sıklaştığı bir zaman  aralığında , mücadelenin doğasını , doğrultusunu ve dinamizmini tarumar  etmek amacıyla eylem ve fikir birliği içinde olanların tespit ve teşhisi  yapılmış mıdır ?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p>Türk milleti verilecek cevapları AKP Hükümeti’nden acilen beklemekte ve duymak istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bunların yanında , sınırlarımızın emniyetiyle görevlendirilmiş  güvenlik güçlerinin , kaçakçılık yapanlara göz yumması mümkün olmayacağı  gibi , böylesi vahim bir hataya düşenlerin de haklarında gecikmeksizin  cezai takibat ve yaptırımın icra edilmesi gerekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Diğer taraftan, sınırlardaki dağlık alanlardan ve sarp  geçitlerden ; bölücü hainlerin cinayetlerini gerçekleştirebilmeleri için  silah , mühimmat ve patlayıcı maddeleri yük hayvanlarıyla sevk  ettikleri kamuoyunca<br />
bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Değişik zamanlarda , sınır karakollarımıza kahpece ve aniden  yapılan baskınların hazırlık aşamasında, sınır ötesinden yapılan bu  sevkiyatın önemli bir payı olduğu açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Üstelik ülkemize sızan terörist kafilelerin , zamanında fark edilememesinin büyük zayiatlara yol açtığı da bariz bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bilhassa Aktütün , Dağlıca , Hantepe ve Gediktepe baskınlarından  sonra bu yönde büyük tartışmalar yaşanmış , AKP yandaşı çevreler TSK’yı  zan ve töhmet altında bırakan birçok iddiayı gündeme taşımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bu son trajik olayda ise , teröristlerin konuşlandığı ve  saldırılarını düzenlemek için geçtiği yerde kalabalık bir gurubun  görülmesi muhtemel terör eylemlerinin bir aşaması olarak  değerlendirilmiş ve söz konusu<br />
bölgeye operasyon yapıldığı anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Her şeyden önce Türk devleti terörle mücadelede vatandaş militan  ayrımını yapacak basiret , bilgi , deneyim ve erdeme ziyadesiyle  sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bu nedenle , Uludere’de vuku bulan talihsiz ve üzücü olayı  istismar ederek kan tacirliğine soyunan bedbahtlar , ağızlarından  çıkanların nerelere varacağını biraz insaf ve vicdanları varsa hesap  etmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">
Siyasetteki bölücü mihraklar ve bu son olaydan nemalanma  arayışında olan pervasızlar , nedense PKK’nın ; anne karnındaki masum  yavrularla birlikte küçücük çocuklara hayâsızca kıymasına , gencecik  kızları pusu kurarak<br />
katletmesine ,  sivil ve masum insanlarımızı hunharca yok etmesine bugüne kadar sessiz kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
35 kişinin yaşamanı yitirmesini istismar ederek düşmanlık  tohumlarını ekmeye çalışan ve geçmişteki bazı olaylarla benzerlikler  kuran gafillerin tahrik ve kışkırtmalarına son vermeleri toplumsal huzur  ve sükûnet<br />
açısından elzem haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bilinmelidir ki , konunun kaşınarak katliamla ilişkilendirilmesi ,  yas çağrıları , halkına kurşun sıkan ve bomba atan devlet ithamları  büyük bir sorumsuzluk , ahlaksızlık ve kötü niyetlilik olarak  hatırlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Güvenlik kuvvetlerimizin yeni bir cendereye alınarak , terörle  mücadelede çok ihtiyaç duydukları moral ve motivasyonlarını törpülemeye  ayarlı kara ve kirli propagandanın mesafe almaması için sorumluluk  mevkiinde<br />
bulunanlar son derece uyanık olmalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bu kapsamda , Şırnak’ın Uludere ilçesi sınır bölgesinde hayatını  kaybedenlerle ilgili başlatılan adli ve idari soruşturmalar çok yönlü  ele alınmalı , bir an önce tamamlanmalı ve var olan kuşkular mutlaka<br />
giderilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Gelişmeler karşısında , terörle mücadelede zafiyet gösterilmemesi  , bu uğurda taviz verilmemesi, panik havasının doğmaması ve bin yıllık  kardeşlik bağlarının zedelenmemesi konusunda herkes duyarlı ve hassas<br />
olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Unutulmamalıdır ki , aziz milletimiz; küresel hedeflerin ,  hesapların ve heveslerin yeşereceği ve cevap bulacağı uygun iklimi  oluşturma sinsiliğine kesinlikle sessiz ve tepkisiz kalmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Milliyetçi Hareket Partisi bu meselenin sonuna kadar takipçisi  olacak , hiçbir şeyin şaibe ve giz perdesi altında kalmaması için üstüne  düşeni kararlılıkla yerine getirecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsirnak-uluderede-meydana-gelen-muessif-hadiseyle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sirnak-uluderede-meydana-gelen-muessif-hadiseyle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Mavi Kapak Kampanyası Başlattı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-mavi-kapak-kampanyasi-baslatti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-mavi-kapak-kampanyasi-baslatti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 17:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[engelliler]]></category>
		<category><![CDATA[mavi kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Kapak Kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3183</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları engellilere destek olmak amacıyla “Mavi Kapak Kampanyası” başlattı. Antalya Ülkü Ocakları gençlerinde katılımıyla mavi kapak toplama kampanyası başlattı. Bu kapsamda kampanyanın ilk günde 10.000 den fazla kapak toplandı. Bu kampanya ile engellilere tekerlekli sandalyeler almak hedeflenmektedir. Antalya’nın belirli bölgelerine kapak toplama yerleri yaparak kapakların toplanması sağlanacaktır. Kampanyayı başlatan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal; “Antalya Ülkü Ocakları olarak sosyal sorumluluk projesine adı altında bir projeye daha imza atmış bulunmaktayız. Engelli kardeşlerimiz için mavi kapak kampanyasını başlatmış bulunmaktayız. Bütün arkadaşlarımızın ve halkımızın kampanyamıza destek olmalarını bekliyorum.  Unutmamalıyız ki, hepimiz bir engelli adayız. Bu yüzden hepimiz engelli olabileceğimizi unutmadan,  bu durumun kendi başımıza da gelebileceğini hatırlamalıyız. Ülkücü gençler olarak bizde engelli kardeşlerimize destek olarak onlara küçük de olsa bir katkı sağlamalıyız. Herkese desteklerinden dolayı şimdiden teşekkür ederim.” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları engellilere destek olmak amacıyla “Mavi Kapak Kampanyası” başlattı. Antalya Ülkü Ocakları gençlerinde katılımıyla mavi kapak toplama kampanyası başlattı. Bu kapsamda kampanyanın ilk günde 10.000 den fazla kapak toplandı. Bu kampanya ile engellilere tekerlekli sandalyeler almak hedeflenmektedir. Antalya’nın belirli bölgelerine kapak toplama yerleri yaparak kapakların toplanması sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kampanyayı başlatan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal; “Antalya Ülkü Ocakları olarak sosyal sorumluluk projesine adı altında bir projeye daha imza atmış bulunmaktayız. Engelli kardeşlerimiz için mavi kapak kampanyasını başlatmış bulunmaktayız. Bütün arkadaşlarımızın ve halkımızın kampanyamıza destek olmalarını bekliyorum.  Unutmamalıyız ki, hepimiz bir engelli adayız. Bu yüzden hepimiz engelli olabileceğimizi unutmadan,  bu durumun kendi başımıza da gelebileceğini hatırlamalıyız. Ülkücü gençler olarak bizde engelli kardeşlerimize destek olarak onlara küçük de olsa bir katkı sağlamalıyız. Herkese desteklerinden dolayı şimdiden teşekkür ederim.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-mavi-kapak-kampanyasi-baslatti.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/mavi-kapak-kampanyasi-1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/mavi-kapak-kampanyasi-2.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/mavi-kapak-kampanyasi-3.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/mavi-kapak-kampanyasi-4.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-mavi-kapak-kampanyasi-baslatti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-mavi-kapak-kampanyasi-baslatti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Aşure Dağıttı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-asure-dagitti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-asure-dagitti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2011 00:56:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[aşure]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Garajı]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3181</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Muharrem Ayı dolayısıyla aşure dağıttı. Antalya Ülkü Ocakları, Antalya Doğu Garajı’nda yaklaşık bin kişiye aşure dağıttı. Halkın yoğun ilgi gösterdiği aşure dağıtımına, İl Ocak yöneticileri ve ülkücü gençler katıldı. Etkinlik sonrası açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal; “Aşure yüzyıllardır birlik, beraberlik, kardeşlik, kaynaşma ve bereketi temsil etmektedir. Bizde bu geleneği devam ettirerek Türk milletinin birlik ve beraberliğini pekiştirmeye çalışmaktayız. Ülkü Ocakları olarak Türk milletinin milli geleneklerini yaşatmak en büyük görevlerimizden birisidir. Bunun sorumluluğu ve bilinci ile bugün bu etkinliği gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşamaktayız.” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Ülkü Ocakları Muharrem Ayı dolayısıyla aşure dağıttı. Antalya Ülkü Ocakları, Antalya Doğu Garajı’nda yaklaşık bin kişiye aşure dağıttı. Halkın yoğun ilgi gösterdiği aşure dağıtımına, İl Ocak yöneticileri ve ülkücü gençler katıldı.</p>
<p>Etkinlik sonrası açıklama yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal; “Aşure yüzyıllardır birlik, beraberlik, kardeşlik, kaynaşma ve bereketi temsil etmektedir. Bizde bu geleneği devam ettirerek Türk milletinin birlik ve beraberliğini pekiştirmeye çalışmaktayız. Ülkü Ocakları olarak Türk milletinin milli geleneklerini yaşatmak en büyük görevlerimizden birisidir. Bunun sorumluluğu ve bilinci ile bugün bu etkinliği gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşamaktayız.” dedi.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/asure2011-1.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/asure2011-2.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/asure2011-3.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/asure2011-4.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/asure2011-5.jpg" alt="" width="600" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-asure-dagitti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-asure-dagitti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fransa&#8217;nın sözde Ermeni Soykırımı&#8217;nı İnkarı Cezalandıran Yasayı Kabul Etmesi Hakkında</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fransanin-sozde-ermeni-soykirimini-inkari-cezalandiran-yasayi-kabul-etmesi-hakkinda.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fransanin-sozde-ermeni-soykirimini-inkari-cezalandiran-yasayi-kabul-etmesi-hakkinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 17:39:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[sözde Ermeni Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3239</guid>
		<description><![CDATA[Sıklıkla sunîliğinden ve hızlı değişiminden şikâyet ettiğimiz ülke gündemimiz, bu günlerde her zamankinden daha mühim bir konu ile meşgul edilmektedir. Herkesin malûmu olduğu üzere sözde “Ermeni Soykırımı” olarak adlandırdığımız ve yaklaşık yüz yıldır özellikle Batı dünyasınca önümüze her fırsatta yeniden ısıtılarak sunulan bu sorun Fransa’nın çabalarıyla yeniden karşımıza çıkmıştır. Şu an Fransa’nın kimliğinde somutlaşan ancak genel itibariyle batılı devletlerin büyük çoğunluğunun bir şekilde tarafı olduğu “Ermeni Soykırımı” iddialarına ve bu yolda atılan adımlara baktığımızda birkaç mühim tespit yapmak ve kamuoyunun dikkatini çekmek yerinde olacaktır. Özelikle Fransa’nın “Ermeni soykırımını inkârı cezalandıran” yasa tasarısını meclisten geçirmesinden sonra Fransa üzerinde dikkatlice durmak gerekmektedir. Fransız devrimi neticesinde özgürlük, milliyetçilik, hürriyetçilik vesaire kıymetli kavramların bir nevî dünyaya yayılmasına vesile olan ve bu sebeple kendilerini Batı hümanizmasının kaynağı olarak görmeye alışık Fransızların, sözde Ermeni soykırımı hakkındaki iddiaları oldukça manidardır. Bahsedilen değerli kavramların yarattığı büyüyü hep tam ters istikâmette kullanmış olan Fransızlar, I. Dünya Savaşı’nı hazırlayan dönemdeki kolonici/sömürgeci devlet anlayışının, sonrasında özellikle ülkemiz coğrafyası üzerindeki istilacı anlayışın sahibi ve II. Dünya Savaşı yıllarında tüm Avrupa’nın ortak utancı olan, Yahudilerin Nazilere teslim edilmesi olayının müsebbibidirler. Cezayir zulmü de düşünülürse, bu tarihi gerçeklerin bir milletin soykırım kavramı karşısında sergilediği tavrın psikolojik alt yapısını oluşturduğu açıktır. Fransa’nın mevcut tutumunun sebepleri olarak konuşulan argümanlar incelendiğinde Sarkozy’nin seçim sürecinde gözünü diktiği Ermeni oyları dikkat çekmektedir. Elbette bu husus sergilenen tavır içerisinde önemli bir yere sahiptir. Ancak bu tavrı sergileyenlerin bilinçaltı düşünülürse asıl sebebin yukarıda bahsedilen suçluluk duygusu olduğu aşikârdır. Bir psikolojik buhranın yansıması olan bu olaylarda; Fransız Meclisi, sözde Ermeni soykırımını inkârı cezalandıran yasayla, güya tarihi aydınlatma çabasında başarısız olduğu gibi kendi iç ruhsal sıkıntılarını da açığa çıkarmaktadır. Sözde Ermeni soykırımı iddialarına bakacak olursak, bu durumun iki temel sacayağı olduğu açıktır; tarih ve hukuk. Tarih tezlerimizin gerçekliği ve belgelenme sağlamlığı herkesin malûmudur. Arşivleri açışımız, kurulacak komisyonla gerçekleri araştırma çağrımız sonuçsuz bırakılmaktadır. Tarihî olayların çarpıtılmasından kâr elde edemeyeceğini anlayan karşı cephenin olayı siyasî arenaya, meclislere, siyaset kulislerine taşımasının asıl nedeni, konunun hukuk ayağıdır. Devlet politikası olarak gereken önemi atfetmesek dahi sözde Ermeni soykırımı iddiaları karşısında tezlerimizin belki de en kuvvetli olduğu alan hukuktur. Bizler yeterli kıymeti vermesek de tüm bu iddiaların sonuçlanacağı ve hükmün verileceği makamlar hukuk makamlarıdır. İşte bu durumda “tehcir” olarak gerçekleştirilen 1915 Ermeni Olayı’nın içeriği ve tehcirin gerçekleştirilme biçimi yaşanan hadiseyi “soykırım” suçlamasından çok farklı bir noktada konumlandırmaktadır. Ayrıca, soykırım suçunu düzenleyen 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi kapsamında yapılan “soykırım suçu” tanımının Ermeni olaylarının içeriğinden uzaklığı da yaşananların soykırım olarak nitelenemeyeceğinin kanıtıdır. Bunlara ek olarak, geriye yürümezlik ilkesi kapsamında bu sözleşmenin Türkiye’yi herhangi bir hükme tabi tutamayacağı açıktır. Türkiye’nin bahsedilen sözleşme kapsamında yargılanabilmesinin tek koşulu yargılanmayı kabul etmesidir. İşte tam da bu sebeple dünyanın olayla en alâkasız bölgelerinde dahi meclisler Türkiye üzerinde bir baskı unsuru olarak Ermenilerin iddialarını kullanmaktadırlar. Aksi halde tarihi araştırma veya yargılama organı olmayan olayla ilgisiz devletlerin meclislerinde bu yasa tasarılarının görüşülmesinin bir manâsı da yoktur. Yaşanan hadiseler karşısında haklı tepkimizi göstermekle görevli olan hükümetimizin uygulamaları da oldukça mühimdir. Siyasi ilişkilerin zayıflatılması, büyükelçimizin geri çağrılması, meclisimizde oluşturulmuş Türkiye-Fransa dostluk gruplarının feshedilmesi siyasi açıdan tatmin edici olmasa...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/profil_resimleri/profil_resmi_4ebae2cb1a0db.png" alt="" width="140" height="180" />Sıklıkla sunîliğinden ve hızlı değişiminden şikâyet ettiğimiz ülke  gündemimiz, bu günlerde her zamankinden daha mühim bir konu ile meşgul  edilmektedir. Herkesin malûmu olduğu üzere sözde “Ermeni Soykırımı”  olarak adlandırdığımız ve yaklaşık yüz yıldır özellikle Batı dünyasınca  önümüze her fırsatta yeniden ısıtılarak sunulan bu sorun Fransa’nın  çabalarıyla yeniden karşımıza çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Şu an Fransa’nın kimliğinde somutlaşan ancak genel itibariyle  batılı devletlerin büyük çoğunluğunun bir şekilde tarafı olduğu “Ermeni  Soykırımı” iddialarına ve bu yolda atılan adımlara baktığımızda birkaç  mühim tespit yapmak ve kamuoyunun dikkatini çekmek yerinde olacaktır.  Özelikle Fransa’nın “Ermeni soykırımını inkârı cezalandıran” yasa  tasarısını meclisten geçirmesinden sonra Fransa üzerinde dikkatlice  durmak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Fransız devrimi neticesinde özgürlük, milliyetçilik,  hürriyetçilik vesaire kıymetli kavramların bir nevî dünyaya yayılmasına  vesile olan ve bu sebeple kendilerini Batı hümanizmasının kaynağı olarak  görmeye alışık Fransızların, sözde Ermeni soykırımı hakkındaki  iddiaları oldukça manidardır. Bahsedilen değerli kavramların yarattığı  büyüyü hep tam ters istikâmette kullanmış olan Fransızlar, I. Dünya  Savaşı’nı hazırlayan dönemdeki kolonici/sömürgeci devlet anlayışının,  sonrasında özellikle ülkemiz coğrafyası üzerindeki istilacı anlayışın  sahibi ve II. Dünya Savaşı yıllarında tüm Avrupa’nın ortak utancı olan,  Yahudilerin Nazilere teslim edilmesi olayının müsebbibidirler. Cezayir  zulmü de düşünülürse, bu tarihi gerçeklerin bir milletin soykırım  kavramı karşısında sergilediği tavrın psikolojik alt yapısını  oluşturduğu açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Fransa’nın mevcut tutumunun sebepleri olarak konuşulan argümanlar  incelendiğinde Sarkozy’nin seçim sürecinde gözünü diktiği Ermeni oyları  dikkat çekmektedir. Elbette bu husus sergilenen tavır içerisinde önemli  bir yere sahiptir. Ancak bu tavrı sergileyenlerin bilinçaltı  düşünülürse asıl sebebin yukarıda bahsedilen suçluluk duygusu olduğu  aşikârdır. Bir psikolojik buhranın yansıması olan bu olaylarda; Fransız  Meclisi, sözde Ermeni soykırımını inkârı cezalandıran yasayla, güya  tarihi aydınlatma çabasında başarısız olduğu gibi kendi iç ruhsal  sıkıntılarını da açığa çıkarmaktadır.<br />
Sözde Ermeni soykırımı  iddialarına bakacak olursak, bu durumun iki temel sacayağı olduğu  açıktır; tarih ve hukuk. Tarih tezlerimizin gerçekliği ve belgelenme  sağlamlığı herkesin malûmudur. Arşivleri açışımız, kurulacak komisyonla  gerçekleri araştırma çağrımız sonuçsuz bırakılmaktadır. Tarihî olayların  çarpıtılmasından kâr elde edemeyeceğini anlayan karşı cephenin olayı  siyasî arenaya, meclislere, siyaset kulislerine taşımasının asıl nedeni,  konunun hukuk ayağıdır. Devlet politikası olarak gereken önemi  atfetmesek dahi sözde Ermeni soykırımı iddiaları karşısında tezlerimizin  belki de en kuvvetli olduğu alan hukuktur. Bizler yeterli kıymeti  vermesek de tüm bu iddiaların sonuçlanacağı ve hükmün verileceği  makamlar hukuk makamlarıdır. İşte bu durumda “tehcir” olarak  gerçekleştirilen 1915 Ermeni Olayı’nın içeriği ve tehcirin  gerçekleştirilme biçimi yaşanan hadiseyi “soykırım” suçlamasından çok  farklı bir noktada konumlandırmaktadır. Ayrıca, soykırım suçunu  düzenleyen 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi  kapsamında yapılan “soykırım suçu” tanımının Ermeni olaylarının  içeriğinden uzaklığı da yaşananların soykırım olarak nitelenemeyeceğinin  kanıtıdır. Bunlara ek olarak, geriye yürümezlik ilkesi kapsamında bu  sözleşmenin Türkiye’yi herhangi bir hükme tabi tutamayacağı açıktır.  Türkiye’nin bahsedilen sözleşme kapsamında yargılanabilmesinin tek  koşulu yargılanmayı kabul etmesidir. İşte tam da bu sebeple dünyanın  olayla en alâkasız bölgelerinde dahi meclisler Türkiye üzerinde bir  baskı unsuru olarak Ermenilerin iddialarını kullanmaktadırlar. Aksi  halde tarihi araştırma veya yargılama organı olmayan olayla ilgisiz  devletlerin meclislerinde bu yasa tasarılarının görüşülmesinin bir  manâsı da yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">
Yaşanan hadiseler karşısında haklı tepkimizi göstermekle görevli  olan hükümetimizin uygulamaları da oldukça mühimdir. Siyasi ilişkilerin  zayıflatılması, büyükelçimizin geri çağrılması, meclisimizde  oluşturulmuş Türkiye-Fransa dostluk gruplarının feshedilmesi siyasi  açıdan tatmin edici olmasa da yerindedir. Bununla birlikte, ticari  ambargo, iş ilişkilerinin askıya alınması gibi uygulamalar da gerekli  olarak kabul edilebilir. Ancak verilen tepkinin sürekliliği de  önemlidir. Uluslararası ilişkilerde mevcut tutumumuzun uzun süreli etki  göstermesi mümkün değildir. Ayrıca bugün Fransa ile yaşadığımız sıkıntı  diğer devletlerle de yaşanırsa aldığımız önlemlerin bir benzerinin de o  devletler için alınması bizi zayıf düşürebilecektir. Bu sebeple asıl  alınması gereken önlem, öncelikle vatandaşlarımızın konuya ilgi  duymasını sağlamak, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek ve kendi içimizde  konuya dair fikir birliği oluşturmaktır. Sonrasında ise dünyanın hemen  her yerinde tezlerimizi hukukî ve tarihî açıdan savunacak teşekküller  meydana getirmek gerekmektedir. Bu konuda görev sadece hükümetin ya da  devlet bürokrasisinin değildir. Sivil toplum örgütlerinin ve akademik  camianın da konuya ilgi göstermesi oldukça faydalı olacaktır. Konuya  dair uluslararası etkinliğimizin arttırılması da elbette gurbette  yaşayan insanlarımıza düşmektedir. Onlar da benzeri yapılanmalar ile  konuya dair tezlerimizi ortaya koyma aşamasında görev almalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
Nihayetinde, bütün bu gelişmeler göstermektedir ki, bu hususta  devletimiz ve milletimiz çok daha bilinçli hareket etmek durumundadır.  Millî birlik ve beraberlik göstermemiz gereken bu günlerde devletimizin  tezlerini kuvvetlendirmek amacıyla gerekli makamlara destek olunmalıdır.  Ancak sıklıkla dile getirilen Cezayir hadisesi yanlış bir argümandır.  Şayet bu durumun vukuu bulduğu biliniyorsa ortaya çıkarılması ve gündeme  taşınması bir karşı tez olarak kullanılmamalıdır. Nitekim zulmün  mağdurlarını her an korumak ve kollamak, bu gibi mühim ve hassas  durumları istismar etmemek de bizim devlet ve adalet anlayışımızın  gereğidir.<br />
Yaşadığımız bu olayların milletimizi bütünleştirmesi ve  benzeri durumlar karşısında bilinçlendirmesi en büyük temennimizdir.  Bununla beraber Fransa’nın yanlış ve yanlı tutumunu kınamak sadece Türk  milliyetçilerinin değil; tarih bilincine sahip, hukuka saygılı ve vicdan  sahibi her insanın görevidir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffransanin-sozde-ermeni-soykirimini-inkari-cezalandiran-yasayi-kabul-etmesi-hakkinda.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fransanin-sozde-ermeni-soykirimini-inkari-cezalandiran-yasayi-kabul-etmesi-hakkinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal’ın Mehmet Akif Ersoy&#8217;un Vefat Yıldönümü Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-mehmet-akif-ersoyun-vefat-yildonumu-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-mehmet-akif-ersoyun-vefat-yildonumu-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 22:30:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Şair]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3173</guid>
		<description><![CDATA[“Vurulup tertemiz alnından uzanmış, yatıyor Bir hilâl uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor” Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873 yılında, İstanbul’da dünyaya geldi. Türk milletinin büyük badirelerden geçtiği yıllarda, kalemiyle ve kelamıyla, Milli Mücadele’nin bir neferi olmuştur. Hafızamızdan ebediyen silinmeyecek destanlar, onun mürekkebinden süzülmüştür. İstiklal Marşımızın şairi ve İstiklal madalyasının sahibi olan büyük vatansever Akif’in, dünyevî nimetlerden yana hiçbir zaman kaygısı ve gayreti olmamıştır. Hayatını, memleketinin refaha ve huzura kavuşmasına adamıştır. Sözüyle ve kalemiyle İstiklâl mücadelesine hizmet etmiş ve daima Devlet-i Aliye’nin içinde olduğu buhranın sancısını çekmiştir. “Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı/Mahşerde mi biçarelerin, yoksa felâhı!”diye yakarışında; Cenabı Allah’a, necip Türk milletinin içinde bulunduğu vahametten kurtulması için, büyük bir gönül yangınıyla dile getirdiği duayı, iliklerimize kadar hissediyoruz. İstiklal Marşımızı yazdıktan sonra, “Allah bu millete, bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” duası, Türk milletinin müşterek bir duası olmuş, insanımızın dilinden hiçbir vakit düşmemiştir. Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, sadece Türkiye’de değil bütün Türk-İslam âleminde, büyük teveccüh görmüş, Türk-İslam coğrafyasının kalbinde taht kurmuştur. Onun kaleminden süzülen şu mısraları, bugün haykırmaya devam ediyoruz: “Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza! Tükürün: Belki biraz duygu gelir arımıza! Tükürün cephe-i lâkaydine Şark&#8217;ın, tükürün! Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün! Tükürün milleti alçakça vuran darbelere! Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!” 27 Aralık 1936’da, Hakk’ın rahmetine kavuşan vatan şairimizi, rahmetle ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.kultur.gov.tr/TR/resim/1-628570/mehmet-akif-ilk-foto-basa.jpg" alt="" width="330" height="288" />“Vurulup tertemiz alnından uzanmış, yatıyor<br />
Bir hilâl uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor”</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873 yılında, İstanbul’da dünyaya geldi. Türk milletinin büyük badirelerden geçtiği yıllarda, kalemiyle ve kelamıyla, Milli Mücadele’nin bir neferi olmuştur. Hafızamızdan ebediyen silinmeyecek destanlar, onun mürekkebinden süzülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiklal Marşımızın şairi ve İstiklal madalyasının sahibi olan büyük vatansever Akif’in, dünyevî nimetlerden yana hiçbir zaman kaygısı ve gayreti olmamıştır. Hayatını, memleketinin refaha ve huzura kavuşmasına adamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözüyle ve kalemiyle İstiklâl mücadelesine hizmet etmiş ve daima Devlet-i Aliye’nin içinde olduğu buhranın sancısını çekmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı/Mahşerde mi biçarelerin, yoksa felâhı!”diye yakarışında; Cenabı Allah’a, necip Türk milletinin içinde bulunduğu vahametten kurtulması için, büyük bir gönül yangınıyla dile getirdiği duayı, iliklerimize kadar hissediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiklal Marşımızı yazdıktan sonra, “Allah bu millete, bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” duası, Türk milletinin müşterek bir duası olmuş, insanımızın dilinden hiçbir vakit düşmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, sadece Türkiye’de değil bütün Türk-İslam âleminde, büyük teveccüh görmüş, Türk-İslam coğrafyasının kalbinde taht kurmuştur.</p>
<p>Onun kaleminden süzülen şu mısraları, bugün haykırmaya devam ediyoruz:</p>
<p>“Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!<br />
Tükürün: Belki biraz duygu gelir arımıza!</p>
<p style="text-align: justify;">Tükürün cephe-i lâkaydine Şark&#8217;ın, tükürün!<br />
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!</p>
<p style="text-align: justify;">Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!<br />
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!”</p>
<p>27 Aralık 1936’da, Hakk’ın rahmetine kavuşan vatan şairimizi, rahmetle ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysal%25e2%2580%2599in-mehmet-akif-ersoyun-vefat-yildonumu-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal%e2%80%99in-mehmet-akif-ersoyun-vefat-yildonumu-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kumluca, Finike ve Demre Ülkü Ocakları&#8217;nda Bayrak Değişimi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-finike-ve-demre-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-finike-ve-demre-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 23:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Demre Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Finike Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kumluca Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3170</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal&#8217;ın katılımı ile Kumluca, Finike ve Demre Ülkü Ocakları&#8217;nda bayrak değişimi yapılmıştır. Kumluca Ülkü Ocakları Başkanlığı&#8217;na Sadık Köleoğlu yerine Recep Peynirci atanmıştır. Sadık Başkan&#8217;a bugüne kadar yürüttüğü başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür eder; yeni başkan Recep Peynirci&#8217;ye çalışmalarında başarılar diler; değişimin teşkilatımız ve aziz milletimiz için hayırlara vesile olmasını, Cenabı Hak&#8217;tan niyaz ederiz. Finike Ülkü Ocakları Başkanlığı&#8217;na Mustafa Açıkyürek yerine Mehmet Ali Yalçın atanmıştır. Mustafa Başkan&#8217;a bugüne kadar yürüttüğü başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür eder; yeni başkan Mehmet Ali Yalçın&#8217;a çalışmalarında başarılar diler; değişimin teşkilatımız ve aziz milletimiz için hayırlara vesile olmasını, Cenabı Hak&#8217;tan niyaz ederiz. Demre Ülkü Ocakları Başkanlığı&#8217;na Alim Atabey yerine Davut Aksoy atanmıştır. Alim Başkan&#8217;a bugüne kadar yürüttüğü başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür eder; yeni başkan Davut Aksoy&#8217;a çalışmalarında başarılar diler; değişimin teşkilatımız ve aziz milletimiz için hayırlara vesile olmasını, Cenabı Hak&#8217;tan niyaz ederiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal&#8217;ın katılımı ile Kumluca, Finike ve Demre Ülkü Ocakları&#8217;nda bayrak değişimi yapılmıştır.</p>
<p>Kumluca Ülkü Ocakları Başkanlığı&#8217;na Sadık Köleoğlu yerine Recep Peynirci atanmıştır.</p>
<p>Sadık Başkan&#8217;a bugüne kadar yürüttüğü başarılı çalışmalarından  dolayı teşekkür eder; yeni başkan Recep Peynirci&#8217;ye çalışmalarında  başarılar diler; değişimin teşkilatımız ve aziz milletimiz için  hayırlara vesile olmasını, Cenabı Hak&#8217;tan niyaz ederiz.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/KumlucaOcakdegisim-1.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/KumlucaOcakdegisim-2.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p>Finike Ülkü Ocakları Başkanlığı&#8217;na Mustafa Açıkyürek yerine Mehmet Ali Yalçın atanmıştır.</p>
<p>Mustafa Başkan&#8217;a bugüne kadar yürüttüğü başarılı çalışmalarından  dolayı  teşekkür eder; yeni başkan Mehmet Ali Yalçın&#8217;a çalışmalarında  başarılar  diler; değişimin teşkilatımız ve aziz milletimiz için  hayırlara vesile  olmasını, Cenabı Hak&#8217;tan niyaz ederiz.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/FinikeOcakdegisim-1.jpg" alt="" width="600" height="395" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/FinikeOcakdegisim-2.jpg" alt="" width="600" height="395" /></p>
<p>Demre Ülkü Ocakları Başkanlığı&#8217;na Alim Atabey yerine Davut Aksoy atanmıştır.</p>
<p>Alim Başkan&#8217;a bugüne kadar yürüttüğü başarılı çalışmalarından  dolayı  teşekkür eder; yeni başkan Davut Aksoy&#8217;a  çalışmalarında  başarılar  diler; değişimin teşkilatımız ve aziz  milletimiz için  hayırlara vesile  olmasını, Cenabı Hak&#8217;tan niyaz  ederiz.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/DemreOcakdegisim.jpg" alt="" width="600" height="395" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkumluca-finike-ve-demre-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-finike-ve-demre-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal Akdeniz TV&#8217;de</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal-akdeniz-tvde.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal-akdeniz-tvde.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2011 22:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz TV]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3219</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal-akdeniz-tvde.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal-akdeniz-tvde.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-e-serkan-uysal-akdeniz-tvde.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürşad Neden En Büyük Kahraman &#8211; Osman Ertürk Özel</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kursad-neden-en-buyuk-kahraman-osman-erturk-ozel.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kursad-neden-en-buyuk-kahraman-osman-erturk-ozel.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2011 15:28:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Kürşad]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Ertürk Özel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3149</guid>
		<description><![CDATA[Kahramanlık Bir Tabiat, Fazilet Bir Huydu…[1] Milletlerin tarihi, aynı zamanda bir harpler tarihidir. Harp sanatına vakıf olmayanların bir ülküsü ve büyük bir ülkesi elbette yoktur veya denilebilir ki varsa da ebedi olmayacaktır. Büyüklüğü ülkü edinmemiş toplumların millet namıyla anılması da abesle iştigaldir. Ancak büyük milletlerdir ki bir ülkü uğruna nice can verir de en ufak bir yakınma göstermez. Bugün hali hazırda büyük devlet veya süper güç olarak anılan devletlerin kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta çarpıştıklarını görürüz. Harp sanatının en büyük üstadı olan Türk milleti ise, bugün tarifsiz bir sarhoşluk ve serkeşlik içinde bulunsa da tarihi binlerce kahramanın hikâyesi ve anısıyla örülmüştür. Bu kahramanların bilinmesi, hatırlanması, bir başka deyimle ruhlarının şad edilmesi milli ruhu dinç tutar. Kahramanların yokluğu ise, toplumları büyük hayaller kurmaktan alıkoyar. Finlandiyalıların bağımsızlık mücadelesi sırasında aslında hiç var olmayan ve efsanevi olarak uydurulan Kalevela karakteri, toplumu milletleştirmiş ve ona inanan insanların yekvücut olarak Ruslara saldırmasıyla bağımsızlık yolunu açmıştır. Buradan hareketle kahramanların milletler için önemi aşikârdır. Ya Türk milleti? Binlerce yılda binlerce savaşa girmiş ve binlerce yiğidini yitirmiş bu büyük milletin kahramanları kimlerdir? Bu kahramanların saygı ve sevgiyle anılması bir yana, birinin diğerinden üstünlüğü var mıdır? Eğer varsa, bu üstünlükleri belirleyen prensipler nelerdir? Bu mevzuda Türk milletine, onun tarihine ve yetiştirdiği kahramanlara meftun olan Atsız Beğ’in fikirlerinden yola çıkacağız. Bu yazımızda da bir kahraman olarak Kürşad’ı ve onun Türk tarihinin en büyük kahramanı olduğuna dair öne sürülen fikirleri değerlendireceğiz. Bu değerlendirmeye geçmeden önce, Kürşad ile alakalı malumat edinmek yerinde olacaktır. O bozkurt soylu bir Türk, yani kağan sülalesindendi. Tarih sayfalarında hakkında yeterli bilgi bulunmayan Kürşad’ın varlığını tartışanlar da yok değil. Bu mesele de oldukça mühim. Büyük bir kahramanı yok sayma, onu uydurma bir hikâyenin karakteri olarak anma girişiminin altında yatan sebep nedir? Bu sorunun cevabı aslında, Kürşad’ın neden büyük olduğunu da kanıtlayacak. Türk tarihinde kahramanlar çoktur. Birkaç misalle, &#8211; Atsız Beğ bu isimleri örnek olarak zikretmektedir- Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve Fatih Sultan Mehmet. Bu şahsiyetlerin yanında Namık Kemal, Ziya Gök Alp, Enver Paşa gibi isimler de Atsız Beğ tarafından listeye alınıyor. Ancak, Atsız Ata saydığı bu isimleri hicvetmekten de geri durmuyor. “Şanlı Fatih’in sırf şehvet için yaptığı ahlaksızlıklar, kahraman Yavuz’un şahsi ikbal için işlediği cinayetler ve büyük Kanuni’nin kadınlara alet olarak içine düştüğü büyük yanlışlıklar hiç olmasaydı şüphesiz bunlar bizim için daha büyük insanlar olacaklardı.”[2] Bu eleştirileri getiren Atsız Beğ, tüm bu insani zaaflardan uzak bir kahraman olarak ise Kürşad’ı gösteriyordu. Kürşad’ı yok sayanlar, Türk adını ve kahramanlarını kirletme propagandasını Kürşad üzerinde uygulayamadıklarından dolayı, başka bir metot ile yok sayma politikası gütmektedirler. Farz-ı misal, tarihimizde Kürşad hiç olmasa, ancak insanlarımız bu yiğidin varlığına inansa, bunun ne zararı olabilir ki? Ancak yok sayanların amacı onun yokluğunu kanıtlamak değil, “yok” u milletimize karşı bir aşağılama vasıtası olarak kullanmaktır. Varlığına ve kahramanlığına gönülden inandığımız kutlu kahramanımız Kürşad ne yapmıştı? Çin esaretinde yaşayan Göktürk ülkesinin doğusu için zor günler yaşanmaktaydı. Kieli Han komutasındaki Türkler Çin’e getirilmişti. Çin, yoğun nüfusu içinde eritmeye çalıştığı Türkleri parçalayarak dört bir yana gönderme siyasetini takip etti. Bu hazin durumu gururuna yediremeyen Kieli Han ve birçok bozkurt...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>Kahramanlık Bir Tabiat, Fazilet Bir Huydu…<a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milletlerin tarihi, aynı zamanda bir harpler tarihidir. Harp sanatına vakıf olmayanların bir ülküsü ve büyük bir ülkesi elbette yoktur veya denilebilir ki varsa da ebedi olmayacaktır. Büyüklüğü ülkü edinmemiş toplumların millet namıyla anılması da abesle iştigaldir. Ancak büyük milletlerdir ki bir ülkü uğruna nice can verir de en ufak bir yakınma göstermez. Bugün hali hazırda büyük devlet veya süper güç olarak anılan devletlerin kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta çarpıştıklarını görürüz.</p>
<p style="text-align: justify;">Harp sanatının en büyük üstadı olan Türk milleti ise, bugün tarifsiz bir sarhoşluk ve serkeşlik içinde bulunsa da tarihi binlerce kahramanın hikâyesi ve anısıyla örülmüştür. Bu kahramanların bilinmesi, hatırlanması, bir başka deyimle ruhlarının şad edilmesi milli ruhu dinç tutar. Kahramanların yokluğu ise, toplumları büyük hayaller kurmaktan alıkoyar. Finlandiyalıların bağımsızlık mücadelesi sırasında aslında hiç var olmayan ve efsanevi olarak uydurulan Kalevela karakteri, toplumu milletleştirmiş ve ona inanan insanların yekvücut olarak Ruslara saldırmasıyla bağımsızlık yolunu açmıştır. Buradan hareketle kahramanların milletler için önemi aşikârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya Türk milleti? Binlerce yılda binlerce savaşa girmiş ve binlerce yiğidini yitirmiş bu büyük milletin kahramanları kimlerdir? Bu kahramanların saygı ve sevgiyle anılması bir yana, birinin diğerinden üstünlüğü var mıdır? Eğer varsa, bu üstünlükleri belirleyen prensipler nelerdir? Bu mevzuda Türk milletine, onun tarihine ve yetiştirdiği kahramanlara meftun olan Atsız Beğ’in fikirlerinden yola çıkacağız. Bu yazımızda da bir kahraman olarak Kürşad’ı ve onun Türk tarihinin en büyük kahramanı olduğuna dair öne sürülen fikirleri değerlendireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değerlendirmeye geçmeden önce, Kürşad ile alakalı malumat edinmek yerinde olacaktır. O bozkurt soylu bir Türk, yani kağan sülalesindendi. Tarih sayfalarında hakkında yeterli bilgi bulunmayan Kürşad’ın varlığını tartışanlar da yok değil. Bu mesele de oldukça mühim. Büyük bir kahramanı yok sayma, onu uydurma bir hikâyenin karakteri olarak anma girişiminin altında yatan sebep nedir? Bu sorunun cevabı aslında, Kürşad’ın neden büyük olduğunu da kanıtlayacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk tarihinde kahramanlar çoktur. Birkaç misalle, &#8211; Atsız Beğ bu isimleri örnek olarak zikretmektedir- Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve Fatih Sultan Mehmet. Bu şahsiyetlerin yanında Namık Kemal, Ziya Gök Alp, Enver Paşa gibi isimler de Atsız Beğ tarafından listeye alınıyor. Ancak, Atsız Ata saydığı bu isimleri hicvetmekten de geri durmuyor. <em>“Şanlı Fatih’in sırf şehvet için yaptığı ahlaksızlıklar, kahraman Yavuz’un şahsi ikbal için işlediği cinayetler ve büyük Kanuni’nin kadınlara alet olarak içine düştüğü büyük yanlışlıklar hiç olmasaydı şüphesiz bunlar bizim için daha büyük insanlar olacaklardı.”<a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftn2"><strong>[2]</strong></a> </em>Bu eleştirileri getiren Atsız Beğ, tüm bu insani zaaflardan uzak bir kahraman olarak ise Kürşad’ı gösteriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürşad’ı yok sayanlar, Türk adını ve kahramanlarını kirletme propagandasını Kürşad üzerinde uygulayamadıklarından dolayı, başka bir metot ile yok sayma politikası gütmektedirler. Farz-ı misal, tarihimizde Kürşad hiç olmasa, ancak insanlarımız bu yiğidin varlığına inansa, bunun ne zararı olabilir ki? Ancak yok sayanların amacı onun yokluğunu kanıtlamak değil, “yok” u milletimize karşı bir aşağılama vasıtası olarak kullanmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Varlığına ve kahramanlığına gönülden inandığımız kutlu kahramanımız Kürşad ne yapmıştı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong>Çin esaretinde yaşayan Göktürk ülkesinin doğusu için zor günler yaşanmaktaydı. Kieli Han komutasındaki Türkler Çin’e getirilmişti. Çin, yoğun nüfusu içinde eritmeye çalıştığı Türkleri parçalayarak dört bir yana gönderme siyasetini takip etti. Bu hazin durumu gururuna yediremeyen Kieli Han ve birçok bozkurt soylu Türk kederinden öldü veya intihar ederek uçmağa vardı. 630’lu yıllarda yaşanan bu olaylar Şad unvanlı ve bozkurt soylu Kürşad’ı da bir görev yapmaya çağırmıştı. Ve binlerce yıl sonra kalemli Kürşad namıyla anılacak olan Atsız Beğ’ in mısraları binlerce yıl öncesine rehber olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç düşündün mü niçindir yaşamak?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir görev yapmak içindir yaşamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Er kişiysen görevin neyse başar.</p>
<p style="text-align: justify;">Zevke eğlenceye hayvan da koşar.<a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftn3">[3]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Türk’ün en büyük özelliği olan teşkilatçılığın en mühim gereği, görev yapma bilincidir. Bu bilincin esiri olan her Türkçü gibi Kürşad da 639’da gizli bir cemiyet kurup teşkilatlanmış ve kendi gibi görev bilinci yüksek 40 yiğidi bir araya getirmişti. Amaçları Çin İmparatorunu öldürmek ve esir düşmüş Türk prenslerinden Holuku’yu Türkeli’ne kağan ilan etmekti. Geceleri dolaşma âdeti olan Çin hükümdarına bu gezinti sırasında saldıracaklardı. Fakat o saldırının planlandığı gece dışarı çıkmayan imparatoru öldürme niyeti olan Kürşad, geç kalırsa planının açığa çıkacağından endişelendi ve 40 yiğidiyle birlikte saray muhafızlarına saldırdı. Çok çetin bir vuruşma oldu. Azınlıkta olan Kürşad ve diğer yiğitler geri çekilmek zorunda kaldılar. Nihayetinde kendi namına değil, yeğeni Holuku için vuruşan Kürşad, bir ırmak kenarında yakalandı ve öldürüldü. Holuku sürgün edildi. Ama bu pek mühim saldırı büyük neticeler doğurdu. Esir oldukları bir toprakta yüz milyonlarla anılan bir memleketin hükümdarına 40 çeriyle saldıran bu yiğidin ve benzerlerinin korkusuna Türkler, Çin topraklarından çıkarıldı ve 681 yılındaki Türk istiklalinin ilk kıvılcımı yandı.<a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftn4">[4]</a>Kahramanlar gittiler ve dönmediler; ama Türk milleti baki ve bağımsızlık ebedi kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Binlerce yıl sonra Atsız Beğ ismen zikretmedi; ama alenen hissettik ki Kürşad demek artık kahramanlık demekti. Kahramanlığın tanımı adeta onun adıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,</p>
<p style="text-align: justify;">Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir,</p>
<p style="text-align: justify;">Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir,</p>
<p style="text-align: justify;">Kahramanlık: Saldırıp bir daha dönmemektir. <a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftn5">[5]</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Böyle tanımlamıştı Atsız Beğ kahramanlığı. Saldırmak ve bir daha dönmemek. Kürşad da saldırmış ve bir daha dönmemişti. Bu sebeple tartışılmaz bir kahramandı. Peki, tüm bu kahramanlığın yanında onu diğer kıymetli kahramanlarımızdan ayıran nedir?  Öyle ya, binlerce yıllık bir mazi ve adı anılan veya unutulmuş binlerce gazi ve şehitten kurulu bu milletin nice kahramanları mevcuttur. Atsız, hangi sebepler ile bu ayrıma gitmiştir. Hangi prensipler onu Kürşad’ı ayrı bir kıymete sevk etmeye itmiştir? En nihayetinde bu ayrım, haklı mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız Beğ’e göre Kürşat, en büyük kahramandır; çünkü o kağan sülalesinden olmasına, bir başka deyimle kut’lu olmasına rağmen kendini hakan makamına taşımak amacıyla değil, yeğeni Holuku’yu hakan yapmak için vuruşmuştur. Nihayetinde birçok zaferlere sahip nice muzaffer komutanlar ve liderler vardır ki makam ve mevki sevdalarını memleket çıkarıyla birleştirirler ve bu iki emel için uğraş verirler. Bu durum alışılmış olandır. Neticede memleketin çıkarını gözeten ve canhıraş bir çaba içerisine giren kahramanların şahsi amaç gütmeleri, kendi emellerine öncelik tanımadıkları sürece, elbette ihanet değildir. Ancak Kürşad’ın kendini bu gayeden soyutlayarak yeğenini iş başına getirme düşüncesi, takdire şayandır ve şahsi amaç gütmediği için Atsız Beğ’e göre onu diğer kahramanlarımızın birçoğundan ayırmaktadır. O dönemde henüz Müslüman olmayan Türk milletinin yaşayışındaki bencillikten uzak, millet ve devlet ve hatta inandıkları Tanrı için çalışma duygusu, ilerleyen yüzyıllarda kültürümüze katılan İslamiyet’in rahmani çalışma prensibi ile de örtüşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız Beğ’e göre Kürşad’ı diğer kahramanlarımızdan daha kut’lu kılan bir başka özelliği ise, arkasında büyük bir devlet, ordu veya sayıca kuvvetli bir topluluk olan ve bu şartlarda saldırıya geçerek büyük zaferler kazanan kahramanlarımızın aksine, kurduğu cemiyete katılan ve toplamda 40 kişi olan çerileriyle savaşmasıdır. Ki bu gönüllüler büyük bir ihtimalle, asker veya savaşçı kişiler değillerdir. Çünkü herhangi bir seçme ve talim şansı zaten bulunmamaktadır. Basit bir serseri yığınıyla suikast girişiminde bulunmak gibi genelde Ermenilere özgü bir usul ile değil; esir oldukları ülkede, imparatorluk sarayına saldırmakla kahraman olmuştur.<a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftn6">[6]</a> Onun nazarında andığımız bu 40 çeri de şüphesiz kıymetli birer kahramandırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız Beğ’in bir başka kahramanlık ölçütü ise, kahramanlık sonrası düzgün ve itibarlı bir yaşamdır. Hayatın her anında bir kahramana yakışır vaziyette bulunmak, onun nazarında ve şüphesiz genel kabulce de oldukça mühimdir. Oysa kahramanlık mertebesini masalsı bir havaya bürüyen Atsız Beğ, kahramanlığı saldırmak ve dönmemek olarak tabir ediyor ve Kürşad’ı da bu sebeple yüceltiyordu. Bilinir ki, büyük ülküler yolunda tüm gençliklerini harcamış, şahsi menfaat gözetmeden bir ömrü ülkü uğruna tüketmiş nice dava adamları, nice adlı sanlı kahramanlar, bir anlık hata ile bir ömrün şanını yerle bir ederler. İnandıkları davanın kahramanları olarak anılırken, birer haine dönüşüverirler. Belki de bu yüzden, kahramanların kıymetini bildiği için, onları sadece bir insan olarak değil, bir milletin değeri olarak gören Atsız Beğ bu isimlerin lekelenmesinden hep korkmuş ve onların kıyamete değin kahraman olarak anılmasını istemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürşad kahramanlığını kanıtlarken en taze anında öldü. Bu yüzden, küçük yaşta ölen bebeklerin melekliği kadar saf ve temiz bir kahramanlığın timsaliydi Atsız Beğ için.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sayılan sebepler, Kürşad’ı Atsız Beğ’in nazarında en kıymetli yapıyordu ve kahramanların dahi ayırt edilmesi gerektiğine inandırıyordu. Bu bir gereklilik midir diye sorulursa, kanaatimce gerekliliktir. Çünkü kahramanlar da doğrularıyla, yanlışlarıyla, kişisel zaafları ve üstünlükleriyle birer insandırlar. Efsanelerde geçen karakterlerin millet nazarında kıymetleri farklı olabilir; ama aslına bakılırsa bunlar, binlerce yıllık geçmişi olan ve gerçeklikleri de tartışmalı kimselerdir. Fakat kahramanlarımız tarihin sayfalarında hala diridirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürşad hakkında pek malumatımız olmasa da pek kıymetli bir kahraman olduğu kısa ömrünün bir gecesinden dahi anlaşıldığına göre, Atsız Beğ Kürşad’ın kıymeti konusunda haklıdır. Kürşad ismini sıklıkla, belki de ilk anan kişi olan Atsız Beğ’in onu kendiyle bütünleştirdiğini, onda kendini veya hayalindeki “ben” i gördüğünü de düşünüyorum. Bu sebeple de Kürşad’a ehemmiyet verdiği savunulabilir. Nitekim 20. Yüzyılda yaşayan bir insan olarak dahi hal, tavır, tavizsiz yaşam ve keskin kalemiyle, adından “Kalemli Kürşad” olarak bahsettirmeyi başarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, Atsız Beğ haklıdır. Kürşad, yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla en büyük kahramandır. Bir şanlı mazinin mirasçısı olduğunun şuuruyla, kahraman olarak ölmüştür. Türk Milleti bu şuuru nesillerinde yaşattıkça, nice kahramanlara analık etmeye muktedir olacaktır. Unutmamak gerekir ki Kürşad’ı anmak, Kürşadlığı anmaktır.</p>
<div style="text-align: justify;">
<hr size="1" />
<div>
<p><a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftnref1">[1]</a> Hüseyin Nihal Atsız, TARİH, KÜLTÜR ve KAHRAMANLAR,(Ötüken Yayınevi, 2011) sf 139</p>
</div>
<div>
<p><a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftnref2">[2]</a> Hüseyin Nihal Atsız, TARİH, KÜLTÜR ve KAHRAMANLAR,(Ötüken Yayınevi, 2011) sf 134</p>
</div>
<div>
<p><a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftnref3">[3]</a> Hüseyin Nihal Atsız, YOLLARIN SONU (Ötüken Yayınevi,2011) sf, 34</p>
</div>
<div>
<p><a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftnref4">[4]</a> Hüseyin Nihal Atsız, TARİH, KÜLTÜR ve KAHRAMANLAR,(Ötüken Yayınevi, 2011) sf 134</p>
</div>
<div>
<p><a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftnref5">[5]</a> Hüseyin Nihal Atsız, YOLLARIN SONU (Ötüken Yayınevi,2011) sf, 42</p>
</div>
<div>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%202.doc#_ftnref6">[6]</a> Hüseyin Nihal Atsız, TARİH, KÜLTÜR ve KAHRAMANLAR,(Ötüken Yayınevi, 2011) sf, 135</p>
</div>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkursad-neden-en-buyuk-kahraman-osman-erturk-ozel.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kursad-neden-en-buyuk-kahraman-osman-erturk-ozel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruh Adam’, ‘Aylak Adam’ ve Biz, Ülkücüler &#8211; Fırat Kargıoğlu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruh-adam%e2%80%99-%e2%80%98aylak-adam%e2%80%99-ve-biz-ulkuculer-firat-kargioglu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruh-adam%e2%80%99-%e2%80%98aylak-adam%e2%80%99-ve-biz-ulkuculer-firat-kargioglu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 15:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat Kargıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Adam]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3153</guid>
		<description><![CDATA[“İnsan meziyet sahibi olmaya mecburdur. Anormal olan: Kusurdur. Bir asker cesurdur diye alkışlanmaz ama korkarsa ayıplanır.” –Atsız, “Ruh Adam”. [1] “Gece yarısından çok sonra evine girerken, Nişantaşı’na yakın, yolun ortasında durdu. Geniş caddede ondan başka kimse yoktu. Tramvay rayının üstüne apışıp işedi. “Bir de bana deli sevgilim diyor. Nerem deli benim? Paçalarıma sıçramasın diye demirin oluklu yerine işemiyor muyum?”” –Yusuf Atılgan, “Aylak Adam”. [2] 1: Nihâl Atsız’ın ‘Ruh Adam’ı [: Selim Pusat] ile Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ını [: C.] bir birlikte-okumaya tâbi tutmak, ‘modern birey’ ile ‘postmodern birey’ arasındaki söylem ve eylem farklılıklarını netleştirmek açısından gâyet işlevseldir; zirâ fikrimce, Atsız’ın Ruh Adam’ı tipik bir modern birey iken; Atılgan’ın Aylak Adam’ıysa, tipik bir postmodern bireydir. Bir başka deyişle: Ruh Adam; “İmha savaşına benzeyen bir kız, şüphesiz bir şiire benzeyen bir kızdan daha güzeldir. Çünkü imha savaşında bir kesin sonuç vardır. Şiirde ise hiçbir şey…” [: s: 69-70] misali katî hükümleriyle ve/ya nizamperverliğiyle ne kadar modern ise; Aylak Adam da, “Sevişen iki insanda bile bir anda aynı duygular olmuyor.” [s: 112] misali tutamak-bozan hükümleri ve/ya bohemliğiyle en az o kadar postmoderndir. 2: Bu iki farklı tipten ilki, yâni Ruh Adam, bilhassa içerisinde yaşadığı toplumun yapısına dâir ‘nizamcı’ düşüncelerine olan sıkı bağlılığından ötürü, toplumsal bağlılıklarını tedricî bir biçimde yitirirken; ikinci tip, yâni Aylak Adam, içerisinde yaşadığı toplum üzerine düşünmek şöyle dursun, herhangi bir söylem ve/ya eylemini ‘sırf toplum öyle istiyor diye’ üretmiş olmamak için, toplumsal bağlılıklarını bizatihi kendisi gevşetir/çözer. Dolayısıyla: Freud’un Psikanaliz’inden miras terimlerle söyler isek; ikisi de toplum nazarında anormaldir, hastadır; ancak, Selim Pusat süper egosunun [: üst-ben], C. ise içgüdülerinin [: alt-ben] kurbanıdır. Mevzubahis farkın farkına varmak, şu satırlara dikkat kesilerek mümkündür: 2.1: “Selim Pusat üç yıl öncesine kadar ordunun iyi bir yüzbaşısıydı ve Harp Akademisi’nin son sınıfında bulunuyordu. Askerliği bir meslek değil, bir inanç olarak kabul etmişti. Kendisine babasından ve dedesinden miras kalmış olan askerlikten gayrı bir şeyin mevcut olabileceğini düşünmezdi. Ona göre insanlar kumanda edenlerle kumanda edilenlerden ibaretti ve hayat denen nesne, süngü takıp avcı hattında yürümekten başka bir şey değildi. Selim Pusat, görünüşe göre parlak bir istikbale namzetti. Aşırı düşünceleri, inandığı fikirler uğrundaki sebatı yüzünden kendisini mahvetti. Çünkü o krallık taraftarıydı ve cumhuriyet rejimiyle idare olunan bir memlekette kralcı olmanın doğuracağı tehlikeleri umursamıyordu. Harb tarihine iyice nüfuz etmiş ve bu nüfuz ediş onu kralcılığa götürmüştü.” –“Ruh Adam”, s: 35. 2.2: “Yorgundu. Çevresine baktı. Çoğu öğle sonları şuraya uzanır, onu seyrederdi. Bazı günler eteklerinde zenci kızları uçuşurdu. Ayşe, arkası dönük, “Kıyısında iki insanın seviştiği deniz” resmine çalışırdı. Bu saçmalık önce hangisinin aklına gelmişti? Dünyada öyle deniz yoktu. Olsa olsa kıyısında iki insanın çiftleştiği deniz vardı. İşte durgun, bozumsu deniz! Bacaklarını ilk burada öpmüştü. Nerdeydi o sağanak sonu kokusu? Onları öpmenin yürek çırpıntısını nasıl olmuştu da yitirmişti? Yoksa bütün bunlar isteğine ulaşmış, kanmış erkek etinin tedirginliği miydi?” –“Aylak Adam”, s: 132. 3: Öte yandan, Hilmi Yavuz’un bir ayrımından hareketle diyebiliriz ki: Hem Ruh Adam, hem de Aylak Adam –birer ‘roman tipi’ olarak; ‘yaşanmış’, dolayısıyla ‘sahih’ tipler olmamakla berâber, birer ‘verilmiş’, dolayısıyla ‘gerçek’ tiplerdir. Hilmi Yavuz –Romanda Tip Sorunu Üzerine-I başlıklı yazısında [3], tip’e dayalı romanlar açısından zikredilen bir ‘tip ayrımı’ yapar: ‘Yaşanmış/Sahih...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“İnsan meziyet sahibi olmaya mecburdur. Anormal olan: Kusurdur. Bir asker cesurdur diye alkışlanmaz ama korkarsa ayıplanır.” –Atsız, <em>“Ruh Adam”</em>. <strong>[1]</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Gece yarısından çok sonra evine girerken, Nişantaşı’na yakın, yolun ortasında durdu. Geniş caddede ondan başka kimse yoktu. Tramvay rayının üstüne apışıp işedi. “Bir de bana deli sevgilim diyor. Nerem deli benim? Paçalarıma sıçramasın diye demirin oluklu yerine işemiyor muyum?”” –Yusuf Atılgan, <em>“Aylak Adam”</em>. <strong>[2]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1: </strong>Nihâl Atsız’ın <em>‘Ruh Adam’</em>ı [: Selim Pusat] ile Yusuf Atılgan’ın <em>‘Aylak Adam’</em>ını [: C.] bir birlikte-okumaya tâbi tutmak, ‘modern birey’ ile ‘postmodern birey’ arasındaki söylem ve eylem farklılıklarını netleştirmek açısından gâyet işlevseldir; zirâ fikrimce, Atsız’ın <em>Ruh Adam</em>’ı tipik bir modern birey iken; Atılgan’ın <em>Aylak Adam</em>’ıysa, tipik bir postmodern bireydir. Bir başka deyişle: Ruh Adam; <em>“İmha savaşına benzeyen bir kız, şüphesiz bir şiire benzeyen bir kızdan daha güzeldir. Çünkü imha savaşında bir kesin sonuç vardır. Şiirde ise hiçbir şey…” [: s: 69-70] </em>misali katî hükümleriyle ve/ya nizamperverliğiyle ne kadar modern ise; Aylak Adam da, <em>“Sevişen iki insanda bile bir anda aynı duygular olmuyor.” [s: 112] </em>misali tutamak-bozan hükümleri ve/ya bohemliğiyle en az o kadar postmoderndir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2: </strong>Bu iki farklı tipten ilki, yâni Ruh Adam, bilhassa içerisinde yaşadığı toplumun yapısına dâir ‘nizamcı’ düşüncelerine olan sıkı bağlılığından ötürü, toplumsal bağlılıklarını tedricî bir biçimde yitirirken; ikinci tip, yâni Aylak Adam, içerisinde yaşadığı toplum üzerine düşünmek şöyle dursun, herhangi bir söylem ve/ya eylemini ‘sırf toplum öyle istiyor diye’ üretmiş olmamak için, toplumsal bağlılıklarını bizatihi kendisi gevşetir/çözer. Dolayısıyla: Freud’un Psikanaliz’inden miras terimlerle söyler isek; ikisi de toplum nazarında anormaldir, hastadır; ancak, Selim Pusat süper egosunun [: üst-ben], C. ise içgüdülerinin [: alt-ben] kurbanıdır. Mevzubahis farkın farkına varmak, şu satırlara dikkat kesilerek mümkündür:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2.1: </strong>“Selim Pusat üç yıl öncesine kadar ordunun iyi bir yüzbaşısıydı ve Harp Akademisi’nin son sınıfında bulunuyordu. Askerliği bir meslek değil, bir inanç olarak kabul etmişti. Kendisine babasından ve dedesinden miras kalmış olan askerlikten gayrı bir şeyin mevcut olabileceğini düşünmezdi. Ona göre insanlar kumanda edenlerle kumanda edilenlerden ibaretti ve hayat denen nesne, süngü takıp avcı hattında yürümekten başka bir şey değildi. Selim Pusat, görünüşe göre parlak bir istikbale namzetti. Aşırı düşünceleri, inandığı fikirler uğrundaki sebatı yüzünden kendisini mahvetti. Çünkü o krallık taraftarıydı ve cumhuriyet rejimiyle idare olunan bir memlekette kralcı olmanın doğuracağı tehlikeleri umursamıyordu. Harb tarihine iyice nüfuz etmiş ve bu nüfuz ediş onu kralcılığa götürmüştü.” –<em>“Ruh Adam”</em>, s: 35.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2.2: </strong>“Yorgundu. Çevresine baktı. Çoğu öğle sonları şuraya uzanır, onu seyrederdi. Bazı günler eteklerinde zenci kızları uçuşurdu. Ayşe, arkası dönük, “Kıyısında iki insanın seviştiği deniz” resmine çalışırdı. Bu saçmalık önce hangisinin aklına gelmişti? Dünyada öyle deniz yoktu. Olsa olsa kıyısında iki insanın çiftleştiği deniz vardı. İşte durgun, bozumsu deniz! Bacaklarını ilk burada öpmüştü. Nerdeydi o sağanak sonu kokusu? Onları öpmenin yürek çırpıntısını nasıl olmuştu da yitirmişti? Yoksa bütün bunlar isteğine ulaşmış, kanmış erkek etinin tedirginliği miydi?” –<em>“Aylak Adam”</em>, s: 132.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3: </strong>Öte yandan, Hilmi Yavuz’un bir ayrımından hareketle diyebiliriz ki: Hem Ruh Adam, hem de Aylak Adam –birer ‘roman tipi’ olarak; ‘yaşanmış’, dolayısıyla ‘sahih’ tipler olmamakla berâber, birer ‘verilmiş’, dolayısıyla ‘gerçek’ tiplerdir. Hilmi Yavuz –<em>Romanda Tip Sorunu Üzerine-I </em>başlıklı yazısında <strong>[3]</strong>, tip’e dayalı romanlar açısından zikredilen bir ‘tip ayrımı’ yapar: ‘Yaşanmış/Sahih Tip’ ve ‘Verilmiş/Gerçek Tip’. Yavuz’a göre; sahih tipler, ‘yaşanmış’ bir bireysel tarihe dayanır ve <em>“değişik, şaşırtıcı ve çizgisel olmayan” </em>bir söylemler ve eylemler zincirine gebedir. Gerçek tiplerse, ‘verilmiş’ bir bireysel tarihe dayanır ve herhangi bir ‘aşırılık’ üzerine inşa edilir. Dolayısıyla okuyucu –yine Yavuz’a göre; sahih/yaşanmış tiplere dayanan romanları okurken <em>“acaba şimdi ne yapacak, nasıl davranacak?” </em>sorusunu sorarken, gerçek/verilmiş tiplere dayalı romanları okurkense<em>“bakalım bundan sonra daha neler yapacak?” </em>sorusunu sorar. Yâni –kabaca özetlersek; sahih/yaşanmış bir roman tipinin herhangi bir olay karşısında vereceği tepkiler önceden bilinemez iken, gerçek/verilmiş bir roman tipinin herhangi bir olay karşısından vereceği tepkiler tahmin edilebilir niteliktedir. Bu bağlamda değerlendirildiği takdirde, kanaatimce, birer roman tipi olarak Ruh Adam ve Aylak Adam, ‘sahih’ değil, ‘gerçek’ tiplerdir; zirâ her ikisi de birer yaşam formunun [: Modern ve Postmodern yaşam formlarının] ‘aşırı’ tipleri ya da tabir caizse, nüveleridir. Ruh Adam, modern bir yaşam formunun, Aylak Adam’sa, postmodern bir yaşam formunun neredeyse bütün götürü ve getirisiyle ete kemiğe büründüğü bir ‘didaktik’ tiptir. Yavuz’a göre, bu tiplerin en eksik/zayıf yanıysa, <em>‘sahih’ olmayışları</em>, yâni hayatın karmaşık yapısını ıskalayışlarıdır:</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsanı değişmez, dural (statik) bir özle belirlemek, onu (<em>insanı</em>), yapılan bir nesneye (Sartre’ın verdiği örnekle, mektup açmaya yarayan bir bıçağa) indirgemek anlamına gelmez mi? Demek ki, en kesin anlamında içselleşmiş insan yönsemeleri bile, tipin (dolayısıyla, <em>insanın</em>) özünü bütünüyle belirlemiyor. Tipin özünü, bu doğrultuda bir karakteristiğe indirgemek, onu sahihlikten uzaklaştırıyor.” –<em>“Romanda Tip Sorunu Üzerine-I”</em>, s: 32.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4:</strong> İmdi; Atsız’ın Ruh Adam’ı ile Atılgan’ın Aylak Adam’ını birlikte-okuma denememizin, biz ülkücüler için ne gibi soru[n] tespit imkânları doğurabileceğine gelirsek, ilk etapta şu soru[n] başlıklarını sıralamamız mümkündür:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4.1:</strong> İşbu romanlardaki tipler [: Selim Pusat ve C.], hem söylem hem de eylem anlamında dikkate alındığında; bir birey olarak Ülkücü, acaba hangi tipe daha yakın yurt tutmaktadır? Bu soruyu netleştirirsek: Bir birey olarak Ülkücü –normatif değil, pozitif mânâda düşünürsek; modern[ist] mi, yoksa postmodern[ist] midir? Dahası; yine bir birey olarak Ülkücü, bir yandan modern zaman ve mekân içerisinde doğup, postmodern zaman ve mekân içerisine doğru ‘sürüklenirken’, diğer yandan da bu yazıda bahsi hiç açılmamış olan, ‘geleneksel’ ya da ‘pre-modern’ olarak niteleyebileceğimiz yaşam formuna karşı muhâfaza ettiği muhabbet ve özlemi besleyip-büyütmeye devam mı edecektir? Eğer cevabımız “Evet” ise, bu devamlılık nasıl sağlanacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4.2:</strong> Ayrıca, bilindiği üzere:<strong> </strong>‘Ülkücülük’ üzerine yazılmış metinlerin büyük bir kısmı –tabiatı îtibârıyla, ‘sahih/yaşanmış’ değil, ‘gerçek/verilmiş’ tiplere dayalı metinlerdir. Bir başka deyişle: Ülkücülüğe dâir metinler, pozitif’çi, yâni <em>olan tip</em>’leri anlatan değil, normatif’çi, yâni <em>olması gereken tip</em>’leri öğreten metinlerdir. Peki, Ülkücüler arasında zaman-zaman <em>“Ülkücü acıkmaz, Ülkücü susamaz, Ülkücü üşümez vs…”</em> şeklinde ‘şakayla karışık’ dile getirilen bu hâkim-metinler, acaba Ülkücülüğü ‘sahihlik’ten uzaklaştırmakta mıdır? Ya da bu soruyu şöyle sorarak, yazımıza son noktayı koyabiliriz: Acaba Ülkücü okurların elinde, kendilerini <em>bugünün sahihliği</em> içerisinde anlatan metinler ‘yeterince’ mevcut mudur?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong>[1]: </strong>Hüseyin Nihâl Atsız, <strong>Ruh Adam</strong>, Ötüken Yayınları, 51. Basım: İstanbul / Eylül 2010, s: 118.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong>[2]: </strong>Yusuf Atılgan, <strong>Aylak Adam</strong>, Yapı Kredi Yayınları, 22. Basım: İstanbul / Ocak 2011, s: 77.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[3]:</strong> Hilmi Yavuz, “Romanda Tip Sorunu Üzerine-I”, <strong>Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar</strong>, Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı: İstanbul/Ocak 2008, s: 30-32 arası. Ayrıca konuya ilişkin daha detaylı bilgi için, bakınız: Hilmi Yavuz’un adı geçen kitabındaki; “Romanda Tip Sorunu Üzerine-II” [: s: 33-34], “Romanda Tip Sorunu Üzerine-III” [: s: 35-38 arası] ve “Burjuvazi ve Roman Üzerine” [: s: 39-42] başlıklı yazılar.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fruh-adam%25e2%2580%2599-%25e2%2580%2598aylak-adam%25e2%2580%2599-ve-biz-ulkuculer-firat-kargioglu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruh-adam%e2%80%99-%e2%80%98aylak-adam%e2%80%99-ve-biz-ulkuculer-firat-kargioglu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atsız Ata&#8217;nın Tavizsiz Dava Adamlığı Işığında Bir Fikir ve Siyaset Mukayesesi &#8211; Ece Bağcıbaşı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atsiz-atanin-tavizsiz-dava-adamligi-isiginda-bir-fikir-ve-siyaset-mukayesesi-ece-bagcibasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atsiz-atanin-tavizsiz-dava-adamligi-isiginda-bir-fikir-ve-siyaset-mukayesesi-ece-bagcibasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 15:28:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Bozkurtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[türk ülksü]]></category>
		<category><![CDATA[yolların sonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3151</guid>
		<description><![CDATA[“Şu da unutulmamalıdır ki, Türkçülüğün iktidara geçmek için mutlaka parti kurması lüzumu yoktur. Türkçülük beyinlere ve gönüllere şuurla yerleştikten sonra bu, partisiz de olabilir.” (Hüseyin Nihal Atsız) Fikir ve siyaset arasındaki temel farkı, Türk Milliyetçiliği örneğinden yola çıkarak, “Türkçülük bir ülkü, siyaset ise iktidara geçme taktiğidir. Bu sebeple bir ana inanç ve ana düşünce olan ülkü asla değişmediği halde siyaset yani taktik her zaman değişir.” sözüyle açıklıyor Atsız Ata. Elbette ki fikir ile siyaset arasındaki fark, değişime olan mesafelerinden ibaret değil. Bu iki kavram özünde apayrı dünyalara işaret ediyorlar. Fakat yine doğaları gereği, birbirleriyle çok yakın ilişkiler kuruyorlar. Öncelikle diyebiliriz ki fikir, insan ve toplum hayatına her boyutuyla yön veren ve insanın bakış açısını, davranışlarını, tepkilerini şekillendiren bir değer ve inançlar bütünüdür. Bismark’ın ilim değil sanat olarak betimlediği siyaset ise, devlete ve topluma ait etkinleri planlama, yürütme ve bu kontrol erkini elinde bulundurma işidir. Bu erki ele geçirmek için yürütülen tüm kampanyalar da siyasetin anlam sınırlarına dâhildir. Bu iki kavramın birbiriyle kesiştiği yerlere bakacak olursak, görürüz ki fikir siyasetin başlangıç noktası ve yapı taşıdır. Siyasetin varlık gösterdiği her alana belli bir “fikir” sinmiştir. Her siyasi akımın arkasında bir fikir vardır. Muhakkak ki tüm siyasi akımlar, istikrarlı ve namuslu bir fikre, bir başka deyişle ulvi manalar yüklenen bir “davaya” dayanmaz. Ancak tutarsız ve ilkesiz de olsa bu akımların attığı adımların arkasında da belli bir zihniyet bulunur. Herhangi bir zihniyetten yola çıkan siyaset, sonrasında toplumdaki çatışan fikir ve zihniyetleri uzlaştırma işlevini edinir. Fikir ise, kendini siyaset yoluyla yaşatır, benimsetir ve kitlelere ulaştırır. Siyasetin anlam sınırları hayli geniş olduğu için, aynı zamanda siyaset arenasında birden çok fikir yan yana durur. Siyaset, birbiriyle rekabet halindeki bu fikirleri kuşatan bir meydan gibidir. Yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkileri, rakipleri arasından sıyrılıp iktidara geçen “fikir” doğrultusunda düzenleyen de yine siyaset kurumudur. Fikir, insanın çevresine, olaylara, mefhumlara karşı takındığı tutumdur. Siyaset ise, bu tutumun diğer tutumlara karşı beyan edilmesidir. Bir fikrin temel oluşturduğu siyaset zaman içinde, şartlara bağlı olarak değişiklik gösterebilir; fakat öz olan fikir sabit kalır ve ilkelerini korur. Fikir, bireyin ve cemiyetin yolunu çizen, geleceğinin bilinmezlerini aydınlatan ışıktır. Siyaset ise ancak, bu ışığı çevreleyen ve hedefine doğru götüren bir fener ya da kandil olabilir. Fikir, insanın ruh pınarlarını besleyen sudur, ab-ı hayattır. Ancak su, kanallarla taşınmazsa boşa akar ve heba olur. İşte suyu vuslatına kavuşturacak olan kanal, ab-ı hayatı kanayan dudaklara değdirecek olan kadeh siyasettir. Peki, “siyaset” “fikri” zaafa uğratır mı? Siyaset, doğası gereği uzlaşmacı, esnek ve değişkendir. Çağın gereklerine, konjonktürel şartlara ve halkın nabzına göre şekil alır. Bu nedenle, çıkış noktasını oluşturan fikir nosyonlarından uzaklaşması muhtemeldir. Fikirlerine sıkı sıkıya bağlı siyasi akımlar dahi, fikir rotaları toplumun talepleriyle uzlaşmadığında, kendilerini o toplumsal talepler doğrultusunda dönüştürme ihtiyacı duyarlar. Siyasetin karar alıcıları, iç ve dış dinamikler tarafından zorlandıklarında bağlı oldukları fikirden taviz verebilirler. O yüzden denilebilir ki çoğu örnekte siyaset, fikri zaafa uğratır. Çünkü fikir, kendini yenileme ve tekrar üretme hakkı saklı kalmak üzere, birtakım sabit şiarlardan müteşekkil bir irade beyanıdır. Kendi içinde bir tutarlığı ve namusu vardır. Özellikle, fikir bir mukaddesat üzerinde yükseliyorsa, her aykırı icraat ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>“Şu da unutulmamalıdır ki, Türkçülüğün iktidara geçmek için mutlaka parti kurması lüzumu yoktur. Türkçülük beyinlere ve gönüllere şuurla yerleştikten sonra bu, partisiz de olabilir.”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>(Hüseyin Nihal Atsız)</em><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Fikir ve siyaset arasındaki temel farkı, Türk Milliyetçiliği örneğinden yola çıkarak, “Türkçülük bir ülkü, siyaset ise iktidara geçme taktiğidir. Bu sebeple bir ana inanç ve ana düşünce olan ülkü asla değişmediği halde siyaset yani taktik her zaman değişir.” sözüyle açıklıyor Atsız Ata.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette ki fikir ile siyaset arasındaki fark, değişime olan mesafelerinden ibaret değil. Bu iki kavram özünde apayrı dünyalara işaret ediyorlar. Fakat yine doğaları gereği, birbirleriyle çok yakın ilişkiler kuruyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle diyebiliriz ki fikir, insan ve toplum hayatına her boyutuyla yön veren ve insanın bakış açısını, davranışlarını, tepkilerini şekillendiren bir değer ve inançlar bütünüdür. Bismark’ın ilim değil sanat olarak betimlediği siyaset ise, devlete ve topluma ait etkinleri planlama, yürütme ve bu kontrol erkini elinde bulundurma işidir. Bu erki ele geçirmek için yürütülen tüm kampanyalar da siyasetin anlam sınırlarına dâhildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iki kavramın birbiriyle kesiştiği yerlere bakacak olursak, görürüz ki fikir siyasetin başlangıç noktası ve yapı taşıdır. Siyasetin varlık gösterdiği her alana belli bir “fikir” sinmiştir. Her siyasi akımın arkasında bir fikir vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhakkak ki tüm siyasi akımlar, istikrarlı ve namuslu bir fikre, bir başka deyişle ulvi manalar yüklenen bir “davaya” dayanmaz. Ancak tutarsız ve ilkesiz de olsa bu akımların attığı adımların arkasında da belli bir zihniyet bulunur. Herhangi bir zihniyetten yola çıkan siyaset, sonrasında toplumdaki çatışan fikir ve zihniyetleri uzlaştırma işlevini edinir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikir ise, kendini siyaset yoluyla yaşatır, benimsetir ve kitlelere ulaştırır. Siyasetin anlam sınırları hayli geniş olduğu için, aynı zamanda siyaset arenasında birden çok fikir yan yana durur. Siyaset, birbiriyle rekabet halindeki bu fikirleri kuşatan bir meydan gibidir. Yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkileri, rakipleri arasından sıyrılıp iktidara geçen “fikir” doğrultusunda düzenleyen de yine siyaset kurumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikir, insanın çevresine, olaylara, mefhumlara karşı takındığı tutumdur. Siyaset ise, bu tutumun diğer tutumlara karşı beyan edilmesidir. Bir fikrin temel oluşturduğu siyaset zaman içinde, şartlara bağlı olarak değişiklik gösterebilir; fakat öz olan fikir sabit kalır ve ilkelerini korur.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikir, bireyin ve cemiyetin yolunu çizen, geleceğinin bilinmezlerini aydınlatan ışıktır. Siyaset ise ancak, bu ışığı çevreleyen ve hedefine doğru götüren bir fener ya da kandil olabilir. Fikir, insanın ruh pınarlarını besleyen sudur, ab-ı hayattır. Ancak su, kanallarla taşınmazsa boşa akar ve heba olur. İşte suyu vuslatına kavuşturacak olan kanal, ab-ı hayatı kanayan dudaklara değdirecek olan kadeh siyasettir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Peki, “siyaset” “fikri” zaafa uğratır mı?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Siyaset, doğası gereği uzlaşmacı, esnek ve değişkendir. Çağın gereklerine, konjonktürel şartlara ve halkın nabzına göre şekil alır. Bu nedenle, çıkış noktasını oluşturan fikir nosyonlarından uzaklaşması muhtemeldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikirlerine sıkı sıkıya bağlı siyasi akımlar dahi, fikir rotaları toplumun talepleriyle uzlaşmadığında, kendilerini o toplumsal talepler doğrultusunda dönüştürme ihtiyacı duyarlar. Siyasetin karar alıcıları, iç ve dış dinamikler tarafından zorlandıklarında bağlı oldukları fikirden taviz verebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">O yüzden denilebilir ki çoğu örnekte siyaset, fikri zaafa uğratır. Çünkü fikir, kendini yenileme ve tekrar üretme hakkı saklı kalmak üzere, birtakım sabit şiarlardan müteşekkil bir irade beyanıdır. Kendi içinde bir tutarlığı ve namusu vardır. Özellikle, fikir bir mukaddesat üzerinde yükseliyorsa, her aykırı icraat ve verilen her taviz “davayı” zedeleyecek ve inananlarını incitecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun üzerine bir de, dünyanın her yerinde görülen kirli siyaset anlayışı, siyasetçilerin kaypak ve ahlaka mugayir hal, söylem ve eylemleri ile yaşanan seviyesiz siyasi tartışma ortamları eklenince, siyaset pejoratif bir manaya bürünmüştür. Günümüzde artık siyaset, Yunanca karşılığı olan “politika” gibi “çokyüzlülük” anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Necip Fazıl’a göre; “Fikir besler, siyaset öldürür. Siyaset fikrin kendisi değil, posasıdır.”</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ki bir siyasi parti, hitap ettiği toplumun genelinin benimsediği itibarlı bir fikrin davacısı gibi gözüküp kendi çıkarlarını gözeten ve o topluma tümden zararlı bir yol haritası üzerinde ilerleyebilir. Bu ikiyüzlü tavır halk nezdinde, o partinin savunur gözüktüğü fikir ile de özdeşleştirileceği için, o fikrin saygınlığına halel getirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Veyahut tam aksine, zehirli bir fikrin takipçisi ve gizli emelleri olan bir siyasi parti, kara propaganda yöntemlerini kullanarak, o ideolojiyi halka zararsız, meşru, hatta faydalıymış gibi gösterebilir. Böylece belli bir toplumun tüm kodlarıyla uyumsuz bir fikir, siyaset sayesinde halkın köklerine kadar sirayet edebilir ve bir milletin kendi kendini imha etmesinin fitilini ateşleyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada bir şerh düşmekte fayda var ki elbette ‘siyaset, her halükarda bir fikri taşıyacak kadar temiz kalamaz’ denilemez. İnandıklarına sonuna kadar sadık kalan ve ilkeli, tutarlı ve temiz bir siyaset anlayışı taşıyan akımlar ve partiler de olabilir ve vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Fikrin uygulama safhası illa ki siyaset midir? Yoksa fikir, siyasete ihtiyaç duymadan da kendini gerçekleştirebilir mi?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Siyasetin fikir üzerindeki bu tahribat gücü ve ihtimali göz önüne alındığında, fikri siyasetten korumak ya da kurtarmak gibi bir ihtiyaç hâsıl oluyor. En azından ‘fikrin tatbik sahasına geçmesi için siyasetten başka alternatif yok mudur’ sorusu geliyor akıllara.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabul etmek gerekir ki fikrin hedefe varması için sürüleceği en tesirli silah, siyasettir. Ancak kanala aktarılmayan tüm sular heba olmaz. O suların birikeceği oluklar, sızacağı yer altı hazneleri muhakkak vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikir de inananları vasıtasıyla toplumdaki her ferdin kapısını çalabilir. Kültürel veya ilmi bir sivil toplum hareketi şeklinde, insanların beyinlerine ve gönüllerine işleyebilir. Fikrin bu yolda, kitaptan müziğe, tarihten yaşam tarzına kadar insan hayatının her dalına uzanan, geniş bir yardımcı kitlesi olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasete taşınmayan bu seferberlik, birçok açıdan avantajlar da içerebilir. Siyasetin ağır bedelli sokaklarında fişlenmekten, en azından taraf olmaktan çekinen insanlar için, sivil toplum hareketi daha samimi ve cazip bir rol üstlenebilir. Bu şekilde de insanların fikir sahibi olma korkularını yenmelerine vesile olunabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu seferberliğin bir başka avantajı ise, siyasetin fikri yanlış temsil etme ihtimalini ortadan kaldırmasıdır. Böyle bir durumda, fikir ve dava konusundaki tek temsilci yine fikrin kendisi olacak ve böylece kendi iradesi dışında gelişen yanlış algılar ve önyargıları kırabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bir fikir adamı olarak Hüseyin Nihal Atsız’ın siyasete bakışından yola çıkarak, Türk Milliyetçiliği özelinde fikir ve siyasetin rolleri nelerdir?</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Peki, genel hatlarıyla mukayese ettiğimiz fikir ve siyaset ilişkisi Türk Milliyetçiliği bahsinde nasıl tezahür ediyor?</p>
<p style="text-align: justify;">İlkin belirtmek gerekir ki Türk Milliyetçiliği fikir hareketi, hem Türkiye’de hem de dünyada fikir sahası ile siyaset sahası en çok örtüşen hareketlerden biri. Türkçülük davasını siyasi arenaya taşıyan hareket, 42 yıldır inançlarından ve ilkelerinden taviz vermeden, ahlaklı duruşunu bozmadan ve istikrarını kaybetmeden yoluna devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak siyaset öyle bıçak sırtı bir iş ki fikrine bu kadar sadık bir siyasi hareket üzerinde dahi tartışma doğurabiliyor. Çünkü siyaset doğası gereği, başka taraflarla da uzlaşmayı, şartları hesap etmeyi ve teveccühüne mazhar olmaya uğraşılan milletin isteklerine riayet etmeyi gerektiriyor. Bu statüko ve istekler, milliyetçilik davasının özüne ters düştüğünde ise, bazı fikri kopmalar yaşanabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, her fikirde olduğu gibi, milliyetçilik ile milliyetçiler arasında özel bir dil gelişiyor. Bu davaya hâlihazırda gönül vermiş olanların zihinleri aynı frekansı yakalıyor. O nedenle, birbirlerini yanlış anlama, maruzatlarını aktarırken doğru kelimeleri seçme gibi bir dertleri olmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu davanın onlar haricindeki millet kesimine sunulması görevini üstlenen siyaset kurumu için, iş bir hayli zorlaşıyor. Toplumun kendilerini doğru anlaması ya da ideal millet karakterine tekrar kavuşabilmesi için, sözcükleri özenle seçmesi ve söylemlerini yumuşatması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun milliyetçi bir iktidar için zorunluluk olduğunu kavrayamayan ideolojik taban ise, partisinin fikrinden uzaklaştığı yanılgısına düşebiliyor. Tüm örnekleri gibi, milliyetçi hareket de bir ideoloji partisinin kitleye açılırken çektiği sancıları tecrübe ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Hüseyin Nihal Atsız, hayatını davası uğruna dimdik bir kılıç gibi yaşamış ve hiçbir şey için inandıklarından taviz vermemiş bir dava adamı olduğu için, siyasete pek sıcak bakmıyor, bakamıyor. “Taviz, tavizi doğurur. Şerefin tavizi olmaz!” diyen bir şahıs için, en ufak bir esneklik bile taviz sayılıyor çünkü.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında bu çelikten duruşunu anlayabilmek için, Atsız’ın hayat hikâyesine bakmak yeterli. Ömrünün tüm sayfalarında bir engel, ama o engeller karşısında asla baş eğmemiş bir “yiğit” var.</p>
<p style="text-align: justify;">Süveyş sokaklarında İtalyan çocuklarıyla kavga ederek milliyetçi bir mücadele başlattığı öğrenim hayatını Askeri Tıbbiye ile sürdürüyor. Fakat Askeri Tıbbiye’nin 3. sınıfındayken, Arap asıllı olduğu için Bağdatlı Mesud Süreyya Efendi adlı bir teğmenin kasti bir şekilde istediği selamı vermediği için, 4 Mart 1925’te okuldan çıkarılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonrasında akademik alanda devam ettirdiği hayatında, yine doğru bildiği yolda kararlı adımlarla yürüyor. 1932’de Ankara`da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, ilmi olmayan bir tarih tezine karşı çıkan Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’a Dr. Reşid Galip`in yaptığı haksız hücum üzerine Atsız, sekiz arkadaşıyla birleşerek, Dr. Reşid Galib`e &#8220;Zeki Velidi’nin talebesi olmakla iftihar ederiz&#8221; diyen bir protesto telgrafı çekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olay üzerine, yanında asistan olarak çalıştığı Fuat Köprülü, Zeki Velidi ve Atsız gibi muhalif olmadığını göstermek için Atsız&#8217;ı üniversiteden çıkaracağını vaat ediyor. Köprülü, Atsız’a üniversiteden atılacağını, kendisinin daha önce davranıp liselerden birinde hoca olmasını tavsiye ediyor. Fakat işini dahi kaybetmekten korkmadan davasının gerektirdiği şekilde davranan Nihal Atsız, Köprülü ile şiddetli bir tartışmaya giriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız`ı üniversiteden uzaklaştırmak için fırsat arayan Reşid Galip, Hüseyin Nihal’in Atsız Mecmua’nın bir sayısında yayınlanan makalesi ile bu fırsatı yakalıyor ve Edebiyat Fakültesi Dekanı kanuni hiç bir sebep yokken Atsız’ın üniversite asistanlığına son veriyor. Asla pişmanlık duymayan Atsız birkaç gün sonra, Edebiyat Fakültesi Dekanı’nı Tokatlıyan`daki bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra liselerde öğretmenlik yapmaya başlayan Atsız, Deniz Gedikli Hazırlama Okulu ile devam ediyor; fakat burada yine azınlık meselesi yüzünden görevinden ihraç ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada türlü sansür ve kapatmalara rağmen devam ettirdiği dergi yayıncılığıyla Türk Milliyetçiliğine yön veren en büyük aydınlardan biri oluyor Atsız Ata. Atsız Mecmua, Orhun, Ötüken gibi dergileriyle dönemin Türk gençliği için vazgeçilmez bir heyecan ve bilgi kaynağı oluşturuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Orhun’da yayınlanan, komünistlerin artan faaliyetlerini anlattığı ve bunlara engel olmadığı için istifaya çağırdığı devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e yönelik açık mektubu sebebiyle ilk iş olarak görevine son veriliyor. Sonrasında ise Sabahattin Ali tarafından hakkında açılan dava ve bunu protesto etmek için toplanan Türkçü gençlerin nümayişi neticesinde, 3 Mayıs 1944 olayları vuku buluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bahaneleri Türk milliyetçilerince gayet iyi bilinen, pek çok önemli şahsın ve okuyan gençliğin türlü işkencelerden geçirilip zindanlara tıkıldığı ve darbe vurduğunu zannedenlere bir dirilişin nişanesi ve bir bayram olarak yükselerek asıl darbeyi patlatan bu günün başkarakteri oluyor Hüseyin Nihal. Irkçılık-Turancılık davasında 6,5 yıl seneye mahkûm ediliyor, Askeri Yargıtay’ın kararı bozması üzerine 1,5 yıl hapis yattıktan sonra tahliye oluyor. Dava arkadaşlarının da paylaştığı kaderi, onu 1949’a kadar işsiz, aşsız bırakıyor; nice zorluklarla boğuşmaya itiyor. Ancak sınıf arkadaşlarından Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı olunca, Süleymaniye Kütüphanesi’ne uzman olarak atanabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama Hüseyin Nihal’in çilesi bununla da bitmiyor. Nihal Atsız, dergilerinde yayınladığı makalelerinde Türkiye aleyhindeki yıkıcı ve bölücü faaliyetleri ifşa etmeye ve bu yüzden de sorunlar yaşamaya hep devam ediyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde baş gösteren kızıl kürtçü hareketler hakkında yazdığı ağır yazılar üzerine, anarşistlerin kışkırtmalarıyla hakkında tahkikat açılıyor, mahkemeye veriliyor ve 15 ay mahkûmiyet yiyor. Fakat milliyetçi ilim adamları, üniversite mensupları, gençlik teşekkülleri, kültür dernekleri vasıtası ile Türk Milleti cumhurbaşkanına başvurup Atsız için af çıkarmasını isteyince, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yetkisini kullanarak Atsız’ın cezasını affediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız, önüne konan bunca set ve yaşadığı onca acıya rağmen, dava adamlığından asla feragat etmiyor, tek bir sözünü bile yumuşatmıyor, başına o sorunları açanlarla çözüm masasına oturmuyor. Kürşad gibi ölen ama yenilmeyen, eğilmez ruhların simgesi oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu yüzden siyaset, Atsız Ata gibi tavizsiz dava erlerinin işi değil. Başbuğ’la yaşadıkları ayrılığı da fikir farklılıklarında değil; burada aramak gerek. O ayrılık aslında, Bozkurtçular ile Hilalcilerin ayrılığı değil; bir fikir hareketinin siyasete girme ya da girmeme kararı ve bu karar esnasında yaşadığı sıkıntılardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ki o dönüm noktası, bugün bizlere hala “Acaba siyasete hiç girmese mi idik?” diye sorduruyor. Fikir ile siyaset arasında, bir adımlık ancak aşağısı uçurum olan bir mesafe var oldukça, fikir sahiplerinin zihinlerinde de bu soru hep var olacak gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü kendi siyasi hareketimiz temiz ve ilkeli kalsa dahi, siyasetin çirkin yüzü davamızı yıpratıyor. Üstelik Türk milliyetçiliği, Türk Milleti’nin fikri kalesi olduğu için, milletimize dört bir koldan gelen saldırılar ilk önce hareketimizi vuruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan siyasi hareketimiz, bunca saldırıyla cebelleşirken propaganda faaliyetlerinde ya da devlet yönetiminde göreve geldiği zaman bazı hatalar yapınca, bu kez de bu hatalar üzerinden tanımlanma saldırısı ile karşı karşıya kalıyor. Milli varlığımıza ve dolayısıyla davamıza düşman kesimler, fikrimizin haklı kuvvetini zayıflatmak için, bu hataları siyasi malzeme haline getiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte böyle durumlarda, siyasetin bu alengirli hesaplarına maruz kalmamak için ‘keşke ilmi ve kültürel sahada kalsa idik’ diye düşünmeden edemiyor insan. O zaman sessiz ve derinden ilerler, Atsız Ata’nın dediği gibi şuurla beyinlere ve gönüllere yerleşirdik belki. Türk milliyetçiliğinin ilk hedefi, Milliyetçi Türkiye’yi inşa etmek ise, biliriz ki bunun yolu devlet yönetiminde iktidar olmaktan önce, milletimizin idrakinde ve yüreğinde muktedir olmaktan geçer.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün üzülerek görüyoruz ki Ülkücü Hareket milletimizin idrak ve yürek burçlarına bayrağını tam manasıyla dikememiştir. Daha çözülmesi gereken çokça sorun, aşılması gereken çokça yanlış zihniyet, atılması gereken çokça adım ve ‘murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlandırılması gereken çokça namuslu insan’<a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%203.docx#_ftn1">[1]</a> vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hareketimizin bu eksikliğinde, belli mücbir sebeplerin yanı sıra, kendimizi yeterince ifade edemeyişimiz ve siyaset dünyasının fikrimize taktığı çelmelerin de payı var. O halde tefekküre yönelelim:</p>
<p style="text-align: justify;">Artık yıllar önce adım attığımız siyaset sahnesinden çekilmek mümkün değildir, bugünün şartlarında gerekli de değildir. Bir toplumu yeniden inşa etmek ve bir ülkü etrafında birleştirmek, ancak yönetim erkine sahip olmakla başarılacak bir iştir. İktidarın yolu ise siyasetten geçtiğine göre, Türk milliyetçiliği fikir hareketi siyaset yapmaya devam etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">O halde ‘siyasetin fikri zaafa uğratmasını nasıl engelleriz’ diye kafa yormak gerek. Zannımca bunun çözümü, hareketin kimliğini bir fikir ve kültür seferberliği olarak vurgulamak ve siyaset kendi halinde ilerlerken, bu sahada büyük atılımlar yapmak olmalı. İdeolojik hareket hızla yol aldıkça, siyasetin de işi kolaylaşacak ve kendini milletine kanıtlayan ideoloji, siyasi faaliyetlerin üzerine yönelttiği yanlış algılardan korunmasını bilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ezcümle, fikir muktedir olduğunda, siyaset de iktidar olacaktır!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaynakça</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ağaoğlu, Ahmet. <em>Devlet ve Fert.</em> İstanbul: Sanayii Nefise Matbaası, 1933.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız, Hüseyin Nihal. <em>Makaleler 4.</em> İstanbul: İrfan Yayınevi, 1997.</p>
<p style="text-align: justify;">Heywood, Andrew. <em>Siyaset</em>. Liberte Yayınları, Şubat 2006.</p>
<p style="text-align: justify;">Özdemir, Cihan. <a href="http://kitap.antoloji.com/atsiz-bey-huseyin-nihal-atsiz-in-hayati-fikirleri-ve-romanlari-kitabi/"><em>Atsız Bey: Hüseyin Nihal Atsız&#8217;ın Hayatı, Fikirleri ve Romanları Üzerine Bir İnceleme</em></a><em>.</em> İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2007.</p>
<p style="text-align: justify;">Platon. Çev. Sabahattin Eyüboğlu – M. Ali Cimcoz. <em>Devlet. </em>İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2006.</p>
<p style="text-align: justify;">Rüşd, İbn.Çev. Muharrem Hilmi Özev. <em>Siyasete Dair Temel Bilgiler.</em> İstanbul: Bordo Siyah, 2005.</p>
<div style="text-align: justify;">
<hr size="1" />
<div>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/irem/Downloads/ats%C4%B1z%203.docx#_ftnref1">[1]</a> Cemil Meriç’in “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” sözünden esinlenilmiştir.</p>
</div>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fatsiz-atanin-tavizsiz-dava-adamligi-isiginda-bir-fikir-ve-siyaset-mukayesesi-ece-bagcibasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atsiz-atanin-tavizsiz-dava-adamligi-isiginda-bir-fikir-ve-siyaset-mukayesesi-ece-bagcibasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hem Adsız Hem de Atlıg Bir Kahraman: Atsız &#8211; Elnur Paşa</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hem-adsiz-hem-de-atlig-bir-kahraman-atsiz-elnur-pasa.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hem-adsiz-hem-de-atlig-bir-kahraman-atsiz-elnur-pasa.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 15:24:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3147</guid>
		<description><![CDATA[Heves dolu yüreğimden ve onun romanları, makaleleri, şiirleri ile beslenip gelişen aklımdan şahsiyeti üzerine birkaç kelam döküp yazıya aktarmadan, hatta ismini telaffuz dahi etmeden önce saygı, coşku ve heyecandan kaynaklanan bir ürperti hissettim içimde, her zaman olduğu gibi. Hüseyin Nihal Atsız! Ülkücülerin, Türkçülerin Atsız Ata’sı! “Acaba hakkında konuşacak, anısına yazı yazacak kadar iyi tanımış mıydım onu, bize verdiklerine layık olabilmiş miydim?” diye sorular belirdi kafamda, beni tereddütlere gark etmek istercesine. Ama hayır! Yazmalıydım. Ruhumda yükselttiği Türkçü dalgaları ülküdaşlarımla paylaşmak için yazmalıydım… Dosta düşmana Türk gençliğinin yüreğinde edindiği tahtın hiç devrilmediğini ve ilelebet devrilmeyeceğini göstermek için yazmalıydım… Hüseyin Nihal Atsız! Bu isim kimilerinin beyninde, korku uyandırdığı için, Hitler hayranı, kafatasçı, faşist damgalarına karşılık geliyor; kimileri tarafından değerli bir milliyetçi, ancak aşırılıkları sebebiyle Türk-İslam ülküsü içinde yer alamayacak bir şahıs olarak algılanıyor; kimilerinde de ‘Türk Milliyetçiliği fikir hareketinin en önemli kanaat önderlerinden biri’, ‘Turan akımının en sert, en tavizsiz yüzü’ olduğu titreşimlerini uyandırıyordu. Bizler içinse Başbuğ’umuzdan sonra tanıdığımız en büyük ruhani liderdi Atsız. Kutlu yürüyüşün yorulmaz savaşçısı, bir ülkü devi ve dava uğruna çekilen çilelerin çelikleşmiş ifadesiydi. Çoğumuz çocuk denecek yaşta tanışmıştık o büyük şahsiyetle, fikirleriyle, kitaplarıyla. Ülkücü Hareket’in büyük, belki de tamamına yakın, bir kısmı kendilerini yetiştirme programına ‘Bozkurtların Ölümü’ ile başlamış ve en çok okudukları kitapları o olmuştu, olmaya da devam ediyor. Bir efsane gibi kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa anlatıldığına şahit olmuştuk. Bizim neslimiz, hatta ağabeylerimiz bile onu görme onuruna varamamışlardı. Görmememize rağmen, belki biraz da bu yüzden, devleştikçe devleşmişti nezdimizde. Bir kor parçası olup içlerimizdeki mücadele azmini, dava aşkını körüklemişti. Geç kalmıştık… Bizlerden çok önce, 12 Ocak 1905’te İstanbul’da gelmişti bu ıssız acuna, Gümüşhane Torullu Çiftçioğulları ve Trabzonlu Kadıoğulları ailelerinin ilk evladı olarak. Asker ve denizci bir aileye mensuptu. Babasının subaylığı sebebiyle şehirden şehre sürüklenerek devam eden ve Süveyş sokaklarında İtalyan çocuklarıyla kavga ederek milliyetçi bir mücadele başlattığı öğrenim hayatını Askeri Tıbbiye ile devam ettirmeye karar vermişti. Fakat, ancak ölümüyle son bulacak olan sürgün silsilesi işte burada başlamıştı. Daha önceki kavgalarından dolayı öğrenciliği sırasında işleyeceği herhangi bir suç neticesinde okuldan çıkarılacağı şeklinde bir ceza almıştı. Arap asıllı bir teğmenin kasıtlı olarak istediği selamı vermeyince de okuldan atılmıştı. Bir süre liselerde yardımcı öğretmenlik ve Deniz Yolları’nda kâtip muavinlik yaptıktan sonra, 1926’ta İstanbul Darülfünunu’nun Edebiyat Fakültesi’nin Edebiyat Bölümü`ne ve İstanbul Darülfünunu’nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebine kaydolmuştu. Öğrenimi sırasındaki çalışmalarıyla Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün dikkatini celp eden Nihal Atsız, mezuniyetinden sonra fakültede hocasının asistanı olarak göreve başlamıştı. Ama katıksız dürüstlüğü nedeniyle malum çevrelerce çekilemeyen Atsız, dönemin Maarif Vekili Dr. Reşid Galib’in emriyle, üstelik ortada hiçbir hukuki gerekçe yok iken, üniversiteden de atılmıştı. Mart 1933’te Malatya Ortaokulu’nda başlayan Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği Edirne Lisesi ve Deniz Gedikli Hazırlama Okulu ile devam etmiş; fakat burada yine azınlık meselesi yüzünden görevinden ihraç edilmişti. Nisan 1944’e kadar ise Özel Yüce-Ülkü Lisesi ve Özel Boğaziçi Lisesi’nde memuriyetine devam etmişti. Bu arada türlü sansür ve kapatmalara rağmen devam ettirdiği dergi yayıncılığıyla Türk Milliyetçiliğine yön veren en büyük aydınlardan biri olmuştu. Atsız Mecmua, Orhun, Ötüken gibi dergileriyle dönemin Türk gençliği için vazgeçilmez bir heyecan ve bilgi kaynağı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Heves dolu yüreğimden ve onun romanları, makaleleri, şiirleri ile beslenip gelişen aklımdan şahsiyeti üzerine birkaç kelam döküp yazıya aktarmadan, hatta ismini telaffuz dahi etmeden önce saygı, coşku ve heyecandan kaynaklanan bir ürperti hissettim içimde, her zaman olduğu gibi. Hüseyin Nihal Atsız! Ülkücülerin, Türkçülerin Atsız Ata’sı! “Acaba hakkında konuşacak, anısına yazı yazacak kadar iyi tanımış mıydım onu, bize verdiklerine layık olabilmiş miydim?” diye sorular belirdi kafamda, beni tereddütlere gark etmek istercesine.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama hayır! Yazmalıydım. Ruhumda yükselttiği Türkçü dalgaları ülküdaşlarımla paylaşmak için yazmalıydım… Dosta düşmana Türk gençliğinin yüreğinde edindiği tahtın hiç devrilmediğini ve ilelebet devrilmeyeceğini göstermek için yazmalıydım…</p>
<p style="text-align: justify;">Hüseyin Nihal Atsız! Bu isim kimilerinin beyninde, korku uyandırdığı için, Hitler hayranı, kafatasçı, faşist damgalarına karşılık geliyor; kimileri tarafından değerli bir milliyetçi, ancak aşırılıkları sebebiyle Türk-İslam ülküsü içinde yer alamayacak bir şahıs olarak algılanıyor; kimilerinde de ‘Türk Milliyetçiliği fikir hareketinin en önemli kanaat önderlerinden biri’, ‘Turan akımının en sert, en tavizsiz yüzü’ olduğu titreşimlerini uyandırıyordu. Bizler içinse Başbuğ’umuzdan sonra tanıdığımız en büyük ruhani liderdi Atsız. Kutlu yürüyüşün yorulmaz savaşçısı, bir ülkü devi ve dava uğruna çekilen çilelerin çelikleşmiş ifadesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğumuz çocuk denecek yaşta tanışmıştık o büyük şahsiyetle, fikirleriyle, kitaplarıyla. Ülkücü Hareket’in büyük, belki de tamamına yakın, bir kısmı kendilerini yetiştirme programına ‘Bozkurtların Ölümü’ ile başlamış ve en çok okudukları kitapları o olmuştu, olmaya da devam ediyor. Bir efsane gibi kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa anlatıldığına şahit olmuştuk. Bizim neslimiz, hatta ağabeylerimiz bile onu görme onuruna varamamışlardı. Görmememize rağmen, belki biraz da bu yüzden, devleştikçe devleşmişti nezdimizde. Bir kor parçası olup içlerimizdeki mücadele azmini, dava aşkını körüklemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Geç kalmıştık… Bizlerden çok önce, 12 Ocak 1905’te İstanbul’da gelmişti bu ıssız acuna, Gümüşhane Torullu Çiftçioğulları ve Trabzonlu Kadıoğulları ailelerinin ilk evladı olarak. Asker ve denizci bir aileye mensuptu. Babasının subaylığı sebebiyle şehirden şehre sürüklenerek devam eden ve Süveyş sokaklarında İtalyan çocuklarıyla kavga ederek milliyetçi bir mücadele başlattığı öğrenim hayatını Askeri Tıbbiye ile devam ettirmeye karar vermişti. Fakat, ancak ölümüyle son bulacak olan sürgün silsilesi işte burada başlamıştı. Daha önceki kavgalarından dolayı öğrenciliği sırasında işleyeceği herhangi bir suç neticesinde okuldan çıkarılacağı şeklinde bir ceza almıştı. Arap asıllı bir teğmenin kasıtlı olarak istediği selamı vermeyince de okuldan atılmıştı. Bir süre liselerde yardımcı öğretmenlik ve Deniz Yolları’nda kâtip muavinlik yaptıktan sonra, 1926’ta İstanbul Darülfünunu’nun Edebiyat Fakültesi’nin Edebiyat Bölümü`ne ve İstanbul Darülfünunu’nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebine kaydolmuştu. Öğrenimi sırasındaki çalışmalarıyla Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün dikkatini celp eden Nihal Atsız, mezuniyetinden sonra fakültede hocasının asistanı olarak göreve başlamıştı. Ama katıksız dürüstlüğü nedeniyle malum çevrelerce çekilemeyen Atsız, dönemin Maarif Vekili Dr. Reşid Galib’in emriyle, üstelik ortada hiçbir hukuki gerekçe yok iken, üniversiteden de atılmıştı. Mart 1933’te Malatya Ortaokulu’nda başlayan Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği Edirne Lisesi ve Deniz Gedikli Hazırlama Okulu ile devam etmiş; fakat burada yine azınlık meselesi yüzünden görevinden ihraç edilmişti. Nisan 1944’e kadar ise Özel Yüce-Ülkü Lisesi ve Özel Boğaziçi Lisesi’nde memuriyetine devam etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada türlü sansür ve kapatmalara rağmen devam ettirdiği dergi yayıncılığıyla Türk Milliyetçiliğine yön veren en büyük aydınlardan biri olmuştu. Atsız Mecmua, Orhun, Ötüken gibi dergileriyle dönemin Türk gençliği için vazgeçilmez bir heyecan ve bilgi kaynağı oluşturmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Orhun’da yayınlanan, komünistlerin artan faaliyetlerini anlattığı ve bunlara engel olmadığı için istifaya çağırdığı devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e yönelik açık mektubu sebebiyle ilk iş olarak görevine son verilmişti. Sonrasında ise Sabahattin Ali tarafından hakkında açılan dava ve bunu protesto etmek için toplanan Türkçü gençlerin nümayişi sebebiyle oluşan 3 Mayıs 1944 olayları vuku bulmuştu. Bahaneleri Türk milliyetçilerince gayet iyi bilinen, pek çok önemli şahsın ve okuyan gençliğin türlü işkencelerden geçirilip zindanlara tıkıldığı ve darbe vurduğunu zannedenlere bir dirilişin nişanesi ve bir bayram olarak yükselerek asıl darbeyi patlatan bu günün başkarakteriydi Hüseyin Nihal. Irkçılık-Turancılık davasında 6,5 yıl seneye mahkûm olmuş, Askeri Yargıtay’ın kararı bozması üzerine 1,5 yıl hapis yattıktan sonra tahliye olmuştu. Dava arkadaşlarının da paylaştığı kaderi, onu 1949’a kadar işsiz, aşsız bırakmış; nice zorluklarla boğuşmaya itmişti. Sınıf arkadaşlarından Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı olunca Süleymaniye Kütüphanesi’ne uzman olarak atanmıştı. 31 Mayıs 1952 tarihinden emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar burada çalışan Atsız’ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphanedeki memuriyeti olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihal Atsız, dergilerinde yayınladığı makalelerinde Türkiye aleyhindeki yıkıcı ve bölücü faaliyetleri ifşa etmeye ve bu yüzden de sorunlar yaşamaya hep devam etmişti. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde baş gösteren kızıl kürtçü hareketler hakkında yazdığı ağır yazılar üzerine, anarşistlerin kışkırtmalarıyla hakkında tahkikat açılmış, mahkemeye verilmiş ve 15 ay mahkûmiyet yemişti. Kronik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesinde yattığı ve hastane tarafından &#8220;cezaevine konulamayacağı&#8221; kaydı bulunan raporu olduğu halde cezasının infazı için önce Toptaşı sonra Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderilmişti. Fakat milliyetçi ilim adamları, üniversite mensupları, gençlik teşekkülleri, kültür dernekleri vasıtası ile Türk Milleti cumhurbaşkanına başvurup Atsız için af çıkarmasını isteyince, cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yetkisini kullanarak Atsız’ın cezasını affetmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Hüseyin Nihal Atsız, tahliyesinin üzerinden fazla bir zaman geçmeden, 11 Aralık 1975’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata ve çok sevdiği milletine veda etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Orhun kadar hızlı, Tanrıdağları kadar ulu, Ötüken kadar kutlu, Hazar kadar derin bir şahsiyeti anlatabilme becerisine vakıf olabilmek o kadar güç ki. Çünkü onun bizde bıraktığı izler, düşünce düzlemimize bıraktığı yansımalar, beynimizde oluşturduğu çağrışımlar o kadar etkili ki ne dersek diyelim onun kelimelerinin, cümlelerinin vuruculuğu yanında yetersiz kalacağının farkındayız. Hakkında söylenecekler hem seçmekte zorlanılacak kadar çok ve çeşitli hem de fazlasıyla kifayetsiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca anlatmaya çalışırken bile zorlanılan, türlü engellerle kesintiye uğratılan, fakat bunlara rağmen olanca hızıyla süren, dopdolu ve adanmış bir ömür…</p>
<p style="text-align: justify;">Türk dili ve edebiyatı hakkında olduğu kadar tarihi ve kültürü konusunda da bilgili bir Türkolog, nitelikli ve derin araştırmaları bulunan bir ilim adamı, makaleleri ve romanları hala tekrar tekrar okunan yetenekli bir yazar, şiirleri dillere nağme olabilmeyi başarmış değerli bir şair, eserleriyle gençliği hala zinde tutan bir güç oluşturmuş yılmaz bir fikir insanı ve ideolog…</p>
<p style="text-align: justify;">Hem edebiyat kitaplarında ismi görülünce sadece birkaç ülkücü öğrencinin yüzünü güldürecek, sınıfın kalanı tarafından ise tanınmayacak kadar adsız; hem de milletin adı yok olmasın diye yok olmayı göze aldığı için ismi sonsuza kadar yaşayacak olan atlıg bir er kişi…</p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Varsın birileri hiç tanımasın onu, varsın diğerleri de nefretle ansın. Hatta varsın kendi ülküdaşlarımız bile birkaç ayrıntıya, birkaç düşünce farklılığına, siyaset hakkındaki bakış açılarının tutmamasından dolayı Başbuğumuz ile yollarının ayrılmasına takılıp suçlasın onu ve değerini tartamasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz onun yarattığı karakterlerle tanıdık ve sevdik tarihimizi. Her birimiz birer Kürşad, Bögü Alp, Işbara Han, birer Yamtar, Pars, Almıla olduk hayallerimizde. Onun romanlarını okurken adeta Göktürk çerilerinin kılıç şakırtılarını, sadaklarından çekilen okların tınısını, Kutaf atlarının nal seslerini işittik. Kıraç bozkırların, Ötüken Ormanı’nın, Vey Irmağı’nın kokusunu hissettik. Çin Seddi kıyısına otağ kurup 41 çeriyle yürütülen Kürşad İhtilali’ni an be an gözyaşları ve gurur içinde izledik. Kelimelerin arasından sıyrılıp bize el uzatan ve bilgeliğini gösteren Korkut Ata’ya gülümseyerek selamlarımızı yolladık. Göktürk atalarımızın dirilip tekrar kurt başlı sancak altında toplanışlarını zihinlerimizde kurduğumuz toyda coşku içinde kutladık. O satırlar içine süzülüp biz de her gün kana kana kımız içtik. Kâh Sançar’la gülme krizlerine girip at sırtında koşturduk, kâh Gökbörü’yle beraber biz de gözlerimizi kaybettik, kâh Kurt Kaya gibi kendimizi feda edip azgın sulara bıraktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Kral Subbiluliyuma’nın, Başkumandan Tutaşil’in, Kâhin Şilka’nın kim olduğunu anlamaya çalıştıkça zorlandık, zorlandıkça çözüme yaklaştık, bulunca da edebi dehasına methiyeler yazdık. Deli Kurt’un cismine bürünüp Gökçen kızın büyüsüne kaptırdık kendimizi. Selim Pusat’ın dünyasına girince bir semboller deryasında kaybolup roman mı gerçek mi ikilemlerine düştük. Düştükçe düşündük, düşündükçe büyüdük.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Iztırap çek inleme&#8230; Ses çıkarmadan aşın.<br />
Bir damlacık aksa da bir acizdir gözyaşın;<br />
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,<br />
Tek başına dileğe doğru at salmalısın.” </em>diyerek onun pusulasıyla yolumuzu çizdik.</p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!<br />
Atila&#8217;nın ateşi var içimizde!<br />
Kanije&#8217;nin gazileri daha dipdiri!<br />
Sınırdadır Plevne&#8217;nin kırk bin askeri!” </em>diyerek tarihimize olan güvenimizi tazeledik.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?<br />
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?<br />
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?<br />
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. “ </em>diyerek gizli sevdalarımızı açığa vurduk.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Kardeş yahut arkadaştır diye evleri,<br />
Ocakları dağıtılan ülkü devleri<br />
Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar,<br />
Bir gün olur, tarih sizi elbet alkışlar!” </em>diyerek dava adamlarını hürmet ve minnetle selamladık.</p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz&#8230; “</em>diyerek kimliğimize, benliğimize sahip çıktık gururla.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Hiç düşündün mü niçindir yaşamak?<br />
Bir görev yapmak içindir yaşamak.<br />
Er kişiysen görevin neyse, başar.<br />
Zevke, eğlenceye hayvan da koşar.”</em>diyerek hayatımızın anlamını bulduk.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Darbeyle gönüllerde yatan ülkü silinmez! </em><em><br />
</em><em>Atsız yere düşmekle bu bayrak yere inmez!&#8230; “</em>diyerek imanımızı, sarsılmaz irademizi haykırdık tüm dünyaya.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Bir gün olur, elbette eski beğler dirilir;<br />
Yine kılıç kuşanır tarihteki paşalar.<br />
Yine şanlar alınıp nice canlar verilir,<br />
Yiğit akınımızdan yine dünya şaşalar. “</em>diyerek ise, kökü mazide olan ati olduğumuzu hatırlattık ve korku saldık düşmanın kalbine.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız, tüm bu eserleriyle Türkçülük denen aşa yepyeni ve lezzeti çeşniler kattı. Her makalesi, her araştırma çalışmasıyla bilgi dağarcığımıza elmaslar, zümrütler, yakutlar hediye etti. Sadece yaptıkları, yazdıklarıyla değil; yaşayışıyla da örnek oldu bizlere. Nasıl dava adamı olunur, fikirler havada bırakılmayıp nasıl gerçek hayata tatbik edilir, bir bir öğretti. Sakin, nazik, ciddi ancak yeri geldiğinde nüktedan, cesur, fedakâr, dik başlı ve dürüstlük timsali bir ilim adamı portresi çizdi. Ve böylece öylesi bir hazine oluşturdu ki içimizde; kendisini değil başkalarının, kendisinin bile lekelemesine izin vermeyeceğimiz bir köşeye oturttu.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte gerçek bir Türk Beği olan Hüseyin Nihal Atsız’ın Ülkücü Gençliğin gözündeki, gönlündeki yeri budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız, bir ırkın şahlanışının, bağımsızlık ateşinin kavurduğu eğilmez ruhların simgesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">O, Türklük kanının en şerefli biçimde aktığı damarlardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atsız, ecdadımızın ruhunda fırtınalar koparan en kutlu erdemlerin demir bir gövdede can buluşunun resmidir.</p>
<p style="text-align: justify;">O, Türk milletinin en asil duruşlarından biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">O, tüm Türk gençliği için eşi bulunmaz bir esin kaynağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu nedenle, bizler bu kaynaktan ruhumuzu kandırmayı hiç bırakmayacağız. Atsız Atamızın açtığı yolu hiç terk etmeyecek; ona, onun gibilere, soyumuza, tarihimize ve atalarımıza layık birer genç olacağız. Bunu sözün ötesinde bir görev bilmeyi borç sayacak ve gereğini sonunda ölüm dahi olsa yerine getireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bir gün, yüzde yüz Türk olmayı başarıp Turan coğrafyasının tam göbeğinden “Cihan bizimdir!” diye haykıracağız. Onun Attila ile, Kürşad, Bilge Kağan, Satuk Buğra Han ile, Çağrı Beğ, Alparslan, Osman Gazi ile, Fatih, Yavuz, Kanuni ile, Atatürk ve Alpaslan Türkeş ile Tanrıdağları zirvesinden bizi izlediğini bilecek ve bozkurt ruhlu bir ordu olup karşılarında geçit yapacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna inancımız tam olarak, bize bu kuvveti aşılayan sen, Atsız Atamıza tüm Türk gençliği adına teşekkürlerimizi ve kutlarımızı sunuyor, seni ölümünün 36. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhun şad, mekânın uçmağ olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin!</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhem-adsiz-hem-de-atlig-bir-kahraman-atsiz-elnur-pasa.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hem-adsiz-hem-de-atlig-bir-kahraman-atsiz-elnur-pasa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hüseyin Nihal Atsız Beğ’i Anma Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsiz-beg%e2%80%99i-anma-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsiz-beg%e2%80%99i-anma-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2011 22:51:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3127</guid>
		<description><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız; 12 Ocak 1905 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Hayatının her anı, Türklüğün bekası yolunda verdiği mücadelelerle geçti. Anadolu topraklarında kaybolmaya yüz tutan milli ülkülerimizi ve hassasiyetlerimizi, şiirleriyle, romanlarıyla ve makaleleriyle dile getirdi ve bütün baskılara karşı bu değerlerin yılmaz bir savunucusu oldu. Milli değerlere yönelik zafiyet ve düşmanlık besleyen kişilere ve zümrelere karşı, konumu ve vasfı ne olursa olsun, güçlü bir azim ve cesaretle doğruları dile getirdi ve bunun karşılığında çok defa bedel ödedi. 3 Mayıs 1944 tarihinde “Türkçülük ve Turancılık” adıyla yürütülen davada, savunmasında şöyle haykırdı: “Hiçbir hakikî bahtiyarlığın bulunmadığına kani olduğum dünyada tek vazife ve teselli bildiğim ülkü, şahıslardan sıyrılmış yüksek bir duygu ve düşüncedir. O, çirkin yüzlü ölümü bile güzelleştirip bir sevgili gibi bağrımıza bastırır. Hayatın zehir zemberek kasırgalarını ruhumuzda nisan rüzgârı gibi estirir. Acıların önünde bizi granit heykeller gibi susturur. Ben bu yolun üzerindeyim. Onun içindir ki oğluma zengin olmasını, bahtiyarlık için çalışmasını değil, Turan’ı kurtarmak için yapılacak kutlu savaşta şehit olmasını vasiyet ediyorum. Savcı beğenmese de, bütün dünya hoşlanmasa da ben böyleyim işte&#8230;” Dünyadaki bütün Türklerin bir bayrak etrafında toplanması ülküsüne; Turan davasına gönül verdi. Kaleminden bu sevda süzüldü, dilinden Tanrı Dağları’na, Ötüken’e ve Türk illerine duyduğu muhabbet döküldü. Kürşad İhtilali’ni Türk milletinin asil ruhuna hatırlattı. Türk gençliğine verdiği nasihatlarla, yüklediği sorumluluklarla Türk sancağını yeniden yükseltebilecek heyecanı ve şuuru yaşattı: “Iztırap çek, inleme… Ses çıkarmadan aşın. Bir damlacık aksa da, bir acizdir göz yaşın; Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın Tek başına dileğe doğru at salmalısın.” Şerefli bir milletin hiçbir güce boyun eğmemesi için, sonucunda ne olursa olsun onurundan ve gururundan vazgeçmeyecek bir mücadele ruhuna sahip olması gerekliliğiyle hareket etti ve bu çizgisinden hiçbir zaman taviz vermedi. Hüseyin Nihal Atsız; 11 Aralık 1975 yılında geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etmiş ve 13 Aralık tarihinde Osmanağa Camii’nde kılınan ikindi namazına müteakip defnedilmiştir. Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet. Tanrı zeval vermesin devlet, din ve KUR&#8217;AN var Dayanılmaz olsa da Atsız’lığın acısı Ulu Tanrı&#8217;ya şükür yine soy var, Turan var. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/haber/buyuk/haber_4ee3cd290a4aa.jpg" alt="" width="310" height="310" />Hüseyin Nihal Atsız; 12 Ocak 1905 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Hayatının her anı, Türklüğün bekası yolunda verdiği mücadelelerle geçti. Anadolu topraklarında kaybolmaya yüz tutan milli ülkülerimizi ve hassasiyetlerimizi, şiirleriyle, romanlarıyla ve makaleleriyle dile getirdi ve bütün baskılara karşı bu değerlerin yılmaz bir savunucusu oldu.</p>
<p>Milli değerlere yönelik zafiyet ve düşmanlık besleyen kişilere ve zümrelere karşı, konumu ve vasfı ne olursa olsun, güçlü bir azim ve cesaretle doğruları dile getirdi ve bunun karşılığında çok defa bedel ödedi. 3 Mayıs 1944 tarihinde “Türkçülük ve Turancılık” adıyla yürütülen davada, savunmasında şöyle haykırdı:</p>
<p>“Hiçbir hakikî bahtiyarlığın bulunmadığına kani olduğum dünyada tek vazife ve teselli bildiğim ülkü, şahıslardan sıyrılmış yüksek bir duygu ve düşüncedir. O, çirkin yüzlü ölümü bile güzelleştirip bir sevgili gibi bağrımıza bastırır. Hayatın zehir zemberek kasırgalarını ruhumuzda nisan rüzgârı gibi estirir. Acıların önünde bizi granit heykeller gibi susturur. Ben bu yolun üzerindeyim. Onun içindir ki oğluma zengin olmasını, bahtiyarlık için çalışmasını değil, Turan’ı kurtarmak için yapılacak kutlu savaşta şehit olmasını vasiyet ediyorum. Savcı beğenmese de, bütün dünya hoşlanmasa da ben böyleyim işte&#8230;”</p>
<p>Dünyadaki bütün Türklerin bir bayrak etrafında toplanması ülküsüne; Turan davasına gönül verdi. Kaleminden bu sevda süzüldü, dilinden Tanrı Dağları’na, Ötüken’e ve Türk illerine duyduğu muhabbet döküldü. Kürşad İhtilali’ni Türk milletinin asil ruhuna hatırlattı. Türk gençliğine verdiği nasihatlarla, yüklediği sorumluluklarla Türk sancağını yeniden yükseltebilecek heyecanı ve şuuru yaşattı:</p>
<p>“Iztırap çek, inleme… Ses çıkarmadan aşın.<br />
Bir damlacık aksa da, bir acizdir göz yaşın;<br />
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın<br />
Tek başına dileğe doğru at salmalısın.”</p>
<p>Şerefli bir milletin hiçbir güce boyun eğmemesi için, sonucunda ne olursa olsun onurundan ve gururundan vazgeçmeyecek bir mücadele ruhuna sahip olması gerekliliğiyle hareket etti ve bu çizgisinden hiçbir zaman taviz vermedi.</p>
<p>Hüseyin Nihal Atsız; 11 Aralık 1975 yılında geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etmiş ve 13 Aralık tarihinde Osmanağa Camii’nde kılınan ikindi namazına müteakip defnedilmiştir.</p>
<p>Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet.<br />
Tanrı zeval vermesin devlet, din ve KUR&#8217;AN var</p>
<p>Dayanılmaz olsa da Atsız’lığın acısı<br />
Ulu Tanrı&#8217;ya şükür yine soy var, Turan var.</p>
<p>Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhuseyin-nihal-atsiz-beg%25e2%2580%2599i-anma-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsiz-beg%e2%80%99i-anma-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TBMM Genel Kurulunda 2012 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı hakkında yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tbmm-genel-kurulunda-2012-yili-butce-kanun-tasarisi-hakkinda-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tbmm-genel-kurulunda-2012-yili-butce-kanun-tasarisi-hakkinda-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 15:15:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[2012 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Genel Kurulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3144</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi’nin görüşlerini açıklamak ve Türkiye’nin iç ve dış temel meselelerine ilişkin değerlendirmelerini sizlerle paylaşmak maksadıyla huzurlarınızda bulunuyorum. Konuşmamın başında Parti Meclis Gurubumuz ve şahsım adına muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, 10’ncu yılına giren Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin 10. bütçesini müzakere ediyoruz. Sırf hazırlanan bu bütçe sayısı bile, iktidar partisi tarafından dillendirilen vaatlerin yerine getirilmesi ve verilen sözlerin tutulması için ne kadar geniş bir zaman aralığının var olduğunu ortaya koyacaktır. Değerlendirmelerime geçmeden önce, bir hususu sizlerle paylaşmayı hem insani hem de manevi bir gereklilik olarak addediyorum. Bugün yaptığımız bütçe görüşmelerine, Sayın Başbakan rahatsızlığından dolayı maalesef katılamamıştır. İyi niyet ve rekabet prensipleri doğrultusunda karşılıklı siyasi mücadele içinde olduğumuz Sayın Başbakan’ı; böylesi bir dönemde burada görmeyi samimi bir şekilde arzuladığımızı ifade etmeliyim. Kendisinin, geçirmiş olduğu rahatsızlıktan kurtularak bir an önce aramıza dönmesi ve sağlığına tam olarak kavuşmuş bir halde görevinin başına geçmesi en içten dileğimizdir. Bu itibarla başta Sayın Başbakan’ın şahsı ve ailesi olmak üzere; Adalet ve Kalkınma Partisi Gurubuna bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyor Cenab-ı Allah’tan acil şifalar temenni ediyorum. Değerli Milletvekilleri, Parlamenter demokrasilerde bütçelerin çok önemli ve hayati bir özelliği vardır. Bu yönüyle bütçe; iktidarların vizyonunu, bir yıl içinde atacağı adımları, tercih edeceği politikaları ve ekonomik seçenekleri ihtiva eder. Bütçeye bakarak, hükümetlerin niyetini, ufkunu, belirlediği icraatlarını ve neleri önceliğine aldığını ve hangi hedeflere odaklandığını anlamak imkân dâhilindedir. Bütçe görüşmeleri aynı zamanda muhalefetin millet adına düşüncelerini aktaracağı, izlenecek politikalar hakkında tespit ve ikazlarını paylaşacağı demokratik bir ortam da sunmaktadır. Ne var ki tıpkı öncekilerde olduğu gibi, 2012 Bütçesi’nin de gerek muhteviyatı gerekse de amaçları yönünden umut verici olmaktan çok uzak olduğunu itiraf etmek lazımdır. AKP’nin bütçeye bakışı, bütçe sürecini sıradanlaştırması, heyecanını ve iş yapma hevesini kaybetmesi karşı karşıya olduğumuz sorunların başlıcaları olmuştur. Bu haliyle çok gergin ve hassas bir dönemde hazırlanan 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin; beklentileri karşılamasının ve beliren ihtiyaçları gidermesinin çok zor olduğunu söylemek isterim. Bildiğiniz üzere 2012 Bütçe sürecinde, çok talihsiz ve elem verici hadiselerle karşılaştık ve milletçe birçok acıya muhatap kaldık. Özellikle bölücü terör saldırıları ve deprem felaketi nedeniyle canımız yanmış ve ciddi düzeyde kaybımız olmuştur. Sözlerimin bu aşamasında, kanlı terör örgütünün saldırılarıyla şehit düşen kahraman güvenlik görevlilerimize ve aziz vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizi yasa boğan Van depremi nedeniyle Hakk’a uğurladığımız kardeşlerimize Yüce Allah’tan bir kez daha rahmet niyaz ediyor; ailelerine ve milletimize tekraren başsağlığı temennilerimi iletiyorum. İnşallah hala tedavi gören felaketzedelerimiz de bir an önce sağlıklarına kavuşurlar. İnanıyorum ki, devletimiz ortaya çıkan viraneyi ve tahribatı giderecek güçte ve kudrette, milletimiz ise zor durumda kalan, sıkıntı içinde olan vatandaşlarımızı kucaklayacak, bağrına basacak, destekleyecek âli cenaplıktadır. Kış aylarını, soğuk günleri yaşadığımız şu zaman diliminde; depremin vahim sonuçlarını, içimizi sızlatan yıkımını ve yol açtığı feryatları duymak ve hissetmek hepimizin ve en başta da hükümetin bir vazifesidir. Ancak bugüne kadar depremle mücadelede açığa çıkan zafiyetin, acziyetin ve karmaşanın hazırlayıcısı ve sorumluluğu da hiç şüphesiz AKP Hükümetindedir. Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, Hepinizin yakından şahit olduğu gibi, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Başkan,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi’nin görüşlerini açıklamak ve Türkiye’nin iç ve dış temel meselelerine ilişkin değerlendirmelerini sizlerle paylaşmak maksadıyla huzurlarınızda bulunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın başında Parti Meclis Gurubumuz ve şahsım adına muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, 10’ncu yılına giren Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin 10. bütçesini müzakere ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sırf hazırlanan bu bütçe sayısı bile, iktidar partisi tarafından dillendirilen vaatlerin yerine getirilmesi ve verilen sözlerin tutulması için ne kadar geniş bir zaman aralığının var olduğunu ortaya koyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerlendirmelerime geçmeden önce, bir hususu sizlerle paylaşmayı hem insani hem de manevi bir gereklilik olarak addediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün yaptığımız bütçe görüşmelerine, Sayın Başbakan rahatsızlığından dolayı maalesef katılamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İyi niyet ve rekabet prensipleri doğrultusunda karşılıklı siyasi mücadele içinde olduğumuz Sayın Başbakan’ı; böylesi bir dönemde burada görmeyi samimi bir şekilde arzuladığımızı ifade etmeliyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisinin, geçirmiş olduğu rahatsızlıktan kurtularak bir an önce aramıza dönmesi ve sağlığına tam olarak kavuşmuş bir halde görevinin başına geçmesi en içten dileğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla başta Sayın Başbakan’ın şahsı ve ailesi olmak üzere; Adalet ve Kalkınma Partisi Gurubuna bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyor Cenab-ı Allah’tan acil şifalar temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenter demokrasilerde bütçelerin çok önemli ve hayati bir özelliği vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yönüyle bütçe; iktidarların vizyonunu, bir yıl içinde atacağı adımları, tercih edeceği politikaları ve ekonomik seçenekleri ihtiva eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçeye bakarak, hükümetlerin niyetini, ufkunu, belirlediği icraatlarını ve neleri önceliğine aldığını ve hangi hedeflere odaklandığını anlamak imkân dâhilindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçe görüşmeleri aynı zamanda muhalefetin millet adına düşüncelerini aktaracağı, izlenecek politikalar hakkında tespit ve ikazlarını paylaşacağı demokratik bir ortam da sunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki tıpkı öncekilerde olduğu gibi, 2012 Bütçesi’nin de gerek muhteviyatı gerekse de amaçları yönünden umut verici olmaktan çok uzak olduğunu itiraf etmek lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin bütçeye bakışı, bütçe sürecini sıradanlaştırması, heyecanını ve iş yapma hevesini kaybetmesi karşı karşıya olduğumuz sorunların başlıcaları olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle çok gergin ve hassas bir dönemde hazırlanan 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin; beklentileri karşılamasının ve beliren ihtiyaçları gidermesinin çok zor olduğunu söylemek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere 2012 Bütçe sürecinde, çok talihsiz ve elem verici hadiselerle karşılaştık ve milletçe birçok acıya muhatap kaldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle bölücü terör saldırıları ve deprem felaketi nedeniyle canımız yanmış ve ciddi düzeyde kaybımız olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlerimin bu aşamasında, kanlı terör örgütünün saldırılarıyla şehit düşen kahraman güvenlik görevlilerimize ve aziz vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi yasa boğan Van depremi nedeniyle Hakk’a uğurladığımız kardeşlerimize Yüce Allah’tan bir kez daha rahmet niyaz ediyor; ailelerine ve milletimize tekraren başsağlığı temennilerimi iletiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah hala tedavi gören felaketzedelerimiz de bir an önce sağlıklarına kavuşurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, devletimiz ortaya çıkan viraneyi ve tahribatı giderecek güçte ve kudrette, milletimiz ise zor durumda kalan, sıkıntı içinde olan vatandaşlarımızı kucaklayacak, bağrına basacak, destekleyecek âli cenaplıktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kış aylarını, soğuk günleri yaşadığımız şu zaman diliminde; depremin vahim sonuçlarını, içimizi sızlatan yıkımını ve yol açtığı feryatları duymak ve hissetmek hepimizin ve en başta da hükümetin bir vazifesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bugüne kadar depremle mücadelede açığa çıkan zafiyetin, acziyetin ve karmaşanın hazırlayıcısı ve sorumluluğu da hiç şüphesiz AKP Hükümetindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Başkan,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizin yakından şahit olduğu gibi, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı; hem ülkemizde hem de komşu coğrafyalarda yaşanılan sorunların ve tehlikeli gidişatın üst üste çakıştığı bir dönemde görüşülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak küresel ekonomideki yangın, Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerdeki ekonomik gerilim, bunların sosyal ve siyasal sistemlerindeki tıkanıklar da bu sürece paralel gitmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Neresinden bakarsak bakalım bölgesel ve küresel dinamiklerin kritik ve engebelerle dolu bir güzergâhta ilerlediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti bu ortamda; siyasi, ekonomik ve dış politikalarına yön vermeye çalışmakta, girdiği sancılı ilişkiler ağında bir denge kurmaya çabalamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Niyeti ve sahip olduğu bulanık zihniyeti iktidara sürekli olarak ayak bağı olmakta; fırsat olarak gördüğü ne varsa bir süre sonra kriz, açmaz ve tehlike halinde milletimize fatura edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek ülkemizin gerekse de Dünya’nın deneyimlerinden çıkardığımız dersler; ekonomik problemlerin siyasal, sosyal ve ahlaki sorunlara kapı araladığı gerçeğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu görmeden, bu tespiti yapmadan, bu doğru orantının altını çizmeden söyleyeceğimiz sözlerin bir hükmü ve inandırıcılığı doğal olarak olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birçok ülkede belirli aralıklarla tekerrür eden; önce ekonomik kriz, arkasından siyasal kaos ve en nihayetinde toplumsal bunalım kısır döngüsü her şeyden önce demokrasinin yayılmasında ve taban tutmasında en büyük engellerdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla dengeli, eşitlik temeline dayalı, adil, sosyal ve ekonomik gelişmenin, toplumsal istikrar için vazgeçilmez bir önem taşıdığı hepinizin hak vereceği bir husustur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dış tesir ve tahriklere karşı psikolojik olarak hazırlıklı, milli ve manevi güvenlik duvarlarını pusuda bekleyen mihrakların muvaffak olamayacağı şekilde yükseltmiş milletler için elbette kaygı duyulacak bir durum yoktur ve tarih bunun sayısız misalleriyle doludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle ekonomideki sorunlara kararlılıkla eğilmek, <strong>‘bize bir şey olmaz kolaycılığına ve basitliğine’</strong> teslim olmamak çok önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün etrafımız hakikaten ateş çemberine alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa ülkelerinde ekonomik kriz, yakın coğrafyalardaki halk hareketleri Türkiye’nin hiç olmadığı kadar tehditlerle burun buruna olduğunu göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">En büyük ticaret ortağımız olan ve yabancı sermayenin en fazla geldiği Avrupa Birliği bugün ekonomik, sosyal ve siyasal problemlerle boğuşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçilmiş siyasi yönetimler borç krizinin neden olduğu dalganın altında kalmakta ve uzaktan kumandalı hükümetler ardı ardına kurulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İflasla yüze yüze kalan Yunanistan’ı, ekonomik yıkımın darbesini ağır bir şekilde alan İtalya takip etmiş ve AB kurumsal olarak tartışmalı bir eşiğe dayanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başlayan ekonomik kriz siyasal etkilerini gecikmeksizin göstermiş ve az önce vurguladığım döngü bir kez daha vasat bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, Avrupa Birliği’nin merkez yapılanması dışında tansiyon gittikçe artmakta; ekonomideki kara delikler sosyal kesimlerin hayat standartlarını cepheden vurmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Yunanistan’da olduğu gibi, demokrasi dışı arayışlar bile başını kaldırmış ve kendisini hatırlatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Atina’dan Roma’ya kadar yaşanılan travmanın özü ve esası aslında bu şekildedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik krizler, gelir dağılımındaki facia düzeyindeki adaletsizlikler, jeopolitik fay hatlarının çatlamasına, güç kayıplarına ve toplumsal kaynamalara sebep olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sokaklar; küresel kapitalizmin tek taraflı ve insanı dışlayan mekanizmasına itirazlarla dolup taşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaktan yoksun, sosyal kaygıları istenilen boyutta gözetmeyen ekonomik kurum ve kurallar bütünü, geniş halk kesimleri tarafından eleştirilmekte ve yeni arayışlar varlığını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tıpkı ülkemizde de olduğu gibi; bir tarafta servet ve gelirin toplandığı mutlu azınlık; diğer tarafta sefaletin ve yoksulluğun kol gezdiği mahkûm çoğunluk arasında ciddiye ve dikkate alınması gereken bir karşıtlık devamlı tahkim edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette ne inancımız ne de taşıdığımız insanlık idealleri gereğince böyle bir çelişkiye onay vermemiz ve sıradan kabul etmemiz söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">İletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişme farkındalık düzeyini arttırmış, ilgi ve merak seviyesi bir hayli fazlalaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz mal ve sermayenin küreselleşmesinin yanı sıra, bilgi ve haber alma imkânları da gelişmekte ve kitlelere mal olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayı haksızlıklar, adaletsizlikler ve kuralsızlıklar yerkürenin her köşesine anında yayılmakta ve ulaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik sorunlara ve gelirin belirli ellerde toplanmasına yönelik bir dip dalgası mesafe almakta ve Dünya’yı hızla bir karmaşanın içine sürüklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çok kar elde etme üzerine kurulan ekonomik düzenin tökezlemesi ve çıkmaza girmesi sosyal kesimleri katlanılamaz maliyetlere ve trajedilere sevk etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan kaynaklı travmalar siyasal sistemleri, yönetimleri ileri düzeyde tehdit etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yunanistan’da başlayan çözülmeyi, sıçradığı yerleri ve Dünya’nın değişik ülkelerindeki protestoları bu haliyle iyi okumak ve gerekli sonuçları çıkarmak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette yaşanılanların kaynağı ekonomik kriz olmakla birlikte gelişme seyri ve ilerleyiş şekli sosyal ve siyasal niteliklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Banka ve şirket kurtarmaları biçim ve kılık değiştirmiş;  artık iş devletlerin kurtarılmasına kadar gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel ekonomik sistemin büyük oyuncularının düşüncesizliklerini, israflarını, utanmazlıklarını, sahtekârlıklarını ve kabalıklarını hiçbir suçu günahı olmayan insanlar bugün geldiğimiz bu aşamada sineye çekmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal direnç ve tepki dalga dalga yayılmakta ve hiçbir ülkenin emniyette olmadığını ispatlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün ekonomik sorunlardan dolayı Avrupa Birliği’nin geleceğine ve devamlılığına umutsuz ve olumsuz bakılıyorsa bunu en başta, ülke olarak biz dikkatle irdelemeli ve üzerinde durmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Borçların sürdürülebilirliği ve ekonomik yavaşlama ile ilgili kötümser gelişmeler küresel dengesizliklerin ve risklerin yüksek düzeyde seyretmeye devam ettiğini açıkça göstermektedir</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkatlerinizi çekmek isterim ki; Avrupa’daki çalkantıların Türkiye ekonomisini başta sermaye hareketleri olmak üzere, reel sektörün daralması yoluyla olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geleneksel ihraç pazarımız olan AB’deki kriz, ihracat potansiyelimizi tehlikeye düşürecek bir risk taşımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer ihracat pazarlarımız olan Ortadoğu ve komşularımızda yaşanan olaylar nedeniyle ihracatımızı bu bölgelere kaydırmak da tabiatıyla zor olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek söylemeliyim ki, Türkiye kriz ve kaosla baskılanmış ülkelerin hemen yanı başında ve doğrudan tesir alanındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendimize has sorunların zirve yaptığı bugünkü şartlarda, dış etkilerin ve bölgesel dengesizliklerin, dilemeyiz ama; ülkemizi içinden çıkılmaz bir alana sokacağı güçlü ihtimaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti’nin vizyonsuzluğu ve meselelere kasti aşan yanlış yaklaşımı beka düzeyinde problemlere davetiye çıkaracak ve bunun vebali de elbette iktidarın omuzlarında olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Başkan,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ve yakın coğrafyalardaki ülkeleri çevreleyerek kök salan riskler; son yılların en karamsar ve anormal gelişmelerin habercisi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaklaşık bir yıl önce Tunus’da başlayan halk hareketlerinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı baştanbaşa kontrolü altına aldığı ve bu sürede geleneksel otoriter simaların birer birer koltuklarından olduğu görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Baharı diye adlandırılan gelişmelerin, aslında istikrarsızlık ve isyan dalgalarıyla birlikte yürüdüğü ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin emir ve denetiminde yayıldığı tüm çıplaklığıyla ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitlelerin memnuniyetsizliği tahrik ve provoke edilerek Tunus’tan Şam’a kadar tüm rejimler, yönetimler baskı altına alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Genç bir işsizin kendini yakmasıyla tetiklediği olayların bugün çok farklı bir mecraya dayanması işin aslına bakarsanız tesadüfî değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu biriken ve bir karar aşamasına gelen sömürgeci hevesler için fırsat kapısı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir asrı aşan süredir haritalar üzerinde oynayan, kaynak ve varlıklar üzerinde hesaplar yapan emperyalist çevrelerin aradıkları mazereti vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">1916’dan beri yabancı başkentlerde, karanlık odalarda, kirli mekânlarda paylaşıma, bölüşüme konu olan Ortadoğu’nun bir kez daha masaya yatırılması için uygun iklim beklenmiş ve sonunda da elde edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasen Irak’ın işgalini, Afganistan’daki cinayetleri ve milyonlarca Müslüman’ın kanına giren vahşi kıyımları ifadeye çalıştığım bu tablodan ayrı düşünmemek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi, barış ve özgürlük beyanatlarıyla; hazırladıkları zehri Türk-İslam alemine içirmeye çalışanlar bugüne kadar ne yazık ki amaçlarına ulaşmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllarca kullandıkları Saddam’ı görevini tamamladıktan sonra ipe çeken, destek verdikleri Bin Ali’yi ülkesinden atan, arkasında durdukları Hüsnü Mübarek’i cam kafese koyup yargılatan ve çadırında konuk oldukları Kaddafi’yi insanlık dışı vasıtalarla yok eden yine aynı malum zihniyet ve taraflardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bin yıldır varmak istedikleri hedefleri gayet net olarak ve bilhassa Müslümanlar tarafından iyi bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Haçlı zihniyeti demek olan bu kutsal ittifakın; insafı, merhameti ve acıma duygusu yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların Müslüman âlemi, Arap toplumu için iyi niyet taşıması da eşyanın tabiatına aykırıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu çevrelere çanak tutan, Batı’nın gölgesinde yaşamayı içlerine sindiren; işbirlikçilikte, tavizde gözleri kamaştıran emirleri, şeyhleri, sultanları, kralları şüphesiz ihmal etmemek lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Azgelişmiş bir ekonomi, çözüm üretmekten uzak siyasi yapı, eşitsizliğin korkutucu noktalarda bulunduğu devlet ve toplum sistemi sorunların temelindeki bazı unsurlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları yok farz etmek, iyimser ifadelerle üstünü örtmek, sanal söylemlerle pembe tablolar çizmek, bu coğrafyanın önüne çıkan gerçekleri asla değiştirmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Baharı ismiyle şirinleştirilmeye ve masumlaştırılmaya çalışılan büyük karışıklıkların ve kaos zincirinin bundan sonraki durakları, yere sereceği ülkelerin hangileri olacağı merak edilen ve tahminlerde bulunulan hususlar arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak tüm bahisler halen Suriye üzerine oynanmakta, gerekçelerle bu ülkenin işgali ve yönetim değişikliği planlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve maalesef AKP iktidarı da göz göre göre buna alet olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün Irak’ı işgal edenlere başarılar dileyenler, bugün Suriye için yapılan açık artırımda kendi hisselerine düşenleri almışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dış güçlerin, emperyalist ruhun gönüllü temsilciliğine, elçiliğine ve sözcülüğüne soyunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte kanlı senaryonun uygulanması için de hükümet sürekli teşvik edilmekte, bölgesel dizayn için etki altında tutulmakta,  dün ekseninin kaydığını iddia edenler tarafından tezahüratlarla karşılanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP, Suriye çıkmazına itilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Ortadoğu Projesi’nin Müslüman toplumlarına kabul ettirilmesi ve toplumsal dönüşümün sağlanması için AKP Hükümeti kullanılmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vicdanına, irfanına ve basiretine güvendiğim Adalet ve Kalkınma Partisi’ndeki değerli milletvekili arkadaşlarım bunun mutlaka muhasebesini yapacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tehlike ciddidir; bu itibarla hafife almamız, görmezden gelmemiz mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eminim üzülerek şahit oldunuz:</p>
<p style="text-align: justify;">Önce Bağdat düştü; arkasından katliamlar, tecavüzler, saldırılar, canlı bombalar, iç çatışmalar insanlığımızdan utanır hale getirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Öksüz kalan Irak’lı masumları, dul kalan Necefli, Felluceli, Ramadili ve Tikritli kadınları vicdanını kaybetmemiş herkes gördü, hissetti ve uzaktan da olsa feryadını paylaştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Arkasından Kabil düştü; Tora Bora Dağlarında El Kaide militanı avlamak bahanesiyle masumların kanına girildi, ocaklar söndü ve yüzbinlerce insan mağdur edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yılın başında Tunus düştü; Ortadoğu’daki tüm denge ve ölçüler bozuldu ve ayaklanmalar sınırları yerle bir etti, meydanlar BOP’un farkında olmadan bayraktarlığını yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Kahire, hemen sonra da Trablus düştü; İnsanlıktan bahsedenler, insan haklarından dem vuranlar Kaddafi’yi adeta parçalayarak katlettiler ve İskenderiye’den Sana’ya kadar yıktılar, yaktılar ve düzensizliğin fitilini ateşlediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyorsunuz bugün de sırayı Şam almış ve tüm oklar buraya çevrilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti başından beridir; suflörü Batı, Kılavuzu BOP olan kanlı bir oyunun dişlileri arasında kalmış ve olaylara yabancı başkentlerin gözüyle ve bakış açısıyla yaklaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Halklarla yönetimleri arasına set çekilme çabaları da bir şeyi değiştirmemiş; taşan öfke seli, artan şikâyetler, kabaran memnuniyetsizlikler rejim aleyhtarlarına ve BOP’a koz vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün halkların ısmarlama özgürlük taleplerini öven, zulme başkaldırı diyerek takdir eden sömürgeci zihniyet; yıllarca bu diktatörleri stratejik amaçları doğrultusunda desteklemiş ve kucağında büyütmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte böylesi bir haksızlığın ve izansızlığın temsilciliğine AKP Hükümeti heveslenmiş ve küresel ihaleyi de üstüne almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şam’ın düşmesi ya da düşürülmesi beraberinde telafi ve ikamesi çok zor olacak vahamet derecesi yüksek hadiselere kapı aralayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki Şam’dan sonra BOP depremi durmayacak, bu Haçlı fitnesi ve şiddeti görüş alanına Tahran ve Ankara’yı alarak ilerleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Amaç sınırların, yönetimlerin ve haritaların yeniden tanzimidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Amaç yeni kanlı yüzlerin, otoriter anlayışların yeniden kurulmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Ve<strong> </strong>amaç ekonomik menfaatlerin yeniden gözden geçirilmesi, Ortadoğu’nun ve İslam âleminin hayat damarlarının kurutulmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki süreçte etnik ve mezhep ayrılıkları daha da körüklenecek, suni bölünmeler oluşturulacak, farklılıklar toplumsal yapının hücrelerine yedirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyebiliriz ki, 1910’lu yıllarda Ortadoğu’da hangi şeytanlıklar yapıldıysa, bugün bunlar yerli işbirlikçi ve teslimiyetçilerin de katılımıyla yenilenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin Suriye’de izlediği politika işte böylesi niyet ve düşünce sahiplerinin değirmenine su taşımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaygıyla izliyoruz ki, Suriye ile Türkiye fiili savaş şartlarının sınırına gelmiş ve dayanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşılıklı yaptırım kararları, sınırlardaki gerginlikler hep bu sürecin bir neticesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın kardeşi, dostu, birlikte tatile çıktığı Esad şimdi düşman haline gelmiş ve iddialara göre halkını katleden bir vahşiye dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Birliği’nin yaptırım kararları, insan hakları örgütlerinin bildirileri, Batı çevrelerinden yükselen sesler hep bu duruma atıf yapmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede bilhassa 22 üyeden oluşan Arap Birliği’nin demokrasi ve özgürlük konusundaki izahatları ve çağrıları komedidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Sorarım sizlere bu ülkelerin hangisinde tam olarak demokrasi vardır?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Bu ülkelerin hangisinde özgürlükler teminat altındadır ve muhalefete izin vardır?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Bu ülkelerin hangisinde düşünce ve fikir belirtme serbestliği ve rahatlığı bulunmaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Arap Birliği kimi kandırmaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Kimleri ve hangi saldırıları meşrulaştırmaya çalışmakta ve neyi önünü almaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer varsa; demokrasi ayıbı, hak ihlalleri, şiddet sahneleri bir tek Suriye’de mi görülmektedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Basra Körfezinden Kızıldeniz’e kadar olan bütün bölgenin batağa saplanmasının sorumlusu Şam yönetimi midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Sudan’daki insanlıkla bağdaşmayan manzaraları, Somali’deki dramları ve işgal girişimlerini, Bahreyn’deki kıyımları, yakın zaman içinde Tahrir Meydanındaki olumsuzlukları sanıyorum demokrasi ve insan hakları teşkilatları ya görmüyor ya da gördükleri halde aldıkları talimat gereğince seslerini dahi çıkaramıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’ye ulaşan fırtına, emin olun, Şam’ın çatısını uçurursa bölgemiz bağlamında çok sıkıntılı ve kontrol edilemeyen gelişmeler vücut bulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz açısından, komşu devletlerin toprak bütünlüğü, toplumsal istikrarı ve kendi meselelerini kendilerinin çözmeleri esas olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zalimlerle birlikte olmayacağız derken, gerçek zulümlere zemin hazırlamak, bölünmelere, kavgalara ön ayak olmak affedilemeyecek bir ahlaksızlık ve kötü niyetlilik olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaddafi’nin devrilmesinin arkasından zorla, işgal veya yaptırım kanallarıyla Suriye’nin diz çökeceğini zannedenler; sonrasında meydana gelecek tehlikeli ve bu ülke ölçeğinin çok ötesindeki gelişmeleri görmedikleri gibi anlamak da istememektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şam’ı takip eden sürede Ankara’ya ve Tahran’a dayanma ihtimali bulunan BOP’un gelişim seyri milletimizi de derinden etkileyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan sağduyulu değerli milletvekili arkadaşlarıma sormak istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">Komşu ülkelerin içişlerine karışanlar, muhaliflerini besleyerek silahlandıranlar, aynısının başkaları tarafından ülkemize karşı uygulanması halinde hükümet ne yapacaktır ve hangi yolu izleyecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik bölücülüğün kendisine emsal teşkil edecek hadiseler karşısında, dışarıdan destek bulması ve himaye görmesi halinde bugünden bir tedbiri ve düşüncesi var mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümeti uyarıyorum, girdiği karanlık yoldan dönmesi için çağrıda bulunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgemizde Doğu Sorunu kapsamında; İran, Türkiye, Irak ve Suriye topraklarında dört parçalı Büyük Kürdistan planlanmaktadır ve bu adım adım ilerletilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağdat ve Şam’dan sonra; Ankara ve Tahran’ın dönüşmesi bunun için öncelikli hedeftir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şundan herkes emin olsun ki, kulun bir hesabı varsa Cenab-ı Allah’ın da bir bildiği vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sömürgeci zihniyetin bir planı varsa, büyük Türk milletinin de aşılmaz, yenilmez ve geçilmez bir kudreti bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için AKP Hükümetine duyurmak isterim ki; başkent Ankara’nın jeopolitik ve jeo-stratejik gerçeklerinden savrulmayın, BOP’un uydusu, küresel hedeflerin taşıyıcısı olmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">İsyana katliam demeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kahramanlarla canileri aynı kefeye koymayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitle teröristi bir görmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’e ve kurucu kahramanlara hakaret edenleri heyecanlandırmayın, korumayın.</p>
<p style="text-align: justify;">1919’daki teslimiyetçi yabancı hayranlarına özenmeyin, onları değil; kutlu ceddimizin iftihar edilecek davranışlarını örnek alın.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimize küfredenleri, Türk milletinden neredeyse yaşadığından, soluk aldığından dolayı özür bekleyenlere göz açtırmayın ve onurluca mücadele edin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gündem ve şartlar altında TBMM yeni anayasa yapmak için bir komisyon marifetiyle çalışmalarına başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anayasanın içeriği, uzlaşılan hususlar; Türk milletinin geleceği, Türkiye’nin bütünlüğü bakımından önemli olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Lütfen dikkat ediniz; Ortadoğu sokaklarında, meydanlarında değiştirilen yönetimlerin ve sallanan rejimlerin bir benzeri; ümit ederim ki ülkemizde anayasa yoluyla olmaz ve böylesi bir düşüklüğün tarafı olmayı inşallah kimse tercih etmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Dağılarak güçlenmiş, parçalanarak itibarı artmış, teröristlere, bozgunculara boyun eğerek ayakta kalmış bir millete ya da devlete henüz rastlanabilmiş değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birliğini kaybetmiş, birlikte yaşama idealini yitirmiş, kardeşlik bağlarını zayıflatmış toplumların da varlıklarını uzun süre devam ettirebildiklerini söylemek hemen hemen imkânsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla yapacağımız anayasa Türk milletinin milli ve manevi ilkelerini teminat altına alan bir görüş derinliğiyle,</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyeti koruyan ve gelişmesine destek veren fikir zenginliğiyle,</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yıllık kardeşlik bağlarını sarsmayan, milli kimliğimize sahip çıkan berrak bir iradeyle temellendirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Millet olmamızı sakatlayacak sosyolojik kırılmaya,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Cumhuriyetimizi yıkacak ve adım adım yürütülen stratejik çözülmeye,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Vatanımızı bölecek siyasal bunalıma,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Bölücülere ve terör örgütüne kucak açacak her türlü sapmaya,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>İhanetle aynı anlama gelecek ayrımcılığın meşrulaştırılmasına, Türkiyeliliğin benimsetilmesine karşı hepimiz uyanık ve hassas olmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlık kavramı üzerinden başlatılan ve anadil eğitim taleplerini de içeriğine alan tartışmaların, meydan okumaların ve dayatmaların nerede duracağı ve hangi karanlık isteklere ortam sağlayacağı gerçekte herkesçe bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin sürekliliğinden, bin yıllık bağlayıcılığından ve sağlamış olduğu cazibeden vazgeçmek, değersiz bulmak ve önemsizleştirmeye yeltenmek kimsenin haddi olmadığı gibi yapabileceği bir şey de değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu coğrafyada gelecek Türk milletiyledir. Türk vatanının teminatı büyük Türk milletidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dışında her yol, düşünce ve yaklaşım macera ve sonu olmayan hayalperestliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta anayasa olmak üzere; Gazi Meclisimizin, karşımızdaki her meseleye odaklanırken ilham kaynağı, esasları 29 Ekim 1923 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları tarafından belirlenmiş inanç ve kurallar bütünü olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka da bir çıkış ve çare yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Her türlü anayasal çalışmanın, hazırlığın ve çerçevenin özü ve ilkesi; devletimizin Türkiye Cumhuriyeti, adımızın Türk milleti, başkentimizin <strong>Ankara</strong>, dilimizin <strong>Türkçe</strong>, bayrağımızın <strong>ay yıldızlı al bayrak</strong>, milli marşımızın <strong>İstiklal Marşı </strong>olduğu kararlılığına, sözüne ve değiştirilemeyecek iradesine bağlı olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temellerin <strong>tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil </strong>ülküsü olduğu benimsenmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dışındaki her yol, yöntem, teklif ayrılıkta, bölünmede, çözülmede, dağılmada mutabakat arayışıdır ki, bizim de buna sıcak bakmamız, rıza göstermemiz ve tahammül etmemiz söz konusu bile olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün de karşımızdaki ayrılma ve bölünme tehlikelerine karşı yegâne direnç ve dayanma noktası; yürekleri vatan ve millet sevgisi ile dolu olduğuna inanmak istediğim muhterem milletvekillerinin direnme gücü ile eşdeğerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu Gazi Meclis’in muhterem üyeleri, aziz milletimizin değerli temsilcileri mutlaka gösterecekler, Türk milletine sahip çıkacaklar ve Türkiye’yi belalardan, kem gözlerden ve musallat olan kanlı ellerden kesinlikle koruyacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna inanıyorum ve sizlere samimiyetle güveniyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısı, AKP Hükümetlerinin onuncu, 61. AKP hükümetinin birinci bütçesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">9 yıldır tek başına Türkiye’yi yönetme sorumluluğu taşıyan AKP, milletten aldığı yetkiyi huzura, kardeşliğe, ekonomik ve sosyal refaha harcayacak yerde maalesef çatışmanın, kutuplaşmanın, krizlerin ve ele geçirme ihtiraslarının aracı yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ekonomisi son dokuz yıldır hiçbir yapısal önlem almadan göstermelik tedbirlerle, düşük kur-yüksek faize dayalı sıcak paraya bağımlı bir anlayışla idare edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerekli ve yeterli tedbirleri zamanında almayarak, başta cari açık olmak üzere birçok sorunu kalıcı ve kronik hale getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP bugüne kadar uyguladığı yanlış politikaların Türkiye ekonomisini sürüklediği açmazı kamuoyundan gizlemek için ise sürekli hesap ve rakam  oyunlarına başvurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">2002 yılında 224,8 milyar dolar olan toplam iç ve dış borç stoku, 2010 sonu itibarıyla 510,3 milyar dolara yükselmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cari açık ve dış ticaret açığında da Cumhuriyet tarihinin rekorları kırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">2002 yılında cari işlemler açığı 1,5 milyar dolar, dış ticaret açığı da 15,5 milyar dolar iken; 2011 yılında dış ticaret açığı 102,1 milyar dolar, cari açık 2002 yılına göre yaklaşık 50 kat artarak 71,7 milyar dolara ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de rekor düzeylerde seyreden cari açık en önemli sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. 2002 yılında GSYH’nın sadece yüzde 0,3’ü kadar cari açık veren ülkemiz 2011 yılında GSYH’nın yüzde 9,4’ü kadar cari açık verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile birlikte yapısal hale gelmiş bulunan cari açık sorununun bugün uygulanmakta olan üretim yapısı ve kur politikasıyla da çözülmesi mümkün görünmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dış talepteki daralma da dikkate alındığında Türkiye ekonomisinin 2012 yılında ciddi sorunlar yaşaması kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İthalata dayalı büyüme modeli cari açığı artırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme ve makroekonomik istikrarı zayıflatan sorunların önüne geçebilmesi için cari açığı azaltacak tedbirlerin süratle devreye sokulması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayınız ki cari açık, uzun vadede büyümenin sürdürülebilirliği açısından önemli bir risk faktörü, ekonomik krizlerin en önemli tetikleyicilerinden birisi ve yapısal bir problem olarak ekonomide önemli bir kırılganlık unsurudur.</p>
<p style="text-align: justify;">İstikrarsız büyüme trendi, artan enflasyon, çoğalan yoksulluk ve bağımlı ekonomik sistemle Türkiye’nin bölgesinde sözü dinlenir ve itibarlı bir ülke olması çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya ekonomisindeki sıralamayı takılmış plak gibi sık sık ifade ederek gelişmek ve zenginleşmek mümkün olmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Krizin iyi yönetildiğini ve bunun Avrupa ülkeleri tarafından örnek alınması gerektiğini iddia etmek de bulanık suda balık avlamaktan ve basireti bağlanmış bir siyasetin çarpıklıklarından başka bir şey değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim ülke olarak ekonomide yeni ufuklara, yeni yollara ve milli çarelere ihtiyacımız vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üretime sırt çevirmiş, ithalata kucak açmış,  aşırı derecede finanslaşmış bir ekonomik sistemin aş, iş ve umut üretmesi imkânsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Teknoloji geliştirebilen, yenilikçiliği, girişimciliği ödüllendiren, ekonomik alan hâkimiyetini kurmak için küreyi kavrayan ve bilgi üretebilen bir ekonomik atılıma ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ezberlerin tekrarıyla, bildik önerilere tutunmayla ve başkalarının insafıyla Türkiye ekonomisine kalıcı bir dinamizm ve istikrar kazandırmak bizce nafile bir çırpınıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu çerçevede 2012 Merkezi Yönetim Bütçesi bu söylediklerimden uzak, geçmiş yıllarda olduğu gibi, heyecansız ve iddiasız bir özellikte hazırlanmış ve Genel Kurulumuza intikal ettirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bütçenin daha ayrıntılı değerlendirmesini parti gurubumuzun değerli üyeleri yapacaklarsa da, 2012 Merkezi Yönetim Bütçesi için kısaca şunları söylemem mümkündür:</p>
<p style="text-align: justify;">2012 yılı Programı ve Bütçesi birlikte değerlendirildiğinde; hedeflerin dünya ekonomisindeki gelişmeler ile Türk ekonomisindeki risklerin göz ardı edilerek hazırlandığı ve tahminlerin yılsonunda tutturulamayacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe giderleri 350 milyar 948 milyon, bütçe gelirleri 329 milyar 800 milyon, bütçe açığı 21 milyar 103 milyon, faiz dışı fazla da 29 milyar 146 milyon lira olarak öngörülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçe gelirlerinin 277 milyar 700 milyonu vergi gelirleri, 52 milyar 200 milyonu vergi dışı gelirlerden oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçe giderlerindeki artış yüzde 12, gelirlerdeki artış ise yüzde 13,4 düzeyindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vergi gelirlerinde öngörülen artışın vergi artışları yoluyla ya da yeni vergiler koymak suretiyle sağlanacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öngörülen vergi gelirlerinin 2012 Bütçe gelirinin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturması, ekonomik krizin yatırım ve üretim üzerinde yarattığı tahribat karşısında gerçekleşmesi zor görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü kadarıyla, bu bütçe belirlenmiş makro büyüklüklerle paralel olmayan gelir elde edileceği varsayımı üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tahminlerin tutmayacağı da baştan kabul edilmiş ve vergiler yoluyla vatandaşlarımızın cebine el uzatılmış ve göz koyulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gider ve gelir yapısı incelendiğinde, 2012 yılında bütçenin finansmanında; özelleştirme, bedelli askerlik ve 2/B gelirleri gibi bir defalık kaynaklara ağırlık verileceği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">2012 yılı için; Gayri Safi Yurt İçi Hasıla 1 trilyon 426 milyar lira, büyüme oranı yüzde 4, ihracat hedefi 148,5 milyar dolar, ithalat hedefi 248,7 milyar dolar, dış ticaret açığı 100,2 milyar dolar, cari açık ise GSYH’nın yüzde 8’i olarak öngörülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">İşsizlik oranı yüzde 10,4, tüketici fiyatları endeksi de yüzde 5,2 olarak hedeflenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, AKP Hükümeti’nin ekonomi politikasında üretim perspektifi yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan bir ülke haline gelmiş durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkenin kalkınmasında önemli rolü olan kamu yatırımları AKP hükümetleri döneminde geri planda kalmış, istenilen artış oranları sağlanamamış, yatırımların milli gelir içerisindeki payında ciddi bir iyileşme görülmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçede personel giderleri ile ilgili tahminlerde hedeflenen enflasyon civarında bir artış yapıldığı dikkate alındığında, memurların toplu sözleşme haklarının maaş artışında etkili olmayacağını görmek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Emeklilerimizin yıllarca hizmet verdikten sonra geçim kaygısı duymadan, onuruna yaraşır bir hayat sürmesini temin etmek hükümetin önemli ve öncelikli görevlerinden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak emeklilerin tamamına yakını açlık sınırının altında maaş almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Emeklilerin enflasyona ezdirilmediği söylense de halkın gerçek enflasyonunu yansıtan gıda, kira, ulaşım, su, elektrik ve gaz gibi kalemler açısından değerlendirme yapıldığında durumun söylendiği gibi olmadığı gün gibi ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gerçekler ışığında, 2012 Bütçesi rakamları da çalışan, emekli, dul ve yetim aylıklarında herhangi bir iyileşmeyi öngörmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçede eğitime ayrılan pay da azaltılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">2011 yılında GSYH’nın yüzde 2,81’i düzeyinde olan eğitim bütçesi 2012 yılı için yüzde 2,75 olarak öngörülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek öğretime ayrılan payın da yetersiz olması yükseköğretimin bilimsel faaliyetlerine sekte vuracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">2012 yılı Bütçesinde tarımsal destek için ayrılan pay, bütçenin çiftçimizi es geçtiğini, kendi kaderleri ile baş başa bıraktığını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Başkan</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/genelbaskan/gb_genelkurul.jpg" alt="" width="375" height="225" />Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç itibariyle 2012 bütçesi bize güven vermemektedir.  Gerçeklerden uzak, sanal beklentilerle hazırlanan 2012 bütçesinde;</p>
<p style="text-align: justify;">İşçiye, memura, çiftçiye, emekliye, esnafa, işsize, yoksula, dar ve sabit gelirlilere yeni bir umut yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yatırıma, üretime ve istihdama ışık yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitime, sağlığa, huzura ve kardeşliğe pay yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçenin, ülkemizin ve milletimizin geleceğini şekillendirecek tercihleri ve öncelikleri dikkate alan ve ortaya koyan bir vizyonu da yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekranları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarıma saygı ve sevgilerimi sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konuşmama son verirken; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftbmm-genel-kurulunda-2012-yili-butce-kanun-tasarisi-hakkinda-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tbmm-genel-kurulunda-2012-yili-butce-kanun-tasarisi-hakkinda-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazipaşa Ülkü Ocakları’nda Şiir Gecesi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-siir-gecesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-siir-gecesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 16:43:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları Başkanı Resul Çağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[şiir gecesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3112</guid>
		<description><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları 4 Aralık Pazar akşamı şiir ve müzik gecesi düzenlendi. Belediye Kültür Merkezi’nde düzenlenen geceye, İlçe Emniyet Müdürü Cem Hasan Patat, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, MHP Gazipaşa İlçe Başkanı Mehmet Yüksel, ülkücü gençler ve vatandaşlar katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan gecede, Ülkü Ocakları Gazipaşa İlçe Başkanı Resul Çağlayan açılış konuşmasını yaptı. Gecede okunan şiirler, katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı. Ülkücü sanatçılarında eserlerinin seslendirildiği programda, ülkücü gençler tarafından, ülkede son zamanlarda artan terör olaylarını kınayan sloganlar atıldı. Daha sonra ise ülkücü gençler, canlı müzik eşliğinde doyasıya eğlendi. Şiir gecesi programı, geç saatlere kadar devam etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="../etkinlik/GazipasaUlkuOcaklari-siirgecesi-1.jpg" alt="" /></p>
<p>Gazipaşa Ülkü Ocakları 4 Aralık Pazar akşamı şiir ve müzik gecesi düzenlendi.</p>
<p>Belediye Kültür Merkezi’nde düzenlenen geceye, İlçe Emniyet Müdürü Cem Hasan Patat, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, MHP Gazipaşa İlçe Başkanı Mehmet Yüksel, ülkücü gençler ve vatandaşlar katıldı.</p>
<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan gecede, Ülkü Ocakları Gazipaşa İlçe Başkanı Resul Çağlayan açılış konuşmasını yaptı. Gecede okunan şiirler, katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı. Ülkücü sanatçılarında eserlerinin seslendirildiği programda, ülkücü gençler tarafından, ülkede son zamanlarda artan terör olaylarını kınayan sloganlar atıldı. Daha sonra ise ülkücü gençler, canlı müzik eşliğinde doyasıya eğlendi. Şiir gecesi programı, geç saatlere kadar devam etti.</p>
<p><img src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/GazipasaUlkuOcaklari-siirgecesi-2.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/GazipasaUlkuOcaklari-siirgecesi-3.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/GazipasaUlkuOcaklari-siirgecesi-4.jpg" alt="" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgazipasa-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599nda-siir-gecesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-siir-gecesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>6 Aralık 2011 tarihinde TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/6-aralik-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/6-aralik-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 15:12:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3142</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekilleri, Değerli Misafirler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 77’nci yıldönümü dün kutladık. 5 Aralık 1934 tarihinde alınan bir kararla kadınlara siyasal hayata müdahil olma ve yönlendirme hakkı kazandıran bu girişimin ülkemiz için anlamı çok büyüktür. Kadının siyasette temsili elbette çok önemli bir adım ve demokratik kültürün yaygınlaşmasında tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu haliyle kadınlarımız, insan olmalarından kaynaklanan haklarının önemli bir bölümüne ulaşmışlar; eşit, saygın birer fert halinde hayatın içinde yer alarak aktif bir konuma yükselmişlerdir. Takdir edersiniz ki toplumsal sistemin en temel özelliği kadınlar ve erkekler tarafından oluşturulmasıdır. Cinsiyet ayrımının farklılaştırıcı ve dışlayıcı etkisini bir yana bırakarak diyebiliriz ki, kadınlarla erkekler yaşadıkları toplumun teşkilatlanmasını ve işleyişini, genel çıkarı gözetecek bir biçimde belirleme sorumluluğuna ve yetkisine sahiptirler. İnsan varlığının eşit değerinden ve onurundan beslenen bu durumun, kadınların toplumsal sistemdeki yer ve konumlarını teminat altına alması ayrıca dikkate değerdir. Seçme ve seçilme meselesi her şeyden önce demokrasinin nasıl algılandığı ve pratik hayata nasıl yansıdığı sorularına verilecek cevaplarla yakından ilgilidir. Eski devirlerde olduğu gibi, katılımın, oy ve seçilme hakkının sınırlı ve belirli kesimlere verilmesi demokrasi olmayacak ve üstelik de insani bir tarafı bulunmayacaktır. 1930’lu yıllarda, yeni kurulan bir devletin yöneticileri ve siyaset adamları bunun farkına varmışlar ve iftihar edilecek bir hamleyle seçme ve seçilme konusundaki eşitsizlikleri gidermişlerdir. Bir tarafta devlet kuran, diğer tarafta da demokrasinin inşa edilmesine kafa yoran kurucu kahramanların, hukuken Türk vatandaşları arasındaki uçurumları kapatma gayretleri her açıdan takdire şayandır. 1926 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun, kadınların en temel haklarına ulaşmadaki önemli mihenk taşlarındandır. Arkasından 3 Nisan 1930 tarihinde çıkarılan Belediye Kanunuyla birlikte, mahalli idarelerde katılım ve temsil konusunda kadınlarımız değerli imkânlara kavuşmuşlardır. Peşi sıra 5 Aralık 1934 tarihi, hem kadınlarımız hem de demokrasimiz açısından milat olmuş ve siyasal hakların kullanımı konusunda mutlak bir eşitlik sağlamıştır. Bu vesileyle, son günlerde savaş baltalarını ellerine alarak dünle hesaplaşmaya giren ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını vicdansızca katliamla özdeşleştiren zavallılara, demokrasiyi yerleştirme arayışındaki bu tavizsiz duruşu heyecanla hatırlatmak isterim. Eşkıyalık hareketlerine karşı millet mücadelesini hazmedemeyerek, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak takdim edenler, her şeyden önce kendi mazilerinin ihanetle iç içe geçmiş taraflarına bakmalıdırlar. Dikkatiniz çekerim ki, dönem itibariyle, bir çok ülkede kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmezken, Türkiye Cumhuriyeti çok şükür bunu başarmıştır. Bugünkü köhnemiş ve küflenmiş zihniyet, o yıllarda da sorumluluk alsaydı bırakın demokratik gelişmeyi, kadın ve erkek arasındaki ikiliği tetiklemekten ve yaymaktan başka hiçbir şey yapmazdı. Zira bunların mantığı budur, fikriyatlarının istikameti buna yöneliktir. İleri demokrasi korosunun kadınlar konusunda iddia ettiği ve dile getirdiği hususlar taktik maiyetlidir ve şüphesiz samimiyetten tamamen uzaktır. Hepiniz görüyor ve kamuoyuna yansıyan haberlerden işitiyorsunuz: Bir tarafta ileri demokrasi çağrıları vardır, diğer tarafta kadınlarımıza yönelik ağırlaşan şiddet sarmalı bulunmaktadır. Bir tarafta kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık propagandası yapılmaktadır, diğer yanda tecavüz, taciz ve cinayetlere kurban giden kadınlarımızın sayısı hızla çoğalmaktadır. Bir tarafta AKP’nin yalanları vardır, diğer yanda Türk kadının sürekli artan sorunları bulunmaktadır. Üzülerek söylemeliyim ki, bugün toplumsal yapı tam bir cinnet halini yaşamaktadır. En adi suçlar, en iğrenç saldırılar herkesin gözü önünde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbtbmmkursu.jpg" alt="" width="375" height="225" />Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 77’nci yıldönümü dün kutladık.</p>
<p style="text-align: justify;">5 Aralık 1934 tarihinde alınan bir kararla kadınlara siyasal hayata müdahil olma ve yönlendirme hakkı kazandıran bu girişimin ülkemiz için anlamı çok büyüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadının siyasette temsili elbette çok önemli bir adım ve demokratik kültürün yaygınlaşmasında tarihi bir dönüm noktasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle kadınlarımız, insan olmalarından kaynaklanan haklarının önemli bir bölümüne ulaşmışlar; eşit, saygın birer fert halinde hayatın içinde yer alarak aktif bir konuma yükselmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki toplumsal sistemin en temel özelliği kadınlar ve erkekler tarafından oluşturulmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cinsiyet ayrımının farklılaştırıcı ve dışlayıcı etkisini bir yana bırakarak diyebiliriz ki, kadınlarla erkekler yaşadıkları toplumun teşkilatlanmasını ve işleyişini, genel çıkarı gözetecek bir biçimde belirleme sorumluluğuna ve yetkisine sahiptirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan varlığının eşit değerinden ve onurundan beslenen bu durumun, kadınların toplumsal sistemdeki yer ve konumlarını teminat altına alması ayrıca dikkate değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçme ve seçilme meselesi her şeyden önce demokrasinin nasıl algılandığı ve pratik hayata nasıl yansıdığı sorularına verilecek cevaplarla yakından ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski devirlerde olduğu gibi, katılımın, oy ve seçilme hakkının sınırlı ve belirli kesimlere verilmesi demokrasi olmayacak ve üstelik de insani bir tarafı bulunmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">1930’lu yıllarda, yeni kurulan bir devletin yöneticileri ve siyaset adamları bunun farkına varmışlar ve iftihar edilecek bir hamleyle seçme ve seçilme konusundaki eşitsizlikleri gidermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta devlet kuran, diğer tarafta da demokrasinin inşa edilmesine kafa yoran kurucu kahramanların, hukuken Türk vatandaşları arasındaki uçurumları kapatma gayretleri her açıdan takdire şayandır.</p>
<p style="text-align: justify;">1926 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun, kadınların en temel haklarına ulaşmadaki önemli mihenk taşlarındandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Arkasından 3 Nisan 1930 tarihinde çıkarılan Belediye Kanunuyla birlikte, mahalli idarelerde katılım ve temsil konusunda kadınlarımız değerli imkânlara kavuşmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peşi sıra 5 Aralık 1934 tarihi, hem kadınlarımız hem de demokrasimiz açısından milat olmuş ve siyasal hakların kullanımı konusunda mutlak bir eşitlik sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle, son günlerde savaş baltalarını ellerine alarak dünle hesaplaşmaya giren ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını vicdansızca katliamla özdeşleştiren zavallılara, demokrasiyi yerleştirme arayışındaki bu tavizsiz duruşu heyecanla hatırlatmak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Eşkıyalık hareketlerine karşı millet mücadelesini hazmedemeyerek, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak takdim edenler, her şeyden önce kendi mazilerinin ihanetle iç içe geçmiş taraflarına bakmalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkatiniz çekerim ki, dönem itibariyle, bir çok ülkede kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmezken, Türkiye Cumhuriyeti çok şükür bunu başarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü köhnemiş ve küflenmiş zihniyet, o yıllarda da sorumluluk alsaydı bırakın demokratik gelişmeyi, kadın ve erkek arasındaki ikiliği tetiklemekten ve yaymaktan başka hiçbir şey yapmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira bunların mantığı budur, fikriyatlarının istikameti buna yöneliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">İleri demokrasi korosunun kadınlar konusunda iddia ettiği ve dile getirdiği hususlar taktik maiyetlidir ve şüphesiz samimiyetten tamamen uzaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz görüyor ve kamuoyuna yansıyan haberlerden işitiyorsunuz:</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta ileri demokrasi çağrıları vardır, diğer tarafta kadınlarımıza yönelik ağırlaşan şiddet sarmalı bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık propagandası yapılmaktadır, diğer yanda tecavüz, taciz ve cinayetlere kurban giden kadınlarımızın sayısı hızla çoğalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta AKP’nin yalanları vardır, diğer yanda Türk kadının sürekli artan sorunları bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek söylemeliyim ki, bugün toplumsal yapı tam bir cinnet halini yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">En adi suçlar, en iğrenç saldırılar herkesin gözü önünde vuku bulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve maalesef bu insanlık dışı niyetlerin hedefinde de kadınlarımız vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet, gözyaşı ve çaresizlik hiçbir dönem bu kadar görünür ve hissedilir olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlara yönelen hunhar saldırılar, işlenen cürümler hiç bu kadar belirgin hale gelmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki, kadınlarımız vahşetle yüz yüze yaşarken hiç kimse kadın milletvekili sayısıyla övünmemeli ve bunun üzerinden de siyasal çıkar elde etmeye yönelmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Sokak ortasında canice katledilen,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Pusuya düşürülerek vahşice kıyılan,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Karnındaki bebeğiyle hedef haline gelen,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Sığınma evlerinde çare bekleyen,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Hanelerinde hakarete ve ithamlara uğrayan kadınlarımız olduğu sürece hiçbirimize rahat yüzü yoktur ve asla da olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aile içi şiddet, her ne sebeple olursa olsun meydana gelen cinayetler, kadınlığı istismar eden ahlaksızlıklar karşılaşılan sorunların başlıcalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İster kamusal isterse de özel alanda işlensin, kadınlarımıza fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veya acı veren ya da vermesi muhtemel olan her türlü menfi vakayla mücadele etmek bizlerin boynunun borcudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu alandaki riskleri ve tehditleri en aza indirmek milli ve manevi sorumluluğumuzun yegâne unsurlarındandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, şiddete göz yummak, görmezden gelmek, önlenmesi için gerekli tedbirleri almamak işlenen suçlara ortak olmak anlamına gelecektir ve bunun vebali de en başta hükümet etme sorumluluğu taşıyanların omuzlarında kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz kadınlarımız hak ihlallerine maruz kaldığı sürece medeni bir toplumdan kimse bahsetmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Türk kadınının zor ve çilelerle dolu bir süreçten geçtiği bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın hakları ve kadın olmaktan kaynaklanan insanlık gururu incitilmekte ve tahrip edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette, kadınlarımızın mücadeleleriyle elde ettiği sosyal, siyasal ve ekonomik seviyelerini küçümsemiyorum ve inkar da etmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu gelişmeye paralel giden sorunları da kimsenin ihmal etmemesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her şeye rağmen, Yüce Dinimizin buyruklarında ve aziz milletimizin kutlu tarihinde kadınlara verilen ayrıcalıkların ve değerin müstesna misalleri vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu davranışlarımıza ve diyaloglarımıza yansıtmamız her şeyden önce taşıdığımız insanlık değerlerinin mecburi bir neticesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir tereddüde kapılmadan söyleyebilirim ki, Türk kadını kendisine verilen her görev ve sorumluluğu şuurla benimsemiş ve içtenliğiyle bütünleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nezaketin ve şefkatin diliyle her alana güzellik ve saygınlık kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Düğümlenmiş meselelere merhamet ve zarafetle yaklaşmaları tabidir ki çok önemli sonuçlara kapı aralamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk kadını gerektiği her durumda milletinin ve devletinin yanında yer almış ve fedakârlıkta gözleri kamaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ocağının dumanını tüttüren, ekmek parasını kazanmak için ter akıtan, eşine ve evladına sevgiyle yaklaşan, cephede mermiyi omuzlayan, sırtında yılların yükünü taşıyan Türk kadını bizim için kesinlikle bir iftihar vesilesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nene Hatun böyledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tayyar Rahmiye Hanım bu güzide insanlardan birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gaziantepli Yirik Fatma, Gördesli Makbule, Erzurumlu Fatma Seher ve Nezahat Hanım bu örnek şahsiyetler arasındaki elleri öpülesi değerlerimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu abidevi kadınlarımızı, büyüklerimizi rahmetle yad ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kağnısında çocuğunun üşümesine aldırmadan, millet emanetine sahip çıkarak koruyan bu kahraman nesli, fedakâr ve cefakâr yüksek erdem sahibi analarımızı hürmetle tekrar hatırlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar yaralı Mehmetçiklere şifa oldular.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar mitinglerde, cemiyetlerde milletin mukaddesatına sahip çıktılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar şehit ve gazi olarak gönlümüzde yükseldiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Duygu yüklü, engin ruhlu, dili dualı, bakışları hüzünlü Anadolu kadının engellerinden kurtularak hak ettiği seviyeye gelmesi için üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazır olduğumuzu bildirmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle Kadınlarımızın 77 yıl önce aldıkları seçme ve seçilme hakkının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve unutmayınız ki insan olmalarından kaynaklanan bu hak Türk kadınına asla bir lütuf, ihsan ya da bağış değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla kadınlarımızın toplumun her kesiminde daha fazla temsil ve yetki almasını bekliyor ve bunun için de her girişimi yapmaya, her gayreti göstermeye kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçme ve seçilme hakkına ulaşılmasının 77’nci yıldönümü münasebetiyle, aramızda bulunan hanımefendileri ve yurdumun her köşesindeki analarımızı, bacılarımızı ve kardeşlerimizi kutluyor, hepsine şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Son günlerin en çok tartışılan konularından birisi de kuşkusuz sporda şike ve teşvik primi iddiaları olmuş; bu alandaki belirsizlikler, şayialar ve şaibeler daha da fazlalaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu konuyu kamuoyuna mal olduğu andan itibaren çok yakından takip ettik ve görüşlerimizi tüm taraflara açıkladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim 21 Temmuz 2011 tarihli yazılı basın açıklamamız bunun en bariz ispatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temmuz ayının ilk haftasından bu tarafa, milletimizi meşgul eden şike ve teşvik primi etrafında somutlaşan suçlamaların ve isnatların son günlerde iyice içinden çıkılmaz hale geldiği açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle şu tespiti yapmak zannederim son derece makul ve yerinde olacaktır:</p>
<p style="text-align: justify;">Centilmenliğin, rekabetin ve ahlakın hakim olması gereken Türk sporunun, bu kadar ağır ve ciddi bir travmanın içine girmesi vahim olduğu kadar da üzüntü ve endişe vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son gelişmelerle, bilhassa Türk futbolu kuşkulu ve problemli bir alana hapsolmuş ve her kafadan çıkan sesler nedeniyle içinden çıkılmaz bir duruma gerilemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milyonlarca insanımızın gönül verdiği, rozetini taşıdığı, flamasını salladığı, yaz ya da kış demeden tribünlerden destek verdiği, birlikte sevinip birlikte ağladığı asırlık kulüplerimiz adeta suçlamaların merkezine yerleştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her hal ve durumda parti olarak, köklü kulüplerimizin ve onlara gönül veren kardeşlerimizin incitilmesini ve hırpalanmasını kabul etmiyoruz ve bunu da şiddetle reddediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kulüplerimizin zan ve töhmet altında bırakılarak itibarlarının, saygınlıklarının ve güvenirliklerinin zedelenmesini de hiç doğru ve insaflı görmüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yaklaşımımızın, şike ve teşvik pirimi batağına saplanan kişileri kapsamayacağı, onlar için mazeret oluşturmayacağı tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suç ve suçluyu ayırt edecek, ama masumiyet karinesine de titizlikle riayet edecek basiretli ve tarafsız bir bakış ve değerlendirme açısının şart olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran seçimlerinden hemen sonra, şike ve teşvik primiyle ilgili gelişmelerin ortaya çıkması ve bu konuda gözaltılar ve tutuklamalar yapılması hepimizin şahit olduğu olaylar dizisinden bazılarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin başından beri gizli yürütülmesi gereken adli ve idari soruşturma safahatlarının, basın ve yayın organlarında çarşaf çarşaf teşhir edilmesi bize başka maksatların takip edildiği izlenimini vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin çok yakından izlediği Türk futbolundaki bu olumsuzluklar sebebiyle, mahkeme aşaması gerçekleşmeden, birçok kişinin peşinen suçlu gibi gösterilmesi büyük bir haksızlık, insafsızlık ve acımasızlık örneği olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek Anayasa’da gerekse de Ceza Kanununda, suçu kesinleşmemiş hiç kimseye suçlu muamelesi yapılamayacağı kayıt ve hüküm altına alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ne acı bir durumdur ki, yaklaşık beş aydır tutuklu bulunan ve Türkiye’de milyonlarca insanının sevgisini ve haklı ilgisini kazanmış spor kulüplerimizin başkan ya da oyuncuları, hukuken bir netice ortaya çıkmadan dört duvar arasında ısrarla tutulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu garabetin adalet olmadığına, hakkaniyete hizmete etmediğine ve doğaldır ki vicdanları kanattığına inanıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla AKP Hükümeti’nin bu konudaki müsebbip arayışları ve sorumlu bulma çabaları başka faktörleri de içeriğine alarak hedefine yönelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanırsınız ki, hali hazırda şike ve teşvik primi sorunuyla ilgili tüm kötülükler 31’i tutuklu 93 şüpheli şahsın üzerinde toplanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar gerekli cezalara çarptırılırsa her şey düzelecek ve böylelikle Türk sporu zincirlerinden ve kelepçelerinden kurtulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem Türk sporu kangren olmuştur ve iflasın eşiğine gelmiştir; o halde sormak lazımdır ki, bunun yalnızca sorumlusu beş aydır tutuklu ya da şüpheli olarak görülen kişiler midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Türk sporunun tükenişinin ve dağılmasının günahı sadece bu kişilerde midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki mesele sadece şike iddialarıyla da bitmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hali hazırda tutuklu olarak bulunan kişilerle ilgili başka tehlikeli iddialar ısıtılıp ısıtılıp kamuoyuna servis edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü kadarıyla şike ya da teşvik primi suçlamalarını gölgede bırakacak, başta çete oluşturmaya kadar uzanan geniş bir liste ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şurası berrak bir gerçektir ki, yalnızca şüphe ve bazı karanlık isimlerin ifadelerine dayanarak; kamuoyunca bilinen isimlerin yıpratılmasına çalışmak ve meseleyi değişik mecraya çekmeye çabalamak insanlık değerleriyle bağdaşmadığı gibi ahlaken de sorunlu bir tabloyu ortaya çıkaracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan Türk futbolunun içine girdiği bunalımlı ve buhranlı ortama müdahil olmak üzere TBMM 24 Kasım 2011 tarihinde yasal bir düzenleme yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda 6250 sayılı <strong><em>“Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun”</em></strong> Meclis’te ittifak halinde kabul edilmiş ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Sayın Cumhurbaşkanı, ilgili Kanunu bir kez daha görüşülmek üzere Anayasa’nın 89 ve 104’ncü maddeleri uyarınca geri iade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlatmak isterim ki, 2004 yılında yürürlüğe giren 5149 sayılı Kanun, spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliği önlemede yetersiz kalınca, bu yılın Nisan ayında Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 6222 Sayılı Kanun kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman herhangi bir itirazı olmayan Sayın Cumhurbaşkanı, bazı gerekçelerle yapılan düzenlemeleri şimdi kabul etmemiş ve bir kez daha görüşülmek üzere TBMM Başkanlığına göndermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Kanunla öngörülen değişikliklerin, ölçülülük ve caydırıcılık gibi Ceza Hukukunun temel prensiplerini etkisiz kılacağından hareketle adalete vurgu yapmış ve halen yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında bulunan kişilere yönelik özel bir düzenleme yapıldığı intibaını gündeme getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun üzerine şike ve teşvik primi iddiaları çerçevesinde iddianame hazırlanmış ve ilgili mahkemeye gönderilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Veto kararıyla, iddianamenin kamuoyuna açıklanması arasındaki yakınlık bize göre manidardır ve başka hesapların devrede olduğuyla ilgili kuşkularımızı da kuvvetlendirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonraki aşamada sırayı Mahkemenin iddianameyi kabul edip etmemesi meselesi alacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette verilen karar Sayın Cumhurbaşkanı’nın şahsi görüşü ve takdiridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak şu kadarını söylemeliyim ki, partimiz, bu Kanun değişikliğine destek verirken; ne adalet duygusunun zedelenmesini ne de kişiye özel bir düzenleme olmasını asla istemediği gibi aklından dahi geçirmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim anlayamadığımız taraf; Sayın Cumhurbaşkanı’nın, adalet duygusunun kimler tarafından saldırıya uğradığını ve kimler için kişiye özel yasalar çıkarıldığını unutmuş ya da unutur gibi görünmeye tevessül etmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, çıkması için katkı verdiğimiz bir Kanun değişikliğinde; Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu şekilde veto yetkisini kullanmasını hayret ve esefle karşılaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çankaya Noteri suçlamalarını bertaraf etmek amacıyla fırsattan yararlanarak meseleyi farklı noktalara çekmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Cumhurbaşkanı bilmelidir ki, Milliyetçi Hareket Partisi ceza-yaptırım dengesini bozacak, adalet duygusunu zaafa uğratacak ve adrese teslim düzenlemeler yapacak hiçbir ilişki ağının içinde olmamıştır ve olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hele hele partimiz; şike ya da teşvik primi konusunda herkesten fazla hassas ve duyarlıdır ve bu alanda kimseden duyacağı veya öğreneceği bir şey yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz meselenin tümüyle çözülmesi ve hukuki sorunların giderilmesi için duruş gösterdik ve onay verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Dört partinin katılımı ve işbirliğiyle çıkartılan söz konusu Kanun değişikliği, tekrar Meclis gündemine aynı haliyle gelirse, biz sözümüzün ve kararlılığımızın sonuna kadar arkasında duracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Meclis iradesinin sulandırılmasına ve milletimiz nezdinde değersizleşmesine tahammülümüz yoktur ve muhataplarımızı da aynı yaklaşım ve kararlılık içinde görmeyi istememiz en tabii hakkımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğaldır ki, zihniyet değişmeden ve ahlaki prensipler her alana hakim olmadan sırf hukuki kaidelerle sorunların üstesinden gelmek mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna inandık ve inanıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu, meselenin bizim tarafımızı ilgilendiren kısmı ve yanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak AKP zihniyetinin ve ana muhalefetin de tercihine, sözüne ve kararına bağlı kalarak sahip çıkmaları gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki AKP Hükümeti’nin ağlayan siması, vetoyu hayırlı bir gelişme olarak değerlendirerek kendi partisinin alacağı pozisyon hakkında da hepimize bir fikir vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorguladığımız husus burada şudur: Kimseye biat etmeye niyeti olmadığını söyleyen ilgili Başbakan Yardımcısının, Kanun değişikliği tekrar Meclis Genel Kuruluna geldiği takdirde ne yapacağı ve nasıl bir yol izleyeceğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı grup başkanvekillerinin düşüncelerinin hilafına, eğer AKP vetoyu doğru buluyorsa, daha önceki tutumunu ve kararını nasıl izah edecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">U dönüşü yapan, sürekli çark eden ve geriye adımlarla bizim fazlasıyla dikkatimizi çeken AKP’nin ve CHP’nin; bu mesele karşısında alacakları tutum onların inandırıcılığı ve siyasi kaliteleri bakımından da test olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak yapılan Kanun değişikliği hakkında Sayın Gül’ün yaklaşımı son derece ikircikli ve çifte standartlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem ki Sayın Cumhurbaşkanı, adil ve hakkaniyete uygun cezalar belirlenmesi konusunda dikkatlidir, suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranının bulunması gerektiğine atıf yapmaktadır; o halde Türklüğe hakareti düzenleyen 301. Maddenin değiştirilmesinde neden aynı feraseti ve hassasiyeti göstermemiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu Kanun hükmü, değiştirilmeden önce; <strong><em>“Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişiler altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</em></strong> ibarelerini kapsarken, Sayın Gül’ün 7 Mayıs 2008 tarihindeki onayıyla tam anlamıyla içi boşaltılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileriz ki Sayın Cumhurbaşkanı her meselede gözü kapalı onay makamı gibi davranmasın; dikkatle, kararlılıkla ve itinayla önüne gelenleri derinlemesine ve objektif olarak incelesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için, genelde Türk sporunun, özelde Türk futbolunun aklanması ve tüm şaibelerden arınması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için mutlaka ve acilen sürdürülen adli ve idari kovuşturma süreci tamamlanmalı ve kim ne suç işlemişse karşılığını ve cezasını görmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Spor ahlakına ve hoşgörüsüne sığmayan temasların, ilişkilerin ve gizli niyetlerin açığa çıkarılarak şikeyi yapanların, teşvik edenlerin ve bunlara alet olanların yaptıklarının yanlarına kar bırakılmaması sağlanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak suçluluğu kesinleşmeden kimseye de suçlu muamelesi yapılmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk futbolu artık soluk almalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzerinde dolaşan kara bulutlardan kurtulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kulüplerimizin, iyi niyetli sporcularımız ve fedakâr kulüp taraftarlarımızın daha fazla rencide olmaması ve üzülmemeleri için AKP Hükümeti sporu art niyetsiz ve gizli gündemine takılmadan sahiplenmeli ve sorunları gidermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak Türkiye Futbol Federasyonu tarafsız bir şekilde ve siyasi etkiden uzaklaşarak Türk futbolunun meselelerine acilen odaklanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Federasyon kongrelerini siyasi kongre ve şov sahnelerine çevirenler bugünkü karanlık sürecin mesuliyetinden muaf olmadıklarını asla unutmamalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve hiç kimse güzide kulüplerimizin ve diğerlerinin şerefiyle ve haysiyetiyle oynamamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi Türk futbolunun ayağa kalkması ve tüm engellerinden kurtulması için ne gerekiyorsa yapmaya hazır ve kararlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta ülkemizde ve komşu coğrafyalarda önemli siyasi gelişmeler ve ziyaretler gerçekleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar arasında en dikkat çekeni ABD Başkan Yardımcısının Irak’ın kuzeyinden sonra ülkemize gerçekleştirdiği temaslar olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki hafta bu ülkenin önemli bir ismi daha ülkemize gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü kadarıyla ABD’nin ve küresel çevrelerin, son dönemlerde Türkiye’ye karşı ilgileri bir hayli artmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batı medyasından, düşünce merkezlerinden ve sivil toplum kuruluşlarından övgüler peşi sıra gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti devamlı tıpışlanmakta, sırtı sıvazlanmakta ve küresel çevrelerin biberonuyla beslenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün eksen kaydı kaymadı münakaşasının neden olduğu toz bulutu, yerini BOP’un yalancı ve ısmarlama baharına bırakmış ve AKP şımartılarak Suriye’ye kilitlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçerik ve öz itibariyle asırlardır değişmeyen içinde bulunduğumuz coğrafyadaki provokasyonlar ve tuzaklar, Ortadoğu’ya bir kez daha yerleşmiş ve aktörleri kısmen farklı olsa da aynı zihni ve fikri hedefle mesaisine koyulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İlerleyişi, biçimi ve stili ile Ortadoğu’yu kanlı elleriyle kuşatan yeni sömürgecilik, cinayetlerini ve katliamlarını ürettiği kavramları seferber ederek meşrulaştırmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir asır önce doğrudan müdahale kanalları oluşturarak yakın coğrafyalarımızı aralarında bölüşen güçler, şimdi bölge insanına şirin ve sevimli gelecek kişi ya da partileri tespit ederek, bunlar vasıtasıyla maliyeti azaltmak ve kendi zayiatlarını düşürmek istemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin ve BOP Eşbaşkanı’nın tercih ve seçimi bu yüzdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidara gelmeleri ve tutunmaları için gösterilen sabır ve destek bundan dolayıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP sömürgeciliğin ve işgal emellerinin sadık bir bekçisi olmuş; utanç verici bir şekilde Müslüman âlemini sırtından hançerlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette suç ortakları, kirli organizasyonun tezgâh altı işportacıları Ortadoğu’da göze girmek ve kanlı sahnelerde rol almak için kıyasıya rekabet halindedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Mizaçları ve müktesebatları bizce malum olan içerideki uzantılar da, AKP Hükümeti’ni vicdanları kararmışçasına Ortadoğu bataklığına itmekte ve ya hep ya da hiç sözleriyle savaş çığırtkanlığı yapmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin, Suriye’nin karşısına tam olarak geçmesi amacıyla muazzam bir psikolojik harekat yürütülmekte ve hayasızca tertipler yapılmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümet ise zaten bunlara dünden gönüllüdür ve BOP’un sancaktarlığını kimseye kaptırmaya niyeti yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tam 95 yıl önce, ecdad toprakları iken gizli anlaşma masalarında pay edilen Ortadoğu, bugün bir kez daha emperyalist iştahın hedefindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancı güçlerin vaatlerine kanarak, işgali ve esareti kukla olmak adına benimseyen dönemin işbirlikçilerinin torunları bugün de faaliyet halindedir ve bunların kim olduğunu sağduyulu herkes çok iyi görecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz geniş coğrafi havzaya ekilen etnik, dini ve mezhep düşmanlıklarının kimlerden ve ne şekilde yayıldığı hepimizce bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdilerde demokrasi diyenlerin, özgürlük yaygarası koparanların nasıl bir mazi, devlet ve toplum hayatından bu zamana geldiklerini zihinlerini ve dürüstlüklerini ipotek ettirmemiş her sağduyulu insanımız gayet iyi fark edebileceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’de demokrasi olmayışını eleştirenlerin, kendi halkına ateş ediyor diyerek insan hakları organizasyonlarını harekete geçirenlerin ve saldırılar için geri sayıma başlayanların utanma ve sıkılmaları varsa önce kendi sicillerini gözden geçirmeleri gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız değerli arkadaşlarım, Arap Birliği Suriye’ye yaptırım kararı alırken demokrasi vurgusu yapmış; fakat bu organizasyonun hemen hemen bütün üyeleri bugüne kadar demokrasinin hayalinden bile ürkmüş ve ısrarla da kaçmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’deki kanlı saldırıları her fırsatta yerden yere vuran AKP zihniyeti de, nedense Suudi Arabistan’ın Bahreyn’de döktüğü kanı ya da Mısır’da askeri vesayetin son haftalarda katlettiği insan sayısını bir türlü hatırlamamış ve dile getirmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümet Somali’yi küresel projeler kapsamında gündemine alırken, açlığın ve yoksulluğun istismarını yapmış; ama bu ülkenin şu sıralarda BOP çerçevesinde işgalin sınırında bulunduğunu katiyen itiraf edememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi maalesef dengesiz ve samimiyetsiz ağızlarda gerçek anlam ve kapsamından hızla uzaklaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’yı yıkan ittifak ve taraflar, bugün daha değişik bir yöntemle üzerimize çullanmanın hesabını yapmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna çanak tutan ve ortam hazırlayan da hiç şüpheniz olmasın ki Adalet ve Kalkınma Partisi’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti’ni; yanlarında göstererek içten içe kanatan ve AKP’nin ihanet politikalarına destek veren çevreler, esas ve öz olarak ne Suriye’yi, ne Libya’yı ne de Mısır’ı asıl hedef olarak tayin etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Unutmayınız ki Türklük, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti BOP’un son durağıdır ve bu durak tasfiye olmadan bu şeytani proje amacına ulaşamayacaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için Dersim konusu tesadüfen çıkmış bir mesele değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişteki ihanetlerin katliam gibi sunulması boşuna değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin yıkılması için güç aldığı zeminin çatlatılması ve sallanması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin dağılması için anlam bunalımına düşmesi ve özgüvenini tamamen kaybetmesi lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyetinin sefil ve tükenmiş yüzleri, kurtuluş savaşına kurgu, şehitliklerin de temsili olduğunu utanmadan, yüzleri kızarmadan ve kalpleri sızlamadan gündeme taşıyabilmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte AKP’nin memur olduğu kepazeliklerin, yıkımların altında bunlar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk meselesi aşılırsa, yeni anayasa sürecinde inisiyatif ve psikolojik üstünlük elde edeceklerini hesap eden alçaklar, BOP’un ekmeğine sürekli yağ sürmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla pazarlıklar kızışmakta, BOP’un eylem planları ve ilerleyeceği güzergahlar hakkında son rötuşlar yapılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte böylesi bir ortamda az önce kısaca değindiğim gibi, ABD Başkan Yardımcısı ülkemize gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için üzerinde durulması gereken başlıca konulardan birisi; söz konusu şahsiyetin ziyaret halkasındaki duraklarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD Başkan Yardımcısı, Irak’ın kuzeyindeki peşmerge reisiyle ve PKK’nın düşüncelerini ve silah bırakma şartlarını açıklayan Irak Cumhurbaşkanıyla bir araya gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK’yı himaye eden peşmerge reisi ve terör elçisi Irak Cumhurbaşkanı’yla görüşmeler yapan ve muhataplarına terör konusunda Türkiye’nin beklentilerini ifade eden ABD Başkan Yardımcısı, gelmeden önce bu şekilde kamuoyu hazırlamış ve sonra da asıl gündemiyle ülkemizde ağırlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yi öven ve Türkiye’nin Suriye’de gerçek bir liderlik gösterdiğini söyleyen bu Başkan Yardımcısının; sadece Hükümeti pohpohlamak için binlerce kilometre öteden Türkiye geldiğini düşünmek izah edilemez bir saflık olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’ye biçilen postun, artık Suriye’ye serilmesi istenmekte ve bu konudaki taktik ve stratejik adımlar peşi sıra ortaya dökülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasen ABD Başkan Yardımcısının geçmişte ülkemizle ilgili sarfettiği sözleri bizim tarafımızdan gayet net olarak bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli meselelere karşı tahrik yüklü düşünceleri hala hafızalarımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde Ermeni soykırım iddiaları başta olmak üzere,  Türkiye karşıtlığı ve muhalifliği bilgimiz dâhilindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı stratejik vizyona sahip olduğumuzu iddia eden bu kronik Türkiye hasmının, birden bire eski fikirleriyle çelişen bir noktaya gelmesi dönemsel ve sadece bölgesel bir denklemin kurulması için geçici bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD Başkanı’nın aynı zaman içinde, “<strong><em>İsrail’den daha önemli müttefikimiz yoktur”</em></strong> sözlerini ümit ederim ki AKP zihniyeti iyi değerlendirir ve bundan sonraki adımlarını buna göre atar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak buna dair en ufak bir emare de hala görülememektedir ve en derin kaygımız da budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye konusunda ifşa edilen beyanatlar ve fiili savaş şartları her şeyi net olarak göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşılıklı yaptırım kararları ve adımları kritik bir eşiğe gelindiğinin işaretidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel projelerin alt yüklenicilerinden olan Dışişleri Bakanı’nın; <strong><em>“Komşularla sıfır problem ilişkisi dediysek biz Suriye halkıyla sıfır problem peşindeyiz.”</em></strong> tevili tam bir geri adım ve daha önceki pozisyonlarından savrulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Zalimlerle birlikte olmayacaklarını’ iddia eden bu kişinin görev aldığı hükümetin; Ortadoğu sultanlarıyla, krallarıyla, emirleriyle, otoriter simalarla ve kanlı diktatörlerle yıllarca yanak yanağa olduğunu aziz milletimiz gayet iyi bilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP uçurumun kenarında nutuk atmakta ve şuursuz bir halde Türkiye’yi felakete götürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer yapılanlar karşılığında diyet ödüyorsa, verdiği sözlerin karşılığını yerine getiriyorsa ve büyük bir açığı var da tehditlere boyun eğiyorsa; bilinsin ki AKP açık bir ihanet içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel angajmanların sonucunda gerekli hizmeti veremeyen AKP Hükümeti ve Başbakan, gün gelecek buruşturulup bir kenara bırakılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’nin ve Türk milletinin çok sıkıntılı bir sürece doğru adım adım götürüldüğünü görmekte ve bu nedenle de hükümeti girdiği yoldan geri dönmesi için açıklıkla uyarmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her devletin kendi iç meselesini kendi mekanizma ve sosyolojik gerçekleriyle çözüme kavuşturmasına yürekten inanıyoruz ve komşu ülkelerdeki şiddet ve istikrarsızlık döngüsünün bir an önce son bulmasını temenni ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti, fitne ektiği yerden hüsran biçeceğini unutmamalı ve Türk milletinin de bunu affetmeyeceğini ve eninden sonunda hesap soracağını asla hatırından çıkarmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haftaki konuşmama son vermeden önce kısaca değinmek istediğim bir konu daha bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Malumlarınız olacağı üzere, Muharrem ayının onuncu gününü “Aşure Günü” olarak idrak ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin ve yanında bulunanların Kerbela’da şehit edilişlerinin matemini ve hüznünü yüreklerimizde yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Hüseyin’in şehit olduğu günü anmak adına; kaynatılan aşurelerin ve ilahi aşkla tutulan oruçların Cenab-ı Allah katında kabul edilmesini içtenlikle niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, 2012 Yılı Bütçesinin Genel Kurul çalışmalarında siz değerli milletvekili arkadaşlarıma başarılar diliyor, grup toplantımıza katılan herkesi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F6-aralik-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/6-aralik-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Teşkilatlara gönderdikleri genelge</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 21:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[genelge]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Teşkilat]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3140</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Dava Arkadaşlarım, AKP hükümetleriyle geçen zor ve tahribatlarla heba edilmiş yılların dokuzuncusunu geçtiğimiz ay geride bıraktık. Bu süre zarfında Türkiye’nin temel değer ve kurumları, milli kabul ve ilkeleri birer birer aşındırılmış, çarpıtılmış ve itibarsızlaşması için her kirli oyuna başvurulmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi ülkemizin; sosyolojik ve tarihi denge ve ayarlarını bozarak sonu karanlık bir mecranın içine küstahça sürüklemiştir. Toplumsal düzenin temeline yerleştirilen sözde demokratik açılım etiketli bölücülük dinamiti iktidar eliyle ateşlenmiş ve yanan fitil birlikte yaşama idealinin kalbine kadar ulaşmıştır. Verilen tavizler, gösterilen kolaylıklar ve sergilenen kolaycı yaklaşımlar neticesinde, etnik terör girdiği yoğun bakım şartlarında nabız atışlarını düzeltmiş ve kanlı gözlerini tekrar açarak ayağa kalkmıştır. Yıkım projesindeki affedilmez ısrar, farklılıklara vurgudaki basiretsiz inat, milletimizi otuz altıya ayırmadaki doymaz iştah Türkiye’yi ayrışmanın alacakaranlık ortamına savurmuştur. İmralı’yla yapılan müzakerelerin, Kandil fitnesiyle mutabakat arayışlarının, peşmerge reislerine gösterilen iltifatların, yabancı ülkelerde canilere boyun eğen pazarlıkların hepsi AKP’de temerküz etmiş ve karanlık sicilini aklanmayacak biçimde kabartmıştır. AKP’nin terör maşaları karşısındaki ihmal ve kastı aşan acziyeti kayıp olarak geri dönmüş ve yurdumuzun her köşesinde aziz şehitlerimiz vatan topraklarına ağıtlarla uğurlanmıştır. Kadınlarımıza, kızlarımıza, çocuklarımıza, kamu görevlilerimize ve tabiidir ki güvenlik güçlerimize karşı yapılan alçak saldırılar milli vicdanları feryat ettirmiş ve haklı bir öfke vatanımızı baştanbaşa kaplamıştır. Canlı bomba rezaletleriyle şehirlerimiz tedirgin ve diken üstünde duran bir konuma gerilemiştir. Türkiye bu haliyle tarihinin en huzursuz, sancılı ve tehlikeli sürecine ileri demokrasi palavralarıyla ve samimiyetsiz özgürlük çağrılarıyla girmiştir. Türk milleti gittikçe yayılan ve güç kazanan bölücülük akımı karşısında tedirgin ve bin yıllık kardeşlik hukukunun zedeleneceğinden dolayı endişe içindedir. Gelişmeler, yeni anayasa hazırlık aşamasında tüm tarafların emel ve hedeflerine göre pozisyon alacaklarını göstermekte ve bu sürecin kırılma noktasına kadar da zorlanacağını işaret etmektedir. Aziz milletimizin vazgeçilmez milli ve manevi değerlerini heba etmek ve hırpalamak için yeni anayasayı eşsiz bir fırsat olarak gören güruhun tayin ettiği amacına ulaşmak için tüm yolları deneyeceği açık ve ortadadır. Özellikle “geçmişle yüzleşme, tabuları yıkma” sözleriyle formüle edilen tarihimizi imha ve saptırma çabalarının, yeni anayasa yapımının hızlandırıcı unsurlarından birisi olarak tasarlandığı anlaşılmaktadır. Geçmişteki bir isyan ve ayaklanma girişimine karşı milletimizin ve devletimizin meşru karşı duruşunu ve mücadelesini, katliam gibi kabul edilemez bir iftirayla örtüştürmeye cüret etmek, en hafif tabirle seviyesizliğin ve şuursuzluğun dibini göstermesi bakımından çok anlamlıdır. “Büyük devletler tarihlerinden korkmaz” sözleriyle içine girilen bulanıklığın ve ufuksuzluğun, vahim olaylara meydan vereceği ve dur durak bilmeksizin hassas meselelerinin sorgulanmasına ortam hazırlayacağı görülmektedir. Bu kapsamda, dün isyancılara, asilere ve eşkıyalara karşı yapılan millet ve devlet dayanışmasının, düzensizliğe haddini bildiren kudretli iradenin, fırsattan istifa eden gafiller tarafından bugünlerde insanlık suçuyla aynı kategoriye sokulması büyük bir ahlaksızlık ve edepsizlik olarak milli hafızalara kazınmıştır. Cumhuriyetle ve kurucu kahramanların iftihar edilecek azmiyle hesaplaşma içine girenlerin kafalarında şüphesiz; yeni anayasa çerçevesinde rejim, sistem, yönetim ve parçalara ayrılarak çivisi çıkmış bir Türkiye özlemi olduğu net ve görünürdür. Milletimizin büyük bir uyanışı ve silkinişi olan Cumhuriyet ve dayandığı güvenceler, bin yıllık kardeşlik bağları ve temellendiği tarihi hadiseler, AKP’nin ve ittifak içinde olduğu mihrakların hücumuna maruz kalmaktadır. Esasen bu planlı ve organize faaliyetin yeni olmadığı ve bunun için de AKP zihniyetinin iktidar olmasına destek verildiği feraset...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="Image" width="375" height="225" />Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetleriyle geçen zor ve tahribatlarla heba edilmiş yılların dokuzuncusunu geçtiğimiz ay geride bıraktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu süre zarfında Türkiye’nin temel değer ve kurumları, milli kabul ve ilkeleri birer birer aşındırılmış, çarpıtılmış ve itibarsızlaşması için her kirli oyuna başvurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet ve Kalkınma Partisi ülkemizin; sosyolojik ve tarihi denge ve ayarlarını bozarak sonu karanlık bir mecranın içine küstahça sürüklemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal düzenin temeline yerleştirilen sözde demokratik açılım etiketli bölücülük dinamiti iktidar eliyle ateşlenmiş ve yanan fitil birlikte yaşama idealinin kalbine kadar ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Verilen tavizler, gösterilen kolaylıklar ve sergilenen kolaycı yaklaşımlar neticesinde, etnik terör girdiği yoğun bakım şartlarında nabız atışlarını düzeltmiş ve kanlı gözlerini tekrar açarak ayağa kalkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıkım projesindeki affedilmez ısrar, farklılıklara vurgudaki basiretsiz inat, milletimizi otuz altıya ayırmadaki doymaz iştah Türkiye’yi ayrışmanın alacakaranlık ortamına savurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı’yla yapılan müzakerelerin, Kandil fitnesiyle mutabakat arayışlarının, peşmerge reislerine gösterilen iltifatların, yabancı ülkelerde canilere boyun eğen pazarlıkların hepsi AKP’de temerküz etmiş ve karanlık sicilini aklanmayacak biçimde kabartmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin terör maşaları karşısındaki ihmal ve kastı aşan acziyeti kayıp olarak geri dönmüş ve yurdumuzun her köşesinde aziz şehitlerimiz vatan topraklarına ağıtlarla uğurlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınlarımıza, kızlarımıza, çocuklarımıza, kamu görevlilerimize ve tabiidir ki güvenlik güçlerimize karşı yapılan alçak saldırılar milli vicdanları feryat ettirmiş ve haklı bir öfke vatanımızı baştanbaşa kaplamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Canlı bomba rezaletleriyle şehirlerimiz tedirgin ve diken üstünde duran bir konuma gerilemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye bu haliyle tarihinin en huzursuz, sancılı ve tehlikeli sürecine ileri demokrasi palavralarıyla ve samimiyetsiz özgürlük çağrılarıyla girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti gittikçe yayılan ve güç kazanan bölücülük akımı karşısında tedirgin ve bin yıllık kardeşlik hukukunun zedeleneceğinden dolayı endişe içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmeler, yeni anayasa hazırlık aşamasında tüm tarafların emel ve hedeflerine göre pozisyon alacaklarını göstermekte ve bu sürecin kırılma noktasına kadar da zorlanacağını işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimizin vazgeçilmez milli ve manevi değerlerini heba etmek ve hırpalamak için yeni anayasayı eşsiz bir fırsat olarak gören güruhun tayin ettiği amacına ulaşmak için tüm yolları deneyeceği açık ve ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle <strong><em>“geçmişle yüzleşme, tabuları yıkma”</em></strong> sözleriyle formüle edilen tarihimizi imha ve saptırma çabalarının, yeni anayasa yapımının hızlandırıcı unsurlarından birisi olarak tasarlandığı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişteki bir isyan ve ayaklanma girişimine karşı milletimizin ve devletimizin meşru karşı duruşunu ve mücadelesini, katliam gibi kabul edilemez bir iftirayla örtüştürmeye cüret etmek, en hafif tabirle seviyesizliğin ve şuursuzluğun dibini göstermesi bakımından çok anlamlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Büyük devletler tarihlerinden korkmaz” </em></strong>sözleriyle içine girilen bulanıklığın ve ufuksuzluğun, vahim olaylara meydan vereceği ve dur durak bilmeksizin hassas meselelerinin sorgulanmasına ortam hazırlayacağı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, dün isyancılara, asilere ve eşkıyalara karşı yapılan millet ve devlet dayanışmasının, düzensizliğe haddini bildiren kudretli iradenin, fırsattan istifa eden gafiller tarafından bugünlerde insanlık suçuyla aynı kategoriye sokulması büyük bir ahlaksızlık ve edepsizlik olarak milli hafızalara kazınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetle ve kurucu kahramanların iftihar edilecek azmiyle hesaplaşma içine girenlerin kafalarında şüphesiz; yeni anayasa çerçevesinde rejim, sistem, yönetim ve parçalara ayrılarak çivisi çıkmış bir Türkiye özlemi olduğu net ve görünürdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin büyük bir uyanışı ve silkinişi olan Cumhuriyet ve dayandığı güvenceler, bin yıllık kardeşlik bağları ve temellendiği tarihi hadiseler, AKP’nin ve ittifak içinde olduğu mihrakların hücumuna maruz kalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasen bu planlı ve organize faaliyetin yeni olmadığı ve bunun için de AKP zihniyetinin iktidar olmasına destek verildiği feraset sahibi herkes tarafından kabul edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın ustalık dönemi diye yutturmaya çalıştığı bu zaman aralığı, eğer böyle giderse çözülmenin, çöküşün, çürümenin ve çığlığın kara bulutlarını milletimizin üzerine yığacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan yakın ve komşu coğrafyalardaki gelişmeler de millet ve devlet bekasını yakından ilgilendiren bir kıvam ve kulvara girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Ortadoğu Projesi’nin kılavuzluğu, eşbaşkanların gözetimi ve mihmandarlığıyla yürüyen halk hareketlerinde sırayı şimdi de Suriye almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da demokrasi ve özgürlükler uğruna yapıldığı iddia edilen gösterilerin, yükselen istikrarsızlık dalgasının ve çapı genişleyen karışıklıkların vahşet tablosuna ve insanlık dışı manzaralara sahne olduğu malumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti’nin komşu coğrafyalardaki isyan ve kaosa doğrudan doğruya taraf olması, bazı ülkelerin rejim aleyhtarlarına kucak açması ve alenen yönlendirmesi ülkemizi birinci dereceden olumsuzlukların muhatabı yapacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşüncesiz, fırsatçı ve başkent Ankara jeopolitiğiyle bağdaşmayan siyaset maskaralığının, sınırlarımıza nifak olarak sıçrayacağı ve bölücü çevrelere emsal teşkil edeceği çok açık bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Suriye’ye yönelik olarak alınan yaptırım kararları bu ülkeyle artık geri dönüşü olmayan bir ihtilafa düşüldüğünü kanıtlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Ortadoğu Projesi’nin açtığı kanaldan rol kaparak ve dayatılanları komşu coğrafyalara indirerek mesafe almaya çalışan AKP, Türk milletini çok tehlikeli ve tehditlerle dolu bir çıkmaza sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, Türk milleti demokrasinin erdemleri ve ikramlarıyla siyasi sorumluluk üstlenen AKP’nin elinde can çekişmekte, varlık ve yokluk mücadelesiyle soluk almaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Neresinden bakarsak bakalım; ülkemiz gergin, milletimiz üzgün, devletimiz yorgun ve vatandaşımız bıkkındır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin hangi hatayı yaparsa yapsın yeniden hükümet etme imkânına kavuşması, elbette şımarmasına ve pervasızlaşmasına zemin ve ortam hazırlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, Milliyetçi Hareket Partisi’nin her kademesindeki değerli dava arkadaşlarım, büyük bir vatan ve millet göreviyle görevlendirildiklerini akıllarından bir an olsun çıkarmamalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP demokratik yollardan mutlaka geldiği gibi gönderilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun da şerefi Türkiye sevdalısı siz muhterem dava arkadaşlarıma ait olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizin, gelecek yıl yapılacak <strong>“Onuncu Olağan Büyük Kurultayı”</strong> bu nedenle büyük ve tarihi bir önem taşımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Büyük Kurultayımıza adım adım götürecek olan il, ilçe ve belde teşkilatlarımızın kongreleri 3 Aralık 2011 tarihi itibariyle başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin 43 yıllık birikimi, asırları aşan fikriyatı, vatan ve millet sevgisiyle yoğrulmuş siyasi yapısı artık iktidar olmayı ve Türkiye’nin kötü talihini değiştirmeyi şart koşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Beliren milli yükümlülük Türk milletine karşılıksız ve menfaate dayanmayan sevgiyle tutkun olan muhterem dava arkadaşlarımın omuzlarındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda olmak üzere, tüm teşkilat yöneticilerimiz ve mensuplarımız aşağıda belirtilen işbu genelge hükümlerine harfiyen dikkat ve riayet edeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1- </strong>Başlayan kongre sürecinin demokratik teamüller dâhilinde, karşılıklı saygı ve hoşgörü sınırları içerisinde sürdürülmesi ve rekabete kucak açması için herkes üzerine düşeni yapacak, hizip ve çatlakların doğmasına, kavga ve huzursuzlukların meydana gelmesine asla izin ve fırsat verilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2- </strong>Milliyetçi Hareket Partisi, önümüzdeki çok hassas ve kritik dönemde iç ve dış tüm kesimlerin odağında olacaktır. Bilhassa AKP’nin, bazı siyasi ve sosyal gurupların partimizi içten içe eritmek, mensuplarımız arasına dedikodu ve nifak sokmak için var gücüyle uğraşacakları görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla partimize sızmaya çalışan provokatörlere, görevlilere karşı uyanık olunacak; tezvirat,  asılsız iddia ve yalan haberlerle kafaları karıştıranlar aramızdan derhal ayıklanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3- </strong>Partimizin bu dönemde de komplo ve tuzaklarla karşılaşması, kışkırtmalara maruz kalması, iftiralarla yolundan caydırılmaya çalışılması ve dayatmalara muhatap olması güçlü bir ihtimaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ne sebeple olursa olsun, “Milliyetçi-Ülkücü” camianın birlik ve dayanışmasını çekemeyenler; inançlarımıza çamur atmaya, mazimizi küçültmeye, aramızdaki sıcaklık ve bağlılığı eritmeye çalışacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Akıl, sabır, sağduyu ve büyük bir metanetle üzerimize çevrilen tüm hesaplar boşa çıkarılacak, teşkilatlarımıza ve kongre salonlarına girenler ve çıkanlar takip edilecek, şüpheli simalarla ilgili vakit kaybetmeksizin güvenlik güçleri bilgilendirilecek, disiplin ve olgunluk içinde demokrasi şölenimizin icra edilmesi sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4- </strong>Elbette yapılacak kongreler kutlu davamıza gönül vermiş arkadaşlarımın demokratik bir yarışı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan kongrelerin neticesi ne olursa olsun; küskünlüğe ve guruplaşmalara asla ortam verilmemesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim açımızdan taşınan görev sorumluluğu, elden ele değişerek ve kuvvetlenerek gelecek nesillere intikal ettirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kongrelerin demokratik ikliminde öne çıkan değerli dava arkadaşlarım, kazanan yâda kaybeden tasnifine tevessül etmeden herkesi mutlaka kucaklayacak ve hep birlikte Milliyetçi Hareket Partisi’nin başarısı için gayret göstereceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Teşkilatta birlik, sahada birlik, söylemde birlik ve ülküde birlik için herkes üzerine düşen vazifeyi azami derecede yerine getirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5- </strong>Milletimizin sinir uçlarıyla oynayan AKP Hükümeti başta olmak üzere, bölücü çevreler ve onlara yardım eden zihniyetler kardeş kavgasının vasat bulması için tahrik ve tertiplerini hızlandırmakta ve artırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nazik dönemde hiçbir çatışmanın tarafı ve muhatabı olunmayacak, saldırı ve tacizler karşısında evvela kolluk güçlerine müracaat edilecek ve belaların musallat olması böylelikle önlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6- </strong>Kongrelerdeki üslubun, kamuya açık olarak dile getirilen görüşlerin ve yapılan yorumların mutlaka parti politikalarına uygun olması ve bunun dışına çıkılmaması önem arz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Genel Merkez yazılı basın açıklamaları, TBMM Grup Toplantı konuşmaları, genelgeler, diğer konuşma ve beyanatlar titizlikle takip edilecek ve siyasi görüşlerin sınırı bu alanlara bağlı kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8- </strong>Partimizin, “Onuncu Olağan Büyük Kurultay”ına kadar düzenleyeceği toplantı ve kararlaştırılmış kampanyalar haricinde münferiden hareket edilmeyecek ve bireysel tepki gösterilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> Genel Merkezin belirlediği işaret, slogan, afiş, poster, rozet, marş, sembol ve kavramlar dışında hiçbir materyal parti çalışmalarında kullanılmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10- </strong>Yandaş medyanın karartma ve kötü niyetli tefrikasına itibar edilmeyecek ve parti aleyhine yapılan yorumlara değer verilmeyerek bu görüşler hiçbir ortamda dillendirilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>11- </strong>Ülkücü görünerek, kimliğimizi kullanarak bizi içten zayıflatmaya çalışan riyakârlara, çıkarcılara ve münafıklara mutlak surette dikkat edilecek; internet medyası üzerinden; dergi, dernek, vakıf, oluşum, platform vasıtalarıyla partimizi hedef alan yayınlara geçit ve ödün verilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, Milliyetçi Hareket Partisi 1980’den sonra gerçekleştirdiği kurultaylarının onuncusunu iktidar olarak taçlandıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki,<strong><em> </em></strong>vatanımızın her hanesine ulaşarak, her insanıyla buluşarak ve herkesi eşit ve Cenab-ı Allah’ın bir emaneti olarak görerek tavizsiz yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin birliğini koruması, çetrefilleşen ekonomik sorunlarının temelinden halledilmesi, milli mirasın kıskançlıkla korunması için Milliyetçi Hareket Partisi büyük bir heves ve arzuyla yola koyulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Engeller ne kadar fazla olursa olsun, başaracağımızdan ve mutlaka iktidara ulaşacağımızdan hiç kimse şüphe etmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık bekleyecek ve gecikecek vakit kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi; üzerinde oynanan oyunların farkında ve şuurunda olarak, kötü niyetlilere, ihanet taraftarlarına, Türk milletini ayırmaya yeltenen simsarlara hiçbir şart altında müsamaha göstermeyecek ve kararlı duruşunu sonuna kadar muhafaza edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle tüm teşkilat mensuplarımıza yapacakları çalışmalarında şimdiden üstün başarılar diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kongrelerimizin, demokrasinin kökleşmesi ve kurumsallaşması için bir vesile olmasını temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayınız ki, Cenab-ı Allah vatan uğruna, millet yararına yapacağımız gayretleri karşılıksız bırakmayacak ve bizleri de inşallah mahcup etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yolununuz, bahtınız ve alınınız açık olsun.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yüce Allah hepinizin yar ve yardımcısı olsun.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları’nda Sohbet Programı Başladı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-sohbet-programi-basladi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-sohbet-programi-basladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2011 15:36:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3102</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları periyodik olarak her hafta düzenlenemek amacıyla sohbet programları başlattı. İlki, 1 Aralık Perşembe günü düzenlenen sohbete , MHP eski il başkanları, Ülkü Ocakları eski başkanları ve çok sayıda Ülkücü katıldı. Sohbetin açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal: “Ülkü Ocakları olarak herkesi aydınlatmak, bilgilerimizi pekiştirmek ve gündemi daha iyi yorumlamak amacıyla her hafta düzenli olarak sohbet programları yapacağız. Bugün ilkini gerçekleştirerek sohbetlerimizin seyrini, neleri ele alacağımızı ve daha yararlı olması için nasıl bir yol izlemek için büyüklerimizin de görüşlerini almak istiyoruz. Ülkücüler olarak dünyaya daha geniş ufuklardan bakarak geleceğe hızla yürümemizdebu sohbetlerin vesile olmasını dilerim.” dedi. Sohbette eski il başkanları ve ülkücü büyükler söz alarak gençleri aydınlatmak için konuşmalar yaptılar. Programın bitişinde sohbete katılanlar böyle güzel bir program hazırlayarak bütün Ülkücüleri burada toplanmasına vesile oldukları için Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’a teşekkür ettiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/sohbet-1-12-1.jpg" alt="" width="600" height="359" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları periyodik olarak her hafta düzenlenemek amacıyla sohbet programları başlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İlki, 1 Aralık Perşembe günü düzenlenen sohbete , MHP eski il başkanları, Ülkü Ocakları eski başkanları ve çok sayıda Ülkücü katıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sohbetin açılış konuşmasını yapan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal: “Ülkü Ocakları olarak herkesi aydınlatmak, bilgilerimizi pekiştirmek ve gündemi daha iyi yorumlamak amacıyla her hafta düzenli olarak sohbet programları yapacağız. Bugün ilkini gerçekleştirerek sohbetlerimizin seyrini, neleri ele alacağımızı ve daha yararlı olması için nasıl bir yol izlemek için büyüklerimizin de görüşlerini almak istiyoruz. Ülkücüler olarak dünyaya daha geniş ufuklardan bakarak geleceğe hızla yürümemizdebu sohbetlerin vesile olmasını dilerim.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sohbette eski il başkanları ve ülkücü büyükler söz alarak gençleri aydınlatmak için konuşmalar yaptılar. Programın bitişinde sohbete katılanlar böyle güzel bir program hazırlayarak bütün Ülkücüleri burada toplanmasına vesile oldukları için Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal’a teşekkür ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sohbet-1-12-2.jpg" alt="" width="600" height="359" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599nda-sohbet-programi-basladi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-sohbet-programi-basladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma. 29.11.2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-29-11-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-29-11-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 15:07:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3138</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Milletvekilleri, Değerli Misafirler, Kıymetli Basın Mensupları, Sözlerime başlarken hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Geçtiğimiz hafta sonu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Peygamberimizin, Mekke’den Medine’ye hicretinin gerçekleştiği Muharrem ayına girmiş bulunuyoruz. Bu ay aynı zamanda, Müslümanların kalbinde ve zihninde hüznün, şiddetin ve acımasızlığın misalleriyle doludur. Nitekim Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin ve yanında yer alanlar, Kerbela’da vahşice ve vicdansızca şehid edilmişlerdir. Hicri 1372 yıl önce meydana gelen bu tarifi olmayan katliamın acı izleri, inananların gönlünde hala bir kor olarak durmaktadır. Müminlerin, münafıklarla ve yüce dinimizi siyasete alet eden bedbahtlarla ebediyete kadar kapanmayacak mesafesi bu hüzünlü vakada bir kez daha kendisini göstermiştir. Bu elim ve insanlıkla bağdaşmayan felaketin asırlarca Müslümanların yüreklerini kanattığı ve en derinden hissedildiği bir gerçektir. Mezhebi, kökeni ne olursa olsun, tüm Müslümanlar bu müşterek acıyı, sızıyı ve kederi sahiplenmişler, yüzyıllardır da haklı yasını tutmuşlardır. Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin; cesaretiyle, asaletiyle, haksızlıklara kafa tutan şanlı mücadelesiyle inananların ufkunda hiç sönmeyecek manevi bir parıltı olmuştur. Ve inşallah sonsuza kadar da böyle kalacaktır. Şüphe etmeyiniz ki, Peygamberimizin aziz torununu iktidar amacı uğruna şehid eden kanlı eller, dünya durdukça nefretle ve lanetle hatırlanacak, vicdanlarımızda küfrün ve kötülüğün uzantıları olarak mahkûm olacaklardır. Bu matem ayında tutulan oruçların, dağıtılan aşurelerin Kerbela şehidlerinin anılmasında ve idrak edilmesinde çok anlamlı bir yer tuttuğu malumlarınızdır. Üzüntüyle yâd ettiğimiz bu tarihi dramın, yüzyıllarca sıcaklığını koruyan hunhar olayın herkese ders ve ibretlik bir vesika olmasını temenni ediyorum. Siyasi hırsın, doğruya, güzele ve Hakk’a sırt çevirmiş koltuk ve yönetim iddiasının; gözleri nasıl kararttığını, vicdanları nasıl körelttiğini, insanı nasıl canavarlaştırdığını bu meyanda görmek ve şahit olmak mümkündür. Bu vesileyle Cenab-ı Allah’ın, ilahi yolda ilerlerken hayatlarını kaybeden iman ve inanç burçlarının aziz ruhlarını şad etmesini diliyorum. Kerbela hadisesinde hayatlarını kaybedenler başta olmak üzere, Allah yolunda, vatan uğrunda canlarını yitiren tüm kahraman şehidlerimize rahmet, bu ayda yapılacak ibadetlerin Yüce Allah tarafından kabul ve karşılık görmesini en içten duygularımla niyaz ediyorum. Muhterem Milletvekilleri, 17-21 Kasım tarihleri arasında Almanya’da bulunarak, Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun 27.Büyük Kurultayına iştirak ettik. Göçün 50’nci yıldönümünde, Avrupa Türklüğüyle bir araya geldik ve bizleri gururlandıran coşkularına tanık olduk. Türk kimliğini iftiharla taşıyan, Türk milletine mensubiyeti şuur düzeyinde benimsemiş aziz dava arkadaşlarımla ve gurbetçi kardeşlerimle hasret giderdik, özlemleri muhabbet ateşinde erittik. Ne mutlu onlara ki, Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşuyorlar. Ne mutlu onlara ki, millet aşkıyla hayatlarını sürdürüyorlar. Ve ne büyük bir bahtiyarlık ki, ‘Ne mutlu Türküm Diyene’ sözünü seslendirmekten onur duyuyorlar. Biz elbette bunun aksini hiç düşünmemiştik. Taşıdıkları vatan ve memleket sevgilerinin, binlerce kilometrelik uzaklığı anlamsızlaştırdığını her fırsatta görmüş ve bununla da övünmüştük. Avrupa Türklüğünün heyecanını, karşılıksız bağlılığını ve derecesi sürekli artan tutkusunu her gidişimizde yükselen bir seviyede görmek bizleri ziyadesiyle mesut etmiştir. Onların sözleri sözümüz, yeminleri yeminimizdir. Çünkü Avrupa’nın her köşesindeki aziz dava arkadaşlarım, milletimizin gönüllü elçileri ve kültürümüzün de yılmaz taşıyıcılarıdır. Türk Federasyonu’nun yol güzergâhımızdaki teşkilatlarında buluştuğumuz aziz vatan evlatlarının; umutları, sevinçleri, derin ilgileri ve tertemiz vicdanları istikamet olarak belirlediğimiz milli yolda bizleri daha da motive etmiştir. Bilhassa Essen’deki Kurultay salonuna sığmayan ve deyim yerindeyse yaşlı kıtaya adeta ‘biz buradayız ve dimdik ayaktayız’mesajını veren asil duruşu hem görmek...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbtbmmkursu.jpg" alt="" width="375" height="225" />Sayın Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sözlerime başlarken hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta sonu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Peygamberimizin, Mekke’den Medine’ye hicretinin gerçekleştiği Muharrem ayına girmiş bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ay aynı zamanda, Müslümanların kalbinde ve zihninde hüznün, şiddetin ve acımasızlığın misalleriyle doludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin ve yanında yer alanlar, Kerbela’da vahşice ve vicdansızca şehid edilmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hicri 1372 yıl önce meydana gelen bu tarifi olmayan katliamın acı izleri, inananların gönlünde hala bir kor olarak durmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Müminlerin, münafıklarla ve yüce dinimizi siyasete alet eden bedbahtlarla ebediyete kadar kapanmayacak mesafesi bu hüzünlü vakada bir kez daha kendisini göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu elim ve insanlıkla bağdaşmayan felaketin asırlarca Müslümanların yüreklerini kanattığı ve en derinden hissedildiği bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mezhebi, kökeni ne olursa olsun, tüm Müslümanlar bu müşterek acıyı, sızıyı ve kederi sahiplenmişler, yüzyıllardır da haklı yasını tutmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin; cesaretiyle, asaletiyle, haksızlıklara kafa tutan şanlı mücadelesiyle inananların ufkunda hiç sönmeyecek manevi bir parıltı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve inşallah sonsuza kadar da böyle kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphe etmeyiniz ki, Peygamberimizin aziz torununu iktidar amacı uğruna şehid eden kanlı eller, dünya durdukça nefretle ve lanetle hatırlanacak, vicdanlarımızda küfrün ve kötülüğün uzantıları olarak mahkûm olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu matem ayında tutulan oruçların, dağıtılan aşurelerin Kerbela şehidlerinin anılmasında ve idrak edilmesinde çok anlamlı bir yer tuttuğu malumlarınızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzüntüyle yâd ettiğimiz bu tarihi dramın, yüzyıllarca sıcaklığını koruyan hunhar olayın herkese ders ve ibretlik bir vesika olmasını temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi hırsın, doğruya, güzele ve Hakk’a sırt çevirmiş koltuk ve yönetim iddiasının; gözleri nasıl kararttığını, vicdanları nasıl körelttiğini, insanı nasıl canavarlaştırdığını bu meyanda görmek ve şahit olmak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle Cenab-ı Allah’ın, ilahi yolda ilerlerken hayatlarını kaybeden iman ve inanç burçlarının aziz ruhlarını şad etmesini diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kerbela hadisesinde hayatlarını kaybedenler başta olmak üzere, Allah yolunda, vatan uğrunda canlarını yitiren tüm kahraman şehidlerimize rahmet, bu ayda yapılacak ibadetlerin Yüce Allah tarafından kabul ve karşılık görmesini en içten duygularımla niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">17-21 Kasım tarihleri arasında Almanya’da bulunarak, Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun 27.Büyük Kurultayına iştirak ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Göçün 50’nci yıldönümünde, Avrupa Türklüğüyle bir araya geldik ve bizleri gururlandıran coşkularına tanık olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk kimliğini iftiharla taşıyan, Türk milletine mensubiyeti şuur düzeyinde benimsemiş aziz dava arkadaşlarımla ve gurbetçi kardeşlerimle hasret giderdik, özlemleri muhabbet ateşinde erittik.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu onlara ki, Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu onlara ki, millet aşkıyla hayatlarını sürdürüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ne büyük bir bahtiyarlık ki, ‘Ne mutlu Türküm Diyene’ sözünü seslendirmekten onur duyuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz elbette bunun aksini hiç düşünmemiştik.</p>
<p style="text-align: justify;">Taşıdıkları vatan ve memleket sevgilerinin, binlerce kilometrelik uzaklığı anlamsızlaştırdığını her fırsatta görmüş ve bununla da övünmüştük.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Türklüğünün heyecanını, karşılıksız bağlılığını ve derecesi sürekli artan tutkusunu her gidişimizde yükselen bir seviyede görmek bizleri ziyadesiyle mesut etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Onların sözleri sözümüz, yeminleri yeminimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü Avrupa’nın her köşesindeki aziz dava arkadaşlarım, milletimizin gönüllü elçileri ve kültürümüzün de yılmaz taşıyıcılarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Federasyonu’nun yol güzergâhımızdaki teşkilatlarında buluştuğumuz aziz vatan evlatlarının; umutları, sevinçleri, derin ilgileri ve tertemiz vicdanları istikamet olarak belirlediğimiz milli yolda bizleri daha da motive etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilhassa Essen’deki Kurultay salonuna sığmayan ve deyim yerindeyse yaşlı kıtaya adeta <strong><em>‘biz buradayız ve dimdik ayaktayız’</em></strong>mesajını veren asil duruşu hem görmek hem de hissetmek büyük bir kıvanç kaynağımız olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayrağı kalplerinde dalgalandıran, Türkiye’yi sohbetlerinde yaşatan ve vatanı gittikleri her yerde sembolleştirerek yücelten Avrupa Türklüğü Türk milletinin kutlu ve muhterem bir parçası olduğunu hiç unutmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nereden geldiklerini, hangi amaçla yaban ellerde bulunduklarını, menkıbelerini, dava bilinçlerini yüksek bir inanmışlıkla sahiplenmişler; değerlerini çok şükür kararlılıkla muhafaza etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek tabiidir ki, Kurultay konuşmamda vurguladığım gibi, Avrupa Türklüğü’nün sorunları bir hayli fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstüne üstlük ayrımcılığı teşvik eden, düşmanlığı körükleyen, yabancı karşıtlığıyla beslenen ırkçı saldırılar da muhatap oldukları problemleri katmerleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tahammülsüzlüğün kara lekesiyle yüzleri görünmez olan Neo-Nazi cinayetlerini bir kez daha kınıyor ve Türklere yönelik suikastların cevapsız bırakılmamasını istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümetini bu konuda daha aktif, duyarlı ve samimi olmaya davet ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Alman yönetiminin meseleyi saygı duruşlarıyla ya da günü kurtaracak açıklamalarla geçiştirmemesi için AKP iktidarına çok iş düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidarın siyasi tazyik ve diplomatik baskılarıyla, Alman yönetimini daha fazla harekete geçirerek bundan sonra yaşanabilecek cinayetlerin engellenmesi için seferber olması elzemdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mavi Marmara’daki dokuz vatandaşımızın katledilmesine haklı olarak tepki gösteren Başbakan Erdoğan tutarlılık gereğince; Almanya veya herhangi bir Avrupa ülkesindeki kardeşlerimize yönelik menfur saldırılara da aynı oranda karşılık vermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum, Başbakan’ın ne derece insaflı ve vicdanlı olduğunu da ortaya koyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet içinde çöreklenmiş kirli çevrelerin, dışarıdaki tetikçileri vasıtasıyla vatandaşlarımızı kurban olarak seçmeleri, şüphesiz Almanya’nın kontrol edilemeyen güçler tarafından yönlendirildiğini de göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın; Almanya’nın, Türkiye’de derin yapılarla nasıl mücadele edildiğini görmesini ve örnek almasını belirten ifadesi de maksadı aşan, bu ciddi konuyu bile sulandırmaya neden olan talihsiz bir beyan olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurtdışındaki Türk vatandaşlarımızın hayat hakkını savunması gereken Başbakan’ın; fırsattan istifade ederek içi boş ve asılsız sözlerle konuyu değişik bir kulvara çekmeye çalışması masum bir çıkış olarak görülmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kez daha buradan da duyurmak isterim ki; Dünya’nın neresinde olursa olsun, hiçbir kardeşimiz yalnız ve bir başına değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi sorumluluk sahipleri boş vermişliğin ve ihmalin gayya kuyusuna düşmüşlerse de; yanlarında Milliyetçi Hareket, arkalarında büyük Türk milleti her zaman korkusuzca duracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın izniyle; gurbetçilerimizin, sıla özlemiyle kavrulan soylu bakışların kaderlerine terk edilmediğini, çaresiz olmadıklarını bariz bir şekilde göstermeye, ispat etmeye her şart altında hazırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancı ülkelerde benliklerinden kopmadan, milli hasletlerinden savrulmadan, maneviyattan bir an olsun ayrılmadan varlıklarını devam ettiren aziz dava arkadaşlarımın, hilalin Avrupa semalarında parlayan onuru olacaklarına yürekten inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin faziletini, erdemini ve asırları aşan kutlu mesajlarını en iyi şekilde tebliğ edecek olan kuşkusuz Avrupa Türklüğü olacaktır ve bu yönüyle de beklentim çok fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümit ederim ki sağduyunun ve büyük bir medeniyetin rehberliğiyle, Avrupa başta olmak üzere, Dünya’nın her köşesinde aziz milletimiz bağrından çıkan temsilcileri eliyle daha fazla tanıtılacak ve bu şekilde önyargıların buzları eritilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu uğurda Avrupa Türk Konfederasyonumuzun ve ona bağlı ülke federasyonlarımızın takdir edilecek çalışmalarda bulunacaklarına canı gönülden itimat ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Almanya Demokratik Ülkücü Türk Denekleri Federasyonu’nun 27.Büyük Kurultayında seçilerek görev alan başta Federasyon Genel Başkanımız olmak üzere, tüm değerli dava arkadaşlarıma bir kez daha üstün başarılar diliyor, çabalarıyla Avrupa’da Türk milletinin sesi ve nefesi olacaklarına samimiyetle inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz, AKP iktidarının yol açtığı ve neden olduğu yıkım ve tahribatları ileri düzeyde yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onuncu yılına giren bu zihniyet, istismar etmedik değer, aşındırmadık tarihi mesele, bükmedik milli konu, kavga etmedik toplum kesimi bırakmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ecdadımız Ermenilere sorgulatılmış, geçmişimiz Avrupalıların insafına bırakılmış, milli davamız Rumların küstahlıklarına havale edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımız bölücülere, dağlarımız teröristlere, demokrasimiz mandacılara, özgürlüklerimiz ise haysiyet fukarası batı yanaşmalarına peşkeş çekilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir zamanlar kırmızı pasaport verdiğimiz peşmerge reisleri, bir yanda terörün mesajlarını iletir olmuşlar, diğer yanda ise tetik çeken elleri himaye etmekten çekinmemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı örgütün cinayetleri için yardım ve yataklık yapmaktan herhangi bir rahatsızlık duymamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine düşmanlıkta buluşan namertler bekledikleri tüm imkân ve kolaylıkları AKP’yle bulmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradıkları fırsatları AKP’de görmüşlerdir. İstedikleri tavizleri bu iktidardan almışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan; <strong><em>“nice dokunulmaz konu vardı, biz hepsine dokunduk”</em></strong> derken haklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Konuşulmayanların konuşulmasını sağladık”</em></strong> sözleriyle doğru tespitte bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Yazılmayanların yazılmasını, sorgulanmayanların sorgulanmasını sağladık”</em></strong> sözleriyle de kendi açısından mantıklı ve yerinde tavır sergilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak nedense dokunulmaz, konuşulmaz, yazılmaz, sorgulanmaz diye takdim edilen her meselenin açıldığı kapı Cumhuriyettir, Türk milletinin şerefi ve milli nitelikleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira asıl kavga 88 yıllık birikimledir ve Türk milletinin çağları aşan milli kimliğiyledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçek tahammülsüzlük Türkiye’nin üniter yapısına, toprak bütünlüğüne ve bin yıllık kardeşlik hukukuna yöneliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyümenin, güçlenmenin önündeki en büyük engellerden birisinin; geçmişle, tarihle, tabularla ve korkularla yüzleşememek olduğunu iddia eden Başbakan, karanlık emellerini birer birer ifşa etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’a tavsiyemiz yüzleşmeye madem bu denli niyetli ve isteklidir; o halde, önce kendi karanlık mazisine, kurduğu çarpık ilişkilere, içine girdiği hıyanet patikasına odaklanması şahsiyetiyle insicamlı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’a çok şükür, Türk milletinin geçmişinde utanacağı, sıkılacağı ve anlatamayacağı herhangi bir taraf yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">İmparatorluk yıllarımız da dâhil, sümen altı yapacağımız, görmezden geleceğimiz, izahta zorlanacağımız bir konu da bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu halde ikide bir, gerek ana muhalefet partisi CHP’nin, gerekse de AKP’nin çok nazik milli meseleleri kaşımaları ve eski defterleri tekrar açmaları hiç kimseye bir yarar sağlamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle AKP ile CHP arasında tarihi bir mesele üzerinden yapılan kayıkçı kavgası, iki partinin bu hassas konuda çelik çomak oynar gibi hareket etmeleri sancılı bir evreye dayanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konu, Türkiye’yi yüksek gerilim hattına sokmuş, enerjisini ve dermanını zafiyete uğratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabuk bağlamış yaralarla, kapanmış hadiselerle haddi aşan bir biçimde oynayan hükümet ve ana muhalefet anlayışının, sınırları ve sabırları zorladığı açık ve nettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki bizim, AKP ile CHP arasındaki çıkar ve günü kurtarmaya dönük atışmalara müdahil olmamız söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı kapının iki yüzünü temsil eden AKP ve CHP’nin rol paylaşımıyla, içine girdikleri söz düellosunun bizim açımızdan ehemmiyeti ve manası zaten yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirlerine ne söylediklerini, siyaseti nasıl kirlettiklerini Türk milleti kesinlikle görmekte ve gerekli notlarını almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz aynı gövdenin bu iki başını samimi olarak değerlendirecek ve şu içinde bulunduğumuz puslu ortamın faturasını önlerine mutlaka koyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dersim isyanı hakkında yapılan yorumların, gündeme taşınan belgelerin ve şuursuz suçlamaların Türkiye’de ana gündem maddelerinden birisi haline geldiği ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan bilmelidir ki; belge diye açıkladığı ve yaşanmış diyerek anlattığı hadiseler kardeşliğimize değil, ayrımcılığa prim verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Murat suyunun rengine kadar izahlarda bulunan bu şahsiyetin, çok tehlikeli bir oyun oynadığı tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile CHP işte bu konu etrafında bilek güreşi yapmakta, bir dönemin kapaklarını kaldırarak aslı astarı olmayan yaklaşımlarla, tarihimizi utanmadan hedef tahtasına haline getirmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim isyanının, ayaklanmasının savunulması adına AKP ile CHP tepişircesine birbirine sataşmakta ve sanal bir gündemle ülkemizin gerçek meselelerini kapatmaya uğraşmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysaki gündem ağır ve vatandaşlarımızın sorunları fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomi alarm vermekte, toplumun her kesimi çığlıklarına kulak verilmesini istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayetinde bu iki parti de, aynı mantık ve eğilimle benzer görüşler sarfetmekte, yalnızca nüanslarda ayrışmakta ve ters düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için bu iki siyasi zihniyetin Türkiye’yi harap etmeleri, tarihten husumet çıkarmaları talihsiz olduğu kadar kabul edilemez bir sorumsuzluk ve vicdansızlık örneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim’de cereyan eden hadiselerin her şeyden evvel tanımını ve ismini koymak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin bu konuda daha iyi aydınlatılması için siyasiler değil, tarihçiler, milli vicdanlarını ipotek ettirmemiş aydınlar konuşmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Londra’daki, Moskova’daki, Vashington’daki, Paris’teki arşivlere de girilmeli, kimin kiminle sarmaş dolaş olduğu, ne gibi senaryolara destek verildiği netlik kazanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat üzeri örtülemeyecek kadar bariz bir gerçek vardır ki,  o da Dersim olaylarının Başbakan’ın sunduğu gibi katliam değil; apaçık bir ayaklanma olduğu hususudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünebiliyor musunuz; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, kendi tarihimizdeki bir isyana katliam diyebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan eğer biraz onurun, merhametin ve şerefin varsa bu iftirandan dolayı özür dilersin ve sözünü geri alırsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Hele hele huzurlarında bu yalanı ve temelsiz suçlamayı dile getirdiğin kendi partinin il başkanlarından helallik alırsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Şundan emin ol ki, şu an hayatta olmayanların haklarını çiğnemen, pervasızca haklarını yemen karşılıksız kalmayacak ve bunun vebali iki cihanda da yakanı bırakmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan ve kol kola girdiği teslimiyet korosu ne söylerse söylesin; Dersim vakası bir isyan girişimidir ve Türk devletinin egemenlik haklarına küstahça meydan okumadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünün PKK’sı, KCK’sı neyse, Dersim kalkışmasına tevessül edenler de aynısıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aşamada sormak isterim ki; bu zaman diliminde bölücü teröre karşı alınan tedbirlerin, yapılan operasyonların özrünü gün gelecek birileri de dileyecek midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin talimatlarıyla görev yapan kamu görevlilerinden, gün gelecek tıpkı bugünkü gibi hesap sorulacak, isimleri kirletilerek verildikleri yerlerden sökülüp atılacak mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Ve özür furyası basiretsiz, kötü niyetli ama siyasi yetki almış ellerce sürdürüldüğü müddetçe bu devlet, bu coğrafyada nasıl yaşatılacak ve nasıl ayakta tutulacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurucu kahramanlar demokrasiyi tabana yaymaya çabalarken, aynı zamanda da devlet kurmak için mücadele vermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın yapısı ve siyasi meşrebi münasebetiyle bu söylediklerimizi içselleştirmesi ne yazık ki söz konusu bile değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti kendi varlığına, devlet olmaktan kaynaklanan haklarına ve yetkilerine el ve dil uzatan kanlı niyetlere tabiidir ki haddini bildirmiş ve gerekirse yine bildirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın neresinde olursa olsun, halkının güvenini ve desteğini almış meşru bir devlet, kendisine yönelmiş tehlikeleri önlemek ve etkisizleştirmekle yükümlüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet otonom hareketler, kural tanımayan oluşumlar, ayrılıkçı eğilimler, çıkar ve menfaat ağlarıyla örülmüş feodal kalıntılar devletin sürekliliğine ve bizzat hükmü şahsiyetine diş biliyorlarsa, doğaldır ki bu karşılıksız bırakılmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzak tarihimizde Baba İlyas, Şeyh Bedrettin, 15 ve 16. yüzyıllarda levendlerin ve suhtelerin tetiklediği isyan dalgalarına karşı böyle davranılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, Tunceli ilimiz ve havalisi gerek Cumhuriyet öncesinde gerekse de sonrasında vahim ve son derece düşündürücü olayların merkezinde yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgedeki aşiret ve köhnemiş ağalık sistemi, millet altı yapılanmaların fazlasıyla yer ve zemin bulması birçok sorunu beraberinde getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi güç ve geleneksel itibarlarının zayıflayacağından korkan yerel çıkar ve baskı grupları, bölge insanımızı devletten uzaklaştırmak ve milletimizden ayrı tutmak için her kirli tezgâhın içinde olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetle birlikte tebaadan vatandaşlığa geçişin yarattığı umut dalgası ve iyimserlik rüzgârı ne yazık ki feodal ilişkilerin duvarlarına çarpmış ve hatta kanlı iç meselelere dayanak teşkil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet gücünün bölgeye ulaşmasını istemeyen, yardımları reddeden, ıslah ve imar faaliyetlerine direnen yerel güç odakları, dar ve son derece güdük hâkimiyet alanlarını kaybetmemek için durmadan nifak saçmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimi zaman mezhep aidiyetini, kimi zaman etnik kökeni, kimi zaman da dini hassasiyetleri istismar ederek isyan ateşini diri tutmaya çalışan gafillere her devirde fazlasıyla tesadüf edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar çoğunlukla yabancıların güdümüne girmişler, Şark Meselesinin piyonları olmayı gönüllü bir şekilde kabul etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, Türk milletine diklenmekten, kardeş ihtilafını körüklemekten ahlaken ve manen hiç rahatsızlık duymamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">O dönem itibariyle, otorite ve nüfuzlarının kırılacağı, aşiret yapılanmasının bozulacağı endişesine kapılanların başında, son günlerin en çok bahsi geçen ve Dersim’in elebaşlarından birisi olan bölücü şahsiyeti gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu kadarını söyleyebilirim ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın kışkırtmalarına kucak açanların, yabancılara aman dileyerek yardım talebinde bulunanların, Tunceli’yi özerk ve dokunulmaz bir yer haline getirme aymazlığına soyunanların bugünlerde alkışlanması hazin olduğu kadar da utanç vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tuncelili vatandaşlarımı ve Alevi kardeşlerimi bütün bu aşağılık sürecin dışında tuttuğumuzu ifade etmeliyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Onların pırlanta gibi geçmişlerini, isyanla bağdaştırmaya çalışmanın büyük bir densizlik ve ahlaksızlık olduğunu duyurmak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti kurduğu devletlerin hemen hepsinde isyanlarla, iç meselelerle karşılamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak “Devlet ebed müddet” anlayışının yaşaması için de hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta ecdadımız, devletin esenliğini ve baki kalmasını temin etmek için, bugün onaylamamızın zor olduğu, ama kendi devrindeki şartlar gereğince makul karşılanabilecek bir dizi önlemi acı da olsa almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Taht kavgalarına mani olmak ve iç huzursuzlukların önüne geçmek amacıyla bunlar gerekli ve zorunlu görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan bilmese de ya da bildiği halde kabul etmese de Türk devlet geleneğinin temeli düzene, dirliğe ve adalete dayalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin tercihi ve kararı hep bu yönde tecelli etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birliğin yıkılması, varlığın zedelenmesi, vatan topraklarını parselleme niyetleri bu nedenle Türk milleti tarafından asla hoşgörüyle karşılanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki doğal ve doğru olanı da budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim isyanı bu açıdan ele alınmalı ve teşhis karmaşasıyla hakikatler gayri milli siyasetin kıskacında öğütülmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurulu düzene ve meşru yönetime karşı silahlı eylem ya da saldırılar dünyanın her tarafında aynı isimle ve yaklaşımla değerlendirilmektedir ve bunun da ismi elbette ayaklanmadır, failleri de haindir.</p>
<p style="text-align: justify;">İtaatsizlerin, devletin ulviyetine göz dikmiş canilerin, milletin bütünlüğünü bozmaya çalışan çürümüşlerin Dersim isyanında neler yaptığını, kimlerin taşeronluğuna soyunduğunu ve hangi şirret hesaplara alet olduklarını tarih bütün safahatıyla ortaya koyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayalım ki bu isyan Türk milletine gözdağıdır, sindirme ve yabancıların gözetimi ve hedefleri kapsamında zehir kusan bir nifak faaliyetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl ki Türk milleti kendisine ve devletine yönelik başkaldırıları tarihin hiçbir döneminde cevapsız bırakmadıysa, bunu da karşılıksız koymamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP, CHP ve yanlarında saf tutmuş Cumhuriyet karşıtları; isyancıların çetelesini tutup haklarını savunurken, Dersim isyanına giden süreci kasıtlı bir şekilde görmezden gelmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İster vicdanen, ister ahlaken, isterse de hukuken değerlendirilsin Tunceli’deki tahrikler Türk milletinin huzuruna, bağımsızlığına ve taşıdığı ruha hakarettir ve bunun için de isyanın başı hamd olsun ezilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan hareketle havaalanı isimlerinin değiştirilme tekliflerini ve Mustafa Kemal Atatürk’e kadar dayanan ithamları şiddetle red ve telin ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim isyanı; hükümeti devirme, yeni kurulan Cumhuriyeti yıkma ve ülkeyi parçalama sürecinin ara bir aşamasıdır ve doğru olarak da dönemin devlet yöneticileri Türk milletinin kendilerine yüklediği sorumluluğun gereğini yapmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz Dersim isyanına karışanlar devleti yıkmaya tam teşebbüs etmişler ve bu yüzden dönemin Anayasa’sının 149’ncu maddesine göre de suçlu bulunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Lütfen düşününüz ve güvendiğim vicdanlarınızda şu sorularımın muhasebesini yapınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim isyanının, 74 yıl sonra avukatlığına soyunanların ağızlarından, isyancıların katlettiği vatan evlatlarıyla ve olayları başlatan cinayetleriyle ilgili görüş ileri sürene hiç rastladınız mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Asteğmen İsmail Hakkı’nın ve yanında şehid düşen otuzüç askerin hakkını, hukukunu savunanı işittiniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">İsyancıların başı Seyyid Rıza’nın derdine düşenler, karakolunda askerleriyle ansızın baskın yiyerek şehid olan gencecik asteğmeni nasıl izah edeceklerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">Az önce de vurguladığım gibi, bu nedenle Dersim isyanına karışanların, Mehmetçiğin kanına girenlerin bugünkü PKK’dan, bölücü KCK’dan hiçbir farkı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradaki benzerliğe ve yakın illiyet bağına lütfen dikkat buyurunuz:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dün karakollar basılıyordu, bugün de basılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dün analar ağlıyordu, bugünde ağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dün Mehmetçik bayrağa sarılı tabutuyla memleketine gidiyordu, bugün de gidiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dün bölücülük yapılıyordu, bugün de yapılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dün köprüler yıkılıyor, yollar ve binalar kundaklanıyordu, bugün de aynısı yaşanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dün etnik ve mezhep karşıtlığından medet uman alçaklar vardı, bugün de vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak dünle bugün arasındaki en belirgin fark devleti yönetenlerdedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu ibretlik manzaraya bakın ki, dün Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kahramanlar varken, bugün etnik bölücülükle kucak açan, müzakere ve mütareke eden zihniyetler bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi Başbakan Erdoğan çıkmış, katliam diyerek sunduğu isyanla ilgili olarak; “eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum” diyebilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan; bizzat sana hatırlatırım ki, Türk devlet geleneğinde böyle bir literatür yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle bir melanet ve rezalet hiçbir dönemde vuku bulmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şekildeki bir pespayelik ve kifayetsizlik ancak seninle görünür olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı da; devlet adına Cumhurbaşkanından özür beklediğini ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Özür’ koalisyonu bu şekilde kurulmuş ve saflar iyice belirginlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette bizim Başbakan Erdoğan’a ve ana muhalefet liderine söyleyeceğimiz çok sözümüz vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Merakımız, bundan sonra daha hangi meselelerle ilgili özür dileneceğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Malazgirt’te Bizans’ı yenerek Anadolu’ya adım atmamızdan dolayı özür mü dileyelim?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Haçlı zihniyetine gününü gösteren kutlu ceddimiz adına af mı dilenelim?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>İstanbul’un fethinden dolayı üzüntülerimizi mi bildirelim?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Celali isyanlarını bastırmaktan, isyancı başlarını tesirsiz hale getirmekten ve devlete sahip çıkmaktan dolayı nedamet mi gösterelim?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Türk milletinin varlığından, nefes almasından dolayı bağışlanma talebinde mi bulunalım?</p>
<p style="text-align: justify;">Nedir senin isteğin?</p>
<p style="text-align: justify;">Amacını ve yapmak istediklerini net olarak milletimize açıkla.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimin adına ne diliyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cüreti ve cesareti sana kimler veriyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Kimlerin ağzından konuşuyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">Kimlerin düşüncelerini servis ediyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan; yanlış yoldasın, çıkmaz sokaktasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Arkana aldığın küresel güçlere fazla güveniyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Teslimiyetçiler de aynı tuzağa girmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Damat Ferit de aynı hataya düşmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Aciz, korkak, zavallı hükümeti de aynı çelişkilere batmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancıların ilgisini kazanmak, işgali kabul ettirmek adına yapmadıkları çirkeflik, çarpıtmadıkları fikir, atmadıkları iftira kalmamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin tarihini kötülemek, ecdadımızı soykırımcı olarak göstermek, isyanları bastıranları savaş suçlusu olarak sunmak olsa olsa bedeni burada, ama ruhu Batı’da bulunan kimliksiz ve köksüz zihniyetlerin düşeceği bir sapmadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan acaba;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Çanakkale’yi bedenleriyle, kanlarıyla geçilmez yapanların şanlı mücadelelerinden,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>1919’da Samsun’a çıkarak musallat olan işgalcilerin kafasına inen kudretten,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Sakarya’dan, Dumlupınar’dan, Büyük Taarruz’dan,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Kurtuluş mücadelesinin adım adım inançla yürütülmesinden,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>İzmir’de, düşmanın denize hayalleriyle birlikte gömülmesinden,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Cumhuriyet’in ilanından,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Sözde Ermeni soykırımından dolayı özür dileyecek midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Arkasında da PKK’dan, İmralı canisinden, Türk milletinin tökezlemesini ve sonra da dağılmasını bekleyen yüreksiz ve insanlık müsveddelerinden özür dileyecek midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ille de özür dileyecekse, yaptıklarından, verdiği zararlardan, milletimize yaşattığı hayal kırıklarından dolayı bunu yapmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancı görevlilerin, istihbarat elemanlarının yüzyıllardır denediği ama başaramadığı etnik ve mezhep ikiliğini, düşmanlığını bilemekten vazgeçmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Takip ettiği ve ısrarla yürüdüğü yolun sonunda gözyaşı, kavga, niza ve küslük vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski defterleri karıştırarak, bundan siyasi nema ummanın hem partisine hem de kendisine hayrı dokunmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu davranışlar milletimizin kardeşliğini değil, fitnenin kökleşmesini sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiklal mahkemeleri konusundaki tartışmalar ve arayışlar da bu kapsamda görülmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hukuka darbe vuran, mahkemeleri siyasi baskı altına alan, haksız yere insanları cezaevine sokan bu zihniyetin, kuruluş yıllarının olağanüstü yargılama anlayışından rahatsız olması traji komik bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakalım tarihçiler, bilim insanları bunlarla ilgili değerlendirmelerini kendi mecralarında yapsınlar, objektif neticelere ulaşsınlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde Ermeni soykırım meselesinde tarihçileri göreve çağıran Başbakan ve yol arkadaşları, iş buraya gelince ahkâm kesmekte bir beis görmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca sorgulanması gereken bir husus da; Atatürk Dil ve Tarih Kurumu’nun, üniversitelerin tarih bölümünde görev alan değerli bilim insanlarının, tarih alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının tarihimiz bu kadar darbe alırken seslerini dahi çıkarmamalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihçiler bugün konuşmayacak da ne zaman değerlendirmede bulunacaklardır?</p>
<p style="text-align: justify;">Malum medya tarafından Dersim meselesinin, isyandan ziyade katliam gibi dillendirilmesine daha ne kadar katlanacaklardır?</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bu iğrençliği, medya sahipleri hangi yüzle sürdüreceklerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">Hem MHP, hem de milletimiz bu gelişmeleri kızgınlıkla izlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda şu önerilerimizin muhataplarımız tarafından dikkatle incelenmesi ve bir karara bağlanması gerekmektedir:</p>
<p style="text-align: justify;">1-      Acilen ve kısa süre içinde bir ‘Tarih Şurası’ toplanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">2-      Bu Şura’da yer alan objektif ve araştırmacı niteliğe haiz değerli tarihçilerden kurulan bir heyete, devletin her türlü imkanı sunulmalı, başta Genel Kurmay Arşivi, TBMM tutanakları, Cumhuriyet arşivi olmak üzere bilgi ve belge edinecekleri tüm kapılar açılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">3-      Aynı zamanda araştırma ve incelemelerde bulunmak üzere; Rus, Birleşik Krallık ve Fransız arşivlerine girmeleri de sağlanmalı ve her türlü destek verilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılacak çalışmalar neticesinde ulaşılan sonuçlar değerlendirmeye tabi tutulmalı ve gerçekler neyse, nelerden ibaretse Türk ve Dünya kamuoyuna açıklanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu durum karşısında; her şey tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacak; kimin haklı kimin haksız, kimin hıyanetin tarafında kimin ise milletin yanında durduğu açıklıkla görülebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman Başbakan Erdoğan’ın foyası resmen ortaya çıktığı takdirde; kendisi Türk milletine kin ve düşmanlık aşılamaktan, tarihimizi keyfince yorumlamaktan ve neden olduğu yıkımdan dolayı Yüce Divan’da hesaba çekilmekten asla kaçamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin ağırlaşan gündemi içinde, Cumhurbaşkanı’nın Birleşik Krallığa ziyareti ve bu esnada dile getirdiği beyanları, düşünceleri bizim açımızdan önemli bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle diyebilirim ki, Sayın Gül’ün seyahatine çok fazla anlam yüklemesi, kendi fıtratınca makul olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu ziyaretin milletimize hangi kazanımları sağladığı ve ne gibi faydalar getireceği ise belirsizliğini korumaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Dersim isyanının tartışıldığı ve Suriye’de suların iyice ısındığı bir dönemde Birleşik Krallığa yapılan ziyaret her açıdan dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saraylardaki iltifatlar, şatafatlı karşılamalar, verilen hediyeler, giyilen franklar, takılan şövalye nişanları, gerçekleştirilen kadetral ziyaretleri, tokuşturulan kadehler en çok akıllarda kalan hususlar olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Sayın Gül’ün, Birleşik Krallık Başbakanı’nın ayağına kadar gitmesi ve makamında onu ziyaret etmesi doğru ve sineye çekeceğimiz bir gelişme değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devletini temsil eden Sayın Gül’ün bu tercihi, milletimizin saygınlığı ve devletimizin itibarı açısından yaralayıcıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün ayrıntılarının düşünülmesi gereken bu ziyaret sırasında, böylesi bir durumun anlık ve olağanüstü gerçekleştiğini söylemek çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de, Suudi Kralı’nın ayağına gidenlerin, bunu başka bir yabancı yöneticiye de tekrarlamaları kendileri bakımından sorun teşkil etmeyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Türk milletini temsil ettikleri sürece, taşıdıkları sorumlulukların manasına ve derin sırrına vakıf olmaları çok büyük önemdedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Gül’ün, Birleşik Krallıkla ülkemizin ezelden ebede bir dostluk ilişkisi içinde bulunduğunu söylemesi ise doğruları ve tarihi hadiseleri karartmaktan başka bir anlama gelmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Türkiye artık yoktur”</strong> sözlerinin, bu ülkenin en etkili ağızları tarafından kendi parlamentolarında ilan edilmesinin üzerinden çok geçmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Şark Meselesi”nin hamisi olarak, iki yüz elli yıldır peşimizde olan bu ülkenin neler yaptığını, hangi kumpaslarla altımızı oymaya çalıştığını idraki mefluç olmamış her vatandaşımız bilebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski hâkimiyet havzalarımızdaki isyanları ve bağımsızlık hareketlerini organize eden, gizli antlaşmalar vasıtasıyla topraklarımızı ittifak içindeki devletlerle bölüşen ve içinde bulunduğumuz bölgede istikrarsızlığın kök salmasını sağlayan bu ülkeden Türk milletinin alacağı ve öğreneceği bize göre hiçbir şey yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla, Birleşik Krallığa yılda iki devletin ziyareti kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz yıl için ABD ve Türkiye şanslı ve talihli ülkeler olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın coğrafyalarımızdaki halk hareketlerini ve yönetimlerin birer birer devrilmesini hesaba kattığımızda; yapılan ziyaretlerden çıkacak anlamlar meselenin içyüzünü deşifre edebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz BOP; ABD ile Birleşik Krallık arasındaki derin, tarihi ve kadim ilişki çerçevesinde adım adım yürütülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iki ülkenin Türkiye’yi, AKP eliyle ateşe sürüklediği gün gibi meydandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün kışkırttığı isyanlarla sonuç alamayan, kardeşliğimizi ne yaptıysa bozamayan, Müslüman coğrafyasına pençesini geçirerek zulmü yaygınlaştırsa da sömürü heveslerine tam olarak erişemeyenler bu defa daha farklı bir yöntemi devreye sokmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü kadarıyla AKP boşuna ikram görmemekte, boş yere desteklenmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saraylardaki ağırlanma, masalları andıran takdimler rastlantı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sömürü defterinin boş kalan sayfalarını yazacak ve arkasından da taşıyacak yeni bir kâtibe ihtiyaç vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu konuda AKP aranılan özelliklere ziyadesiyle sahiptir ve müracaatlar içinde şartlara en uygun kriterler bu kafa yapısında içler acısı bir biçimde mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhurbaşkanı Gül’ün Suriye konusunda, <strong><em>“en kötü senaryoya hazırlıklıyız”</em></strong> ibaresi AKP’nin gizli gündemini ve BOP’un gerçekleşmesi için neleri yapabileceğini iyi bir şekilde özetlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan; tıpkı Mısır, Libya liderlerine aşama aşama getirerek olgunlaştırdığı “görevden çekil” ihtarını bu defa da Suriye için kullanmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla da yetinmemiş, Kaddafi’nin akıbetini hatırlatarak insanlık dışı vahşi saldırıları neredeyse koz olarak kullanan bir kırılmanın dibine yuvarlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne hikmetse, Başbakan’ın bu yıpratma taktiğinden hemen sonra, Batı’nın bombaları komşu coğrafyalara atılmış, muhalif unsurlar silahlandırılarak iç savaşın çıkması sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Endişemiz, Libya muhalefetine ev sahipliği yapan AKP’nin, şimdi de Suriyeli yönetim karşıtlarına destek vermesiyle milletimizi şiddet sarmalının doğrudan tarafı haline getirecek olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek görüyoruz ki, Türkiye değişkenleri hızla sabitlenen bir denklemin içindedir ve çatışma dinamikleri bir bir harekete geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun sonucunda başkalarının içişlerimize müdahalesi, iç dengelerimizle oynamaları çok kolay hale gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu takdirde, Kandil’e, İmralı’nın kanlı mektubunu taşıyan, katil elleri muhabbetle sıkan AKP hükümeti, bölücülükle ilgili bir dış dayatmayı veya uluslararası karışmayı nasıl önleyecek ve böylesi bir açmazı ne şekilde karşılayacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmelere bakılırsa ülkemiz geri dönüşü çok zor bir sürece doğru gitmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel hesaplar, AKP’ye altın tepsi içinde verilmiş ve biçilen vade içinde her şeyin tamamlanması istenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan ve partisi; BOP’un müzahir kadrosunda dönemsel de olsa son derece göz dolduran önemli bir aktör haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ortamda, İran’ın tehditleri ve ‘<strong><em>ilk Türkiye’yi vururuz’</em></strong> açıklamaları herkesçe işitilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya’nın, füze savunma sistemiyle ilgili sert tedbirleri bölgesel kaygıları arttırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu kaynamakta, Mısır’ın Tahrir Meydanı yine kalabalıkların, protestoların ve gösterilerin merkezi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çember daralmakta, süreç kısalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgemizde neye mal olacağı az çok belli olan bir istikrarsızlık ve kanlı çekişmenin göbeğine Türkiye hızla itilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ya bu süreçte Türkiye’yi tasfiye edecektir, ya da Türk milleti buna fırsat vermeden kaderine sahip çıkarak bu siyaset karaborsacısına dersini verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya Başbakan küresel hedefler çerçevesinde Türk milletini Ortadoğu’da dağıtacak ve büyüterek bölecektir; ya da Türk milletinin asırları aşan kudreti bu zihniyeti geldiği gibi gönderecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya Cumhuriyet’le birlikte üniter yapıyı tasfiye edip Türk milletini etnik ve mezhep gurupları arasında taksim edecektir; ya da Türk milleti kutlu varlığına musallat olan belalardan, Türkiye sevdalıları aracılığıyla dün olduğu gibi yine sıyrılıp kurtulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dış gelişmelerin yanı sıra, bölücülüğün alacağı seviye, yeni anayasanın varacağı nokta, ekonomideki tablo, yeni cumhurbaşkanın kimliği ve şüphesiz milletimizin iyiye ve güzele bağlılığı geleceğimizi yakından etkileyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Dersim isyanı bağlamında yürütülen kampanyanın ve kutuplaşmanın; geçmişimizin masaya yatırılarak tarumar ve taciz edilmesinin, dış ziyaretlerin belli bir takvim ve plan dâhilinde yürütülmesinin arkasında ve önünde gizli hesaplar olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şartlar altında Milliyetçi Hareket olarak gücümüzü aziz milletimizden, ilhamımızı şerefli tarihimizden, azmimizi ecdadımızın kahramanlıklarından alarak yolumuza devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın izniyle, milletimizin hisarını yıktırmayacağız, devletimizin tekliğini bozdurmayacağız, millet aşkıyla çarpan yürekleri feryat ettirmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygularla konuşmama son verirken, Meclis çalışmalarında siz değerli milletvekili arkadaşlarımın başarılı bir hafta geçirmesini diliyor; haftalık grup toplantımıza katılan herkesi sevgi ve saygılarımla bir kez daha selamlıyorum.<strong> </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-29-11-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-29-11-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal Alanya ve Gazipaşa İlçelerini Gezdi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-alanya-ve-gazipasa-ilcelerini-gezdi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-alanya-ve-gazipasa-ilcelerini-gezdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 15:33:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Alanya]]></category>
		<category><![CDATA[Alanya Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Gazipaşa]]></category>
		<category><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3099</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal haftasonu Alanya ve Gazipaşa ilçelerinde ziyaretlerde bulundu. 25 Kasım 2011 Cuma günü Serik Ülkü Ocakları’nda devir teslim törenine katılan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, daha sonra Alanya Ülkü Ocakları’nı ve MHP Alanya İlçe Başkanlığı’nı ziyaret etti. Alanya Ülkü Ocakları’nda gençlerle buluşan E. Serkan Uysal, burada gençlerle sohbet etti. Alanya’dan sonra Gazipaşa’ya geçerek burada Gazipaşa Ülkü Ocakları’nı ziyaret etti. Daha sonra Gazipaşa esnafını ziyaret ederek, halkla sohbet etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/ilceziyaret11_11-1.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal haftasonu Alanya ve Gazipaşa ilçelerinde ziyaretlerde bulundu.</p>
<p>25 Kasım 2011 Cuma günü Serik Ülkü Ocakları’nda devir teslim törenine katılan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, daha sonra Alanya Ülkü Ocakları’nı ve MHP Alanya İlçe Başkanlığı’nı ziyaret etti. Alanya Ülkü Ocakları’nda gençlerle buluşan E. Serkan Uysal, burada gençlerle sohbet etti.</p>
<p>Alanya’dan sonra Gazipaşa’ya geçerek burada Gazipaşa Ülkü Ocakları’nı ziyaret etti. Daha sonra Gazipaşa esnafını ziyaret ederek, halkla sohbet etti.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ilceziyaret11_11-2.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ilceziyaret11_11-3.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ilceziyaret11_11-4.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/ilceziyaret11_11-5.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysal-alanya-ve-gazipasa-ilcelerini-gezdi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-alanya-ve-gazipasa-ilcelerini-gezdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serik Ülkü Ocakları’nda Bayrak Değişimi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 15:46:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Serik Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Serik Ülkü Ocakları Başkanı Kürşat Karakoyun]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3092</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal ve İl Ocak Yöneticileri ile çok sayıda Ülkücünün katılımıyla Serik Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı’nda devir teslim töreni düzenlendi. Devir teslim töreninde kısa bir konuşma yapan Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal: “Ülkü Ocakları&#8217;nda milli şuuru yerinde gençler yetiştirmek temel gayemizdir. Ahlaklı, bilgili ve eğitimli gençler 2023 Türkiye&#8217;sini inşa etmek için hazırlanmaktadır. Ülkücü gençlik, Türk Gençliği’ne örnek ve önder olabilme iddiasıyla hareket eden nesiller yetişmesini sağlama gayretindedir. ”dedi. Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal geçmişteki hizmetlerinden dolayı Mete Erdem’e teşekkürlerini sunarak, görevi devir alan Kürşat Karakoyun’a başarı temennilerinde bulundu. Serik Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı görevine atanan Kürşat Karakoyun: &#8220;Bu mukaddes görevi bana layık gören ve bana tevdi eden dava Büyüklerime ve bugüne kadar bu bayrağı taşıyarak bizlere kadar gelmesinde emeği geçen gelmiş geçmiş Başkanlarıma şükranlarımı arz ederim. Bu bayrağı hep birlikte taşımaya devam edeceğiz.&#8221;dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/SerikOcak-degisim.jpg" alt="" width="600" height="437" /></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal ve İl Ocak Yöneticileri ile çok sayıda Ülkücünün katılımıyla Serik Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı’nda devir teslim töreni düzenlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Devir teslim töreninde kısa bir konuşma yapan Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal: “Ülkü Ocakları&#8217;nda milli şuuru yerinde gençler yetiştirmek temel gayemizdir. Ahlaklı, bilgili ve eğitimli gençler 2023 Türkiye&#8217;sini inşa etmek için hazırlanmaktadır. Ülkücü gençlik, Türk Gençliği’ne örnek ve önder olabilme iddiasıyla hareket eden nesiller yetişmesini sağlama gayretindedir. ”dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal geçmişteki hizmetlerinden dolayı Mete Erdem’e teşekkürlerini sunarak, görevi devir alan Kürşat Karakoyun’a başarı temennilerinde bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;">Serik Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı görevine atanan Kürşat Karakoyun: &#8220;Bu mukaddes görevi bana layık gören ve bana tevdi eden dava Büyüklerime ve bugüne kadar bu bayrağı taşıyarak bizlere kadar gelmesinde emeği geçen gelmiş geçmiş Başkanlarıma şükranlarımı arz ederim. Bu bayrağı hep birlikte taşımaya devam edeceğiz.&#8221;dedi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/SerikOcak-degisim2.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/SerikOcak-degisim3.jpg" alt="" width="600" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fserik-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklarinda-bayrak-degisimi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal ile Söyleşi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-ile-soylesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-ile-soylesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2011 21:17:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3088</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Başkan’ım öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? 1988 yılında Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde doğdum. İlköğretim ve lise eğitimimi Gazipaşa’da tamamladım. Daha sonra Akdeniz Üniversitesi’ni kazandım ve halen eğitimime burada devam etmekteyim. Sayın Başkan’ım Ülkücü Hareket ile nasıl tanıştınız ve Hareket’in içerisinde hangi görevlerde bulundunuz? Ülkücü Hareket ile tanışmam babam ve ailem vesilesiyle oldu. Ortaokul yıllarımdan itibaren Gazipaşa Ülkü Ocakları bünyesinde farklı görevlerde bulunarak kutlu davamıza hizmet etmeye çalıştım. 2008 yılında Gazipaşa Ülkü Ocakları Başkanlığı görevine atanarak, Ülkücü Hareketi Gazipaşa’da en iyi noktalara getirmek için elimden gelen gayreti sarfettim. 2009 yılında üniversite kazanmamla beraber Antalya Ülkü Ocakları Üniversite Birimi Başkanlığı görevinde bulundum. 2011’in Ocak ayında Antalya Ülkü Ocakları İl Başkan yardımcılığı görevine atandım. 14 Kasım 2011 tarihi itibari ile Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevini üslendim. Malum olduğu üzere Ülkü Ocakları, Cumhuriyet tarihinin en köklü ve oynadığı rol bakımından ülkenin en önemli kurumları arasında yer almakta, bize Ülkü Ocakları’nın tarihî misyonundan ve bunun sizin başkanlığınızdaki yeni dönemde Antalya’ya yansımasının nasıl olacağından kısaca bahsedebilir misiniz? Türk milletinin kaderine tarihin her döneminde yön veren büyük şahsiyetler olmuştur. Bu şahsiyetler gün gelmiş Mete Han, gün gelmiş Bilge Kağan, gün gelmiş Alparslan, gün gelmiş Osman Gazi, gün gelmiş Mustafa Kemal ve gün gelmiş Başbuğ Alparslan Türkeş olarak Türklüğün tarih sahnesinde tecelli etmiştir. Etraflarındaki inanmış neferlerle milletin milli ve manevi değerlerini korumayı ve Türk milletini sonsuza dek yaşatmayı en büyük hasletleri kabul etmişler, milletin bekası devletin ebediyeti için yüce bir iman ve ülkü aşkıyla büyük fedakârlıklar yaparak bizlere bu mirası emanet bırakmışlardır. Ve bu mirasın son varisi olarak Ülkü Ocakları da 1970’li yıllardan itibaren yurdun dört bir yanında teşkilatlanarak imanlı, ahlaklı, zulme karşı hakkı haykıran, ilay-ı kelimetullah için nizam-ı âlem diyen bir gençlik yetiştirerek tarihten devraldığı kutlu sancağı sonsuza dek taşımak için var gücüyle çalışmalarına başlamıştır. Ülkü Ocakları şanlı mazisi ile de bu asil yükün bilinciyle hareket ettiğini göstermiştir. Antalya Ülkü Ocakları olarak biz de taşıdığımız sorumluluğun farkında olarak tarihten aldığımız güçle milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz. Yeni dönemde Antalya için yapmayı düşündüğünüz plan ve projeleriniz hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Antalya’da öncelikle gençlerimizin eğitilmesine büyük önem vermekteyiz. Gençlerin her dalda kendilerini geliştirmesi ve eğitimli olması için çalışmalar ve projeler hazırlamaktayız. Bu amaçla seminer, konferans, panel gibi kültürel etkinliklerin yanısıra sportif faaliyetlerde düzenleyerek daha bilinçli bir gençlik yaratma çabasındayız. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak gençlerimizin topluma ve millete yararlı kişiler olmasını planlıyoruz. Milli şuuru yerinde, maneviyatı yüksek, ahlaklı gençlik ve toplum idealimiz ile halkımız arasında sıcak bağlar oluşturmayı hedefliyoruz. Toplumsal olaylara ve sorunlara da eğilerek çözüm önerileri yaratmakda öncelikli hedeflerimizden birisidir. Antalya’da Ülkücü Hareketin şanlı dava sancağını her alanda ve her yerde şan ve şerefle dalgalandırmaya çalışacağız. Bilindiği gibi gençlik bir ülkenin gelişmesinde ve ilerlemesinde en büyük paya sahip olan sosyal kesimdir. Gençliğin bu önemi hasebiyle onlar hakkındaki düşüncelerinizi ve onlara vermek istediğiniz mesajları öğrenebilir miyiz? Gençlik sizin de belirttiğiniz gibi bir ülkenin lokomotifidir. Milletler medeniyet sahnesinde yer almak ve kendilerini daha ileriye taşıyabilmek için donanımlı bir gençliğe muhtaçtır. Söz konusu gençlik kendisini edebiyattan tarihe sanattan kültüre, bilimden teknolojiye her alanda hakiki manada yetiştirmeye mecburdur. Türklük gurur ve şuuru...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" style="margin: 3px;" src="http://www.bizimantalya.com/newpics/11348/231120112227435738087.jpg" alt="" width="360" height="280" />Sayın Başkan’ım öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1988 yılında Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde doğdum. İlköğretim ve lise eğitimimi Gazipaşa’da tamamladım. Daha sonra Akdeniz Üniversitesi’ni kazandım ve halen eğitimime burada devam etmekteyim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Başkan’ım Ülkücü Hareket ile nasıl tanıştınız ve Hareket’in içerisinde hangi görevlerde bulundunuz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Hareket ile tanışmam babam ve ailem vesilesiyle oldu. Ortaokul yıllarımdan itibaren Gazipaşa Ülkü Ocakları bünyesinde farklı görevlerde bulunarak kutlu davamıza hizmet etmeye çalıştım. 2008 yılında Gazipaşa Ülkü Ocakları Başkanlığı görevine atanarak, Ülkücü Hareketi Gazipaşa’da en iyi noktalara getirmek için elimden gelen gayreti sarfettim. 2009 yılında üniversite kazanmamla beraber Antalya Ülkü Ocakları Üniversite Birimi Başkanlığı görevinde bulundum. 2011’in Ocak ayında Antalya Ülkü Ocakları İl Başkan yardımcılığı görevine atandım. 14 Kasım 2011 tarihi itibari ile Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevini üslendim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Malum olduğu üzere Ülkü Ocakları, Cumhuriyet tarihinin en köklü ve oynadığı rol bakımından ülkenin en önemli kurumları arasında yer almakta, bize Ülkü Ocakları’nın tarihî misyonundan ve bunun sizin başkanlığınızdaki yeni dönemde Antalya’ya yansımasının nasıl olacağından kısaca bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin kaderine tarihin her döneminde yön veren büyük şahsiyetler olmuştur. Bu şahsiyetler gün gelmiş Mete Han, gün gelmiş Bilge Kağan, gün gelmiş Alparslan, gün gelmiş Osman Gazi, gün gelmiş Mustafa Kemal ve gün gelmiş Başbuğ Alparslan Türkeş olarak Türklüğün tarih sahnesinde tecelli etmiştir. Etraflarındaki inanmış neferlerle milletin milli ve manevi değerlerini korumayı ve Türk milletini sonsuza dek yaşatmayı en büyük hasletleri kabul etmişler, milletin bekası devletin ebediyeti için yüce bir iman ve ülkü aşkıyla büyük fedakârlıklar yaparak bizlere bu mirası emanet bırakmışlardır. Ve bu mirasın son varisi olarak Ülkü Ocakları da 1970’li yıllardan itibaren yurdun dört bir yanında teşkilatlanarak imanlı, ahlaklı, zulme karşı hakkı haykıran, ilay-ı kelimetullah için nizam-ı âlem diyen bir gençlik yetiştirerek tarihten devraldığı kutlu sancağı sonsuza dek taşımak için var gücüyle çalışmalarına başlamıştır. Ülkü Ocakları şanlı mazisi ile de bu asil yükün bilinciyle hareket ettiğini göstermiştir. Antalya Ülkü Ocakları olarak biz de taşıdığımız sorumluluğun farkında olarak tarihten aldığımız güçle milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yeni dönemde Antalya için yapmayı düşündüğünüz plan ve projeleriniz hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya’da öncelikle gençlerimizin eğitilmesine büyük önem vermekteyiz. Gençlerin her dalda kendilerini geliştirmesi ve eğitimli olması için çalışmalar ve projeler hazırlamaktayız. Bu amaçla seminer, konferans, panel gibi kültürel etkinliklerin yanısıra sportif faaliyetlerde düzenleyerek daha bilinçli bir gençlik yaratma çabasındayız. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak gençlerimizin topluma ve millete yararlı kişiler olmasını planlıyoruz. Milli şuuru yerinde, maneviyatı yüksek, ahlaklı gençlik ve toplum idealimiz ile halkımız arasında sıcak bağlar oluşturmayı hedefliyoruz. Toplumsal olaylara ve sorunlara da eğilerek çözüm önerileri yaratmakda öncelikli hedeflerimizden birisidir. Antalya’da Ülkücü Hareketin şanlı dava sancağını her alanda ve her yerde şan ve şerefle dalgalandırmaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bilindiği gibi gençlik bir ülkenin gelişmesinde ve ilerlemesinde en büyük paya sahip olan sosyal kesimdir. Gençliğin bu önemi hasebiyle onlar hakkındaki düşüncelerinizi ve onlara vermek istediğiniz mesajları öğrenebilir miyiz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gençlik sizin de belirttiğiniz gibi bir ülkenin lokomotifidir. Milletler medeniyet sahnesinde yer almak ve kendilerini daha ileriye taşıyabilmek için donanımlı bir gençliğe muhtaçtır. Söz konusu gençlik kendisini edebiyattan tarihe sanattan kültüre, bilimden teknolojiye her alanda hakiki manada yetiştirmeye mecburdur. Türklük gurur ve şuuru ile dolu, ahlâklı ve erdemli, manevî ve kültürel değerlerimizi sahiplenen, ülkesine ve ailesine karşı sorumluluklarının farkında olan; Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak bilgi, beceri ve donanımıyla, fikri hür, vicdanı hür, insan sevgisine sahip gençliğimizin üstesinden gelemeyeceği hiçbir zorluk ve engel yoktur. İçinde yaşadığı topluma karşı sorumlu ve saygılı, hayatla irtibatları kuvvetli, geleceğe ilişkin beklentileri büyük, geniş ufuklu bir gençlik için büyük bir atılım içerisinde olmamız vazgeçilmezdir. Ve Türk gençliği de bu yükümlülüklerinin şuuru ile hareket ederek gece gündüz demeden çalışmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Son olarak da 2023’e adım adım yaklaştığımız şu günlerde ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ hedefinizden ve bu hedefe ulaşmak için Antalya’da Ülkücü Hareket olarak neler yapacağınızdan bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti insanlığın gördüğü en büyük imparatorluklardan birini kurarak 600 yıl boyunca dünyaya hükmetmiş ve inandığı nizam-ı âlem ülküsü ile yeryüzündeki bütün insanların mutlu, müreffeh ve huzurlu bir yaşam sürmelerini sağlamıştır. Bu bağlamda da dünyaya ve insanlığa bakışını çok güzel bir şekilde göstermiştir. Yunus’umuzun ‘Yaradılanı severiz, yaradandan ötürü’ sözü ile vücuda getirdiği anlayışın insanlık tarihindeki en büyük mümessili olmuşlardır. Türk milleti fıtratında var olan bu vasfı hasebiyle Başbuğ Alparslan Türkeş’in tohumlarını yeniden serptiği ve Sayın Liderimiz Dr. Devlet Bahçeli’nin yeşerttiği yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya yaklaşımı ile son yüzyılda da yeniden dünya liderliğine taliptir. Türkiye’nin öncülüğünde inşa edilecek olan işbirliği projelerinin içinde yer alacak ülkeler; demokratik standartların yükseltilmesi, refahın artırılması, insan hak ve hürriyetlerinin teminat altına alınması, adaletin hâkim kılınması, barış ve huzurun yeniden tesis edilmesi, çatışma ve gerilimlerin yok edilmesi, yoksulluğun kökünün kazınması itibariyle güç kazanacak ve tüm insanlık adil bir düzen altında insanca yaşama gururunu Türk milleti ile birlikte paylaşacaklardır. Antalya’da da Ülkücü Hareket olarak bütün vatandaşlarımızı Cenab-ı Hakk’ın bir emaneti olarak görerek tarihten aldığımız bu anlayışla 2023 Lider Ülke hedefine azimle çalışarak emin adımlarla yürüyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysal-ile-soylesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-ile-soylesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Bilge Tahlili: Erol Güngör &#8211; Ece Bağcıbaşı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-bilge-tahlili-erol-gungor-ece-bagcibasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-bilge-tahlili-erol-gungor-ece-bagcibasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2011 15:44:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Mümtaz Turhan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3163</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Erol Güngör; hem dosdoğru, mütevazı ve mücadeleci hayat çizgisiyle hem de Türk tarih bilgisi, İslam görgüsü, milli kültür sevgisi, halkından kopuk olmayan aydınlık anlayışı, sorgulamayı esas tutan ilmi tavrıyla örnek bir fikir adamıdır. O, Mümtaz Turhan ve Ziya Gökalp geleneğinin en başarılı – belki de tek &#8211; temsilcisidir. Aynı zamanda kendi özgün fikir ve araştırmalarıyla da nevi şahsına münhasır bir âlimdir. En önemli özelliklerinden biri de topluma ve bilhassa milliyetçi gençlere meselelere nasıl yaklaşılması gerektiğini, yani düşünce metodolojisini öğretmesidir. Üslubu oldukça açık, yalın bir o kadar da derindir. Çağdaşlarından ve de aynı davada olduğu diğer düşünürlerden bir farkı da, iddialardan, hükümlerden, kalıplardan uzak bir adam oluşudur. En hassas konularda akıl dolu incelemeler yapmış, tarafsız bilgiler vermiş, değerlendirmeler yapmıştır. Erol Güngör’ün üzerinde en çok durduğu meseleler; kültür değişmesi ve modernleşme, Türk kültürü, tarih ve milliyetçilik, aydın – halk ikiliği, İslamiyet ve muhafazakarlık olarak tanımlanabilir.  Tüm bu meseleleri, sosyal bilimler metodolojisiyle işlemiş; böylece ortaya gerçekçi, ilmi ve orijinal yorumlar koyabilmiştir. Şimdi ise merhum Erol Güngör’ün pek değerli eserlerine bir göz atarak, özellikle önem verdiği konuları irdelemeye çalışacağız. Kültür Değişmesi ve Modernleşme Erol Güngör, “hızla ve köklü bir şekilde seyreden toplumsal ve kültürel değişimi nasıl kontrol altına alırız, hangi noktalarda sınırlandırır hangi noktalarda geliştiririz?” diye düşünmenin doğru olmadığını söyler. Modernleşirken sadece bilim ve teknik almak şeklindeki klasik iddiayı, sosyolojik açıdan yanlış bulur. Çünkü sanayileşen cemiyetlerin birbirine benzemeleri kaçınılmazdır ve teknolojik değişme bazı manevi unsurlarda da değişiklik yaratır. Bütün gelişmeler gösteriyor ki, teknoloji modern cemiyetin elinde kullanmak üzere hazır bir alet değil; fakat cemiyet bünyesinin her tarafına nüfuz etmiş ve onun vazgeçilmez malı olmuş bir sistemdir.”  (Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik) Bu nedenle, Batı medeniyetinin bozucu etkilerine karşı nasıl bir sansür uygularız diye düşünmek yerine, sağlam bir milli kültür tesis etmemiz gerektiğini söyler. Çünkü bir değişime girerken, istenilenlerin yanında istenmeyen unsurların gelmesi de kaçınılmazdır. Yapılması gereken, bu etkilere direnecek bağımsız bir kültür kalmasını sağlamaktır. Güngör’e göre, Türkiye’nin sorunu, milli kültürün içten tahribata uğramasıdır. Buna rağmen hala ayakta kalmamız, Türk kültürünün ne denli güçlü olduğuna delalet eder. İşte bu direnen kültüre bir hamle kazandırmak lazımdır. Erol Güngör bu konuya şöyle bir yorum getiriyor: “Sanayileşmenin tedirgin ettiği bazı zümrelerin muhafazakâr siyasi hareketlere katıldığı doğrudur; özellikle büyük sermayenin karşısında tutunamayan esnaf ve zanaatkâr zümresi için bu söylenebilir. Ancak muhafazakârlıkla sanayileşmenin birbirine zıt istikametleri temsil ettiği söylenemez. Böyle bir iddia, muhafazakârları cemiyeti durdurmak, ilericileri de onu ilerleten insanlar olarak tasvir eden vülger Marksizm’e mahsustur.” (Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik) Aydın-Halk İkiliği Erol Güngör’e göre, Türkiye’deki inkılapçı aydınların zihin yapısı, egosantrik ve entellektüalisttir. Kitabi bilgileri gerçek hayata tatbik etmek ister; fakat cemiyetin realitesini anlamazlar. Kendi doğru gördüğünü, yayınladığı emirnamelerle herkesin doğru görmesini beklerler. İşler yolunda gitmeyince de, kaçınılmaz olarak zora başvururlar. Bir başka özellikleri de lafçılıktır. Kafasında yarattığı dünyada konuşurlar, realitenin somut meseleleriyle alakaları yoktur. Kendisi gibi düşünmeyenleri de iki şekilde yaftalarlar: cahil ve hain. Bu aydınlar, bürokratik zihniyetlerinden dolayı sosyalist düşüncelere yatkındırlar. Türk Kültürü ve Milliyetçilik kitabında Erol Güngör konuya şöyle değiniyor: “Kendini aşağı görme kompleksi Avrupacı münevvere ait bir hastalık olduğu için; bu kompleksi yenecek bütün telafi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Prof. Dr. Erol Güngör; hem dosdoğru, mütevazı ve mücadeleci hayat çizgisiyle hem de Türk tarih bilgisi, İslam görgüsü, milli kültür sevgisi, halkından kopuk olmayan aydınlık anlayışı, sorgulamayı esas tutan ilmi tavrıyla örnek bir fikir adamıdır. O, Mümtaz Turhan ve Ziya Gökalp geleneğinin en başarılı – belki de tek &#8211; temsilcisidir. Aynı zamanda kendi özgün fikir ve araştırmalarıyla da nevi şahsına münhasır bir âlimdir.</p>
<p style="text-align: justify;">En önemli özelliklerinden biri de topluma ve bilhassa milliyetçi gençlere meselelere nasıl yaklaşılması gerektiğini, yani düşünce metodolojisini öğretmesidir. Üslubu oldukça açık, yalın bir o kadar da derindir. Çağdaşlarından ve de aynı davada olduğu diğer düşünürlerden bir farkı da, iddialardan, hükümlerden, kalıplardan uzak bir adam oluşudur. En hassas konularda akıl dolu incelemeler yapmış, tarafsız bilgiler vermiş, değerlendirmeler yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör’ün üzerinde en çok durduğu meseleler; kültür değişmesi ve modernleşme, Türk kültürü, tarih ve milliyetçilik, aydın – halk ikiliği, İslamiyet ve muhafazakarlık olarak tanımlanabilir.  Tüm bu meseleleri, sosyal bilimler metodolojisiyle işlemiş; böylece ortaya gerçekçi, ilmi ve orijinal yorumlar koyabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ise merhum Erol Güngör’ün pek değerli eserlerine bir göz atarak, özellikle önem verdiği konuları irdelemeye çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kültür Değişmesi ve Modernleşme</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör, “hızla ve köklü bir şekilde seyreden toplumsal ve kültürel değişimi nasıl kontrol altına alırız, hangi noktalarda sınırlandırır hangi noktalarda geliştiririz?” diye düşünmenin doğru olmadığını söyler. Modernleşirken sadece bilim ve teknik almak şeklindeki klasik iddiayı, sosyolojik açıdan yanlış bulur. Çünkü sanayileşen cemiyetlerin birbirine benzemeleri kaçınılmazdır ve teknolojik değişme bazı manevi unsurlarda da değişiklik yaratır. Bütün gelişmeler gösteriyor ki, teknoloji modern cemiyetin elinde kullanmak üzere hazır bir alet değil; fakat cemiyet bünyesinin her tarafına nüfuz etmiş ve onun vazgeçilmez malı olmuş bir sistemdir.”  (Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle, Batı medeniyetinin bozucu etkilerine karşı nasıl bir sansür uygularız diye düşünmek yerine, sağlam bir milli kültür tesis etmemiz gerektiğini söyler. Çünkü bir değişime girerken, istenilenlerin yanında istenmeyen unsurların gelmesi de kaçınılmazdır. Yapılması gereken, bu etkilere direnecek bağımsız bir kültür kalmasını sağlamaktır. Güngör’e göre, Türkiye’nin sorunu, milli kültürün içten tahribata uğramasıdır. Buna rağmen hala ayakta kalmamız, Türk kültürünün ne denli güçlü olduğuna delalet eder. İşte bu direnen kültüre bir hamle kazandırmak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör bu konuya şöyle bir yorum getiriyor: “Sanayileşmenin tedirgin ettiği bazı zümrelerin muhafazakâr siyasi hareketlere katıldığı doğrudur; özellikle büyük sermayenin karşısında tutunamayan esnaf ve zanaatkâr zümresi için bu söylenebilir. Ancak muhafazakârlıkla sanayileşmenin birbirine zıt istikametleri temsil ettiği söylenemez. Böyle bir iddia, muhafazakârları cemiyeti durdurmak, ilericileri de onu ilerleten insanlar olarak tasvir eden vülger Marksizm’e mahsustur.” (Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aydın-Halk İkiliği</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör’e göre, Türkiye’deki inkılapçı aydınların zihin yapısı, egosantrik ve entellektüalisttir. Kitabi bilgileri gerçek hayata tatbik etmek ister; fakat cemiyetin realitesini anlamazlar. Kendi doğru gördüğünü, yayınladığı emirnamelerle herkesin doğru görmesini beklerler. İşler yolunda gitmeyince de, kaçınılmaz olarak zora başvururlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka özellikleri de lafçılıktır. Kafasında yarattığı dünyada konuşurlar, realitenin somut meseleleriyle alakaları yoktur. Kendisi gibi düşünmeyenleri de iki şekilde yaftalarlar: cahil ve hain. Bu aydınlar, bürokratik zihniyetlerinden dolayı sosyalist düşüncelere yatkındırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Kültürü ve Milliyetçilik kitabında Erol Güngör konuya şöyle değiniyor: “Kendini aşağı görme kompleksi Avrupacı münevvere ait bir hastalık olduğu için; bu kompleksi yenecek bütün telafi mekanizmaları da onlar tarafından icat edildi.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tarih Kültür ve Milliyetçilik</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Millet tarih içinde oluştuğu için, millet ile tarih arasında hem objektif hem de sübjektif bir münasebet vardır. Geleceğe yön vermek için de millet fertlerinin bir tarih şuuru edinmeleri gerekir. Eski, denenmiş olduğu ve sonucunda ne vereceği bilindiği için, güven yaratır. Bu şuura sahip olmak, Türkler gibi şanlı ve köklü tarihe sahip bir millet için, ortak tarihten gelmeyenler olsa dahi, bir kaynaşma ve birlik oluşturacaktır.  Bu nedenle Erol Güngör, tarih ve dili milliyetçilik için çok önemli görür.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünce ikliminin tahtına ise, kuşkusuz kültürü oturtur. Kültür – medeniyet ayrımını da reddederek halkın oluşturduğu tüm değerleri tek potada değerlendirir ve şöyle der: “Bir Türk medeniyeti vardır ve başlı başına bir kıymeti vardır. (…) Batı medeniyetinin ne reddi ne kabulü söz konusudur. Bizim onunla bir medeniyet olarak alışverişimiz olabilir.” (Dünden Bugünden Tarih – Kültür ve Milliyetçilik)</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle objektif bir bakış açısı sayesinde de, modernleşmeyi toplum ve kültür açısından bir sorun olma zorunluluğundan kurtarır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçiliği de zaten, çağdaş bir Türk kültürü inşa ederek milleti yüceltmenin yolu olarak görür. Türk milliyetçiliği onun için bir ilim ve kültür meselesidir, siyasi bir ideoloji değil. Bu fikir hareketi içinde, elbette bunu uygulama sahasına dökecek farklı politikalar olabilir. Kalıplardan uzak bir entelektüel oluşu nedeniyle, milliyetçilerin fikir alanında birebir örtüşmeleri gerektiğine inanmaz; fakat eylem alanında muhakkak birlik olunması gerektiğini söyler. Erol Güngör, milliyetçiği bir romantizm, tepkisel bir hareket ya da sloganlara dayalı bir ideoloji olarak resmetmez. Bu fikrin, toplumsal bir gerçeklik haline dönüşüp halk vicdanında sarsılmaz bir yere oturması lazım geldiğini belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör’ün milliyetçilik anlayışı, aynı zamanda, halkçı ve demokrattır. Devlet, meşruiyet kaynağı olarak “milli iradeyi” gördüğü andan itibaren demokrasiye yönelecektir. Soyut bir ilke olan milli iradenin somut tezahürü ise, yine halkın kültürüdür. Yani Türkiye’nin demokratikleşmesiyle Türk kültürünün varlığı ve devletin ona bakışı arasında muazzam bir paralellik mevcuttur. Buradan hareketle, halkın kültürüne savaş açmış Batıcı elitistlerin devlet eliyle yürüttüğü modernleşme çabaları, demokratik olmaktan çok uzaktır.  Güngör’e göre bu nedenle, Türk modernleşmesini gerçekleştirecek olanlar yerli kültür unsurlarını demokrasiyle taşıyacak ve sentezleyecek olan orta tabaka ve muhafazakar milliyetçilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vedat Bilgin, Erol Güngör’ü şu sözlerle tahlil ediyor: “Erol Güngör, yerli kültür unsurlarının modernleşme süreciyle kurduğu ilişkileri milliyetçilik bağlamında ele alarak milliyetçiliği bir modernleşme ideolojisi olarak, bir halkın kendi geçmişiyle geleceği arasındaki manevi bağları yeniden üretecek bir dünya görüşü olarak yorumlar.”</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında Erol Güngör’ün milliyetçi aydınlarla ilgili görüşleri de ilginç ve gerçekçidir. “Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik” adlı kitabında: “Milliyetçiler, bir “seçkin” grup olarak, henüz modernleşmemiş bir cemiyet karşısında modernizmi temsil etmektedirler. Şu halde kendilerini halka ne kadar yakın veya onunla aynı hissederlerse etsinler, halkın şimdilik yabancı olduğu bir değer sistemini ve bir hayat tarzını temsil ediyorlar demektir.” diyor. Ve milliyetçi münevverlere, halka yakın gözükmek uğruna, örneğin şive taklidi yaparak, samimiyetsiz durmak yerine; halkın da onlardan beklediği gibi rehberlik yapmalarını tavsiye ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İslamiyet ve Milliyetçilik</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Camideki rektör” olarak da anılan Erol Güngör, İslamiyet üzerine değerli çalışmalar yapmıştır. “İslam’ın Bugünkü Meseleleri” adlı kitabında İslam&#8217;ın uyanışı üzerine yaptığı tahliller, günümüzdeki Ortadoğu gelişmelerine ışık tutar niteliktedir. İslamiyet&#8217;in kendi içinde tutarlı bir değerler sistemi sunduğunu ve bunun modernleşme çabaları için ciddi bir uygulama alanı sunduğunu savunur. Laik sistemle bir sorunu olmamasının yanı sıra; dinin hayatın içinden ayrılamayacağını ileri sürer ve devletin dine müdahale etmesine karşı çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Güngör, ümmet dayanışmasını gerekli görmekle beraber; ulus-devletten yanadır. Çünkü bu birliğe kültürel manada inanır, siyasi bir İslam birliği düşünmez. Dinimizde zaten böyle tek bir devlet ve lider olması gerekliliğinin de olmadığını söyler. Türkiye’nin Batı müttefiki yerine, Ortadoğu ve İslam Dünyası’nın lideri olmasını ümit eder; ancak bunun millet gerçeğine ters düşmemesi gerektiğini vurgular. Bu manada siyasal İslamcılığa karşıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçiliğin İslamiyet’e aykırı olmadığı, tersine dinin Türk milliyetçiliği fikir sistemiyle hemhal olduğu yorumunu yapar. Erol Güngör esasında, dini bir kültür meselesi olarak ele alır. Türkiye’deki misyoner faaliyetleri üzerine yaptığı çalışmasında, ülkemizde aydın gözüyle baktığımız kimselerin böylesine ciddi bir meseleyi kültür problemi olarak ele alacakları yerde, çözümü İslamiyet ve Hıristiyanlık arasında lüzumsuz doktrin mukayeselerinde aradıklarını belirtir. Halbuki yapılması gereken, söz konusu propagandanın faaliyet ve metotlarını öğrenerek bir an önce İslam âleminin tüm zayıf cephelerini takviyeye çalışmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör kültür mücadelesi olarak gördüğü misyonerlik faaliyetleri ile ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Netice itibariyle, Türkiye, milli kültür meselesini halledip, kendi milli kıymetler nizamını kurmadıkça, dev bir medeniyet karşısında hiçbir zaman kuvvetli bir unsur olmayacaktır. Hıristiyan kültürünün yayılması da bu nizamsızlıktan istifade etmektedir.” (Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri)</p>
<p style="text-align: justify;">Erol Güngör, her daim yenilik taraftarı olmuş, çağdaş bir Türk milli kültürünün ve muhafazakâr kalırken modernleşmenin yolunu aramıştır. Böylece, kendisine siyasi düşmanlıklardan arınmış bir halde bakan tüm gözlerin takdirini toplamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İdeoloji yerine fikir ve dava edinmelerini salık vererek, ülkücü nesillere tükenmez bir miras ve övünç pınarı bırakmıştır. Tüm bu yönleriyle bir kutup yıldızı edasıyla aramızdan geçip giden Hocamız, sadece Türk milliyetçileri için değil; ülkesine ve ilme hizmet etmek isteyen herkes için yeri dolmaz bir örnektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbir-bilge-tahlili-erol-gungor-ece-bagcibasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-bilge-tahlili-erol-gungor-ece-bagcibasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenler Günü Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ogretmenler-gunu-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ogretmenler-gunu-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2011 00:05:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3084</guid>
		<description><![CDATA[Millet olarak, önemli süreçlerden geçtiğimiz bu dönemde, yoğun gündem arasında bazı mühim olay ve konulara yeterli hassasiyet gösterilememektedir. Ülkemiz insanı gündem odaklı bir yaşantıya mecbur bırakılmaktadır. Bu nedenle hâkim olamadığımız zaman akışı içinde birçok önemli hususu da göz ardı edebiliyoruz. Bu hususlardan biri de yakın zamanda yaşadığımız Van Depremi’nin yol açtığı kargaşa ortamı içerisinde ihmal ettiğimiz, depremde yaşamını yitirmiş veya zor şartlarda çalışmaya devam edecek olan öğretmenlerimizdir.  Malumunuz üzerine depremde 66 öğretmenimiz hayatını kaybetmiş, binlercesi ise olayın yarattığı psikolojik çöküntüye maruz kalmışlardır. Bölgedeki belirsizlik sebebiyle insanlar evlerini ve hatta şehirlerini terk ederken; hükümet binlerce öğretmenimizi gerekli altyapı şartlarını oluşturmadan göreve çağırmaktadır. Bu durumun yanı sıra 800 genç öğretmenimiz ise aynı belirsizlik içinde görev yapmak üzere Van’a atanmışlardır. Sadece bu olay bile yarınlarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimize gereken kıymeti vermediğimizin bir göstergesidir. Bu kıymetli camianın yaşadığı sıkıntılar ise elbette ki bu olayla sınırlı değildir.  Bir taraftan yaşadıkları ekonomik sıkıntılar, bir taraftan da atama bekleyen on binler eğitim sisteminin kanayan yaralarıdır. Oysaki, toplumları ayakta tutan ve gelecek nesilleri fikren şekillendirecek olan eğitimdir. Bu bağlamda temel değerlerimizde de eğitime ve öğretmene verilen öneme dair birçok örnek bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz (salât ve selâm olsun) bir hadislerinde, “Her şeyin bir yolu var. Cennetin yolu ilimdir.” buyurarak hem dünya hem de ahiret saadetine giden yolun ilk kapısının eğitim olduğunu işaret etmiştir. İnancının getirdiği bu hassasiyeti idrakine yerleştiren Türk Milleti, tarihi boyunca ilme verdiği büyük değer sayesinde hem şahsiyetli ve donanımlı nesiller yetiştirmiştir, hem de dünya medeniyetine eşsiz katkılarda bulunmuştur. Cumhuriyetimizin kuruluşunda ve sonrasındaki milli kalkınma sürecinde de öğretmenlerimiz kilit rol oynamışlardır. Eğitim ordusunun gönüllü neferleri olan öğretmenler, bin bir zorluk içinde kurtardığımız vatan topraklarının her bir köşesini bilgileriyle aydınlatmışlar ve ülkemize Türklük bilinciyle, milli kültürle ve vatan sevgisiyle yoğrulmuş nesiller armağan etmişlerdir. Kendisi de “Başöğretmen” olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Toplumların uygarlık düzeyi öğretmenlere verilen değerlerle ölçülür.” gibi veciz sözleriyle milli eğitimden beklentilerinin ne kadar yüksek olduğunu her fırsatta dile getirmiştir. İşte tüm bu milli ve manevi referans kaynaklarımız, bizlere milli eğitim sistemimizi en yetkin ve en güçlü şekilde düzenlememiz gerektiğini göstermektedir. Zira gençlerimize kimlik ve ahlak kazandıracak, ülkelerinde ve dünyada olup bitenleri takip eden ve tüm meseleleri milli bir bakışla irdeleyen bir zihniyet aşılayacak ve ait oldukları millete ve üzerinde yaşadıkları topraklara karşı mühim vazifeleri olduğunu hatırlatacak olan eğitimdir. Gençlerimizi geleceğe yönelik ülküler besleyen bireyler olarak yetiştirecek ve bilim ile fikir alanında ilerletecek olan da eğitimdir. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı olarak, milli eğitimimizin günlük siyasi hesaplardan arındırılmasını, uzun vadeli ve gerçekten “milli” hedefler güden bir çerçeveye kavuşmasını istiyoruz. Öğretmenlerimizin yaşamakta olduğu tüm ekonomik ve toplumsal sorunların bir an önce çözülmesini temenni ediyor, toplumsal kültürümüzce kutsal addedilen öğretmenlik mesleğinin ve eğitim müessesinin hak ettiği konuma ulaşmasını istiyoruz. Bu hususlarda atılacak iyi niyetli her girişimin destekçisi olacağımızı ve bu taleplerin uygulama aşamasına geçmesini sağlayacak projeler üretmeye devam edeceğimizi bir kez daha yineliyor, bu duygu ve düşüncelerle, tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz. Harun ÖZTÜRK Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="margin: 2px;" src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/profil_resimleri/profil_resmi_4ebae2cb1a0db.png" alt="" width="140" height="180" />Millet olarak, önemli süreçlerden geçtiğimiz bu dönemde, yoğun gündem  arasında bazı mühim olay ve konulara yeterli hassasiyet  gösterilememektedir. Ülkemiz insanı gündem odaklı bir yaşantıya mecbur  bırakılmaktadır. Bu nedenle hâkim olamadığımız zaman akışı içinde birçok  önemli hususu da göz ardı edebiliyoruz. Bu hususlardan biri de yakın  zamanda yaşadığımız Van Depremi’nin yol açtığı kargaşa ortamı içerisinde  ihmal ettiğimiz, depremde yaşamını yitirmiş veya zor şartlarda  çalışmaya devam edecek olan öğretmenlerimizdir.  Malumunuz  üzerine depremde 66 öğretmenimiz hayatını kaybetmiş, binlercesi ise  olayın yarattığı psikolojik çöküntüye maruz kalmışlardır. Bölgedeki  belirsizlik sebebiyle insanlar evlerini ve hatta şehirlerini terk  ederken; hükümet binlerce öğretmenimizi gerekli altyapı şartlarını  oluşturmadan göreve çağırmaktadır. Bu durumun yanı sıra 800 genç  öğretmenimiz ise aynı belirsizlik içinde görev yapmak üzere Van’a  atanmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece bu olay bile yarınlarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimize  gereken kıymeti vermediğimizin bir göstergesidir. Bu kıymetli camianın  yaşadığı sıkıntılar ise elbette ki bu olayla sınırlı değildir.  Bir  taraftan yaşadıkları ekonomik sıkıntılar, bir taraftan da atama bekleyen  on binler eğitim sisteminin kanayan yaralarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysaki, toplumları ayakta tutan ve gelecek nesilleri fikren  şekillendirecek olan eğitimdir. Bu bağlamda temel değerlerimizde de  eğitime ve öğretmene verilen öneme dair birçok örnek bulunmaktadır.  Peygamber Efendimiz (salât ve selâm olsun) bir hadislerinde, “Her şeyin  bir yolu var. Cennetin yolu ilimdir.” buyurarak hem dünya hem de ahiret  saadetine giden yolun ilk kapısının eğitim olduğunu işaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancının getirdiği bu hassasiyeti idrakine yerleştiren Türk Milleti,  tarihi boyunca ilme verdiği büyük değer sayesinde hem şahsiyetli ve  donanımlı nesiller yetiştirmiştir, hem de dünya medeniyetine eşsiz  katkılarda bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetimizin kuruluşunda ve sonrasındaki milli kalkınma sürecinde  de öğretmenlerimiz kilit rol oynamışlardır. Eğitim ordusunun gönüllü  neferleri olan öğretmenler, bin bir zorluk içinde kurtardığımız vatan  topraklarının her bir köşesini bilgileriyle aydınlatmışlar ve ülkemize  Türklük bilinciyle, milli kültürle ve vatan sevgisiyle yoğrulmuş  nesiller armağan etmişlerdir.<br />
Kendisi de “Başöğretmen” olan Gazi  Mustafa Kemal Atatürk, “Toplumların uygarlık düzeyi öğretmenlere verilen  değerlerle ölçülür.” gibi veciz sözleriyle milli eğitimden  beklentilerinin ne kadar yüksek olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bu milli ve manevi referans kaynaklarımız, bizlere milli  eğitim sistemimizi en yetkin ve en güçlü şekilde düzenlememiz  gerektiğini göstermektedir. Zira gençlerimize kimlik ve ahlak  kazandıracak, ülkelerinde ve dünyada olup bitenleri takip eden ve tüm  meseleleri milli bir bakışla irdeleyen bir zihniyet aşılayacak ve ait  oldukları millete ve üzerinde yaşadıkları topraklara karşı mühim  vazifeleri olduğunu hatırlatacak olan eğitimdir. Gençlerimizi geleceğe  yönelik ülküler besleyen bireyler olarak yetiştirecek ve bilim ile fikir  alanında ilerletecek olan da eğitimdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı olarak, milli eğitimimizin  günlük siyasi hesaplardan arındırılmasını, uzun vadeli ve gerçekten  “milli” hedefler güden bir çerçeveye kavuşmasını istiyoruz.  Öğretmenlerimizin yaşamakta olduğu tüm ekonomik ve toplumsal sorunların  bir an önce çözülmesini temenni ediyor, toplumsal kültürümüzce kutsal  addedilen öğretmenlik mesleğinin ve eğitim müessesinin hak ettiği konuma  ulaşmasını istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hususlarda atılacak iyi niyetli her girişimin destekçisi  olacağımızı ve bu taleplerin uygulama aşamasına geçmesini sağlayacak  projeler üretmeye devam edeceğimizi bir kez daha yineliyor, bu duygu ve  düşüncelerle, tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü  kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Harun ÖZTÜRK</strong><em><br />
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı</em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fogretmenler-gunu-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ogretmenler-gunu-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İl Başkanı E. Serkan Uysal 24 Kasım Öğretmenler Gününü Kutladı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-24-kasim-ogretmenler-gununu-kutladi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-24-kasim-ogretmenler-gununu-kutladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Nov 2011 22:01:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım Öğretmenler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenler Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3079</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Başkan Uysal yaptığı açıklamada şunları söyledi: Dünyayı Türk’çe okuyabilmek yolunda, ülkemiz gençliğinin, ilim merkezinde, fikir ve ruh dünyalarını şekillendirmek gibi mühim bir vazifenin mihrak noktası olarak gördüğümüz eğitimin ve eğitimcilik vasfının hak ettiği mertebeden uzaklaştırıldığı bir dönemde, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü idrak etmekteyiz. İnsanoğlunun yaşadığı evreler dâhilinde kimlik ve şahsiyet kazanma çağı olan yetişme dönemi, öğretmenlerin doğrudan sorumluluk alanına girmektedir. Ülke sevgisiyle hemhal olan, milletinin yeryüzünde geçirdiği süreçlerin farkında ve istikbalde kavuşacağı konumun tasavvurunda bir ruh portresini inşa etmek, bu portreyi bilgi ve çeşitli meziyetlerle harmanlamak millî bir vazife olarak algılanmalıdır. Fikir ve kültür sahasında, ilim ve teknoloji alanında güçlü atılımlar gerçekleştirebilecek; ayak bastığı coğrafyanın şahsî dünyasına yüklediği doğal vazifeleri her hattıyla kavrayabilecek; sosyal meseleleri millî bir gözle süzerek tavır ve duruş geliştirebilecek nesiller yetiştirilmesi sorumluluğu, aile ve çevreyle birlikte ve hatta bunlardan önce öğretmenlerin vazifesidir. Bunların ışığında, öğretmenlerin, yüklendikleri bu mühim vazifenin hakkından gelebilmesi noktasında kendilerine sağlanan imkânlar önem kazanmaktadır. Çok küçük yaşlardan itibaren okul ve dolayısıyla öğretmenle hemhal olan öğrencilerin önce millî ve ardından evrensel bir bakışla ilim, fikir ve kültür sahalarında yer bulabilmesi, ancak bu vasıflara öncelik veren bir eğitim sisteminin yürürlükte olmasıyla mümkündür. Mesleğe kutsiyet yükleyen değerlerin önünün tıkandığı, eğitimin maddi kaygılar merkezinde şekillendirildiği bir politik düzende, beklentiler ve doğacak neticeler açısından umutlu olmak gerçekçi değildir. Tarihi süreçte ve millî kıymetlerimiz içerisinde, eğitime ve eğitimcilik vasfına atfedilen ehemmiyeti, imkânların misliyle arttığı, yeni ufukların, yeni bakış açılarının ortaya çıktığı 21. yüzyılda görememek ayrı bir hicap konusu olmaktadır. Bir harf öğretene kırk yıl köle olabilecek hassasiyette bir ruhun mensubuyuz. İnsan yetiştirmeyi bütün gayelerinin merkezinde tutarak, öğreteni ve eğiteni el üstünde tutan; ona hürmette ve edepte en yüksek noktada muamele eden bir milletin evladıyız. Bu hususun bugünle mukayesesini yaparak, şu an durduğumuz yeri iyi algılamalı; maddî kaygılar çerçevesine hapsedilmeye namzet tutulmuş eğitim dünyamızı bu paralelde yeniden şekillendirmeliyiz. Ülkenin dört temel dinamiğinden biri olan eğitim, siyasî çıkarların ve basit hesapların ötesinde bir ufukla değerlendirilmelidir. Öğretmenlik mesleğinin geleceği, kısır politikalara, basit hesaplara ve sığ anlayışlara teslim edilemeyecek derecede kutsal ve mühimdir. Ülkenin geleceğini birinci elden yetiştirme noktasında bulunan öğretmenlerin %50,3’ü, yukarıda bahsedilen ankette öğretmen olmaktan pişman olduklarını belirtmişlerdir. Takdir edilmelidir ki mesleğine dahi sahip çıkamayan bir öğretmenden alınacak verim yüksek olmayacaktır. Bu düşünceler ışığında; gelecek seçimlerin değil gelecek nesillerin gayesini güden bir siyaset anlayışının hâkim kılınması, millet hayatımızda eğitim ve eğitimcilik vasfının hak ettiği kıymet mertebesine yeniden kavuşması temennisiyle, bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü tebrik ederiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.bizimantalya.com/newpics/11348/231120112227435738087.jpg" alt="" width="444" height="333" />Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı E. Serkan Uysal, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Başkan Uysal yaptığı açıklamada şunları söyledi: Dünyayı Türk’çe okuyabilmek yolunda, ülkemiz gençliğinin, ilim merkezinde, fikir ve ruh dünyalarını şekillendirmek gibi mühim bir vazifenin mihrak noktası olarak gördüğümüz eğitimin ve eğitimcilik vasfının hak ettiği mertebeden uzaklaştırıldığı bir dönemde, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü idrak etmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlunun yaşadığı evreler dâhilinde kimlik ve şahsiyet kazanma çağı olan yetişme dönemi, öğretmenlerin doğrudan sorumluluk alanına girmektedir. Ülke sevgisiyle hemhal olan, milletinin yeryüzünde geçirdiği süreçlerin farkında ve istikbalde kavuşacağı konumun tasavvurunda bir ruh portresini inşa etmek, bu portreyi bilgi ve çeşitli meziyetlerle harmanlamak millî bir vazife olarak algılanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Fikir ve kültür sahasında, ilim ve teknoloji alanında güçlü atılımlar gerçekleştirebilecek; ayak bastığı coğrafyanın şahsî dünyasına yüklediği doğal vazifeleri her hattıyla kavrayabilecek; sosyal meseleleri millî bir gözle süzerek tavır ve duruş geliştirebilecek nesiller yetiştirilmesi sorumluluğu, aile ve çevreyle birlikte ve hatta bunlardan önce öğretmenlerin vazifesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bunların ışığında, öğretmenlerin, yüklendikleri bu mühim vazifenin hakkından gelebilmesi noktasında kendilerine sağlanan imkânlar önem kazanmaktadır. Çok küçük yaşlardan itibaren okul ve dolayısıyla öğretmenle hemhal olan öğrencilerin önce millî ve ardından evrensel bir bakışla ilim, fikir ve kültür sahalarında yer bulabilmesi, ancak bu vasıflara öncelik veren bir eğitim sisteminin yürürlükte olmasıyla mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mesleğe kutsiyet yükleyen değerlerin önünün tıkandığı, eğitimin maddi kaygılar merkezinde şekillendirildiği bir politik düzende, beklentiler ve doğacak neticeler açısından umutlu olmak gerçekçi değildir. Tarihi süreçte ve millî kıymetlerimiz içerisinde, eğitime ve eğitimcilik vasfına atfedilen ehemmiyeti, imkânların misliyle arttığı, yeni ufukların, yeni bakış açılarının ortaya çıktığı 21. yüzyılda görememek ayrı bir hicap konusu olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir harf öğretene kırk yıl köle olabilecek hassasiyette bir ruhun mensubuyuz. İnsan yetiştirmeyi bütün gayelerinin merkezinde tutarak, öğreteni ve eğiteni el üstünde tutan; ona hürmette ve edepte en yüksek noktada muamele eden bir milletin evladıyız. Bu hususun bugünle mukayesesini yaparak, şu an durduğumuz yeri iyi algılamalı; maddî kaygılar çerçevesine hapsedilmeye namzet tutulmuş eğitim dünyamızı bu paralelde yeniden şekillendirmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkenin dört temel dinamiğinden biri olan eğitim, siyasî çıkarların ve basit hesapların ötesinde bir ufukla değerlendirilmelidir. Öğretmenlik mesleğinin geleceği, kısır politikalara, basit hesaplara ve sığ anlayışlara teslim edilemeyecek derecede kutsal ve mühimdir. Ülkenin geleceğini birinci elden yetiştirme noktasında bulunan öğretmenlerin %50,3’ü, yukarıda bahsedilen ankette öğretmen olmaktan pişman olduklarını belirtmişlerdir. Takdir edilmelidir ki mesleğine dahi sahip çıkamayan bir öğretmenden alınacak verim yüksek olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu düşünceler ışığında; gelecek seçimlerin değil gelecek nesillerin gayesini güden bir siyaset anlayışının hâkim kılınması, millet hayatımızda eğitim ve eğitimcilik vasfının hak ettiği kıymet mertebesine yeniden kavuşması temennisiyle, bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü tebrik ederiz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-e-serkan-uysal-24-kasim-ogretmenler-gununu-kutladi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-e-serkan-uysal-24-kasim-ogretmenler-gununu-kutladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülkücü Şehitlerin Kabirlerine ve Ailelerine Ziyaret</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkucu-sehitlerin-kabirlerine-ve-ailelerine-ziyaret.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkucu-sehitlerin-kabirlerine-ve-ailelerine-ziyaret.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 21:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3074</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevine yeni atanan E. Serkan Uysal, 20 Kasım 2011 Pazar günü yeni yönetimi ile Ülkücü şehitlerin kabirlerini ve ailelerini ziyaret etti. Antalya’da bulunan Ülkücü şehitlerin kabirlerini ziyaret ederek daha sonra ailelerine ziyaret eden Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, davamızın şehitlerle yaşadığına vurgu yapmıştır. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal şunları söyledi: “Ülkü Ocakları il başkanı olarak üzerimize aldığım bu görevi en iyi şekilde yürütmek için elimizden gelen gayreti sarfedeceğim. Ülkücü Hareketin Antalya’da daha iyi noktalara gelmesi ve temsil edilebilmesi için var gücümüzle çalışacağız. Biz de ilk olarak şehitlerimize ve ailelerine sahip çıkarak davamızın geleceğinin ahde vefa ile mümkün olduğunu belirtmek istedik. Antalya Ülkü Ocakları bundan sonra eğitim ve kültür çalışmalarına hızla devam ederek, ülkemize ve milletimize yararlı gençler yetiştirmek için uğraşacağız. Allah’ın izniyle 2023’ün lider Türkiye’sinin mimarları olacak gençleri her alanda yetiştireceğiz.”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/sehitler-ziyaret-1.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevine yeni atanan E. Serkan Uysal, 20 Kasım 2011 Pazar günü yeni yönetimi ile Ülkücü şehitlerin kabirlerini ve ailelerini ziyaret etti.</p>
<p>Antalya’da bulunan Ülkücü şehitlerin kabirlerini ziyaret ederek daha sonra ailelerine ziyaret eden Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal, davamızın şehitlerle yaşadığına vurgu yapmıştır.</p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı E. Serkan Uysal şunları söyledi: “Ülkü Ocakları il başkanı olarak üzerimize aldığım bu görevi en iyi şekilde yürütmek için elimizden gelen gayreti sarfedeceğim. Ülkücü Hareketin Antalya’da daha iyi noktalara gelmesi ve temsil edilebilmesi için var gücümüzle çalışacağız. Biz de ilk olarak şehitlerimize ve ailelerine sahip çıkarak davamızın geleceğinin ahde vefa ile mümkün olduğunu belirtmek istedik. Antalya Ülkü Ocakları bundan sonra eğitim ve kültür çalışmalarına hızla devam ederek, ülkemize ve milletimize yararlı gençler yetiştirmek için uğraşacağız. Allah’ın izniyle 2023’ün lider Türkiye’sinin mimarları olacak gençleri her alanda yetiştireceğiz.”</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sehitler-ziyaret-2.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sehitler-ziyaret-3.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sehitler-ziyaret-4.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sehitler-ziyaret-5.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sehitler-ziyaret-6.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sehitler-ziyaret-7.jpg" alt="" width="600" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulkucu-sehitlerin-kabirlerine-ve-ailelerine-ziyaret.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkucu-sehitlerin-kabirlerine-ve-ailelerine-ziyaret.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Kasım 2011 Tarihinde Almanya&#8217;da Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/19-kasim-2011-tarihinde-almanyada-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/19-kasim-2011-tarihinde-almanyada-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2011 20:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3134</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu&#8217;nun 27. Büyük Kurultayı&#8217;nda yapmış oldukları konuşma. 19 Kasım 2011 &#8211; Almanya &#8211; Essen Türk Milletinin Aziz Mensupları, İnancıyla, Yüreğiyle Ülkücülüğü Gönüllerinde Bayraklaştıran Muhterem Dava Arkadaşlarım, Ülkemin Her Yöresinden Sevdasını, Özlemini Buralara Taşıyan Değerli Vatandaşlarım, Konfederasyonumuzun ve Federasyonumuzun Her Biri Birbirinden Mümtaz Yöneticileri, Sevgili Bozkurtlar, Kıymetli Asenalar, Sayın Basın Mensupları, Hepinizi hasretle, hararetle, muhabbetle ve sevgiyle selamlıyorum. En kalbi duygularımla saygılarımı sunuyorum. Bu muhteşem tabloyla karşılaşmaktan, coşkunuza şahit olmaktan büyük kıvanç duyuyorum. Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun 27.Büyük Kurultayı münasebetiyle aranızdayım, içinizdeyim ve yanınızdayım. Gerçekleştirdiğimiz kurultay, aynı zamanda son yurduna kara sevdalı, vatan hasreti gözlerinde tüten kardeşlerimizin kaynaşma ve dayanışma şölenidir. Bizleri, Türk Milleti’nin gönüllü elçileriyle, gurbetteki evlatlarıyla kavuşturan Cenab-ı Allah’a sonsuz şükür ediyorum. Türklüğü gururla sahiplenen, Türk milletine aidiyeti şerefle taşıyan muhterem dava arkadaşlarımla buluşmaktan son derece bahtiyarım. Biliniz ki; Her biriniz; hilale omuz veren, bağrınızda dalgalandıran gönül erlerisiniz. Her biriniz Avrupa Türklüğü’nün neferisiniz, sesiniz ve sancağısınız. Her biriniz; son vatanımızı kalbinde ve dileklerinde yıldızlaştıran cesaret timsallerisiniz. Ve her biriniz Ankara’sınız, İstanbul’sunuz, Yozgat’sınız, Kayseri’siniz, Erzurum’sunuz, Trabzon’sunuz, Diyarbakır’sınız, Mersin’siniz, Manisa’sınız ve elbette Türkiye’siniz. Sizler, kalbi vatan sevgisiyle, hayalleri sıla özlemiyle çarpan Türkiye sevdalılarısınız. Göçün 50.yıldönümünde bile milli ve manevi değerlerinizden taviz vermeyen; aslını, neslini yermeyen, unutmayan iftihar burçlarımızsınız. Milli kimliğinizi asla yüzüstü bırakmayan kıvanç kaynağımızsınız. Sizlerle övüyorum ve her birinizi bağrıma basıyorum. Haç faraziyesini yerine getirip aramıza katılan değerli kardeşlerime de hoş geldiniz diyor, ibadetlerinin ilahi huzurda kabul ve karşılık bulmasını temenni ediyorum. Hepinizin geçmiş mübarek bayramını kutluyorum. Bu muazzam toplantının gerçekleşmesinde emeği geçen Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonumuzun kıymetli yöneticilerini ve temsilcilerini en iyi dileklerimle tebrik ediyorum. Yozlaşmanın ve laçkalaşmanın hız kazandığı şu zaman diliminde, kutlamak için bir araya geldiğimiz ve sahip çıktığımız bu kurultay ortamı çok daha fazla içerik kazanmıştır. Bu ve benzer buluşma, dayanışma ve tanışma mekânlarını bu itibarla çok önemsiyorum. Bugün karşımızdaki zorlukları aynı kültürel reflekslerle ve milli değerler etrafında yan yana dizilerek aşabileceğimize ve birbirimizden kuvvet alarak büyüyebileceğimize inanıyorum. Bu yönüyle de tecelli eden milli ve manevi varlığın yaşatılmasında en büyük pay, kuşkusuz Federasyonumuzun çalışmalarına aittir. Bu teşkilatımızın fikri önderi ve destekçisi merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey başta olmak üzere, Hakkın rahmetine kavuşmuş bütün gönül ve dava insanımızı bu vesileyle minnet ve rahmetle yâd ediyorum. Hepsinden Allah razı olsun, mekânları cennet olsun. İnşallah onların yaktığı irfan ve hizmet ışığı hiç sönmeyecek, bu hareket hedefine, muradına ve dileklerine mutlaka ulaşacaktır. Böylesi özel ve anlamlı günlerin yardımlaşmamıza, birliğimize ve dirliğimize büyük katkı vereceğine inanıyorum. Bu duygularla hepinize en derin hürmetlerimi ve şükranlarımı sunuyor, hepinizi kucaklıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Muhterem Dava Arkadaşlarım, Bugün sizlere Anavatanımızdan selamlar getirdim. Fırat’ın Türküsünü, Dicle’nin şarıltısını, Ağrı’nın ihtişamını getirdim. Akdeniz’in derinliğini, Karadeniz’in çırpınışını, Marmara’nın esintisini getirdim. Bağınızın, bahçenizin, bostanınızın, tarlanızın, toprağınızın bereketini getirdim. Dağınızın, ovanızın, yaylanızın havasını getirdim. Köyünüzün, kentinizin, ilinizin, yörenizin kokusunu getirdim. Hatıralarınızın, hayallerinizin ve hüzünlerinizin geride kalan izlerini getirdim. 780 bin kilometrekarelik vatan coğrafyasının umutlarını getirdim. Elli yıl önce el sallayarak, gözlerinizden yaş akıtarak çıktığınız ocağınızın en derin duygularını getirdim. Ankara’nın mesajını, Mustafa Kemal’in...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin</strong><br />
<strong>Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu&#8217;nun</strong><br />
<strong>27. Büyük Kurultayı&#8217;nda yapmış oldukları konuşma.</strong><br />
<strong>19 Kasım 2011 &#8211; Almanya &#8211; Essen</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milletinin Aziz Mensupları,</p>
<p>İnancıyla, Yüreğiyle Ülkücülüğü Gönüllerinde Bayraklaştıran Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Ülkemin Her Yöresinden Sevdasını, Özlemini Buralara Taşıyan Değerli Vatandaşlarım,</p>
<p>Konfederasyonumuzun ve Federasyonumuzun Her Biri Birbirinden Mümtaz Yöneticileri,</p>
<p>Sevgili Bozkurtlar, Kıymetli Asenalar,</p>
<p>Sayın Basın Mensupları,</p>
<p>Hepinizi hasretle, hararetle, muhabbetle ve sevgiyle selamlıyorum.</p>
<p>En kalbi duygularımla saygılarımı sunuyorum.</p>
<p>Bu muhteşem tabloyla karşılaşmaktan, coşkunuza şahit olmaktan büyük kıvanç duyuyorum.</p>
<p>Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun 27.Büyük Kurultayı münasebetiyle aranızdayım, içinizdeyim ve yanınızdayım.</p>
<p>Gerçekleştirdiğimiz kurultay, aynı zamanda son yurduna kara sevdalı, vatan hasreti gözlerinde tüten kardeşlerimizin kaynaşma ve dayanışma şölenidir.</p>
<p>Bizleri, Türk Milleti’nin gönüllü elçileriyle, gurbetteki evlatlarıyla kavuşturan Cenab-ı Allah’a sonsuz şükür ediyorum.</p>
<p>Türklüğü gururla sahiplenen, Türk milletine aidiyeti şerefle taşıyan muhterem dava arkadaşlarımla buluşmaktan son derece bahtiyarım.</p>
<p>Biliniz ki;</p>
<p>Her biriniz; hilale omuz veren, bağrınızda dalgalandıran gönül erlerisiniz.<br />
Her biriniz Avrupa Türklüğü’nün neferisiniz, sesiniz ve sancağısınız.<br />
Her biriniz; son vatanımızı kalbinde ve dileklerinde yıldızlaştıran cesaret timsallerisiniz.<br />
Ve her biriniz Ankara’sınız, İstanbul’sunuz, Yozgat’sınız, Kayseri’siniz, Erzurum’sunuz, Trabzon’sunuz, Diyarbakır’sınız, Mersin’siniz, Manisa’sınız ve elbette Türkiye’siniz.</p>
<p>Sizler, kalbi vatan sevgisiyle, hayalleri sıla özlemiyle çarpan Türkiye sevdalılarısınız.</p>
<p>Göçün 50.yıldönümünde bile milli ve manevi değerlerinizden taviz vermeyen; aslını, neslini yermeyen, unutmayan iftihar burçlarımızsınız.</p>
<p>Milli kimliğinizi asla yüzüstü bırakmayan kıvanç kaynağımızsınız.</p>
<p>Sizlerle övüyorum ve her birinizi bağrıma basıyorum.</p>
<p>Haç faraziyesini yerine getirip aramıza katılan değerli kardeşlerime de hoş geldiniz diyor, ibadetlerinin ilahi huzurda kabul ve karşılık bulmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Hepinizin geçmiş mübarek bayramını kutluyorum.</p>
<p>Bu muazzam toplantının gerçekleşmesinde emeği geçen Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonumuzun kıymetli yöneticilerini ve temsilcilerini en iyi dileklerimle tebrik ediyorum.</p>
<p>Yozlaşmanın ve laçkalaşmanın hız kazandığı şu zaman diliminde, kutlamak için bir araya geldiğimiz ve sahip çıktığımız bu kurultay ortamı çok daha fazla içerik kazanmıştır.</p>
<p>Bu ve benzer buluşma, dayanışma ve tanışma mekânlarını bu itibarla çok önemsiyorum.</p>
<p>Bugün karşımızdaki zorlukları aynı kültürel reflekslerle ve milli değerler etrafında yan yana dizilerek aşabileceğimize ve birbirimizden kuvvet alarak büyüyebileceğimize inanıyorum.</p>
<p>Bu yönüyle de tecelli eden milli ve manevi varlığın yaşatılmasında en büyük pay, kuşkusuz Federasyonumuzun çalışmalarına aittir.</p>
<p>Bu teşkilatımızın fikri önderi ve destekçisi merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey başta olmak üzere, Hakkın rahmetine kavuşmuş bütün gönül ve dava insanımızı bu vesileyle minnet ve rahmetle yâd ediyorum.</p>
<p>Hepsinden Allah razı olsun, mekânları cennet olsun.</p>
<p>İnşallah onların yaktığı irfan ve hizmet ışığı hiç sönmeyecek, bu hareket hedefine, muradına ve dileklerine mutlaka ulaşacaktır.</p>
<p>Böylesi özel ve anlamlı günlerin yardımlaşmamıza, birliğimize ve dirliğimize büyük katkı vereceğine inanıyorum.</p>
<p>Bu duygularla hepinize en derin hürmetlerimi ve şükranlarımı sunuyor, hepinizi kucaklıyorum.</p>
<p>Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.</p>
<p>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Bugün sizlere Anavatanımızdan selamlar getirdim.</p>
<p>Fırat’ın Türküsünü, Dicle’nin şarıltısını, Ağrı’nın ihtişamını getirdim.</p>
<p>Akdeniz’in derinliğini, Karadeniz’in çırpınışını, Marmara’nın esintisini getirdim.</p>
<p>Bağınızın, bahçenizin, bostanınızın, tarlanızın, toprağınızın bereketini getirdim.</p>
<p>Dağınızın, ovanızın, yaylanızın havasını getirdim.</p>
<p>Köyünüzün, kentinizin, ilinizin, yörenizin kokusunu getirdim.</p>
<p>Hatıralarınızın, hayallerinizin ve hüzünlerinizin geride kalan izlerini getirdim.</p>
<p>780 bin kilometrekarelik vatan coğrafyasının umutlarını getirdim.</p>
<p>Elli yıl önce el sallayarak, gözlerinizden yaş akıtarak çıktığınız ocağınızın en derin duygularını getirdim.</p>
<p>Ankara’nın mesajını, Mustafa Kemal’in tavsiyesini, Başbuğ Türkeş Bey’in fikirlerini getirdim.</p>
<p>Cumhuriyet’in 88 yıllık mazisini, Türk milletinin bin yıllık kardeşlik hukukunun muazzez emanetini getirdim.</p>
<p>Şehitlerimizin aziz anılarını, gazilerimizin yiğitliklerini, vatanın bütünlüğü için çarpan yüreklerin çağrısını getirdim.</p>
<p>Türk milletinin sıcaklığını, erdemini ve coşkusunu getirdim.</p>
<p>Al Bayrağımızın gücünü, Türkçe’nin kudretini, Türkiye’nin varlığını bu salona taşıdım.</p>
<p>Sizlere koştum, sizlerle kucaklaşmak, hemhal olmak için burada oldum.</p>
<p>Çünkü sizler bizim her şeyimizsiniz.</p>
<p>Vicdanımızsınız, sözümüzsünüz ve Avrupa’ya bakan gözümüzsünüz.</p>
<p>Aziz Vatandaşlarım,</p>
<p>Kıymetli Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Biliyorum ki, aramızda binlerce kilometrelik bir mesafe olsa da, biz uzaktan dertleşenlerdeniz.</p>
<p>Uzakta da olsak aynı düşü görür, aynı hedefe gideriz.</p>
<p>Çünkü biz mesafelerin değil, muhabbetin ve müşfikliğin diliyle haberleşiriz.</p>
<p>Alın yazımızın bize hediye ettiği, Cenab-ı Mevla’nın lütfettiği millet mucizesini hep birlikte yüceltiriz, zirvelere yükseltiriz.</p>
<p>Avrupa’da Atilla olur, kıtaları kırbaçlarız.<br />
Orta Asya’da Bilge Kağan olur, Türklüğün mukadderatını müjdeleriz.<br />
Malazgirt’te Alparslan olur, bastığımız toprakları vatan yaparız.<br />
İstanbul’da Fatih olur, gemileri karadan yürüten kararlılığı gösteririz.<br />
Kocatepe’de Mustafa Kemal olur, gerekirse düşmanı bir daha denize dökeriz.<br />
Bozkurt olur, tehlikeleri sezecek ve aşacak uyanıklığı gösteririz.<br />
İcap ederse şehit olur kanımızla vatan sınırlarını tekrar kalın olarak çizeriz.</p>
<p>Çünkü biz büyük Türk milletiyiz.</p>
<p>Biz biriz, beraberiz, ayrılmaz ve bölünmez bir kuvvetiz.</p>
<p>Gözyaşlarımız birdir, gülümseyişimiz bir. Dünümüz birdir, yarınımız bir. Biz bu sayede tek millet olduk.</p>
<p>Zaferimiz birdir, yenilgimiz bir. Şanımız birdir, kaderimiz bir. Biz bu yolla tek devlet olduk.</p>
<p>Şühedamız birdir, ağıdımız bir. Anadolu’muz birdir, toprağımız bir. Biz bu nedenle tek vatan olduk.</p>
<p>Şerefimiz birdir, onurumuz bir. Bağımsızlığımız birdir, şahsiyetimiz bir. Biz bundan dolayı tek bayrak olduk.</p>
<p>Türkülerimiz birdir, seslenişimiz bir. Deyişlerimiz birdir,  sözlerimiz bir. Biz bunun için tek dilde karar kıldık.</p>
<p>Şüphesiz biz, birbirine tutkun ve kardeşliği iliklerine kadar işlemiş bir aile olduk.</p>
<p>Kökü derinlere tutunarak; dalları, budakları, yaprakları her tarafa ulaşarak çınarlaştık.</p>
<p>Biz milleti bağ bozumuna tabi tutanlar gibi ele almadık.</p>
<p>Yeri gelince teröristle müzakere eden, Kandil’e göz kırpan, İmralı’yı mesken tutan ve milleti otuzaltı parçaya ayıran; yeri gelince de sözde devletçi, milliyetçi kesilen siyaset cambazları gibi hiç olmadık.</p>
<p>Bürüksel lobilerinin içten pazarlıkçı loş koridorlarında yolumuzu hiç kaybetmedik.</p>
<p>Birileri gibi, Vashigton’a eğilmedik, bükülmedik ve hiçbir sözünü sineye çekmedik.</p>
<p>Davos’ta İsrail’e önde ‘one minute’ deyip, arkada ‘yanlış anladınız’ diyerek bağışlanma talebinde bulunacak kadar hamd olsun küçülmedik, kişilik ve ahlak erozyonuna uğramadık.</p>
<p>Millet hazinesinden pay kapmak isteyen etnik ganimet avcılarının doymak bilmeyen iştahlarını teşvik eden siyaset işportacılarına sonu ne olursa karşı çıktık, karşı durduk.</p>
<p>Sizler şahitsiniz:</p>
<p>Bizim için millet dikey sütunları ve yatay satırları bulunan bir matris değildir.</p>
<p>Etnik köken türeviyle küçülecek ya da azalacak yapay bir kalabalık değildir.</p>
<p>Dar kalıplara sıkıştırılmış, menfaat bağlarıyla kıstırılmış ısmarlama topluluk da değildir.</p>
<p>Kabilelerin ittifakıyla vücut bulmuş dönemsel bir menfaat birlikteliği hiç değildir.</p>
<p>İşte millet buradadır ve her şeyiyle bizimledir.</p>
<p>Türk’ün olduğu her yerde milletimizin anısı, acısı ve ümitleri vardır.</p>
<p>Unutmayalım ki, nerede olursak olalım aziz milletimizin aklı, merakı, hayır duası ve ilgisi bizimledir.</p>
<p>Biz yerkürenin her köşesindeki aziz millet fertleriyle aynı yolun yolcusuyuz.</p>
<p>Türklük bizim cevherimiz ve en güzel bahçelerde boy veren gülümüzdür.</p>
<p>Üzerinde titrediğimiz abidevi bir zenginliğimiz ve kıskançlıkla koruyacağımız göz bebeğimizdir.</p>
<p>Ve İslamiyet içimizin huzuru, manevi bağlılığımız, sönmeyecek inanç ışığımızdır.</p>
<p>İşte sizler bu milli ve manevi hasletleri omuzlarınızda taşıdınız.</p>
<p>Vicdanlarınızda doruklara çıkardınız.</p>
<p>Şüphesiz alın terlerinizi gurbet ellere döktünüz.</p>
<p>Ekmeğinizi kazanmak için sınırları ve coğrafyaları aştınız.</p>
<p>Rızkınızı elde etmek için özlem deryasına yelken açtınız.</p>
<p>Muhannete muhtaç olmamak için buralara kadar geldiniz.</p>
<p>Namert kapısında hacet dilemediniz.</p>
<p>Hırsıza, haine müsamaha göstermediniz.</p>
<p>Namus çok kutsaldır, asla leke sürdürmediniz.</p>
<p>Alnınız güneş gibidir, çamur sıçratmadınız.</p>
<p>Kalbiniz pırlantadır, kötü söz düşürmediniz.</p>
<p>Üzülerek söylemeliyim ki nafakanızı temin etmek için hasret rüzgârlarıyla savruldunuz.</p>
<p>Ya nasip dediniz, nimeti Hak Teâlâ’dan dilediniz.<br />
Ya sabır dediniz, yine onun yüceliğine sığındınız.<br />
Ya bismillah dediniz, işinize, meşgalenize odaklandınız.</p>
<p>Bir gün, geldiğiniz gibi dönmenin hayalini kurdunuz.</p>
<p>Bir gün, biriktirdiklerinizi yurdunuza götürmenin hesabını yaptınız.</p>
<p>Vatan denildiğinde nemli gözlerle burkuldunuz.</p>
<p>İzin zamanlarını iple çektiniz, dönüş için günler öncesinden hazırlandınız.</p>
<p>Sevdiklerinizi mutlu etmek için özenle hediyeler seçtiniz, içlerine bir de ayrı kaldığınız zamanların en derin hissiyatını yerleştirdiniz.</p>
<p>Vatanı hanenizde, dilinizde, dualarınızda yaşattınız.</p>
<p>Gittiğiniz, gezdiğiniz ve adımladığınız her yerde Türk milletinin kültür elçileri oldunuz.</p>
<p>Sağlam karakterinizi, yüksek ahlakınızı, engin vefanızı her durumda ispatladınız.</p>
<p>Birinci nesille iş buldunuz, ikinci nesille tecrübe edindiniz, üçüncü nesille Avrupa’nın göbeğine kök saldınız.</p>
<p>Yabancılaşmadan uyum sağladınız.</p>
<p>Ötekileşmeden bağ kurdunuz.</p>
<p>Çok kültürcülük baskısına örf ve adetlerinizin kılavuzluğuyla cevap verdiniz.</p>
<p>Türk kimliğine, Türklüğün binlerce yıllık tarihi birikimine, İslam’ın parıltılı tebliğine ve nurlu kıblesine sahip çıktınız.</p>
<p>Bu duygularla vatanı evinizde, derneğinizde, arkadaş sohbetlerinde sembolleştirdiniz.</p>
<p>Eğer geride bıraktıklarınız varsa,  onlara varmanın rüyasıyla teselli aradınız.</p>
<p>Aldığınız mektuplardan, duyduğunuz haberlerden, gelenlerden gidenlerden memleket yankısını duydunuz.</p>
<p>Her sabah erkenden yollara koyuldunuz; işyerlerine, atölyelere, fabrikalara ümitlerinizle ulaştınız.</p>
<p>Çalışırken gelecek kuşakların derdine düştünüz, huzurun beklentisine girdiniz.</p>
<p>Alın terinizi, emeğinizi, göz nurunuzu döktünüz.</p>
<p>Yarınlarınızı güvenceye almak için zorluklara dayandınız, güçlüklere katlandınız.</p>
<p>Dil bilmediniz, ama vazgeçmediniz.<br />
Yol bilmediniz, ama yeise kapılmadınız.<br />
Çaresiz kaldınız, ama durmadınız.</p>
<p>Karnınızı doyurmak, evinizin iaşesini sağlamak için bunlara takılmadınız.</p>
<p>Yabancı düşmanlığına, ırkçı saldırılara, tahammülsüz bakışlara aldırış etmediniz.</p>
<p>Evlerinizin kundaklanmasına, canice ve hunharca suikastlara teslim olmadınız.</p>
<p>Döner tezgâhlarının başında emeğiyle siftahlarının peşinde olan kardeşlerimizin vahşice ve bir plan dâhilinde kıyılmasını unutmadınız ve affetmediniz.</p>
<p>Organize suç çetelerinin, mafya-devlet irtibatının ve ilişkisinin kin saçan eylemlerine, komplolarına eyvallah demediniz, boyun eğmediniz.</p>
<p>Hatırınızdan bir an olsun çıkarmayınız ki; yalnız, sahipsiz ve bir başınıza değilsiniz.</p>
<p>Milliyetçi Hareket sizinledir, Türk milleti arkanızdadır.</p>
<p>Alman Devleti’nin, özgürlük ve insan hakları savunucularının eğer biraz utanmaları, zerre kadar izanları varsa vatandaşlarımıza yönelik cinayetleri aydınlatmaları ve kanlı elleri adalete teslim etmeleri boyunlarının borcudur.</p>
<p>Ve katilleri, onları himaye eden devlet içindeki uzantılarını bir an önce ortaya çıkarmaları gerekmektedir.</p>
<p>Kırı sıkı özgürlük ve adalet palavralarıyla ömür geçirenlerin önünde çok ciddi bir insanlık ve tutarlılık testi kendilerini beklemektedir.</p>
<p>Açıklıkla söyleyebilirim ki, küçümseyen tavırlara, alaycı davranışlara, kaba tutumlara geçit vermediniz. Beklentim bundan sonrada vermeyeceksiniz.</p>
<p>Muzaffer bir milletin fertleri olduğunuzu unutmadınız ve boyunduruk altına alma girişimlerine fırsat vermediniz.</p>
<p>Asimilasyon tezgâhlarına düşmediniz, benliğinizi, belleğinizi bir kenara itmediniz.</p>
<p>Entegrasyon diyerek sizleri kimliğinizden koparmaya çalışanlara fırsat tanımadınız.</p>
<p>Dilinizi, dinayetinizi, dirayetinizi ve dik duruşunuzu hiç bozmadınız.</p>
<p>“Ben çektim, evlatlarım çekmesin” diyerek fedakârlık gösterdiniz.</p>
<p>“Ben üzüldüm, onlar üzülmesin” diyerek düşünceli ve riskleri göğüsleyen azminizi fermanlaştırdınız.</p>
<p>Konukseverliğinizi, cevvaliyetinizi ve cömertliğinizi yaban ellerde hiç eritmediniz.</p>
<p>Vatanımızın başarıları ile sevindiniz, başarısızlıkları ile üzüldünüz.</p>
<p>Milli galibiyetlerde heyecanlandınız, mağlubiyetlerde başınızı öne eğdiniz.</p>
<p>Ve, bu duygularınızın da bizim nezdimizde karşılıksız olmadığını biliyorsunuz.</p>
<p>Biz sizden razıyız, Cenab-ı Allah’ta razı olsun.</p>
<p>Bu üstün meziyetlerinizden dolayı sizleri kutluyorum. Hepinizi kucaklıyorum.</p>
<p>Aziz Vatandaşlarım</p>
<p>Değerli Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Milletimizin binlerce yıllık tarihi, dünyanın dört bir tarafını görüş ve ilerleyiş istikametine alan sayısız örneklerle doludur.</p>
<p>Kıtalara yayılmış, coğrafyaları kumaş gibi biçmişiz.</p>
<p>Devletler yıkıp, devletler kurmuşuz.</p>
<p>Fetihlerle adalet ve hakkaniyet çeşmemizi her tarafa inşa etmişiz.</p>
<p>Dostluk ve insanlık köprülerini, vicdanı körleşen, duyguları çürüyen ve insafı kuruyan her çevreye uzatmışız.</p>
<p>Gittiğimiz yerleri vatan mücevherinin manevi iklimiyle güzelleştirmişiz.</p>
<p>Bozgunculuğun, düzensizliğin ve düşmanlığın atmosferini; gün gelmiş Allah Allah nidalarıyla temizlemişiz ve fütuhatla kapıları açmışız.</p>
<p>Gün gelmiş, imrenilecek yönetim anlayışımıza talip çevrelerin gönül rızasını kazanarak kirliliği maharetle yıkamışız.</p>
<p>Kimi zaman gözlerden akan yaşları elimizle silmişiz, kimi zaman da çakıl taşımıza göz diken gafillerin haddini hiç korkmadan bildirmişiz.</p>
<p>Fatih’i İstanbul’a yönlendiren şuur ve inanmışlık işte budur.</p>
<p>Kanuni’nin karşısında Fransa Kralı’nı diz çöktüren güç işte bu güçtür.</p>
<p>İtalya’ya kadar gelerek gözünü Batı Avrupa’ya çeviren kudret bu kudrettir.</p>
<p>Okyanusa inerek ufkunu ve hâkimiyet idealini yayan anlayış bu anlayıştır.</p>
<p>Kızıl elmanın arkasındaki sır budur, vatanı cihana taşıma isteği bu yüksek arzudan feyzini ve yönünü almıştır.</p>
<p>Hükümran bir milletin, iddialı bir zihniyetin, ne yaptığını bilen bir tutkunun başarmaktan başka bir seçeneği olmadığını bu örneklere bakarak anlamamız mümkündür.</p>
<p>Bu itibarla rahmetli şairimiz Yahya Kemal; “cihan vatandan ibarettir itikadımca” sözünü boşuna söylememiştir.</p>
<p>Bizim için ekmeğini yediğimiz, sokaklarını adımladığımız, meskenleriyle kendimize ocak yaptığımız her bir yer asıl vatanımızın devamı ve manevi bir parçasıdır.</p>
<p>Doğal olarak Dünya’nın her köşesinde, ülkelerin her birinde aziz milletimizin gül yüzlü bir ferdine tesadüf etmemiz mümkün ve hatta kesin bir hal almıştır.</p>
<p>Ve bulunduğu yeri mensubiyet bilinciyle vatanlaştıran bir Türk’le karşılaşmak bu itibarla şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Bugün hangi yabancı memlekete giderseniz gidiniz, emin olun; orada soluk alan, didinen, mücadele veren, üreten, paylaşan, yöneten bir kardeşimizle karşılarsınız.</p>
<p>Türk milleti, son yurdumuzdan beslenerek ve desteklenerek kollarını en ücra köşelerdeki diyarlara kadar uzatmıştır.</p>
<p>Kimliği ve kişiliği, aziz evlatları tarafından tebliğ edilmiş, tavsiye edilmiş ve gerekirse de kötü niyetlilere, kalın kafalılara dikte edilmiştir.</p>
<p>Bu kapsamda sizler, Batı Avrupa’nın ortasında, kibrin, tarihsel husumetin doruk yaptığı bir ortamda; her engeli aşarak ayakta kaldınız.</p>
<p>Yılmadan, yıkılmadan milli değerlerimizin sözcülüğünü, temsilciliğini ve bayraktarlığını yaptınız.</p>
<p>Geleneklerimizi, modern zamanların özentiyle ikmal edilmiş ahlaksız saldırılarına karşı korudunuz, kolladınız.</p>
<p>Omurgasızların, yabancı hayranlığıyla içinden çıktığı değerlere sırt çevirenlerin oyununa gelmediniz, kaprislerine ve tahriklerine kapılmadınız.</p>
<p>Bir kez daha söylemek isterim ki; sizlerle aynı davanın ve aynı milletin ferdi olmaktan, aynı safta bulunmaktan büyük bir memnuniyet ve şeref duyuyorum.</p>
<p>Özellikle 1978 yılından beridir Türk Federasyonu çatısı altında yürüttüğünüz ve 2007 yılından itibaren de Konfederasyon oluşumuyla sürdürdüğünüz çalışmalar, Türk-İslam kültürünü, tüm çözücü ve eleyici dışsal etkilere rağmen ayakta tutan ve alkışlanması gereken muhteşem bir özettir, sonuçtur.</p>
<p>Şu hususu da vurgulamadan geçemeyeceğim:</p>
<p>Türk ve İslam olmakla gurur duyan, ana vatanla diyalog ve bağını zayıflatmamış, ana gövde olan Türkiye ile duygu ve amaç birlikteliği içinde, ancak yaşadığı ülke kültürünün çarklarında öğütülmeden entegre olmuş vatandaşlarımızın mevcudiyeti her türlü takdirin üzerindedir.</p>
<p>Tekraren ifade etmek isterim ki, değişik ve başka bir kültür dairesinde yer almanıza rağmen, demokratik kazançların sunduğu fırsatlarla, yüksek Türk kültürünün dinamiği ve dimağıyla milli yeterliliğinizi ve zihniyetinizi bir kez daha gösterdiniz.</p>
<p>Bu çok önemli bir başarıdır ve bunda hepinizin payı, rolü ve katkısı vardır.</p>
<p>Ne mutlu ki, 30 Ekim 1961 yılında başlayan süreci takiben gurbete akan milyonlarca vatandaşımız, artık yaban ellerde ev kurmuşlar, sayıları onbinleri bulan işletmeler açarak küresel ekonomiye Batı Avrupa’dan müdahil olmuşlardır.</p>
<p>Almanya’daki kardeşlerimiz yüzbinlerce kişiye iş vermekte ve ekmek kapısı açmaktadır.</p>
<p>Dün yevmiye veya saatlik ücretle çalışanların hatırı sayılı bir bölümü işveren, yatıran, yatırım yapan müteşebbis şahsiyetler olmuşlardır.</p>
<p>Başlangıçta konuk ya da geçici işçi sıfatıyla buralara kadar gelen kardeşlerimizin sabrı, ikinci ve üçüncü nesle karşı sorumluluğu ve sahip oldukları misyonları neticesinde sermaye sahibi haline gelmişler ve özellikle Alman hizmetler sektöründe önemli bir mevki elde etmişlerdir.</p>
<p>Bu tablo, aziz milletimizin mücadeleci ve girişimci yönü açısından iftihar edilecek bir gelişmedir.</p>
<p>Temennim, bu tür girişimlerin yaygınlaşması, Türk milletinin gücünü dünyaya buradan da duyurulmasıdır.</p>
<p>Biliniz ki, sizler, bulunduğunuz ülkelerde barış ve huzur içinde yaşadıkça, sizler, eğitim ve iş hayatlarınızda yeni başarılara imza attıkça, bizler bundan onur duyacağız, güç alacağız.</p>
<p>Bir taraftan bulunduğunuz ülkelerin toplumlarıyla birlikte var olacak, diğer taraftan da millî değerlerimizle ve Türkiye’mizle bağlantınızı hep canlı tutacaksınız.</p>
<p>Sizin başarınız, tarihi kaygılar ve hurafeler nedeniyle Türk milletine ve İslam dinimize önyargı ile bakan toplumların da kanaatlerini mutlaka değiştirecek, kültürler ve milletlerarası hoşgörüyü ve tahammülü artıracaktır.</p>
<p>Türk milletinin insan sevgisi ile beslenen kültürel birikimi, sancılı ve buhranlı bir dönemden geçen dünyaya, sevgi ve hoşgörü çerçevesinde mesajlar sunabilmemize de imkân tanıyacaktır.</p>
<p>Çağımız yeniden şekillenirken, Türk milletinin daha adaletli ve istikrarlı bir dünya için söyleyecek çok sözü olduğuna bütün milletler sizin katkılarınızla yakından şahit olacaktır.</p>
<p>Günümüzde, medeniyetler ve kültürler arasında ihtiyaç duyulan küresel bir hoşgörü anlayışı Türk milleti ve onun bu coğrafyalardaki temsilcileri olarak sizlerin yüksek erdemlerinizle beslenecektir.</p>
<p>Bilinmelidir ki, yardımlaşma ve dayanışma bütün devlet ve milletlerin en temel ihtiyacıdır.</p>
<p>Sizler Türk ve İslam ahlâk ve değerlerinin uzlaştırıcı ve huzur verici mesajları ile buna liderlik edecek, milletlerarası işbirliğinin en güzel örneklerini içinde yaşadığınız coğrafyalarda geliştireceksiniz.</p>
<p>Ne var ki diğer tarafta da sorunlarınız büyümekte, ıstıraplarınız her geçen gün yayılmaktadır.</p>
<p>Nitekim beklentilerinizi ve karşı karşıya olduğunuz kronik meseleleri hem biliyor hem de yakından takip ediyoruz:</p>
<p>Dağılmamak için mücadele veren Türk aile mevcudiyetinin,<br />
2000 yılından itibaren uygulanan uyum ve entegrasyon politikalarından kaynaklanan açmazların,<br />
Göçmen Yasası ile birlikte Türkiye’den eşinizin, yakınlarınızın getirilme zorluklarının,<br />
Federasyon mensuplarımızın ikinci vatandaşlık haklarına ulaşmadaki problemlerinin,<br />
Sizleri, Türk milletinden koparmak için yapılan kültürel zorlama ve sistematik dayatmaların,<br />
Artan ayrımcılığı, ırkçılık vahşetini ve düşmanlık eğilimlerinin,<br />
İçinde yaşadığınız ülkelerin ekonomisine ve kültürüne yaptığınız katkıları dikkate almadan sizlere yurda dönüş için yapılan baskıların,<br />
Okullarda azalan Türkçe derslerinin, evlatlarımızın dilimizi okullarda öğrenirken karşılaştıkları zorlukların,<br />
Elbette ikili kültür arasında sıkışıp kalmanın getirdiği bunalımların ve buhranların farkındayız ve bunları kendimize dert ediniyoruz.</p>
<p>Ayrıca özellikle birlik olmanızı engelleyen yapay ayrımların her şeyden önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Aynı coğrafyadan ve aynı kültürden beslenerek Anadolu’dan buralara gelmiş olan siz değerli kardeşlerimizin birlik ve beraberliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu görüyorum.</p>
<p>İnanıyorum ki, tek bilek ve tek yürek olarak, aziz milletimizi dünyanın her yerinde daha büyük bir güçle, asalet ve şerefle temsil etme imkânı bulacaksınız.</p>
<p>Yıllar geçmesine rağmen, çok şükür ki;</p>
<p>Hâlâ mutfaklarınızda tarhana çorbası kaynıyor, arabaşı pişiyor, bulgur pilavı yufkayla sofraya geliyor.<br />
Hala kınalı ellerle bereket niyaz ediyorsunuz.<br />
Hâlâ komşularınıza aşureler dağıtıyor, yakınlığınızı perçinliyorsunuz.<br />
Hâlâ davul zurna sesleri yüreklerinizi coşturuyor, gelin alaylarıyla seviniyor, yuva kuruyorsunuz.<br />
Hâlâ türkülerle oynuyorsunuz, uzun havalarla dertleniyorsunuz.<br />
Hala taşına, suyuna, bin can feda bir insanına diyerek memleket sevdasını taşıyorsunuz.</p>
<p>Zaman, sizleri değerlerimizden koparamamıştır.</p>
<p>Tersine; sadakatinizi artırmış, bağlılığınızı büyütmüş, milliyetçiliğinizi güçlendirmiştir.</p>
<p>Ne mutlu sizlere, ne mutlu sizin gibi vatan evlatlarına.</p>
<p>Ne mutlu Avrupa Türklüğü’ne.</p>
<p>Ancak bu kazanımlarımıza rağmen işiniz kolay değildir.</p>
<p>Önünüzde aşılması gereken zorluklar da vardır.</p>
<p>Vatanınızdan uzakta, yoğun ve heyecanla yaşadığınız milli duygularınıza tuzak kurmak isteyenler çıkacaktır ve bugüne kadar da çıkmıştır.</p>
<p>Tahrikler, ajitasyonlar, kışkırtmalar etrafınızda öbeklenerek sizleri içten zayıflatmaya çalışacaktır ve bugüne kadar örnekleri yaşanmıştır.</p>
<p>Bu tehditlerin, size demokratik imkân ve yaşama alanı tanıma konusunda ayak direten yabancılar kadar vahim olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Bu itibarla, aman ha uyanık olunuz.</p>
<p>Bozgunculara, yıkıcılara fırsat vermeyiniz.</p>
<p>İnanç hortumcularına, zekât hırsızlarına itibar etmeyiniz.</p>
<p>Tertiplere dikkat ediniz.</p>
<p>Ayrımcılığa pirim vermeyiniz.</p>
<p>Bir olunuz, birlik olunuz,  diri olunuz, kucaklaşınız.</p>
<p>Ve Türk milletini Avrupa semalarında sönmeyecek şekilde parlatınız.</p>
<p>Bunu yapabileceğinizi biliyorum.</p>
<p>Bu konuda hepinize güveniyorum.</p>
<p>Çünkü siz bu yüzyılın akıncılarısınız, alperenlerisiniz.</p>
<p>Türk milletinin hiçbir hesap ve çıkar gözetmeden hakkını savunan kahramanlarınız.</p>
<p>Bugün bu salonda toplanan kardeşlerim ve dünyanın her coğrafyasında yüreği milletimiz için çarpan kutlu yürekler bu milli duruşun birer eseridir.</p>
<p>Sizlerle büyük Türk milleti adına iftihar ediyorum.</p>
<p>Değerli Vatandaşlarım,</p>
<p>Aziz Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Türkiye’den ayrı geçirdiğiniz süre içinde nelerin olduğunu, hangi gelişmelerin yaşandığını ve kimlerin neler yaptığını sizler iyi biliyorsunuz.</p>
<p>Çünkü kulağınız bizimle, gönlünüz bize yönelik.</p>
<p>Derhal göze çarpıyor ki, ülkemiz çok sıkıntılı günlerden, sancılı bir dönemden geçmektedir.</p>
<p>Öylesine sorunlar katlanmış ve birikmiştir ki, milletimizin mecali ve sabrı neredeyse tükenmiştir.</p>
<p>Van depremini duydunuz.</p>
<p>Bu acıyı hepiniz burada, en derinlerinizde hissettiniz.</p>
<p>İçiniz kan ağladı, gönül sızınız binlerce kilometreyi aşarak Van’a ulaştı.</p>
<p>Muhtemeldir ki, yakınlarınız, tanıdıklarınız ve arkadaşlarınız vardı.</p>
<p>644 kardeşimizi meydana gelen iki depremde kaybettik.</p>
<p>Üzüntümüz sonsuz, kederlerimiz tarifsizdir.</p>
<p>Terör vahşetinin döktüğü şehit kanı ve deprem felaketi üst üste gelince milletimiz adeta yaslı günlerden çıkamamıştır.</p>
<p>Alınmayan önlemler, imar hataları, kaçak ve çürük yapılaşma,  heba edilen yıllar yaşanılan iki depremdeki ağır bilançoyu kabartmıştır.</p>
<p>Hele hele ikinci Van depremi tam bir cinayettir.</p>
<p>Doğal afet göstere göstere gelmiş ve 40 vatandaşımızın hayatına mal olmuştur.</p>
<p>Hükümet deprem sonrasında, kendini takdim etme kaygısına kapılınca kayıplarımız artmış, canımız daha çok yanmıştır.</p>
<p>Bu kapsamda deprem riskini sıfırlamak mümkün değilse de, etki ve tesir düzeyini azaltmak elimizdedir ve yapabileceklerimiz arasındadır.</p>
<p>Büyük acılara, dayanamayacağımız yıkımlara meydan vermeden AKP Hükümeti gerekenleri yapmalı ve milletimizi bu tabii felaketten koruyacak tedbirleri geliştirmelidir.</p>
<p>Depremde hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Geride kalanlara sabır ve ailelerine başsağlığı dileklerimi bir de Almanya’dan iletiyorum.</p>
<p>Yaralı kardeşlerimin bir an önce şifa bulmalarını temenni ediyorum.</p>
<p>Az önce de ifade ettiğim gibi, bölücü terör adi ve alçak eylemleriyle kadınlarımızı, çocuklarımızı, bebeklerimizi ve güvenlik güçlerimizi şehit etmektedir.</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz, bu kanlı tezgâh hamile kadınları yok hedef almaktadır.</p>
<p>Canlı bombalarla saldırmakta, masum kız çocuklarımızı pusu kurarak katletmektedir.</p>
<p>Çocukları kurşunlamakta, birliğimizi ve kardeşliğimizi mayınlamaktadır.</p>
<p>Biz İmralı’da yatan caniye bebek katili derken eksik bırakmışız.</p>
<p>Çetesiyle birlikte bunlar insanlık katili ve kandan beslenen terör vampirleridir.</p>
<p>Özellikle Güroymak’ta bombalı saldırıya kurban verdiğimiz 9 kardeşimiz, Çukurca’da kahpe saldırılarla Hakk’a uğurladığımız 25 evladımız bizleri çok üzmüştür.</p>
<p>Tüm şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, milletimize ve ailelerine başsağlığı diliyorum.</p>
<p>Hatırlarsanız Hükümet, sözde demokratik açılım isimli ve bize göre yıkım olan projesiyle anaların ağlamasını durduracağını iddia etmişti.</p>
<p>Analar bir daha ağlamayacak demişlerdi.</p>
<p>Görüyorsunuz; değil analar, Türk milleti ağlıyor, feryat ediyor.</p>
<p>Menfur saldırılar ciğerimizi dağlıyor.</p>
<p>Yine hatırlarsanız, “çok iyi şeyler olacak, güzel gelişmeler yaşanacak, umutluyum” sözleri bazı ağızlardan çıkmıştı.</p>
<p>Habur’dan terörist karşılama törenlerini sevinerek alkışlayan devlet ve hükümet temsilcileri vardı.</p>
<p>Sizler vatana gelirken birçok zorluk ve bürokratik işlemle karşılaşırken, şehit kanı dökenler merasimlerle karşılanmıştı.</p>
<p>Üstelik işledikleri cinayetlerden ve terör örgütü üyeliğinden pişman olmadıklarını söylemelerine rağmen haklarında pişmanlık hükümleri uygulanmış ve salıverilmişlerdi.</p>
<p>İstirham ederim söyleyiniz muhterem kardeşlerim, bu size ve aziz milletimize reva mıdır?</p>
<p>Buraya çok uzak olmayan Oslo’daki müzakereleri de mutlaka işittiniz.</p>
<p>İşte bu hadiselerden terör azgınlaşmış ve bastırdıkça alacağına inanmıştır.</p>
<p>Taviz tavizi getirmiş, Türk devleti maalesef bölücü terör örgütü karşısında zor durumlara düşmüştür.</p>
<p>Üstelik yakın coğrafyalardaki ve komşu ülkelerdeki halk hareketlerinin içimize ve üzerimize sıçrama ihtimali ve bunun için de çaba gösterenlerin varlığı gün geçtikçe belirginlik kazanmaktadır.</p>
<p>Diyarbakır’ı Mısır’ın Tahrir Meydanına çevirme beyanları kulaklarımızda çınlamaktadır.</p>
<p>Ayrılma, dağılma, alt etnik kimliklere bölünme arayışında olanlar çevremize batıkça iştahları artmakta ve kendilerine dayanak bulmaktadırlar.</p>
<p>Ancak Başbakan Erdoğan bunun farkında değildir.</p>
<p>Bu tehlikeyi sezecek basiretten yoksun olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Kendisi Tunus, Mısır, Libya derken şimdi de Suriye’yi hedefine almıştır.</p>
<p>Bugün kalkmış, “Suriye, Libya kadar yankı uyandırmıyor” sözleriyle,  adeta Batı’ya neden müdahale etmiyorsunuz ince ayarını ve ikazını yapmaktadır.</p>
<p>Ve “Libya için iştahlarını kabartanların Suriye’deki katliamlara sessiz kalması insanlık vicdanında tamiri zor yaralar açmaktır.” sözlerinin nerelere varacağını ve nasıl bir sonuç doğuracağını ya bilmemekte ya da bildiği halde emperyalizmin tetikçiliğine kapı aralamaktan rahatsızlık duymamaktadır.</p>
<p>Bu sözler aklın ve idrakin durduğuna ve dağıldığına delalettir.</p>
<p>Vahametin ve şiddet davetlerinin Sayın Erdoğan’da nereye kadar ulaştığını göstermektedir.</p>
<p>Almanya’dan sormak isterim ki;</p>
<p>Sayın Başbakan sen kendinde misin?</p>
<p>Ağzından çıkanları kulağın duyuyor mu?</p>
<p>Ne yani, emperyalist heveslerin teşrifatçılığını yapmaya mı niyetlisin?</p>
<p>Suriye işgal mi olsun istiyorsun?</p>
<p>Okyanus ötesine alan mı açıyorsun, Haçlı saldırılarını mı meşrulaştırıyorsun?</p>
<p>Ne yapmaya çalışıyorsun? Bize anlat, bize itiraf et?</p>
<p>Almanya’daki kardeşlerimize izah et? Türk milletini ve Türkiye’yi, hangi ateşin içine atacaksın?</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın Suriye’yle ilgili sözleri çok tehlikelidir.</p>
<p>Bu kapsamda hükümetin dış politikası iflas etmiş ve Ortadoğu’nun çöl sıcaklarında kumlara gömülmüştür.</p>
<p>Ülkemiz açıkça tehlikeli ve keskin bir uçuruma doğru sürüklenmektedir.</p>
<p>Bu yoldan dönmek ve bir an önce çıkmak gerekmektedir.</p>
<p>Şayet başkalarının içişlerine karışır, mesela Suriye’deki muhalefetle içiçe olursanız, yarın da başka ülkelerin, kendi içimizde aynısını yapmasına imkân sağlamış olursunuz.</p>
<p>BOP’un rehberliğini değil, başkent Ankara’nın vizyonunu ve Türk tarihinin tayin ettiği milli kulvarı takip etmek lazımdır.</p>
<p>Başbakan, savaş tamtamları çalan birisi haline dönüşmesinin vahim sonuçlarını artık görmesi lazımdır.</p>
<p>Sizler burada, Batı’nın tesir düzeyi yüksek her türlü propagandasına karşı koyup milli karakterinizi muhafaza ederken, Türkiye’de siyasi sorumluluk alanlar ne yazık ki sizin elinize dahi su dökemeyecektir.</p>
<p>Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, Suriye’de ve Libya’da akan kanların faturalarını yönetimlerine çıkaran AKP zihniyeti; esasen çifte standardın labirentlerinde kaybolmuştur.</p>
<p>Bakınız sinsi bir kuşatma her tarafta etkisini ve taraflarını göstermektedir:</p>
<p>Mısır’da, Hüsnü Mübarek’in devrilmesine el veren muhaliflerin öncüleri, imalarla Türkiye’yi Suriye’ye bulaştırmaya, işgal etmeye davet etmektedir.</p>
<p>BOP, Eşbaşkanı’nın eliyle yürütülmekte ve dozu artan bir şekilde servis edilmektedir.</p>
<p>ABD’nin doğrudan istilasına şimdilik gerek yoktur.</p>
<p>Onun yerine emperyalizmin acenteliğini alanlar vardır ve gereğini de heyecanla yapmaktadırlar.</p>
<p>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Değerli Vatandaşlarım,</p>
<p>Bugün ülkemiz sorun yumağına dönmüştür.</p>
<p>İç ve dış meselelerimiz bekamızı en üst düzeyde tehdit eder hale gelmiştir.</p>
<p>Vicdanları olmayan, milleti benimseyen odaklar şimdi de vicdani retçiliği gündeme taşımışlardır.</p>
<p>Biz buna ne olursa şiddetle itiraz ve taraflarını telin edeceğiz.</p>
<p>Buradaki maksat son derece sakıncalıdır.</p>
<p>Türk milletini askerlik görevinden ve sorumluluğundan soğutmak için AKP hükümeti hummalı bir çalışma başlatmıştır.</p>
<p>Ancak, TSK’nın kapısındaki yığılmayı eritecek bedelli askerlik konusu başka bir şeydir, vicdani redçilikle anayasada tanımlanan vatan hizmetini inkâr etmek başka bir şeydir.</p>
<p>Dikkat ediniz, sözde PKK’nın dağ kadrosunu eksiltmeye, örgüte ilaveleri azaltmaya çalışan AKP Hükümeti, ne ibretlik bir neticedir ki; bunun yerine TSK’ya katılımları engellemek için seferber olmuştur.</p>
<p>PKK’nın isteği de budur.</p>
<p>İmralı canisinin tavsiyesi de bu yöndedir.</p>
<p>Amaç, Türk milletine ve devletine vücut veren bütün ortak değerlerin yıkılmasıdır.</p>
<p>Hedef, Türkiye’yi parçalayarak çok milletli, çok kimlikli ve çok dilli bir ortaklık devletinin kabul ettirilmesidir.</p>
<p>Bütün tahriklere rağmen partimiz, milletimizin bin yıllık kardeşliğinin devamı yolunda önemli görevler üstlenmiş ve mesafeler kat etmiştir.</p>
<p>Önüne çıkan tuzaklara düşmemiş, Türk milletinin birliğini ve dirliğini korumak için büyük çaba göstermiştir ve göstermeye de devam etmektedir.</p>
<p>Şu kadarını ifade edebilirim ki, AKP’nin yönettiği ülke gerçeği içinde haksızlıkların ve tahribatların boyutu gün geçtikçe fazlalaşmaktadır.</p>
<p>Hayatın her alanında vahim ve tehlikeli gelişmeler yaşanmaktadır.</p>
<p>Geldiğimiz bugünkü noktada;</p>
<p>Milletimiz umutsuz, çaresiz ve geleceğinden endişelidir.<br />
Devletimiz sıkıntılı, gergin ve yaralıdır.<br />
Vatandaşımız işsiz, yoksul ve bitkindir.<br />
Ekonomi alarm vermekte, göstergeler bozulmakta ve gelirler azalmaktadır.<br />
Şehirlerimiz huzursuz, dağlarımız, sokaklarımız eli kanlı canilere teslimdir.<br />
Gençlerimiz yarınsız, kadınlarımız şiddet dalgasıyla baş başadır.<br />
Analar ağlamakta, çocuklar öksüz kalmakta, şehitler toprağa düşmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin bugünkü tablosunda;</p>
<p>Ana muhalefet partisi CHP dağınık, şaşkın ve ne dediğini bilmemektedir.<br />
PKK’nın hamisi, kanlı saldırılarının hazırlayıcısı peşmerge son vatanımızda ağırlanmakta ve taltif edilmektedir.<br />
Bölücü talepler dur durak bilmeden aldıkları destek ve gösterilen hoşgörüyle iyice zıvanadan çıkmaktadır.<br />
Türk milletinin bölünmesi, Türkiye’nin üniter yapısının çiğnenmesi için alçaklar koalisyon ve faaliyet halindedir.</p>
<p>Bunun için yeni anayasayı çare ve çıkış kapısı olarak görenler yanıldıklarını muhakkak anlayacaklardır.</p>
<p>Biliyorum, umutsuz ve karanlık bir ülke manzarası ortaya koysam da gerçekler bunlardır.</p>
<p>Türkiye’nin aydınlığa, Türk milletinin esenliğe ve refaha kavuşmasının bir tek yol ve formülü vardır:</p>
<p>O da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin küresel angajmanlardan sıyrılması ve aziz milletimizin hak ve hukukuna sahip çıkmasıdır.</p>
<p>Şurası da açık bir gerçektir ki, yüksek ahlakınız, engin vatanseverliğiniz ve milliyetçilik şuurunuz bizim yanlışla mücadelemizde en büyük sığınaklarımızdan olacaktır.</p>
<p>Aynısını 12 Haziran seçimlerinde de göstermiştiniz.</p>
<p>Milliyetçi Hareket’e dört bir koldan saldırırlarken de bizi hiç yüzü üstü bırakmamıştınız.</p>
<p>Bir tarafta Okyanus ötesinin tezviratları, dedikoduları varken; diğer tarafta küresel istihbarat operasyonlarının acımasızlığı her düzeyde kendisini göstermişti.</p>
<p>Bir yanda AKP Hükümeti’nin kışkırttığı ve tertiplediği düzenekler yer alırken, diğer yanda devlet içindeki çeteler ve dışarıdaki uzantıları el birliği yapıp üzerimize gelmişlerdir.</p>
<p>İşte böyle bir ortamda dahi yanımızdan hiç ayrılmadınız.</p>
<p>Unutuldu sanılmasın, ihmal edildi düşünülmesin.</p>
<p>Değeriniz çok fazla, kıymetiniz paha biçilmezdir.</p>
<p>Değerli Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Hanımefendiler, Beyefendiler,</p>
<p>Beklentim odur ki, Avrupa Türk Federasyonu’nun kutlu misyonu ile yaşayacak olan millet sevgisi ve dalgalanacak milli kültür meşalesi daha nice çeyrek asırlara ulaşacak, desteklerinizle çok daha güzel hizmetlere imza atacaktır.</p>
<p>Milli birlik ve kardeşliğin devamı için çıktığımız yolda, sizlerin de buralarda aynı kaygılarla dayanışma içinde bulunduğunuzu görüyor ve iftihar ediyorum.</p>
<p>Milletimizin bir yıkıma sürüklenmesini önlemek, hepimiz için tarihi ve milli bir görevdir.</p>
<p>Çünkü Türkiye’nin ve Türk milletinin kurtuluşu için “Milliyetçi-Ülkücü Hareket’ten” başka ümit ve çare kalmamıştır.</p>
<p>Bu süreçte karşımıza çıkarılacak her türlü engeli de sizlerin desteği ve Cenab-ı Allah’ın izniyle mutlaka aşacağız ve mutlaka başaracağız.</p>
<p>Biz memleketimizin her evladını kucaklıyoruz.</p>
<p>Kökeni, mezhebi ne olursa olsun herkese sarılıyoruz, her eli tutuyoruz ve buna da Allah’ın izniyle devam edeceğiz.</p>
<p>Sizlerin de bu topraklarda aynı sevgi ve kaynaşma duygularıyla hareket ederek bütün vatandaşlarımızı, aziz milletimizin bütün evlatlarını kucakladığınıza eminim.</p>
<p>Göçün ellinci yılında, Avrupa Türk Konfederasyonun; buradaki kardeşlerimizin gelişmesi, kültür kaynaklarından kopmaması için daha yoğun gayret sarfedeceğine inanıyorum.</p>
<p>Bu teşkilatımızın, Türklerin, Almanya’nın; siyaset, eğitim, ticaret, sivil toplum ve ekonomi hayatında başarılı olması ve ayrıcalıklı yer edinmesi için üstüne düşen çabayı göstereceğini biliyorum ve bunu bekliyorum.</p>
<p>Uyum sorunlarını aşıp, Alman toplumuyla kaynaşarak Türk milletinin en iyi şekilde temsil edilmesi çok önemlidir.</p>
<p>Türkçe’den taviz vermeden yabancı dilin öğrenilmesi, geleneklerimizden sapmadan yaşadığınız yerle bütünleşilmesi bana göre öncelikleriniz arasında yer almalıdır.</p>
<p>Türk Konfederasyonumuzun bütün teşkilatlarıyla bunu başaracağını düşünüyorum.</p>
<p>Artık dördüncü neslin kendisini göstermeye başladığı düşünüldüğünde, elleri öpülesi birinci nesil insanımızın muazzez mirasının Avrupa’nın her köşesinde parlamasını diliyorum.</p>
<p>Avrupa kapılarında oyalanan Türkiye, aziz temsilcileri eliyle kim olduğunu ve nasıl bir medeniyeti ruhunda taşıdığını bu kapsamda gösterebilecektir.</p>
<p>Büyümenin, gelişmenin, kuvvet ve kudret kazanmanın başka da yolu yoktur.</p>
<p>Gücünüzün Türk milletini, Türkçemizi, Türk kültürünü yaşatmaktan geçtiğini unutmayınız.</p>
<p>Bu vesile ile kurultaya katılan vatandaşlarımı, ülküdaşlarımı ve aziz dava arkadaşlarımı bir kere daha en iyi duygularımla selamlıyorum.</p>
<p>Biliniz ki, dualarınız, destekleriniz ve başarılarınız bizim en büyük dayanağımız ve heyecanımız olacaktır.</p>
<p>Milletimizin bu coğrafyalardaki temsilcileri olarak sizlere, ailelerinize, tertemiz çocuklarınıza, pırıl pırıl gençlerinize Cenab-ı Allah’tan sağlık, mutluluk ve esenlikler temenni ediyorum.</p>
<p>Bu teşkilatımızın fikir önderi ve destekçisi Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey başta olmak üzere, Hakkın rahmetine kavuşmuş bütün gönül ve dava adamlarını bir kez daha minnet ve rahmetle yâd ediyorum.</p>
<p>Hepinize, en kalbi hislerimle sevgi ve saygılarımı sunuyorum.</p>
<p>Konuşmamın sonunda hepinize varlık ve birlik yolunda, gurbet ellerdeki hayatınızda üstün başarılar diliyorum.</p>
<p>Türk milletinin yükselişi uğrunda yolunuz, bahtınız ve alnınız açık, mücadeleniz kutlu olsun.</p>
<p>Hepiniz sağ olun, var olun, Yüce Allah’a emanet olun.</p>
<p>Ne Mutlu Türküm diyene.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F19-kasim-2011-tarihinde-almanyada-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/19-kasim-2011-tarihinde-almanyada-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları’nda Bayrak Değişimi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 22:51:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3011</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya görevi, İl Başkan Yardımcılığı görevini yürüten E. Serkan Uysal’a devretti. Devir teslim töreninde konuşan eski il başkanı Lokman Kaya: “Ülkü Ocakları il başkanı olarak bugüne kadar yürüttüğü görevde Ülkü Ocakları’nı en iyi noktaya taşımak için çaba sarfettiklerini belirterek, şanlı davamızın bundan sonra yeni başkan ile daha da iyi noktalara ulaşacağına inancım tamdır. Allah yar ve yardımcısı olsun.” dedi. Antalya Ülkü Ocakları yeni il başkanı E. Serkan Uysal, eski il başkanı Lokman Kaya’ya yaptığı hizmetler için teşekkür ederek, bundan sonraki hayatında başarılar diledi. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevine atanan E. Serkan Uysal: “Devraldığımız kutsal dava sancağını daha yüksek noktalara taşımak için çalışacağız. Kutlu davamızın bize yüklediği misyon gereğince, Ülkü Ocakları’nın görevleri doğrultusunda Türk gençliğinin eğitimli gençler olması için uğraş vereceğiz. Ülkü Ocakları’nda yetişen gençler 2023’ün lider Türkiye’sinin liderleri olarak ülkemizi daha yüksek yerlere ulaştıracaktır. Bütün Türk gençliğini kutsal dava sancağı altında toplanmaya bekliyorum.” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/AntalyaUlkuOcaklaridegisim.jpg" alt="" width="600" height="450" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya görevi, İl Başkan Yardımcılığı görevini yürüten E. Serkan Uysal’a devretti.</p>
<p style="text-align: justify;">Devir teslim töreninde konuşan eski il başkanı Lokman Kaya: “Ülkü Ocakları il başkanı olarak bugüne kadar yürüttüğü görevde Ülkü Ocakları’nı en iyi noktaya taşımak için çaba sarfettiklerini belirterek, şanlı davamızın bundan sonra yeni başkan ile daha da iyi noktalara ulaşacağına inancım tamdır. Allah yar ve yardımcısı olsun.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları yeni il başkanı E. Serkan Uysal, eski il başkanı Lokman Kaya’ya yaptığı hizmetler için teşekkür ederek, bundan sonraki hayatında başarılar diledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevine atanan E. Serkan Uysal: “Devraldığımız kutsal dava sancağını daha yüksek noktalara taşımak için çalışacağız. Kutlu davamızın bize yüklediği misyon gereğince, Ülkü Ocakları’nın görevleri doğrultusunda Türk gençliğinin eğitimli gençler olması için uğraş vereceğiz. Ülkü Ocakları’nda yetişen gençler 2023’ün lider Türkiye’sinin liderleri olarak ülkemizi daha yüksek yerlere ulaştıracaktır. Bütün Türk gençliğini kutsal dava sancağı altında toplanmaya bekliyorum.” dedi.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599nda-bayrak-degisimi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>15 Kasım 2011 Tarihinde TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/15-kasim-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/15-kasim-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 14:58:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3132</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Değerli Misafirler, Sayın Basın Mensupları, Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum. Geride kalan hafta içinde, ülke ve dünya gündeminde önemli olaylar vuku bulmuş ve hassasiyetle ele alınması gereken gelişmeler yaşanmıştır. Gerek yakın coğrafyaların, gerekse de komşu ülkelerin içine düştükleri travmalar, alaboralar her açıdan mühim hadiselere kapı aralamıştır. Akdeniz kıyı şeridi boyunca ekonomik ve toplumsal gelgitler siyasal yönetimleri sarsmış ve iktidarların dayandığı temelleri peşi sıra aşındırarak istifa rüzgârlarına ivme vermiştir. Hem ülkemizdeki, hem de içinde bulunduğumuz geniş coğrafyadaki gerilimler ve kaygı verici süreç birçok şeyin habercisi olması bakımından son derece kayda değerdir. Elbette deprem felaketi, etnik bölücülüğün şirret eylemleri ve ekonomideki belirsizlikler kendi içimizde üzerinde kafa yormamız gereken bazı sorun alanları olarak dikkat çekicidir. Bu biriken ve değerlendirme yapmamızı gerektiren konu başlıklarından önce geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirdiğimiz bazı siyasi çalışmalar ve ziyaretler hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli Arkadaşlarım, 29 Mart Mahalli İdareler Seçimleriyle birlikte, partimizin sorumluluğu altına giren belediyelerimizin çalışmalarını yerinde görmek ve hayata geçirdikleri icraatlarını yöre insanımızla buluşturmak için sürekli bir faaliyet içindeyiz. En son olarak Manisa ve Demirci Belediyelerimizin büyük bir özveri ve çabayla yaptırdıkları hizmetlerin kurdelesini kestik, açılışlarını yaptık. MHP’li belediyelerin başarılı çalışmalarına mahallinde şahit olduk ve Manisalı kardeşlerime kazandırılan eserlerle iftihar ettik. Vatandaşlarımızla kucaklaştık, özlem giderdik ve dertlerini dinledik. Mesajlarımızı ve düşüncelerimizi ilettik. Bununla birlikte yaklaşık 1,5 aylık zaman diliminde; Osmaniye, Niksar, Isparta, Erdemli ve Balıkesir Belediyelerimizin açılış ve temel atma törenlerine iştirak ederek partimizi temsil eden belediye başkanlarımızın gurur duyulacak faaliyetlerine ve gayretlerine vakıf olduk. Gördüğüm kadarıyla ve aldığım bilgiler çerçevesinde diyebilirim ki; MHP’li belediyeler yerel yönetimlerde bir marka olmuş ve partimize gönül veren insanımızı hiç yüz üstü bırakmamıştır. Dürüstlüğün ve çalışkanlığın nasıl olacağını iş ve işlemleriyle ortaya koymuşlardır. Vatandaşlarımızla bütünleşen, kapılarını herkese açan, partizanlığın kör kuyularına düşmeyen ve adımlarını devamlı olarak yüksek bir sorumluluk duygusuyla atan MHP’li belediyeler bizlerin haklı övünç kaynakları olmuşlardır. Birkaç gün önce de Manisa ve Demirci belediyelerimizde bunları bir kez daha gördük ve yaşadık. Bu kapsamda Manisalı kardeşlerimin istifadesine sunulan belediye eserlerinin açılışını yapmaktan büyük bir bahtiyarlık duydum. Özellikle Manisa Belediye Başkanımızın, bu güzel ilimizi mamur bir hale getirmek, geliştirmek ve güzelleştirmek için nasıl canla başla ve iyi niyetle çalıştığını memnuniyetle müşahede ettim. Açılışını yaptığımız hizmetlerdeki alın teri, göz nuru ve emek her yönüyle ortadadır. Hükümetin çok konuşan ve gözünden yaşları hiç eksik olmayan bir bakanının; belediyemizin üç yılda yaptığı hizmetleri küçümseyen, önemsizleştiren tavırları şüphesiz Manisalı kardeşlerim nezdinde itibar görmeyecektir. Bizim ziyaretimizden hemen sonra apar topar Manisa’ya gelerek gıybet ve bühtanda ne kadar maharet sahibi bir şahsiyet olduğunu ispat eden bu siyaset meddahı, Manisa Belediyemizle değil; Deniz Feneri’nin sebep olduğu yolsuzluk batağıyla uğraşması kendisi açısından gayet yerinde olacaktır. Kim ne derse desin, nasıl bir tezvirata tevessül ederse etsin; çok şükür Manisa engellerinden kurtulmakta, üzerindeki tortular sökülmekte, kilitleri teker teker açılmaktadır. Belediyemizin girişimleriyle, Manisa’nın havası ve görünüşü değişmektedir. Yolları, caddeleri, sokak araları değerli dava arkadaşlarımın müdahalesiyle hak ettiği seviyeye ve gıptayla bakılacak bir duruma gelmektedir. Şüphesiz Demirci için de aynı şeyleri söylememiz mümkündür. Pırıl pırıl sokaklarıyla, düzenli alt yapısıyla ve helal hizmetlerle, huzurlu ve güzide bir ilçemiz haline gelen...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/devletbahcelitbmm.jpg" alt="" width="350" height="226" />Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Basın Mensupları,</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Geride kalan hafta içinde, ülke ve dünya gündeminde önemli olaylar vuku bulmuş ve hassasiyetle ele alınması gereken gelişmeler yaşanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek yakın coğrafyaların, gerekse de komşu ülkelerin içine düştükleri travmalar, alaboralar her açıdan mühim hadiselere kapı aralamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Akdeniz kıyı şeridi boyunca ekonomik ve toplumsal gelgitler siyasal yönetimleri sarsmış ve iktidarların dayandığı temelleri peşi sıra aşındırarak istifa rüzgârlarına ivme vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem ülkemizdeki, hem de içinde bulunduğumuz geniş coğrafyadaki gerilimler ve kaygı verici süreç birçok şeyin habercisi olması bakımından son derece kayda değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette deprem felaketi, etnik bölücülüğün şirret eylemleri ve ekonomideki belirsizlikler kendi içimizde üzerinde kafa yormamız gereken bazı sorun alanları olarak dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu biriken ve değerlendirme yapmamızı gerektiren konu başlıklarından önce geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirdiğimiz bazı siyasi çalışmalar ve ziyaretler hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">29 Mart Mahalli İdareler Seçimleriyle birlikte, partimizin sorumluluğu altına giren belediyelerimizin çalışmalarını yerinde görmek ve hayata geçirdikleri icraatlarını yöre insanımızla buluşturmak için sürekli bir faaliyet içindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak Manisa ve Demirci Belediyelerimizin büyük bir özveri ve çabayla yaptırdıkları hizmetlerin kurdelesini kestik, açılışlarını yaptık.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP’li belediyelerin başarılı çalışmalarına mahallinde şahit olduk ve Manisalı kardeşlerime kazandırılan eserlerle iftihar ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımızla kucaklaştık, özlem giderdik ve dertlerini dinledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesajlarımızı ve düşüncelerimizi ilettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte yaklaşık 1,5 aylık zaman diliminde; Osmaniye, Niksar, Isparta, Erdemli ve Balıkesir Belediyelerimizin açılış ve temel atma törenlerine iştirak ederek partimizi temsil eden belediye başkanlarımızın gurur duyulacak faaliyetlerine ve gayretlerine vakıf olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Gördüğüm kadarıyla ve aldığım bilgiler çerçevesinde diyebilirim ki; MHP’li belediyeler yerel yönetimlerde bir marka olmuş ve partimize gönül veren insanımızı hiç yüz üstü bırakmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dürüstlüğün ve çalışkanlığın nasıl olacağını iş ve işlemleriyle ortaya koymuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımızla bütünleşen, kapılarını herkese açan, partizanlığın kör kuyularına düşmeyen ve adımlarını devamlı olarak yüksek bir sorumluluk duygusuyla atan MHP’li belediyeler bizlerin haklı övünç kaynakları olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç gün önce de Manisa ve Demirci belediyelerimizde bunları bir kez daha gördük ve yaşadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Manisalı kardeşlerimin istifadesine sunulan belediye eserlerinin açılışını yapmaktan büyük bir bahtiyarlık duydum.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Manisa Belediye Başkanımızın, bu güzel ilimizi mamur bir hale getirmek, geliştirmek ve güzelleştirmek için nasıl canla başla ve iyi niyetle çalıştığını memnuniyetle müşahede ettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılışını yaptığımız hizmetlerdeki alın teri, göz nuru ve emek her yönüyle ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin çok konuşan ve gözünden yaşları hiç eksik olmayan bir bakanının; belediyemizin üç yılda yaptığı hizmetleri küçümseyen, önemsizleştiren tavırları şüphesiz Manisalı kardeşlerim nezdinde itibar görmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim ziyaretimizden hemen sonra apar topar Manisa’ya gelerek gıybet ve bühtanda ne kadar maharet sahibi bir şahsiyet olduğunu ispat eden bu siyaset meddahı, Manisa Belediyemizle değil; Deniz Feneri’nin sebep olduğu yolsuzluk batağıyla uğraşması kendisi açısından gayet yerinde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kim ne derse desin, nasıl bir tezvirata tevessül ederse etsin; çok şükür Manisa engellerinden kurtulmakta, üzerindeki tortular sökülmekte, kilitleri teker teker açılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediyemizin girişimleriyle, Manisa’nın havası ve görünüşü değişmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolları, caddeleri, sokak araları değerli dava arkadaşlarımın müdahalesiyle hak ettiği seviyeye ve gıptayla bakılacak bir duruma gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Demirci için de aynı şeyleri söylememiz mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Pırıl pırıl sokaklarıyla, düzenli alt yapısıyla ve helal hizmetlerle, huzurlu ve güzide bir ilçemiz haline gelen Demirci’nin bu hali bizi fazlasıyla sevindirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşımızı merkezine alan, mesai mefhumuna takılmayan ve belediyecilik vizyonumuzu layıkıyla sahiplenmiş değerli belediye başkanlarımızla iftihar ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerini bir kez daha kutluyor, görevlerinde üstün başarılar diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın; onbirinci ayın onbirinde ülkemizin dört bir tarafında gerçekleştirdiği sanal yüzonbir tesisin açılış sayısına ulaşılmadıysa da, belediyelerimizin gerçekçi, ayakları yere basan ve umut tacirliğine prim vermeyen çalışmaları bizim için onur vesilesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hızını alamayan bazı AKP’li bakanların, tıpkı Başbakanları gibi, oturdukları yerden açılışlara devam edecekleri ve sırada da 98 tesisin bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve arkadaşları;</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakın hayal pazarlamacılığına, ipe sapa gelmez vaatlere devam etsinler.<br />
Bırakın sözde açılış ve temel atma merasimlerinde telaşla boy göstersinler, birbirlerini ağırlasınlar.<br />
Bırakın telekonferansla bulundukları yerden dev diye yutturulan, ama gerçekte ne olduğu belli olmayan yapay icraatlarla oyalansınlar.<br />
Bırakın yalan, riya ve aldatma tufanında yollarını kaybetsinler, idraklerini yitirsinler.<br />
Geçmişte banker Kastelli’nin nasıl foyası döküldüyse, gelecekte de AKP’nin maskesi öyle düşecek ve fiyaskolar haysiyet kırıcı biçimde AKP’nin alnına yapışacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar olurken, biz yolumuza inanç ve ısrarla devam edeceğiz, milletimize hizmet götürme sevdamızdan ve kararlığımızdan asla ödün vermeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, aziz milletimiz samimi, dürüst, türlü zorlukları aşarak gerçekleştirdiğimiz çalışmalarımıza duyarsız kalmayacak; üstelik ne AKP’nin yalanlarına kanacak ne de bunu sineye çekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek söylemeliyim ki, belediyelerimiz bu kadar olumlu manzaraya rağmen imkânsızlıklarla ve iktidar baskıyla cebelleşerek ayakta durmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin himaye ve desteğiyle belediye yönetimlerine gelen arkadaşlarımız güçlüklerle sindirilmeye, caydırılmaya ve vazgeçirilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Harama fırsat vermeyen, kötü niyetlilere göz açtırmayan, millete hizmetkâr olmak için çırpınan MHP’li belediyeler maalesef AKP’nin hücumuna uğramaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki bu tablo Türk milletinin tercihine, kararına açıkça saygısızlık ve hakarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zannedersiniz ki, Türkiye AKP tarafından işgal edilmiş ve bundan dolayı AKP dışındaki her kesim düşman muamelesine tabi tutulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim;</p>
<p style="text-align: justify;">MHP’li belediyeler çalıştıkça AKP rahatsız olmaktadır.<br />
MHP’li belediyeler hizmet yarışında arayı açtıkça AKP iktidar silahını ahlaksızca üzerimize çevirmektedir.<br />
Ve MHP’li belediyeler yörelerini eserlerle buluşturdukça AKP kıvranmaktadır.<br />
Bundan dolayı partili belediyelerimiz zulüm ve iftira oklarının hedefindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ismarlama şikâyetlerin, mesnetsiz ihbarların, hayali suç isnatlarının ve uydurma iddiaların odağındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediyelerimiz ilerledikçe; düzmece raporlar tanzim eden işbirlikçi, tetikçi ve köhnemiş AKP müfettişleri iftiralarla karşılarına çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Organize suç teşekkülü varmış gibi belediyelerimize baskınlar düzenlenmekte, gözaltılar ve tutuklamalar hayâsızca yapılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çelişkiye bakınız ki; AKP, kendi yönetimi altında bulunan ve yolsuzluk çukuruna düşmüş belediyeleri görmezden gelirken hiç vicdanı dahi sızlamamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti her şeyden önce;</p>
<p style="text-align: justify;">İmar vurguncularıyla yaptığı eylem birliğine,<br />
Rüşvetçilerle ve komisyoncularla yaptığı derin ittifaka,<br />
İhale simsarlarıyla ve hazine hortumcularıyla hissedarlığa,<br />
Arazi mafyalarıyla, orman yağmacılarıyla ve arsa talancılarıyla içine girdiği emel birliğine bakmalı ve biraz ahlakı varsa bunlar üzerine düşünmelidir.<br />
Hükümet çirkefliklerle bezenmiş, ahlaksızlıklarla süslenmiş haramzade niteliğine aldırış etmeden sıra partimizi töhmet altında bırakmaya geldiğinde inanılmaz bir heves ve iştahla pervasızlaşmakta ve gözü kararmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın yanaşmalarını, yakınlarını ve yandaşlarını koruyan yönetimi, MHP’nin duruşuna, varlığına ve elde ettiği başarılara küstahça tahammülsüzdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Gözler kör, kulaklar sağır ve sezgiler kurumuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan bu yolla sonuç alacaklarını hesap etmekte ve demokratik kültürü baltalamaktan da geri durmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediyelerimizin, mali hakları gasp edilmekte, en tabii ve zorunlu ihtiyaçları karşılanmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İş makineleri, itfaiye araçları gibi temini gerekli ve acil olan talepler hiç ciddiye alınmamakta ve bir sonuca ulaşmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti, MHP’li belediyelere ayrımcılığın, tarafgirliğin en acımasız salvolarıyla saldırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizi mahalli idarelerde küçük düşürmek, başarısız göstermek ve yetersiz bırakmak için AKP olmadık komplolara, tuzaklara ve eziyetlere başvurmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet bu yollarla, partimizin ve belediyelerimizin milletimizin gözünden düşeceği ve gönlünden ineceği düşünülüyorsa; AKP, gün gelecek yanıldığını bedel ödeyerek ve pişmanlıklar içinde inşallah görecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çamur atarak yakalarındaki usulsüzlük ve hırsızlık kirinden arınacaklarını hesap eden hükümet etme zihniyetinin, kendi dışındaki herkese yönelik bu sistematik mezalimi elbet cevapsız kalmayacak ve bırakılmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin mahalli idarelerden merkezi iktidara adım adım giden yolculuğuna mani olmayan çalışan AKP; korsanlığının ve kural tanımaz kurnazlığının ağır sonuçlarına mutlaka katlanmak zorunda kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancımız, dileğimiz ve beklentimiz bu yöndedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Milletvekilleri,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye üç haftadır Van’daki felaket zincirini ve acı verici doğal afetleri konuşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk önce 23 Ekim’de meydana gelen 7,2 şiddetindeki birinci Van depremi 604 vatandaşımızı maalesef aramızdan almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak ise 9 Kasım tarihinde 5,6’lık bir büyüklükte oluşan ikinci Van depremi de, şimdiye kadar açıklanan rakam doğrultusunda söyleyecek olursak, 40 vatandaşımızın hayatına mal olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre Van afeti 644 vatandaşımızın vefatına neden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyuna yansıyan bilgilerden; sayıları üçbine ulaşan ev yıkılmış, otuz bine yaklaşan ev ise oturulamaz hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Deprem ne hazindir ki, Van’ı silindir gibi ezip geçmiş, beton bloklar umutları toprak altında bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Van hakikaten ağlamakta, feryatlar şu kış günlerinde daha da dayanılmaz hale gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gerçeğin altını kalın olarak çizmek lazımdır:</p>
<p style="text-align: justify;">Van’da meydana gelen deprem afeti AKP’nin başarısızlığını ve yetersizliğini bir kez daha tescil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle ikinci Van depremi affedilemez ihmal ve aymazlıklar neticesinde canımızı yakmış ve 40 kardeşimizi bizden koparmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Felaketin başından beri yanlış teşhisler, isabetsiz yorumlar, enkaz üzerinde yapılan siyasi gösteriler, kafa karışıklıkları, siyasal propaganda arayışları depremin faturasını ağırlaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Van ile Erciş arasında erimiş ve makyajı akmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın yardımına koşma iddiasında bulunarak milletimizin aklıyla ve zekasıyla alay eden AKP; bırakın bunu Erciş’in, Van’ın elinden dahi tutmakta zorluk çekmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan; sırf güçlü görünmek ve daha önceden sarfettiği boyundan büyük lafların altında kalmamak için uluslararası yardımları başta reddetmiş ve ama sonra hepsine rıza göstermek zorunda kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mantık ve hareket noktası; AKP’nin alan değil, veren el olduğu safsatasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, deprem altında kalan kardeşlerimize ilk önce kendi imkânlarıyla ulaşmak esas olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklar, analar, babalar acılar içinde kıvranırken, AKP ne yapabileceğini test etmeye ve gücünü sınamaya kalkışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">188 evladımız yetim kalırken, Başbakan Erdoğan estirdiği yalan rüzgârlarıyla afetin ucundan tutmak isteyenleri geciktirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ki, yıkım koordinatörü Başbakan Yardımcısı Van’daki göçükleri kaldırmak, yıkıntı altında kalanları kurtarmak, enkazda çırpınanlara el uzatmak için gelen arama kurtarma ekiplerinin; kendi potansiyelimizi görmek amacıyla bekletildiğini yüzü kızarmadan itiraf etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu bakan ömrü boyunca bu utancı nasıl taşıyacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Milli birliğimizin yıkılması ve dağılması yönündeki koordinasyon görevini etkili bir şekilde üstlenen bu şahıs, deprem yıkımından sonraki günahlarını nasıl affettirecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözlerin kendisinin ve genel başkanının peşini bırakmayacağını hiç aklına getirmiş midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımız can derdindeyken, AKP kendini deneme derdine düşmüş; büyük bir acımasızlığın ve zalimliğin pençe darbeleriyle yürekleri dağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Ekimdeki birinci Van depreminden sonra AKP’nin dağınık, dengesiz, düzensiz ve dejenere olmuş siyasi tutumu Van’ı daha zora sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Van’da bulunmak ve enkaz üzerinde gezmekle meselelerin çözüleceğini sanan AKP garabeti, her gelişmeyi, her olayı ve her konuyu siyasi malzeme haline getirmekten çekinmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbiri ardına yapılan çelişkili açıklamalar ve ekranların karşısında sırayla çıkarak depremi siyasal çıkara dönüştürme arayışında olan AKP temsilcileri depremin yarasını daha da kanatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’li bakanlar, Van’dan naklen yayınlarla bakanlıklarının ve Başbakanlarının takdimini yaparken, ikinci Van depreminin tüm şartları oluşmuş ve 5,6’lık bir sarsıntıyla bir kez daha Van’da gönüller zindana dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin kendini anlatma ve ön alma hezeyanları, birinci Van depreminden sonra hasarlı ve yorulmuş binaların tespitini geciktirmiş, adeta katliam gibi bir felaket vasat bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın; “Büyük depremin olduğu yerde bir daha deprem olmaz. Van ve Erciş en güvenilir bölgedir. Az hasarlı binalara girilebilir.” tavsiyesi öngörüsüzlüğün, riskleri fark edemeyen bir şuursuzluğun bastırılamayan misalidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Van Valisi’nin ‘evlere girin’ çağrısı da aynı minvalde değerlendirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan sormak lazımdır ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Yöre insanımızı evlerine girmeye davet eden AKP zihniyeti, 9 Kasım’da meydana gelen yıkımın ve toprak altında kalarak can veren kardeşlerimizin hesabını nasıl ve hangi gerekçelere sığınarak vermeyi düşünmektedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Hala depremi siyasi menfaate çevirme uğraşında olan Başbakan Erdoğan; hasarlı binalara girerek hayatlarını toprak ve beton yığınlarının altında bırakan vatandaşlarımızın vicdani sorumluluğunu nasıl taşıyacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram Oteli’nin çatlayan, yarılan ve yıpranan duvarları, kolonları ve yapısı biliniyorken, hangi akla hizmetle buradaki konaklamalara müsaade edilmiş ve sessiz kalınmıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">Görev yeri olan Hakkâri’ye helikopterle nakledilmek üzere gittiği Van’da, ikamet ettiği Bayram Oteli’nde enkaz altında kalarak erkenden hayata veda eden TSK mensubu Afşin Kürşat Güler’in vebali kimin üzerine olacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnızca görevlerini yapmak maksadıyla bölgeye gelen, ama deprem çöküntüsünün altında kalan Doğan Haber Ajansının değerli temsilcileri Sebahattin Yılmaz ile Cem Emir’in ve Japonya’dan gelen yardım gönüllülerinin hesabını kimler verecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, özellikle ikinci Van depremi bir cinayettir ve bunun faili de hiç şüpheniz olmasın ki Adalet ve Kalkınma Partisi’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önlem almayan, hasarlı binaları görmezden gelen, yardımları ve çalışmaları bir sisteme sokamadığından kaosa ortam hazırlayan tartışmasız AKP Hükümeti’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan depremde vefat eden tüm kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına ve ailelerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli arkadaşlarım, deprem felaketine aldırmadan, hükümet üyesi bakanlar ekranların karşısında dizilerek sözde faaliyetlerini anlatmışlar ve Van’ı sanki açık hava tiyatrosuna çevirmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki AKP kendini pazarlarken vatandaşlarımız can derdine düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın ikinci depremde yıkılan binaların sorumlularını affetmeyeceklerini dile getirmesi ve yasal sürecin başlayacağını duyurması hala yanlışın başka yerlerde arandığını işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle yıkılan otellerle ilgili oturabilir raporu verenleri kafaya takan Başbakan; eğer asıl sorumluyu görmek isterse, en yakınında bulunan boy aynasına bakması yeterli olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem Başbakan Erdoğan müsebbiplerin yakasından tutmaya bu kadar meraklı ve görünürde isteklidir; o zaman hemen harekete geçip kendi bakanlarından ve Van Valisinden işe koyulmasına herhangi bir mani olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci Van felaketine AKP’nin sorumsuzluğu, ihmali ve gafleti eşliğinde gelinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında bunun farkında olan hükümet polemiklerle, klişe sözlerle, temelsiz vaatlerle görüntüyü kurtarmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çadır eksiklikleri hala devam etmekte, kışın tüm baskısı ve dayanılmazlığı insanımızı çepeçevre kuşatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki depremle sarsılan diğer vatan köşelerinin bile sorunları hala çözülememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yılın Mayıs ayında Simav’da baş gösteren doğal afetlerle ilgili henüz kalıcı tedbirler alınamamış ve endişeler ortadan kaldırılamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ise uçuk ve çapsız beyanlarla vakit öldürmekte, Van’ı kaderiyle baş başa bırakmakta bir beis görmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Deprem üzerinden rant sağlanmaması gerektiğini söyleyerek muhalefet partilerini zan altında bırakan Başbakan, anlaşıldığı kadarıyla doğruların konuşulmasını, eksikliklerin görülmesini istememektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıkıştığı ve bunaldığı her konunun siyasete konu edilmemesini dile getiren bu şahsiyetin; aslında istediği tek şey kimsenin sorunlar üzerinden yorum yapmaması ve AKP’yi eleştirmemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiyor ki hükümet, tüm hatalarına rağmen alkışlansın, takdir görsün, desteklensin ve gerçekler işitilmesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın hezeyanları Erciş’deki konuşmasında bir kez daha görülmüş ve açığa çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelecek yılın Ağustos ayına kadar kalıcı konutların yapılamayacağını itiraf eden Başbakan deyim yerindeyse, bu aya kadar ellerinden bir şey gelmeyeceğini ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysaki depremden sağ kurtulanlar, enkazdan çıkanlar soğukla girdikleri mücadeleyi kaybetmeye başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bebekler, çocuklar ve güçsüzler hayata tutunmakta gün geçtikçe zorlanmakta, perişanlık diz boyu çoğalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’li yöneticiler için ise bir sorun ve mesele yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan; Van’ın yarasını sarmakta geciktikçe ve atalet gösterdikçe bahaneler üretmekte ve saldırganlığını artırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve elbette kendisinin ve AKP’li yöneticilerin sıcak ve emniyetli konutlarda ahkâm kesmesinde de bir sakınca görmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hali hazırda bölgede bulunan hükümet üyelerinin, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin, Ankara’dan giden bürokratların nerelerde kaldığı ve ikametgâh olarak neleri kullandığı hususu bizim aklımıza en çok takılan bir muammadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çadırda kalmaya meraklı ve ‘sarayda oturuyorsunuz’ diyerek felaketzede kardeşlerimize istihzayla yaklaşan AKP’nin bir bakanı gerçekten de bu niyetinde samimiyse, vatandaşlarımızla aynı kaderi paylaşacak iradeyi ahlaken göstermekten kaçınmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vanlı kardeşlerimizin dermanı ve takati tükenmişken, fütursuzca gelecek yılın Ağustos ayına kadar dayanmalarının tavsiye edilmesi kabulü mümkün olmayan bir vicdansızlık örneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Van’a müjde olarak sunulan vaatlerin de kısa vadede hiçbir yaraya merhem olması söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımız kara kışa karşı çadır kentlerde hayat mücadelesi verirken sorarım sizlere;</p>
<p style="text-align: justify;">√ Esnafa faizsiz kredi vermenin,</p>
<p style="text-align: justify;">√ Van’ın büyükşehir olmasının,</p>
<p style="text-align: justify;">√ Borçları ertelemenin,</p>
<p style="text-align: justify;">√ Meblağı küçük paranın maaş olarak hak sahiplerine ödenmesinin ne gibi yararları olacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Vanlı kardeşlerim çileye ram olmuşken, Başbakan’ın kendisini ve yaptıklarını miting havası içinde sıralaması bir siyasetçinin içine düşebileceği en büyük şuursuzluk ve densizlik girdabıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">One minute’den sonra, gösterime ‘one man şovu’ sokulmuş; AKP’li bakanlar, kamu görevlileri vatandaşımıza el uzatılması gerekirken, AKP’nin yıkıntıların altında kalan inandırıcılığını kurtarmaya soyunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu manzara siyasi ilkelliğin ve izansızlığın zirve noktasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Utanmasızlığın eseri, çatırdayan AKP kalıntısının yerlere serilen saygınlığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın çalımı, süslü sözleri ve kibri gerçek niyet ve duruşunu gizlemeyecek kadar zedelenmiş ve çürümüştür</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklara harçlık vererek kendisini rahatlatmaya, ‘palavracı değilim’ diyerek depremden yara alan itibarını kurtarmaya çabalaması da nafiledir ve asla bir sonuç doğurmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Van depremi Başbakan ve hükümetinin aczini ve yetersizliğini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan; Erciş’in il olmasına anlamsız ve boş sözlerle karşı çıkan Başbakan bilmelidir ki, palavracılık ve kandırma kendi kartvizitindeki sıfatlardan yalnızca bazılarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz bu güzide ilçemizin il olmasını istediğinden dolayı bu konuyla ilgili gerekli girişimleri de Meclis zemininde gönül huzuruyla başlatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan kaçmamalı, meseleyi yokuşa sürmemeli ve kayıtsızlık göstermemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümet, Van’a siyasi kaygılardan uzak, çıkar hesaplarından arınmış bir şekilde yaklaşmalı ve Türk milletinin sıcaklığı ve şefkatiyle Van’ı çevrelemeli ve burayı kış aylarının insafına terk etmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşımızın hakkını karşılıksız vermeli, Vanlı kardeşlerimizi toplu konut yapacağız diyerek yeni yüklerin ve borçların altına sokmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’li bakanlar medya ikonu gibi davranmaktan, ekranlarda sırayla görünerek uydurma sözlerle vakit geçirmekten ve işleri savsaklamaktan artık bir an önce vazgeçmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçici barınağı, meskeni olmayan hiçbir Vanlı kardeşim bırakılmamalı ve çaresizlik içinde uzanan her el kesinlikle tutulmalı ve Van’a sahip çıkılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, şimdiden Cumhurbaşkanlığı hesaplarıyla kafasını meşgul etmemeli ve millet iradesini layıkıyla temsil etmediği takdirde milli vicdanlarda eninde sonunda mahkûm olacağını unutmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz siyasal, sosyal ve ekonomik türbülansın ve karışıklığın üst düzeyde yaşandığı geniş bir coğrafyanın her yönüyle içindedir ve bir parçasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Komşu ülkelerdeki ve yakın coğrafyalarımızdaki gelişmeler bu tespitimizi doğrulayan örneklerle doludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir önceki yılın Aralık ayında Tunus’ta başlayan istikrarsızlık dalgası büyüyerek serpilmiş ve birçok önemli sonuca sebebiyet vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yönetimler devrilmiş, Batı imali diktatörler yine Batı’nın yeni konsepti çerçevesinde yerlerinden olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tunus’ta Bin Ali kaçarak hayatını kurtarmış, Mısır’da Hüsnü Mübarek tasfiye ve hapsedilerek teslim olmuş ve Libya’da Kaddafi vahşice katledilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Ortadoğu Projesi bugüne kadar kusursuz bir şekilde işlemiş ve mesafe almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ise sıraya Suriye geçmiş ve hedef olarak Esad yönetimi belirlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın kardeşi, dostu olarak, çok değil daha bir yıl önce el üstünde tutulan Esad, bugünlerde AKP’nin hasmı olmuş ve düşmanlıkla tanımlanır hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">BOP Eşbaşkanı Erdoğan, küresel güç merkezlerinin kendisine verdiği görevleri harfiyen yerine getirirken ahde vefa, hatır ve gönül gibi manevi ve insani değerleri ihlal etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan önce Hüsnü Mübarek’i hedefine almış, arakasından elinden insan hakları ödülü aldığı Kaddafi’ye hücum etmiş ve sonra da Esad’ı tenkit etmeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimi dost ya da kardeş olarak ilan ettiyse sırtından hançerlemiş ve Batılı çevrelerin taşeronu ve yüklenicisi gibi davranmaktan uzak durmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çadırlarında diz dize oturduğu Kaddafi’yi en ağır eleştiren, ziyaretlerle göklere çıkardığı Mübarek’e ayrılması için mesaj veren, ortak bakanlar kurulu toplantılarıyla vizeleri kaldırdığı kardeşi Esad’ı ‘bıçak kemiğe dayandı’ sözleriyle kurşun gibi vuran tabiidir ki BOP Eşbaşkanı Erdoğan olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla Başbakan Erdoğan küresel bir senaryonun figüranı, kanlı bir oyunun ve planın ileri karakolu olmayı benimsemiş ve içselleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’a yaklaşan, dokunan ve dostu olan kim varsa bir zaman sonra sonu gelmiş ve koltuğundan düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmeler çevresinde Suriye ile gerilen ilişkiler vahim bir sürece doğru hızla ilerlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">22 üyeli Arap Birliği’nin 18 üyesinin oyuyla aldığı Suriye’ye yönelik ikaz ve yaptırım kararlarından sonra; şerefli bayrağımızın bu ülkede yakılması, dış misyonlarımızın saldırıya uğraması ve Atatürk posterlerinin yırtılması nasıl bir aşamaya geldiğimiz konusunda hepimize bir fikir verebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne acı ve talihsiz bir vakıadır ki; milletimizin şeref, namus ve bağımsızlık sembolü olan Türk bayrağı, AKP’yle birlikte içte de dışta da yakılmakta, dalgalandığı yerden kirli ve alçak ellerce indirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önüne gelen bayrağımıza el uzatmakta, yerlere çalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle diyebilirim ki, Suriye’deki taşkınlıklar ve olaylar neticesinde bayrağımıza el uzatan şerefsizlerin bu cüretleri yanlarına bırakılmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye yönetimi Türk milletinin haysiyetiyle ve onuruyla oynamanın ne demek olacağını geçmişe bakarak anlamalı ve kendisine gelmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bunun sorumluluğu sadece bu ülkede de değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti tıpkı Libya muhaliflerini ağırladığı gibi, Suriyeli muhalifleri de yönlendirmekte, bu ülkenin içişlerine karışmakta ve yanan ateşi körüklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan; BOP’un Suriye’nin surlarını yıkması ve ABD’nin telkinlerini bu ülkeye iletme konusunda son derece azimli ve inatçıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal olarak Suriye AKP’nin husumet ve düşmanlık gösterilerini karşılıksız bırakmamakta, kinini ve öfkesini fırsat buldukça kusmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dostluk çemberi, kardeşlik köprüleri, iyi niyet temennileri, günü birlik ziyaretler nihayetinde yerini, restleşmeye ve hatta savaş senaryolarının dillendirilmesine bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanının Batı sözcülüğüne soyunması Türk bayrağına göz dikilmesine ve el uzatılmasına yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayrağımızın yakılması, gururumuzun çiğnenmesi, milletimizin hakir görülmesi AKP’nin meselesi değilse bile, bizim en asli ve öncelikli konumuzdur ve bunun vebali de Başbakan’ın omuzlarında olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın sıfır sorun iddiasından, milletimize hakaretler yağdırılan bir dış politika açamazına ve çıkmazına sürüklenmesi düşündürücü ve ibretlik bir sapmadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın uydusu ve piyonu olarak siyasetteki sürekliliğini sağlamaya çalışan bu ısmarlama siyaset mizacının, bölgemizde BOP’un pimini çeken el olarak varlığını korumaya çalışması büyük maliyetlere ve sorunlara yol açacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail’in İran’a, Türkiye’nin de Suriye’ye yönlendirilerek bölgesel bir mahvoluşun tüm bileşenleri tamamlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Endişemiz, Türkiye’nin komşu ülkelerin içişlerine müdahil olmasının acı sonuçları, her zaman söylediğimiz gibi, bize de yansıyabilecek ve BOP’un doğrudan ve yan etkileri ülkemizi alev topuna çevirebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik bölücülüğün zemin ve fırsat bulması halinde, yeni bir Tahrir vakasını yaşatmaktan geri durmayacağı aşikardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bölücü çevrelerin açıklamaları, niyetleri gerçekte buna yöneliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıkça uyarmak isteriz ki, Başbakan Erdoğan, girdiği yolun karanlık ve felaketlerle döşenmiş olduğunu anlamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz küresel güçlerin yazdığı oyundan rol kapmak, kendisini ve partisini kısa süreli olarak rahatlatacak ve özellikle yabancı sermayenin girmesini teşvik ederek ekonomideki açıkları kapatmaya yarayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak uzun dönemde neden olacağı yıkım ve hezimet hem kendisi hem de milletimiz açısından telafi edilemeyecek bir düzeye çıkabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca BOP’un hedefine ulaşması konusunda can havliyle çalışan Başbakan Erdoğan’ın düğünlerde ağırladığı, nikâh şahitliğine layık gördüğü kadim dostları da ekonomik darboğazı geçememiş ve mevkilerinden olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşleri Silviyo ve Yorgo geçtiğimiz hafta içinde görevlerini bırakmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya ve Yunanistan ekonomilerinin içine girdiği sıkıntılar aşılamayınca Başbakan Erdoğan’ın kader arkadaşları yerlerini başkalarına devretmek zorunda kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu tesadüfe bakın ki, Başbakan’ın dokunduğu, temas kurduğu, elini sıktığı ve kardeşim diyerek kucakladığı kim varsa bir süre sonra siyasi pozisyonlarını kaybetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, BOP Eşbaşkanı sıfatıyla bölgesel dizayn çalışmalarına aktif bir şekilde katılan Başbakan Erdoğan, ülkemizi sonu meçhul bir sürece doğru götürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimize yönelik husumet cephesinin güçlenmesi riskleri katlayacak, bölgesel tansiyonu artıracak ve şiddetin boyutunu yükselterek yaygınlaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan yakın ve komşu ülkelere Vashington’daki tezgah altı imalat projelerinin gözlüğüyle bakmamalı, başkent Ankara jeopolitiğinin vizyonundan şartlar ne olursa olsun taviz vermemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayalım ki, yıllarca Hüsnü Mübarek’i kullanıp sonra bir kenara bırakan, Kaddafi’yi teşvik edip arkasından yok eden sinsi ve sistemli haçlı zihniyeti, gün gelir bu kadar boyun eğmeden cesaret bularak Başbakan Erdoğan’ı da aynı akıbetle tanıştırabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Emin olun o zaman dahi böylesi bir muameleye karşı çıkan, itiraz eden yalnızca Türkiye sevdalısı Türk milliyetçileri olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son vermeden önce kısaca, iki konuyla ilgili düşüncelerimi belirtmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere bedelli askerlik konusu gündemi en üst düzeyde işgal etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önceki görüşlerimize sadık kalarak bu konuda yapıcı ve iyi niyetli bir yol izleyeceğimizi, pozitif bir tutum takınacağımızı muhataplarımızın ve ilgilerin bilmesinde fayda vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin vicdanını sızlatmayan, şehit ailelerimizi incitmeyen, gazilerimizi üzmeyen, TSK’yla diyalog içinde askerlik hizmetlerinin ihtiyaçlarını gözeten ama artan bedelli beklentilerini de ihmal etmeyen bir yaklaşımla bedelli konusu çözülmeli ve ülke gündeminden çıkarılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanı sıra, TSK’nın personel rejimi yeniden düzenlenmeli ve bu konudaki tartışmalar süratle neticeye ulaştırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son verirken muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyor, Meclis çalışmalarında başarılı bir hafta geçirmenizi diliyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F15-kasim-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/15-kasim-2011-tarihinde-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açın Kapıları Osman Yüksel Serdengeçti Geliyor &#8211; Ahmet Alkan</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/acin-kapilari-osman-yuksel-serdengecti-geliyor-ahmet-alkan.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/acin-kapilari-osman-yuksel-serdengecti-geliyor-ahmet-alkan.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 15:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Yüksel Serdengeçti]]></category>
		<category><![CDATA[Serdengeçti]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3123</guid>
		<description><![CDATA[Her milletin gerçekleri ve doğruları hiç çekinmeden haykıran dava adamları her devirde olmuştur. Bu dava adamları doğru bildiklerini söylemekten hiçbir zaman sakınmamışlardır. Hak yolunda yürürler, haklı olanı haykırmaktan hiçbir dönemde kaçınmazlar. İnandığı yolda ne davasından ne inancından taviz vermeden her türlü zulme ve haksızlığa karşı dimdik duran,  bağrı yanık, kara yağız Türk-İslam davası neferi… Allah’tan başka kimseden korkmadan davası uğrunda mücadele veren yiğit bir alperen. Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletini hayat felsefesi kabul eden nesillerin yetişmesine öncü olan şahsiyet Serdengeçti’dir. Asıl ismi Osman Zeki Yüksel’dir. Kalemini kılıç gibi kullandığı yazılarında adını Serdengeçti olarak iktibas etmesi nedeniyle halk tarafından Osman Yüksel Serdengeçti olarak tanınmıştır. Serdengeçti, Antalya’nın Akseki ilçesinde 26 Temmuz 1917’de dünyaya gelmiştir. Babası Hoca Ahmet Salim Efendi, annesi Emine Hanımdır. İlkokulu Akseki’de ortaokulu yatılı olarak Antalya’da, lise öğrenimini ise Ankara Atatürk lisesinde tamamlar. Lise eğitimini bitiren Serdengeçti, felsefenin kendisini cemiyet meselelerinin üstünde birçok meseleyle temasa geçireceğini düşünerek, 1940 yılında Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe bölümüne kaydolmuştur. Serdengeçti’nin düşlediği üniversite yaşamı hayal kırıklığına uğramıştır. Fakültesinde hocalarının ilim perdesi arkasında inanç değerlerini ve tarihi temelleri baltaladığını ve öğrencilerin ise yozlaştırılmış, materyalist düşünceler batağına itildiğini görmüş ve durumu kendince şöyle ifade etmiştir: “Her şeyi ben bilirim iddiasında bulunan bu zavallılar, Karl Marx’ı Marka, Engels’i Engel olarak yazacak ve okuyacak kadar kendi ideolojilerinin bile yabancısıdır. Bu zavallılar, bu solda sıfırlara göre Çanakkale tahtakale, Atatürk sarhoşun biri, Namık Kemal şişirilmiş bir adam, İstiklal Marşı şairi yobaz ve İstiklal Harbi kahramanları, şehitler budala idi. Bunlar ceplerinde para olunca kapitalist sistemleri kabul eder, parası bitince yaman birer proleter olurlar ve aç midelerin türküsünü çağırırlar. Şehvetleri gıcıklanınca ise serbest çiftleşme taraftarı olurlar. Ellerine beş-on kuruş geçti mi doğru meyhaneye giderler yahut bir yerde toplanarak bu iffetsizler, şerefsizler güruhu Stalin’in şerefine kadeh kaldırırlar.” Gençliğin içine düşeceği bir tehlike olarak gördüğü Komünizme karşı sessiz kalmanın yanında mutlaka bir şeylerin yapılabileceği düşüncesiyle arkadaşlarıyla toplantılar düzenlemiştir. Toplantıya katılan öğrencilerin komünistlere gözdağı verilmesi için dövülmesi gerektiğini söylemeleri üzerine Serdengeçti, “Hayır fikre karşı kaba kuvvet bizim yapacağımız iş olamaz. Böyle bir teşebbüse girişenler, kendi fikrinin zaafını peşinen kabul etmiş demektir. Onlarla fikir ve kanun yollarından mücadele etmeliyiz” diyerek mücadelenin tarifini yapmıştır. 1944 yılının Mayıs ayında yayımlanan bir tebliğ ile ‘Tahrikçi Turancılar’ın açığa alındığı açıklanmıştır. Savaş kışkırtıcısı Turancılar olarak suçlanan Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere birçok kişi tutuklanmıştır. Bu noktaya gelinmeden önce Nihal Atsız’ın ‘Orhun’ dergisinde “Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na açık mektup” başlıklı bir yazısında Sabahaddin Ali’yi vatan hainliği ile suçlaması üzerine Sabahaddin Ali, Atsız hakkında hakaret davası açmıştır. Sabahaddin Ali ile Nihal Atsız arasındaki dava devam ederken milliyetçi gençler Ankara garında toplanıp buradan Ulus’a yürümüştür. Serdengeçti ise yürüyüş yapan bu gençleri tahrik etmekten dolayı içeriye alınmıştır. Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş’le beraber yargılanarak, tabutluklarda işkencelere maruz bırakılmıştır. Serdengeçti’nin hayatı hapisten çıktıktan sonra tamamen değişmiştir. Çünkü fakültedeki kaydı dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in özel emriyle 3 Mayıs olaylarına karıştığı için silinmiştir. Tekrar okula dönmesine rağmen öğrenim hayatına devam etmesi mümkün değildir. Bunun üzerine Hasan Ali Yücel’e bir dilekçe yazar ve eline verir....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her milletin gerçekleri ve doğruları hiç çekinmeden haykıran dava adamları her devirde olmuştur. Bu dava adamları doğru bildiklerini söylemekten hiçbir zaman sakınmamışlardır. Hak yolunda yürürler, haklı olanı haykırmaktan hiçbir dönemde kaçınmazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İnandığı yolda ne davasından ne inancından taviz vermeden her türlü zulme ve haksızlığa karşı dimdik duran,  bağrı yanık, kara yağız Türk-İslam davası neferi… Allah’tan başka kimseden korkmadan davası uğrunda mücadele veren yiğit bir alperen. Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletini hayat felsefesi kabul eden nesillerin yetişmesine öncü olan şahsiyet Serdengeçti’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Asıl ismi Osman Zeki Yüksel’dir. Kalemini kılıç gibi kullandığı yazılarında adını Serdengeçti olarak iktibas etmesi nedeniyle halk tarafından Osman Yüksel Serdengeçti olarak tanınmıştır. Serdengeçti, Antalya’nın Akseki ilçesinde 26 Temmuz 1917’de dünyaya gelmiştir. Babası Hoca Ahmet Salim Efendi, annesi Emine Hanımdır. İlkokulu Akseki’de ortaokulu yatılı olarak Antalya’da, lise öğrenimini ise Ankara Atatürk lisesinde tamamlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Lise eğitimini bitiren Serdengeçti, felsefenin kendisini cemiyet meselelerinin üstünde birçok meseleyle temasa geçireceğini düşünerek, 1940 yılında Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe bölümüne kaydolmuştur. Serdengeçti’nin düşlediği üniversite yaşamı hayal kırıklığına uğramıştır. Fakültesinde hocalarının ilim perdesi arkasında inanç değerlerini ve tarihi temelleri baltaladığını ve öğrencilerin ise yozlaştırılmış, materyalist düşünceler batağına itildiğini görmüş ve durumu kendince şöyle ifade etmiştir: “Her şeyi ben bilirim iddiasında bulunan bu zavallılar, Karl Marx’ı Marka, Engels’i Engel olarak yazacak ve okuyacak kadar kendi ideolojilerinin bile yabancısıdır. Bu zavallılar, bu solda sıfırlara göre Çanakkale tahtakale, Atatürk sarhoşun biri, Namık Kemal şişirilmiş bir adam, İstiklal Marşı şairi yobaz ve İstiklal Harbi kahramanları, şehitler budala idi. Bunlar ceplerinde para olunca kapitalist sistemleri kabul eder, parası bitince yaman birer proleter olurlar ve aç midelerin türküsünü çağırırlar. Şehvetleri gıcıklanınca ise serbest çiftleşme taraftarı olurlar. Ellerine beş-on kuruş geçti mi doğru meyhaneye giderler yahut bir yerde toplanarak bu iffetsizler, şerefsizler güruhu Stalin’in şerefine kadeh kaldırırlar.”</p>
<p style="text-align: justify;">Gençliğin içine düşeceği bir tehlike olarak gördüğü Komünizme karşı sessiz kalmanın yanında mutlaka bir şeylerin yapılabileceği düşüncesiyle arkadaşlarıyla toplantılar düzenlemiştir. Toplantıya katılan öğrencilerin komünistlere gözdağı verilmesi için dövülmesi gerektiğini söylemeleri üzerine Serdengeçti, “Hayır fikre karşı kaba kuvvet bizim yapacağımız iş olamaz. Böyle bir teşebbüse girişenler, kendi fikrinin zaafını peşinen kabul etmiş demektir. Onlarla fikir ve kanun yollarından mücadele etmeliyiz” diyerek mücadelenin tarifini yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1944 yılının Mayıs ayında yayımlanan bir tebliğ ile ‘Tahrikçi Turancılar’ın açığa alındığı açıklanmıştır. Savaş kışkırtıcısı Turancılar olarak suçlanan Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere birçok kişi tutuklanmıştır. Bu noktaya gelinmeden önce Nihal Atsız’ın ‘Orhun’ dergisinde “Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na açık mektup” başlıklı bir yazısında Sabahaddin Ali’yi vatan hainliği ile suçlaması üzerine Sabahaddin Ali, Atsız hakkında hakaret davası açmıştır. Sabahaddin Ali ile Nihal Atsız arasındaki dava devam ederken milliyetçi gençler Ankara garında toplanıp buradan Ulus’a yürümüştür. Serdengeçti ise yürüyüş yapan bu gençleri tahrik etmekten dolayı içeriye alınmıştır. Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş’le beraber yargılanarak, tabutluklarda işkencelere maruz bırakılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçti’nin hayatı hapisten çıktıktan sonra tamamen değişmiştir. Çünkü fakültedeki kaydı dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in özel emriyle 3 Mayıs olaylarına karıştığı için silinmiştir. Tekrar okula dönmesine rağmen öğrenim hayatına devam etmesi mümkün değildir. Bunun üzerine Hasan Ali Yücel’e bir dilekçe yazar ve eline verir. Dilekçede şu ifadeler bulunmaktadır: “ ‘Yüksek Vekaletin Alçak Vekiline’ Ben, 3 Mayıs 1944 hadiselerine öncülük yapmak, gençliği kışkırtıp tahrik etmek suçuyla, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin, Felsefe Şubesi’nin son sınıfının son noktasından bir telefon emrinizle atılan ben, Osman Yüksel!&#8230; İstanbul’a sürülüp, örfi idare komutanlığının emrine teslim edildikten, tabutluklara tıkılıp, zincirlere vurulduktan sonra, suçsuz olduğum anlaşılmıştır. Kader beni yine sizin karşınıza dikmiştir. Hakkımı istiyorum efendi, hakkımı!&#8230; Senden bahşiş istemiyorum!&#8230; İmtihan hakkımı ya verirsin, ya zorla alırım… Beni tuttuğum yoldan Yücel değil, ecel gelse döndüremez!&#8230;” 10 kuruşluk pul ve imza Osman Yüksel.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dilekçe kendisi tarafından yayımlanan ‘Bağrıyanık’ adlı dergide çıkınca, Osman Yüksel tekrar tutuklanmıştır. Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılınca, Osman Yüksel davayı kazanarak fakülteye döner ancak bu defa Hasan Ali Yücel’in izinde olan hocalar ona kafayı takmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Okulu bitiremeyen Osman Yüksel, yapılan haksızlıkları halka duyurmak ve bütün bunlara dur diyebilmek için kendisiyle özdeşleşen Serdengeçti dergisini çıkarmaya başlamıştır. Serdengeçti logosunun altında “Allah, vatan, millet yolunda” sözü bulunmakta idi. Bu söz Osman Yüksel’in yaşam çizgisini ifade eden bir ibareydi ve bu çizgiden hiçbir zaman dönmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ay bir sayı çıkarmayı planladığı Serdengeçti dergisi, kaleme aldığı cesur yazılar yüzünden sürekli olarak kapatılmış ve Osman Yüksel hakkında farklı davalar açılmıştır. Bu sebepten ötürü Osman Yüksel’in 15 yılda 33 sayı çıkarabildiği Serdengeçti dergisinin, hem kendi hayatında hem de Türk basın tarihinde büyük önemi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Allah” demenin yasak olduğu devirlerde, bilhassa tek parti döneminde Serdengeçti dergisi, din, mukaddesat ve milliyet düşmanlarının üzerine adı gibi ‘Serdengeçti’ cesaret ve gözü karalığı ile gitmiştir. Satırlarındaki cümleler bir feryadı dile getirmekte, bir milletin ızdırabını haykırmaktaydı. Büyük bir imanla kaleme alınan yazılarından dolayı derginin ilk sayısı defalarca basılmıştır. Mahkemelere ve iktidarların baskılarına rağmen davasında dönmeyen Osman Yüksel, Serdengeçti dergisinde yazdığı yazılardan ötürü yargılandığı davalardan toplam 4 buçuk yıla yakın mahpus olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Yüksel, derginin çıkışı esnasında esprili bir şekilde dergi hakkında önemli bilgiler de arzetmektedir: “Söğecek olan: Osman Yüksel… Hapse girecek olan: Yazı İşleri Müdürü (Bekir Sami Özdemir) diyordu. Bazen de: İdarehane: Lamekan,  Mesul Müdür: Bulunamadı… Mecmuanın çıkış süresi: Nerede ve ne zaman çıkacağı belli olmaz ama bir çıkar pir çıkar.”</p>
<p style="text-align: justify;">Her sayının çıkışından sonra Osman Yüksel, farklı suçlamalarla mahkemelik olmuş veya mahpus olmuştur. Bundan dolayı derginin ileriki sayılarında son sayfasına “Açın Kapıları Osman Geliyor” yazmıştır. Bu, Osman Yüksel’e çıkan sayıdan sonra mahkeme yolunun gözükeceğinin açık şekilde kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçti dergisinin Mayıs 1947’de çıkan ikinci sayısında Osman Yüksel, ilk sayıda yayımlanan “Bir Fakültenin İçyüzü” yazısını devam ettirmiş ve 1944’de tabutluklarda yaşadıklarını “Azab Hücreleri” başlıklı yazısını kaleme almıştır. Bu sayıda ilk sansüre uğrayan Serdengeçti dergisine “3 Mayıs Feveranı” başlıklı yazının girmesinin engellenmesini Osman Yüksel şöyle izah etmektedir: “Osman Yüksel’in ‘3 Mayıs Feveranı’ adındaki alev parçası gibi yazısı çıkartılmış, matbaa tarafından basılmamıştır. Onun yerine koyduğumuz ‘Manevi Emperyalizm’ başlığını taşıyan makaleden de en canlı yerler çıkarılıp atılmıştır. Bağrımızdan kalbimizi söker gibi en canlı, en hareketli ve pervasız yazılarımız sökülüp atılıyor. Serdengeçti istediği gibi konuşamıyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçti, ihtirasların ve karanlık siyasi çatışmaların yaşandığı siyaset anlayışını hiçbir zaman sevmedi. Osman Yüksel, daha önce birkaç defa milletvekilliği için girişimde bulunmuş fakat siyasi engellere takılmıştır. 1961 yılında mebus olmak isterken mahpus olan Osman Yüksel’e 1965 seçimlerinde Süleyman Demirel’in başkanı olduğu Adalet Partisi’nden Antalya milletvekili adayı olması teklifi gelmiştir ve Adalet Partisi’nin Antalya listesinden TBMM’ye girmiştir. Osman Yüksel, mecliste de yine hak bildiği yoldan sapmadan doğruların peşinde koşmuştur. Adalet Partisi’nde Süleyman Demirel’in kararlarına karşı en büyük muhalefet yine Osman Yüksel idi. Meclis’te adı ‘kravatsız mebus’a çıkan Osman Yüksel, daha meclisin kapısında girerken, dönen kapının önünde biriken vekilleri görünce hemen ağzına gelen esprili sözleri sarfeder: “Yahu bu ne hal, daha meclise girerken dönekliğe alışıyorsunuz. Buranın doğru dürüst alaturka bir kapısı yok mu? Ben oradan geçeceğim.”</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Yüksel, milletin geleceğini ilgilendiren her konuda milletin gerçek vekili olarak hükümete gereken tepkiyi gösterir. Her oylamada ve konuşmada hükümeti eleştirmesi hükümeti ve Demirel’i bunaltır ve Demirel şunları söyler: “İçimizde Serdengeçti olduktan sonra Halk Partisine ne lüzum var canım, tek başına topyekûn CHP’den fazla ve tesirli muhalefet yapıyor. İhraç edin gitsin!..” Kısa bir süre içerisinde partisiyle ve Süleyman Demirel ile ters düşen Osman Yüksel, doğru bildiğini söylemekten çekinmemiş ve 1967 yılında Adalet Partisi’nden ayrılmıştır. Serdengeçti, partiden ayrılmadan önce 29 Ekim 1967 tarihli Yeni İstanbul gazetesindeki köşesinde yazdığı şu yazı çok dikkat çekmiştir; ‘Süleyman Demirel Mason mudur?’</p>
<p style="text-align: justify;">AP’den ayrılan Serdengeçti, kendisine kucak CKMP’ye 1968 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş’in de katıldığı bir törenle kaydolmuş ve kalabalık bir partili topluğunun iştirak ettiği törenle Serdengeçti’ye parti rozeti Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından takılmıştır. Törende konuşma yapan Alparslan Türkeş, Osman Yüksel’in vermiş olduğu milliyetçilik mücadelesinden övgüyle bahsederek, “Serdengeçti gibi tavizsiz bir Türk milliyetçisi iman ve gönül adamının CKMP&#8217;ye katılması partimize büyük bir güç ve kuvvet vermiştir” diyordu. Parti içindeki milliyetçi, ülkücü çevrelerce büyük sevinçle karşılanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mensubu olduğu Milliyetçi Hareketi “Allah, Millet, Vatan yolunda” olarak tasvir eden Osman Yüksel, biz “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” diyerek ülkücülerin temel davasını en güzel şekilde tarif etmiştir. Milliyetçi Hareket içerisinde Dündar Taşer’le sıkı olan Serdengeçti, 1969’da partinin adının ve sembolünün değişmesinde büyük rol oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1969’da yapılan seçimlerde meclise girememiş ve daha sonra tekrar Antalya’ya dönmüştür. İlerleyen yıllarda aktif siyasetten çekilmeyi yeğlemiştir. Ömrünün son yıllarında amansız bir hastalığa yakalanan Serdengeçti, yazı hayatından uzak kalmıştır. Osman Yüksel’in ziyaretine gelenler, “Senin hastalığının adı ne?” diye sormaları üzerine, yine nükteli bir şekilde, “Vallahi araba markası gibi bir şey. İnsanın benim de bir parkinsonum olsa diyesi geliyor.” demiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Yüksel Serdengeçti, büyük bir mücadeleden sonra 10 Kasım 1983 günü sevenlerine son esprisini yapmıştır. 8 defa mahpus, 4 yıl mebus, 10 yıl hapis yatan Osman Yüksel, “Allah’sızlara vatansızlara ve bayraksızlara karşı Serdengeçti” dergisini neşrederek bozuk düzene inat doğru olanı haykırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Türk gençliği, zulme, haksızlığa ve bozuk düzene karşı her biri bir Serdengeçti olmayı bilecek ve cennet Türkiye’mizi müdafaa edecektir. Bu aziz vatan toprağından binlerce yıllardır nice serdengeçtiler gelmiş, geçmiş ve gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah, vatan ve millet yolunda olan Serdengeçti’nin ruhu şad ve mekânı Cennet olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Kaynaklar</em></strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Serdengeçti dergisi külliyatı</li>
<li>Serdengeçti&#8217;den Serdengeçtilere, Bozkurt Zakir Avşar, Kamer Yayınları</li>
<li style="text-align: justify;">Osman Yüksel Serdengeçti, Abdurrahim Balcıoğlu, Timaş Yayınları</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Facin-kapilari-osman-yuksel-serdengecti-geliyor-ahmet-alkan.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/acin-kapilari-osman-yuksel-serdengecti-geliyor-ahmet-alkan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk&#8217;ün Büyük Lideri: Mustafa Kemal Atatürk &#8211; Gökhan Ilgın</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkun-buyuk-lideri-mustafa-kemal-ataturk-gokhan-ilgin.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkun-buyuk-lideri-mustafa-kemal-ataturk-gokhan-ilgin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 15:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3161</guid>
		<description><![CDATA[Türk milletinin her dönem en büyük vazgeçilmezi bağımsızlığı olmuştur. Bağımsızlığa giden yolda her daim Türk milliyetçiliği fikriyatı esas olmuştur. Türk milliyetçiliği fikri tarihten bu yana büyük ilim adamlarının ve liderlerin düşüncelerine ışık olmuştur. Bu fikir Ötüken’de Oğuz Kağan’a, Avrupa ortalarında Atilla’ya, Orta Asya steplerinde Bilge Kağan’a, Anadolu kapılarında Alparslan’a, İstanbul surlarında Fatih Sultan Mehmet’e ve Anadolu’nun yeniden vatanlaşmasında Mustafa Kemal Atatürk’e yol göstericisi olmuş ve başarılara ulaştırmıştır. Türk’ün en zor gününde Samsun’dan güneş gibi doğup, onu bağımsızlığa götüren Türk’ün adı Mustafa Kemal Paşa idi. “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Türk’ün öz karakterinin timsali bir Türk. Fikirlerinin babası olarak adlandırdığı Büyük Türk milliyetçisi Ziya Gökalp’in fikirleri ile yoğrularak büyük Türk devletini kurma idealini gerçekleştirmiştir. Dünyanın gördüğü en büyük mücadeleyi yöneterek, Türk milletinin bağımsızlığına kavuşmasını sağlamıştır. Daha sonrasında yine bu milletin kurduğu devlet için en ideal yönetim biçimi olan cumhuriyeti ilan etmiştir. Bunun akibinde Türk milletini muassır medeniyetler seviyesini çıkarmak için ardardına inkilapları gerçekleştirmiştir. Türk milletinin devletli yani teşkilatlı bir yapı ile bütün halde yaşabileceğini bilen ve bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk, bu devletin temel yapısının ve esasının Türk milleyetçiliği olduğunu şu sözleri ile belirtmiştir: “Esas Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlfk özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir, gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabana asla ihtimal verilemez. Halbuki Türk&#8217;ün haysiyet ve izzeti nefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya ölüm!&#8230;” [1] Atatürk, Türk milliyetçiliği fikrinden nasıl etkilendiğini ve içinde nasıl yeşerttiğini bir sohbetinde şöyle dile getirmektedir: “Şair Mehmet Emin Yurdakul&#8217;un, ilk defa Manastır Askerî İdadisinde öğrenci iken okuduğum &#8216;Ben bir Türk&#8217;üm, dinim, cinsim uludur&#8217; mısrasıyla başlayan manzumesinde, bana millî benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka milletleri öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusunu kaptırmadım.”[2] Türk milliyetçiliğinin temel gayesinin asıl hedefleri, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin yanısıra medeniyetin devamlı olmasını sağlayacak olan dil, kültür ve tarih alanında yapılacak olan yeniliklerdir. Bu hususa dikkat eden Mustafa Kemal Atatürk, öncelikle Türk Dil Kurumu’nu ve Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştur. Büyük Türkçü Yusuf Akçura’nın önderliğinde ilk Türk Tarih Kongresini gerçekleştirmiştir. Atatürk, tarih konusundaki ilgisi ve ecdadının tarihine olan hayranlığını her dönem dile getirmiştir. O Orta Asya’dan Anadoluya büyük bir medeniyetin temsilcisi olan milletinin öz tarihini en doğru şekilde bilinmesini ve aktarılmasını istiyordu. Ve Türk tarihi kültürünün kaynakları hususunda Meclis kürsüsünden şöyle seslenmiştir: “Efendiler, bu Dünyayı beşeriyette en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan bir Türk milleti vardır ve bu milletin Dünya üzerinde kapladığı alan oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. En bariz ve en maddi tarih...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk milletinin her dönem en büyük vazgeçilmezi bağımsızlığı olmuştur. Bağımsızlığa giden yolda her daim Türk milliyetçiliği fikriyatı esas olmuştur. Türk milliyetçiliği fikri tarihten bu yana büyük ilim adamlarının ve liderlerin düşüncelerine ışık olmuştur. Bu fikir Ötüken’de Oğuz Kağan’a, Avrupa ortalarında Atilla’ya, Orta Asya steplerinde Bilge Kağan’a, Anadolu kapılarında Alparslan’a, İstanbul surlarında Fatih Sultan Mehmet’e ve Anadolu’nun yeniden vatanlaşmasında Mustafa Kemal Atatürk’e yol göstericisi olmuş ve başarılara ulaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk’ün en zor gününde Samsun’dan güneş gibi doğup, onu bağımsızlığa götüren Türk’ün adı Mustafa Kemal Paşa idi. “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Türk’ün öz karakterinin timsali bir Türk. Fikirlerinin babası olarak adlandırdığı Büyük Türk milliyetçisi Ziya Gökalp’in fikirleri ile yoğrularak büyük Türk devletini kurma idealini gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın gördüğü en büyük mücadeleyi yöneterek, Türk milletinin bağımsızlığına kavuşmasını sağlamıştır. Daha sonrasında yine bu milletin kurduğu devlet için en ideal yönetim biçimi olan cumhuriyeti ilan etmiştir. Bunun akibinde Türk milletini muassır medeniyetler seviyesini çıkarmak için ardardına inkilapları gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin devletli yani teşkilatlı bir yapı ile bütün halde yaşabileceğini bilen ve bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk, bu devletin temel yapısının ve esasının Türk milleyetçiliği olduğunu şu sözleri ile belirtmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Esas Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlfk özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir, gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabana asla ihtimal verilemez.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Halbuki Türk&#8217;ün haysiyet ve izzeti nefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya ölüm!&#8230;” </em>[1]<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk, Türk milliyetçiliği fikrinden nasıl etkilendiğini ve içinde nasıl yeşerttiğini bir sohbetinde şöyle dile getirmektedir: <em>“</em><em>Şair Mehmet Emin Yurdakul&#8217;un, ilk defa Manastır Askerî İdadisinde öğrenci iken okuduğum &#8216;Ben bir Türk&#8217;üm, dinim, cinsim uludur&#8217; mısrasıyla başlayan manzumesinde, bana millî benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka milletleri öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusunu kaptırmadım.”</em>[2]
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçiliğinin temel gayesinin asıl hedefleri, savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin yanısıra medeniyetin devamlı olmasını sağlayacak olan dil, kültür ve tarih alanında yapılacak olan yeniliklerdir. Bu hususa dikkat eden Mustafa Kemal Atatürk, öncelikle Türk Dil Kurumu’nu ve Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştur. Büyük Türkçü Yusuf Akçura’nın önderliğinde ilk Türk Tarih Kongresini gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk, tarih konusundaki ilgisi ve ecdadının tarihine olan hayranlığını her dönem dile getirmiştir. O Orta Asya’dan Anadoluya büyük bir medeniyetin temsilcisi olan milletinin öz tarihini en doğru şekilde bilinmesini ve aktarılmasını istiyordu. Ve Türk tarihi kültürünün kaynakları hususunda Meclis kürsüsünden şöyle seslenmiştir: “<em>Efendiler, bu Dünyayı beşeriyette en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan bir Türk milleti vardır ve bu milletin Dünya üzerinde kapladığı alan oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. En bariz ve en maddi tarih delillerine istinaden diyebiliriz ki, Türkler on beş asır önce Asya’nın göbeğinde muazzam devletler teşkil etmiş ve insanlığın her türlü kabiliyetinin görüldüğü alanlar olmuştur. Sefirlerini Çin’e gönderen ve Bizans’ın sefirlerini kabul eden bir Türk devleti, ecdadımız olan Türk milletinin teşkil ettiği bir devlettir.</em>”</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Atatürk, yapılan yeniliklerin ve devletin bekası olarak Türk gençliğini görmekte ve onlara güven duymaktaydı. Türk gençliğinin Türk milletini her şart altında daha büyük hedeflere götüreceğini ve Türk milletini muassır bir medeniyet olmasını sağlayacağını inanıyordu. Gençliğe yazdığı hitabe ile onlara büyük Türk milletinin ideallerini milli vasiyet olarak bırakmış ve &#8220;Ey Türk Gençliği: Birinci vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebed muhafaza ve müdafaa etmektir. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.&#8221; diyerek duyduğu sonsuz güveni izah etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine Türk geçliğinin Türk milliyetçiliği fikri ile milli düşünen, ülkü sahibi gençler olması için iyi eğitilmesi hususuna dikkat çekmiş ve şunları söylemiştir: <em>“Gençliği mutlaka Ülkücü ve memleketle alakalı olarak yetiştirmek, herkesin ve hepimizin, her devlet adamının başta gelen vazifesidir”</em>[3]
<p style="text-align: justify;">Bugün Atamızın aramızdan ayrılışının 73. yılında yine onun fikirleri ve idealleri doğrultusunda Türk gençliği olarak bıraktığı milli vasiyeti yerine getirmeliyiz. Kurduğu devleti 2023 yılında yani cumhuriyetin 100. yılında ülkemizi lider ülke yapma ülküsünü temel gaye edinmeliyiz. Bu konuda da Atamızın şu sözlerininden güç almalıyız; <strong>“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Dipnotlar</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1 </strong>1919, Nutuk 1, s. 13<strong><br />
2 </strong>Yard. Doç. Cemal AVCI – Atatürk’ün Milliyetçilik Anlayışı<strong><br />
</strong><strong>3 </strong>Atatürk&#8217;ün S.D. 3, s.90</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturkun-buyuk-lideri-mustafa-kemal-ataturk-gokhan-ilgin.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkun-buyuk-lideri-mustafa-kemal-ataturk-gokhan-ilgin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk İslam Yolunu Seçti: Osman Yüksel Serdengeçti &#8211; E. Serkan Uysal</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-islam-yolunu-secti-osman-yuksel-serdengecti-e-serkan-uysal.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-islam-yolunu-secti-osman-yuksel-serdengecti-e-serkan-uysal.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 15:39:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[E. Serkan Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Yüksel Serdengeçti]]></category>
		<category><![CDATA[Serdengeçti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3159</guid>
		<description><![CDATA[İnandığı dava uğruna inancından ve davasından taviz vermeyen deli-dolu, gözü kara, haksızlığa karşı, göreceği acımasız günleri bile bile boyun eğmeyen yağız bir Türk İslam savunucusu… Hak ve hakikat yolunda durmadan, yılmadan, Allah’tan başka kimseden korkmadan mücadele eden bir dava adamıydı. Gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemeyen, kendisine seçtiği ve hayatıyla özdeşleşen Serdengeçti lakabı ile asıl ismini unutturan, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” sloganının şaheseri Osman Zeki Yüksel… 1917 yılında Antalya’nın Akseki ilçesinde doğan SERDENGEÇTİ, ilkokulu Akseki’de ortaokulu yatılı olarak Antalyada, lise öğrenimini ise Ankara Atatürk lisesinde tamamlar. Akabinde Dil, Tarih, Coğrafya fakültesinde 2.sınıf öğrencisiyken 1944 Mayısında meydana gelen olaylar sebebiyle öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalır. Mektepleşmeye yetecek kabiliyet cevheri vardır; fakat kendi tabiri ile şeytan taşlamaktan eser vermeye fırsat bulamamıştır. Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş&#8217;le birlikte bir süre tutuklu kalır. Tutukluluğunun ardından öğrenimine devam etmek isterse de bu mümkün olmaz. Bu olay üzerine Osman Yüksel, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e “yüksek makamın alçak vekiline’’diye başlayan bir dilekçe yazar. Dilekçeyi sunma cesaretini kimse gösteremese de Osman Yüksel tekrar ceza evine gönderilir. Hapishane günlerinin ardından meşhur Serdengeçti dergisini çıkarmaya başlayan Osman Yüksel her ay bir sayı çıkarmayı düşünürken ve cesur yazılar yayınlanırken derginin açılıp kapatılması, açılan davalar ve tutuklamalar sebebiyle 15 yıl içersinde sadece 33 kez çıkarabilir. Allah, Vatan, Millet yolunda cümlesiyle başladığı yazılarında sık kullandığı &#8220;Açın kapıları Osman geliyor&#8221; sözü tutuklanmalara hazır olduğunun bir kanıtıdır zaten. Osman Yüksel yazılamayanları yazdığı, söylenemeyenleri söylediği için Serdengeçti olmuştur. Halk gözünde ise kalemi kılıç bir derviş… Okurlarına şöyle sesleniyordu Serdengeçti; - Serdengeçti, ne zaman, nerede, nasıl çıkacağı belli olmaz. Ama muhakkak çıkar, bir çıkar, pir çıkar. -Arkadaş! Serdengeçtiyi ve neşriyatını oku, okut. Bu suretle imanın tazelenir; heyecanın artar. Duymadığını duyar, bilmediğini bilir ve öğrenirsin. Altmışaltı yıllık hayat serüveninde tam yedi defa hapishaneye düşmüş, elli yedi defa mahkeme huzuruna çıkarılmıştır. Yazmaya, ciddî manâda eser vermeye en müsait son onbeş-yirmi yılını da amansız bir hastalığın pençesinde titreyerek; kalem tutamamanın azabı ile kıvranarak geçirmiştir. Haksızlık karşısında hiç susmayan, daima haklının ve mazlumun yanında saf tutan Müslüman Türk’ün can damarı gibi gördüğü; her söze, her şahsa, her cemiyete sahip çıkan bir dava, bir tavır, bir Ülkü adamıydı SERDENGEÇTİ. Çünkü o “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” gerçekliğini özümsemişti. Serdengeçti kimsenin adamı değil davanın adamıydı. Hiçbir tarikatın, hiçbir cemaatin adamı değildi. Buna rağmen Türkiye’de millî ve İslâmî damgalı her kesim cemaat, herkes O’nu sever sayardı. Tek partili dönemin Müslümanlara haksızlık yaptığına inanıyordu. O yüzden bu zor süreçte daima İslam’ı savundu Serdengeçti. Mevlana aşığı idi Osman Yüksel. Mesnevî’yi ve Rubaîlerini defalarca okumuştu. Ona göre Mesnevî Kuran’a nazire olarak yazılmıştı. Hayatı boyunca Mevlana’dan esinlenerek onun gibi yaşamaya gayret göstermişti. Serdengeçtiye göre ibadetler “aslına dönmenin, Rabbine kavuşmanın” provalarıydı aslında. Serdengeçti örnek bir Müslüman Anadolu “Türk”üydü, davranışları, yaşamı ve sadeliği ile Anadolu insanını anımsatırdı hep. Elleri topraktan nasırlaşmış, toprak kokan bozkır insanları gibi, gösterişten uzak kendi içinde yaşardı inancını. Hayatı boyunca bir çok eser meydana getirmiş ama eserlerini asla menfaati uğruna kullanmamış, mevki ve makam uğruna satmamış, satılmamış ne yapmış ne etmişse inandığı değerler uğruna hareket etmişti. “Halk çocuğu” lâfından nefret...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnandığı dava uğruna inancından ve davasından taviz vermeyen deli-dolu, gözü kara, haksızlığa karşı, göreceği acımasız günleri bile bile boyun eğmeyen yağız bir Türk İslam savunucusu… Hak ve hakikat yolunda durmadan, yılmadan, Allah’tan başka kimseden korkmadan mücadele eden bir dava adamıydı. Gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemeyen, kendisine seçtiği ve hayatıyla özdeşleşen Serdengeçti lakabı ile asıl ismini unutturan, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” sloganının şaheseri Osman Zeki Yüksel…</p>
<p style="text-align: justify;">1917 yılında Antalya’nın Akseki ilçesinde doğan SERDENGEÇTİ, ilkokulu Akseki’de ortaokulu yatılı olarak Antalyada, lise öğrenimini ise Ankara Atatürk lisesinde tamamlar. Akabinde Dil, Tarih, Coğrafya fakültesinde 2.sınıf öğrencisiyken 1944 Mayısında meydana gelen olaylar sebebiyle öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalır. Mektepleşmeye yetecek kabiliyet cevheri vardır; fakat kendi tabiri ile şeytan taşlamaktan eser vermeye fırsat bulamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş&#8217;le birlikte bir süre tutuklu kalır. Tutukluluğunun ardından öğrenimine devam etmek isterse de bu mümkün olmaz. Bu olay üzerine Osman Yüksel, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e “yüksek makamın alçak vekiline’’diye başlayan bir dilekçe yazar. Dilekçeyi sunma cesaretini kimse gösteremese de Osman Yüksel tekrar ceza evine gönderilir. Hapishane günlerinin ardından meşhur Serdengeçti dergisini çıkarmaya başlayan Osman Yüksel her ay bir sayı çıkarmayı düşünürken ve cesur yazılar yayınlanırken derginin açılıp kapatılması, açılan davalar ve tutuklamalar sebebiyle 15 yıl içersinde sadece 33 kez çıkarabilir. Allah, Vatan, Millet yolunda cümlesiyle başladığı yazılarında sık kullandığı &#8220;Açın kapıları Osman geliyor&#8221; sözü tutuklanmalara hazır olduğunun bir kanıtıdır zaten. Osman Yüksel yazılamayanları yazdığı, söylenemeyenleri söylediği için Serdengeçti olmuştur. Halk gözünde ise kalemi kılıç bir derviş…</p>
<p style="text-align: justify;">Okurlarına şöyle sesleniyordu Serdengeçti;</p>
<p style="text-align: justify;">- Serdengeçti, ne zaman, nerede, nasıl çıkacağı belli olmaz. Ama muhakkak çıkar, bir çıkar, pir çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">-Arkadaş! Serdengeçtiyi ve neşriyatını oku, okut. Bu suretle imanın tazelenir; heyecanın artar. Duymadığını duyar, bilmediğini bilir ve öğrenirsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Altmışaltı yıllık hayat serüveninde tam yedi defa hapishaneye düşmüş, elli yedi defa mahkeme huzuruna çıkarılmıştır. Yazmaya, ciddî manâda eser vermeye en müsait son onbeş-yirmi yılını da amansız bir hastalığın pençesinde titreyerek; kalem tutamamanın azabı ile kıvranarak geçirmiştir. Haksızlık karşısında hiç susmayan, daima haklının ve mazlumun yanında saf tutan Müslüman Türk’ün can damarı gibi gördüğü; her söze, her şahsa, her cemiyete sahip çıkan bir dava, bir tavır, bir Ülkü adamıydı SERDENGEÇTİ. Çünkü o “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” gerçekliğini özümsemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçti kimsenin adamı değil davanın adamıydı. Hiçbir tarikatın, hiçbir cemaatin adamı değildi. Buna rağmen Türkiye’de millî ve İslâmî damgalı her kesim cemaat, herkes O’nu sever sayardı. Tek partili dönemin Müslümanlara haksızlık yaptığına inanıyordu. O yüzden bu zor süreçte daima İslam’ı savundu Serdengeçti.</p>
<p style="text-align: justify;">Mevlana aşığı idi Osman Yüksel. Mesnevî’yi ve Rubaîlerini defalarca okumuştu. Ona göre Mesnevî Kuran’a nazire olarak yazılmıştı. Hayatı boyunca Mevlana’dan esinlenerek onun gibi yaşamaya gayret göstermişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçtiye göre ibadetler “aslına dönmenin, Rabbine kavuşmanın” provalarıydı aslında. Serdengeçti örnek bir Müslüman Anadolu “Türk”üydü, davranışları, yaşamı ve sadeliği ile Anadolu insanını anımsatırdı hep. Elleri topraktan nasırlaşmış, toprak kokan bozkır insanları gibi, gösterişten uzak kendi içinde yaşardı inancını.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatı boyunca bir çok eser meydana getirmiş ama eserlerini asla menfaati uğruna kullanmamış, mevki ve makam uğruna satmamış, satılmamış ne yapmış ne etmişse inandığı değerler uğruna hareket etmişti. “Halk çocuğu” lâfından nefret eden bir halk adamıydı. Zengin sofralarında, lüks salon toplantılarında, hattâ Meclis lokantasında yemek yerken bile lokmalar boğazına dizilecek kadar tedirgin olur; özlediği huzuru fukara Anadolu sofralarında bulurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçti günün şartlarında varlıklı denilebilecek nitelikteydi. Fakat o hayatı boyunca paraya hiç önem vermedi ve paranın değiştiremediği insanlardan oldu hep. Okuttuğu talebelerin harçlıklarını alır almaz lokantada köfte yemesine kızardı çünkü harçlıkları biter bitmez zor günler yine onları bekleyecekti. Paranın savrulmasını değil zor günlere saklanmasını isterdi hep. O servet düşmanı değil ama servetin nasıl ve nereden kazanıldığının hesabını soran; helâl kazancın harama harcanamayacağına inanan adamdı. Aslında günümüz gençliğinin aynası gibiydi sanki…</p>
<p style="text-align: justify;">Komünizme ve komünistlere karşı olduğu kadar; hırsızlara, vurgunculara ve yağmacılara da düşmandı. Okul yıllarında, komünistlerin beslendikleri odakları kurutmak gerektiğine inanır ve haritada gösterilecek kadar toprağa sahip olan zadegân sınıfı ile dünyada bir mezar yeri dahi olmayan fukara milyonların, yan-yana huzur içinde yaşayamayacağına inanarak toprak reformunu savunurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçti adeta bir Türkçe aşığıydı. Türkçenin ifade gücünü çok iyi bilirdi, adeta sihirbazıydı Türkçe’nin. Yaşadığı onca olumsuzluğa rağmen hayatla mücadeleden asla yılmadı. Bütün olumsuzlukların üstüne adeta bir siper oldu. İçinde bulunduğu kötü durumlarda bile hayatı hep hikaye olarak gördü ve renkli kişiliğini yansıttı insanlara. Bulunduğu ortamlarda hep güldürdü ve alay etti hayatla adeta.</p>
<p style="text-align: justify;">Serdengeçti; nefsanî ihtirasların ve kirli emellerin çarpışma sahası gibi anlaşılan siyaseti asla sevmedi. O, “biz particiliği mezhep, milletvekilliğini mezhep haline getirenlerden değiliz” diyordu. Onun için Milliyetçi Hareket, sıradan bir parti değil; Allah-Vatan-Millet yolunda anadan, babadan, yardan, serden geçenlerin buluştuğu bir fikir ve iman ocağı idi. 1965 seçimlerinde AP listesinden bağımsız Antalya milletvekili seçilip de TBMM’nin döner kapısından içeri girerken şaşırıp ve öldürücü, güldürücü nüktelerinden birini patlatıvermişti: “Yahu, daha bu kapıdan girerken adamı dönekliğe alıştırıyorlar!..”</p>
<p style="text-align: justify;">Milletin kaderini ve geleceğini ilgilendiren hemen her konuda Mecliste gerçekten milletin vekili olan Serdengeçti hükümeti ve hükümetin başı olan Demirel’i bunaltır ve Demirel dayanamaz: “İçimizde Serdengeçti olduktan sonra Halk Partisine ne lüzum var canım, tek başına topyekûn CHP’den fazla ve tesirli muhalefet yapıyor. İhraç edin gitsin!..” der. Gazeteler Serdengeçti’nin AP’den ihraç edildiğini veya edileceğini yazarken Serdengeçti. Beni ihraç edemezler diye haykırır. Ederiz-edemezsiniz tartışmasına son noktayı yine Serdengeçti koyar: “Üye kaydımı bulun, gösterin. Ondan sonra ihraç edin!..” Akseki, Antalya, Konya, Ankara teşkilatlarına sorulur, araştırılır; üye kaydı bulunamayınca AP den (Adalet Partisinden) ihraç iddiaları da boşlukta kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sayfalarca yer kaplayacak bir kutlu insan olan Serdengeçti unutulmaması gereken abide şahsiyetlerimizdendir. Yaşadığı ve yaşattıkları Ülkücü Türk gençliğinin haritası olacaktır hep. Günümüzde yaşanan bunca olumsuz olaylara rağmen asla yılmak bilmeyecektir ülkücü gençlik. Konuşulması gereken yerde daima konuşacak, haksızlığa serdengeçti misali asla boyun eğmeyecektir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkının yendiği, toprakların peşkeş çekildiği, mazlumun sahipsiz kaldığı bir ülke olmayacaktır Türkiye’miz. Çünkü bu ülkeden serdengeçtiler geçti ve sonsuza kadar geçmeye de devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ruhun Şad Mekanın Cennet Olsun…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">SERDENGEÇTİ</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dağdan koptu ülkü çığı</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sağır mahşerden geçti</p>
<p style="text-align: justify;">Soyumun yağız çocuğu</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Yüksel Serdengeçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yalnızlar büyük yalnızlar</p>
<p style="text-align: justify;">Semada adsız yıldızlar</p>
<p style="text-align: justify;">Görmedi sizi gamsızlar</p>
<p style="text-align: justify;">Nerden geldi nerden geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Köroğlu muydu, Yunus mu</p>
<p style="text-align: justify;">Hak aşığı, zalim hasmı</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi gitti kaldı ismi</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yaman siperden geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dünya kurulalı beri</p>
<p style="text-align: justify;">Böyledir gönül erleri</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz deli biraz veli</p>
<p style="text-align: justify;">Yolunuz hep dardan geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yıldırım zirveye düşer</p>
<p style="text-align: justify;">Dil tutulur akıl şaşar</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yıl ecel üçer beşer</p>
<p style="text-align: justify;">Hep ehli hünerden geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Rastlamadık böyle rinde</p>
<p style="text-align: justify;">Gönüller derinliğinde</p>
<p style="text-align: justify;">Fatiha serinliğinde</p>
<p style="text-align: justify;">Pırıl pırıl nurdan geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Burda yanan orda yanmaz</p>
<p style="text-align: justify;">Hak aşığı narda yanmaz</p>
<p style="text-align: justify;">Buna semender dayanmaz</p>
<p style="text-align: justify;">O dayandı kordan geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Olmadı cebi kesesi</p>
<p style="text-align: justify;">Aşıktı sözün kısası</p>
<p style="text-align: justify;">Yedi gün sürmedi yası</p>
<p style="text-align: justify;">Hayal ü hatırdan geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Feyz alıp Hacı Bayramdan</p>
<p style="text-align: justify;">Çıktı dünya denen handan</p>
<p style="text-align: justify;">Koptu zamandan mekândan</p>
<p style="text-align: justify;">İlâhi menşurdan geçti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mebus Osman, mahpus Osman</p>
<p style="text-align: justify;">Anlamadık efsus Osman</p>
<p style="text-align: justify;">Diline yazık sus Osman</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cemiyet ardan geçti</p>
<p style="text-align: justify;">Ali AKBAŞ</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKÇA;</strong></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><strong>1. </strong>www.ulkuocaklari.org.tr</li>
<li><strong>2. </strong>Serdengeçti dergi serisi</li>
<li style="text-align: justify;"><strong>3. </strong>Bu yazıda bize yardımcı olan Serdengeçti’nin değerli öğrencisi emekli öğretmen Hasan Tülkay’a teşekkür ederiz.</li>
</ol>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturk-islam-yolunu-secti-osman-yuksel-serdengecti-e-serkan-uysal.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-islam-yolunu-secti-osman-yuksel-serdengecti-e-serkan-uysal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin 10 Kasım Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-10-kasim-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-10-kasim-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 14:56:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3130</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 73 uzun yıl geçmiştir. Aramızdan ayrılışının bu yıldönümünde kendisini bir kez daha Fatihalarla ve hayranlıkla yâd ediyoruz. Hayatını milletine adayan, işgal ve emperyalist hevesleri muhataplarının kursaklarında bırakan bu büyük devlet ve siyaset adamını gururla, özlemle ve şükranla bir kez daha hatırlıyoruz. Türk milletini hak ettiği onurlu ve bağımsız yaşama seviyesine çıkarma konusunda, üstün bir çaba ve mücadele azmi gösteren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e büyük bir vefa ve gönül borcumuz olduğu şüphesizdir. Kurtuluş yıllarında; karanlıktan aydınlığa geçişin, karışıklıktan düzene ulaşmanın ve bağımlılıktan özgürlüğe varışın her aşamasında onun liderliği ve müdahalesi belirleyici ve tayin edici bir nitelik arz etmiştir. Yanmış, yıkılmış, yorulmuş ve yenilmiş bir sosyolojik kudreti tekrar ayağa kaldıran ve çizdiği hedeflerle sonuca ulaştıran elbette Mustafa Kemal’in eşsiz dirayeti ve hamiyeti olmuştur. O’nun yüksek erdemi sayesinde Samsun’da atılan ilk adımla esaretin bariyerleri devrilmiş, meydanlardaki kahramanlıklarla mütecaviz emellerin surları delinmiş ve Cumhuriyet’in ilanıyla da milletimiz kendi kaderine sahip çıkacak iradeyi göstermiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk her şeyden önce Türk milletinin tarihi birikimine inanmış, neleri başarabileceğini idrak etmiş ve takip ettiği amaçlarını bu kapsamda belirlemiştir. En zor anlarda bile milletimizin gücünden zerre kadar kuşkuya düşmeden güçlüklerin üstesinden gelinebileceğini en iyi şekilde gösteren yine o olmuştur. Türk milletinin hiçbir şart altında boyunduruk altında bulunamayacağını, devrin modern silahlarıyla dahi sonuç alınamayacağını ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ seslenişiyle ortaya koymuş ve bundan da asla ödün vermemiştir. Aziz Atatürk; Türk milletine kendini adamış ve bıraktığı emanetleriyle de muasır medeniyetler aşamasına ulaşılacağını o yıllardan işaret etmiştir. Elbette o’nun eserleri ve öğütleri Türk milleti yaşadığı sürece var olacaktır. Bugünlerde, bizlere hediye ettiği ve iftiharla sahiplendiğimiz milli değer ve yeminler aşındırılmak, hırpalanmak ve tahrip edilmek isteniyorsa da, bilinsin ki bu nafile çırpınışların neticeye ulaşması asla mümkün olmayacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarını, millet iradesine dayanarak gösterdiği üstün basireti küçültmeye, sulandırmaya ve bu yolla da Cumhuriyet’in temellerini bozmaya yeltenenlere en iyi cevabı yine büyük Türk milleti verecektir. Unutulmasın ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar yaşaması ve egemenliğini muhafaza ederek küresel alanda cazibe ve güç merkezi olması kuruluş yıllarındaki muazzam birliktelik ruhunun tekrar gösterilmesinden ve milletin kendi kaderine hâkim olmasından geçecektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi varlığına ve bizlere emanet ettiği muhteşem millet eserlerine hiçbir kötü ve hain niyetin musallat olamayacağı inancımı bir kez daha teyit ederek; ebediyete intikal edişinin 73’ncü yıldönümünde kutlu hatırasını hürmet ve minnet duygularımla anıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="Image" width="375" height="225" />Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 73 uzun yıl geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aramızdan ayrılışının bu yıldönümünde kendisini bir kez daha Fatihalarla ve hayranlıkla yâd ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatını milletine adayan, işgal ve emperyalist hevesleri muhataplarının kursaklarında bırakan bu büyük devlet ve siyaset adamını gururla, özlemle ve şükranla bir kez daha hatırlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini hak ettiği onurlu ve bağımsız yaşama seviyesine çıkarma konusunda, üstün bir çaba ve mücadele azmi gösteren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e büyük bir vefa ve gönül borcumuz olduğu şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurtuluş yıllarında; karanlıktan aydınlığa geçişin, karışıklıktan düzene ulaşmanın ve bağımlılıktan özgürlüğe varışın her aşamasında onun liderliği ve müdahalesi belirleyici ve tayin edici bir nitelik arz etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yanmış, yıkılmış, yorulmuş ve yenilmiş bir sosyolojik kudreti tekrar ayağa kaldıran ve çizdiği hedeflerle sonuca ulaştıran elbette Mustafa Kemal’in eşsiz dirayeti ve hamiyeti olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">O’nun yüksek erdemi sayesinde Samsun’da atılan ilk adımla esaretin bariyerleri devrilmiş, meydanlardaki kahramanlıklarla mütecaviz emellerin surları delinmiş ve Cumhuriyet’in ilanıyla da milletimiz kendi kaderine sahip çıkacak iradeyi göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk her şeyden önce Türk milletinin tarihi birikimine inanmış, neleri başarabileceğini idrak etmiş ve takip ettiği amaçlarını bu kapsamda belirlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">En zor anlarda bile milletimizin gücünden zerre kadar kuşkuya düşmeden güçlüklerin üstesinden gelinebileceğini en iyi şekilde gösteren yine o olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin hiçbir şart altında boyunduruk altında bulunamayacağını, devrin modern silahlarıyla dahi sonuç alınamayacağını <strong>‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ </strong>seslenişiyle ortaya koymuş ve bundan da asla ödün vermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Atatürk; Türk milletine kendini adamış ve bıraktığı emanetleriyle de muasır medeniyetler aşamasına ulaşılacağını o yıllardan işaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette o’nun eserleri ve öğütleri Türk milleti yaşadığı sürece var olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde, bizlere hediye ettiği ve iftiharla sahiplendiğimiz milli değer ve yeminler aşındırılmak, hırpalanmak ve tahrip edilmek isteniyorsa da, bilinsin ki bu nafile çırpınışların neticeye ulaşması asla mümkün olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarını, millet iradesine dayanarak gösterdiği üstün basireti küçültmeye, sulandırmaya ve bu yolla da Cumhuriyet’in temellerini bozmaya yeltenenlere en iyi cevabı yine büyük Türk milleti verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmasın ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar yaşaması ve egemenliğini muhafaza ederek küresel alanda cazibe ve güç merkezi olması kuruluş yıllarındaki muazzam birliktelik ruhunun tekrar gösterilmesinden ve milletin kendi kaderine hâkim olmasından geçecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi varlığına ve bizlere emanet ettiği muhteşem millet eserlerine hiçbir kötü ve hain niyetin musallat olamayacağı inancımı bir kez daha teyit ederek; ebediyete intikal edişinin 73’ncü yıldönümünde kutlu hatırasını hürmet ve minnet duygularımla anıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-10-kasim-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-10-kasim-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Ulu Önder Atatürk&#8217;ü Andı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-ulu-onder-ataturku-andi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-ulu-onder-ataturku-andi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Nov 2011 22:29:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3007</guid>
		<description><![CDATA[Millî Mücadele’nin önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hakk’a yürüyüşünün 73. yılını idrak etmekteyiz. Lloyd George’un hakkında “Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki 20. yüzyılın dâhisi Türklere nasip oldu ve kader onu bizim karşımıza çıkardı.” dediği Atatürk, gerçekten de Türk milleti için bir lütuf ve Türk’ün karşısında ‘düşman kuvvetler’ olarak yer alanlar için adeta bir ceza olmuştur. 19 Mayıs 1919’da bir grup arkadaşıyla Samsun’dan ilk kıvılcımı yakmasıyla başlayan Millî Mücadele süreci, yılın her günü için ayrı bir kahramanlık ve büyük bir özveriyle devam etmiştir. Vatanına kastedilmiş, hürriyeti ve istiklâli elinden alınmak istenen Türk’ün tarih boyunca ancak secdeye giderken eğilen başı ve zincire vurulamayan elleri, Atatürk’ün önderliğinde bir kez daha zulme karşı koymuştur; bu tavır Türk’ün kıyamı olmuştur. Nitekim büyük Osmanlı topraklarının elden çıkmasıyla, Anadolu’nun karış karış işgale uğramasıyla yüreği dağlanmış Türk milleti, yıllarca süren bu mücadelede zaten tükenmeye yüz tutmuş olan malını- mülkünü Millî Mücadele’ye vakfetmekten çekinmemiştir. Millî Mücadele bu özverinin Atatürk ve silah arkadaşlarının üstün askerî yetenekleri ve çabaları ile harmanlanmasıyla; Cihan Harbi’nin kibirli galiplerine karşı kazanılmıştır. Türk milletinin hürriyet ve istiklâlini elinden almak isteyen, İslâm’ın yüzyıllardır göklerde taşınan sancağını indirmek gayesindeki İtilâf Kuvvetlerine karşı alınan bu galibiyet yalnız Türk’e ait değildir. Bu galibiyet; İngilizlerin işgali altında bulunan Irak, Filistin ve Hindistan’ın, Hollanda’nın elindeki Endonezya’nın, bağımsızlıklarını Batı’nın emperyalist ve sömürgeci politikaları sonucu kaybetmiş tüm Müslümanların galibiyetidir. Zira Millî Mücadele kazanıldığında bugünün bağımsız Müslüman ülkelerinin hiçbiri henüz Batı’nın kirli oyunu emperyalizme karşı galip gelememiş; bunu ancak Atatürk’ün önderliğindeki Türk milleti başarabilmiştir. Bu anlamda Atatürk’ün üstün hizmetleri yalnız Anadolu Türklüğüne değil, aynı zamanda bütün Türk ve İslâm âlemine olmuştur. Anadolu’nun vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı’nda maddî ve manevî bütün imkânlarıyla Türk’ün yanında olan Pakistan, Afganistan, Türkistan ve niceleri, aynı zamanda bu mücadeleyi kendi bağımsızlıklarına giden süreçte bir örnek, bir yöntem kabul etmişlerdi. Bu açıdan Atatürk’ün yalnız Anadolu Türklüğünün Ata’sı olmanın yanında; tamamı emperyalizmin kıskacında kıvranmakta olan büyük Müslüman- Türk coğrafyasının tamamının ilham kaynağı, bayraklaşan ismi olmuştur. Öyle ki Pakistan eski Devlet Başkanı Muhammed Eyüp Han, hakkında “Kemal Atatürk yalnız bu yüzyılın en büyük liderlerinden biri değildir. Biz Pakistan&#8217;da O&#8217;nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. O, yalnız sizin ulusunuzun sevgili önderi değildir. Dünyadaki bütün Müslümanlar gözlerini sevgi ve hayranlık duygularıyla O&#8217;na çevirmişlerdir.” demiştir. Pakistan’ın millî şairi İkbal, Atatürk sayesinde cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş hâline geldiğimizi söylemektedir. Hindistan eski Devlet Başkanı Nehru, Atatürk’ün, ya da onu tanıdıkları ismiyle Kemal Paşa’nın, kendisinin gençlik kahramanı olduğunu ve onun devrimlerini okuduğunda çok duygulandığını anlatmaktadır. Atatürk Türk’ün millî kahramanı; bunun yanında ve hatta bundan daha çok tüm Müslüman- Türk âleminin umut ışığı, kahramanı olmuştur. Onun açtığı yolla tarihin seyri değişmiş; tüm dünyayı ellerinin arasında tutacağını sanan kibirli galipler, Hemingway’in deyimiyle ‘barış dilenmek için’ Türk’ün ayağına kadar gelmiştir. Mustafa Kemal’in Hakk’a yürüdüğü 10 Kasım, Türk ve Müslüman dünyasının Atatürk’ün aziz hatırasını, Türk milletine olan üstün hizmetlerini ve Millî Mücadele sürecinde gösterdiği kahramanlığı yâd ettiği günlerin en önemlisidir. Bu minvalde Ulu Önderimiz Atatürk’ün Hakk’a yürüdüğü bu günde kendisi nezdinde tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Millî Mücadele’nin önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hakk’a yürüyüşünün 73. yılını idrak etmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Lloyd George’un hakkında “Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki 20. yüzyılın dâhisi Türklere nasip oldu ve kader onu bizim karşımıza çıkardı.” dediği Atatürk, gerçekten de Türk milleti için bir lütuf ve Türk’ün karşısında ‘düşman kuvvetler’ olarak yer alanlar için adeta bir ceza olmuştur. 19 Mayıs 1919’da bir grup arkadaşıyla Samsun’dan ilk kıvılcımı yakmasıyla başlayan Millî Mücadele süreci, yılın her günü için ayrı bir kahramanlık ve büyük bir özveriyle devam etmiştir. Vatanına kastedilmiş, hürriyeti ve istiklâli elinden alınmak istenen Türk’ün tarih boyunca ancak secdeye giderken eğilen başı ve zincire vurulamayan elleri, Atatürk’ün önderliğinde bir kez daha zulme karşı koymuştur; bu tavır Türk’ün kıyamı olmuştur.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim büyük Osmanlı topraklarının elden çıkmasıyla, Anadolu’nun karış karış işgale uğramasıyla yüreği dağlanmış Türk milleti, yıllarca süren bu mücadelede zaten tükenmeye yüz tutmuş olan malını- mülkünü Millî Mücadele’ye vakfetmekten çekinmemiştir. Millî Mücadele bu özverinin Atatürk ve silah arkadaşlarının üstün askerî yetenekleri ve çabaları ile harmanlanmasıyla; Cihan Harbi’nin kibirli galiplerine karşı kazanılmıştır. Türk milletinin hürriyet ve istiklâlini elinden almak isteyen, İslâm’ın yüzyıllardır göklerde taşınan sancağını indirmek gayesindeki İtilâf Kuvvetlerine karşı alınan bu galibiyet yalnız Türk’e ait değildir. Bu galibiyet; İngilizlerin işgali altında bulunan Irak, Filistin ve Hindistan’ın, Hollanda’nın elindeki Endonezya’nın, bağımsızlıklarını Batı’nın emperyalist ve sömürgeci politikaları sonucu kaybetmiş tüm Müslümanların galibiyetidir. Zira Millî Mücadele kazanıldığında bugünün bağımsız Müslüman ülkelerinin hiçbiri henüz Batı’nın kirli oyunu emperyalizme karşı galip gelememiş; bunu ancak Atatürk’ün önderliğindeki Türk milleti başarabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlamda Atatürk’ün üstün hizmetleri yalnız Anadolu Türklüğüne değil, aynı zamanda bütün Türk ve İslâm âlemine olmuştur. Anadolu’nun vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı’nda maddî ve manevî bütün imkânlarıyla Türk’ün yanında olan Pakistan, Afganistan, Türkistan ve niceleri, aynı zamanda bu mücadeleyi kendi bağımsızlıklarına giden süreçte bir örnek, bir yöntem kabul etmişlerdi. Bu açıdan Atatürk’ün yalnız Anadolu Türklüğünün Ata’sı olmanın yanında; tamamı emperyalizmin kıskacında kıvranmakta olan büyük Müslüman- Türk coğrafyasının tamamının ilham kaynağı, bayraklaşan ismi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ki Pakistan eski Devlet Başkanı Muhammed Eyüp Han, hakkında “Kemal Atatürk yalnız bu yüzyılın en büyük liderlerinden biri değildir. Biz Pakistan&#8217;da O&#8217;nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. O, yalnız sizin ulusunuzun sevgili önderi değildir. Dünyadaki bütün Müslümanlar gözlerini sevgi ve hayranlık duygularıyla O&#8217;na çevirmişlerdir.” demiştir. Pakistan’ın millî şairi İkbal, Atatürk sayesinde cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş hâline geldiğimizi söylemektedir. Hindistan eski Devlet Başkanı Nehru, Atatürk’ün, ya da onu tanıdıkları ismiyle Kemal Paşa’nın, kendisinin gençlik kahramanı olduğunu ve onun devrimlerini okuduğunda çok duygulandığını anlatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk Türk’ün millî kahramanı; bunun yanında ve hatta bundan daha çok tüm Müslüman- Türk âleminin umut ışığı, kahramanı olmuştur. Onun açtığı yolla tarihin seyri değişmiş; tüm dünyayı ellerinin arasında tutacağını sanan kibirli galipler, Hemingway’in deyimiyle ‘barış dilenmek için’ Türk’ün ayağına kadar gelmiştir. Mustafa Kemal’in Hakk’a yürüdüğü 10 Kasım, Türk ve Müslüman dünyasının Atatürk’ün aziz hatırasını, Türk milletine olan üstün hizmetlerini ve Millî Mücadele sürecinde gösterdiği kahramanlığı yâd ettiği günlerin en önemlisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu minvalde Ulu Önderimiz Atatürk’ün Hakk’a yürüdüğü bu günde kendisi nezdinde tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; Cenab-ı Allah’tan ruhlarını şâd, mekânlarını cennet kılmasını niyaz ediyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-lokman-kaya-ulu-onder-ataturku-andi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-ulu-onder-ataturku-andi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehadet Şerbeti İçmek – Hüseyin Alperen Kaya</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sehadet-serbeti-icmek-huseyin-alperen-kaya.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sehadet-serbeti-icmek-huseyin-alperen-kaya.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2011 15:37:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[şehitler kervanı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3157</guid>
		<description><![CDATA[“ Gün olur, mefkûresiz insanlara gıbta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı şairin anlattığı gibi: “Akl-ı şuur”ları vardır, “güzel” severler. “Bâde” içerler ve nihayet göçüp giderler.&#8221; Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahat kelimesinin yeri yoktur. Daimî bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, hattâ sevdikleri ile… Bir mefkûrecinin belli esaslarından ziyade siyasetin değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilâfa düşerler. Çok defa başları belâya girer, yine de sinmezler. Böyle yapmaları, kalabalığa göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.  ” Ülkücü, rahatsız, huzursuz adam. Ülkücü, diğer Müslüman’ların derdini, kendine tasa edinen adam. Ülkücü, kin gütmeyen, Yunus’umuzun şiirinde söylediği gibi “yaradılmışı severiz / Yaradandan ötürü” inancı ile, bütün milletimizin insanlarını sevgiyle hürmetle kucaklayan adam.  Nefsini ezmiş, inandığı dava uğrunda kendini feda etmeğe hazır adam.    Ülkücü ölüm duvarını aşmış adam… “ Mü’minler içerisinde Allah adına verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler var; onlardan kimi kendini adak olarak sunmuş, kimi de sırasını beklemekte, fakat asla sözünden dönmemektedir. ”           (Ahzab Sûresi, 23). Evet, kimi Allah yolunda kendilerini adak olarak sunmuş ve sözünü yerine getirip canlarını vermiş, kimi de hiçbir şekilde sözünü değiştirmeden şehidliği beklemektedir. “ Ve eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah’tan gelecek rahmet ve mağfiret, onların yığabilecekleri tüm dünyalıklardan daha hayırlıdır. ” şuur’u ile… ( Âl-i İmran Sûresi, 157 ). Şehidlerimiz… “ Hayatlarının baharında, en güzel günlerinde kimi arkada anasını, babasını, kimi karısını, çocuğunu, nişanlısını gözü yaşlı bırakarak göçüp gittiler. Her biri içimizden bir parçayı kopartıp aldı, götürdü. Suçları neydi, günahları neydi ? Bu suçu ve günahı onlara kim kesmişti ? Bir tek suçları, bir tek günahları vardı: Türk Milletini seviyorlardı. Türk olmanın gururuyla doluydular, Türk gibi düşünüyorlardı, yüce dinleri İslâm’ın ahlâk ve faziletini taşıyorlardı, Allah’a inanıyorlardı. Devletlerini yaşatmak, ona uzanan ellerle mücadele etmek hayatlarının manasıydı. Milleti böldürtmemek, vatanlarını parçalattırmamak yegâne gayeleriydi… İşte suçları, işte günahları… ” Hain kurşunlar… Zalim cellatlar… Nurettin Topçu’nun ifadesi ile, maddenin en büyük zaferi sonsuz zulümdür. Ruhun zaferi fedakârlık, af, sabır, sevgi ve sonsuz tahammüldür. Bu zaferin son mertebesi, bütün bu kuvvetleri kendinde toplayan şehidlik mertebesidir. “ Şehidler, bizim gerçek sahiplerimiz, bizim velîlerimiz, bizim mürşitlerimizdir, dirileri yaşatan onlardır. Biz onların niçin ve nasıl öldüklerini görerek, anlayarak elde ettiğimiz bilgi ve felsefemizi ahlâkımızı, ruhî çatımızı yapmaya mecburuz. Milletimizin hayat kaynaklarını onlardan öğrenmeliyiz. Şehid olanlar boş yere ölmediler. Onları ebedî yapan mukaddesatın bizler kefiliyiz ve bundan sonra da kefili olacağız.” Bu dünya’yı kuranlar, Uhud’da, Bedir’de, Malazgirt’te, Niğbolu’da, Mohaç’ta, Çanakkale’de, yetmişli yıllarda Anadolu’nun bütün şehirlerinde, inandığı dava uğruna ölenlerdir.  Son temsilcileri ise vatan ve millet, din-ü devlet için, toprağın kara bağrına bir düğün gününe gider gibi giren  ülkü devleri Ruhi Kılıçkıran, Dursun Önkuzu, Yusuf İmamoğlu …. Ve son takipçisi Hasan Şimşek. Cennetmekân şehidlerimize, Allah bizi lâyık etmesi ve “ Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” iman’ı ile… ( Âl-i İmran Sûresi, 139 ).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“ Gün olur, mefkûresiz insanlara gıbta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı şairin anlattığı gibi: “Akl-ı şuur”ları vardır, “güzel” severler. “Bâde” içerler ve nihayet göçüp giderler.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahat kelimesinin yeri yoktur. Daimî bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, hattâ sevdikleri ile… Bir mefkûrecinin belli esaslarından ziyade siyasetin değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilâfa düşerler. Çok defa başları belâya girer, yine de sinmezler. Böyle yapmaları, kalabalığa göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.  ”</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü, rahatsız, huzursuz adam. Ülkücü, diğer Müslüman’ların derdini, kendine tasa edinen adam. Ülkücü, kin gütmeyen, Yunus’umuzun şiirinde söylediği gibi “yaradılmışı severiz / Yaradandan ötürü” inancı ile, bütün milletimizin insanlarını sevgiyle hürmetle kucaklayan adam.  Nefsini ezmiş, inandığı dava uğrunda kendini feda etmeğe hazır adam.    Ülkücü ölüm duvarını aşmış adam…</p>
<p style="text-align: justify;">“ Mü’minler içerisinde Allah adına verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler var; onlardan kimi kendini adak olarak sunmuş, kimi de sırasını beklemekte, fakat asla sözünden dönmemektedir. ”           (Ahzab Sûresi, 23).</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, kimi Allah yolunda kendilerini adak olarak sunmuş ve sözünü yerine getirip canlarını vermiş, kimi de hiçbir şekilde sözünü değiştirmeden şehidliği beklemektedir. “ Ve eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allah’tan gelecek rahmet ve mağfiret, onların yığabilecekleri tüm dünyalıklardan daha hayırlıdır. ” şuur’u ile… ( Âl-i İmran Sûresi, 157 ).</p>
<p style="text-align: justify;">Şehidlerimiz… “ Hayatlarının baharında, en güzel günlerinde kimi arkada anasını, babasını, kimi karısını, çocuğunu, nişanlısını gözü yaşlı bırakarak göçüp gittiler. Her biri içimizden bir parçayı kopartıp aldı, götürdü. Suçları neydi, günahları neydi ? Bu suçu ve günahı onlara kim kesmişti ? Bir tek suçları, bir tek günahları vardı: Türk Milletini seviyorlardı. Türk olmanın gururuyla doluydular, Türk gibi düşünüyorlardı, yüce dinleri İslâm’ın ahlâk ve faziletini taşıyorlardı, Allah’a inanıyorlardı. Devletlerini yaşatmak, ona uzanan ellerle mücadele etmek hayatlarının manasıydı. Milleti böldürtmemek, vatanlarını parçalattırmamak yegâne gayeleriydi… İşte suçları, işte günahları… ”</p>
<p style="text-align: justify;">Hain kurşunlar… Zalim cellatlar… Nurettin Topçu’nun ifadesi ile, maddenin en büyük zaferi sonsuz zulümdür. Ruhun zaferi fedakârlık, af, sabır, sevgi ve sonsuz tahammüldür. Bu zaferin son mertebesi, bütün bu kuvvetleri kendinde toplayan şehidlik mertebesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">“ Şehidler, bizim gerçek sahiplerimiz, bizim velîlerimiz, bizim mürşitlerimizdir, dirileri yaşatan onlardır. Biz onların niçin ve nasıl öldüklerini görerek, anlayarak elde ettiğimiz bilgi ve felsefemizi ahlâkımızı, ruhî çatımızı yapmaya mecburuz. Milletimizin hayat kaynaklarını onlardan öğrenmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehid olanlar boş yere ölmediler. Onları ebedî yapan mukaddesatın bizler kefiliyiz ve bundan sonra da kefili olacağız.”</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dünya’yı kuranlar, Uhud’da, Bedir’de, Malazgirt’te, Niğbolu’da, Mohaç’ta, Çanakkale’de, yetmişli yıllarda Anadolu’nun bütün şehirlerinde, inandığı dava uğruna ölenlerdir.  Son temsilcileri ise vatan ve millet, din-ü devlet için, toprağın kara bağrına bir düğün gününe gider gibi giren  ülkü devleri Ruhi Kılıçkıran, Dursun Önkuzu, Yusuf İmamoğlu …. Ve son takipçisi Hasan Şimşek. Cennetmekân şehidlerimize, Allah bizi lâyık etmesi ve “ Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” iman’ı ile… ( Âl-i İmran Sûresi, 139 ).</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsehadet-serbeti-icmek-huseyin-alperen-kaya.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sehadet-serbeti-icmek-huseyin-alperen-kaya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Kutlu Ülkünün Şehidi, Bir Çağın Şahidi; Hasan Şimşek – Mustafa Süzen</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-kutlu-ulkunun-sehidi-bir-cagin-sahidi-hasan-simsek-mustafa-suzen.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-kutlu-ulkunun-sehidi-bir-cagin-sahidi-hasan-simsek-mustafa-suzen.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2011 15:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3155</guid>
		<description><![CDATA[Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab&#8217;leri katında rızıklanmaktadırlar. (Âl-i İmrân:169) Gönlümüzün son yangını, yüreğimizin son acısı, davamızın son şehidi, mücadelemizin son şahididir Hasan. Yüce Allah (c.c.)’ın Ulûhiyetine şehadetle başladığı imanına, yaptıklarını şahit kılarak bir ömür sürmüş ve ömrünü bütün inananların hayali ile yanıp tutuştuğu şehitlik mertebesine kavuşarak sonlandırmıştır. Şehadet nedir? Şahit olmaktır yüce Allah (c.c.)’ın vahdaniyetine, ulûhiyetine, rububiyetine. Farkına varmaktır ubudiyetin, yani hürriyetin.’En büyük özgürlük Allah’a kul olmaktır’ diyen ‘şairler sultanı’ gibi, kulluğunun idrakine vardıkça, hiçliğini hissettikçe Vacib-ül Vücud karşısında, yücelmektir ülküsüz, yani cansız, bedenler arasında Hakk’a doğru. O’na, o en yüce hakikate daha da derinden sevdalanmaktır şahit olmak ve şehitlik düşü ile kavrulmak. Hasan, yüce bir iman ve büyük bir aşkla, Ülkücü Hareket’in kutlu bir neferi olarak sürdürdüğü mücadelenin ne ilk şehididir ne de son şehidi olacaktır. Mensubu olduğun olduğu davanın zorlu ve çetin bir yol olduğunun bilincindedir. Ruhi Kılıçkıran’dan öğrenmiştir, Zalime karşı hakkı haykırmanın en erdemli cihat olduğunu ve bu uğurda canını dahi, gözünü kırpmadan verebilmeyi. Yusuf İmamoğlu’ndan mülhemdir yiğitliği ve cesareti. Dursun Önkuzu’dan mirastır mertliği, vakar duruşu, Hakk’a teslimiyeti. ‘Ölümün öldüğü yer var bizimdir’ şiarının bünyesinde mündemiç olduğu bir gençliğin somut bir emsalidir, Hasan Şimşek. Beyinleri yıkanmış, gözleri dönmüş hain bir zihniyetin üniversitelerdeki temsilcileri tarafından hunharca katledilmiştir. Daha ömrünün baharında gencecik bir fidanken, hazan rüzgârlarıyla düşmüştür toprağa bir kasım günü. Maziden aldığı mukaddes miras uğrunda canını vermiştir.’Bu Vatan Kimin?’ sualini olanca imanıyla cevaplandırmıştır Hasan: ‘Bir gül bahçesine girercesine/Şu kara toprağa girenlerindir&#8230;’ diyerek. Ve biz biliyoruz ki Hasan’ın şehadeti bir çağrıdır; ihanetin karşısında, küfrün karşısında, zulmün karşısında Ülkücü Hareketi tek yumruk olmaya çağıran. Türk-İslam medeniyetini yeniden hak ettiği günlere ulaştırmak için kutlu bir dirilişe çağıran. Ve bugün bu kutlu çağrıya kulak vermek her ülkücünün boynunun borcudur. Gidenler Hüseynî bir şehadetle gittiler, Yusuf gibi, Dursun gibi, Süleyman gibi, Mustafa gibi. Kalanlar Zeynebî bir hayat sürmeye mecburdur bugün, Kelime-i Şehadet’ in hakkını vermek için. Yüce Allah’ın hak olan için Hüseynî bir şehitlik ya da Zeynebî bir şahitlik nasip etmesi arz-ı niyazı ile ‘giden’ lerimize şu satırları armağan etmek istiyoruz: Şimdi güvercinler geçer üstünüzden, Selamsız, kavgasız, töresiz… Acı rüzgarlarda saçlarınız savrulsun. Işık düşünceli çocuklar, canım çocuklar, Yenilginiz kutlu olsun!* Dipnotlar: *Dilaver Cebeci]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab&#8217;leri katında rızıklanmaktadırlar. </em>(Âl-i İmrân:169)</p>
<p style="text-align: justify;">Gönlümüzün son yangını, yüreğimizin son acısı, davamızın son şehidi, mücadelemizin son şahididir Hasan. Yüce Allah (c.c.)’ın Ulûhiyetine şehadetle başladığı imanına, yaptıklarını şahit kılarak bir ömür sürmüş ve ömrünü bütün inananların hayali ile yanıp tutuştuğu şehitlik mertebesine kavuşarak sonlandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehadet nedir? Şahit olmaktır yüce Allah (c.c.)’ın vahdaniyetine, ulûhiyetine, rububiyetine. Farkına varmaktır ubudiyetin, yani hürriyetin.<em>’En büyük özgürlük Allah’a kul olmaktır’</em> diyen ‘şairler sultanı’ gibi, kulluğunun idrakine vardıkça, hiçliğini hissettikçe Vacib-ül Vücud karşısında, yücelmektir ülküsüz, yani cansız, bedenler arasında Hakk’a doğru. O’na, o en yüce hakikate daha da derinden sevdalanmaktır şahit olmak ve şehitlik düşü ile kavrulmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Hasan, yüce bir iman ve büyük bir aşkla, Ülkücü Hareket’in kutlu bir neferi olarak sürdürdüğü mücadelenin ne ilk şehididir ne de son şehidi olacaktır. Mensubu olduğun olduğu davanın zorlu ve çetin bir yol olduğunun bilincindedir. Ruhi Kılıçkıran’dan öğrenmiştir, Zalime karşı hakkı haykırmanın en erdemli cihat olduğunu ve bu uğurda canını dahi, gözünü kırpmadan verebilmeyi. Yusuf İmamoğlu’ndan mülhemdir yiğitliği ve cesareti. Dursun Önkuzu’dan mirastır mertliği, vakar duruşu, Hakk’a teslimiyeti.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>‘Ölümün öldüğü yer var bizimdir’ </em>şiarının bünyesinde mündemiç olduğu bir gençliğin somut bir emsalidir, Hasan Şimşek. Beyinleri yıkanmış, gözleri dönmüş hain bir zihniyetin üniversitelerdeki temsilcileri tarafından hunharca katledilmiştir. Daha ömrünün baharında gencecik bir fidanken, hazan rüzgârlarıyla düşmüştür toprağa bir kasım günü. Maziden aldığı mukaddes miras uğrunda canını vermiştir.<em>’Bu Vatan Kimin?’ </em>sualini olanca imanıyla cevaplandırmıştır Hasan<em>: ‘Bir gül bahçesine girercesine/Şu kara toprağa girenlerindir&#8230;’ </em>diyerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve biz biliyoruz ki Hasan’ın şehadeti bir çağrıdır; ihanetin karşısında, küfrün karşısında, zulmün karşısında Ülkücü Hareketi tek yumruk olmaya çağıran. Türk-İslam medeniyetini yeniden hak ettiği günlere ulaştırmak için kutlu bir dirilişe çağıran. Ve bugün bu kutlu çağrıya kulak vermek her ülkücünün boynunun borcudur. Gidenler Hüseynî bir şehadetle gittiler, Yusuf gibi, Dursun gibi, Süleyman gibi, Mustafa gibi. Kalanlar Zeynebî bir hayat sürmeye mecburdur bugün, Kelime-i Şehadet’ in hakkını vermek için.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Allah’ın hak olan için Hüseynî bir şehitlik ya da Zeynebî bir şahitlik nasip etmesi arz-ı niyazı ile <em>‘giden’</em> lerimize şu satırları armağan etmek istiyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi güvercinler geçer üstünüzden,</p>
<p style="text-align: justify;">Selamsız, kavgasız, töresiz…</p>
<p style="text-align: justify;">Acı rüzgarlarda saçlarınız savrulsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Işık düşünceli çocuklar, canım çocuklar,</p>
<p style="text-align: justify;">Yenilginiz kutlu olsun!*</p>
<p style="text-align: justify;">Dipnotlar:</p>
<p style="text-align: justify;">*Dilaver Cebeci</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbir-kutlu-ulkunun-sehidi-bir-cagin-sahidi-hasan-simsek-mustafa-suzen.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-kutlu-ulkunun-sehidi-bir-cagin-sahidi-hasan-simsek-mustafa-suzen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Kurban Bayramı nedeniyle yayınladıkları kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Nov 2011 22:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3005</guid>
		<description><![CDATA[Yaşadığımız ağır ve kasvetli günlerden sonra Mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmış bulunuyoruz. Maneviyatın, duanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, buluşmanın müstesna anlarından birisi olan Kurban Bayramı’nı terör saldırıları ve deprem felaketinden dolayı içimiz hüzünlü, gözümüz nemli de olsa huşuyla kutluyoruz. Aziz milletimiz yüzyıllardır aynı safa giren, aynı ahlaki ve manevi vecibeleri benimsemiş, doğudan batıya, kuzeyden güneye benzer duyguları sahiplenmiş büyük bir aile olarak bayramları karşılamış ve müşterek hissiyatla yüceltmiştir. Şüphesiz hem dini, hem de milli bayramlarımız bizi birbirimize yaklaştıran, aynı istikamete yönlendiren ve aramızdaki engelleri kaldıran ayrıcalıklı dönemlerdir. Bu itibarla millet hayatında önemli ve vazgeçilmez yerleri bulunmaktadır. İdrak ettiğimiz Kurban Bayramı’nda dualarla yapılan ibadetlerin, gerçekleştirilen ziyaretlerin, uzanan yardım ellerinin bizi sımsıkı bir şekilde sardığı ve kardeşliğimizi güçlendirdiği açıktır. Bayramlar vefanın sırrını, hatırlamanın ve sadakatin zenginliğini, tanışmanın ve kaynaşmanın derin anlamını yaşadığımız ve yaşattığımız eşsiz zamanlardır. Birbirimize daha çok yaklaşmanın; büyüklerimizi, aile fertlerimizi, yakın çevremizi, dost ve arkadaşlarımızı sevindirmenin, onlarla aramızdaki bağları güçlendirmenin ve hasretleri bitirmenin yegâne yollarından biri tartışmasız bayramlardır. Sevgi ve şefkatle küçükleri kucaklamak ve onları hediyelerle taltif etmek sevinçlerin ve umutların tekrar canlanmasına da vesile olacaktır. Bayram, hayallerimizin üstünü örten felaketlere karşı manevi direniş sahası olacak ve ümit ederim ki bize yeni mutluluklar kazandıracaktır. Hiziplerin, küslüklerin ve ihtilafların bayramın mana yüklü ikliminde sonuçsuz kalması, temelinden bitirilmesi en bariz dilek ve isteğimdir. İnancım odur ki, Türk milleti ebediyete kadar son yurdunda; bağımsız, onurlu ve milli değerlerine sahip çıkarak bayramlarını karşılayacak  ve ayrılma çetelesi tutanlara asla fırsat vermeyecektir. Birbirimize gösterdiğimiz sevgiler, karşılıklı olarak sunduğumuz ikramlar, şuurla destek verdiğimiz kardeşlik bağları hiçbir kötü emelin ve habis niyetin başını kaldırmasına müsaade etmeyecektir. Türk milleti sağlam ve emin adımlarla varlığını ve bütünlüğünü koruyacak yüksek erdem ve iradeyi tıpkı bayram coşkusunda olduğu gibi sonsuza kadar gösterecektir. Bu duygu ve düşüncelerle vatanımızın her köşesindeki aziz vatandaşlarımın ve Türk-İslam aleminin mübarek Kurban Bayramı’nı tüm içtenliğimle tebrik ediyor, nice bayramlara ulaşmayı Cenab-ı Allah’tan diliyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Yaşadığımız ağır ve kasvetli günlerden sonra Mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmış bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Maneviyatın, duanın, yardımlaşmanın,  dayanışmanın, buluşmanın müstesna anlarından birisi olan Kurban  Bayramı’nı terör saldırıları ve deprem felaketinden dolayı içimiz  hüzünlü, gözümüz nemli de olsa huşuyla kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz yüzyıllardır aynı safa giren,  aynı ahlaki ve manevi vecibeleri benimsemiş, doğudan batıya, kuzeyden  güneye benzer duyguları sahiplenmiş büyük bir aile olarak bayramları  karşılamış ve müşterek hissiyatla yüceltmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz hem dini, hem de milli bayramlarımız  bizi birbirimize yaklaştıran, aynı istikamete yönlendiren ve aramızdaki  engelleri kaldıran ayrıcalıklı dönemlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla millet hayatında önemli ve vazgeçilmez yerleri bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İdrak ettiğimiz Kurban Bayramı’nda dualarla  yapılan ibadetlerin, gerçekleştirilen ziyaretlerin, uzanan yardım  ellerinin bizi sımsıkı bir şekilde sardığı ve kardeşliğimizi  güçlendirdiği açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlar vefanın sırrını, hatırlamanın ve  sadakatin zenginliğini, tanışmanın ve kaynaşmanın derin anlamını  yaşadığımız ve yaşattığımız eşsiz zamanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirimize daha çok yaklaşmanın; büyüklerimizi,  aile fertlerimizi, yakın çevremizi, dost ve arkadaşlarımızı  sevindirmenin, onlarla aramızdaki bağları güçlendirmenin ve hasretleri  bitirmenin yegâne yollarından biri tartışmasız bayramlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgi ve şefkatle küçükleri kucaklamak ve onları  hediyelerle taltif etmek sevinçlerin ve umutların tekrar canlanmasına  da vesile olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram, hayallerimizin üstünü örten felaketlere  karşı manevi direniş sahası olacak ve ümit ederim ki bize yeni  mutluluklar kazandıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiziplerin, küslüklerin ve ihtilafların bayramın  mana yüklü ikliminde sonuçsuz kalması, temelinden bitirilmesi en bariz  dilek ve isteğimdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım odur ki, Türk milleti ebediyete kadar  son yurdunda; bağımsız, onurlu ve milli değerlerine sahip çıkarak  bayramlarını karşılayacak  ve ayrılma çetelesi tutanlara asla fırsat  vermeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirimize gösterdiğimiz sevgiler, karşılıklı  olarak sunduğumuz ikramlar, şuurla destek verdiğimiz kardeşlik bağları  hiçbir kötü emelin ve habis niyetin başını kaldırmasına müsaade  etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti sağlam ve emin adımlarla varlığını  ve bütünlüğünü koruyacak yüksek erdem ve iradeyi tıpkı bayram coşkusunda  olduğu gibi sonsuza kadar gösterecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle vatanımızın her  köşesindeki aziz vatandaşlarımın ve Türk-İslam aleminin mübarek Kurban  Bayramı’nı tüm içtenliğimle tebrik ediyor, nice bayramlara ulaşmayı  Cenab-ı Allah’tan diliyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Cumhuriyetin 88. Yılını Kutladı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-cumhuriyetin-88-yilini-kutladi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-cumhuriyetin-88-yilini-kutladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 23:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=3000</guid>
		<description><![CDATA[Tarihî kıymet ve değer manzumelerimiz içerisindeki en önemli unsurlarımızdan biri olan ‘millet iradesi’ esasıyla yola çıkılmış, Türk’ün İstiklal Mücadelesi başarıyla tamamlanmış ve ‘devlet inşası’ çalışmalarıyla muvaffak olunmuş; nihayetinde ‘29 Ekim 1923’ tarihinde ‘cumhuriyet’ ilân edilmiştir. İnsana ve insanımıza, çağa ve çağın gerekliliklerine, millet ve devlet algımızın temel yapıtaşlarına uygun; yönetim inisiyatifinin ve iradesinin halk ve millet iradesiyle sınırlandırılması kaidesiyle oluşturulan; Türk milletinin fıtrî ve genetik nitelikleriyle bağdaşan ‘cumhuriyet’ anlayışımızı geliştirmek, güçlendirmek azmine ve kararlılığına en çok sahip olmamız gereken günlerden geçmekteyiz. Ecdadımız, yüksek bir ruh ve güçlü bir imanla dünyanın birçok memleketine adalet ve nizam taşımıştır. Tarihî bir ufukla yola çıkarak çağlara hitap edecek büyük bir medeniyet inşa etmiş; vakur ve kararlı adımlarla cihan idaresine talip olmuştur. Türk, devlet ciddiyetine ve disiplinine tamamıyla vakıf, insan ve cemiyet hassasiyetine bütünüyle sahip bir olgunlukla çıktığı bu uzun soluklu yürüyüşle; sanattan mimariye, musikîden estetiğe, düşünce âleminden sosyal hayata büyük bir çığır açmış ve dünya üzerinde etkisi yüzyıllar boyu sürecek olan kalıcı eserler ortaya koymuştur. Maziden atiye, gelenek, gelecek ve bugün tahlilinde ‘29 Ekim 1923’; Türk’ün İstiklal Mücadelesinde çok önemli bir tarih olup Türk milletinin fert fert yeniden, uzun ve dirayetli yürüyüşüne başlangıç oluşturması noktasında ‘umut ışığı’ olmuş; Millî Mücadelenin, işçisinden doktoruna, köylüsünden eğitimcisine topyekûn bir zaferin tezahürü olarak doğmuştur. Atatürk ve silah arkadaşlarının üstün çabalarıyla gerçekleşen ve Türk milletinin iman, ahlak, azim ve mücadele ruhuyla perçinlenen bu seferberlik akabinde oluşturulan ‘yönetim biçimi’, yeni bir yön ve istikametin de belirleyiciliğiyle oluşmuştur. Bir dizi savaştan büyük kayıplarla çıkan ve yeni bir yönetim biçimiyle varlığını sürdüren Türk milleti için artık toparlanma, gelişme ve kalkınma anı gelmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayide, ekonomide ve millî refah düzeyindeki çalışmalarda güdülen bu gaye sonraları zaman zaman zafiyete uğramış, ehil olmayan idareciler eliyle tahribatı güç yaralar açılmış ve günümüze kadar gelen süreçte terör örgütleri, zehirli akımlar etrafında oluşturulan gençlik yapılanmaları, kaos ve kargaşa zemininde memleketimizde bir ‘vizyon’ ve ‘ufuk’ sorunu oluşturmuştur. Türk milletinin devlet ve millet anlayışından mahrum, idare disiplini ve ciddiyetinden uzak bir ayrışma ve kutuplaşma politikasına son yıllarda da şahit olunmaktadır. Ekonomide, eğitimde, hukukta, iç ve dış politikalarda, millî ve manevî değerlerimizde oluşturulan tahribat ağır ve büyük bir hâl almıştır. Müştereklerin vurgulanması ve özümsenmesiyle oluşacak olan ‘millî ruh’ ve beraberlik; farklılıkların ve ayrılıkların vurgusuyla kaos ve kamplaşma zeminine çekilmek suretiyle yanlış ve sığ politikalarla zedelenmeye tabi tutulmuştur. Tarihî birikimimiz ve algımızdan mahrum, Türk milletinin millî ve manevî kıymetlerine kayıtsız; devlet ciddiyetinden ve disiplininden uzak; adalette, ekonomide, eğitimde ve kültür sahasında kalkınma hamleleri gerçekleştirebilecek ufuk ve vizyondan kopuk bir idare sistemiyle faaliyet sürdüren idareciler ülkemizi ve milletimizi büyük tahribatlara sürüklemişlerdir. Devlet yönetimini ve millet değerlerini, tarihimizi ve kültürel kıymetlerimizi, Cumhuriyeti ve millî irade ile millî ruhu özümsemiş; ciddi, ilkeli ve kararlı bir yol haritasıyla memleketi ekonomide, adalette, eğitimde, tarımda ve diğer alanlarda kalkındıracak olan ‘millî’ bir iktidar ihtiyacı gün geçtikçe artmaktadır. Bu inançla, Türk milletini ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ idealimize ve bu kutlu yürüyüşümüze davet ediyor; bu doğrultuda bütün Türk milletinin ‘29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı tebrik ediyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tarihî kıymet ve değer manzumelerimiz  içerisindeki en  önemli unsurlarımızdan biri olan ‘millet iradesi’  esasıyla yola  çıkılmış, Türk’ün İstiklal Mücadelesi başarıyla  tamamlanmış ve ‘devlet  inşası’ çalışmalarıyla muvaffak olunmuş;  nihayetinde ‘29 Ekim 1923’  tarihinde ‘cumhuriyet’ ilân edilmiştir.  İnsana ve insanımıza, çağa ve  çağın gerekliliklerine, millet ve devlet  algımızın temel yapıtaşlarına  uygun; yönetim inisiyatifinin ve  iradesinin halk ve millet iradesiyle  sınırlandırılması kaidesiyle  oluşturulan; Türk milletinin fıtrî ve  genetik nitelikleriyle bağdaşan  ‘cumhuriyet’ anlayışımızı geliştirmek,  güçlendirmek azmine ve  kararlılığına en çok sahip olmamız gereken  günlerden geçmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ecdadımız, yüksek bir ruh ve güçlü bir  imanla  dünyanın birçok memleketine adalet ve nizam taşımıştır. Tarihî  bir  ufukla yola çıkarak çağlara hitap edecek büyük bir medeniyet inşa  etmiş;  vakur ve kararlı adımlarla cihan idaresine talip olmuştur. Türk,  devlet  ciddiyetine ve disiplinine tamamıyla vakıf, insan ve cemiyet   hassasiyetine bütünüyle sahip bir olgunlukla çıktığı bu uzun soluklu   yürüyüşle; sanattan mimariye, musikîden estetiğe, düşünce âleminden   sosyal hayata büyük bir çığır açmış ve dünya üzerinde etkisi yüzyıllar   boyu sürecek olan kalıcı eserler ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Maziden atiye, gelenek, gelecek ve bugün  tahlilinde  ‘29 Ekim 1923’; Türk’ün İstiklal Mücadelesinde çok önemli  bir tarih olup  Türk milletinin fert fert yeniden, uzun ve dirayetli  yürüyüşüne  başlangıç oluşturması noktasında ‘umut ışığı’ olmuş; Millî  Mücadelenin,  işçisinden doktoruna, köylüsünden eğitimcisine topyekûn  bir zaferin  tezahürü olarak doğmuştur. Atatürk ve silah arkadaşlarının  üstün  çabalarıyla gerçekleşen ve Türk milletinin iman, ahlak, azim ve  mücadele  ruhuyla perçinlenen bu seferberlik akabinde oluşturulan  ‘yönetim  biçimi’, yeni bir yön ve istikametin de belirleyiciliğiyle  oluşmuştur.  Bir dizi savaştan büyük kayıplarla çıkan ve yeni bir  yönetim biçimiyle  varlığını sürdüren Türk milleti için artık  toparlanma, gelişme ve  kalkınma anı gelmiştir. Cumhuriyetin ilk  yıllarında sanayide, ekonomide  ve millî refah düzeyindeki çalışmalarda  güdülen bu gaye sonraları zaman  zaman zafiyete uğramış, ehil olmayan  idareciler eliyle tahribatı güç  yaralar açılmış ve günümüze kadar gelen  süreçte terör örgütleri, zehirli  akımlar etrafında oluşturulan gençlik  yapılanmaları, kaos ve kargaşa  zemininde memleketimizde bir ‘vizyon’  ve ‘ufuk’ sorunu oluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin devlet ve millet  anlayışından mahrum,  idare disiplini ve ciddiyetinden uzak bir ayrışma  ve kutuplaşma  politikasına son yıllarda da şahit olunmaktadır.  Ekonomide, eğitimde,  hukukta, iç ve dış politikalarda, millî ve manevî  değerlerimizde  oluşturulan tahribat ağır ve büyük bir hâl almıştır.  Müştereklerin  vurgulanması ve özümsenmesiyle oluşacak olan ‘millî ruh’  ve beraberlik;  farklılıkların ve ayrılıkların vurgusuyla kaos ve  kamplaşma zeminine  çekilmek suretiyle yanlış ve sığ politikalarla  zedelenmeye tabi  tutulmuştur. Tarihî birikimimiz ve algımızdan mahrum,  Türk milletinin  millî ve manevî kıymetlerine kayıtsız; devlet  ciddiyetinden ve  disiplininden uzak; adalette, ekonomide, eğitimde ve  kültür sahasında  kalkınma hamleleri gerçekleştirebilecek ufuk ve  vizyondan kopuk bir  idare sistemiyle faaliyet sürdüren idareciler  ülkemizi ve milletimizi  büyük tahribatlara sürüklemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet yönetimini ve millet değerlerini,  tarihimizi  ve kültürel kıymetlerimizi, Cumhuriyeti ve millî irade ile  millî ruhu  özümsemiş; ciddi, ilkeli ve kararlı bir yol haritasıyla  memleketi  ekonomide, adalette, eğitimde, tarımda ve diğer alanlarda  kalkındıracak  olan ‘millî’ bir iktidar ihtiyacı gün geçtikçe  artmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu inançla, Türk milletini ‘2023 Lider  Ülke Türkiye’  idealimize ve bu kutlu yürüyüşümüze davet ediyor; bu  doğrultuda bütün  Türk milletinin ‘29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı tebrik  ediyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-lokman-kaya-cumhuriyetin-88-yilini-kutladi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-cumhuriyetin-88-yilini-kutladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 23:11:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2997</guid>
		<description><![CDATA[Yüce Türk Milleti’nin varlığını başı dik bir şekilde sürdürebilmek için verdiği mücadeleyi cumhuriyet rejimiyle taçlandırmasının 88. yıl dönümü tüm milletimize hayırlı olsun! Türk Milleti, tarih boyunca bağımsızlığını korumuş ve bu uğurda fedakârca davranmaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. Bu fedakârlıkların en büyüklerinden biri de şüphesiz 20. yüzyılın başlaması ile birlikte girilen büyük savaşlar ve hemen ardından gelen Kurtuluş Savaşı’dır. O yıllarda gücünü sadece milletinden alan Mustafa Kemal Paşa’yı ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyor, “ezan sesi dinmesin, mabedime namahrem eli değmesin” niyetiyle kahramanca savaşan tüm atalarımızı şükranla yâd ediyor; bu inanç uğruna can verenlerin hepsine Cenabı Hak’tan rahmet diliyoruz. Ne yazık ki Cumhuriyet Bayramı sevinci, milletimizin içinde bulunduğu durum nedeniyle buruk yaşanmaktadır. Artan terör saldırılarının ardından Van’da meydana gelen depremin bilançosu milletimizi derinden üzmüştür. Lakin biz, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı olarak; Van’da enkaz altından kurtarılan her yaşamı, Cumhuriyet Bayramı sevinci ve coşkusuyla karşılıyoruz. Bu sene stadyumlarda, caddelerde kutlama yapamasak bile, yıllar sonra bugünü; “bir felakete karşı dağılmak yerine daha çok kenetlenmenin vakarı” ile anacağımızdan hiç şüphemiz yok. Atatürk “Bu bayram en büyük bayramdır.” derken, Anadolu’dan doğan kıvılcımın diğer milletler tarafından örnek alınacağını ve Ortadoğu’dan Asya’ya uzanan geniş bir alanda emperyalist güçlere karşı başkaldırının başlayacağını öngörmüştür. Diliyoruz ki; bu bayramı 88. kez kutlarken, sınırlarımız içerisinde kurduğumuz güçlü bağlar ile tüm çevre coğrafyalara bir kez daha örnek oluruz ve yine umut ederek söylüyoruz ki, özlenen ve uzun zamandır aranan huzur ortamı bu topraklarda tekrar filizlenecektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/GenelBaskandan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Yüce Türk Milleti’nin varlığını başı dik bir şekilde sürdürebilmek  için verdiği mücadeleyi cumhuriyet rejimiyle taçlandırmasının 88. yıl  dönümü tüm milletimize hayırlı olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti, tarih boyunca bağımsızlığını korumuş ve bu uğurda  fedakârca davranmaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. Bu fedakârlıkların en  büyüklerinden biri de şüphesiz 20. yüzyılın başlaması ile birlikte  girilen büyük savaşlar ve hemen ardından gelen Kurtuluş Savaşı’dır. O  yıllarda gücünü sadece milletinden alan Mustafa Kemal Paşa’yı ve silah  arkadaşlarını saygıyla anıyor, “ezan sesi dinmesin, mabedime namahrem  eli değmesin” niyetiyle kahramanca savaşan tüm atalarımızı şükranla yâd  ediyor; bu inanç uğruna can verenlerin hepsine Cenabı Hak’tan rahmet  diliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki Cumhuriyet Bayramı sevinci, milletimizin içinde bulunduğu  durum nedeniyle buruk yaşanmaktadır. Artan terör saldırılarının  ardından Van’da meydana gelen depremin bilançosu milletimizi derinden  üzmüştür. Lakin biz, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı olarak; Van’da  enkaz altından kurtarılan her yaşamı, Cumhuriyet Bayramı sevinci ve  coşkusuyla karşılıyoruz. Bu sene stadyumlarda, caddelerde kutlama  yapamasak bile, yıllar sonra bugünü; “bir felakete karşı dağılmak yerine  daha çok kenetlenmenin vakarı” ile anacağımızdan hiç şüphemiz yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk “Bu bayram en büyük bayramdır.” derken, Anadolu’dan doğan  kıvılcımın diğer milletler tarafından örnek alınacağını ve Ortadoğu’dan  Asya’ya uzanan geniş bir alanda emperyalist güçlere karşı başkaldırının  başlayacağını öngörmüştür. Diliyoruz ki; bu bayramı 88. kez kutlarken,  sınırlarımız içerisinde kurduğumuz güçlü bağlar ile tüm çevre  coğrafyalara bir kez daha örnek oluruz ve yine umut ederek söylüyoruz  ki, özlenen ve uzun zamandır aranan huzur ortamı bu topraklarda tekrar  filizlenecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F29-ekim-cumhuriyet-bayrami-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle yayınladıkları kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 23:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2991</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyetimizin 88’nci yıldönümünü bir taraftan büyük bir şevk, heyecan ve gururla; diğer taraftan ise meydana gelen terör hadiseleri ve deprem yıkımından dolayı hüzünle idrak ediyoruz. Türk milletinin bizatihi kendi hakkında alacağı kararlara ve yapacağı tercihlere hiçbir oluşumun, unsurun, kesimin veya zümrenin müdahil olamayacağı Cumhuriyetle temellenmiş ve şekillenmiştir. Dağılmış, parçalanmış, işgal ve esaret zincirleriyle sarılmış bir İmparatorluktan millet egemenliğine dayalı bir yönetim anlayışına ulaşılması elbette kolay olmamıştır. Emperyalist emeller tarafından tarihten silinmeye ya da küçük bir coğrafyaya sıkıştırılmaya çalışılan aziz milletimiz; varlığına, birliğine ve son yurduna kanıyla, canıyla sahip çıkmış ve bedeli ne olursa olsun teslim olmayacağını ispatlamıştır. Millet yaşadıkça, bölünmez bütünlüğü korundukça her türlü mihnet ve zahmetin sonuçsuz kalacağı, saldırıların da hükümsüz bırakılacağı böylelikle gösterilmiştir. Büyük milletimiz 29 Ekim 1923 tarihinde, kutlu mazisinin en önemli stratejik silkinişlerinden birini yapmış, içteki ve dıştaki art niyetli odaklara asla fırsat vermeyeceğini azim ve cesaretle ortaya koymuştur. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti; şehit kanıyla, savaş meydanlarındaki kahramanlıklarla ve hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğimiz fedakârlıklarla vücut bulmuş ve sonsuza kadar yaşamayı da ziyadesiyle hak etmiştir. Tarihteki sayısız badireyi geçerek, tuzakları bozarak yolunda kararlı adımlarla yürüyen Türk milleti, Cumhuriyetle birlikte ileriye ve müreffeh bir seviyeye erişme niyetini de açıklıkla ilan etmiştir. Ne var ki içinden geçtiğimiz bu süreçte, Cumhuriyet ruhunun bölücü niyet ve saldırılarla sarsılmasına, üniter devlet yapısının tahrip edilme gayretlerine herkes şahit olmaktadır. Dozu ve etkisi sürekli genişleyen, destek ve himaye görerek yayılan, ilave olarak terörle arkalanan etnik temelli fitnenin en başta Cumhuriyet’in yaşaması konusunda büyük bir tehdit olduğu şüphesizdir. Herkes bilmeli ve unutmamalıdır ki, Türk milleti son vatanında ettiği 88 yıllık yemininden şartlar ne olursa dönmeyecek, bin yıllık kardeşlik hukukunu ihlal etmeyecek ve ihanete sevineceği imkânı inşallah sunmayacaktır. Küresel güçlerin yedeğinde ve gölgesinde olanların, bu gerçeği akıllarından çıkarmaması şüphesiz hayırlarına olacaktır. Deprem felaketini yaşadığımız şu günlerde, sımsıcak duygularla doğudan batıya, kuzeyden güneye aziz millet fertlerinin kardeşlik bağlarına daha fazla tutunması ve yaşanılan acıyı paylaşmaları Cumhuriyet’in ve millet varlığının sonsuza kadar yaşayacağının açık bir kanıtıdır. Bu duygu ve düşüncelerle, büyük Türk milletinin Cumhuriyet Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum. Muazzam mücadelelerle fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür nesillerin yetişmesini temin eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kurucu kahramanları saygı ve minnetle yâd ediyorum. Vatan uğruna gözlerini kırpmadan kendilerini feda eden aziz şehitlerimize ve depremde kaybettiğimiz bütün vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Hepsinin ruhları şad, mekânları cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Cumhuriyetimizin 88’nci yıldönümünü bir taraftan  büyük bir şevk, heyecan ve gururla; diğer taraftan ise meydana gelen  terör hadiseleri ve deprem yıkımından dolayı hüzünle idrak ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin bizatihi kendi hakkında alacağı  kararlara ve yapacağı tercihlere hiçbir oluşumun, unsurun, kesimin veya  zümrenin müdahil olamayacağı Cumhuriyetle temellenmiş ve şekillenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dağılmış, parçalanmış, işgal ve esaret  zincirleriyle sarılmış bir İmparatorluktan millet egemenliğine dayalı  bir yönetim anlayışına ulaşılması elbette kolay olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Emperyalist emeller tarafından tarihten  silinmeye ya da küçük bir coğrafyaya sıkıştırılmaya çalışılan aziz  milletimiz; varlığına, birliğine ve son yurduna kanıyla, canıyla sahip  çıkmış ve bedeli ne olursa olsun teslim olmayacağını ispatlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet yaşadıkça, bölünmez bütünlüğü korundukça  her türlü mihnet ve zahmetin sonuçsuz kalacağı, saldırıların da hükümsüz  bırakılacağı böylelikle gösterilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük milletimiz 29 Ekim 1923 tarihinde, kutlu  mazisinin en önemli stratejik silkinişlerinden birini yapmış, içteki ve  dıştaki art niyetli odaklara asla fırsat vermeyeceğini azim ve cesaretle  ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti; şehit kanıyla,  savaş meydanlarındaki kahramanlıklarla ve hakkını hiçbir zaman  ödeyemeyeceğimiz fedakârlıklarla vücut bulmuş ve sonsuza kadar yaşamayı  da ziyadesiyle hak etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihteki sayısız badireyi geçerek, tuzakları  bozarak yolunda kararlı adımlarla yürüyen Türk milleti, Cumhuriyetle  birlikte ileriye ve müreffeh bir seviyeye erişme niyetini de açıklıkla  ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki içinden geçtiğimiz bu süreçte,  Cumhuriyet ruhunun bölücü niyet ve saldırılarla sarsılmasına, üniter  devlet yapısının tahrip edilme gayretlerine herkes şahit olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dozu ve etkisi sürekli genişleyen, destek ve  himaye görerek yayılan, ilave olarak terörle arkalanan etnik temelli  fitnenin en başta Cumhuriyet’in yaşaması konusunda büyük bir tehdit  olduğu şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes bilmeli ve unutmamalıdır ki, Türk milleti  son vatanında ettiği 88 yıllık yemininden şartlar ne olursa dönmeyecek,  bin yıllık kardeşlik hukukunu ihlal etmeyecek ve ihanete sevineceği  imkânı inşallah sunmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güçlerin yedeğinde ve gölgesinde olanların, bu gerçeği akıllarından çıkarmaması şüphesiz hayırlarına olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Deprem felaketini yaşadığımız şu günlerde,  sımsıcak duygularla doğudan batıya, kuzeyden güneye aziz millet  fertlerinin kardeşlik bağlarına daha fazla tutunması ve yaşanılan acıyı  paylaşmaları Cumhuriyet’in ve millet varlığının sonsuza kadar  yaşayacağının açık bir kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, büyük Türk milletinin Cumhuriyet Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Muazzam mücadelelerle fikri hür, irfanı hür ve  vicdanı hür nesillerin yetişmesini temin eden başta Gazi Mustafa Kemal  Atatürk olmak üzere, tüm kurucu kahramanları saygı ve minnetle yâd  ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatan uğruna gözlerini kırpmadan kendilerini  feda eden aziz şehitlerimize ve depremde kaybettiğimiz bütün  vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsinin ruhları şad, mekânları cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Van Depremi&#8217;ne Dair&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/van-depremine-dair.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/van-depremine-dair.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 19:04:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Van Depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2995</guid>
		<description><![CDATA[Tüm Türkiye’yi yasa boğan 23 Ekim 2011 Van Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz eder; ailelerine, sevenlerine ve milletimize başsağlığı dilerim. Yaralı vatandaşlarımızın en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmalarını ve tedavi süreçlerinin başarıyla neticelenmesini temenni ederim. Profesyonel kurtarma ekipleri ve tüm Türkiye’nin katılımıyla anında müdahale edilen deprem bölgesinde özverili bir çalışma yürütülmektedir. Bununla birlikte, ortaya çıkan hasar ve hava şartları dolayısıyla depremzede vatandaşlarımızın ihtiyaçları devam etmektedir. Bölgede öncelikle çadır, battaniye, gıda, kumanya, uyku tulumu, ısıtıcı, giysi ve özellikle bebek kıyafetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı da, milletimizin içinde bulunduğu bu zor süreçte üzerine düşeni yapacak ve deprem bölgesine yardım elini uzatacaktır. Nitekim yarın (25 Ekim Salı günü) Ülkü Ocakları tarafından Van Merkez ve Erciş&#8217;te çadır kurulacak ve öncelikle Erzurum, Kars, Iğdır Ocaklarımızın ilettiği yardımlar bölge halkına dağıtılacaktır. Haricen; deprem bölgesine ulaşmak üzere çıkartacağımız yardım tırı için gerekli bürokratik işlemler devam etmektedir. İşlemlerin yarın tamamlanmasını ve tırımızın Perşembe günü yola çıkmasını bekliyoruz.Önümüzde, gerekli yardımı toparlayacağımız ve ihtiyaç bölgesine göndermek için hazırlayacağımız yalnızca 1 gün bulunmaktadır. Yukarıda altını çizdiğimiz ihtiyaç malzemelerinin temini ve iletilmesi şeklindeki kampanyamıza destek olmak isteyen ülküdaşlarımızın ve vatandaşlarımızın bu kısıtlı süreyi göz önünde bulundurarak hazırlık yapmaları gerekmektedir. Yardımların iletileceği adresler ve ayrıntılı bilgiler Çarşamba günü resmî internet sitemiz aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılacaktır. Şimdiden şükranlarımı bildiriyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="../resimler/GenelBaskandan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Tüm Türkiye’yi yasa boğan 23 Ekim 2011 Van  Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet  niyaz eder; ailelerine, sevenlerine ve milletimize başsağlığı dilerim.  Yaralı vatandaşlarımızın en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmalarını ve  tedavi süreçlerinin başarıyla neticelenmesini temenni ederim.</p>
<p>Profesyonel kurtarma ekipleri ve tüm Türkiye’nin katılımıyla anında  müdahale edilen deprem bölgesinde özverili bir çalışma yürütülmektedir.  Bununla birlikte, ortaya çıkan hasar ve hava şartları dolayısıyla  depremzede vatandaşlarımızın ihtiyaçları devam etmektedir. <strong>Bölgede  öncelikle çadır, battaniye, gıda, kumanya, uyku tulumu, ısıtıcı, giysi  ve özellikle bebek kıyafetlerine ihtiyaç duyulmaktadır.</strong></p>
<p>Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı da, milletimizin içinde  bulunduğu bu zor süreçte üzerine düşeni yapacak ve deprem bölgesine  yardım elini uzatacaktır. Nitekim yarın (25 Ekim Salı günü) Ülkü  Ocakları tarafından Van Merkez ve Erciş&#8217;te çadır kurulacak ve öncelikle  Erzurum, Kars, Iğdır Ocaklarımızın ilettiği yardımlar bölge halkına  dağıtılacaktır.</p>
<p>Haricen; deprem bölgesine ulaşmak üzere çıkartacağımız yardım tırı  için gerekli bürokratik işlemler devam etmektedir. İşlemlerin yarın  tamamlanmasını ve tırımızın Perşembe günü yola çıkmasını  bekliyoruz.Önümüzde, gerekli yardımı toparlayacağımız ve ihtiyaç  bölgesine göndermek için hazırlayacağımız yalnızca 1 gün bulunmaktadır.</p>
<p>Yukarıda altını çizdiğimiz ihtiyaç malzemelerinin temini ve  iletilmesi şeklindeki kampanyamıza destek olmak isteyen ülküdaşlarımızın  ve vatandaşlarımızın bu kısıtlı süreyi göz önünde bulundurarak hazırlık  yapmaları gerekmektedir.</p>
<p>Yardımların iletileceği adresler ve ayrıntılı bilgiler Çarşamba günü  resmî internet sitemiz aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılacaktır. Şimdiden  şükranlarımı bildiriyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fvan-depremine-dair.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/van-depremine-dair.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni. 25 Ekim 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-25-ekim-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-25-ekim-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 18:56:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2989</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekilleri, Değerli Misafirler, Kıymetli Basın Mensupları, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Sözlerime, hepimizi kederlere sevk eden Van ilimizdeki deprem felaketiyle başlamak istiyorum. Henüz daha, şehitlerimizin yasını tuttuğumuz bir dönemde, geçtiğimiz pazar günü maruz kaldığımız Van depremi bir kez daha acılarımızı katlamış ve dayanılamayacak bir noktaya taşımıştır. Merkez üssü Van’ın Tabanlı Köyü olan bu doğal afet, en başta Van il merkeziyle birlikte Erciş ilçemizde büyük can ve mal kayıplarına yol açmıştır. Çevre il ve ilçelerden de hissedilen ve büyüklüğü 7,2 olan depremin ortaya çıkardığı hasar çok ağır olmuştur. Şu ana kadar 279 vatandaşımız maalesef hayatını yitirmiş, sayıları 1300 civarında olan vatandaşımız ise yaralanmıştır. Parti olarak afet haberi duyulur duyulmaz Genel Başkan Yardımcımız Yozgat Milletvekili Sayın Sadir Durmaz, Grup Başkanvekilimiz İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural ve MYK üyemiz Sağlık Eski Bakanı Sayın Osman Durmuş’tan oluşan bir komisyonu bölgeye göndererek gerekli incelemeleri ve durum tespitini yaptırmış bulunmaktayız. Hakk’a yürüyen aziz vatandaşlarımıza bu vesileyle Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, yaralı kardeşlerimize ise acil şifalar temenni ediyorum. Aramızdan ayrılan kardeşlerimizin ailelerine ve milletimize buradan başsağlığı dileklerimi bildirmek istiyorum. Böylesi bir günde ayrımcılığı körükleyerek ağlama sırası onlarda gibi lanetlenmesi gereken yaklaşımları da büyük bir densizlik ve soysuzluk olarak gördüğümüzü söylemeliyim. Binalar umutların, sevinçlerin üzerine devrilmiştir. Deprem özlemleri, kavuşmaları silindir gibi ezip geçmiştir. Van’da çöken yalnızca evler, işyerleri, yurtlar, yollar değildir. Van’lı kardeşlerimin hayalleri, beklentileri, sevdaları, arzuları da sarsıntılarla birlikte tahrip olmuştur. Millet vicdanı bu manzarayla birlikte bir kez daha kanamıştır. Yıkıntıların altında kalan vatandaşlarımızın dramları, onları bekleyenlerin çığlıkları, akan gözyaşları ve dizlere vurulan eller hepimizi hüzünlere boğmuştur. Şüphesiz yaşadığımız elem tarifsiz ve çok derindir. Ardı ardına muhatap kaldığımız üzüntü verici hadiseler hepimizi sarsmış ve doğal olarak kaygılı bir bekleyişin içine sokmuştur. Elbette acımız ve kayıplarımız büyük olsa da, milletçe bunların üstesinden gelebilecek güce, yeterliliğe ve azme ziyadesiyle sahip olduğumuz bir gerçektir. Bu itibarla yaralarımız inşallah kısa süre içinde sarılacaktır. Van’ın elinden tutmak hepimizin en temel görevi ve milli vecibesidir. Panik ve endişeye kapılmaya gerek yoktur. Bu zorlukları aşacak, maviliklerimizi kapatan kara bulutları dağıtacak inanca, irfana ve ihlasa sahip olduğumuz tartışmasızdır. Acılarımızı paylaşarak azaltacağız ve elele, omuz omuza Allah’ın izniyle Van’ı tekrar ayağa kaldıracağız. Allah’a şükür, vefalı ve âlicenap milletimiz, Van’daki vahim manzara ortaya çıkar çıkmaz elini bölgeye uzatmış, yardımseverliğini, dayanışmaya verdiği önemi bir kez daha kanıtlamıştır. Değerli Arkadaşlarım, Bildiğiniz üzere, ülkemiz deprem kuşağının üzerinde yer almaktadır. Ne kadar görmezden gelsek de, bu doğal afete belirli aralıklarla ve maliyeti çok ağır olacak şekilde maruz kalmaktayız. Tıpkı 17 Ağustos 1999 Gölcük ya da 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinde olduğu gibi, böylesi doğal musibetlerle karşılaşmaktayız. Hatırlanacağı üzere, bu iki deprem bizleri can evinden vurmuş ve kâbus gibi milletimizin üzerine çökmüştü. Onbinlerce vatandaşımız bu iki yıkımda hayatını kaybetmiş ve yüzbinlerce kişide yaralanmış, yardıma muhtaç bir duruma düşmüştü. Üstelik o dönem itibariyle deprem bölgesinin milli gelir içindeki payı yüzde 34,7; sanayi katma değeri içerisindeki payı ise yüzde 46,7 düzeyindeydi. İfadeye çalıştığım bu durum, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik olarak da büyük bir tahribatı ve açmazı yaşadığının bir göstergesidir. Şüphesiz bu kara tablonun sızısını, o dönem itibariyle üstlendiğimiz hükümet etme sorumluluğu çerçevesinde fazlasıyla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/devletbahcelitbmm.jpg" alt="" width="350" height="226" />Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlerime, hepimizi kederlere sevk eden Van ilimizdeki deprem felaketiyle başlamak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Henüz daha, şehitlerimizin yasını tuttuğumuz bir  dönemde, geçtiğimiz pazar günü maruz kaldığımız Van depremi bir kez  daha acılarımızı katlamış ve dayanılamayacak bir noktaya taşımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Merkez üssü Van’ın Tabanlı Köyü olan bu doğal  afet, en başta Van il merkeziyle birlikte Erciş ilçemizde büyük can ve  mal kayıplarına yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çevre il ve ilçelerden de hissedilen ve büyüklüğü 7,2 olan depremin ortaya çıkardığı hasar çok ağır olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu ana kadar 279 vatandaşımız maalesef hayatını yitirmiş, sayıları 1300 civarında olan vatandaşımız ise yaralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak afet haberi duyulur duyulmaz Genel  Başkan Yardımcımız Yozgat Milletvekili Sayın Sadir Durmaz, Grup  Başkanvekilimiz İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural ve MYK üyemiz  Sağlık Eski Bakanı Sayın Osman Durmuş’tan oluşan bir komisyonu bölgeye  göndererek gerekli incelemeleri ve durum tespitini yaptırmış  bulunmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakk’a yürüyen aziz vatandaşlarımıza bu  vesileyle Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, yaralı kardeşlerimize ise  acil şifalar temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Aramızdan ayrılan kardeşlerimizin ailelerine ve milletimize buradan başsağlığı dileklerimi bildirmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi bir günde ayrımcılığı körükleyerek  ağlama sırası onlarda gibi lanetlenmesi gereken yaklaşımları da büyük  bir densizlik ve soysuzluk olarak gördüğümüzü söylemeliyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Binalar umutların, sevinçlerin üzerine devrilmiştir. Deprem özlemleri, kavuşmaları silindir gibi ezip geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Van’da çöken yalnızca evler, işyerleri, yurtlar, yollar değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Van’lı kardeşlerimin hayalleri, beklentileri, sevdaları, arzuları da sarsıntılarla birlikte tahrip olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet vicdanı bu manzarayla birlikte bir kez daha kanamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıkıntıların altında kalan vatandaşlarımızın  dramları, onları bekleyenlerin çığlıkları, akan gözyaşları ve dizlere  vurulan eller hepimizi hüzünlere boğmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz yaşadığımız elem tarifsiz ve çok derindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ardı ardına muhatap kaldığımız üzüntü verici hadiseler hepimizi sarsmış ve doğal olarak kaygılı bir bekleyişin içine sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette acımız ve kayıplarımız büyük olsa da,  milletçe bunların üstesinden gelebilecek güce, yeterliliğe ve azme  ziyadesiyle sahip olduğumuz bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla yaralarımız inşallah kısa süre içinde sarılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Van’ın elinden tutmak hepimizin en temel görevi ve milli vecibesidir. Panik ve endişeye kapılmaya gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zorlukları aşacak, maviliklerimizi kapatan kara bulutları dağıtacak inanca, irfana ve ihlasa sahip olduğumuz tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Acılarımızı paylaşarak azaltacağız ve elele, omuz omuza Allah’ın izniyle Van’ı tekrar ayağa kaldıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’a şükür, vefalı ve âlicenap milletimiz,  Van’daki vahim manzara ortaya çıkar çıkmaz elini bölgeye uzatmış,  yardımseverliğini, dayanışmaya verdiği önemi bir kez daha kanıtlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, ülkemiz deprem kuşağının üzerinde yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar görmezden gelsek de, bu doğal afete belirli aralıklarla ve maliyeti çok ağır olacak şekilde maruz kalmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Tıpkı 17 Ağustos 1999 Gölcük ya da 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinde olduğu gibi, böylesi doğal musibetlerle karşılaşmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlanacağı üzere, bu iki deprem bizleri can evinden vurmuş ve kâbus gibi milletimizin üzerine çökmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Onbinlerce vatandaşımız bu iki yıkımda hayatını kaybetmiş ve yüzbinlerce kişide yaralanmış, yardıma muhtaç bir duruma düşmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik o dönem itibariyle deprem bölgesinin  milli gelir içindeki payı yüzde 34,7; sanayi katma değeri içerisindeki  payı ise yüzde 46,7 düzeyindeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">İfadeye çalıştığım bu durum, Türkiye’nin sosyal  ve ekonomik olarak da büyük bir tahribatı ve açmazı yaşadığının bir  göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz bu kara tablonun sızısını, o dönem  itibariyle üstlendiğimiz hükümet etme sorumluluğu çerçevesinde  fazlasıyla yüreğimizde hissetmiştik.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama ne olursa olsun, depreme teslim olmadık ve anında milletimize koştuk.</p>
<p style="text-align: justify;">Kayıpları telafi ettik, vatandaşlarımızın  yeniden hayata tutunabilmeleri, sevdiklerine tekrar sarılabilmeleri için  her çabayı gösterdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin tüm imkânlarını harekete geçirip normalleşmeyi sağladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremi yaşayan illerimizde önce çadır ve  prefabrik konutları daha sonra da söz verdiğimiz tarihte kalıcı  konutları hak sahiplerine teslim ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyeceğim şudur ki, partimiz doğal felaketlerle  nasıl mücadele edileceğini bilen geniş ve engin bir fikir zenginliğini  içinde barındırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü biz yıkımın karanlık yüzünün en korkutucusuyla karşılaştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna rağmen her meseleyi aştık, yaraları tedavi ettik, insanımızın yanında yer aldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Yetimlerin, garibanların, yalnız ve bir başına kalanların elini hiç bırakmadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugüne geldiğimizde, Van’daki sorunların da bir an önce çözüleceğini ve hayatın bir düzene gireceğini umuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Moral ve motivasyona yöre insanımızın çok ihtiyacı olduğu açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şefkate, ilgiye ve desteğe muhtaç oldukları malumlarınızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremzede vatandaşlarımızın, geçici iskan  problemlerinin giderilmesi için prefabrik konut, çadır ve kira yardımı  gibi tedbirlerin bir an önce uygulamaya sokulması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hasar tespiti başta olmak üzere, krizin sevk ve  idaresi hızlı, sağlıklı, etkin olmalı, yardımların yerine ulaşabilmesi  için organizasyon aksaklıklarına fırsat verilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremden zarar görmüş kardeşlerimizin maişet temini sağlanmalı, aç ve açıkta kalmamaları temin edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arama ve kurtarma çalışmalarının profesyonelce yapılması, bu konuda hızlı ve atak olunması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette depremden çıkaracağımız çok önemli dersler de vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle üzerinde yaşadığımız coğrafyada depremle yaşamasını öğrenmek ve de kabullenmek zorundayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemli olan bir başka husus ise, riskleri  azaltacak tedbirleri hayata geçirecek girişimleri başlatmak ve  ihmallerle yıllarımızı heba etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, hala tesiri devam eden 17 Ağustos ve  12 Kasım depremlerinin üstünden geçen 12 yıllık bir süreye rağmen bu  alanda kalıcı, iyimserlikle ve geleceğe güvenle bakabileceğimiz bir  gelişmeye tesadüf edebilmiş değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yanlış şehirleşmenin, sağlıksız konut yapımının birçok soruna davetiye çıkardığı meydandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmamamız lazımdır ki, ülkemizin her yöresi şu ya da bu şekilde deprem tehlikesiyle karşı karşıyadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle İstanbul merkezli bir depremin vahim sorunlara ve zararlara neden olabileceği hepimizce bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vurdumduymazlıkla geçirilen her anın bedeli ve sonuçları tabiidir ki ağır olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda imar ve inşaat mevzuatı çağın  şartlarına göre yeniden yorumlanmalı, depreme dayanıklı konutların  inşası gecikmeksizin yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremle bilinçli mücadele etmeyi öğretecek tatbikatlar, eğitim çalışmaları ve seminerler yurdumuzun her köşesinde verilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımız ise ucuz ve kaçak malzemeyle  yapılan konutlardan mutlaka uzak tutulmalı, kendileri ve nesilleri için  emniyetli meskenleri hem tercih etmeli hem de ölüm tacirlerine prim  vermemelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle gündemde tutulması gereken bir diğer hadise ise, Van’daki kamu binalarının daha çok hasar gördüğü gerçeğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaksızların arsızca malzemeden, işçilikten gasp ederek yaptıkları binalar maalesef hemen tahrip olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık buna bir çözüm bulmak ve sahtekârların yakasından yapışmak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin malını deniz gibi görerek üzerine  çullanan haysiyet fukarası sefil simalar, ne yazık ki yıkımın, çöküşün  alt yapısını da hazırlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim vatandaşlarımızın ya da devletimizin  sahip olduğu binaları hakkıyla yapmayarak kayıplara neden olanların,  eksik malzeme kullananların, çalanların çırpanların iki cihanda da  yakaları bir araya gelmesin ve inşallah rüsvalıktan da kurtulamasınlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan Van’da ki müessif deprem vakasında kaybettiğimiz vatandaşlarımıza bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Felaketzedelerin, tüm Van’lı kardeşlerimin  yanında yer aldığımızı, sahip olduğumuz imkânlar çerçevesinde parti  olarak üzerimize düşen ne varsa yapacağımızı ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda MHP’li belediyeler yiyecek ve  giyecek yardımı başta olmak üzere hemen ihtiyaç sahiplerine elini  uzatmış, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı da gerekli girişimlerini  başlatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan afetin yaşandığı yerler gereksiz  karşılama törenleriyle meşgul edilmemeli, dikkatler halkın sorunlarına  çevrilmeli, devlet ya da hükümet temsilcileri, kamu kurum ve kuruluş  yöneticileri, sivil toplum temsilcileri ve siyasilerle yalnızca bir vali  yardımcısı ilgilenmeli ve lazım gelen bilgileri vermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer bürokratlar ise yöre insanımızın sıkıntılarına odaklanmalı bu konuda gerekli çalışmaları yapmalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti kış aylarının ayak seslerinin  duyulduğu şu günlerde, depreme yönelik kriz yönetimini ve kurumlar arası  işbirliği ve koordinasyonu en üst düzeyde sağlayarak devletin tüm  gücünü bölgeye yönlendirmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah bu sıkıntıyı da hep birlikte aşacağız ve dayanışmanın, yardımlaşmanın kuvvetiyle deprem enkazını kaldıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah milletimizi, devletimizi görünür, görünmez belalardan, kazalardan, krizlerden muhafaza etsin, korusun, kollasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Zor günlerimizde yardımını, rahmetini ve bereketini bizlerden ayrı koymasın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta yaşadığımız acılar ve felaketler peş peşe milletimizin ufkunu karartmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Van’daki deprem meydana gelmeden önce, milli yürekleri dağlayan şehit haberleri vatanımızı boydan boya kaplamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son bir hafta içinde bölücü terörün kanlı yüzü  önce Bitlis’in Güroyamak, sonrada Hakkâri’nin Çukurca ilçelerinde  kendisini göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pusularla yüreklerimiz yanmış, hain saldırılarla canımız acımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Göroymak’ta kaybettiğimiz beş polisimizle  birlikte, Çukurca’da toprağa düşen 24 yiğit Mehmetçiğimizin ve  arkasından yine aynı bölgede Hakk’a uğurladığımız dört evladımızın  feryadı milletimizi yasa boğmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ailelerine, sevdiklerine, silah arkadaşlarına ve milletimize bir kez daha taziyelerimi sunuyor ve sabır temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimizin bayrağa sarılmış kefensiz bedenleri vatan topraklarıyla buluşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cesaret timsali kardeşlerimizin şehitlik gibi  ulvi bir makama ulaşmaları, Cenab-ı Mevla’nın rahmetine nail olmaları  bizi teselli eden başlıca manevi dayanağımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti ayağa kalkarak dualarla şehidine sahip çıkmış ve bayraklarla güzel yurdumuzu baştan ayağa donatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes Türk milletinin kudretini haykırmış,  matemini dahi taşkınlığa pirim ve hainleri sevindirecek ortamlara meydan  vermeden yaşamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin haklı öfkesi ve tepkisi, demokratik  sınır ve ölçülerde kalmış; kardeş kavgası tasarlayan, çatışma hevesinde  olan ve kavga umudu taşıyan kim varsa bir kez daha hayal kırıklığına  uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin her köşesi şehitler ölmez vatan bölünmez haykırışlarıyla çalkalanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten de acımız çok büyük, nefretimiz çok fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımızın birliği, dirliği ve güvenliği için  fani bedenlerinden olan kahramanlarımızın aziz hatıraları dünya durdukça  milletimizle birlikte yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onların emanetlerine sahip çıkacağız, anneleri annemiz, babaları babamız olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Merak etmesinler, onlar Hakk’a ulaştılar, ama inşallah bu vatan sahipsiz kalmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimiz ve gazilerimiz emin olsunlar ki, ne  verecek bir toprak parçamız, ne de ayıracak bir insanımız yoktur ve  asla da olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksini düşünler için yollarının üzerinde büyük  bir mağlubiyet enselerinden tutup tarihin karanlığına mahkûm etmek için  onları beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti pazarlıklarla, müzakerelerle, lütuflarla kurulmamıştır ve bilinsin ki bu yöntemlerle de dağıtılamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu coğrafyadaki mevcudiyetimizin bedelini ödedik, gerekirse daha ağırına katlanmaktan kesinlikle korkmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti tarihin herhangi bir döneminde  rastlantıların bileşkesinde bir araya gelmiş derme çatma kalabalıklardan  ibaret değildir ki, bugün bir dokunuşla ya da tuzaklarla hemen ayrılsın  veya parçalansın.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz hıyanet ateşini soluğuyla, barutu  inancıyla, mermiyi imanıyla, melaneti varlığıyla karşılamış ve bu zamana  kadar da hamd olsun etkisizleştirerek sahiplerine iade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yıllık kardeşliğimizi bozmaya, etnik  kimlikleri teşvik ederek asırların göz nuru ve şehit kanıyla yoğrulmuş  kutsal çatıyı uçurmaya kimsenin nefesi ve emeli kâfi gelemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonsuz bir azim ve imanla dolu yüreğimizle  düşmanlıkta ittifak edenlere dün boyun eğmedik, bugün eğmiyoruz ve  gelecekte de inşallah eğmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gafiller, hainler, fırsatçılar, bölünmemizin  yolunu gözleyen kanlı eller, kavgamızın başlamasını isteyen kirli  suratlar, mütarekeciler, teslimiyetçiler boşuna heveslenmesin; Türk  milleti yenilmeyecek, kardeşliğini bozmayacak ve vatanına sonuna kadar  sahip çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mithat Cemal Kuntay’ın mısralarıyla seslenmek isterim ki; <strong><em>“Ölmüş gibi düşünsek bile bu vatan ölmez, zira dünyanın sırtı bu tabutun büyüklüğünü çekemez.”</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü süreçte terörle mücadelenin neticeye ulaşması ve bir sonuç alması mecburiyet ve milli bir görev haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin süreci oyalama ve savsaklama şansı artık kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü canilerin hakkından gelmek ve terörün kökünü kazımak için milletimiz sabırsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda hükümetin elini tutan bizim bildiğimiz ve kamuoyuna yansıyan herhangi bir engel de görülmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçte ve sınır ötesinde başlatılan operasyonların  belirlenen hedeflere ulaşması ve terörün belinin kırılması millet ve  devlet bekası için vazgeçilmez bir gereklilik halini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim bu konudaki duruşumuz ise net ve bellidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin terörle mücadelesinin başarıya  ulaşması ve son ferdine kadar terörist unsurları teslim alması ya da  etkisiz hale getirmesi için desteğimiz tamdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bu kararımız sonsuz ve sınırsız da değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin  egemenlik haklarına sahip çıkması yolunu aydınlatacak ve Türk milletinin  duası ve desteği elini güçlendirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak’ın kuzeyinde mukim peşmerge, terörün hamisi ve koruyucusu olarak yıllardan beridir varlığını sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merkezi Irak Hükümeti’nin ise dengesiz ve  ikircikli tavrı, sonuca etki etmeyen sarsak beyanları, emperyalizmin  dişlilerinde öğütülmüş karar organları PKK’ya karşı şimdiye kadar  çaresiz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha geçtiğimiz günlerde Irak Dışişleri  Bakanı’nın ülkemizi ziyareti ve bu vesileyle kamuoyuna yansıyan bazı  gerçekler bizim bu düşüncelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu bir kere  daha gözler önüne sermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, Irak Dışişleri Bakanı’na yönelik olarak; “<strong><em>PKK’yı temizleyin, yoksa biz temizleriz”</em></strong> sözlerinin üzerinden çok geçmeden terör felaketini üste üste yaşadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aşamada Irak merkezi yönetiminin mazereti ve sığınacağı bahanesi artık kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK’yı himaye eden, teşvik edip yönlendiren peşmerge yönetiminin ise haddi mutlaka bildirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnkâr edilemez bir şekilde Irak topraklarından Türkiye’ye dönük açık bir terör tehdidi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugüne kadar kurulan üçlü mekanizmalar, yapılan  ikili görüşmeler, karşılıklı istihbarat paylaşımı ve teröre karşı  birliktelik mesajları herhangi bir somut neticeye hizmet etmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine eylemler artarak devam etmiş, yine mayınlar patlamış, baskınlar düzenlenmiş ve vatan evlatlarımız şehit düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">O halde bugüne kadarki kara bilançonun, ağıtların hesabını kim ya da kimler verecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">ABD Başkanı, Çukurca’dan sonra hemen terörü  kınamış; ama bunlar sadece kamuoyuna yönelik taktik hamle olmaktan öte  bir anlam taşımamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira PKK yine Irak’ın kuzeyindedir ve yine gece dağda, gündüz kamplarda yaşamayı sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin PKK terörü vasıtasıyla, cehennem azabı gibi bir zulümle imtihan edilmesi herkesin gözü önünde cereyan etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda sözde özgürlük ve demokrasi misyonerleri seyircidir ve ülkemizin kan gölüne dönmesinden dolayı rahatsız değillerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik en başta Çukurca saldırısından sonra  bazı mahfiller tarafından Türkiye yönlendirilmeye çalışılmış; belirgin  olarak İran ve Suriye saldırıların gerisindeki failler olarak takdim  edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette bu mümkün ve güçlü bir ihtimaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna rağmen, yakın bir tarihe kadar bazı Avrupa  Birliği ülkeleri, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Rusya Federasyonu  ve hatta ABD PKK’yı açık ya da gizli bir şekilde desteklemişler,  büyütüp palazlandırmaktan hiç imtina etmemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Taşeron nitelikli kanlı örgüt kimin işine  yarıyorsa onun hizmetine girmiş, kimin çıkarına geliyorsa onun emriyle  hareket etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemsel olarak Türk milletiyle ihtilafı olanlar  PKK’yı maşa olarak kullanmış ve taşları bağlayarak katilleri üzerimize  salmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terör saldırılarına dedektiflik yaparak müsebbip  arayışında olanlar önce kendi kanlı ellerini yıkamalı, sömürgeci  niyetlerini aklamalı ve bunlardan sonra şayet bir parça ahlakları ve  bakılacak yüzleri kalırsa o zamanda yaptıklarından dolayı pişmanlık  duymalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Malum çevreler koro halinde özelde AKP’ye, genelde Türkiye’ye istikamet tayin etmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti kimin dost, kimin düşman olduğunu esasen iyi bilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tehditlerin nereden ve nasıl geldiğini iyi görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, milletimize akıl vermeye ve kendi  hasımlarını sorumlu olarak göstermeye odaklanmış zavallılar acaba; PKK  terör örgütünün içinde Avrupa vatandaşlarının yer almasını nasıl  yorumlayacaklar ve bunu nasıl izah edeceklerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">Almanya hala PKK’ya adi bir suç örgütü muamelesi yapmakta ve terör örgütü sınıfına dahi sokmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK, Avrupa ülkelerinde pervasızca ve rahatlıkla  hareket etmekte; vatandaşlarımızı baskı, haraç, eziyet ve tehditle  sindirmeye alenen devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta ve hatta birçok Avrupa ülkesinde PKK’nın resmi büroları dahi bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla herkes önce kendi günahına bakmalı, kendi edepsizliğinin ve lekeli sicilinin derdine düşmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi düşündüren ve ilgilendiren bir diğer husus  ise, AKP zihniyetinin yıllardan beridir bu ülkelerle sıcak teması,  tavizkarlığı ve alttan alan çürümüşlüğüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Görülmektedir ki, küresel merkezlerden gelen tariz, taciz ve tahrikler alenileşmiş ve yayılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim gelişmeler, izlenimler, ortaya çıkan bazı gerçekler bunu ispatlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık, yıllardır ülkemize musallat olan bu beladan kurtulmanın zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tek çözüm, PKK terör örgütünün tam olarak yok edilmesi veya ele geçirilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye geçmişte, bölücülük ve bölücü terörle  mücadelede cılız girişimler, basit ve etkisiz tedbirlerle yetinerek bu  güne kadar gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Irak’tan kaynaklı terör saldırıları  karşısında tamamen haklı olduğu mücadele konusunda yapılan yanlışların  bedelini artan şahadetlerle ödemiş, ödemeye de devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir taraftan Irak’ın kuzeyinde yuvalanan ve bu  bölgeyi yerel destek ve yardımdan yararlanarak Türkiye’ye karşı üs  bölgesi olarak kullanan terör örgütünün cinayetleri vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yanda ise yurt içinde siyasal imtiyazlar  elde etmiş bölücü odakların artık dile getirmekten kaçınmadıkları  bölünme ve parçalanma senaryoları ve tehditleri bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız geçtiğimiz hafta Ankara’nın göbeğinde,  seçimlere ‘Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ adıyla katılan PKK  uzantılarının sözde yeni bir oluşum amacıyla kongreleri toplanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Farklı sol eğilimlerin ve marjinal örgüt ya da  partilerin bir araya gelmesiyle ihanetin önüne yeni yollar açılmış ve  yeni bir organizasyon için düğmeye basılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bulundukları salona 13 ayrı dilde birleşiyoruz  ifadeleri asan bu hıyanet taraftarlarının, Türk milletine husumet ve  tahammülsüzlükte yeni bir evreye geldikleri anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dağdaki silahlı çete ve şehirlerdeki siyasi  uzantıları, arkalarında AKP’nin sağladığı uygun ortam eşliğinde  gözlerini kan bürümüşçesine ilerlemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘Yere batsın sizin devletiniz’ </strong>diyen alçak simalar, bu devletin parasını maaş olarak almaya, ekmeğini yemeye, suyunu içmeye küstahça devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne üzücü bir gerçektir ki, Türk milletinin  içinde barındırdığı hain kontenjanı hiç bu kadar fazla olmamış ve hiç bu  kadar da cesaret kazanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tercihlerini milletin içini boşaltmaktan ve  etnik bir yığın olarak görmekten yana kullanan bu densizler ve  şuursuzlar koalisyonu, kaçınılmaz olarak beraberinde devletin de  değişmesini istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Anayasa’daki Türklük ifadesi ve vatandaşlık tanımı bu yüzden eleştirilmekte ve tahrip edilmek istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef Türklük ve Türk kimliği, Başbakan’ın  harcını karıp bizatihi yaptırdığı bölünme parkurunda bir alt kimlik  olarak sunulmakta, büyük ve asli unsur Türkler kendi devletlerinde  göçmen, sığıntı, marjinal etnik kalıntı muamelesine maruz kalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa konusundaki açık artırımın bu çerçevede başlaması ise bizim açımızdan tesadüfî değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdilik diyebilirim ki, Türk milletini  klanlaştırmaya, aşiret, cemaat ve kavim seviyesine indirmeye sonuna  kadar direneceğimizi ve izin vermeyeceğimizi bu vesileyle  muhataplarımıza bir kez daha bildirmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin, anayasa tartışmalarına kilitlendiği  bir dönemde bölücü terörün yoğun saldırı ve tacizlerine muhatap kalması  son derece manidardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği üzere Meclis’te grubu bulunan siyasi  partilerin üçer temsilci vermeleriyle vücut bulan Anayasa Hazırlık ve  Uzlaşma Komisyonu çalışmalarına 19 Ekim’de başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temennimiz milletimizin hak ettiği ölçü, kalite ve nitelikte bir anayasa yapılması ve kazandırılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii olarak anayasalar zamanın ruhuna, insan  ihtiyaç ve beklentilerine, devlet-birey ilişkilerinin değişen çapına,  toplumsal arayış ve yönelişlere cevap vermeli ve toplumsal dinamiklerin  arkasına düşmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şunu da not etmeden geçmek zannederim doğru olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birlikte yaşamak, bir arada bulunmak, gelecekte  birlikte var olma iradesi göstermek yalnızca yazılı metinlerle ve  kanunlarla sağlanabilecek bir şey değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağdaş toplumlarda demokrasinin, demokratik  hakların ve kişisel özgürlük alanlarının genişletilmesi iç dinamiklerden  ve sosyolojik kanallardan beslenerek oluşmakta ve olgunlaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde küreselleşmenin baskısıyla üst  kimliklere yönelik mütecaviz girişimler çoğaldıkça; aşağı doğru, dağa  doğru bir deyimle dar kalıplara ve alt kimliklere yöneliş ne yazık ki  hızlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak milletleşmenin emniyetli sahillerinde bulunanlar için ise şimdilik endişe edilecek bir durum yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, millet olarak her şeyden önce,  birlikte yaşamayı ve toplumsal sözleşmeyi ruhumuzla mühürleyip, çağın  ayırıcı ve atomize edici eğilimlerinden muhafaza etmemiz gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişimin ve çağın beklentilerinin insanlarda  cevap bulması, doğal ve doğru olarak hukuk mantığını da etkileyecek ve  kapsamına alacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak sosyal ve ekonomik ilişkilerin  gelişmesinden daha önce, hukuki konulara odaklanırsak, emin olun eninde  sonunda sarp yollara girmekten uzak duramayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aşamada siyaset kurumunun ve anayasa  değişikliğini gündemine alan çevrelerin üzerinde durması gereken başlıca  husus bize göre şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">Acaba sosyal, siyasal ve ekonomik gelişmeler mi hukuku takip edecek; yoksa hukuk mu bunların peşinden gidecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tasnifi ve muhakemeyi yapmadan atacağımız adımların bizi sağlıklı ve istikrarlı bir hedefe götürmesi çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim anayasaya bakışımızın temelinde kendi  toplumsal gerçeklerimiz yatmakta;  etnik kimliklere davetiye çıkaracak  bir bakış ve yaklaşımın olmaması hayati bir rol oynamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle milli değerlerimiz üzerinden yapılacak  her tartışmanın, arayışın ve gizli gündemin çok büyük sakıncalar  doğuracağını ifade etmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Birçok badireden geçerek elde ettiğimiz Türk  milletinin vazgeçilmez değerlerinin uzlaşma masalarında asıl gündem  maddeleri olması ve anayasa değişikliklerinin odağına yerleşmesi hiçbir  şart altında kabullenemeyeceğimiz kurnazlıklar olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekle bağını koparmış istekler, bölücülüğe  zemin ve meşruiyet sağlayacak çabalar, milli bünyeye yabancı doku  nakilleri, demokrasi ve özgürlükle yalnızca sözde bağı ve bağlantısı  olan teklifler anayasa hazırlığı sürecindeki itirazlarımızdan  bazılarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette anayasayı kaldıraç olarak kullanarak  milletimizi iskelet haline getirme niyetleri ve 88 yıllık kazanımları  bir çırpıda feda edebilecek fütursuzluk gösterileri bizim açımızdan  karanlık bir yola sapmadır ve bu yolun adı da ihanettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizler bugün atacağımız her adımın, alacağımız her kararın yarınlara da sirayet edeceğini unutmamalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünden aldığımız ve çıkardığımız sonuçlar  eşliğinde milletten ve Türk kimliğinden ödün vermeden çalışmalarımızı  amacına ulaştırmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayalım ki, geride kalan yüzyılda stratejik  yanlışların, hataların ve hatta gafletin diyetini bir İmparatorluk  kaybederek ve bugünkü sınırlarımıza çekilerek ödedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun gerisinde çağdaşlaşma, hak ve  özgürlüklerde gelişme olarak sunulan; ama başka problemlere kapı  aralayan anayasal gelişme süreci çok etkili olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, bugün büyük bir sorumluluğumuz ve gelecek kuşaklara karşı da yapacaklarımız bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Halihazırda masum talepler olarak gündeme  taşınan önerilerin, yarınlarda etnik kimlikleri dirilterek mahalli  kültürleri üst kimliğe rakip haline getirmesi kaçınılmaz olacak ve bir  önceki yüzyılda dağılma yaşayan milletimiz yeni bir örneğiyle  karşılaşabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkum yok ki bunu hiçbir milli vicdan istemeyecektir de, beklemeyecektir de.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz zaferler kadar; kayıplar, felaketler konusunda da engin bir deneyim ve birikime sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün yapacağımız her yanlış yarın karşımıza kan, gözyaşı, çekilme, küçülme, dağılma ve bölünme olarak çıkabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa hazırlık süreci bu haliyle önemli ve millet bütünlüğünün korunması için paha biçilmezdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca başkalarının geçirdiği aşamalara bakarak  genel geçer sonuçlara ve demokratik, özgürlükçü bir anayasaya  ulaşılacağını düşünmek kötü niyetli değilse bile saflıkla aynı anlama  gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim kopya ve taklit ederek geçirdiğimiz yılların milletimize bir şey kazandırmadığını tarih bütün netliğiyle göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim dışımızdaki milletlere hak, özgürlük,  adalet ve eşitlik sağlayan girişimlerin, aynısıyla kendi ülkemizde de  uygulanmasının sosyal bünyeyi hasta edebileceği ve parçalanmaya neden  olabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle anayasa hazırlık çalışmalarında ve süresince;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Anayasanın ilk üç ve emniyet supabı niteliğindeki dördüncü maddelerinden taviz vermemiz,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Başlangıç kısmındaki ruhtan geri adım atmamız,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Türk kimliğinin sulandırılmasına rıza göstermemiz söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Türk milletini tahrip edecek  ve etnik kimliklere çağrı olacak her değerlendirmeyi, siyasi ve hukuki  meşruiyet sağlama çabalarını geri çevireceğimizden herkes emin  olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üniter yapımızı hırpalayacak, Cumhuriyet’in  temel niteliklerini aşındıracak, ana dilde eğitim ve anayasal statü  taleplerine sonu ne olursa olsun karşı duracağız, karşı çıkacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz anayasada Cumhuriyete, Türk vatandaşlığının tanımına, Türk milletine ve Türk kimliğine sahip çıkacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şart altında ilkelerimizden ve  kırmızıçizgilerimizden ayrılmayacağız. Bu vesileyle kamuoyunun ve  muhataplarımızın bu yaklaşımlarımızı bilmesinde sonsuz yararlar olacağı  kanaatindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın bu son kısmında Arap Baharı isimli BOP plan ve projesinin geldiği ve ulaştığı son merhaleyi değerlendirmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Özgürlük ve demokrasi vaatleriyle çığırından  çıkan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki halk hareketlerinin açtığı sosyal ve  siyasal yara genişlemiş ve nerede duracağı tam belli olmayan bir şiddet  sarmalına dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Komşu coğrafyaların içine düştükleri  istikrarsızlık döngüsü, küresel güç merkezlerinin belirleyiciliği ve  tazyiki altında vahşet ve dehşet kılığına bürünerek devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tunus’ta Bin Ali devrinin kapanmasından sonra  Mısır’da Hüsnü Mübarek balonu sönmüş ve kaos dalgasının boyu yükselerek  Libya ve Suriye’ye dayanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Ortadoğu Projesi’nin kapsam ve hedefindeki  ülkeler birer kağıttan kaleler gibi devrilmekte, yönetimler el  değiştirmekte, bir zamanlar övülen diktatörler teker teker tasfiye  edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Libya’nın eski lideri Kaddafi’nin başına gelenler herkes açısından ibretlik ve ders niteliğindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim açımızdan Kaddafi’nin iktidarda kaldığı 42  yıllık zaman zarfındaki eylemleri ve yönetim anlayışı hiçbir şekilde  kabul edilemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, maruz kaldığı ve insanlığın iflas ettiği  akıbetini onaylamamız ve muhalif diyerek kendilerine isim koyan  canavarların davranışlarına tepkisiz kalmamız da düşünülemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaddafi’yi ne kadar tasvip etmesek de, muhatap  olduğu vahamet derecesi yüksek saldırıyı ve kanlı girişimi hoş görmemiz  hiçbir şart altında söz konusu olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekranlardan ve sanal medya üzerinden yansıyan  ilkel ve vahşi manzaraların insanım diyen, Allah’tan korkan hiç kimse  tarafından meşru görülmeyeceği ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son hadise Batı anlayışının insan ve yaşama hakkı konusunda ne kadar ikiyüzlü olduğunu açıkça göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan işte böylesi bir vicdansızlığın  ve acımasızlığın sözcülüğünü yapmış ve üstelik NATO operasyonlarına  destek vererek akan kandan sorumlu olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel  Beyannamesi; insan haklarını göz ardı etmenin ve hor görmenin insanlığın  vicdanında infial uyandırdığına, barbarca eylemlere yol açtığına ve  insanların korku ve yoksunluklardan kurtulması gerektiğine atıf  yapmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve devamla herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliğine sahip olması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan haklarının özünde ve esasında; hiç  kimsenin işkence, zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya  cezaya uğramayacağı hususu vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisine cezai bir suç yüklenen herhangi bir  kişiye, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanınması, kamuya  açık bir yargılama sonucunda suçluluğu yasalara göre kanıtlanıncaya  kadar suçsuz sayılması evrensel bir kuraldır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre Kaddafi’nin yaşadıkları insanlık  suçudur ve savunması alınmadan, mahkemeye çıkartılmadan katledilmesi ise  bir cinayettir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlık Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da kanlı  yüzler ve tetik çeken eller vasıtasıyla ve arkalarında duran küresel  hesaplar çerçevesinde yerin dibine batmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin bu gelişmelere seyirci kalması  ve sesini dahi çıkarmaması büyük bir hayâsızlık ve işgüzarlık olarak  yakasına yapışacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra soyguncuların  işbaşında olması, feryat eden bir insana kıymaları ve bunu da yüce  dinimizi alet ederek yapmaları insanlığın lekeli bir anı olarak tarihe  geçecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kutlu dinimiz İslamiyet’i şiddetle özdeşleştirme  çabaları büyük bir günah olarak hatırlanacak ve Yüce Allah gazabını bu  bedbahtlara inşallah gösterecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin para verip desteklediği, ülkemizde  ağırlayıp teşrifatçılık yaptığı kanlı elleri Türk milleti asla  affetmeyecek ve hoş görmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vahşetin ilgililerine ders olmasını diliyor,  bu gidişle şiddet sahnelerinin sıradanlaşacağını ve bir gün herkesin  kapısını çalabileceğini belirtmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu duygu ve düşüncelerle bu haftaki konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-25-ekim-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-25-ekim-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin  Mersin Erdemli Belediyesi&#8217;nin Toplu Açılış Töreninde yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-mersin-erdemli-belediyesinin-toplu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-mersin-erdemli-belediyesinin-toplu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2011 20:47:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2987</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Vatandaşlarım, Muhterem Erdemliler, Değerli Dava Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları, Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Akdeniz’in bu kutlu yöresinde sizlerle bir araya gelmekten, hasret gidermekten dolayı son derece memnun ve mutluyum. Erdemli Belediyemizin güzel ve takdire şayan çalışmalarını bizzat görmek ve yapımı tamamlananların hizmete sunulmasını sağlamak üzere bugün buradayız. Erdemlili kardeşlerimi doğrudan doğruya ilgilendiren “Atık Su Arıtma Tesisi” ve “Yedi Parkın” açılışını hep birlikte yapıyoruz. Belediyemizin büyük bir emek ve gayretle yaptırdığı bu hizmetler zincirinin, Erdemliyi çepeçevre kuşatacağına yürekten inanıyorum. Akdeniz’in incisi ve limon kokusunun merkezi olan bu vatan köşemize, çok önemli eserleri kazandıran Belediye Başkanımız Sayın Mükerrem Tollu Bey’e huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Kendisine çalışmalarında refakat eden Belediye Meclis üyeleriyle birlikte, tüm belediye çalışanlarını da kutluyorum. Ve sizlerden daha fazlasını beklediğimi, bunu yapabilecek heyecan ve disipline sahip olduğunuzu ifade etmek istiyorum. Açılışını yaptığımız bu güzide çalışmaların siz değerli Erdemlili kardeşlerime hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Cenab-ı Allah’tan, daha güzellerinin inşa edilebilmesi için himmet ve himayesini üzerimizden eksik etmemesini temenni ediyorum. Değerli Erdemlililer, Aziz Dava Arkadaşlarım, Milletçe acılarla yoğrulduğumuz bir dönemde burada toplanmış bulunuyoruz. Bölücü terörün seri cinayetleri ve ardı ardına toprağa düşen şehitlerimiz yüreklerimizi yakmıştır. Vatanımız şehitlerinin matemini yaşamakta, sokaklar, caddeler, şehirler bölücü hainlere karşı öfke seliyle dolup taşmaktadır. Şehitlerimizin bayrağa sarılı naaşları omuzlarda Fatihalar eşliğinde son yolculuklarına uğurlanmış ve vatan topraklarına emanet edilmişlerdir. Yaşadıklarımız emin olun tarifi çok zor bir duygu ve teessür halidir. Ama her şeye rağmen bin yıllık kardeşlik hukukumuzu zedeleyecek tahriklerden, provokasyonlardan ve gerilimlerden uzak durulmalıdır. Taşkınlıklara prim vermeden, çatışmayı özendirecek girişimlere fırsat kapısı açmadan terör telin edilmelidir. Açıktır ki gencecik evlatlarımız, idraki, insafı ve insanlığı iflas etmiş soysuzlar tarafından katledilmektedir. Türk vatanından parça koparacakları hayaline kapılan bedbahtlar Mehmetçiklerimizi, polislerimizi, çocuk, yaşlı, kadın, kız demeden sivil vatandaşlarımızı canından etmektedir. Yapılan düşmanlıktan daha büyük bir kötülük ve rezilliktir. Türk milleti adeta ateş çemberine alınmıştır. Kardeşliğimiz, birlikte yaşama ülkümüz ve birlikte var olma idealimiz roketatarlarla tahrip edilmekte, mayınlarla tuzaklanmakta ve bombalarla dağıtılmak istenmektedir. Eylemleri, hedefleri ve niyetleriyle şerefsizliğin çukuruna düşmüş olan hainlerin gözlerini kan bürümüş, vicdanları kinlerine teslim olmuştur. Türk milleti terörün fitne yüzüne ve saldırılarına muhatap kaldıkça, Anadolu’nun her hanesinden ağıtlar ve feryatlar yükselmektedir. Yaşadıklarımız hakikaten anlatılacak ve yorumlanacak türden değildir. Çünkü terör şirret ve kahpe saldırılarını gerçekleştirmiş ve milletimizin can evinden isabet ettirmiştir. Maalesef teröre karşı gösterilen ihmalin ve yanlışların ceremesine aziz milletimiz topyekun maruz kalmıştır. Erdemli’den tüm şehitlerimize bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Güroymak’ta kaybettiğimiz beş yiğit polisimizi, Çukurca’da Hakk’a yürüyen 24 kahramanımızı ve arkasından şehit olan 3 vatan evladımızla birlikte tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle sonsuz kadar hatırlayacağız. Bu aziz millet ahde vefasını her zaman gösterecek şehidini, şühedasını ve onların hatıralarını ve yakınlarını el üstünde tutacaktır. Bayrağı düşürmemek için kendilerini toprağa düşürenler kalplerimizde sürekli yaşayacaklardır. Vatan coğrafyasını böldürmemek için fani bedenlerini feda edenler aklımızdan bir an olsun çıkmayacaklardır. Ve bütün şehitlerimiz Peygamberimize komşu olacaklar ve inşallah Cenab-ı Allah’ın rahmet denizinde kulaç atacaklardır. Şehitlerimizin ailelerine, silah arkadaşlarına, milletimize tekraren sabır ve başsağlığı diliyorum. Gazilerimizin ise bir an önce eski durumlarına ulaşarak sevdikleriyle kavuşmalarını ve bir nebzede olsa yüzümüzü güldürmelerini Yüce Allah’tan niyaz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/genelbaskan/dbkursukonusma.jpg" alt="" width="375" height="225" />Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Erdemliler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Akdeniz’in bu kutlu yöresinde sizlerle bir araya gelmekten, hasret gidermekten dolayı son derece memnun ve mutluyum.</p>
<p style="text-align: justify;">Erdemli Belediyemizin güzel ve takdire şayan  çalışmalarını bizzat görmek ve yapımı tamamlananların hizmete  sunulmasını sağlamak üzere bugün buradayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Erdemlili kardeşlerimi doğrudan doğruya ilgilendiren “Atık Su Arıtma Tesisi” ve “Yedi Parkın” açılışını hep birlikte yapıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediyemizin büyük bir emek ve gayretle  yaptırdığı bu hizmetler zincirinin, Erdemliyi çepeçevre kuşatacağına  yürekten inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Akdeniz’in incisi ve limon kokusunun merkezi  olan bu vatan köşemize, çok önemli eserleri kazandıran Belediye  Başkanımız Sayın Mükerrem Tollu Bey’e huzurlarınızda teşekkür ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisine çalışmalarında refakat eden Belediye Meclis üyeleriyle birlikte, tüm belediye çalışanlarını da kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sizlerden daha fazlasını beklediğimi, bunu yapabilecek heyecan ve disipline sahip olduğunuzu ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılışını yaptığımız bu güzide çalışmaların siz  değerli Erdemlili kardeşlerime hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Cenab-ı  Allah’tan, daha güzellerinin inşa edilebilmesi için himmet ve himayesini  üzerimizden eksik etmemesini temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Erdemlililer,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milletçe acılarla yoğrulduğumuz bir dönemde burada toplanmış bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü terörün seri cinayetleri ve ardı ardına toprağa düşen şehitlerimiz yüreklerimizi yakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımız şehitlerinin matemini yaşamakta, sokaklar, caddeler, şehirler bölücü hainlere karşı öfke seliyle dolup taşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimizin bayrağa sarılı naaşları omuzlarda  Fatihalar eşliğinde son yolculuklarına uğurlanmış ve vatan topraklarına  emanet edilmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşadıklarımız emin olun tarifi çok zor bir duygu ve teessür halidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama her şeye rağmen bin yıllık kardeşlik  hukukumuzu zedeleyecek tahriklerden, provokasyonlardan ve gerilimlerden  uzak durulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Taşkınlıklara prim vermeden, çatışmayı özendirecek girişimlere fırsat kapısı açmadan terör telin edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki gencecik evlatlarımız, idraki, insafı ve insanlığı iflas etmiş soysuzlar tarafından katledilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk vatanından parça koparacakları hayaline  kapılan bedbahtlar Mehmetçiklerimizi, polislerimizi, çocuk, yaşlı,  kadın, kız demeden sivil vatandaşlarımızı canından etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan düşmanlıktan daha büyük bir kötülük ve rezilliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti adeta ateş çemberine alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşliğimiz, birlikte yaşama ülkümüz ve  birlikte var olma idealimiz roketatarlarla tahrip edilmekte, mayınlarla  tuzaklanmakta ve bombalarla dağıtılmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eylemleri, hedefleri ve niyetleriyle  şerefsizliğin çukuruna düşmüş olan hainlerin gözlerini kan bürümüş,  vicdanları kinlerine teslim olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti terörün fitne yüzüne ve  saldırılarına muhatap kaldıkça, Anadolu’nun her hanesinden ağıtlar ve  feryatlar yükselmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşadıklarımız hakikaten anlatılacak ve yorumlanacak türden değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü terör şirret ve kahpe saldırılarını gerçekleştirmiş ve milletimizin can evinden isabet ettirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef teröre karşı gösterilen ihmalin ve yanlışların ceremesine aziz milletimiz topyekun maruz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Erdemli’den tüm şehitlerimize bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Güroymak’ta kaybettiğimiz beş yiğit polisimizi,  Çukurca’da Hakk’a yürüyen 24 kahramanımızı ve arkasından şehit olan 3  vatan evladımızla birlikte tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle sonsuz  kadar hatırlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aziz millet ahde vefasını her zaman  gösterecek şehidini, şühedasını ve onların hatıralarını ve yakınlarını  el üstünde tutacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayrağı düşürmemek için kendilerini toprağa düşürenler kalplerimizde sürekli yaşayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatan coğrafyasını böldürmemek için fani bedenlerini feda edenler aklımızdan bir an olsun çıkmayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bütün şehitlerimiz Peygamberimize komşu olacaklar ve inşallah Cenab-ı Allah’ın rahmet denizinde kulaç atacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimizin ailelerine, silah arkadaşlarına, milletimize tekraren sabır ve başsağlığı diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazilerimizin ise bir an önce eski durumlarına  ulaşarak sevdikleriyle kavuşmalarını ve bir nebzede olsa yüzümüzü  güldürmelerini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan Kandil’e, Kato’ya, Tendürek’e, Gabar’a,  Hakurk’a, Zap’a, Metina’ya, Mahmur’a haykırmak ve oralarda tutunan  şerefsizler başta olmak üzere;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Türk’süz bir Anadolu hayali kuranlara,</li>
<li>Yörükleri, Türkmenleri sindirmeyi aklından geçirenlere,</li>
<li>Bölünmüş bir Türkiye arayışında olanlara,</li>
<li>Kafalarında üniter yapıyı bozanlara,</li>
<li>Yıkımda inat edenlere,</li>
<li>İmralı canisine ümit verenlere,</li>
<li>PKK maşalarıyla müzakere yapan ve pazarlık masalarında yüz sürenlere,</li>
<li>Ve tabii ki milleti otuz altı parçaya ayırarak bugünlere gelinmesinin alt yapı çalışmalarını yapanlara hatırlatmak isterim ki;</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Şehitler Ölmez, Türk Vatanı Asla Bölünemez.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin kanla, pusuyla, silahla sineceğini zanneden gafillere hak ettikleri ders mutlaka verilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başlatılan kara hareketi sonuna kadar sürdürülmeli ve katillere karşı milletimizin kudreti gösterilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mücadelede Türk askerine başarılar diliyor, sağ salim yurdumuza dönmelerini içtenlikle temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Eşkıya ininde, yuvalandığı yerlerde artık imha edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket olarak bu sürecin yanında ve arkasında olduğumuzu buradan yeniden ilan etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Başbakan Erdoğan’a diyorum ki, PKK’yı ya teslim alın, ya da bütünüyle yok edin.</p>
<p style="text-align: justify;">Akan kanımızın diyetini ve bedelini alın.</p>
<p style="text-align: justify;">Anaları, babaları, ağabeyleri, bacıları, kardeşleri, evlatları, gelinleri teskin edin, Türk milletinin onurunu yere düşürmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Nereye gidiyorsanız gidin, hangi dağı yakacaksanız yakın, ama bu bölücü terör belasından bu milleti kurtarın.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti duasıyla, gözyaşlarıyla, çığlıklarıyla sizlerin yanındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu defa başarın, bu defa sonuç alın ve bu defa teröristleri analarından doğduklarına pişman edin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kandil’de Türk bayrağını göndere çekmeden gelmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Orayı dümdüz edin, fitneyi kökünden kazıyın, ölüm makinelerini yerle bir edin.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine kefen giydirmeye çalışan hainlere, cüretlerinin bedelini ağır ödetin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İşgal yıllarındaki acımasızlık bile bu kadar ağır değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşman hiç olmaz meydandaydı ve aziz ceddimizle göğüs göğse mücadele vermişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette varlığımıza esaret prangası geçirmeye niyetlenenlerin sonu emelleriyle birlikte yerin dibine batırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bugün zehir her taraftan saçılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tehdit ve tehlike her taraftan geliyor ve pıtrak gibi çoğalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz yaslı ve kara günleri yaşıyorsa, hiç şüphesiz bölücülüğe içerde destek olanların bundan büyük bir payı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar demokrasi sözleriyle ayrılmanın, etnik nifakın formülünü kuruyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Özgürlük beyanlarıyla Türk milletine nefretlerini kusuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar satılmış, sömürgeleşmiş ve küresel güçlerin uşağı sözde aydın varsa, birliğimize ve kardeşliğimize diş biliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlara göre PKK özgürlük savaşçılarından ve hak arayan barış gönüllülerinden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Mehmetçik ise suç işleyen bir çete ve üstelik silahını masumlara çevirmiş darbecilerden kurulu bir yapılanmadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ihanet ve melanet yüzlerini biz iyi biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların raporları, yazıları, ekranlardaki  sözleri, tavsiyeleri, sanki her şeyi onlar biliyormuş gibi  sergiledikleri küstahlıklar hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, milli ve manevi değerlerimize saldıran bu kirli suratlara karşı adalet suskun, hukuk kayıtsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özel yetkili savcılar ne hikmetse başka işlerle uğraşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yi destekleyen ihanet lobisi adeta korumaya alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyeti savunmakla yükümlü hukuk adamları, yargıçlar, savcılar daha neyi beklemekte ve hangi ortamı gözlemektedirler?</p>
<p style="text-align: justify;">Terörle mücadele edenleri içeri atanlar ki  onlardan birisi de İstanbul Milletvekilimiz Sayın Engin Alan’dır, terörü  azmettirenlere karşı neden hareketsizdir?</p>
<p style="text-align: justify;">İzan, insaf ve vicdan sahibi Cumhuriyet savcılarının inisiyatif almalarını bekliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılanları karşılıksız bırakmamalarını istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kim Cumhuriyet’e düşmanlık ediyorsa, Türk milletinin arasına kim ayrılık tohumları atıyorsa yakalarından yapışın.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümeti yıkmaya çalışmakla itham edilenlere  gösterilen kararlılık, Türkiye’yi bölmeye kafasına koymuş alçaklara  karşı neden ve niçin gösterilmiyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Yiğit bir savcının yolunu gözlüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayağa kalkarak Cumhuriyet’i savunacak bir hakim diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Alayını temizleyecek yansız, tarafsız ve düzgün işleyen bir hukuk zihniyetinin var olmasını istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu hem Türk milleti hem de Erdemli bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeter artık diyor, kırılıp bükülmekten, kandırılmaktan, kanıyla imtihan edilmekten yoruldum diye haykırıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sese vicdanı, ahlakı ve milli duyarlılığı olan hiç kimse sessiz kalamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için kutsallarımızı savunmak, bayrak gibi yüceltmek hepimizin boynunun borcudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kem gözleri şaşırtmak, ihanet surlarını yıkmak, küfrü etkisizleştirmek için herkes üzerine düşeni yapmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cesaret, ataklık, sağlam bir milli duruş bugün değilse ne zaman gösterilecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">İçte ve dışta yıkımın ucundan tutan çılgınların, hak ettikleri cevabı almalarının vakti gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu açıdan, özellikle sınır ötesinde, gerekirse katilleri besleyen peşmerge dâhil tutuklanmalı ve içeri tıkılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim ihtiyacımız olan kudret gerçekten de görmesini bilenler için damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Erdemliler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye iyi ve doğru bir yolda değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">İstikrarsızlık ve dengesizlik her alanı istila etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Huzursuzluk köpürmüş, güvensizlik koyulaşmış, ekonomik zorluklar kökleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz her anlamda ve durumda yalnız, çaresiz ve kaderine terk edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomideki tahribat, azan hayat pahalılığı, kâbus gibi çöken zamlar hepinizi perişan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Başbakan’ın gelişmiş diyerek yutturmaya  çalıştığı ekonomik sistem, sizlerden aldığı fahiş vergilerle ayakta güç  bela durabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘Fakirleşen millet, itibarlı devlet’</strong> çelişkisi ve ağır yoksulluk hali sürekli görmezden gelinmekte, üstelik zenginleşmekten bahsedilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin <strong>‘alan el değil, veren el’</strong> olduğu bizzat Başbakan tarafından iddia edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizlerden aldığını başkalarına peşkeş çeken bu iktidar, ürünlerinizin dalda kalmasına nedense sessiz ve duyarsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan binlerce kilometre uzaklıktaki  yerlere küresel hesaplar çerçevesinde yardım yapmakta, para vermekte ve  işadamlarını seferber etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sıra Mersin’e, Erdemli’ye geldiğinde bir şey yokmuş gibi davranmayı, hareketsiz kalmayı tercih etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden limonun rengi, bahçelerin bereketi, Erdemli’nin neşesi AKP hükümetiyle birlikte kaçmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP merkezli ağır bir istismar ve zihinleri  sürekli meşgul eden çıkar kavgaları, sizlerin işsizliğini, yoksulluğunu  unutturmak için tezgâhlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik darboğaza düşen Türkiye asıl  sorunlarından savrularak başka alanlara kaydırılmış ve yapay sorunların  çıkmazına hapsedilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu sultanlığına özenen sefil zihniyetler,  milletimizin meselelerini çözemeyeceklerini anlayınca, küresel güç  merkezlerinin izin ve icazetiyle oyalanmaya ve ülkemizi sonu olmayan  gerilimlerle meşgul etmeye çalışmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gayet net olarak biliyor ve bizatihi de yaşıyorsunuz:</p>
<p style="text-align: justify;">Zenginleşen, büyüyen, gelişen asla sizler değilsiniz ve hiçbir zamanda olmadınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Elektriğiniz zamlı, ekmeğiniz pahalı, hayatınız  çilelidir; ama gelin görün ki ürünleriniz para yapmadığı için  borçlarınızı dahi zor ödüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Emeğiniz, alın teriniz ne yazık ki heba olmaktadır ve AKP için bu hiç mesele değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşsizlik, yoksulluk ve ağır sefalet şartları Akdeniz’in maviliğini kapatmış, parıltılı gökyüzünü karartmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz bu devran böyle gidemez ve de gitmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğimiz, çaresizlik içinde kıvranan vatandaşlarımızın acil çözüm bekleyen sorunlarının bir an önce giderilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve elbette kısır çekişmelerle kaybedilen  yılların telafi edilmesi, Erdemli’nin aradığı ve beklediği esenlik ve  bereket dolu günlere ulaşılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, yönetiminde bulunduğumuz mahalli  idareler yardımıyla bunu yapmaya ve olumsuzlukları yerel ölçekte yenmeye  çabalıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizin de yakından takip ettiğiniz gibi,  etkili ve çözüm gösteren siyasetimizle, belediyelerimiz vasıtasıyla  sizlerin yanında olmaya, dertlerinizi bitirmeye gayret ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapacaklarımızın sınırlı olduğunun da farkındayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama buna takılmadan sağlam ve emin adımlarla yolumuzda yürümeye kararlıyız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İftiharla söylemek gerekirse, Milliyetçi Hareket Partisi;</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ülkemizin ağır sorunlarının bilincindedir.</li>
<li>Her mesele için kapsamlı çözüm hazırlıkları vardır.</li>
<li>Huzur, refah ve kalkınma için projeleri tamamdır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Biz çalışkan belediyemizin Erdemli’de yaptıklarını, Türkiye sathına yaymak istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan Erdemli Belediyemizin değerli Başkan ve çalışma arkadaşlarını bir kez daha kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün ülkemizin kalkınma ve refahına, huzur ve esenliğine hizmet etmek istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok şükür ki, bize olan bu inancı memleketimizin her köşesinde olduğu gibi Erdemlili kardeşlerimin coşkusunda da buluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu heyecanın, çok yakın bir gelecekte siyasal iradeye dönüştüreceğinize yürekten inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü Türkiye’nin ve Türk milletinin kurtuluşu için başka ümit ve çare kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu süreçte karşımıza çıkarılacak her türlü  engeli de sizlerin desteği ve Cenab-ı Allah’ın izniyle mutlaka aşacağız  ve mutlaka başaracağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Buradan sizlerin aracılığınızla yurdumuzun her köşesine bir çağrıda bulunmak istiyorum:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gelin kavgadan, kargaşadan medet ummayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardır kutuplaşmaya kucak açanlara artık derslerini verelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;nin geleceğini el ele ve hep birlikte inşa edelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son vermeden önce, açılışını yaptığımız bu güzel eserlerin hepinize tekrar hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesile ile tüm Erdemlili kardeşlerimi ve aziz dava arkadaşlarımı bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne Mutlu Türk’üm Diyene.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-mersin-erdemli-belediyesinin-toplu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-mersin-erdemli-belediyesinin-toplu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Son Terör Olayları Hakkında Düzenlemiş Oldukları Basın Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-teror-olaylari-hakkinda-duzenlemis-olduklari-basin-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-teror-olaylari-hakkinda-duzenlemis-olduklari-basin-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 18:15:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>
		<category><![CDATA[terör olayları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2984</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Basın Mensupları, Muhterem Dava Arkadaşlarım, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bugünkü basın toplantımızda; Türkiye’nin başına musallat olan bölücü terör ve zıvanadan çıkan hain eylemleri hakkındaki görüşlerimi ve AKP’nin içine düştüğü acziyet ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. Hepini hoş geldiniz. Yazılı ve Görsel Medyanın Değerli Temsilcileri, Türk milleti devletiyle birlikte; varlığını, birliğini ve kardeşliğini hedef alan yıkıcı bir terör dalgasıyla boğuşmaktadır. Ülkemiz peşi sıra bölücü hainlerin saldırıları haberlerini almakta ve milletimiz haklı bir infiali yaşamaktadır. Terörü kabullenmiş, çözülemeyeceğini de beyan etmiş bir hükümet etme anlayışla Türkiye, artık sözün bittiği noktaya şahadetler eşliğinde gelmiştir. PKK militanlarının menfur saldırıları neticesinde; 18 Ekim 2011 tarihinde Bitlis’in Güroyamak ilçesinde beşi polis, dördü sivil olmak üzere dokuz vatan evladımız, dün ise Hakkari’nin Çukurca ilçesinde 24 Mehmetçiğimiz şehit düşmüş, 22’si de yaralanmıştır. Bu elem verici manzara karşısında milletimizin kalbi kırık, gönlü kederli, yüreği acılı ve ciğeri yanmıştır. Milli vicdanlar ayaktadır ve öfke seli vatanımızı boydan boya kaplamıştır. Türk milleti terörü her yöremizde lanetlemiş, şehitler bağırlara basılmıştır. Bölücü terörün düşmanca, alçakça ve şerefsizce icra ettiği kanlı saldırıları canımızı yakmış, içimizi dağlamıştır. Buna rağmen provokasyonlara, tahriklere dikkat edilmeli, bin yıllık kardeşliğimizi zayıflatacak, incitecek ortamlara, davetlere ve komplolara karşı uyanık olunmalıdır. Konuşmamın bu aşamasında aziz şehitlerimizin hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine, silah arkadaşlarına ve milletimize bir kez daha başsağlığı dileklerimi bildiriyor, muhatap oldukları ıstırapları içtenlikle paylaştığımı ifade etmek istiyorum. Ayrıca terör saldırılarından yara alarak kurtulan vatan evlatlarımıza da acil şifalar temenni ediyorum. Sayın Basın Mensupları, Şüphesiz Türk milleti terörün iğrenç yüzüyle ne ilk defa karşılamaktadır, ne de bu gidişle son olacaktır. AKP hükümetiyle birlikte siyasal zemin bulan, üstelik sıradanlaşan ve kanıksanan terör; anlaşılmaktadır ki pis ve hain faaliyetlerini devam ettirecek, belirlediği amacına ulaşmak için her türlü insanlık dışı yolları deneyecektir. Gelişmeler ve ortaya çıkan gerçekler maalesef bu yöndedir. İçinden geçtiğimiz dönemde milletimizin maruz kaldığı terör provokasyonu ve zalimliği; vaziyeti kurtararak ya da sorunları öteleyerek geçiştirilemeyecek kadar büyümüş ve kök salmıştır. Türk milleti ve vatanı üzerinde adice hesapları ve emelleri olan odaklar, silahlı bölücülüğün kılavuzluğunda ve sunulan imkânlar çerçevesinde ilerlemekte ve tahriklerini büyük bir iştahla sürdürmektedir. Aziz milletimizin ve devletimizin bekası tehdit ve tehlikelerle sarsılmaktadır. Artık günü kurtaracak tedbirlerle, süreci oyalayacak niyetlerle pimi çekilmiş bölücülük bombasını kazasız belasız etkisiz hale getirmek imkânsız bir hal almıştır. Hiç kuşku yoktur ki, bugünkü terör sağanağına ve girdabına AKP’nin ihanete varan uygulamalarıyla adım adım sürüklenilmiştir. PKK’yı mahkûm olduğu yoğun bakım şartlarından suni teneffüs yardımıyla canlandıran ve ayaklandıran AKP hükümetinin, bugünkü terör açmazında büyük bir vebali ve sorumluluğu bulunmaktadır. Sağduyulu, objektif değerlendirmesini kaybetmemiş, tarafgir psikolojiye kendisini kaptırmamış her vicdan sahibi bu gerçeği kesinlikle kabul ve idrak edecektir. Bölücülüğün kanlı menüsünü milletimizin önüne koyan hükümetin, terörist eylemlerin planlanıp hayata geçmesi konusunda gaflet ve hıyanete varan tavizkar bir tutum takındığı bizim açımızdan tartışmasızdır. Demokratik açılım adı verilen ‘Yıkım Projesi’yle bölücülüğün akordunu tamir eden, ihanet taleplerinin karşılanacağı ümidini uyandıran AKP’nin bölücü saldırılardan şikâyet etmesi tuhaf olduğu kadar, temelsizdir. Zira bugüne kadar, bölücülüğe ve arkasında duran silahlı terör örgütüne müsamaha gösteren, tolerans sınırlarını genişleten, bağışlayıcı yaklaşan AKP zihniyetinden başkası olmamıştır. Başbakan Erdoğan’ın her sözü, her açıklaması ve her...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/devletbahcelitbmm.jpg" alt="" width="350" height="226" />Sayın Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü basın toplantımızda; Türkiye’nin başına  musallat olan bölücü terör ve zıvanadan çıkan hain eylemleri hakkındaki  görüşlerimi ve AKP’nin içine düştüğü acziyet ile ilgili düşüncelerimi  sizlerle paylaşacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepini hoş geldiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yazılı ve Görsel Medyanın Değerli Temsilcileri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti devletiyle birlikte; varlığını, birliğini ve kardeşliğini hedef alan yıkıcı bir terör dalgasıyla boğuşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz peşi sıra bölücü hainlerin saldırıları haberlerini almakta ve milletimiz haklı bir infiali yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörü kabullenmiş, çözülemeyeceğini de beyan  etmiş bir hükümet etme anlayışla Türkiye, artık sözün bittiği noktaya  şahadetler eşliğinde gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK militanlarının menfur saldırıları  neticesinde; 18 Ekim 2011 tarihinde Bitlis’in Güroyamak ilçesinde beşi  polis, dördü sivil olmak üzere dokuz vatan evladımız, dün ise  Hakkari’nin Çukurca ilçesinde 24 Mehmetçiğimiz şehit düşmüş, 22’si de  yaralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu elem verici manzara karşısında milletimizin kalbi kırık, gönlü kederli, yüreği acılı ve ciğeri yanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli vicdanlar ayaktadır ve öfke seli vatanımızı boydan boya kaplamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti terörü her yöremizde lanetlemiş, şehitler bağırlara basılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü terörün düşmanca, alçakça ve şerefsizce icra ettiği kanlı saldırıları canımızı yakmış, içimizi dağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna rağmen provokasyonlara, tahriklere dikkat  edilmeli, bin yıllık kardeşliğimizi zayıflatacak, incitecek ortamlara,  davetlere ve komplolara karşı uyanık olunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın bu aşamasında aziz şehitlerimizin hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ailelerine, silah arkadaşlarına ve milletimize  bir kez daha başsağlığı dileklerimi bildiriyor, muhatap oldukları  ıstırapları içtenlikle paylaştığımı ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca terör saldırılarından yara alarak kurtulan vatan evlatlarımıza da acil şifalar temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Türk milleti terörün iğrenç yüzüyle ne ilk defa karşılamaktadır, ne de bu gidişle son olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetiyle birlikte siyasal zemin bulan,  üstelik sıradanlaşan ve kanıksanan terör; anlaşılmaktadır ki pis ve hain  faaliyetlerini devam ettirecek, belirlediği amacına ulaşmak için her  türlü insanlık dışı yolları deneyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmeler ve ortaya çıkan gerçekler maalesef bu yöndedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinden geçtiğimiz dönemde milletimizin maruz  kaldığı terör provokasyonu ve zalimliği; vaziyeti kurtararak ya da  sorunları öteleyerek geçiştirilemeyecek kadar büyümüş ve kök salmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti ve vatanı üzerinde adice hesapları  ve emelleri olan odaklar, silahlı bölücülüğün kılavuzluğunda ve sunulan  imkânlar çerçevesinde ilerlemekte ve tahriklerini büyük bir iştahla  sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimizin ve devletimizin bekası tehdit ve tehlikelerle sarsılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık günü kurtaracak tedbirlerle, süreci  oyalayacak niyetlerle pimi çekilmiş bölücülük bombasını kazasız belasız  etkisiz hale getirmek imkânsız bir hal almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kuşku yoktur ki, bugünkü terör sağanağına ve girdabına AKP’nin ihanete varan uygulamalarıyla adım adım sürüklenilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK’yı mahkûm olduğu yoğun bakım şartlarından  suni teneffüs yardımıyla canlandıran ve ayaklandıran AKP hükümetinin,  bugünkü terör açmazında büyük bir vebali ve sorumluluğu bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağduyulu, objektif değerlendirmesini  kaybetmemiş, tarafgir psikolojiye kendisini kaptırmamış her vicdan  sahibi bu gerçeği kesinlikle kabul ve idrak edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülüğün kanlı menüsünü milletimizin önüne  koyan hükümetin, terörist eylemlerin planlanıp hayata geçmesi konusunda  gaflet ve hıyanete varan tavizkar bir tutum takındığı bizim açımızdan  tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik açılım adı verilen ‘Yıkım Projesi’yle  bölücülüğün akordunu tamir eden, ihanet taleplerinin karşılanacağı  ümidini uyandıran AKP’nin bölücü saldırılardan şikâyet etmesi tuhaf  olduğu kadar, temelsizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira bugüne kadar, bölücülüğe ve arkasında duran  silahlı terör örgütüne müsamaha gösteren, tolerans sınırlarını  genişleten, bağışlayıcı yaklaşan AKP zihniyetinden başkası olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın her sözü, her açıklaması ve her projesi bölücü canilere umut dağıtmış ve heveslerini artırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki,<strong> “Terör Bitmez”, “Mücadelenin Doğasında Var”,</strong> <strong>“Dünya Önleyemedi ki Biz Önleyelim”,</strong> “N<strong>erede Son Bulmuş ki”</strong> mazeretleri, kendisine çıkış yolu inşa etmeye çalışan tükenmiş bir politikacının karanlık resminden başka bir şey değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlayış paralelinde gidilirse, anlaşılan PKK,  Irak’ın kuzeyinden yine sökülüp atılamayacak, terör tehdidi kalıcı  olarak bitirilemeyecek ve sadece kontrol altında tutulup saldırılarına  ara vermesi sağlanabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün, 14 yıl Suriye’nin başkenti Şam’da, bir  villadan çetesini yöneten terörist başının, 11 yıl boyunca sığındığı  cezaevi hücresi yeni ikameti ve karargâhı olmuş, daha önce hiç olmadığı  kadar kendisine söz hakkı verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin sözde çözüm çalışmaları ve Başbakan’ın  muhatap alması İmralı canisini tekrar eski yönetim gücüne kavuşturmuş,  Kandil kadrolarının desteği ile <strong>Başbakan Erdoğan’ın açılım ikizi</strong> haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini otuzaltıya ayıran, milli  yeminleri çiğneyen, Türkiye’yi küresel hedeflere peşkeş çeken bu kafa  yapısının, milletimizin bölücülük açmazına düşmesinde büyük bir rolü ve  katkısı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zihniyetin BOP Eşbaşkanı sıfatıyla Okyanus  ötesinin taşeronluğuna soyunması, Ortadoğu sultanlığı vaadine aldanarak  ülkesinin gerçeklerinden kopması ve böylelikle bölücü terörü hafife  alması vahim bir tabloyu ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi, uluslararası ortamın çok bilinmeyeli  denklemlerine hapsederek geleceğini karartan Başbakan’ın, küresel  dayatmalarla bölücülüğe boyun eğmesi çok ağır sonuçlara yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim yıllardan beridir ısrar ve aymazlıkla  uygulanan sorunlu politikalar en sonunda iflas etmiş ve AKP’de terör  duvarına başını çarpmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘İyi şeyler olacak, umutluyum’</strong> sözlerinden <strong>‘bıçak kemiğe dayandı, günlerini görecekler, bedelini ödeyecekler, siz temizlemezseniz biz temizleriz’</strong> sızlanmalarına büyük kayıplar ve şahadetler eşliğinde gelinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın Habur’da umut verici gelişme  olarak yorumladığı terörist kafilenin karşılama törenleri, bugün  onlarca vatan evladının albayrağa sarılı tabutlarıyla yer  değiştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Analar ağmasın sözleriyle içine girilen tek  taraflı ilişki ağı ve PKK açılımındaki ahlaksızca inat, can çekişen  bölücü terörü sonunda milletimizin boğazına yapıştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın kötürüm tercih ve görüşleri, ayrışma  ve etnik bölünmeyi hızlandırmış, karşımıza hunhar bir sürecin çıkmasına  neden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin iktidar yıllarında PKK terör örgütü  korkusuzca ve pervasızca saldırılarını tertip edebildiyse, elbette bunda  hükümetin şaibeli duruşu, teröre yönelik şaşı bakışı ve Türk kimliğini  içine sindiremeyen ilkelliği önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki her terör saldırısından  sonra, AKP’den gelen nafile sözler, cılız sesler doğal olarak bugüne  kadar hiçbir sonuç doğurmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildik ezberlerle durum idare edilmeye çalışılmış ve perde arkasında bölücülüğe kucak açılarak sırtı sıvazlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlanacağı üzere,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>7 Ekim 2007 tarihinde Şırnak’ta onüç,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>21 Ekim 2007 tarihinde Hakkari Dağlıca komando taburuna yapılan saldırı sonucunda oniki,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>11 Ağustos 2008 tarihinde Erzincan Kemah ilçesinde mayın patlaması sonucunda dokuz,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>28 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Güngören’de onaltı sivil vatandaşımız,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>4 Ekim 2008 tarihinde Hakkari  ili Şemdinli ilçesindeki Aktütün sınır karakolunda onbeş şehidimiz  toprağa düştüğünde de AKP’den etkisiz, neticeye hizmet etmeyecek  mesajlar işitilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ise Bitlis’in Güroymak ve Hakkâri’nin  Çukurca ilçesinde can evimizden vuran terör saldırılarından sonra  gösterilen içi boş kararlılık çıkışlarının da bir karşılığı  olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü AKP’nin sicili ve yaptıkları bizim bu görüşlerimizi ziyadesiyle doğrulamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak, keşke Sayın Cumhurbaşkanı ‘intikam’ sözünden çok önce, Güroymak’a Norşin dememiş olsaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Keşke, 24 kahramanı toprağa verdiğimiz bölgeye  geçen hafta yaptığı gizli ve sorgulanması gereken ziyareti açıkça ve  egemen bir devletin Cumhurbaşkanına yakışır bir şekilde yapsaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte büyük çaplı terörist saldırılardan  sonra ABD’ye giderek icazet arayışında olan Başbakan’ın, yine aynı  eğilim ve davranış içine girip girmeyeceği bizim merak ettiğimiz en  belirgin husustur.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörle mücadele etmek yerine müzakereyi tercih  eden Başbakan’ın, gerek siyaseti ve gerekse de ruh hali Türk milletini  dirliğe ve esenliğe ulaştırmaktan tamamen uzaklaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle dünkü konuşmasında dile getirdiği, <strong><em>“muhalefetin  bu işin sorumlusu hükümettir derken herhangi bir çözüm önerisi koymadan  böyle bir yaklaşım sergilemesi milletimizi tahrikten başka bir şey  değildir”</em></strong> demesi akıl tutulmasına yakalandığının apaçık göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan Başbakan Erdoğan’a sormak isterim ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet bizim çözüm ve çareye yönelik tekliflerimiz yoksa sizin var mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Çözümünüz teslim olmak, ateşkes ilanı için zemin yoklamak, yabancı memleketlerde katillere sırnaşmak mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisiyle görüşmek, devletin haysiyetini  iki paralık etmek, milletin hakkını çiğnemek sizin sahip olduğunuz, ama  kimsenin bilmediği tedbirler arasında mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Iraklı aşiret reislerinin <strong><em>“Terör şiddetle çözülmez, silahlar bırakılmalı, ateşkes sağlanmalı, af çıkartılmalı”</em></strong> şeklindeki küstahlıklarına suskun kalmak, PKK’ya <strong><em>“silahı bırakır gelir masada konuşursun” </em></strong>diyerek alttan almak sizin tedbirlerinizden birisi midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güçlerin arkasında ve aşiret reislerinin  himayesinde kanlı bir küresel terör organizasyonunu adi suç örgütü veya  masum bir sivil toplum kuruluşu gibi görmeye ve göstermeye çalışmak  sizin önerilerinizden midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket Partisi  hiçbir zaman terör saldırılarını bir fırsat olarak gören ganimetçi bir  tavırda olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi bir istismarcılık, çıkarcılık ve fırsatçılık AKP’den başka kimseye de yakışmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her defasında bölücülüğün önlenmesi ve terörün  bitirilmesi konusunda tekliflerimizi, önerilerimizi milletimizle ve  muhataplarımızla paylaştık, paylaşamaya da devam ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişteki konuşma ya da yazılı basın açıklamalarımız bunun sayısız örnekleriyle doludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın ön almak ve peşinen suçlamak  için başvurduğu bu yöntemin ne kendisine bir hayrı dokunacaktır ne de  günahlarını kapatmaya yetecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Herşey milletimizin şahitliğiyle ortadadır ve çok uzağa gitmeye mahal yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">En başta 21 Haziran 2010 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı’na sunulan <strong>‘Bölücü Terörle Mücadele’</strong> konusundaki ayrıntılı ve kapsamlı değerlendirme bizim meseleye bakışımızı detaylı olarak ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">8 Eylül 2011  tarihinde PKK terör örgütünün yoğunlaşan saldırıları ve iyice şımaran  bölücülükle ilgili yaptığımız basın açıklamasında dile getirdiğimiz yedi  maddelik teklif zinciriyle,</p>
<p style="text-align: justify;">18 ve 19 Ekim 2011  tarihlerindeki yazılı basın açıklamalarımızda vurguladığımız tedbirler  partimizin eleştirilerini önerileriyle birlikte yaptığının berrak  delilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yalın gerçekler ortada dururken, Başbakan  Erdoğan’ın üzerimize çamur sıçratma gayreti asla sonuç doğurmayacak ve  kendisini de aklamaya yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dibine kadar saplandığı bölücülük batağından  çıkabilmek için can simidi arayışından olan Başbakan’ın, bu hezeyanları  ve iftiraları milletimizde inşallah karşılık bulmayacak ve Yüce Divan  yolundan da alıkoyamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Basın Mensupları</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı <em>“Buradan  TBMM Başkanına açık çağrıda bulunuyorum. Sorunun çözüm adresi hükümet  değildir. Hükümet bu sorunu çözmekte acizdir. Bu sorunu çözemez bu  hükümet. TBMM’nin bu soruna el koyup derhal bir komisyon oluşturması ve  çözüm önerilerini üretmesi gerekiyor”</em> sözleriyle yanlış ve tutarsız bir açıklamanın tarafı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bölücü terörün hain ve kanlı eylemlerinin  muhatabı hükümet değilse kimdir ve bu mesuliyet kimin omuzlarındadır ve  bunu kim önleyecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’ye oy ve yetki vermiş aziz milletimiz, bu tercihini yaparken doğal olarak bunu da hesaba katmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mantıksız ve garabet açıklama, CHP’nin de kafasının karışık olduğunun ispatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK’nın siyasi uzantılarının Meclis salonlarında  olduğu düşünüldüğünde, PKK’ya karşı hangi tedbirleri ve nasıl almak  mümkün ve ihtimal dâhilinde olacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta AKP hükümeti, diğer tarafta ana  muhalefet CHP çaresizlik içinde kıvranmakta ve içinde bulundukları  bölücülük tuzağının bütün sancılarını yaşamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Meclisimiz zaten üzerine düşeni fazlasıyla yapmış ve hükümete sınır ötesi hareket için yetki vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi sıra bu yetkiyi kullanmaya ve Kandil’e, terör yuvalarının kalbine <strong>Türk bayrağını</strong> dikmeye gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörist kampların etkisizleştirilerek, PKK’nın  topyekûn yok edilmesi için hükümetin arkasında görmesini bildikten sonra  kararlı bir millet iradesi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan durmamalı,  beklememeli, Kandil’in  fitne saçan ışığını Türk milletinin nefesiyle söndürmeli ve taş üstünde  taş bırakmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimden ve nereden kaynaklanırsa kaynaklansın;  bölücü terörü içeride himaye eden, destek veren, şımartan, teşvik eden,  kışkırtan ve işbirliği içinde olanlar da cezalandırılmalı ve yaptıkları  yanlarına kar bırakılmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Medyada yer tutmuş kiralık kalem sahipleri,  ihanet tezlerinin sözcülüğünü yapan sözde aydın taife, terör yardakçısı  mahfiller ve siyaset uzantıları hakkında da Cumhuriyet Başsavcılıkları  gereken girişimleri acilen başlatmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Olur olmadık davalar açarak, kovuşturmalarla bir  çok insanın peşine düşen Cumhuriyet’i savunan savcılar, Cumhuriyet  düşmanlarına karşı da duruş sergilemeli ve üstlendikleri görevlerinin  gereğini yerine getirmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve acilen ihaneti hazzettirmeye çalışanlara yönelik olarak hukuku işleterek yakalarından tutmalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">12 kötü adamın saflarına sürekli yeni simaları  eklemelerine imkân tanınmamalı ve bunların zehir saçan üslupları  kesinlikle cezasız bırakılmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer hükümet bölücü terör sorununu çözemiyorsa  ve bunu da kabul ediyorsa; milletimiz meraklanmasın, yalnız ve bir  başına değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapamayan gider ve yapacak olan muhakkak gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, Milliyetçi Hareket Partisi her şart altında elini taşın altına sokmaya hazır ve kararlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörle mücadelede önemli olan irade göstermek,  milletimizin kudretini yere düşürmemek ve devletin gücünü balyoz gibi  hain kafalara indirmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimse endişe etmesin; bu işin üstesinden hiç  kimse gelemiyorsa, Milliyetçi Hareket, şartlar müsait olduğunda ve  milletimizde talep ettiği takdirde terörün kısa süre içinde kökünü  kazımaya hem azimlidir ve hem de yeminlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün nasıl terörün beli kırıldıysa, bu defa imha edilmesi milli heyecanla mutlaka başarılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak, daha önceki düşüncelerimiz  çerçevesinde AKP hükümetine diyeceklerimiz ve tekliflerimiz maddeler  halinde şunlardan ibaret olacaktır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Türk milletini alt  kimliklere dönüştürecek, milletleşmeyi baltalayacak, milli kimliği  hırpalayacak, milli birliği zedeleyecek ve bölücülüğün tahliye kapısı  olan demokratik açılım isimli Yıkım Projesinden derhal vazgeçilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> Yıkım Koordinatörü Başbakan Yardımcısı istifa etmeli veya azledilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Bölücü terörün zirve yaptığı bölgeleri kuşatan yerlerde OHAL ilan edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Irak’ın kuzeyine yönelik  bedeli ne olursa olsun kapsamlı kara hareketi bir an önce başlatılmalı  ve merkezi Irak yönetimi nezdinde gerekli girişimler acilen  yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Terörle arkalanmış bölücülüğün imha edilmesi için etkili ve caydırıcı bir plan hazırlanmalı ve uygulamaya koyulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Uluslararası kamuoyunun daha  fazla desteğini almak için diplomatik girişimler yoğunlaştırılmalı;  terörün mali, insani ve iletişim kaynakları kökünden kurutulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Bölücü terör örgütünün sahip  olduğu ağır ve uzun menzilli silahların nerelerden ve kimlerden temin  edildiği belirlenmeli, eğer varsa dost ve müttefik görünen ülkelerin  terörle ilişkilerinin ne boyutta olduğu mutlaka açıklanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet ve Kalkınma Partisi bu görüşlerimize  riayet ederse hem kendisi hem de milletimiz açısından hayırlı sonuçlar  ortaya çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, Milliyetçi Hareket  geçilmeden, Türk milliyetçileri aşılmadan, Ülkücüler yenilmeden son  vatanımızda Türk milletini bölmeye Allah’ın izniyle kimsenin gücü  yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimizin kanlarını dökenler, milletimizin canını acıtanlar er ya da geç yok olmaktan kurtulamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ne yaparsa yapsın, hangi tezgahın içine  düşerse düşsün; Milliyetçi Hareket Partisi tüm heybetiyle gelişmeleri  izlemekte ve milletinin emrinde olduğunu haykırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve henüz son sözümüzü söylemediğimizi, son hamlemizi yapmadığımızı da kimse aklından çıkarmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözlerle, basın toplantımıza katılan herkese teşekkür ediyor, hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sağ Olun, Var Olun.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ne Mutlu Türküm Diyene.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-son-teror-olaylari-hakkinda-duzenlemis-olduklari-basin-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-teror-olaylari-hakkinda-duzenlemis-olduklari-basin-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakkâri&#8217;de Şehit Düşen 24 Askerimiz Hakkında Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hakkaride-sehit-dusen-24-askerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hakkaride-sehit-dusen-24-askerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Oct 2011 16:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2979</guid>
		<description><![CDATA[Bitlis’in Güroymak ilçesinde şehit düşen 5 polisimizin ve birisi bebek 3 vatandaşımızın acısı henüz tazeyken; Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu 24 askerimizin şehit olduğu, 22 askerimizin ise yaralandığı haberi gelmiştir. Bütün Türkiye bu haberle birlikte yasa bürünmüş, Türk Milleti şehitleri için döktüğü gözyaşlarını dualarıyla süslemiştir. Gencecik vatan evlatları, hayallerini ve sevenlerini geride bırakarak milyonların kalbinde bayraklaşmıştır. Bilindiği üzere şehitlik, herkese nasip olmayacak yücelikte bir makamdır. Bu makama yükselen kardeşlerimizin şefaatine erişmek ise hepimiz için en büyük temenni olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak ülkemizin ve milletimizin huzuruna kast eden hainlerin alçakça ve şerefsizce tertipleri karşısında vatandaşlarımızın geleceğe yönelik kaygıları artmış, umutsuzluk ve karamsarlık hat safhaya ulaşmıştır. Diğer taraftan bu hain saldırının, bir grup teröristin Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye girdiği 19 Ekim 2009’un yıldönümüne denk gelmesi, pişkince bir meydan okuma intibası oluşturmuştur. Bütün bunlara rağmen Türkiye teröre teslim olmayacak, Türk milletinin birlik ve beraberliğini hiçbir güç alt edemeyecektir. Bu anlamda, hükümet tavizkâr tutumundan geri dönüşü olmayacak biçimde dönmeli ve bu belayı ülkemizden defetmek için inandırıcı bir kararlılık göstermelidir. Konuşulması ve sorgulanması gereken daha pek çok şeyin varlığına rağmen bugün milletçe daha farklı bir sorumluluk taşıdığımız da bir gerçektir. Bugün hiçbir politik ve sosyal mesafe gözetmeksizin Türk milleti yekvücut olmalı ve şehitlerimiz şanına layık bir şekilde uğurlanmalıdır. Şehit ailelerinin kederleri paylaşılmalı, her Türk gencinin onların birer evladı olduğu devamlı hatırlatılmalıdır. Bugün; Türk Milleti’ne ve devletine yönelik bu hain saldırıya hak ettiği cevabı verme günüdür. Bugün; milleti bölmeye çalışanlara karşı tek yürek olup tek bir ses verme günüdür: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” Bu duygu ve düşüncelerle aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="../resimler/GenelBaskandan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Bitlis’in Güroymak ilçesinde şehit düşen 5  polisimizin ve birisi bebek 3 vatandaşımızın acısı henüz tazeyken;  Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu  24 askerimizin şehit olduğu, 22 askerimizin ise yaralandığı haberi  gelmiştir.</p>
<p>Bütün Türkiye bu haberle birlikte yasa bürünmüş, Türk Milleti  şehitleri için döktüğü gözyaşlarını dualarıyla süslemiştir. Gencecik  vatan evlatları, hayallerini ve sevenlerini geride bırakarak milyonların  kalbinde bayraklaşmıştır.</p>
<p>Bilindiği üzere şehitlik, herkese nasip olmayacak yücelikte bir  makamdır. Bu makama yükselen kardeşlerimizin şefaatine erişmek ise  hepimiz için en büyük temenni olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak  ülkemizin ve milletimizin huzuruna kast eden hainlerin alçakça ve  şerefsizce tertipleri karşısında vatandaşlarımızın geleceğe yönelik  kaygıları artmış, umutsuzluk ve karamsarlık hat safhaya ulaşmıştır.</p>
<p>Diğer taraftan bu hain saldırının, bir grup teröristin Habur Sınır  Kapısı’ndan Türkiye’ye girdiği 19 Ekim 2009’un yıldönümüne denk gelmesi,  pişkince bir meydan okuma intibası oluşturmuştur.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen Türkiye teröre teslim olmayacak, Türk milletinin  birlik ve beraberliğini hiçbir güç alt edemeyecektir. Bu anlamda,  hükümet tavizkâr tutumundan geri dönüşü olmayacak biçimde dönmeli ve bu  belayı ülkemizden defetmek için inandırıcı bir kararlılık göstermelidir.</p>
<p>Konuşulması ve sorgulanması gereken daha pek çok şeyin varlığına  rağmen bugün milletçe daha farklı bir sorumluluk taşıdığımız da bir  gerçektir.</p>
<p>Bugün hiçbir politik ve sosyal mesafe gözetmeksizin Türk milleti  yekvücut olmalı ve şehitlerimiz şanına layık bir şekilde uğurlanmalıdır.  Şehit ailelerinin kederleri paylaşılmalı, her Türk gencinin onların  birer evladı olduğu devamlı hatırlatılmalıdır.</p>
<p>Bugün; Türk Milleti’ne ve devletine yönelik bu hain saldırıya hak ettiği cevabı verme günüdür.</p>
<p>Bugün; milleti bölmeye çalışanlara karşı tek yürek olup tek bir ses verme günüdür: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!”</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhakkaride-sehit-dusen-24-askerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hakkaride-sehit-dusen-24-askerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Hakkari&#8217;nin Çukurca İlçesi’nde şehit edilen 26 askerimizle ilgili basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-hakkarinin-cukurca-ilcesi%e2%80%99nde-sehit-edilen-26-askerimizle-ilgili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-hakkarinin-cukurca-ilcesi%e2%80%99nde-sehit-edilen-26-askerimizle-ilgili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Oct 2011 16:30:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2977</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Hakkari&#8217;nin Çukurca İlçesi’nde PKK terör örgütünün alçakça kurduğu pusu sonucu 26 askerimizin şehit düşmesi ve 24 askerimizin yaralanması Türk Milletinin yüreğini dağlamıştır. Türk Milleti’nin birliği ve bekası uğrunda, ölümlere katlanan bu soylu insanların aziz ruhları için bir kez daha yüce Yaradan’dan rahmet niyaz ederken, başta aileleri olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri camiasına ve tüm Türk Milleti’ne başsağlığı dileriz. Türkiye, hain terör saldırılarının sürdüğü, etnik bölücülerin her gün devlete meydan okuyan tahriklerle sahneye çıktığı, PKK militanlarının gündüz vakti yollarda barikatlar kurup kontroller yaptığı, insan kaçırdığı, Türkiye’nin belirli bölgelerinde devlet otoritesinin ortadan kalktığı karanlık bir dönemden geçmektedir. Çok tehlikeli sonuçları olacak bu vahim noktaya gelinmesinin en büyük sorumlusu terörle mücadeleyi zaafa uğratan, PKK açılımı ile bölücü emelleri siyaset sahnesine taşıyan ve İmralı canisi ile Türkiye’nin bölünmesiyle sonuçlanacak gizli siyasi çözüm pazarlıkları yürüten Başbakan Erdoğan ve hükümetidir. Başbakan Erdoğan Libya’dan Filistin’e kadar, bu ülke vatandaşlarının emniyet ve huzurlarının sağlanması için çağrılarda bulunurken, her geçen gün ülkemizdeki terör olaylarına ve iç karışıklığa karşı sessiz kalmaktadır. Ortadoğu liderliğine soyunan Başbakan Erdoğan ülke sorunlarından bihaber durumdadır. Başbakan aynı zamanda terör örgütü PKK ile yapılan görüşmeleri devlet yaptı diyerek suçu AKP Hükümetinden devletin üzerine yıkma çabasındadır. Ancak devleti yönetme yetkisinin kendilerinde olduğunu unutan Başbakan, bu denli tutarsız açıklamalarda bulunmaktadır. Terör sorununu çözmek yerine müzakere süreci hazırlayarak adına açılım adını verdikleri yıkım sürecinin tehlikeli sonuçlar ortaya koyduğu görülmektedir. Türkiye’de terör meselesinin çözümü noktasında politikalar üreten bütün sorumluların, bu vaziyeti dikkate alarak harekete geçmeleri, hassasiyet ve dikkatlerini arttırmaları gerekir. Aksi takdirde toplumun biriken acısı, önüne geçilemez bir öfke selini doğuracaktır. Gerekli tedbirlerin alınmaması halinde meydana gelebilecek hadiseler, Türkiye için büyük bedellere yol açacak, sorumluların vebali daha da katlanacak, onlar için hesabı verilemez bir seviyeye yükselecektir. Antalya Ülkü Ocakları olarak, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor; Türk Milleti’ne sabır ve başsağlığı dileklerimizi tekrarlıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bugün Hakkari&#8217;nin Çukurca İlçesi’nde PKK terör örgütünün alçakça kurduğu pusu sonucu 26 askerimizin şehit düşmesi ve 24 askerimizin yaralanması Türk Milletinin yüreğini dağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti’nin birliği ve bekası uğrunda, ölümlere katlanan bu soylu insanların aziz ruhları için bir kez daha yüce Yaradan’dan rahmet niyaz ederken, başta aileleri olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri camiasına ve tüm Türk Milleti’ne başsağlığı dileriz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye, hain terör saldırılarının sürdüğü, etnik bölücülerin her gün devlete meydan okuyan tahriklerle sahneye çıktığı, PKK militanlarının gündüz vakti yollarda barikatlar kurup kontroller yaptığı, insan kaçırdığı, Türkiye’nin belirli bölgelerinde devlet otoritesinin ortadan kalktığı karanlık bir dönemden geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çok tehlikeli sonuçları olacak bu vahim noktaya gelinmesinin en büyük sorumlusu terörle mücadeleyi zaafa uğratan, PKK açılımı ile bölücü emelleri siyaset sahnesine taşıyan ve İmralı canisi ile Türkiye’nin bölünmesiyle sonuçlanacak gizli siyasi çözüm pazarlıkları yürüten Başbakan Erdoğan ve hükümetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan Libya’dan Filistin’e kadar, bu ülke vatandaşlarının emniyet ve huzurlarının sağlanması için çağrılarda bulunurken, her geçen gün ülkemizdeki terör olaylarına ve iç karışıklığa karşı sessiz kalmaktadır. Ortadoğu liderliğine soyunan Başbakan Erdoğan ülke sorunlarından bihaber durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başbakan aynı zamanda terör örgütü PKK ile yapılan görüşmeleri devlet yaptı diyerek suçu AKP Hükümetinden devletin üzerine yıkma çabasındadır. Ancak devleti yönetme yetkisinin kendilerinde olduğunu unutan Başbakan, bu denli tutarsız açıklamalarda bulunmaktadır. Terör sorununu çözmek yerine müzakere süreci hazırlayarak adına açılım adını verdikleri yıkım sürecinin tehlikeli sonuçlar ortaya koyduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de terör meselesinin çözümü noktasında politikalar üreten bütün sorumluların, bu vaziyeti dikkate alarak harekete geçmeleri, hassasiyet ve dikkatlerini arttırmaları gerekir. Aksi takdirde toplumun biriken acısı, önüne geçilemez bir öfke selini doğuracaktır. Gerekli tedbirlerin alınmaması halinde meydana gelebilecek hadiseler, Türkiye için büyük bedellere yol açacak, sorumluların vebali daha da katlanacak, onlar için hesabı verilemez bir seviyeye yükselecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor; Türk Milleti’ne sabır ve başsağlığı dileklerimizi tekrarlıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-lokman-kaya-hakkarinin-cukurca-ilcesi%25e2%2580%2599nde-sehit-edilen-26-askerimizle-ilgili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-hakkarinin-cukurca-ilcesi%e2%80%99nde-sehit-edilen-26-askerimizle-ilgili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuzata İlköğretim Okulu&#8217;nun Açılışında Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzata-ilkogretim-okulunun-acilisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzata-ilkogretim-okulunun-acilisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Sep 2011 13:20:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuzata İlköğretim Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2970</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Genel Başkanım, Saygıdeğer Protokol, Kıymetli Misafirler, Değerli Basın Mensupları ve Sevgili Öğrenciler; Oğuzata Eğitim Konakları Projesi’nin ilk adımı olan ve 16 Temmuz 2010 tarihinde Aksaray Dikmen Köyü’nde temelini attığımız Oğuzata İlköğretim Okulu’nun açılış törenine hoş geldiniz, şeref verdiniz. Geleceğimizin doğru şekillenmesinin ancak sağlıklı bir zihin yapısına kavuşmuş, ilim ve ahlak sahibi nesillerle mümkün olabileceğine inanıyoruz. Ve yine İnanıyoruz ki; bilimde ve teknikte yüksek bir seviyeye ulaşmış, yorum ve üretim kabiliyetine sahip bir gençlik potansiyeliyle; Türkiye, kısa vadede bölgesinde ve nihayetinde dünyada “lider ülke” vasfına erişebilecektir. Böylece milletimiz daha huzurlu ve mutlu olacaktır. Bu gaye ve heyecan ile yola çıkarak “Okulsuz Her Köye bir Eğitim Konağı” projesini başlattık ve bugün de burada genç kardeşlerimizin gözlerindeki parıltıya şahit olarak bir kez daha gururlandık. Bu büyük projeyi gerçekleştirmemizde maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen, varlığıyla, ilgisiyle ve emekleriyle bizleri her zaman motive eden Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’ye huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum. Bununla birlikte projenin hayata geçmesinde önemli katkıları olan dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu Hanımefendiye, Sayın Aksaray Valimize, İl Milli Eğitim Müdürümüze; buradaki tüm çalışmalarda elimiz kolumuz olan, projenin her aşamasında emeği geçen Aksaray Ülkü Ocakları Temsilcimize; okulumuzu sahiplenen ve gözleri gibi koruyan başta muhtarımız olmak üzere, kıymetli Dikmen Köyü sakinlerine, işçisinden malzemecisine emeği geçen tüm vatandaşlarımıza Ülkü Ocakları adına teşekkürlerimi sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle Oğuzata ilköğretim Okulu ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan diliyor, hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum. Harun ÖZTÜRK Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4e82f54904fe6.jpg" alt="" width="600" height="398" /></p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Genel Başkanım, Saygıdeğer Protokol, Kıymetli Misafirler, Değerli Basın Mensupları ve Sevgili Öğrenciler;</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuzata Eğitim Konakları Projesi’nin ilk adımı olan ve 16 Temmuz 2010  tarihinde Aksaray Dikmen Köyü’nde temelini attığımız Oğuzata İlköğretim  Okulu’nun açılış törenine hoş geldiniz, şeref verdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Geleceğimizin doğru şekillenmesinin ancak sağlıklı bir zihin yapısına  kavuşmuş, ilim ve ahlak sahibi nesillerle mümkün olabileceğine  inanıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve yine İnanıyoruz ki; bilimde ve teknikte yüksek bir seviyeye  ulaşmış, yorum ve üretim kabiliyetine sahip bir gençlik potansiyeliyle;  Türkiye, kısa vadede bölgesinde ve nihayetinde dünyada “lider ülke”  vasfına erişebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece milletimiz daha huzurlu ve mutlu olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gaye ve heyecan ile yola çıkarak “Okulsuz Her Köye bir Eğitim  Konağı” projesini başlattık ve bugün de burada genç kardeşlerimizin  gözlerindeki parıltıya şahit olarak bir kez daha gururlandık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu büyük projeyi gerçekleştirmemizde maddi ve manevi desteklerini  esirgemeyen, varlığıyla, ilgisiyle ve emekleriyle bizleri her zaman  motive eden Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’ye huzurlarınızda  teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte projenin hayata geçmesinde önemli katkıları olan  dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu Hanımefendiye, Sayın  Aksaray Valimize, İl Milli Eğitim Müdürümüze; buradaki tüm çalışmalarda  elimiz kolumuz olan, projenin her aşamasında emeği geçen Aksaray Ülkü  Ocakları Temsilcimize; okulumuzu sahiplenen ve gözleri gibi koruyan  başta muhtarımız olmak üzere, kıymetli Dikmen Köyü sakinlerine,  işçisinden malzemecisine emeği geçen tüm vatandaşlarımıza Ülkü Ocakları  adına teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle Oğuzata ilköğretim Okulu ülkemize ve  milletimize hayırlı uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan diliyor, hepinize  saygı ve selamlarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Harun ÖZTÜRK</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Foguzata-ilkogretim-okulunun-acilisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzata-ilkogretim-okulunun-acilisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Oğuzata İlköğretim Okulu Açılış Töreninde Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-oguzata-ilkogretim-okulu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-oguzata-ilkogretim-okulu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Sep 2011 20:16:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuzata İlköğretim Okulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2968</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Vatandaşlarım, Muhterem Dava Arkadaşlarım, Yarınımızın Teminatı Sevgili Çocuklar, Değerli Basın Mensupları, Hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Bildiğiniz gibi, Dikmen Köyümüzde 16 Temmuz 2010 günü geleceğin mimarları sevgili çocuklarımızın önünü aydınlatmak, irfan sahibi olmalarını temin etmek amacıyla buradaki okulumuzun temelini atmıştık. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın dokuz bölgede gerçekleştireceği; “Oğuzata İlköğretim Okulları Eğitim Konakları” projesi çerçevesinde, Dikmenli kardeşlerimize sözünü verdiğimiz ilköğretim okulunu tamamlayarak açılışını bugün yapıyoruz. Ne kadar sevinsek azdır, ne kadar gururlansak yeterli değildir. Dikmen bundan sonra daha özgüvenli ve daha geniş imkânlara sahip olacaktır. Dikmenli evlatlarımız okuyabilmek ve okul bahçelerinin sevincini tadabilmek için başka yerlere gitmekten kurtulacaklardır. Bu eserin hayat bulmasında emeği, zamanı ve katkısı bulunan her bir arkadaşıma teşekkür ediyorum. Dikmen Köyü’nün vakur ve erdemli insanlarına bu ilköğretim okulunun hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Muhterem Dikmenli Kardeşlerim, Değerli Misafirler, Sevgili Öğrenciler, Bildiğiniz üzere, yeni ‘Eğitim ve Öğretim’ yılı geçmişten devraldığı sorunlarla bir hafta önce başladı. Ancak Dikmen Köyü bu defa sessiz ve çaresiz kalmadı. Umutlar bir başka bahara ertelenmedi. Sırtlarındaki çantalarıyla hergün kilometreleri keteden Dikmen’li öğrenciler, artık uzaklara gitmeyecek. Anneler, babalar, dedeler kaygılanmayacak. Okul bahçesinin heyecanı, coşkusu Dikmen’i şenlendirecek, ümitlerini canlandıracak, beklentilerini artıracak. Dikmen artık geleceğinden endişe etmeyecek. Üstelik Türkiye’nin yarınlarında pay sahibi olacak ve ben de varım diyecek. Aksaray’ın gelişmesine destek verecek. Eğitimin, öğretimin enginliğiyle gelişecek, büyüyecek ve saadet dolu günlere kavuşacak. Öğretmenlerimizin feyziyle ve fedakârlıklarıyla öğrencilerimizin yüzleri gülecek. Karanlığa buradan da bir ışık tutulacak. Birlikte yaşamanın sırrına, toplumsallaşmanın güzelliklerine, saygının ayrıcalığına şahit olunacak. Oğuzata İlköğretim Okulu yaktığı meşaleyle gönülleri, vicdanları ve zihinleri aydınlatacak. Sevinçler dalga dalga buradan yükselecek. Sınıflar sevgi, muhabbet ve kardeşlik ruhuyla dolacak, taşacak. Dikmenli evlatlarımız milletimize hayırlı ve faydalı fertler olabilmek için tüm güçleriyle çalışacaklar. Bu köyümüzün iftihar kaynağı olmak için yarışacaklar, gayret sarfedecekler. Millet olarak, nereden gelip nereye gitmek istediğimizi daha şuurlu bir şekilde idrak edecekler ve sorumluluklarının her daim farkında olacaklar. Tarihimizin ve coğrafyamızın yüklediği vazifeyi gururla taşıyacaklar. Gerek ailelerinden, gerekse de bu kutlu eğitim yuvasından alacakları bilgilerle, edindikleri görgülerle milli ve manevi değerlerimizi yüceltecekler. Ben Dikmen’den çok şey bekliyorum. Burada açılışını yaptığımız ilköğretim okulundan çok şey umuyorum. Dikmen’in aradığı, özlediği, talep ettiği sosyal, ekonomik ve kültürel dinamizmin ufukta göründüğünü düşünüyorum. İlim Çin’de de olsa gidip alın kutlu tavsiyesinin takipçileri olarak buradan yükselecek hidayetin sıcaklığıyla Dikmen’in ısınacağını görüyorum. Bundan dolayı memnun ve bahtiyarım. Dikmen Köyü makûs talihini bu eğitim ocağıyla yenecektir. Dileğim budur, isteğim buna yöneliktir. Biz bir adım attık, arkasını getirecek ve daha iyilerine ulaştıracak olan buradan yetişecek güzide insanlarımız olacaktır. Aziz Vatandaşlarım, Değerli Dikmenliler, Eğitim ve öğretim bir milletin geleceğini tayin eder, hedeflerine ulaştıracak maddi ve manevi vasıtaları ruhunda barındırır. Öğrencilerimize Türkiye’nin her yöresinde kucağını açan okullarımız; yarınlarımızı tıpkı kilim gibi dokur, oya gibi işler. Bize kim olduğumuzun bilincini, sahip olduğumuz milli hasletlerinin düzeyini ve Türk milletinin tarihteki rolünü elbette okullarımız gösterir ve öğretir. Öğretmenlerimizin çabasıyla bilginin, öğrenmenin dünyaya farklı gözle bakmanın lezzetine ulaşırız. Biliniz ki milletimizin kudretli, kuvvetli ve sözü dinlenir olmasının yegâne yolu buradan geçmektedir. Milletçe üretmenin, düşünmenin ve medeniyetler klasmanında üst sıralarda bulunmanın çaresi eğitimdir, öğretimdir ve disiplinli bir şekilde çalışmaktır. Unutmayınız ki okullarımızın parıltısı ve çağlayan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter" src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4e82f3cc68f1e.jpg" alt="" width="600" height="398" /></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yarınımızın Teminatı Sevgili Çocuklar,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi, Dikmen Köyümüzde 16 Temmuz 2010  günü geleceğin mimarları sevgili çocuklarımızın önünü aydınlatmak,  irfan sahibi olmalarını temin etmek amacıyla buradaki okulumuzun  temelini atmıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın dokuz bölgede gerçekleştireceği; <strong>“Oğuzata İlköğretim Okulları Eğitim Konakları”</strong> projesi çerçevesinde, Dikmenli kardeşlerimize sözünü verdiğimiz ilköğretim okulunu tamamlayarak açılışını bugün yapıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar sevinsek azdır, ne kadar gururlansak yeterli değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikmen bundan sonra daha özgüvenli ve daha geniş imkânlara sahip olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikmenli evlatlarımız okuyabilmek ve okul bahçelerinin sevincini tadabilmek için başka yerlere gitmekten kurtulacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu eserin hayat bulmasında emeği, zamanı ve katkısı bulunan her bir arkadaşıma teşekkür ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikmen Köyü’nün vakur ve erdemli insanlarına bu ilköğretim okulunun hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dikmenli Kardeşlerim,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sevgili Öğrenciler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, yeni ‘Eğitim ve Öğretim’ yılı geçmişten devraldığı sorunlarla bir hafta önce başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Dikmen Köyü bu defa sessiz ve çaresiz kalmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Umutlar bir başka bahara ertelenmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sırtlarındaki çantalarıyla hergün kilometreleri keteden Dikmen’li öğrenciler, artık uzaklara gitmeyecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Anneler, babalar, dedeler kaygılanmayacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Okul bahçesinin heyecanı, coşkusu Dikmen’i şenlendirecek, ümitlerini canlandıracak, beklentilerini artıracak.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikmen artık geleceğinden endişe etmeyecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Türkiye’nin yarınlarında pay sahibi olacak ve ben de varım diyecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksaray’ın gelişmesine destek verecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitimin, öğretimin enginliğiyle gelişecek, büyüyecek ve saadet dolu günlere kavuşacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Öğretmenlerimizin feyziyle ve fedakârlıklarıyla öğrencilerimizin yüzleri gülecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Karanlığa buradan da bir ışık tutulacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Birlikte yaşamanın sırrına, toplumsallaşmanın güzelliklerine, saygının ayrıcalığına şahit olunacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuzata İlköğretim Okulu yaktığı meşaleyle gönülleri, vicdanları ve zihinleri aydınlatacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevinçler dalga dalga buradan yükselecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sınıflar sevgi, muhabbet ve kardeşlik ruhuyla dolacak, taşacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikmenli evlatlarımız milletimize hayırlı ve faydalı fertler olabilmek için tüm güçleriyle çalışacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu köyümüzün iftihar kaynağı olmak için yarışacaklar, gayret sarfedecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet olarak, nereden gelip nereye gitmek  istediğimizi daha şuurlu bir şekilde idrak edecekler ve  sorumluluklarının her daim farkında olacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizin ve coğrafyamızın yüklediği vazifeyi gururla taşıyacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek ailelerinden, gerekse de bu kutlu eğitim  yuvasından alacakları bilgilerle, edindikleri görgülerle milli ve manevi  değerlerimizi yüceltecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Dikmen’den çok şey bekliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada açılışını yaptığımız ilköğretim okulundan çok şey umuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikmen’in aradığı, özlediği, talep ettiği sosyal, ekonomik ve kültürel dinamizmin ufukta göründüğünü düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İlim Çin’de de olsa gidip alın kutlu  tavsiyesinin takipçileri olarak buradan yükselecek hidayetin  sıcaklığıyla Dikmen’in ısınacağını görüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayı memnun ve bahtiyarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikmen Köyü makûs talihini bu eğitim ocağıyla yenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim budur, isteğim buna yöneliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bir adım attık, arkasını getirecek ve daha iyilerine ulaştıracak olan buradan yetişecek güzide insanlarımız olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dikmenliler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eğitim ve öğretim bir milletin geleceğini tayin eder, hedeflerine ulaştıracak maddi ve manevi vasıtaları ruhunda barındırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öğrencilerimize Türkiye’nin her yöresinde kucağını açan okullarımız; yarınlarımızı tıpkı kilim gibi dokur, oya gibi işler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize kim olduğumuzun bilincini, sahip olduğumuz  milli hasletlerinin düzeyini ve Türk milletinin tarihteki rolünü elbette  okullarımız gösterir ve öğretir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öğretmenlerimizin çabasıyla bilginin, öğrenmenin dünyaya farklı gözle bakmanın lezzetine ulaşırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki milletimizin kudretli, kuvvetli ve sözü dinlenir olmasının yegâne yolu buradan geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletçe üretmenin, düşünmenin ve medeniyetler  klasmanında üst sıralarda bulunmanın çaresi eğitimdir, öğretimdir ve  disiplinli bir şekilde çalışmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayınız ki okullarımızın parıltısı ve çağlayan gibi akan bilgi pınarı;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Cahilliğin kirlerini temizler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>İlkelliğin duvarlarını yıkar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dar kalıpların kilidini açar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Anlaşmazlıkların düğümünü çözer.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Hürmetin, uzlaşmanın ve diyalog kanallarının açık olmasını sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Birlikte yaşamanın yönünü ve yöntemini gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Korkunun, tesadüfün, bilinmezliğin karanlığını aydınlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öğrenmenin, bilmenin şüphesiz yaşı ve sınırı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Derinlere inildikçe, mesafe daha da uzar ve bu yolculuk soluk alıp verdiğimiz sürece hiç bitmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitimde atılan her adımın, saçılan her tohumun, kesilen her kurdelenin gün gelip meyvelerini vereceği aşikârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve böylelikle milletimizin daha müreffeh ve huzurlu bir ortama taşınacağı kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla bugün; Dikmen’li evlatlarımızın  geleceğin Türkiye’sinin bilim, sanat, edebiyat, siyaset, bürokrasi  alanlarında söz sahibi olabilmeleri için önemli bir başlangıç  yaptığımıza inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu irfan yuvasının nice başarılı şahsiyeti bağrından çıkararak Türk milletine armağan edeceğini biliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılışını yaptığımız bu ilköğretim okulunun  yapımını takdire şayan bir şekilde üstlenen Ülkü Ocakları Eğitim ve  Kültür Vakfı Genel Başkanıyla birlikte çalışma arkadaşlarına, buradaki  süreci titizlikle takip eden Aksaray Ülkü Ocakları Başkanı ve  arkadaşlarına teşekkür ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Desteklerini ve ilgilerini hiç esirgemeyen başta  bir önceki Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu Hanımefendi’ye,  Aksaray Valisi’ne, İl Milli Eğitim Müdürü’ne ve bu okulun vücut  bulmasında katkısı, yardımı ve duası geçen herkese şükranlarımı  sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuzata İlköğretim Okulu’nun aziz milletimize,  siz değerli Dikmenli kardeşlerime ve çocuklarımıza hayırlı uğurlu  olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah bizleri mahcup etmesin ve yardımını, bereketini ve ihsanını üzerimizden hiç ayırmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son verirken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ olun, var olun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-oguzata-ilkogretim-okulu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-oguzata-ilkogretim-okulu-acilis-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, Dil Bayramı münasebetiyle yayınlamış oldukları mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Sep 2011 13:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2966</guid>
		<description><![CDATA[Türk milletinin sahip olduğu en önemli kıymeti ve kültürel gücü tartışmasız güzel dili Türkçe’dir. 26 Eylül 1932 tarihinde yapılan Birinci Dil Kurultayı’nın 79’ncu yıldönümünü kutladığımız bugün de, Türk dilinin yaşayan muazzam bir değer olduğu yeniden idrak edilecektir. Türk kültürünün varlığını sürdürebilmesi, itibarını kaybetmeden gelecek nesillere ulaşabilmesi her şeyden önce Türkçe’nin yaygın kullanımıyla mümkün olacaktır. Zira dil; kültürün aktarılmasında, tanıtılmasında ve ortak hislerin uyandırılmasında tarihi bir rol oynamaktadır. Aziz milletimizin duygu ve düşüncede aynı düzlemde buluşması, iletişimindeki derin ve kopmaz bağ ile sağlanmaktadır. Dil, yalnızca teknik ve standart bir uzlaşma ve diyalog vasıtası olmayıp; aklın, bilginin, gönlün ve zihniyetin de tercümanıdır. Millet varlığının oluşumu, nesiller arasındaki irtibatı tabii olarak dil ile hayat ve vücut bulmaktadır. Dilin kullanımı ve sahiplenilmesi müşterek bir kimliği inşa etmekte ve savunulmasına da ikamesi olmayacak bir katkı sağlamaktadır. Bu nedenle “Biz Kimiz?” sorusuna verilecek cevabın dilin muazzam anlam hazinesinde gizli olduğunu bilmek ve görmek lazımdır. Türkçe, Türk kimliğinin güvencesi, teminatı ve dayanağı olduğundan dolayı milletimizin birlikte ve bir bütün halinde bulunmasının yegâne kaynağıdır. Bu kapsamda güzel Türkçemizin gelişmesi; bilim, sanat, edebiyat dili olarak cazibe merkezi haline dönüşmesi hepimizin en temel milli sorumluluğudur. Dilimizin doğru ve temiz kullanımı, yabancı kavram ve sözcüklerin pençesine düşmeden iddiasını ve ilkelerini muhafaza edebilmesi herkesin taşıması gereken başlıca görevdir. Asırlarca olgunlaşarak bugünlere ulaşan ve ecdadımızın kutlu bir emaneti olan Türkçe’nin çok geniş bir coğrafyada kullanılıyor olması, sahip olduğu potansiyelin de bir kanıtıdır. Ancak son zamanlarda, Türkçe’nin yanına mahalli dillerin yerleştirilme çabalarına ısrar ve inatla devam edildiği görülmektedir. Ana dil eğitim taleplerinin sürekli olarak mevzi elde etmesi tehlikeli, ayırıcı ve dışlayıcı bir dönemin hızla yaklaştığını göstermektedir. Unutmamak lazımdır ki, dilde başlayan bir çözülme ve bölünme, millet varlığına bulaşacak ve birlikte yaşamayı imkansız hale getirecektir. Türkçe’nin aziz millet fertlerinin buluştuğu, anlaştığı, hislerini paylaştığı büyük kültürel cazibe merkezi olmaktan uzaklaşması vahim sonuçlara ve önü alınamaz karşıtlıklara neden olacaktır. Bölücü emellerin anadilde eğitim isteklerindeki zorlama ve buna da siyasal sorumluluk mevkiinde bulunanların göz yumması Türk milletini geriye götürerek etnik çatırdamanın eşiğine savuracaktır. Bu karanlık süreci tersine çevirebilmek için; Türkçe’nin, birlikte yaşamanın ve aynı safta sonsuza kadar bulunmanın en belirgin yollarından birisi olduğu kabul ve itiraf edilmelidir. Güzel ve zengin dilimizi zayıflatacak her girişim, ikinci plana atacak her niyet ve yanına ortak iliştirmeye yeltenecek her amaç milli yüreklerin inanç kalelerine çarpmaktan kurtulmayacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve Türkçe’yi gururla konuşarak ellerinde ve dillerinde yücelten herkesin Dil Bayramı’nı kutluyorum. Türkçe’ye eşsiz destekleriyle Türk milletinin iftihar burçları olan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, kutlu ecdadımızı hürmet ve minnetle yad ediyorum. Yaşayan muhterem şahsiyetlere de sevgi ve saygılarımı sunuyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Türk milletinin sahip olduğu en önemli kıymeti ve kültürel gücü tartışmasız güzel dili Türkçe’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">26 Eylül 1932 tarihinde yapılan Birinci Dil  Kurultayı’nın 79’ncu yıldönümünü kutladığımız bugün de, Türk dilinin  yaşayan muazzam bir değer olduğu yeniden idrak edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk kültürünün varlığını sürdürebilmesi,  itibarını kaybetmeden gelecek nesillere ulaşabilmesi her şeyden önce  Türkçe’nin yaygın kullanımıyla mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira dil; kültürün aktarılmasında, tanıtılmasında ve ortak hislerin uyandırılmasında tarihi bir rol oynamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimizin duygu ve düşüncede aynı düzlemde buluşması, iletişimindeki derin ve kopmaz bağ ile sağlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dil, yalnızca teknik ve standart bir uzlaşma ve diyalog vasıtası olmayıp; aklın, bilginin, gönlün ve zihniyetin de tercümanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet varlığının oluşumu, nesiller arasındaki irtibatı tabii olarak dil ile hayat ve vücut bulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilin kullanımı ve sahiplenilmesi müşterek bir  kimliği inşa etmekte ve savunulmasına da ikamesi olmayacak bir katkı  sağlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle “Biz Kimiz?” sorusuna verilecek cevabın dilin muazzam anlam hazinesinde gizli olduğunu bilmek ve görmek lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe, Türk kimliğinin güvencesi, teminatı ve  dayanağı olduğundan dolayı milletimizin birlikte ve bir bütün halinde  bulunmasının yegâne kaynağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda güzel Türkçemizin gelişmesi; bilim,  sanat, edebiyat dili olarak cazibe merkezi haline dönüşmesi hepimizin en  temel milli sorumluluğudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilimizin doğru ve temiz kullanımı, yabancı  kavram ve sözcüklerin pençesine düşmeden iddiasını ve ilkelerini  muhafaza edebilmesi herkesin taşıması gereken başlıca görevdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Asırlarca olgunlaşarak bugünlere ulaşan ve  ecdadımızın kutlu bir emaneti olan Türkçe’nin çok geniş bir coğrafyada  kullanılıyor olması, sahip olduğu potansiyelin de bir kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak son zamanlarda, Türkçe’nin yanına mahalli dillerin yerleştirilme çabalarına ısrar ve inatla devam edildiği görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ana dil eğitim taleplerinin sürekli olarak mevzi  elde etmesi tehlikeli, ayırıcı ve dışlayıcı bir dönemin hızla  yaklaştığını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmamak lazımdır ki, dilde başlayan bir  çözülme ve bölünme, millet varlığına bulaşacak ve birlikte yaşamayı  imkansız hale getirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe’nin aziz millet fertlerinin buluştuğu,  anlaştığı, hislerini paylaştığı büyük kültürel cazibe merkezi olmaktan  uzaklaşması vahim sonuçlara ve önü alınamaz karşıtlıklara neden  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü emellerin anadilde eğitim isteklerindeki  zorlama ve buna da siyasal sorumluluk mevkiinde bulunanların göz yumması  Türk milletini geriye götürerek etnik çatırdamanın eşiğine  savuracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu karanlık süreci tersine çevirebilmek için;  Türkçe’nin, birlikte yaşamanın ve aynı safta sonsuza kadar bulunmanın en  belirgin yollarından birisi olduğu kabul ve itiraf edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Güzel ve zengin dilimizi zayıflatacak her  girişim, ikinci plana atacak her niyet ve yanına ortak iliştirmeye  yeltenecek her amaç milli yüreklerin inanç kalelerine çarpmaktan  kurtulmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve  Türkçe’yi gururla konuşarak ellerinde ve dillerinde yücelten herkesin  Dil Bayramı’nı kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe’ye eşsiz destekleriyle Türk milletinin  iftihar burçları olan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere,  kutlu ecdadımızı hürmet ve minnetle yad ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşayan muhterem şahsiyetlere de sevgi ve saygılarımı sunuyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siirt’te şehit düşen Mehmetçiklerle ilgili basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-siirt%e2%80%99te-sehit-dusen-mehmetciklerle-ilgili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-siirt%e2%80%99te-sehit-dusen-mehmetciklerle-ilgili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2011 21:10:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2964</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye son günlerde patlayan bombalar, iğrenç tuzaklar ve hain pusular ile ateş çemberine alınmıştır. Bölücü caniler hergün yeni bir eylemle ülkeyi kana bulamaktadır. Son olarak da Siirt’in Pervari ilçesi Belenoluk Jandarma karakoluna düzenlenen hain saldırıda 5 askerimiz şehit olurken 10’u da yaralanmıştır. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine ve Büyük Türk milletine başsağlığı, yaralılarımıza ise acil şifalar diliyoruz. Siirt’te şehit olan 5 askerden biri olan Antalya&#8217;nın Korkuteli İlçesine bağlı Küçükköy beldesinden Adem Yörük’ün şehadetide Antalya’ya ateş düşürmüştür. Adem Yörük’ün ailesine ve yakınlarınada başsağlığı dileriz. Vatan evlatlarının her geçen gün hain pusularla şehit düşmesi milletimizi derinden üzmektedir. Türkiye, terör olaylarının bu milletin fertlerine acılar yaşattığı günlere tekrar dönmeye başlamıştır. Bugün, terör bir şiddet meselesi olmaktan çıkmış, milletimizin sabır ve tahammülünü zorlayan, kangren halini alan bir meseleye dönüşmüştür. Türkiye’de terör meselesinin çözümü noktasında politikalar üreten bütün sorumluların, bu vaziyeti dikkate alarak harekete geçmeleri, hassasiyet ve dikkatlerini arttırmaları gerekir. Aksi takdirde toplumun biriken acısı, önüne geçilemez bir öfke selini doğuracaktır. Bölücü terör hazırladığı kanlı saldırılarla toplumu korkutmak, sindirmek ve teslim almak için her çirkefliğe ve vahşete başvurmaktadır. PKK ile AKP arasındaki görüşmelerin, mutabakat arayışlarının maliyeti çok ağır olmaktadır. Hükümetin terör örgütüyle görüşmeler yapması ve bu görüşmeleri meşru bir iş gibi yansıtması terörün her geçen gün daha da azmasını yol açmaktadır. AKP Hükümeti yaptıkları ile PKK’ya yol açmış ve kanlı saldırılarını icra edebilmesi için yığınak yapmasına göz yummuştur. Türkiye giderek bir bunalım ortamına doğru sürüklenirken, demokratik çizginin dışına çıkılarak kitlesel tepki verilmesini ve bir kaosun yaratılmasını amaçlayan terör örgütleri, acılardan ve korkulardan beslenmeye çalışmaktadır. İstenilen kargaşa ortamının yaratılmasının metodu, toplumsal bir çatışma zeminini provokasyonlarla temin etmektir. Türk milleti hazırlanan bu provakasyonlara her daim uyanık olmalıdır. Antalya Ülkü Ocakları olarak, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor; Türk Milleti’ne sabır ve başsağlığı dileklerimizi tekrarlıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye son günlerde patlayan bombalar, iğrenç tuzaklar ve hain pusular ile ateş çemberine alınmıştır. Bölücü caniler hergün yeni bir eylemle ülkeyi kana bulamaktadır. Son olarak da Siirt’in Pervari ilçesi Belenoluk Jandarma karakoluna düzenlenen hain saldırıda 5 askerimiz şehit olurken 10’u da yaralanmıştır. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine ve Büyük Türk milletine başsağlığı, yaralılarımıza ise acil şifalar diliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Siirt’te şehit olan 5 askerden biri olan Antalya&#8217;nın Korkuteli İlçesine bağlı Küçükköy beldesinden Adem Yörük’ün şehadetide Antalya’ya ateş düşürmüştür. Adem Yörük’ün ailesine ve yakınlarınada başsağlığı dileriz. Vatan evlatlarının her geçen gün hain pusularla şehit düşmesi milletimizi derinden üzmektedir. Türkiye, terör olaylarının bu milletin fertlerine acılar yaşattığı günlere tekrar dönmeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bugün, terör bir şiddet meselesi olmaktan çıkmış, milletimizin sabır ve tahammülünü zorlayan, kangren halini alan bir meseleye dönüşmüştür. Türkiye’de terör meselesinin çözümü noktasında politikalar üreten bütün sorumluların, bu vaziyeti dikkate alarak harekete geçmeleri, hassasiyet ve dikkatlerini arttırmaları gerekir. Aksi takdirde toplumun biriken acısı, önüne geçilemez bir öfke selini doğuracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bölücü terör hazırladığı kanlı saldırılarla toplumu korkutmak, sindirmek ve teslim almak için her çirkefliğe ve vahşete başvurmaktadır. PKK ile AKP arasındaki görüşmelerin, mutabakat arayışlarının maliyeti çok ağır olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hükümetin terör örgütüyle görüşmeler yapması ve bu görüşmeleri meşru bir iş gibi yansıtması terörün her geçen gün daha da azmasını yol açmaktadır. AKP Hükümeti yaptıkları ile PKK’ya yol açmış ve kanlı saldırılarını icra edebilmesi için yığınak yapmasına göz yummuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye giderek bir bunalım ortamına doğru sürüklenirken, demokratik çizginin dışına çıkılarak kitlesel tepki verilmesini ve bir kaosun yaratılmasını amaçlayan terör örgütleri, acılardan ve korkulardan beslenmeye çalışmaktadır. İstenilen kargaşa ortamının yaratılmasının metodu, toplumsal bir çatışma zeminini provokasyonlarla temin etmektir. Türk milleti hazırlanan bu provakasyonlara her daim uyanık olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor; Türk Milleti’ne sabır ve başsağlığı dileklerimizi tekrarlıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-siirt%25e2%2580%2599te-sehit-dusen-mehmetciklerle-ilgili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-siirt%e2%80%99te-sehit-dusen-mehmetciklerle-ilgili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurdunu Kaybeden Adam: Cengiz Dağcı &#8211; Türk Dünyası Birimi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci-turk-dunyasi-birimi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci-turk-dunyasi-birimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2011 18:35:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz DAĞCI]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2960</guid>
		<description><![CDATA[Vatan ve millet özlemi, belki de tarifi en zor duygudur. Bu özlem içinde yaban ellerde yaşanan her gün, kanayan bir yaranın kabuğunu sürekli soymak gibidir. Her gün yeniden acı çekmektir. Gurbette günler geçmek bilmez, vatanı özlemi katre katre içine işler. Dünyanın bütün güzellikleri ve zenginlikleri verilse de vatana ve yurda değişilmez. Hele hele ardında ananı, yârini vatanında bırakıp, gurbette olmak çekilmez bir çiledir. İkinci Dünya Savaşının o acımasız kıyım dolu yıllarını yaşayan Kırımlı soydaşlarımızın çektiklerini anlatabilmemizin imkânı yoktur. Sürgünler, esir kamplarında olmadık işkenceler, vahşice kıyımlar, açlıkla ölüm arasında, ölenin yolda kaldığı cehennem yürüyüşüne yürüyorlar. Asılardır sahiplendiğin gök kubbe altında, hür ufuklara doğru at koşturduğun topraklarda esarete düşerek bu topraklardan sökülüp atılıyorsun. Başka bir milletin esareti altında bir başka millete karşı cephelerde savaşarak canlar veriliyor. Daha tarifsiz birçok vahşice katliamı ve yaşanan trajediyi anlatabilmek hiçbirimizin yapamayacağı mahiyettedir. Bu trajediyi ancak, içinde yaşayarak objektifi olan ve bu olayları içinde kızdırarak, kızgın lavlar misali kalemiyle kâğıda dökebilen Cengiz Dağcı anlatabilir. Savaş yıllarında sürgün olup, esir düşen ve daha sonra yıllarca yurdundan uzak yaşayan ama yurdunun ana dilini, en önemlisi Türklüğünü unutmayan bu büyük edebi kişilik Cengiz Dağcı’dır. 9 Mart 1920 tarihinde Kırım’ın Yalta şehrinin Gurzuf  kasabasına yakın Kızıltaş köyünde doğan Cengiz Dağcı’nın, çocukluk yılları kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçer. Babasının Kırım’dan sürgün yaşaması onun gurbet temalı ve hüzünlü bir üsluba sahip olmasına neden olmuştur. Çocukluk yıllarında Rus yazarların eserlerini okuyarak edebiyatla iç içe olmuştur. İşte bu yıllarda ilk şiirlerini kaleme almaya başladı ve ilk şiiri Kırım Gençlik Dergisinde yayınlandı. Bazı şiirlerinin de Kırım Yazarlar Birliğinin Edebiyat Mecmuâsında yer almasıyla üstün bir yazar olmasındaki ilk adımı atmıştır. Kırım Pedagoji Enstitüsüne girerek tahsilini sürdürürken, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile tahsilini bitiremeden askere alındı. Odesadaki Subay Okuluna gönderilerek Rus ordusuna dâhil edildi. Ruslar, Kırımlılara hiç güvenmiyordu ve onları savaşta kalkan olarak kullanmaya çalışıyordu. Oysa o ve onun gibi pek çok Kırımlı, savaştan evvel insan yerine bile konulmuyordu. Bir süre Rus ordusunda savaşmış ve daha sonra Ukrayna Cephesinde Almanlara esir düşmüştür. Almanlar tarafından kurulan Türkistan Lejyonuna katılıp, yıllarca baskısı altında yaşadığı Ruslara karşı savaştı. Daha sonra Polanya’ya geçerek burada hayatının en değerli insanı olan eşi Regina ile tanışmış ve onunla evlenmiştir. 1945-46 senelerinde binlerce Türkistanlı ile birlikte Türkiye’ye gelmek için müracaatta bulundu. Fakat devrin idarecileri tarafından bu istekleri kabul edilmediği için gelemedi. Daha sonra çaresiz ortada kaldığı için Kızılhaçın yardımıyla İngiltere’ye gitti. Londra’ya yerleşti ve birçok eserinde burada, hiç gelemediği Türkiye’nin dili Türkçe ile kaleme almıştır. Savaş yıllarında yaşadıkları onun psikolojisinde derin etkiler bırakmıştır. Eserlerinde yaşadıklarını dile getirerek, Kırım Türklerinin savaş öncesi ve sonrası çektikleri sıkıntıları ve yaşam tarzlarını hatıra şeklinde romanlarında işlemiştir. Cengiz Dağcı’nın yaşamını kaleme aldığı “Yurdunu Kaybeden Adam” eseri bizzat kendini anlatmaktadır. Bütün dünyayı yerle bir eden, hatta kimyasını bozan II. Dünya Savaşı ile başlayan “Korkunç Yıllar” binlerce insanı vatansız, yurtsuz bırakırken, biz Türkçe konuşanlara önemli bir edebiyat adamını kazandırdı. Aslında bu acı dolu yıllar içinde Cengiz Dağcı’yı kazanmak bir teselli olmuştu. Anavatanından, Türkiye’den yıllarca uzak yaşasa da anamın dili dediği Türkçe ile yazmayı tercih etmiştir. Türkiye’de yayınlanan ilk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Vatan ve millet özlemi, belki de tarifi en zor duygudur. Bu özlem  içinde yaban ellerde yaşanan her gün, kanayan bir yaranın kabuğunu  sürekli soymak gibidir. Her gün yeniden acı çekmektir. Gurbette günler  geçmek bilmez, vatanı özlemi katre katre içine işler. Dünyanın bütün  güzellikleri ve zenginlikleri verilse de vatana ve yurda değişilmez.  Hele hele ardında ananı, yârini vatanında bırakıp, gurbette olmak  çekilmez bir çiledir.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşının o acımasız kıyım  dolu yıllarını yaşayan Kırımlı soydaşlarımızın çektiklerini  anlatabilmemizin imkânı yoktur. Sürgünler, esir kamplarında olmadık  işkenceler, vahşice kıyımlar, açlıkla ölüm arasında, ölenin yolda  kaldığı cehennem yürüyüşüne yürüyorlar. Asılardır sahiplendiğin gök  kubbe altında, hür ufuklara doğru at koşturduğun topraklarda esarete  düşerek bu topraklardan sökülüp atılıyorsun. Başka bir milletin esareti  altında bir başka millete karşı cephelerde savaşarak canlar veriliyor.  Daha tarifsiz birçok vahşice katliamı ve yaşanan trajediyi anlatabilmek  hiçbirimizin yapamayacağı mahiyettedir. Bu trajediyi ancak, içinde  yaşayarak objektifi olan ve bu olayları içinde kızdırarak, kızgın lavlar  misali kalemiyle kâğıda dökebilen Cengiz Dağcı anlatabilir.</p>
<p>Savaş  yıllarında sürgün olup, esir düşen ve daha sonra yıllarca yurdundan  uzak yaşayan ama yurdunun ana dilini, en önemlisi Türklüğünü unutmayan  bu büyük edebi kişilik Cengiz Dağcı’dır. 9 Mart 1920 tarihinde Kırım’ın  Yalta şehrinin Gurzuf  kasabasına yakın Kızıltaş köyünde doğan Cengiz  Dağcı’nın, çocukluk yılları kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü  ve büyük baskılar altında geçer. Babasının Kırım’dan sürgün yaşaması  onun gurbet temalı ve hüzünlü bir üsluba sahip olmasına neden olmuştur.  Çocukluk yıllarında Rus yazarların eserlerini okuyarak edebiyatla iç içe  olmuştur. İşte bu yıllarda ilk şiirlerini kaleme almaya başladı ve ilk  şiiri Kırım Gençlik Dergisinde yayınlandı. Bazı şiirlerinin de Kırım  Yazarlar Birliğinin Edebiyat Mecmuâsında yer almasıyla üstün bir yazar  olmasındaki ilk adımı atmıştır. Kırım Pedagoji Enstitüsüne girerek  tahsilini sürdürürken, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile tahsilini  bitiremeden askere alındı. Odesadaki Subay Okuluna gönderilerek Rus  ordusuna dâhil edildi. Ruslar, Kırımlılara hiç güvenmiyordu ve onları  savaşta kalkan olarak kullanmaya çalışıyordu. Oysa o ve onun gibi pek  çok Kırımlı, savaştan evvel insan yerine bile konulmuyordu.</p>
<p>Bir  süre Rus ordusunda savaşmış ve daha sonra Ukrayna Cephesinde Almanlara  esir düşmüştür. Almanlar tarafından kurulan Türkistan Lejyonuna katılıp,  yıllarca baskısı altında yaşadığı Ruslara karşı savaştı. Daha sonra  Polanya’ya geçerek burada hayatının en değerli insanı olan eşi Regina  ile tanışmış ve onunla evlenmiştir. 1945-46 senelerinde binlerce  Türkistanlı ile birlikte Türkiye’ye gelmek için müracaatta bulundu.  Fakat devrin idarecileri tarafından bu istekleri kabul edilmediği için  gelemedi. Daha sonra çaresiz ortada kaldığı için Kızılhaçın yardımıyla  İngiltere’ye gitti. Londra’ya yerleşti ve birçok eserinde burada, hiç  gelemediği Türkiye’nin dili Türkçe ile kaleme almıştır.</p>
<p>Savaş  yıllarında yaşadıkları onun psikolojisinde derin etkiler bırakmıştır.  Eserlerinde yaşadıklarını dile getirerek, Kırım Türklerinin savaş öncesi  ve sonrası çektikleri sıkıntıları ve yaşam tarzlarını hatıra şeklinde  romanlarında işlemiştir. Cengiz Dağcı’nın yaşamını kaleme aldığı  “Yurdunu Kaybeden Adam” eseri bizzat kendini anlatmaktadır. Bütün  dünyayı yerle bir eden, hatta kimyasını bozan II. Dünya Savaşı ile  başlayan “Korkunç Yıllar” binlerce insanı vatansız, yurtsuz bırakırken,  biz Türkçe konuşanlara önemli bir edebiyat adamını kazandırdı. Aslında  bu acı dolu yıllar içinde Cengiz Dağcı’yı kazanmak bir teselli olmuştu.</p>
<p>Anavatanından,  Türkiye’den yıllarca uzak yaşasa da anamın dili dediği Türkçe ile  yazmayı tercih etmiştir. Türkiye’de yayınlanan ilk eseri olan “Korkunç  Yıllar” 1956 yılında bizzat Yaşar Nabi’nin arzusu ile basılarak Türkiye  ile tanışmıştır. Basılan ilk eserinin redaksiyonunu da şair Ziya Osman  Saba yapmıştır. Eserlerinin Türkiye’de büyük ilgi uyandırması üzerine  birçok eseri daha basılarak Türkiye’de önemli yazar olmayı başardı.  1970’li yıllarda Türkiye’de sağ-sol kamplaşmasının başladığı, terör  olaylarını arttığı ve sanatçılar arasında keskin görüş ayrılıklarının  başladığı yıllardı. “O Topraklar Bizimdi” kitabında Komünizme ağır  eleştirilerde bulunmasından dolayı Türkiye’nin politik ortamında tavır  geliştirilmesine yol açar. Cengiz Dağcı’nın vatan özlemi ve milliyetçi  duygular ile kaleme aldığı eserlerinden dolayı Türkiye’de faşist yazar  damgası vurulmaya çalışılmıştır. Yıllar öncesinde savaşın ortasında  toplanan Alman birliğine katılmak istemeyince komünist damgasını  yemişti.</p>
<p>Cengiz Dağcı “bir yazar hangi dilde yazar ise o dilin  yazarıdır” diyerek, Polonyalı yazar Kozinevski’yi örnek gösteriyor ve  İngilizce yazan Kozinevski’yi Polonyalı olmasına rağmen ülkesinde  kimsenin tanımadığına işaret ediyor. Yazarın milliyetini ve özü olan  dilinin önemini ve bağlantısını dile getirmiştir. Çünkü bir milleti var  eden en önemli etken kültürünün geleceğe doğru ilerlemesinin teminatı  olan dildir. Dağcı, bu bilinç ile ana dilim dediği Türkçe ile birçok  başarılı eser ortaya koyarak Türk edebiyatının zenginleşmesinde önemli  bir rol oynamıştır.</p>
<p>Kırım’ın genç yazarının pek bilinmemesine  rağmen Kırım Tatarca şiirleri de vardır. Dağcı gençlik yıllarından  itibaren tarih ve edebiyata karşı büyük ilgi duyarak yaşamıştır.  Yaşadığı dönemin koşulları, sürgün yıllar ve savaşlar onun  psikolojisinde yoğun bir karmaşa oluşturarak, edebi yaşantısında önemli  etkenler ışığında abide yapıtlar ortaya koymasını sağlamıştır.</p>
<p>Batı  edebiyatı okumuş, derin bilgi ve kültür sahibi olan hayat arkadaşı  Regina Hanım, Dağcı’nın romanlarını yazmasında en büyük destekçisi idi.  Gurbette, vatanını, yurdunu kaybederek yaşamını sürdürmesindeki tek  teselli kaynağı eşi olmuştu, Dağcı’ya. Belki de yurdundan, vatanından  hatta anasından sonra en önemli değeri eşiydi.</p>
<p>Cengiz Dağcı’nın  romanlarında ana temayı Kırım Tatarları’nın sürgün yıllarında ve İkinci  Dünya Savaşı sonrasında yaşadıkları dram oluşturdu. Eserlerindeki  antikomünist yaklaşım sebebiyle, sağ-sol kutuplaşmaları Dağcı’yı “sağcı  yazar” olarak, bir kesimin yazarı haline getirdi. Yaşadığı savaş ve  sürgün yıllarında Ruslardan ve komünist yönetimden yediği darbeler  nedeniyle antikomünist bir yapıya sahip olarak eserlerine bunu açık  şekilde yansıtmıştır. Fakat belli bir kesimin yazarı olarak anılmaktan  pek hoşlanmıyordu. Çünkü sanatçıların kutuplaşmalara taraf olmasını  istemiyordu. Cengiz Dağcı bunu şu şekilde dile getiriyor: “Ben  yazarların kutuplaşmalar içinde yer almasından hoşlanmıyorum. Yazar,  toplumun her kesimine hitap eder.” Dağcı’nın bu tutumu sanat ve edebiyat  dünyası için önemli bir durum teşkil etmektedir. Yazar yazdıkları ile  toplumun her kesimine hitap ederek onları bütünleştirme çabası içinde  olmalıdır. Çünkü onlar toplumların geleceğe doğru yürümesinde öncü rol  oynayarak, toplumların aynası olarak önemli bir temsil hakkına sahiptir.  Yazar bu saygınlığını sürekli taşıyabilmesi için toplum içindeki  duruşundan taviz vermeden atiyi şekillendirme hayalini canlı tutmalıdır.</p>
<p>Kırım  Türklerinin maruz kaldıkları sürgün ve vahşeti destansı bir yapıya  dönüştürerek romanına aktaran Dağcı, sanki yeniden Türklüğün dirilişini  dile getiriyordu. Tarihte yazılan destanların ruhunu kaleminde yaşatarak  bir milletin makûs talihini romanlarıyla destanlara dönüştürebilmiştir.  Cengiz Dağcı’nın romanları ve “Anneme Mektuplar” eseri sadece destansı  motifler taşıyor sanılmasın. Çünkü Dağcı’nın eserlerinde 1917’den sonra  Kırım’ın ve Kırım’lının yaşadığının destanı olmuştur. Hiç kimsenin  duymadığını duymuş, yaşamadığını yaşamış bir edebi çınar olmuştur. Savaş  yıllarını anlatan hiçbir roman “Korkunç Yıllar” ve “Yurdunu Kaybeden  Adam”ın başarısına ulaşamamıştır. Çünkü hiçbir romancı Sadık Turan’ın  yaşadığını yaşamadı; cehennem gibi bir savaşın iki cephesinde birden  bulunmadı ve hiçbir savaşçı romancı yurdunu kaybetmedi.</p>
<p>“Anneme  Mektuplar” Cengiz Dağcı’nın Londra’daki kafesinde çocukluğunda yaşadığı o  zor günlere gidip gelmesiyle meydana gelmiş destanî bir romandır.  Kırım’da bıraktığı ve bir daha yanına dönemediği annesine özlemle,  hayalinde kurgulayarak annesine mektuplar şeklinde bir destanın  parçalarını bir araya getirmiştir. Her mektupta kurguladığı hayalini  sanki yaşamış gibi aktarışı, aslında bu anlatılanların Kırım’ın öz  hikâyesi olduğunu gösterir. Bu eserdeki verdiği aşk hikâyeleri,  mekânlar, canlı ve kanlı şekilde anlatılışı Kırım’ın bütün dokularını  romana işlemiştir. Tıpkı Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana” ‘daki gibi  sıcak bir ana motifi; parçaları, mektupları sımsıcak birbirine bağlar.  Baktığımızda Cengiz Dağcı Kırım Türklerinin acısını ve mücadelesini  anlatırken, Cengiz Aytmatov’da Kırgız Türklerinin mankurtlaşmaya karşı  verdiği mücadeleyi dile getirmektedir. Her iki Türk topluluğuna da bu  eziyetleri yaşatan Rusların komünist yönetim yapısı ve kıyıma dayalı  politikasıdır. Her iki yazar toplumunun özgürlük savaşçısı olarak tüm  dünyada toplumlarının temsilcisi olmuştur. Tüm dünyaya Türklerin  mücadeleci yapısını ve edebi alandaki üstünlüğünü ispatlayarak, Türk  edebiyatını dünya literatüründe en üst seviyeye taşımışlardır.</p>
<p>“Yansılar”  kitabının sonunda yer alan bir ek hikâye var: Yurdunu Kaybeden Bir  Adamın Zamansız Çilesi. Bu hikâyesi yine Kırım’ın bir başka destanını  dile getirmektedir. Harpten dönen bir savaşçının vatanında karşılaştığı  cesetlerle dolu manzara ve vagonlara doldurularak bilinmez ufuklara  gönderilen binlerce çoluk çocuk, ihtiyar… “Anneme Mektuplar” ‘daki  çoğalarak yeniden dirilme motifini bu eserinde de işlemiştir. Cengiz  Dağcı’nın eserlerinde işlediği çoğalarak, yeniden dirilme unsuru;  bilinçaltında sürekli tuttuğu Türk destanlarının özünden alarak yeniden  şekillendirme ve tarihte olduğu gibi Türklüğü yeniden diriltme esasını  işlemektedir.</p>
<p>Savaş yorgununun dramatik ve esrarlı ruh macerasını  işleyen “Benim Gibi Biri” eserinde savaş sonrasında yersiz, yurtsuz,  vatansız kalan bir adamın garip ve esrarengiz yolculuğunu anlatmaktadır.  Sanki bütün bir coğrafya insansız kalmış gibi savaşçı yeni mekânlar ve  ufuklar peşinde oradan oraya sürüklenmeye başlamıştır. Dağcı, bu  savaşçının meçhul bir şekilde yaşaması ve vatan, millet sevgisi ile  geçen uzun yılların ruhunda verdiği derin acıyı her an hatırlayarak  içini sızlatmasını en mühim motiflerle ince bir şekilde işleme  ustalığını göstermiştir. Dağcı yaşadığı hikâyeleri ruhunda en iyi  biçimde çözümleyerek, tarih ve edebiyat şuuru ile geleneksel motifleri  geleceğe uyarlayarak eselerinde doyumsuz bir haz vermektedir.</p>
<p>Cengiz  Dağcı halkının yaşadığı sürgünü sembolleştirerek Türk halkının yaşam  biçimine uyarlayarak ortaya koyduğu bir diğer başarılı eseri de “Dönüş”  ‘tür. “Dönüş” romanı Türkiye’de ve dünyada filmi çekilerek görsel  şekilde hayranları ile buluşmuştur. Kırım’a uygulanan baskıcı rejimin  benzeri olan başka bir baskıcı yapı Türkiye’deki feodal düzen ve bu  düzenin sonucu eşini gurbete gönderen kadının çektiği eziyetleri, kendi  yurdundaki yaşanan acıları uyarlayarak dile getirmiştir. Cengiz Dağcı  hem yurdundaki eziyetleri hem de vatanım dediği ülkenin eziyet gören  insanların sorunlarını ve acılarını bir nakkaş gibi nakış nakış  sayfalarına işlemiştir. Gurbet ve acılar onun üslubunu oluşturarak  çekilen zulmü eserlerinde işleyerek bir milletin, bir vatanın çilesini  simgelerle dile getirmiş ve Türk edebiyatının üstün sanatçısı olarak çok  büyük katkılarda bulunmuştur.</p>
<p>Kırım, anavatanı onun hep daim  hayalinde olmuştur ve ona kavuşma özlemi sürekli yüreğinde olmuştur.  Tatarların sürgünden sonra anavatanına geri dönmesi onu çok mutlu  ediyor. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle eserlerinin Kırım’daki Tatarlara  kavuşamaması içinde bir sızıdır. Yüreği sürekli Tatarlarla birlikte  atıyor ve kendisi gibi sürgünden dönemeyen Tatarlarında Kırım’a  kavuşması için dua ediyor…</p>
<p style="text-align: justify;">KAYNAKLAR<br />
1 &#8211; http://www.cengizdagci.org/default.asp?id=84604&amp;lng=1<br />
(Ahmet Bican Ercilasun, Prof. Dr., Cengiz Dağcı’nın Veya Kırımlı’nın Dramı, Emel Dergisi, Sayı:168, Eylül-Ekim 1988, s.21-25)<br />
2 &#8211; Cengiz Dağcı- http://www.ulkuocaklari.org.tr/default.asp?CCC=MenuSistemi&amp;UO=AltIcerik&amp;ID=491&amp;MenuID=26<br />
3 &#8211; Mustafa Köker, Cengiz Dağcı, Kardeş Kalemler Dergisi, Sayı:4 Nisan 2007, s.28-37<br />
4 – http://www.bibilgi.com/Cengiz-Da%C4%9Fc%C4%B1</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci-turk-dunyasi-birimi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci-turk-dunyasi-birimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Temel Davamız</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/temel-davamiz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/temel-davamiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Sep 2011 11:01:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başbuğ'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocak/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Bizim, Türk Milliyetçileri olarak dâvamız Türk Milletinin varlığını yüceltmek ve ebediyyen devam ettirmek davasıdır. Bu fikrin, bu dâvanın üstünde başka hiç bir fikir, başka bir dâva yer alamaz. Türk Milletinin varlığını korumak, yükseltmek ve onu ebediyyen devam  ettirmek fikrine hizmet etmeyen, bu fikre uygun olmayan hiçbir davranış, hiçbir hareket, Türk Milleti için meşru olamaz.   Milletler  arasında devamlı  bir yarışma,  bir mücadele sürüp gitmektedir. Her millet kendi milletini daha üstün yapmak, daha refahlı, daha saadetli, daha medeni, daha ileri bir millet yapmak için çırpınır ve mücadele eder. Bu şuurdan, bu duygudan, bu kutsal ihtirastan mahrum olan milletler, yok olmaya, sürünmeye mahkumdur. İşte tarihin kaydettiği en eski devirlerden beri milletler arasında sürüp giden bu mücadele içinde Türk Milletinin bir ân önce içinde bulunduğu bakımsız, fakir, geri kalmış ve kuvvetsiz durumdan kurtulması, başkalarına avuç açarak yardım dilenme durumundan kurtularak kendi gücüyle ayakta duran, sözünü ve şerefini her yerde saydıran güçlü, medeniyette en ileri, refahta en ileri bir millet hâline gelmesi&#8230; Dâvamız budur. Türk Milletinin böyle bir varlık haline gelmesi her şeyden önce milliyetçilik şuuruna ve Türk Milletini yeryüzünde en refahlı, en güçlü, en medeni bir millet haline getirmek ülküsüne, ihtirasına sahip olmakla mümkündür. Bugün Milliyetçi Hareket diye bayrağını açtığımız, sevgili milletimiz, aziz vatandaşlarımız tarafından daha çok kulak verilen, daha büyük sevgiyle bayrağının altında toplanılan bu hareketin gayesi, manâsı budur. Bugün yeryüzünün ileri ve modern memleketleriyle Türkiyemizin arasındaki mesafe kapanmak yerine daha ziyade genişlemekte ve açılmaktadır. Bundan yüzyıl evvelki Türkiye&#8217;nin, meselâ o zamanın Almanya ve İngilteresiyle, bugünün Almanyası ve İngilteresi arasındaki mesafe küçülmek yerine büyümüştür, büyümektedir. Memleketimizde uygulanan kalkınma programları, kalkınma plânları propaganda mahiyetindedir. Avrupa İktisadi İşbirliğinin ilim adamları tarafından yapılan incelemeye göre bugün Türkiye de uygulanmakta bulunan plân ve programa göre memleketin yılda kalkınma hızı yüzde yedi olarak kabul edilmiştir. Yüzde yedinin yüzde üçü, her yıl artan nüfusun ihtiyaçlarına gitmektedir. Geri kalan yüzde dört elde edildiği takdirde, bu hızla Türkiye kalkınacak olursa bugünkü ileri Avrupa memleketleriyle ancak 249 yıl sonra aynı seviyeye gelebilir. Böyle bir yavaş harekete; Türk Milletini sefalet içinde, perişanlık içinde kalmaya, sürünmeye zorlayan böyle az bir kalkınmaya şuurlu Türk Milliyetçileri olarak isyan etmek, başkaldırmak, Türk Milletinin varlığını bir an önce kurtarmak dâvası güdenler için en kutsal bir vazifedir. Milliyetçi Hareket olarak bunu yapıyoruz. Milletimizin yaşaması, yükselmesi için herşeyden evvel tek kalp olarak çarpmak, tek ruh, tek ses halinde birlik beraberlik içinde bulunmak lâzımdır. Bugün bir çok felaketlere uğramış olmaklığımıza rağmen, yeryüzünün en büyük milletlerinden birisi Türk Milletidir. Tuna nehrinden, Balkan dağlarından Çin&#8217;e kadar hâlâ Türkler uzanmaktadır, hâlâ Türklerin yurdundan geçilmektedir. Bu büyük milletin tarihte yapmış olduğu büyük işler ve gelecekte yeniden ortaya çıkaracağı büyük varlık, bu bölgede gözü olan, Türk Milletinin güçlenmesinden endişe duyan, bir takım yabancı kuvvetleri, yabancı çevreleri endişelendirmektedir. Bunun için de Türk Milletinin güçlenmesini, kalkınmasını engellemek için herşeyden evvel milli birliğimizi ve bütünlüğümüzü bozacak, parçalayacak fesat tertipleri, fitne hareketleri halkımızın içine, milletimizin arasına yayılmaya, salınmaya çalışılmaktadır.Türk Milletinin kalkınması için her Türkün daima birinci plânda gözetmesi icabeden husus, birliğin korunması, beraberliğin korunması, bizi parçalayacak, bizi birbirimizden soğutacak, bizi birbirimize karşı getirecek her tertibin elbirliğiyle karşısına dikilmek olmalıdır. Birliğimize...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/Basbugdan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Bizim, Türk Milliyetçileri olarak dâvamız Türk Milletinin varlığını yüceltmek ve ebediyyen devam ettirmek davasıdır. Bu fikrin, bu dâvanın üstünde başka hiç bir fikir, başka bir dâva yer alamaz. Türk Milletinin varlığını korumak, yükseltmek ve onu ebediyyen devam  ettirmek fikrine hizmet etmeyen, bu fikre uygun olmayan hiçbir davranış, hiçbir hareket, Türk Milleti için meşru olamaz.   Milletler  arasında devamlı  bir yarışma,  bir mücadele sürüp gitmektedir. Her millet kendi milletini daha üstün yapmak, daha refahlı, daha saadetli, daha medeni, daha ileri bir millet yapmak için çırpınır ve mücadele eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şuurdan, bu duygudan, bu kutsal ihtirastan mahrum olan milletler, yok olmaya, sürünmeye mahkumdur. İşte tarihin kaydettiği en eski devirlerden beri milletler arasında sürüp giden bu mücadele içinde Türk Milletinin bir ân önce içinde bulunduğu bakımsız, fakir, geri kalmış ve kuvvetsiz durumdan kurtulması, başkalarına avuç açarak yardım dilenme durumundan kurtularak kendi gücüyle ayakta duran, sözünü ve şerefini her yerde saydıran güçlü, medeniyette en ileri, refahta en ileri bir millet hâline gelmesi&#8230; Dâvamız budur. Türk Milletinin böyle bir varlık haline gelmesi her şeyden önce milliyetçilik şuuruna ve Türk Milletini yeryüzünde en refahlı, en güçlü, en medeni bir millet haline getirmek ülküsüne, ihtirasına sahip olmakla mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Milliyetçi Hareket diye bayrağını açtığımız, sevgili milletimiz, aziz vatandaşlarımız tarafından daha çok kulak verilen, daha büyük sevgiyle bayrağının altında toplanılan bu hareketin gayesi, manâsı budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün yeryüzünün ileri ve modern memleketleriyle Türkiyemizin arasındaki mesafe kapanmak yerine daha ziyade genişlemekte ve açılmaktadır. Bundan yüzyıl evvelki Türkiye&#8217;nin, meselâ o zamanın Almanya ve İngilteresiyle, bugünün Almanyası ve İngilteresi arasındaki mesafe küçülmek yerine büyümüştür, büyümektedir. Memleketimizde uygulanan kalkınma programları, kalkınma plânları propaganda mahiyetindedir. Avrupa İktisadi İşbirliğinin ilim adamları tarafından yapılan incelemeye göre bugün Türkiye de uygulanmakta bulunan plân ve programa göre memleketin yılda kalkınma hızı yüzde yedi olarak kabul edilmiştir. Yüzde yedinin yüzde üçü, her yıl artan nüfusun ihtiyaçlarına gitmektedir. Geri kalan yüzde dört elde edildiği takdirde, bu hızla Türkiye kalkınacak olursa bugünkü ileri Avrupa memleketleriyle ancak 249 yıl sonra aynı seviyeye gelebilir. Böyle bir yavaş harekete; Türk Milletini sefalet içinde, perişanlık içinde kalmaya, sürünmeye zorlayan böyle az bir kalkınmaya şuurlu Türk Milliyetçileri olarak isyan etmek, başkaldırmak, Türk Milletinin varlığını bir an önce kurtarmak dâvası güdenler için en kutsal bir vazifedir. Milliyetçi Hareket olarak bunu yapıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin yaşaması, yükselmesi için herşeyden evvel tek kalp olarak çarpmak, tek ruh, tek ses halinde birlik beraberlik içinde bulunmak lâzımdır. Bugün bir çok felaketlere uğramış olmaklığımıza rağmen, yeryüzünün en büyük milletlerinden birisi Türk Milletidir. Tuna nehrinden, Balkan dağlarından Çin&#8217;e kadar hâlâ Türkler uzanmaktadır, hâlâ Türklerin yurdundan geçilmektedir. Bu büyük milletin tarihte yapmış olduğu büyük işler ve gelecekte yeniden ortaya çıkaracağı büyük varlık, bu bölgede gözü olan, Türk Milletinin güçlenmesinden endişe duyan, bir takım yabancı kuvvetleri, yabancı çevreleri endişelendirmektedir. Bunun için de Türk Milletinin güçlenmesini, kalkınmasını engellemek için herşeyden evvel milli birliğimizi ve bütünlüğümüzü bozacak, parçalayacak fesat tertipleri, fitne hareketleri halkımızın içine, milletimizin arasına yayılmaya, salınmaya çalışılmaktadır.Türk Milletinin kalkınması için her Türkün daima birinci plânda gözetmesi icabeden husus, birliğin korunması, beraberliğin korunması, bizi parçalayacak, bizi birbirimizden soğutacak, bizi birbirimize karşı getirecek her tertibin elbirliğiyle karşısına dikilmek olmalıdır. Birliğimize kasteden tertiplerin başında komünizm, bölgecilik ve mezhepçilik gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partizanlık da millî birliğimizi bölen unsurların başındadır. Bugün memleketimizde demokratik bir düzen, bir nizam tatbik edilmeye çalışılmaktadır. Bir çok partiler vardır. Fakat particilik, parti menfaatları öyle bir kanser hastalığı gibi milletin bünyesini sarmaya çalışmaktadır ki, bu hastalığa tutulan milletimizin, memleketimizin çocukları, insanları gözleri dönüyor, millî birliği, memleketin, devletin yüksek menfaatlarını unutuyorlar, kişisel menfaatlar ve partizan menfaatların pençesinde memleketi tehlikeli ve ıstıraplı bir yöne doğru sürüklüyorlar. Onun için her şeyden evvel şunu her Türk hatırda tutmalıdır: Türk Milletinin birliğini, beraberliğini, hür ve bağımsız yaşamasını sağlamayan, hür ve bağımsız yaşamasına, yükselmesine zararlı olan her çeşit tutum, Türk Milleti için değerini kaybetmiş, Türk Milleti için ortadan kaldırılması icap eden bir husus olur. Binaenaleyh, demokrasi derken particilik derken, her şeyin üstünde Türk Milletinin menfaatlarını, Türk Milletinin birliğini, bütünlüğünü, beraberliğini ve yüksek menfaatlarını gözetmek her Türk&#8217;ün şaşmaz şiarı, şaşmaz düstûru olmalıdır. Buna aykırı düşen davranışlar her Türk için menfurdur, ezilmesi lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Ortadoğu&#8217;da menfaatları bulunan devletler Türkiye&#8217;nin taşıdığı büyük önem dolayısıyla ve Türk Milletini sahip olduğu büyük hayatiyet dolayısıyla Türk Milletini parçalamak, Türk Milletini zehirlemek, onun ahlâkını bozmak onu fesada uğratmak için, onu güçten kuvvetten düşürmek için onu birbiriyle boğazlaşan, birbirini boğan, birbirini yok feden bir cemiyet, bir millet haline düşürmek için her çeşit fitneye, her çeşit tuzağa, her çeşit hileye başvurmaktadırlar. Türk Milleti, kabiliyetli, büyük bir millettir. Bunları anlayacak sağduyuya sahip bir millettir. Hepimiz atadan gelme bu yüksek vasıflarımızı daima uyanık bulundurarak, bu fesat faaliyetlerine karşı varlığımızı korumanın çaresini bulmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milletinin kalkınması için herşeyden evvel Türk Milletinin millî benliğine, millî varlığına dönmesi lâzımdır. Bir milletin yükselmesi, millî değerler meydana getirmesiyle mümkün olur. Bir millet millî ahlâk sahibi olarak, kendi dinine, imanına, ahlakına, âdetlerine, tarihine, geleneklerine sahip olarak ancak gücünü kuvvetini muhafaza edebilir, yükselebilir. Kendi benliğinden uzaklaşan, kendi benliğini hor gören, kendi kendini beğenmeyen, başkalarını kendinden üstün zanneden, başkalarını kopya etmeyi marifet sayan bir millet kendini kaybetmiş, çoktan ölmüş olur. Onun için bizim milletimizi kalkındırmak için açtığımız mücadelede; herşeyden önce üzerinde durduğumuz husus: Biz Türk&#8217;üz, kendimize benzeriz, kuvvetli, vasıflı, meziyetli, ahlâklı bir milletiz. Başkalarından eksik bir tarafımız yoktur. Başkalarını kopya ederek yükselmemiz mümkün değildir. Kendi benliğimize güveneceğiz, kendimize dayanacağız, kendi özelliklerimize dööneceğiz, kendi millî âdetlerimize, ahlâkımıza döneceğiz. Ama modern ilmi, modem tekniği de alıp, onda da bir ân önce yükselmenin çarelerini bulmak suretiyle memleketin kalkanmasını sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Memleketteki her çeşit faaliyetin ve özellikle fikir faaliyetlerinin, güzel sanatların Türk Milletinin millî varlığını korumak, geliştirmek, Türk Milletini uyandırmak ve yükseltmek yolunda seferber edilmesi lâzımdır. Bugünkü gibi san&#8217;at faaliyetlerinin başıboş, çeşitli düşman fikirlerin, çeşitli düşman faaliyetlerin elinde âlet ve oyuncak olarak Türk Milletinin ahlâkını bozmak, Türk Milletinin kültürünü yok etmek, Türk Milletinin fikir faaliyetini öldürmek, onu fikirsiz, ruhsuz,, millî benliğinden uzaklaşmış, millî benliğini öldürmüş hâle getirmek yolunda kullanılmasına müsaade etmemek lâzımdır. Onun için Dokuz Işık görüşünün, Dokuz Işık millî doktrininin Türk Milletini kalkındırmada gözönünde bulundurduğu bu hususu ; bilhassa kültür ve san&#8217;at hayatımızın, fikir hareketlerinin, yazı hayatımızın yüzde yüz millî hedeflere doğru yönelmiş, yüzde yüz millî hedeflerin emrinde, millî ülkünün emrinde ve Türk Milletinin yükselişini sağlayacak yönde seferber edilmesini birinci plânda gözönünde bulundurmaktayız. Başıboş, solcu, komünist, marksist, ne idüğü belirsiz, soysuz, Türk ahlâkına kasdeden, kültür, san&#8217;at, fikir hareketlerine asla müsaade etmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Size büyük bir prensibi işaret ediyorum; Biz, Türk Milliyetçileri olarak, ancak Türk Milletine yararlı olacak faaliyetler için Türkiye&#8217;de hürriyet tanırız. Türk Milletini bozacak, Türk Milletini zarara uğratacak, onun hayatı için tehlike teşkil edecek hiç bir harekete hürriyet tanıyamayız.Türk Milletini yıkma, Türk Milletini yok etme hürriyeti diye bir hürriyet bu topraklarda tanınamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Güzel san&#8217;atların plânlı bir şekilde millî hedeflere doğru seferber edilmesi ve bütün Türk Milletininin millî enerjisinin harekete geçirilmesiyle Türk Milletinin kalkınması kısa zamanda gerçekleşebilir. Çünkü Türkiye&#8217;de sermaye birikimi yoktur. Türkiye&#8217;de birçok imkânsızlıklar vardır. Bunların yenilmesi ancak Türk Milletinin faaliyete geçirilmesi, uyandırılması, millî davalarının sahibi haline getirilip, millî enerjisinin, seferber edilmesi ile mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milletinin binlerce yıllık tarihi boyunca yenilmez olmasını sağlayan ve bugüne kadar her felâketin üstesinden gelerek, her tehlikeyi çiğneyip üstüne çıkmasını sağlayan bazı millî vasıfları, gelenekleri ve inançları vardır, karakteri vardır. Bunların başında asla yenilmeyi kabul etmemek, asla mağlup olmayı kabul etmemek, boyun eğmeyi kabul etmemek; boyun eğmeye, mağlup olmaya karşı çıkmak görüşü, karakteridir. Teslim olmayı red, mağlup olmayı red, yenilmezliğin sırrıdır. Durum ne kadar karanlık olursa olsun, ne kadar imkânsızlıklar içinde bulunursak bulunalım, asla yenilmeyi kabul etmemek, asla teslim olmayı kabul etmemek Türklüğün ezeli şiarıdır. Unutmayın: Bizi kısa zamanda büyük yapacak, kurtaracak olan büyük fikir, büyük ruh budur. Bu büyük ruhu daima yaşatıp, her yere götüreceksiniz. Bununla beraber yükselmek, milli bir devlet olarak, millet olarak yükselmek, yeryüzünün en güçlü, en adaletli, ilimde teknikte en ileriye gitmiş, en büyük varlığı haline yükselmek için büyük bir şevk, büyük bir heyecan, büyük bir azim ve ihtirasla dolu olmak da gereklidir. Şahsi menfaat ihtirasları insanları küçültür. Fakat, Milletini yükseltmek için büyük bir aşk ve ihtirasla dolu olmak insanları yücelten bir sırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyin üstünde Türk Milletinin millî menfaatlerini görmek ve büyük Türkiye&#8217;yi kurmak ülküsünü, ihtirasını, aşkını taşıyacaksınız. Bu aşkla dolu, bu aşkla kendinizi unutmuş hâle geleceksiniz, bu aşkla bir alev haline geleceksiniz; dokunduğunuz her Türk&#8217;ü tutuşturacaksınız ve böylece önümüzde her engel yıkılıp, yollar bize açılacaktır. Milletçe hasis menfaatlaren üstüne çıkmayı bileceğiz ve birbirimize karşı derin bir sevgi, derin bir saygı beslemeye, bu yola girmeye dikkat edeceğiz. Hak ve adalet duygusunu her şeyin üstünde tutacağız. Vatandaşlarımızın hakkını kendi hakkımız gibi, hatta ondan daha mukaddes, daha değerli olarak görerek gözeteceğiz. İnsanlar, sıkıntı çekmeye, aç kalmaya, sefalet içinde yaşamaya, milleti için, arkadaşları için, ailesi için, sevdikleri için her çeşit belâyı göğüslemeye tahammül edebilirler. Ama bir şeye asla tahammül etmezler: Haksızlığa, adaletsizliğe. Türk Milletinin yükselmesini, kalkınmasını düşünürken her şeyin üstünde hak ve adalet duygusunu her yerde yerleştirmeye, her yerde hâkim kılmaya mecburuz. Bunu yapmaksızın Türk Milletinin yükselişi düşünülemez. Türk vatanının selâmeti düşünülemez. Ama bunu fert olarak, aile olarak, grup olarak, parti olarak hepimiz vazgeçilmez mukaddes bir ilke, bir düstur yapmalıyız. Bugün memleketimizin çekmekte olduğu büyük sıkıntıların mühim bir sebebi de içinde bulunduğumuz haksızlıklar, adaletsizliklerdir. Milletimizi bölen kinler, garezler, düşmanlıklar, çekişmeler hep haksızlığın, adaletsizliğin meydana getirdiği şeylerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adaletten söz açmışken sosyal adalet, sosyal yardımlaşma, fırsat ve imkân eşitliği konularından da kısaca bahsetmek lazımdır. Bizim açmış olduğumuz milliyetçilik bayrağı, Dokuz Işıkçılık bayrağı memleketimizde tam bir sosyal adaleti, her sahaya ait bir adaleti kurmayı kendisi için baş prensip edinmiştir. Sosyal adalet demek, vatandaşlar arasında taşınan yükler, mükellefiyetler ve gelirlerin, nimetlerin çalışmaya göre, gayrete göre, liyakat ve kaabiliyete göre adaletle dağılmasını sağlayacak bir düzen demektir. Sosyal yardımlaşma; bir millet; aynı devletin çatısı altında, aynı vatanda yaşayan bir millet, bir evde yaşayan bir ev halkı gibidir. Nasıl bir evde yaşayan bir ev halkı birbirine karşı sorumluysa, birbirinin vebalini taşıyorsa, birbirini iyi durumda bulundurmaya, birbirine el uzatmaya, yardım etmeye, birbirinin ıstırabıyle, derdiyle ilgilenmeye vazifeliyse, bir milletin insanları da böyledir. Türk Milletini köylüsüyle, çiftçisiyle, işçisiyle hepsini içinde toplayan bir Sosyal Yardımlaşma ve Güvenlik Teşkilâtı kurmaya mecburuz. Böylece memlekette, arkası varmış yokmuş iltiması varmış yokmuş, parası varmış yokmuş gibi bir lüzum, bir durum ortadan kalkarak bütün vatandaşların ihtiyacı olan yardımın sağlanması, ihtiyacı olan himayenin sağlanması mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir önemli noktayı da işaret etmek istiyorum. Bu nokta da Şudur: Biz hiç kimseye benzemeyiz. Benzemeyi de istemeyiz, biz Türk&#8217;üz. Şanı olan, şerefi olan, şanlı bir tarihi olan, üç kıtada hüküm sürmüş olan, büyük medeniyetler yaratmış olan,<br />
büyük bir milletiz. Başka milletleri, başka memleketleri taklit etmeye, onların sistemlerini kopya etmeye ihtiyacımız yoktur. Bunu şunun için söylüyorum; Başlatmış olduğumuz Dokuz Işık hareketi, başlatmış olduğumuz Türkçülük, Milliyetçilik hareketi, Türk Milleti içinde hızla gelişiyor. Hızla gelişirken gerek komünistlerin aleyhimizde açmış oldukları kampanyalar, propagandalar, gerek diğer düşman faaliyetlerin aleyhimizde girişmiş oldukları propagandalarda bizim için &lt;nazi&gt; gibi, &lt;faşist&gt; gibi bir takım ithamlar ileriye sürülmektedir. Buna dair açıklamayı ilerdeki sahifelerde yapacağız. Fakat burada şu kadar söyleyeyim ki, bizim hareketimiz ne bir nazi, ne bir faşist hareketidir, Milliyetçilik hareketidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim tarihimizde Meteler, Ertungalar, Cengizler, Timurlar, Fatihler, Yavuzlar, Alparslanlar, Kılıçarslanlar, saya saya bitmeyecek kadar büyük işler yapmış olan büyük şahsiyetler, dünyaya örnek teşkil edecek büyük eserler vermiş olan insanlar varken, bizim kurtarıcı diye başka bir milletlerin ortaya attığı bir takım görüşleri kopya etmeye, onları benimsemeye ihtiyacımız yoktur. Böyle bir şeyi millî izzet-i nefsimize bir darbe telakki ederiz. Bizler başkalarını taklit etmeyi en büyük şerefsizlik sayarız. Bizim yolumuz Dokuz Işık yoludur. Ne komünizm, ne kapitalizm! Türkiye&#8217;yi, Türk Milletini yeniden güçlendirecek, yeniden ilimde, teknikte en yüksek seviyeye çıkaracak olan yüzde yüz millî, yüzde yüz yerli, modern ilmi ve tekniği de önder edinmiş olan Dokuz Işık yoludur. Kurtuluş yolu budur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftemel-davamiz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/temel-davamiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;PKK Terör Örgütünün Yoğunlaşan Saldırıları ve İyice Şımaran Bölücülükle&#8221; ilgili yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-pkk-teror-orgutunun-yogunlasan-saldirilari-ve-iyice-simaran-boluculukle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-pkk-teror-orgutunun-yogunlasan-saldirilari-ve-iyice-simaran-boluculukle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 17:29:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2956</guid>
		<description><![CDATA[PKK terör örgütünün menfur saldırıları milletimizin tahammül ve sabır sınırını aşarak vahim bir mecraya ulaşmıştır. Türk milletinin birliğini ve bin yıllık kardeşliğini baltalamaya çalışan kirli cinayet şebekesi ve siyasetteki uzantıları huzur suzluğun ve istikrarsızlığın çıbanbaşları olmuşlardır. AKP hükümetinin bugüne kadar gösterdiği kayıtsızlık, ihmal ve tolerans bölücü terörün ideolojik ve lojistik ikmal kanallarını açık tutmuş ve önündeki pürüzleri birer birer kaldırarak tutunduğu zemini güçlendirmiştir. Maalesef şehitlerimizin artmasıyla hükümet cenahından gelen kararlılık beyanları şu ana kadar etkili bir sonuç doğurmamış, milletimiz öldürülen teröristlerin istatistikî bilgisinden başka bir gelişmeye şahit olmamıştır. Başbakan Erdoğan’ın; ‘bıçak kemiğe dayandı’, ‘sabrımız tükendi’ açıklamalarıyla süslediği hamaseti ve günü kurtarmaya dönük sözleri bölücü terör çetesini ve hain eylemlerini durduramamış ve şehadetleri engelleyememiştir. Ne acıdır ki Türkiye, kimi zaman bir halı sahada top oynarken kalleşçe; kimi zaman da yolda yürürken ensesinden alçakça vurulan evlatlarımızın şehit edildiği güvensiz, karanlık ve saldırganların köşe başını tuttuğu bir ülke haline gelmiştir. En son olarak Tunceli’de bir polisimizle bir öğretmenimizin şerefsizce katledilmesi acımızı ve üzüntümüzü daha da derinleştirmiştir. Bu vesileyle Cenab-ı Allah’tan tüm şehitlerimize rahmet, gözü yaşlı ailelerine ve milletimize sabır ve başsağlığı, yaralı olup da hala tedavi görenlere acil şifalar diliyorum. Böylesi bir geri ve iptidai ortama ileri demokrasi ve daha fazla özgürlük iddialarıyla gelindiği ortadadır. Seri cinayetlerin failleri dağda işbaşındayken, siyasetteki işbirlikçileri boş durmamakta ve kendilerine paratoner yaptıkları demokrasi, barış ve çözüm gibi pozitif içerikli kavramlarla nefretlerini saçmaktadırlar. Meclis’te temsil imkânı bulmasına rağmen; Kandil ve İmralı’nın iki tarafından tutarak kukla olarak kullandığı bölücülüğün siyasi adresi, her fırsatta zehirli niyetini göstermekte ve gittikçe cüretleşen bir tavır takınmaktadır. Bu kapsamda BDP’nin geçtiğimiz hafta sonu PKK paçavraları eşliğinde yapılan kongresinde, İstiklal Marşımız yerine terör örgütünün sözde marşı çalınmış ve Türk milletine açıkça meydan okunmuştur. Rezaletler ve küstahlıklar bununla da sınırlı kalmamış; vatan evlatlarını şehit eden canilere saygı duruşu yapılmış, bunlara destek mesajları verilmiş ve Mehmetçikle militan aynı seviyede gösterilmiştir. Aziz milletimizi bölmeye karar vermiş olan bir avuç bölücü Ankara’nın göbeğinde; pusu kuran, mayın döşeyen, kahpece arkadan vuran, öğretmene kıyan, polise, askere silah doğrultan, sivil vatandaşlarımızı kaçıran, imama, kaymakama saldıran insanlık mikroplarına arka çıkmışlardır. Bu ibretlik dehşet tablosu karşısında, Cumhuriyet savcılarının yürüttükleri soruşturmayı derinleştirerek fütursuzca terör propagandası yapanlara hukuk devletinin icaplarını yerine getirmeleri zorunlu bir hal almıştır. AKP’yle birlikte kökleşen, ‘yapanın yanına kar kalan’ anlayışı değişmeli, bölünmez bütünlüğümüzü ve milli yeminlerimizi çiğneyenlere ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Türkiye çadır devleti, Türk milleti de rastlantıların bir araya getirdiği dönemsel bir kalabalık değildir. Türk vatanını; her önüne gelenin dikleneceği, hakaretler yağdıracağı, kafasına göre ayrılma hesapları yapacağı derme çatma bir yer olarak görenler milletin demir yumruğunu kafalarında mutlaka hissetmelidirler. AKP azdırdığı, heyecanlandırdığı ve umutlandırdığı bölücü mihrakların ve cinayet örgütünün tehditleri karşısında geri adım atmamalı ve aldığı millet iradesinin gereğini yerine getirmelidir. Bilinmelidir ki, bu son gelişmeler hem ülkemiz hem de milletimiz açısından kırılma ve tarihi bir sapmadır. Nitekim Türkiye’nin bölücülük ve terör yükü taşınamayacak kadar ağırlaşmış ve millet hazinesinin yağmalanarak dağılması artık an meselesi haline gelmiştir. Etnik alt kimliklerin dar kültürel ve siyasal alanda kümelenmesi maalesef asırları aşan Türk milleti gerçeğini bozguna uğratma riskini çoğaltmıştır. Bugünkü açmazların temelinde Başbakan Erdoğan’ın hezeyanlarla dolu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbasintoplantisigm_1.jpg" alt="" width="375" height="225" />PKK terör örgütünün menfur saldırıları milletimizin tahammül ve sabır sınırını aşarak vahim bir mecraya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin birliğini ve bin yıllık kardeşliğini baltalamaya çalışan kirli cinayet şebekesi ve siyasetteki uzantıları huzur</p>
<p style="text-align: justify;">suzluğun ve istikrarsızlığın çıbanbaşları olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin bugüne kadar gösterdiği  kayıtsızlık, ihmal ve tolerans bölücü terörün ideolojik ve lojistik  ikmal kanallarını açık tutmuş ve önündeki pürüzleri birer birer  kaldırarak tutunduğu zemini güçlendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef şehitlerimizin artmasıyla hükümet  cenahından gelen kararlılık beyanları şu ana kadar etkili bir sonuç  doğurmamış, milletimiz öldürülen teröristlerin istatistikî bilgisinden  başka bir gelişmeye şahit olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın; ‘bıçak kemiğe dayandı’,  ‘sabrımız tükendi’ açıklamalarıyla süslediği hamaseti ve günü kurtarmaya  dönük sözleri bölücü terör çetesini ve hain eylemlerini durduramamış ve  şehadetleri engelleyememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne acıdır ki Türkiye, kimi zaman bir halı sahada  top oynarken kalleşçe; kimi zaman da yolda yürürken ensesinden alçakça  vurulan evlatlarımızın şehit edildiği güvensiz, karanlık ve  saldırganların köşe başını tuttuğu bir ülke haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak Tunceli’de bir polisimizle bir  öğretmenimizin şerefsizce katledilmesi acımızı ve üzüntümüzü daha da  derinleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle Cenab-ı Allah’tan tüm şehitlerimize  rahmet, gözü yaşlı ailelerine ve milletimize sabır ve başsağlığı,  yaralı olup da hala tedavi görenlere acil şifalar diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi bir geri ve iptidai ortama ileri demokrasi ve daha fazla özgürlük iddialarıyla gelindiği ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Seri cinayetlerin failleri dağda işbaşındayken,  siyasetteki işbirlikçileri boş durmamakta ve kendilerine paratoner  yaptıkları demokrasi, barış ve çözüm gibi pozitif içerikli kavramlarla  nefretlerini saçmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Meclis’te temsil imkânı bulmasına rağmen; Kandil  ve İmralı’nın iki tarafından tutarak kukla olarak kullandığı  bölücülüğün siyasi adresi, her fırsatta zehirli niyetini göstermekte ve  gittikçe cüretleşen bir tavır takınmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda BDP’nin geçtiğimiz hafta sonu PKK  paçavraları eşliğinde yapılan kongresinde, İstiklal Marşımız yerine  terör örgütünün sözde marşı çalınmış ve Türk milletine açıkça meydan  okunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Rezaletler ve küstahlıklar bununla da sınırlı  kalmamış; vatan evlatlarını şehit eden canilere saygı duruşu yapılmış,  bunlara destek mesajları verilmiş ve Mehmetçikle militan aynı seviyede  gösterilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimizi bölmeye karar vermiş olan bir  avuç bölücü Ankara’nın göbeğinde; pusu kuran, mayın döşeyen, kahpece  arkadan vuran, öğretmene kıyan, polise, askere silah doğrultan, sivil  vatandaşlarımızı kaçıran, imama, kaymakama saldıran insanlık  mikroplarına arka çıkmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ibretlik dehşet tablosu karşısında,  Cumhuriyet savcılarının yürüttükleri soruşturmayı derinleştirerek  fütursuzca terör propagandası yapanlara hukuk devletinin icaplarını  yerine getirmeleri zorunlu bir hal almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yle birlikte kökleşen, ‘yapanın yanına kar  kalan’ anlayışı değişmeli, bölünmez bütünlüğümüzü ve milli yeminlerimizi  çiğneyenlere ne gerekiyorsa yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye çadır devleti, Türk milleti de rastlantıların bir araya getirdiği dönemsel bir kalabalık değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk vatanını; her önüne gelenin dikleneceği,  hakaretler yağdıracağı, kafasına göre ayrılma hesapları yapacağı derme  çatma bir yer olarak görenler milletin demir yumruğunu kafalarında  mutlaka hissetmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP azdırdığı, heyecanlandırdığı ve  umutlandırdığı bölücü mihrakların ve cinayet örgütünün tehditleri  karşısında geri adım atmamalı ve aldığı millet iradesinin gereğini  yerine getirmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, bu son gelişmeler hem ülkemiz hem de milletimiz açısından kırılma ve tarihi bir sapmadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Türkiye’nin bölücülük ve terör yükü  taşınamayacak kadar ağırlaşmış ve millet hazinesinin yağmalanarak  dağılması artık an meselesi haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik alt kimliklerin dar kültürel ve siyasal  alanda kümelenmesi maalesef asırları aşan Türk milleti gerçeğini bozguna  uğratma riskini çoğaltmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü açmazların temelinde Başbakan Erdoğan’ın  hezeyanlarla dolu politikaları ve birlikte yaşamaya yapılan suikastlara  gaflet içinde gösterilen sessizlik bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın; başka coğrafyalardaki  sorunlara odaklanmak yerine, vatanımızda durmadan metastaz yapan  bölücülük ve terör kanserine başını çevirmesi ahlaken ve vicdanen  boynunun borcudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mazlum Filistinli kardeşlerimizin haklarını  savunurken Türk milletini geri plana itmek, gerçeklerden koparak başka  coğrafyaların güvenliğine kilitlenmek ve dayanılmaz bir aşamaya gelen iç  sorunları ötelemek ya da görmezden gelmek aymazlık olduğu kadar da  basiretsizliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti ayrışmayı da aşan ve bölünmeye  giden bir sürecin içine hapsedilmişken, hükümetin bekleyecek ve  oyalanacak bir anı bile kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ecdadımızın sınırlarını kanlarıyla çizdiği vatan  coğrafyası üzerinde hıyanet emellerini uygulamaya cüret edenlerin  hakkında gelmek en başta siyasi sorumluluk taşıyan AKP’nin haysiyet ve  namus meselesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi her türlü desteği vermek için sabırsız ve hazırlıklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran Milletvekili Genel Seçiminde geçerli  oyların yüzde 49,8’ni alan ve artan terörist katliamlar karşısında  bağımsız adayları tercih edenlerin dışındaki geniş seçmen desteğinin  bulunduğu bir ortamda; Başbakan Erdoğan’ın korkmasının, çekinmesinin ve  dengeleri gözeterek hareket etmesinin asla yeri ve zamanı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda partimiz, AKP hükümetinin şu tedbirleri almasında yarar ve gereklilik olacağına içtenlikle inanmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Tıpkı İsrail’e uygulandığı  gibi; bölücülük ve terörle mücadele konusunda bir eylem ve yaptırım  planı hazırlanmalı ve arkasından da uygulanması için gereken titizlik  gösterilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> Doğu Akdeniz’in dalgalarıyla  mücadele etmek yerine önce; Kandil Dağı’ndaki her taşın altı  kaldırılmalı, terörist inleri yaşanmaz hale getirilmeli ve kış gelmeden <strong>‘Kara Harekâtı’</strong> bir an önce hayata geçirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Irak’ın kuzeyinde güvenlik  kuşağı oluşturulmalı ve sınırlarımızdan sızmalara karşı uyanık ve  dikkatli olunmalı, sınır karakollarının hepsi emniyetli bir hale  getirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> ABD’nin bölgedeki hesap ve  hedeflerine göre değil; takip edilecek siyaset Ankara jeopolitiğinin  gereklerine göre icra edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Bölücülük ve terör suçlarına verilecek cezalar ağırlaştırılmalı ve bu konuda tavizsiz olunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Demokratik açılım adı  verilen yıkım projesine son verildiği açıklanmalı, İmralı canisiyle tüm  görüşmeler kesilerek bugün veya gelecekte hiçbir şart altında ev hapsi  ya da serbest kalma imkânı bulamayacağı duyurulmalı ve bu konuda geri  adım atılmayacağı ilan edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> PKK’ya hamilik yapan,  besleyen ve kışkırtan peşmerge yönetimine haddi bildirilmeli ve hangi  dilden anlıyorsa misliyle cevap verilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet ve Kalkınma Partisi tarih sayfalarında;  vatanı bölen ve Türk milletini dağıtan bir hükümet olarak anılmayı  istemiyorsa milli gerçeklerden ve politikalardan kesinlikle  ayrılmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gür ve güçlü bir hükümet etme kararlılığıyla milletimizin boğuştuğu bölücülük ve terör sorunu mutlaka bitirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi bu süreçte olumlu ve  iyi niyetli yaklaşımların yanında duracak; tehlikeli ve tehditlerle dolu  uygulamalarla ne pahasına olursa olsun mücadele edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, Türk milliyetçileri  aşılmadan, yenilmeden ve geçilmeden hain emellerin başarıya ulaşma şansı  asla olmayacaktır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-pkk-teror-orgutunun-yogunlasan-saldirilari-ve-iyice-simaran-boluculukle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-pkk-teror-orgutunun-yogunlasan-saldirilari-ve-iyice-simaran-boluculukle-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Türkiye-İsrail Arasında Gerilen İlişkiler ve Füze Savunma Sisteminin Kurulmasıyla ilgili yayınladığı yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-turkiye-israil-arasinda-gerilen-iliskiler-ve-fuze-savunma-sisteminin-kurulmasiyla-ilgili-yayinladigi-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-turkiye-israil-arasinda-gerilen-iliskiler-ve-fuze-savunma-sisteminin-kurulmasiyla-ilgili-yayinladigi-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 18:46:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2954</guid>
		<description><![CDATA[AKP iktidarının dönemsel, hayalci, duruma göre şekil alan, inandırıcılıktan uzak ve milli çıkarları gözetmeyen dış politikası ülkemizi sorunlarla tuzaklanmış kritik bir noktaya taşımıştır. Hükümetin, uluslararası ilişkilerde sözde durağan ve tek parametreli politikaları dışlama iddiasıyla birlikte, Türkiye’yi küresel ve bölgesel barışa katkıda bulunan sorun çözücü bir niteliğe kavuşturma amacı bugüne kadar bir sonuç doğurmamıştır. Üstelik komşularla ‘Sıfır Sorun Politikası’ adıyla yürütülen yüzeysel ve içi boş politika manevraları milli güçle desteklenmediği için ülkemiz zaman ve emek israfına maruz kalmıştır. Komşu coğrafyalarda istikrar ve barış ikliminin yeşermesi uğruna icra edildiği söylenen temelsiz ve nafile girişimler ters tepmiş ve Türkiye açığa çıkan gerilimin kutup başı haline gelmiştir. Son günlerde İsrail’le olan ilişkiler bu minvalde vücut bulmuş ve somutlaşmıştır. Geçtiğimiz yıl, ağır bir kuşatma altında tutulan Gazze’ye yönelik denizden yapılan insani yardım girişimine, İsrail’in barbarca saldırısı ve sonrasındaki gelişmeler içinden geçtiğimiz zaman dilimindeki gerginliğin en temel kaynağı olmuştur. İsrail’in uluslararası sularda Türk bayraklı yardım gemilerine insaf, hukuk ve insanlık değerlerini hiçe sayarak yaptığı kanlı operasyon ve Mavi Marmara gemisinde bulunan dokuz vatandaşımızı katletmesi bu ülkenin terörist yöntemlerden nasıl beslendiğini de açıkça kanıtlamıştır. Mazlum Filistinli kardeşlerimize dünyanın gözü önünde yapılan eziyetler, baskılar ve kıyımlar insanlık vicdanında kanayan bir yara haline dönüşmüştür. Bu kapsamda, Gazze’ye insani yardım malzemesi taşıyan gemilere İsrail’in düzenlediği haksız ve ahlaksız saldırı Birleşmiş Milletler tarafından soruşturulmuş ve beklenen Rapor ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte söz konusu Rapor’un resmi olarak yayımlanmadan, ABD’deki bazı gazetelere el altından sızdırılması Birleşmiş Milletler’in güvenirliğine ve ciddiyetine büyük bir darbe vurmuştur. Rapor’un İsrail’i aklayan ve hunhar saldırısına gerekçe oluşturmaya çalışan bir içeriği olduğu açık ve meydandadır. Nitekim Gazze’ye yönelik deniz ablukasının meşru gösterilmesi ve İsrail’in uluslararası sularda askeri müdahalede bulunmasına zımnen onay verilmesi başlı başına skandal ve çarpıklıktır. Birleşmiş Milletler tarafından ulaşılan netice adalet ve hakkaniyet ölçülerini ihlal etmiş ve ortaya çıkan Rapor yanlı olmaktan kurtulamamıştır. Filistin halkının haklı ve meşru davasının, sözde insan hakları ve özgürlük savunucuları tarafından dikkate alınmaması en başta insanlık adına rezelet ve utanç vericidir. Milliyetçi Hareket Partisi Birleşmiş Milletler’i tarafgir tutumundan ve İsrail’i de zulmünden dolayı şiddetle kınamaktadır. Ayrıca söz konusu Rapor’da İsrail’in sivil yardım gemilerine yaptığı saldırı sebebiyle; özür dilemesi, tazminat ödemesi ve Gazze’ye uyguladığı ablukayı kaldırması konusunda herhangi bir umut verici ifadeye rastlanılmamıştır. Partimizin de ısrarla dile getirdiği bu talepler karşılık bulmamış ve Türkiye’nin beklentileri boşa çıkmıştır. Esasen bu son gelişmeler hükümetin izlediği dış politikada ne kadar zayıf, aciz ve çaresiz olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. Uluslararası alanda sözü dinlenmeyen, teklifleri kabul görmeyen AKP zihniyetinin; iç politikada mevzi kaybetmemek ve Füze Kalkan Projesinin kurulma tartışmalarını önlemek adına sahte bir İsrail düşmanlığına tevessül ettiği izlenimi gittikçe güçlenmektedir. Bu itibarla hükümet, Birleşmiş Milletler Raporu’nu hükümsüz ilan etmiş ve İsrail’e karşı beş maddelik bir yaptırım paketi uygulamaya koyarak geri dönülmez bir yola girmiştir. Türk-İsrail ilişkilerinin ikinci katip düzeyine indirilmesi ve askeri anlaşmaların askıya alınması gibi geç kalmış hususlar, AKP’nin zorunlu olarak başvurduğu tedbirler olarak ortaya çıkmıştır. Ne var ki, Milliyetçi Hareket Partisi 31 Mayıs 2010 tarihinde yazılı basın açıklaması marifetiyle AKP hükümetinden; √ İsrail’deki büyükelçimizi derhal ve süresiz geri çekmesini, √ Bu ülkeyle olan askeri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/devletbahcelitbmm.jpg" alt="" width="350" height="226" />AKP iktidarının dönemsel, hayalci, duruma göre  şekil alan, inandırıcılıktan uzak ve milli çıkarları gözetmeyen dış  politikası ülkemizi sorunlarla tuzaklanmış kritik bir noktaya  taşımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin, uluslararası ilişkilerde sözde  durağan ve tek parametreli politikaları dışlama iddiasıyla birlikte,  Türkiye’yi küresel ve bölgesel barışa katkıda bulunan sorun çözücü bir  niteliğe kavuşturma amacı bugüne kadar bir sonuç doğurmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik komşularla ‘Sıfır Sorun Politikası’  adıyla yürütülen yüzeysel ve içi boş politika manevraları milli güçle  desteklenmediği için ülkemiz zaman ve emek israfına maruz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Komşu coğrafyalarda istikrar ve barış ikliminin  yeşermesi uğruna icra edildiği söylenen temelsiz ve nafile girişimler  ters tepmiş ve Türkiye açığa çıkan gerilimin kutup başı haline  gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son günlerde İsrail’le olan ilişkiler bu minvalde vücut bulmuş ve somutlaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yıl, ağır bir kuşatma altında tutulan  Gazze’ye yönelik denizden yapılan insani yardım girişimine, İsrail’in  barbarca saldırısı ve sonrasındaki gelişmeler içinden geçtiğimiz zaman  dilimindeki gerginliğin en temel kaynağı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail’in uluslararası sularda Türk bayraklı  yardım gemilerine insaf, hukuk ve insanlık değerlerini hiçe sayarak  yaptığı kanlı operasyon ve Mavi Marmara gemisinde bulunan dokuz  vatandaşımızı katletmesi bu ülkenin terörist yöntemlerden nasıl  beslendiğini de açıkça kanıtlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mazlum Filistinli kardeşlerimize dünyanın gözü  önünde yapılan eziyetler, baskılar ve kıyımlar insanlık vicdanında  kanayan bir yara haline dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, Gazze’ye insani yardım malzemesi  taşıyan gemilere İsrail’in düzenlediği haksız ve ahlaksız saldırı  Birleşmiş Milletler tarafından soruşturulmuş ve beklenen Rapor ortaya  çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte söz konusu Rapor’un resmi  olarak yayımlanmadan, ABD’deki bazı gazetelere el altından sızdırılması  Birleşmiş Milletler’in güvenirliğine ve ciddiyetine büyük bir darbe  vurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Rapor’un İsrail’i aklayan ve hunhar saldırısına gerekçe oluşturmaya çalışan bir içeriği olduğu açık ve meydandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Gazze’ye yönelik deniz ablukasının meşru  gösterilmesi ve İsrail’in uluslararası sularda askeri müdahalede  bulunmasına zımnen onay verilmesi başlı başına skandal ve çarpıklıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birleşmiş Milletler tarafından ulaşılan netice  adalet ve hakkaniyet ölçülerini ihlal etmiş ve ortaya çıkan Rapor yanlı  olmaktan kurtulamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Filistin halkının haklı ve meşru davasının,  sözde insan hakları ve özgürlük savunucuları tarafından dikkate  alınmaması en başta insanlık adına rezelet ve utanç vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi Birleşmiş Milletler’i tarafgir tutumundan ve İsrail’i de zulmünden dolayı şiddetle kınamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca söz konusu Rapor’da İsrail’in sivil  yardım gemilerine yaptığı saldırı sebebiyle; özür dilemesi, tazminat  ödemesi ve Gazze’ye uyguladığı ablukayı kaldırması konusunda herhangi  bir umut verici ifadeye rastlanılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizin de ısrarla dile getirdiği bu talepler karşılık bulmamış ve Türkiye’nin beklentileri boşa çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasen bu son gelişmeler hükümetin izlediği dış politikada ne kadar zayıf, aciz ve çaresiz olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası alanda sözü dinlenmeyen, teklifleri  kabul görmeyen AKP zihniyetinin; iç politikada mevzi kaybetmemek ve  Füze Kalkan Projesinin kurulma tartışmalarını önlemek adına sahte bir  İsrail düşmanlığına tevessül ettiği izlenimi gittikçe güçlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla hükümet, Birleşmiş Milletler  Raporu’nu hükümsüz ilan etmiş ve İsrail’e karşı beş maddelik bir  yaptırım paketi uygulamaya koyarak geri dönülmez bir yola girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk-İsrail ilişkilerinin ikinci katip düzeyine  indirilmesi ve askeri anlaşmaların askıya alınması gibi geç kalmış  hususlar, AKP’nin zorunlu olarak başvurduğu tedbirler olarak ortaya  çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, Milliyetçi Hareket Partisi 31 Mayıs 2010 tarihinde yazılı basın açıklaması marifetiyle AKP hükümetinden;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>İsrail’deki büyükelçimizi derhal ve süresiz geri çekmesini,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Bu ülkeyle olan askeri alandaki ve savunma sanayindeki işbirliğini kesmesini istemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidarın yaklaşık 1,5 yıllık bir gecikmeyle, partimizin görüşlerine benzer bir tavır alması yerindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra İsrail’le olan ilişkilerde taviz verilmemesi ve sonuç almak için dik duruş gösterilmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan AKP hükümetinin, ülkemizi sonu  meçhul maceralara sürükleyecek acemilikten ve acelecilikten kesinlikle  uzak durması hayati bir öneme sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Doğu Akdeniz’de ‘seyrüsefer serbestîsi’  için her türlü önlem alınacağına dönük irade beyanın tehlikeli  gelişmelere kapı aralayacağı da unutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkent Ankara vizyonundan savrulan AKP  hükümetinin, ne yapacağını şaşırmış bir halde başka coğrafyaların  güvenliğine aşırı bir şekilde odaklanması milletimizin selameti ve  esenliği açısından hayırlı olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve hükümetinin, kendi iç  sorunlarımızın katlandığı bir dönemde; başka ülkelerin yaşadığı travma  ve olumsuzluklardan dolayı Türk milletini ve ülkemizi fırtınanın  ortasına sürüklemesi görmezden gelinecek ve affedilecek bir durum  değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü kadarıyla, sıfır sorun politikasından  herkesle sorun yaşayan bir ülke haline gelinmesi, hükümetin uluslararası  ilişkilerde iflas ettiğinin açık ispatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin, aniden İsrail karşıtı sert bir  tutum takınmasıyla, bu ülkeyi İran’a karşı korumak üzere planlanan Füze  Savunma Sistemi’nin, ülkemize yerleştirilme zamanlaması arasındaki  paralellik dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer AKP, Füze Savunma Sistemi’nin kurulmasıyla  ilgili sürecin gölgelenmesini sağlamak ve bu kapsamda gündem değiştirmek  adına İsrail kartını ileri sürüyorsa, bu yaptığı tezgâh kısa sürede  deşifre olacak ve bunun bedelini de mutlaka ödeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, milli menfaatler  konusunda atılacak her türlü adımın ve mazlum Filistinli kardeşlerimizin  haklarını savunmak için yapılacak girişimlerin elbette destekçisi ve  takipçisi olacak ve mutlaka arkasında duracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz İsrail’le olan münasebetlerde AKP’nin  sonuç alıcı ve istikrarlı olmasını beklemekte ve Türkiye’nin hak ve  hukukunu kürenin her tarafından tavizsiz bir şekilde savunmasını ısrarla  istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın bundan sonra, Filistinli  kardeşlerimizin yüreğini serinletmek ve inandırıcılığını göstermek için  sahibi olduğu ‘Yahudi Cesaret Ödülü’nü bir an önce iade etmesi kendisi  ve zihniyeti açısından da tutarlılık gereği olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sayede AKP hükümetinin gerçek niyet ve duruşu net olarak açığa çıkacak ve bariz olarak anlaşılabilecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-turkiye-israil-arasinda-gerilen-iliskiler-ve-fuze-savunma-sisteminin-kurulmasiyla-ilgili-yayinladigi-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-turkiye-israil-arasinda-gerilen-iliskiler-ve-fuze-savunma-sisteminin-kurulmasiyla-ilgili-yayinladigi-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Ramazan Bayramı&#8221; münasebetiyle yayınladıkları kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 21:02:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2943</guid>
		<description><![CDATA[Mübarek Ramazan ayının manevi hazzını, mehabetini ve kutsiyetini ibadetlerle idrak ederek bayrama ulaşmanın gönül huzurunu milletçe buruk da olsa yaşıyoruz. Bir ay boyunca Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmak ve rahmetinden feyizlenmek için tuttuğumuz oruçlardan sonra, bayram günlerine kavuşmak muhatap olduğumuz vahim hadiselere rağmen yine de mutluluk vericidir. Hayırlarla ve güzelliklerle müjdelenen Ramazan ayının kana bulandığı ve vatanımızın bütünlüğüne, milletimizin birliğine ve esenliğine hainler tarafından saldırılar düzenlendiği tüm berraklığıyla meydandadır. Bölücü terör örgütü PKK’nın saldırıları elbette hepimizi derinden etkilemiş ve toprağa düşen şehitlerimizle yüreklerimiz yanmıştır. Bu itibarla Ramazan Bayramı’na büyük bedeller ödenerek ve kayıplar verilerek gelinmiştir. Millet ve devlet bekası için şehit olan bütün kahramanlara Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve başsağlığı dileklerimi tekrarlıyorum. Şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin bizim nezdimizde muhterem ve ayrıcalıklı bir yere sahip oldukları tartışmasızdır. Bu bayramda onlara daha çok ilgi gösterilmeli ve acılarını hafifletmek için her türlü çaba ve özveri mutlaka sergilenmelidir. Dileğim şehit ailelerinin, yetiştirdikleri yiğit evlatlarının eksikliğini en az hissedecek bir bayramı geçirmeleridir. Bayramlar bizi birbirimize bağlayan, kucaklaşmayı ve hatırlamayı önceliğine alan müstesna ve mümtaz bir zamana işaret eder. Küçüklere sevgi ve şefkatle yaklaşıldığı, büyüklerin hürmetle anıldığı ve ziyaret edildiği bayram günlerinin millet hayatında eşsiz bir yeri bulunmaktadır. Yardımlaşmanın, dayanışmanın, ikramın ve paylaşmanın aziz milletimizin her hanesinde daha da belirginlik kazanması elbette bu bayram günlerinde gerçekleşmektedir. Bayram münasebetiyle dargınlıkların bitmesi, küslerin barışması, dostlukların pekişmesi ve hasretlerin tükenmesi hem zorunlu, hem de doğal bir neticedir. Vatanımızın her yöresinde; gülümseyen yüzler, sevinen kalpler, birleşen eller, dua eden diller eşliğinde kutlanacak bayram günlerinin, Türk milletinin içine düştüğü karanlık ve sancılı süreçten kurtulması için bir başlangıç olmasını temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle aziz vatandaşlarımın ve Türk-İslam coğrafyasının Mübarek Ramazan Bayramı’nı içtenlikle kutluyor, ihtiyaç duydukları huzur, başarı, hoşgörü ve gelişmişlik seviyesine ulaşmalarını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_1.jpg" alt="" width="375" height="225" />Mübarek Ramazan ayının manevi hazzını,  mehabetini ve kutsiyetini ibadetlerle idrak ederek bayrama ulaşmanın  gönül huzurunu milletçe buruk da olsa yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ay boyunca Cenab-ı Allah’ın rızasını  kazanmak ve rahmetinden feyizlenmek için tuttuğumuz oruçlardan sonra,  bayram günlerine kavuşmak muhatap olduğumuz vahim hadiselere rağmen yine  de mutluluk vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayırlarla ve güzelliklerle müjdelenen Ramazan  ayının kana bulandığı ve vatanımızın bütünlüğüne, milletimizin birliğine  ve esenliğine hainler tarafından saldırılar düzenlendiği tüm  berraklığıyla meydandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü terör örgütü PKK’nın saldırıları elbette  hepimizi derinden etkilemiş ve toprağa düşen şehitlerimizle yüreklerimiz  yanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Ramazan Bayramı’na büyük bedeller ödenerek ve kayıplar verilerek gelinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ve devlet bekası için şehit olan bütün  kahramanlara Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve  başsağlığı dileklerimi tekrarlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin bizim nezdimizde muhterem ve ayrıcalıklı bir yere sahip oldukları tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bayramda onlara daha çok ilgi gösterilmeli ve acılarını hafifletmek için her türlü çaba ve özveri mutlaka sergilenmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim şehit ailelerinin, yetiştirdikleri yiğit evlatlarının eksikliğini en az hissedecek bir bayramı geçirmeleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlar bizi birbirimize bağlayan, kucaklaşmayı ve hatırlamayı önceliğine alan müstesna ve mümtaz bir zamana işaret eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Küçüklere sevgi ve şefkatle yaklaşıldığı,  büyüklerin hürmetle anıldığı ve ziyaret edildiği bayram günlerinin  millet hayatında eşsiz bir yeri bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yardımlaşmanın, dayanışmanın, ikramın ve  paylaşmanın aziz milletimizin her hanesinde daha da belirginlik  kazanması elbette bu bayram günlerinde gerçekleşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram münasebetiyle dargınlıkların bitmesi,  küslerin barışması, dostlukların pekişmesi ve hasretlerin tükenmesi hem  zorunlu, hem de doğal bir neticedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımızın her yöresinde; gülümseyen yüzler,  sevinen kalpler, birleşen eller, dua eden diller eşliğinde kutlanacak  bayram günlerinin, Türk milletinin içine düştüğü karanlık ve sancılı  süreçten kurtulması için bir başlangıç olmasını temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle aziz vatandaşlarımın ve  Türk-İslam coğrafyasının Mübarek Ramazan Bayramı’nı içtenlikle  kutluyor, ihtiyaç duydukları huzur, başarı, hoşgörü ve gelişmişlik  seviyesine ulaşmalarını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yayınladığı kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 21:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos Zafer Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2939</guid>
		<description><![CDATA[Türk milletinin silkinip ayağa kalkarak, işgalcileri ve hayallerini vatan topraklarından def ettiği muazzam bir stratejik hamlenin yıldönümündeyiz. Tarihi şan ve şerefle dolu dolan olan aziz milletimiz, 89 yıl önce kazandığı büyük zaferle bağımsızlığına musallat olan emperyalist mihraklara unutamayacakları büyük bir ders vermiştir. Sakarya’dan Kocatepe’ye uzanan imrenilecek mücadele Dumlupınar’da şaha kalkmış ve Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle Türk milletinin kudretini açıkça ispat etmiştir. Şehit kanıyla esaretin suru yıkılmış, muhteşem bir inanmışlık ve fedakârlık öncülüğünde aziz millet varlığı giydirilmeye uğraşılan kefeni yırtıp atmıştır. Bu haliyle 30 Ağustos Zaferi zulme, hıyanete, eziyete ve sömürgeci heveslere karşı büyük bir darbe ve eşsiz bir kahramanlıktır. Türk milleti Dumlupınar’da haysiyetine, şerefine ve namusuna ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağını destansı bir şekilde göstermiş ve bu vazgeçilmez değerler üzerinde asla oynanamayacağını cihana kanıtlamıştır. 19.yüzyılda iyice kızışan paylaşım ve hegemonya yarışında milletimizi ve vatan topraklarını hedefine alan sömürgeci güçler, 30 Ağustos’da zirve yapan iman ve vatan sevgisi karşında çaresiz ve aciz kalmışlardır. Kökeni, memleketi, yöresi ve mezhebi ne olursa olsun Türk milletinin tüm fertleri aynı ülkü etrafında buluşmuş ve son yurdumuzun taksim edilmesine asla müsaade etmeyeceklerini çok şükür göstermişlerdir. Bağımsızlığa duyulan derin tutku, birlikte yaşamaya yönelik içten bağlılık ve asırlarca aynı kaderi paylaşmanın getirdiği iftihar edilecek sorumluluk duygusu Türk vatanının manevi siperi olmuş ve hiçbir habis emele geçit vermemiştir. Şüphesiz 30 Ağustos ruhuna ve azmine bugün de büyük bir ihtiyaç vardır. Ne var ki, bu kutlu zaferin anlamına ve sonuçlarına bütünüyle nüfuz etmek yerine, tüm dikkatler 30 Ağustos’taki tebrikatı kimin kabul edeceği hususuna odaklanmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla bu zamana kadar tören ve kutlamaların seyrinden ve temsilinden memnun kalınmamıştır. 14/8/1981 tarihli ve 8/3456 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliğinin 7’nci maddesinin (5) numaralı fıkrasına 26/8/2011 tarih ve 28037 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan; “Ulusal ve Resmi Bayram törenlerine Cumhurbaşkanının katılması halinde, tebrikatı Cumhurbaşkanı kabul eder” hususu eklenmiştir. Tebrikatı kimin kabul edeceği hususunun, 30 Ağustos Zaferi’nin önüne geçmesi yakışıksız olduğu kadar art niyetli bir durumu ortaya çıkarmıştır. 26 Ağustos 1922’de Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz Dumlupınar’da zafer burcunu dikmiş ve ardından da Akdeniz’e kadar düşmanı kovalayarak İzmir’de denize dökmüştür. Elbette bu zafer Türk ordusunun milletle bütünleşmesinin eseri ve sonucudur. Bu itibarla, aziz milletimiz ahde vefasını göstererek 30 Ağustos Zaferi’nin manevi itibarını, temsilciliğini ve onurunu Türk ordusuna vermiştir. Nasıl ki, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı TBMM’nin hükmü şahsıyla veya 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Cumhurbaşkanlığı makamıyla bütünleşmişse, 30 Ağustos Zafer kutlaması da Genel Kurmay Başkanlığıyla özdeşleşmiştir. Unutulmamalıdır ki, Zafer Bayramı’ndaki tebrikat kabul makamının değişmesi ne demokrasiye, ne de sivilleşmeye hiçbir katkı sağlamayacak, üstelik Türk ordusuna karşı yürütülen psikolojik operasyonun bir ayağı olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır. Dönemsel güçlerinden dolayı şuurları kapanarak milletimizin anlam kaynaklarını heba eden gafiller, elbette er ya da geç haklarında verilen milli hükümden kurtulamayacaklardır. Bilinmelidir dün savaş meydanlarında Türk’ün bileğini bükemeyen mihrakların, bugün yerli işbirlikçileriyle mesafe almaya çabalamaları beyhude olduğu kadar sonuçsuz kalmaya da mahkûm olacaktır. Geçmişinde sayısız zafer yaşamış, en zor dönemlerde bile günü birlik menfaat ağının cazibesine kapılmamış olan büyük milletimiz, bugün içinde bulunduğu ağır şartlardan mutlaka kurtulacaktır. Emperyalist çevrelerin yanında hizalanarak onların...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrak_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Türk milletinin silkinip ayağa kalkarak,  işgalcileri ve hayallerini vatan topraklarından def ettiği muazzam bir  stratejik hamlenin yıldönümündeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi şan ve şerefle dolu dolan olan aziz  milletimiz, 89 yıl önce kazandığı büyük zaferle bağımsızlığına musallat  olan emperyalist mihraklara unutamayacakları büyük bir ders vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sakarya’dan Kocatepe’ye uzanan imrenilecek  mücadele Dumlupınar’da şaha kalkmış ve Başkomutanlık Meydan  Muharebesiyle Türk milletinin kudretini açıkça ispat etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehit kanıyla esaretin suru yıkılmış, muhteşem  bir inanmışlık ve fedakârlık öncülüğünde aziz millet varlığı  giydirilmeye uğraşılan kefeni yırtıp atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle 30 Ağustos Zaferi zulme, hıyanete, eziyete ve sömürgeci heveslere karşı büyük bir darbe ve eşsiz bir kahramanlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti Dumlupınar’da haysiyetine, şerefine  ve namusuna ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağını destansı bir  şekilde göstermiş ve bu vazgeçilmez değerler üzerinde asla  oynanamayacağını cihana kanıtlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">19.yüzyılda iyice kızışan paylaşım ve hegemonya  yarışında milletimizi ve vatan topraklarını hedefine alan sömürgeci  güçler, 30 Ağustos’da zirve yapan iman ve vatan sevgisi karşında çaresiz  ve aciz kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kökeni, memleketi, yöresi ve mezhebi ne olursa  olsun Türk milletinin tüm fertleri aynı ülkü etrafında buluşmuş ve son  yurdumuzun taksim edilmesine asla müsaade etmeyeceklerini çok şükür  göstermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağımsızlığa duyulan derin tutku, birlikte  yaşamaya yönelik içten bağlılık ve asırlarca aynı kaderi paylaşmanın  getirdiği iftihar edilecek sorumluluk duygusu Türk vatanının manevi  siperi olmuş ve hiçbir habis emele geçit vermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz 30 Ağustos ruhuna ve azmine bugün de büyük bir ihtiyaç vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, bu kutlu zaferin anlamına ve  sonuçlarına bütünüyle nüfuz etmek yerine, tüm dikkatler 30 Ağustos’taki  tebrikatı kimin kabul edeceği hususuna odaklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla bu zamana kadar tören ve kutlamaların seyrinden ve temsilinden memnun kalınmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">14/8/1981 tarihli ve 8/3456 sayılı Bakanlar  Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak  Törenler Yönetmeliğinin 7’nci maddesinin (5) numaralı fıkrasına  26/8/2011 tarih ve 28037 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan; “Ulusal ve  Resmi Bayram törenlerine Cumhurbaşkanının katılması halinde, tebrikatı  Cumhurbaşkanı kabul eder” hususu eklenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tebrikatı kimin kabul edeceği hususunun, 30  Ağustos Zaferi’nin önüne geçmesi yakışıksız olduğu kadar art niyetli bir  durumu ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">26 Ağustos 1922’de Kocatepe’de başlayan Büyük  Taarruz Dumlupınar’da zafer burcunu dikmiş ve ardından da Akdeniz’e  kadar düşmanı kovalayarak İzmir’de denize dökmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette bu zafer Türk ordusunun milletle bütünleşmesinin eseri ve sonucudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, aziz milletimiz ahde vefasını  göstererek 30 Ağustos Zaferi’nin manevi itibarını, temsilciliğini ve  onurunu Türk ordusuna vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl ki, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk  Bayramı TBMM’nin hükmü şahsıyla veya 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı  Cumhurbaşkanlığı makamıyla bütünleşmişse, 30 Ağustos Zafer kutlaması da  Genel Kurmay Başkanlığıyla özdeşleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, Zafer Bayramı’ndaki tebrikat  kabul makamının değişmesi ne demokrasiye, ne de sivilleşmeye hiçbir  katkı sağlamayacak, üstelik Türk ordusuna karşı yürütülen psikolojik  operasyonun bir ayağı olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemsel güçlerinden dolayı şuurları kapanarak  milletimizin anlam kaynaklarını heba eden gafiller, elbette er ya da geç  haklarında verilen milli hükümden kurtulamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir dün savaş meydanlarında Türk’ün  bileğini bükemeyen mihrakların, bugün yerli işbirlikçileriyle mesafe  almaya çabalamaları beyhude olduğu kadar sonuçsuz kalmaya da mahkûm  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişinde sayısız zafer yaşamış, en zor  dönemlerde bile günü birlik menfaat ağının cazibesine kapılmamış olan  büyük milletimiz, bugün içinde bulunduğu ağır şartlardan mutlaka  kurtulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Emperyalist çevrelerin yanında hizalanarak  onların içte ve dışta dayatmalarına boyun eğenler için tarih bir gün  tekerrür edecek, ancak son pişmanlık fayda etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye Cumhuriyeti’ne  giden yoldaki en önemli adımlardan birisi olan ve sömürgeci niyetlerin  vatanımızdan sökülüp atıldığı 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi  Zaferi’nin 89’ncu yıldönümünü hayranlıkla kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere,  millet yolunda büyük hizmetler ve mücadeleler gösteren mümtaz  şahsiyetleri ve aziz şehitlerimizi rahmet, hürmet ve şükranla yâd  ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramı ve 30 Ağustos Zafer Bayramı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ramazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ramazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 19:48:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos Zafer Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2931</guid>
		<description><![CDATA[Bayramlar; kardeşlik bağlarımızı pekiştirdiğimiz, kalbî muhabbetlerimizi artırdığımız, küskünlükleri geride bırakıp birlik ve beraberliğimizi güçlendirdiğimiz kıymetli zaman dilimleridir. Ne muteber bir karşılaşma gerçekleşmiştir ki; bu sene, Kadir Gecesi ile Malazgirt Zaferi’nin yıldönümü aynı gün içinde idrak edilmiş, gönüllerimiz milli ve manevi duygularımızın eşsiz lezzetiyle ferahlamıştır.  Aynı şekilde Ramazan Bayramı’nın ilk günü ile 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın da aynı gün içinde idrak edilecek olması, bizim için ayrı bir mutluluk vesilesi olmuştur. Bütün bu güzelliği, bereket içinde ve birlikte yaşamış olmanın sevinciyle beraber yine bu vakitlerde üst üste gelen şehit haberleriyle sarsılarak milletçe derin bir endişenin ve hüznün eşiğine sürüklendik. Bu yüzden pek çok insanımızın mübarek Ramazan bayramına taze bir acıyla gireceği ve çok sayıda hanenin bu bayramda Türk milletinin huzuruna kastedenlerin hain saldırıları neticesinde şehit düşen evlatlarının aziz hatıralarıyla avunmaya çalışacağı bir gerçektir. Böyle bir durumda, bayramı usulü çerçevesinde değerlendirmekle birlikte şehit ailelerinin kederlerine ortak olmayı ve müşkül durumdaki insanımızı bir nebze olsun rahatlatmayı hedeflemek, ülkemize ve milletimize olan sevgimizin bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır. İnanıyoruz ki; Türk milleti içinde olduğu badireleri atlatacak ferasete, irfan ve ahlak kuvvetine sahiptir. Şüphesiz; hiçbir gözden yaş akmayan, hiçbir hanesinden ağıt yükselmeyen, her ocağın tüttüğü, her vatandaşımızın mutlu olduğu ve herkesin geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye’de bayramlarımız daha huzurlu ve anlamlı olacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, -arifesinde acılar yaşamamayı ümit ettiğimiz- nice bayramlara erişmek duasıyla bütün ülküdaşlarımın ve Türk-İslam âleminin Ramazan ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Öte yandan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni, Büyük Taarruz’u bir kez daha gururla ve coşkuyla anıyor, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarına, kahraman Mehmetçiğimize ve bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Harun ÖZTÜRK Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="../resimler/GenelBaskandan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Bayramlar;  kardeşlik bağlarımızı pekiştirdiğimiz, kalbî muhabbetlerimizi  artırdığımız, küskünlükleri geride bırakıp birlik ve beraberliğimizi  güçlendirdiğimiz kıymetli zaman dilimleridir.</p>
<p>Ne muteber bir karşılaşma gerçekleşmiştir ki; bu sene, Kadir Gecesi  ile Malazgirt Zaferi’nin yıldönümü aynı gün içinde idrak edilmiş,  gönüllerimiz milli ve manevi duygularımızın eşsiz lezzetiyle  ferahlamıştır.  Aynı şekilde Ramazan Bayramı’nın ilk günü ile 30 Ağustos  Zafer Bayramı’nın da aynı gün içinde idrak edilecek olması, bizim için  ayrı bir mutluluk vesilesi olmuştur.</p>
<p>Bütün bu güzelliği, bereket içinde ve birlikte yaşamış olmanın  sevinciyle beraber yine bu vakitlerde üst üste gelen şehit haberleriyle  sarsılarak milletçe derin bir endişenin ve hüznün eşiğine sürüklendik.<br />
Bu  yüzden pek çok insanımızın mübarek Ramazan bayramına taze bir acıyla  gireceği ve çok sayıda hanenin bu bayramda Türk milletinin huzuruna  kastedenlerin hain saldırıları neticesinde şehit düşen evlatlarının aziz  hatıralarıyla avunmaya çalışacağı bir gerçektir.</p>
<p>Böyle bir durumda, bayramı usulü çerçevesinde değerlendirmekle  birlikte şehit ailelerinin kederlerine ortak olmayı ve müşkül durumdaki  insanımızı bir nebze olsun rahatlatmayı hedeflemek, ülkemize ve  milletimize olan sevgimizin bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>İnanıyoruz ki; Türk milleti içinde olduğu badireleri atlatacak  ferasete, irfan ve ahlak kuvvetine sahiptir. Şüphesiz; hiçbir gözden yaş  akmayan, hiçbir hanesinden ağıt yükselmeyen, her ocağın tüttüğü, her  vatandaşımızın mutlu olduğu ve herkesin geleceğe güvenle baktığı bir  Türkiye’de bayramlarımız daha huzurlu ve anlamlı olacaktır.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, -arifesinde acılar yaşamamayı ümit  ettiğimiz- nice bayramlara erişmek duasıyla bütün ülküdaşlarımın ve  Türk-İslam âleminin Ramazan ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyor,  hayırlara vesile olmasını diliyorum.</p>
<p>Öte yandan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni, Büyük Taarruz’u bir  kez daha gururla ve coşkuyla anıyor, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah  arkadaşlarına, kahraman Mehmetçiğimize ve bütün şehitlerimize Cenab-ı  Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Harun ÖZTÜRK</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı</strong></em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Framazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ramazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramı ve 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/lokman-kaya-ramazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami-dolayisiyla-kutlama-mesaji-yayinladi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/lokman-kaya-ramazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami-dolayisiyla-kutlama-mesaji-yayinladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 09:41:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos Zafer Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2926</guid>
		<description><![CDATA[Mübarek Ramazan ayının bitimiyle birlikte kutladığımız Ramazan Bayramının, öncelikle toplumsal huzur ve mutluluğumuza vesile olmasını Cenab-ı Allah&#8217;tan diliyoruz.  Bayramlar; anlaşmazlıkların çözüme kavuşması, hiziplerin bitmesi, dargınlıkların unutulması, küsler arasındaki mesafelerin kalkması gereken özel zamanlardır. Mübarek bayram günlerinde,  kardeşlik duygularımız perçinlenecek, aziz milletimizin arasına ekilmeye çalışılan nifak tohumları yeşerme imkânı bulamadan kuruyup gidecektir. Ayrılma ve çözülme taraftarlarına, çatışma ve kaos özleminde olanlara karşı büyük milletimiz elele vererek saflarını sıkılaştıracak ve kötü niyetlilere asla geçit vermeyecektir. Yine bugün Türk milletinin, son anayurdunda yaşamasına tahammül edemeyen mihraklara karşı verilen kurtuluş destanının sonucu olan 30 Ağustos Zafer Bayramının 89. yıldönümünü kutluyoruz. Tarihi zaferlerle dolu olan Büyük Türk Milleti için Ağustos ayı, destanların ve kahramanlıkların yaşandığı  “Zafer Ayı” olarak mucizelerin cesaret ve inançla somutlaştığı bir dönemi ifade eder. Türk milletinin Ağustos ayında kazandığı muazzam zaferleri biraz olsun idrak etmek; girilen yanlış ilişkiler ağından, düşülen teslimiyetçiliğin bataklığından ve hıyanete gösterilen müsamahadan uzaklaşılması için yeterli olacaktır. Bu ihtişamlı zafer ve ortaya çıkan muazzam eseri Türk milliyetçileri asla unutmayacaktır. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün ülkü ve silah arkadaşlarını, milletimizin selameti için canlarından seve seve vazgeçen aziz şehitlerimizi rahmet ve minnet hislerimizle anıyor ve Ramazan Bayramı’nın Türk-İslam dünyasına hayırlar getirmesini diliyor, ülkemiz, milletimiz ve insanlık için güzelliklere vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mübarek Ramazan ayının bitimiyle birlikte kutladığımız Ramazan Bayramının, öncelikle toplumsal huzur ve mutluluğumuza vesile olmasını Cenab-ı Allah&#8217;tan diliyoruz.  Bayramlar; anlaşmazlıkların çözüme kavuşması, hiziplerin bitmesi, dargınlıkların unutulması, küsler arasındaki mesafelerin kalkması gereken özel zamanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mübarek bayram günlerinde,  kardeşlik duygularımız perçinlenecek, aziz milletimizin arasına ekilmeye çalışılan nifak tohumları yeşerme imkânı bulamadan kuruyup gidecektir. Ayrılma ve çözülme taraftarlarına, çatışma ve kaos özleminde olanlara karşı büyük milletimiz elele vererek saflarını sıkılaştıracak ve kötü niyetlilere asla geçit vermeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yine bugün Türk milletinin, son anayurdunda yaşamasına tahammül edemeyen mihraklara karşı verilen kurtuluş destanının sonucu olan 30 Ağustos Zafer Bayramının 89. yıldönümünü kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tarihi zaferlerle dolu olan Büyük Türk Milleti için Ağustos ayı, destanların ve kahramanlıkların yaşandığı  “Zafer Ayı” olarak mucizelerin cesaret ve inançla somutlaştığı bir dönemi ifade eder.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin Ağustos ayında kazandığı muazzam zaferleri biraz olsun idrak etmek; girilen yanlış ilişkiler ağından, düşülen teslimiyetçiliğin bataklığından ve hıyanete gösterilen müsamahadan uzaklaşılması için yeterli olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu ihtişamlı zafer ve ortaya çıkan muazzam eseri Türk milliyetçileri asla unutmayacaktır. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün ülkü ve silah arkadaşlarını, milletimizin selameti için canlarından seve seve vazgeçen aziz şehitlerimizi rahmet ve minnet hislerimizle anıyor ve Ramazan Bayramı’nın Türk-İslam dünyasına hayırlar getirmesini diliyor, ülkemiz, milletimiz ve insanlık için güzelliklere vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Flokman-kaya-ramazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami-dolayisiyla-kutlama-mesaji-yayinladi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/lokman-kaya-ramazan-bayrami-ve-30-agustos-zafer-bayrami-dolayisiyla-kutlama-mesaji-yayinladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Malazgirt Zaferi’nin 940. Yıldönümü kutladı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-malazgirt-zaferi%e2%80%99nin-940-yildonumu-kutladi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-malazgirt-zaferi%e2%80%99nin-940-yildonumu-kutladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 22:31:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt Zaferi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2923</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu’yu Türk’e yar eden Malazgirt Zaferi’nin 940. yılını şan ve şerefle kutluyoruz. Bundan tam 940 yıl önce yine böyle bir Cuma günü Malazgirt Ovasında Sultan Alparslan komutasında Selçuklu Orduları, Bizans’ı yenilge uğratarak büyük Türk tarihinde yeni bir dönem açmıştır. Tarihimizdeki zaferlerin pek azı Malazgirt Zaferi kadar yüksek anlamlara sahiptir. Çünkü Malazgirt&#8217;le birlikte, milletimizin kutlu yürüyüşü önemli bir misyonla bezenmiştir. Her parçası ayrı güzelliklere sahip olan Anadolu coğrafyası, Malazgirt Zaferi ile vatanlaşmaya başlamış, bu coğrafyayı vatan kılma özlemi milletimizin tarihî yürüyüşünü ve yükselişini hızlandırmıştır. Malazgirt Zaferi ile yaklaşık bin senedir vatan toprağı olan ve Yüce Allah’ın izniyle kıyâmete kadar da vatan toprağı kalacak olan Anadolu&#8217;nun kilidi açılmıştır. Bir yandan Anadolu toprağı ebedî vatan olmaya başlarken, bir yandan da Bizans&#8217;ın köhnemiş zulüm idaresi çökmeye yüz tutmuştur. Bu zaferle birlikte, Anadolu toprakları için yeni bir devir başlamıştır. Önce Anadolu Selçukluları, sonra Osmanlılar ile Anadolu&#8217;da yeni bir medeniyetin ışıkları yükselmiştir. Bu medeniyetin temelinde kökleri Hoca Ahmet Yesevî&#8217;ye uzanan insan sevgisi, toplumsal barış ve engin hoşgörü anlayışı bulunmaktadır. Bu esaslar üzerinde yükselen Anadolu Türk-İslâm medeniyeti, asırlarca bütün dünyaya örnek bir ileriliğin sembolü olarak parlamıştır. Bu vesile ile Antalya Ülkü Ocakları olarak Malazgirt Zaferi’nin 940. yılını kutlar ve Ramazan Ayının en önemli gecesi olan Kadir Gecesi’nin de tüm Türk-İslam Alemine mübarek olmasını dileriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Anadolu’yu Türk’e yar eden Malazgirt Zaferi’nin 940. yılını şan ve şerefle kutluyoruz. Bundan tam 940 yıl önce yine böyle bir Cuma günü Malazgirt Ovasında Sultan Alparslan komutasında Selçuklu Orduları, Bizans’ı yenilge uğratarak büyük Türk tarihinde yeni bir dönem açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizdeki zaferlerin pek azı Malazgirt Zaferi kadar yüksek anlamlara sahiptir. Çünkü Malazgirt&#8217;le birlikte, milletimizin kutlu yürüyüşü önemli bir misyonla bezenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her parçası ayrı güzelliklere sahip olan Anadolu coğrafyası, Malazgirt Zaferi ile vatanlaşmaya başlamış, bu coğrafyayı vatan kılma özlemi milletimizin tarihî yürüyüşünü ve yükselişini hızlandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Malazgirt Zaferi ile yaklaşık bin senedir vatan toprağı olan ve Yüce Allah’ın izniyle kıyâmete kadar da vatan toprağı kalacak olan Anadolu&#8217;nun kilidi açılmıştır. Bir yandan Anadolu toprağı ebedî vatan olmaya başlarken, bir yandan da Bizans&#8217;ın köhnemiş zulüm idaresi çökmeye yüz tutmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zaferle birlikte, Anadolu toprakları için yeni bir devir başlamıştır. Önce Anadolu Selçukluları, sonra Osmanlılar ile Anadolu&#8217;da yeni bir medeniyetin ışıkları yükselmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu medeniyetin temelinde kökleri Hoca Ahmet Yesevî&#8217;ye uzanan insan sevgisi, toplumsal barış ve engin hoşgörü anlayışı bulunmaktadır. Bu esaslar üzerinde yükselen Anadolu Türk-İslâm medeniyeti, asırlarca bütün dünyaya örnek bir ileriliğin sembolü olarak parlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesile ile Antalya Ülkü Ocakları olarak Malazgirt Zaferi’nin 940. yılını kutlar ve Ramazan Ayının en önemli gecesi olan Kadir Gecesi’nin de tüm Türk-İslam Alemine mübarek olmasını dileriz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-lokman-kaya-malazgirt-zaferi%25e2%2580%2599nin-940-yildonumu-kutladi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya-malazgirt-zaferi%e2%80%99nin-940-yildonumu-kutladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Ankara Ülkü Ocakları&#8217;nın Düzenlediği İftar Yemeğinde Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ankara-ulku-ocaklarinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ankara-ulku-ocaklarinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 20:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2937</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Dava Arkadaşlarım, Değerli Misafirler, Yarınların Güvencesi Sevgili Bozkurtlar, Asenalar, Kıymetli Basın Mensupları, Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Ankara Ülkü Ocakları’nın tertiplediği bu iftar programında, sizlerle aynı ortamı paylaşmaktan ve aynı sofrada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Manevi iklimin kutlu havasını ruhumuzla buluşturduğumuz Mübarek Ramazan ayında, bizlerin kavuşmasını nasip eden Cenab-ı Allah’a hamd ediyorum. İlahi rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, bereket ve bolluk pınarlarının çağlayanlar gibi aktığı bu kutsal ayın; Türk-İslam Dünyası’nın hasret kaldığı huzur ve esenliğe ulaşmasında bir dönüm noktası olmasını diliyorum. İnancım odur ki, semaya açılan elleri, duayla titreyen gönülleri, özlemle, samimiyetle, içtenlikle yapılan niyazları Yüce Allah karşılıksız bırakmayacak, sevdiklerinden ve sevenlerinden olmayı bizlerden esirgemeyecektir. Sonuna yaklaştığımız Ramazan ayında, yaptığımız ibadetlerin kabul edilmesini temenni ediyor, hepinize hoş geldiniz diyorum. Muhterem Misafirler, Değerli Dava Arkadaşlarım, İçinden geçtiğimiz bu kutlu ayın şu günlerinde, biriken ve tesir alanı sürekli genişleyen sorunları maalesef hepiniz görüyor ve şahit oluyorsunuz. Dilerdim ki, buluştuğumuz iftar sofrasının etrafında umutlarımızı, heyecanlarımızı ve sevinçlerimizi paylaşalım. Ancak bundan son derece uzak olduğumuzu üzülerek ifade etmek istiyorum. Esasında katlanan sorunların ağırlık merkezi insanlığın huzur, esenlik ve refah hanesine kaymış ve burayı hâkimiyeti altına almıştır. Bu haliyle insanlığın içinde kıvrandığı derin anlam bunalımı ve büyük boyutlu karmaşa yerkürenin de istikrarını ve düzenini hat safhada tehdit etmektedir. Savaşlar, sosyal ve siyasal krizler, etnik ve mezhep temelli mücadeleler, ekonomik çöküşler, çevre felaketleri ve terör gibi konu başlıkları yaşadığımız çağa istikrarsızlık damgasını vurmuştur. Bu manzaradan gelişmiş ya da azgelişmiş hiçbir ülkenin muaf olmadığını bilmek ve anlamak lazımdır. Küreselleşme paradigmasının etkisi ve dayatmasıyla herhangi bir coğrafyadaki dengesizliğin, çatışma alanlarının ve gerilimlerin kısa süre içinde başka yerlere sirayet ettiği bir realitedir. Sorunların yayılmasındaki hız ve kapsam elbette benzer reflekslerin, şartların ve ortamın varlığıyla yakından ilişkilidir. Diyebiliriz ki, önümüzdeki dönemde huzur ve güvenlikteki aşınmalar, gevşeyen ve zayıflayan değerler insanlık adına telafisi çor zor maliyetler ortaya çıkaracaktır. Bugünkü açmazların temelinde;  önü alınmayan hegemonya mücadelesinin neden olduğu ihtiraslar ve azgınlıklar bulunmaktadır. Batı’nın Doğuyla ilişkisi hep bu zeminde vücut bulmuş ve somutlaşmıştır. Açıkça söylemek lazımdır ki, yüzyıllardır tatmin olmayan sömürgeci hevesler ve emperyal iştahlar sürekli olarak içinde bulunduğumuz coğrafyaları hedef tahtası haline getirmiştir. Nitekim 1096’da başlayan Haçlı seferlerinin hala tam olarak amacına ulaşamadığı ve devamlı olarak ısrarını sürdürdüğü malumlarınızdır. Küresel aktörlerin bu tespitimizi teyit edici birçok açıklaması, eğilimi ve yaklaşımını da görmek mümkündür. Takip edilen kolonyal yöntem ve taktikler özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren değişmiş ve dolaylı bir içerik kazanmıştır. Bu yolda emin adımlarla ilerlemek amacıyla; hem ülkemiz hem de komşu coğrafyalar demokrasi, özgürlük, barış ve insani müdahale sözleriyle kuşatma altına alınmıştır. Asıl anlamından uzaklaştırılan bu kavramlarla tahrik edilen ve kışkırtılan halk yığınları yönetimleri devirmekte, rejimleri sallamaktadır. Sonuç olarak, küresel çevreler tarafından kurgulanan ve ilerletilen sinsi planlar, şaibeli senaryolar ve kirli tezgâhlar Dünya’nın sosyal ve siyasal dengesini temelinden sarsmış durumdadır. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında Tunus’ta başlayan kasırga Libya’yı da vurmuş ve sonunda Şam’ın kapısına dayanmıştır. Bundan sonra sırayı hangi ülke ya da ülkelerin alacağı ise az çok belirginlik kazanmıştır. Batı’nın dolaylı kolonyal müdahalesi kapsamında dün inşa edilen otoriter yönetimler ve halka rağmen imali gerçekleştirilen diktatörler birer birer koltuklarından...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbayrakselam_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yarınların Güvencesi Sevgili Bozkurtlar, Asenalar,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara Ülkü Ocakları’nın tertiplediği bu iftar  programında, sizlerle aynı ortamı paylaşmaktan ve aynı sofrada  bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Manevi iklimin kutlu havasını ruhumuzla  buluşturduğumuz Mübarek Ramazan ayında, bizlerin kavuşmasını nasip eden  Cenab-ı Allah’a hamd ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İlahi rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı,  bereket ve bolluk pınarlarının çağlayanlar gibi aktığı bu kutsal ayın;  Türk-İslam Dünyası’nın hasret kaldığı huzur ve esenliğe ulaşmasında bir  dönüm noktası olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım odur ki, semaya açılan elleri, duayla  titreyen gönülleri, özlemle, samimiyetle, içtenlikle yapılan niyazları  Yüce Allah karşılıksız bırakmayacak, sevdiklerinden ve sevenlerinden  olmayı bizlerden esirgemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuna yaklaştığımız Ramazan ayında, yaptığımız ibadetlerin kabul edilmesini temenni ediyor, hepinize hoş geldiniz diyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İçinden geçtiğimiz bu kutlu ayın şu günlerinde,  biriken ve tesir alanı sürekli genişleyen sorunları maalesef hepiniz  görüyor ve şahit oluyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilerdim ki, buluştuğumuz iftar sofrasının etrafında umutlarımızı, heyecanlarımızı ve sevinçlerimizi paylaşalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bundan son derece uzak olduğumuzu üzülerek ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında katlanan sorunların ağırlık merkezi  insanlığın huzur, esenlik ve refah hanesine kaymış ve burayı hâkimiyeti  altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle insanlığın içinde kıvrandığı derin  anlam bunalımı ve büyük boyutlu karmaşa yerkürenin de istikrarını ve  düzenini hat safhada tehdit etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaşlar, sosyal ve siyasal krizler, etnik ve  mezhep temelli mücadeleler, ekonomik çöküşler, çevre felaketleri ve  terör gibi konu başlıkları yaşadığımız çağa istikrarsızlık damgasını  vurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu manzaradan gelişmiş ya da azgelişmiş hiçbir ülkenin muaf olmadığını bilmek ve anlamak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Küreselleşme paradigmasının etkisi ve  dayatmasıyla herhangi bir coğrafyadaki dengesizliğin, çatışma  alanlarının ve gerilimlerin kısa süre içinde başka yerlere sirayet  ettiği bir realitedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorunların yayılmasındaki hız ve kapsam elbette benzer reflekslerin, şartların ve ortamın varlığıyla yakından ilişkilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyebiliriz ki, önümüzdeki dönemde huzur ve  güvenlikteki aşınmalar, gevşeyen ve zayıflayan değerler insanlık adına  telafisi çor zor maliyetler ortaya çıkaracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü açmazların temelinde;  önü alınmayan hegemonya mücadelesinin neden olduğu ihtiraslar ve azgınlıklar bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın Doğuyla ilişkisi hep bu zeminde vücut bulmuş ve somutlaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıkça söylemek lazımdır ki, yüzyıllardır tatmin  olmayan sömürgeci hevesler ve emperyal iştahlar sürekli olarak içinde  bulunduğumuz coğrafyaları hedef tahtası haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim 1096’da başlayan Haçlı seferlerinin hala  tam olarak amacına ulaşamadığı ve devamlı olarak ısrarını sürdürdüğü  malumlarınızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel aktörlerin bu tespitimizi teyit edici birçok açıklaması, eğilimi ve yaklaşımını da görmek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Takip edilen kolonyal yöntem ve taktikler  özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren değişmiş ve dolaylı bir  içerik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yolda emin adımlarla ilerlemek amacıyla; hem  ülkemiz hem de komşu coğrafyalar demokrasi, özgürlük, barış ve insani  müdahale sözleriyle kuşatma altına alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Asıl anlamından uzaklaştırılan bu kavramlarla  tahrik edilen ve kışkırtılan halk yığınları yönetimleri devirmekte,  rejimleri sallamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, küresel çevreler tarafından  kurgulanan ve ilerletilen sinsi planlar, şaibeli senaryolar ve kirli  tezgâhlar Dünya’nın sosyal ve siyasal dengesini temelinden sarsmış  durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yılın Aralık ayında Tunus’ta başlayan kasırga Libya’yı da vurmuş ve sonunda Şam’ın kapısına dayanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra sırayı hangi ülke ya da ülkelerin alacağı ise az çok belirginlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın dolaylı kolonyal müdahalesi kapsamında  dün inşa edilen otoriter yönetimler ve halka rağmen imali  gerçekleştirilen diktatörler birer birer koltuklarından düşmekte ve  yaptıklarının bedelini ağır ödemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysaki aynı suça iştirak eden ve hatta suça yol  açan ortamı oluşturan asıl failler ise yeni eylemleri için kolları  sıvamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak Libya’da Kaddafi’nin yaşadıkları ibretlik ve ders niteliğindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">NATO güçlerinin yol açmasıyla ilerleyen muhalif  unsurlar, nihayetinde bu ülkenin kritik ve önemli noktalarını ele  geçirmişler ve bir devre son vermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde demokrasi ve özgürlük naraları altında  şekil alan Libya’nın, bundan sonra hangi olayları yaşayacağını ve  nelerle karşılaşacağını görmek yakında mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak muhaliflerin sevinç gösterilerini en başta  ABD ve Fransa bayraklarını öperek göstermeleri ve minnet duygularını  aşırı bir şekilde dile getirmeleri önümüzdeki yıllarda da bu ülkelerde  değişen bir şey olmayacağının açık kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aklımıza, benzer görüntülerin Irak işgali esnasında da ortaya çıktığı hususu gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki sarayları yağma edenler, heykelleri  devirerek işgalcilere kucak açanlar, daha sonra kan, tecavüz ve  katliamdan oluşan faturaya katlanmak durumunda kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Meseleyi yalnızca Kaddafi’nin gitmesine  odaklayan dar kafalıların, sosyal ve toplumsal gelişme ve değişme  kanallarının yerel dinamiklerden beslenmeden bir sonuca hizmet  etmeyeceğini bilmeleri gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllarca Saddam’ı teşvik edenlerin işi bitince  tasfiye etmeleri, arkasında durulan Bin Ali’nin birden bire ülkesinden  gönderilmesi, Mübarek’i destekleyenlerin bir zaman sonra kafes içinde  mahkemeye çıkarmaları ve çadırıyla başkentlerde misafir edilen  Kaddafi’nin yolun sonuna gelmesi birçok açıdan düşündürücü ve almasını  bilenler için nasihatlerle doludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla 95 yıl önce yapılan gizli  antlaşmalarla taksim edilen eski hâkimiyet havzamızdaki topraklar,   şimdilerde yeniden ele alınmış ve aç gözlülerin hedefine tekrar  yerleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun ne kadar acı ve hazin bir tekerrür olduğunu eminim ki takdir edersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman toplumların ayaklarına vurulan  prangalara sessiz kalması ve uluslararası stratejik hesaplara kurban  edilmeleri telafisi çok zor olacak bir alçalma ve hezimettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adeta Batı’nın deney ve oyun sahası haline gelen komşu coğrafyaların bu görünümü yüreklerimizi burkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman Arap ülkelerinin uzaktan kumanda ile  yönetilmeleri, insani değerleri Batılıların penceresinden ele almaları  ve doğal kaynaklarından dolayı tahakküme maruz kalmaları bizim açımızdan  üzüntü vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç şüpheniz olmasın ki, Peygamber efendimiz muhteşem tebliğini böylesi bir ilkelliğe ve acizliğe düşülmesi için yapmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bunu değiştirecek ve tersine çevirecek  gücün de yine bu ülkeler ve onlara destek olacak Türk milleti olduğunu  büyük bir kararlılıkla söylemeliyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki süreçte Suriye’deki gelişmelerin seyri önemlidir ve Ortadoğu denklemi bunun sonucunda tekrar kurulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmeler karşısında AKP hükümetinin aldığı  pozisyon ve içine girdiği çarpık ilişkiler ağı ülkemizi yeni  sıkıntıların içine sürükleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan BOP eşbaşkanı sıfatıyla, eski  dostlarını yüzüstü bırakırken, bu mübarek ayda vefa duygularından ne  kadar mahrum olduğunu açıkça göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün; <strong>‘dostum, kardeşim’</strong> dediği  otokrat kişiler Batı’nın yeni konsepti çerçevesinde görevlerinden  uzaklaştırılırken, Başbakan rol çalmak ve Büyük Ortadoğu Projesi’ni  hazmettirmek amacıyla hepsine sırtını dönmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güç merkezlerinin planları komşu  coğrafyalara uygulanırken, Başbakan Erdoğan’ın buna mihmandarlık yapması  ve kraldan çok kralcı kesilmesi ülkemizin saygınlığı ve milletimizin  yüksek erdemi bakımından utanç vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek Suriye gerekse de Libya muhaliflerinin  Türkiye’de ağırlanması, destek verilmesi ve hatta parasal yardımda  bulunulması kabul edilemez bir durum ve hesabı mutlaka sorulacak iki  yüzlülüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için öncelikle komşu coğrafyaların  istikrarı ve bütünlüğü önemli olmalıdır ve her ülke kendi meselesini  kendi sosyal ve ekonomik dinamizmiyle çözebilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer Suriye ya da Libya’da değişim gerekli ve  mümkünse, bunun yolu iç dinamiklerin harekete geçmesi ve yöneticilerin  bu ihtiyaca açıkça cevap vermelerinden geçecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, komşu ülkelerin iç sorunlarına  küresel güçlerin yanında hizalanarak bu kadar taraf olmuşken, bundan  böyle ülke olarak bölgesel itibar ve inandırıcılığımızdan nasıl  bahsedecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">İflas eden dış politikayla Türkiye’nin hak ve hukukunu muhataplarına karşı nasıl savunacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Başkalarının iç karışıklıklarına bu kadar açık  müdahil olduktan sonra, kendi içimizdeki meselelere taraf olmaya  çalışacak ülkelere tutarlılık adına ne söyleyecektir ve nasıl bir duruş  sergileyecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar mutlaka cevaplandırılması ve üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi, Ortadoğu’nun bulanık ve dipsiz  kuyusuna Batı’nın sesi ve mayın tarayıcısı olarak indirmeye hiç kimsenin  hakkı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, Dışişleri Bakanı’nın Trablus’un  muhaliflerce ele geçirilmesi üzerine hemen destek vermek amacıyla  Bingazi’ye gitmesi ve Batı’nın planları doğrultusunda mesajlar vermesi  sorunludur ve başka problemlere kapı aralayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten de komşu coğrafyalardaki depremlerin  ülkemizin etnik ve mezhep fay hattını çatlatması büyük badirelere neden  olabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Tunus’ta başlayarak Akdeniz kıyı şeridi  boyunca ilerleyen Ortadoğu kaosunun yoluna en sonunda İran ve Türkiye  çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">940 yıldır Türk milletinin Anadolu’yu yurt tutmasını içine sindiremeyenler yavaş yavaş emellerine muvaffak olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bariz tehlikeyi fark edemeyen AKP hükümeti,  ön tarafta İsrail’le kavga ederken, arka tarafta ittifak içine girmiş ve  İran’ın çevresini boşaltmak için hamleler yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim geçtiğimiz yıl NATO’nun ‘Füze Savunma  Sistemi’ni ülkemize konuşlandırma kararı ve hükümetin de seve seve onay  vermesi buna net kanıttır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti, ‘One Minute’in şişirdiği sanal  kahramanlık havası ve bunun yarattığı uygun ortam eşliğinde Müslüman  Arap toplumunun önce sempatisini kazanmış, sonra da sırtından  hançerlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geriye dönüp baktığımızda, bunun AKP’nin ve Başbakan’ın klasik bir alışkanlığı ve karakteri olduğu ortaya çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünler mutlaka geçecek ve Türkiye taşıdığı yükten bir gün kurtulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o zaman gerçekler meydana çıkacak ve yüzde  50 oy almış bir zihniyetin karanlıkta kalan yüzü ve maskelenmiş  niyetleri herkes tarafından anlaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bunu anlatmaktan, haykırmaktan ve milletimizle paylaşmaktan asla usanmayacağız ve geri durmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin, Arap baharı diye yutturulmaya  çalışılan Ortadoğu sıtmasına yakalanmadan, içine girdiği türbülanstan  bir an önce çıkması ve enerji paylaşımında konu mankeni olmaktan  uzaklaşması geldiğimiz bugünkü ortamda en büyük dileğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sevgili Bozkurtlar,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye iyi yönetilmeyen bir ülkenin tüm emarelerini göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarının ileri demokrasi iddiasıyla girdiği sözde ustalık dönemi çok sancılı geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ve devlet olarak normal ve huzurlu bir güne dahi neredeyse hasret kalınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumun sinir uçları tahrip edilmekte ve hassasiyetiyle oynanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaos her taraftadır ve AKP’nin yaydığı karanlık her tarafa çökmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitimden ekonomiye, sanattan siyasete her alanda çözülme ve dağılma yaşanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız en son olarak, Türk sporunun hali skandal bir düzeye ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şike ve teşvik primi iddialarıyla Türk futbolu  ateşe atılmış ve asırlık kulüplere gönül veren milyonlarca taraftar  büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temmuz ayının ilk haftasından bu tarafa süren adli ve idari kovuşturma sürecinin hala bir sonuca ulaşamadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzayan hukuki süreçten ve ortaya çıkan talihsiz tablodan en büyük zararı Türk sporu görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik UEFA’nın baskı ve belirleyiciliği  altında Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligine katılamayacağı yönünde alınan  kararın Türk futbolunun güvenirliğine ve saygınlığına gölge düşürdüğü  ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şike ya da teşvik primiyle ilgili hukuki süreç  tamamlanmadan, 104 yıllık mazisi bulunan kulübümüzün tümüyle zan ve  töhmet altına alınması bizim açımızdan doğru ve yerinde olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimler sporun ahlakıyla bağdaşmayan bir suça  karışmışsa kulüplerin kurumsal kimliğinden ayırt edilmeli ve bunlara  gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Fenerbahçe Spor Kulübü’nün  uluslararası müsabakalardan çıkarılmasını ve buna ortam hazırlayanları  şiddetle kınadığımızı buradan ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Futbol Federasyon’un kriz yönetmedeki  beceriksizliği, siyasi müdahalelerle içinin boşatılması ve rant paylaşım  merkezi haline gelmesi bugünkü yıkımın fitilini ateşlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz, AKP’nin yönetimi altında uluslararası alanda tartışmalı ve kuşkulu bir alana itilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu elbette millet olarak hak etmediğimiz haysiyet kırıcı bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan terör saldırıları dayanılmaz bir noktaya gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü tahrikler ve kanlı eylemler zıvanadan çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet ve dehşet dalgası her tarafı sarmış ve Anadolu şehitlerle ağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan tüm şehitlerimize bir kez daha Cenab-ı  Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara ise acil şifa  dileklerimi iletiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne hazindir ki, tarumar edilmedik,  sulandırılmadık, yerle bir edilmedik, harap edilmedik ve tahrip  edilmedik hiçbir şey kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlik, vatan, devlet, bayrak, Türklük, millet kavramları ve inançları bunlar arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörle mücadelenin üst düzeye çıkması gereken  bir dönemde, TSK’nın zirvesinde bulunan müstafi bir kişinin kurmay  heyetine yaptığı değerlendirmelerinin ve özeleştirilerinin kayıt altına  alınarak yayımlanması, devlet mahremiyetinin ve ciddiyetinin kesinlikle  kalmadığını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çürüme her tarafa yayılmış, virüs millet ve devlet hayatını felç etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz bu kayıtların muhteviyatı ayrı bir tartışma konusudur ve üzerinde mutlaka durulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bu ülkede TSK’nın en üst makamında bulunan kişi dinlenebiliyorsa herkesin bu tehdide açık ve muhatap olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere herkes dinlemeye tabi tutulma riskiyle yüz yüzedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin daha vahim tarafı ise, AKP sözcülerinin, bahane bulma yarışına girerek topu yabancı istihbaratlara atmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu pişkinliğe göre madem Türkiye yabancı  istihbaratların örtülü operasyon merkezi haline gelmiştir; o zaman AKP  hükümeti ne ile meşguldür ve kime ya da hangi çevrelere hizmet  etmektedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu telefon dinlemelerindeki amaç nedir ve hangi hedefler gözetilmektedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Maksat, Türkiye’nin terörle mücadelesini  milletimizin gözünde değersizleştirmek ve şehitliği sorgulatmak ise  böyle bir alçaklığın altından AKP asla kalkamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayasızca ortam dinlemesi yapanların ve gizli  video kayıtlarıyla herkesi izleyenlerin bulunup adalete teslim edilmesi  AKP hükümetinin namus ve şeref borcudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi takdirde bu dinleme ve kayıtlardan  kendisinin sorumlu olacağını, tele kulak rezaletleri ve siyasi  röntgencilikle isminin yan yana anılacağını bilmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık, Türk devleti bu kadar gedik vermişken,  kırmızı çizgileri bu kadar ihlal edilmişken Başbakan Erdoğan ve AKP  hükümeti daha neyin gelişmesinden ve istikrarından bahsedecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki Bugün Türkiye’de;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Devlet ayaklar altındadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Millet parçalanmanın sınırındadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>İnsanımız ümitsiz ve sessizdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Kurumlar yozlaşmanın dibindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Toplum bezgin, yorgun ve tepkisizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yi tercih etmiş aziz vatandaşlarım bu  gelişmeleri iyi bir şekilde değerlendirmeli ve Türkiye’nin batağa doğru  gittiğini artık görmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti elbette bu karanlık tünelden çıkacak ve başına geçirilmeye çalışılan ikinci çuvalı bu defa yırtıp atacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için milli heyecanın ve şuurun taşıyıcısı siz değerli dava arkadaşlarıma büyük görevler düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz zor ve kritik bir dönemden geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin birliğini bozmak için  provokasyonlar alabildiğine sahnelenmekte ve değişik vatan köşelerinde  çatışma ortamı zinde tutulmaya çalışılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle kavgadan ve sonu olmayan tartışmalardan uzak durunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Taşıdığınız kutlu misyona yakışır bir şekilde davranarak kışkırtmalara ve tahriklere asla kapılmayınız.</p>
<p style="text-align: justify;">İstenen ve mayalanan kardeş kavgasıdır ve bunun alt yapısı hızla olgunlaştırılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizin yeriniz sokaklar değil; kütüphaneler, laboratuarlar, dost ve arkadaş ortamları olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz duyarlıklarınızın, ilkelerinizin ışığı altında hayatın içinde olmalısınız.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsani ilişkilerinizi daha çok geliştirmelisiniz ve sosyal yönünüzü dengeli bir şekilde kuvvetlendirmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin bundan sonraki istikameti sizin vereceğiniz tepki ve üstleneceğiniz sorumlulukla yakından ilişkili olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve her adımınızda, eğer varsa kaygılarınızın sizi umutlarınızın arkasına düşürmesine izin vermeyiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarıya inanınız ve bunu elde etmek için cüret ediniz, kendinizi aşmanın yollarını açınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin yol göstericiliğinde, ülkemizin nasıl bir coğrafyada yer aldığını sürekli gözünüzün önünde tutunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin ancak ve ancak milli şuuru kendisine  rehber etmiş ellerde yükseleceğini ve Türk milletinin bu sayede küresel  sisteme nizam vereceğini unutmayınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaki değerlerin yol göstericiliğinden hiç uzaklaşmayınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadakat ve vefanın milliyetçi-ülkücü harekette çok önemli olduğunu biliniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü bir adanmışlık ve eşsiz bir tutkuysa, o halde istismarcılara ve ülkücülükten geçinenlere karşı da çok dikkat etmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadakati cebindeki bozuk parayla özdeş gören,  her olay karşısında kıvraklıklar sergileyen ve bunu da şartların gereği  olarak yorumlayanların sözlerine azami uyanıklıkla yaklaşınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizin Türk tarihinin sorumluluğunu kafanızda taşıdığına inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimizin aziz hatıralarını kalbinizde yücelttiğinizi düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra Türk milletinin varlığı ve birliği konusunda aldığınız tarihi görevi daha yükseklere çıkarmakla mükellefsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücünün varlığı ve anlam kaynağı işte burasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için çok çalışmalısınız ve inandıklarınızdan asla taviz vermemelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı anlayacak geniş bir vizyon, Türklüğün  yaşadığı her yere ulaşacak berrak bir bakış, İslam coğrafyasını ruhuna  işlemiş irfan dolu bir idrakle ülkücü hareket geleceğin lider ülkesini  inşa edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bozkurt asırlar öncesinde olduğu gibi, ay  ışığında tekrar yol gösterici olarak belirecek ve Türk milletininin  bağımsız ve onurlu bir şekilde tarihsel yolculuğuna devam etmesini temin  edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümidim ve beklentim budur ve sizlere güvenim sonsuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu akşam aynı sofrayı paylaştığım her bir dava  arkadaşıma teşekkürlerimi sunuyor, tuttuğumuz oruçların Cenab-ı Allah  tarafından kabul edilmesini niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca yarın dualarla karşılayacağımız Kadir  Gecesi’nin aziz milletimize ve siz değerli dava arkadaşlarıma  güzellikler ve hayırlar getirmesini diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi bir kez daha sevgilerimle selamlıyor ve Mübarek Ramazan bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sağ olun, var olun. </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-ankara-ulku-ocaklarinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ankara-ulku-ocaklarinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan ve Şehit Haberleri &#8211; İsmihan Kübra AKKAŞ</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ramazan-ve-sehit-haberleri-ismihan-kubra-akkas.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ramazan-ve-sehit-haberleri-ismihan-kubra-akkas.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 19:42:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2950</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Dışişleri Bakanımız, ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşmesi sonrası iç meselemizi(!) halletmek için Suriye’ye gitti. Olayı iç meselemiz kabul ederken terörle mücadele edilecek mi sorularına: “Evet tabi ki; ama durun bir hele Ramazan çıksın. Malum ramazanda kapalıyız…” denildi. İnsanlar bunun nedenini aradı. Ateist olan bir örgüt, hem de canımızı her gün yakan bir terör örgütüne karşı müdahalede bulunmak için neden ramazanın geçmesi bekleniyor ki? Ayrıca Libya’dakiler Müslüman değil mi? Bizim de üyesi olduğumuz NATO onlara bombalar yağdırırken sesimiz çıkmıyor, diye düşünülürken; napalım canım her zamanki gibi biraz anlayışlı olalım; zafiyet ve tavizkârlığa o anda başka bir bahane bulunamamıştı… Haber kanalları da ayrı bir trajedi… Fener Rum Patriğinin Trabzon’a yaptığı ziyaret şehit haberlerinden daha çok yer aldı basında. Fener Rum Patriği yolunu şaşırmış… Kaçkar’a çıkarken ayağı kaymış; aman Allah’ım az daha düşüyormuş… Falanmış, filanmış… E! malum, bu ülkede hain olmak, vatanı için can feda etmekten daha çok kıymet arz ediyor… Sonra tüm gözler Milli Savunma Bakanımıza çevrilmişken; o Türkiye’deki işsizliğin azalmasından bahsediyordu. PKK açılımının mimarı Beşir Atalay ise yaptığı basın açıklamasında 17 Ağustos Depremi’ni anlattı… Sayın bakanlarımız sanki şehitler yokmuş gibi böyle açıklamalar yapadursun; bir babanın çığlığını işittik. Eve gelen komutanlara ağlayarak şöyle diyordu: “Yavuzumu getirmediniz mi?” Felçli anne: “Oğlum!” diyordu, “Oğlum! Peygamber ocağındaydı zaten. Şimdi de peygambere komşu gitti…” Anne yüreği gerisini söylemeye dayanamıyordu… Bir eş, iki çocuğunu basmış bağrına… Acıdan kalmış öylece… Ve böyle dokuz ev… Ateş evlerine, bedenlerine, yüreklerine düşmüş dokuz ocak… Henüz yirmi günlük evli olan jandarmanın eşi… Hadi teselli edelim onu… Ne diyeceğiz? Hangi kelime, hangi cümle dindirir yürek sızısını? Emekliliğine dokuz ay kalmış, yerleşeceği yerde ev almış, ailesiyle geçireceği huzurlu günleri düşleyen asteğmenin eşinin ve çocuklarının yüzüne nasıl bakacağız? Sevgili devlet erkânı gitti yine cenaze törenlerine… ( Ha tabi unutmadan; Sayın Başbakanımız yok. Çünkü o Türkiye’nin aydınlarıyla Somali’de.) Sayın bakanlar üzgün bir ses tonu ile: “Başımız sağ olsun, devlet sağ olsun.” dediler… Ramazanda kapalı olmamızın vebali boyunlarında… “Acımız büyük. Ama taviz vermeyeceğiz. Mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Bu evlatların kanını yerde bırakmayacağız. Vatan sağ olsun…” şeklinde demeç verdiler basına bir de… Ama kimse de sormadı: “Verilmeyen bir taviz kaldı mı?” Kararlılıkla devam ettirdiğiniz bir mücadele var mı, yoksa var da bizim mi haberimiz yok? Seçim sonrası kırk üç şehidimizin olduğu belirtildi. Kırk üç şehit. Kırk üç ocak. Kırk üç yangın… Türkiye cayır cayır yanarken malum bizim iç meselemiz Suriye’deki yangın… Somali’ye götürülen yardım uçağında olmak, ülkenin başında terörle mücadeleyi kontrol etmekten daha mühim ayrıca… (Yanlış anlaşılmasın dindaşlarımız olan Somali halkına yapılan yardım kampanyasını çok doğru buluyor ve sonuna kadar destekliyoruz. Ancak bu kadar şehidimiz varken, Türkiye yangın yerine dönmüşken, yardım uçağının Başbakan olmadan da havalanabileceği kanısındayız!) Ne diyelim; Mevla’m ramazanımızı ve dolayısıyla sonumuzu hayır eylesin…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sayın Dışişleri Bakanımız, ABD Dış  İşleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşmesi sonrası iç meselemizi(!)  halletmek için Suriye’ye gitti. Olayı iç meselemiz kabul ederken terörle  mücadele edilecek mi sorularına: “Evet tabi ki; ama durun bir hele  Ramazan çıksın. Malum ramazanda kapalıyız…” denildi.</p>
<p>İnsanlar  bunun nedenini aradı. Ateist olan bir örgüt, hem de canımızı her gün  yakan bir terör örgütüne karşı müdahalede bulunmak için neden ramazanın  geçmesi bekleniyor ki? Ayrıca Libya’dakiler Müslüman değil mi? Bizim de  üyesi olduğumuz NATO onlara bombalar yağdırırken sesimiz çıkmıyor, diye  düşünülürken; napalım canım her zamanki gibi biraz anlayışlı olalım;  zafiyet ve tavizkârlığa o anda başka bir bahane bulunamamıştı…</p>
<p style="text-align: justify;">Haber kanalları da ayrı bir trajedi…  Fener Rum Patriğinin Trabzon’a yaptığı ziyaret şehit haberlerinden daha  çok yer aldı basında. Fener Rum Patriği yolunu şaşırmış… Kaçkar’a  çıkarken ayağı kaymış; aman Allah’ım az daha düşüyormuş… Falanmış,  filanmış… E! malum, bu ülkede hain olmak, vatanı için can feda etmekten  daha çok kıymet arz ediyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra tüm gözler Milli Savunma  Bakanımıza çevrilmişken; o Türkiye’deki işsizliğin azalmasından  bahsediyordu. PKK açılımının mimarı Beşir Atalay ise yaptığı basın  açıklamasında 17 Ağustos Depremi’ni anlattı…</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın bakanlarımız sanki şehitler yokmuş  gibi böyle açıklamalar yapadursun; bir babanın çığlığını işittik. Eve  gelen komutanlara ağlayarak şöyle diyordu: “Yavuzumu getirmediniz mi?”  Felçli anne: “Oğlum!” diyordu, “Oğlum! Peygamber ocağındaydı zaten.  Şimdi de peygambere komşu gitti…” Anne yüreği gerisini söylemeye  dayanamıyordu… Bir eş, iki çocuğunu basmış bağrına… Acıdan kalmış  öylece… Ve böyle dokuz ev… Ateş evlerine, bedenlerine, yüreklerine  düşmüş dokuz ocak…</p>
<p style="text-align: justify;">Henüz yirmi günlük evli olan jandarmanın  eşi… Hadi teselli edelim onu… Ne diyeceğiz? Hangi kelime, hangi cümle  dindirir yürek sızısını? Emekliliğine dokuz ay kalmış, yerleşeceği yerde  ev almış, ailesiyle geçireceği huzurlu günleri düşleyen asteğmenin  eşinin ve çocuklarının yüzüne nasıl bakacağız?</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili devlet erkânı gitti yine cenaze  törenlerine… ( Ha tabi unutmadan; Sayın Başbakanımız yok. Çünkü o  Türkiye’nin aydınlarıyla Somali’de.) Sayın bakanlar üzgün bir ses tonu  ile: “Başımız sağ olsun, devlet sağ olsun.” dediler… Ramazanda kapalı  olmamızın vebali boyunlarında… “Acımız büyük. Ama taviz vermeyeceğiz.  Mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Bu evlatların kanını yerde  bırakmayacağız. Vatan sağ olsun…” şeklinde demeç verdiler basına bir de…  Ama kimse de sormadı:</p>
<p style="text-align: justify;">“Verilmeyen bir taviz kaldı mı?”</p>
<p style="text-align: justify;">Kararlılıkla devam ettirdiğiniz bir mücadele var mı, yoksa var da bizim mi haberimiz yok?</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim sonrası kırk üç şehidimizin olduğu belirtildi. Kırk üç şehit. Kırk üç ocak. Kırk üç yangın…</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye cayır cayır yanarken malum bizim  iç meselemiz Suriye’deki yangın… Somali’ye götürülen yardım uçağında  olmak, ülkenin başında terörle mücadeleyi kontrol etmekten daha mühim  ayrıca… (Yanlış anlaşılmasın dindaşlarımız olan Somali halkına yapılan  yardım kampanyasını çok doğru buluyor ve sonuna kadar destekliyoruz.  Ancak bu kadar şehidimiz varken, Türkiye yangın yerine dönmüşken, yardım  uçağının Başbakan olmadan da havalanabileceği kanısındayız!)</p>
<p style="text-align: justify;">Ne diyelim; Mevla’m ramazanımızı ve dolayısıyla sonumuzu hayır eylesin…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Framazan-ve-sehit-haberleri-ismihan-kubra-akkas.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ramazan-ve-sehit-haberleri-ismihan-kubra-akkas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Temmuz 2011 &#8211; Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/temmuz-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/temmuz-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2011 08:44:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2952</guid>
		<description><![CDATA[Orta Asya’da parlayan bir yıldız haline gelen Kazakistan, dünya dengeleri ve ekonomik seyrinde yer almak için girişimlerini sürdürüyor. Kazakistan Başbakanı Karim Masimov, Fransa’ya yaptığı resmi ziyareti çerçevesinde, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Genel Sekreteri Angel Gurria ile görüştü. Görüşme sırasında K.Masimov, Kazakistan’ın gelişmiş 30 ülkenin üye olduğu OECD’ye üye olmak istediğini bildirdi.  Aynı zamanda OECD ülkelerinin Kazakistan’da yatırım yapmaları konusunda da temaslarda bulunan Masimov, ülkesinin sağlam ekonomik temellere oturması ve küresel ekonomide söz sahibi olabilmesi için girişimlerini sürdüreceklerini ifade etti.  OECD, en yüksek gelirli dünya ülkelerinin oluşturduğu bir örgüt olup üyeleri arasında ABD, İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa, Japonya ve Türkiye gibi ülkeler bulunmaktadır. Kazakistan’ın örgüte üyeliği bu ülkelerle ekonomik ilişkilerini önemli anlamda geliştirecek ve aynı zamanda enerjiye dayalı bir ekonomi olmaktan çıkıp çok yönlü ve daha sağlam bir ekonomi olabilmeleri için önemli bir adımdır. Kazakistan’da yaşı ilerleyen ve bazı sağlık sorunları yaşayan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in yerine kimin geçeceği tartışmaları her geçen gün daha çok artıyor.  Kazakistan Cumhurbaşkanı Danışmanı Ermuhammet Ertisbayev, mevcut cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev&#8217;in damadı Timur  Kulibayev&#8217;in Nazarbayev&#8217;den sonra cumhurbaşkanı olabileceğini söyledi. Ertisbayev, Timur Kulibayev&#8217;in Rusya&#8217;da ekonomi okuduğunu, Kazakistan&#8217;ın en büyük vakıflarından Samruk Kazina&#8217;nın başkanı olduğunu belirterek çok iyi bir cumhurbaşkanı olabileceğini öne sürdü. Kazakistan ve Türk Dünyası için çok önemli ve Türkçü bir lider olan Nazarbayev’in yerine geçecek liderin kim veya nasıl olduğu değil, Kazaklar ve tüm Türk Dünyası için Nazarbayev fikirlerini ve icraatlarını devam ettirebilecek biri olması büyük önem arz etmektedir. SSCB’nin yıkılmasından sonra pek çok yeni cumhuriyet arasında çıkan sınır anlaşmazlıkları aralıklarla da olsa çözülmeye devam ediyor. Türk Dünyası’nın iki komşu ülkesi olan Kırgızistan ve Özbekistan da sınır sorunlarını çözmek için sınır belirleme çalışmalarına yeniden başladılar.  Özbekistan ve Kırgızistan arasında bin 99 kilometre uzunluğundaki sınırın 320 kilometresi hale netleştirilememiş durumda. Bu arada sınırların çok girintili ve çıkıntılı olması ve buna ek olarak sınıra yakın bölgelerde halkların yıllardır iç içe yaşıyor olması durumu çıkmaz hale getiriyor. Uzmanlar, iki ülke arasındaki sınır meselesinin sonlandırılması için bazı yerleşim birimlerinin karşılıklı boşaltılarak toprak değişimine gidilmesini öneriyor. İki ülke arasında yaşanan bazı etnik çatışmaların da bu sınır sorunlarıyla daha da sıkıntılı duruma geldiği belirtiliyor. Yapılan çalışmalar ve sorunlar bize gösteriyor ki, Türk Dünyası ülkelerinin her birinde komşu ülkelerin de vatandaşları yaşamakta, bir iç içe girmişlik bulunmaktadır. Bu da Türk Dünyası’nın parçalanamaz bir yapıda olduğunun göstergesidir. Türk Dünyası ülkelerinin sınır sorunlarının tam çözümü ise tüm sınırların kaldırılması olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nde yapılan seçimlerin ardından kurulan 61. hükümetinBaşbakanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni hükümetinde ilk dış ziyaretini Türk devlet teamüllerine uygun bir şekilde KKTC’ye yaptı.  20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 37. yıldönümü çerçevesinde düzenlenen Barış ve Özgürlük Bayramı törenleri nedeniyle KKTC’ye giden Başbakan Erdoğan’ın ziyareti birkaç açıdan oldukça kritik bir zamana denk geldi. 2012’de AB’de dönem başkanlığını alacak olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi konusunda Türkiye net bir tavır sergilemiş ve bu tavrını da bu ziyarette göstermiştir. Başbakan Tayyip Erdoğan AB&#8217;ye de rest çekti. &#8220;Rum Yönetimi dönem başkanlığında kesinlikle kendileriyle görüşmeyiz. AB ile ilişkiler donar. Altı ay Türkiye-AB ilişkisi yoktur.&#8221; dedi.   Şu anda &#8216;Kıbrıs&#8217; diye bir devlet olmadığını, &#8216;Güney Kıbrıs Rum Yönetimi&#8217; ve &#8216;Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Orta Asya’da parlayan bir yıldız haline gelen Kazakistan, dünya  dengeleri ve ekonomik seyrinde yer almak için girişimlerini sürdürüyor.  Kazakistan Başbakanı Karim Masimov, Fransa’ya yaptığı resmi ziyareti  çerçevesinde, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Genel  Sekreteri Angel Gurria ile görüştü. Görüşme sırasında K.Masimov,  Kazakistan’ın gelişmiş 30 ülkenin üye olduğu OECD’ye üye olmak  istediğini bildirdi.  Aynı zamanda OECD ülkelerinin Kazakistan’da  yatırım yapmaları konusunda da temaslarda bulunan Masimov, ülkesinin  sağlam ekonomik temellere oturması ve küresel ekonomide söz sahibi  olabilmesi için girişimlerini sürdüreceklerini ifade etti.  OECD, en  yüksek gelirli dünya ülkelerinin oluşturduğu bir örgüt olup üyeleri  arasında ABD, İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa, Japonya ve Türkiye  gibi ülkeler bulunmaktadır. Kazakistan’ın örgüte üyeliği bu ülkelerle  ekonomik ilişkilerini önemli anlamda geliştirecek ve aynı zamanda  enerjiye dayalı bir ekonomi olmaktan çıkıp çok yönlü ve daha sağlam bir  ekonomi olabilmeleri için önemli bir adımdır.</p>
<p>Kazakistan’da yaşı ilerleyen ve bazı sağlık sorunları yaşayan  Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in yerine kimin geçeceği tartışmaları  her geçen gün daha çok artıyor.  Kazakistan Cumhurbaşkanı Danışmanı  Ermuhammet Ertisbayev, mevcut cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev&#8217;in  damadı Timur  Kulibayev&#8217;in Nazarbayev&#8217;den sonra cumhurbaşkanı  olabileceğini söyledi. Ertisbayev, Timur Kulibayev&#8217;in Rusya&#8217;da ekonomi  okuduğunu, Kazakistan&#8217;ın en büyük vakıflarından Samruk Kazina&#8217;nın  başkanı olduğunu belirterek çok iyi bir cumhurbaşkanı olabileceğini öne  sürdü. Kazakistan ve Türk Dünyası için çok önemli ve Türkçü bir lider  olan Nazarbayev’in yerine geçecek liderin kim veya nasıl olduğu değil,  Kazaklar ve tüm Türk Dünyası için Nazarbayev fikirlerini ve icraatlarını  devam ettirebilecek biri olması büyük önem arz etmektedir.</p>
<p>SSCB’nin yıkılmasından sonra pek çok yeni cumhuriyet arasında çıkan  sınır anlaşmazlıkları aralıklarla da olsa çözülmeye devam ediyor. Türk  Dünyası’nın iki komşu ülkesi olan Kırgızistan ve Özbekistan da sınır  sorunlarını çözmek için sınır belirleme çalışmalarına yeniden  başladılar.  Özbekistan ve Kırgızistan arasında bin 99 kilometre  uzunluğundaki sınırın 320 kilometresi hale netleştirilememiş durumda. Bu  arada sınırların çok girintili ve çıkıntılı olması ve buna ek olarak  sınıra yakın bölgelerde halkların yıllardır iç içe yaşıyor olması durumu  çıkmaz hale getiriyor. Uzmanlar, iki ülke arasındaki sınır meselesinin  sonlandırılması için bazı yerleşim birimlerinin karşılıklı boşaltılarak  toprak değişimine gidilmesini öneriyor. İki ülke arasında yaşanan bazı  etnik çatışmaların da bu sınır sorunlarıyla daha da sıkıntılı duruma  geldiği belirtiliyor. Yapılan çalışmalar ve sorunlar bize gösteriyor ki,  Türk Dünyası ülkelerinin her birinde komşu ülkelerin de vatandaşları  yaşamakta, bir iç içe girmişlik bulunmaktadır. Bu da Türk Dünyası’nın  parçalanamaz bir yapıda olduğunun göstergesidir. Türk Dünyası  ülkelerinin sınır sorunlarının tam çözümü ise tüm sınırların  kaldırılması olacaktır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nde yapılan seçimlerin ardından kurulan 61.  hükümetinBaşbakanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni hükümetinde ilk dış  ziyaretini Türk devlet teamüllerine uygun bir şekilde KKTC’ye yaptı.  20  Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 37. yıldönümü çerçevesinde  düzenlenen Barış ve Özgürlük Bayramı törenleri nedeniyle KKTC’ye giden  Başbakan Erdoğan’ın ziyareti birkaç açıdan oldukça kritik bir zamana  denk geldi. 2012’de AB’de dönem başkanlığını alacak olan Güney Kıbrıs  Rum Yönetimi konusunda Türkiye net bir tavır sergilemiş ve bu tavrını da  bu ziyarette göstermiştir. Başbakan Tayyip Erdoğan AB&#8217;ye de rest çekti.  &#8220;Rum Yönetimi dönem başkanlığında kesinlikle kendileriyle görüşmeyiz.  AB ile ilişkiler donar. Altı ay Türkiye-AB ilişkisi yoktur.&#8221; dedi.   Şu  anda &#8216;Kıbrıs&#8217; diye bir devlet olmadığını, &#8216;Güney Kıbrıs Rum Yönetimi&#8217; ve  &#8216;Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217; olduğunu belirten Başbakan, KKTC&#8217;nin su  sorununu da 3 yıl içinde çözeceklerini ifade etti. Türkiye’de terör  sorunları yaşanırken ve Kıbrıs’ta kritik bir süreç varken yapılan bu  ziyaret, Türkiye’nin KKTC sürecinde bir siyaset değişikliğine gittiğinin  göstergesi oldu. AKP iktidarı boyunca tavizkar bir siyaset güdülürken,  Erdoğan’ın sert çıkışlar bulunması Türkiye’de ülkücü hareketin  fikirlerine gelindiğinin göstergesi olmuştur. Yıllardır KKTC hakkında  yanlış bir politika güdüldüğünü anlatan MHP’nin fikirlerine gelinmesi  süreç için Türk çıkarlarına uygun bir hale gelineceği noktasında bir  umut yaratmıştır. Ziyaret bir başka açıdan da ilginç bir durumda  yapılmıştır. Başbakan Erdoğan KKTC ziyaretinde önce Ada’da çok hatırı  sayılır bir reklam ve propaganda çalışması yaptırmıştır. İlk defa bu  kadar geniş çaplı bir organizasyonla KKTC’ye giden Erdoğan’a çok geniş  çaplı bir de güvenlik önlemi alındı. Hatta bu önlem, KKTC’li pek çok  kesimi de rahatsız etti. Erdoğan karşıtı yapılan tüm gösteriler sert bir  şekilde durduruldu. Bu durum Kıbrıs Türk’ünü rahatsız etmiş olmasına  rağmen, siyaseten gergin ve önemli bir süreçte yapılan bir ziyarette bu  tarz önlemlerin ve sertliklerin olabileceği gerçeğinin de göz ardı  edilmemesi gerektiğini not olarak düşmek gereklidir. Erdoğan’ın KKTC  ziyareti kısaca AB’ye ve Yunanistan-Rum cephesine bir gözdağı olarak  değerlendirilmektedir. Temennilerimiz ise bu siyasetin devam etmesi ve  Türk çıkarlarına uygun sonuçlar alınmasıdır.</p>
<p>Doğu Türkistan’da kan durmuyor. Çin hükümeti her geçen gün şiddetini  arttırmakta ve dünya kamuoyuna yanlış bilgeler vermeye devam etmekte.   Çin&#8217;de hükümete ait bir internet sitesi, Doğu Türkistan&#8217;da bir polis  karakoluna saldırdığı iddia edilen 14 Uygur&#8217;un Çin polisi tarafından  öldürüldüğünü bildirdi. Çinli yetkililer, daha önce yaptıkları  açıklamada, &#8216;terörist saldırı&#8217; olarak nitelendirdikleri olayda en az 4  kişinin öldüğünü duyurmuştu. Almanya&#8217;da sürgünde bulunan Dünya Uygur  Kurultayı ise, Hotan&#8217;daki olayda 14 Uygur&#8217;un dövülerek, 6&#8242;sının ise  silahla vurularak öldürüldüğünü, 70 kişinin tutuklandığını açıkladı.  Kurultay, Çin polisinin barışçıl bir şekilde gösteri yapan Uygurların  üzerine ateş açtığını aktardı. Doğu Türkistan meselesi dünyada ABD’nin  bile gücünü kabul ettiği Çin karşısında durabilecek bir uluslar arası  konsensüs olmadığı sürece böyle acılı olaylara daha çok sahne olacaktır.  Türk Dünyası’nın özellikle bu konuda bir işbirliğine gidip Çin’e karşı  BM kanallarını da kullanarak tepki ve çözümler üretmesi gerekmektedir.  Yoksa Çin daha çok Türk kanı akıtacaktır.</p>
<p>14 Temmuz 1959 tarihinde Kerkük Türk’üne karşı yapılan soykırım tüm  Türk Dünyası’nda anıldı. Irak&#8217;ta 14 Temmuz 1958&#8242;de krallık devrilerek  cumhuriyet ilan edilmişti. Devrimin birinci yıldönümünde kutlama  törenleri için sokaklara çıkan Türkmenler, Kerkük&#8217;teki en büyük  katliamla karşı karşıya kaldı. Katliamda, aralarında Kerküklü  Türkmenlerin lideri Ata Hayrullah ve kardeşi İhsan Hayrullah&#8217;ın da  olduğu Türkmenler, bazılarına işkence edilerek, öldürüldü.  Bugün  Irak’ta Kuzey bölgesinin ideri olan Barzani kuvvetlerinin yaptığı bu  katliam önce Kerküklü Türkler olmak üzere hiçbir Türk tarafından  unutulmamıştır. Ancak Türklük şuurunda olmayan kişiler ve liderler bu  katliamların sorumlularını “abi”, “kardeş” olarak görmektedir. Buna ise  Türk milliyetçilerinin tepkisi hiçbir zaman durmayacaktır. 14 Temmuz  katliamında şehit edilen tüm Türkmen kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftemmuz-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/temmuz-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülkü Ocakları &#8211; Gazi KARABULUT</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulku-ocaklari-gazi-karabulut.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulku-ocaklari-gazi-karabulut.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 18:40:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2948</guid>
		<description><![CDATA[Türk Milleti tarihin her devrinde mukaddes bildiği değerleri yaymak ve yaşatmak için teşkilatlar kurmuş ve toplumu bu teşkilat yapısı içerisinde eğitmeye çalışmıştır. Bu gelenek milli bir ülkü olmuş ve kurulan mekanlar idealler doğrultusunda bir okula dönüşmüştür. Böyle bir inanca sahip olan Türk milleti kendini vazifeli millet olarak addetmiş ve vazifesini liyakatle yerine getirebilmek için daima teşkilatlı bir duruş sergilemiştir. Bu teşkilatlanmada ilmi- iman- ahlak ve ülkü temel yapıyı oluşturmuştur. İşte Hoca Ahmet Yesevi hazretleri o anlayış doğrultusunda Ocakların da temelini atmıştır.  Döneminde kurduğu Yesevi Ocakları tarihin her devrinde değişik isimlerle aynı vazifeyi gerçekleştirmiştir.  Yesevi ocakları ele, bele, dile hakim olma; tevazu ve fedakarlığı hayata hakim kılma, yaratılanı sevme ve Yaratıcıya izafeten ona hizmet etme düsturları üzerine kurulmuş ve bu çizgide de Gazi dervişler yetiştirmiştir. Bu misyonun kuruluş felsefesi aslında günümüzdeki Ülkü Ocaklarının da temelini oluşturmaktadır. Ülkü Ocakları da eğitim ve kültür anlayışı doğrultusunda milli, ahlaki bir yapılanmayı esas almıştır. Ülkü Ocağı ismi ilk defa Ankara Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde kurulan dernekle kullanılmıştır. Ardından Dil Tarih Coğrafya Fakültesi ve Ziraat Fakültesi’nde de solcu öğrencilerin fikir kulüplerine alternatif olarak;  üniversitelerde öğrencilere tanınan öğrenci derneği kurma, pano açma gibi haklar kullanılarak Ülkü Ocağı Dernekleri kurulmuştur. Ülkü Ocaklarının kuruluşu kısa süreli bir kesintiye uğrasa da Alparslan Türkeş’in ve Dündar Taşer’in gayretleri neticesinde 1968’de karşılaşılan bütün olumsuzluklara rağmen yeniden açılmış ve bütün üniversitelerde teşkilatlanmalar başlamıştır. Ardından orta öğretimin de Ülkü Ocakları bünyesinde teşkilatlanmaya başlaması ile Türk gençliği milli kimliği ile barışmaya başlamış, maneviyatını yeniden yaşamaya yönelmiştir. Ülkü Ocağı; Türk’ün tarihinden getirdiği Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresini diriltmek, Türk milletinin iktisadi, siyasi ve sosyal meselelerine çözüm üretmek,  Yok edilmek istenen bir nesli yeniden asli cevheri ile tanıştırmak ve barıştırmak, Türk gençliğini dini değerleri ile donatıp sarsılmaz bir iman sahibi kılarak milletinin hizmetine sunmak geçmişi ile bağları koparılan milletimizi tarihi ile barıştırıp geleceğin milliyetçi büyük Türkiye’sini kuracak nesiller yetiştirmek gayesi ile kurulmuştur. Ülkü Ocağı milletine karşı derin sevgi ve saygı taşıyan milletinin ıstırapları karşısında çözüm yoları arayan bir kuruluştur. Ülkü Ocakları rahmetli Başbuğ’un ifadesi ile tıbbiye laboratuarları ile ilahiyat fakültelerinin koridorlarını birleştiren yani ilim ile imanı esas alan kuruluşlardır. Ülkü Ocakları batıcılığı bir taklitçilik müessesesi haline getiren ve bugün her türlü mesuliyet duygusundan yoksun, milletinin değerlerine küfrederek milletinin ekmeğini yiyenlere karşı milli bir bilincin genç nesillere aktarıldığı mekanlardır. Ülkü Ocakları bir zamanlar solun ihanete varan tavrı nedeni ile emperyalist sağ ile kavgasını erteleyen ama bugün sağ ve solun iç içe girdiği bir ortamda hainlere karşı milli şuurun diriltildiği yerlerdir . Ülkü Ocakları yok edilmek istenen bir milletin yeniden maneviyata dönüşünü gerçekleştirilmesi için kurulmuş yuvadır. Ülkü Ocakları Peygamber Efendimizin evi kader mübarek, alimlerin tekkesi kadar kutsal, asker ocağı kadar kıymetli yerlerdir. Ülkü Ocakları bu anlayışa sahip olduğu için mensupları da o anlayışın gereklerini yerine getirme noktasında aynı titizliği göstermelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk Milleti tarihin her devrinde mukaddes bildiği değerleri yaymak  ve yaşatmak için teşkilatlar kurmuş ve toplumu bu teşkilat yapısı  içerisinde eğitmeye çalışmıştır. Bu gelenek milli bir ülkü olmuş ve  kurulan mekanlar idealler doğrultusunda bir okula dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle bir inanca sahip olan Türk milleti kendini vazifeli millet  olarak addetmiş ve vazifesini liyakatle yerine getirebilmek için daima  teşkilatlı bir duruş sergilemiştir. Bu teşkilatlanmada ilmi- iman- ahlak  ve ülkü temel yapıyı oluşturmuştur. İşte Hoca Ahmet Yesevi hazretleri o  anlayış doğrultusunda Ocakların da temelini atmıştır.  Döneminde  kurduğu Yesevi Ocakları tarihin her devrinde değişik isimlerle aynı  vazifeyi gerçekleştirmiştir.  Yesevi ocakları ele, bele, dile hakim  olma; tevazu ve fedakarlığı hayata hakim kılma, yaratılanı sevme ve  Yaratıcıya izafeten ona hizmet etme düsturları üzerine kurulmuş ve bu  çizgide de Gazi dervişler yetiştirmiştir. Bu misyonun kuruluş felsefesi  aslında günümüzdeki Ülkü Ocaklarının da temelini oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları da eğitim ve kültür anlayışı doğrultusunda milli, ahlaki bir yapılanmayı esas almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocağı ismi ilk defa Ankara Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde  kurulan dernekle kullanılmıştır. Ardından Dil Tarih Coğrafya Fakültesi  ve Ziraat Fakültesi’nde de solcu öğrencilerin fikir kulüplerine  alternatif olarak;  üniversitelerde öğrencilere tanınan öğrenci derneği  kurma, pano açma gibi haklar kullanılarak Ülkü Ocağı Dernekleri  kurulmuştur.<br />
Ülkü Ocaklarının kuruluşu kısa süreli bir kesintiye  uğrasa da Alparslan Türkeş’in ve Dündar Taşer’in gayretleri neticesinde  1968’de karşılaşılan bütün olumsuzluklara rağmen yeniden açılmış ve  bütün üniversitelerde teşkilatlanmalar başlamıştır. Ardından orta  öğretimin de Ülkü Ocakları bünyesinde teşkilatlanmaya başlaması ile Türk  gençliği milli kimliği ile barışmaya başlamış, maneviyatını yeniden  yaşamaya yönelmiştir.</p>
<p>Ülkü Ocağı; Türk’ün tarihinden getirdiği  Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresini diriltmek, Türk milletinin iktisadi,  siyasi ve sosyal meselelerine çözüm üretmek,  Yok edilmek istenen bir  nesli yeniden asli cevheri ile tanıştırmak ve barıştırmak, Türk  gençliğini dini değerleri ile donatıp sarsılmaz bir iman sahibi kılarak  milletinin hizmetine sunmak geçmişi ile bağları koparılan milletimizi  tarihi ile barıştırıp geleceğin milliyetçi büyük Türkiye’sini kuracak  nesiller yetiştirmek gayesi ile kurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocağı milletine karşı derin sevgi ve saygı taşıyan milletinin ıstırapları karşısında çözüm yoları arayan bir kuruluştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları rahmetli Başbuğ’un ifadesi ile tıbbiye laboratuarları  ile ilahiyat fakültelerinin koridorlarını birleştiren yani ilim ile  imanı esas alan kuruluşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları batıcılığı bir taklitçilik müessesesi haline getiren ve  bugün her türlü mesuliyet duygusundan yoksun, milletinin değerlerine  küfrederek milletinin ekmeğini yiyenlere karşı milli bir bilincin genç  nesillere aktarıldığı mekanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları bir zamanlar solun ihanete varan tavrı nedeni ile  emperyalist sağ ile kavgasını erteleyen ama bugün sağ ve solun iç içe  girdiği bir ortamda hainlere karşı milli şuurun diriltildiği yerlerdir<br />
.<br />
Ülkü Ocakları yok edilmek istenen bir milletin yeniden maneviyata dönüşünü gerçekleştirilmesi için kurulmuş yuvadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Peygamber Efendimizin evi kader mübarek, alimlerin tekkesi kadar kutsal, asker ocağı kadar kıymetli yerlerdir.<br />
Ülkü  Ocakları bu anlayışa sahip olduğu için mensupları da o anlayışın  gereklerini yerine getirme noktasında aynı titizliği göstermelidir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulku-ocaklari-gazi-karabulut.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulku-ocaklari-gazi-karabulut.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Elçibey&#8217;i andı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-elcibeyi-andi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-elcibeyi-andi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Aug 2011 22:33:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2919</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyası&#8217;nın Büyük Beğ&#8217;i, Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin eski Cumhurbaşkanı ve “Bir kere kalkan Bayrak, bir daha yere inmez!” ülküsünü yeniden yücelten Ebülfez Elçibey’i vefatının 11. yılında, Antalya Ülkü Ocakları olarak rahmet ve minnetle anıyoruz. Azerbaycan’ın son bir asırlık tarihinde ülkeyi bağımsızlığına kavuşturan iki lider tanınır. Bunlardan ilki ilk bağımsız Türk Cumhuriyeti olan Azerbaycan Türk Cumhuriyeti&#8217;ni kuran ve ilk devlet başkanı olan Mehmet Emin Resulzâde, diğeri ise Ebulfez Elçibey&#8217;dir. Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Nahçıvan&#8217;ın Keleki kasabasında doğdu. Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Elçibey, 1970&#8242;li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan&#8217;ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler&#8217;e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı. Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi&#8217;nin (AHCP) başına geçerek başladı. Azerbaycan, SSCB&#8217;nin 1990&#8242;da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov&#8217;un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992&#8242;de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu. Elçibey, daha önce &#8220;Milli Kahramanlık Ödülü&#8221;nü verdiği Suret Hüseyinov&#8217;un Haziran 1993&#8242;de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan Keleki&#8217;ye döndü. Azerbaycan&#8217;ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997&#8242;de Keleki&#8217;den Bakü&#8217;ye döndü ve AHCP&#8217;nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, &#8220;demokratik ve adil olmadığı&#8221; gerekçesiyle boykot ederek katılmadı. Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. Azerbaycan&#8217;da 5 Kasım&#8217;da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu. Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde &#8220;Bütün Azerbaycan Yolunda&#8221; isimli bir kitap çıkardı. 62 yaşında ölen Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı. GATA&#8217;da bir süredir tedavi gören Azerbaycan&#8217;ın eski Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey 22 Ağustos 2000’de vefat etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/haber/buyuk/haber_4e50e83c1cc6f.jpg" alt="" width="310" height="211" />Türk Dünyası&#8217;nın Büyük Beğ&#8217;i, Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin eski Cumhurbaşkanı ve <strong>“Bir kere kalkan Bayrak, bir daha yere inmez!”</strong> ülküsünü yeniden yücelten Ebülfez Elçibey’i vefatının 11. yılında, Antalya Ülkü Ocakları olarak rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan’ın son bir asırlık tarihinde ülkeyi bağımsızlığına kavuşturan iki lider tanınır. Bunlardan ilki ilk bağımsız Türk Cumhuriyeti olan Azerbaycan Türk Cumhuriyeti&#8217;ni kuran ve ilk devlet başkanı olan Mehmet Emin Resulzâde, diğeri ise Ebulfez Elçibey&#8217;dir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Nahçıvan&#8217;ın Keleki kasabasında doğdu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey, 1970&#8242;li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan&#8217;ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler&#8217;e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi&#8217;nin (AHCP) başına geçerek başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan, SSCB&#8217;nin 1990&#8242;da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov&#8217;un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992&#8242;de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey, daha önce &#8220;Milli Kahramanlık Ödülü&#8221;nü verdiği Suret Hüseyinov&#8217;un Haziran 1993&#8242;de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan Keleki&#8217;ye döndü.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan&#8217;ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997&#8242;de Keleki&#8217;den Bakü&#8217;ye döndü ve AHCP&#8217;nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, &#8220;demokratik ve adil olmadığı&#8221; gerekçesiyle boykot ederek katılmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan&#8217;da 5 Kasım&#8217;da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde &#8220;Bütün Azerbaycan Yolunda&#8221; isimli bir kitap çıkardı. 62 yaşında ölen Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">GATA&#8217;da bir süredir tedavi gören Azerbaycan&#8217;ın eski Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey 22 Ağustos 2000’de vefat etti.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-elcibeyi-andi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-elcibeyi-andi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Karanlıkta&#8221; Kalan Vefa &#8211; Ece BAĞCIBAŞI</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/karanlikta-kalan-vefa-ece-bagcibasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/karanlikta-kalan-vefa-ece-bagcibasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Aug 2011 20:38:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2946</guid>
		<description><![CDATA[Azerbaycan basınında bir haber çıktı geçtiğimiz günlerde, belli belirsiz. Bizler için tanıma dahi ihtiyaç duymayan ve aynı zamanda Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı olan büyük bir şahsiyetin, rahmetli Ebulfez Elçibey’in ailesiyle ilgili idi okuduklarımız. Ailenin yaşadığı evin elektrikleri, birikmiş elektrik borçları yüzünden kesilmişti. Bu küçük ve sıradan gözüken haber aslında o kadar farklı anlamlar barındırıyordu ki içinde. Evvela, bir milletin kurtuluşu için mücadele etmiş fedakâr bir adamın ailesinin, elektrik faturalarını ödeyemeyecek kadar büyük bir maddi sıkıntı içinde olması, insanı hüzünlendiriyordu. Bu haberden önce de ailenin maddi bir darboğazda olduğuna dair duyumlar alıyorduk zaten ve karşılaştığımız her örnek derinden üzüyordu bizi. Hâlihazırda bu zamana kadar eski cumhurbaşkanlarının emanetine sahip çıkamayan Azerbaycan Hükümeti, şimdi de sıkıntılarını bildiği bu aileyi daha da zor durumda bırakacak bir uygulamaya gidiyordu. Aşikârdır ki bir yıllık bir elektrik ücreti, koskoca bir devlet için devede kulaktır. Hükümet bu meblağı kendi hazinesinden karşılayabileceği gibi, aileye &#8211; zaten hakkı olan – bir maaş bağlayabilir ya da sosyal devlet ilkesi gereği yardımda bulunabilirdi. İşte bu ihmaller sarmalı, üzüntümüzün yanında öfkelendiriyordu bizleri. Tüm Türk milliyetçilerinin gönlünde özel bir yeri olan, büyük Türkçü Elçibey’in hatırasına yapılan bu vefasızlık, canımızı sıkıyordu. Bu noktada başka bir duygu daha beliriyordu içimizde: vicdan azabı. Elçibey, fikirleriyle, icraatlarıyla, idealleriyle bizlere örnek olmuş ve davamıza ışık tutmuş bir şahsiyetse eğer, onun emanetine sahip çıkmak sadece Azerbaycan Türklüğünün değil; hepimizin görevi değil miydi? Bu vakte kadar ailesinin çektiklerinden habersiz olmak ve yardım elimizi uzatamamak, vefasızlığa ortak olmak demek değil miydi? Merhum Elçibey, Türk Dünyası’nın yolbaşçılarından biri ve Başbuğumuzun kadim dostu olduğuna göre, onun evdeşlerinin sıkıntısı bizim de sıkıntımızdır. Ortada bir vefasızlık varsa eğer, bu hepimizin ayıbıdır. Bu sorumluluk birlikte üstlenilmeli ve gereken yapılmalıdır. Bilinmelidir ki “Ahde vefasızlık, imansızlıktır!” diyen ülkücüler, dünyanın neresinde bir Türk çile çekiyorsa, nerede bir dava büyüğümüz ya da ailesi yalnızlıklara terk ediliyorsa, onların yanında olacak, sesini duyacak ve bu sessiz çığlıklarının tercümanı olmaya devam edecektir. Millettaşlarımız da artık gönül kapılarını, hassasiyetlerini ve yardım ellerini, dünyanın en ücra köşelerine uzattıkları gibi, yanı başlarındaki kardeşlerine ve darda kalan tüm soydaşlarına uzatmayı bilmelidir. Elbette ki bu durumda mevzu bahis bir aile olduğu için, onların gururunu kırmamak adına, uzanacak ellerin bir yardım kampanyasına dönüşmesi beklenmez ve belki de en doğrusu da budur. Ancak en azından onların dertleriyle dertlenebilmeli, onlara yalnız olmadıklarını, babalarının hatırasının Türk Milleti’nin yüreğinde hala canlı durduğunu hissettirmeli ve gerekenin yapılması için ilgili mercilere çağrıda bulunmalıyız. Bu, Türkçülük ve Turancılık davasında kendisinden çok şeyler öğrendiğimiz, mücadelesiyle içimizdeki mücadele ateşini kuvvetlendirdiğimiz ve millet sevgisiyle, azatlığa olan vurgunluğuyla yolumuzu aydınlattığımız rahmetli Elçibey’e borcumuzdur. Ulu Tengri “Türklüğümüzü bizden esirgemesin”!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Azerbaycan basınında bir haber çıktı geçtiğimiz günlerde, belli  belirsiz. Bizler için tanıma dahi ihtiyaç duymayan ve aynı zamanda  Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı olan büyük bir şahsiyetin, rahmetli  Ebulfez Elçibey’in ailesiyle ilgili idi okuduklarımız. Ailenin yaşadığı  evin elektrikleri, birikmiş elektrik borçları yüzünden kesilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu küçük ve sıradan gözüken haber aslında o kadar farklı anlamlar  barındırıyordu ki içinde. Evvela, bir milletin kurtuluşu için mücadele  etmiş fedakâr bir adamın ailesinin, elektrik faturalarını ödeyemeyecek  kadar büyük bir maddi sıkıntı içinde olması, insanı hüzünlendiriyordu.  Bu haberden önce de ailenin maddi bir darboğazda olduğuna dair duyumlar  alıyorduk zaten ve karşılaştığımız her örnek derinden üzüyordu bizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâlihazırda bu zamana kadar eski cumhurbaşkanlarının emanetine sahip  çıkamayan Azerbaycan Hükümeti, şimdi de sıkıntılarını bildiği bu aileyi  daha da zor durumda bırakacak bir uygulamaya gidiyordu. Aşikârdır ki bir  yıllık bir elektrik ücreti, koskoca bir devlet için devede kulaktır.  Hükümet bu meblağı kendi hazinesinden karşılayabileceği gibi, aileye &#8211;  zaten hakkı olan – bir maaş bağlayabilir ya da sosyal devlet ilkesi  gereği yardımda bulunabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu ihmaller sarmalı, üzüntümüzün yanında öfkelendiriyordu  bizleri. Tüm Türk milliyetçilerinin gönlünde özel bir yeri olan, büyük  Türkçü Elçibey’in hatırasına yapılan bu vefasızlık, canımızı sıkıyordu.  Bu noktada başka bir duygu daha beliriyordu içimizde: vicdan azabı.</p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey, fikirleriyle, icraatlarıyla, idealleriyle bizlere örnek  olmuş ve davamıza ışık tutmuş bir şahsiyetse eğer, onun emanetine sahip  çıkmak sadece Azerbaycan Türklüğünün değil; hepimizin görevi değil  miydi? Bu vakte kadar ailesinin çektiklerinden habersiz olmak ve yardım  elimizi uzatamamak, vefasızlığa ortak olmak demek değil miydi?</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Elçibey, Türk Dünyası’nın yolbaşçılarından biri ve  Başbuğumuzun kadim dostu olduğuna göre, onun evdeşlerinin sıkıntısı  bizim de sıkıntımızdır. Ortada bir vefasızlık varsa eğer, bu hepimizin  ayıbıdır. Bu sorumluluk birlikte üstlenilmeli ve gereken yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki “Ahde vefasızlık, imansızlıktır!” diyen ülkücüler,  dünyanın neresinde bir Türk çile çekiyorsa, nerede bir dava büyüğümüz ya  da ailesi yalnızlıklara terk ediliyorsa, onların yanında olacak, sesini  duyacak ve bu sessiz çığlıklarının tercümanı olmaya devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millettaşlarımız da artık gönül kapılarını, hassasiyetlerini ve  yardım ellerini, dünyanın en ücra köşelerine uzattıkları gibi, yanı  başlarındaki kardeşlerine ve darda kalan tüm soydaşlarına uzatmayı  bilmelidir. Elbette ki bu durumda mevzu bahis bir aile olduğu için,  onların gururunu kırmamak adına, uzanacak ellerin bir yardım  kampanyasına dönüşmesi beklenmez ve belki de en doğrusu da budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak en azından onların dertleriyle dertlenebilmeli, onlara yalnız  olmadıklarını, babalarının hatırasının Türk Milleti’nin yüreğinde hala  canlı durduğunu hissettirmeli ve gerekenin yapılması için ilgili  mercilere çağrıda bulunmalıyız. Bu, Türkçülük ve Turancılık davasında  kendisinden çok şeyler öğrendiğimiz, mücadelesiyle içimizdeki mücadele  ateşini kuvvetlendirdiğimiz ve millet sevgisiyle, azatlığa olan  vurgunluğuyla yolumuzu aydınlattığımız rahmetli Elçibey’e borcumuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ulu Tengri</strong><em><strong> </strong></em><em>“Türklüğümüzü bizden esirgemesin”!</em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkaranlikta-kalan-vefa-ece-bagcibasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/karanlikta-kalan-vefa-ece-bagcibasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Ankara İl Teşkilatının Düzenlediği İftar Yemeğinde Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ankara-il-teskilatinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ankara-il-teskilatinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2011 20:12:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2935</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Dava Arkadaşlarım, Muhterem Misafirler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Ankara İl teşkilatımızın düzenlemiş olduğu bu ‘İftar Programı’nda sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bildiğiniz üzere, manevi hazzın ve lezzetin zirve yaptığı kutlu bir dönemin içinden geçiyoruz. Mübarek Ramazan ayının eşsiz ve mana yüklü derin ikliminden millet olarak feyizlenmek ve oluk oluk akan nimet pınarlarından kana kana içmek için ibadetlerimizi yapıyoruz. İnşallah Cenab-ı Allah, tuttuğumuz oruçları ve yaptığımız duaları kabul eder ve üzerimizden ihsanını, mağfiretini ve himmetini esirgemez. Bu anlamlı davete katılan ve aynı sofranın etrafında bir araya geldiğimiz her bir dava arkadaşıma bu vesileyle şükranlarımı sunuyorum. Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Aziz Dava Arkadaşlarım, Değerli Misafirler, Mübarek Ramazan ayı, milletimizin iftihar edilecek hasletlerinin daha fazla ortaya çıktığı bir zamana işaret etmektedir. Yardımlaşmanın, dayanışmanın, cömertliğin, şefkatin ve merhametin ete kemiğe bürünmesi özellikle bu rahmet ayında gerçekleşmektedir. Yüce dinimizin güzelliklerine erişebilmek ve nefsin tasallutundan sıyrılabilmek bu ayın sunduğu kutsal mesajlara vakıf olmakla mümkündür. İftar sofralarının etrafında inşa edilen manevi köprülerle; kalplerimize huzur, yüreklerimize sıcaklık ve bakışlarımıza umut hâkim olur. Ne var ki, idrak ettiğimiz bu Ramazan ayında yoksulluğun ve sefaletin pençesine düşmüş insanlar için aynı şeyi söylememiz çok zordur. Mesela Somali’deki açlık ve yaşanan dramlar hepimizi fazlasıyla üzmektedir. Bu kapsamda Somalili kardeşlerimize elimizi uzatalım, gönüllerimizi açalım ve gücümüzün yettiği kadar yardımlarımızı onlara yönlendirelim. Ancak Somalililerin yaşadığı sosyal ve ekonomik felaketin benzerini ülkemizde de yaşayanlar bulunduğunu unutmayalım. İşin bir başka önemli tarafı da yapılan yardımların siyasi şova dönüşme emaresi vermesidir. Yüce dinimizin bir elin verdiğini diğer elin görmemesi gerektiğine vurgu yapmasına rağmen, Somalili çaresizlerin siyasi çıkar malzemesi olarak görülmesi büyük bir günah ve şarlatanlıktır. Her şeye rağmen, bir dilim ekmeğe muhtaç çocukların ölümle imtihanı insanlığın en büyük ayıbı ve skandalı olarak karşımızdadır. Bir tarafta çok tüketen, israf ve lüks içinde yaşayanların varlığı söz konusu iken, diğer tarafta içecek su, karnını doyuracak aş bulamayanların hazin tablosu yüreklerimizi burkmaktadır. Bu eşitsiz, haksız, ahlaksız, insafsız ve vicdansız küresel düzenin bu haliyle sürdürülmesi kabul edilebilir değildir. Dünya’da, ilk on sırayı paylaşan milyarderlerin toplam servetinin 350 milyar doları aştığı dikkate alındığında, sayıları bir milyara yaklaşan aç ve yoksul insanın içine düştüğü korkutucu adaletsizliği daha iyi anlayabiliriz. Aslına bakılırsa beşeriyetin karşı karşıya olduğu yoksulluk ve açlık faciası bir sonuçtan ibarettir. Bu itibarla, sefalet şartlarında nefes almaya çalışanlara ellerimizi uzatırken, onların bu duruma düşmelerinin nedenlerini de aklımızdan ve gündemimizden uzak tutmamamız gerekmektedir. Gelişmiş, zenginleşmiş ve sanayileşmiş ülkelerin yüzyıllarca takip ettikleri sömürgeci politikalarının hedefindeki ülkeler, bugün insanlık dışı manzaralarla yüz yüzedir. Bunun için ve öncelikle açlığa, kaosa, etnik ve mezhep ihtilafına giden yolu inşa eden anlayışı sorgulamadan, tartışmadan ve sanık sandalyesine oturtmadan insanlık nam ve hesabına mesafe almamız kolay olmayacaktır. Benzeri bir oyun içinden geçtiğimiz zaman diliminde Suriye’de de oynanmaktadır ve maalesef Türkiye bölgemizdeki istikrarsızlığın içine itilmek istenmektedir. Küresel güç merkezlerinin rekabet ve çekişme alanı haline gelen yakın coğrafyalarımızın sorunlarla boğuşması ve iç savaşın eşiğinde yer alması her açıdan endişe vericidir. Millet olarak kendi iç meselelerimiz katlanılamaz bir boyuta ulaşmışken; başkalarının senaryolarında piyon olmaya rıza göstermek asla meşru ve doğru değildir. Bu kapsamda, hükümet aklını...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/files/genel_baskan_ana_sayfa/gbbozkurtslm_0.jpg" alt="" width="375" height="225" />Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara İl teşkilatımızın düzenlemiş olduğu bu ‘İftar Programı’nda sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, manevi hazzın ve lezzetin zirve yaptığı kutlu bir dönemin içinden geçiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mübarek Ramazan ayının eşsiz ve mana yüklü derin  ikliminden millet olarak feyizlenmek ve oluk oluk akan nimet  pınarlarından kana kana içmek için ibadetlerimizi yapıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah Cenab-ı Allah, tuttuğumuz oruçları ve  yaptığımız duaları kabul eder ve üzerimizden ihsanını, mağfiretini ve  himmetini esirgemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlamlı davete katılan ve aynı sofranın  etrafında bir araya geldiğimiz her bir dava arkadaşıma bu vesileyle  şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mübarek Ramazan ayı, milletimizin iftihar edilecek hasletlerinin daha fazla ortaya çıktığı bir zamana işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yardımlaşmanın, dayanışmanın, cömertliğin,  şefkatin ve merhametin ete kemiğe bürünmesi özellikle bu rahmet ayında  gerçekleşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce dinimizin güzelliklerine erişebilmek ve  nefsin tasallutundan sıyrılabilmek bu ayın sunduğu kutsal mesajlara  vakıf olmakla mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">İftar sofralarının etrafında inşa edilen manevi  köprülerle; kalplerimize huzur, yüreklerimize sıcaklık ve bakışlarımıza  umut hâkim olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, idrak ettiğimiz bu Ramazan ayında  yoksulluğun ve sefaletin pençesine düşmüş insanlar için aynı şeyi  söylememiz çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela Somali’deki açlık ve yaşanan dramlar hepimizi fazlasıyla üzmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Somalili kardeşlerimize elimizi  uzatalım, gönüllerimizi açalım ve gücümüzün yettiği kadar yardımlarımızı  onlara yönlendirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Somalililerin yaşadığı sosyal ve ekonomik felaketin benzerini ülkemizde de yaşayanlar bulunduğunu unutmayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin bir başka önemli tarafı da yapılan yardımların siyasi şova dönüşme emaresi vermesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce dinimizin bir elin verdiğini diğer elin  görmemesi gerektiğine vurgu yapmasına rağmen, Somalili çaresizlerin  siyasi çıkar malzemesi olarak görülmesi büyük bir günah ve  şarlatanlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeye rağmen, bir dilim ekmeğe muhtaç çocukların ölümle imtihanı insanlığın en büyük ayıbı ve skandalı olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta çok tüketen, israf ve lüks içinde  yaşayanların varlığı söz konusu iken, diğer tarafta içecek su, karnını  doyuracak aş bulamayanların hazin tablosu yüreklerimizi burkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu eşitsiz, haksız, ahlaksız, insafsız ve vicdansız küresel düzenin bu haliyle sürdürülmesi kabul edilebilir değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya’da, ilk on sırayı paylaşan milyarderlerin  toplam servetinin 350 milyar doları aştığı dikkate alındığında, sayıları  bir milyara yaklaşan aç ve yoksul insanın içine düştüğü korkutucu  adaletsizliği daha iyi anlayabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslına bakılırsa beşeriyetin karşı karşıya olduğu yoksulluk ve açlık faciası bir sonuçtan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, sefalet şartlarında nefes almaya  çalışanlara ellerimizi uzatırken, onların bu duruma düşmelerinin  nedenlerini de aklımızdan ve gündemimizden uzak tutmamamız  gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmiş, zenginleşmiş ve sanayileşmiş ülkelerin  yüzyıllarca takip ettikleri sömürgeci politikalarının hedefindeki  ülkeler, bugün insanlık dışı manzaralarla yüz yüzedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için ve öncelikle açlığa, kaosa, etnik ve  mezhep ihtilafına giden yolu inşa eden anlayışı sorgulamadan,  tartışmadan ve sanık sandalyesine oturtmadan insanlık nam ve hesabına  mesafe almamız kolay olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Benzeri bir oyun içinden geçtiğimiz zaman  diliminde Suriye’de de oynanmaktadır ve maalesef Türkiye bölgemizdeki  istikrarsızlığın içine itilmek istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güç merkezlerinin rekabet ve çekişme  alanı haline gelen yakın coğrafyalarımızın sorunlarla boğuşması ve iç  savaşın eşiğinde yer alması her açıdan endişe vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet olarak kendi iç meselelerimiz  katlanılamaz bir boyuta ulaşmışken; başkalarının senaryolarında piyon  olmaya rıza göstermek asla meşru ve doğru değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, hükümet aklını başına almalı, girdiği bulanık ve engebelerle dolu yoldan bir an önce çıkmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Atılan yanlış adımlarda ısrar edilirse,  Ortadoğu’nun kör kuyularında ülkemizin boğulması ve oradaki fırtınanın  içimize ulaşması kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Millet olarak, mukaddesatımızın yol göstericiliğinden asırlarca hiç ayrılmadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabırla, huşuyla, iştiyakla kutsallarımıza,  kabullerimize ve inançlarımıza sahip çıktık, toz kondurmadık ve onlara  göz bebeğimiz gibi baktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi bir arada tutan ve bin yıllık kardeşlik hukukunun teminatı olan ilkelerden hiç ayrılmadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan davuluyla sahurumuzu yaptık, minarelerden yükselen kutlu çağrıyla aynı safa girdik ve aynı sofrayı paylaştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç şüphesiz benzerliklerimiz, müştereklerimiz;  birilerinin ısrarla ileri sürdüğü sözde ayrılıklardan daha fazla, daha  yoğun ve daha üstündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi millet yapan ve birlikte yaşamamızı  güçlendiren duygu, bilgi, tarihi birikim, ülkü, kültür ve inançlar  aramızda kopmaz manevi bağlar oluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan aldığımız ilhamla millet olarak bağımsız  yaşamak ve parçalanmaz bir bütün halinde var olmak konusunda irademiz  ve kararlılığımız tamdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, bu Ramazan ayını zehirlemeye çalışan  ve Türkiye’yi iç kanamanın eşiğine kadar getiren malum bölücü  mihrakların hain eylemlerine hep birlikte şahit oluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün bir vatan beldesinde bayrağa sarılı aziz şehitlerimizi ebediyete uğurluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün acılarla yanıyoruz ve terörün iğrenç yüzüyle sarsılıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu’nun her köşesinden feryatlar yükseliyor, çığlıklar arşa ulaşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Evlere ateş düşüyor; analar, bacılar, gelinler, evlatlar ağıtlar yakıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak Hakkari’nin Çukurca ilçesinde  kalleşçe ve kahpece yapılan terör saldırısında sekizi asker, birisi  korucu olmak üzere dokuz şehit verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">15 evladımız da bu hunhar saldırıda yaralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz şehitlerimiz yüreklerimizi yakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsine bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine, silah arkadaşlarına ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaralılara acil şifalar temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimiz bundan böyle vatan topraklarına emanettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatıraları bizimledir ve kanlarını yerde bırakmamak Türk devleti için bir şeref meselesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ve Türk milleti adeta kurşunla, mayınla, roketatarla sindirilmeye, teslim olmaya zorlanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddetten ve vahşetten nemalanan kanlı suratlar, milletimizin birliğine, dirliğine ve esenliğine göz dikmiş durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla tehlike hat safhada, tehdit hepimizin yanı başındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eşkıya dağlarda, şehirlerde, belediyelerde ve  Meclis koridorlarında Türk milletiyle ilgili hain planlarını icra  etmekle meşguldür.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK açılımıyla Türkiye’nin içine düştüğü bölücülük tuzağı, milletimizi kapana kıstırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Güzel şeyler olacak diye çıkılan yolda, rezaletler ve iğrençlikler peşi sıra yaşanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik ‘umutluyum’ sözünden, ‘bıçak kemiğe dayanmıştır’ sözüne göz göre göre gelindiğini de meydandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ve devlet bekası ateşle çevrili bir alana hapsolmuştur ve büyük bir saldırıyla karşı karşıyadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Müsterihiz, zira biz bunların hepsini söyledik, sürekli lazım gelen ikazlarımızı yaptık.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhataplarımıza gittiğiniz yol, yol değildir;  terörü azdırırsınız, bölücülüğü umutlandırırsınız, canileri şımartınız,  dedik. Ama dinletemedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini otuz altıya bölmeyin, teröristle müzakere yapmayın, şirin görünmeyin diye haykırdık. Ama ikna edemedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devletinin içini boşaltmayın, kurumları  çatıştırmayın, sokaklardaki asayişsizliğe müsaade etmeyin diye uyardık.  Ama sesimizi duyuramadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtçe televizyonu açmayın, farklılıkları  hatırlatmayın, yıkıma hukuki kılıf aramayın, tarihimizi sorgulatmayın,  Türk milletini hafife almayın diye mesaj verdik. Ama yanlıştan geri  çeviremedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Teröristler dururken, terörle mücadele  edenlerden intikam almayın, Batı’nın planlarına alet olmayın, federasyon  özlemi çekenlerle kol kola girmeyin dedik. Ama amacımıza ulaşamadık.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bugünkü kanlı tabloyu görüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimin eseri olduğunu, kimlerin bu kördüğümü ülkemize attığının farkındasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşanan hazin ve ibretlik hadiselerin kapatılacak bir tarafı kalmadı. Bunu da biliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, bu kritik ve karanlık sürece AKP hükümetinin sözde ileri demokrasi parolasıyla geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Barış ve özgürlük propagandası altında kırılma noktasına kadar büküldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Mübarek Ramazan ayı istismar edilerek canilere sabırla yaklaşıldığı bile dile getirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak aynı sabır nedense Suriye’ye karşı gösterilemedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılım adı verilen rezaletle Türk devletinin itibarı, saygınlığı ve kudreti ayaklar altına alındı ve gölgelendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayetinde Türk milleti yıkım ihalesini alan  siyasi müteahhitlerin etnik hafriyat çalışmasıyla dağılmanın,  parçalanmanın ve ayrılmanın sınırına yuvarlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra ülke ve millet olarak bizi çetin günler ve meşakkatlerle dolu bir dönem beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti elbette bir avuç çapulcuya teslim olacak kadar aciz, korkak ve zayıf değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, bunu öncelikle idrak etmesi gerekenler siyasi sorumluluğu üstlenenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok şükür sürekli olarak önerdiğimiz Kandil’e ve terörist kamplara yönelik hareket şimdilik havadan yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık hava operasyonu destekli kara harekâtı bir  an önce yapılmalı ve süresi 17 Ekim’de dolacak olan sınırötesi hareket  izni mutlaka uzatılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kandil canilerin başına yıkılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnleri yok edilmeli ve PKK’yı himaye eden,  destekleyen, arkalayan ve aklamaya çalışan içte ve dışta kim varsa  gerekli ders verilmeli ve hadleri bildirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devleti bunu yapmaya muktedirdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti böylesi bir mücadeleye her şeyiyle  hazırdır ve bu kanlı örgütün ve bölücülüğün yok edilmesi ve kökünün  kazınması için sabırsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet bunlar olursa, <strong>‘bıçak kemiğe dayandı’ </strong>sözlerinin bir anlamı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve <strong>‘sözün bittiği yerdeyiz, sabrımız bitti’</strong> diklenmelerinin inandırıcılığı ortaya çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa bu kanlı tezgâh önce hükümeti ve  Başbakan’ı içine alacak, sonra da milletimizi ve vatanımızı kirli çarkın  dişlerinde öğütecek ve un ufak edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak biz terörle yapılacak onurlu, milli ve kararlı her mücadelenin yanında ve arkasındayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bu süreç içinde ihmal, atalet ve terörle  mücadelede ipe un seren kayıtsızlık görürsek de, AKP’den bunun hesabını  sormaktan asla geri durmayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mübarek akşamda sizlerle birlikte olmaktan ve  aynı iftar sofrasında bulunmaktan duyduğum bahtiyarlığı bir kez daha  ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah milletimizin, vatanımızın ve Türkiye sevdalısı aziz dava arkadaşlarımızın yar ve yardımcısı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Birliğimizi ve bütünlüğümüzü bozmaya çalışanlara fırsat vermesin ve Türk milletini korusun ve kollasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son verirken hepinizi tekrar sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ olun, var olun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-ankara-il-teskilatinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ankara-il-teskilatinin-duzenledigi-iftar-yemeginde-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başımız Sağolsun&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basimiz-sagolsun.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basimiz-sagolsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2011 11:07:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Merkezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2914</guid>
		<description><![CDATA[Terörün hain yüzü bugün bir defa daha ortaya çıktı. 9 vatan evladımız şehit olurken, 15&#8242;i de yaralı olarak tedavi görmekteler&#8230; Bu yaşanılanlar, içinde millet ve ülke sevgisini taşıyan herkes için büyük bir üzüntü ve öfkeyi ortaya çıkarmaktadır. Bu sürecin derhal sona ermesi için her türlü tedbirin alınması bir sorumluluktan öte zorunluluk haline gelmiştir. Gerek hükümet gerekse TSK bu gelişmelerin sona ermesi için mutlaka kararlı ve güçlü bir şekilde hareket etmelidir. Terörün son bulması kaybettiğimiz huzura yeniden kavuşmamızı sağlayacak ve gelecek için daha umutlu bakmamız mümkün olacaktır. Teröre müsamaha göstererek, terör eylemlerini kınamakla geçiştirmenin yöntem olarak devam etmesi halinde; barıştan, kardeşlikten bahsetmenin hiçbir geçerliliğinin olmayacağı da ortaya net bir şekilde çıkmaktadır. Milletçe hüzne boğulduğumuz bu günlerde en fazla ihtiyaç duyduğumuz; milli dayanışma ruhu ile ortak bir dille geliştireceğimiz tavır ve kararlılıktır. Bu tavır ve kararlılık sayesinde milli birlik ve beraberliğimizi bozmaya yönelik girişimler başarısızlıkla sonuçlanacak, nifak tohumları hiçbir zaman semeresini veremeyecektir. Bu bakımdan özellikle şu günlerde, millet hayatımızdaki her türlü kamplaşmanın ve kutuplaşmanın PKK terör örgütüne ve onun uzantılarına “yarar” sağlayacağı unutulmamalı, siyasi ve sosyal müesseseler bu anlayışla hareket etmelidir. Şüphe yok ki; şehitlerimiz hafızalarımızdan silinmemek üzere toprağa verilirken her biri kalplerimizde bayraklaşacak, mübarek varlıkları ve aziz hatıraları ilelebet yaşayacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle şehitlerimize Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Türk milletinin başı sağolsun. Harun ÖZTÜRK Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="../resimler/GenelBaskandan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Terörün hain yüzü bugün bir defa daha ortaya çıktı. 9 vatan evladımız şehit olurken, 15&#8242;i de yaralı olarak tedavi görmekteler&#8230;</p>
<p>Bu yaşanılanlar, içinde millet ve ülke sevgisini taşıyan herkes için  büyük bir üzüntü ve öfkeyi ortaya çıkarmaktadır. Bu sürecin derhal sona  ermesi için her türlü tedbirin alınması bir sorumluluktan öte zorunluluk  haline gelmiştir. Gerek hükümet gerekse TSK bu gelişmelerin sona ermesi  için mutlaka kararlı ve güçlü bir şekilde hareket etmelidir.</p>
<p>Terörün son bulması kaybettiğimiz huzura yeniden kavuşmamızı  sağlayacak ve gelecek için daha umutlu bakmamız mümkün olacaktır. Teröre  müsamaha göstererek, terör eylemlerini kınamakla geçiştirmenin yöntem  olarak devam etmesi halinde; barıştan, kardeşlikten bahsetmenin hiçbir  geçerliliğinin olmayacağı da ortaya net bir şekilde çıkmaktadır.</p>
<p>Milletçe hüzne boğulduğumuz bu günlerde en fazla ihtiyaç duyduğumuz;  milli dayanışma ruhu ile ortak bir dille geliştireceğimiz tavır ve  kararlılıktır. Bu tavır ve kararlılık sayesinde milli birlik ve  beraberliğimizi bozmaya yönelik girişimler başarısızlıkla sonuçlanacak,  nifak tohumları hiçbir zaman semeresini veremeyecektir.</p>
<p>Bu bakımdan özellikle şu günlerde, millet hayatımızdaki her türlü  kamplaşmanın ve kutuplaşmanın PKK terör örgütüne ve onun uzantılarına  “yarar” sağlayacağı unutulmamalı, siyasi ve sosyal müesseseler bu  anlayışla hareket etmelidir.</p>
<p>Şüphe yok ki; şehitlerimiz hafızalarımızdan silinmemek üzere toprağa  verilirken her biri kalplerimizde bayraklaşacak, mübarek varlıkları ve  aziz hatıraları ilelebet yaşayacaktır.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle şehitlerimize Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.</p>
<p>Türk milletinin başı sağolsun.</p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Harun ÖZTÜRK</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı</strong></em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbasimiz-sagolsun.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basimiz-sagolsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Hakkari Çukurca&#8217;da 8 askerimizin şehit olması&#8221; ile ilgili yaptıkları açıklama</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-hakkari-cukurcada-8-askerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-hakkari-cukurcada-8-askerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 15:23:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2911</guid>
		<description><![CDATA[Türk milleti, yeni bir faciayla ve insanlık düşmanı canilerin kanlı saldırısıyla sarsılmıştır. Hakkari’nin Çukurca ilçesinde, bir askeri konvoyun geçiş esnasında PKK’lı katiller tarafından infilak ettirilen mayın sekiz kahraman askerimizin şehit düşmesine, onbirinin de yaralanmasına neden olmuştur. Acımız büyük, nefretimiz ve öfkemiz tarifsizdir. Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, silah arkadaşlarına ve milletimize başsağlığı diliyor, yaralıların da bir an önce sağlıklarına kavuşmasını niyaz ediyorum. AKP Hükümetinin bu zamana kadar, PKK terör örgütüyle mücadeledeki isteksizliği, pısırıklığı ve kayıtsızlığı kanlı saldırıların kaygı verici bir noktaya ulaşmasına yol açmıştır. Bölücülüğe verilen ümitler ve yıkım projesi kapsamında atılan tehlikeli adımlar ülkemizi bölünmenin ve dağılmanın eşiğine kadar savurmuştur. Hükümetin fitne saçan, ayrımcılığı teşvik eden ve milli beklentilerle ihtilaflı politikaları kandan beslenen canilerin eline koz vermiş ve alçak eylemlerine ivme kazandırmıştır. 12 Haziran’dan bu tarafa artan hunhar terör saldırılarının asıl nedenini burada aramak gerekmektedir. Bir tarafta bu vahşet sürerken, diğer tarafta PKK’lı militanlar yol kesmekte, kaymakam, polis, asker ve vatandaş kaçırarak tiksinti verici eylemlerine devam etmektedir. AKP Hükümeti kamu görevlilerinin ve sivil vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini koruyamayacak bir çaresizliğin ve acziyetin içine düşmüştür. Bu itibarla Başbakan Erdoğan’ın partisinin 10.kuruluş yıldönümü konuşmasında; ‘bıçak kemiğe dayandı, bedelini ödeyecekler’ sözleriyle, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin huzurunda dile getirdiği ‘cinayet şebekesinin bertaraf edileceğine’ dair beyanların hiçbir karşılığı ve inandırıcılığı bulunmamaktadır. Milletimizi kandırmaya ve günü kurtarmaya dönük bu açıklamanın yeni bir oyalama sürecinin kapısının ardına kadar araladığı açıktır. Buna benzer söz ve açıklamalar geçmişte de aynı ağızdan çıkmış, ne var ki bölücü teröre karşı hiçbir etkili önlem alınmamıştır. Nitekim ‘döktükleri kanda boğulacaklar, yaptıklarının hesabını verecekler, bu kanlar yerde kalmayacak, ne yapacağımızı herkes görecek’ açıklamalarının sahibi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Son gelişmeler ışığında, Başbakan Erdoğan’ın PKK terör örgütünün alçak saldırılarına sabırla yaklaştıklarını ifade etmesi de eğer hıyanet değilse, affedilmez bir gaflet olarak karşımızdadır. Teröre karşı suskunluğun, pasifliğin, teslimiyetin ve hareketsizliğin bahanesi olarak mübarek Ramazan ayının gösterilmesi ise tam anlamıyla şuursuzluk örneğidir. Suriye’yi; ‘sabrımız tükendi’ diyerek tehdit eden bu müflis politikacı zihniyetinin, aynı tavrı ve kararlılığı Türkiye’yi parçalamaya çalışan kanlı terör örgütüne gösterememesi asıl niyet ve yüzünü bir kez daha ifşa etmiştir. Başbakan Erdoğan’ın terör ve bölücülük sorununun azdığı bir ortamda, bunlarla yapılacak mücadeleyi hükümet programına dahi almaması sözlerinin inandırıcılığını baştan sakatlamış ve boşa çıkarmıştır. AKP Hükümetinin bu zamana kadarki duruşu, sürdüğü politikaları ve takip ettiği gizli gündemi PKK’yla ve bölücülükle etkili mücadelede ümitli olmamıza başlıca engeldir. Buna rağmen Türk milleti AKP hükümetinden, bölücü teröre karşı kararlı, ciddi ve cesur adımlar atılmasını istemektedir. Bu kapsamda, terörle mücadelede yapılması gerekenler konusunda Milliyetçi Hareket Partisi’nin önerileri arasında şunlar yer almaktadır: 1- Kandil’e yönelik kara ve hava operasyonu tüm boyutuyla gündeme alınmalı ve bu melanet yuvası toz duman edilmelidir. 2- İmralı’da yatan bebek katiliyle tüm görüşmeler kesilmeli ve müzakereler durdurulmalıdır. 3- İmralı canisinin yakınları dışında kimseyle görüşmesine izin verilmemeli ve avukatları vasıtasıyla terör örgütünü yönetmesine müsaade edilmemelidir. 4- Açılım denilen yıkım projesine son verilmeli ve bu projenin koordinatörü olan ilgili Başbakan Yardımcısı acilen istifa etmelidir. 5- Bölücülükle mücadele etmek için kapsamlı bir plan hazırlanmalı ve Başbakan Erdoğan bu zamana kadar ki yanlışlardan dolayı nedamet göstermelidir. Milliyetçi Hareket...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Türk milleti, yeni bir faciayla ve insanlık düşmanı canilerin kanlı saldırısıyla sarsılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakkari’nin Çukurca ilçesinde, bir askeri  konvoyun geçiş esnasında PKK’lı katiller tarafından infilak ettirilen  mayın sekiz kahraman askerimizin şehit düşmesine, onbirinin de  yaralanmasına neden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Acımız büyük, nefretimiz ve öfkemiz tarifsizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet,  kederli ailelerine, silah arkadaşlarına ve milletimize başsağlığı  diliyor, yaralıların da bir an önce sağlıklarına kavuşmasını niyaz  ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümetinin bu zamana kadar, PKK terör  örgütüyle mücadeledeki isteksizliği, pısırıklığı ve kayıtsızlığı kanlı  saldırıların kaygı verici bir noktaya ulaşmasına yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülüğe verilen ümitler ve yıkım projesi  kapsamında atılan tehlikeli adımlar ülkemizi bölünmenin ve dağılmanın  eşiğine kadar savurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin fitne saçan, ayrımcılığı teşvik eden  ve milli beklentilerle ihtilaflı politikaları kandan beslenen canilerin  eline koz vermiş ve alçak eylemlerine ivme kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran’dan bu tarafa artan hunhar terör saldırılarının asıl nedenini burada aramak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta bu vahşet sürerken, diğer tarafta  PKK’lı militanlar yol kesmekte, kaymakam, polis, asker ve vatandaş  kaçırarak tiksinti verici eylemlerine devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti kamu görevlilerinin ve sivil  vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini koruyamayacak bir çaresizliğin  ve acziyetin içine düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Başbakan Erdoğan’ın partisinin 10.kuruluş yıldönümü konuşmasında; <strong>‘bıçak kemiğe dayandı, bedelini ödeyecekler’</strong> sözleriyle, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin huzurunda dile getirdiği ‘<strong>cinayet şebekesinin bertaraf edileceğine’</strong> dair beyanların hiçbir karşılığı ve inandırıcılığı bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi kandırmaya ve günü kurtarmaya dönük  bu açıklamanın yeni bir oyalama sürecinin kapısının ardına kadar  araladığı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna benzer söz ve açıklamalar geçmişte de aynı ağızdan çıkmış, ne var ki bölücü teröre karşı hiçbir etkili önlem alınmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim ‘<strong>döktükleri kanda boğulacaklar, yaptıklarının hesabını verecekler,</strong><strong> </strong><strong>bu kanlar yerde kalmayacak, ne yapacağımızı herkes görecek’ </strong>açıklamalarının sahibi Recep Tayyip Erdoğan’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son gelişmeler ışığında, Başbakan Erdoğan’ın PKK  terör örgütünün alçak saldırılarına sabırla yaklaştıklarını ifade  etmesi de eğer hıyanet değilse, affedilmez bir gaflet olarak  karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Teröre karşı suskunluğun, pasifliğin,  teslimiyetin ve hareketsizliğin bahanesi olarak mübarek Ramazan ayının  gösterilmesi ise tam anlamıyla şuursuzluk örneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’yi; ‘sabrımız tükendi’ diyerek tehdit  eden bu müflis politikacı zihniyetinin, aynı tavrı ve kararlılığı  Türkiye’yi parçalamaya çalışan kanlı terör örgütüne gösterememesi asıl  niyet ve yüzünü bir kez daha ifşa etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın terör ve bölücülük sorununun  azdığı bir ortamda, bunlarla yapılacak mücadeleyi hükümet programına  dahi almaması sözlerinin inandırıcılığını baştan sakatlamış ve boşa  çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümetinin bu zamana kadarki duruşu,  sürdüğü politikaları ve takip ettiği gizli gündemi PKK’yla ve  bölücülükle etkili mücadelede ümitli olmamıza başlıca engeldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna rağmen Türk milleti AKP hükümetinden, bölücü teröre karşı kararlı, ciddi ve cesur adımlar atılmasını istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, terörle mücadelede yapılması  gerekenler konusunda Milliyetçi Hareket Partisi’nin önerileri arasında  şunlar yer almaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Kandil’e yönelik kara ve hava operasyonu tüm boyutuyla gündeme alınmalı ve bu melanet yuvası toz duman edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2- </strong>İmralı’da yatan bebek katiliyle tüm görüşmeler kesilmeli ve müzakereler durdurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> İmralı canisinin yakınları  dışında kimseyle görüşmesine izin verilmemeli ve avukatları vasıtasıyla  terör örgütünü yönetmesine müsaade edilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Açılım denilen yıkım  projesine son verilmeli ve bu projenin koordinatörü olan ilgili Başbakan  Yardımcısı acilen istifa etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5- </strong>Bölücülükle mücadele etmek  için kapsamlı bir plan hazırlanmalı ve Başbakan Erdoğan bu zamana kadar  ki yanlışlardan dolayı nedamet göstermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, bölücülükle ve uzantısı olan terörle mücadelede gerekli desteği vermeye hazır ve kararlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti, Ortadoğu’ya batının planlarını  servis etmekten vazgeçerek dikkatini Irak’ın kuzeyine vermeli ve  Kandil’i eşkıyanın başına yıkmak için zamanın geçtiğini görmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti, Başbakan ve hükümetinin bölücü  terör ve siyasi çıbanbaşları konusunda daha ne kadar sabırla  bekleyeceğini merak etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli vicdanların feryat ettiği bugünkü ortamda; sabır taşı çatlamış ve tahammül sınırı çoktan aşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki milletimiz, kanlı terör örgütü  konusunda sabır değil, kökünün kurutulması için heyecan, irade, karar ve  tavizsiz bir mücadele beklemektedir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-hakkari-cukurcada-8-askerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-hakkari-cukurcada-8-askerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakkari Çukurca&#8217;da askerlerimizin şehit olması ile ilgili basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-hakkari-cukurcada-askerlerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-hakkari-cukurcada-askerlerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 14:58:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2909</guid>
		<description><![CDATA[Hakkari’nin Çukurca ilçesinden şehit düşen askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyor ve yaralı askerlerimize şifalar diliyoruz. Türk Milleti yine bir hain saldırı ile sarsılmıştır. Mübarek Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde bölücü terör örgütü her gün askerlerimizi şehit etmektedir. Onlarca ailenin ocağına ateş düşmüş ve Türk Milleti’nin sabrı taşmıştır. AKP Hükümeti, PKK teör örgütüne karşı mücadele vermek yerine sürekli olarak müzakereyi tercih etmiştir. Terör karşısında umursamaz ve kayıtsız tavırlar bölücü örgütün eylemlerine hız vermesine yol açmaktadır. İktidarın başlatmış olduğu açılım süreci kapsamından yapılan işler ve verilen tavizler terörü daha da körükleyerek, ülkemizi bölünme aşmasına getirmiştir. Hükümetin hergün yaşanan bu olaylar karşısında sadece kuru açıklamaları ve göstermelik tavırları terörün önünü kesmemektedir. 12 Haziran’dan bugüne her geçen gün terör olayları hızla artmakta ve PKK’lılar yol kesmekte, kaymakam, polis, asker ve vatandaşı kaçırmaktadır. Bu olayların yaşanması, AKP Hükümetinin hiç kimsenin can ve mal güvenliğini sağlamayacak kadar aciz olduğunu göstermektedir. Başbakan’ın son olarak dile getirdiği ‘bıçak kemiğe dayandı’ sözünün hiçbir inandırıcılığı bulunmamaktadır. Çünkü son 9 yıldır iktidarda bulunan Başbakan Erdoğan bunları görmekte ve bunlara çözüm üretmekle yükümlüdür. Başbakanın dile getirdiği bu söz son 25 yıldır terör olaylarının arttığı dönemlerde Başbakanların alışılmış bir söylemidir. Türk Milleti yıllardır bu nakaratları duymaktan bıkmıştır. Artık herkes kalıcı bir çözüm getirilmesini ve terörün kökünün kazınması istemektedir. AKP Hükümeti teröre karşı pasifliğini ve hiçbir önlem alınmaması konusunda mübarek Ramazan ayını bahane etmesi teröre karşı olan aciziyetini ifade etmektedir. Başka ülkelerin iç meselelerini kendi iç meselesi olarak gören Başbakan Erdoğan, nedense ülkenin iç sorunlarını görmemekte ve bunları çözüm kavuşturmaktan kaçmaktadır. Kendisine verilen BOP eşbaşkanlığı görevini yerine getirmekte geri durmaz iken ülkeyi yakan bu teörün temizlemek için hiçbir harekette bulunmamaktadır. Terörün bir an önce çözülmesi ve temizlenmesi için öncelikle AKP Hükümetinin açılım zırvası adındaki bölücü plandan vazgeçmesi gerekmektedir. Terörle müzakere etmekten vazgeçilerek mücadele planları hazırlanmalıdır. Kandil dağındaki eşkıyaların bertaraf edilmesi ve bölgede güvenlik sağlanması şarttır. Türk Milleti artık beklemekten bıkmıştır ve Başbakanın bölücü teröre verdiği tavizlerden usanmıştır. Milletin sabır taşı çatlamış ve bıçak kemiği delip geçmiştir. Hergün verilen şehitler milli vicdanı isyan derecesine getirmiştir. Antalya Ülkü Ocakları olarak Yüce Allah’tan şehitlerimize rahmet, ailelerine ve Büyük Türk Milletine baş sağlığı diler ve yaralılarımızın sağlığına kavuşmasını dileriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hakkari’nin Çukurca ilçesinden şehit düşen askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyor ve yaralı askerlerimize şifalar diliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti yine bir hain saldırı ile sarsılmıştır. Mübarek Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde bölücü terör örgütü her gün askerlerimizi şehit etmektedir. Onlarca ailenin ocağına ateş düşmüş ve Türk Milleti’nin sabrı taşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti, PKK teör örgütüne karşı mücadele vermek yerine sürekli olarak müzakereyi tercih etmiştir. Terör karşısında umursamaz ve kayıtsız tavırlar bölücü örgütün eylemlerine hız vermesine yol açmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İktidarın başlatmış olduğu açılım süreci kapsamından yapılan işler ve verilen tavizler terörü daha da körükleyerek, ülkemizi bölünme aşmasına getirmiştir. Hükümetin hergün yaşanan bu olaylar karşısında sadece kuru açıklamaları ve göstermelik tavırları terörün önünü kesmemektedir. 12 Haziran’dan bugüne her geçen gün terör olayları hızla artmakta ve PKK’lılar yol kesmekte, kaymakam, polis, asker ve vatandaşı kaçırmaktadır. Bu olayların yaşanması, AKP Hükümetinin hiç kimsenin can ve mal güvenliğini sağlamayacak kadar aciz olduğunu göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın son olarak dile getirdiği ‘bıçak kemiğe dayandı’ sözünün hiçbir inandırıcılığı bulunmamaktadır. Çünkü son 9 yıldır iktidarda bulunan Başbakan Erdoğan bunları görmekte ve bunlara çözüm üretmekle yükümlüdür. Başbakanın dile getirdiği bu söz son 25 yıldır terör olaylarının arttığı dönemlerde Başbakanların alışılmış bir söylemidir. Türk Milleti yıllardır bu nakaratları duymaktan bıkmıştır. Artık herkes kalıcı bir çözüm getirilmesini ve terörün kökünün kazınması istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümeti teröre karşı pasifliğini ve hiçbir önlem alınmaması konusunda mübarek Ramazan ayını bahane etmesi teröre karşı olan aciziyetini ifade etmektedir. Başka ülkelerin iç meselelerini kendi iç meselesi olarak gören Başbakan Erdoğan, nedense ülkenin iç sorunlarını görmemekte ve bunları çözüm kavuşturmaktan kaçmaktadır. Kendisine verilen BOP eşbaşkanlığı görevini yerine getirmekte geri durmaz iken ülkeyi yakan bu teörün temizlemek için hiçbir harekette bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Terörün bir an önce çözülmesi ve temizlenmesi için öncelikle AKP Hükümetinin açılım zırvası adındaki bölücü plandan vazgeçmesi gerekmektedir. Terörle müzakere etmekten vazgeçilerek mücadele planları hazırlanmalıdır. Kandil dağındaki eşkıyaların bertaraf edilmesi ve bölgede güvenlik sağlanması şarttır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti artık beklemekten bıkmıştır ve Başbakanın bölücü teröre verdiği tavizlerden usanmıştır. Milletin sabır taşı çatlamış ve bıçak kemiği delip geçmiştir. Hergün verilen şehitler milli vicdanı isyan derecesine getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak Yüce Allah’tan şehitlerimize rahmet, ailelerine ve Büyük Türk Milletine baş sağlığı diler ve yaralılarımızın sağlığına kavuşmasını dileriz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskani-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-hakkari-cukurcada-askerlerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-hakkari-cukurcada-askerlerimizin-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-aciklama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vazgeçmek &#8211; Eşrefhan Özbay</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/vazgecmek-esrefhan-ozbay.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/vazgecmek-esrefhan-ozbay.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Aug 2011 16:43:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Bülent Orkan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2894</guid>
		<description><![CDATA[Yiğit vardır, adının geçmesi bile kendine gelmesi için kâfidir insana. Korku mu, özlem mi, utanç mı bilmeden, beynimize direnircesine tüylerimiz başkaldırırlar göğe. Kuş cıvıltılarıyla dolu bir bahar sabahını yağmurlu bir hazan ikindisine çevirir, zaman mefhumunu umursamadan. Bir de nam vardır, her yiğidin nasibi olan. Topal, çolak, sarı, kara… Yiğidi anlatmaya çalışan yiğitle anlam kazanan. Öyle bir nam vardı ki, yiğitlerine anlam katan, yiğitliğini sorgulatmaya fırsat bile tanımayan. Nice yiğitlere ev sahipliği yaptı bu toprak, hepsini namlarıyla gömdüler ama bir nam vardı toprağı titreten; “Ülkücü Şehit”. Hangi yiğide baksan destana şayan. Hangi destanı okusan Allah, namus ve vatan. Şimdi adlarınızı anarken titreyen yüreklerimize hangi ağıt çare olabilir. Vazgeçmedik ülküden ve şehitlerinden, ardına yazılan destanlarından vazgeçmedik. Yiğitten vazgeçmedik hele namından asla. Her sene anmaktan vazgeçmedik, bir Fatiha’dan, tespih sonrası bir küçük duadan vazgeçmedik. İdam kelimesini duyduğumuzda Ali Bülent’ten, Bingöl diyene Hikmet’i sormaktan vazgeçmedik. Ağustosun cıvıltısına inat, o malum ürpertiden, özlemden, öfkeden ve ne yazık intikamdan vazgeçmedik. Vazgeçmedik, vazgeçenlere sırtımızı dönmekten. Kâinat-ı “Âli”nin “Hikmet”ini aramaktan hiç vazgeçmedik. Hikmet’e sıkılan kurşuna, Ali Bülent’i saran urgana lanet, ruhlarına rahmet duasıyla.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yiğit vardır, adının geçmesi bile kendine gelmesi için kâfidir insana.</p>
<p>Korku mu, özlem mi, utanç mı bilmeden, beynimize direnircesine tüylerimiz başkaldırırlar göğe.</p>
<p>Kuş cıvıltılarıyla dolu bir bahar sabahını yağmurlu bir hazan ikindisine çevirir, zaman mefhumunu umursamadan.</p>
<p>Bir de nam vardır, her yiğidin nasibi olan. Topal, çolak, sarı, kara… Yiğidi anlatmaya çalışan yiğitle anlam kazanan.</p>
<p>Öyle bir nam vardı ki, yiğitlerine anlam katan, yiğitliğini sorgulatmaya fırsat bile tanımayan.</p>
<p>Nice yiğitlere ev sahipliği yaptı bu toprak, hepsini namlarıyla gömdüler ama bir nam vardı toprağı titreten; “Ülkücü Şehit”.</p>
<p>Hangi yiğide baksan destana şayan. Hangi destanı okusan Allah, namus ve vatan.</p>
<p>Şimdi adlarınızı anarken titreyen yüreklerimize hangi ağıt çare olabilir.</p>
<p>Vazgeçmedik ülküden ve şehitlerinden, ardına yazılan destanlarından vazgeçmedik. Yiğitten vazgeçmedik hele namından asla.</p>
<p>Her sene anmaktan vazgeçmedik, bir Fatiha’dan, tespih sonrası bir küçük duadan vazgeçmedik.</p>
<p>İdam kelimesini duyduğumuzda Ali Bülent’ten, Bingöl diyene Hikmet’i sormaktan vazgeçmedik.</p>
<p>Ağustosun cıvıltısına inat, o malum ürpertiden, özlemden, öfkeden ve ne yazık intikamdan vazgeçmedik.</p>
<p>Vazgeçmedik, vazgeçenlere sırtımızı dönmekten. Kâinat-ı “Âli”nin “Hikmet”ini aramaktan hiç vazgeçmedik.</p>
<p>Hikmet’e sıkılan kurşuna, Ali Bülent’i saran urgana lanet, ruhlarına rahmet duasıyla.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fvazgecmek-esrefhan-ozbay.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/vazgecmek-esrefhan-ozbay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Suriye’deki olaylar ve buna karşı AKP hükümetinin tutumu&#8221; hakkında yaptıkları yazılı açıklama</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-suriye%e2%80%99deki-olaylar-ve-buna-karsi-akp-hukumetinin-tutumu-hakkinda-yaptiklari-yazili-aciklama.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-suriye%e2%80%99deki-olaylar-ve-buna-karsi-akp-hukumetinin-tutumu-hakkinda-yaptiklari-yazili-aciklama.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 16:52:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2905</guid>
		<description><![CDATA[Akdeniz’in batısında başlayan arkadan kumandalı sözde değişim dalgası, sonunda Suriye’yi bütünüyle etkisi altına almış ve çok vahim bir noktaya getirmiştir. İsyan, yasemin, bahar ve devrim gibi isimlerle anılan yakın coğrafyalardaki halk hareketlerinin, bölgesel istikrarsızlık ateşini sürekli olarak körüklediği anlaşılmaktadır. Esasında Büyük Ortadoğu Projesi’nin tüm unsurları bir araya gelmekte, yönetim ve rejim değişiklikleriyle başlayan sürecin, sınırların değişmesine kadar hız kesmeyeceği görülmektedir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini merkezine alan talep ve zorlamaların sütre gerisindeki ısrar, niyet ve emel buradan feyiz ve ilham almaktadır. Nitekim Libya ve Suriye’deki gelişmelerin istikametini bu zaviyeden okumak ve anlamlandırmak gerekmektedir. Bu kapsamda Suriye’de artan toplumsal şiddetin, çoğalan rejim bunalımının ve iç savaş emaresi veren hadiselerin yeni bir yönetim tasarımına matuf olduğu gün gibi ortadadır. AKP hükümetinin bu durum karşısındaki tutum ve takındığı tavır ise sorunlu ve bir o kadar da tehlikeli neticelere kapı aralamıştır. Başbakan Erdoğan’ın BOP’un izdüşümünde vasat bulan, komşu coğrafyalara dönük parçalanma ve kaos senaryosuna, Türkiye’yi figüran olarak dahil etmesi her açıdan utanç ve endişe verici olmuştur. Buna bağlı olarak kendisinin Ortadoğu’nun köhnemiş diktatörleriyle kurduğu yakınlık ve dostluk da birer birer bozulmaya başlamıştır. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında, Kaddafi’nin elinden ‘İnsan Hakları Ödülü’ alınırken dile getirilen ‘kardeşim’ beyanları, yerini bir süre sonra derin bir ihtilafa ve karşıtlığa bırakmıştır. Libya’ya yapılan uluslararası müdahale sahiplenilerek İzmir’de lojistik imkânların sunulması ve arkasından da Kaddafi muhaliflerinin İstanbul’da ağırlanması ve hatta tanınması bir AKP ikiyüzlülüğü olarak tarihe geçecektir. Bu doğrultuda sırayı Suriye almış ve hedefe de Devlet Başkanı Beşşar Esad yerleştirilmiştir. En uzun kara sınırına sahip olduğumuz bu ülkenin kendi şartlarında birçok olumsuzluğa ve açmaza sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Baasçı zihniyetin yönlendirmesi altında otoriter bir yönetimin baskı ve kıskacında yer alması ve demokratik kültürün yok denecek kadar zayıf olması Suriye’nin en temel sorunları arasındadır. Bununla birlikte AKP hükümetinin çelişkili ve sorunlu politikaları Suriye’yle ilişkileri kritik ve sorunlu bir aşamaya getirmiştir. Üstelik küresel çevrelerin AKP’yi Suriye üzerine kışkırtması, dozu ve seviyesi kaçan tahrikleri önümüzdeki dönemin birçok olumsuzluğa gebe olacağını göstermiştir. Son gelişmelerden sonra, Asi Nehri üzerinde temeli atılan Dostluk Barajı vesilesiyle dile getirilen kardeşlik mesajlarının, kalkan vizelerin, Antep’le Halep’in kaderinin yeniden birleşeceğine dönük ifadelerin ve Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği kararlarının bir anlamı da olmayacaktır. Başbakan Erdoğan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olan Suriye’yi iç mesele olarak takdim etmesi Türkiye’yi akıbeti meçhul dar ve karanlık bir tünele sokacaktır. Bu sayede, ülkemizin iç meselelerine başkalarının karışması ve doğrudan doğruya müdahil olması mümkün hale gelecek ve emsal teşkil edecektir. Kaldı ki bölücü terör ve yandaşlarının eylemlerini komşu ülkelerin açıkça desteklemeleri zaten muzdarip olduğumuz bu büyük problemi kontrol edilemez bir noktaya taşıyacaktır. Ve böylelikle bölücülüğün uluslararası bir mesele olması için bütün faktörler bir araya gelecektir. Bundan dolayı Başbakan Erdoğan konuşmalarının nereye varacağını ve hangi sonuçları doğuracağını görmeli ve bugünden dikkatli, sorumlu ve ferasetli hareket etmek zorunda olduğunu bilmelidir. Ayrıca Ortadoğu’nun sıkıntılı ve sancılı coğrafyasına küresel telkinleri, hevesleri ve düşünceleri servis eden hükümetin, sıfır sorun politikası da iflasa ve hezimete uğramıştır. Dışişleri Bakanı’nın Suriye ziyaretinin öncesi ve sonrasında ortaya çıkan gelişmeler ve yapılan açıklamalar buna işaret etmektedir. Suriye Devlet Başkanıyla yapılan 6,5 saate yakın süren görüşmenin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Akdeniz’in batısında başlayan arkadan kumandalı  sözde değişim dalgası, sonunda Suriye’yi bütünüyle etkisi altına almış  ve çok vahim bir noktaya getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İsyan, yasemin, bahar ve devrim gibi isimlerle  anılan yakın coğrafyalardaki halk hareketlerinin, bölgesel  istikrarsızlık ateşini sürekli olarak körüklediği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasında Büyük Ortadoğu Projesi’nin tüm  unsurları bir araya gelmekte, yönetim ve rejim değişiklikleriyle  başlayan sürecin, sınırların değişmesine kadar hız kesmeyeceği  görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini merkezine  alan talep ve zorlamaların sütre gerisindeki ısrar, niyet ve emel  buradan feyiz ve ilham almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Libya ve Suriye’deki gelişmelerin istikametini bu zaviyeden okumak ve anlamlandırmak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Suriye’de artan toplumsal şiddetin,  çoğalan rejim bunalımının ve iç savaş emaresi veren hadiselerin yeni bir  yönetim tasarımına matuf olduğu gün gibi ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin bu durum karşısındaki tutum ve  takındığı tavır ise sorunlu ve bir o kadar da tehlikeli neticelere kapı  aralamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın BOP’un izdüşümünde vasat  bulan, komşu coğrafyalara dönük parçalanma ve kaos senaryosuna,  Türkiye’yi figüran olarak dahil etmesi her açıdan utanç ve endişe verici  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna bağlı olarak kendisinin Ortadoğu’nun  köhnemiş diktatörleriyle kurduğu yakınlık ve dostluk da birer birer  bozulmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yılın Kasım ayında, Kaddafi’nin  elinden ‘İnsan Hakları Ödülü’ alınırken dile getirilen ‘kardeşim’  beyanları, yerini bir süre sonra derin bir ihtilafa ve karşıtlığa  bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Libya’ya yapılan uluslararası müdahale  sahiplenilerek İzmir’de lojistik imkânların sunulması ve arkasından da  Kaddafi muhaliflerinin İstanbul’da ağırlanması ve hatta tanınması bir  AKP ikiyüzlülüğü olarak tarihe geçecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu doğrultuda sırayı Suriye almış ve hedefe de Devlet Başkanı Beşşar Esad yerleştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">En uzun kara sınırına sahip olduğumuz bu ülkenin  kendi şartlarında birçok olumsuzluğa ve açmaza sahip olduğu bilinen bir  gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Baasçı zihniyetin yönlendirmesi altında otoriter  bir yönetimin baskı ve kıskacında yer alması ve demokratik kültürün yok  denecek kadar zayıf olması Suriye’nin en temel sorunları arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte AKP hükümetinin çelişkili ve  sorunlu politikaları Suriye’yle ilişkileri kritik ve sorunlu bir aşamaya  getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik küresel çevrelerin AKP’yi Suriye üzerine  kışkırtması, dozu ve seviyesi kaçan tahrikleri önümüzdeki dönemin  birçok olumsuzluğa gebe olacağını göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son gelişmelerden sonra, Asi Nehri üzerinde  temeli atılan Dostluk Barajı vesilesiyle dile getirilen kardeşlik  mesajlarının, kalkan vizelerin, Antep’le Halep’in kaderinin yeniden  birleşeceğine dönük ifadelerin ve Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği  kararlarının bir anlamı da olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın bağımsız ve egemen bir  devlet olan Suriye’yi iç mesele olarak takdim etmesi Türkiye’yi akıbeti  meçhul dar ve karanlık bir tünele sokacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sayede, ülkemizin iç meselelerine  başkalarının karışması ve doğrudan doğruya müdahil olması mümkün hale  gelecek ve emsal teşkil edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki bölücü terör ve yandaşlarının  eylemlerini komşu ülkelerin açıkça desteklemeleri zaten muzdarip  olduğumuz bu büyük problemi kontrol edilemez bir noktaya taşıyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve böylelikle bölücülüğün uluslararası bir mesele olması için bütün faktörler bir araya gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayı Başbakan Erdoğan konuşmalarının  nereye varacağını ve hangi sonuçları doğuracağını görmeli ve bugünden  dikkatli, sorumlu ve ferasetli hareket etmek zorunda olduğunu  bilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Ortadoğu’nun sıkıntılı ve sancılı  coğrafyasına küresel telkinleri, hevesleri ve düşünceleri servis eden  hükümetin, sıfır sorun politikası da iflasa ve hezimete uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dışişleri Bakanı’nın Suriye ziyaretinin öncesi  ve sonrasında ortaya çıkan gelişmeler ve yapılan açıklamalar buna işaret  etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye Devlet Başkanıyla yapılan 6,5 saate yakın  süren görüşmenin içeriği hakkında kamuoyuna yansıyan çok kısıtlı  bilgiler kuşkuları iyice artırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, Suriye’ye yönelik ‘sabrımız  kalmadı’ derken aslında ABD’nin kanaatlerini iletmekte, ancak aynı  kararlılığı bölücü teröre ve himaye eden küstahlara karşı  gösterememektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’de çıkması muhtemel iç savaşın, mezhep  temelli çatışmaların ve etnik anlaşmazlığa dönüşebilecek gerilimlerin  Türkiye’ye yansıması ve sirayet etmesi sıkıntılı, sancılı ve yakıcı  sonuçların doğmasına meydan verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, Suriye’nin istikrarı ve bütünlüğü  vazgeçilmez hedef olmalı ve uluslararası müdahale için gerekçe  oluşturanlara sonuna kadar karşı çıkılmalı ve milletimiz uygulanacak  politikalarla ilgili detaylı bilgilendirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Huzura kavuşmamış, iç tansiyonu yüksek ve kaos  ortamına düşmüş Suriye’nin, ülkemize ve bölgemize çok olumsuz etkileri  olacağı ve dengeleri bütünüyle bozacağı şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi Başbakan Erdoğan ve  partisini uyarmakta, Türkiye’yi ateşe atacak bir yanlıştan uzaklaşmasını  istemekte ve ucuz kahramanlık gösterilerinin çok ağır bedellere yol  açacağını düşünmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz, Ortadoğu ülkelerindeki değişimin kendi  iç dinamiklerinden güç alması gerektiğine vurgu yapmakta; dayatmalarla,  telkinlerle, zorlamalarla mesafe alınamayacağına ve kalıcı istikrar  sağlanamayacağına yürekten inanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’de süren çatışmaların dinmesi, şiddetin  son bulması ve demokrasinin yerleşmesi için ülkemizle birlikte  Müslüman-Arap âlemi işbirliği ve uzlaşmadan güç alan bir ilişki ağına  gerekli katkıyı mutlaka vermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye’nin demokratik istikrara ulaşarak kardeş  kavgasının eşiğinden dönmesi, normalleşmesi, halkın beklenti ve  taleplerine uygun hareket edilmesi partimizin en büyük dileğidir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-suriye%25e2%2580%2599deki-olaylar-ve-buna-karsi-akp-hukumetinin-tutumu-hakkinda-yaptiklari-yazili-aciklama.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-suriye%e2%80%99deki-olaylar-ve-buna-karsi-akp-hukumetinin-tutumu-hakkinda-yaptiklari-yazili-aciklama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teravih Namazı – Faruk KELEŞTİMUR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/teravih-namazi-faruk-kelestimur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/teravih-namazi-faruk-kelestimur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2011 18:41:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk KELEŞTİMUR]]></category>
		<category><![CDATA[Teravih Namazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2892</guid>
		<description><![CDATA[“İlahiyatçılık” vasfını taşımak dinî konularda fetva verebilecek yetkiye haiz olmak  anlamına gelmez. Elbette bu alanda çok kıymetli akademisyenler, hocalar var. Fakat inanmayan da var. “Ben bilim adamıyım, inanmak zorunda değilim” diyorlar. Ramazan ayının bereketinden ve feyzinden ilhamla camiler dolup taşarken yemeyip içmeyip kafa karıştırmak iştahıyla zıplayan “zevat” yine konuşmuş. Teravih namazını inkâr etmiş, Peygamberimizin bu namazı yasakladığını söylemiş ve “onu asla camiye sokamazsınız” demiş. Peygamber Efendimiz; ümmetine bu namazın farz kılınacağından endişe ettiği için üçüncü gece mescide gitmeyip sabahı beklemiştir ve nihayet sabah vakti müminlerin yanına giderek şöyle buyurmuştur: &#8220;Sizin cemaatle teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım&#8221; Bu; İmam Buhari’nin rivayetidir. İmam-ı Azam’a bakıyoruz, o da şöyle buyuruyor: “Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Hz. Ömer, teravihin 20 rekât olarak cemaatle kılınmasını kendiliğinden ortaya çıkarmamıştır. O, elindeki sağlam esasa, yani Resulullah’ın sünnetine dayanarak emretmiştir.” Bunlarla yetinmeyip Nesai’ye bakıyoruz. Hadis-i Şerif’te şöyle buyruluyor: “Ramazan ayında inanarak ve sevabını umarak teravih namazı kılanın, günahları affolur.” Ebu Hüreyre’ye, Müslim’den kaynakla Enes’e, yine Buhari’den kaynakla Hz. Aişe’ye, Ebu Davut’tan kaynakla Ebu Zerr’e bakıyoruz; değişen bir şey yok. Teravih namazı vardır ve teravihte cemaat, sünnet-i kifayedir. Modası geçmiş, söyleyecekleri tükenmiş, yüzü eskimiş bazı zatların ortaya çıkarılarak kafa karıştırıcılığı rolüyle topluma sunulmasında “yeni nesil” hitap kitlesi olarak tercih edilebilir. Nitekim 20-25-30 ve daha üstü yaş gruplarının iyi tanıdığı ve çoğunlukla itimat etmediği simalara, yeni reşit olmuş 15-18 yaş grupları aşina olmayabilir ve pekâlâ itibar edebilir. Bir meselenin dinde var ya da yok olmasına yönelik hüküm vermek ya da dinî esaslara uygun olup olmadığı hususunda “esas” beyan etmek, fetva vermek olur ki; bu da hem fetva vermeye yetkili olmayı hem de fetva vermenin mesuliyetini yüklenmeyi gerektirir. Bu konudaki hadisler ise yetkinin ölçüsünü ve mesuliyetin büyüklüğünü net olarak ortaya koymuştur. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe (girmeye) en cüretli olanınızdır. (Darimi) Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lanet ederler. (İbn-i Lal, İbn-i Asakir) Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar. (Buhari) Cenabı Allah; hak ile batılı ayırt edebilen, lafı güzafa değil ilme yönelen, Ramazan’ı feyiz ve bereketle idrak eden kullarından eylesin. Atasözü: Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“İlahiyatçılık” vasfını taşımak dinî konularda fetva verebilecek  yetkiye haiz olmak  anlamına gelmez. Elbette bu alanda çok kıymetli  akademisyenler, hocalar var. Fakat inanmayan da var. “<em>Ben bilim adamıyım, inanmak zorunda değilim</em>” diyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan ayının bereketinden ve feyzinden ilhamla camiler dolup  taşarken yemeyip içmeyip kafa karıştırmak iştahıyla zıplayan “zevat”  yine konuşmuş. Teravih namazını inkâr etmiş, Peygamberimizin bu namazı  yasakladığını söylemiş ve “<em>onu asla camiye sokamazsınız</em>” demiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamber Efendimiz; ümmetine bu namazın farz kılınacağından endişe  ettiği için üçüncü gece mescide gitmeyip sabahı beklemiştir ve nihayet  sabah vakti müminlerin yanına giderek şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Sizin cemaatle teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu  olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir  husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından  korktuğum için çıkmadım&#8221; </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu; İmam Buhari’nin rivayetidir. İmam-ı Azam’a bakıyoruz, o da şöyle buyuruyor: “<em>Teravih  namazı sünnet-i müekkededir. Hz. Ömer, teravihin 20 rekât olarak  cemaatle kılınmasını kendiliğinden ortaya çıkarmamıştır. O, elindeki  sağlam esasa, yani Resulullah’ın sünnetine dayanarak emretmiştir.</em>”</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlarla yetinmeyip Nesai’ye bakıyoruz. Hadis-i Şerif’te şöyle buyruluyor: “<em>Ramazan ayında inanarak ve sevabını umarak teravih namazı kılanın, günahları affolur.</em>”</p>
<p style="text-align: justify;">Ebu Hüreyre’ye, Müslim’den kaynakla Enes’e, yine Buhari’den kaynakla  Hz. Aişe’ye, Ebu Davut’tan kaynakla Ebu Zerr’e bakıyoruz; değişen bir  şey yok. Teravih namazı vardır ve teravihte cemaat, sünnet-i kifayedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Modası geçmiş, söyleyecekleri tükenmiş, yüzü eskimiş bazı zatların  ortaya çıkarılarak kafa karıştırıcılığı rolüyle topluma sunulmasında  “yeni nesil” hitap kitlesi olarak tercih edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim 20-25-30 ve daha üstü yaş gruplarının iyi tanıdığı ve  çoğunlukla itimat etmediği simalara, yeni reşit olmuş 15-18 yaş grupları  aşina olmayabilir ve pekâlâ itibar edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir meselenin dinde var ya da yok olmasına yönelik hüküm vermek ya da  dinî esaslara uygun olup olmadığı hususunda “esas” beyan etmek, fetva  vermek olur ki; bu da hem fetva vermeye yetkili olmayı hem de fetva  vermenin mesuliyetini yüklenmeyi gerektirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konudaki hadisler ise yetkinin ölçüsünü ve mesuliyetin büyüklüğünü  net olarak ortaya koymuştur. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: justify;">Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe (girmeye) en cüretli olanınızdır. (Darimi)</p>
<p style="text-align: justify;">Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lanet ederler. (İbn-i Lal, İbn-i Asakir)</p>
<p style="text-align: justify;">Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık din  adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.  (Buhari)</p>
<p style="text-align: justify;">Cenabı Allah; hak ile batılı ayırt edebilen, lafı güzafa değil ilme  yönelen, Ramazan’ı feyiz ve bereketle idrak eden kullarından eylesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Atasözü: Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fteravih-namazi-faruk-kelestimur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/teravih-namazi-faruk-kelestimur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin “Yüksek Askeri Şura Toplantılarında alınan kararlarla” ilgili yaptıkları yazılı açıklama</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-yuksek-askeri-sura-toplantilarinda-alinan-kararlarla-ilgili-yaptiklari-yazili-aciklama.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-yuksek-askeri-sura-toplantilarinda-alinan-kararlarla-ilgili-yaptiklari-yazili-aciklama.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 16:50:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Askeri Şura Toplantıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2903</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek Askeri Şura Toplantılarında alınan kararlar 4 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bir önceki Genel Kurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanının zamansız bir şekilde emekliliklerini istemeleri devlet krizine yol açmış ve ülkemizi alacakaranlık bir ortama sürüklemiştir. Ancak bu tehlikeli ve gerilim düzeyi yüksek hadisenin neden olduğu ‘Devlet Krizi’ nihayetinde aşılmış ve sonuçları çok ağır olacak bir sürecin eşiğinden dönülmüştür. Milliyetçi Hareket Partisi’nin, 29 Temmuz 2011 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasında; devlet krizinin çözülmesi için teklif ettiği üç başlık kritik süreçten çıkılması için etkili ve belirleyici olmuştur. Bu kapsamda partimizin önerileri arasında; YAŞ toplantılarının zamanında yapılması, Yeni komuta heyeti dâhil atama ve terfilerin gerçekleştirilmesi, Sözde darbe iddiaları nedeniyle terfi ve atamaları yapılmayan amiral ya da generallerin haklarının saklı tutulması yer almıştır. Nitekim YAŞ toplantıları ertelenmeden zamanında gerçekleştirilmiş, komuta heyeti teşkil edilerek atama ve terfiler yapılmış, halen tutuklu bulunanların süreleri bir yıl uzatılmıştır. YAŞ toplantılarının iki yıldır üst üste sorun ve çekişme alanı haline gelmesi fazlasıyla düşündürücüdür. AKP hükümetinin, TSK’ya yönelik üzeri hiç küllenmeyen kin ve kızgınlıkları bugünkü tartışmalara zemin hazırlayan asıl ve esas nedendir. Bununla birlikte, hukuken hala bir sonuca ulaşmamış olan sözde darbe iddialarının, TSK üzerinde aşırı bir baskı ve sindirme mekanizması haline geldiği ayan beyan ortadadır. Özellikle, yakın coğrafyalardaki karışıklıkların ve karmaşanın ileri düzeye ulaştığı dikkate alındığında, Türk ordusunu bir plan dâhilinde zayıflatmak ve küresel hedefler doğrultusunda dönüştürmek için yoğun bir faaliyet yürütüldüğü anlaşılmaktadır. TSK’nın, suç şebekesi gibi gösterilmeye çalışılmasında; AKP’ye istikamet veren uluslararası çevrelerin, güç merkezlerinin ve içinde bulunduğumuz coğrafyayla ilgili emelleri bulunanların etkili olduğu görülmektedir. Bu zamana kadar içerideki meşruiyetini dışarından elde ettiği ittifaklarla sağlamlaştırmaya çalışan AKP iktidarının, kendi varlığına engel olarak gördüğü ne varsa türlü yollarla etkisizleştirmeye çabaladığı bilinen bir gerçektir. İçi doldurulmamış, asıl anlamıyla benimsenmemiş ve dönemsel ihtiyaçlara göre her kalıba dökülen; sivilleşme, demokratikleşme, vesayeti kaldırma ve normalleşme kavramları AKP’nin kalkanı olmuş ve adeta kavga aracı haline getirilmiştir. Bu çerçevede YAŞ toplantılarındaki oturma düzenine bile abartılı anlamlar yükleyerek normalleşme iddialarının bir kez daha gündeme getirilmesi abesle iştigal olduğu kadar çirkin de olmuştur. Üstelik Başbakan Erdoğan’ın kendi ordusuna karşı zafer kazanmış bir komutan gibi takdim edilmesi en hafif tabirle densizlik ve işgüzarlıktan başka bir anlam taşımamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi her şeye rağmen, Türk ordusunu kuşatan yoğun psikolojik operasyonun belirleyiciliği altında yapılan YAŞ toplantılarının neticelenmesini ve meydana gelen devlet krizinin alevlenmeden söndürülmesini olumlu bir gelişme olarak görmektedir. AKP hükümeti bundan böyle TSK’yla uğraşmaktan ve yıpratmaktan artık vazgeçmeli, demokratikleşme maskesiyle yargısız infaz girişimlerinden bir an önce uzaklaşmalıdır. Darbe iddialarını konu alan yargı süreçlerinin acilen sonuçlandırılarak darbe heveslisi kim varsa TSK’dan temizlenmesi sağlanmalı ve Türk ordusu tartışmaların içinden süratle çıkarılmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Yüksek Askeri Şura Toplantılarında alınan kararlar 4 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Bir önceki Genel Kurmay Başkanı ve üç kuvvet  komutanının zamansız bir şekilde emekliliklerini istemeleri devlet  krizine yol açmış ve ülkemizi alacakaranlık bir ortama sürüklemiştir.</p>
<p>Ancak bu tehlikeli ve gerilim düzeyi yüksek  hadisenin neden olduğu ‘Devlet Krizi’ nihayetinde aşılmış ve sonuçları  çok ağır olacak bir sürecin eşiğinden dönülmüştür.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’nin, 29 Temmuz 2011  tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasında; devlet krizinin çözülmesi  için teklif ettiği üç başlık kritik süreçten çıkılması için etkili ve  belirleyici olmuştur.</p>
<p>Bu kapsamda partimizin önerileri arasında;</p>
<ul>
<li>YAŞ toplantılarının zamanında yapılması,</li>
<li>Yeni komuta heyeti dâhil atama ve terfilerin gerçekleştirilmesi,</li>
<li>Sözde darbe iddiaları nedeniyle terfi ve atamaları yapılmayan amiral ya da generallerin haklarının saklı tutulması yer almıştır.</li>
</ul>
<p>Nitekim YAŞ toplantıları ertelenmeden zamanında  gerçekleştirilmiş, komuta heyeti teşkil edilerek atama ve terfiler  yapılmış, halen tutuklu bulunanların süreleri bir yıl uzatılmıştır.</p>
<p>YAŞ toplantılarının iki yıldır üst üste sorun ve çekişme alanı haline gelmesi fazlasıyla düşündürücüdür.</p>
<p>AKP hükümetinin, TSK’ya yönelik üzeri hiç  küllenmeyen kin ve kızgınlıkları bugünkü tartışmalara zemin hazırlayan  asıl ve esas nedendir.</p>
<p>Bununla birlikte, hukuken hala bir sonuca  ulaşmamış olan sözde darbe iddialarının, TSK üzerinde aşırı bir baskı ve  sindirme mekanizması haline geldiği ayan beyan ortadadır.</p>
<p>Özellikle, yakın coğrafyalardaki karışıklıkların  ve karmaşanın ileri düzeye ulaştığı dikkate alındığında, Türk ordusunu  bir plan dâhilinde zayıflatmak ve küresel hedefler doğrultusunda  dönüştürmek için yoğun bir faaliyet yürütüldüğü anlaşılmaktadır.</p>
<p>TSK’nın, suç şebekesi gibi gösterilmeye  çalışılmasında; AKP’ye istikamet veren uluslararası çevrelerin, güç  merkezlerinin ve içinde bulunduğumuz coğrafyayla ilgili emelleri  bulunanların etkili olduğu görülmektedir.</p>
<p>Bu zamana kadar içerideki meşruiyetini  dışarından elde ettiği ittifaklarla sağlamlaştırmaya çalışan AKP  iktidarının, kendi varlığına engel olarak gördüğü ne varsa türlü  yollarla etkisizleştirmeye çabaladığı bilinen bir gerçektir.</p>
<p>İçi doldurulmamış, asıl anlamıyla benimsenmemiş  ve dönemsel ihtiyaçlara göre her kalıba dökülen; sivilleşme,  demokratikleşme, vesayeti kaldırma ve normalleşme kavramları AKP’nin  kalkanı olmuş ve adeta kavga aracı haline getirilmiştir.</p>
<p>Bu çerçevede YAŞ toplantılarındaki oturma  düzenine bile abartılı anlamlar yükleyerek normalleşme iddialarının bir  kez daha gündeme getirilmesi abesle iştigal olduğu kadar çirkin de  olmuştur.</p>
<p>Üstelik Başbakan Erdoğan’ın kendi ordusuna karşı  zafer kazanmış bir komutan gibi takdim edilmesi en hafif tabirle  densizlik ve işgüzarlıktan başka bir anlam taşımamıştır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi her şeye rağmen, Türk  ordusunu kuşatan yoğun psikolojik operasyonun belirleyiciliği altında  yapılan YAŞ toplantılarının neticelenmesini ve meydana gelen devlet  krizinin alevlenmeden söndürülmesini olumlu bir gelişme olarak  görmektedir.</p>
<p>AKP hükümeti bundan böyle TSK’yla uğraşmaktan ve  yıpratmaktan artık vazgeçmeli, demokratikleşme maskesiyle yargısız  infaz girişimlerinden bir an önce uzaklaşmalıdır.</p>
<p>Darbe iddialarını konu alan yargı süreçlerinin  acilen sonuçlandırılarak darbe heveslisi kim varsa TSK’dan temizlenmesi  sağlanmalı ve Türk ordusu tartışmaların içinden süratle çıkarılmalıdır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-yuksek-askeri-sura-toplantilarinda-alinan-kararlarla-ilgili-yaptiklari-yazili-aciklama.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-yuksek-askeri-sura-toplantilarinda-alinan-kararlarla-ilgili-yaptiklari-yazili-aciklama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkistan&#8217;da Basmacı Hareketi ve Enver Paşa &#8211; Osman Ertürk ÖZEL</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkistanda-basmaci-hareketi-ve-enver-pasa-osman-erturk-ozel.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkistanda-basmaci-hareketi-ve-enver-pasa-osman-erturk-ozel.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 19:39:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Basmacı Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2890</guid>
		<description><![CDATA[“Türkistan’da Enver Paşa Olayı” sanılanın aksine basit bir olay veya sıradan bir hayalperestin macerası değildir. Her defasında belirli çevreler tarafından hayalperestlikle suçlanan Enver Paşa’nın Türkistan’da yaptıkları eski bir askerin etrafına topladığı birkaç ‘basmacı’ ile kalkıştığı Don Kişotvari bir eylemin çok ötesindedir. Nihayetinde, Basmacılık hareketi Enver Paşa’nın başlattığı bir olay değildir. Kendisinin harekete dâhilinden 3-4 yıl öncesinde bu hareket Türkistan’da varlık göstermeye başlamıştır. Bu sebeple kendisini bir kıyım yaratmakla suçlamak abestir. O, insanları bu yola sürükleyen bir hamlenin değil sadece onlara yardım eden bir elin sahibidir. Bu hususta önemli nokta ise kendi başlatmadığı bir harekete nefer olarak dahi katılma iradesini taşıyan ve Türkistanlıların istekleriyle Basmacıların başına geçen Enver Paşa’nın amacı neydi?  Kendi çıkarına hareket ettiğini düşünenlerin varlığı tek bir örnekle bile boşa çıkarılabilir. İttihatçı Osmanlı Paşalarının bir kısmını kendi mektubu ile Moskova’ya davet eden Lenin tarafından aylarca ağırlanan ancak kendisine verilecek muhtemel mevkileri göz ardı ederek Bolşevikler için çalışmayı reddeden Enver Paşa’nın, diğer yandan Afganistan’dan gelen Harbiye Nazırlığı teklifini de kabul etmemesi menfaatperestlik lehine fikir sunanları çürütmek için yeterli bir argümandır. Enver Paşa’nın idealist yönünü, en güzel ifadeyle, ülkücülüğünü kavrayamamış olanların yaptığı değerlendirmelerin yıllarca muteber kabul edilmesi ise ayrı bir yaradır. Paşa’nın harekete dahil olmasına geçmeden önce Basmacılık konusunda biraz daha malumat edinmek yerinde olacaktır. Basmacılık/Korbaşılık/Mücahitlik Bolşevik işgaline karşı koymak amacıyla başlayan yerel örgütlenmeler, gayr-i nizami savaş usulleriyle verdikleri mücadeleyle adlarından bahsetmişlerdir. Esasen Anadolu’da kurulan ve başlangıçta düzensiz olarak yürütülen Kuvay-i Milliye hareketine benzemektedir. Ancak Türkistan’daki bu hareket maalesef düzenli bir ordu şekline tam manasıyla bürünememiştir. ‘Basmacı’ namı yerel bir deyim olmadığı gibi daha çok çatışma usulünden kaynaklanan Bolşeviklerce verilmiş bir addır. Türkistanlılar ise kendilerine “korbaşı” olarak hitap edilmesini uygun görüyorlardı. Enver Paşa’nın kuvvetlerin başına geçmesinin ertesinde bu yerel örgütlenmeler için kullandığı ad ise ‘mücahit’ti. Ancak yazımızın genelinde ‘basmacı’ adını kullanmamızın tek sebebi yerleşik literatürde konunun ve olayların ‘basmacılık’ kimliği üzerinden aktarılmasıdır. Nihayetinde ad mevzuu pek mühim bir kargaşa da olmamalıdır. Mühim olan vatanları uğruna yitip gitmiş veya arda kalıp savaşmış yiğitlerimizin, ölenlerinin şehit, kalanlarının ise gazi olarak anılmasıdır. Basmacı Hareketi’nin Gelişimi 19. asırda Rus istilasına uğrayan Türkistan coğrafyasında işgallere karşı direniş oldukça eski tarihlere rastlamaktadır. Bu direnişin neticesinde isyanlar daima kanla bastırılmış ve Türkistanlılar yıldırılmaya çalışılmıştır. 1812-1827 Bükey Orda Hareketleri, 1840-1845 Kine Sarı Sultan Mücadeleleri, 1853-1857 Nur Ali Oğlu Han Hoca Batur’un İsyanı sonrasında gerçekleşen Semerkand ve Buhara isyanları ve Fergana’nın muhtelif yerlerinde meydana gelen isyanlar ve nihayetinde Amele İsyanı olarak anılan ancak Baymirza tarafından ısrarla büyük bir halk hareketi olduğu iddiasında bulunulan isyan ile Basmacılık namıyla anılan hareket vücuda gelmiştir. 1917 – 1934 yılları arasında kendini gösteren Basmacı Hareketi bir nevi Milli Mücadele ve İstiklal Savaşı yürüten bir halk ordusuna dönüşmüştür.  Basmacılık namıyla kendini savunan Türkistanlıları bu yola iten bir başka neden ise I. Dünya Savaşı sırasında Rusya’nın cephelere takviye yapmak amacıyla gerek mal mülk müsaderesi, gerekse yol ve geri hizmetlerde çalıştırılmak üzere asker adı altında aldığı Türkistanlıların çokluğudur. Bu duruma rıza göstermeyen halklar sırasıyla isyana başlamıştır. Öncelikle Semerkand ve Çizzak bölgesinde Özbekler, sonrasında Almaatı’da Kazaklar ve Karakum’da Türkmenler amele vermeyeceklerini haykırarak direnişe geçtiler. Yazının başında da belirtildiği üzere...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Türkistan’da Enver Paşa Olayı” sanılanın aksine basit bir olay veya  sıradan bir hayalperestin macerası değildir. Her defasında belirli  çevreler tarafından hayalperestlikle suçlanan Enver Paşa’nın  Türkistan’da yaptıkları eski bir askerin etrafına topladığı birkaç  ‘basmacı’ ile kalkıştığı Don Kişotvari bir eylemin çok ötesindedir.  Nihayetinde, Basmacılık hareketi Enver Paşa’nın başlattığı bir olay  değildir. Kendisinin harekete dâhilinden 3-4 yıl öncesinde bu hareket  Türkistan’da varlık göstermeye başlamıştır. Bu sebeple kendisini bir  kıyım yaratmakla suçlamak abestir. O, insanları bu yola sürükleyen bir  hamlenin değil sadece onlara yardım eden bir elin sahibidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bu hususta önemli nokta ise kendi başlatmadığı bir harekete nefer  olarak dahi katılma iradesini taşıyan ve Türkistanlıların istekleriyle  Basmacıların başına geçen Enver Paşa’nın amacı neydi?  Kendi çıkarına  hareket ettiğini düşünenlerin varlığı tek bir örnekle bile boşa  çıkarılabilir. İttihatçı Osmanlı Paşalarının bir kısmını kendi mektubu  ile Moskova’ya davet eden Lenin tarafından aylarca ağırlanan ancak  kendisine verilecek muhtemel mevkileri göz ardı ederek Bolşevikler için  çalışmayı reddeden Enver Paşa’nın, diğer yandan Afganistan’dan gelen  Harbiye Nazırlığı teklifini de kabul etmemesi menfaatperestlik lehine  fikir sunanları çürütmek için yeterli bir argümandır. Enver Paşa’nın  idealist yönünü, en güzel ifadeyle, ülkücülüğünü kavrayamamış olanların  yaptığı değerlendirmelerin yıllarca muteber kabul edilmesi ise ayrı bir  yaradır. Paşa’nın harekete dahil olmasına geçmeden önce Basmacılık  konusunda biraz daha malumat edinmek yerinde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basmacılık/Korbaşılık/Mücahitlik</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bolşevik işgaline karşı koymak amacıyla başlayan yerel örgütlenmeler,  gayr-i nizami savaş usulleriyle verdikleri mücadeleyle adlarından  bahsetmişlerdir. Esasen Anadolu’da kurulan ve başlangıçta düzensiz  olarak yürütülen Kuvay-i Milliye hareketine benzemektedir. Ancak  Türkistan’daki bu hareket maalesef düzenli bir ordu şekline tam  manasıyla bürünememiştir. ‘Basmacı’ namı yerel bir deyim olmadığı gibi  daha çok çatışma usulünden kaynaklanan Bolşeviklerce verilmiş bir addır.  Türkistanlılar ise kendilerine “korbaşı” olarak hitap edilmesini uygun  görüyorlardı. Enver Paşa’nın kuvvetlerin başına geçmesinin ertesinde bu  yerel örgütlenmeler için kullandığı ad ise ‘mücahit’ti. Ancak yazımızın  genelinde ‘basmacı’ adını kullanmamızın tek sebebi yerleşik literatürde  konunun ve olayların ‘basmacılık’ kimliği üzerinden aktarılmasıdır.  Nihayetinde ad mevzuu pek mühim bir kargaşa da olmamalıdır. Mühim olan  vatanları uğruna yitip gitmiş veya arda kalıp savaşmış yiğitlerimizin,  ölenlerinin şehit, kalanlarının ise gazi olarak anılmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Basmacı Hareketi’nin Gelişimi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
19. asırda Rus istilasına uğrayan Türkistan coğrafyasında  işgallere karşı direniş oldukça eski tarihlere rastlamaktadır. Bu  direnişin neticesinde isyanlar daima kanla bastırılmış ve Türkistanlılar  yıldırılmaya çalışılmıştır. 1812-1827 Bükey Orda Hareketleri, 1840-1845  Kine Sarı Sultan Mücadeleleri, 1853-1857 Nur Ali Oğlu Han Hoca Batur’un  İsyanı sonrasında gerçekleşen Semerkand ve Buhara isyanları ve  Fergana’nın muhtelif yerlerinde meydana gelen isyanlar ve nihayetinde  Amele İsyanı olarak anılan ancak Baymirza tarafından ısrarla büyük bir  halk hareketi olduğu iddiasında bulunulan isyan ile Basmacılık namıyla  anılan hareket vücuda gelmiştir. 1917 – 1934 yılları arasında kendini  gösteren Basmacı Hareketi bir nevi Milli Mücadele ve İstiklal Savaşı  yürüten bir halk ordusuna dönüşmüştür.  Basmacılık namıyla kendini  savunan Türkistanlıları bu yola iten bir başka neden ise I. Dünya Savaşı  sırasında Rusya’nın cephelere takviye yapmak amacıyla gerek mal mülk  müsaderesi, gerekse yol ve geri hizmetlerde çalıştırılmak üzere asker  adı altında aldığı Türkistanlıların çokluğudur. Bu duruma rıza  göstermeyen halklar sırasıyla isyana başlamıştır. Öncelikle Semerkand ve  Çizzak bölgesinde Özbekler, sonrasında Almaatı’da Kazaklar ve  Karakum’da Türkmenler amele vermeyeceklerini haykırarak direnişe  geçtiler. Yazının başında da belirtildiği üzere ellerinde baltalar, eğri  kılıçlar ve babadan kalma silahlarla mücadeleye girişen bu insanlar  Türkistan’ın her karış toprağının sahibi olan gözden uzak gönülden yakın  akrabalardır. Bu isyanları kanlı bir şekilde bastıran Rus otoritesi  rahat bir nefes almaya yeltenirken, isyanlar sonucunda sağ kalan ve  ellerindeki az sayıda silahla dağlara çekilen Türkistanlılar, Türkistan  Milli Mücadele’sinin çekirdeğini oluşturdular. Ancak yine bu sıralarda  Lenin, işgal ettiği Türkistan topraklarında bir süre için de olsa rahat  bir nefes almak için burada yaşayanlara özerklik hatta gerekirse  bağımsızlık taahhüdünde bulundu. Türkistanlıların büyük çoğunluğu bu  teklifi inanarak karşıladılar ve bu müsahamaya sığınarak birer birer  istiklallerini ilan etmeye başladılar. Bu duruma sevinen Türkistanlılar,  işgalin bu kadar basit sona ermesine pek mana veremeseler de bölgede  bir huzur ortamı oluşmaya başlamıştı ve elbette bu ortam en çok Lenin’in  faydasınaydı. Bağımsızlık vadeden Lenin, askerlerini bölgede bulunan  yerleşkelerinden çekmemekte de ısrarlıydı. İşte bu tavır Türkistanlıları  rahatsız etmeye başlamıştı ve kurdukları yerel örgütlenmeler ile  Bolşevik askerlere pusu atarak veya baskın vererek direniş  gösteriyorlardı. Ellerindeki sınırlı mühimmatla dağlara çekilen 15-20  kişilik mücahit gruplarının sayıları kısa sürede yüzlerle hatta yer yer  binlerle ifade edilmeye başlamıştı. ‘Türkmen’, ‘Kazak’, ‘Özbek’ ve hatta  ‘Tacik’ gruplar olarak mücadele veren Türkistanlılar, baskınlarda  topladıkları ganimetleri de mühimmatlarına ekleyerek günden güne  güçleniyordu. Önceleri birkaç vilayete münhasır olan Basmacılık artık  Türkistan’ın dört bir yanını sarmıştı ve ‘her ev cephe, her aile bir  basmacı’ edasıyla hareket ediliyordu. Bolşevikler ise Moskova’da  verdikleri sözün geri alınması için çalışmalara başlamış ve kolay lokma  gördükleri toprakları işgal ederek Türkistanlıların kısa süren  bağımsızlık hayaline son vermişlerdi. Asıl acı olan binlerce yıllık  tarihinin her aşamasında bağımsızlını söke söke alan bir milletin, altın  tepside sunulan sözde müsahamaya ilgi göstermesiydi. Ancak nihayetinde  bağımsızlık ülküsünün er de şan istediği, büyük devlet olmanın büyük kan  istediği tekrar kanıtlanmıştır. Baskın ve pusu yöntemiyle ufak çaplı  başarılara imza atan Basmacılar esasen Bolşevikleri söküp atma niyeti  taşısalar da mevcut durumlarının buna müsait olmadığı görülüyordu.  Kendilerini stratejik değerlendirmeler neticesinde düzenli bir ordu  haline getirecek ve uygun yerlere naklederek savaş denen sanatın hakkını  verecek bir komutanın yokluğu bariz olarak hissediliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Enver Paşa’nın Harekete Katılması </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
Türkistan’da yürüteceği politikaya maşa arayan Lenin’in mektubunu  dikkate alarak niyetini anlamak üzere Moskova’ya giden Enver Paşa’nın,  aylarca Moskova’da ağırlandıktan sonra Lenin’in teklifini kabul etmemesi  üzerine kendisine gösterilen saygı, yerini bir anda kaba tavırlara  bırakmıştı. Enver Paşa’nın bir an önce Moskova’yı terk etmesi  isteniyordu; Paşa da bu isteği “Türkiye’ye gitmek istiyorum” diyerek  cevaplamıştı. Bakü’de toplanacak ve Türkistan’ın dört bir yanından  gelecek olan delegelerle organize edilecek toplantıya katılmak isteyen  Enver Paşa, burada tanışacağı delegelerle görüşmeler yapmak  niyetindeydi. Türkiye’ye gitmek istemesi sadece bir bahaneydi. Bir  anlamda Bolşevikleri aldatarak kendini Tiflis’e kadar götürmelerini  sağladı. Bakü’ye geçen Paşa, orada buluştuğu Azerbaycanlı  Milliyetçilerin yardımıyla “ Ali” adıyla aldığı sahte bir pasaportla  Buhara’ya hareket etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Niyeti bölgedeki direnişe katılmak olan Enver Paşa’nın bu kararı  kendisini davet eden Buharalıları oldukça mutlu etmişti.  Ancak, Enver  Paşa’nın Buhara’ya gelmesi dahi Bolşevikleri korkutmaya yetmişti ki  Buhara’ya yağmur gibi telgraf yağıyordu ve hepsi Paşa’nın iadesini talep  ediyordu. Fakat, Enver Paşa’nın etrafında örgütlenenlerin onu teslim  etmek gibi bir düşünceleri elbette yoktu. Kendisini Basmacıların başında  komutan olarak görmek en büyük arzularıydı. Mevcut durumda en mantıklı  olan seçenek, Paşa’nın Cilligöl Basmacıları’na katılarak oradan  hareketle diğer Basmacı gruplar ile de alakadar olmasıydı. Bu sebeple  Cilligöl Basmacılarının başında bulunan Abdulhekim Bey’e hitaben yazdığı  mektup ile onları da durumdan haberdar etti ve Basmacılar kendisini  büyük bir hürmetle karşıladılar. Cilligöl mevkiinde bir süre kalan Enver  Paşa, Düşenbe üzerine hareket etme niyetindeydi; ancak Lakay sülalesi  olarak bilinen ve bir şekilde Basmacı hareketine dahil olan, yararı bir  tarafa zararı mevzu bahis olan bir aşiretin Göktaş mevkiindeki  çiftliğinde ağırlanan Paşa, İbrahim Lakay namında nemrut bir zat  tarafından sözde misafir aslen esir bir durumda tutuklu kalmıştı.  İbrahim Lakay, Buhara Emiri Alim Han adına çalışan ve Cedidi olarak  bilinen Cumhuriyetçilerin düşmanı, Kadimi görüşüne mensup bir  menfaatperestti. Enver Paşa’nın etrafında örgütlenen Cedidileri bahane  göstererek Paşa’ya da Cedidi muamelesi yapıyordu. Bu sebeple Enver  Paşa’nın yanında bulunan süvarileri ve askerleri silahsızlandırıp  değişik yerlerde konaklatarak Paşa’yı korumasız bırakmıştı. Koca bir  imparatorluğun askeri idaresini elinde tutmuş ve bir büyük cihan harbi  atlatmış Paşa’ya yaptığı saygısızlık cehaletinden midir, ihanetinden mi  bilinmez ama, bu duruma Enver Paşa’nın yanındakiler fena bozulmuştu.  Enver Paşa ise İbrahim Lakay’ı ikna eder de harekete kazandırırsa emrine  girmesi muhtemel onbinlerce askerin ve mühimmatın hesabındaydı ve  şüphesiz şahsi hesaplardan çok uzaktaydı. Bu sırada Paşa’nın içinde  bulunduğu durumu haber alan Afganistan lideri Amanullah Han, kendisini  tekraren Afganistan’a orduların başına geçmeye davet ediyordu. Ancak  Enver Paşa mühim olan mücadelenin, esir düştüğü topraklarda olduğunun  farkındaydı. Nihayet, darvaz leşkerbaşılığı yapan İşan Sultan vaziyeti  öğrenerek Paşa’yı Lakay’ın elinden kurtarmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">
Aslına bakılırsa İbrahim Lakay örneği bir zihniyeti  belirginleştiriyor. Bir şekilde doğru cepheye kanalize olmuş; ancak hain  ve çıkarcı bir tutumun esiri, saygıdan yoksun ve düşmandan zararlı bir  kene. Birçok fikrin ve mücadelenin içerisinde örneklerini barındıran  bilindik bir tipleme. Neticede, İşan Sultan ile yola koyulan Enver Paşa,  Düşenbe’ye geçerek örgütlenmeye başlamış ve dört bir yandan gelen  askerleri ve mühimmatları nizama sokarak Bolşeviklere karşı mücadeleye  başlamıştır. İşan Sultan’ın Tacik kabilesinden olması ve  Türkistanlıların hali hazırda Emir baskısı altında hareket etmeleri, bir  anlamda Basmacı hareketinin bir dönemini Taciklerin eline bırakıyordu.  Türklük bayrağı Taciklerin elinde yükseldi de denilebilir. Emir’in  etkisinde bulunan Türkistanlılar üzerindeki tasarruf yetkisini arttırmak  isteyen Enver Paşa, Afganistan’da bulunan Emir’den Amanullah Han’ın  yardımıyla bir vekalet almıştır ve “Naib-i Emir-i Buhara Damad-ı  Halifetü’l Müslimin Enver” namıyla emirlerini imza etmeye başlamıştır.  Bu gelişmelerin ertesinde Enver Paşa, emrindeki orduyu 170 000 silahlı  mücahide ulaştırmayı başarmıştır. Kafirun Kongresi olarak bilinen  toplantıda leşkerbaşılara hitaben yaptığı konuşmada:<br />
<em>“Ey  Türkistan’ın kahraman mücahitleri; güzel ve emsalsiz vatanınızı, 70  seneden beri kirli çizmeleri ile ezerek kirleten Rusların elinden  kurtarmak maksadı ile buraya toplanmış gönüllüleri, sizlerin kaderinize  ortak bulunuyoruz. Şahsen ben ve diğer zabitan arkadaşlarım namına  huzurunuzda söz veriyorum. Sizin kaderinize iştirak ettiğime pişman  değilim. Son nefesime kadar bu uğurda çalışacağım. Sizlerin de burada  benim yaptığım ahitnameyi namusunuz üzerine vereceğiniz sözlerinizle  imza etmenizi istiyorum…”</em> diyerek bir yandan Basmacıların başında  bulunan leşkerbaşıların üzerinde hâkimiyetini pekiştiriyor diğer yandan  ise onların bu davaya olan inancını tazeliyordu. Bu birliğin dirliğe  dönüşeceği muhakkaktı ki Bolşevikler Enver Paşa’yı öldürmeden  Basmacılık’ın zayıflatılamayacağını anlamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Enver Paşa Yakalanırsa Hareket Biter</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
Bolşeviklerle girilen çatışmalarda şehit olan mücahitlerin  yanında birçok Rus askeri de ölü veya yaralı olarak ele geçiriliyordu.  Esir olarak tutulan Bolşevikler tek tek sorgulanıyor, kendilerinden  malumat alınmaya çalışılıyordu. Ancak Türkistan’a sevk edilen asker  sayısı konusunda çelişkili ifadelere rastlanıyordu. Subaylardan  birisinin ifadesinde de belirttiği üzere, Enver Paşa’nın sağ olarak ele  geçirilmesi planlanmaktaydı. Basmacılara para teklif edilerek tuzak için  yardım etmeleri dahi konuşulmuştu. Buna ek olarak, Türkistanlılar  üzerinde Enver Paşa’yı karalama propagandası başlamıştı bile. Esirleri  sorgulama sırasında alınan bir cevap, Bolşeviklerin Enver Paşa’ya  verdikleri önemi bir kez daha ortaya çıkıyordu. Bu kadar çok kuvvetin  yalnız Enver Paşa’yı yakalamak için mi Türkistan’a gönderildiğine dair  soru Bolşevik subay tarafından şöyle yanıtlanıyordu. “ Evet, Enver Paşa  yakalansa bu isyan kendiliğinden sönecektir”</p>
<p style="text-align: justify;">
Bu sorguyu kendi yapan; ancak Bolşevik subay tarafından  tanınmayan Paşa, kendisinin bu hareket için ne denli önemli olduğunu  elbette ki bir kez daha anlamıştı; fakat, sanki kaçınılmaz sonu  hissedercesine “Bu dava benim kanımın üzerinde yeşerecektir” diyerek  mazlum Türkistanlıların umudunu kendi şahadetinden sonra da baki görme  arzusunu dile getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şahadet…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Günlerden 4 Ağustos 1922. Sabah namazını eda eden yiğitler, Enver  Paşa’yı da yanlarına alarak zor ve yeni bir güne doğru atlarıyla yol  almaya hazırlanıyorlardı. Tam bu esnada üç el silah sesi duyuldu. Enver  Paşa silah sesine doğru at sürmeye başladı. Tepeden açılan mitralyöz  ateşini dürbünle süzen Paşa, Bolşevik süvarileriyle burun buruna  olduklarını anladığında, durumun mahiyetini de kavrayarak Basmacı namına  yaraşır şekilde kılıcını bir daha kınına sokmaksızın çekti ve “Basın!  Basın!” diyerek Bolşeviklerin içerisine daldı. Bir yandan da umutlarını  sakınmaya çalışan Türkmen yiğitleri ve Devletmend Bey hengâmeye  daldılar. Bolşevik süvarinin hain kurşununu göğsünden alan Enver Paşa  cansız bir şekilde atından düştü. Bu yiten sadece bir şehit değil bir  milletin umuduydu. Bu mahşer gününde rahmete kavuşan Paşa değildi  sadece; bir başka mücahit Devletmend de uçmağa varmıştı. Binlerce kişi  haykırarak Paşa’nın öldüğüne ağlıyor ve onun yüzünü bir kez daha görmek  için yalvarıyordu. Ümit güneşi sönmüş, karanlıklar galip gelmişti.  Kaybolan sadece bir insan değil, milyonlarca Türk’ün ümidi, istiklali,  zaferi, tarihi idi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Enver Paşa Sonrası Basmacı Hareketi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
Aslına bakılırsa, Bolşeviklerin emeli gerçekleşmişti. Enver  Paşa’nın vefatı Basmacıları derinden sarsmış, Paşa’nın yerine geçen  Danyal Bey ve sonrasında Hacı Sami Bey gereken başarıya ulaşamamıştı.  Ancak korsuz bir ocağın ilk kıvılcımı olan Basmacılara bir rüzgar  edasıyla yardıma koşan Şehit Enver Paşa’nın açtığı bu istiklal yolu,  kendini bir başka mecrada göstermeye başlamıştı. Basmacı Hareketi,  Paşa’nın şahadetinden sonra bir süre devam etse de asıl mücadele, fikir  dünyasına intikal etmeye başlamıştı. Basmacılık hareketinin  bastırılmasından sonra siyasi ve sosyal hayat bir sessizliğe gömülürken,  milli ideal hareket halinden fikir alemine geçiş yaşıyordu.  Ancak  Türkistanlılar yiğit Enver için sagular söylemeye devam etti.<br />
<em> Türk balası Oruslardan köb sıkıldı</em><br />
<em> Er kırıldı, er ezildi, yurt yıkıldı</em><br />
<em> Hamiyetlik Enver Paşa onu surab</em><br />
<em> Kelib azad etmek için şehid boldu</em><br />
<em> İntikam, Al intikam </em><br />
( Buhara Cumhurbaşkanı Osman Hoca)</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturkistanda-basmaci-hareketi-ve-enver-pasa-osman-erturk-ozel.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkistanda-basmaci-hareketi-ve-enver-pasa-osman-erturk-ozel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İrrasyonel Otorite ve Safsata &#8211; Burcu Aybüke TEKGÜL</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/irrasyonel-otorite-ve-safsata-burcu-aybuke-tekgul.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/irrasyonel-otorite-ve-safsata-burcu-aybuke-tekgul.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 16:38:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2887</guid>
		<description><![CDATA[Mübarek Ramazan ayının ilk gününde, neredeyse tüm Türkiye ellerini semaya açmış ve hiç değilse bu ayda bir can toprağa düşmesin diye dua etmekteyken, Van’ın Başkale ilçesinden bir şehit haberi daha geldi. Bu defa, askerî kontrol noktasına, kiralık araçla, ‘sivil’ kıyafetle düzenlenen saldırı sonucu, Başçavuş Coşkun Tanrıöver ile Uzman Çavuşlar Ramazan Sağ ve Serkan Angay toprağa düştü. Daha önce ifade ettiğimiz gibi; bu şehit haberi –hele de medyanın tüm organları ramazanın gelişi vesilesiyle ‘kimin daha çok Müslüman olduğunu’ ispat etme gayretindeyken- nicel kaygıların arasında ancak 20 saniyelik bir ‘video’ şeklinde yer bulabildi. Elbette son iki ayda 30’un üzerinde şehit vermiş olmamız, henüz girmiş bulunduğumuz, nefse hâkim olma ayı ramazanla birleşince, devam edegelen eğlenceleri, programları, tabir-i caizse ‘kop-kop’u engellemiyordu. Engellemediği gibi, hem hakkına girdikleri, terörist olarak dağ-tepe gezdirdikleri gençlerin, hem de şehadetine sebep oldukları Türk askerinin vebali üstünde olan bir grup ‘PKK sempatizanı’, özerklik ilânında bulunuyor ve peşinen belirlediği çerçevenin içini doldurmaya çalışıyordu (PKK sempatizanı dedi isek, şöyle açıklayalım; eğer PKK terör örgütü olarak kabul edilmiyor ise, ona sempatizan olmak da ‘teröre sempatizanlık’, dolayısıyla hakaret sayılmaz, değil mi?). Özellikle bir fikir, düşünce ya da yaşam biçimi kanun dışı yollardan dayatılıyor ancak bir yandan da legalize edilmek isteniyorsa, yahut, toplumun bir yeniliğe hazır olup olmadığı bilinmiyor ve nabız yoklanmak isteniyorsa sıklıkla başvurulan safsatalar (ing. Fallacies), tam bu noktada -bir anlamda birkaç ay sonra yeniden- ortaya çıktı. Hatırlayalım, bundan birkaç ay önce gazete ve televizyonlara bir haber düşmüştü: Ünlü sanatçı Sezen Aksu, Başbakan Erdoğan’ı telefonla arayarak “Açılımınızı ailece canı gönülden destekliyoruz. Bu sürecin karşısında duranları iki cihanda da lekeli kabul ediyoruz.” demiş-idi. Mesela ben, ‘sıradan bir vatandaş’ olarak Başbakan’ı arayıp aynı sözleri sarf etsem hiçbir şey olmayacakken, Sezen Aksu’nun incileri, kendisi bir nevî İslâm âlimi, toplum mühendisi ve hatta millî vicdanmışçasına, atılan kimi adımları desteklemek anlamında, altı çizile çizile yazılabiliyordu. İşte bu safsata tipi, irrasyonel otorite safsatası (fallacy of unqualified source) ya da ünlüye dayandırma safsatası (fallacy of appealing to celebrity) olarak adlandırılıyor. (İşbu manipüle yöntemimizde, bir ünlü, özellikle de hiçbir uzmanlığının olmadığı bir hususta yargıda bulunarak, toplumun o yöne kanalize edilmesine yardımcı olur ve böylelikle, örneğin açılım taraftarı bir birey için, şöyle deme imkânı doğar: “Sezen Aksu ‘açılımı destekliyoruz’ dedi, öyleyse bu açılım gerçekten süper bir şeydir!”) Lafı uzatmadan bağlayalım: 2 Ağustos akşamı Cihangir’de görüntülenen Cem Özer, “Buna artık çare bulunmalı. Savaşla olmayacak. Onca insan hayatını kaybediyor. Oradaki insanları da düşünmeli. Artık devletin barış yoluna gitmesi gerekiyor. Kürtlere özerklik verilsin” sözleriyle, özerklik meselesi üzerine devam eden fikrî ve ilmî tartışma sahasına hızlı bir giriş yaptı. Elbette bir ‘sanatçı’, her şeyden önce bir insan olarak kendisinin düşünce ve ifade özgürlüğüne sonsuz saygı duymakta fayda vardır. Kendisinin ‘oradaki insanları düşünme’ konusunda geliştirdiği ‘metotlar’ kendisini bağlıyor olmakla birlikte, burada da birtakım mantık hatalarına düşmüş olduğu vakıadır. Elbette ki Türkiye’nin problemlerini hangi ‘mekân’da ve kimlerle birlikte düşüneceğini de kendisine bırakıyoruz; düşünmeye ve çözüm üretmeye elverişli ortamlar üç aşağı-beş yukarı aynı olmakla birlikte, pekâlâ birey bambaşka bir mecrada ‘düşünmeyi’ tercih etmekte özgürdür. Bununla birlikte, toplumsal gerçekçi yaklaşım geliştiren ve tabii bu eksende ‘sanatçı olduğu’ ön-kabulüyle yola çıkan isimlerin,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mübarek Ramazan ayının ilk gününde, neredeyse tüm Türkiye ellerini  semaya açmış ve hiç değilse bu ayda bir can toprağa düşmesin diye dua  etmekteyken, Van’ın Başkale ilçesinden bir şehit haberi daha geldi. Bu  defa, askerî kontrol noktasına, kiralık araçla, ‘sivil’ kıyafetle  düzenlenen saldırı sonucu, Başçavuş Coşkun Tanrıöver ile Uzman Çavuşlar  Ramazan Sağ ve Serkan Angay toprağa düştü. Daha önce ifade ettiğimiz  gibi; bu şehit haberi –hele de medyanın tüm organları ramazanın gelişi  vesilesiyle ‘kimin daha çok Müslüman olduğunu’ ispat etme  gayretindeyken- nicel kaygıların arasında ancak 20 saniyelik bir ‘video’  şeklinde yer bulabildi.</p>
<p style="text-align: justify;">
Elbette son iki ayda 30’un üzerinde şehit vermiş olmamız, henüz  girmiş bulunduğumuz, nefse hâkim olma ayı ramazanla birleşince, devam  edegelen eğlenceleri, programları, tabir-i caizse ‘kop-kop’u  engellemiyordu. Engellemediği gibi, hem hakkına girdikleri, terörist  olarak dağ-tepe gezdirdikleri gençlerin, hem de şehadetine sebep  oldukları Türk askerinin vebali üstünde olan bir grup ‘PKK sempatizanı’,  özerklik ilânında bulunuyor ve peşinen belirlediği çerçevenin içini  doldurmaya çalışıyordu (PKK sempatizanı dedi isek, şöyle açıklayalım;  eğer PKK terör örgütü olarak kabul edilmiyor ise, ona sempatizan olmak  da ‘teröre sempatizanlık’, dolayısıyla hakaret sayılmaz, değil mi?).</p>
<p style="text-align: justify;">
Özellikle bir fikir, düşünce ya da yaşam biçimi kanun dışı  yollardan dayatılıyor ancak bir yandan da legalize edilmek isteniyorsa,  yahut, toplumun bir yeniliğe hazır olup olmadığı bilinmiyor ve nabız  yoklanmak isteniyorsa sıklıkla başvurulan safsatalar (ing. Fallacies),  tam bu noktada -bir anlamda birkaç ay sonra yeniden- ortaya çıktı.  Hatırlayalım, bundan birkaç ay önce gazete ve televizyonlara bir haber  düşmüştü: Ünlü sanatçı Sezen Aksu, Başbakan Erdoğan’ı telefonla arayarak  “Açılımınızı ailece canı gönülden destekliyoruz. Bu sürecin karşısında  duranları iki cihanda da lekeli kabul ediyoruz.” demiş-idi. Mesela ben,  ‘sıradan bir vatandaş’ olarak Başbakan’ı arayıp aynı sözleri sarf etsem  hiçbir şey olmayacakken, Sezen Aksu’nun incileri, kendisi bir nevî İslâm  âlimi, toplum mühendisi ve hatta millî vicdanmışçasına, atılan kimi  adımları desteklemek anlamında, altı çizile çizile yazılabiliyordu. İşte  bu safsata tipi, irrasyonel otorite safsatası (fallacy of unqualified  source) ya da ünlüye dayandırma safsatası (fallacy of appealing to  celebrity) olarak adlandırılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
(İşbu manipüle yöntemimizde, bir ünlü, özellikle de hiçbir  uzmanlığının olmadığı bir hususta yargıda bulunarak, toplumun o yöne  kanalize edilmesine yardımcı olur ve böylelikle, örneğin açılım  taraftarı bir birey için, şöyle deme imkânı doğar: “Sezen Aksu ‘açılımı  destekliyoruz’ dedi, öyleyse bu açılım gerçekten süper bir şeydir!”)</p>
<p style="text-align: justify;">Lafı uzatmadan bağlayalım: 2 Ağustos akşamı Cihangir’de görüntülenen  Cem Özer, “Buna artık çare bulunmalı. Savaşla olmayacak. Onca insan  hayatını kaybediyor. Oradaki insanları da düşünmeli. Artık devletin  barış yoluna gitmesi gerekiyor. Kürtlere özerklik verilsin” sözleriyle,  özerklik meselesi üzerine devam eden fikrî ve ilmî tartışma sahasına  hızlı bir giriş yaptı. Elbette bir ‘sanatçı’, her şeyden önce bir insan  olarak kendisinin düşünce ve ifade özgürlüğüne sonsuz saygı duymakta  fayda vardır. Kendisinin ‘oradaki insanları düşünme’ konusunda  geliştirdiği ‘metotlar’ kendisini bağlıyor olmakla birlikte, burada da  birtakım mantık hatalarına düşmüş olduğu vakıadır. Elbette ki  Türkiye’nin problemlerini hangi ‘mekân’da ve kimlerle birlikte  düşüneceğini de kendisine bırakıyoruz; düşünmeye ve çözüm üretmeye  elverişli ortamlar üç aşağı-beş yukarı aynı olmakla birlikte, pekâlâ  birey bambaşka bir mecrada ‘düşünmeyi’ tercih etmekte özgürdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, toplumsal gerçekçi yaklaşım geliştiren ve tabii bu  eksende ‘sanatçı olduğu’ ön-kabulüyle yola çıkan isimlerin, ‘sanatçı  sorumluluğu’ şeklinde isimlendirebileceğimiz sorumluluk algısına sahip  olmalarının önemi, yukarıda altını çizdiğimiz iki örnekte kendini  gösteriyor. Bir ‘sanatçı’, ne kadar ‘büyük’ olursa olsun, kendini  altından kalkamayacağı bir vebale sokmamak ve ‘iki cihanda lekeli’  olmamak adına; “büyük lokma yemeli, büyük söz söylememeli”.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Firrasyonel-otorite-ve-safsata-burcu-aybuke-tekgul.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/irrasyonel-otorite-ve-safsata-burcu-aybuke-tekgul.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necdet Ağabey&#8217;e Sözümüzdür! &#8211; Erkan ÇAKICI</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/necdet-agabeye-sozumuzdur-erkan-cakici.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/necdet-agabeye-sozumuzdur-erkan-cakici.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jul 2011 21:25:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Sevinç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2884</guid>
		<description><![CDATA[“Bayrak gibi adam” olmak üzere çıktığın yolda, rüzgârlara karşı durdun, kurşunlara maruz kaldın, zindanlara düşürüldün, hor ve hakir görüldün, davandan dönmedin. Aziz ruhun rahmet-i rahmana kavuşurken, fikirlerinden aldığımız ilham ile seslenmek isterim. İşte görüyoruz; Güneydoğuda yaşanan fitnenin geldiği noktada, devletin zirvesinde yer tutanlar gaflet içerisinde, ülkeyi yönetmektedirler. Durumun ne kadar vahim bir yere geldiğini millete unutturmaya çalışarak, “açılım” adı altında, fitneyi derinleştirmekte ve ülkeyi bölmeye yönelik senaryoların aktörü olmaktan vazgeçmemektedirler. Bu gaflete “dur” diyeceğiz. Emperyalizmin karanlık senaryolarına karşı durarak; vatanın bölünmez bütünlüğüne ve Türk milletinin ebedi bekasına toz kondurmayacağız. Bedeli ne olursa olsun ülkemize, ülkümüze, davamıza, şanımıza ve şerefimize sahip çıkacağız. Basiretsiz, beceriksiz ve idraksiz yönetimlerin uygulamaları ve “doğru okunmayan gidişata” dair alınmayan tedbirler neticesinde Türkiye, tasfiye edilen bir ülke haline getirilmiştir. ABD’nin başta Irak ve Afganistan olmak üzere, İslam ülkelerine yönelik dizayn, işgal ve saldırı planlarına karşı “seyirci” durumuna düşürülen, AB’nin dayatmalarına maruz kalan, Ermeni ile “protokole” zorlanan, Rum’a verilen tavizlerin neticesini ağır bir şekilde gören, İsrail’in “Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki liderliğinin(!)” devamını isteyen küresel güçlerin özellikle ekonomik ve stratejik baskıları ile iğdiş edilmeye çalışılan, Batı Dünyasının Türkiye’yi parçalamaya yönelik olarak geliştirdiği en kapsamlı hareket olan PKK’nın taleplerine boyun eğen, Türk ve İslam dünyasının “kutup yıldızı” iken, şimdi “alelade bir devlet” konumuna indirgenen Türkiye; yol ayrımına gelmiştir. Bu yol ayrımında, ülkücüler olarak; beynimizin her hücresinde var edeceğimiz uyanık bir şuur, imanımızın bize verdiği olgunluk, sağduyu ve aşılmaz kudret, pençemizin son takatine, son nefese kadar sürdüreceğimiz mücadele ile tarih ve kader perspektifinde haklı olduğumuzu ve haklı kaldığımızı yüce Türk milletinin idrakine ve iradesine sunmaktan geri durmayacağız. Vazgeçmeyeceğiz. Yılmayacağız. Güçlü olacağız. Türk’ün geleceğine ve kaderine “yaratılanların” hiçbirinin ipotek koyamayacağını cümle âleme göstereceğiz. Türkiye’yi yöneten kurumların başındakiler, Fenerbahçe’ye sahip çıktıkları kadar Türkiye’ye sahip çıkmadılar. Ülkenin gerçek gündeminden uzak duran “panpiş medyası”, vatan evlatlarının kanı akarken, milletin gözüne baka baka gündemi başka alanlarda tutmaya özen gösteriyor. Aydınlarımızın zihinleri kendi kimliğinden ve vizyonundan uzaklaştırılmış; idrakler işgal edilmiştir. Aydınlar, Türk Devletine, Türk Milletine, Türk Ordusuna, Türk İradesine yönelik alçakça saldırıların birer parçası haline gelmiştir. Aydınlar, Türkiye’nin Batı Dünyasına ve Batı’nın güdümündeki senaryolarına verilecek tavizler konusunda “kamuoyu oluşturmak”, refleksleri ve tepkileri yumuşatmak, toplumu maniple etmek ve zemin oluşturmak için çaba sarf etmektedirler. “Etnik çetecilik” yapanlar, kaleyi içten çökertmek için maske takanlar, özgürlük, demokrasi, insan hakları ve yeni anayasa söylemleri ile milleti “içi boşaltılmış bir Türkiye’ye” ikna etmeye çalışanlar maalesef epey yol katetmişlerdir. Bizler her şeye rağmen; “Etnik kompleksin” ve her türlü bölücülüğün, Mezhepçiliğin ve yüce dinimize zarar veren her türlü faaliyetin, Cemaatçiliğin ve Batı Dünyasının buyurganlığına boyun eğen her türlü “seküler &#8211; kapitalist Müslümanlık anlayışının”, Her türlü misyoner faaliyetin ve Türk’e karşı, İslam’a karşı kin kusan, fitne yuvası olan bütün girişimlerin, Fikri konumu ne olursa olsun statükoculuğun ve her türlü borazanlığın karşısında; Türk milliyetçileri olarak, “Türkiye’nin gök kubbesine” sahip çıkacağız. Düşmana karşı gözlerimiz şahin kesilecek. Dosta güven vereceğiz. Türkiye’nin evladı olan herkesin kardeşlik ruhu içerisinde, millet şuuru içerisinde, bütün tezahürlerini kucaklayacağız. Her haneye, her insanımıza, her çocuğumuza ulaşacağız. Her kapıyı çalacağız, idraklere ve gönüllere davamızı sunacağız. Yılmadan, geri durmadan, asla teslim olmadan anlatacağız. Çalışacağız, azimli ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Bayrak gibi adam” olmak üzere çıktığın  yolda, rüzgârlara karşı durdun, kurşunlara maruz kaldın, zindanlara  düşürüldün, hor ve hakir görüldün, davandan dönmedin.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz ruhun rahmet-i rahmana kavuşurken, fikirlerinden aldığımız ilham ile seslenmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte görüyoruz;</p>
<p style="text-align: justify;">Güneydoğuda yaşanan fitnenin geldiği  noktada, devletin zirvesinde yer tutanlar gaflet içerisinde, ülkeyi  yönetmektedirler. Durumun ne kadar vahim bir yere geldiğini millete  unutturmaya çalışarak, “açılım” adı altında, fitneyi derinleştirmekte ve  ülkeyi bölmeye yönelik senaryoların aktörü olmaktan  vazgeçmemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gaflete “dur” diyeceğiz.  Emperyalizmin karanlık senaryolarına karşı durarak; vatanın bölünmez  bütünlüğüne ve Türk milletinin ebedi bekasına toz kondurmayacağız.  Bedeli ne olursa olsun ülkemize, ülkümüze, davamıza, şanımıza ve  şerefimize sahip çıkacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Basiretsiz, beceriksiz ve idraksiz  yönetimlerin uygulamaları ve “doğru okunmayan gidişata” dair alınmayan  tedbirler neticesinde Türkiye, tasfiye edilen bir ülke haline  getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin başta Irak ve Afganistan olmak  üzere, İslam ülkelerine yönelik dizayn, işgal ve saldırı planlarına  karşı “seyirci” durumuna düşürülen, AB’nin dayatmalarına maruz kalan,  Ermeni ile “protokole” zorlanan, Rum’a verilen tavizlerin neticesini  ağır bir şekilde gören, İsrail’in “Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki  liderliğinin(!)” devamını isteyen küresel güçlerin özellikle ekonomik ve  stratejik baskıları ile iğdiş edilmeye çalışılan, Batı Dünyasının  Türkiye’yi parçalamaya yönelik olarak geliştirdiği en kapsamlı hareket  olan PKK’nın taleplerine boyun eğen, Türk ve İslam dünyasının “kutup  yıldızı” iken, şimdi “alelade bir devlet” konumuna indirgenen Türkiye;  yol ayrımına gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yol ayrımında, ülkücüler olarak;  beynimizin her hücresinde var edeceğimiz uyanık bir şuur, imanımızın  bize verdiği olgunluk, sağduyu ve aşılmaz kudret, pençemizin son  takatine, son nefese kadar sürdüreceğimiz mücadele ile tarih ve kader  perspektifinde haklı olduğumuzu ve haklı kaldığımızı yüce Türk  milletinin idrakine ve iradesine sunmaktan geri durmayacağız.  Vazgeçmeyeceğiz. Yılmayacağız. Güçlü olacağız. Türk’ün geleceğine ve  kaderine “yaratılanların” hiçbirinin ipotek koyamayacağını cümle âleme  göstereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi yöneten kurumların  başındakiler, Fenerbahçe’ye sahip çıktıkları kadar Türkiye’ye sahip  çıkmadılar. Ülkenin gerçek gündeminden uzak duran “panpiş medyası”,  vatan evlatlarının kanı akarken, milletin gözüne baka baka gündemi başka  alanlarda tutmaya özen gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Aydınlarımızın zihinleri kendi  kimliğinden ve vizyonundan uzaklaştırılmış; idrakler işgal edilmiştir.  Aydınlar, Türk Devletine, Türk Milletine, Türk Ordusuna, Türk İradesine  yönelik alçakça saldırıların birer parçası haline gelmiştir. Aydınlar,  Türkiye’nin Batı Dünyasına ve Batı’nın güdümündeki senaryolarına  verilecek tavizler konusunda “kamuoyu oluşturmak”, refleksleri ve  tepkileri yumuşatmak, toplumu maniple etmek ve zemin oluşturmak için  çaba sarf etmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">“Etnik çetecilik” yapanlar, kaleyi içten  çökertmek için maske takanlar, özgürlük, demokrasi, insan hakları ve  yeni anayasa söylemleri ile milleti “içi boşaltılmış bir Türkiye’ye”  ikna etmeye çalışanlar maalesef epey yol katetmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizler her şeye rağmen;</p>
<p style="text-align: justify;">“Etnik kompleksin” ve her türlü bölücülüğün,</p>
<p style="text-align: justify;">Mezhepçiliğin ve yüce dinimize zarar veren her türlü faaliyetin,</p>
<p style="text-align: justify;">Cemaatçiliğin ve Batı Dünyasının buyurganlığına boyun eğen her türlü “seküler &#8211; kapitalist Müslümanlık anlayışının”,</p>
<p style="text-align: justify;">Her türlü misyoner faaliyetin ve Türk’e karşı, İslam’a karşı kin kusan, fitne yuvası olan bütün girişimlerin,</p>
<p style="text-align: justify;">Fikri konumu ne olursa olsun  statükoculuğun ve her türlü borazanlığın karşısında; Türk milliyetçileri  olarak, “Türkiye’nin gök kubbesine” sahip çıkacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşmana karşı gözlerimiz şahin kesilecek. Dosta güven vereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin evladı olan herkesin  kardeşlik ruhu içerisinde, millet şuuru içerisinde, bütün tezahürlerini  kucaklayacağız. Her haneye, her insanımıza, her çocuğumuza ulaşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Her kapıyı çalacağız, idraklere ve gönüllere davamızı sunacağız. Yılmadan, geri durmadan, asla teslim olmadan anlatacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışacağız, azimli ve kararlı olacağız. Asla ataletin ve tembelliğin, basiretsizliğin ve pısırıklığın esiri olmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli şuur ve iman bütünlüğü içerisinde, Türkiye’nin makus talihini yeneceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">“Gece uyumadan, gündüz oturmadan” Türk’e  hizmet eden Bilge Kağan yolbaşçımız olacak, Fatih’in kınına girmeyen  kılıcı kudret kaynağımız olacak, Gazi Mustafa Kemal’in milli mücadelesi  meşalemiz olacak, Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in izinde yürüyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonunda, yenilmez Türk Ülkücüleri olarak  yine ve yeniden biz kazanacağız. Türk ve İslam dünyasının gelecekteki  aydınlık günlerini inşa edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, sonsuz huzura kavuştun ağabey; bu vatandaki söz ve selamımızı o vatandaki sevdiklerimize ilet.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanrı Türk’e Yar Olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Arz ederim Necdet Ağabey…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fnecdet-agabeye-sozumuzdur-erkan-cakici.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/necdet-agabeye-sozumuzdur-erkan-cakici.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göreve Devam &#8211; Faruk KELEŞTİMUR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/goreve-devam-faruk-kelestimur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/goreve-devam-faruk-kelestimur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jul 2011 21:20:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk KELEŞTİMUR]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Sevinç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2882</guid>
		<description><![CDATA[Bir nesil gitti, bir nesil daha gitti, bir nesil daha gidecek. Geriye ne kalıyor? Kalemden dökülenler, kelamdan süzülenler ve hatıralar… Türk milliyetçileri ağır imtihanlardan geçti. Ölümle imtihan, yalnızlıkla imtihan, çileyle imtihan… Yeryüzü, imtihanlarının ağırlığı nispetinde intihara varacak ölçüde pek çok zümrenin, topluluğun ve camianın çöküşüne şahit oldu. Fakat o ayakta! Türk’ü sevmek ve Türk’e ait olanı sevmek… Türk’ün tarihini, kültürünü, sanatını, edebiyatını, irfan havzasını, dilini, estetiğini, seciyesini ve bütün değerlerini sahiplenmek, geliştirmek ve güçlendirmek! Türk’ün dünyasını sevmek, Türk’ün ufkunu sevmek, belirli coğrafyalara sıkışamayan, basit ve kısır hesaplarla ilgilenmeyen; âdeme nizam, âleme nizam diyen çağlar ötesi misyonunu sevmek! Devlet telakkisindeki “millet” kıymetini, millet hayatındaki “insan” değerini, Kürşadlığını, Bilge Kağanlığını, Meteliğini, Fatihliğini, Yavuzluğunu sevmek. Erenlik ikliminde Yesevi’yi, Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Edebali’yi, Akşemseddin’i ve cümle veliyullahı sevmek. Evet, Türk milliyetçileri sevdalıdır. Milli vicdana, milli birliğe, milli ülküye sevdalıdır. Bize bunu öğreten aziz ecdadımıza, bizi bu hassasiyetle besleyen muhterem hatıralara sevdalıdır. İslam ahlak ve fazileti, Türklük gurur ve şuuru hattındaki cümle değerlere sevdalıdır. Türk milliyetçileri sevdalarının icrası aşamasında dinamiktir. Yüzlerce kanaat insanı, şair, edip ve musiki üstatları yetişmiş, binlerce eser üretilmiştir. Sürüldüğü aşamada fazla kabullenilmese de tarih, onun tezlerini haklı çıkarmıştır ve Türk milliyetçiliğine gönül veren müesseselerde enerjik bir çalışma sistemi oluşturulmuştur. Bugün Türkiye’ye ve dünyaya “Türk dünyası” kavramını kazandıranlar ve Kıbrıs, Kerkük, Karabağ, Kırım, Doğu Türkistan ve Türk-İslam âleminin diğer memleketlerine yönelik nitelikli hassasiyet oluşturanlar Türk milliyetçileridir. Yapay ideolojiler vasıtasıyla beş bin yıllık kimliğimizi seksen yıla hapsetme çalışmalarına karşı “kökü mazide olan atiyiz” diyerek memleket evlatlarına ufuk açanlar, hedef gösterenler ve var olanla yetinmemeyi öğretenler Türk milliyetçileridir. Türk’ü, yüce İslam dininin bayraktarlığından, “hak, hukuk, adalet” istikameti ve idealinden, soydaşlarının çilesiyle hemhal olmak kaygısından, yükselmeye ve gelişmeye programlı fıtrî niteliklerinden uzaklaştırmak isteyenlere karşı; “milliyetsiz bir yükselmeye, ahlaksız bir kalkınmaya hayır!” diyen mücadele neferleri Türk milliyetçileridir. Millet bütünlüğüne kast etmek suretiyle saldırgan ve ayrılıkçı nifak tohumları saçanlar karşısında; “Bölünme kabul etmeyen kutsal bir bütün halinde büyük Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz” diyen ve ezan susmasın, bayrak inmesin diye beş bin evladını şehadet iklimine uğurlayan iman ve ahlak sancağının nöbetçileri Türk milliyetçileridir. İşte Necdet Sevinç! Bu istikametin nadide bir emsali… Altmış yedi yıllık bir ömür… Mahkemeler, suikastlar, fiziki ve manevi ıstıraplar, cezaevleri… Bunun sonucunda ise 16 adet kitap, binlerce makale, köşe yazısı, değerlendirmeler, konferanslar… Kişi ölünce sevapları kesilir, amel defteri kapanır. Fakat bunun istisnai bir hususu; istifade edilen ilimdir. Necdet Sevinç sağlığında “Milliyetçi olmak, Türk Milleti&#8217;ne karşı görevli olmak demektir.” demişti. Biz inanıyoruz ki; görev tamamlandı ve Necdet Sevinç, hakiki sevince vasıl oldu. Şimdi “göreve devam” deme vaktidir. Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyoruz. Türk dünyasının başı sağ olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir nesil gitti, bir nesil daha gitti,  bir nesil daha gidecek. Geriye ne kalıyor? Kalemden dökülenler, kelamdan  süzülenler ve hatıralar…</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçileri ağır imtihanlardan  geçti. Ölümle imtihan, yalnızlıkla imtihan, çileyle imtihan… Yeryüzü,  imtihanlarının ağırlığı nispetinde intihara varacak ölçüde pek çok  zümrenin, topluluğun ve camianın çöküşüne şahit oldu. Fakat o ayakta!</p>
<p style="text-align: justify;">Türk’ü sevmek ve Türk’e ait olanı  sevmek… Türk’ün tarihini, kültürünü, sanatını, edebiyatını, irfan  havzasını, dilini, estetiğini, seciyesini ve bütün değerlerini  sahiplenmek, geliştirmek ve güçlendirmek!</p>
<p style="text-align: justify;">Türk’ün dünyasını sevmek, Türk’ün ufkunu  sevmek, belirli coğrafyalara sıkışamayan, basit ve kısır hesaplarla  ilgilenmeyen; âdeme nizam, âleme nizam diyen çağlar ötesi misyonunu  sevmek!</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet telakkisindeki “millet”  kıymetini, millet hayatındaki “insan” değerini, Kürşadlığını, Bilge  Kağanlığını, Meteliğini, Fatihliğini, Yavuzluğunu sevmek. Erenlik  ikliminde Yesevi’yi, Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Edebali’yi, Akşemseddin’i ve  cümle veliyullahı sevmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, Türk milliyetçileri sevdalıdır.  Milli vicdana, milli birliğe, milli ülküye sevdalıdır. Bize bunu öğreten  aziz ecdadımıza, bizi bu hassasiyetle besleyen muhterem hatıralara  sevdalıdır. İslam ahlak ve fazileti, Türklük gurur ve şuuru hattındaki  cümle değerlere sevdalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçileri sevdalarının icrası  aşamasında dinamiktir. Yüzlerce kanaat insanı, şair, edip ve musiki  üstatları yetişmiş, binlerce eser üretilmiştir. Sürüldüğü aşamada fazla  kabullenilmese de tarih, onun tezlerini haklı çıkarmıştır ve Türk  milliyetçiliğine gönül veren müesseselerde enerjik bir çalışma sistemi  oluşturulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Türkiye’ye ve dünyaya “Türk  dünyası” kavramını kazandıranlar ve Kıbrıs, Kerkük, Karabağ, Kırım, Doğu  Türkistan ve Türk-İslam âleminin diğer memleketlerine yönelik nitelikli  hassasiyet oluşturanlar Türk milliyetçileridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapay ideolojiler vasıtasıyla beş bin  yıllık kimliğimizi seksen yıla hapsetme çalışmalarına karşı “kökü mazide  olan atiyiz” diyerek memleket evlatlarına ufuk açanlar, hedef  gösterenler ve var olanla yetinmemeyi öğretenler Türk milliyetçileridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk’ü, yüce İslam dininin  bayraktarlığından, “hak, hukuk, adalet” istikameti ve idealinden,  soydaşlarının çilesiyle hemhal olmak kaygısından, yükselmeye ve  gelişmeye programlı fıtrî niteliklerinden uzaklaştırmak isteyenlere  karşı; “milliyetsiz bir yükselmeye, ahlaksız bir kalkınmaya hayır!”  diyen mücadele neferleri Türk milliyetçileridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet bütünlüğüne kast etmek suretiyle  saldırgan ve ayrılıkçı nifak tohumları saçanlar karşısında; “Bölünme  kabul etmeyen kutsal bir bütün halinde büyük Türkiye’yi yeniden inşa  edeceğiz” diyen ve ezan susmasın, bayrak inmesin diye beş bin evladını  şehadet iklimine uğurlayan iman ve ahlak sancağının nöbetçileri Türk  milliyetçileridir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Necdet Sevinç! Bu istikametin  nadide bir emsali… Altmış yedi yıllık bir ömür… Mahkemeler, suikastlar,  fiziki ve manevi ıstıraplar, cezaevleri… Bunun sonucunda ise 16 adet  kitap, binlerce makale, köşe yazısı, değerlendirmeler, konferanslar…</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi ölünce sevapları kesilir, amel defteri kapanır. Fakat bunun istisnai bir hususu; istifade edilen ilimdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Necdet Sevinç sağlığında “Milliyetçi  olmak, Türk Milleti&#8217;ne karşı görevli olmak demektir.” demişti. Biz  inanıyoruz ki; görev tamamlandı ve Necdet Sevinç, hakiki sevince vasıl  oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi “göreve devam” deme vaktidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyoruz. Türk dünyasının başı sağ olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgoreve-devam-faruk-kelestimur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/goreve-devam-faruk-kelestimur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Terör ve Bölücülük Faaliyetlerindeki Hızlanma ve Artan Toplumsal Gerilime Yönelik&#8221; yaptıkları yazılı açıklama</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teror-ve-boluculuk-faaliyetlerindeki-hizlanma-ve-artan-toplumsal-gerilime-yonelik-yaptiklari-yazili-aciklama.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teror-ve-boluculuk-faaliyetlerindeki-hizlanma-ve-artan-toplumsal-gerilime-yonelik-yaptiklari-yazili-aciklama.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jul 2011 16:48:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2901</guid>
		<description><![CDATA[AKP’nin üçüncü iktidar dönemi, öncekilerini aratmayacak nitelikteki ve hatta daha tehlikeli olaylara kapı aralayacağını şimdiden göstermiştir. Aziz milletimiz mevcut siyasi iktidarın yönetimi altında, çetin ve çetrefilli sorunların ağır baskısı ve kuşatmasıyla yüz yüze kalmış durumdadır. Ülkemizin bugünkü karanlık tablosu ve silahla arkalanmış bölücülük talepleri çok kritik ve endişe verici bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır. Nitekim Türk milleti dozu ve seviyesi gittikçe artan bölücülük zehri ile gün geçtikçe gücünü ve dermanını kaybetmektedir. İlave olarak Türkiye Cumhuriyeti sorumsuz ve milli beklentilere duyarsız bir hükümet eşliğinde tarihinin en sancılı sürecine girmiş haldedir. Özellikle, PKK terör örgütünün 12 Haziran sonrasındaki artan saldırıları ve bunun sonucunda bir aylık zaman zarfında 22 şehidin vatan topraklarına emanet edilmesi musallat olan belalar hakkında herkese bir ipucu vermektedir. Başbakan Erdoğan’ın özü itibariyle; gerçeklerden kopuk ve milletimizin hassasiyetleriyle bağdaşmayan teslimiyetçi ve tavizkar politikaları bölücü terörün küstahlaşmasında ve cüret kazanmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Nitekim İmralı’da yatan caninin meşru bir aktörmüş gibi pervasızca beyanatlar vermesi ve yattığı yerden çetesine talimatlar yağdırması AKP’nin gaflete varan siyasi duruşunun eseri ve hazin bir neticesidir. Maalesef bir tarafta güvenlik güçlerimiz durmadan şehit olurken, diğer tarafta AKP zihniyeti fütursuzca terör maşalarıyla mutabakat zeminleri oluşturma gayretindedir. Türk devlet geleneği ve milletimizin asırları aşan itibarı, saygınlığı, kudreti ve haysiyeti AKP elinde iki paralık olmuştur. Bugünkü tabloda AKP, İmralı’da yatan haine neredeyse teslim olmuş ve ülkemizin kaderi bu caninin insafına terk edilmiştir. Ne hazindir ki, bölücülüğün tehditlerini sineye çeken Başbakan Erdoğan, şehitlerden bahsedilmesini ezber olarak niteleyebilecek kadar kendisini kaybetmiştir. Son günlerdeki kanlı terör saldırılarından dolayı bunalan ve sabrı taşan milli vicdanları aldatmak ve gündem değiştirmek amacıyla Kıbrıs meselesinde Avrupa Birliğine sanal meydan okumalar da Başbakan’ı asla aklamayacak ve yaptıklarını unutturmaya yetmeyecektir. Üniter devlet yapımızın tasfiye edilmesini iştahla ve hevesle bekleyen, milletimizin parçalanması için gece gündüz faaliyet gösteren bölücü mihraklar esasında AKP’yle aynı fikir ve hedefte buluşmuştur. Bu kapsamda, hükümetin bir bakanının demokratik özerklik fitnesini dahi tartışabileceklerini söylemesi, AKP’nin PKK’yla aynı kareye düştüğünün açık ve net resmi olmuştur. Böylelikle bu çürümüş bakan ve üyesi bulunduğu hükümetinin, Türkiye’yi yıkmak için seferber halinde bulunan sefil ve kirli suratlardan hiçbir farkı kalmadığı bir kez daha anlaşılmıştır. Devletin varlığı ve bağımsızlığına, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik bu vahim tacizin, bizzat tek başına iktidar sorumluluğu üstlenmiş AKP zihniyetinden gelmesi elbette çok ciddi bir kırılma ve sapma olarak karşımızdadır. Bundan böyle söz konusu bakanın, durumunu gözden geçirerek siyasi bölücülerin safına katılması ahlaken daha tutarlı ve anlaşılabilir olacaktır. Ülkemizin etnik bir kördüğümle kilitlendiğini ve can çekiştiğini göremeyecek kadar basiretini kaybeden iktidar, kardeş kavgasının önündeki bariyerlerin kalkmaya başladığını da fark edememektedir. Bu kapsamda Türkiye genelinde ve Dolapdere ile Zeytinburnu başta olmak üzere İstanbul’un değişik semtlerindeki kaygı verici olaylar; tırmanan gerilimin, etnik nifakın yol açtığı kışkırtmanın ve bölücü tahriklerin boyutunu göstermesi bakımından son derece önemlidir. Dağlardaki eşkıyanın şehirlerdeki uzantıları; caddeleri, sokak aralarını yaşanmaz hale getirerek, oluşturulmaya çalışılan Türk ve Kürt karşıtlığının fitilini ateşlemek istemektedirler. Tehlikeli gidişatın kanlı bir hesaplaşmanın bütün unsurlarını tahkim ettiği ve hükümetin de buna kayıtsız kaldığı açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra, emniyet güçlerinin yapması gereken görevi halka havale etmeye çalışan ve ülkücü hareketin olayların tarafı olması...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />AKP’nin üçüncü iktidar dönemi, öncekilerini  aratmayacak nitelikteki ve hatta daha tehlikeli olaylara kapı  aralayacağını şimdiden göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz mevcut siyasi iktidarın yönetimi  altında, çetin ve çetrefilli sorunların ağır baskısı ve kuşatmasıyla  yüz yüze kalmış durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin bugünkü karanlık tablosu ve silahla  arkalanmış bölücülük talepleri çok kritik ve endişe verici bir noktaya  ulaşmış bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Türk milleti dozu ve seviyesi gittikçe artan bölücülük zehri ile gün geçtikçe gücünü ve dermanını kaybetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak Türkiye Cumhuriyeti sorumsuz ve  milli beklentilere duyarsız bir hükümet eşliğinde tarihinin en sancılı  sürecine girmiş haldedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle, PKK terör örgütünün 12 Haziran  sonrasındaki artan saldırıları ve bunun sonucunda bir aylık zaman  zarfında 22 şehidin vatan topraklarına emanet edilmesi musallat olan  belalar hakkında herkese bir ipucu vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın özü itibariyle; gerçeklerden  kopuk ve milletimizin hassasiyetleriyle bağdaşmayan teslimiyetçi ve  tavizkar politikaları bölücü terörün küstahlaşmasında ve cüret  kazanmasında belirleyici bir rol oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim İmralı’da yatan caninin meşru bir  aktörmüş gibi pervasızca beyanatlar vermesi ve yattığı yerden çetesine  talimatlar yağdırması AKP’nin gaflete varan siyasi duruşunun eseri ve  hazin bir neticesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef bir tarafta güvenlik güçlerimiz  durmadan şehit olurken, diğer tarafta AKP zihniyeti fütursuzca terör  maşalarıyla mutabakat zeminleri oluşturma gayretindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devlet geleneği ve milletimizin asırları aşan itibarı, saygınlığı, kudreti ve haysiyeti AKP elinde iki paralık olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü tabloda AKP, İmralı’da yatan haine neredeyse teslim olmuş ve ülkemizin kaderi bu caninin insafına terk edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne hazindir ki, bölücülüğün tehditlerini sineye  çeken Başbakan Erdoğan, şehitlerden bahsedilmesini ezber olarak  niteleyebilecek kadar kendisini kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son günlerdeki kanlı terör saldırılarından  dolayı bunalan ve sabrı taşan milli vicdanları aldatmak ve gündem  değiştirmek amacıyla Kıbrıs meselesinde Avrupa Birliğine sanal meydan  okumalar da Başbakan’ı asla aklamayacak ve yaptıklarını unutturmaya  yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üniter devlet yapımızın tasfiye edilmesini  iştahla ve hevesle bekleyen, milletimizin parçalanması için gece gündüz  faaliyet gösteren bölücü mihraklar esasında AKP’yle aynı fikir ve  hedefte buluşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, hükümetin bir bakanının demokratik  özerklik fitnesini dahi tartışabileceklerini söylemesi, AKP’nin PKK’yla  aynı kareye düştüğünün açık ve net resmi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylelikle bu çürümüş bakan ve üyesi bulunduğu  hükümetinin, Türkiye’yi yıkmak için seferber halinde bulunan sefil ve  kirli suratlardan hiçbir farkı kalmadığı bir kez daha anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin varlığı ve bağımsızlığına, vatanın ve  milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik bu vahim tacizin, bizzat tek  başına iktidar sorumluluğu üstlenmiş AKP zihniyetinden gelmesi elbette  çok ciddi bir kırılma ve sapma olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan böyle söz konusu bakanın, durumunu gözden  geçirerek siyasi bölücülerin safına katılması ahlaken daha tutarlı ve  anlaşılabilir olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin etnik bir kördüğümle kilitlendiğini ve  can çekiştiğini göremeyecek kadar basiretini kaybeden iktidar, kardeş  kavgasının önündeki bariyerlerin kalkmaya başladığını da fark  edememektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Türkiye genelinde ve Dolapdere ile  Zeytinburnu başta olmak üzere İstanbul’un değişik semtlerindeki kaygı  verici olaylar; tırmanan gerilimin, etnik nifakın yol açtığı  kışkırtmanın ve bölücü tahriklerin boyutunu göstermesi bakımından son  derece önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dağlardaki eşkıyanın şehirlerdeki uzantıları;  caddeleri, sokak aralarını yaşanmaz hale getirerek, oluşturulmaya  çalışılan Türk ve Kürt karşıtlığının fitilini ateşlemek istemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Tehlikeli gidişatın kanlı bir hesaplaşmanın  bütün unsurlarını tahkim ettiği ve hükümetin de buna kayıtsız kaldığı  açıkça görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanı sıra, emniyet güçlerinin yapması  gereken görevi halka havale etmeye çalışan ve ülkücü hareketin olayların  tarafı olması yönünde tavsiye ve yönlendirme içerisinde bulunan bazı  zavallılara da şahit olunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, kurgulanan etnik kargaşanın bir  tarafında ülkücüleri görmeye ve göstermeye çalışan kim varsa AKP’nin  yeni işbirlikçileri ve kaostan medet uman kötü niyetlilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle, Milliyetçi Hareket Partisi aziz  milletimizi sabırlı, metanetli ve soğukkanlı olmaya davet etmekte,  nerede duracağı belirsiz olan sinsi provokasyonlara karşı dikkatli  olmaya çağırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin fitne siyasetine tutunarak ayakta kalan  bölücü niyetlerin, milletimizi hüsrana uğratmaya elbette güçleri ve  nefesleri yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki terörle sindirilmeye çalışılan Türk  milletinin, bölücü taleplere rıza göstermesi ve çözüm diyerek dayatılan  iki ortaklı, iki dilli ve iki bölgeli bir federasyon yönetimini kabul  etmesi öncelikli amaç olarak hergeçen gün mesafe almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisinin serbest kalma şartlarının  olgunlaştığı bugünkü süreçte, planlanan yeni anayasayla Türkiye  Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin varlığına hayâsızca kast edilmek  istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiyelilik zırvasını kendisine pusula yapan  Başbakan Erdoğan için, Türk milletinin dağılması, parçalanması ve etnik  kimliklerin tanınma çabaları bir sorun teşkil etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güçlerin telkin ve tavsiyelerine ek  olarak, Kandil ile İmralı arasında esen ihanet rüzgârları AKP’nin  şuurunu kaybettirmiş ve Türkiye’yi tıpkı bir savaş mağlubu ülkenin  durumuna düşürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik terörle uzun yıllardır kahramanca  mücadele veren Türk Silahlı Kuvvetleri de yıldırma ve yıpratma  taktikleriyle adeta köşeye sıkıştırılmış ve dökülen şehit kanlarından  dahi sorumlu gösterilmeye çalışılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır Silvan’daki son terör saldırısından  sonra kamuoyuna yansıyan ve vicdanlı hiçbir vatan evladının kabul  edemeyeceği iddialar bunlar arasında yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, hükümetinin terör karşısındaki  başarısızlığını ve yetersizliğini kapatabilmek için Türk Silahlı  Kuvvetleri’ni hedef haline getirmiş ve iftiralara, ithamlara ortam  hazırlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK açılımıyla Türkiye’yi uçurumun kenarına  kadar sürükleyen bu marazi siyasi zihniyetin, meydana gelen terör  saldırılarından birinci derecede sorumlu olduğu tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin karalama ve istismara dayalı kalleş  siyasi kampanyası milli onurumuzu ayaklar altına almış, Türkiye üzerinde  hesapları olan çevrelere umut ve heyecan dağıtmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin sözde terörü önleme adına girdiği  ilişki ağları, tek taraflı boyun eğmeler ve bunlara eşlik eden  arabuluculuk yöntemleri, koordinatör arayışları, eş zamanlı istihbarat  hezeyanları gibi taktik hamleleri artık birer birer iflas etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz ağır şartlar, Türkiye’nin  hiçbir kuşkuya mahal bırakmayacak düzeyde kararlı ve milli bir duruş  göstermesini gerektirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti artık tarafını ve tercihi yapmalı,  kaybedecek vakit ve heba edilecek bir tek günün dahi kalmadığını idrak  etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, gelecek nesillerin kendisini  Türkiye’yi bölen, Türk milletini ayrıştıran bir kişi olarak görmesini ve  anmasını istemiyorsa girdiği bulanık ve şaibeli yoldan bir an önce  dönmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmamak gerekir ki, dönemsel siyasi gücünün  cazibesine aldanarak yanlışta ısrar edenler, bir zaman sonra siyasi  tükenişle karşılaştıklarında yaptıklarından dolayı pişmanlık yaşamakta,  ancak iş işten çoktan geçmiş olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Başbakan Erdoğan’ın bu gerçekleri  hatırından çıkarmaması hem kendisi, hem partisi ve hem de ülkemiz  açısından hayırlı sonuçlar doğuracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-teror-ve-boluculuk-faaliyetlerindeki-hizlanma-ve-artan-toplumsal-gerilime-yonelik-yaptiklari-yazili-aciklama.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teror-ve-boluculuk-faaliyetlerindeki-hizlanma-ve-artan-toplumsal-gerilime-yonelik-yaptiklari-yazili-aciklama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Gazeteci-Yazar Necdet Sevinç&#8217;in vefatıyla ilgili yayınladığı taziye mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-gazeteci-yazar-necdet-sevincin-vefatiyla-ilgili-yayinladigi-taziye-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-gazeteci-yazar-necdet-sevincin-vefatiyla-ilgili-yayinladigi-taziye-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jul 2011 16:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Sevinç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2897</guid>
		<description><![CDATA[Türk milliyetçiliğinin mümtaz isimlerinden ve simalarından birisi olan gazeteci-yazar Sayın Necdet Sevinç’in zamansız vefatı hepimizi derinden üzmüştür. Türk basın ve düşünce hayatının bu seçkin şahsiyeti; hayatını davasına adamış, inandıklarından asla taviz vermemiş ve zorluklar karşısında hiç yılmamıştır. Merhum Necdet Sevinç’in Türk milliyetçiliğinin gelişmesi, büyümesi ve fikir kaynaklarının canlı kalması için takdir edilmesi gereken bir gayret ve emek sarfettiği bilinen bir gerçektir. Ülküsünden ve ilkelerinden taviz vermeyen bu dava insanı, ülkücü-milliyetçi harekete gönül verenlerin kalplerinde her daim yaşayacak ve eserleriyle sürekli olarak hatırlanacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, merhum gazeteci ve yazarımız Sayın Necdet Sevinç’e Cenab-ı Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine, camiamıza ve milletimize sabır ve başsağlığı dilerim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Türk milliyetçiliğinin mümtaz isimlerinden ve  simalarından birisi olan gazeteci-yazar Sayın Necdet Sevinç’in zamansız  vefatı hepimizi derinden üzmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk basın ve düşünce hayatının bu seçkin  şahsiyeti; hayatını davasına adamış, inandıklarından asla taviz vermemiş  ve zorluklar karşısında hiç yılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Necdet Sevinç’in Türk milliyetçiliğinin  gelişmesi, büyümesi ve fikir kaynaklarının canlı kalması için takdir  edilmesi gereken bir gayret ve emek sarfettiği bilinen bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülküsünden ve ilkelerinden taviz vermeyen bu  dava insanı, ülkücü-milliyetçi harekete gönül verenlerin kalplerinde her  daim yaşayacak ve eserleriyle sürekli olarak hatırlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, merhum gazeteci ve  yazarımız Sayın Necdet Sevinç’e Cenab-ı Allah’tan rahmet; ailesine,  sevenlerine, camiamıza ve milletimize sabır ve başsağlığı dilerim.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-gazeteci-yazar-necdet-sevincin-vefatiyla-ilgili-yayinladigi-taziye-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-gazeteci-yazar-necdet-sevincin-vefatiyla-ilgili-yayinladigi-taziye-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PKK, Millî Yas, Evrim Demir &#8211; Burcu Aybüke TEKGÜL</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pkk-milli-yas-evrim-demir-burcu-aybuke-tekgul.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pkk-milli-yas-evrim-demir-burcu-aybuke-tekgul.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2011 20:53:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2880</guid>
		<description><![CDATA[Yaygın kanımız, seçimlerden sonra Türkiye’nin gündeminin artık yeni anayasa yapımı ve buna paralel ekonomik ve demokratik iyileştirmeler olacağı yönündeydi. Bu kanaatteydik; çünkü seçim sürecinde yalnız Türkiye’nin büyük partileri değil, kayda değer bir oy alamayacağını genel başkanının bile bildiği partiler dahi yeni anayasa yapımı noktasında adeta ağız birliği etmişlerdi (Yeri gelmişken, bir partinin ‘kayda değer’ bir oy alamayacağı cümlesi ile barajı geçemeyecek, hatta bu barajın çok çok altında kalacak olmalarını kastediyoruz; asla herhangi bir siyasî partiye verilmiş bir oyu dahi küçümseme niyetinde değiliz). Bununla birlikte, seçimlerin hemen sonrasında Türk siyaseti yeniden, çözülemeyen, çözülemedikçe güçlenen ve güçlendikçe çözümsüzlüğü katlanan yarasıyla yüz yüze geldi. Hemen bir parantez açalım; birkaç sene önce bu sorunun isimlendirilmesi hususunda (hakikaten de artık ‘savaşımız kelimelerle’) tartışmalar yaşandığında, ‘Kürt açılımı’ ifadesinin yarayı kaşıdığı vurgulanmıştı. Bugün geldiğimiz noktada, böyle çıkılan yolun nasıl bir çıkmazla sonuçlandığını ve meseleyi nasıl da fasit bir daireye çevirdiğini görmüş bulunuyoruz. Bu dairenin ‘yuvarlak köşelerine’ değinmeye çalışalım: Apo’nun Kim’liği Geçtiğimiz yılların üzerinde en çok değişim yaptığı hususun, PKK terör örgütünün ‘lider’i Abdullah Öcalan olduğu kanaatindeyiz. Bir terör örgütünün başı olarak, bu örgütün kıydığı bütün canlardan bizzat sorumlu olan Apo, kamuoyunda ‘katil’, ‘cani’, ‘bebek katili’ gibi, hepsinin ‘hakkını verdiği’ sıfatlarla anılagelmişti. Bugün varılan noktada, söz konusu ismin ‘legalize olması an meselesi olan bir örgütün lideri’ olarak anıldığını, ‘örgütüyle’ birlikte çözüm sürecinin bir parçası olarak kabul edildiğini görüyoruz. Üstelik aynı algı değişikliği, 30 yıldır binlerce cana kıyan terör örgütü bağlamında da gerçekleşti. Geçmişin “silah bırakması ve teslim olması” gereken PKK’sı, zaman içinde “TSK ile beraber silah bırakmaya” davet edilir oldu; vardığımız son noktada ise, “TSK’nın PKK’ya karşı operasyonları durdurması” çağrısıyla karşı karşıyayız. Böyle bir talebin karşılanması, iç güvenliğin temininde ‘daima taviz verecek’ bir Türkiye Cumhuriyeti ve ‘istediğini alamadığında silaha başvuracak terör örgütü’ anlamına gelmiyor mu? Seçim öncesi ve sonrası yakın tarihte bunun örneğini defalarca görmedik mi? Eğlence Meselesi 30 yıldır evlatlarımızı, devamlı iç içe ve yüz yüze olduğumuz terör yüzünden toprağa vermeyi ne kadar ‘kanıksamış’ olmalıyız ki, artık kaybedilen canlara gösterilen tepki nicel olarak ölçülebilir hâlde. O kadar ki, şehit haberlerini futboldaki şike soruşturması kadar önemi yokmuşçasına altyazıdan veren Türk medyası; 13 şehitin haberini de pek-çok-mühim başka meselelerin gölgesinde tutmaya meyyaldi, ne ki, toplumsal tepki bu defa ‘entelektüel kaygılar’ yaşayan medyaya baskın geldi. Gerçi, toplumun ilgisi de ancak iki hâneli sayılara ulaşan şehit haberleriyle sınırlanmış hâle geldi ya, neyse. Birkaç gün ‘çok samimi’ duygularla şehit haberleri aktaran basın mensupları, aynı zamanda birkaç gündür “Terör sonucu eğlence durmalı mı?” sorusuyla ilgileniyor. Genel kanı, ‘terörün amacının insanları sindirmek olması’ndan hareketle, TV yayınlarında hiçbir değişiklik yapılmaması yönünde. Ancak kanaatimizce asıl mesele bu değil. 13 fidanın şehadet haberi alındıktan sonra gönül ferahlığıyla eğlenmeye gidebilen, şarkı-türkü söyleyip sonra bunu “Ama orada hüzünlü şarkılar söyleniyordu” çıkışıyla kapatmak niyetindeki, vicdan algısı yalnız ‘tepki çekmeme’yle sınırlı bir grup insanın televizyonlara yansıtılması aslında sorun değil; sorun, toplumla ne kadar yabancı olduğunu bir kez daha kanıtlayan üst ve orta-üst sınıf Türk aydını. Şüphe olmasın ki Türk milleti o gece şehitlerinin ruhuna hediye edilecek Fatiha’lar, Yasin’lerle meşguldü, eğlence programlarıyla değil. Millî Yas Ne Zaman İlân Edilir? Hatırlatalım: Amerika’da İkiz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yaygın kanımız, seçimlerden sonra Türkiye’nin gündeminin artık yeni  anayasa yapımı ve buna paralel ekonomik ve demokratik iyileştirmeler  olacağı yönündeydi. Bu kanaatteydik; çünkü seçim sürecinde yalnız  Türkiye’nin büyük partileri değil, kayda değer bir oy alamayacağını  genel başkanının bile bildiği partiler dahi yeni anayasa yapımı  noktasında adeta ağız birliği etmişlerdi (Yeri gelmişken, bir partinin  ‘kayda değer’ bir oy alamayacağı cümlesi ile barajı geçemeyecek, hatta  bu barajın çok çok altında kalacak olmalarını kastediyoruz; asla  herhangi bir siyasî partiye verilmiş bir oyu dahi küçümseme niyetinde  değiliz). Bununla birlikte, seçimlerin hemen sonrasında Türk siyaseti  yeniden, çözülemeyen, çözülemedikçe güçlenen ve güçlendikçe çözümsüzlüğü  katlanan yarasıyla yüz yüze geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hemen bir parantez açalım; birkaç sene önce bu sorunun  isimlendirilmesi hususunda (hakikaten de artık ‘savaşımız kelimelerle’)  tartışmalar yaşandığında, ‘Kürt açılımı’ ifadesinin yarayı kaşıdığı  vurgulanmıştı. Bugün geldiğimiz noktada, böyle çıkılan yolun nasıl bir  çıkmazla sonuçlandığını ve meseleyi nasıl da fasit bir daireye  çevirdiğini görmüş bulunuyoruz. Bu dairenin ‘yuvarlak köşelerine’  değinmeye çalışalım:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Apo’nun Kim’liği</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yılların üzerinde en çok değişim yaptığı hususun, PKK  terör örgütünün ‘lider’i Abdullah Öcalan olduğu kanaatindeyiz. Bir terör  örgütünün başı olarak, bu örgütün kıydığı bütün canlardan bizzat  sorumlu olan Apo, kamuoyunda ‘katil’, ‘cani’, ‘bebek katili’ gibi,  hepsinin ‘hakkını verdiği’ sıfatlarla anılagelmişti. Bugün varılan  noktada, söz konusu ismin ‘legalize olması an meselesi olan bir örgütün  lideri’ olarak anıldığını, ‘örgütüyle’ birlikte çözüm sürecinin bir  parçası olarak kabul edildiğini görüyoruz. Üstelik aynı algı  değişikliği, 30 yıldır binlerce cana kıyan terör örgütü bağlamında da  gerçekleşti. Geçmişin “silah bırakması ve teslim olması” gereken PKK’sı,  zaman içinde “TSK ile beraber silah bırakmaya” davet edilir oldu;  vardığımız son noktada ise, “TSK’nın PKK’ya karşı operasyonları  durdurması” çağrısıyla karşı karşıyayız. Böyle bir talebin karşılanması,  iç güvenliğin temininde ‘daima taviz verecek’ bir Türkiye Cumhuriyeti  ve ‘istediğini alamadığında silaha başvuracak terör örgütü’ anlamına  gelmiyor mu? Seçim öncesi ve sonrası yakın tarihte bunun örneğini  defalarca görmedik mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Eğlence Meselesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">30 yıldır evlatlarımızı, devamlı iç içe ve yüz yüze olduğumuz terör  yüzünden toprağa vermeyi ne kadar ‘kanıksamış’ olmalıyız ki, artık  kaybedilen canlara gösterilen tepki nicel olarak ölçülebilir hâlde. O  kadar ki, şehit haberlerini futboldaki şike soruşturması kadar önemi  yokmuşçasına altyazıdan veren Türk medyası; 13 şehitin haberini de  pek-çok-mühim başka meselelerin gölgesinde tutmaya meyyaldi, ne ki,  toplumsal tepki bu defa ‘entelektüel kaygılar’ yaşayan medyaya baskın  geldi. Gerçi, toplumun ilgisi de ancak iki hâneli sayılara ulaşan şehit  haberleriyle sınırlanmış hâle geldi ya, neyse.</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç gün ‘çok samimi’ duygularla şehit haberleri aktaran basın  mensupları, aynı zamanda birkaç gündür “Terör sonucu eğlence durmalı  mı?” sorusuyla ilgileniyor. Genel kanı, ‘terörün amacının insanları  sindirmek olması’ndan hareketle, TV yayınlarında hiçbir değişiklik  yapılmaması yönünde. Ancak kanaatimizce asıl mesele bu değil. 13 fidanın  şehadet haberi alındıktan sonra gönül ferahlığıyla eğlenmeye gidebilen,  şarkı-türkü söyleyip sonra bunu “Ama orada hüzünlü şarkılar  söyleniyordu” çıkışıyla kapatmak niyetindeki, vicdan algısı yalnız  ‘tepki çekmeme’yle sınırlı bir grup insanın televizyonlara yansıtılması  aslında sorun değil; sorun, toplumla ne kadar yabancı olduğunu bir kez  daha kanıtlayan üst ve orta-üst sınıf Türk aydını. Şüphe olmasın ki Türk  milleti o gece şehitlerinin ruhuna hediye edilecek Fatiha’lar,  Yasin’lerle meşguldü, eğlence programlarıyla değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Millî Yas Ne Zaman İlân Edilir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlatalım: Amerika’da İkiz Kuleler’in saldırıya uğradığı 11 Eylül  2001 günü de, Papa II. John Paul’ün öldüğü 2 Nisan 2005 günü de,  Türkiye’de bayrakların yarıya indirilmesiyle anıldı. Aslında bu  uygulama, dünyanın geri kalanında acı yaşayan birtakım insanlara  sembolik de olsa bir mesaj göndermek adına önemli; bu anlamda bu tip  uygulamaları kınadığımız düşünülmesin (Elbet bu noktada, uygulamanın  seçiçi-geçirgenliği de önemli. Keşke aynı hassasiyet dünyanın herhangi  bir yerinde bir kıyım ya da faciaya uğrayan insanlar için  gösterilebilse.). Buraya kadar tamam, da, Türk milletinin 13 evladının  kör kurşunlara geldiği bir günün yas ilân edilmemesini nasıl  açıklayabiliriz? Elbette ki yasın manevî ve vicdanî bir geçerliği yok,  elbette hepimiz yas olmadan da acımızı yaşadık; lakin “Toprağa  verdiğimiz canların sembolik bir resmî uygulamaya konu edilebilecek  kadar bile mi değeri yok?” diye sormadan edemiyor insan.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evrim Demir&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bunca yoğun bir gündem arasında çok fazla üzerinde durulmayan bir  haber de, Muş’un Bulanık ilçesinde 17 Temmuz gecesi Evrim Demir adlı 18  yaşında bir genç kızın kendini yakması idi. Evrim, ‘eyleme’ girişmeden  önce yazdığı mektubunda bu şekilde 14 Temmuz 1982’de Diyarbakır  Cezaevi’nde ölüm orucuna başlayan Kemal Pir, Ali Çiçek ve diğerlerinin  ‘anısını yaşatmayı’ istediğini belirtmiş ve geçen yıl, Abdullah  Öcalan’ın yakalandığı 15 Şubat’ın yıldönümünde kendini yakan Mustafa  Malkoç’un yanına gömülmek istediğini ifade etmişti. Mektubunun hemen her  cümlesi bir siyasî partinin grup toplantılarından alınmış gibi idi;  yani bir anlamda Evrim, mektubunda katilini işaret ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sebep ne olursa olsun, 18 yaşındaki bir kız çocuğunu, 17 yaşındaki  bir erkek çocuğunu ‘bedenlerinden karanlıkları aydınlatacak bir meşale  yapma’ noktasına gelinceye kadar kışkırtacak ve sonra bunun üzerinden  kahramanlık öyküleri yazacak vicdansızları Allah’a havale etmek gerek.  Bizlerin de çocuğu ve kardeşi sayılan Evrim gibileri böyle  vicdansızların elinden kurtaracak, ölmeye ya da öldürmeye  programlanmadan yaşatacak adımlar atmak artık Türk Milleti&#8217;nin vicdan  borcudur.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fpkk-milli-yas-evrim-demir-burcu-aybuke-tekgul.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pkk-milli-yas-evrim-demir-burcu-aybuke-tekgul.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları’ndan Şehitlik Ziyareti ve Teröre Lanet Yürüyüşü</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99ndan-sehitlik-ziyareti-ve-terore-lanet-yuruyusu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99ndan-sehitlik-ziyareti-ve-terore-lanet-yuruyusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2011 16:37:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitlik Ziyareti]]></category>
		<category><![CDATA[Teröre Lanet Yürüyüşü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2869</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları 17 Temmuz Pazar günü şehitlerimizi anmak için Uncalı Şehitler Mezarlığına ziyaret gerçekleştirdi. Ardından Kapalıyoldan Cumhuriyet Meydanına kadar teröre lanet yürüyüşü düzenledi. Antalya Ülkü Ocakları geçtiğimiz Pazar günü saat 15.00’da Uncalı Şehitler Mezarlığına ziyarette bulunarak Yasin-i Şerif okumuştur. Ziyarette Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı Lokman Kaya, Ülkü Ocakları İl yöneticileri ile çok sayıda MHP’li ve Ülkücü genç katılmıştır. Şehit mezarlarına tek tek ziyaret ederek çiçek bırakmışlardır. Daha sonrasında şehitlerin ruhlarına Yasin-i Şerif okunmuştur. Mezarlık ziyaretinden sonra Diyarbakır&#8217;ın Silvan ilçesinde 13 askerin, Siirt&#8217;te de 1 komiserin şehit edilmesini tepki göstermek amacıyla teröre lanet yürüyüşü düzenlendi. Çok sayıda Ülkücü gencin katıldığı yürüyüşe halktan yoğun katılım oldu. Büyük bir Türk bayrağı açarak, Kapalıyoldan Cumhuriyet meydanına kadar yürüyen Ülkücü gençler ellerindeki bayraklarla sloganlar attılar. Daha sonrasında Cumhuriyet Meydanında İstiklal Marşı okuyup, Ülkücü yemini yapanlar gençler dağılmışlardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="../etkinlik/sehitleryuruyus-01.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları 17 Temmuz Pazar günü şehitlerimizi anmak için Uncalı Şehitler Mezarlığına ziyaret gerçekleştirdi. Ardından Kapalıyoldan Cumhuriyet Meydanına kadar teröre lanet yürüyüşü düzenledi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p><img src="../etkinlik/sehitlikziyaret-01.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları geçtiğimiz Pazar günü saat 15.00’da Uncalı Şehitler Mezarlığına ziyarette bulunarak Yasin-i Şerif okumuştur. Ziyarette Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı Lokman Kaya, Ülkü Ocakları İl yöneticileri ile çok sayıda MHP’li ve Ülkücü genç katılmıştır. Şehit mezarlarına tek tek ziyaret ederek çiçek bırakmışlardır. Daha sonrasında şehitlerin ruhlarına Yasin-i Şerif okunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p><img src="../etkinlik/sehitlikziyaret-02.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mezarlık ziyaretinden sonra Diyarbakır&#8217;ın Silvan ilçesinde 13 askerin, Siirt&#8217;te de 1 komiserin şehit edilmesini tepki göstermek amacıyla teröre lanet yürüyüşü düzenlendi. Çok sayıda Ülkücü gencin katıldığı yürüyüşe halktan yoğun katılım oldu. Büyük bir Türk bayrağı açarak, Kapalıyoldan Cumhuriyet meydanına kadar yürüyen Ülkücü gençler ellerindeki bayraklarla sloganlar attılar. Daha sonrasında Cumhuriyet Meydanında İstiklal Marşı okuyup, Ülkücü yemini yapanlar gençler dağılmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p><img src="../etkinlik/sehitlikziyaret-03.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/sehitleryuruyus-02.jpg" alt="" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599ndan-sehitlik-ziyareti-ve-terore-lanet-yuruyusu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99ndan-sehitlik-ziyareti-ve-terore-lanet-yuruyusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sepetçioğlu’nu Anarken… &#8211; Aybegüm AKSAK</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sepetcioglu%e2%80%99nu-anarken%e2%80%a6-aybegum-aksak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sepetcioglu%e2%80%99nu-anarken%e2%80%a6-aybegum-aksak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jul 2011 19:50:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Necati Sepetçioğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2878</guid>
		<description><![CDATA[Tarih, bir milletin kuvvet iksiridir. Millet bu iksirden ne kadar fazla içerse, birlik beraberlik damarları o denli sağlıklı ve güçlü olur. Tarih, bir milletin hafızasıdır ve milletleri bir arada tutan temel unsurlardandır.  Herkes, çok iyi tarih bilgisine sahip olabilir ve tarihi anlatan kitaplar yazabilir. Fakat ne kadar bilgili de olsa herkes tarihi romanlar, tiyatrolar, öyküler yazamaz. Çünkü edebiyat ayrı bir yetenek gerektirir. İşte, Mustafa Necati Sepetçioğlu bu yeteneğe sahip, hem tarih eğitimimiz için hem de edebiyatımız için nadide bir insandır. Sepetçioğlu, yazar olmadan evvel ülkesine ve tarihine sevdalı bir Türkolog idi. Her Türk milliyetçisi gibi o da milletine en iyi hizmeti verme arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Bu arzu sayesinde tarih iksirini Türk gençliğine damla damla içirmeyi asli vazifesi olarak bilmiştir. Sepetçioğlu, Türk tarihini bir hazine olarak görmüş ve edebi dokunuşlarla tarih-edebiyat birlikteliğinin en güzelini gerçekleştirerek, Türk Edebiyatı’nın en iyi tarihi romanlarını yazmıştır. Milli bilinç kazanımını sağlayan tarihsel gerçeklik, edebi metinle daima kendisine dönülen ve estetik algılanmaya açık hale getiren metne dönüştürülür. Didaktizmin işlevliğini en iyi bulduğu sanat, edebiyattır.  Bunun idrakinde olan Sepetçioğlu, mensubu olduğu milletin geleceğini var edecek olan Türk gençliğini eğitebilmek adına edebiyattan faydalanmayı seçmiştir. Edebiyatın bu yönünü kullanmayı pek çok kişi denemiş fakat çok azı başarılı olabilmiştir. Sepetçioğlu’nun başarısındaki en büyük etkenin edebi kuvveti olduğu elbette ki yadsınamaz bir gerçektir. Sepetçioğlu’nun özellikle hitap ettiği kitle,  hayatın sorgulanmaya ve fikirler üzerine düşünülmeye başlandığı ilk gençlik dönemidir.  Gençlerin düşünce ufuklarını geliştirmede eserleri ile meşale görevini üstlenmiş olur. Tam bu dönemde gençlere tarihlerini, ecdatlarını ve dolayısı ile milletlerini sevdirerek; Türk milliyetçiliğini aşılamayı başarmıştır. Hepimizin Sepetçioğlu’nun eserleri ile tanışmamız aynı zamana tekabül etmemiş midir? Aslında, tarihi- edebi eserler yazmanın en önemli özelliği tarih öğretmek değil; geçmişte yaşanmışlığın felsefesini hâle taşımaktır. Yazar, romanında tarihsel olanı hâle taşıyarak sosyogenetik kimliğin dayanaklarını açıklamak, aktarmak ister. Sepetçioğlu’nun sadece romanlarında değil, diğer eserlerinde de temel izlek, sosyogenetik kimlik ve bu kimliğe karşı duyarsızlaşmaların doğurduğu sorunlardır. İşte bu sorunları ortaya koyan Sepetçioğlu bizlere, milli kimliğe sıkı sıkıya bağlı olunması gerektiğinin mesajını verir.  Bizleri tarihsel “tin” ile yüzleştirmek amacıyla eserlerini gerçekleştirir. Milli romantik bir kişilik olan Sepetçioğlu, en uzak ve en yakın süreleri kapsayan geçmiş ve geleceği “an”da birleştiren ve bu önemli işlevin “farkında” olan, hem edebiyata hem de tarihe muktedir engin bir kişiliktir. Tarih ve Edebiyat ilimlerini en mükemmel şekliyle bir araya getiren ve bu birliktelikten milliyetçi bir gençlik meydana getirmeyi hedefleyen ve başaran kıymetli Türkolog-yazar Mustafa Necati Sepetçioğlu’nu ölüm yıldönümünde rahmet ve minnet ile anıyoruz…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tarih, bir milletin kuvvet iksiridir. Millet bu iksirden ne kadar fazla  içerse, birlik beraberlik damarları o denli sağlıklı ve güçlü olur.</p>
<p>Tarih,  bir milletin hafızasıdır ve milletleri bir arada tutan temel  unsurlardandır.  Herkes, çok iyi tarih bilgisine sahip olabilir ve  tarihi anlatan kitaplar yazabilir. Fakat ne kadar bilgili de olsa herkes  tarihi romanlar, tiyatrolar, öyküler yazamaz. Çünkü edebiyat ayrı bir  yetenek gerektirir. İşte, Mustafa Necati Sepetçioğlu bu yeteneğe sahip,  hem tarih eğitimimiz için hem de edebiyatımız için nadide bir insandır.</p>
<p>Sepetçioğlu,  yazar olmadan evvel ülkesine ve tarihine sevdalı bir Türkolog idi. Her  Türk milliyetçisi gibi o da milletine en iyi hizmeti verme arzusu ile  yanıp tutuşuyordu. Bu arzu sayesinde tarih iksirini Türk gençliğine  damla damla içirmeyi asli vazifesi olarak bilmiştir. Sepetçioğlu, Türk  tarihini bir hazine olarak görmüş ve edebi dokunuşlarla tarih-edebiyat  birlikteliğinin en güzelini gerçekleştirerek, Türk Edebiyatı’nın en iyi  tarihi romanlarını yazmıştır.</p>
<p>Milli bilinç kazanımını sağlayan  tarihsel gerçeklik, edebi metinle daima kendisine dönülen ve estetik  algılanmaya açık hale getiren metne dönüştürülür. Didaktizmin  işlevliğini en iyi bulduğu sanat, edebiyattır.  Bunun idrakinde olan  Sepetçioğlu, mensubu olduğu milletin geleceğini var edecek olan Türk  gençliğini eğitebilmek adına edebiyattan faydalanmayı seçmiştir.  Edebiyatın bu yönünü kullanmayı pek çok kişi denemiş fakat çok azı  başarılı olabilmiştir. Sepetçioğlu’nun başarısındaki en büyük etkenin  edebi kuvveti olduğu elbette ki yadsınamaz bir gerçektir.</p>
<p>Sepetçioğlu’nun  özellikle hitap ettiği kitle,  hayatın sorgulanmaya ve fikirler üzerine  düşünülmeye başlandığı ilk gençlik dönemidir.  Gençlerin düşünce  ufuklarını geliştirmede eserleri ile meşale görevini üstlenmiş olur. Tam  bu dönemde gençlere tarihlerini, ecdatlarını ve dolayısı ile  milletlerini sevdirerek; Türk milliyetçiliğini aşılamayı başarmıştır.  Hepimizin Sepetçioğlu’nun eserleri ile tanışmamız aynı zamana tekabül  etmemiş midir?</p>
<p>Aslında, tarihi- edebi eserler yazmanın en  önemli özelliği tarih öğretmek değil; geçmişte yaşanmışlığın felsefesini  hâle taşımaktır. Yazar, romanında tarihsel olanı hâle taşıyarak  sosyogenetik kimliğin dayanaklarını açıklamak, aktarmak ister.  Sepetçioğlu’nun sadece romanlarında değil, diğer eserlerinde de temel  izlek, sosyogenetik kimlik ve bu kimliğe karşı duyarsızlaşmaların  doğurduğu sorunlardır. İşte bu sorunları ortaya koyan Sepetçioğlu  bizlere, milli kimliğe sıkı sıkıya bağlı olunması gerektiğinin mesajını  verir.  Bizleri tarihsel “tin” ile yüzleştirmek amacıyla eserlerini  gerçekleştirir.</p>
<p>Milli romantik bir kişilik olan Sepetçioğlu, en  uzak ve en yakın süreleri kapsayan geçmiş ve geleceği “an”da  birleştiren ve bu önemli işlevin “farkında” olan, hem edebiyata hem de  tarihe muktedir engin bir kişiliktir.</p>
<p>Tarih ve Edebiyat  ilimlerini en mükemmel şekliyle bir araya getiren ve bu birliktelikten  milliyetçi bir gençlik meydana getirmeyi hedefleyen ve başaran kıymetli  Türkolog-yazar Mustafa Necati Sepetçioğlu’nu ölüm yıldönümünde rahmet ve  minnet ile anıyoruz…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsepetcioglu%25e2%2580%2599nu-anarken%25e2%2580%25a6-aybegum-aksak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sepetcioglu%e2%80%99nu-anarken%e2%80%a6-aybegum-aksak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de “Berat” Vakti…- Erkan ÇAKICI</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkiye%e2%80%99de-%e2%80%9cberat%e2%80%9d-vakti%e2%80%a6-erkan-cakici.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkiye%e2%80%99de-%e2%80%9cberat%e2%80%9d-vakti%e2%80%a6-erkan-cakici.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jul 2011 15:22:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Kandili]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitlerimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2863</guid>
		<description><![CDATA[“Ateşin düştüğü yer, sözün bittiği yer” diye diye geçti 30 yıl… Yine vurdular; bir “Berat” günü… Adana’dan 2 şehit; Ankara, Erzincan, Gaziantep, Konya, Tekirdağ, Şanlıurfa, Giresun, Ağrı, Samsun, Zonguldak… Şehitlerimizin memleketleri… 13 şehit verdik ve dahası… 13 ana, 13 baba, 13 ağabey, 13 abla, 13 emmi, 13 dayı, 13 yavuklu… Yaşanan acının, sosyal karşılığını rakamlar taşıyamaz. Şimdi hükümetin aymazlığından, medyanın tavrından, olana bitene karşı “terörle müzakerenin” vardığı şu alçakça sonuçtan dem vursak yeterli olur mu? Demokratik hak ve özgürlüklerin genişlemesi yönündeki adımlara karşı, Diyarbakır’da “demokratik özerklik” ilan ediliyor; aynı gün, aynı şehirde 13 şehit veriyoruz. Bunun hesabı kimden sorulacak? Şimdi tiksinti veren tipler televizyonlarda boy gösterecek, uzun uzun anlatacaklar, hükümetin şu ana kadar doğru adımlar attığını, bu saldırıların amacının bu adımları durdurmak olduğunu, hatta göreceksiniz “askerin de bu işte parmağının olabileceğini…” Lakin sorumuza cevap yok… Bunun hesabı kimden sorulacak? Soğukkanlı olalım, sağduyulu ve sabırlı olalım, sükûnet içinde bekleyelim; duralım, “bu saldırılar, azizm ve kararlılığımızı kıramaz” açıklamalarını dinleyelim. Peki… Uyusun da “BÜYÜSÜN” ninni, “İSTİKRAR” sürsün ninni… Eee, eee, eee, eeee? Netice? Yahu bunun hesabı kimden sorulacak? 21 milyon oyun mimarı, oradaysan eğer, asıl şimdi “balkon konuşması” yapman lazım; Çıkacaksın oraya, öyle ya, ardında 21 milyon rakamına ulaşmış taptaze bir halk desteği, görülmemiş bir milli irade var. Çıkacaksın oraya, neyse “yol haritan” anlatacaksın… Bu geldiğimiz, düştüğümüz durumun son 10 yıllık kısmı senin sorumluluğunda; kaçmayacaksın, elini taşın altına koyacaksın, rüzgâr yapmayacaksın. “Terörle müzakere” etmekten vazgeçtiğini, “terörle mücadele” kararı aldığını açıklayacaksın… Millet de, bu mücadelenin ardında duracak. Milli iradenin gücü karşısında kim durabilir? Bak, “demokratik açılımın” karşılığı, “demokratik özerkliğe” vardı; demek ki bir otorite, bir güç, bir iktidar sorunu var. Birlik, bütünlük, beka sorunu var. Yıllardan beridir söylüyoruz; Türk’ü Kürd’e, Kürd’ü Türk’e kırdırma senaryoları nafiledir. Beyhudedir; bu kardeşlik asla bozulmaz. Lakin artık, yol almış, sonuç almış, hedeflerine ulaşmış, idrakleri bölmüş bir “fitne hareketi” var karşımızda… Sen bu fitne hareketinin bölgedeki otoritesini kabul ettin, devleti zafiyet ve teslimiyet içinde bıraktın; orada, sivil kıyafetli askerlerimiz sokak ortasında şehit edildi, askerimiz kaçırıldı ve hala bulunamadı. Sonunda da böyle kalleş bir saldırı gerçekleşti. Şimdi çık o “balkona”; hani o vaad ettiğin “ustalık” dönemi var ya, o ustalık bu konu ile başlasın. Bütün iyi niyetimle söylüyorum ki; böyle bir karar aldığında ve uygulamasında destek talep ettiğinde, Milliyetçi Ülkücü irade, “ebedi beka” için desteklemeye hazırdır. Bu kadar. Berat gecesinden hâsıl olacak bütün dualar, aziz şehitlerimizin ruhlarınadır. Şehadet şerbeti içerek ebedi âleme intikal eden aziz şehitlerimiz ruhları, şu mübarek gecenin hürmetine inşirah bulsun. Cenab-ı Allah’ın rahmeti onların üzerine olsun.  Şanlı Peygamberimizin şefaati onların üzerine olsun. Cenab-ı Allah, yakınlarına sabır ihsan etsin. “Türkiye” dendiğinde içi titreyen, “Türkiye” dendiğinde gözleri gülen, “Türkiye” dendiğinde secdesi bir, kubbesi bir, dili bir, derdi bir olan herkesin başı sağ olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Ateşin düştüğü yer, sözün bittiği yer” diye diye geçti 30 yıl…</p>
<p style="text-align: justify;">Yine vurdular; bir “Berat” günü…</p>
<p style="text-align: justify;">Adana’dan 2 şehit; Ankara, Erzincan, Gaziantep, Konya, Tekirdağ, Şanlıurfa, Giresun, Ağrı, Samsun, Zonguldak…</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimizin memleketleri…</p>
<p style="text-align: justify;">13 şehit verdik ve dahası…</p>
<p style="text-align: justify;">13 ana, 13 baba, 13 ağabey, 13 abla, 13 emmi, 13 dayı, 13 yavuklu…</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşanan acının, sosyal karşılığını rakamlar taşıyamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi hükümetin aymazlığından, medyanın tavrından, olana bitene karşı  “terörle müzakerenin” vardığı şu alçakça sonuçtan dem vursak yeterli  olur mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik hak ve özgürlüklerin genişlemesi yönündeki adımlara karşı,  Diyarbakır’da “demokratik özerklik” ilan ediliyor; aynı gün, aynı  şehirde 13 şehit veriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun hesabı kimden sorulacak?</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi tiksinti veren tipler televizyonlarda boy gösterecek, uzun uzun  anlatacaklar, hükümetin şu ana kadar doğru adımlar attığını, bu  saldırıların amacının bu adımları durdurmak olduğunu, hatta göreceksiniz  “askerin de bu işte parmağının olabileceğini…”</p>
<p style="text-align: justify;">Lakin sorumuza cevap yok… Bunun hesabı kimden sorulacak?</p>
<p style="text-align: justify;">Soğukkanlı olalım, sağduyulu ve sabırlı olalım, sükûnet içinde  bekleyelim; duralım, “bu saldırılar, azizm ve kararlılığımızı kıramaz”  açıklamalarını dinleyelim. Peki…</p>
<p style="text-align: justify;">Uyusun da “BÜYÜSÜN” ninni, “İSTİKRAR” sürsün ninni…<br />
Eee, eee, eee, eeee?</p>
<p style="text-align: justify;">Netice?</p>
<p style="text-align: justify;">Yahu bunun hesabı kimden sorulacak?</p>
<p style="text-align: justify;">21 milyon oyun mimarı, oradaysan eğer, asıl şimdi “balkon konuşması” yapman lazım;<br />
Çıkacaksın  oraya, öyle ya, ardında 21 milyon rakamına ulaşmış taptaze bir halk  desteği, görülmemiş bir milli irade var. Çıkacaksın oraya, neyse “yol  haritan” anlatacaksın…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu geldiğimiz, düştüğümüz durumun son 10 yıllık kısmı senin  sorumluluğunda; kaçmayacaksın, elini taşın altına koyacaksın, rüzgâr  yapmayacaksın.</p>
<p style="text-align: justify;">“Terörle müzakere” etmekten vazgeçtiğini, “terörle mücadele” kararı aldığını açıklayacaksın…<br />
Millet de, bu mücadelenin ardında duracak. Milli iradenin gücü karşısında kim durabilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bak, “demokratik açılımın” karşılığı, “demokratik özerkliğe” vardı;  demek ki bir otorite, bir güç, bir iktidar sorunu var. Birlik, bütünlük,  beka sorunu var.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardan beridir söylüyoruz; Türk’ü Kürd’e, Kürd’ü Türk’e kırdırma  senaryoları nafiledir. Beyhudedir; bu kardeşlik asla bozulmaz. Lakin  artık, yol almış, sonuç almış, hedeflerine ulaşmış, idrakleri bölmüş bir  “fitne hareketi” var karşımızda…</p>
<p style="text-align: justify;">Sen bu fitne hareketinin bölgedeki otoritesini kabul ettin, devleti  zafiyet ve teslimiyet içinde bıraktın; orada, sivil kıyafetli  askerlerimiz sokak ortasında şehit edildi, askerimiz kaçırıldı ve hala  bulunamadı. Sonunda da böyle kalleş bir saldırı gerçekleşti.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi çık o “balkona”; hani o vaad ettiğin “ustalık” dönemi var ya, o ustalık bu konu ile başlasın.<br />
Bütün  iyi niyetimle söylüyorum ki; böyle bir karar aldığında ve uygulamasında  destek talep ettiğinde, Milliyetçi Ülkücü irade, “ebedi beka” için  desteklemeye hazırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Berat gecesinden hâsıl olacak bütün dualar, aziz şehitlerimizin ruhlarınadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehadet şerbeti içerek ebedi âleme intikal eden aziz şehitlerimiz ruhları, şu mübarek gecenin hürmetine inşirah bulsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah’ın rahmeti onların üzerine olsun.  Şanlı Peygamberimizin şefaati onların üzerine olsun.<br />
Cenab-ı Allah, yakınlarına sabır ihsan etsin.</p>
<p style="text-align: justify;">“Türkiye” dendiğinde içi titreyen, “Türkiye” dendiğinde gözleri  gülen, “Türkiye” dendiğinde secdesi bir, kubbesi bir, dili bir, derdi  bir olan herkesin başı sağ olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturkiye%25e2%2580%2599de-%25e2%2580%259cberat%25e2%2580%259d-vakti%25e2%2580%25a6-erkan-cakici.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkiye%e2%80%99de-%e2%80%9cberat%e2%80%9d-vakti%e2%80%a6-erkan-cakici.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhsan &#8211; Faruk KELEŞTİMUR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ihsan-faruk-kelestimur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ihsan-faruk-kelestimur.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jul 2011 15:21:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Kandili]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk KELEŞTİMUR]]></category>
		<category><![CDATA[ihsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2860</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz onlardan gâip değiliz. (Yani onlardan uzak ve habersiz değiliz, her şeye şahidiz.)&#8221; (el-A&#8217;râf, 7) Üç ayların kazanmamıza vesile olmasını niyaz ettiğimiz &#8220;İslam ahlak ve fazileti&#8221; hattındaki en mühim unsurlardan biri de ihsandır. İnsanoğlunun attığı her adımda ve aldığı her nefeste dünyaya geliş gayesine vakıf olması ve bu gaye etrafında bir hayat yaşaması İlahî rızaya &#8220;talep&#8221; niteliğinde olacağından bu nitelik, her anının izlendiğine dair bir bilinç açıklığı lüzumunu da beraberinde getirir. Kulluğun icaplarını bir alışkanlık ürünü olarak yerine getirmek, ferdi ibadetteki hikmeti idrak etmek noktasında eksik bırakacak ve ibadetin faziletinde noksanlık oluşturacaktır. İhsan, kulun amelindeki fazileti artıracağı gibi günahlardan sakınma gayretini de beraberinde getirecek ve bu anlamda istikamet çizgisinin fert hayatıyla bütünleşmesini sağlayacaktır. Yüce Peygamberimiz ihsanı şöyle tarif etmiştir: &#8220;Allah&#8217;a onu görüyormuşsun, sen onu (gözle) görmesen de o seni görüyormuşçasına kulluk etmendir.&#8221; Kalbî birliktelik; sosyal hayatın gerekliliklerinden ve insanın içinde bulunduğu şartlardan oluşan gündelik telaşın, insanı aslî gayeden ve vazifeden uzaklaştırmamasını sağlayan bir nimettir. &#8220;&#8216;&#8230;Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir&#8230;&#8217;(el-Hadîd, 4)&#8221; ayetinde buyrulduğu doğrultuda O&#8217;nun beraberliği hakikatinin şuurunda olmak; &#8220;otokontrol&#8221; diye tabir edilen dikkati ve titizliği besleyecek olan kuvvettir. İhsan duygusunun ilk basamağı; &#8220;öyle olduğunu düşünmek, farz etmek&#8221; biçiminde değil zaten var olan bir hakikate yönelik devamlı bir algı oluşturmak hâlidir. Zira Cenabı Allah; Basîr ve Âlim&#8217;dir. Her şeyi gören, bilen ve işitendir. İkinci basamak olan &#8220;sen, O&#8217;nu görüyormuşçasına&#8221; hususu ise gayet açıktır. Bu da; gözle görmesen de görüyormuş gibi hareket etmek, kulluk vazifelerini icra etmek ve ibadetleri bu hâl ile yerine getirmek durumudur. İman olgunluğuna ve ihsan duygusuna ulaşmak, İslamî bir hayat yaşamayı kolaylaştıracağı gibi gönül dünyasında yeni ufuklar açacak, ruhu kirden arındıracak ve kulu Allah&#8217;a yakınlaştıracaktır. Hazret-i Ömer Medine sokaklarında dolaşırken yakınlardaki bir evde anne ile kızının sohbetini duyar. Kızına süte sur karıştırmasını söyleyen anneye kızı şöyle cevap verir: &#8220;Anacığım, halife süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi?&#8221; Annesi bunun üzerine gecenin ilerleyen saatleri olduğunu ve halifenin bu saatte bu işi nerden bileceğini söyleyince kızı; &#8220;Anacığım! Diyelim ki halife görmüyor, peki Allah da mı görmüyor? Bu hileyi insanlardan gizlemek kolay, ama her şeyi görüp bilen Kâinatın Hâlıkı Allah&#8217;tan gizlemek mümkün mü?&#8221; cevabını verir. Sohbete tanık olan Hazreti Ömer; ihsan duygusunun güzel bir numunesi olan bu kızın tavrından dolayı duygulanır ve onu oğluna gelin olarak alır. Bu misal; İslam ahlak ve faziletine olan riayetin ticari bir iştigalde oluşturduğu hassasiyeti ne güzel özetlemektedir. Cenabı Allah ayette şöyle buyurmaktadır: &#8220;&#8230;Muhakkak ki ihsan sahiplerine Allah&#8217;ın rahmeti çok yakındır.&#8221; (el-A&#8217;râf, 56) İhsan sahibi olabilmek ve O&#8217;nun rahmetine erişebilmek duasıyla&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8220;Onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi  ile mutlaka anlatacağız. Biz onlardan gâip değiliz. (Yani onlardan uzak  ve habersiz değiliz, her şeye şahidiz.)&#8221; (el-A&#8217;râf, 7)</p>
<p style="text-align: justify;">Üç ayların kazanmamıza vesile olmasını  niyaz ettiğimiz &#8220;İslam ahlak ve fazileti&#8221; hattındaki en mühim  unsurlardan biri de ihsandır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlunun attığı her adımda ve aldığı  her nefeste dünyaya geliş gayesine vakıf olması ve bu gaye etrafında  bir hayat yaşaması İlahî rızaya &#8220;talep&#8221; niteliğinde olacağından bu  nitelik, her anının izlendiğine dair bir bilinç açıklığı lüzumunu da  beraberinde getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kulluğun icaplarını bir alışkanlık ürünü  olarak yerine getirmek, ferdi ibadetteki hikmeti idrak etmek noktasında  eksik bırakacak ve ibadetin faziletinde noksanlık oluşturacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İhsan, kulun amelindeki fazileti  artıracağı gibi günahlardan sakınma gayretini de beraberinde getirecek  ve bu anlamda istikamet çizgisinin fert hayatıyla bütünleşmesini  sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Peygamberimiz ihsanı şöyle tarif  etmiştir: &#8220;Allah&#8217;a onu görüyormuşsun, sen onu (gözle) görmesen de o seni  görüyormuşçasına kulluk etmendir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Kalbî birliktelik; sosyal hayatın  gerekliliklerinden ve insanın içinde bulunduğu şartlardan oluşan  gündelik telaşın, insanı aslî gayeden ve vazifeden uzaklaştırmamasını  sağlayan bir nimettir.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;&#8216;&#8230;Nerede olursanız olun, O sizinle  beraberdir&#8230;&#8217;(el-Hadîd, 4)&#8221; ayetinde buyrulduğu doğrultuda O&#8217;nun  beraberliği hakikatinin şuurunda olmak; &#8220;otokontrol&#8221; diye tabir edilen  dikkati ve titizliği besleyecek olan kuvvettir.</p>
<p style="text-align: justify;">İhsan duygusunun ilk basamağı; &#8220;öyle  olduğunu düşünmek, farz etmek&#8221; biçiminde değil zaten var olan bir  hakikate yönelik devamlı bir algı oluşturmak hâlidir. Zira Cenabı Allah;  Basîr ve Âlim&#8217;dir. Her şeyi gören, bilen ve işitendir.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci basamak olan &#8220;sen, O&#8217;nu  görüyormuşçasına&#8221; hususu ise gayet açıktır. Bu da; gözle görmesen de  görüyormuş gibi hareket etmek, kulluk vazifelerini icra etmek ve  ibadetleri bu hâl ile yerine getirmek durumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">İman olgunluğuna ve ihsan duygusuna  ulaşmak, İslamî bir hayat yaşamayı kolaylaştıracağı gibi gönül  dünyasında yeni ufuklar açacak, ruhu kirden arındıracak ve kulu Allah&#8217;a  yakınlaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Ömer Medine sokaklarında  dolaşırken yakınlardaki bir evde anne ile kızının sohbetini duyar.  Kızına süte sur karıştırmasını söyleyen anneye kızı şöyle cevap verir:  &#8220;Anacığım, halife süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Annesi bunun üzerine gecenin ilerleyen  saatleri olduğunu ve halifenin bu saatte bu işi nerden bileceğini  söyleyince kızı; &#8220;Anacığım! Diyelim ki halife görmüyor, peki Allah da mı  görmüyor? Bu hileyi insanlardan gizlemek kolay, ama her şeyi görüp  bilen Kâinatın Hâlıkı Allah&#8217;tan gizlemek mümkün mü?&#8221; cevabını verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sohbete tanık olan Hazreti Ömer; ihsan  duygusunun güzel bir numunesi olan bu kızın tavrından dolayı duygulanır  ve onu oğluna gelin olarak alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu misal; İslam ahlak ve faziletine olan riayetin ticari bir iştigalde oluşturduğu hassasiyeti ne güzel özetlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenabı Allah ayette şöyle buyurmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;&#8230;Muhakkak ki ihsan sahiplerine Allah&#8217;ın rahmeti çok yakındır.&#8221; (el-A&#8217;râf, 56)</p>
<p style="text-align: justify;">İhsan sahibi olabilmek ve O&#8217;nun rahmetine erişebilmek duasıyla&#8230;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fihsan-faruk-kelestimur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ihsan-faruk-kelestimur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Diyarbakır Silvan&#8217;da 13 askerimizin bir terör saldırısı sonrası şehit olması ile ilgili yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-silvanda-13-askerimizin-bir-teror-saldirisi-sonrasi-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-silvanda-13-askerimizin-bir-teror-saldirisi-sonrasi-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jul 2011 00:18:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2854</guid>
		<description><![CDATA[Bugün öğleden sonra Diyarbakır’ın Silvan ilçesi kırsalında PKK terör örgütünün alçakça kurduğu pusu sonucu 13 askerimizin şehit düşmesi ve 7 askerimizin yaralanması Türk Milletinin yüreğini dağlamıştır. Milli vicdan isyan halindedir. Hatıraları Türk milletinin gönlünde ve hafızasında ebediyen yaşayacak olan aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Yakınlarına ve Türk Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Türk Milleti’nin başı sağolsun. Türkiye, hain terör saldırılarının sürdüğü, etnik bölücülerin her gün devlete meydan okuyan tahriklerle sahneye çıktığı, PKK militanlarının gündüz vakti yollarda barikatlar kurup kontroller yaptığı, insan kaçırdığı, Türkiye’nin belirli bölgelerinde devlet otoritesinin ortadan kalktığı karanlık bir dönemden geçmektedir. Çok tehlikeli sonuçları olacak bu vahim noktaya gelinmesinin en büyük sorumlusu terörle mücadeleyi zaafa uğratan, PKK açılımı ile bölücü emelleri siyaset sahnesine taşıyan ve İmralı canisi ile Türkiye’nin bölünmesiyle sonuçlanacak gizli siyasi çözüm pazarlıkları yürüten Başbakan Erdoğan ve hükümetidir. Terör örgütü ve etnik bölücülerin en büyük ümit, cesaret ve cüret kaynağı haline gelen Başbakan Erdoğan ve hükümeti terörle mücadele ve Türkiye’nin milli güvenliği konularındaki anayasal görev ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmeyerek anayasa suçu işlemektedir. Türkiye’yi bir felaket uçurumunun kenarına sürükleyen Başbakan’a anayasal görev ve sorumluluklarını hatırlatıyor, gaflet ve delaletle ihanet arsındaki ince çizgiyi çiğneyen bu tutumunu derhal gözden geçirerek değiştirmeye davet ediyorum. Başbakan Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olduğunu biran önce idrak etmeli ve ; - İmralı canisi ile gizli pazarlık sürecini derhal kesmeli, - PKK açılımı denilen yıkım projesinden vazgeçtiğini açıklamalı, - Terörle hem içerde hem de Kuzey Irak’ta etkili bir mücadele için Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber etmelidir. Bunları yapmadığı takdirde, Tarih ve Türk Milleti kendisini affetmeyecektir. Milliyetçi Hareket Partisi, Başbakan’ın çok gecikmeli de olsa aklını başına alıp terörle mücadele için atacağı bu adımları samimiyetle destekleyecektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Bugün öğleden sonra Diyarbakır’ın Silvan ilçesi  kırsalında PKK terör örgütünün alçakça kurduğu pusu sonucu 13  askerimizin şehit düşmesi ve 7 askerimizin yaralanması Türk Milletinin  yüreğini dağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli vicdan isyan halindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatıraları Türk milletinin gönlünde ve  hafızasında ebediyen yaşayacak olan aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan  rahmet niyaz ediyorum. Yakınlarına ve Türk Silahlı Kuvvetlerine  başsağlığı dileklerimi iletiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti’nin başı sağolsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, hain terör saldırılarının sürdüğü,  etnik bölücülerin her gün devlete meydan okuyan tahriklerle sahneye  çıktığı, PKK militanlarının gündüz vakti yollarda barikatlar kurup  kontroller yaptığı, insan kaçırdığı, Türkiye’nin belirli bölgelerinde  devlet otoritesinin ortadan kalktığı karanlık bir dönemden geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok tehlikeli sonuçları olacak bu vahim noktaya  gelinmesinin en büyük sorumlusu terörle mücadeleyi zaafa uğratan, PKK  açılımı ile bölücü emelleri siyaset sahnesine taşıyan ve İmralı canisi  ile Türkiye’nin bölünmesiyle sonuçlanacak gizli siyasi çözüm  pazarlıkları yürüten Başbakan Erdoğan ve hükümetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terör örgütü ve etnik bölücülerin en büyük ümit,  cesaret ve cüret kaynağı haline gelen Başbakan Erdoğan ve hükümeti  terörle mücadele ve Türkiye’nin milli güvenliği konularındaki anayasal  görev ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmeyerek anayasa suçu  işlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi bir felaket uçurumunun kenarına  sürükleyen Başbakan’a anayasal görev ve sorumluluklarını hatırlatıyor,  gaflet ve delaletle ihanet arsındaki ince çizgiyi çiğneyen bu tutumunu  derhal gözden geçirerek değiştirmeye davet ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olduğunu biran önce idrak etmeli ve ;</p>
<p style="text-align: justify;">- İmralı canisi ile gizli pazarlık sürecini derhal kesmeli,</p>
<p style="text-align: justify;">- PKK açılımı denilen yıkım projesinden vazgeçtiğini açıklamalı,</p>
<p style="text-align: justify;">- Terörle hem içerde hem de Kuzey Irak’ta etkili bir mücadele için Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları yapmadığı takdirde, Tarih ve Türk Milleti kendisini affetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, Başbakan’ın çok  gecikmeli de olsa aklını başına alıp terörle mücadele için atacağı bu  adımları samimiyetle destekleyecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-silvanda-13-askerimizin-bir-teror-saldirisi-sonrasi-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-silvanda-13-askerimizin-bir-teror-saldirisi-sonrasi-sehit-olmasi-ile-ilgili-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır&#8217;da Şehit Düşen Askerlerimiz Hakkında Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/diyarbakirda-sehit-dusen-askerlerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/diyarbakirda-sehit-dusen-askerlerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2011 22:56:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2851</guid>
		<description><![CDATA[Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde PKK terör örgütüyle girilen çatışmada 3 uzman erbaşla birlikte 13 askerimiz şehit edilmiş, 7 askerimiz ise yaralanmıştır. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağolsun. Son günlerde artan terör olayları ve geçtiğimiz hafta iki askerimiz ile bir sağlık personelinin kaçırılması sonrasında gerçekleşen bu acı hadise, ülkemizi ve milletimizi endişeye sürüklemiş, gelecek adına duyulan kaygıları artırmıştır. Bu hain saldırılar, TBMM’deki yemin kriziyle birlikte artış göstermiş, terör örgütü siyasi meselelerin akışı içerisinde adeta bir aktör vasfıyla algılatılmıştır. İmralı’da tutuklu bulunan terör örgütü elebaşının söylemleri, herhangi bir siyasi parti liderinin ya da sivil toplum kuruluşunun beyanatı hüviyetinde ekranlara taşınmış, Türk milletinin sabrı denenmiştir. Artık siyasi iktidar sessizliğini bozmalı ve terör örgütünün siyasi bir muhataplık seviyesine getirilmesi doğrultusunda uyguladığı taviz politikasını derhal sonlandırmalıdır! Artık terör örgütüyle müzakere değil mücadele edilmesi gerektiğini başta siyasi iktidar olmak üzere devletin bütün yetkilileri ve yöneticileri iyi anlamalıdır! Türk milletinin birlik ve beraberliğini bozmaya hiç kimsenin ve hiçbir şer odağının gücü yetmeyecektir. Şehitlerimizin aileleri başta olmak üzere yüce Türk milletine bir kez daha baş sağlığı diliyor, yaralı askerlerimizin bir an evvel sağlıklarına kavuşmasını diliyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde PKK terör örgütüyle girilen çatışmada 3 uzman erbaşla birlikte 13 askerimiz şehit edilmiş, 7 askerimiz ise yaralanmıştır. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağolsun.</p>
<p>Son günlerde artan terör olayları ve geçtiğimiz hafta iki askerimiz ile bir sağlık personelinin kaçırılması sonrasında gerçekleşen bu acı hadise, ülkemizi ve milletimizi endişeye sürüklemiş, gelecek adına duyulan kaygıları artırmıştır.</p>
<p>Bu hain saldırılar, TBMM’deki yemin kriziyle birlikte artış göstermiş, terör örgütü siyasi meselelerin akışı içerisinde adeta bir aktör vasfıyla algılatılmıştır.</p>
<p>İmralı’da tutuklu bulunan terör örgütü elebaşının söylemleri, herhangi bir siyasi parti liderinin ya da sivil toplum kuruluşunun beyanatı hüviyetinde ekranlara taşınmış, Türk milletinin sabrı denenmiştir.</p>
<p>Artık siyasi iktidar sessizliğini bozmalı ve terör örgütünün siyasi bir muhataplık seviyesine getirilmesi doğrultusunda uyguladığı taviz politikasını derhal sonlandırmalıdır!</p>
<p>Artık terör örgütüyle müzakere değil mücadele edilmesi gerektiğini başta siyasi iktidar olmak üzere devletin bütün yetkilileri ve yöneticileri iyi anlamalıdır!</p>
<p>Türk milletinin birlik ve beraberliğini bozmaya hiç kimsenin ve hiçbir şer odağının gücü yetmeyecektir.</p>
<p>Şehitlerimizin aileleri başta olmak üzere yüce Türk milletine bir kez daha baş sağlığı diliyor, yaralı askerlerimizin bir an evvel sağlıklarına kavuşmasını diliyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fdiyarbakirda-sehit-dusen-askerlerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/diyarbakirda-sehit-dusen-askerlerimiz-hakkinda-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haziran 2011 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/haziran-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/haziran-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2011 15:23:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2865</guid>
		<description><![CDATA[Tataristan Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin Türkiye gezisini tamamladı. Ziyaret farklı açılardan incelendiğinden iki ülke ilişkileri açısından başarılı geçmiş bir ziyaret olarak değerlendirilirken, Türk Dünyası ve Türklük bilinci açısından tam bir fiyasko olduğu açıkça söylenebilir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Tataristan Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin arasında yapılan görüşmeler sonrasında yapılan açıklamalarda Tataristan’dan çok Türkiye ve Rusya ilişkilerinin görüşüldüğü, Tataristan ile bazı ekonomik konularda bağımsız görüşmeler yapıldığı anlaşıldı. Ziyaretler sırasında büyük Tatar şair Abdullah Tukay anma gecesi yapıldı ve TÜRKSOY tarafından 2011 yılının “Abdullah Tukay yılı” ilan edilmesi vesilesiyle Ankara’da bir Tukay büstü açıldı. Açılıştan sonra ise yapılan programlarda Tatar delegelerin aralarında Rusça konuştuğu hatta bazılarının Rus olduğu gözlendi. Türk Dünyası açısından ve Türklük açısından ise en acı an ise Farid Muhametşin’in konuşmasını Rusça yapması oldu. Programlar boyunca Rus kültürü ağırlıklı etkinlikler düzenlendi. Bu etkinliklerin Sürgündeki Tatar Milli Meclisi tarafından da büyük eleştiriler aldığı öğrenilmiştir. Genel olarak ziyaret ele alınırsa Tataristan’ın gittikçe devlet kademesi olarak Ruslaştığı ancak halk içinde milli duygular taşıyanların arttığı bunun da dış gezilerde daha iyi gözlediği söylenebilir. Rusya’nın Putin ile başlayan merkezileşme politikalarının Tataristan’da bir asimilasyon politikası haline gelmek üzere olduğu açıktır. Bu yıl 7.si düzenlenen ve “İslam Dünyası’nın Davos’u” olarak adlandırılan İslam Dünyası Ekonomik Forumu Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlendi. Dünya İslam Ekonomik Forumu Vakfı Başkanı Tun Musa Hitam, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’e ve Kazakistan Hükümeti’ne gösterdikleri sıcak ilgiden dolayı teşekkür ettiği ve toplantıya 42 ülkeden 2 bin beş yüz delegenin katılmasıyla büyük bir başarıya imza atıklarını belirttiği konuşmasının ardından bankacılık ve finans hizmetleri, bilgi ve iletişim teknolojileri, gıda sanayi, eğitim sektörünü de kapsayan 8 maddelik Astana Bildirisi imzalandı. Kazakistan’ın uluslar arası geniş çaplı toplantılara ev sahipliği yaparak büyük tecrübe kazandığı son dönemlerde görülmektedir. Bu tarz toplantılar Nazarbayev’in ülkesini bir denge ülkesi olarak tasarlama çabalarına büyük katkılar sağlamaktadır. Ancak sponsorları arasında Coca-Cola Company gibi İslam dünyasından büyük tepki alan firmaların olması İslam Dünyası Ekonomik Forumu’nun “İslam” açısından meşruluğunu tartışılır duruma getirmiştir. Yapılan yorumlar Kapitalist Dünyanın İslam’ı ekonomik olarak şekillendirme amaçlarına bu tür etkinliklerle ulaşmaya çalıştıkları yönünde olmuştur. Türklük bilincine duyarlı olan Nazarbayev’in bu tür etkinliklerde gelecekte daha seçici olması kendisinin ve ülkesinin Türk-İslam dünyasındaki güvenilirliği ve itibarı açısından elzemdir. Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, Şangay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları zirvesi için Astana’ya geçmeden önce Özbekistan’ın başkenti Taşkent’e gelerek bir ziyaret gerçekleştirdi. Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov ile ikili bir görüşme yaptı. Liderlerin görüşmelerinde, Özbekistan-Rusya ilişkilerinin yanı sıra Afganistan&#8217;daki durum, Orta Asya&#8217;daki güvenlik ve istikrar, terör, uyuşturucu kaçakçılığı ve örgütlü suçlarla mücadelede işbirliği gibi konuları ele alındı. Zirve öncesi Özbekistan’a yapılan ziyaretin Türk Dünyası’nda cepheler yaratma amacına hizmet ettiği açıktır. Kazakistan’ın ve Özbekistan’ın karşıt iki cephe haline gelmeleri için uğraş veren Rusya, ŞİÖ zirvesi öncesi bu ziyaretle yükselmekte olan Kazakistan’a bir gözdağı verme amacı taşıdığı da söylenebilir. Ayrıca zirvede konuşulacak konuların önceden istişaresi zirvede Çin’i de rahatsız edecek bir durumdur. Kazakistan Haziran ayında bir büyük uluslar arası zirveye daha ev sahipliği yaptı. Şangay İşbirliği Örgütü(ŞİÖ)’nün Devlet Başkanları zirvesi başkent Astana’da gerçekleştirildi. İki gün süren ŞİÖ Devlet Başkanları Zirvesi’ne üye devletlerden Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Tataristan Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin Türkiye  gezisini tamamladı. Ziyaret farklı açılardan incelendiğinden iki ülke  ilişkileri açısından başarılı geçmiş bir ziyaret olarak  değerlendirilirken, Türk Dünyası ve Türklük bilinci açısından tam bir  fiyasko olduğu açıkça söylenebilir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve  Tataristan Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin arasında yapılan  görüşmeler sonrasında yapılan açıklamalarda Tataristan’dan çok Türkiye  ve Rusya ilişkilerinin görüşüldüğü, Tataristan ile bazı ekonomik  konularda bağımsız görüşmeler yapıldığı anlaşıldı. Ziyaretler sırasında  büyük Tatar şair Abdullah Tukay anma gecesi yapıldı ve TÜRKSOY  tarafından 2011 yılının “Abdullah Tukay yılı” ilan edilmesi vesilesiyle  Ankara’da bir Tukay büstü açıldı. Açılıştan sonra ise yapılan  programlarda Tatar delegelerin aralarında Rusça konuştuğu hatta  bazılarının Rus olduğu gözlendi. Türk Dünyası açısından ve Türklük  açısından ise en acı an ise Farid Muhametşin’in konuşmasını Rusça  yapması oldu. Programlar boyunca Rus kültürü ağırlıklı etkinlikler  düzenlendi. Bu etkinliklerin Sürgündeki Tatar Milli Meclisi tarafından  da büyük eleştiriler aldığı öğrenilmiştir. Genel olarak ziyaret ele  alınırsa Tataristan’ın gittikçe devlet kademesi olarak Ruslaştığı ancak  halk içinde milli duygular taşıyanların arttığı bunun da dış gezilerde  daha iyi gözlediği söylenebilir. Rusya’nın Putin ile başlayan  merkezileşme politikalarının Tataristan’da bir asimilasyon politikası  haline gelmek üzere olduğu açıktır.</p>
<p>Bu yıl 7.si düzenlenen ve “İslam Dünyası’nın Davos’u” olarak  adlandırılan İslam Dünyası Ekonomik Forumu Kazakistan’ın başkenti  Astana’da düzenlendi. Dünya İslam Ekonomik Forumu Vakfı Başkanı Tun Musa  Hitam, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’e ve Kazakistan  Hükümeti’ne gösterdikleri sıcak ilgiden dolayı teşekkür ettiği ve  toplantıya 42 ülkeden 2 bin beş yüz delegenin katılmasıyla büyük bir  başarıya imza atıklarını belirttiği konuşmasının ardından bankacılık ve  finans hizmetleri, bilgi ve iletişim teknolojileri, gıda sanayi, eğitim  sektörünü de kapsayan 8 maddelik Astana Bildirisi imzalandı.  Kazakistan’ın uluslar arası geniş çaplı toplantılara ev sahipliği  yaparak büyük tecrübe kazandığı son dönemlerde görülmektedir. Bu tarz  toplantılar Nazarbayev’in ülkesini bir denge ülkesi olarak tasarlama  çabalarına büyük katkılar sağlamaktadır. Ancak sponsorları arasında  Coca-Cola Company gibi İslam dünyasından büyük tepki alan firmaların  olması İslam Dünyası Ekonomik Forumu’nun “İslam” açısından meşruluğunu  tartışılır duruma getirmiştir. Yapılan yorumlar Kapitalist Dünyanın  İslam’ı ekonomik olarak şekillendirme amaçlarına bu tür etkinliklerle  ulaşmaya çalıştıkları yönünde olmuştur. Türklük bilincine duyarlı olan  Nazarbayev’in bu tür etkinliklerde gelecekte daha seçici olması  kendisinin ve ülkesinin Türk-İslam dünyasındaki güvenilirliği ve itibarı  açısından elzemdir.</p>
<p>Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, Şangay İşbirliği Örgütü Devlet  Başkanları zirvesi için Astana’ya geçmeden önce Özbekistan’ın başkenti  Taşkent’e gelerek bir ziyaret gerçekleştirdi. Özbekistan Devlet Başkanı  İslam Kerimov ile ikili bir görüşme yaptı. Liderlerin görüşmelerinde,  Özbekistan-Rusya ilişkilerinin yanı sıra Afganistan&#8217;daki durum, Orta  Asya&#8217;daki güvenlik ve istikrar, terör, uyuşturucu kaçakçılığı ve örgütlü  suçlarla mücadelede işbirliği gibi konuları ele alındı. Zirve öncesi  Özbekistan’a yapılan ziyaretin Türk Dünyası’nda cepheler yaratma amacına  hizmet ettiği açıktır. Kazakistan’ın ve Özbekistan’ın karşıt iki cephe  haline gelmeleri için uğraş veren Rusya, ŞİÖ zirvesi öncesi bu ziyaretle  yükselmekte olan Kazakistan’a bir gözdağı verme amacı taşıdığı da  söylenebilir. Ayrıca zirvede konuşulacak konuların önceden istişaresi  zirvede Çin’i de rahatsız edecek bir durumdur.</p>
<p>Kazakistan Haziran ayında bir büyük uluslar arası zirveye daha ev  sahipliği yaptı. Şangay İşbirliği Örgütü(ŞİÖ)’nün Devlet Başkanları  zirvesi başkent Astana’da gerçekleştirildi. İki gün süren ŞİÖ Devlet  Başkanları Zirvesi’ne üye devletlerden Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao,  Kırgızistan Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva, Özbekistan Cumhurbaşkanı  İslam Kerimov, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Tacikistan  Cumhurbaşkanı İmamali Rahman’ın yanı sıra İran Cumhurbaşkanı Mahmud  Ahmedinejad, Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari, Hindistan  Dışişleri Bakanı Bakanı Somanahalli Mallaiah Krishna ve Moğolistan  Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Dashjamts Battulga ise gözlemci olarak  katıldı. Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ise örgütün davetlisi  olarak katıldı. Zirvede önceki zirvelerden farklı olarak 10 yıllık bir  gelecek planlamasıyla ilgili çalışmalar yapıldı. Önümüzdeki dönemde ŞİÖ  ülkeleri arasında siyasi güvenin arttırılmasının yanı sıra güvenlik,  ekonomi ve kültür alanlarında işbirliğinin güçlendirilmesini öngören bir  plan hazırlandı. Örgüte üye ülkeler, Çin&#8217;in önerisini destekleyerek,  Çin&#8217;in dönem başkanlığı yapacağı 2011-2012 dönemini &#8220;ŞİÖ İyi Komşuluk ve  Dostluk Yılı&#8221; olarak ilân ettiler. Çin’in özellikle Türkistan  üzerindeki etkisini artırmak istediği açıkça görülen zirvede  Kazakistan’ın gelecekte de örgütte etkin olmak istediği gözlendi. Çin’in  çevre ülkelerle sınır sorunlarını çözmek için kurduğu örgüt 10 yıllık  bir süreçte düşük hızla da olsa gelişmesini sürdürmüştür. Ancak AB veya  NATO tarzı bir yapılanmayı seçmeyen örgüt özellikle Türk  Cumhuriyetlerinin etkin olabilmesi amacıyla önemli bir hale gelmiştir.  Rusya ve ABD’nin etkilerinin sürekli arttığı Türkistan’da ŞİÖ bir  alternatif olarak görülebilir. Ancak ABD ve Rusya’nın bu duruma ne kadar  fırsat vereceği şüpelidir. Kazakistan açısından ise başarılı bir  organizasyon olmuştur. Zirve sonunda yapılan tüm çalışmalar Astana  Deklarasyonu adıyla belirlenmiş ve imzalanmıştır. Kazakistan bu zirve  sürerken EXPO 2017’ye aday olduklarını da açıklamıştır.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün adada  kalmas süresini 6 ay daha uzattı. 15 Haziran’da süresi dolacak olan  UNFICYP&#8217;in süresi, kararın kabulüyle 15 Aralık 2011&#8242;e dek uzatılmış  oldu. Kararlarda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden “Kıbrıs Hükümeti” olarak  bahsedilmektedir. BM’nin yeni bir müzakere takvimi ve stratejisi  üzerinde durduğu ve bunun gerçekleşmesi için de adada BM varlığının tüm  gücüyle var olması gerektiği yorumu gerçekçi olarak yapılabilir. Ancak  Türkiye geçici olarak yaptığı Güvenlik Konseyi üyeliği sırasında UNFICYP  kararlarına hep “hayır” oyu vermiştir. Bu da genel anlamda UNFICYP’in  Rum çıkarlarına hizmet ettiği tezini ortaya çıkarmaktadır. Temmuz ayına  yapılacak üçlü görüşmenin ardından stratejiler daha net ortaya  çıkacaktır.</p>
<p>Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın bu sene 17.sini düzenlediği  “Türk Dünyası Çocuk Şöleni” İstanbul’d düzenlendi. Şölen kapsamında  İnönü Stadyumu’nda şölen gösterisi yapıldı. Orta Asya’dan Balkanlar’a,  Kafkasya’dan Irak’a kadar 40 ayrı bölgeden gelerek Türkiye’de buluşan  Türk boyları, coğrafyaları farklı olsa da İstanbul’da tek yürek olup  dünyaya Türk olmanın gururunu gösterdi. TDAV Genel Başkanı Prof. Dr.  Turan Yazgan ise Türk dünyasından şölene katılan çocukların ebedi  dostluklar kurduklarını vurgulayarak, “Bu dostluk sayesinde Türk milleti  mutlak suretle Allah’ın yarattığı gibi tek dilde birleşecektir.  Kayıtsız şartsız birleşecektir. Tek dile, kayıtsız şartsız ulaşacaktır.”  şeklinde konuştu. Türk Dünyası’nın birliği yolunda özellikle gençlere  ve çocuklara yönelik yapılan faaliyetler, geleceğe umutla bakılmasını  sağlamakta ve gelecekte önemli yerlere gelecek olan bugünün küçüklerine  Türklük bilincinin verilmesi amacıyla çok büyük bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Azerbaycan’da muhalefete yönelik engellemeler sürüyor. Nisan ayından  bu yana üçüncü kez geniş çaplı bir muhalefet mitingi engellendi.  Bakü’nün çeşitli yerlerinde toplanmak isteyen muhaliflere polis müdahale  etti. Nerimanov parkı yanında toplanmak isteyen muhalifleri engellemek  için alana çıkan sokaklarda yollar kesildi. Musavvat Partisi üyelerinin  yapmak istedikleri açıklamalar engellenerek, açıklama yapmak isteyen  kişiler polis tarafından gözaltına alındı. Musavvat Partisi Genel Başkan  Yardımcısı Gülaağa Aslanlı, APA haber ajansına yaptığı açıklamada,  gösterilerde güvenlik güçleri tarafından 60&#8242;a yakın muhalifin  tutuklandığını, bunlar arasında Musavvat Partisi Genel Başkanı İsa  Gamber&#8217;in oğlu Turgut Gamber&#8217;in de olduğunu açıkladı. Hükümet ise  gösterilerin izinsiz olduğunu ve bu yüzden müdahale edildiğini ileri  sürüyor. Azerbaycan’da Aliyev hükümetinin gittikçe baskıcı hale gelen  politikalarına karşı muhalefetin demokratik olarak çabaları sürmekte.  Ancak bu çabaların tükendiği bir dönemde, “Arap baharı”nın rüzgarının  kuzeye esmesine yol açacak bir ortam oluşabilir. Azerbaycan’da pek çok  şeyi değiştirecek hareketlere şahit olunabilir. Hükümetin bir an önce  muhalefete, sözde değil gerçekten politika ve eylem yapma hakkı vermesi  gerekmektedir. Yoksa bu süreç dış etkilerle de kanlı olaylara yol  açabilecektir.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhaziran-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/haziran-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evrensel Soykırım &#8211; Eşrefhan ÖZBAY</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/evrensel-soykirim-esrefhan-ozbay.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/evrensel-soykirim-esrefhan-ozbay.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2011 21:19:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenita]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2858</guid>
		<description><![CDATA[“Şehâdetleri bî çarelerin öyle büyük Cezalar ki, ona nispetle küçük” Srebrenitsa, 11 Temmuz 1995… Hani gümüştü adın, hiç görmediğimiz dağlarının altında madenlerin, şifalı suların vardı. Güzelliğin dillere destan! Görmeye gelirlerdi saksonyalardan. Hani sen hep şirin bir Türk şehriydin! O günlerde gelir miydi aklına? Madenlerinin yerine şehitler çıkacağı toprağının altından. Şüheda kanları fışkıracaktı damarlarından. Ya o canım güzelliğin! Bir haçlı seferine kurban mı gidecekti. Senin yüzüne atılan kezzap alıverdi de güzelliğini, yüreğimizi yaktığı kadar yakabildi mi yüzünü? Unutmadım, hatırlamaya lüzum da yok. Hatırlatmaya çalışır gibi bakma şimdi gözlerime. Seni haçlının vicdanına teslim eden bizdik. Vicdan, adalet gibi değerlerimizin önüne “evrensel” kelimesini getirmeyi yeni yeni öğreniyorduk. Değerlerimizi unutacağımızı anlamayacak kadar kör, seni duyamayacak kadar sağır oluvermiştik. Nihayet çığlıklarınla sıyrıldık rüyalardan. Bir avuç Türk Milliyetçisinin çırpınmaları yetmedi de, son nefesinde getirdiğin şehâdetin narası aydınlattı aydınları(!). Apar topar kendimize gelmeye çalıştık, gözlerimizi ovuşturup sana baktığımızda ise manzara vahşetten beterdi. Bakamadık bir süre, anlatamadık birbirimize ne gördüğümüzü.Pişmanlık, acı ve öfke… İşte böyle duyguların gölgesinde izah etmeye çalıştık gördüğümüz karanlığı. Ne evrensel vicdanın, ne evrensel hukukun ne de diğer evrensel palavraların tarafsız olmadığını anlamamız için yeterliydi çığlığın lâkin seni geri getirmeye yetecek kudreti arayışlarımız henüz son bulmamıştı. Cesetlerini arayan boş kabirlerle dolusun şimdi, Haçlının saçtığı tohumların türettiği zehirli sarmaşıklar sarmış her yanını… Türk’ün şehri! Türk’ün vuslatı! Tuna misali yataklarımızdan taştığımızda temizleyeceğiz mikroplarını. Öfke ve gözyaşlarıyla bezenmiş yüzünü güzelliğine kavuşturacağımız anın heyecanını yaşattık ümitlerimizde. Mazine kavuşacağın günü beklerken sen, biz O’nu sana getirebilmenin çabasıyla tutuşacağız. Her yeminimizde, her duamızda ve hep ufuklarımızda varken, Haçlıyla kıyamete kadar yaşamayacaksın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Şehâdetleri bî çarelerin öyle büyük<br />
Cezalar ki, ona nispetle küçük”</p>
<p style="text-align: justify;">
Srebrenitsa, 11 Temmuz 1995…</p>
<p style="text-align: justify;">Hani gümüştü adın, hiç görmediğimiz dağlarının altında madenlerin,  şifalı suların vardı. Güzelliğin dillere destan! Görmeye gelirlerdi  saksonyalardan. Hani sen hep şirin bir Türk şehriydin!</p>
<p style="text-align: justify;">O günlerde gelir miydi aklına? Madenlerinin yerine şehitler çıkacağı  toprağının altından. Şüheda kanları fışkıracaktı damarlarından.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya o canım güzelliğin! Bir haçlı seferine kurban mı gidecekti. Senin  yüzüne atılan kezzap alıverdi de güzelliğini, yüreğimizi yaktığı kadar  yakabildi mi yüzünü?</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmadım, hatırlamaya lüzum da yok. Hatırlatmaya çalışır gibi bakma  şimdi gözlerime. Seni haçlının vicdanına teslim eden bizdik. Vicdan,  adalet gibi değerlerimizin önüne “evrensel” kelimesini getirmeyi yeni  yeni öğreniyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerlerimizi unutacağımızı anlamayacak kadar kör, seni duyamayacak kadar sağır oluvermiştik.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet çığlıklarınla sıyrıldık rüyalardan. Bir avuç Türk  Milliyetçisinin çırpınmaları yetmedi de, son nefesinde getirdiğin  şehâdetin narası aydınlattı aydınları(!).</p>
<p style="text-align: justify;">Apar topar kendimize gelmeye çalıştık, gözlerimizi ovuşturup sana  baktığımızda ise manzara vahşetten beterdi. Bakamadık bir süre,  anlatamadık birbirimize ne gördüğümüzü.Pişmanlık, acı ve öfke…</p>
<p style="text-align: justify;">İşte böyle duyguların gölgesinde izah etmeye çalıştık gördüğümüz karanlığı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne evrensel vicdanın, ne evrensel hukukun ne de diğer evrensel  palavraların tarafsız olmadığını anlamamız için yeterliydi çığlığın  lâkin seni geri getirmeye yetecek kudreti arayışlarımız henüz son  bulmamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Cesetlerini arayan boş kabirlerle dolusun şimdi, Haçlının saçtığı tohumların türettiği zehirli sarmaşıklar sarmış her yanını…</p>
<p style="text-align: justify;">Türk’ün şehri! Türk’ün vuslatı! Tuna misali yataklarımızdan  taştığımızda temizleyeceğiz mikroplarını. Öfke ve gözyaşlarıyla bezenmiş  yüzünü güzelliğine kavuşturacağımız anın heyecanını yaşattık  ümitlerimizde.</p>
<p style="text-align: justify;">Mazine kavuşacağın günü beklerken sen, biz O’nu sana getirebilmenin çabasıyla tutuşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yeminimizde, her duamızda ve hep ufuklarımızda varken, Haçlıyla kıyamete kadar yaşamayacaksın.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fevrensel-soykirim-esrefhan-ozbay.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/evrensel-soykirim-esrefhan-ozbay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akdeniz Manşet &#8211; Sahipsiz Akrep</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/akdeniz-manset-sahipsiz-akrep.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/akdeniz-manset-sahipsiz-akrep.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 20:23:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalyaspor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2840</guid>
		<description><![CDATA[2 Temmuz Cumartesi günü 45. Kuruluş Yıldönümü’nü kutlayan Antalyaspor’un bu önemli günü görmezden gelindi. Ülkü Ocakları dışındı hiçbir kurum ve kuruluş kutlama mesajı yayınlamadı. Kulüpte kutlandı Tarihler 2 Temmuz 1966’yı gösterdiğinde nice zorluklar aşılarak kurulan ve geride kalan 45 yıl içinde sayısız badireler atlatarak günümüze dimdik ayakta ulaşan Antalyaspor, adını aldığı kent tarafından sahipsiz bırakıldı. Kırmızı-Beyazlı kulüp geçtiğimiz Cumartesi günü 45. yıldönümünü kutladı. Yönetim Kurulu, Başkan Hasan Akıncıoğlu imzasıyla camiayı kutlayan bir mesaj yayınladı, Bolu’da kampta bulunan takımda bir pasta keserek bu önemli günü unutmadı. Kimse umursamadı 1 Temmuz günü MedicalPark Antalyaspor kulübünden yapılan duyuru ile kulübün kuruluş yıldönümü olduğunun hatırlatılması üzerine 2 Temmuz günü tüm gazete ve internet siteleri de Antalyaspor’un kuruluş yıldönümüne yer verdiler. Ancak Antalya’daki hiçbir kamu kurum ve kuruluşu ile sivil toplum örgütü, iş dünyasının dernek ve temsilcilerinin yanı sıra bireysel olarak da kutlama mesajı gönderilmedi. Antalyaspor’un kuruluş yıldönümü böylece hiç umursanmadı. Sadece Ülkü Ocakları 45 yıllık tarihinde bir çok kez zor duruma düşmesine, bir çok kez de Antalya halkını sokaklara dökmesine rağmen, son yıllardaki istikrarlı yürüyüşü ve doğru yönetiliş tarzı ile geleceğe umutla bakan ve üst sıraları zorlamaya hazırlanan Antalyaspor’un 1 milyonluk kent tarafından sahipsiz bırakılması, bu konuda çaba gösterenleri ve taraftarları da üzdü. Tek kutlama mesajını gönderen Antalya Ülkü Ocakları ise hassasiyeti ile Antalya’nın tek doğru örneği olarak alkışlandı. Akdeniz Manşet http://www.akdenizmanset.com/root.vol?title=sahipsiz-akrep&#38;exec=page&#38;nid=172958]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.akdenizmanset.com/newpics/11349/050720111324137383307_2.jpg" alt="Sahipsiz Akrep" width="300" height="300" /></p>
<div style="text-align: justify;">2 Temmuz Cumartesi günü 45. Kuruluş Yıldönümü’nü kutlayan Antalyaspor’un bu önemli günü görmezden gelindi. <strong>Ülkü Ocakları</strong> dışındı hiçbir kurum ve kuruluş kutlama mesajı yayınlamadı.</div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kulüpte kutlandı</strong><br />
Tarihler 2 Temmuz 1966’yı  gösterdiğinde nice zorluklar aşılarak kurulan ve geride kalan 45 yıl  içinde sayısız badireler atlatarak günümüze dimdik ayakta ulaşan  Antalyaspor, adını aldığı kent tarafından sahipsiz bırakıldı.  Kırmızı-Beyazlı kulüp geçtiğimiz Cumartesi günü 45. yıldönümünü kutladı.  Yönetim Kurulu, Başkan Hasan Akıncıoğlu imzasıyla camiayı kutlayan bir  mesaj yayınladı, Bolu’da kampta bulunan takımda bir pasta keserek bu önemli günü unutmadı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kimse umursamadı</strong><br />
1  Temmuz günü MedicalPark Antalyaspor kulübünden yapılan duyuru ile  kulübün kuruluş yıldönümü olduğunun hatırlatılması üzerine 2 Temmuz günü  tüm gazete ve internet siteleri de Antalyaspor’un kuruluş yıldönümüne  yer verdiler. Ancak Antalya’daki hiçbir kamu kurum ve kuruluşu ile sivil  toplum örgütü, iş dünyasının dernek ve temsilcilerinin yanı sıra  bireysel olarak da kutlama mesajı gönderilmedi. Antalyaspor’un kuruluş  yıldönümü böylece hiç umursanmadı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sadece Ülkü Ocakları</strong><br />
45  yıllık tarihinde bir çok kez zor duruma düşmesine, bir çok kez de  Antalya halkını sokaklara dökmesine rağmen, son yıllardaki istikrarlı  yürüyüşü ve doğru yönetiliş tarzı ile geleceğe umutla bakan ve üst  sıraları zorlamaya hazırlanan Antalyaspor’un 1 milyonluk kent tarafından  sahipsiz bırakılması, bu konuda çaba gösterenleri ve taraftarları da  üzdü. Tek kutlama mesajını gönderen <strong>Antalya Ülkü Ocakları</strong> ise  hassasiyeti ile Antalya’nın tek doğru örneği olarak alkışlandı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akdeniz Manşet</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.akdenizmanset.com/root.vol?title=sahipsiz-akrep&amp;exec=page&amp;nid=172958"><em><strong>http://www.akdenizmanset.com/root.vol?title=sahipsiz-akrep&amp;exec=page&amp;nid=172958</strong></em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fakdeniz-manset-sahipsiz-akrep.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/akdeniz-manset-sahipsiz-akrep.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kapanmayan Yaramız: Başbağlar Katliamı &#8211; Güntülü YILMAZ</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kapanmayan-yaramiz-basbaglar-katliami-guntulu-yilmaz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kapanmayan-yaramiz-basbaglar-katliami-guntulu-yilmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 15:17:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbağlar Katliamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2856</guid>
		<description><![CDATA[Gündemi belirleyemeden hazır gündemleri tüketen bir toplum olduk, esen rüzgâra göre savrulup duruyoruz. Günlerimizi hazır giyim alır gibi hazır düşünceler alıp giyerek geçiriyoruz. Yaygaralar arasında hatırlamamız gerekenleri unutuyoruz. “İnsanlık” adına bağırıp delil bulmadan katilleri ilan edenler, her öleni “insan” sıfatına layık görmüyor anlaşılan ve ne hazindir ki;  Başbağlar Katliamı’na sunmak için bir cümlecik merhamet bulamıyorlar. 1993 yılındaki bu elim olayı unuttuğumuza göre toplumsal hafızamızın uzunluğu 18 yılı bulmuyor. Oysa yakın tarihte Erzincan’ın Başbağlar Köyü teröristler tarafından basılmış, köyün camisine girilmiş, namaza duran kalabalık dağıtılmış, kadın-erkek köy meydanında toplanmış ve kurşuna dizilmiştir. 28 kişi kurşunlanarak can verirken 214 haneli köy, okulu ve camisi de dâhil olmak üzere, yakılmıştır. Bu esnada evlerde saklanan 5 kişi de diri diri yanarak can vermiştir. 5 Temmuz 1993’te, hayvanlarına varana kadar, bir köy yok edilmiştir.  Geriye sadece küller kalmıştır. 33 masum köylü… Hem de öyle bir masum ki her biri… Bu köyden suçlu çıktığına dair hiçbir kayıt yoktur.  Bu köyden asker kaçağı bile çıkmamıştır. Bu köy; okulunu, öğretmen lojmanını, camisini, minaresini, çeşmelerini, kanalizasyonunu ve çevre düzenlemelerini kendi imkânlarıyla yapmıştır. 5 Temmuz 1993 tarihine kadar bu köye yardım eli uzatmamışız, bu tarihten sonra da unutulmanın karanlığına gömmüşüz. Baskın 100 terörist tarafından yapılmış, bugüne kadar biri bile yakalanamamıştır. 100 katil aramızda dolaşmaktadır. Teröristler kıyıma devam ederken örgüt propagandası yapmıştır. Nasıl insanlıktan yoksun bir zihniyettir ki bu insanlar diri diri yanarken haykırılmaktadır? Bu katliamı yapanlar nasıl bir düzen kurmanın peşindedir? Bu insanlardan kimin, neyin intikamı alınmıştır? Bu saldırı nasıl bir kinin sonucudur? “İnsanlık savunucuları” neden her yıl pek çok katliamı anarken bunu unutur? Tarihte terör ile hangi sorun çözülmüştür? Bu vahşet günümüzde bile olay tanıkları tarafından acı ile hatırlanmaktadır. Bunca gözü yaşlı insana körleşmiş, sağırlaşmışız. Onların acısı bizim olmadıkça nasıl “millet” oluruz? Duygularımızı paylaşmayı nerde ne zaman unutmuşuz? Unutmamalıyız ki, bu dünyada sormadığımız her hesap ahrette bizden sorulacaktır ve her şeye rağmen Başbağlar katliamı unutulmayacaktır!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gündemi belirleyemeden hazır gündemleri tüketen bir toplum olduk,  esen rüzgâra göre savrulup duruyoruz. Günlerimizi hazır giyim alır gibi  hazır düşünceler alıp giyerek geçiriyoruz. Yaygaralar arasında  hatırlamamız gerekenleri unutuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsanlık” adına bağırıp delil bulmadan katilleri ilan edenler, her  öleni “insan” sıfatına layık görmüyor anlaşılan ve ne hazindir ki;   Başbağlar Katliamı’na sunmak için bir cümlecik merhamet bulamıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">1993 yılındaki bu elim olayı unuttuğumuza göre toplumsal hafızamızın  uzunluğu 18 yılı bulmuyor. Oysa yakın tarihte Erzincan’ın Başbağlar Köyü  teröristler tarafından basılmış, köyün camisine girilmiş, namaza duran  kalabalık dağıtılmış, kadın-erkek köy meydanında toplanmış ve kurşuna  dizilmiştir. 28 kişi kurşunlanarak can verirken 214 haneli köy, okulu ve  camisi de dâhil olmak üzere, yakılmıştır. Bu esnada evlerde saklanan 5  kişi de diri diri yanarak can vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">5 Temmuz 1993’te, hayvanlarına varana kadar, bir köy yok edilmiştir.  Geriye sadece küller kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">33 masum köylü… Hem de öyle bir masum ki her biri… Bu köyden suçlu  çıktığına dair hiçbir kayıt yoktur.  Bu köyden asker kaçağı bile  çıkmamıştır. Bu köy; okulunu, öğretmen lojmanını, camisini, minaresini,  çeşmelerini, kanalizasyonunu ve çevre düzenlemelerini kendi imkânlarıyla  yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">5 Temmuz 1993 tarihine kadar bu köye yardım eli uzatmamışız, bu tarihten sonra da unutulmanın karanlığına gömmüşüz.</p>
<p style="text-align: justify;">Baskın 100 terörist tarafından yapılmış, bugüne kadar biri bile yakalanamamıştır. 100 katil aramızda dolaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Teröristler kıyıma devam ederken örgüt propagandası yapmıştır. Nasıl  insanlıktan yoksun bir zihniyettir ki bu insanlar diri diri yanarken  haykırılmaktadır? Bu katliamı yapanlar nasıl bir düzen kurmanın  peşindedir?<br />
Bu insanlardan kimin, neyin intikamı alınmıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu saldırı nasıl bir kinin sonucudur?</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsanlık savunucuları” neden her yıl pek çok katliamı anarken bunu unutur?</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihte terör ile hangi sorun çözülmüştür?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vahşet günümüzde bile olay tanıkları tarafından acı ile  hatırlanmaktadır. Bunca gözü yaşlı insana körleşmiş, sağırlaşmışız.  Onların acısı bizim olmadıkça nasıl “millet” oluruz? Duygularımızı  paylaşmayı nerde ne zaman unutmuşuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmamalıyız ki, bu dünyada sormadığımız her hesap ahrette bizden  sorulacaktır ve her şeye rağmen Başbağlar katliamı unutulmayacaktır!</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkapanmayan-yaramiz-basbaglar-katliami-guntulu-yilmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kapanmayan-yaramiz-basbaglar-katliami-guntulu-yilmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-8.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-8.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 20:50:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2842</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, 24.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, 12 Haziran’da yapılan Milletvekilliği Genel Seçimleriyle birlikte şekillenmiş ve millet iradesi bir kez daha belirginlik kazanmıştır. Partimiz de aziz milletimizden temsil yetkisini alarak kutlu Meclisimizdeki yerini almıştır. Bu vesileyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni yasama dönemindeki çalışmalarının hayırlı ve uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Böylelikle bugün, 24.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk grup toplantısında biraya gelmiş bulunuyoruz. Gündemle ilgili değerlendirmelerime geçmeden önce, Milletvekilliği Genel Seçimlerinin öncesi ve sonrasıyla ilgili bazı tespitlerimi ve düşüncelerimi huzurlarınızda sizlerle paylaşmak istiyorum. Takdir edersiniz ki, 12 Haziran seçimlerini yalnızca sonuçları üzerinden değerlendirmek çok doyurucu ve sağlıklı bir bakış olmayacaktır. Her şeyden önce sebeplerin netice üzerindeki etkisini iyi tahlil etmek ve esasa nüfus edecek bir analiz mahareti sergilemek maksadımızın daha iyi anlaşılmasında belirleyici olacaktır. Neresinden bakarsak bakalım, çok sancılı ve sarsıntılı bir seçim sürecini geride bıraktık. Özellikle partimize yönelik kirli bir kampanyanın nasıl mesafe aldığını, tertiplerin ne denli zıvanadan çıktığını hepiniz yaşayarak gördünüz. Şüphesiz 12 Haziran seçimlerine gelesiye kadar bütün hesaplar ve hedefler MHP’siz Meclis yapısı üzerine bina edilmiştir. Partimizi baraj altında bırakmak amacıyla iftiralar atılmış, ithamlara ve iğrenç tuzaklara ahlaksızca tevessül edilmiştir. Kronik MHP düşmanlığı 12 Haziran öncesinde başını kaldırmış, AKP’nin fitne siyasetinin öncülüğünde dört bir koldan saldırıya geçmiştir. Nitekim AKP’nin karanlık mahzeninden; MHP’nin itibarsızlaştırılması, etkisizleştirilmesi ve hatta siyasi hayattan silinmesi için her türlü oyun sahnelenmek için devreye sokulmuştur. Partimizle ilgili niyet ve emeli malum olan çevreler el birliği etmişçesine üzerimize gelmişlerdir. Medyada köşe tutmuş kiralık kalemler, devletin içinde yuvalanmış çeteler, uluslararası bağlantıları olan sivil toplum kuruluşları ve Okyanus ötesindeki unsurlar aynı hizada buluşmuş ve AKP’yle birlikte nifak saçmışlardır. Bizdenmiş gibi görünüp AKP’ye hizmet eden, kimliğimizi ve sembollerimizi kullanarak partimizi yıkmaya odaklanan haysiyet yoksunu mihraklar pislik kokan tezviratlarla sonuç alacaklarını zannetmişlerdir. 2002 yılında, MHP’siz hükümet arayışında olanların uzantıları ve derin ittifak içindeki ortakları bu defa da MHP’siz Meclis hedefinde buluşmuşlardır. Tek dertleri barajın altına çekerek MHP’yi tasfiye etmek ve planlanan yeni anayasayla Türkiye’nin temellerine dinamit yerleştirmek olmuştur. MHP’nin yer almadığı bir Meclis ortamında, gizli gündemini rahatlıkla uygulayacağını düşünen AKP zihniyeti, partimizi zan ve töhmet altında bırakan girişimlere yönelik iktidar gücünü bir türlü harekete geçirmemiştir. Onlara göre, MHP engeli aşılırsa hedeflerine kolaylıkla ulaşacaklardır. Yine zannetmişlerdir ki, MHP tükenirse, anayasayı tek başlarına değiştirme imkânına kavuşacaklar ve Türk milletinin etnik kimlikler arasında taksim edilmesinin önünde bir mani kalmamış olacaktır. Hepiniz şahitsiniz, AKP iktidarı, partimizi zayıflatmak ve yok etmek için denemediği yol kalmamıştır. Her çirkinliğe başvurmuş, her çirkefliğe destek vermiştir. Başbakan Erdoğan meydanlarda siyasi nezaketi ve centilmenliği hiçe saymış ve zor durumumuzdan istifade edecek kadar küçülmüştür. Partimizi hedefine alan marazi kumpanyaya karşı AKP sesini dahi çıkarmamış, devletin imkânlarını harekete geçirmemiştir. Devletin olmadığı, ama milletin tüm şefkatiyle, âlicenaplığıyla ve kudretiyle ayakta durduğu ortamda bir tek milletimize inandık ve yalnızca Cenab-ı Allah’a sığınarak yolumuza devam ettik. Yaşadıklarımıza maruz kalıpta ayakta kalacak bir siyasi partiye tesadüf etmek emin olun ki mümkün değildir. Bırakın ülkemizi, dünyada bile eşine ve benzerine az rastlanacak siyasi bir suikastın muhatabı olduk. Yalnız kaldık, ama asla umutsuzluğa kapılmadık. Mağdur...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>Değerli Basın Mensupları,</strong></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, 24.Dönem Türkiye Büyük Millet  Meclisi, 12 Haziran’da yapılan Milletvekilliği Genel Seçimleriyle  birlikte şekillenmiş ve millet iradesi bir kez daha belirginlik  kazanmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Partimiz de aziz milletimizden temsil yetkisini alarak kutlu Meclisimizdeki yerini almıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu vesileyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin  yeni yasama dönemindeki çalışmalarının hayırlı ve uğurlu olmasını  Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Böylelikle bugün, 24.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk grup toplantısında biraya gelmiş bulunuyoruz.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Gündemle ilgili değerlendirmelerime geçmeden  önce, Milletvekilliği Genel Seçimlerinin öncesi ve sonrasıyla ilgili  bazı tespitlerimi ve düşüncelerimi huzurlarınızda sizlerle paylaşmak  istiyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki, 12 Haziran seçimlerini  yalnızca sonuçları üzerinden değerlendirmek çok doyurucu ve sağlıklı bir  bakış olmayacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Her şeyden önce sebeplerin netice üzerindeki  etkisini iyi tahlil etmek ve esasa nüfus edecek bir analiz mahareti  sergilemek maksadımızın daha iyi anlaşılmasında belirleyici olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Neresinden bakarsak bakalım, çok sancılı ve sarsıntılı bir seçim sürecini geride bıraktık.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Özellikle partimize yönelik kirli bir  kampanyanın nasıl mesafe aldığını, tertiplerin ne denli zıvanadan  çıktığını hepiniz yaşayarak gördünüz.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Şüphesiz 12 Haziran seçimlerine gelesiye kadar bütün hesaplar ve hedefler MHP’siz Meclis yapısı üzerine bina edilmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Partimizi baraj altında bırakmak amacıyla iftiralar atılmış, ithamlara ve iğrenç tuzaklara ahlaksızca tevessül edilmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kronik MHP düşmanlığı 12 Haziran öncesinde  başını kaldırmış, AKP’nin fitne siyasetinin öncülüğünde dört bir koldan  saldırıya geçmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Nitekim AKP’nin karanlık mahzeninden; MHP’nin  itibarsızlaştırılması, etkisizleştirilmesi ve hatta siyasi hayattan  silinmesi için her türlü oyun sahnelenmek için devreye sokulmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Partimizle ilgili niyet ve emeli malum olan çevreler el birliği etmişçesine üzerimize gelmişlerdir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Medyada köşe tutmuş kiralık kalemler, devletin  içinde yuvalanmış çeteler, uluslararası bağlantıları olan sivil toplum  kuruluşları ve Okyanus ötesindeki unsurlar aynı hizada buluşmuş ve  AKP’yle birlikte nifak saçmışlardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bizdenmiş gibi görünüp AKP’ye hizmet eden,  kimliğimizi ve sembollerimizi kullanarak partimizi yıkmaya odaklanan  haysiyet yoksunu mihraklar pislik kokan tezviratlarla sonuç alacaklarını  zannetmişlerdir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">2002 yılında, MHP’siz hükümet arayışında  olanların uzantıları ve derin ittifak içindeki ortakları bu defa da  MHP’siz Meclis hedefinde buluşmuşlardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Tek dertleri barajın altına çekerek MHP’yi  tasfiye etmek ve planlanan yeni anayasayla Türkiye’nin temellerine  dinamit yerleştirmek olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">MHP’nin yer almadığı bir Meclis ortamında, gizli  gündemini rahatlıkla uygulayacağını düşünen AKP zihniyeti, partimizi  zan ve töhmet altında bırakan girişimlere yönelik iktidar gücünü bir  türlü harekete geçirmemiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Onlara göre, MHP engeli aşılırsa hedeflerine kolaylıkla ulaşacaklardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yine zannetmişlerdir ki, MHP tükenirse,  anayasayı tek başlarına değiştirme imkânına kavuşacaklar ve Türk  milletinin etnik kimlikler arasında taksim edilmesinin önünde bir mani  kalmamış olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hepiniz şahitsiniz, AKP iktidarı, partimizi zayıflatmak ve yok etmek için denemediği yol kalmamıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Her çirkinliğe başvurmuş, her çirkefliğe destek vermiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan meydanlarda siyasi nezaketi ve centilmenliği hiçe saymış ve zor durumumuzdan istifade edecek kadar küçülmüştür.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Partimizi hedefine alan marazi kumpanyaya karşı AKP sesini dahi çıkarmamış, devletin imkânlarını harekete geçirmemiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Devletin olmadığı, ama milletin tüm şefkatiyle,  âlicenaplığıyla ve kudretiyle ayakta durduğu ortamda bir tek milletimize  inandık ve yalnızca Cenab-ı Allah’a sığınarak yolumuza devam ettik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yaşadıklarımıza maruz kalıpta ayakta kalacak bir siyasi partiye tesadüf etmek emin olun ki mümkün değildir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bırakın ülkemizi, dünyada bile eşine ve benzerine az rastlanacak siyasi bir suikastın muhatabı olduk.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yalnız kaldık, ama asla umutsuzluğa kapılmadık.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Mağdur olduk, ama mağrurluluğumuzdan ödün vermedik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kuşatıldık, ama teslim olmadık.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Baharda karı gördük, ama üşümedik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bedel istediler, hiç oralı olmadık.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Korku sağanağında ıslanmamızı dilediler, hesaplarını başlarına geçirdik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Estirdikleri iftira fırtınasında yolumuzu kaybetmemizi istediler, inançlarımızdan aldığımız güçle direndik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Dava arkadaşlarımızla tek yürek olduk.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Aziz milletimizin sahiplenmesi ve desteğiyle düşmedik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Üç Hilal’in dalgalanmasından rahatsızlık duyanlara aman vermedik, göz açtırmadık ve Allah’a şükür fırsat vermedik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Doluya koydular taşmadı, boşa koydular dolmadı  ve netice olarak Milliyetçi Hareket’in Türk milletiyle buluşmasını  durduramadılar.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">12 Haziranda yapılan 24. Dönem Milletvekilliği  Genel Seçimi’nin sonuçlarını işte bu kapsamda ele almak ve bir fikir  yürütmek sanıyorum daha doğru olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu itibarla partimizin; aldığı yaklaşık yüzde  13’lük oy oranı ve 52 milletvekili sayısıyla TBMM’nde temsil imkânına  kavuşması çok önemli ve maruz kaldığımız tuzaklar dikkate alındığında  çok değerlidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Tek başına iktidar hedefiyle çıktığımız yolda; karşımıza tahammülü kolay olmayan zorluklar çıkarıldı.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Olağanüstü şartlar içinde seçim çalışması yapmak durumunda kaldık.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Elbette aldığımız neticeyi mutlak bir başarı olarak sunmak ve zafer diyerek sevinmek çok yerinde değildir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ancak, geçirdiğimiz tehlikelerle dolu sürecin  bağlamında, bugünkü durumumuz ümit vericidir ve Milliyetçi Hareket’in  hangi zorlukları aşarak bu noktaya ulaştığının bariz ispatıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kuşkusuz, verilen her oy bizim için değerlidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in yaklaşık 5,5 milyon  vatandaşımızın gönlüne girmesi anlamlıdır, kıymetlidir ve küçümsenmesi  kimsenin haddine değildir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hiç kuşkunuz olmasın ki, bundan sonra bize oy  vermeyen vatandaşlarımıza ulaşmak ve beklentilerini karşılamak için de  gerekli her türlü çalışmayı yapacağız.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bugün, bu Meclis grup toplantı <span style="text-decoration: underline;">salonuna; </span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li class="govdeverdanaonaylist">Yandaş medya gücünü aşarak,</li>
<li class="govdeverdanaonaylist">AKP’nin yaydığı fesadı ve seferber ettiği kamu gücünü yararak,</li>
<li class="govdeverdanaonaylist">Anket kuruluşlarının düzmece raporlarını yenerek,</li>
<li class="govdeverdanaonaylist">Ve küresel çevrelerin kışkırtmalarını boşa çıkararak geldik.</li>
</ul>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Küresel güçlerin yerli işbirlikçisi AKP’ye  verdiği ihale sonrasında, siyasetin yeniden tanzim ve dizaynına  milletimizin geçit vermeyeceğini bu seçim sonucunda yeniden iftiharla  şahit olduk.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Siyaset mühendislerinin; MHP’siz Meclis  planlarının suya düştüğünü ve hesaplarının aziz milletimiz tarafından  bozulduğunu bir kez daha gördük.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yine de herkes bilmelidir ki; ne kurulan tuzakları unutacağız, ne de faillerini affedeceğiz.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ne dedikodu çıkaranları bağışlayacağız, ne de MHP’yi yok etmeyi kafasına koymuş ihanet taraflarını aklımızdan çıkaracağız.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ne AKP’nin yaptıklarını görmezden geleceğiz, ne de partimize dönük tertiplerini yanına kar bırakacağız.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bunun için önce hesaplaşacağız, sonra da yeri gelirse helalleşmeyi düşüneceğiz.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bizlere desteğini esirgemeyen ve oylarıyla  yanımızda duran milyonlarca vatandaşımızı bu vesileyle bir kez daha  minnet ve şükranlarımla selamlıyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Siz değerli milletvekili arkadaşlarımı, seçim  süresince göstermiş olduğunuz mücadele ve başarılı çalışmalarınızdan  dolayı kutluyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Gece demeden, gündüz demeden büyük bir  inanmışlıkla çalışan parti teşkilatlarımızın her kademesindeki dava  arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi ve takdirlerimi sunuyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Demokrasilerde seçimler yenilenmeyi ve taze bir başlangıcı ifade eder.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Propaganda döneminde gerilen sinirler,  şirazesinden çıkan tartışmalar ve körüklenen ihtilaflar sandıkla  birlikte zayıflar ve siyasal tansiyon olması gerektiği seviyeye iner.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kabul etmeliyiz ki, bu siyasetin doğasıdır ve rekabetçi özelliğinin de bir yansımasıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Netice itibariyle siyaset, sosyal tarafların ya da rakip siyasal anlayışların mücadelesiyle yürür ve fonksiyonellik kazanır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Siyasal süreçte farklı talep ve isteklerin,  değişik çıkar ve beklentilerin yarışması söz konusudur ve olması gereken  de bu ortamdan bir uzlaşmanın doğmasıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Demokrasisini istikrara kavuşturmuş ve gerçekçi  temele oturtmuş ülkelerde siyasal rekabet mutlaka belirli ahlaki ve  vicdani kurallar çerçevesinde hayat bulmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Siyasal programların, hedeflerin ve projelerin  mücadelesi, şüphesiz demokrasiye derinlik kazandırarak ortak iyinin  oluşmasına hizmet edecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Her seçim bir dönemin sonu, yeni bir dönemin başlangıcıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Eğer herkesin üzerinde ittifak sağlayacağı ve  mutabakat zemininde buluşacağı şartlar oluşmamışsa ya da  olgunlaşmamışsa, bu yeni döneme çok büyük anlamlar yüklemek ve geleceğe  yönelik ümitvar olmak hayalcilikle eşdeğer olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Şayet, seçimlerin yapılmasına rağmen huzursuzluk  bitmiyorsa, gerginlik azalmıyorsa ortada mutlaka kanayan bir yara  vardır ve bunun sebep olacağı ağır sonuçlara herkes katlanmak zorunda  kalacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Türkiye’nin muhatap olduğu bugünkü alacakaranlık ortamın gerisinde ifadeye çalıştığım bu hususlar yatmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Üzülerek söylemeliyim ki, ülkemiz ileri demokrasi yalanlarıyla sürüklendiği çıkmaz sokakta adeta can çekişmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">‘İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün diyerek’ aziz  milletimizden iktidar sorumluluğunu üçüncü defa alan Adalet ve Kalkınma  Partisi, krizin ve kaosun sıklet merkezi haline gelmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Toplumu kutuplaştırarak, devleti yozlaştırarak  ve hukuku eğip bükerek zinde kalmaya çalışan AKP hükümeti, bu yeni  yasama döneminde de benzer eğilimlerini sürdüreceğini göstermiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Seçim sonuçları ne olursa olsun, Türkiye’nin sorunları önümüzdeki süreçte de artarak devam edecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">12 Haziran’dan bu tarafa ortaya çıkan gelişmeler  iyi okunursa başkaca bir sonuca ulaşmanın kolay olmayacağı net olarak  görülebilecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yaşadığımız sorunlar yumağı daha şimdiden karamsarlığın ve korkunun milletimizi çepeçevre sardığına işaret etmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Üstelik Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kriz üssü haline gelmesi önümüzdeki sürecin çok şeylere gebe olduğunu kanıtlamaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Zira siyaseti çalkantılı, demokrasisi buhranlı,  ekonomisi yaralı ve devleti bunalımlı bir ülkenin yarınlara nasıl  ulaşacağı muamma olduğu kadar da şaibelidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yakın coğrafyalardaki sosyal ve siyasal  dengesizlikler iyice kabarmışken, ülkemizin istikrarsızlıklarla ve  kavgalarla boğuşması vahim gelişmelerin de fitilini ateşleyebilecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Libya’dan sonra Suriye’nin içine düştüğü  dramatik durum, doğrudan doğruya ülkemizi içine çekebilecek girdabın  sürekli olarak genişlediğini göstermektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">AKP hükümeti ise nafile diplomatik ziyaretlerle,  dün kardeş olarak ilan ettiklerini bugün Batı’nın oyun planı gereğince  yüzüstü bırakarak omurgasız bir duruş sergilemektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ne yazık ki, içte ve dışta kuvvetlenerek etki  alanını arttıran türbülans, ağır sonuçlara, telafisi çok zor olacak  zararlara yol açacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İşte böylesi bir ortamda, yenilenen Meclis  çatısı altında yemin ve boykot krizi ortaya çıkmış ve demokrasi  tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">TBMM’nde yaklaşık yüzde 50’lik bir oy oranıyla  temsil imkânına kavuşan AKP hükümeti ise gelişmeleri kayıtsızlık ve  vurdumduymazlık içinde izlemektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Sürekli olarak saldırı ve ithamlarla vakit geçirmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İktidar partisinin,  siyasi krizi yönetecek ve  nihayete erdirecek bir bakış ve değerlendirme basiretinden son derece  uzak olduğu görülmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın Balkon konuşmasındaki üslup  ve yaklaşımlarıyla, daha sonraki tutum ve söylemleri arasında gece ile  gündüz kadar fark oluşmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Esasında, bu çelişkili ve ikiyüzlü siyasetçi özelliğini defalarca bizzat kendisinin söz ve uygulamalarından işittik ve gördük.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu nedenle şaşıracağımız ve hayrete düşeceğimiz bir durum söz konusu değildir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ne var ki, karşımızda gittikçe kök salan ve endişe verici bir boyut kazanan siyaset ve demokrasi krizi bulunmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ise bundan hiç de rahatsızlık duymamaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Açıkça ifade etmeliyim ki, Türkiye Büyük Millet  Meclisi’nde cereyan eden yemin ve boykot krizinin çözülememesi halinde,  millet iradesinin sorgulanması ve değersizleşmesi kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Tehlike bu kadar açık ve yakındır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İşin şakaya gelir tarafı, hafife alınacak yönü kalmamıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yemin ve boykot krizinin görünürde üç sorumlusu olduğu ortadadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Bunlardan birincisi;</span> bölücülüğün siyasetteki uzantısı olan ve Kandil çetesini arkasına  alarak barış ve özgürlük mücadelesi verdiğini iddia eden BDP’dir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">İkincisi;</span> tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmamasını gerekçe gösteren ana muhalefet partisi CHP’dir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Üçüncüsü ise;</span> göz göre krizin geldiğini fark edemeyen ya da fark etse de sesini  çıkarmayan ve bundan nemalanmanın arayışında olan AKP hükümetidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Diyebiliriz ki, bölücülükten hüküm giymiş bir  şahsın, milletvekili olup olmamasıyla ilgili Yüksek Seçim Kurulu’nun  hatalı ve yanlış kararları bugünkü kaotik manzaranın meydana gelmesinde  büyük etken olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Söz konusu kişi, PKK propagandası yaptığı  gerekçesiyle 19 Şubat 2009 tarihinde Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi  tarafından cezalandırılmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bundan sonra Yargıtay’da temyiz safahatı başlamış ve 22 Mart 2011 tarihinde karar onanmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu kapsamda bölücülük propagandası yapan bu şahsın bir yıl sekiz aylık cezası kesinleşmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ne var ki, gerçekler ortada dururken bu şahıs 11 Nisan’da milletvekilliği adaylığına müracaat etmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yüksek Seçim Kurulu ise bu müracaatı önce bir  kısım bağımsız adayla birlikte reddetmiş, baskılar ve tehditler  nedeniyle kısa süre içerisinde müracaatları kabul ederek çark etmek  durumunda kalmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Süreç içinde, YSK’nın değişken tavrı nedeniyle  ülkemizin değişik yörelerinde olaylar çıkmış ve bölücü mihraklar adeta  şehirleri savaş alanına çevirmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yine hatırlanacağı gibi, YSK’nın başlangıçta  verdiği red kararıyla ilgili başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, herkesçe  malum çevreler harekete geçmiş ve demokrasi havariliğine soyunarak  PKK’nın Meclise girmesi için fazla mesai yapmışlardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Anayasa’nın 76. maddesinin ikinci fıkrası; bir  yıldan fazla hüküm giyenlerin milletvekilliği seçilmeyeceğini  belirtmesine rağmen, bu tartışma götürmez kural YSK ve bağımsız adaylar  tarafından dikkate alınmamıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bununla birlikte söz konusu bölücü şahsın 12  Haziran’da yapılan milletvekili seçimlerine katılmasına, arkasından ise  mazbatasının almasına bile rıza gösterilmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ancak, YSK en sonunda hatasından dönerek bu  kişinin milletvekilliğini iptal etmiş, ancak neden olduğu buhranın  tahammül edilemez bir noktaya ulaşmasına da mani olamamıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Her şey berrak biçimde ortadadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hukuken milletvekili seçilmesi mümkün olmayan  bir kişinin seçime katılması için çaba gösteren herkes ortaya çıkan  kaostan birinci derecede sorumludur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu gelişmeler üzerine terör örgütü yandaşlarının  alenen kan dökmekten bahsetmeleri, siyasi bölücülerin PKK sözcülüğüne  soyunmaları ve savaşı dillerine dolamaları ülkemizin düştüğü çukurun  açıkça ispatıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Şiddet diliyle barış kelimelerini yana yana  getiren kandan beslenen bölücü mihrakların, taraftarlarına sokağı işaret  etmesi, silah ve dağı adres göstermeleri tam bir kepazeliktir ve  Türkiye’nin şerefiyle açıkça oynamak anlamına gelecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Türk milletinin her önüne gelen tarafından  azarlanmasını, hakir görülmesini ve dayatmalara boyun eğmeye  zorlanmasını şiddetle ve nefretle reddettiğimizi buradan duyurmak  istiyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ne büyük bir çelişkidir ki, ne Başbakan’dan ne  de AKP’nin herhangi bir yöneticisinden milletimizin değerlerini ayaklar  altına almaya yeltenen rezillere dönük karşı bir duruş gelmemiş ve  meydan okuyanlara hadleri bildirilmemiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla, AKP’nin yeni anayasa  projesine umut bağlayan siyasi bölücüler, hiçbir yaptırım olmayacağından  dolayı eylemlerine hız vermişlerdir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Türkiye, özellikle bölücülerin 12 Haziran sonrası cüretleşen eylemleri nedeniyle soluk alamaz hale gelmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Nitekim bağımsız milletvekillerinin  Diyarbakır’da toplanıp sözde grup toplantıları yapma kararı Türk  milletine ve devletine açıkça meydan okumadır ve büyük bir sorun olarak  karşımızdadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Meclisimizi hiçe sayarak fiili bir durum yaratan  ve bir çok anlama gelecek bu girişimin, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak  için bir ön hazırlık olduğu şüphesizdir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Anayasal statü elde etmek maksadıyla, AKP’nin  kapalı kapılar arkasında verdiği tavizlerle gemi azıya alan ihanet  şebekesi, ülkemizi çok tehlikeli bir alana doğru çekmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başkent Ankara’nın saygınlığına ve  bağlayıcılığına başkaldırı olan bu gelişmelerin, üniter devlet yapımıza  da alçakça bir saldırı olduğu tartışmasızdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Buradan sormak <span style="text-decoration: underline;">isterim ki; </span></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve hükümeti bu isyan provaları karşısında neden sessiz ve tepkisizdir?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yoksa verilen sözler mi vardır?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Biraz terör, biraz tavizle her sonucun alınacağı mı hesap edilmektedir?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Türkiye terör provokasyonun mihmandarlığında bulanık ve sisli bir sürece kontrolsüz bir şekilde savrulmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İmralı’da yatan bebek katilinin serbest bırakılma şartları gün geçtikçe olgunlaşmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hatta var olan sorunların bitirilmesi İmralı canisinin durumuna bağlanmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kanlı terörün Kandil’deki elebaşları, koşa koşa  yanlarına gelen çürümüş bazı köşe yazarlarına mülakatlar vermiş,  fırsattan istifade ederek tehditler savurmuş ve İmralı’yı iradeleri  olarak ilan etmişlerdir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Merakımız, ceviz ağacının altında sözde barışı  konuştuklarını dile getirerek terör elçiliği yapanlar, acaba  hayatlarında hiç Türk bayrağının altında şehitlerimizi ve gazilerimizi  hatırlayacak bir ahde vefa örneği göstermişler midir?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu kapsamda, demokrasi ve özgürlük maskesiyle  zehir saçan taraflar, özellikle 12 Haziran sonrası gerçek niyetlerini ve  hedeflerini daha da görünür hale getirmişlerdir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Sanki düğmeye basılmış gibi, seçimler sonrasında  geniş bir koalisyon AKP’nin gözetim ve denetimi altında kamuoyu  hazırlama faaliyetlerine başlamışlardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Geçtiğimiz günlerde yayımlanan ve kalem sahibinin meşum niteliği bizce bilinen TESEV Raporu bunlardan sadece birisidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kandil ağzıyla ve İmralı’nın sözleriyle  hazırlanan bu raporların, Türk milletini ölüm döşeğine yatırmak için  seferber olduğu ortadadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Şu tesadüfe bakın ki, bir tarafta demokrasi ve barış konuştuğunu iddia eden hayasızlar vardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Diğer tarafta, PKK saldırılarında şehit düşüp de  bayrağa sarılı olarak vatan topraklarına emanet edilen kahramanlar  bulunmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">PKK militanlarına gerilla diyerek önem atfeden  kalem sahipleri acaba ağızlarına vatan, bayrak ve şehit kelimelerini ne  zaman alacaklardır?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hakkı, adaleti ve demokrasiyi işine geldiği gibi  yorumlayanlar, şahadet şerbetinden içenleri ne olarak görmekte ve hangi  kategoride değerlendirmektedir?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Dağdaki eşkıyaya kahraman ve ölenlerine de şehit  gözüyle bakanlar Türk milletinin birliğini, bütünlüğünü ve bin yıllık  kardeşlik hukukunu hiçe sayanlardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bunların zihinlerinde özerklik fesadı doğrultusunda ayrılmak, bölünmek ve ayrı bir devlete kavuşmak bulunmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Nitekim bu çerçevede, katil ile maktul, şehit ile cani tam olarak birbirine karıştırılmış durumdadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Türk milletini savaş sözleriyle sindirmeye  çalışan, şimdi de 15 Temmuz randevusunu veren etnik bölücüler, ne  yaparlarsa yapsınlar emellerine ulaşamayacaklardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Muhataplarını buradan uyarıyorum: Kimse yanılıp yenilip boş hayallere kapılmasın.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bizim ne vazgeçecek insanımız ne de verecek bir çakıl taşımız vardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan sözde ustalık döneminin eşiğinde, kararını vermeli ve tarafını belirlemelidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yeni anayasa kapsamında kızışan ve gerginleşen  ortamı sakinleştirmenin ve Türkiye’nin hak ve hukukuna sahip çıkmanın  tarihi sorumluluğu en başta hükümet olmak üzere hepimizin  omuzlarındadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">2007 yılından beridir millet olarak maruz  kaldığımız anayasa gerilimi bitirilmeli, Türk milletinin kardeşlik  bağlarını tahkim edecek hukuki çerçeve bütünlük içinde mutlaka hayata  geçirilmelidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Geniş bir mutabakat ölçeğinde hazırlanmasının yerinde olacağı anayasaya hiç kimse şimdiden farklı anlamlar yüklememelidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ganimet kapma telaşı içerisinde, mayınla,  mermiyle ve tahriklerle takviye edilmiş anayasal statü talepleri beyhude  çırpınışlar olarak akamete uğramaya mahkûm olacaklardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Parti olarak;</span></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Anayasa’nın birinci maddesinde anlamını bulan; <strong><em>“Türkiye Devleti Cumhuriyet’tir” </em></strong>ifadesinden,</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İkinci maddesinde yer bulan; <strong><em>“Türkiye Cumhuriyeti’nin, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti”</em></strong> olduğuna yönelik ilkeden,</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Üçüncü maddesinde tanımlanan; “<strong><em>Türkiye  Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.  Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.  Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.”</em></strong> tarihi kararlılığından asla taviz vermeyeceğiz ve geri adım atmayacağız.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kim ne yaparsa yapsın, bu milli yeminlerin bizim tarafımızdan müzakere edilmesi dahi mümkün değildir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Herkes hesabını buna göre yapmalı ve ayağını denk almalıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Aksi takdirde Milliyetçi Hareket Partisi Türk  milletinin hak ve menfaatlerini korumak ve Türkiye Cumhuriyeti’ni  yaşatmak için her fedakârlığı seve seve yapmaya hazırdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">24. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev  alacak milletvekillerinin 28 Haziran’daki yemin merasimine katılmayan  bir diğer parti de az önce vurguladığım gibi Cumhuriyet Halk Partisi  olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ana Muhalefet Partisi buna gerekçe olarak, seçilmelerine rağmen hala tutuklu bulunan milletvekillerinin durumunu göstermiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hepinizin de bildiği gibi, partimizin İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan’da aynı durumda ve konumdadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu hukuk skandalının affı ve tarifi mümkün değildir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Millet iradesi yargı tarafından dikkate  alınmamış ve yasa dışı bir şekilde seçilmiş kişilerin tutukluluk halleri  devam ettirilmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Gerek Sayın Alan’ın, gerekse de diğerlerinin durumu siyasallaşan yargının hazin ve ibretlik bir sonucudur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">26 Haziran tarihinde yapmış olduğumuz basın  açıklamasında da ifade edildiği gibi; Anayasa’nın 76.maddesinin ikinci  fıkrasıyla, 2839 Sayılı Milletvekili Seçim Kanunun 11. maddesi  milletvekilliğine mani halleri sıralamaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu maddeler doğrultusunda, Sayın Engin Alan’ın  ve benzer durumdaki şahısların milletvekili olmalarında herhangi bir  engel bulunmamaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Böylesine açık ve net hukuki durum varken,  milletimizin seçip Parlamentoya gönderdiği vekillerini serbest  bırakmamak kasıtlı, yanlı ve başka hesapları gözeten yargının  icraatından başka bir anlama gelmeyecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bundan dolayı Türkiye, sonuçları kaygı verici olabilecek bir siyasi, demokrasi ve yargı krizinin içine düşmüştür.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın “ne yapalım seçmeseydiniz”  sözleri ise talihsiz olduğu kadar densizliğin ulaştığı seviyeyi  göstermesi bakımından manidar olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’a söylemek isterim ki, bizim kimi aday gösterip göstermeyeceğimizi sana mı soracaktık?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Senden icazet mi alacaktık? Sana mı danışacaktık?</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu kendini bilmez ve utanmaz zihniyet, geçmişte şahsını ilgilendiren kişiye özel anayasa değişikliğini pervasızca yapmıştı.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hukukun ilkelerini fütursuzca çiğnemiş ve CHP’de bu işe ortak olmuştu.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yaşanılan krizin kaynağı tabii olarak yargının verdiği kararlarda düğümlenmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın üstünlerin hukukuna son veriyoruz derken kendi üstünlüklerini sağlamlaştırdığı gün gibi ortaya çıkmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">AKP yargısı, izan ve insaf ölçülerinden tamamen uzaklaşarak, kanun maddelerini keyfi şekilde yorumlamaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Üstelik seçilmiş milletvekilleri; kuvvetli suç  şüphesi bulunmasından, kaçma ve delilleri karartma ihtimalinden dolayı  özgürlüklerine kavuşamamışlardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ne var ki, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden iki gün  sonra bölücü faaliyetlerden dolayı tutuklu bulunmasına rağmen  milletvekili seçilen bir şahıs herkesin gözü önünde serbest  bırakılmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Aynı adalet anlayışı, Habur’da pişman  olmadıklarını söyleyen PKK militanlarına ısrarla Türk Ceza Yasasının  pişmanlık hükümlerini uygulamıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Daha sonrada AKP güdümlü yargı, Hizbullah  militanlarını kaçma emaresi görmeden serbest bırakmış ve hukuku ayaklar  altına almakta bir beis görmemiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Türk milletinin tercihiyle seçilmiş kişileri;  kaçma, saklanma ve delilleri karartma zannıyla cezaevinde tutmak, adalet  anlayışına yapılabilecek en büyük kötülük ve tahribattır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Buna da hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu itibarla, var olan olumsuz gelişmeler 24.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sorunlu ve krizle başlamasına neden olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Meclis daha yolun başında kilitlenmeyle ve büyük bir açmazla yüz yüze kalmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ancak hiçbir gerekçe, Meclis’in boykot  edilmesine ve Anayasa’nın 81.maddesindeki milletvekili yeminine aykırı  hareket edilmesine mazeret teşkil etmeyecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu haliyle başta CHP olmak üzere, milletvekili  yemini etmeyenlerin TBMM’nin saygınlığına fazlasıyla gölge  düşürdüklerini bilmeleri lazımdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Madem ortada bir yanlış vardır, o halde bir  başka yanlışla bunun giderileceğini düşünmek hezeyandır ve Gazi  Meclis’in taşıdığı yüksek erdeme hakarettir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Üstelik CHP Genel Başkanı’nın, Meclis’i protesto  ederken; ‘arkadaşlarımızı satmayız’ sözleriyle bizi tariz yollu itham  etmesi içine düştüğü ölçüsüzlüğün ve kafa karışıklığının bariz deşifresi  olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bize derme çatma siyasi delikanlılık gösterileri  yapan Sayın Kılıçdaroğlu, önce aynaya bakmalı ve kimin arkadaşlarını  satma ile ilgili engin tecrübeye sahip olduğunu orada görmelidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bizim boş laflara karnımız toktur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, 91 yıllık mazisinde  böylesine bir boykotla karşılaşmayan kutlu Meclis’i, tartıştıracak ve  itibarını zedeleyecek hiçbir niyetin ve eylemin içinde olamaz ve  olmayacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ayrıca, ana muhalefet partisi tarafından  yaşanılan yemin krizinin uluslararası alana taşınması da son derece acı  verici ve talihsiz olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Birleşmiş Milletlere, Avrupa Birliği’ne, AGİT’e,  Avrupa Konseyi’ne, İslam Konseyi’ne, Avrupa Parlamentosuna,  Uluslararası Af Örgütü’ne, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’ne yazılan  mektupla neden yemin edilmediği izah edilmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bir yönüyle ülkemizi uluslararası sivil toplum  kuruluşlarına ve organizasyonlarına şikayet eden bu mektup, yeni CHP’nin  ruh halini ve meselelere hangi zaviyeden baktığını da göstermiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Dün, AKP’nin de benzer davranışları gösterdiğinde eleştirmekten sakınmamış ve bunu şiddetle reddetmiştik.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">CHP’nin, şikâyet ettiği çevrelerin Türkiye’yle ilgili tutum ve düşünceleri sabittir ve hiç de değişmemiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Elbette Türk yargısının ve AKP iktidarının bir çok yanlış kararları ve uygulamaları vardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ama unutmayalım ki, ülke içi bir meselenin  konuşulacağı ve tartışılacağı yer bellidir ve bunun da Cumhuriyet’i  kurduğunu iddia eden parti tarafından anlaşılamaması büyük bir sorundur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Üstelik Türkiye’de, siyasi partiler açısından en üst şikâyet mercii ise Türk milletidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İktidarı ve yargının uygulamalarını ancak ve ancak millete anlatarak bir sonuca varabilecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yoksa en son olarak Atina’daki toplantılarından  medet ummak, orada Türkiye’deki mevcut sorunları aktarmak büyük bir  yanlış ve özgüven eksikliğiyle aynı anlama gelecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başkent Ankara vizyonundan çıkarak, küresel  çekim alanına kapılan CHP’nin, ülke içindeki siyasi ve hukuki meseleleri  dünyaya afişe etmesi en az yemin krizi kadar ciddi ve önemli bir  problemdir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin bu içler acısı hali, geleneği ve siyasi geçmişi bakımından kırılma ve sapmadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu nedenle CHP, partimize laf yetiştireceğine kendisine bakmalı ve bize akıl vermekten bir an önce vazgeçmelidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hatırlanacağı üzere, yemin ve boykot krizine  Sayın Cumhurbaşkanı da müdahil olmuş ve Çankaya Köşkü’ne bir dizi  davette bulunmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Sayın Erdoğan’la AKP Genel Başkanı sıfatıyla iki  saati aşkın bir süre görüşerek, 61. Cumhuriyet Hükümetini kurma  görevini veren Sayın Gül’ün, birden bire bizi, CHP’yi ve bağımsız bir  gurup milletvekilini Çankaya’ya davet etmesi baştan sorunlu olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Cumhurbaşkanı Sayın Gül’ün davet ettiği diğer  iki siyaset aktörü, Meclis’teki yemin ve boykot krizinin birinci  dereceden sorumlularıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu çerçevede  değerlendirilerek krizin parçasıymış gibi takdim edilmesi, Sayın Gül’ün  Başbakan’la bir plan dahilinde hareket ettiğini göstermiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Sayın Cumhurbaşkanı’nın bizimle görüşeceği ve sunacağı bir şeyi yoktur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Cumhurbaşkanı Sayın Gül, eğer gerçekten  davetinde samimi olsaydı, TBMM’de grubu bulunan siyasi parti liderlerini  birlikte ya da ayrı ayrı eşit süreyle kabul eder gündemdeki sorun  alanlarıyla ilgili görüş alış verişinde bulunurdu.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Diğer taraftan Meclis’te temsil edilen bağımsız milletvekillerini de ayrı bir gün ve saatte davet ederek onlarla görüşebilirdi.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Hatta bu görüşmeye bağımsız milletvekillerinin  oluşturduğu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun değişik düşünce ve  kanaat üyelerini de çağırabilirdi.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Oysa ki, Sayın Gül’ün davetinde AKP yer almamış, Meclis’te temsil edilen diğer siyasi partiler bu davete muhatap kalmışlardır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kaldı ki, eğer AKP yemin ettiği gerekçesiyle  davet edilmediyse, partimiz de aynı durumdadır, o zaman bize yönelik bir  çağrıya da gerek yoktur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu gelişmeler ışığında Milliyetçi Hareket’in nerede durduğu ve neyi savunduğu Sayın Gül tarafından fark edilememiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ve kriz taraflarıyla aynı safa sokulmak  istenmemizi büyük bir haksızlık olarak değerlendirdiğimizden, Sayın  Abdullah Gül’ün görüşme talebi tarafımızca kabul görmemiş ve yapılan  davete icabet edilmemiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İşin ilginç bir başka tarafı ise Çankaya’dan gelen davete gitmeyişimiz yandaş basında alerji yaratmıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ağız birliği etmişçesine ve koro halinde bizi eleştirenlerin Çankaya Köşküyle yeni bir blok oluşturdukları anlaşılmaktadır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Şüphesiz nafile görüşmelerle, sonuçsuz diyaloglarla Türkiye’nin zaman kaybına tahammülü bulunmamaktadır</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz siyasi ve demokrasi krizinin  çözülmesi için öncelikle iktidarın da sorumluluk alması ve samimiyetle  yaklaşması gerekmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Eğer istenirse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugünkü karanlık tablodan çıkışın tek adresi haline ivedilikle getirilebilecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ancak Başbakan Erdoğan’ın son beyanatları  iktidar partisindeki kabalığın ve seviyesizliğin nerelere kadar  ulaştığını göstermiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Boykot ve yemin krizinin taraflarını aşağılayarak; “tükürdüklerini yalayacaklar” demesi bir Başbakan’a kesinlikle yakışmamıştır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Ortaya çıkan emareler Başbakan Erdoğan’ın krizi istismar edeceğini ve siyasi malzeme olarak kullanacağına delalet etmektedir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Partimiz, ülkemizi kargaşanın eşiğine kadar  getiren yemin ve boykot krizinin giderilmesi ve tutuklu bulunan  milletvekillerinin durumunun aciliyeti açısından <span style="text-decoration: underline;">şu önerilerini kamuoyunun bilgisine sunmaktadır.</span></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>1- </strong>Türkiye Büyük Millet  Meclisi, millet egemenliğinin somutlaştığı yerin adıdır ve sahip olduğu  Gazilik unvanıyla hepimizin gurur kaynağıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Millet iradesinin heba edilmemesi ve  milletimizin çekişmelerle oyalanmaması için yemin ve boykot krizinin  tarafları bu eylemlerine bir an önce son vermeli ve Meclis’teki  yerlerini almalıdırlar.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>2- </strong>Halen tutuklu bulunan  milletvekilleri sadece kendi partilerinin değil, üyesi bulundukları  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de haysiyet konusudur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan  bütün siyasi partilerden seçilecek temsilciler bir araya gelmeli, ahlaki  ve tutarlılık gereğince tutuklu bulunan milletvekillerinin haklarını  savunacak bir Meclis bildirisi için temel zemin oluşturmalıdırlar.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Millet iradesinin en büyük kefaret olacağı hatırlatılmalı ve bunda da tavizsiz olunmalıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>3- </strong>Yürürlükteki yasal hükümler, tutuklu bulunan milletvekillerinin salıverilmesine engel değildir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Tutuklu milletvekillerinin önüne, Anayasanın 14.  ve 83. maddelerini mani bir hal olarak çıkarmak zorlama ve yanlı bir  tutum olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Kaldı ki, 2007 seçimlerinden sonra tutukluyken serbest kalan bir şahıs için uygulanan hukuki hükümler bugünde geçerlidir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">O halde, yorum ve içtihat açısından yeni bir yola gerek yoktur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yalnızca kanun ve anayasa hükümlerinin objektif  kriterler çerçevesinde uygulanması ve iktidarın bu konuda ön ayak olması  meseleyi kökünden çözecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>4- </strong>Bunlara rağmen de bir  çözüm ortaya çıkmıyorsa, Anayasanın 76. maddesine, tutukluyken seçilen  milletvekillerinin durumlarını daha da netleştirecek ve serbest  kalmalarını sağlayacak bir ifade ilave edilerek içinde bulunulan krizin  ortadan kaldırılması mümkün olabilecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu önerilerimize rağmen, tutuklu bulunan  milletvekilleriyle ilgili bir adım atılmazsa, o zaman aklımıza bu  kişilerin başka davalara denge unsuru olarak tutulduğu hususu  gelecektir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İmralı, Silivri ve KCK arasında denge arayışları  varsa ve mesela Sayın Engin Alan bölücülere karşı rehin olarak  tutuluyorsa, er ya da geç bunun hesabını sormak bizim için namus borcu  olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu borcu da Allah sağlık verdiği sürece mutlaka ödeyeceğimizden herkes emin olmalıdır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Geldiğimiz bugünkü aşamada; Türkiye’nin daha  fazla hırpalanmaması ve milletimizin artan sorunlarının bir an önce  çözülmesi amacıyla başta AKP olmak üzere, herkes sorumlu ve duyarlı  hareket etmeli ve karşı karşıya olduğumuz bunalımı bertaraf etmek için  güç birliği yapmalıdırlar.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, TBMM çatısı altında; iyi niyetli  ve dürüst bir şekilde oluşturulacak uzlaşma zemininde, her güçlüğün  üstesinden gelmek mümkün olacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Yeter ki istensin, yeter ki karar verilsin ve irade gösterilsin.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 25. Başkanını seçmek için ilk tur oylaması yapılacaktır.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bir grup milletvekili tarafından partimiz Antalya Milletvekili Sayın Tunca Toskay TBMM Başkanlığı için aday gösterilmiştir.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Bu kapsamda parti olarak, Sayın Toskay lehine oy kullanacağımızı buradan belirtmek istiyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Meclis Başkanlığına bir diğer aday da Adalet ve Kalkınma Partisi Ankara Milletvekili Sayın Cemil Çiçek olmuştur.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;">Başkanlığa aday olan tüm değerli şahsiyetlere  başarılar diliyor, ortaya çıkacak sonucun Meclisimize ve demokrasimize  hayırlı olmasını temenni ediyorum.</p>
<p class="govdeverdana" style="text-align: justify;"><strong>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden; text-align: justify;"><span class="content_header">Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma</span></div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-8.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-8.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalyaspor’un kuruluşunun 45. yıldönümü kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-antalyaspor%e2%80%99un-kurulusunun-45-yildonumu-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-antalyaspor%e2%80%99un-kurulusunun-45-yildonumu-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jul 2011 12:42:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalyaspor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2833</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları olarak Antalyaspor’un kuruluşunun 45. kuruluş yıldönümü büyük sevinç ve gururla kutluyoruz. Antalyaspor’umuzun bugün gelmiş olduğu konum ve her sene daha iyiye gidiyor olması tüm Antalyalıları büyük bir umutla heyecanlandırmaktadır. Süper Lig&#8217;de önemli futbol takımlarından birisi olarak mücadele eden ve Türk futboluna büyük katkılar sağlayan Antalyaspor ayrıca Antalya&#8217;gurur kaynağımız olmuştur. Takım kadrosundan alt yapısına, çalışmalarından başarılarına varıncaya kadar büyük gelişmeler kaydeden bir takım olarak şehrimizin önemli temsilcilerinden birisi konumunda olan Antalyaspor, sportif alandaki çalışmaları ile şehrimizin gençlerini de spora yöneltmesi dolayısıyla mühim bir başarıya daha imza atmaktadır. Yapmış olduğu güzel çalışmaları ile sporun özünde olan, dostluğun, kardeşliğin pekiştirilmesi yolunda centilmence mücadele ruhunun mutlaka korunması, sevinçlerimizin ve üzüntülerimizi taşkınlıklara varmadan yaşanmasını sağlaması, Antalya&#8217;mızı en iyi şekilde temsil etmesi itibariyle Antalyasporumuz&#8217;a bir kez daha teşekkür ediyoruz. Antalya Ülkü Ocakları olarak Antalyaspor’u kuruluşunun 45. yıldönümünde sevinç, gurur ve heyecan tablosunu  2 Temmuz 1966&#8242;dan bu yana armağan eden tüm Başkanlarımızı, yöneticilerimizi, futbolcularımızı, teknik elemanlarımızı ve emeği geçen herkesi bir kez daha yürekten kutluyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak Antalyaspor’un kuruluşunun 45. kuruluş yıldönümü büyük sevinç ve gururla kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalyaspor’umuzun bugün gelmiş olduğu konum ve her sene daha iyiye gidiyor olması tüm Antalyalıları büyük bir umutla heyecanlandırmaktadır. Süper Lig&#8217;de önemli futbol takımlarından birisi olarak mücadele eden ve Türk futboluna büyük katkılar sağlayan Antalyaspor ayrıca Antalya&#8217;gurur kaynağımız olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Takım kadrosundan alt yapısına, çalışmalarından başarılarına varıncaya kadar büyük gelişmeler kaydeden bir takım olarak şehrimizin önemli temsilcilerinden birisi konumunda olan Antalyaspor, sportif alandaki çalışmaları ile şehrimizin gençlerini de spora yöneltmesi dolayısıyla mühim bir başarıya daha imza atmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapmış olduğu güzel çalışmaları ile sporun özünde olan, dostluğun, kardeşliğin pekiştirilmesi yolunda centilmence mücadele ruhunun mutlaka korunması, sevinçlerimizin ve üzüntülerimizi taşkınlıklara varmadan yaşanmasını sağlaması, Antalya&#8217;mızı en iyi şekilde temsil etmesi itibariyle Antalyasporumuz&#8217;a bir kez daha teşekkür ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak Antalyaspor’u kuruluşunun 45. yıldönümünde sevinç, gurur ve heyecan tablosunu  2 Temmuz 1966&#8242;dan bu yana armağan eden tüm Başkanlarımızı, yöneticilerimizi, futbolcularımızı, teknik elemanlarımızı ve emeği geçen herkesi bir kez daha yürekten kutluyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-antalyaspor%25e2%2580%2599un-kurulusunun-45-yildonumu-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-antalyaspor%e2%80%99un-kurulusunun-45-yildonumu-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mirac Kandili &#8211; Safa SÖNMEZ</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mirac-kandili-safa-sonmez.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mirac-kandili-safa-sonmez.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 21:31:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Kandili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2830</guid>
		<description><![CDATA[En büyük mucize olan Mirac hadisesi, insanın ufkunda İlahî hikmeti kavrama pencerelerinin açıldığı, ellerin semaya kalkıp mümin gönüllerin huzura erdiği kutlu bir vakadır. Peygamber Efendimiz, Recep ayının 27. gecesi semaya ve huzura yükselmiştir. Bu eşsiz mucizeyi anlatan bazı ayetler şöyledir: “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz el-Mescidül-Aksa’ya (yeryüzüne en uzak olan mescide) götüren O Allah her türlü noksanlıktan yücedir. Gerçekten O, işitendir görendir.” (İsra, 17/1) “O (peygamber), Cebrail’i bir başka inişinde de görmüştü. Sidretü’l- Müntehâ’nın yanında. Ki Cennet’ül-Me’va da onun yanındadır. O zaman ki, o Sidre’yi bürüyen bürüyordu. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/13-18) Buhari ve Müslim’den rivayetle Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp, kim olduklarını sordum, ‘ilmi ile amel etmeyen din adamlarıdır’ dendi.” Yine Müslim’den rivayetle Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim Cenneti gösterdiler Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allah-u Teâlâ’dan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.” Âlemlerin sultanı olan Yüce Peygamberimiz’in Mirac’a yükselişi, Türk edebiyatına da konu olmuş, bununla ilgili usta kalemler, önemli eserlere imza atmıştır. Süleyman Çelebi’nin mevlidinde “Gel beri ey aşk od´una yanıcı/Kendüyi maşuka âşık sanıcı/Dinle gel mir´acın ol şahın ayan/Âşık isen aşk oduna durma yan” mısralarıyla başlayan Mirac bölümü, gönülleri huzur iklimiyle buluşturmuş, asırların aşk nehrinden günümüze kadar dalgalanmıştır. Osman Dede’nin(Kutb-i Nâyî) Miraciye’si muazzam bir sedayla kalpleri ferahlatmış, uzun yıllar boyu kubbelerde dalgalanmıştır. Mesnevi tarzında yazılan bu eser; segâh, müstear, dügâh, neva, saba ve hüseyni makamlarında okunmuştur. Mirac Kandili çok iyi değerlendirilmeli, bu mübarek gece feyz ve bereketle idrak edilmelidir. Salât ve selam Yüce Peygamberimiz’e ve onun mübarek ashabınadır. Arif Nihat Asya’nın çağlara seslenen natındaki özlem ve aşkla bir kez daha sesleniyoruz: Yüreklerden taşsın Yine, imanlar! Itrî, bestelesin Tekbîr’ini; Evliyâ, okusun Kur’ân’lar! Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın Kayışzâde Osman’lar Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır&#8230; Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır&#8230; Hacdan döner gibi gel; Mi’râc’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanat, rüzgâr kanat; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Âyetlerini ezber bilen Yapraklar kanad&#8230; Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezânlarını Dâvûd okusun! Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler&#8230; Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Türk-İslam âleminin kandili mübarek olsun. Cenabı Allah bu mübarek gecenin yüzü suyu hürmetine Türk dünyasında ve İslam âleminde hayırlı neticelere ulaşmayı nasip eylesin. Hanelerimize bereket, geçmişlerimize rahmet ve bütün müminlere sıhhat ve selamet duasıyla…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">En büyük mucize olan Mirac hadisesi, insanın ufkunda İlahî hikmeti  kavrama pencerelerinin açıldığı, ellerin semaya kalkıp mümin gönüllerin  huzura erdiği kutlu bir vakadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamber Efendimiz, Recep ayının 27. gecesi semaya ve huzura yükselmiştir. Bu eşsiz mucizeyi anlatan bazı ayetler şöyledir:</p>
<p style="text-align: justify;">“Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece  Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz el-Mescidül-Aksa’ya  (yeryüzüne en uzak olan mescide) götüren O Allah her türlü noksanlıktan  yücedir. Gerçekten O, işitendir görendir.” (İsra, 17/1)</p>
<p style="text-align: justify;">“O (peygamber), Cebrail’i bir başka inişinde de görmüştü. Sidretü’l-  Müntehâ’nın yanında. Ki Cennet’ül-Me’va da onun yanındadır. O zaman ki, o  Sidre’yi bürüyen bürüyordu. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. Andolsun o,  Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/13-18)</p>
<p style="text-align: justify;">Buhari ve Müslim’den rivayetle Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: justify;">“Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp,  kim olduklarını sordum, ‘ilmi ile amel etmeyen din adamlarıdır’ dendi.”</p>
<p style="text-align: justify;">Yine Müslim’den rivayetle Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="text-align: justify;">“Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya  geldim Cenneti gösterdiler Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa  aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp  namaz vakitlerini azaltmasını Allah-u Teâlâ’dan istememi söyledi. Azar  azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.”</p>
<p style="text-align: justify;">Âlemlerin sultanı olan Yüce Peygamberimiz’in Mirac’a yükselişi, Türk  edebiyatına da konu olmuş, bununla ilgili usta kalemler, önemli eserlere  imza atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Süleyman Çelebi’nin mevlidinde “Gel beri ey aşk od´una yanıcı/Kendüyi  maşuka âşık sanıcı/Dinle gel mir´acın ol şahın ayan/Âşık isen aşk oduna  durma yan” mısralarıyla başlayan Mirac bölümü, gönülleri huzur  iklimiyle buluşturmuş, asırların aşk nehrinden günümüze kadar  dalgalanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Dede’nin(Kutb-i Nâyî) Miraciye’si muazzam bir sedayla kalpleri  ferahlatmış, uzun yıllar boyu kubbelerde dalgalanmıştır. Mesnevi  tarzında yazılan bu eser; segâh, müstear, dügâh, neva, saba ve hüseyni  makamlarında okunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mirac Kandili çok iyi değerlendirilmeli, bu mübarek gece feyz ve  bereketle idrak edilmelidir. Salât ve selam Yüce Peygamberimiz’e ve onun  mübarek ashabınadır. Arif Nihat Asya’nın çağlara seslenen natındaki  özlem ve aşkla bir kez daha sesleniyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;">Yüreklerden taşsın<br />
Yine, imanlar!<br />
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;<br />
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!<br />
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın<br />
Kayışzâde Osman’lar<br />
Na’tını Galip yazsın,<br />
Mevlid’ini Süleyman’lar!<br />
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle<br />
Geri gelsin Sinan’lar!<br />
Çarpılsın, hakikat niyetine<br />
Cenaze namazı kıldıranlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Gel, ey Muhammed, bahardır&#8230;<br />
Dudaklar ardında saklı<br />
Âminlerimiz vardır&#8230;<br />
Hacdan döner gibi gel;<br />
Mi’râc’dan iner gibi gel;<br />
Bekliyoruz yıllardır!</p>
<p style="text-align: justify;">Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;<br />
Hızır kanad, Cibril kanad;<br />
Nisan kanad, bahar kanad;<br />
Âyetlerini ezber bilen<br />
Yapraklar kanad&#8230;<br />
Açılsın göklerin kapıları,<br />
Açılsın perdeler, kat kat!<br />
Çöllere dökülsün yıldızlar;<br />
Dizilsin yollarına<br />
Yetimler, günahsızlar!<br />
Çöl gecelerinden, yanık<br />
Türküler yapan kızlar<br />
Sancağını saçlarıyla dokusun;<br />
Bilâl-i Habeşî sustuysa<br />
Ezânlarını Dâvûd okusun!</p>
<p style="text-align: justify;">Konsun –yine- pervazlara güvercinler,<br />
“Hû hû”lara karışsın âminler&#8230;<br />
Mübarek akşamdır;<br />
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!</p>
<p style="text-align: justify;">Türk-İslam âleminin kandili mübarek olsun. Cenabı Allah bu mübarek  gecenin yüzü suyu hürmetine Türk dünyasında ve İslam âleminde hayırlı  neticelere ulaşmayı nasip eylesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanelerimize bereket, geçmişlerimize rahmet ve bütün müminlere sıhhat ve selamet duasıyla…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmirac-kandili-safa-sonmez.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mirac-kandili-safa-sonmez.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin son gelişmeler ve milletvekili yemin töreni öncesi yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-ve-milletvekili-yemin-toreni-oncesi-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-ve-milletvekili-yemin-toreni-oncesi-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2011 21:15:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Alan]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2818</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemiz 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi sonrası gerilim düzeyi çok yüksek bir alana kıstırılmış ve sıkıştırılmış durumdadır. Cüretkâr bir şekilde hareket eden ve iyice gemi azıya alan gözü dönmüş çevreler, milletimize ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmaktadır. İstikrar sürsün yalanlarıyla adım adım gelinen bugünkü karanlık manzarada, çöküşün ve çözülmenin emarelerine hergün bir yenisi ilave olmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi daha yasama çalışmalarına başlamadan etki ve tesir alanı çok geniş olabilecek bir krizle yüz yüze kalmıştır. Buna, AKP hükümetinin söz ve uygulamalarının birinci derecede yol açtığı gün gibi ortadadır. 12 Haziran sonrasına verilen randevular, yapılan şantajlar ve telafisi olmayacak tavizler için uyandırılan umutlar, Türk milletinin ve devletinin sisli ve engebeli bir sürece savrulmasında itici unsur olmuştur. Ayrıca Yüksek Seçim Kurulu’nun aymazlığı, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmayan bazı kişilerle ilgili sakat tutumu bugün yaşadığımız sıkıntıların en başta gelen hazırlayıcıları arasında yer almıştır. Kaldı ki partimizi ilgilendiren konularda da YSK’nın olumsuz tavrı ve yanlı tutumu akıllardan hiç çıkmayacak düzeyde ve niteliktedir. Terör propagandasından dolayı bir yılı aşkın kesinleşen hapis cezası bulunan bir şahsın, 22 Mart 2011 tarihinde Yargıtay’ca cezasının onanmasına rağmen milletvekili adayı olmasına göz yumulması Yüksek Seçim Kurulu’nun affedilmesi mümkün olmayan kusuru olarak karşımızdadır. Siyasi bölücülerin ise bu yanlışa itiraz etmemeleri ve duyarsız kalmaları, 12 Haziran sonrası için planlı bir kaos ortamının temellendirildiğini kanıtlamaktadır. Buradaki maksat, yeni anayasa üzerinden pazarlık yapılmasına, etnik kimliklerin tanınmasına ve İmralı’da yatan caninin serbest kalma şartlarının oluşturulmasına dönüktür. Ne hazindir ki, AKP’nin sessizliğinden ve hoşgörüsünden istifade eden Kandil çetesi ve İmralı’da yatan elebaşısı gündemi tayin eden bir konuma ulaşmışlardır. Siyasi bölücülerin çekinmeden ve herhangi bir korkuya kapılmadan devletin haysiyetini ayaklar altına almaları ve AKP’nin de buna çanak tutması Türkiye’nin hangi çıkmaza sürüklendiğinin apaçık göstergesidir. Nitekim milletimize meydan okurcasına İmralı’nın görüşleri doğrultusunda hareket etme beyanları, bebek katilinin siyasal aktör olmasının önündeki engelleri birer birer kaldırmaya yönelik adice bir projenin devrede olduğunu ispatlamaktadır. Terör ve şiddetle arkalanmış, demokrasi ve barış maskesiyle yüzü kapatılmış ayrılıkçı talepler her fırsatı kullanarak ülkemizi huzursuzluk ve çatışma sarmalına sokmak istemektedir. AKP’nin bölücülüğe karşı müsamahalı tutumu ve el altından teşvik etmesi bugünkü kritik noktaya gelinmesinde en büyük faktör olmuştur. Ortada AKP ile PKK arasında inkâr edilemeyecek seviyeye ulaşan bir rol paylaşımı bulunmaktadır. Bunalımdan medet uman, puslu siyasi atmosferden keyif alan ve çatışma ortamının doğmasını dileyen mihraklar son gelişmelerden ziyadesiyle memnun kalmışlardır. Fon müziğinde AKP zihniyetinin zafer çığlıkları bulunan bu yeni dönemin, risklerle ve tehditlerle dolu bir sürecin kapısını ardına kadar araladığı ortadadır. Nitekim yeni Anayasa tartışmaları etrafında temerküz eden tehlikeli ve her açıdan şaibeli bir güç mücadelesi artarak devam etmektedir. Planlanan yeni anayasa konusunda son kozlar oynanmakta, seçimler öncesindeki teklifler, temenniler ve talepler fütursuzca ilerletilmektedir. Bu kapsamda olmak üzere, TESEV’in yayımladığı en son raporun zamanlaması dikkat çekici olup, tespit ve tavsiyeleri son derece sakıncalı ve tehlikelidir. Yandaş basında köşe tutarak nasıl bir misyon üstlendikleri malum olan şahsiyetsiz kalemler, PKK-AKP ittifakıyla alt yapı çalışması sürdürülen yeni anayasa projesine lojistik ikmal sağlamaktadırlar. Egemenliğin mutlak sahibi olan aziz milletimizin, bu yetkisini dört yıllığına devrettiği vekillerinden bazılarının kanun ve ahlak dışı uygulamalara maruz kalması öncelikle bu çerçevede ele alınmalıdır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/image_gallery/gb/thumbs2/i66.jpg" alt="" width="392" height="279" />Ülkemiz 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi  sonrası gerilim düzeyi çok yüksek bir alana kıstırılmış ve sıkıştırılmış  durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cüretkâr bir şekilde hareket eden ve iyice gemi  azıya alan gözü dönmüş çevreler, milletimize ölümü gösterip sıtmaya razı  etmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İstikrar sürsün yalanlarıyla adım adım gelinen  bugünkü karanlık manzarada, çöküşün ve çözülmenin emarelerine hergün bir  yenisi ilave olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Büyük Millet Meclisi daha yasama  çalışmalarına başlamadan etki ve tesir alanı çok geniş olabilecek bir  krizle yüz yüze kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna, AKP hükümetinin söz ve uygulamalarının birinci derecede yol açtığı gün gibi ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran sonrasına verilen randevular, yapılan  şantajlar ve telafisi olmayacak tavizler için uyandırılan umutlar, Türk  milletinin ve devletinin sisli ve engebeli bir sürece savrulmasında  itici unsur olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Yüksek Seçim Kurulu’nun aymazlığı,  milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmayan bazı kişilerle ilgili  sakat tutumu bugün yaşadığımız sıkıntıların en başta gelen  hazırlayıcıları arasında yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki partimizi ilgilendiren konularda da  YSK’nın olumsuz tavrı ve yanlı tutumu akıllardan hiç çıkmayacak düzeyde  ve niteliktedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terör propagandasından dolayı bir yılı aşkın  kesinleşen hapis cezası bulunan bir şahsın, 22 Mart 2011 tarihinde  Yargıtay’ca cezasının onanmasına rağmen milletvekili adayı olmasına göz  yumulması Yüksek Seçim Kurulu’nun affedilmesi mümkün olmayan kusuru  olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi bölücülerin ise bu yanlışa itiraz  etmemeleri ve duyarsız kalmaları, 12 Haziran sonrası için planlı bir  kaos ortamının temellendirildiğini kanıtlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradaki maksat, yeni anayasa üzerinden pazarlık  yapılmasına, etnik kimliklerin tanınmasına ve İmralı’da yatan caninin  serbest kalma şartlarının oluşturulmasına dönüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne hazindir ki, AKP’nin sessizliğinden ve  hoşgörüsünden istifade eden Kandil çetesi ve İmralı’da yatan elebaşısı  gündemi tayin eden bir konuma ulaşmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi bölücülerin çekinmeden ve herhangi bir  korkuya kapılmadan devletin haysiyetini ayaklar altına almaları ve  AKP’nin de buna çanak tutması Türkiye’nin hangi çıkmaza sürüklendiğinin  apaçık göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim milletimize meydan okurcasına İmralı’nın  görüşleri doğrultusunda hareket etme beyanları, bebek katilinin siyasal  aktör olmasının önündeki engelleri birer birer kaldırmaya yönelik adice  bir projenin devrede olduğunu ispatlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terör ve şiddetle arkalanmış, demokrasi ve barış  maskesiyle yüzü kapatılmış ayrılıkçı talepler her fırsatı kullanarak  ülkemizi huzursuzluk ve çatışma sarmalına sokmak istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin bölücülüğe karşı müsamahalı tutumu ve el  altından teşvik etmesi bugünkü kritik noktaya gelinmesinde en büyük  faktör olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortada AKP ile PKK arasında inkâr edilemeyecek seviyeye ulaşan bir rol paylaşımı bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunalımdan medet uman, puslu siyasi atmosferden  keyif alan ve çatışma ortamının doğmasını dileyen mihraklar son  gelişmelerden ziyadesiyle memnun kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fon müziğinde AKP zihniyetinin zafer çığlıkları  bulunan bu yeni dönemin, risklerle ve tehditlerle dolu bir sürecin  kapısını ardına kadar araladığı ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim yeni Anayasa tartışmaları etrafında  temerküz eden tehlikeli ve her açıdan şaibeli bir güç mücadelesi artarak  devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Planlanan yeni anayasa konusunda son kozlar  oynanmakta, seçimler öncesindeki teklifler, temenniler ve talepler  fütursuzca ilerletilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda olmak üzere, TESEV’in yayımladığı en  son raporun zamanlaması dikkat çekici olup, tespit ve tavsiyeleri son  derece sakıncalı ve tehlikelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yandaş basında köşe tutarak nasıl bir misyon  üstlendikleri malum olan şahsiyetsiz kalemler, PKK-AKP ittifakıyla alt  yapı çalışması sürdürülen yeni anayasa projesine lojistik ikmal  sağlamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Egemenliğin mutlak sahibi olan aziz  milletimizin, bu yetkisini dört yıllığına devrettiği vekillerinden  bazılarının kanun ve ahlak dışı uygulamalara maruz kalması öncelikle bu  çerçevede ele alınmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle partimizin İstanbul Milletvekili Sayın  Engin Alan ve benzer durumda bulunan bir kısım milletvekilinin  yaşadıkları mağduriyet ve maruz kaldıkları haksızlıklar Türk  demokrasisine vurulan en ciddi darbelerden birisi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Baştan Sayın Engin Alan olmak üzere,  milletvekili seçilen ve halen cezaevinde bulunan şahısların,  itirazlarına rağmen tutukluluk hallerinin devam etmesi tam anlamıyla  hukuk skandalıdır</p>
<p style="text-align: justify;">Bu demokrasi ayıbının bir üst mahkeme tarafından ortadan kaldırılması her şeyden öncelikli hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardan beri yılan hikâyesine dönen ve bir  türlü sonuçlandırılamayan dava süreçlerinin insaf, vicdan ve adalet  ölçülerinden tamamen uzaklaştığı da bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Suçlu olup olmadıkları henüz belli olmayan ve  hukuken durumları netlik kazanmamış milletvekillerinin tutukluluk  hallerinin sürdürülmesi Türk milletinin tercihine açıkça hakaret ve  karşı tavırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa’nın 76.maddesinin ikinci fıkrasıyla,  2839 Sayılı Milletvekili Seçim Kanunun 11.maddesi milletvekilliğine mani  halleri sıralamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre Sayın Engin Alan ve aynı durumda  bulunanların da hukuken milletvekilli olmalarına engel herhangi bir  durumlarının söz konusu olmadığı aşikârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer seçilmiş kişilerin özgürlüklerinin  kısıtlanmasındaki inat ve ısrar sürerse, bu defa akıllara ister istemez  belirli amaçların gözetildiği hususu gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Halen cezaevinde bulunan milletvekillerinin;  “kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphesi” doğrultusunda tutukluluk  hallerinin devam etmesi yanlı karar veren ve siyallaşmış yargının en  bariz örneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hizbullah militanlarını serbest bırakırken şüphe  alameti görmeyen AKP güdümlü yargı anlayışı, nedense aynı eğilimi bu  son itirazlarda göstermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">22 Temmuz 2007 seçimlerine tutuklu olduğu halde  bağımsız milletvekili adayı olarak katılan ve ardından da seçilen bir  şahıs seçim sonuçlarının ilamından sonra serbest bırakılırken, Sayın  Engin Alan ve benzer durumda olanların tutukluluk hallerinin devam  etmesi AKP’nin yeni bir oyunu sahnelemeye çalıştığına işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte PKK’yla kahramanca mücadele eden  değerli bir şahıstan bugün rövanş alırcasına hareket edilmesi Türk  milletinin aziz vicdanında hiçbir şekilde karşılık bulamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmeler ışığında Türk yargısı ileri  demokrasi zırvasıyla hareket eden AKP tarafından hücuma uğramış ve  bağımsızlığı endişe verici şekilde zedelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Referandumunda üstünlerin hukukuna son  vereceklerini iddia eden Başbakan Erdoğan, hukukun üstünlüğü yerine  kendi üstünlüklerini ve AKP hukukunun hâkimiyetini tesis etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarafsızlığını yitiren, siyasal müdahalelere  açık bir duruma gelen yargının verdiği kararların hiçbir inandırıcılığı  olmayacağı gibi, adalet duygusuna da büyük bir zarar vereceği  kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Geldiğimiz bugünkü aşamada, demokrasi ve millet  egemenliği AKP’nin üstünlüğünü benimsemiş hukukçu zihniyeti tarafından  kuşatılmış durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP yöneticilerinin millet iradesine yapılan  suikastları önleme yerine, çelişkili açıklamaları da ikiyüzlü siyasette  alınan mesafeyi göstermesi bakımından ibretliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün, aleyhine olan yargı kararlarını acımasızca  eleştiren ve atanmışların seçilmişlerin önüne geçemeyeceğini iddia eden  AKP hükümetinin, demokrasiden ve hukuktan yalnızca kendi işine gelenleri  anladığı açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakları askıda olan milletvekillerinin  sorunlarının halli birinci gündem maddesi olması gerekirken, gerek  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den gerekse de Başbakan Erdoğan’dan yeni  anayasa yapımı konusunda görüşler gelmesi ise düşündürücü olduğu kadar  kuşku verici bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Nisan ayında  bazı bağımsız adayların YSK tarafından müracaatlarının kabul edilmemesi  karşısında gösterilen direncin ve tepkinin bir benzerine ahlaken bugünde  ihtiyaç olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Son gelişmelerin ve AKP patentli yargı  kararlarının hedefinde yeni anayasa konusunda itirazların engellenmesi  ve var olan sorunlardan dolayı anayasal çözüm konusunda buluşulmasını  temin çabaları belirleyici hale geldiği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, vahim bir hal alan  siyasi ve demokrasi krizinin, güdümlü yargı yoluyla ya da boykot  niyetleriyle değil, TBMM içerisinde aşılacağına yürekten inanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz, Başbakan Erdoğan’ı; samimi bir şekilde tavır almaya ve demokrasiyi savunmaya çağırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin içine düştüğü karanlık süreçte  kaybolmaması için sorumluluk mevkiinde bulunanların akıllarını başlarına  almalarında sonsuz yararlar olduğu şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, TBMM’nin  saygınlığına ve millet iradesinin vazgeçilmezliğine inandığından dolayı,  yemin törenine tüm milletvekilleriyle eksiksiz katılacak ve  demokrasinin işlemesine destek verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Boykot kararı alanların, bunu aklından  geçirenlerin, TBMM’ni kirli emellerine alet etmeye yeltenenlerin  krizden, kavgadan ve kaostan beslenenler olacağı tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">TBMM’nde yapılacak olan milletvekilliği yemin  töreni öncesi muhatapları tarafından bu tespitlerimiz üzerinde  düşünülmesi ve müşterek duruş gösterilmesi elzem haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve partisini çok önemli bir  samimiyet testi beklemekte, kendilerine yapılmasını istemedikleri  uygulamalar karşısında omurgalı tavır almaları için önlerinden tarihi  bir fırsat durmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaybedecek vakit, boşa geçecek zaman ve heba edecek değer artık kalmamıştır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-ve-milletvekili-yemin-toreni-oncesi-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-ve-milletvekili-yemin-toreni-oncesi-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin seçilmiş milletvekillerinin tahliye edilmemesiyle ilgili yargı kararları hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-secilmis-milletvekillerinin-tahliye-edilmemesiyle-ilgili-yargi-kararlari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-secilmis-milletvekillerinin-tahliye-edilmemesiyle-ilgili-yargi-kararlari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2011 21:12:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Alan]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2815</guid>
		<description><![CDATA[12 Haziran 2011 seçimlerinde milletvekili seçilen Sayın Mehmet Haberal, Sayın Mustafa Balbay ve Sayın Engin Alan’ın tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararları, milli iradeye saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından esef verici bir garabettir. AKP iktidarının vesayeti altında siyasallaşan güdümlü yargının hazin bir örneği olan bu kararlarla, egemenliğin yegane kaynağı olan milli iradeye, demokrasiye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne meydan okunmuştur. Türkiye, milli iradeyi hiçe sayan, tanımadığını ilan eden hukuk dışı bir yargı müdahalesiyle karşı karşıyadır. Adalete olan güven duygusu çok ağır yara almıştır. Milli irade gaspı olan bu kararlarla yargı krizi, demokrasi krizine ve siyasi krize dönüşmüştür. Bu vahim durum karşısında Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan ve AKP yöneticilerinin sessiz, suskun ve tepkisiz kalmaları, ileri demokrasi anlayışlarının ne olduğunun hazin bir göstergesidir. Bugün yaşanan krizin hukuki süreçler içinde aşılamaması halinde siyaset kurumu bu duruma müdahale etmek zorundadır. Bunun için yapılması gereken, mahkemelerin keyfi yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin TBMM’nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmesidir. Burada en büyük görev ve sorumluluk Meclis çoğunluğu nedeniyle Başbakan’a ve AKP’ye düşmektedir. Başbakan’ı bu konuda sorumlu davranmaya ve gerekli girişimleri başlatmaya davet ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />12 Haziran 2011 seçimlerinde milletvekili  seçilen Sayın Mehmet Haberal, Sayın Mustafa Balbay ve Sayın Engin  Alan’ın tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararları, milli iradeye  saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından  esef verici bir garabettir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarının vesayeti altında siyasallaşan  güdümlü yargının hazin bir örneği olan bu kararlarla, egemenliğin yegane  kaynağı olan milli iradeye, demokrasiye ve Türkiye Büyük Millet  Meclisi’ne meydan okunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, milli iradeyi hiçe sayan, tanımadığını ilan eden hukuk dışı bir yargı müdahalesiyle karşı karşıyadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalete olan güven duygusu çok ağır yara almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli irade gaspı olan bu kararlarla yargı krizi, demokrasi krizine ve siyasi krize dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vahim durum karşısında Sayın  Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan ve AKP yöneticilerinin sessiz, suskun ve  tepkisiz kalmaları, ileri demokrasi anlayışlarının ne olduğunun hazin  bir göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün yaşanan krizin hukuki süreçler içinde aşılamaması halinde siyaset kurumu bu duruma müdahale etmek zorundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için yapılması gereken, mahkemelerin keyfi  yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin  TBMM’nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada en büyük görev ve sorumluluk Meclis çoğunluğu nedeniyle Başbakan’a ve AKP’ye düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ı bu konuda sorumlu davranmaya ve gerekli girişimleri başlatmaya davet ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-secilmis-milletvekillerinin-tahliye-edilmemesiyle-ilgili-yargi-kararlari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-secilmis-milletvekillerinin-tahliye-edilmemesiyle-ilgili-yargi-kararlari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin YSK ve yargı kararları tartışmaları hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ysk-ve-yargi-kararlari-tartismalari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ysk-ve-yargi-kararlari-tartismalari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jun 2011 21:10:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[YSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2812</guid>
		<description><![CDATA[12 Haziran 2011 seçimleri sonrası oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 24. Dönem çalışmaları tartışmalı yargı kararları, şiddet çağrılarının ve tehditlerin gölgesinde gergin bir ortamda başlamaktadır. Bu durum Türkiye’nin huzuru ve demokratik rejimin geleceği açısından her yönüyle endişe vericidir. Seçimlerin genel yönetimi ve denetimiyle görevli Anayasal organ olan Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları seçim sürecinde olduğu gibi bugün de tartışılmaktadır. Bu konulardaki hukuki ve siyasi meşruiyet tartışmalarında ipin ucunun kaçtığını, bütün ölçülerin kaybedildiğini esefle izlemekteyiz. Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim sürecinde parlak bir sınav veremediği bir vakıadır. Bazı bağımsızların adaylıklarını önce kabul etmemesi, arkasından tehdit ve baskıların etkisiyle bundan rücu etmesi YSK’nın tasarruflarının meşruiyetini tartışmalı hale getirmiştir. Adaylıkları veto edilenlerin kitleleri tahrik ederek şiddet ortamı yaratması ve AKP hükümetinin bunları himayesi altına alarak siyasi baskı yapması sonucu “eksik evrak tamamlandı” gerekçesiyle YSK geri adım atmak durumunda kalmıştır. Yaşanan bu gelişmelerin en tehlikeli sonucu, şiddeti siyasi araç olarak kullananların bu yöntemle sonuç alınacağını görmüş olmaları ve bundan ilerisi için cüret ve cesaret kazanmalarıdır. Yüksek Seçim Kurulu’nun vicdanları yaralayan, bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşüren diğer bir icraatı, Başbakan Erdoğan’ın seçim sürecinde MHP aleyhine hayasızca yürüttüğü kampanya karşısında sessiz kalması olmuştur. Bu konudaki başvurumuzu reddederek işlem yapmayan YSK itibar kaybetmiştir. Partimizle ilişkisi kesilen bir şahsın adaylığını düşürmemesi de bu güven ve itibar aşınmasını derinleştirmiştir. 12 Haziran 2011 seçimlerinde Diyarbakır’dan bağımsız olarak katılan ve seçilen bir milletvekiliyle ilgili olarak YSK’nın aldığı son karar, çok tehlikeli bir siyasi gerginliğe yol açmıştır. YSK’nın Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerine dayanarak aldığı bu karar üzerine başlayan milli iradenin üstünlüğü ve siyasi temsil tartışmaları siyasi gündemin merkezine oturmuştur. Hakkında milletvekili seçilmeye mani mahkumiyet hükmü olan bir kişinin adaylığını seçim öncesi iptal etmeyen YSK bu konuda sorumlu ve basiretli davranmamıştır. Zamanında görev ve sorumluluğun gereğini yapmayan YSK bugünkü tartışmaların yolunu açmış, bunu şiddet ve kaos ortamı yaratmak için kullanmak isteyen çevrelere malzeme vermiştir. Bu vesileyle başlatılan şiddet ve TBMM’ni boykot çağrıları, hayasızca yapılan tahrik ve tehditler Türkiye’yi çok vahim sonuçları olacak karanlık bir dönemin beklediğinin habercisidir. Türk toplumu esasen çok gergindir. Bölücü tahrikler toplumsal bünyemizi hırpalamış ve yaralamıştır. 22 Haziran 2011 günü Tunceli Nazimiye’de alçakça şehit edilen iki kahraman emniyet görevlimizin acısı hala yürekleri dağlamaktadır. Böyle bir ortamda siyasi tahriklerde bulunmak ve sokak gösterileriyle şiddete başvurmak hepimizin altında kalacağı bir felakete davetiye çıkarmak olacaktır. Bu bakımdan herkes ve her kesim anayasa ve yasalara saygılı olmak, Türkiye’nin geleceğini her türlü siyasi düşünce ve hesabın üstünde tutan bir sorumluluk anlayışıyla hareket etmek zorundadır. Bu düşüncelerle herkesi ortamı zehirlemekten, gerginlik, tahrik ve husumet siyasetine bel bağlamaktan ve siyasi kriz tellallığı yapmaktan vazgeçmeye çağırıyorum. Bu ülke hepimizindir. Türkiye’yi bugünkü bunalım ortamından çıkarıp aydınlık, mutlu ve huzurlu bir geleceğe taşımak hepimizin ortak milli görevidir. Siyasette varlık nedenimiz de budur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />12 Haziran 2011 seçimleri sonrası oluşan Türkiye  Büyük Millet Meclisi’nin 24. Dönem çalışmaları tartışmalı yargı  kararları, şiddet çağrılarının ve tehditlerin gölgesinde gergin bir  ortamda başlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum Türkiye’nin huzuru ve demokratik rejimin geleceği açısından her yönüyle endişe vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçimlerin genel yönetimi ve denetimiyle görevli  Anayasal organ olan Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları seçim sürecinde  olduğu gibi bugün de tartışılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konulardaki hukuki ve siyasi meşruiyet  tartışmalarında ipin ucunun kaçtığını, bütün ölçülerin kaybedildiğini  esefle izlemekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim sürecinde parlak bir sınav veremediği bir vakıadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı bağımsızların adaylıklarını önce kabul  etmemesi, arkasından tehdit ve baskıların etkisiyle bundan rücu etmesi  YSK’nın tasarruflarının meşruiyetini tartışmalı hale getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adaylıkları veto edilenlerin kitleleri tahrik  ederek şiddet ortamı yaratması ve AKP hükümetinin bunları himayesi  altına alarak siyasi baskı yapması sonucu “eksik evrak tamamlandı”  gerekçesiyle YSK geri adım atmak durumunda kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşanan bu gelişmelerin en tehlikeli sonucu,  şiddeti siyasi araç olarak kullananların bu yöntemle sonuç alınacağını  görmüş olmaları ve bundan ilerisi için cüret ve cesaret kazanmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek Seçim Kurulu’nun vicdanları yaralayan,  bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşüren diğer bir icraatı,  Başbakan Erdoğan’ın seçim sürecinde MHP aleyhine hayasızca yürüttüğü  kampanya karşısında sessiz kalması olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konudaki başvurumuzu reddederek işlem yapmayan YSK itibar kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizle ilişkisi kesilen bir şahsın adaylığını düşürmemesi de bu güven ve itibar aşınmasını derinleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran 2011 seçimlerinde Diyarbakır’dan  bağımsız olarak katılan ve seçilen bir milletvekiliyle ilgili olarak  YSK’nın aldığı son karar, çok tehlikeli bir siyasi gerginliğe yol  açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">YSK’nın Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerine  dayanarak aldığı bu karar üzerine başlayan milli iradenin üstünlüğü ve  siyasi temsil tartışmaları siyasi gündemin merkezine oturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakkında milletvekili seçilmeye mani mahkumiyet  hükmü olan bir kişinin adaylığını seçim öncesi iptal etmeyen YSK bu  konuda sorumlu ve basiretli davranmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanında görev ve sorumluluğun gereğini  yapmayan YSK bugünkü tartışmaların yolunu açmış, bunu şiddet ve kaos  ortamı yaratmak için kullanmak isteyen çevrelere malzeme vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle başlatılan şiddet ve TBMM’ni boykot  çağrıları, hayasızca yapılan tahrik ve tehditler Türkiye’yi çok vahim  sonuçları olacak karanlık bir dönemin beklediğinin habercisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk toplumu esasen çok gergindir. Bölücü tahrikler toplumsal bünyemizi hırpalamış ve yaralamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">22 Haziran 2011 günü Tunceli Nazimiye’de alçakça  şehit edilen iki kahraman emniyet görevlimizin acısı hala yürekleri  dağlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle bir ortamda siyasi tahriklerde bulunmak ve  sokak gösterileriyle şiddete başvurmak hepimizin altında kalacağı bir  felakete davetiye çıkarmak olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bakımdan herkes ve her kesim anayasa ve  yasalara saygılı olmak, Türkiye’nin geleceğini her türlü siyasi düşünce  ve hesabın üstünde tutan bir sorumluluk anlayışıyla hareket etmek  zorundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşüncelerle herkesi ortamı zehirlemekten,  gerginlik, tahrik ve husumet siyasetine bel bağlamaktan ve siyasi kriz  tellallığı yapmaktan vazgeçmeye çağırıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülke hepimizindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi bugünkü bunalım ortamından çıkarıp aydınlık, mutlu ve huzurlu bir geleceğe taşımak hepimizin ortak milli görevidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasette varlık nedenimiz de budur.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-ysk-ve-yargi-kararlari-tartismalari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ysk-ve-yargi-kararlari-tartismalari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevekkül &#8211; Faruk KELEŞTİMUR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tevekkul-faruk-kelestimur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tevekkul-faruk-kelestimur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jun 2011 21:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Arvasi]]></category>
		<category><![CDATA[fazilet]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[üç aylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2827</guid>
		<description><![CDATA[“Asla ölmeyecek, hakiki hayat sahibi ve daima diri olan Allah’a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et!” (el-Furkan, 58) Bereketin hâsıl olduğu, kâinatın nurla dolduğu, mümin gönüllerin huzura kavuştuğu üç aylarda “tevekkül” hasletinin kıymetini bir kez daha idrak ediyoruz. Sadece namaz, oruç vb. ibadetlerde değil hayırlı amel olduğuna inanılarak yapılan her işte Cenabı Allah’ın rızasını kazanabilmek gayesi esastır. Bu gayenin beraberinde gelecek olan gayrette ise müşahhas başarı değil tevekkülün hikmetli kapısına ulaşabilmek hedeflenmelidir. Allah’a tevekkül karamsarlığı örter, ferahlık getirir, umut verir. Zira kalbi salim, selim ve mutmain kılan, hayrın ve şerrin O’ndan geldiğine olan inançtır. Tevekkül ve teslimiyet de bu inancın gereğidir. Fani olanın içinde hapsolmamak ve fani olanın içinde baki olana teslim olmak, her hesabın üzerinde O’nun hesabı olduğunu, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğini idrak etmekle mümkün olacaktır. Hicret sırasında mağarada Ebu Bekir(r.a.) “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olursa mutlaka bizi görür” demiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyor(ve haklarında neler düşünüyor)sun, ey Ebu Bekir.” Buradan feyizle tevekkülün, imkânlar nispetinde bir yöneliş olmadığını ve her şart altında sarılmamız gereken bir konumda olduğunu görüyoruz. Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığında  “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” ifadesindeki tevekkülünü tefekkür ettiğimizde, Nemrut’un zalimliğini ve ateşe su taşıyan karıncanın “saf belli etme” niyetini daha iyi anlıyoruz. Enbiya Suresi’ndeki “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!’ dedik” ayetindeki İlahi mesajı daha iyi kavrıyoruz. Esmaül Hüsna’dan olan el Vekil; “güvenilen, işlerini kendisine bırakanların isteklerini en iyi şekilde yerine getiren” anlamlarını taşımaktadır. Peygamber Efendimiz; “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül edebilirseniz, sabahleyin karınları aç gidip, akşamları tok dönen kuşların rızıklandığı gibi rızıklanırsınız” buyurmuştur. Tevekkül etmek, belli bir gayretin ve tedbirin sonucu olarak gerçekleştiğinde esas mahiyetine kavuşur. Cenabı Allah’ın verdiği iradeyi kullanmayıp “Allah’a tevekkül ettim” anlayışı ve rahatlığı tevekkül değil rehavettir. S. Abdulhakim Arvasi; “Tevekkül, iş yapmayıp tembel olmak için değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül olunur. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için tevekkül olunur” demiştir. Üç aylar sadece ibadetlerin artırıldığı kıymetli bir zaman dilimi değildir. Aynı zamanda İslam ahlak ve fazileti hattındaki bütün değerleri, güzellikleri, erdemleri ve iyi huyları içselleştirip fıtratımızda kalıcı kılabileceğimiz mübarek bir vesiledir. Tevekkül ehli olabilmek duasıyla…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><em>“Asla ölmeyecek, hakiki hayat sahibi ve daima diri olan Allah’a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et!” (el-Furkan, 58)</em></p>
<p>Bereketin hâsıl olduğu, kâinatın nurla dolduğu, mümin gönüllerin  huzura kavuştuğu üç aylarda “tevekkül” hasletinin kıymetini bir kez daha  idrak ediyoruz.</p>
<p>Sadece namaz, oruç vb. ibadetlerde değil hayırlı amel olduğuna  inanılarak yapılan her işte Cenabı Allah’ın rızasını kazanabilmek gayesi  esastır. Bu gayenin beraberinde gelecek olan gayrette ise müşahhas  başarı değil tevekkülün hikmetli kapısına ulaşabilmek hedeflenmelidir.</p>
<p>Allah’a tevekkül karamsarlığı örter, ferahlık getirir, umut verir.  Zira kalbi salim, selim ve mutmain kılan, hayrın ve şerrin O’ndan  geldiğine olan inançtır. Tevekkül ve teslimiyet de bu inancın  gereğidir.</p>
<p>Fani olanın içinde hapsolmamak ve fani olanın içinde baki olana  teslim olmak, her hesabın üzerinde O’nun hesabı olduğunu, hayrın ve  şerrin Allah’tan geldiğini idrak etmekle mümkün olacaktır.</p>
<p>Hicret sırasında mağarada Ebu Bekir(r.a.) “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer  şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olursa mutlaka bizi görür”  demiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:  “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyor(ve haklarında neler  düşünüyor)sun, ey Ebu Bekir.” Buradan feyizle tevekkülün, imkânlar  nispetinde bir yöneliş olmadığını ve her şart altında sarılmamız gereken  bir konumda olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığında  “Allah bize yeter, O ne güzel  vekildir” ifadesindeki tevekkülünü tefekkür ettiğimizde, Nemrut’un  zalimliğini ve ateşe su taşıyan karıncanın “saf belli etme” niyetini  daha iyi anlıyoruz. Enbiya Suresi’ndeki “Ey ateş! İbrahim için serinlik  ve esenlik ol!’ dedik” ayetindeki İlahi mesajı daha iyi kavrıyoruz.</p>
<p>Esmaül Hüsna’dan olan el Vekil; “güvenilen, işlerini kendisine  bırakanların isteklerini en iyi şekilde yerine getiren” anlamlarını  taşımaktadır.</p>
<p>Peygamber Efendimiz; “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül  edebilirseniz, sabahleyin karınları aç gidip, akşamları tok dönen  kuşların rızıklandığı gibi rızıklanırsınız” buyurmuştur.</p>
<p>Tevekkül etmek, belli bir gayretin ve tedbirin sonucu olarak  gerçekleştiğinde esas mahiyetine kavuşur. Cenabı Allah’ın verdiği  iradeyi kullanmayıp “Allah’a tevekkül ettim” anlayışı ve rahatlığı  tevekkül değil rehavettir.</p>
<p>S. Abdulhakim Arvasi; “Tevekkül, iş yapmayıp tembel olmak için  değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül  olunur. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için tevekkül olunur”  demiştir.</p>
<p>Üç aylar sadece ibadetlerin artırıldığı kıymetli bir zaman dilimi  değildir. Aynı zamanda İslam ahlak ve fazileti hattındaki bütün  değerleri, güzellikleri, erdemleri ve iyi huyları içselleştirip  fıtratımızda kalıcı kılabileceğimiz mübarek bir vesiledir.</p>
<p>Tevekkül ehli olabilmek duasıyla…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftevekkul-faruk-kelestimur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tevekkul-faruk-kelestimur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülkücü Şehit İmdat Sarıca’yı Anma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkucu-sehit-imdat-sarica%e2%80%99yi-anma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkucu-sehit-imdat-sarica%e2%80%99yi-anma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jun 2011 23:24:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehit İmdat Sarıca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2807</guid>
		<description><![CDATA[“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor Bir hilal uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor” 1957 Konya doğumlu olan İmdat Sarıca; örnek bir Müslüman, güzel ahlâk timsali inançlı bir ülkü eriydi. Büyük Ülkü Derneği (B.Ü.D) Antalya il başkanlığı görevini yürütüyordu. 1976 yılında evlerine bomba atılmış olmasına rağmen etraftan gelen saldıralara aldırış etmeden kutlu ülkünün sancaktarlığını yapıyordu. Sınav için gittiği Antalya Lisesi’nin önünden geçerken komünist militanlarca kurşunlanarak şehit edildiğinde, üzerinden küçük bir Kuran-ı Kerim ve anasının resmiyle 500 Türk lirası çıkmıştır… Ülkesinin ve milletinin aydınlık geleceği için mücadele ediyor, Türk-İslam davasına, Ülkücü Hareket içerisinde hizmet ediyordu. Şahsiyeti, ahlakı, olgunluğu ve inancıyla her Türk vatandaşına örnek teşkil edecek bir fazilet çizgisini, hayatına şiar etmişti. İmdat Sarıca, unutulmayacak bir şehit olduğu gibi, hayatı ve şahsiyetiyle, örnek alınacak bir karakterdir. Edep ve hayâ abidesi, Türk-İslam ülkücülerinin ve Türk milliyetçilerinin şehidi İmdat Sarıca’ın, adını hafızalarımızda, hayatını yaşayışımızda, şehadetini de kalplerimizde yaşatmanın azminde ve kararlılığında olacağız. Vefatının 34. yılında, bu büyük dava adamını  bir kez daha rahmetle anıyoruz. Cenabı Allah, ruhunu şad, mekânını cennet eylesin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor</em><em><br />
<em>Bir hilal uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor”</em></em></p>
<p style="text-align: justify;">1957 Konya doğumlu olan İmdat Sarıca; örnek bir Müslüman, güzel ahlâk timsali inançlı bir ülkü eriydi. Büyük Ülkü Derneği (B.Ü.D) Antalya il başkanlığı görevini yürütüyordu. 1976 yılında evlerine bomba atılmış olmasına rağmen etraftan gelen saldıralara aldırış etmeden kutlu ülkünün sancaktarlığını yapıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sınav için gittiği Antalya Lisesi’nin önünden geçerken komünist militanlarca kurşunlanarak şehit edildiğinde, üzerinden küçük bir Kuran-ı Kerim ve anasının resmiyle 500 Türk lirası çıkmıştır…</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkesinin ve milletinin aydınlık geleceği için mücadele ediyor, Türk-İslam davasına, Ülkücü Hareket içerisinde hizmet ediyordu. Şahsiyeti, ahlakı, olgunluğu ve inancıyla her Türk vatandaşına örnek teşkil edecek bir fazilet çizgisini, hayatına şiar etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">İmdat Sarıca, unutulmayacak bir şehit olduğu gibi, hayatı ve şahsiyetiyle, örnek alınacak bir karakterdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Edep ve hayâ abidesi, Türk-İslam ülkücülerinin ve Türk milliyetçilerinin şehidi İmdat Sarıca’ın, adını hafızalarımızda, hayatını yaşayışımızda, şehadetini de kalplerimizde yaşatmanın azminde ve kararlılığında olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Vefatının 34. yılında, bu büyük dava adamını  bir kez daha rahmetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenabı Allah, ruhunu şad, mekânını cennet eylesin.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulkucu-sehit-imdat-sarica%25e2%2580%2599yi-anma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkucu-sehit-imdat-sarica%e2%80%99yi-anma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri ve İl Başkanları ile yapılan toplantılar hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-merkez-yonetim-kurulu-uyeleri-ve-il-baskanlari-ile-yapilan-toplantilar-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-merkez-yonetim-kurulu-uyeleri-ve-il-baskanlari-ile-yapilan-toplantilar-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jun 2011 21:06:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2809</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yönetim Kurulu ve İl Başkanları iki ayrı oturum halinde gerçekleştirilen toplantılarla bir araya gelmiştir. Merkez Yönetim Kurulu’nun birinci gündemi olarak; Başkanlık Divanın teşekkül ettirilmesi ve MYK’da boşalan asıl üyeliklerinin tamamlanması olarak belirginlik kazanmıştır. İkinci olarak ise teşkil edilecek Seçim Değerlendirme Komisyonu marifetiyle; il, ilçe ve beldelerden bir ay içinde gelecek raporlarla birlikte, ilerleyen süreçte 24. Dönem Milletvekilliği Genel Seçim sonuçlarının sağlıklı, detaylı ve objektif değerlendirilmesi konusunda karar verilmiştir. İlave olarak genel seçim öncesindeki siyasi faaliyetler ve teşkilatların performansı ele alınmış ve önümüzdeki dönemin muhtemel konu başlıkları ve siyasi gündem hakkında etraflıca bir değerlendirme yapılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi çok zorlu ve tehditlerle dolu bir seçim dönemini geride bırakmıştır. Özellikle, partimize dönük çok yönlü saldırının ve tahriklerin seçim sürecini ve siyasi rekabeti olumsuz etkilediği müşahede edilmiştir. Şüphesiz Türkiye için tarihi kader ve karar anına işaret eden 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi, büyük tartışmaların ve skandalların gölgesinde gerçekleştirilmiştir. AKP’nin gizli gündemi karşısında milli bir duruş gösteren ve Türk milletinin bin yıllık kardeşliğini temelinde bozmayı planlayan çabalara partimizin itiraz etmesi iftiralara, mütecaviz girişimlere maruz kalmasına yol açmıştır. Bu itibarla sistemli ve AKP’nin baş rol oyuncusu olduğu kirli bir senaryo adım adım ilerletilmiş ve Milliyetçi Hareket Partisi hayasızca hedef tahtasına oturtulmuştur. MHP’nin baraj altında bırakılması ve siyasetten tasfiye edilmesi için ısrarlı bir mücadele sergilenmiştir. Nitekim ülkemiz dünyada bile eşine ve benzerine az rastlanır bir demokrasi tahribatıyla ve yıkımıyla yüz yüze kalmıştır. Kimliği, kişiliği ve aidiyeti karanlıkta kalan mihraklar en başta Milliyetçi Hareket Partisi’ne pervasızca, ahlaksızca ve insanlık dışı yöntemlerle saldırmışlardır. 12 Haziran gününe gelesiye kadar; √ Özel hayatların iğrenç bir şekilde takibi yapılmış, √ Yasa dışı yollarla izleme, dinleme, gözetleme amacıyla evlere kameralar yerleştirilmiş, √ Ve arkasından da elde edilen kayıtlar internet üzerinden yayınlanmıştır. Siyasi sonuçlar üretmeye çalışan bu tezgâhın hiçbir engellemeye maruz kalmadan varlığını devam ettirmesi ise Türk siyaseti açısından büyük bir talihsizlik ve kırılma olmuştur. Ahlaken çok sorunlu görüntüleri sanal âlemden servis edenlerin öncelikle; Milliyetçi Hareket Partisi’ni Milletvekilliği Genel Seçim’inde zora sokmayı, toplum nezdinde itibarını düşürmeyi ve Meclis dışına itmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır. Esasen kaset parantezine alınarak ağır bir şantajla köşeye sıkıştırılmaya çalışılan yalnızca Milliyetçi Hareket Partisi olmamış, Türk siyaseti ve demokrasisi bu gelişmelerden derin bir yara almıştır. Ne var ki partimize hayâsızca saldıran şeref ve seviye yoksunu karanlık odaklara yönelik AKP hükümetinden inandırıcı ve etkili bir adım bugüne kadar henüz gelmemiştir. Özel hayatı deşifre ederek siyaset üzerinde baskı kurmaya ve tehditlerle mesafe almaya çalışanlara karşı devlet organları tepkisiz, hareketsiz ve yetersiz kalmıştır. Başbakan Erdoğan’ın, Milliyetçi Hareket Partisi’nin zor durumundan istifade ederek meydanlarda kaset tezgâhını diline dolaması, AKP’nin de bu şer kumpanyasının bir parçası olduğu izlenimini güçlendirmiştir. Partimizi sözde tanzim etmeye, yeniden tasarlamaya ya da dizayn etmeye niyetlenen çetenin ekmeğine AKP’nin yağ sürdüğü tartışmasızdır. İç ve dış uzantıları olduğu yönünde güçlü emarelerin bulunduğu bu organize suç çetesi, seçimler öncesinde Türk siyasetine istikamet vermek istemiştir. Bugün ülkemiz, küresel sisteme ve güç merkezlerine hizmet eden, faaliyetlerini hala yerel uzantıları eliyle yürüten büyük bir suç şebekesiyle karşı karşıyadır. Yabancı istihbarat kurumlarının kontrolsüz yapıları ve içerideki psikolojik operasyonları, ajitasyonlar, tahrikler, kamuoyu yönlendirmeleri, halkla ilişkiler...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yönetim Kurulu  ve İl Başkanları iki ayrı oturum halinde gerçekleştirilen toplantılarla  bir araya gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merkez Yönetim Kurulu’nun birinci gündemi  olarak; Başkanlık Divanın teşekkül ettirilmesi ve MYK’da boşalan asıl  üyeliklerinin tamamlanması olarak belirginlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci olarak ise teşkil edilecek Seçim  Değerlendirme Komisyonu marifetiyle; il, ilçe ve beldelerden bir ay  içinde gelecek raporlarla birlikte, ilerleyen süreçte 24. Dönem  Milletvekilliği Genel Seçim sonuçlarının sağlıklı, detaylı ve objektif  değerlendirilmesi konusunda karar verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak genel seçim öncesindeki siyasi  faaliyetler ve teşkilatların performansı ele alınmış ve önümüzdeki  dönemin muhtemel konu başlıkları ve siyasi gündem hakkında etraflıca bir  değerlendirme yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi çok zorlu ve tehditlerle dolu bir seçim dönemini geride bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle, partimize dönük çok yönlü saldırının  ve tahriklerin seçim sürecini ve siyasi rekabeti olumsuz etkilediği  müşahede edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Türkiye için tarihi kader ve karar  anına işaret eden 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimi, büyük  tartışmaların ve skandalların gölgesinde gerçekleştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin gizli gündemi karşısında milli bir duruş  gösteren ve Türk milletinin bin yıllık kardeşliğini temelinde bozmayı  planlayan çabalara partimizin itiraz etmesi iftiralara, mütecaviz  girişimlere maruz kalmasına yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla sistemli ve AKP’nin baş rol oyuncusu  olduğu kirli bir senaryo adım adım ilerletilmiş ve Milliyetçi Hareket  Partisi hayasızca hedef tahtasına oturtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP’nin baraj altında bırakılması ve siyasetten tasfiye edilmesi için ısrarlı bir mücadele sergilenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim ülkemiz dünyada bile eşine ve benzerine az rastlanır bir demokrasi tahribatıyla ve yıkımıyla yüz yüze kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimliği, kişiliği ve aidiyeti karanlıkta kalan  mihraklar en başta Milliyetçi Hareket Partisi’ne pervasızca, ahlaksızca  ve insanlık dışı yöntemlerle saldırmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran gününe gelesiye kadar;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Özel hayatların iğrenç bir şekilde takibi yapılmış,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Yasa dışı yollarla izleme, dinleme, gözetleme amacıyla evlere kameralar yerleştirilmiş,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Ve arkasından da elde edilen kayıtlar internet üzerinden yayınlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi sonuçlar üretmeye çalışan bu tezgâhın  hiçbir engellemeye maruz kalmadan varlığını devam ettirmesi ise Türk  siyaseti açısından büyük bir talihsizlik ve kırılma olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaken çok sorunlu görüntüleri sanal âlemden  servis edenlerin öncelikle; Milliyetçi Hareket Partisi’ni  Milletvekilliği Genel Seçim’inde zora sokmayı, toplum nezdinde itibarını  düşürmeyi ve Meclis dışına itmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasen kaset parantezine alınarak ağır bir  şantajla köşeye sıkıştırılmaya çalışılan yalnızca Milliyetçi Hareket  Partisi olmamış, Türk siyaseti ve demokrasisi bu gelişmelerden derin bir  yara almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki partimize hayâsızca saldıran şeref ve  seviye yoksunu karanlık odaklara yönelik AKP hükümetinden inandırıcı ve  etkili bir adım bugüne kadar henüz gelmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özel hayatı deşifre ederek siyaset üzerinde  baskı kurmaya ve tehditlerle mesafe almaya çalışanlara karşı devlet  organları tepkisiz, hareketsiz ve yetersiz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, Milliyetçi Hareket  Partisi’nin zor durumundan istifade ederek meydanlarda kaset tezgâhını  diline dolaması, AKP’nin de bu şer kumpanyasının bir parçası olduğu  izlenimini güçlendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizi sözde tanzim etmeye, yeniden  tasarlamaya ya da dizayn etmeye niyetlenen çetenin ekmeğine AKP’nin yağ  sürdüğü tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İç ve dış uzantıları olduğu yönünde güçlü  emarelerin bulunduğu bu organize suç çetesi, seçimler öncesinde Türk  siyasetine istikamet vermek istemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün ülkemiz, küresel sisteme ve güç  merkezlerine hizmet eden, faaliyetlerini hala yerel uzantıları eliyle  yürüten büyük bir suç şebekesiyle karşı karşıyadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancı istihbarat kurumlarının kontrolsüz  yapıları ve içerideki psikolojik operasyonları, ajitasyonlar, tahrikler,  kamuoyu yönlendirmeleri, halkla ilişkiler faaliyetleri, profesyonel  provokatörlerin siyasi yapılara sızma çabaları son dönemde yaşanan ve  muhatap olunan tehlikeli manzaranın yalnızca yüzeyde kalan kısmıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ise bu çetenin adeta sözcülüğünü yapmış, planlarını uygulamış ve yanında pozisyon almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, partimize dönük adice ve alçakça saldırıların altında çok yönlü bir hesap bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle 12 Haziran seçimleri sonrasında  yapılacak yeni anayasa kapsamında, Milliyetçi Hareket’in çok  kimlikliliğe rıza göstermesi ve etnik kimliklerin anayasaya taşınmasına  onay vermesi açıkça talep edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak, Türkçenin Anayasadan  çıkarılmasına, Türk kimliğinin esnetilerek alt kimlik seviyesine  indirilmesine sessiz kalması beklenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, yapılan saldırıların temelinde  Milliyetçi Hareket Partisi’ni yeni anayasa çerçevesinde dönüştürme ve  milli itirazlarını törpüleme ve söndürme niyeti bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle gizli video kayıtlarının yayınlanmaya  başlamasıyla, Başbakan Erdoğan’ın 12 Haziran sonrasında en büyük  icraatının yeni anayasa olacağını ifade eden sözlerindeki zamanlama son  derece dikkat ve ilgi çekici olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran sonrası için; etnik kimlikler için  statü pazarlığı, İmralı canisini de içerecek genel af, özerklik,  anadilde eğitim ve son aşamada ise federasyon müzakereleri el altından  yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü terör ve siyasetteki uzantılarıyla  AKP’nin kontrollü gerginliği ve danışıklı dövüşü; sadece seçime dönük  sinsi bir strateji ve göz boyamak için oluşturulmuş sahte karşıtlıktan  beslenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran’ı takip eden kısa süre içinde, bölücü  çevrelerin kamuoyuna yansıyan açıklamaları ve anayasal çözüm konusunda  AKP’yle anlaşıldıklarına dair imaları, buna da hükümetin sessiz kalması  seçim öncesindeki tartışmaların yalnızca kayıkçı kavgasından ibaret  olduğunu kanıtlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin bütün oyunları Türk milletini  meşgul etmek, milli ve manevi değerleri istismar ederek Türk  milliyetçileri ve vatanseverleri güçsüzleştirmek üzerine kurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">24. Dönem TBMM’nde, milletvekili sayısı olarak  367 sınırını aşmanın Milliyetçi Hareket Partisi’nin Meclis dışında  kalmasına bağlı olduğunu gören ve ancak bu şekilde bölünmüş Türkiye’nin  anayasasını yapacağını bilen AKP hükümetinin, bütün tertiplerin  merkezinde olduğu şüphesi son derece fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’ne yapılan siyasi  suikastları ve infaz girişimlerini lehine çevirmek için günlerce uğraşan  Başbakan Erdoğan’ın bu namertliğini Türk milleti asla unutmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her konuya anında refleks gösteren, bölücülerin  seçilmesi için Yüksek Seçim Kurulu’nu baskı altına alan Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül’ün de uzun bir süre sessiz kalması ve kamuoyu algısının  değişmesiyle birden bire açıklama yapma gereği hissetmesi son derece  düşündürücüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, genel seçim sürecinde devletin tüm imkânları AKP lehine seferber edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakanlıkların üst düzey bürokrasisi, valiler,  kaymakamlar AKP propagandasının birer unsuru olmuşlar, tarafsızlık ve  hakkaniyet ölçüleri bütünüyle çiğnenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir devlet kanalı olan TRT, var olan yasaları  ihlal ederek alenen AKP’nin yayın organı haline getirilmiş ve parti  televizyonu yaftasının siciline eklenmesinden zerre kadar utanç  duyulmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte medya tüm gücüyle AKP’nin  yanında yer almış, yandaş kalemler MHP düşmanlığında mutabakat  sağlayarak aldıkları talimatların gereğini satırlarından yaydıkları  nefretlerle yerine getirmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim öncesinde MHP’yi sürekli baraj altında  gösterme gayretleri, anket şirketlerinin kamuoyunu manipüle etmeye dönük  raporları herkesin gözü önünde cereyan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin seçim sürecindeki harcamaları ise, anormal düzeyde olup izaha muhtaç olduğu da kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, AKP’nin seçim giderlerinin yalnızca Hazine yardımlarıyla finanse edilmesi imkânsız görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle AKP’nin siyasi fayda sağlamak  maksadıyla her yola tevessül edeceği, her çirkinliğe başvuracağı bugüne  kadar ki tecrübelerle sabittir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran’ın hemen arkasından değişik illerde  meydana gelen oy sayımı ile ilgili şayialar son derece düşündürücü olmuş  ve AKP etiketli organize suç çetelerinin sandık yolsuzluğu yaptıklarına  dair şüpheler kuvvetlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletvekilliği Genel Seçimi’nin şeffaf ve  güvenilir ölçülerde olmadığı kuşkusu ise son gelişmeler neticesinde daha  da fazlalaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu şartlar altında Milliyetçi Hareket  Partisi, hükmü şahsına yönelik tüm saldırılara ve barajın altına  düşmesini sağlayacak her türlü çirkin girişime rağmen aziz milletimiz  tarafından sahiplenilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İzan, insaf, vicdan, sağduyu ve hidayet sahibi  aziz vatandaşlarım Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin içine düşürüldüğü  bu çıkmaza sessiz kalmamış ve karanlık mahfillerden siyasi terzilik  yapanların tüm oyunları sandıkta bozmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle, Milliyetçi Hareket Partisi’nin yüzde  13’lük oy oranı; yenilgi ya da zafer skalasında herhangi bir yere  yerleştirilemeyecek kadar anlamlı, önemli ve niteliklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dört bir koldan sarılmasına ve öldürücü  darbelere maruz bırakılmasına rağmen, Milliyetçi Hareket’in surunda  gedik açılamamış ve bunu bekleyenler büyük bir hayal kırıklığına  uğramışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz tüm yönetim kademeleriyle birlikte tek  yürek olmuş ve tam bir inanç birliği sağlayarak önümüzdeki sürece  yoğunlaşma kararını almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin karşısındaki engelleri ve tehlikeleri bertaraf etmek için her fedakârlığın yapılacağı bir kez daha teyit edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiyi keyfince yorumlayan, menfaati  gereğince anlam yükleyen ve başına sürekli sıfat ekleyen AKP iktidarının  yaptıkları asla yanına kar kalmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP’ye yapılan darbe girişimlerine alkış  tutanlar, mağduriyetinden medet umanlar, komplolardan memnun olanlar ve  teşvik edenler eninden sonunda pişman olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir güç Milliyetçi Hareket Partisi’ni  inandıklarından, ilkelerinden, verdiği fazilet mücadelesinden ve  hedeflerinden geri döndüremeyecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-merkez-yonetim-kurulu-uyeleri-ve-il-baskanlari-ile-yapilan-toplantilar-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-merkez-yonetim-kurulu-uyeleri-ve-il-baskanlari-ile-yapilan-toplantilar-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Teşkilatlara Gönderdikleri Genelge. 16 Haziran 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-16-haziran-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-16-haziran-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2011 20:36:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[genelge]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2781</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Dava Arkadaşlarım, Çok ağır şartlar altında ve gerilim düzeyi yüksek bir ortamda 24.Dönem Milletvekili Genel Seçimi yapılmıştır. İç ve dış sorunların yol açtığı sancılı ve sarsıntılı vahim süreç hepimizin gözü önünde cereyan etmiştir. Türkiye’nin millet ve devlet bekası; AKP hükümetinin sessizliğinden cesaret kazanan gözü dönmüş bölücü mihraklar tarafından tehdit altına alınmıştır. Ekonomiden diplomasiye, siyasetten kültüre, sanattan spora kadar her alanda yaşanan ikircikli manzara ve derin sorunlar esasında tahammül sınırını çoktan aşmıştır. AKP hükümetinin istismar ve yalan üzerine bina ettiği politikaları, hiçbir meseleyi temelinden çözemediği gibi, daha da kökleşmesine ve büyümesine yol açmıştır. Bu çerçevede, Türkiye’nin son 8,5 yılda rahata ve feraha ulaştığını, kalıcı ve kabul edilebilir gelişme sağladığını iddia etmek mümkün değildir. Terörle mücadelede sergilenen acizlik, ekonomi yönetiminde gösterilen basiretsizlik, dış politikada ortaya çıkan yetersizlik, siyasetteki kalitesizlik ve ufuksuzluk iktidar partisi AKP’nin karanlık sicilinin yalnızca bir özetidir. Türk siyasi tarihi AKP zihniyeti kadar; haramla helal arasındaki sınır çizgilerini ihlal eden, sevapla günahı birbirine karıştıran; yanlışa, çirkine ve kötüye mazeretler bulma densizliğini gösteren başka bir partiye şahit olmamıştır. Bu itibarla, Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetimi altında AKP’nin yapmayacağı çirkeflik ve atmayacağı iftira olmayacağı açık ve nettir. Özelikle, Türkiye’yi yıkıma ve çözülmeye götürecek sürecin başlama vuruşu olan PKK açılımı ve sonrasındaki tehlikeli gelişmeler AKP’nin gerçek yüzünü ve niyetini göstermesi bakımından ibretlik olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli, kararlı, omurgalı, düzgün, tutarlı ve tavizsiz muhalefeti AKP’nin ve ittifak içinde bulunduğu mihrakların öfke ve zehir saçan saldırılarını tetiklemiştir. Nitekim MHP’nin olmadığı bir Meclis ve etkisinin sıfıra yakın olduğu bir siyaset yapısı ihanet mahzenlerinde AKP eliyle mayalandırılmıştır. 12 Eylül Referandum sürecinde, düşündürücü ve son derece kasıtlı yürütülen kara propagandanın gizli şifrelerine bakıldığında, ortada açıkça bir MHP düşmanlığı olduğu bariz olarak anlaşılabilecektir. Başbakan Erdoğan’ın, belirli aralıklarla aziz dava arkadaşlarıma en galiz hakaretleri vicdansızca, şuursuzca ve edepsizce savurmasının hedefinde; hem ülkücüleri bezdirmek ve sindirmek, hem de Üç Hilal’i tasfiye etmek amacı olduğu görülmektedir. Zira AKP ve yanında hizalandığı kirli ortaklık; MHP ve ülkücüler olduğu sürece emellerine asla ulaşamayacaklarını iyi bilmektedirler. Bu itibarla ülkücü hareketin ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin bölünmüş Türkiye’nin önünde çok ciddi bir engel olarak görüldüğü ayan beyan ortadadır. AKP’nin etnik kimliklere kucak açarak hazırlamayı planladığı yeni anayasaya şu haliyle milli direnci gösterecek tek siyasi parti bellidir ve o da MHP’den başkası değildir. Bundan dolayı 12 Haziran seçimlerinden önceki bir buçuk aylık zaman zarfında partimiz adeta ateş altına alınmıştır. Baraj altında kalması, itibarını kaybetmesi ve yıkılması için iğrenç ve aşağılık her oyun gösterime sokulmuştur. Kaset tezgâhlarıyla başlayan sürecin nerelere dayandığı ve hangi alçak komplolara teşrifatçılık yaptığı duyarlı her dava arkadaşım tarafından anlaşılmıştır. MHP’yi köşeye sıkıştırmak için AKP’  den aldıkları destekle sefere çıkan şer odakları; kutlu davamızın kimliğini ve hatıralarını da şerefsizce kullanmaya ve kendi pis emellerine alet etmeye cüret etmişlerdir. Türk milletine içten içe husumet duyguları taşıyan ve Türk kimliğinin yaşamasından alerji duyan kim varsa, Milliyetçi Hareket Partisi’ne kurulan tuzaklardan memnun olmuş ve teşvik etmiştir. Partimize yönelik hain suikastların, Milletvekilliği Genel Seçimi öncesinde vuku bulması ise barajın altına düşürmeye yönelik bir stratejinin devrede olduğunu kanıtlamaktadır. Türk siyasi tarihi, partimizin maruz kaldığı bu saldırıya bugüne kadar hiçbir siyasal...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çok ağır şartlar altında ve gerilim düzeyi yüksek bir ortamda 24.Dönem Milletvekili Genel Seçimi yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İç ve dış sorunların yol açtığı sancılı ve sarsıntılı vahim süreç hepimizin gözü önünde cereyan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin millet ve devlet bekası; AKP  hükümetinin sessizliğinden cesaret kazanan gözü dönmüş bölücü mihraklar  tarafından tehdit altına alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomiden diplomasiye, siyasetten kültüre,  sanattan spora kadar her alanda yaşanan ikircikli manzara ve derin  sorunlar esasında tahammül sınırını çoktan aşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin istismar ve yalan üzerine bina  ettiği politikaları, hiçbir meseleyi temelinden çözemediği gibi, daha da  kökleşmesine ve büyümesine yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede, Türkiye’nin son 8,5 yılda rahata  ve feraha ulaştığını, kalıcı ve kabul edilebilir gelişme sağladığını  iddia etmek mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörle mücadelede sergilenen acizlik, ekonomi  yönetiminde gösterilen basiretsizlik, dış politikada ortaya çıkan  yetersizlik, siyasetteki kalitesizlik ve ufuksuzluk iktidar partisi  AKP’nin karanlık sicilinin yalnızca bir özetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk siyasi tarihi AKP zihniyeti kadar; haramla  helal arasındaki sınır çizgilerini ihlal eden, sevapla günahı birbirine  karıştıran; yanlışa, çirkine ve kötüye mazeretler bulma densizliğini  gösteren başka bir partiye şahit olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetimi  altında AKP’nin yapmayacağı çirkeflik ve atmayacağı iftira olmayacağı  açık ve nettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özelikle, Türkiye’yi yıkıma ve çözülmeye  götürecek sürecin başlama vuruşu olan PKK açılımı ve sonrasındaki  tehlikeli gelişmeler AKP’nin gerçek yüzünü ve niyetini göstermesi  bakımından ibretlik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli, kararlı,  omurgalı, düzgün, tutarlı ve tavizsiz muhalefeti AKP’nin ve ittifak  içinde bulunduğu mihrakların öfke ve zehir saçan saldırılarını  tetiklemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim MHP’nin olmadığı bir Meclis ve etkisinin  sıfıra yakın olduğu bir siyaset yapısı ihanet mahzenlerinde AKP eliyle  mayalandırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Referandum sürecinde, düşündürücü ve  son derece kasıtlı yürütülen kara propagandanın gizli şifrelerine  bakıldığında, ortada açıkça bir MHP düşmanlığı olduğu bariz olarak  anlaşılabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, belirli aralıklarla aziz  dava arkadaşlarıma en galiz hakaretleri vicdansızca, şuursuzca ve  edepsizce savurmasının hedefinde; hem ülkücüleri bezdirmek ve sindirmek,  hem de Üç Hilal’i tasfiye etmek amacı olduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira AKP ve yanında hizalandığı kirli ortaklık;  MHP ve ülkücüler olduğu sürece emellerine asla ulaşamayacaklarını iyi  bilmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla ülkücü hareketin ve Milliyetçi  Hareket Partisi’nin bölünmüş Türkiye’nin önünde çok ciddi bir engel  olarak görüldüğü ayan beyan ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin etnik kimliklere kucak açarak  hazırlamayı planladığı yeni anayasaya şu haliyle milli direnci  gösterecek tek siyasi parti bellidir ve o da MHP’den başkası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayı 12 Haziran seçimlerinden önceki bir buçuk aylık zaman zarfında partimiz adeta ateş altına alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Baraj altında kalması, itibarını kaybetmesi ve yıkılması için iğrenç ve aşağılık her oyun gösterime sokulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaset tezgâhlarıyla başlayan sürecin nerelere  dayandığı ve hangi alçak komplolara teşrifatçılık yaptığı duyarlı her  dava arkadaşım tarafından anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP’yi köşeye sıkıştırmak için AKP’  den  aldıkları destekle sefere çıkan şer odakları; kutlu davamızın kimliğini  ve hatıralarını da şerefsizce kullanmaya ve kendi pis emellerine alet  etmeye cüret etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine içten içe husumet duyguları  taşıyan ve Türk kimliğinin yaşamasından alerji duyan kim varsa,  Milliyetçi Hareket Partisi’ne kurulan tuzaklardan memnun olmuş ve teşvik  etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimize yönelik hain suikastların,  Milletvekilliği Genel Seçimi öncesinde vuku bulması ise barajın altına  düşürmeye yönelik bir stratejinin devrede olduğunu kanıtlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk siyasi tarihi, partimizin maruz kaldığı bu  saldırıya bugüne kadar hiçbir siyasal organizasyonun muhatap olmadığını  göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Dünya’da da; ne demokrasiyle  yönetilen ülkelerde ne de otoriter rejimlerde böylesi bir tezgâhın ve  kalleşçe siyaset tanziminin bulunmadığı ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’ni yere sermek ve oy  veren milyonları başka siyasal partilere yönlendirmek amacıyla ahlaksız  ve hukuk dışı uygulamalar peş peşe sahnelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti bu rezaletle ve demokrasiye yapılan  darbeyle mücadele edeceği yerde utanmadan siyasetine malzeme yapmış,  fırsat düşkünü ve siyasi ganimet avcısı olduğunu bir kez daha  ispatlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımızın birçok yöresinde; partimizi hedef  alan ve kaset komplosu taraflarının istifa etmediklerine dair şayiaları  el altından dağıtılan broşürlerle ve münafıkça yaydıkları tezviratlarla  gündemde tutan vicdansız ve seviyesiz AKP kadroları olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölünmüş Türkiye’nin düşünü kuranlar, etnik  kimliklerin otonom karaktere kavuşmasını isteyenler AKP’nin yanında  ellerini ovuşturarak dizilmişler ve MHP’yi yok etmek için buldukları her  imkânı hayâsızca ve insafsızca kullanmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki aziz milletimiz MHP’yi asla sahipsiz ve bir başına bırakmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin, AKP telkini altında partimize yönelik  saldırıları yalnızca seyrettiği bir ortamda, büyük Türk milleti  Milliyetçi Hareket Partisi’ne desteğini esirgememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’ye bağımlı çalışan anket kuruluşlarından  satırlarından nifak saçılan köşe yazarlarına kadar; herkesin barajın  altında kalması yönünde ayinler yaptığı ve sözde raporların paylaşıldığı  bir ortamda MHP’nin yüzde 13’lük oyu çok önemlidir ve bu şartlar  altında da başarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira milletimizin verdiği oyun, milliyetçi-ülkücü hareket tarafından sorgulanması ve eleştirilmesi söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette Milliyetçi Hareket Partisi, içinde  bulunduğumuz hassas ve nazik dönemin tüm gelişmelerini dikkatle analiz  edecek, seçim sonuçlarını enine boyuna inceleyecek ve lazım gelen  tedbirleri gecikmeksizin alacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin kahir ekseriyetinin neden ilgisine  mazhar olamadığımızın muhasebesi detaylı ve objektif bir şekilde kısa  süre içinde yerine getirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz, Türkiye’nin sosyolojik gerçeklerini,  siyasal ve ekonomik gelişmelerin istikametini, yeniçağın dinamiklerini  yerinde ve zamanında etkili bir şekilde yorumlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, kerameti kendinden menkul bazı zevatın zırvalarının aksine dimdik ayaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tertipler, oyunlar ve MHP’siz Meclis projeleri sandıkta yerle bir olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizi provokasyonla, kavgayla, çatışmayla ve  hiziple ilişkilendirmeye çalışanlar yanıldıklarını ve büyük bir hata  içinde olduklarını mutlaka anlayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi mensuplarıyla  birlikte iç içe ve tam bir inanmışlık göstererek eninde sonunda tek  başına iktidar hedefine ulaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda olmak üzere, önümüzdeki çok önemli  ve aynı zamanda kritik süreçte tüm teşkilat yöneticilerimiz aşağıda  belirtilen hususlara harfiyen uyacaklar ve buna göre hareket edeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1<em>-</em></strong><em> Milliyetçi Hareket Partisi’ni baraj altında bırakamayan AKP merkezli derin ittifak bundan sonra da boş durmayacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Hedef yine partimiz ve aziz dava arkadaşlarımız olacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu itibarla kışkırtmalara ve provokasyonlara  karşı azami bir şekilde dikkate edilecek, oyunların sonuca ulaşamaması  için saflarımız sıkılaştırılacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>2 -</em></strong><em> Türkiye’nin önünde çok önemli üç konu başlığı bulunmaktadır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bunlardan birincisi yeni anayasa, ikincisi mahalli idareler seçimi ve üçüncüsü de Cumhurbaşkanlığı seçimidir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu konularla ilgili Genel Merkez’in  belirlediği politikalar titizlikle takip edilecek, yerel düzeyde  yapılacak beyanat ve açıklamalarda Genel Merkez’in çizdiği sınırlar  içinde kalınacak ve yeknesaklık mutlaka sağlanacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>3- </em></strong><em>Bu yeni dönemde etnik tahriklerin artabileceği ve bölücülerin AKP desteğiyle daha da şımarabileceği anlaşılmaktadır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Milliyetçi Hareket Partisi üzerinde  operasyon yapmaktan vazgeçmeyen malum çevreler, bu defada ısrarlı  ajitasyonlarla ve sinsi yönlendirmelerle Türkiye’de kardeş kavgasının  pimini çekmek için uygun ortam gözleyeceklerdir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nitekim MHP’yi böyle bir mayınlı ve alacakaranlık alana çekmek için mücadele edeceklerdir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu itibarla, tuzaklara dikkat edilecek,  aramıza sızmaya çalışan provokatörlere karşı uyanık olunacak,  hatıralarımızı, inançlarımızı kullanarak fitne saçan çürümüş şahıs ya da  şahıslar tespit edilerek gecikmeksizin hukuki işlemler başlatılacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>4- </em></strong><em>12  Haziran seçimlerinin il, ilçe, belde boyutuyla kapsamlı ve detayları  ihmal etmeyen bir şekilde analizi yapılacak ve sonucunda hazırlanacak  rapor, işbu genelgenin yayın tarihinden başlamak üzere bir ay içinde  Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına  sunulacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em> 5- </em></strong><em>Partimiz her zorluğu aşacak güce, kudrete ve tarihi birikime sahiptir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Milliyetçi Hareket Partisi 42 yıldır çok çile çekmiş, birçok sıkıntıya göğüs germiş ve ölümle sınanmıştır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ancak hiçbir zaman Türk milletine duyduğu  hayranlıktan, bağlılıktan ve sevdadan vazgeçmemiş ve bundan sonra da  katiyen vazgeçmeyecektir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Partimizin anlam ve varlık sebebi Türk milletidir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu sebep ortadan kalkmadığı sürece,  Milliyetçi Hareket Partisi sonsuza kadar heybetli bir şekilde var olacak  ve vatansever ellerde milletimizin kutup yıldızı olmayı sürdürecektir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Parti yöneticilerimiz görev ve  sorumluluklarını şuurlu ve heyecanlı bir şekilde yerine getirmeye artan  şevkle devam edeceklerdir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Tüm teşkilat yöneticilerimiz, gevşekliğe ve yılgınlığa asla prim vermeyeceklerdir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>İçten ya da dıştan yapılacak sinsi  yorumlara, tekliflere, değerlendirmelere, sözle niyet arasındaki  çelişkili beyanlara karşı çok tedbirli olunacak ve hiçbirine kulak  asılmayacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran 2011 Milletvekilliği Genel Seçiminde  üstün bir çaba gösteren, iftihar edilecek bir adanmışlık ve görev  aşkıyla sorumluluklarını yerine getiren il, ilçe ve belde  teşkilatlarımızın başkan ve yöneticilerine bir kez daha teşekkür  ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Afişlerimizi asan, bayrak ve flamalarımızı  elleriyle yücelten, rozetlerimizi gururla yakalarında taşıyan,  konvoylarımızı sevgiyle selamlayan, partimize gönül vererek Üç Hilal’i  anlatan, açık hava toplantılarımızı şereflendiren her insanımıza  şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’ni kurşun gibi ağır  bir ortamda yalnız bırakmayan, AKP güdümlü organize suç çetelerinin  saldırıları karşısında kaderine terk etmeyen ve Meclis’te temsil  edilmesini sağlayan büyük milletimize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah doğrunun, iyinin ve millet sevgisiyle yanıp tutuşan milliyetçi-ülkücü hareketin yar ve yardımcısı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-16-haziran-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge-16-haziran-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Mütefekkirin Devlette Fani Oluşu &#8211; Yunus Emre ÖZDEMİR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-mutefekkirin-devlette-fani-olusu-yunus-emre-ozdemir.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-mutefekkirin-devlette-fani-olusu-yunus-emre-ozdemir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 21:27:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[abide şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dava Adamı]]></category>
		<category><![CDATA[Dündar Taşer]]></category>
		<category><![CDATA[Fena Fi'd-Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[mütefekkir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2825</guid>
		<description><![CDATA[“Dava adamı yarın için vaad ettiğini bugün emsal teşkil edecek şekilde yaşayandır.” Her ne zaman zihnim yorgun ve çalkantılı olsa bu veciz söz tüm durulmaları beraberinde getirircesine dudaklarımdan dökülür. Bütün fırtınalar dindiğinde, bu yüce davanın şafağına özlemle bakarım ve kutlu günün medeniyet ışığı olacak mümtaz ve mübarek şahsiyetlerinden biri olarak Dündar Ağabey tüm azametiyle karşımda durur. Şahsiyeti “Dava Adamı” tarif ve tabirinin adeta vucut bulmuş halidir. Tüm keder ve keşkelerimize rağmen kendisini yakinen tanıma fırsatı bulamamış olmamız, özellikle bu çağın tüm sıkıntıları düşünüldüğünde, bizler için büyük bir kayıptır. Sadece inanç ve idrak timsali olması değil aynı zamanda tam bir teslimiyet hali ve hedefe doğru sapmadan yüşüyüşü bu zat-ı muhteremi bizim aciz nazarımıza “Ağabey” olarak nakşetmiştir. Fikrini fiile dökerken hassas ve kul olmanın getirdiği şaşırma dışında hatasız oluşu onun necip özelliklerindendir. İltifata görme gayreti gütmeden aziz davaya aciz bir nefer gibi hizmet etmişti. Tefekkür ettiği konu her ne olursa olsun mutlaka belirli bir muhakeme süreci geçerdi. Lakin keskin zekâsı, donanımlı kişiliği ve idrak noktasındaki sürati sayesinde bu süreç bir hayli kısa olurdu. Ellerini birleştirip çenesinin altına koyar, hafif ancak tatlı bir şekilde kaşlarını çatar ve gayet özenle seçilmiş cümlelerle konuşmaya başlardı. Kiminle ve ne hakkında konuşuyor olursa olsun bu ciddiyet her daim üzerindeydi. Bu denli sevilmesinin asıl nedeni de, bazılarının günümüzde yaptığı gibi lakayıt ve hafif tavırla hareket etmesi değil, ciddi ve samimi bir şekilde karşısındakine değer verdiğini hissettirmesiydi. Biat kültürü Dündar Bey’in kişilik alanında mühim bir olguydu. Kapsadığı alan ile kişinin hürriyet ve şahsiyetini taciz eden basit ve sığ bir tabi olmanın çok daha ötesindeki bu olgu daha ziyade “birlik” olma mecburiyet ve mes’uliyetinden gelmekteydi. “Doğruda birlik doğrudur. Yanlışta dahi birlik doğrudur. Çünkü bizâtihi birlik doğrudur.” şeklindeki kendi ifadesi bu durumu en güzel anlatan vecizedir. Birliklte olanların bir kişinin ardınca yürümesinin gerekliliğini anlatır, ahenk içinde olmayan çok sesliliğin ancak bir gürültü olacağını ifade ederdi. Her söylediğini yaşamında tatbik ederken bu denli mühim ifadelerin karşılıksız kalması pek tabî düşünülemez. Zira cennet mekân Başbuğ için “Alparslan Türkeş’in yanlışı benim doğrumdan üstündür.” deyişi kendisinin Bağbuğ Alparslan Türkeş’e ne denli yüksek bir saygı ve bilinçle biat ettiğine şiardır. Birlikte atlattıkları 1960 fırtınasında ve akabindeki süreçlerde dahi savrulmadan Başbuğ’un yanında kalışında bu yüksek inanmışlık hali ve biat etme durumunun etkisi görülmektedir. Dündar Ağabey için tarih şuur ve bilgisi bu milletin gençliği ve geleceğinin yol göstericisiydi. Bu mihmalde tarih ile dopdolu bir hayat sürmüştü. Millet ve devlet üzerine mütefekkirâne her halinde bunu görmek mümkündür. Sık sık “Başsız börk, ilsiz Türk olmaz” der ve Türk Milleti’nin devlet kurma yetenek, bilgi, birikim ve zaruriyetini anlatırdı. Devletin var olması adına feda edilebileceklerin ne denli basit olduklarını anlatırken, ecdad-ı mukaddesin muhterem şahsiyetleriyle ilgili menkıbeler anlatır ve bu şahıslar için “devlette fani olmuş” tabirini kullanırdı. Karşılaştığı durumlarda tarihin yol göstericiliğine başvurmaktan hiç vazgeçmemiştir. Milletimize olan inancının kaynağında, tarihin mütefekkir bir çift gözle okunması ve iman dolu bir dimağın süzgecinden geçirilmesinin izleri görülmektedir.  Nitekim inancını “ … mecrasından çıkmış su misâli, çamurlara bulanan Türk Milleti ve Türk Medeniyeti, tarihî yatağına girecek ve elbette engin denizlere erecektir.” ifadesiyle cümlelere dökmüştür. Geçmiş ile geleceği...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><em>“Dava adamı yarın için vaad ettiğini bugün emsal teşkil edecek şekilde yaşayandır.”</em></p>
<p>Her ne zaman zihnim yorgun ve çalkantılı olsa bu veciz söz tüm  durulmaları beraberinde getirircesine dudaklarımdan dökülür. Bütün  fırtınalar dindiğinde, bu yüce davanın şafağına özlemle bakarım ve kutlu  günün medeniyet ışığı olacak mümtaz ve mübarek şahsiyetlerinden biri  olarak Dündar Ağabey tüm azametiyle karşımda durur.</p>
<p>Şahsiyeti <em>“Dava Adamı” </em>tarif ve tabirinin adeta vucut bulmuş  halidir. Tüm keder ve keşkelerimize rağmen kendisini yakinen tanıma  fırsatı bulamamış olmamız, özellikle bu çağın tüm sıkıntıları  düşünüldüğünde, bizler için büyük bir kayıptır. Sadece inanç ve idrak  timsali olması değil aynı zamanda tam bir teslimiyet hali ve hedefe  doğru sapmadan yüşüyüşü bu zat-ı muhteremi bizim aciz nazarımıza<em> “Ağabey”</em> olarak nakşetmiştir. Fikrini fiile dökerken hassas ve kul olmanın  getirdiği şaşırma dışında hatasız oluşu onun necip özelliklerindendir.  İltifata görme gayreti gütmeden aziz davaya aciz bir nefer gibi hizmet  etmişti.</p>
<p>Tefekkür ettiği konu her ne olursa olsun mutlaka belirli bir muhakeme  süreci geçerdi. Lakin keskin zekâsı, donanımlı kişiliği ve idrak  noktasındaki sürati sayesinde bu süreç bir hayli kısa olurdu. Ellerini  birleştirip çenesinin altına koyar, hafif ancak tatlı bir şekilde  kaşlarını çatar ve gayet özenle seçilmiş cümlelerle konuşmaya başlardı.  Kiminle ve ne hakkında konuşuyor olursa olsun bu ciddiyet her daim  üzerindeydi. Bu denli sevilmesinin asıl nedeni de, bazılarının günümüzde  yaptığı gibi lakayıt ve hafif tavırla hareket etmesi değil, ciddi ve  samimi bir şekilde karşısındakine değer verdiğini hissettirmesiydi.</p>
<p>Biat kültürü Dündar Bey’in kişilik alanında mühim bir olguydu.  Kapsadığı alan ile kişinin hürriyet ve şahsiyetini taciz eden basit ve  sığ bir tabi olmanın çok daha ötesindeki bu olgu daha ziyade<em> “birlik”</em> olma mecburiyet ve mes’uliyetinden gelmekteydi.<em> “Doğruda birlik doğrudur. Yanlışta dahi birlik doğrudur. Çünkü bizâtihi birlik doğrudur.” </em>şeklindeki  kendi ifadesi bu durumu en güzel anlatan vecizedir. Birliklte olanların  bir kişinin ardınca yürümesinin gerekliliğini anlatır, ahenk içinde  olmayan çok sesliliğin ancak bir gürültü olacağını ifade ederdi. Her  söylediğini yaşamında tatbik ederken bu denli mühim ifadelerin  karşılıksız kalması pek tabî düşünülemez. Zira cennet mekân Başbuğ için<em> “Alparslan Türkeş’in yanlışı benim doğrumdan üstündür.”</em> deyişi kendisinin Bağbuğ Alparslan Türkeş’e ne denli yüksek bir saygı  ve bilinçle biat ettiğine şiardır. Birlikte atlattıkları 1960  fırtınasında ve akabindeki süreçlerde dahi savrulmadan Başbuğ’un yanında  kalışında bu yüksek inanmışlık hali ve biat etme durumunun etkisi  görülmektedir.</p>
<p>Dündar Ağabey için tarih şuur ve bilgisi bu milletin gençliği ve  geleceğinin yol göstericisiydi. Bu mihmalde tarih ile dopdolu bir hayat  sürmüştü. <strong>Millet ve devlet </strong>üzerine mütefekkirâne her halinde bunu görmek mümkündür. Sık sık <em>“Başsız börk, ilsiz Türk olmaz” </em>der  ve Türk Milleti’nin devlet kurma yetenek, bilgi, birikim ve  zaruriyetini anlatırdı. Devletin var olması adına feda edilebileceklerin  ne denli basit olduklarını anlatırken, ecdad-ı mukaddesin muhterem  şahsiyetleriyle ilgili menkıbeler anlatır ve bu şahıslar için <em>“devlette fani olmuş”</em> tabirini kullanırdı. Karşılaştığı durumlarda tarihin yol  göstericiliğine başvurmaktan hiç vazgeçmemiştir. Milletimize olan  inancının kaynağında, tarihin mütefekkir bir çift gözle okunması ve iman  dolu bir dimağın süzgecinden geçirilmesinin izleri görülmektedir.   Nitekim inancını <em>“ … mecrasından çıkmış su misâli, çamurlara bulanan  Türk Milleti ve Türk Medeniyeti, tarihî yatağına girecek ve elbette  engin denizlere erecektir.”</em> ifadesiyle cümlelere dökmüştür. Geçmiş  ile geleceği birbirine bağlamış ve fikrî hayatını bu bağın arasına örmüş  olan Dündar Ağabey’in Üç Hilâl’li Bayrak için <em>“Dedelerimizin haşmeti idi; torunlarımızın azâmeti olacak.”</em> demesi bizlerin kutlu bir vazifede meşakkatli bir yol gideceğimizi anlatır niteliktedir.</p>
<p>Tefekkür ettiği konu her ne olursa olsun mutlaka belirli bir muhakeme  süreci geçerdi. Lakin keskin zekâsı, donanımlı kişiliği ve idrak  noktasındaki sürati sayesinde bu süreç bir hayli kısa olurdu. Ellerini  birleştirip çenesinin altına koyar, hafif ancak tatlı bir şekilde  kaşlarını çatar ve gayet özenle seçilmiş cümlelerle konuşmaya başlardı.  Kiminle ve ne hakkında konuşuyor olursa olsun bu ciddiyet her daim  üzerindeydi. Bu denli sevilmesinin asıl nedeni de, bazılarının günümüzde  yaptığı gibi lakayıt ve hafif tavırla hareket etmeyerek, ciddi ve  samimi bir şekilde karşısındakine değer verdiğini hissettirmesiydi.</p>
<p>Tasavvufta<strong> “fenâ fi’l-lâh”</strong>a ulaşmak şeklinde  ifadesini bulan, Allah(c.c.)’un katında makam sahibi olmayı ve bu makama  ulaşan mübarek şahsın Allah(c.c.)’un bu lütuf ve ihsanı ile <strong>meşk</strong> olup, maddî ve manevî herşeyini bu <strong>aşk</strong> ile vakfetmesini anlatan durum, bir başka pencereden bakıldığında Dündar Ağabey için de geçerliydi. Kendisi adeta <strong>“fenâ fî’d-devle ve’l mille”</strong> denilebilecek düzeyde devlet ve millete karşı fikrî ve ruhî doluluk taşımaktaydı.<br />
Hayatı ve fikriyatı ile aziz davamıza kattığı tüm değerlerin hâlâ anlatılmakta ve yaşanmaya çalışılmakta olduğu düşünüldüğünde<strong> “abide şahsiyetler”</strong> kitabında altın bir sayfa olan Dündar Taşer’i gıpta ve özlem ile anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbir-mutefekkirin-devlette-fani-olusu-yunus-emre-ozdemir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-mutefekkirin-devlette-fani-olusu-yunus-emre-ozdemir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toplumdan Millete; Cemil Meriç &#8211; Eşrefhan ÖZBAY</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/toplumdan-millete-cemil-meric-esrefhan-ozbay.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/toplumdan-millete-cemil-meric-esrefhan-ozbay.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 20:25:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2771</guid>
		<description><![CDATA[“Kendini Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi!” işte kendini böyle tanımlıyordu, işçiliğini bedbahtların gözlerine sokarcasına yazdığı bir eserinde. Öyle bir işçilik ki; benzersiz ve karşılık beklenmeden, öyle bir işçilik ki; göz alabildiğine zahmet ve fer… Gözlerindeki ışığı eserlerine ve düşüncelerine vakfettiğinde henüz 38 yaşındaydı. Görmeden gittiği ve çizdiği yoldan giderken yolunu ve kendini bulamayan zihinlere inat, kendisini kendi inşa ettiği “fildişi kulelerde” gördü. Kuleden indiğinde ise, sansürler ve yasaklar peşini bırakmadı. Bir mütefekkir, bir sosyolog ve bir filozof olduğunda ne kadar sahiplenildiyse bir Türk Milliyetçisi olduğunda o kadar öteleştirildi. “Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü” böyle bir istekle geçen ömründe, yazdıkları ve söyledikleriyle isteklerinin hakkını vermiştir. O’ndan geriye kalan nice vecizeler ve nice eserler bedeninin yokluğunda o köprüye bir adım daha yaklaştırmıştır O’nu. Türkiye’de komünizme dil uzatanın vatandaşlığının sorgulandığı bir dönemde, komünist akımların karşısında duran kitleleri, fikri olarak beslemiştir. Sayısız –izm’lere ve her yerde cirit atan         –ist’lere aldanmadan ve aldırmadan  “-izmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir, itibarları menşeilerinden hepsi Avrupalı” diye haykırmıştır. “Aldananlar ve aldatanlar” tarafından yok sayılan ve unutturulmaya çalışılan tarih olgusunun, aslında milletleri millet yapan temel bir unsur olduğu gerçeğini onların yüzüne vururken gösterdiği vakur duruş da Türk Milleti adına kullandığı en etkili silahı olmuştur. Tarihini, dilini ve kültürünü unutan nesilleri gördükçe dertlenmiş dertlendikçe yazmış ve gelecek nesillere ışık saçmıştır. Fikirleri yalnızca şanlı Ülkücü Camia’ya değil, yalnızca Türkiye’ye değil, Türk Milleti’ne zor zamanlarında ışık olmuş ve her zaman duyulan ihtiyacı en iyi bir şekilde karşılamıştır. Yaşamı boyunca karşılaştığı maddi ve manevi zorluklara rağmen üstüne düşen bu görevi hiç ihmal etmeyerek vefatına yakın dönemde kaleme aldığı “Kırk Ambar” ile genel bir çerçeve oluşturmuş ve üstüne düşen bu son görevi de layıkıyla yerine getirmiştir. Ne fayda ki, en hacimli eseri olan Kırk Ambar’da kendisini anlatmaya çalıştığımız bu yazı da O’nun fikirlerini hapsedemeyecek ve sınırlandıramayacaktır. Her ne kadar tanım cümlelerinden mütevellit bir yazı oluşturulsa da eminiz ki, fikirlerini ve O’nu tanımlamaya çalışırken kelimeler kifayetsiz kalacaktır. Tarihini unutmayanlardan, unutturmayanlara selam olsun! Ruhun şa’d mekânın Cennet olsun!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>“Kendini Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir  işçisi!” işte kendini böyle tanımlıyordu, işçiliğini bedbahtların  gözlerine sokarcasına yazdığı bir eserinde. Öyle bir işçilik ki;  benzersiz ve karşılık beklenmeden, öyle bir işçilik ki; göz alabildiğine  zahmet ve fer…</p>
<p>Gözlerindeki ışığı eserlerine ve düşüncelerine vakfettiğinde henüz 38  yaşındaydı. Görmeden gittiği ve çizdiği yoldan giderken yolunu ve  kendini bulamayan zihinlere inat, kendisini kendi inşa ettiği “fildişi  kulelerde” gördü. Kuleden indiğinde ise, sansürler ve yasaklar peşini  bırakmadı. Bir mütefekkir, bir sosyolog ve bir filozof olduğunda ne  kadar sahiplenildiyse bir Türk Milliyetçisi olduğunda o kadar  öteleştirildi.</p>
<p>“Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü  olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü” böyle bir istekle geçen  ömründe, yazdıkları ve söyledikleriyle isteklerinin hakkını vermiştir.</p>
<p>O’ndan geriye kalan nice vecizeler ve nice eserler bedeninin yokluğunda o köprüye bir adım daha yaklaştırmıştır O’nu.</p>
<p>Türkiye’de komünizme dil uzatanın vatandaşlığının sorgulandığı bir  dönemde, komünist akımların karşısında duran kitleleri, fikri olarak  beslemiştir. Sayısız –izm’lere ve her yerde cirit atan         –ist’lere  aldanmadan ve aldırmadan  “-izmler idrakimize giydirilmiş deli  gömlekleridir, itibarları menşeilerinden hepsi Avrupalı” diye  haykırmıştır.</p>
<p>“Aldananlar ve aldatanlar” tarafından yok sayılan ve unutturulmaya  çalışılan tarih olgusunun, aslında milletleri millet yapan temel bir  unsur olduğu gerçeğini onların yüzüne vururken gösterdiği vakur duruş da  Türk Milleti adına kullandığı en etkili silahı olmuştur. Tarihini,  dilini ve kültürünü unutan nesilleri gördükçe dertlenmiş dertlendikçe  yazmış ve gelecek nesillere ışık saçmıştır.</p>
<p>Fikirleri yalnızca şanlı Ülkücü Camia’ya değil, yalnızca Türkiye’ye  değil, Türk Milleti’ne zor zamanlarında ışık olmuş ve her zaman duyulan  ihtiyacı en iyi bir şekilde karşılamıştır. Yaşamı boyunca karşılaştığı  maddi ve manevi zorluklara rağmen üstüne düşen bu görevi hiç ihmal  etmeyerek vefatına yakın dönemde kaleme aldığı “Kırk Ambar” ile genel  bir çerçeve oluşturmuş ve üstüne düşen bu son görevi de layıkıyla yerine  getirmiştir.</p>
<p>Ne fayda ki, en hacimli eseri olan Kırk Ambar’da kendisini anlatmaya  çalıştığımız bu yazı da O’nun fikirlerini hapsedemeyecek ve  sınırlandıramayacaktır. Her ne kadar tanım cümlelerinden mütevellit bir  yazı oluşturulsa da eminiz ki, fikirlerini ve O’nu tanımlamaya  çalışırken kelimeler kifayetsiz kalacaktır.<br />
Tarihini unutmayanlardan, unutturmayanlara selam olsun!</p>
<p>Ruhun şa’d mekânın Cennet olsun!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftoplumdan-millete-cemil-meric-esrefhan-ozbay.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/toplumdan-millete-cemil-meric-esrefhan-ozbay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençosmanoğlu’nun Taşer Yankısı…- Aybegüm AKSAK</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gencosmanoglu%e2%80%99nun-taser-yankisi%e2%80%a6-aybegum-aksak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gencosmanoglu%e2%80%99nun-taser-yankisi%e2%80%a6-aybegum-aksak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 20:24:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dündar Taşer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2769</guid>
		<description><![CDATA[Dile sagu söyleten, dîle düşen kordur… Gönle kor düştü mü, yitikliğin acısı yitenin yiğitliğiyle yekpâre olup aralarlar sükût kapısını.  O vakit ki söz başlar inim inim inilemeye… Hâl-i perişanlığın son merhâlesinde yazmıştı Gençosmanoğlu mısralarını. “Ağam” dediği gözünün nuru, Türkmen yiğidinin acısıyla bîtap olmuştu. Ona yakışan gönül iniltilerini ancak kalemde ağlatmak olacaktı. Öğle de yaptı, seslendi ağasına var gücüyle… Gayrı gam onun yoldaşı olmuştu, kalan ömrü dert deryasında bir balık misali geçecekti. Rotasını kaybetmiş gemi gibi, sonsuzluklara savrulacaktı… Ses verdi Gençosmanoğlu kırık, buruk güftelerle; işitilsin, dinlensin, duyulsun diye… Gülmeyecekti artık yüzü ne düğünde, ne toyda, ne dernekte… Ses verdi yine, işitti üç kıta yedi deniz, dinledi yetmiş iki buçuk âlem, duydu cennetten melekler: “Dündar ağam bizi koyup gitti bil! Uçmağ&#8217; içre, bir menzile yetti bil!” Dündar Ağası ile bir yola çıkmışlardı. O yol öyle sarp, öyle çetindi ki sonunda kefen vardı…  Bu yolda aç da kalınırdı, susuz da, nefessiz de lakin ne önemi, ne kıymeti var ki yalnız o kutlu yolun sonu zafere ulaşsın, yalnız davaları yücelsin… Nâmerd feleğin dönüp duran o kara çarkı kanlı yüzünü gösterip bir taş atmıştı bağırlarına sevdalı bozkurtların, söküp almıştı yüreklerini yerinden… Gidenin ardından ağıtlar yakılır, ağıt yakıcılar yitenin övgüsünü yaparken avaz avaz bağırırlar. Şair, bozkurtların da birer ağıtçı misali ulumalarını istiyor, babasını kaybetmiş evlat misali ulumalarını istiyor… Mâsivâya güvenmek gaflet dağına dayanmaktı, acizlik çöllerine sığınmaktı. Kalbe güven olmaz, “hık” dedi mi duruverirdi, sefil baykuş selâyı okuyuverirdi… Töreleri bozkır töresiydi; yılmak, yorulmak, bıkmak yoktu. Dünde nasıl Türk’ün hükmü varsa, yarında da olacaktı… Aşığın öldüğünü bilmek gönle zul gelir. Bunu bilen Gençosmanoğlu, gönüllere sesleniyor: “Tanrı bilir; dün de bizim, yarın da&#8230; Bir gün olur, bir sabah tan yerinde, Dalgalanır dokuz tuğ, gönderinde, Türkmen ağam nârasını attı bil! Otağ kurup gölgesinde yattı bil!” O ölmedi; diktiği dokuz tuğun altında, girdiği meşakkatli yol onu yorunca, kurduğu otağın gölgesinde dinlenmekte. Bu böyle bilinsin… Türk yorulmak bilmez, engel tanımaz, bin yıl yürüse usanmaz ki; onun kut almış ecdadı Oğuz’dur. Gençosmanoğlu, kendisini Oğuz’un işaret ettiği o “gök börü”, yani gök renkli kurt, yani bozkurt olarak niteliyor. Esasında, kendinden simgeleme yapıp Tüm Türk-İslam Ülkücülerini kastediyor.  “Bir ölüp, bin diriliriz” desturundan yola çıkıp; Dündar Taşer şehit olduysa yerine binlercesi doğacaktır ve bu çok yakındır, davanın “doğum sancıları” tutmuştur.  İsrafil bu kez sura, Türk’ün öz vatanı Tanrı Dağı’ndan üfleyecektir ve Taşer’in ölümüyle dirilecek yiğitler mahşer yeri kadar kalabalık olacaklar… Şehitlerin arkasından ağlanmaz, ağlanması onlara azap verir. Bunu şair, Dündar Taşer’in sözüyle bir öğüt olarak naklediyor: “Sanmayın bu, ağlamaya ağıttır. Bu ağamın kavlince bir öğüttür. Ağlamak ne? Dündar ağam şehiddir. Ağlar isen, kaşlarını çatı bil! Oraları birbirine kattı bil. “ Dündar Taşer nezdinde tüm şehitlerimizin ruhlarının şad olması dileğiyle]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dile sagu söyleten, dîle düşen kordur… Gönle kor düştü mü, yitikliğin  acısı yitenin yiğitliğiyle yekpâre olup aralarlar sükût kapısını.  O  vakit ki söz başlar inim inim inilemeye…</p>
<p style="text-align: justify;">Hâl-i perişanlığın son merhâlesinde yazmıştı Gençosmanoğlu  mısralarını. “Ağam” dediği gözünün nuru, Türkmen yiğidinin acısıyla  bîtap olmuştu. Ona yakışan gönül iniltilerini ancak kalemde ağlatmak  olacaktı. Öğle de yaptı, seslendi ağasına var gücüyle…</p>
<p style="text-align: justify;">Gayrı gam onun yoldaşı olmuştu, kalan ömrü dert deryasında bir balık  misali geçecekti. Rotasını kaybetmiş gemi gibi, sonsuzluklara  savrulacaktı…</p>
<p style="text-align: justify;">Ses verdi Gençosmanoğlu kırık, buruk güftelerle; işitilsin,  dinlensin, duyulsun diye… Gülmeyecekti artık yüzü ne düğünde, ne toyda,  ne dernekte…</p>
<p style="text-align: justify;">Ses verdi yine, işitti üç kıta yedi deniz, dinledi yetmiş iki buçuk âlem, duydu cennetten melekler:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Dündar ağam bizi koyup gitti bil!</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Uçmağ&#8217; içre, bir menzile yetti bil!”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Dündar Ağası ile bir yola çıkmışlardı. O yol öyle sarp, öyle çetindi  ki sonunda kefen vardı…  Bu yolda aç da kalınırdı, susuz da, nefessiz de  lakin ne önemi, ne kıymeti var ki yalnız o kutlu yolun sonu zafere  ulaşsın, yalnız davaları yücelsin…</p>
<p style="text-align: justify;">Nâmerd feleğin dönüp duran o kara çarkı kanlı yüzünü gösterip bir taş  atmıştı bağırlarına sevdalı bozkurtların, söküp almıştı yüreklerini  yerinden…</p>
<p style="text-align: justify;">Gidenin ardından ağıtlar yakılır, ağıt yakıcılar yitenin övgüsünü  yaparken avaz avaz bağırırlar. Şair, bozkurtların da birer ağıtçı misali  ulumalarını istiyor, babasını kaybetmiş evlat misali ulumalarını  istiyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Mâsivâya güvenmek gaflet dağına dayanmaktı, acizlik çöllerine  sığınmaktı. Kalbe güven olmaz, “hık” dedi mi duruverirdi, sefil baykuş  selâyı okuyuverirdi…</p>
<p style="text-align: justify;">Töreleri bozkır töresiydi; yılmak, yorulmak, bıkmak yoktu. Dünde nasıl Türk’ün hükmü varsa, yarında da olacaktı…</p>
<p style="text-align: justify;">Aşığın öldüğünü bilmek gönle zul gelir. Bunu bilen Gençosmanoğlu, gönüllere sesleniyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Tanrı bilir; dün de bizim, yarın da&#8230; </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bir gün olur, bir sabah tan yerinde, </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Dalgalanır dokuz tuğ, gönderinde,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Türkmen ağam nârasını attı bil!</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Otağ kurup gölgesinde yattı bil!</em>”</p>
<p style="text-align: justify;">O ölmedi; diktiği dokuz tuğun altında, girdiği meşakkatli yol onu  yorunca, kurduğu otağın gölgesinde dinlenmekte. Bu böyle bilinsin…</p>
<p style="text-align: justify;">Türk yorulmak bilmez, engel tanımaz, bin yıl yürüse usanmaz ki; onun  kut almış ecdadı Oğuz’dur. Gençosmanoğlu, kendisini Oğuz’un işaret  ettiği o “gök börü”, yani gök renkli kurt, yani bozkurt olarak  niteliyor. Esasında, kendinden simgeleme yapıp Tüm Türk-İslam  Ülkücülerini kastediyor.  “Bir ölüp, bin diriliriz” desturundan yola  çıkıp; Dündar Taşer şehit olduysa yerine binlercesi doğacaktır ve bu çok  yakındır, davanın “doğum sancıları” tutmuştur.  İsrafil bu kez sura,  Türk’ün öz vatanı Tanrı Dağı’ndan üfleyecektir ve Taşer’in ölümüyle  dirilecek yiğitler mahşer yeri kadar kalabalık olacaklar…</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerin arkasından ağlanmaz, ağlanması onlara azap verir. Bunu şair, Dündar Taşer’in sözüyle bir öğüt olarak naklediyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Sanmayın bu, ağlamaya ağıttır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu ağamın kavlince bir öğüttür.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ağlamak ne? Dündar ağam şehiddir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ağlar isen, kaşlarını çatı bil! </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Oraları birbirine kattı bil. “</em><br />
<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Dündar Taşer nezdinde tüm şehitlerimizin ruhlarının şad olması dileğiyle</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgencosmanoglu%25e2%2580%2599nun-taser-yankisi%25e2%2580%25a6-aybegum-aksak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gencosmanoglu%e2%80%99nun-taser-yankisi%e2%80%a6-aybegum-aksak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkmen Beyi Taşer – Ece BAĞCIBAŞI</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkmen-beyi-taser-ece-bagcibasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkmen-beyi-taser-ece-bagcibasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jun 2011 20:22:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dündar Taşer]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2767</guid>
		<description><![CDATA[Bir adam düşünün, Türk’ün her şeyine âşık olsun. Bir siyasetçi düşünün, kendini ucuz oyunlara değil milli ülkülere adasın. Bir ideolog düşünün, engin bir tarih bilgisi ve sarsılmaz bir devlet inancı olsun. İşte Türkmen Beği Taşer! Ülküdaşlarına ‘beyefendilik’ değil ‘ağabeylik’ yapan Taşer! İşte Asım’ın nesli Dündar Taşer! Bir Fena Fi’d-Devlet olan Dündar Taşer! Ölümünün üzerinden onca yıl geçmiş olmasına rağmen ülkücülerin kalbindeki özel yerini kaybetmedi. Kimdir? Ne yapmıştır? Nasıl yaşamıştır? Hemen hemen hepimiz biliyoruz. Ama onu ‘kim’den öte yapan bir şeyler var ya hani, onu anlatmaya çalışalım dilimiz döndüğünce. Onu kalıplardan dışarı taşıyan, “büyük milliyetçi, değerli fikir adamı, cesur ve vefakâr ülkücü” sıfatlarından daha ileriye götüren özelliklerinden zannımca en çok dikkat çekeni ‘devlet’ kavramına olan tartışmasız bağlılığıydı. Onun kafasında daima büyük, azametli bir devlet fikri vardı. Türk’ün devlet kurmadaki yeteneği, Türk insanının devlete olan içten sadakati, Taşer’in gözünde devleti ve bayrağı çok üstün bir konuma getirmişti. Öyle ki “Hürriyet mi yoksa devlet mi daha önemlidir?” sorusuna “Devlet olmadıktan sonra hürriyet ve meşrutiyeti ne yapacaksınız?” şeklinde akıl dolu bir cevapla karşılık vermişti. Herkesin gözünde takdir toplayan başka bir husus ise Taşer’in müthiş tarih şuur ve bilgisiydi. Büyük Türkiye’yi oluşturma konusunda tarihi en önemli kaynak olarak görürdü. Milli tarihi ve ataları hor görmek ve onlara karşı inançsızlık beslemek asla kabullenemediği şeylerden biri olmuştu. Üstün zekâsını bu tarih anlayışıyla birleştirerek meselelere kimsenin görmediği açılardan bakar ve güçlü tahliller yapardı. Tarihi olayları dönemin şartları içinde değerlendirir ve en doğru sonuçlara ulaşırdı. Adeta her konuyu tarih süzgecinden geçirip öyle karar verirdi. Bu şekilde yaptığı öngörüler hala geçerliliğini korumakta. Türk’ün devlet kurmakta ulaştığı en yüksek seviyesi olarak gördüğü Osmanlı’ya duyduğu hayranlık oldukça belirgindi. Türk tarihini 1923’ten başlatıp ecdada, özellikle de Osmanlı’ya küfretmeyi cumhuriyetçilik sanan sol beyinlere ateş püskürürdü. Ertuğrul Gazi Şölenlerinde 700 yıldan beri yapılan pilavın milliliğine hayran kalacak kadar da Türk töre ve kültürüne âşık bir adamdı Taşer.”Kökü mazide olan atiyiz” derdi ya Atsız Ata, Dündar Binbaşı bunun gerçeğe dönüşmüş hali olsa gerekti. 27 Mayıs’ın kurmay binbaşılığından MHP Genel Başkan Yardımcılığına uzanan mücadelesinde inancını hiç kaybetmemiş, düşünce kavgasından hiç vazgeçmemiş, asker ciddiyetiyle sivil rahatlığını özünde kaynaştırmış bir şahsiyet o.Kimileri bilge kişiliğinden, yol göstericiliğinden dolayı Şeyh Edebalı’ya benzetir, kimileri ise ağırbaşlı ve alçakgönüllü çizgisi, sabırlı ve cesur üslubu, yerinde ve zamanında yaptığı konuşmaları nedeniyle Bögü Alp’e. Hayatını millet ve vatan sevgisiyle yoğrulmuş, geleceğe güvenle bakan, karakter sahibi ülkücü gençler yetiştirmeye adamıştı diyebiliriz. Ülkü Ocaklarının kuruluşunda Başbuğ kadar önemli rolü vardı. Parti işlerinden çok gençlik çalışmalarıyla ilgilenmesi, her seminerin aranılan ve sevilen ismi olması, ülkücü gençlerin ‘Dündar Ağabeyi’ unvanını kazanması, herhalde gençler üzerinde ne kadar büyük emeği olduğunu kanıtlıyor. Komünist hareketlerin, devlet düşmanlığı ve bölücülüğün azıttığı bir dönemde Türkiye’nin teminatı olan Türk milliyetçiliği fikir akımı harekete dönüşmeliydi. Milli ve haklı tepkiler veren Türk gençleri doğru yönde eğitilmeliydi. İşte bu noktada Dündar Taşer, ülkücü hareket için hem teoriyi hem pratiği iyi anlayıp, anlatmayı ve yaşatmayı bilen bir toplum bilimci görevi görmüştü. Ülkücü gençlere teşkilatlanma gücünü, savaşçı ve sağlam ruhunu, sarsılmaz imanını aşılayan en önemli isimlerden bir olmuştu.”Doğruda birlik doğrudur. Yanlışta dahi birlik doğrudur. Çünkü bizatihi birlik doğrudur.”sözüyle milliyetçi evlatlarına...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Bir adam düşünün, Türk’ün her şeyine âşık olsun. Bir siyasetçi  düşünün, kendini ucuz oyunlara değil milli ülkülere adasın. Bir ideolog  düşünün, engin bir tarih bilgisi ve sarsılmaz bir devlet inancı olsun.  İşte Türkmen Beği Taşer! Ülküdaşlarına ‘beyefendilik’ değil ‘ağabeylik’  yapan Taşer! İşte Asım’ın nesli Dündar Taşer! Bir Fena Fi’d-Devlet olan  Dündar Taşer!</p>
<p>Ölümünün üzerinden onca yıl geçmiş olmasına rağmen ülkücülerin  kalbindeki özel yerini kaybetmedi. Kimdir? Ne yapmıştır? Nasıl  yaşamıştır? Hemen hemen hepimiz biliyoruz. Ama onu ‘kim’den öte yapan  bir şeyler var ya hani, onu anlatmaya çalışalım dilimiz döndüğünce.</p>
<p>Onu kalıplardan dışarı taşıyan, “büyük milliyetçi, değerli fikir  adamı, cesur ve vefakâr ülkücü” sıfatlarından daha ileriye götüren  özelliklerinden zannımca en çok dikkat çekeni ‘devlet’ kavramına olan  tartışmasız bağlılığıydı. Onun kafasında daima büyük, azametli bir  devlet fikri vardı. Türk’ün devlet kurmadaki yeteneği, Türk insanının  devlete olan içten sadakati, Taşer’in gözünde devleti ve bayrağı çok  üstün bir konuma getirmişti. Öyle ki “Hürriyet mi yoksa devlet mi daha  önemlidir?” sorusuna “Devlet olmadıktan sonra hürriyet ve meşrutiyeti ne  yapacaksınız?” şeklinde akıl dolu bir cevapla karşılık vermişti.</p>
<p>Herkesin gözünde takdir toplayan başka bir husus ise Taşer’in müthiş  tarih şuur ve bilgisiydi. Büyük Türkiye’yi oluşturma konusunda tarihi en  önemli kaynak olarak görürdü. Milli tarihi ve ataları hor görmek ve  onlara karşı inançsızlık beslemek asla kabullenemediği şeylerden biri  olmuştu. Üstün zekâsını bu tarih anlayışıyla birleştirerek meselelere  kimsenin görmediği açılardan bakar ve güçlü tahliller yapardı. Tarihi  olayları dönemin şartları içinde değerlendirir ve en doğru sonuçlara  ulaşırdı. Adeta her konuyu tarih süzgecinden geçirip öyle karar verirdi.  Bu şekilde yaptığı öngörüler hala geçerliliğini korumakta. Türk’ün  devlet kurmakta ulaştığı en yüksek seviyesi olarak gördüğü Osmanlı’ya  duyduğu hayranlık oldukça belirgindi. Türk tarihini 1923’ten başlatıp  ecdada, özellikle de Osmanlı’ya küfretmeyi cumhuriyetçilik sanan sol  beyinlere ateş püskürürdü. Ertuğrul Gazi Şölenlerinde 700 yıldan beri  yapılan pilavın milliliğine hayran kalacak kadar da Türk töre ve  kültürüne âşık bir adamdı Taşer.”Kökü mazide olan atiyiz” derdi ya Atsız  Ata, Dündar Binbaşı bunun gerçeğe dönüşmüş hali olsa gerekti.</p>
<p>27 Mayıs’ın kurmay binbaşılığından MHP Genel Başkan Yardımcılığına  uzanan mücadelesinde inancını hiç kaybetmemiş, düşünce kavgasından hiç  vazgeçmemiş, asker ciddiyetiyle sivil rahatlığını özünde kaynaştırmış  bir şahsiyet o.Kimileri bilge kişiliğinden, yol göstericiliğinden dolayı  Şeyh Edebalı’ya benzetir, kimileri ise ağırbaşlı ve alçakgönüllü  çizgisi, sabırlı ve cesur üslubu, yerinde ve zamanında yaptığı  konuşmaları nedeniyle Bögü Alp’e.</p>
<p>Hayatını millet ve vatan sevgisiyle yoğrulmuş, geleceğe güvenle  bakan, karakter sahibi ülkücü gençler yetiştirmeye adamıştı diyebiliriz.  Ülkü Ocaklarının kuruluşunda Başbuğ kadar önemli rolü vardı. Parti  işlerinden çok gençlik çalışmalarıyla ilgilenmesi, her seminerin  aranılan ve sevilen ismi olması, ülkücü gençlerin ‘Dündar Ağabeyi’  unvanını kazanması, herhalde gençler üzerinde ne kadar büyük emeği  olduğunu kanıtlıyor. Komünist hareketlerin, devlet düşmanlığı ve  bölücülüğün azıttığı bir dönemde Türkiye’nin teminatı olan Türk  milliyetçiliği fikir akımı harekete dönüşmeliydi. Milli ve haklı  tepkiler veren Türk gençleri doğru yönde eğitilmeliydi. İşte bu noktada  Dündar Taşer, ülkücü hareket için hem teoriyi hem pratiği iyi anlayıp,  anlatmayı ve yaşatmayı bilen bir toplum bilimci görevi görmüştü. Ülkücü  gençlere teşkilatlanma gücünü, savaşçı ve sağlam ruhunu, sarsılmaz  imanını aşılayan en önemli isimlerden bir olmuştu.”Doğruda birlik  doğrudur. Yanlışta dahi birlik doğrudur. Çünkü bizatihi birlik  doğrudur.”sözüyle milliyetçi evlatlarına öğrettiği temel ilkelerden  birini ne de güzel açıklıyor, değil mi?</p>
<p>Dündar Ağabey,Türk milletinin yetiştirdiği değeri anlaşılamamış  gerçek aydınlardandı.Çok okumalarına rağmen belirli ölçülere sahip  olamayan,kafaları karışık,milli bilinçten yoksun,Batı damgalı,aşağılık  kompleksli aydıncıklardan değildi.Hani yolu dosdoğru  olan,doğruları-yanlışlarıyla bir temele bağlanmış,net bakış açılarıyla  sağlam konuşup yol gösteren,millet için var olan adamlar vardır ya,işte  onlardan biriydi.Türklüğe olan güvenini hiç kaybetmeyen kişiliğiyle en  güç zamanlarında halkına yardımcı olmayı başarmıştı.Tarihin akışını bir  sarkacın hareketine benzetip Türklerin en düşkün günlerini  yaşadığını,bundan daha kötüsü olmayacağı için artık yükselme vaktinin  geldiğini müjdelediği o güzel betimlemeyi hatırlamayan yoktur sanırım.</p>
<p>Açık fikirli bir adamdı Taşer aynı zamanda. Ufak noktaları yakalar,  büyük meseleleri çözerdi. Rahat kişiliği ve hoş sohbeti onu solcuların  bile saygıyla dinlediği biri yapmıştı. Özgürlük adına özgürlüğe kurşun  sıkan, gerici feryatlarıyla karşı tarafı susturduğunu zannedip fikir  yobazlığının daniskasını yapan ve beyinlerinin saati 1917’de durmuş  sözde ilericilere inat…</p>
<p>Ona göre ülkemizde sürüp giden sorunların temeli aydın-halk  ikiliğinden ibaretti. Türk milletinin tarihi köklerine, milli  çıkarlarına, inançlarına ve töresine aykırı kurumlar var oldukça ve  ‘halka rağmen halk için’ hareket eden aydın zihniyeti bitmedikçe  Türkiye’nin gelişmesine imkân yoktu.”Türk aydınının kavramlarla ilgisi  yoktur. Onun davası kelimelerledir.” sözüyle bu konuda oldukça gerçekçi  bir portre çizmişti. Taşer’in fikrince devlet yönetimini imkânsız kılan  şey, bir yanda devlet için varlıları zorunlu olan tayinli kurumlar,  diğer yanda ise milletin seçimi ile gelen siyasi iktidar olmasıydı.  Kökeni, çıkarları, dünya görüşü ve içyapılarıyla birbirlerine tamamen  zıt olan bu iki kurumun çatışmalarına şahit oldukça ne kadar doğru bir  tespit yaptığını daha iyi anlıyor insan.</p>
<p>3 Mayıs 1944 olaylarında hakkında soruşturma açılmış Türkçü  subaylardan biriydi Dündar Beğ. Kaderi belki de orada kesişmişti  Başbuğ’la. Ve 27 Mayıs İhtilalinden ölümüne kadar sadık bir dava  arkadaşı olmuştu ona. Lidere duyduğu saygı tarihte eşine az rastlanır  nitelikteydi. Hem de “Alparslan Türkeş’in yanlışı benim doğrumdan da  doğrudur.”diyecek kadar. Lidere saygısızlığı muhalefet zanneden  bozgunculara, ülkücü ahlakın temel ilkesini ihlal ettikleri halde dava  üzerinde ahkâm kesmekten kaçınmayan tatlı su ülkücülerinin yüzüne tokat  gibi inecek kadar…</p>
<p>İşte Dündar Taşer tüm bu nitelikleriyle bir yıldız gibi geçmişti  Ülkücü Hareket ve Türk Tarihinden. Ölümü bir oyun gibi gelmişti  ülküdaşlarına. Vurgun yemiş kadar ağır, mayına basmış kadar şaşırtıcı.  Birer acı parçacığı bırakırken yüreklere, erdemle dolu bir ömrün gururlu  hatırasını da armağan ediyordu. Bakın Osman Yüksel Serdengeçti nasıl  anlatıyor ölümünü, onun sevimli kişiliğine yakışır bir şekilde.”Bana hiç  ölmemiş gibi geliyor. Gülen gözleriyle gözlerimin içine bakıyor:</p>
<p>—Nerden Kumandan?<br />
—Şuradan geliyordum. Bir ekmekçi arabası geri  geri geliyordu. Biz de gericiyiz ya, arabanın gerisindeydim. Bana çarptı  araba. Hayır, ben ona çarptım, işte böyle.<br />
—Demek ekmeğe hürmetinden ekmek arabasının gerisindeydin ha?<br />
—Evet. Sen bilmez misin,”Ekmeği ikram ediniz, hürmet ediniz” diye bir hadis_i şerif var…”</p>
<p>Destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ise şöyle anıyor onu:</p>
<p>İşit beni, dinle beni, duy beni<br />
Eğlendirmez düğün, dernek, toy beni<br />
Yar beni, hey&#8230; Dil beni hey&#8230; Oy beni.<br />
Dündar ağam bizi koyup gitti bil!<br />
Uçmağ&#8217; içre, bir menzile yetti bil!</p>
<p>Tanrı bilir; dün de bizim, yarın da&#8230;<br />
Bir gün olur, bir sabah tan yerinde,<br />
Dalgalanır dokuz tuğ, gönderinde,<br />
Türkmen ağam nağrasını attı bil!<br />
Otağ kurup gölgesinde yattı bil!</p>
<p>Türk’ün deli kanı gibi hesapsızca akan  bir iman, cesur bir gönül, zeki bir anlayış… Akıl, duygu ve mantık  çatışmasında inancın mahkûm edildiği bir dünyada Toroslar kadar yüksek,  Toroslar kadar kudretli bir kişilik… Kalpleri ‘Türk’ için atan,  inançları Turan kuruluncaya kadar sanık olmaya devam edecek olanların ve  ‘ipeğe sarılmış çeliksiniz’ dediği bozkurtlarının nezdinde her daim en  güzel yere konulan büyük insan…</p>
<p>Ülkücü Hareketin gerçek anlamdaki kurucularından ve dava adamlarından  olan Dündar Taşer’i, onu tanıma şerefine erişememiş kardeşleri olarak,  saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.</p>
<p>Âşıklar da şehittir ve şehitler ölmez Binbaşım!<br />
Akif’le başlıyoruz, taa demiri eritinceye kadar!<br />
Ve korkmuyoruz Beğim! Akıldan da inançtan da yürekten de korkmuyoruz!<br />
Ruhun şad, mekânın uçmağ olsun!</p>
<p>TANRI TÜRK’Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturkmen-beyi-taser-ece-bagcibasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turkmen-beyi-taser-ece-bagcibasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mayıs 2011 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mayis-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mayis-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 20:28:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2778</guid>
		<description><![CDATA[KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, geçirdiği ciddi bir rahatsızlık sebebiyle tüm Türk Dünyası’nı üzüntüye boğdu. Yüksek tansiyon nedeniyle Yakındoğu Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan Denktaş zor bir hastalık dönemi geçiriyor. Doktorlarının yaptıkları açıklamalarda durumun iyiye gittiği ancak halen riskler taşıdığı belirtiliyor. Kalp ve solunumda sorunlar yaşayan Denktaş için başta Kıbrıs Türklüğü olmak üzere tüm Türk Dünyası’ndan acil şifa dilekleri gelmeye devam ediyor. Kahraman Denktaş’ın bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ediyoruz. Kazakistan’ın başkenti Astana’da, 51 ülkeden 2000 ilgilinin katıldığı 4. Astana Ekonomik Forumu 3-4 Mayıs 2011 tarihleri arasında düzenlendi. Foruma aralarında 7 Nobel ödüllü ekonomistin de bulunduğu alanında uzman kişiler, devlet yetkilileri ve çok sayıda davetli katıldı. Nobel ödüllü akademisyenler John Nash, Roger Kornberg, Finn Kydland, Robert Aumann, James Mirrlees, Domingo Cavallo ve Ricard Cooper’den oluşuyordu. Forumda yapılan panellerde özellikle uluslararası piyasa ele alındı ve Kazakistan’ın bu arenadaki yeri tartışıldı. Forumun ilk bölümü sonunda G20 ülkelerine ekonomik önerilerin yer aldığı bir “açık mektup” yayınlandı. İkinci bölümde ise Kazak bakanlar ile Nobel ödüllü ekonomistler bir araya geldi. Oturumda özellikle Kazakistan’ın enerji alanındaki yatırımları, atacağı adımlar, krizlerdeki önlemler, insan kaynakları yönetimi ve eğitim ile ilgili konular konuşuldu. 4. Kez yapılan forum Kazakistan’ın uluslararası piyasaya verdiği önemin bir göstergesi olarak istikrarlı bir biçimde devam etmektedir. Nazarbayev’in özellikle üzerinde durduğu bu organizasyon Orta Asya’da bir marka olmak için çaba sarfetmekte. Aynı zamanda Batılı ekonomistleri bölgeye çekerek, Kazakistan’ın doğu ile batı arasında köprü olma politikalarını desteklemektedir. Kapalı bir yapıdan kurtulan bölge ülkeleri arasında Kazakistan, dış dünyaya açılma konusunda daha çok çabaladığını bu tarz etkinliklerden anlamak mümkündür. Astana Ekonomik Forumu, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın talimatı üzerine Kazakistan Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı, Avrasya Bilim Adamları Ekonomi Kulübü ve Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü’nün desteğiyle dördüncü kez düzenlenmekte. 5.si ise Mayıs 2012’de Astana’da düzenlenecektir. Türkistan’da su sorunları bitmek bilmiyor. Bölge ülkelerinin yetkilileri, 2012&#8242;de Fransa&#8217;da yapılacak Dünya Altıncı Su Forumu öncesinde Özbekistan’ın başkenti Taşkent&#8217;te başlayan &#8216;Su Güvenliği Alanında İşbirliği Çalışmaları&#8217; konulu iki günlük uluslararası konferansta bir araya geldi. Bölgenin yaşamış olduğu ekolojik sorunların yanı sıra, su aktarımı ve kullanımıyla ilgili sorunlar konferanslarda tartışıldı. Aral gölünün kuruması konusuyla ilgili öneriler sunuldu. Genel olarak bölge ülkelerinin su konusunda bir işbirliğine çağrıldığı etkinlikte aynı zamanda bazı ülkeler birbirlerini suçlamaktan da geri kalmadı. Özbek temsilci isim vermenden Kırgızistan ve Tacikistan&#8217;ı bölgedeki su kaynaklarını uluslar arası normlara ayrı şekilde kullanmakla suçladı. Kazak ve Türkmen temsilciler tüm ülkeleri sıkı işbirliğine çağırırken, Kırgız ve Tacik temsilcileri kendilerinin yersiz suçlandıklarını hatta su kaynaklarını yeterli kullanamadıklarını belirtti. Programın sonucunda ise etkin bir işbirliği ve çözüm takvimi ortaya konamadı. Bu tarz sorunlarda birbirleriyle anlaşamayan ve işbirliğinden çok eleştiriye yönelen bölge ülkeleri, bu tarz politikalara devam ettiği sürece Türkistan’da bir Türk Birliği’nin kurulması ve işlemesi mümkün görülmemektedir. Hatta ülkeler arasında oluşmaya başlayan cepheleşmeler daha da artabilir ve bu durumda Rusya ve ABD gibi bölgede emperyal amaçları olan ülkeleri memnun edebilir. Olan ise bölge halklarına ve Aral gölü gibi doğal harikalara olacaktır. Türkmenistan tarihinin en yüksek dış ticaret hacmini 2010 yılında gerçekleştirdiği Türkmen Devlet yekililerince açıklandı. Türkmen Devlet Haber Ajansı TDH’nin haberine göre, 2010 yılında dış ticaret hacmi 18 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. Aynı dönemde ithalatın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, geçirdiği ciddi bir  rahatsızlık sebebiyle tüm Türk Dünyası’nı üzüntüye boğdu. Yüksek  tansiyon nedeniyle Yakındoğu Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan  Denktaş zor bir hastalık dönemi geçiriyor. Doktorlarının yaptıkları  açıklamalarda durumun iyiye gittiği ancak halen riskler taşıdığı  belirtiliyor. Kalp ve solunumda sorunlar yaşayan Denktaş için başta  Kıbrıs Türklüğü olmak üzere tüm Türk Dünyası’ndan acil şifa dilekleri  gelmeye devam ediyor. Kahraman Denktaş’ın bir an önce sağlığına  kavuşmasını temenni ediyoruz.</p>
<p>Kazakistan’ın başkenti Astana’da, 51 ülkeden 2000 ilgilinin katıldığı  4. Astana Ekonomik Forumu 3-4 Mayıs 2011 tarihleri arasında düzenlendi.  Foruma aralarında 7 Nobel ödüllü ekonomistin de bulunduğu alanında  uzman kişiler, devlet yetkilileri ve çok sayıda davetli katıldı. Nobel  ödüllü akademisyenler John Nash, Roger Kornberg, Finn Kydland, Robert  Aumann, James Mirrlees, Domingo Cavallo ve Ricard Cooper’den oluşuyordu.  Forumda yapılan panellerde özellikle uluslararası piyasa ele alındı ve  Kazakistan’ın bu arenadaki yeri tartışıldı. Forumun ilk bölümü sonunda  G20 ülkelerine ekonomik önerilerin yer aldığı bir “açık mektup”  yayınlandı. İkinci bölümde ise Kazak bakanlar ile Nobel ödüllü  ekonomistler bir araya geldi. Oturumda özellikle Kazakistan’ın enerji  alanındaki yatırımları, atacağı adımlar, krizlerdeki önlemler, insan  kaynakları yönetimi ve eğitim ile ilgili konular konuşuldu. 4. Kez  yapılan forum Kazakistan’ın uluslararası piyasaya verdiği önemin bir  göstergesi olarak istikrarlı bir biçimde devam etmektedir. Nazarbayev’in  özellikle üzerinde durduğu bu organizasyon Orta Asya’da bir marka olmak  için çaba sarfetmekte. Aynı zamanda Batılı ekonomistleri bölgeye  çekerek, Kazakistan’ın doğu ile batı arasında köprü olma politikalarını  desteklemektedir. Kapalı bir yapıdan kurtulan bölge ülkeleri arasında  Kazakistan, dış dünyaya açılma konusunda daha çok çabaladığını bu tarz  etkinliklerden anlamak mümkündür. Astana Ekonomik Forumu, Kazakistan  Cumhurbaşkanı’nın talimatı üzerine Kazakistan Ekonomi ve Ticaret  Bakanlığı, Avrasya Bilim Adamları Ekonomi Kulübü ve Ekonomi  Araştırmaları Enstitüsü’nün desteğiyle dördüncü kez düzenlenmekte. 5.si  ise Mayıs 2012’de Astana’da düzenlenecektir.</p>
<p>Türkistan’da su sorunları bitmek bilmiyor. Bölge ülkelerinin  yetkilileri, 2012&#8242;de Fransa&#8217;da yapılacak Dünya Altıncı Su Forumu  öncesinde Özbekistan’ın başkenti Taşkent&#8217;te başlayan &#8216;Su Güvenliği  Alanında İşbirliği Çalışmaları&#8217; konulu iki günlük uluslararası  konferansta bir araya geldi. Bölgenin yaşamış olduğu ekolojik sorunların  yanı sıra, su aktarımı ve kullanımıyla ilgili sorunlar konferanslarda  tartışıldı. Aral gölünün kuruması konusuyla ilgili öneriler sunuldu.  Genel olarak bölge ülkelerinin su konusunda bir işbirliğine çağrıldığı  etkinlikte aynı zamanda bazı ülkeler birbirlerini suçlamaktan da geri  kalmadı. Özbek temsilci isim vermenden Kırgızistan ve Tacikistan&#8217;ı  bölgedeki su kaynaklarını uluslar arası normlara ayrı şekilde  kullanmakla suçladı. Kazak ve Türkmen temsilciler tüm ülkeleri sıkı  işbirliğine çağırırken, Kırgız ve Tacik temsilcileri kendilerinin yersiz  suçlandıklarını hatta su kaynaklarını yeterli kullanamadıklarını  belirtti. Programın sonucunda ise etkin bir işbirliği ve çözüm takvimi  ortaya konamadı. Bu tarz sorunlarda birbirleriyle anlaşamayan ve  işbirliğinden çok eleştiriye yönelen bölge ülkeleri, bu tarz  politikalara devam ettiği sürece Türkistan’da bir Türk Birliği’nin  kurulması ve işlemesi mümkün görülmemektedir. Hatta ülkeler arasında  oluşmaya başlayan cepheleşmeler daha da artabilir ve bu durumda Rusya ve  ABD gibi bölgede emperyal amaçları olan ülkeleri memnun edebilir. Olan  ise bölge halklarına ve Aral gölü gibi doğal harikalara olacaktır.</p>
<p>Türkmenistan tarihinin en yüksek dış ticaret hacmini 2010 yılında  gerçekleştirdiği Türkmen Devlet yekililerince açıklandı. Türkmen Devlet  Haber Ajansı TDH’nin haberine göre, 2010 yılında dış ticaret hacmi 18  milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. Aynı dönemde ithalatın ise 8 milyar  doları bulduğu belirtildi. Enerji kaynaklarını etkili kullanan  Türkmenistan bu yolla hem ekonomisini büyüterek başarılı politikalar  gerçekleştirmekte hem de halkına ücretsiz enerji sunarak bir iç istikrar  örneği sunmaktadır. Türk Dünyası içerisinde Kazakistan ile birlikte en  etkili enerji politikasını yürütmekte olan Türkmenistan’ın bu özelliği  Türk işbirliği konusunda önemli bir başlığı oluşturmaktadır.</p>
<p>Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov’un Özbekistan’a  gerçekleştirdiği resmi ziyarette yapılan görüşmeler sonrasında iki ülke  arasında önemli anlaşmalara imza atıldı. Bunların en başında ise iki  ülke arasındaki ticareti geliştirmeye yönelik olan anlaşma oldu.  Türkmenistan ile Özbekistan hükümeti arasında karşılıklı ticaret  temsilciliklerinin açılmasına ilişkin anlaşma imzalandı. Son dönemlerde  iki ülke arasındaki ticaret hacminin hızla arttığı göz önünde tutulursa  bu anlaşmanın büyük faydalar getireceği kesindir. Özellikle Türkmenistan  gibi bölgenin en güçlü ticaret merkezi ülkesinin Özbekistan’la gittiği  bu işbirliği Türk Dünyası’na örnek olacak bir çalışmadır. Temsilcilikler  sayesinde ticari ilişkilerin daha kontrollü ve daha kazançlı olacağı,  ili ülke arasındaki eşgüdümün daha rahat sağlanacağı aşikardır.</p>
<p>13-14 Mayıs tarihlerinde Şanghay İşbirliği Örgütü Dışişleri Bakanları  Toplantısı’na katılmak üzere Rusya, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan  ve Çin Dışişleri Bakanları Kazakistan’ın Almatı şehrinde bir araya  geldi. Toplantıda 15 Haziran’da gerçekleşecek ŞİÖ zirvesiyle ilgili  çalışmaların ve görüş alışverişinin yapıldığı öğrenildi. Kazakistan’ın  uluslararası toplantıları düzenlemekte profesyonelleştiği artık  söylenebilir hale gelmiştir. Uluslararası Politikada belirleyici olma  iddiasını bu etkinliklerde dile getirerek kendine büyük avantaj  yaratmaktadır.</p>
<p>2008 yılında Nahçıvan&#8217;da yapılan Türkçe Konuşan Devlet Başkanları  Zirvesi&#8217;nde alınan karar neticesinde, geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev&#8217;in  birlikte açılışını yaptığı Türk Dünyası Akademisi’nin ilk uluslararası  etkinliği “Türk Medeniyeti ve Bağımsız Kazakistan” konulu konferans  düzenlendi. Konferansa 18 ülkeden 200 Türkolog katıldı. Nazarbayev’in  “Türk Birliği” için çalışmak üzere açtıklarını söylediği akademinin daha  birçok önemli çalışmaya imza atacağını tahmin etmek zor değil.</p>
<p>Finalinde 25 ülkenin yarıştığı Eurovision yarışmasında Azerbaycan  birinciliği elde etti. Özellikle yarı finalde elenen Türkiye’de büyük  sevinç yaratan bu başarının, Azerbaycan’ın tanıtımına ve turizmine büyük  katkı sağlayacağı aşikar. Seneye Azerbaycan’da düzenlenecek yarışmayla  da tanıtım açısında yeni fırsatların ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Yardımcısı ve BM Kalkınma  Programı (UNDP) Başkanı Helen Clark, Orta Asya ülkeleri ziyaret etti.  Bölge ülkelerinde özellikle güvenlik ve su kaynaklarının kullanımı  konularında istişarelerde bulunan Clark Türkmenistan’dan başladığı  turunu Özbekistan’da sonlandırdı. Tacikistan ve Kırgızistan’ı da ziyaret  eden Clark’ın BM Kalkınma Programı çerçevesinde bölgedeki ekonomik  sorun ve dengesizlikler ile ilgili de çalışmalar yaptığı tahmin  ediliyor. Rusya ve ABD arasında bir güç mücadelesini gelecekte  şiddetleneceği tahmin edilen Orta Asya’da BM daha etkin olabilmenin  çabalarını vermektedir. Bu noktada da bölgenin önemli sorunları üzerine  gidilmesi politikası uygulanmaktadır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dördüncü kez Türkmenistan’ı ziyaret etti.  Hazar Denizi kenarındaki Türkmenbaşı şehrinde Türkmenistan Devlet  Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov ile baş başa 1 saat 45 dakika  görüştü. Ekonomik konuların daha çok ele alındığı görüşme sonrasında  Gül, Türkmenistan’a övgüler yağdırdı. Türkmenistan, Türkiye için hem  enerji hem de ticaret konusunda çok önemli bir işbirliği potansiyeli  sahip ülke olarak büyük ilgi görmektedir. Üst düzey ziyaret sayılarının  artması bunun açık göstergesidir.</p>
<p>Bulgaristan’da ırkçı saldırılar Türkleri yine hedef aldı. Banya Başı  Camii’nde Cuma Namazı kılan cemaate ırkçı ATAKA partisi üyeleri  saldırıda bulundu. Irkçılar namaz kılan cemaate saldırmak istedi  engellenince yumurta atarak ve ellerine geçirdikleri seccadeleri yakarak  saldırılarına devam ettiler. Önceki haftalarda da benzer saldırılar  Bulgaristan Türklerini hedef almıştı. Avrupa’da yükselen ırkçılık  hareketlerinin Bulgaristan’da da parlaması zaten geçmişi olan bir durum  olarak şaşırtıcı olmamıştır. Avrupa’da yerleşik Türk bırakmamak için  uğraşan bazı siyasi kesimler bu tarz eylemlerini Avrupa’nın pek çok  ülkesinde yapmaya devam ediyorlar.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmayis-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mayis-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Diyarbakır Seçim Gezisi ve Miting &#8211; 6 Haziran 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-secim-gezisi-ve-miting-6-haziran-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-secim-gezisi-ve-miting-6-haziran-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2011 21:17:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Mitingi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2788</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-secim-gezisi-ve-miting-6-haziran-2011.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="../resimler/Liderdiyarbakir.jpg" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-secim-gezisi-ve-miting-6-haziran-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-diyarbakir-secim-gezisi-ve-miting-6-haziran-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/87b8a921922c49c3716472949d505d9d41207f98419a291628b8e9a0fc85582261c6b8bc329671ecebd2b19b1c4f990b2190784befcc4e4cd259851ad2d66458/MHP_Genel_Baskani_Sn__Devlet_Bahceli_nin_Diyarbakir_Secim_Gezisi_ve_Miting___6_Haziran_2011/video.flv" length="336931981" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Diyarbakır Mitinginde yapmış olduğu konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/n-devlet-bahcelinin-diyarbakir-mitinginde-yapmis-oldugu-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/n-devlet-bahcelinin-diyarbakir-mitinginde-yapmis-oldugu-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2011 20:57:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Mitingi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2763</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Diyarbakırlılar, Aziz Vatandaşlarım, Değerli Dava Arkadaşlarım, Kıymetli Basın Mensupları, Diyarbakır’da bulunmaktan ve sizlerle bir araya gelmekten dolayı son derece bahtiyarım. Bizlerin kavuşmasını nasip eden Cenab-ı Allah’a şükrediyorum. Diyarbakır bugün bize kucağını açtı. Diyarbakır kardeşliğin, birliğin ve sevginin tarafında olduğunu bir kez daha kanıtladı. Misafirperverliğinizi gösterdiniz, gönlünüzü açtınız. Türkiye’nin varolması ve Türk milletinin sonsuza kadar yaşaması için katkı veren, desteklerini esirgemeyen ve dua eden her kardeşimle el ele, omuz omuza olacağız. Diyarbakır’ın her köşesindeki vatandaşlarıma buradan en kalbi duygularımı gönderiyorum. Bismil’i, Çermik’i, Çınar’ı, Çüngüş’ü, Dicle’yi, Eğil’i, Ergani’yi, Hani’yi, Hazro’yu, Kocaköy’ü, Kulp’u, Lice’yi, Silvan’ı, Sur’u, Yenişehir’i ve Diyarbakır’ı hürmetle, sevgiyle selamlıyorum. Hepinizi bağrıma basıyorum. Hepinizi kucaklıyorum. 12 Haziran’da yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimi’nin barışa, huzura, berekete, bolluğa ve esenlik dolu günlere vesile olmasını niyaz ediyorum. Bu açık hava toplantımızın gerçekleşmesinde emeği geçen Diyarbakır il başkanımıza ve teşkilat mensuplarımıza takdirlerimi sunuyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şerefler verdiniz. Aziz Diyarbakırlı Kardeşlerim, Muhterem Vatandaşlarım, Diyarbakır bize çok şey anlatır. Diyarbakır denilince aklımıza çok şey gelir. Fikir pınarlarımızın kurumayacak kaynağı olan merhum Ziya Gökalp Bey Diyarbakır’ın bir armağanıdır. Türk milletine eşsiz bir emanetidir. Yaşamak için bir insanın ülküleri olması gerektiğini bizlere ulaştıran o’dur. Tükenmez coşkumuzu, azalmaz milli heyecanımızı ve bitmeyecek millet aşkımızı Gökalp Bey’den esinlendik. Şiirleriyle kalbimize huzur veren ve nasıl bir memleket istediğini mısralarıyla bizlere miras bırakan Cahit Sıtkı Tarancı bu şehirden yola çıkmıştır. İşgal yıllarındaki milli duruşuyla haklı gururumuz olan şair, yazar ve devlet adamı merhum Süleyman Nazif Diyarbakır’ın Türk milletine hediyesidir. Diyarbakır’ın dört ayaklı minaresi müşterek değerlerimizi anlatır. Diyarbakır’ın karpuzu ağzımızın tadı, sohbetlerimizin yarenliğidir. Yedi Kardeş Burcu; yüzyıllardır birlikte yaşamamızı seslendirir. On Gözlü Köprü; dünden miras aldığımız umutlarımızı üzerinde gezdirir. Ulu Cami aynı kıbleye hep beraber baş koyduğumuzu dile getirir. Dicle Nehri özlemlerimizi taşır, sevdalarımızı yüzdürür. Adeta aynı yüzün iki yanağı olduğumuzu haykırır. Şarıltısıyla kardeşlik türkülerimizin bestesini yapar. Diyarbakır surları bir bedende aynı ruh olduğumuzu kanıtlar. Tarihe meydan okuyan kadim yapısıyla üzerimize gölgelik olur, ayrılığı değil bütünleşmeyi sağlayan kemer gibi hepimizi sımsıkı sarar. Gururla söyleyebilirim ki; bu şehrin her tarafında tarih ve medeniyet akıyor. Her köşesinden asalet ve güzellik fışkırıyor. Dağılmaya değil toplanmaya, Dargınlığa değil kucaklaşmaya, Kavgaya değil barışmaya, Husumete değil uzlaşmaya varım ve hazırım diyor. Diyarbakırlı kardeşim nifak saçanlardan yoruldum diyor. Küresel ayak oyunlarının tezgâhlarından bıktım diyor. Farklılıkları hatırlatarak müştereklerimizin altını oymaya çalışanlardan bunaldım diye ses veriyor. Ses Ver Diyarbakır, Sesime Kulak Ver Türkiye. İnanıyorum ki, Diyarbakırlı vatandaşım istismara, fitneye, bölünmeye karşı çare arıyor. Kandan beslenen teröristlere karşı yardım bekliyor. AKP iktidarının aldatmalarına, yalanlarına ve işbirlikçi duruşuna son vermeyi ümit ediyor. Merak etmeyin biz varız. Yeise kapılmayın Milliyetçi Hareket Partisi var. Ben buraya, sizlerden oy istemeye, siyasal fayda ummaya gelmedim. Önce Diyarbakırlı kardeşimle dertleşmeye, sorunlarını dinlemeye ve hasret gidermeye geldim. Başbakan Erdoğan’ın aramıza ekmeye çalıştığı fitne tohumlarını çürütmeye geldim. Kafasında küstahça çizdiği Sivas- Gâvur Dağı hattını yerle bir etmeye geldim. İnanın bana, bize yönelik iftiraları, gıybetleri aşmak için buraya koştum. Ortak değerlerimizin dilini paylaşmak için buradayım. Bin yıllık kardeşliği ayakta tutmak ve sonsuza kadar yaşatmak amacıyla karşınızdayım. Bin yıllık kardeşliği yaşamak ve yaşatmak için aranızdayım. Milliyetçi Hareket’in mesajını, çağrısını sizlere getirdim....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="../resimler/Liderdiyarbakir.jpg" alt="" width="600" height="397" />Muhterem Diyarbakırlılar,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’da bulunmaktan ve sizlerle bir araya gelmekten dolayı son derece bahtiyarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizlerin kavuşmasını nasip eden Cenab-ı Allah’a şükrediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır bugün bize kucağını açtı.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır kardeşliğin, birliğin ve sevginin tarafında olduğunu bir kez daha kanıtladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Misafirperverliğinizi gösterdiniz, gönlünüzü açtınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin varolması ve Türk milletinin sonsuza  kadar yaşaması için katkı veren, desteklerini esirgemeyen ve dua eden  her kardeşimle el ele, omuz omuza olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’ın her köşesindeki vatandaşlarıma buradan en kalbi duygularımı gönderiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bismil’i, Çermik’i, Çınar’ı, Çüngüş’ü, Dicle’yi,  Eğil’i, Ergani’yi, Hani’yi, Hazro’yu, Kocaköy’ü, Kulp’u, Lice’yi,  Silvan’ı, Sur’u, Yenişehir’i ve Diyarbakır’ı hürmetle, sevgiyle  selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi bağrıma basıyorum. Hepinizi kucaklıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran’da yapılacak olan Milletvekilliği  Genel Seçimi’nin barışa, huzura, berekete, bolluğa ve esenlik dolu  günlere vesile olmasını niyaz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu açık hava toplantımızın gerçekleşmesinde  emeği geçen Diyarbakır il başkanımıza ve teşkilat mensuplarımıza  takdirlerimi sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şerefler verdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Diyarbakırlı Kardeşlerim,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır bize çok şey anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır denilince aklımıza çok şey gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikir pınarlarımızın kurumayacak kaynağı olan merhum Ziya Gökalp Bey Diyarbakır’ın bir armağanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine eşsiz bir emanetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşamak için bir insanın ülküleri olması gerektiğini bizlere ulaştıran o’dur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tükenmez coşkumuzu, azalmaz milli heyecanımızı ve bitmeyecek millet aşkımızı Gökalp Bey’den esinlendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiirleriyle kalbimize huzur veren ve nasıl bir  memleket istediğini mısralarıyla bizlere miras bırakan Cahit Sıtkı  Tarancı bu şehirden yola çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşgal yıllarındaki milli duruşuyla haklı  gururumuz olan şair, yazar ve devlet adamı merhum Süleyman Nazif  Diyarbakır’ın Türk milletine hediyesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’ın dört ayaklı minaresi müşterek değerlerimizi anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’ın karpuzu ağzımızın tadı, sohbetlerimizin yarenliğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yedi Kardeş Burcu; yüzyıllardır birlikte yaşamamızı seslendirir.</p>
<p style="text-align: justify;">On Gözlü Köprü; dünden miras aldığımız umutlarımızı üzerinde gezdirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ulu Cami aynı kıbleye hep beraber baş koyduğumuzu dile getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dicle Nehri özlemlerimizi taşır, sevdalarımızı yüzdürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Adeta aynı yüzün iki yanağı olduğumuzu haykırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şarıltısıyla kardeşlik türkülerimizin bestesini yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır surları bir bedende aynı ruh olduğumuzu kanıtlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihe meydan okuyan kadim yapısıyla üzerimize  gölgelik olur, ayrılığı değil bütünleşmeyi sağlayan kemer gibi hepimizi  sımsıkı sarar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gururla söyleyebilirim ki; bu şehrin her tarafında tarih ve medeniyet akıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Her köşesinden asalet ve güzellik fışkırıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dağılmaya değil toplanmaya,</p>
<p style="text-align: justify;">Dargınlığa değil kucaklaşmaya,</p>
<p style="text-align: justify;">Kavgaya değil barışmaya,</p>
<p style="text-align: justify;">Husumete değil uzlaşmaya varım ve hazırım diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı kardeşim nifak saçanlardan yoruldum diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel ayak oyunlarının tezgâhlarından bıktım diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Farklılıkları hatırlatarak müştereklerimizin altını oymaya çalışanlardan bunaldım diye ses veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ses Ver Diyarbakır, Sesime Kulak Ver Türkiye.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, Diyarbakırlı vatandaşım istismara, fitneye, bölünmeye karşı çare arıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kandan beslenen teröristlere karşı yardım bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarının aldatmalarına, yalanlarına ve işbirlikçi duruşuna son vermeyi ümit ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Merak etmeyin biz varız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeise kapılmayın Milliyetçi Hareket Partisi var.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben buraya, sizlerden oy istemeye, siyasal fayda ummaya gelmedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Önce Diyarbakırlı kardeşimle dertleşmeye, sorunlarını dinlemeye ve hasret gidermeye geldim.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın aramıza ekmeye çalıştığı fitne tohumlarını çürütmeye geldim.</p>
<p style="text-align: justify;">Kafasında küstahça çizdiği Sivas- Gâvur Dağı hattını yerle bir etmeye geldim.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanın bana, bize yönelik iftiraları, gıybetleri aşmak için buraya koştum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortak değerlerimizin dilini paylaşmak için buradayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yıllık kardeşliği ayakta tutmak ve sonsuza kadar yaşatmak amacıyla karşınızdayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yıllık kardeşliği yaşamak ve yaşatmak için aranızdayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in mesajını, çağrısını sizlere getirdim.</p>
<p style="text-align: justify;">Aramıza inşa etmeye çalıştıkları bariyerleri yıkmak için kararlığımızı getirdim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekmeğimizi  paylaştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Suyumuzu paylaştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Mahallerimizi, evlerimizi, özlemlerimizi paylaştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Cephelerde birlikte mücadele ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Balkanlarda birlikteydik.</p>
<p style="text-align: justify;">Yemen’de yan yanaydık.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale’de şehadet şerbetinden birlikte içtik.</p>
<p style="text-align: justify;">Hep beraber vatanımızı işgal eden emperyalist mihraklara diklendik ve hamd olsun haddini bildirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Birlikte güldük, birlikte ağladık.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgimizi bölüştük, ama insanımızı bölmedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Kız aldık, kız verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıla özlemini hep beraber duyduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Dokunan kilimlere kardeşliğimizi oya gibi işledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Alın terlerimizi şehit kanlarıyla kazandığımız vatan topraklarımıza düşürdük.</p>
<p style="text-align: justify;">Davul zurnayla halay çektik ve keyif aldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Delilo’yla, Esmer’le, Çaçanla, Tekayakla, Çiftayakla ve Çepiğle birlikte oynadık, birlikte güldük.</p>
<p style="text-align: justify;">Asırlarca el birliği, güç birliği yaptık.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı geceye yelken açtık, aynı güneşle ısındık.</p>
<p style="text-align: justify;">Benzer düşleri kurduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Yunus’tan, Mevlana’dan, Hacı Bektaş-ı Veli’den aynı hissiyatı aldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Hoca Nasrettin’in mizahıyla güldük.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı gülün yaprakları gibi açtık.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kutlu tebliğine birlikte iman ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Duamız bir, yakarışımız bir, safımız bir oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Adımız bir, acımız bir, anımız bir oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz birlikte büyük Türk milleti olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aziz vatan bin yıl önce gerçek sahiplerini buldu ve ellerde yükseldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan geçen asırlar boyunca bu topraklara hep beraber mührümüzü vurduk ve büyük bir millete hep birlikte vücut verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilmeyene, anlamak istemeyene tekraren hatırlatırım ki; bu büyük milletin adı Türk milletidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz; kökenleri, dilleri, alt kültür  gruplarını, mezhepleri birlikte yaşama ülküsüyle aynı hedefe  yönlendirmiş ve kopmaz bir bağ ile irtibatını kurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaferlerimiz, yenilgilerimiz, fetihlerimiz tarihe damga vurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Paylaşılan her düğün, açılan her duvak, doğan  her çocuk, sallanan her beşik, tüten her ocak, can veren her şehit,  çekilen her ızdırap, sevinçle tutuşan eller bizi millet yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğduğumuz yer, doyduğumuz yer, ilimiz, yöremiz, anamızın dili, inancımız ve kimliğimiz ne olursa olsun bizim ismimiz Türk milletidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu ülkede yaşayan herkesi bin yıllık kaynaşmanın aziz hatırası olarak görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yurdumuzda nefes alan herkesi, ecdadımızın yadigârı olarak kabul ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğudan batıya, güneyden kuzeye hangi etnik  kökene, hangi mezhebe mensup olursa olsun herkesi Cenab-ı Allah’ın  kutsal emaneti olarak benimsiyoruz ve sahipleniyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için ‘Herkes Eşittir’ Türkiye diyerek  farklılıklara prim vermedik ve bir olduğumuzu, eşit olduğumuzu  muhataplarına duyurduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Anlayan herkesi,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Dinleyen herkesi,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Çağıran herkesi,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Koşan herkesi,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Sevinen herkesi,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Üzülen herkesi,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Çalışan herkesi</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Ve bekleyen herkesi bir gördük, beraber kabul ettik ve ayrılmaz bir bütün olarak yüreğimize bastık.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka türlüsünü de zaten düşünemeyiz, düşünmeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin hiçbir evladı bu ülkenin zencisi değildir. Buna inandık.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin hiçbir ferdi bu ülkenin ötekisi değildir. Bundan asla taviz vermedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçkimsenin kendi evinde yabancı olmasını istemedik, aklımızdan geçirmedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksini düşünenlerin ise heybetli bir şekilde karşısında durduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı kardeşim siz bizsiniz, biz de siz.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’a ve bölücü PKK’ya inat; ayrımız, gayrımız yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi soruyorum sizlere ve samimi bir şekilde düşünmenizi istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yıldır son vatanımızı beraber savunmadık mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerin kanından ilhamını alan bayrağımızı beraber sallamadık mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Zorluklara birlikte katlanmadık mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz bunların hepsini birlikte gerçekleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkalarının dediğine aldırmayın, yıkım projesinin kirli taraflarına ve etnik tahrikçilerin sözlerine kanmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’da oturup ahkâm kesenlere ve bölünmüş Türkiye’nin denklemlerini kurmaya yeltenenlere siz bakmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Onların rahatı beyde yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Yedikleri önünde, yemedikleri arkalarında.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli ben yiyeyim, ben içeyim ve ben gezeyim diyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama size gelince gözleri başka şeyleri işaret ediyor, ağızları başka şeyleri söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">TÜSİAD’ın, TESEV’in raporlarını tanzim edenler buraları samimiyetle ele alamayanlardır. Niyetleri iyi olmayanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Beyefendiler bölünmüş Türkiye’nin alt yapı  çalışmalarını hazırlayacaklarına bir zahmet gelsinler de iş versinler,  tesis açsınlar ve Diyarbakırlı vatandaşımın elinden tutsunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede oynanan oyunları görün.</p>
<p style="text-align: justify;">Tuzakları, komploları ve kışkırtmaları anlayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz ortak, hissedar ya da iştirakçi değil, bu devletin asıl sahiplerindensiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz Türk milletinin eşit, onurlu ve yeri doldurulamaz birer mensubusunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz bizim her şeyimizdeniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Duamızdasınız, gönlümüzdeniz, dilimizdesiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şuna da kesinlikle inanın:</p>
<p style="text-align: justify;">Vashingtondakiler sizi benden daha fazla sevemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Brükseldekiler sizi benden daha çok anlayamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Erbildeki peşmerge sizi benden daha çok sahiplenemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorarım sizlere;</p>
<p style="text-align: justify;">Trakya’da söylenen şarkıyı Bismil’de duymadınız mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Çermik’te pişen meftuneyi, içli köfteyi İstanbul’da da tatmadınız mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Horon’un neşesini Çınar’da hissetmediniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Yozgat’taki bağlamanın sesiyle Çüngüş’te dertlenmediniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Dicle’de çalan davulun sesiyle Ankara’da heyecanlanmadınız mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Ege zeybeğinin sesini Ergani’de işitmediniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Hani’den, Hazro’dan, Kocaköy’den, Kulp’ten; İzmir’e, Manisa’ya, Çorum’a, Erzurum’a sevdalarınızı götürmediniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Nafakanızı kazanmak uğruna sizde annenizden, babanızdan, bacınızdan, gardaşınızdan ve yavuklunuzdan ayrı düşmediniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi bir kılan, ayrılmaz bir bütün yapan hasletlerin bazıları işte bunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette sıkıntılarınızın olmadığını iddia etmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorunlarınız yok demek istemiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sorunlarla boğuşan yalnızca siz değilsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıkıntıyı sadece siz yaşamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurdumun her köşesinde en az sizler kadar problemlere ram olmuş insanımız var.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak her sorunu olan ve her derdi bulunan da çözüm ve çareyi çıkmaz sokaklarda aramıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinden ayrılma rüyası görenler, bağımsız devlet özlemi içinde olanlar akıllarını başlarına almalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim ne verecek bir çakıl taşımız, ne de vazgeçecek bir insanımız vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son vatanımızda yaşamaya karar verdiğimizden bu tarafa, bütün hesaplar bizi bu coğrafyadan atmak üzerine şekillenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini meydanlarda yenemeyenler, topla  tüfekle üstesinden gelemeyeceklerini anlayan gafiller şerefsizce  üzerimizde oyunlar oynamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kudretli olduğumuz çağlarda pısanlar, bugün zorda olduğumuzu görünce bizi içten dağıtmaya odaklanmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale, millet olarak çekilebileceğimiz son  sınırın ilanı olarak iftiharla ve hüzünle hatırımızda olan bir mücadele  destanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Misak-ı Milli; kazanılmış vatan topraklarının son ve kesin hattını çizmiş ve belirlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim bu hattan zerre kadar geri çekilmemiz ve taviz vermemiz mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti için gidilecek yer, göç edilecek ve yaşanılacak diğer bir toprak parçası yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka bir vatan üzerinde yaşamak ya da başka bir  milletin sığıntısı olmak gibi seçeneğimiz, tercihimiz kesinlikle  bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz Türkiye Cumhuriyetinde Türk milleti olarak yaşamaya Allah’ın izniyle sonuna kadar devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">İrademiz budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Azmimiz ve dileğimiz buna yöneliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayınız ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Ya bu vatan üzerinde bir ve bütün olarak kardeşçe yaşayacağız;</p>
<p style="text-align: justify;">Ya da millet olarak yalnızca Diyarbakır’dan değil, Anadolu’dan da atılacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yedi düvelin karanlık planları durmak bilmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için terörist PKK’yı taşeron olarak kullanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dağlarımızdaki eli silahlı eşkıyayı sürekli besliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta hepimiz varız, diğer yanda milletimizi ayrıştırmaya çalışan odaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanda Türk milleti var, diğer yanda iştahları yüzyıllardır doymayan Haçlı zihniyeti.</p>
<p style="text-align: justify;">Umuyorlar ki birbirimizden kopalım.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiyorlar ki kardeş kavgasının tarafı olalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Diliyorlar ki birbirimize küselim ve çözülelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Aramızı bozmaya çalışıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirimize düşürmeye çabalıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz birlikteyken amaçlarına ulaşamadılar, ulaşamayacaklarını da biliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi de dağıtarak sonuç almayı istiyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama asla başaramayacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Emellerine muvaffak olmayacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi asla bölmeyecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">Son sözümüzü 29 Ekim 1923’de söyledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimse heveslenmesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tarihi yeminden geri atmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’ye hep birlikte sahip çıkacağız ve Türk milletini Allah’ın izniyle sonsuza kadar var edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Diyarbakırlılar,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Üzerinde yaşadığımız coğrafya hepimize büyük sorumluluklar yüklüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Takip edeceğimiz siyasetin, icra edeceğimiz yönetim tarzının şeklini coğrafyamız belirliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Son vatanımızda yaşamanın bir jeo-politiği vardır ve bu bin yıldır da hiç değişmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Coğrafyamız aynı duruyorken, bu vatana yön veren politik dinamikler değişirse, dikkat edin, bu coğrafyayı mutlaka kaybederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için her zamankinden daha fazla uyanık olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her zamankinden daha çok şuurlu olmamız gereken bir zamanı adımlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kimsenin kökeni kimseyi ilgilendirmiyor. İlgilendirmemeli.</p>
<p style="text-align: justify;">Ana diliniz ne olursa olsun, konuşmanıza saygımız vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak hepimizin ortak meselesi işsizlik, yoksulluk ve adaletsizliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an için düşünün ve farz edin:</p>
<p style="text-align: justify;">Anadili Anayasaya koyunca karnınız doyacak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Anadilde eğitim imkânı sağlanınca ekonomik  sorunlarınız bitecek mi? Ekmeğiniz artacak mı? Sırtınıza yeni elbise  alabilecek misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün içinde kıvrandığımız sorunların ayrışarak çözüleceğini zannedenler büyük bir yanılgı ve hata içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah muhafaza, ama Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında halledilemeyen meseleler, yarın bölünmüş bir ülkede nasıl giderilecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Birlikteyken çözülemeyen sorunlar, ayrılınca nasıl bitecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz vicdanı, haysiyeti ve izanı olanlar, sorunların merkezinde sosyo-ekonomik açmazların olduğunu açıkça görecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz terörle bu sorunları ayrı değerlendirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yöre için yürekten kaygı duymayanlar, ileri  demokrasi zırvasıyla ve sahte özgürlük vaatleriyle Diyarbakırlı  vatandaşımın aklını çelmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta MHP’yi kardeş kavgasının tarafı yapmak için uğraşıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bitmek tükenmek bilmeyen nefretlerini kusuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz kavgadan sonuna kadar uzak kalacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz Diyarbakır’ın ve Türkiye’nin biriken ve katlanan sorunlarını çözmek istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki, ne olursak olalım, neye inanırsak inanalım yoksulluk çoğalmaktadır, işsizlik artmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün ülkemizde sayıları 6 milyona yaklaşan işsimiz vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Genç işsizlerimizin durumu ise çok kötüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Resmi rakamlara göre, her yüz gencimizden 21’i şu anda işsiz ve umutsuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan kendi çocuklarının geleceğini çok iyi hazırlarken, diğer vatan evlatlarını aklına dahi getirmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">13 milyona ulaşan yoksulumuz canımızı yakmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bireysel borçlar katlanılmaz bir hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bankalar, haciz memurları Diyarbakırlı kardeşimin peşindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esnafımız bitkin ve sorunlarına çare beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı esnafımız siftah yapmadan kepenk kapatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzbinlerce Diyarbakırlı vatandaşım aç ve açıktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Evinde huzuru yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta terörist baskısına, öbür tarafta hükümet eziyetine maruz kalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’ın her semtine yoksulluk adeta saltanat kurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çoluk çocuğunuzun rızkını çıkaracak bir işe kavuşmak neredeyse hayal olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’ın her hanesini işsizlik, çaresizlik ve perişanlık harap etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı kardeşimin hayatı içler acısıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gençler sokaklarda, kahvehanelerde ömür tüketmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gurbete yevmiyeli çalışmaya gidenler ise kuru ekmeğe razı olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki Diyarbakır’ın bu hali ortada iken; Başbakan Erdoğan hayali ve boş projelerle uğraşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı işsizim diye sızlanıyor; Başbakan sur içi yenileme projesiyle avunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı yoksulum diye şikâyet ediyor;  Başbakan Diyarbakır’ın çehresini değiştirmeyi proje olarak sunuyor.  Cezaevi inşa etmeyi marifetmiş gibi takdim ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı eve ekmek götüremiyorum diye feryat ediyor; Başbakan Dicle Nehri’nin kenarına piknik alanı yapmakla meşgul oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı dayanacak gücüm kalmadı diye  sesleniyor; Başbakan sanki dokuz yıla yakın zamandır iktidar değilmiş  gibi havaalanı projeleriyle vakit geçiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çılgın projeler Diyarbakırlı kardeşim için bir anlam ifade etmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Karnını doyurmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan yatırım yapmaktan, fabrika açmaktan bahsedemiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarısızlığını, iş bilmezliğini ve beceriksizliğini Kürt kökenli kardeşlerime fatura etmeye çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik kardeşlik bağlarımızı sakatlıyor ve PKK ile aynı karede, aynı tehlikeli hedefte buluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü Başbakan Erdoğan’ın hizmet etme ve Türkiye’yi huzurlu ve ekonomik refaha ulaştırma gibi bir derdi bulunmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Varsa da yoksa da yandaşları kazansın, hanedanı büyüsün ve zenginleşsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Derdi ve çabası budur.</p>
<p style="text-align: justify;">İstikrar sürsün Türkiye büyüsün derken, lale ve sülale devrinin devam etmesini kafasından geçiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın yönettiği Türkiye tablosunun ve Diyarbakır manzarasının fazlası vardır, ama eksiği bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Emin olun, yoksulluğun dili yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşsizliğin etnik kimliği bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizlere sormak ve cevabınızı yüksek sesle duymak istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>12 Haziran’da, asıl sorunlarınızı örtbas edenlerden hesap soracak mısınız? <strong>(Evet)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>AKP’ye ve bölünmeden medet uman mihraklara dur diyecek misiniz?<strong> (Evet)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>Bin yıllık kardeşliğimizi bozmaya çalışanlara haddini bildirecek misiniz?<strong> (Evet)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>√ </strong>İşsizliği, yoksulluğu ve sefaleti size layık görenlerin yakasından tutacak mısınız?<strong> (Evet)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlıların bu evetleri, kardeş kavgası için ellerini ovuşturanlara uyarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin birliği, dirliği için verilen bir onaydır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı vatandaşlarıma güveniyorum, hepinize inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye bugün, her yönden tuzaklarla çevrilmiş, kuşatılmış ve kısır bir döngü içine hapsedilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye iyi yönetilmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Rezaletler ve AKP markalı vurgun çeteleri sürekli tam mesai içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin her yanı tel tel dökülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Diyarbakır’da bundan nasibini almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti ülkemizi perişan bir duruma getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ve devlet bekası üst düzeyde tehdit altındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">8,5 yıldır işbaşında olan AKP, aziz milletimizi içte ve dışta ağır ipoteklerin altına sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP kriz olmuş, kaos olmuş, cepheleşmeleri teşvik etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile CHP’nin danışıklı dövüşü ülkemizi uçurumun kenarına kadar getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın en büyük vaadim dediği yeni anayasa projesiyle Türkiye bölünmeye doğru yelken açacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna dur demek lazımdır, buna mani olmak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zihniyetin üçüncü defa iktidara gelmesi Türk milleti için felaket olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İleri demokrasi propagandasıyla Türkiye hızla dağılmaya doğru gitmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna engel olmak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde asayişsizlik, açlık, adaletsizlik zirveye çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın yönettiği Türkiye yaşanamayacak hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize kâğıttan kaplan diyen Recep Tayyip Erdoğan  12 Haziran’dan sonra kâğıttan kaplan mı, yoksa ensesinden tutacak  bozkurt mu olduğumuzu açıkça görecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Divan’a gittiğinde ise sözlerinden pişman olacak, ama iş işten çoktan geçmiş olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket olarak milletimizin ve Diyarbakırlı kardeşlerimin sorunlarını herkesten daha iyi biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Recep Tayyip Erdoğan dönemi bittikten sonra  onarım ve toparlanmayı sağlayacak iktidarımızla ülkemizi inşallah ayağa  kaldıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde Diyarbakırlı kardeşlerimin de bulunduğu 700 bin işsiz kardeşime iş sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Emeklilerimize bir maaş fazla vereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörün bitirilmesi için güvenlik önlemlerinin  yanı sıra, ekonomik, sosyal, psikolojik, idari, demografik ve kültürel  unsurları kapsayan bir strateji uygulayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu amaçla, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin  ihtiyaçlarına uygun ve geniş kapsamlı bir Ekonomik ve Sosyal Kalkınma  Programını devreye sokmayı hedefliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Güneydoğu Anadolu Projesi’ni en öncelikli  stratejik yatırım olarak ele alacağız ve en kısa zamanda tamamlayarak  bölge insanımızın istifadesine sunacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerel potansiyeli harekete geçirmek amacıyla  azgelişmiş yöreler için risk sermayesi ve kredi garanti fonu sistemini  geliştireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">DAP, DOKAP, KOP gibi bölgesel projeleri hızla tamamlayacağız ve üretimle birlikte yeni iş kapılarının açılmasını temin edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakırlı kardeşim emin olsun, yoksulluk belasını mağlup edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hilal Kart Projemizle her muhtaç vatandaşımızın elinden tutacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hilal kart bir harcama kartıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüketici kredisi ya da kredi kartı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla faiz ya da ana para geri ödemesi olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşa ve yaşat ilkemiz gereğince insanımızın  başını dik, karnını tok ve alnını açık etmek için Hilal Kartla  Diyarbakır’ın her yoksul hanesine el uzatacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımızın insanca yaşayabilmeleri için her adımı atacağız. Her girişimi yapacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hilal Kartla harcanacak paraların karşılıklarını bir kamu bankası aracılığıyla hesabınıza yatıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Köy ve mahalle muhtarlarımızın aylıklarını asgari ücret tutarına çıkaracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim dönemimizde askeri ücreti 825 liraya çıkartacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin  sorunlarını biliyoruz ve onlara da aylıklarına ilave olarak 310 lira,  korucularımıza 155 lira güvenlik tazminatı ödeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Emekli maaşlarında da seyyanen artış yapacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkesin elinden tutacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yaraya merhem olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Her derdi çözeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Daralmış, bunalmış, yorulmuş işsiz ve yoksul kardeşimin onurluca hayatını devam ettirebilmesi için tüm çabayı göstereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kim olursa olsun, kökeni nereye dayanırsa  dayansın Türk milletinin tüm fertlerini bir ve beraber göreceğiz ve  hepsini kucaklayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Alevi kardeşim, Sünni kardeşim hiç endişelenmesin biz varız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt kökenli kardeşim merak etmesin biz ortak payda ve müşterek değerler ekseninde her meselenin üstesinden geleceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak diyeceğim şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün, anayasal çözümleri bir koro halinde  seslendirenler, onlar gibi düşünmediğimiz için, onlara katılmadığımız  için bizi yine değişim karşıtı olarak sunacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bölünmeye taraf değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz ayrışmaya taraf değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ekmeğimizi, soframızı, sevgimizi paylaşmaktan yanayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Adaletli paylaşımdan yanayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz kardeşçe yaşamaktan ve birlikte ekonomik kalkınmışlıktan tarafız.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlerimizi kim nasıl anlarsa anlasın, bizim umurumuzda değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz buyuz, inançlarımız ve görüşlerimiz bunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülke sizin, karar sizin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülke sizin, tercih sizin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün buraya gelerek bizlere  misafirperverliklerini gösteren ve açık hava toplantımızı şereflendiren  Diyarbakırlı vatandaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Birlikte yaşama konusunda, Türkiye’nin ve Diyarbakır’ın sorunları hakkında düşüncelerimizi dinlediğiniz teşekkür ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin engin sağduyusuna, idrakine, vicdanına sonuna kadar güveniyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi bir kez daha saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah birliğimizi, beraberliğimizi bozmasın, bozmaya çalışan simsarlara da fırsat vermesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ olun, var olun.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah hepinizden razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Ne mutlu Türküm diyene.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/n-devlet-bahcelinin-diyarbakir-mitinginde-yapmis-oldugu-konusma.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="../resimler/Liderdiyarbakir.jpg" alt="" width="0" height="0" /></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 11267px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/n-devlet-bahcelinin-diyarbakir-mitinginde-yapmis-oldugu-konusma.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="../resimler/Liderdiyarbakir.jpg" alt="" width="0" height="0" /></div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fn-devlet-bahcelinin-diyarbakir-mitinginde-yapmis-oldugu-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/n-devlet-bahcelinin-diyarbakir-mitinginde-yapmis-oldugu-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/87b8a921922c49c3716472949d505d9d41207f98419a291628b8e9a0fc85582261c6b8bc329671ecebd2b19b1c4f990b2190784befcc4e4cd259851ad2d66458/MHP_Genel_Baskani_Sn__Devlet_Bahceli_nin_Diyarbakir_Secim_Gezisi_ve_Miting___6_Haziran_2011/video.flv" length="336931981" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Gazipaşa Ülkü Ocakları’nda Bayrak Değişimi Yapıldı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi-yapildi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi-yapildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2011 19:38:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gazipaşa Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2756</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı Lokman Kaya ve İl Ocak Yöneticileri ile çok sayıda Ülkücünün katılımıyla Gazipaşa Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı’nda devir teslim töreni düzenlendi. Devir teslim töreninde kısa bir konuşma yapan Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya: “Gençlerin, Ülkü Ocakları&#8217;nda bilimsel ve ahlaki donanımlarını tamamlayarak 2023’ün lider ülkesi olacak olan Türkiye’yi inşa edeceklerini vurguladı.  Ülkücü gençlik, Türk Gençliği’ne örnek, önder ve öncü olabilme iddiasıyla hareket eden ve kendisini bu şekilde hazırlayan nesildir.”dedi. Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya geçmişteki hizmetlerinden dolayı Serdar Yazıcı’ya teşekkürlerini sunarak, görevi devir alan Resul Çağlayan’a başarı temennilerinde bulundu. Gazipaşa Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı görevine atanan Resul Çağlayan: “Bu Kutlu Dava’ya hizmet ederken üstlendiğimiz sorumluluğun bilincindeyiz. Tarafımıza gösterilen bu güvene sonuna kadar layık olmaya çalışacağız. Ülkü Ocakları’nın görevleri doğrultusunda başta Vatan ve Millet Sevgisi olmak üzere, bilime dayalı çalışmalar düzenleyeceğini ve gençleri 2023’ün Lider Ülke Türkiye’sine hazırlamayı hedeflediğini belirterek, bütün Ülküdaşlarımı Ülkü Ocakları çatısı altında toplanmaya davet ediyorum.” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkü Ocakları Antalya İl Başkanı Lokman Kaya ve İl Ocak Yöneticileri ile çok sayıda Ülkücünün katılımıyla Gazipaşa Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı’nda devir teslim töreni düzenlendi.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/gazipasadegisim060611.jpg" alt="" width="600" height="399" /></p>
<p>Devir teslim töreninde kısa bir konuşma yapan Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya: “Gençlerin, Ülkü Ocakları&#8217;nda bilimsel ve ahlaki donanımlarını tamamlayarak 2023’ün lider ülkesi olacak olan Türkiye’yi inşa edeceklerini vurguladı.  Ülkücü gençlik, Türk Gençliği’ne örnek, önder ve öncü olabilme iddiasıyla hareket eden ve kendisini bu şekilde hazırlayan nesildir.”dedi.</p>
<p>Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya geçmişteki hizmetlerinden dolayı Serdar Yazıcı’ya teşekkürlerini sunarak, görevi devir alan Resul Çağlayan’a başarı temennilerinde bulundu.</p>
<p>Gazipaşa Ülkü Ocakları İlçe Başkanlığı görevine atanan Resul Çağlayan: “Bu Kutlu Dava’ya hizmet ederken üstlendiğimiz sorumluluğun bilincindeyiz. Tarafımıza gösterilen bu güvene sonuna kadar layık olmaya çalışacağız. Ülkü Ocakları’nın görevleri doğrultusunda başta Vatan ve Millet Sevgisi olmak üzere, bilime dayalı çalışmalar düzenleyeceğini ve gençleri 2023’ün Lider Ülke Türkiye’sine hazırlamayı hedeflediğini belirterek, bütün Ülküdaşlarımı Ülkü Ocakları çatısı altında toplanmaya davet ediyorum.” dedi.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/gazipasadegisim0606112.jpg" alt="" width="600" height="399" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgazipasa-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599nda-bayrak-degisimi-yapildi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazipasa-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi-yapildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutlu Güne Yeniden Uyananlar &#8211; Dolunay Çağrı ERSOY</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kutlu-gune-yeniden-uyananlar-dolunay-cagri-ersoy.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kutlu-gune-yeniden-uyananlar-dolunay-cagri-ersoy.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 19:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2754</guid>
		<description><![CDATA[O manayı bul da bul! İlle İstanbul’da bul! İstanbul, İstanbul&#8230; Muhammed b. Ebî Seybe, Zeyd b. el-Hubâb’dan, o, Velid b. Mugire el-Meâfirî’den isitmis, Velid b. Mugîre Abdullah b. Bisr el-Has’amî’den o da babasindan işittiğine göre Nebî (a.s.) şöyle buyurmuştur: “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” Âlemlere rahmet olarak gelen, kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Muhammed Mustafa(SAV) efendimizin bu kutlu hâdisine nâil olabilmek birçok Türk-İslam cengâverlerinin ve yüzleri kalpleri kadar nurlarmış yüce âlimlerin tek ülküleri olmuştur. Mübârek nebînin kalbindeki tek aşka kavuştuğu o kutlu vuslat gününden sonra akınlar göçmen kuşların güneye uçması gibi Kostantinepolise akmaya başlamıştır. Çocuklar gibi şen olarak akan bu deryalarda şehadeti surlar önünde karşılayan Eyüp el-Ensari(Hz) gibi birçok yiğit bu şanslı Fatih’i özlemle her şâha kalkışta beklemişti. Küheylanı şâha kalkan bir bozkurt Edirne’den çıkana kadar bu kutlu hadise nâil olabilen olamamıştı. Îmanını imkân ile destekleyen bu yiğit Mehmet Han Hazretlerinden başkası değildi. Engin mühendislik ve askeri becerilerinin yanına hocası Akşemseddin’in dualarını alarak yola çıkan bu önder kısa sürede bir Kürşad nârası savurararak Peygamber duası ile kutlulanmayı bekleyen yiğitleri, bozkurt başlı tuğun etekleri altına toplamıştı. Çürümüşlüğe, ilmi anlamda bocalamalara ve tebâsına eziyet eden Bizans’a karşı girişilen mücadele bir de hadisle şereflendiğinde davalarına olan inançları yeniden alevleniyordu. Fethin gerçekleştiği 29 Mayıs gününün sabahı Yüce Fatih Ayasofya kilisesini fethin alameti olarak câmii olarak tahsis edip bu sanat şaheserini nur ile yıkamıştır. Ayrıca, yöneticeler tarafından küçük görülen halkı onurlandırmış ve ağır vergiler, işsizlik gibi çağımızın da vebâsı olan sıkıntılar altında ezilen tebâya derin bir soluk aldırmıştı. Fethin kahramanlarına selam olsun; selam olsun o kutlu hadise nâil olanlara. Lakin bu kutlu hadise yeniden nâil olmayı bekleyen yeni komutanlar, kalpleri İslâm’a hizmet ile çarpan yiğitler ordusu vardır. İstanbul yeniden fethedilmeyi beklemektedir. Fethin alâmeti olan Ayasofya Camii bugün hâlihazırda müzeden başka bir şey değildir. Bunun yanı sıra halkı bağlı olduğu hükümetin diğer şehirleri gibi, yöneticilerin keyfi davranışları ile zulüm görmekte; ağır vergiler ve yoğun bir işsizlik altında kıvranmaktadır. İstanbul yeni fatihini aramakta ve feth olunacak günü büyük bir sabırsızlık ile beklemektedir. Gün beklide 558 yıl öncesinde olduğu gibi yine bir 29 mayıs günüdür. GÜN belkide DEVLET’İN İstanbul’a YİĞİTLERİ ile akın edeceği gündür. Gün kendini Hira dağı kadar Müslüman, Tengri dağı kadar Türk hisseden ve Atalarının kutlu sancağını devralan bu yiğitlerin Kazlıçeşme Meydanı’nda bir bozkurtcasına haykıracağı ve Kurt başlı sancağın altında yeniden toplanmayı bekleyenlere birkez daha sesleneceği gün olacaktır.  Bu kutlu hadise nâil olabilmek için yola çıkan erlere selam olsun, İstanbul’u 558 yıl sonra fethe hazırlanan gönül erlerine selam olsun. Ademden Hateme yüz yirmi dört bin nebiyle kainatı aydınlatan, nübüvveti kapatıp velayet kapısını açık tutan ve yeryüzünü asla ışıksız bırakmayacak ALLAH(CC), kullarını topluluk topluluk huzuruna çıkartığında bizi de bu fethe hazırlanan yiğitlerden ayrı koymasın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><em>O manayı bul da bul! </em><br />
<em>İlle İstanbul’da bul! </em><br />
<em>İstanbul, </em><br />
<em>İstanbul&#8230; </em></p>
<p>Muhammed b. Ebî Seybe, Zeyd b. el-Hubâb’dan, o, Velid b. Mugire  el-Meâfirî’den isitmis, Velid b. Mugîre Abdullah b. Bisr el-Has’amî’den o  da babasindan işittiğine göre Nebî (a.s.) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”</p>
<p>Âlemlere rahmet olarak gelen, kainatın yüzü suyu hürmetine  yaratıldığı Muhammed Mustafa(SAV) efendimizin bu kutlu hâdisine nâil  olabilmek birçok Türk-İslam cengâverlerinin ve yüzleri kalpleri kadar  nurlarmış yüce âlimlerin tek ülküleri olmuştur. Mübârek nebînin  kalbindeki tek aşka kavuştuğu o kutlu vuslat gününden sonra akınlar  göçmen kuşların güneye uçması gibi Kostantinepolise akmaya başlamıştır.  Çocuklar gibi şen olarak akan bu deryalarda şehadeti surlar önünde  karşılayan Eyüp el-Ensari(Hz) gibi birçok yiğit bu şanslı Fatih’i  özlemle her şâha kalkışta beklemişti. Küheylanı şâha kalkan bir bozkurt  Edirne’den çıkana kadar bu kutlu hadise nâil olabilen olamamıştı.  Îmanını imkân ile destekleyen bu yiğit Mehmet Han Hazretlerinden başkası  değildi. Engin mühendislik ve askeri becerilerinin yanına hocası  Akşemseddin’in dualarını alarak yola çıkan bu önder kısa sürede bir  Kürşad nârası savurararak Peygamber duası ile kutlulanmayı bekleyen  yiğitleri, bozkurt başlı tuğun etekleri altına toplamıştı. Çürümüşlüğe,  ilmi anlamda bocalamalara ve tebâsına eziyet eden Bizans’a karşı  girişilen mücadele bir de hadisle şereflendiğinde davalarına olan  inançları yeniden alevleniyordu. Fethin gerçekleştiği 29 Mayıs gününün  sabahı Yüce Fatih Ayasofya kilisesini fethin alameti olarak câmii olarak  tahsis edip bu sanat şaheserini nur ile yıkamıştır. Ayrıca, yöneticeler  tarafından küçük görülen halkı onurlandırmış ve ağır vergiler, işsizlik  gibi çağımızın da vebâsı olan sıkıntılar altında ezilen tebâya derin  bir soluk aldırmıştı.</p>
<p>Fethin kahramanlarına selam olsun; selam olsun o kutlu hadise nâil  olanlara. Lakin bu kutlu hadise yeniden nâil olmayı bekleyen yeni  komutanlar, kalpleri İslâm’a hizmet ile çarpan yiğitler ordusu vardır.  İstanbul yeniden fethedilmeyi beklemektedir. Fethin alâmeti olan  Ayasofya Camii bugün hâlihazırda müzeden başka bir şey değildir. Bunun  yanı sıra halkı bağlı olduğu hükümetin diğer şehirleri gibi,  yöneticilerin keyfi davranışları ile zulüm görmekte; ağır vergiler ve  yoğun bir işsizlik altında kıvranmaktadır. İstanbul yeni fatihini  aramakta ve feth olunacak günü büyük bir sabırsızlık ile beklemektedir.  Gün beklide 558 yıl öncesinde olduğu gibi yine bir 29 mayıs günüdür. GÜN  belkide DEVLET’İN İstanbul’a YİĞİTLERİ ile akın edeceği gündür. Gün  kendini Hira dağı kadar Müslüman, Tengri dağı kadar Türk hisseden ve  Atalarının kutlu sancağını devralan bu yiğitlerin Kazlıçeşme Meydanı’nda  bir bozkurtcasına haykıracağı ve Kurt başlı sancağın altında yeniden  toplanmayı bekleyenlere birkez daha sesleneceği gün olacaktır.  Bu kutlu  hadise nâil olabilmek için yola çıkan erlere selam olsun, İstanbul’u  558 yıl sonra fethe hazırlanan gönül erlerine selam olsun. Ademden  Hateme yüz yirmi dört bin nebiyle kainatı aydınlatan, nübüvveti kapatıp  velayet kapısını açık tutan ve yeryüzünü asla ışıksız bırakmayacak  ALLAH(CC), kullarını topluluk topluluk huzuruna çıkartığında bizi de bu  fethe hazırlanan yiğitlerden ayrı koymasın.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkutlu-gune-yeniden-uyananlar-dolunay-cagri-ersoy.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kutlu-gune-yeniden-uyananlar-dolunay-cagri-ersoy.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un fethinin yıl dönümü nedeniyle yapılan basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-lokman-kaya%e2%80%99nin-istanbul-fethinin-yil-donumu-nedeniyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-lokman-kaya%e2%80%99nin-istanbul-fethinin-yil-donumu-nedeniyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 14:35:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul'un Fethi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2738</guid>
		<description><![CDATA[“Konstantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır! Onu fetheden asker ne güzel askerdir!” Hadis-i Şerif Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan, doğal güzellikleri bir yana, jeopolitik önemiyle tarih boyunca pek çok kez ele geçirilmek istenen İstanbul; Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin müjdesine nail olabilmek isteyen Müslüman topluluklar tarafından da defalarca kez kuşatılmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti, şehrin 1453&#8242;teki fethinden önce birkaç kez İstanbul&#8217;u kuşatmış, ancak bu şerefe nail olamamıştır. 1453 yılının 2 Nisanında Sultan II. Mehmed, İstanbul&#8217;u nihaî olarak fethedebilmek için yeni bir kuşatma başlatmıştır. O dönemde yıkılmaz, aşılmaz görülen Bizans surlarını delebilmek adına, Sultan&#8217;ın mühendislik dehasıyla, &#8216;şahi&#8217; adı verilen dev toplar yaptırılmıştı. Bunun yanında, Hıristiyan dünyasından Bizans&#8217;a gelebilecek yardımları önlemek adına oralara da asker gönderilmişti. Deniz yardımlarını engellemek için ise, Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmış Anadolu Hisarı&#8217;nın karşısına Rumeli Hisarı yaptırılmıştı. İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;nin başarılmasında önemli bir faktör Sultan II. Mehmed&#8217;in askerî ve mühendislik dehası ise, daha önemlisi, onun komutasındaki Osmanlı Ordusu&#8217;ndaki sarsılmaz imandır. Şahi toplarının surları yıkmada yetersiz kalması üzerine, Osmanlı Donanması karadan yürütülerek Haliç&#8217;e indirilmiştir. Aldığı kırk ok darbesine rağmen Ulubatlı Hasan adındaki çeri, Üç Hilâlli Osmanlı Sancağı&#8217;nı Bizans surlarına dikmiştir. İşte bu sancakla ateşlenen Osmanlı Ordusu, 29 Mayıs 1453 Salı günü şehri fethetmeyi başarmıştır. Her ne kadar Bizans askerleri şehrin ara sokaklarında Osmanlı askerleriyle çarpışmayı sürdürse de; İstanbul son kez fethedilmiş, Müslüman- Türk toprağı hâline gelmiştir. Bu fetihten sonra Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını almış; Fatih Sultan Mehmed olarak anılır olmuştur. İstanbul&#8217;un Fethi, İslâm sancağının yükselmesine vesile olarak Ortaçağ&#8217;ın karanlığını tarihe gömmüş; Yeniçağ&#8217;ın kapılarını açmıştır. Bu çağ, Müslüman- Türk&#8217;ün altın çağıdır. Hıristiyan dünyasının gözbebeği, Doğu Roma İmparatorluğu&#8217;nun kalbi olan İstanbul&#8217;un fethiyle Doğu Roma tarihe karışmıştır. O zamana kadar Ortodoks Kilisesi&#8217;nin mabedi olarak bilinen Ayasofya ise, Fatih&#8217;in İstanbul&#8217;u fethinden hemen sonra camiye tahvil etmiştir. Ayasofya&#8217;da yapılan son ayin, fetihten bir gün önce gerçekleştirilen; ilk namaz ise, fethin hemen akabinde, Bizans&#8217;ın bu en büyük kilisesinde ezan okutulduktan sonra Sultan&#8217;la birlikte kılınandır. Osmanlı Sancağı surlara dikilirken semaya yükselen ezanlar, böylelikle İstanbul&#8217;un bir Müslüman- Türk şehri olduğunu tescil etmiştir. Selam olsun yardan, anadan, serden geçerek destanını tarihe altın harflerle yazdıranlara! Selam olsun sancağı yere düşürmeyen kahramanlara! Selam olsun Fatih&#8217;e, selam olsun onun meçhul ama kahraman askerlerine&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>“Konstantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır! Onu fetheden asker ne güzel askerdir!” </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Hadis-i Şerif</em></p>
<p style="text-align: justify;">Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan, doğal güzellikleri bir yana, jeopolitik önemiyle tarih boyunca pek çok kez ele geçirilmek istenen İstanbul; Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin müjdesine nail olabilmek isteyen Müslüman topluluklar tarafından da defalarca kez kuşatılmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti, şehrin 1453&#8242;teki fethinden önce birkaç kez İstanbul&#8217;u kuşatmış, ancak bu şerefe nail olamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1453 yılının 2 Nisanında Sultan II. Mehmed, İstanbul&#8217;u nihaî olarak fethedebilmek için yeni bir kuşatma başlatmıştır. O dönemde yıkılmaz, aşılmaz görülen Bizans surlarını delebilmek adına, Sultan&#8217;ın mühendislik dehasıyla, <em>&#8216;şahi&#8217;</em> adı verilen dev toplar yaptırılmıştı. Bunun yanında, Hıristiyan dünyasından Bizans&#8217;a gelebilecek yardımları önlemek adına oralara da asker gönderilmişti. Deniz yardımlarını engellemek için ise, Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmış Anadolu Hisarı&#8217;nın karşısına Rumeli Hisarı yaptırılmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;nin başarılmasında önemli bir faktör Sultan II. Mehmed&#8217;in askerî ve mühendislik dehası ise, daha önemlisi, onun komutasındaki Osmanlı Ordusu&#8217;ndaki sarsılmaz imandır. Şahi toplarının surları yıkmada yetersiz kalması üzerine, Osmanlı Donanması karadan yürütülerek Haliç&#8217;e indirilmiştir. Aldığı kırk ok darbesine rağmen Ulubatlı Hasan adındaki çeri, Üç Hilâlli Osmanlı Sancağı&#8217;nı Bizans surlarına dikmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu sancakla ateşlenen Osmanlı Ordusu, 29 Mayıs 1453 Salı günü şehri fethetmeyi başarmıştır. Her ne kadar Bizans askerleri şehrin ara sokaklarında Osmanlı askerleriyle çarpışmayı sürdürse de; İstanbul <strong>son kez</strong> fethedilmiş, Müslüman- Türk toprağı hâline gelmiştir. Bu fetihten sonra Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını almış; Fatih Sultan Mehmed olarak anılır olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul&#8217;un Fethi, İslâm sancağının yükselmesine vesile olarak Ortaçağ&#8217;ın karanlığını tarihe gömmüş; Yeniçağ&#8217;ın kapılarını açmıştır. Bu çağ, Müslüman- Türk&#8217;ün altın çağıdır. Hıristiyan dünyasının gözbebeği, Doğu Roma İmparatorluğu&#8217;nun kalbi olan İstanbul&#8217;un fethiyle Doğu Roma tarihe karışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">O zamana kadar Ortodoks Kilisesi&#8217;nin mabedi olarak bilinen Ayasofya ise, Fatih&#8217;in İstanbul&#8217;u fethinden hemen sonra camiye tahvil etmiştir. Ayasofya&#8217;da yapılan son ayin, fetihten bir gün önce gerçekleştirilen; ilk namaz ise, fethin hemen akabinde, Bizans&#8217;ın bu en büyük kilisesinde ezan okutulduktan sonra Sultan&#8217;la birlikte kılınandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Sancağı surlara dikilirken semaya yükselen ezanlar, böylelikle İstanbul&#8217;un bir Müslüman- Türk şehri olduğunu tescil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Selam olsun yardan, anadan, serden geçerek destanını tarihe altın harflerle yazdıranlara! Selam olsun sancağı yere düşürmeyen kahramanlara! Selam olsun Fatih&#8217;e, selam olsun onun meçhul ama kahraman askerlerine&#8230;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskanimiz-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-istanbul-fethinin-yil-donumu-nedeniyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-lokman-kaya%e2%80%99nin-istanbul-fethinin-yil-donumu-nedeniyle-yaptigi-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin Ülkücü Şehitleri Anma Günü münasebetiyle Ülkücü Şehitler Anıtı Açılış Töreni’nde yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-ulkucu-sehitleri-anma-gunu-munasebetiyle-ulkucu-sehitler-aniti-acilis-toreni%e2%80%99nde-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-ulkucu-sehitleri-anma-gunu-munasebetiyle-ulkucu-sehitler-aniti-acilis-toreni%e2%80%99nde-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 May 2011 20:35:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehitler]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehitler Anıtı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2761</guid>
		<description><![CDATA[Her Biri Birbirinden Müstesna Olan Aziz Ülküdaşlarım, Muhterem Dava Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları, 30 yıldır Eskişehir’in Sazak Köyü’nde buluşarak merhum Gün Sazak Bey ve Ülkücü şehitlerimizi dualarla hatırlıyorduk. Dava şehidimiz Gün Sazak Bey’in kabri başında bir araya gelerek anılarımızı, acılarımızı, özlemlerimizi paylaşıyor ve geçmişimizin kutlu sayfalarındaki aziz şehitlerimizi yâd ediyorduk. Ülkemizin dört bir yanından gelen dava arkadaşlarımla beraber aynı safta ve aynı duygularla şehitlerimizi anmak üzere Sazak Köyü’nde toplanıyorduk. Ne var ki iftihar ve gururla yerine getirdiğimiz manevi sorumluluğumuzu, daha kurumsal bir hüviyete büründürmenin gerekliliğine inandık. Bu kapsamda büyük bir şehitlik anıtının temelini atmaya ve Ülkücü şehitlerimizin hepsinin muhterem anılarını paylaşmaya ve bu anıtı kurumsallaştırmaya karar verdik. Hayatlarının baharında vatan için toprağa düşmüş bütün Ülkücü şehitlerimizin manevi hatıralarını yaşatacağımız bir şehitlik anıtı yaparak burada olalım istedik. Her yönüyle düşünülerek üzerinde bulunduğumuz yerde karar kıldık ve ülkü abidelerinin tıpkı bir yıldız gibi parlayacakları bu şehitliğin yapımını Allah’ın izniyle gerçekleştirdik. Nitekim, mana derinliği ve anlamı çok fazla olan bu şehitliğin inşasını bitirdik ve hamd olsun bugüne yetiştirdik. Ülkücü şehitlerimizin anıları başkent Ankara’dan Türk’ün ve İslam’ın bulunduğu her tarafa bu anıttan nur saçacak ve millet için verilen şeref, namus ve onur mücadelesinin sönmeyen meşalesi olacaktır. Kutlu geçmişimizin yiğitliklerini ve bir inanç uğruna hayatlarını feda eden şehitlerimizin eşsiz mirasını canlı tutmak ve sonsuza kadar yaşatmak için böylesi bir anıta ihtiyaç duyduk ve gereğini yerine getirdik. İnanıyorum ki, tüm şehitlerimizin anılarını taze ve sıcak tutacağımız, ulaşılabilirlik ve sahip olduğu mehabet bakımından milli ve manevi sembollerimiz arasında yer alacak olan bu şehitliği gönüllerimizde yücelteceğiz. Bu yıldan itibaren şehitlerimizin anısına yaptırdığımız bu maneviyatla yoğrulmuş mekânda şehitlerimizi Fatihalarla hatırlayacağız ve dünya var olduğu müddetçe bu şehitlikte anılmaları için ilk adımı atmış olacağız. Ülkücü Şehitler Anıtı’nın planlanmasında, projelendirilmesinde ve yapımının her aşamasında emeği, mesaisi, alın teri ve hizmeti geçen her bir arkadaşıma teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Cenab-ı Allah’ın Ülkücü Şehitler Anıtında yaptığımız ve yapacağımız duaları yüce katında kabul etmesini diliyorum. Değerli Dava Arkadaşlarım, Bir hilal uğruna toprağa düşen kahramanlarımızın manevi hatıraları inşallah hem gönlümüzde hem de burada dünya durdukça yaşayacaktır. Şu anda manevi huzurlarında bulunduğumuz ve minnetle, niyazla, duayla andığımız Ülkücü şehitlerimizin her biri bizim kutup yıldızımızdır, inanç ve ilham kaynağımızdır. Onlar; alnı açık, başı dik, yüreği sevgi dolu fedakâr, cefakâr ülkü neferleridir. Onlar, milletimizin en ihtiyaç duyduğu zamanda fani bedenlerini vatanın birliği ve selameti uğruna feda etmekten bir an olsun kaçınmadılar. Ölüm karşında dik duruşlarını, bozkurt bakışlarını ve cesaret yüklü tavırlarını hiç bozmadılar. Şehadet pınarından kana kana içmek uğruna kendilerini Türk milletinin varlığına armağan ettiler. Hepsinde vakar, hamiyet, vicdan, iman ve haysiyetin en üstün örnekleri vardı. Zorluklara çelik gibi inançlarıyla, çilelere imrenilecek sabırlarıyla karşı durdular. Kalplerinden Allah aşkı, dillerinden Peygamber sevgisi, nidalarından millet sevdası hiç eksik olmadı. Hayallerinde yükselttikleri kızıl elmaya ulaşmak için birbirlerine kenetlendiler ve hedefledikleri ulvi değerlere nasıl ulaşılacağını hepimize ispat ettiler. Millet sevgisinde benliklerini eriterek günübirlik heveslerin ötesine ulaştılar ve ülkülerini mananın doruklarına taşıdılar. Girdikleri meşakkatlerle dolu yolda Türk milletinin her değerini sahiplendiler, bayraklaştırdılar. Her biri Meta Han’da buldu kendisini. Ötüken’de soluklandılar, Orhun’un kaynağından içtiler, Buhara’da, Semerkant’ta, Tebriz’de, İsfahan’da, Viyana’da, Adriyatik kıyılarında düşlerini gezdirdiler. Çin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/image_gallery/gb/thumbs2/i14.jpg" alt="" width="350" height="234" />Her Biri Birbirinden Müstesna Olan Aziz Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">30 yıldır Eskişehir’in Sazak Köyü’nde buluşarak merhum Gün Sazak Bey ve Ülkücü şehitlerimizi dualarla hatırlıyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Dava şehidimiz Gün Sazak Bey’in kabri başında  bir araya gelerek anılarımızı, acılarımızı, özlemlerimizi paylaşıyor ve  geçmişimizin kutlu sayfalarındaki aziz şehitlerimizi yâd ediyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin dört bir yanından gelen dava  arkadaşlarımla beraber aynı safta ve aynı duygularla şehitlerimizi anmak  üzere Sazak Köyü’nde toplanıyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki iftihar ve gururla yerine getirdiğimiz  manevi sorumluluğumuzu, daha kurumsal bir hüviyete büründürmenin  gerekliliğine inandık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda büyük bir şehitlik anıtının temelini  atmaya ve Ülkücü şehitlerimizin hepsinin muhterem anılarını paylaşmaya  ve bu anıtı kurumsallaştırmaya karar verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatlarının baharında vatan için toprağa düşmüş  bütün Ülkücü şehitlerimizin manevi hatıralarını yaşatacağımız bir  şehitlik anıtı yaparak burada olalım istedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yönüyle düşünülerek üzerinde bulunduğumuz  yerde karar kıldık ve ülkü abidelerinin tıpkı bir yıldız gibi  parlayacakları bu şehitliğin yapımını Allah’ın izniyle gerçekleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim, mana derinliği ve anlamı çok fazla olan bu şehitliğin inşasını bitirdik ve hamd olsun bugüne yetiştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü şehitlerimizin anıları başkent Ankara’dan  Türk’ün ve İslam’ın bulunduğu her tarafa bu anıttan nur saçacak ve  millet için verilen şeref, namus ve onur mücadelesinin sönmeyen meşalesi  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kutlu geçmişimizin yiğitliklerini ve bir inanç  uğruna hayatlarını feda eden şehitlerimizin eşsiz mirasını canlı tutmak  ve sonsuza kadar yaşatmak için böylesi bir anıta ihtiyaç duyduk ve  gereğini yerine getirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, tüm şehitlerimizin anılarını taze  ve sıcak tutacağımız, ulaşılabilirlik ve sahip olduğu mehabet  bakımından milli ve manevi sembollerimiz arasında yer alacak olan bu  şehitliği gönüllerimizde yücelteceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yıldan itibaren şehitlerimizin anısına  yaptırdığımız bu maneviyatla yoğrulmuş mekânda şehitlerimizi Fatihalarla  hatırlayacağız ve dünya var olduğu müddetçe bu şehitlikte anılmaları  için ilk adımı atmış olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Şehitler Anıtı’nın planlanmasında,  projelendirilmesinde ve yapımının her aşamasında emeği, mesaisi, alın  teri ve hizmeti geçen her bir arkadaşıma teşekkürlerimi ve şükranlarımı  sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah’ın Ülkücü Şehitler Anıtında yaptığımız ve yapacağımız duaları yüce katında kabul etmesini diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir hilal uğruna toprağa düşen kahramanlarımızın  manevi hatıraları inşallah hem gönlümüzde hem de burada dünya durdukça  yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu anda manevi huzurlarında bulunduğumuz ve  minnetle, niyazla, duayla andığımız Ülkücü şehitlerimizin her biri bizim  kutup yıldızımızdır, inanç ve ilham kaynağımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar; alnı açık, başı dik, yüreği sevgi dolu fedakâr, cefakâr ülkü neferleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, milletimizin en ihtiyaç duyduğu zamanda  fani bedenlerini vatanın birliği ve selameti uğruna feda etmekten bir an  olsun kaçınmadılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ölüm karşında dik duruşlarını, bozkurt bakışlarını ve cesaret yüklü tavırlarını hiç bozmadılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehadet pınarından kana kana içmek uğruna kendilerini Türk milletinin varlığına armağan ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsinde vakar, hamiyet, vicdan, iman ve haysiyetin en üstün örnekleri vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Zorluklara çelik gibi inançlarıyla, çilelere imrenilecek sabırlarıyla karşı durdular.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalplerinden Allah aşkı, dillerinden Peygamber sevgisi, nidalarından millet sevdası hiç eksik olmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayallerinde yükselttikleri kızıl elmaya ulaşmak  için birbirlerine kenetlendiler ve hedefledikleri ulvi değerlere nasıl  ulaşılacağını hepimize ispat ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet sevgisinde benliklerini eriterek günübirlik heveslerin ötesine ulaştılar ve ülkülerini mananın doruklarına taşıdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Girdikleri meşakkatlerle dolu yolda Türk milletinin her değerini sahiplendiler, bayraklaştırdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Her biri Meta Han’da buldu kendisini.</p>
<p style="text-align: justify;">Ötüken’de soluklandılar, Orhun’un kaynağından  içtiler, Buhara’da, Semerkant’ta, Tebriz’de, İsfahan’da, Viyana’da,  Adriyatik kıyılarında düşlerini gezdirdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Çin sarayını basan Kürşat’ın kırk yiğidini örnek aldılar ve yufka yüreklilerle çetin yolların aşılmayacağını hiç unutmadılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Seyit Onbaşı oldular, 150 okkalık top mermisini omuzladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yahya Çavuş oldular, Çanakkale’de ayağa kalktılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Destan oldular, fetihleri müjdelediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayrak oldular gönderde dalgalandılar, marş oldular dillerden düşmediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehit oldular, Türk milletinin manevi varlığında ülkülerini buluşturdular.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğu Türkistan’ın hüzünleriyle dertlendiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman kardeşlerimizin acılarıyla kederlendiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Uhut’un hayal kırıklığını derinlerinde hissettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamberimizin tebliğine samimiyetle bağlandılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp Bey’de irfanlarını, Ahmet Arvasi  Bey’de fikirlerini, Nihal Atsız Bey’de heyecanlarını, Dündar Taşer  Bey’de köklerini, Galip Erdem Bey’de heveslerini, Erol Güngör Bey’de  yöntemlerini, Başbuğ Türkeş Bey’de ise hedeflerini buldular ve  zihinlerine nakşettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçiliğin derin mensubiyetini şuurla taşıdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlık heyecanlara, çılgınlıklara ve kontrolsüz gelişmelere prim ve fırsat vermeden davalarına idrakle sarıldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücülüğün, milliyetçiliğin bereketli ikliminde  çınarlaşarak dal ve budak veren; ahlak, edep,  vicdan, gönül, adalet,  mütevazılık,  akıl, muhabbet ve sevgi tebliği olduğunu sürekli  yaşayışlarıyla gösterdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Kolay bir hayat değildir onların ki.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim kolayı, rahatı, konforu, lüksü tercih etmediler ve bunlara da özenmediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Dava adamlığını yüksek bir iradeyle benimsediler  ve tehditlere, tehlikelere, tuzaklara, kurşunlara ve darağaçlarına hiç  aldırmadılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmaniyeli Ruhi Kılıçkıran’ın davası uğruna  şehit olmasıyla başlayan süreçte nice umutlar, fidanlar kefenlerine  koşarak gittiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimiz, nurlu ufuklara ulaşabilmek için  bedel ödemeyi, canlarından gözlerini kırpmadan vazgeçmeyi tereddütsüz  kabul ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">İstabullu Süleyman Özmen, İnegöllü Yusuf  İmamoğlu, Zileli Dursun Önkuzu, Tuncelili Alper Tunga Uytun ve ismini  sayamadığımız daha niceleri bunlar arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül yönetiminde, yağlı urganın şerefsiz  ellerce boğazlarına geçirildiği; Ahmet Kerse, Ali Bülent Orkan, Cengiz  Baktemur, Cevdet Karakaş, Fikri Arıkan, Halil Esendağ, İsmet Şahin,  Mustafa Pehlivanoğlu ve Selçuk Duracık şehitlik makamına yüzlerinde  hilaller açarak ulaştılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dava şehitlerimiz; zulümle ayakta durmaya  çalışanlara, bölünmeye çanak tutanlara ve milli değerlerimize kem gözle  bakanlara ülkülerinden aldıkları kuvvetle haddini bildirdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ellerini semaya açarak, sefayı dışlayarak erken yaşlarda Hakk’a yürüdüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolları yolumuz, anıları rehberimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hedefleri sabırla adımladığımız ve mutlaka varacağımız nurlu ufuktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinsin ki, aramızda ki dava gazilerimizle ve  ülkücü hareketin tüm mensuplarıyla birlikte emin adımlarla ve  kararlılıkla sonsuza yürüyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü olmanın zor, ülkücü kalmanın daha zor olduğunu hepiniz yaşayarak biliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü adı üstünde, ulaşılmak istenen bir ideali ifade etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim idealimiz, sesimiz, sözümüz ve her şeyimiz  Türk milletinin birliğini, ebediyete kadar varlığını ve bağımsızlığını  sağlamak üzerine şekillenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için dün fitnenin, şirretin, iftiraların ve kurşunların hedefindeydik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün de öyleyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi yenemeyeceklerini anlayanlar,  yıldıramayacaklarını görenler, bezdiremeyeceklerini düşünenler,  tezgâhlarla, senaryolarla ve oyunlarla üzerimize gelmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hilalin surunda gedik açmak, bölünmüş  Türkiye’nin kurdelesini kesmek ve Türk milletini parçalamak için bizi  etkisizleştirmek ve itibarımızı yere çalmak istemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz millet varlığını dışarıdan güdümlü üç beş  çapulcuya yağmalatacak ve peşkeş çekecek sinsi bir hesap sürekli mesafe  almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün birliğin, bütünlüğün teminatıydık, bugün ve yarın da ne pahasına olursa olsun yine öyle olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün Türklüğün ve İslamın yılmaz savunucusuyduk, her zaman yine böyle kalacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün bölücü ve yıkıcı ideolojiye set çekmiştik, fani bedenlerimizi bent yapmıştık, yine aynısını yapmaya çabalayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü şehitlerimiz boşuna toprak olmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ecdadımız ‘Ya Allah Ya Bismillah’ diyerek boşuna cenk meydanlarında kanını dökmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vatan; ucuz pazarlıklarla, bağışlarla, lütuflarla ve müzakere masalarıyla kurulmadı; bu yollarla da asla bölünmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi takdirde hiçbir şehidimizin yüzüne yarın mahşer yerinde bakamayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz ne tertiplerle yılarız, ne tezgâhlarla yolumuzdan döneriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne tehditlerle doğrularımızdan cayarız, ne de komplolarla her melaneti sineye çekeriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepimiz Kılıçkıran oluruz, Önkuzu oluruz, Sazak oluruz, Başbuğ oluruz ve Pehlivanoğlu gibi gerekirse ölüme bile meydan okuruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücüler burada, şehitleriyle iç içe ve dün nasıl iman ve vatan mücadelesi verdilerse bugün de vermeye kararlıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları, manevi huzurlarında bulunduğumuz tüm  şehitlerimizin muhterem hatıralarından aldığımız güçle haykırıyoruz ve  yurdumun her köşesine buradan ses veriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz varız, var olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayaktayız, asla düşmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Azimliyiz, asla vazgeçmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimiz, gazilerimiz emin olsun ki, belayı,  melaneti, ihaneti, teslimiyeti ve tehditleri yok etmek için her  şeyimizle hazırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzerimizde Cenab-ı Allah’ın himayesi, arkamızda  milletimizin desteği, yanımızda şehitlerimizin emanetleri, önümüzde  bayrağımızın gölgesi dimdik bir şekilde geleceğe uzanacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Başaracağız ve kötülüğü yeneceğiz, fitneyi mağlup edeceğiz ve Türk milletini saadet dolu günlere mutlaka kavuşturacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, en başta merhum  Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey ve Gün Sazak Bey olmak üzere, Türk  milletinin varlığı ve devamlılığı için Hakk’a ulaşan tüm şehitlerimize  Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, aziz hatıraları önünde tazimle  eğiliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kabirleri nur, mekânları cennet, ruhları şad olsun. </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahceli%25e2%2580%2599nin-ulkucu-sehitleri-anma-gunu-munasebetiyle-ulkucu-sehitler-aniti-acilis-toreni%25e2%2580%2599nde-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-ulkucu-sehitleri-anma-gunu-munasebetiyle-ulkucu-sehitler-aniti-acilis-toreni%e2%80%99nde-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kudsiyetin Timsâli Bir Er: Gün Sazak &#8211; Şeyma ÜLKER</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kudsiyetin-timsali-bir-er-gun-sazak-seyma-ulker.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kudsiyetin-timsali-bir-er-gun-sazak-seyma-ulker.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 May 2011 18:53:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Gün Sazak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2751</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın yaratılış fıtratı gereği bir yanı madde olsa da diğer yanında taşıdığı ruh hiç şüphesiz ilâhi bir soluktur. İnsan, ilâhi huzurda ehli insan çizgisini yakalasa da, ruhunun mahzeninde dizginlenmesi güç bir nefis taşır. Nefse hükmetmek hiç şüphesiz zordur. Zirâ, Galip Erdem nefis için şöyle der, “Nefsini yenebilen bir yiğit bütün dünyayı yenmiş sayılır. Yenilmemenin tek sırrı var: Nefsini yenmek!” Nitekim insandır bu. Nisyan, yani “isyan”dan gelir. Çizgiler dışında dolaşmak kul olmanın gereği de olsa takdire şâyân buluruz manevi ahengi yakalamış irfan sahibi insanları. İrfan insanı insan yapan maddi manevi tüm güzel vasıfların bütünüdür. İmam Ali insan için şöyle der, “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem senin içinde gizlidir!”. İşte tam burada Gün Sazak’tan bahsetmek çok yerinde olmakla birlikte aslında hak edeni, hakkıyla HAK için anmaktır. Bîçare söze bürünmüş duygularımızı, sevgimizi ve hasretimizi tüm güzel hasletler ışığında gönlümüzce nâçizane ifade etmektir. Milli kodlarımızı, milli benliğimizi ve ideallerimizi kaybetmemek adına kıvrandığımız o zor günlerde kaybettik O’nu. Türk milletinin millet olmak adına sahip olduğu tüm güzelliklere kastedilen bu dönemde, hiç şüphesiz bu büyük karakterler en önemli köşe taşları olmuş, kanla îmanla sevgiyle yoğrulmuş milletimize millet olduğunu hatırlatmıştır. Dündar Taşer, “Mesele” adlı kitabında millet olmayı şöyle ifade eder: Atilla misafirlerine altın tabaklar içinde çeşitli yemekleri ikram ederken bir tahta çanakla tek türlü yemeğini yerdi. Atilla’nın varlığından haberdar olmayan Yavuz Sultan Selim’in de yemek usûlü bu idi. İşte millet, bu ayniyet ve devamlılıktır. Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Siz iyiliği emreyler, kötülükten nehye eder, Allah’a inanır olduğunuzdan insanların hayrı için meydana çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz(Al-i İmran 110). O tüm insanların iyiliği için çalışmış şehâdetine kadarki tek amacı milletine Allah rızası için hizmet etmek olmuştu. Samimi, sevecen, güler yüzlü, iradesine sahip, doğru dürüst bir kişiliği vardı ki şehâdetinin ardından tüm cephelerce saygıyla anılmış vefatıyla tüm herkesi çok üzmüştü. Siyasetle tanışması tanık olduğu adaletsiz bir tutum karşısında üzüntüsünü Milliyetçi Hareketin mihenk taşlarından olan Dündar Taşer ile paylaşmasıyla başlamıştı. Sonrasında sık sık bir araya gelir, saatlerce sohbet ederlerdi. Taşer’i çok sever, büyük bir saygı ve hayranlık duyardı. Sonrasında aktif olarak MHP saflarında yer almıştı. Yüksek ahlâkı ve karakteri O’nu nihayet bulunması en anlamlı ve en muhtemel zemine götürmüştü. 1972 yılında rahmetli Dündar Taşer’in acı kaybı üzerine Genel Başkan Yardımcılığına seçilmiş ve henüz bu görevdeyken ikinci milliyetçi cephe hükümetinde milletvekili olmadığı halde dışarında Gümrük ve Tekel Bakanı olarak vazife almıştı. Aşkla, şevkle, büyük bir azimle çalışıyordu. Kısa zamanda büyük bir itibar, itimat ve saygınlık kazanmıştı. Beş buçuk ay gibi kısa bir sürede birçok yolsuzluğa engel olmuş ve aynı oranda da birçok zorlukla karşılaşmıştı. Bir yandan siyasi anlamda muazzam yıpratma çabalarıyla muhatap iken diğer yandan da hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet ve gümrüklerdeki kaçakçılığı önlediği için, diğer egemen güçlerle mücadele etmişti. Nitekim anlık bir müdahale ile o dönemki hükümetin düşürülmesi ve Bulgaristan sınırından Türkiye’ye kaçak tırların girmesi ise bunun en büyük kanıtıdır. Fakat Gün Sazak’ın bu büyüklüğü ve gücü ne yazık ki O’nu karşıt odaklar tarafından hedef yapmış; 27 Mayıs 1980 günü şehit edilmişti. Gün Sazak Türk milletine hizmet noktasında en muazzam modeli oluşturmuş, gelecek...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>İnsanın yaratılış fıtratı gereği bir yanı madde olsa da diğer  yanında taşıdığı ruh hiç şüphesiz ilâhi bir soluktur. İnsan, ilâhi  huzurda ehli insan çizgisini yakalasa da, ruhunun mahzeninde  dizginlenmesi güç bir nefis taşır. Nefse hükmetmek hiç şüphesiz zordur.  Zirâ, Galip Erdem nefis için şöyle der, “Nefsini yenebilen bir yiğit  bütün dünyayı yenmiş sayılır. Yenilmemenin tek sırrı var: Nefsini  yenmek!”</p>
<p>Nitekim insandır bu. Nisyan, yani “isyan”dan gelir. Çizgiler dışında  dolaşmak kul olmanın gereği de olsa takdire şâyân buluruz manevi ahengi  yakalamış irfan sahibi insanları. İrfan insanı insan yapan maddi manevi  tüm güzel vasıfların bütünüdür. İmam Ali insan için şöyle der, “Sen  kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem senin içinde  gizlidir!”. İşte tam burada Gün Sazak’tan bahsetmek çok yerinde olmakla  birlikte aslında hak edeni, hakkıyla HAK için anmaktır. Bîçare söze  bürünmüş duygularımızı, sevgimizi ve hasretimizi tüm güzel hasletler  ışığında gönlümüzce nâçizane ifade etmektir. Milli kodlarımızı, milli  benliğimizi ve ideallerimizi kaybetmemek adına kıvrandığımız o zor  günlerde kaybettik O’nu. Türk milletinin millet olmak adına sahip olduğu  tüm güzelliklere kastedilen bu dönemde, hiç şüphesiz bu büyük  karakterler en önemli köşe taşları olmuş, kanla îmanla sevgiyle  yoğrulmuş milletimize millet olduğunu hatırlatmıştır. Dündar Taşer,  “Mesele” adlı kitabında millet olmayı şöyle ifade eder: Atilla  misafirlerine altın tabaklar içinde çeşitli yemekleri ikram ederken bir  tahta çanakla tek türlü yemeğini yerdi. Atilla’nın varlığından haberdar  olmayan Yavuz Sultan Selim’in de yemek usûlü bu idi. İşte millet, bu  ayniyet ve devamlılıktır.</p>
<p>Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Siz iyiliği  emreyler, kötülükten nehye eder, Allah’a inanır olduğunuzdan insanların  hayrı için meydana çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz(Al-i İmran  110).</p>
<p>O tüm insanların iyiliği için çalışmış şehâdetine kadarki tek amacı  milletine Allah rızası için hizmet etmek olmuştu. Samimi, sevecen, güler  yüzlü, iradesine sahip, doğru dürüst bir kişiliği vardı ki şehâdetinin  ardından tüm cephelerce saygıyla anılmış vefatıyla tüm herkesi çok  üzmüştü. Siyasetle tanışması tanık olduğu adaletsiz bir tutum karşısında  üzüntüsünü Milliyetçi Hareketin mihenk taşlarından olan Dündar Taşer  ile paylaşmasıyla başlamıştı. Sonrasında sık sık bir araya gelir,  saatlerce sohbet ederlerdi. Taşer’i çok sever, büyük bir saygı ve  hayranlık duyardı.</p>
<p>Sonrasında aktif olarak MHP saflarında yer almıştı. Yüksek ahlâkı ve  karakteri O’nu nihayet bulunması en anlamlı ve en muhtemel zemine  götürmüştü. 1972 yılında rahmetli Dündar Taşer’in acı kaybı üzerine  Genel Başkan Yardımcılığına seçilmiş ve henüz bu görevdeyken ikinci  milliyetçi cephe hükümetinde milletvekili olmadığı halde dışarında  Gümrük ve Tekel Bakanı olarak vazife almıştı. Aşkla, şevkle, büyük bir  azimle çalışıyordu. Kısa zamanda büyük bir itibar, itimat ve saygınlık  kazanmıştı. Beş buçuk ay gibi kısa bir sürede birçok yolsuzluğa engel  olmuş ve aynı oranda da birçok zorlukla karşılaşmıştı. Bir yandan siyasi  anlamda muazzam yıpratma çabalarıyla muhatap iken diğer yandan da  hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet ve gümrüklerdeki kaçakçılığı önlediği için,  diğer egemen güçlerle mücadele etmişti. Nitekim anlık bir müdahale ile o  dönemki hükümetin düşürülmesi ve Bulgaristan sınırından Türkiye’ye  kaçak tırların girmesi ise bunun en büyük kanıtıdır. Fakat Gün Sazak’ın  bu büyüklüğü ve gücü ne yazık ki O’nu karşıt odaklar tarafından hedef  yapmış; 27 Mayıs 1980 günü şehit edilmişti. Gün Sazak Türk milletine  hizmet noktasında en muazzam modeli oluşturmuş, gelecek nesle de bu  yiğit dürüst adil ve temiz vazife ahlakını miras bırakmıştır.</p>
<p>Son olarak hatıralarından hız aldığımız hareketimizi kanatlandıran;  fedakârlığın, yiğitliğin, imanın, sevginin en güzel ifadesi olan  rahmetli Gün Sazak’ı ve tüm ülkücü şehitlerimizi rahmetle, sevgiyle,  hasretle yâd ediyoruz.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkudsiyetin-timsali-bir-er-gun-sazak-seyma-ulker.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kudsiyetin-timsali-bir-er-gun-sazak-seyma-ulker.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün Sazak ve Şehitlerimizi Anma Günü</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gun-sazak-ve-sehitlerimizi-anma-gunu-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gun-sazak-ve-sehitlerimizi-anma-gunu-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 May 2011 22:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Gün Sazak]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehitler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2734</guid>
		<description><![CDATA[Büyük dava ve devlet adamı, aziz Türk milletinin cefakâr, yiğit ve kahraman evladı Gün Sazak Bey’i şehadetinin 31. yılında rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyoruz. Fıtratındaki asalet, dirayet ve sabır; yüreğindeki cesaret, vatan sevgisi, inanç ve sarsılmaz imanla devrini aydınlatmış, bugünlere de ışık olmuş Gün Sazak Bey, bundan 31 yıl evvel necip milletimize düşman, hain ve soysuz eller tarafından şehit edilmiştir. Türk milliyetçileri, mukaddesatları uğruna can vermekten hiç bir zaman çekinmemişlerdir. Ruhi Kılıçkıran’ların, Süleyman Özmen’lerin, Yusuf İmamoğlu’ların, Mustafa Pehlivanoğlu’ların kutlu kervanı da aziz milletimizin ateşle imtihan olduğu çok güç bir dönemde vatanını ve milletini çok sevmenin bedelini ödemiştir. Gün Sazak Bey de; milletinin varlığı ve selameti için ağır bir diyet ödeyen, imkânsızlıklarla vakurca mücadele etmiş bu kahraman neslin mümtaz bir şahsiyetidir. Müstesna kişiliği ve fikri olgunluğuyla merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in en yakın çalışma arkadaşlarından olan Gün Sazak Bey, Türk milliyetçiliği davasının en ön safında mücadele etmiş, ülkemize ve milletimize çok büyük hizmetler etmiştir. Büyük dava adamı Gün Sazak Bey, ilkeli bir devlet adamı olarak kamuda dürüst ve şeffaf bir yönetimin temsilcisi olmuş, devletteki yozlaşmaya karşı büyük bir savaş başlatmıştır. Bu özellikleriyle Gün Sazak Bey, her kesimin takdir ve sevgisini kazanmıştır. Türk gençliğinin çok iyi bilmesi ve örnek alması gereken Gün Sazak Bey; Gümrük ve Tekel Bakanlığı görevini yürüttüğü kısa zaman zarfında karaborsacı, vurguncu ve rüşvetçi kan emicilere göz açtırmayıp, devletinin ve milletinin emanetine fedakârca sahip çıkarak Cenab-ı Hakk’ın kendisine nasip ettiği bakanlık makamının gereğini hakkıyla yerine getirmiş, ülkücülerin sahip olduğu güzel ahlâkın ve dürüst, temiz siyaset anlayışının en güzel örneğini vererek bizlerin övünç kaynağı olmuştur. Siyasetin şahsi menfaatlerin aracı olarak görüldüğü, yolsuzluğun ve sahtekarlığın olağanlaştığı ve normalleştirildiği günümüzde, Gün Sazak Bey’in aziz hatırası daha da bir anlam kazanmaktadır. O’nun dürüstlüğü ve ilkeleri bugün adeta Sazak Köyü’nden yükselen bir kutup yıldızı gibi doğru yönü bulmamızı kolaylaştırmaktadır. Bir ülkü insanı olan merhum Gün Sazak Bey, gelecek nesillere örnek olacak biçimde yaşadığı ömrünü, 27 Mayıs 1980 günü en yüksek mertebeye yükselerek noktalamıştır. Şanlı Türk tarihinin altın sayfalarında yerini alan Gün Sazak Bey, geride bıraktığı gözü yaşlı milletinin gönlünde ebediyete kadar yaşayacaktır. O&#8217;nun şehâdeti, Türk milletinin kıyamete kadar var olacağına iman eden Türk milliyetçileri için telâfi edilemez büyüklükte bir kayıp olmuştur. Gün Sazak Bey ve onun gibi bu toprakların vatan kalması için Hakk’a yürüyen kutlu davamızın aziz şehitleri temiz kanlarını ülkücü hareketin harcına katmışlardır. Bugün ülkücü harekete türlü hesaplarla kahpece saldıranlar bilmelidirler ki; ülkücü şehitlerin, Sazak’ların temiz kanlarıyla diyetini ödedikleri bu hareket, ilelebet payidar kalacak ve aziz Türk milletine düşmanlık besleyenlerin karşısında yıkılmaz bir bent olarak, milletini ileriye taşıma ülküsünden hiç bir zaman vazgeçmeyecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey ve Gün Sazak Bey olmak üzere; Türk milletinin birliği, aziz vatanın bağımsızlığı ve şanlı bayrağımızın dalgalanması uğruna hayatlarını kaybetmiş olan ülkü erlerini, aziz şehitlerimizi, minnet, ve şükranla anıyor, Cenabı-ı Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz. Ruhları şâd; mekânları cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Büyük dava ve devlet adamı, aziz Türk milletinin cefakâr, yiğit ve kahraman evladı Gün Sazak Bey’i şehadetinin 31. yılında rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Fıtratındaki asalet, dirayet ve sabır; yüreğindeki cesaret, vatan sevgisi, inanç ve sarsılmaz imanla devrini aydınlatmış, bugünlere de ışık olmuş Gün Sazak Bey, bundan 31 yıl evvel necip milletimize düşman, hain ve soysuz eller tarafından şehit edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçileri, mukaddesatları uğruna can vermekten hiç bir zaman çekinmemişlerdir. Ruhi Kılıçkıran’ların, Süleyman Özmen’lerin, Yusuf İmamoğlu’ların, Mustafa Pehlivanoğlu’ların kutlu kervanı da aziz milletimizin ateşle imtihan olduğu çok güç bir dönemde vatanını ve milletini çok sevmenin bedelini ödemiştir. Gün Sazak Bey de; milletinin varlığı ve selameti için ağır bir diyet ödeyen, imkânsızlıklarla vakurca mücadele etmiş bu kahraman neslin mümtaz bir şahsiyetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Müstesna kişiliği ve fikri olgunluğuyla merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in en yakın çalışma arkadaşlarından olan Gün Sazak Bey, Türk milliyetçiliği davasının en ön safında mücadele etmiş, ülkemize ve milletimize çok büyük hizmetler etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük dava adamı Gün Sazak Bey, ilkeli bir devlet adamı olarak kamuda dürüst ve şeffaf bir yönetimin temsilcisi olmuş, devletteki yozlaşmaya karşı büyük bir savaş başlatmıştır. Bu özellikleriyle Gün Sazak Bey, her kesimin takdir ve sevgisini kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk gençliğinin çok iyi bilmesi ve örnek alması gereken Gün Sazak Bey; Gümrük ve Tekel Bakanlığı görevini yürüttüğü kısa zaman zarfında karaborsacı, vurguncu ve rüşvetçi kan emicilere göz açtırmayıp, devletinin ve milletinin emanetine fedakârca sahip çıkarak Cenab-ı Hakk’ın kendisine nasip ettiği bakanlık makamının gereğini hakkıyla yerine getirmiş, ülkücülerin sahip olduğu güzel ahlâkın ve dürüst, temiz siyaset anlayışının en güzel örneğini vererek bizlerin övünç kaynağı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasetin şahsi menfaatlerin aracı olarak görüldüğü, yolsuzluğun ve sahtekarlığın olağanlaştığı ve normalleştirildiği günümüzde, Gün Sazak Bey’in aziz hatırası daha da bir anlam kazanmaktadır. O’nun dürüstlüğü ve ilkeleri bugün adeta Sazak Köyü’nden yükselen bir kutup yıldızı gibi doğru yönü bulmamızı kolaylaştırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ülkü insanı olan merhum Gün Sazak Bey, gelecek nesillere örnek olacak biçimde yaşadığı ömrünü, 27 Mayıs 1980 günü en yüksek mertebeye yükselerek noktalamıştır. Şanlı Türk tarihinin altın sayfalarında yerini alan Gün Sazak Bey, geride bıraktığı gözü yaşlı milletinin gönlünde ebediyete kadar yaşayacaktır. O&#8217;nun şehâdeti, Türk milletinin kıyamete kadar var olacağına iman eden Türk milliyetçileri için telâfi edilemez büyüklükte bir kayıp olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gün Sazak Bey ve onun gibi bu toprakların vatan kalması için Hakk’a yürüyen kutlu davamızın aziz şehitleri temiz kanlarını ülkücü hareketin harcına katmışlardır. Bugün ülkücü harekete türlü hesaplarla kahpece saldıranlar bilmelidirler ki; ülkücü şehitlerin, Sazak’ların temiz kanlarıyla diyetini ödedikleri bu hareket, ilelebet payidar kalacak ve aziz Türk milletine düşmanlık besleyenlerin karşısında yıkılmaz bir bent olarak, milletini ileriye taşıma ülküsünden hiç bir zaman vazgeçmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey ve Gün Sazak Bey olmak üzere; Türk milletinin birliği, aziz vatanın bağımsızlığı ve şanlı bayrağımızın dalgalanması uğruna hayatlarını kaybetmiş olan ülkü erlerini, aziz şehitlerimizi, minnet, ve şükranla anıyor, Cenabı-ı Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhları şâd; mekânları cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgun-sazak-ve-sehitlerimizi-anma-gunu-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gun-sazak-ve-sehitlerimizi-anma-gunu-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göçmen Kuşlar Ve Yiğitler &#8211; Aybegüm AKSAK</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gocmen-kuslar-ve-yigitler-aybegum-aksak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gocmen-kuslar-ve-yigitler-aybegum-aksak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 18:52:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2748</guid>
		<description><![CDATA[Göçmen kuşlar ilkbaharda kuzeye göç ederler ya, oysa bizim göçmen kuşlarımız bir ilkbahar da seçtiler güneye gitmeyi. Seçtiler dediysek öyle keyfi değil, öyle acı, öyle kanlı, öyle yaslı… Baharda hazanı yaşayan kuşlar, elbette aksi bir yönde ilerleyeceklerdi.  Yas tutan kara kanatlı bu kuşlar, kara bahtları karşısında kara gözlerinden kanlı yaş döktüler, gökyüzü kızıla boyandı… Bir millet tahayyül edelim ki; dilleri ellerinden alınmış, ibadethaneleri ellerinden alınmış, hatta yetmezmiş gibi öyle bir tahammülsüzlüğe maruz kalmışlar ki, isimleri bile ellerinden alınmış. Bir millet ki, vatan topraklarını, akrabalarını arkalarında bırakmak zorunda kalmış ve kervan kervan yollara dizilmiş: göçmen kuşlar… İşte kuşlarımız bu halde bir millet misali, yana yana kanat çırpıyorlardı. Gök masmaviydi, manzara yemyeşil ama nafile… Bizim kuşların gönülleri kapkaraydı, neyleselerdi ki güneşi, denizi, ormanı… Sorsanız dertlerini biter mi idi ki saymak ile? Ömürleri buhurdanlık misali fokur fokur kaynamakla geçmişti. Çileleri, meyhane kadehleri gibi doldur doldur bitmemişti. Konacakları yer cennet olsa, dünya nimetlerinin en güzelleri, en âlâları orda olsa neye yarardı ki? Geride kalanlar evlatlar, analar, yakınlar… Hele hele vatan toprağı bırakılır mıydı hiç? Rüzgârın dertleri alıp götürdüğü inancıyla mı, yoksa eşten-dosttan haber getirmesi ümidiyle mi bilinmez hep rüzgâra karşı kanat çırpıyordu göçmen kuşlar… Kolay değildi elbet yüzlerce yıl huzur içinde yaşayıp sonra birden bire yuvadan olmak, hiç durmadan kanat çırpıp bilinmezliklere savrulmak. Sıla onlara hayal olsa da, tek bir ümitleri vardı: yeni yuvalarında kardeşlerini bağırlarına basıp acılarını dindirmek, sahiplenilmek; o zengin, o mükemmel dillerini özgürce konuşabilmek, o güzelim semalarda yankılanan “Allah-u Ekber” nidalarını duymak, bayraklarının coşkun coşkun dalgalanışını seyretmek ve kendi isimleriyle çağırılabilmek.. Göçmen kuşların kaderi bu ya, konacakları memlekette de kuraklık varmış, acı varmış, mücadeleli çetin günler yaşanmış ve yaşanıyormuş. Bunu duyan göçmen kuşların ümitleriyle beraber sanki bir kanatları da kırılmış.  Ama sonra bir haber daha almışlar, orada yiğitler yaşarmış. Bayrağı indirmeyecek, ezânı dindirmeyecek ve dillerine sahip çıkacak. Bir ümit daha parlamış biçare kuşların kara gözlerinde… Ve artık konmak günü geldiğinde, ilk işleri bu yiğitleri aramak olmuş. Bulduklarına bağırlarına basmışlar öz kardeşlerini basar gibi. Demişler ki: “Yiğidim sizin yolunuz bizim yolumuzdur”… İşte bu kuşlar var ya bu kuşlar, Bulgaristan’dan zorla göç ettirilen ve 24 Mayıs 1989’da yani 22 yıl önce bugün Türkiye’ye göçe başlayan öz be öz Türk kardeşlerimiz. Ya yiğitler mi kim? İşte onlar vatanları uğrunda her türlü mücadeleye şanla, şerefle girenler: “Ülkücüler”…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Göçmen kuşlar ilkbaharda kuzeye  göç ederler ya, oysa bizim göçmen kuşlarımız bir ilkbahar da seçtiler  güneye gitmeyi. Seçtiler dediysek öyle keyfi değil, öyle acı, öyle  kanlı, öyle yaslı…</p>
<p>Baharda hazanı yaşayan kuşlar,  elbette aksi bir yönde ilerleyeceklerdi.  Yas tutan kara kanatlı bu  kuşlar, kara bahtları karşısında kara gözlerinden kanlı yaş döktüler,  gökyüzü kızıla boyandı…</p>
<p>Bir millet tahayyül edelim ki;  dilleri ellerinden alınmış, ibadethaneleri ellerinden alınmış, hatta  yetmezmiş gibi öyle bir tahammülsüzlüğe maruz kalmışlar ki, isimleri  bile ellerinden alınmış. Bir millet ki, vatan topraklarını, akrabalarını  arkalarında bırakmak zorunda kalmış ve kervan kervan yollara dizilmiş:  göçmen kuşlar…</p>
<p>İşte kuşlarımız bu halde bir millet  misali, yana yana kanat çırpıyorlardı. Gök masmaviydi, manzara yemyeşil  ama nafile… Bizim kuşların gönülleri kapkaraydı, neyleselerdi ki güneşi,  denizi, ormanı…</p>
<p>Sorsanız dertlerini biter mi idi ki  saymak ile? Ömürleri buhurdanlık misali fokur fokur kaynamakla geçmişti.  Çileleri, meyhane kadehleri gibi doldur doldur bitmemişti.</p>
<p>Konacakları yer cennet olsa, dünya  nimetlerinin en güzelleri, en âlâları orda olsa neye yarardı ki? Geride  kalanlar evlatlar, analar, yakınlar… Hele hele vatan toprağı bırakılır  mıydı hiç?</p>
<p>Rüzgârın dertleri alıp götürdüğü  inancıyla mı, yoksa eşten-dosttan haber getirmesi ümidiyle mi bilinmez  hep rüzgâra karşı kanat çırpıyordu göçmen kuşlar…</p>
<p>Kolay değildi elbet yüzlerce yıl  huzur içinde yaşayıp sonra birden bire yuvadan olmak, hiç durmadan kanat  çırpıp bilinmezliklere savrulmak.</p>
<p>Sıla onlara hayal olsa da, tek bir  ümitleri vardı: yeni yuvalarında kardeşlerini bağırlarına basıp  acılarını dindirmek, sahiplenilmek; o zengin, o mükemmel dillerini  özgürce konuşabilmek, o güzelim semalarda yankılanan “Allah-u Ekber”  nidalarını duymak, bayraklarının coşkun coşkun dalgalanışını seyretmek  ve kendi isimleriyle çağırılabilmek..</p>
<p>Göçmen kuşların kaderi bu ya,  konacakları memlekette de kuraklık varmış, acı varmış, mücadeleli çetin  günler yaşanmış ve yaşanıyormuş. Bunu duyan göçmen kuşların ümitleriyle  beraber sanki bir kanatları da kırılmış.  Ama sonra bir haber daha  almışlar, orada yiğitler yaşarmış. Bayrağı indirmeyecek, ezânı  dindirmeyecek ve dillerine sahip çıkacak. Bir ümit daha parlamış biçare  kuşların kara gözlerinde…</p>
<p>Ve artık konmak günü geldiğinde, ilk  işleri bu yiğitleri aramak olmuş. Bulduklarına bağırlarına basmışlar öz  kardeşlerini basar gibi. Demişler ki: “Yiğidim sizin yolunuz bizim  yolumuzdur”…</p>
<p>İşte bu kuşlar var ya bu kuşlar,  Bulgaristan’dan zorla göç ettirilen ve 24 Mayıs 1989’da yani 22 yıl önce  bugün Türkiye’ye göçe başlayan öz be öz Türk kardeşlerimiz. Ya yiğitler  mi kim? İşte onlar vatanları uğrunda her türlü mücadeleye şanla,  şerefle girenler: “Ülkücüler”…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgocmen-kuslar-ve-yigitler-aybegum-aksak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gocmen-kuslar-ve-yigitler-aybegum-aksak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün Sazak&#8217;ın Hakk&#8217;a Yürüyüşü &#8211; A.Oğuzhan ALKAN</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gun-sazakin-hakka-yuruyusu-a-oguzhan-alkan.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gun-sazakin-hakka-yuruyusu-a-oguzhan-alkan.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 18:50:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Gün Sazak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2746</guid>
		<description><![CDATA[Feda ettik en sevgili al kınalı koçları, Güneşin tez doğmasını istemekti suçları Bıyıkları terlememiş genç irisi şehitler, Türk soyunun yedi gökte parıldayan burçları Mayaları Dedem Korkut Oğuz Atam mayası, Karılmıştı son Peygamber duasıyla harçları Ruhlarını ihlas ile devrettiler Allah’a, Giderken bizde kaldı güzlerinin uçları. Feda ettik canımızı, feda ettik ömrümüzü, feda ettik Gün’ümüzü… Büyük dava adamı, ulu çınarımızı, sonsuzluğa uğurlarken onun gözleri bizde kaldı. Bizimse bütün yüreğimizi, canımızı aldı götürdü. Giden Bilge Kaanımız, Dedem Korkutumuz, Oğuz Atamızdı. Giden Başbuğumuzun en yakın yol arkadaşı, can yoldaşı idi. O’na kıyanlar aslında bir cana değil binlerce cana kıymıştı. Kahrolası, kırılası eller kime kıydıklarının O’nunla neleri yok ettiklerinin keşke farkında olsalardı… Büyük insan ve büyük dava adamının küçük işlerle hiç işi olmadı. Küçük politikalarla, küçük oyunlarla hiç oynaşmadı. Onun gözü hep ötelerin ötesinde idi. O kimsenin başaramadığını başarmanın inancına, kimsenin düşünmeye bile cesaret edemediğini gerçekleştirmenin kararlı ve cesur yüreğine sahipti. O’nda herkeste olmayan başka bir ruh vardı. Heybetli duruşu; dostlarına güven, düşmanlarına korku salmıştı. O’nun kendisi ile ilgili bir hesabı yoktu. Milletini mutlu, devletini güçlü kılmak için savaştı. O’nda İslam’ın basireti ve Türklüğün haysiyeti vardı. O davasını da, milletini de, ülkesini de, ülküsünü de yalnız ALLAH(c.c) için sevdi ve Allah(c.c) için yüceltti. Onun içindir ki, kimselere mazhar olmayan övgülerin en güzeline, makamların en şereflisine erişti… Bu anlayışla da yaşamını ve ülküsünü ebedi varlığa dönüştürdü… Merhum büyüğümüz tüm insani değerlerin yanı sıra, çok büyük bir devlet adamlığı ve idealist bir fikir çizgisine sahipti. Kuşağımızın model seçtiği ve herkeste hayranlık uyandıran bir karaktere sahipti… Şahsi dostu yahut düşmanı olmadı… Davası için, milleti için dursuz duraksız koştu ve koşturdu. Birçok güzel hizmetlerinin yanında herkes onu gümrüklerdeki üstün başarısıyla anar oldu. Yolsuzlukların en fazla yaşandığı ve devletimizin itibarının ayaklar altına alındığı; rüşvetin kol gezdiği gümrük kapılarında, her türlü yolsuzluğa, haksızlığa, kaçakçılığa ve rüşvete son vermeyi başaran tek ve son insan olmuştur. O’nun bu kararlılığının önüne geçemeyenler;  O’nun kapattığı yolsuzluk, haksızlık ve ahlaksızlık kapılarını açamayanlar, sonunda bir başka yol bulmak mecburiyetinde kaldılar. O yol ki, Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin, (Hz. Ömer&#8217;i öldüren kişi) gittiği yoldu.  Marksist, Leninist, Ateist, yerli yabancı işbirlikçi militanlar tarafından devleti soyan, sahte dinlerin, kanlı ideolojilerin, zalim diktatoryaların, sefil felsefelerin yonttuğu, yabancı mihrakların beslediği, ucu uluslar arası teröristlere dayanan, mavi gömlekli şeytan dediğimiz ellerce, hain bir pusu sonucu şehit edildi… Hala O’nun yaptığını bu güne kadar kimsede başaramamıştır. O her alandaki adil, inaçlı ve kararlı tavrıyla, elde ettiği başarılarıyla bizlere hala en güzel örnek olmaya devam etmektedir. Hala acısı yüreklerimizde, özlemi gözlerimizde Gün gibi tazeliğini sürdürmektedir. Dillerin lal olduğu, yüreklerin haykırdığı ağıtla: Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti. Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti… Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet. Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti… Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar. Tayfuna dönsün sazaklar, göz ışığım GÜN’üm gitti… Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nice boğam. GÜN doğmak üzere ağam,GÜN batarken inim gitti… Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli, zor günlerimde gerekli: TUĞ GİBİ BEŞ BİNİM GİTTİ… Sakarya nesli yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler. Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti…...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: justify;"><em>Feda ettik en sevgili al kınalı koçları, Güneşin tez doğmasını istemekti suçları</em></h3>
<h3 style="text-align: justify;"><em> Bıyıkları terlememiş genç irisi şehitler, Türk soyunun yedi gökte parıldayan burçları</em></h3>
<h3 style="text-align: justify;"><em> Mayaları Dedem Korkut Oğuz Atam mayası, Karılmıştı son Peygamber duasıyla harçları</em></h3>
<h3 style="text-align: justify;"><em> Ruhlarını ihlas ile devrettiler Allah’a, Giderken bizde kaldı güzlerinin uçları.</em></h3>
<p style="text-align: justify;">Feda ettik canımızı, feda ettik  ömrümüzü, feda ettik Gün’ümüzü… Büyük dava adamı, ulu çınarımızı,  sonsuzluğa uğurlarken onun gözleri bizde kaldı. Bizimse bütün  yüreğimizi, canımızı aldı götürdü. Giden Bilge Kaanımız, Dedem  Korkutumuz, Oğuz Atamızdı. Giden Başbuğumuzun en yakın yol arkadaşı, can  yoldaşı idi. O’na kıyanlar aslında bir cana değil binlerce cana  kıymıştı. Kahrolası, kırılası eller kime kıydıklarının O’nunla neleri  yok ettiklerinin keşke farkında olsalardı…</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük insan ve büyük dava adamının  küçük işlerle hiç işi olmadı. Küçük politikalarla, küçük oyunlarla hiç  oynaşmadı. Onun gözü hep ötelerin ötesinde idi. O kimsenin  başaramadığını başarmanın inancına, kimsenin düşünmeye bile cesaret  edemediğini gerçekleştirmenin kararlı ve cesur yüreğine sahipti. O’nda  herkeste olmayan başka bir ruh vardı. Heybetli duruşu; dostlarına güven,  düşmanlarına korku salmıştı. O’nun kendisi ile ilgili bir hesabı yoktu.  Milletini mutlu, devletini güçlü kılmak için savaştı. O’nda İslam’ın  basireti ve Türklüğün haysiyeti vardı. O davasını da, milletini de,  ülkesini de, ülküsünü de yalnız ALLAH(c.c) için sevdi ve Allah(c.c) için  yüceltti. Onun içindir ki, kimselere mazhar olmayan övgülerin en  güzeline, makamların en şereflisine erişti… Bu anlayışla da yaşamını ve  ülküsünü ebedi varlığa dönüştürdü…</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum büyüğümüz tüm insani  değerlerin yanı sıra, çok büyük bir devlet adamlığı ve idealist bir  fikir çizgisine sahipti. Kuşağımızın model seçtiği ve herkeste hayranlık  uyandıran bir karaktere sahipti… Şahsi dostu yahut düşmanı olmadı…  Davası için, milleti için dursuz duraksız koştu ve koşturdu. Birçok  güzel hizmetlerinin yanında herkes onu gümrüklerdeki üstün başarısıyla  anar oldu. Yolsuzlukların en fazla yaşandığı ve devletimizin itibarının  ayaklar altına alındığı; rüşvetin kol gezdiği gümrük kapılarında, her  türlü yolsuzluğa, haksızlığa, kaçakçılığa ve rüşvete son vermeyi başaran  tek ve son insan olmuştur. O’nun bu kararlılığının önüne geçemeyenler;   O’nun kapattığı yolsuzluk, haksızlık ve ahlaksızlık kapılarını  açamayanlar, sonunda bir başka yol bulmak mecburiyetinde kaldılar. O yol  ki, Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin, (Hz. Ömer&#8217;i öldüren kişi) gittiği  yoldu.  Marksist, Leninist, Ateist, yerli yabancı işbirlikçi militanlar  tarafından devleti soyan, sahte dinlerin, kanlı ideolojilerin, zalim  diktatoryaların, sefil felsefelerin yonttuğu, yabancı mihrakların  beslediği, ucu uluslar arası teröristlere dayanan, mavi gömlekli şeytan  dediğimiz ellerce, hain bir pusu sonucu şehit edildi… Hala O’nun  yaptığını bu güne kadar kimsede başaramamıştır. O her alandaki adil,  inaçlı ve kararlı tavrıyla, elde ettiği başarılarıyla bizlere hala en  güzel örnek olmaya devam etmektedir. Hala acısı yüreklerimizde, özlemi  gözlerimizde Gün gibi tazeliğini sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dillerin lal olduğu, yüreklerin haykırdığı ağıtla:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em> Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti. Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti…</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet. Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti…</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar. Tayfuna dönsün sazaklar, göz ışığım GÜN’üm gitti…</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nice boğam. GÜN doğmak üzere ağam,GÜN batarken inim gitti…</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli, zor günlerimde gerekli: TUĞ GİBİ BEŞ BİNİM GİTTİ…</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Sakarya nesli yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler. Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti…</em></p>
<p style="text-align: justify;">Aziz büyüğümüzü Hakk’a yürüyüşünün  otuz birinci senesinde tekrar rahmet, minnet ve şükranla anıyor, nur  içinde yatmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz.  Ülkücü Türk gençliği  olarak solan on üç bin çiçeğimizin aziz hatıralarını başta camiamıza,  sonrada milletimizin fikir ve vicdan muhasebesine sunmayı bir vazife  addediyoruz…  Böyle bir geçmişin mirasçıları olarak, ne denli ağır bir  vebal ve sorumluluk altında olduğumuzu da bir kez daha vicdanlarımızı  kanatırcasına, acıtırcasına hatırlatmak istiyor ve diyoruz ki…</p>
<p style="text-align: justify;">GÜN doğacak, nurlu şafaklarda güneş  doğacak. Asrın müjdecisi çocuklar, gençler, Türk-İslam Ülkücüleri olarak  bizler yeniden doğacağız güneşle birlikte… Bekleyin vakit yakın dünya  bu doğuma gebe… Bekleyin Horasan&#8217;da, Maveraünnehir&#8217;de, Doğu  Türkistan’da, Sazak da güller yeniden açacak… Kışlar bahar, baharlar  nevbahar  olacak.  Aziz Türk Milleti gül devrini yeniden yaşayacak.  Yarının önde giden Kuzuları, Pehlivanoğulları, yağlı urgana beraber  yürüyen yiğitleri, Kılıçkıran ruhları bizde yeniden vücut bulacak ,  bizler de yarının doğan, yeni GÜN’leri olacağız..</p>
<p style="text-align: justify;">Emri ilahi yolunda olanlara, Bir’ e  gönül verenlere, İnna lillahi ve inna ileyhi raciun sırrına erenlere  selam olsun. Selam olsun giden GÜN’ e selam olsun gelecek GÜN’lere…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgun-sazakin-hakka-yuruyusu-a-oguzhan-alkan.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gun-sazakin-hakka-yuruyusu-a-oguzhan-alkan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Antalya Seçim Gezisi ve Mitingi &#8211; 22 Mayıs 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-antalya-secim-gezisi-ve-mitingi-22-mayis-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-antalya-secim-gezisi-ve-mitingi-22-mayis-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 May 2011 20:33:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Mitingi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2719</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-antalya-secim-gezisi-ve-mitingi-22-mayis-2011.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?sub=js,it=thumb,v=395" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-antalya-secim-gezisi-ve-mitingi-22-mayis-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-antalya-secim-gezisi-ve-mitingi-22-mayis-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/00e507983457d5487eaabb3bb349d81cfa22b3bb62a2c43b4edfc67c8f1855c58364b717f37773b6f8055c6906bd0bf9f1acb72677c9cc1331a665e04599e170/MHP_Genel_Baskani_Sn__Devlet_Bahceli_nin_Antalya_Secim_Gezisi_ve_Miting___22_Mayis_2011/video.flv" length="330712525" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin CNN TÜRK TV Liderler Zirvesi Programı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-cnn-turk-tv-liderler-zirvesi-programi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-cnn-turk-tv-liderler-zirvesi-programi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 May 2011 21:50:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[CNN TÜRK TV Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2785</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-cnn-turk-tv-liderler-zirvesi-programi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?sub=js,it=thumb,v=407" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-cnn-turk-tv-liderler-zirvesi-programi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-cnn-turk-tv-liderler-zirvesi-programi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/53c6d373f918c1563662fd36627059ef6cd12db5a206f8911e80b5eb838d718cb440c0bd952f95591db7dd849794d6b4bcbdc41eef832cdd86f08a60652cff89/MHP_Genel_Baskani_Sn__Devlet_Bahceli_nin_CNN_TURK_TV_Liderler_Zirvesi_Programi___20_Mayis_2011/video.flv" length="396491394" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 May 2011 18:06:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2716</guid>
		<description><![CDATA[Bundan 92 yıl önce, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zamanlama itibariyle muazzam bir hamlesi olan Samsun’a çıkışı, bağımsızlığımıza musallat olan emperyalist mihraklara asla teslim olunmayacağının tam bir irade beyanı olmuştur. Dönemin karanlık ortamında yenilmiş, yorulmuş, hırpalanmış ve dağıtılmış ordusuna rağmen, aziz milletimiz inancından ve istiklaline duyduğu tavizsiz bağlılıktan güç alarak yedi düvele Samsun’da atılan ilk adımla meydan okumuştur. Tehditlerle sindirilmeye çalışılan, şantajlarla durdurulmaya uğraşılan ve kurşunla yolundan döndürülmek istenen milli mücadele ruhu, Türk tarihinden aldığı ilhamla işgale, esarete, eziyete, zulüme haddini bildirmek için Anadolu’nun mukaddes bağrında boy vermiş ve kök salmıştır. Samsun’dan vatanın her köşesine verilen ses, Havza’da gürlemiş, Amasya’dan yayılmış, Erzurum’da karara varmış, Sivas’ta bağımsızlığın ne pahasına olursa olsun gerçekleşeceğini ortaya koymuştur. Asırlarca Türk milletini Anadolu’dan kovmanın hesabını yapanlar ellerine geçen fırsatı ganimete çevirmenin telaşıyla ilerledikçe, aziz milletimiz milli heyecan ve azimle aşılmaz sur, yıkılmaz kale ve bükülmez bilek olmuştur. Uzun savaş yılları boyunca yoksul ve yorgun düşen Türk milleti; vatanını sömürge, aziz varlığını köle yapmak için ittifak kuran bedbahtları geldikleri gibi göndermek için imkânsızlıkları aşmış, zorlukları geçmiş ve engelleri yıkarak tüm haşmetiyle ayağa kalkmıştır. 19 Mayıs; teslimiyet belgelerini yırtıp atan cesaretin timsali, manda ve himaye çağrılarını bastıran kahramanlığın çığlığı, yabancı emellerin asla amacına ulaşamayacağını haykıran milli seslenişin otağıdır. 19 Mayıs; vatan topraklarını alçakça paylaşmaya cüret edenlere ve onlara el uzatanlara verilen kesin bir cevap ve özgürlüğün kanla olsa dahi elde edileceğinin muhteşem ifadesidir. Mondros Limanı’ndan harekete geçen işgalci hevesler, çok şükür ki Samsun’dan atılan tarihi adımla yerin dibine batırılmış ve nihai olarak Ege’de denize süpürülmüştür. Tıpkı bugünkü gibi; o zaman da işbaşında aciz, pısırık, sinmiş, haysiyetsiz, tavizkar, korkak ve yalnızca kendi menfaatlerinden başka bir hedefi olmayan hükümet etme zihniyetinin varlığına rağmen, Türk milleti kendi geleceğini belirlemek amacıyla bizatihi inisiyatif almıştır. Samsun’a çıkan milli mücadele kahramanları vatanın selameti için her türlü riski üstlenmişler ve her bedeli seve seve ödemeye hazır olduklarını duyurmuşlardır. İftiralar yollarından vazgeçirememiş, baskılar yıldıramamış ve tuzaklar durduramamıştır. Cenab-ı Allah’ın himayesi ve aziz milletimizin fedakârlıklarıyla Samsun’da başlayan tarihi yolculuk başkent Ankara’da Cumhuriyet’le birlikte sonuca ulaşmıştır. Ne var ki, Türk milletinin kolayca teslim olacağını zannedecek kadar şuurlarını kaybedenler, şimdi daha etkili ve büyük bir oyunu devreye sokmuşlardır. Nitekim geçen yıllarda Türk milletinin maruz kaldığı tehdit ve tehlikelerde bugüne kadar bir azalma olmamış, Türk vatanının birliği ve dirliği için söz veren, yemin eden Türkiye sevdalılarına yönelik mütecaviz saldırılarda gözle görülür bir artış yaşanmıştır. Milli ve manevi değerlerimizi tahrip ve imha etmek için, bu defa da yerli taşeron kullanmaya girişenler, içerideki maşalarıyla dün alamadıkları sonuçları bugün almaya çalışmaktadırlar. Samsun’a çıkışın 92. yıldönümünde, Türk milletinin varlığına kendini adayan ve kutlu ecdadımızın kutsal emanetini canı pahasına sahiplenen vatanseverler, şeref ve utanma duygusundan yoksun çapulcular ve onlara destek veren iktidar zihniyeti tarafından etkisizleştirilmek ve itibarsızlaştırılmak istenmektedirler. Bilinmelidir ki, hiçbir kötü ve aşağılık oyun başarıya ulaşamayacak, tehditler mesafe alamayacak, tertipler belini doğrultamayacak ve Samsun’a çıkışın intikamı asla alınamayacaktır. Topla, tüfekle ve tek taraflı çalışan anlaşma masalarıyla hedeflerini gerçekleştiremeyenler, Samsun’dan yakılan özgürlük meşalesini söndüremeyecekler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının mirasına zarar veremeyeceklerdir. Elbette 19 Mayıs’ın; ‘Gençlik ve Spor Bayramı’ olarak kutlandığı dikkate alındığında, Türk gençliğine...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/image_gallery/gb/thumbs2/i234.jpg" alt="" width="299" height="287" />Bundan 92 yıl önce, Gazi Mustafa Kemal  Atatürk’ün zamanlama itibariyle muazzam bir hamlesi olan Samsun’a  çıkışı, bağımsızlığımıza musallat olan emperyalist mihraklara asla  teslim olunmayacağının tam bir irade beyanı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemin karanlık ortamında yenilmiş, yorulmuş,  hırpalanmış ve dağıtılmış ordusuna rağmen, aziz milletimiz inancından ve  istiklaline duyduğu tavizsiz bağlılıktan güç alarak yedi düvele  Samsun’da atılan ilk adımla meydan okumuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tehditlerle sindirilmeye çalışılan, şantajlarla  durdurulmaya uğraşılan ve kurşunla yolundan döndürülmek istenen milli  mücadele ruhu, Türk tarihinden aldığı ilhamla işgale, esarete, eziyete,  zulüme haddini bildirmek için Anadolu’nun mukaddes bağrında boy vermiş  ve kök salmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Samsun’dan vatanın her köşesine verilen ses,  Havza’da gürlemiş, Amasya’dan yayılmış, Erzurum’da karara varmış,  Sivas’ta bağımsızlığın ne pahasına olursa olsun gerçekleşeceğini ortaya  koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Asırlarca Türk milletini Anadolu’dan kovmanın  hesabını yapanlar ellerine geçen fırsatı ganimete çevirmenin telaşıyla  ilerledikçe, aziz milletimiz milli heyecan ve azimle aşılmaz sur,  yıkılmaz kale ve bükülmez bilek olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun savaş yılları boyunca yoksul ve yorgun  düşen Türk milleti; vatanını sömürge, aziz varlığını köle yapmak için  ittifak kuran bedbahtları geldikleri gibi göndermek için imkânsızlıkları  aşmış, zorlukları geçmiş ve engelleri yıkarak tüm haşmetiyle ayağa  kalkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs; teslimiyet belgelerini yırtıp atan  cesaretin timsali, manda ve himaye çağrılarını bastıran kahramanlığın  çığlığı, yabancı emellerin asla amacına ulaşamayacağını haykıran milli  seslenişin otağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs; vatan topraklarını alçakça paylaşmaya  cüret edenlere ve onlara el uzatanlara verilen kesin bir cevap ve  özgürlüğün kanla olsa dahi elde edileceğinin muhteşem ifadesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mondros Limanı’ndan harekete geçen işgalci  hevesler, çok şükür ki Samsun’dan atılan tarihi adımla yerin dibine  batırılmış ve nihai olarak Ege’de denize süpürülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tıpkı bugünkü gibi; o zaman da işbaşında aciz,  pısırık, sinmiş, haysiyetsiz, tavizkar, korkak ve yalnızca kendi  menfaatlerinden başka bir hedefi olmayan hükümet etme zihniyetinin  varlığına rağmen, Türk milleti kendi geleceğini belirlemek amacıyla  bizatihi inisiyatif almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Samsun’a çıkan milli mücadele kahramanları  vatanın selameti için her türlü riski üstlenmişler ve her bedeli seve  seve ödemeye hazır olduklarını duyurmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İftiralar yollarından vazgeçirememiş, baskılar yıldıramamış ve tuzaklar durduramamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah’ın himayesi ve aziz milletimizin  fedakârlıklarıyla Samsun’da başlayan tarihi yolculuk başkent Ankara’da  Cumhuriyet’le birlikte sonuca ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, Türk milletinin kolayca teslim  olacağını zannedecek kadar şuurlarını kaybedenler, şimdi daha etkili ve  büyük bir oyunu devreye sokmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim geçen yıllarda Türk milletinin maruz  kaldığı tehdit ve tehlikelerde bugüne kadar bir azalma olmamış, Türk  vatanının birliği ve dirliği için söz veren, yemin eden Türkiye  sevdalılarına yönelik mütecaviz saldırılarda gözle görülür bir artış  yaşanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli ve manevi değerlerimizi tahrip ve imha  etmek için, bu defa da yerli taşeron kullanmaya girişenler, içerideki  maşalarıyla dün alamadıkları sonuçları bugün almaya çalışmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Samsun’a çıkışın 92. yıldönümünde, Türk  milletinin varlığına kendini adayan ve kutlu ecdadımızın kutsal  emanetini canı pahasına sahiplenen vatanseverler, şeref ve utanma  duygusundan yoksun çapulcular ve onlara destek veren iktidar zihniyeti  tarafından etkisizleştirilmek ve itibarsızlaştırılmak istenmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, hiçbir kötü ve aşağılık oyun  başarıya ulaşamayacak, tehditler mesafe alamayacak, tertipler belini  doğrultamayacak ve Samsun’a çıkışın intikamı asla alınamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Topla, tüfekle ve tek taraflı çalışan anlaşma  masalarıyla hedeflerini gerçekleştiremeyenler, Samsun’dan yakılan  özgürlük meşalesini söndüremeyecekler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve  arkadaşlarının mirasına zarar veremeyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette 19 Mayıs’ın; ‘Gençlik ve Spor Bayramı’  olarak kutlandığı dikkate alındığında, Türk gençliğine çok büyük görev  ve sorumluluklar düşeceği de şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geleceğimizin teminatı sevgili gençlerimizin,  Türkiye’nin bugünkü manzarasını ibretle ve endişeyle takip ettikleri  açık ve nettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk gençliğinin, dünün muhterem hatıralarına  mutlaka sahip çıkacağına, art niyetlilere ve çanak tutanlara fırsat  vermeyeceklerine yürekten inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Temennim, her bir gencimizin huzurlu, mutlu ve gelecek kaygısı taşımadan yaşayacağı günlere yakın bir zamanda ulaşmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle büyük Türk milletinin ve değerli gençlerimizin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">92 yıl önce başlattıkları bağımsızlık mücadelesi  neticesinde, bizlere vatan kazandıran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk  olmak üzere; milli mücadele kahramanlarına ve aziz şehitlerimize Yüce  Allah’tan rahmet diliyor, muhterem anılarını hürmet ve hayranlıkta yâd  ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı&#8217;yla İlgili Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayramiyla-ilgili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayramiyla-ilgili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 May 2011 00:05:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2698</guid>
		<description><![CDATA[Şan ve şereflerle dolu tarihimizin önemli dönüm noktalarından 19 Mayıs 1919’un yıldönümü kutlu olsun. Türk tarihi şanlı zaferler ve fetihlerle dolu bir kahramanlıklar tarihidir. Aziz milletimiz, tarih boyu büyük devletler kurmuş ve gittiği yerlerde iz bırakan medeniyetler oluşturmuşlardır. Ancak; Türk tarihinde bu zaferler, fetihler ve büyük medeniyetlerin yanında büyük buhranlar ve sıkıntı dönemleri de vardır. Türk milleti, tarih boyunca böyle buhran dönemlerinde defalarca varlık mücadelesi vermek zorunda kalmıştır. Milli mücadelenin başladığı tarihler de yine böyle büyük sıkıntıların yaşandığı, Türklüğün canına kast eden emperyalizmin aziz vatan topraklarını işgal ettiği bir tarihtir. Ama aziz milletimiz tarihin her döneminde karşı karşıya kaldığı zor ve sıkıntılı şartları aşmış, kara bulutları dağıtmıştır. 19 Mayıs 1919 da Türk milletinin adeta yeniden doğduğu kutlu bir gündür ve aziz milletimizin gönlünde çok önemli bir yere sahiptir. Mazlum ve davasında haklı bir milletin zulme ve eziyete karşı başkaldırısı olan 19 Mayıs, necip milletimizin gurur kaynağı olduğu kadar, dünyadaki tüm ezilmiş ve işgale uğramış milletlerin örnek aldığı asil bir direniş ve bağımsızlık hareketidir. Türk vatanı üzerinde hesapları olanlar ve onların yerli işbirlikçileri bilmelidirler ki; dün milli mücadeleyi veren kahraman neslin bugünkü ülkücü torunları gerektiğinde vatan müdafaası vermekten çekinmeyecektir. Ülkücü gençlik, Türk tarihinin kendisine yüklediği ağır misyonun farkındadır ve bu misyonun gereğini yerine getirme kararlılığı, azmi, cesareti ve kudreti kendisinde mevcuttur. 19 Mayıs, ayrıca Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bugünle yarın arasındaki köprü olan gençlik aydınlık yarınların teminatıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk demokrasisini ileriye taşıyacak ve aziz milletimizi yeniden hâkim millet kılacak olan bugünün gençleridir. Ancak; Mustafa Kemal’in “bütün ümidim gençliktedir” diyerek ülkenin yarınlarını emanet ettiği gençler bugün büyük sorunlarla yüz yüzedir. Türk gençliği şahsi sorunlarıyla boğuşmaktan ülke sorunlarıyla yeterince ilgilenememekte ve ideallerinin peşinden koşamamaktadır. Çalışan gençliğin de en az işsiz gençler kadar önemli problemleri vardır. İdeallerindeki meslekte çalışamayan gençler mutsuz olmaktadırlar. Ayrıca ağır şartlar altında çalıştırılmakta ve sosyal haklarından mahrum bırakılmaktadırlar. İş güvencesinden de yoksun olmaları yarınlarını belirsizleştirmekte, bu durum kendilerinin verimini olumsuz etkilemektedir. Üniversiteli gençler için de durum iç açıcı değildir. Üniversite kapılarında süründürülen gençlik, uzun ve yorucu eğitim sürecini tamamladıktan sonra da işsizlik kâbusunu yaşamaktadır. Eğitimini tamamlayan gençlerin kendilerine uygun alanlarda istihdam edilememesi ve diplomalı işsiz sayısının endişe verici boyutlara ulaşması toplumumuzun geldiği nokta ve ülkemizin geleceği açısından endişe vericidir. İçinde bulunulan buhran hali ve belirsizlik maalesef gençliğimizi kötü alışkanlıkların pençesine düşürmekte, bu durum gençliğimizi olduğu kadar toplum ve aile yapımızı da yıpratmakta, milletimizi içten kemirmektedir. Genç nüfusu oldukça kalabalık olan ülkemiz, gençliğin enerjisini ülkemizin aydınlık geleceğinin inşası için kullanmak istiyorsa, gençliğin sosyo-kültürel olarak gelişimini sağlayacağı ortamı yaratması gerekmektedir. Aksi taktirde kişisel gelişimini tamamlayamamış, eğitim düzeyi yetersiz, gelecekten ümitsiz bir gençlik, ülkemizin gelişimine değil felaketine yol açabilecek bir etkendir. Bu nedenle gençliğin önündeki engeller acilen kaldırılmalı, sıkıntıları bir an önce giderilmelidir. Bu duygu ve düşüncelerle, 19 Mayıs 1919’un; 92. yıldönümünde aziz milletimizin ve Türk gençliğinin Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’nı en içten duygularımızla kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve dava arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi şükran, minnet ve rahmetle anıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şan ve şereflerle dolu tarihimizin önemli dönüm noktalarından 19 Mayıs 1919’un yıldönümü kutlu olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk tarihi şanlı zaferler ve fetihlerle dolu bir kahramanlıklar tarihidir. Aziz milletimiz, tarih boyu büyük devletler kurmuş ve gittiği yerlerde iz bırakan medeniyetler oluşturmuşlardır. Ancak; Türk tarihinde bu zaferler, fetihler ve büyük medeniyetlerin yanında büyük buhranlar ve sıkıntı dönemleri de vardır. Türk milleti, tarih boyunca böyle buhran dönemlerinde defalarca varlık mücadelesi vermek zorunda kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli mücadelenin başladığı tarihler de yine böyle büyük sıkıntıların yaşandığı, Türklüğün canına kast eden emperyalizmin aziz vatan topraklarını işgal ettiği bir tarihtir. Ama aziz milletimiz tarihin her döneminde karşı karşıya kaldığı zor ve sıkıntılı şartları aşmış, kara bulutları dağıtmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs 1919 da Türk milletinin adeta yeniden doğduğu kutlu bir gündür ve aziz milletimizin gönlünde çok önemli bir yere sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mazlum ve davasında haklı bir milletin zulme ve eziyete karşı başkaldırısı olan 19 Mayıs, necip milletimizin gurur kaynağı olduğu kadar, dünyadaki tüm ezilmiş ve işgale uğramış milletlerin örnek aldığı asil bir direniş ve bağımsızlık hareketidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk vatanı üzerinde hesapları olanlar ve onların yerli işbirlikçileri bilmelidirler ki; dün milli mücadeleyi veren kahraman neslin bugünkü ülkücü torunları gerektiğinde vatan müdafaası vermekten çekinmeyecektir. Ülkücü gençlik, Türk tarihinin kendisine yüklediği ağır misyonun farkındadır ve bu misyonun gereğini yerine getirme kararlılığı, azmi, cesareti ve kudreti kendisinde mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">19 Mayıs, ayrıca Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bugünle yarın arasındaki köprü olan gençlik aydınlık yarınların teminatıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk demokrasisini ileriye taşıyacak ve aziz milletimizi yeniden hâkim millet kılacak olan bugünün gençleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak; Mustafa Kemal’in “bütün ümidim gençliktedir” diyerek ülkenin yarınlarını emanet ettiği gençler bugün büyük sorunlarla yüz yüzedir. Türk gençliği şahsi sorunlarıyla boğuşmaktan ülke sorunlarıyla yeterince ilgilenememekte ve ideallerinin peşinden koşamamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışan gençliğin de en az işsiz gençler kadar önemli problemleri vardır. İdeallerindeki meslekte çalışamayan gençler mutsuz olmaktadırlar. Ayrıca ağır şartlar altında çalıştırılmakta ve sosyal haklarından mahrum bırakılmaktadırlar. İş güvencesinden de yoksun olmaları yarınlarını belirsizleştirmekte, bu durum kendilerinin verimini olumsuz etkilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üniversiteli gençler için de durum iç açıcı değildir. Üniversite kapılarında süründürülen gençlik, uzun ve yorucu eğitim sürecini tamamladıktan sonra da işsizlik kâbusunu yaşamaktadır. Eğitimini tamamlayan gençlerin kendilerine uygun alanlarda istihdam edilememesi ve diplomalı işsiz sayısının endişe verici boyutlara ulaşması toplumumuzun geldiği nokta ve ülkemizin geleceği açısından endişe vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunulan buhran hali ve belirsizlik maalesef gençliğimizi kötü alışkanlıkların pençesine düşürmekte, bu durum gençliğimizi olduğu kadar toplum ve aile yapımızı da yıpratmakta, milletimizi içten kemirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Genç nüfusu oldukça kalabalık olan ülkemiz, gençliğin enerjisini ülkemizin aydınlık geleceğinin inşası için kullanmak istiyorsa, gençliğin sosyo-kültürel olarak gelişimini sağlayacağı ortamı yaratması gerekmektedir. Aksi taktirde kişisel gelişimini tamamlayamamış, eğitim düzeyi yetersiz, gelecekten ümitsiz bir gençlik, ülkemizin gelişimine değil felaketine yol açabilecek bir etkendir. Bu nedenle gençliğin önündeki engeller acilen kaldırılmalı, sıkıntıları bir an önce giderilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, 19 Mayıs 1919’un; 92. yıldönümünde aziz milletimizin ve Türk gençliğinin Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’nı en içten duygularımızla kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve dava arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi şükran, minnet ve rahmetle anıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayramiyla-ilgili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/19-mayis-ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayramiyla-ilgili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin SHOW TV Siyaset Meydanı Seçim Özel Programı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-show-tv-siyaset-meydani-secim-ozel-programi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-show-tv-siyaset-meydani-secim-ozel-programi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 May 2011 23:10:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2702</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?sub=js,it=thumb,v=387" alt="" width="0" height="0" /><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-show-tv-siyaset-meydani-secim-ozel-programi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-show-tv-siyaset-meydani-secim-ozel-programi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-show-tv-siyaset-meydani-secim-ozel-programi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/f473707f82f30c4431e98bbc34bccc847b380efcf5f04636fe2718207fb9b182f696a96cf20a3e7484a2f38f9e5d03f3eeb8a8dbb9b2cc9ceea40f759dc4eaf2/MHP_Genel_Baskani_Sn__Devlet_Bahceli_nin_SHOW_TV_Siyaset_Meydani_Secim_Ozel_Programi___15_Mayis_2011/video.flv" length="349445887" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Bir İstanbul Masalı &#8211; Erkan ÇAKICI</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-istanbul-masali-erkan-cakici.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-istanbul-masali-erkan-cakici.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 May 2011 20:04:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2714</guid>
		<description><![CDATA[Genel seçimin yaklaştığı bu dönemde, Ankara dışına çıkmak ve kendi memleketim olan Bilecik başta olmak üzere, Kütahya ve Eskişehir’deki çalışmaları yerinde görmek kesinlikle iyi oldu. Vatandaşın tepkilerini yerinde gördüm. Eleştirdiği noktaları kendi ağzından dinledim. Çantada keklik olmadığını dile getirmeye çalışırken aynı zamanda çözüm aradığına da dikkat ettim. Mesela AKP’li vekillere karşı; hiç de öyle sessiz sakin değildiler. “Bu zamana kadar neredeydiniz?” diye gümbür gümbür sordular. “Seçimden seçime gelmeyin, istemiyoruz” diye tepki koydular. “İktidardasın neden şunu yapmadın?” diye hesap sordular. Buğdayı, pancarı, ayçiçeğini… Sonra fabrikaların kapanmasını, gençlerin işsizliğini, kredi borçlarını, faizleri… Sonra bölücü terörü, PKK’nın sokaklara ve şehirlere inişini, polise atılan tokadı, Atatürk’ün heykeline asılan posterleri; “Ülke nereye gidiyor?” diyerek sordular. “Siz daha iyisini bilirsiniz” demiyor vatandaş; “10 yıldır iktidardasınız”, “sizi biz getirdik, akıllı olun” diyor. Muhalefete de bir çift sözü var. “Hizayı şaşırmayın” diyor vatandaş. “Sizden şunu bekledik, ses gelmedi.” “Burada şunu görmek istedik, göremedik.” “Sizden aslında neler neler bekliyoruz ama bir şey duymuyoruz.” Duyulmuyoruz diyor… “Böyle olmaz” diyor vatandaş; “siz de meydanda yani vatandaşın idrakinde bunların hakkından gelmelisiniz” diyor. Rüzgâr derseniz; MHP buralarda daha da güçlenecek, şu halde zaten bir güven ve teveccüh var. Genel görüş, bu bölgeden MHP’li vekillerin çıkacağı yönünde… Bu bölgedeki vekillerin performansı ve MHP’nin genel politikalarındaki yükseliş; bölgedeki yerel yönetim seçimlerine doğrudan etki edecektir. Şimdilik memleketimden siyasi manzara bu kadar… “Bir İstanbul Masalı” Olarak AKP… -          Mazlumdular. Öyle değil, gerçekten. Mahzundu bakışları; ağır başlıydılar. Erdemli olmak gibi kaygıları vardı. Sonra giderek gücün ve iktidarın gözü kör eden büyüsüne kapıldılar. Gitti mazlumlukları. Zalimlere öykündüler. Bakışları değişti; hani derler ya, artık daha böyle “fıldır fıldır” oldu. Kendilerini var eden değerleri ertelediler; erdemli olmayı unuttular. -          Konuştuklarında; dikkat kesilirdi herkes… Bu ses yanıktı, bu ses içtendi, bu ses farklıydı; alışılmışın dışındaydı. Umuttan, inançtan, hak ve özgürlükten bahsediyordu. Sonra konuştukça ağızları kirlendi, müfteri oldular. Riyakârlığa bulaştılar. Seslerine “üst perdenin”, hakim olmanın tonu yerleşti. Vurdukları “statükonun” yerine kendi “statükolarını” koydular. Hak ve özgürlüğü kendi düşüncelerini ifade edenleri özgürlüğüne kadar indirgediler. Duman ettiler. Rezil ettiler. Yazık ettiler. -          Değerlere saygıları vardı. “Türkiye” dediklerinde hassasiyetleri anlaşılırdı. “Allah” dediklerinde öyle istismarcı veya takiyyeci gibi değil; kendisi gibi, kendiliğinden, olduğu kadardı. Millet bunlara bakarak değerlendirdi onları… Sonra, giderek değerleri tarumar ettiler. Saldırgan, kavgacı, inkârcı ve kibirli oldular. “Türkiye’yi” şamar oğlanına çevirdiler; “Allah” ile aldattıklarını düşünebildiler. Geçenlerde “Bozkurt”a dil uzattılar; onca inanmış ve samimi insanın, “Türk” olduğunu bilen her adamın gururu olan bir simgeye “hayvan” demeye getirdiler. Şimdi de “kaset muhabbeti” yapıyorlar; bundan medet umuyorlar. Sahi neydi o günler, şarkıları vardı, şiirleri vardı. Şimdi “ham hum şaralop” siyasetine düştüler; milleti de kendilerine benzettiklerini söylüyorlar. Ben hala bu konuda haksız olduklarını düşünüyorum. Ya siz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Genel seçimin yaklaştığı bu dönemde, Ankara dışına çıkmak ve  kendi memleketim olan Bilecik başta olmak üzere, Kütahya ve  Eskişehir’deki çalışmaları yerinde görmek kesinlikle iyi oldu.</p>
<p>Vatandaşın tepkilerini yerinde gördüm. Eleştirdiği noktaları kendi ağzından dinledim.</p>
<p>Çantada keklik olmadığını dile getirmeye çalışırken aynı zamanda çözüm aradığına da dikkat ettim.</p>
<p>Mesela AKP’li vekillere karşı; hiç de öyle sessiz sakin değildiler.  “Bu zamana kadar neredeydiniz?” diye gümbür gümbür sordular. “Seçimden  seçime gelmeyin, istemiyoruz” diye tepki koydular. “İktidardasın neden  şunu yapmadın?” diye hesap sordular.</p>
<p>Buğdayı, pancarı, ayçiçeğini… Sonra fabrikaların kapanmasını, gençlerin işsizliğini, kredi borçlarını, faizleri…</p>
<p>Sonra bölücü terörü, PKK’nın sokaklara ve şehirlere inişini, polise  atılan tokadı, Atatürk’ün heykeline asılan posterleri; “Ülke nereye  gidiyor?” diyerek sordular.</p>
<p>“Siz daha iyisini bilirsiniz” demiyor vatandaş; “10 yıldır iktidardasınız”, “sizi biz getirdik, akıllı olun” diyor.</p>
<p>Muhalefete de bir çift sözü var.</p>
<p>“Hizayı şaşırmayın” diyor vatandaş. “Sizden şunu bekledik, ses  gelmedi.” “Burada şunu görmek istedik, göremedik.” “Sizden aslında neler  neler bekliyoruz ama bir şey duymuyoruz.” Duyulmuyoruz diyor…</p>
<p>“Böyle olmaz” diyor vatandaş; “siz de meydanda yani vatandaşın idrakinde bunların hakkından gelmelisiniz” diyor.</p>
<p>Rüzgâr derseniz; MHP buralarda daha da güçlenecek, şu halde zaten bir  güven ve teveccüh var. Genel görüş, bu bölgeden MHP’li vekillerin  çıkacağı yönünde…</p>
<p>Bu bölgedeki vekillerin performansı ve MHP’nin genel  politikalarındaki yükseliş; bölgedeki yerel yönetim seçimlerine doğrudan  etki edecektir.</p>
<p>Şimdilik memleketimden siyasi manzara bu kadar…</p>
<p><strong>“Bir İstanbul Masalı” Olarak AKP…</strong></p>
<p>-          Mazlumdular. Öyle değil, gerçekten. Mahzundu bakışları;  ağır başlıydılar. Erdemli olmak gibi kaygıları vardı. Sonra giderek  gücün ve iktidarın gözü kör eden büyüsüne kapıldılar. Gitti  mazlumlukları. Zalimlere öykündüler. Bakışları değişti; hani derler ya,  artık daha böyle “fıldır fıldır” oldu. Kendilerini var eden değerleri  ertelediler; erdemli olmayı unuttular.</p>
<p>-          Konuştuklarında; dikkat kesilirdi herkes… Bu ses yanıktı,  bu ses içtendi, bu ses farklıydı; alışılmışın dışındaydı. Umuttan,  inançtan, hak ve özgürlükten bahsediyordu. Sonra konuştukça ağızları  kirlendi, müfteri oldular. Riyakârlığa bulaştılar. Seslerine “üst  perdenin”, hakim olmanın tonu yerleşti. Vurdukları “statükonun” yerine  kendi “statükolarını” koydular. Hak ve özgürlüğü kendi düşüncelerini  ifade edenleri özgürlüğüne kadar indirgediler. Duman ettiler. Rezil  ettiler. Yazık ettiler.</p>
<p>-          Değerlere saygıları vardı. “Türkiye” dediklerinde  hassasiyetleri anlaşılırdı. “Allah” dediklerinde öyle istismarcı veya  takiyyeci gibi değil; kendisi gibi, kendiliğinden, olduğu kadardı.  Millet bunlara bakarak değerlendirdi onları… Sonra, giderek değerleri  tarumar ettiler. Saldırgan, kavgacı, inkârcı ve kibirli oldular.  “Türkiye’yi” şamar oğlanına çevirdiler; “Allah” ile aldattıklarını  düşünebildiler. Geçenlerde “Bozkurt”a dil uzattılar; onca inanmış ve  samimi insanın, “Türk” olduğunu bilen her adamın gururu olan bir simgeye  “hayvan” demeye getirdiler. Şimdi de “kaset muhabbeti” yapıyorlar;  bundan medet umuyorlar.</p>
<p>Sahi neydi o günler, şarkıları vardı, şiirleri vardı. Şimdi “ham hum  şaralop” siyasetine düştüler; milleti de kendilerine benzettiklerini  söylüyorlar.</p>
<p>Ben hala bu konuda haksız olduklarını düşünüyorum. Ya siz?</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbir-istanbul-masali-erkan-cakici.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bir-istanbul-masali-erkan-cakici.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vicdan Algoritması &#8211; Yunus Emre ÖZDEMİR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/vicdan-algoritmasi-yunus-emre-ozdemir.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/vicdan-algoritmasi-yunus-emre-ozdemir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 21:02:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2712</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde yediden yetmişe kadar her kesim ve kısımdan insanın memleket meselelerine karşı bir ilgisi ve fikri var. İlgi duymak ile fikir sahibi olmak arasında yerini alması gereken bilgi edinmek ise çoğu zaman baypasa maruz kalıyor. Bilmek için öğrenmek gerektiğini, araştırmak, soruşturmak, bilene sormak, sorduğunu bir daha araştırmak gerektiğini söylemek mümkün. Bu kadar zor mu bilgi sahibi olmak? Hem evet hem hayır… Hayır, zira tek bir “ara” butonuna basarak milyon küsur tane sonucu sıfır nokta sıfır bilmem kaç saniyede bulabilirsiniz. Hatta bunları birkaç “kopyala yapıştır” ile kişisel sayfalarınızda paylaşabilirsiniz. Evet, bu kadar zor bilgi sahibi olmak çünkü tüm bu araştırmalarınızda bulduğunuz milyon küsur sonuçtan sadece birkaç tanesi sizin işinizi görecektir. Gerisi mi? Bilgi kirliliği… Bilgisiz fikrin zararı nedir ki bu kadar çok üstünde duruluyor. Bilgimiz olmadan fikir sahibi olursak ne olur? Önce “tatmin” olursunuz, sonra olacağım dersiniz, bir de bakmışsızın ki bilmiyorum demek zor gelmiş de gereğinin yapılacağına dair kıvrak cümleler kuruyorsunuz. Yani fikrimizi söylemeden iyice öğrenmek lazım geliyormuş. Tabi dili kıvraklardansanız o ayrı bir konu&#8230; Makam işgali dışında hiç bir şeyden anlamayan, bir şeyler katmaktan, değer üretmekten, yenilikçi ve çözüm getirici olmaktan bihaber olan bir kısım zevat var maalesef. Üretmek derken akademik üretimi dahi “çakma” bunların. Deniyor ki bu hata ise kabul edin, iptal edin yenisine bakalım. Ama sanki kasıt var gibi. Yok diyip anlatmaya başlıyor; tatmin olan oluyor olmayan diyor ki “şifre” var. Vardı yoktu derken; var da sehven var ama sorun yok. Rahat olun. Bir de size bir mektup var o da yerseniz diye işte. Hani yoktu ne oldu? Sehven nedir? Nasıl rahat olalım? Birden bir arkadaş çıkıyor diyor ki kardeşim bunları ben bastım. Ama birkaç arkadaş işgüzarlık yapmış. Bu kitapçık kimseye verilmedi. Rahat olun. Peki, bunu basan arkadaş işgüzar da geri kalan çalışanlar normal mi? Mesela bilgisayarı çalıştıra(maya)n arkadaş işin güzergâhını biliyor mu? Yok, o da bilmiyor olsa gerek çünkü çalışmıyor o bilgisayar. Ya kim yazdı bu programı? 2010 mezunu bir arkadaş. Memlekette gençlere hiç önem verilmez ama gençler için önemli mevzuda bu arkadaşa iş veriliyor. Bu da tuhaf tabi… Ortada bir sorun var ise çözümü mahkemelerde olacaktır. Savcılar sordu soruşturdu. Tabi savcıya da sordular hemen “iptal edelim mi” diye. Üstü kapansın mı istiyordu bilmem ama olmadı o iş. Savcılar açıklamışlar durumu; aynen aktarıyorum “sehven” cümlelerde değişiklik yapmak istemem: “Sınavda kullanılan tüm kitapçıklar ve basın kitapçığında ‘en büyük sayısal değere sahip şıkkın sağındaki cevap şıkkının doğru seçenek’ olması şeklinde ifade edilen formülasyon uygulandığında 18 doğru 11 yanlış çıkarken Artvin’de ortaya çıkan ve mod-medyan olarak adlandırılan ilk yöntem uygulandığında ise daha fazla soru için kullanılabildiği görülmüştür. Basın kitapçığının üretilmesi aşamasında sınavın tüm gidişatından farklı üç farklı tercihin yapıldığı görülmektedir… Adı geçen durumun sebebiyeti ilgililerine sorulduğunda Meteksan yetkilileri ve YGS-2011 basım sürecinde matbaada bulunan ÖSYM görevlileri birbirlerini suçlayan beyanlarda bulunmaktadırlar. Yukarıdaki tespit sonrasında bu formülasyondan, sınav esnasında istifade ederek haksız menfaat eden olup olmadığı detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Sınava giren, tüm adaylara ait soru ve cevap şıkları dizilişleri, doğru cevap anahtarları ve adayların YGS-2011’de doldurdukları optik okuma sonuçları kullanılarak yukarıda çerçevesi çizilen, soruların ve şıklarının dizilişinden kaynaklanan ve tüm...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Ülkemizde yediden yetmişe kadar her kesim ve kısımdan insanın  memleket meselelerine karşı bir ilgisi ve fikri var. İlgi duymak ile  fikir sahibi olmak arasında yerini alması gereken bilgi edinmek ise çoğu  zaman baypasa maruz kalıyor.</p>
<p>Bilmek için öğrenmek gerektiğini, araştırmak, soruşturmak, bilene  sormak, sorduğunu bir daha araştırmak gerektiğini söylemek mümkün. Bu  kadar zor mu bilgi sahibi olmak? Hem evet hem hayır… Hayır, zira tek bir  “ara” butonuna basarak milyon küsur tane sonucu sıfır nokta sıfır  bilmem kaç saniyede bulabilirsiniz. Hatta bunları birkaç “kopyala  yapıştır” ile kişisel sayfalarınızda paylaşabilirsiniz. Evet, bu kadar  zor bilgi sahibi olmak çünkü tüm bu araştırmalarınızda bulduğunuz milyon  küsur sonuçtan sadece birkaç tanesi sizin işinizi görecektir. Gerisi  mi? Bilgi kirliliği…</p>
<p>Bilgisiz fikrin zararı nedir ki bu kadar çok üstünde duruluyor.  Bilgimiz olmadan fikir sahibi olursak ne olur? Önce “tatmin” olursunuz,  sonra olacağım dersiniz, bir de bakmışsızın ki bilmiyorum demek zor  gelmiş de gereğinin yapılacağına dair kıvrak cümleler kuruyorsunuz. Yani  fikrimizi söylemeden iyice öğrenmek lazım geliyormuş. Tabi dili  kıvraklardansanız o ayrı bir konu&#8230;</p>
<p>Makam işgali dışında hiç bir şeyden anlamayan, bir şeyler katmaktan,  değer üretmekten, yenilikçi ve çözüm getirici olmaktan bihaber olan bir  kısım zevat var maalesef. Üretmek derken akademik üretimi dahi “çakma”  bunların. Deniyor ki bu hata ise kabul edin, iptal edin yenisine  bakalım. Ama sanki kasıt var gibi. Yok diyip anlatmaya başlıyor; tatmin  olan oluyor olmayan diyor ki “şifre” var. Vardı yoktu derken; var da  sehven var ama sorun yok. Rahat olun. Bir de size bir mektup var o da  yerseniz diye işte.</p>
<p>Hani yoktu ne oldu? Sehven nedir? Nasıl rahat olalım? Birden bir  arkadaş çıkıyor diyor ki kardeşim bunları ben bastım. Ama birkaç arkadaş  işgüzarlık yapmış. Bu kitapçık kimseye verilmedi. Rahat olun. Peki,  bunu basan arkadaş işgüzar da geri kalan çalışanlar normal mi? Mesela  bilgisayarı çalıştıra(maya)n arkadaş işin güzergâhını biliyor mu? Yok, o  da bilmiyor olsa gerek çünkü çalışmıyor o bilgisayar. Ya kim yazdı bu  programı? 2010 mezunu bir arkadaş. Memlekette gençlere hiç önem verilmez  ama gençler için önemli mevzuda bu arkadaşa iş veriliyor. Bu da tuhaf  tabi…</p>
<p>Ortada bir sorun var ise çözümü mahkemelerde olacaktır. Savcılar  sordu soruşturdu. Tabi savcıya da sordular hemen “iptal edelim mi” diye.  Üstü kapansın mı istiyordu bilmem ama olmadı o iş. Savcılar  açıklamışlar durumu; aynen aktarıyorum “sehven” cümlelerde değişiklik  yapmak istemem:</p>
<p>“Sınavda kullanılan tüm kitapçıklar ve basın kitapçığında ‘en büyük  sayısal değere sahip şıkkın sağındaki cevap şıkkının doğru seçenek’  olması şeklinde ifade edilen formülasyon uygulandığında 18 doğru 11  yanlış çıkarken Artvin’de ortaya çıkan ve mod-medyan olarak adlandırılan  ilk yöntem uygulandığında ise daha fazla soru için kullanılabildiği  görülmüştür.</p>
<p>Basın kitapçığının üretilmesi aşamasında sınavın tüm gidişatından  farklı üç farklı tercihin yapıldığı görülmektedir… Adı geçen durumun  sebebiyeti ilgililerine sorulduğunda Meteksan yetkilileri ve YGS-2011  basım sürecinde matbaada bulunan ÖSYM görevlileri birbirlerini suçlayan  beyanlarda bulunmaktadırlar.</p>
<p>Yukarıdaki tespit sonrasında bu formülasyondan, sınav esnasında  istifade ederek haksız menfaat eden olup olmadığı detaylı bir şekilde  araştırılmıştır. Sınava giren, tüm adaylara ait soru ve cevap şıkları  dizilişleri, doğru cevap anahtarları ve adayların YGS-2011’de  doldurdukları optik okuma sonuçları kullanılarak yukarıda çerçevesi  çizilen, soruların ve şıklarının dizilişinden kaynaklanan ve tüm  kitapçıklarda 18 soruya doğru cevap vermesini sağlayacak yöntemin  kullanılıp kullanılmadığının analizi yapılmıştır….. En son olarak  sınavda ilk 1000’e giren tüm adayların soru kâğıtları üzerinde  yaptıkları işlemler ve kişisel notları da tek tek değerlendirilmiştir.  Tüm bu analizler sonucunda, şifre olarak adlandırılan yöntemle doğru  olarak yapılabilecek sorularda başarılı olup diğer sorularda başarısız  olan hiçbir adaya rastlanmamıştır.”</p>
<p>İncelemeye dair açıklamanın bir kısmı bu. Bu arada belli kişileri soruşturmak için de izin istenmiş.</p>
<p>Bu açıklamadan çıkarılacak birkaç soru ve sonuç mevcuttur.</p>
<p>Şifre vardır; hem de birden fazla yöntemle şifreleme yapılmıştır.  Üstelik bunlar çok da kolay anlaşılır ve kullanılır yöntemlerdir.</p>
<p>Ortada suçlu ya da suçlular mevcuttur. Bunlar bilerek ya ad  bilmeyerek bu sınavın güvenilirliğine gölge düşürmüşlerdir. Tespitleri  ve gereken şekilde cezalandırılmaları şarttır.</p>
<p>Savcılar niçin ilk 1000 kişinin kitapçığına bakmıştır? Zaten ilk 1000  giren gerisini de yapar ki sorun değil onlar için. Mesele hiç bir  şeyden anlamayıp da barajı geçme telaşında olanların kitapçığına  bakmakta. Üniversite A’sından Z’sine, vâkıfından devletine kadar  “bizden” olanlarla dolsun. Bizden olan salak da olsa, hak da yese  ötekinden iyidir. Şimdi böyle düşünen bir zevat varsa ne olacak? Bunlar  ilk 1000 için yapılmamıştır diye düşünüyorum. Geri kalanın kitapçığında  neler var acaba?</p>
<p>Sınav niçin iptal edilmeli? Gayet basit… Her şey sehven olmuş, var  denilen “şifre” hiç kullanılmamış, mod-medyan binlerce defa tıklanmamış,  savcılar işi örtmek için çık hızlı davranmamış, birilerinin tatmin  eşiği hızla değişmemiş vs. vs. olmamış olsa bile sınav iptal edilmeli.  Binlerce insan, bir ömür “acaba” ile yaşamaya mecbur edilmemek için,  adalet duygusunun geleceğini silmemek için sınav iptal edilmeli.</p>
<p>Sokaklarda derdini anlatmaya çalışan binlerce insan var. Her biri  farklı kesimden, farklı sosyal ya da siyasal tabanlardan insanlar.  Üsluplarının doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmaya açmadan ifade  etmek gerekirse bir haksızlığı dile getiriyorlar. Birileri güya protesto  yöntemlerinin meşruluğu olmadığını ifade etmek adına on bin “milis” ile  sokaklara çıkmaktan bahsediyor. Tebrikler…</p>
<p>Sınavdaki hatayı tespit ve tamir etmek adına tüm devlet güçlerini  harekete geçirmekle mükellef olanlarının, bu güçlerini ne için  kullandıklarını şimdi daha iyi anlıyoruz. Ne diyebilir ki vicdanlarının  algoritmalarında hesap hatası olmuş. Adaleti sadece ilk harfi ile  tecelli edecek kadar hafif bir olgu olarak görüyorlar.</p>
<p>Ancak unutulmaması gereken bir husus var: zihinleri karışmış,  algıları bozulmuş, vicdanı nasırlaşmış her güruh ensesinde bir nefes  hissedecektir. Sorduklarını duyar gibiyim; kimin nefesi? KİM BUNLAR?!!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fvicdan-algoritmasi-yunus-emre-ozdemir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/vicdan-algoritmasi-yunus-emre-ozdemir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Anneler Günü&#8221; Münasebetiyle Yayımladıkları Kutlama Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anneler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anneler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 May 2011 18:58:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2708</guid>
		<description><![CDATA[Sevginin, fedakârlığın, bağlılığın eşsiz temsilcileri olan annelerimizi hatırladığımız özel bir günün içindeyiz. Çocuklarını aylarca bedenlerinde taşıyan, karşılıksız sevgileriyle büyüten, hayatın her aşamasında dua ve desteklerini esirgemeyen annelerimizin haklarını ödeyebilmemiz mümkün değildir. Çocuklarını yetiştirirken her türlü zorluğa göğüs geren, her çilenin üstesinden gelen, her güçlüğü yenen, sabır ve metanetle yıllara meydan okuyan annelerimiz, millet olarak en büyük değerlerimizdir. Hiç karşılık beklemeden vermenin, şefkatin, bağışlamanın, hoşgörünün ve eşsiz sahiplenişin en mümtaz simaları şüphesiz annelerdir. Milletimizin gelecekte var olabilmesi, nesillerin sağlıklı, şuurlu ve milli bir zihniyetle meselelere odaklanmaları öncelikle ailelerinden alacakları eğitime ve terbiyeye bağlı olacaktır. Bu itibarla, annelerimiz geleceğin hazırlayıcısı ve güzide mimarlarıdır. Akılla duygunun, heyecanla sağduyunun, yılgınlıkla azmin arasında yaşanacak çatışma ve ikilemler; öncelikle annelerimizin yol gösterici ve hikmet yüklü nasihatleriyle aşılacaktır. Bunun yanı sıra hem maddi, hem de manevi hayatımızda annelerimizin yeri doldurulamaz önem ve kıymeti bulunmaktadır. Nitekim “Cennet annelerin ayakları altındadır” kutlu seslenişi bunun en bariz kanıtıdır. Elbette, elleri öpülesi annelerimizi yılın bir gününde hatırlamamız ve anmamız asla doğru değildir. Onlara, yaşadığımız müddetçe en değerli hazinemiz olarak saygıyla ve büyük bir hürmetle yaklaşmamız en öncelikli manevi sorumluluklarımız arasında yer almalıdır. Bu duygu ve düşüncelerle, yemeyen yediren, giymeyen giydiren, göz nuruyla, binbir emekle bizleri büyüten annelerimizin Anneler Günü’nü canı gönülden kutluyorum. Çocuklarını genç yaşta vatan topraklarına emanet eden muhterem şehit analarına da saygı ve sevgilerimi sunuyor, her zaman yanlarında olduğumuzu bu vesileyle bildirmek istiyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Sevginin, fedakârlığın, bağlılığın eşsiz temsilcileri olan annelerimizi hatırladığımız özel bir günün içindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklarını aylarca  bedenlerinde taşıyan, karşılıksız sevgileriyle büyüten, hayatın her  aşamasında dua ve desteklerini esirgemeyen annelerimizin haklarını  ödeyebilmemiz mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklarını  yetiştirirken her türlü zorluğa göğüs geren, her çilenin üstesinden  gelen, her güçlüğü yenen, sabır ve metanetle yıllara meydan okuyan  annelerimiz, millet olarak en büyük değerlerimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç karşılık  beklemeden vermenin, şefkatin, bağışlamanın, hoşgörünün ve eşsiz  sahiplenişin en mümtaz simaları şüphesiz annelerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin  gelecekte var olabilmesi, nesillerin sağlıklı, şuurlu ve milli bir  zihniyetle meselelere odaklanmaları öncelikle ailelerinden alacakları  eğitime ve terbiyeye bağlı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, annelerimiz geleceğin hazırlayıcısı ve güzide mimarlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Akılla duygunun,  heyecanla sağduyunun, yılgınlıkla azmin arasında yaşanacak çatışma ve  ikilemler; öncelikle annelerimizin yol gösterici ve hikmet yüklü  nasihatleriyle aşılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanı sıra hem maddi, hem de manevi hayatımızda annelerimizin yeri doldurulamaz önem ve kıymeti bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim “Cennet annelerin ayakları altındadır” kutlu seslenişi bunun en bariz kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette, elleri öpülesi annelerimizi yılın bir gününde hatırlamamız ve anmamız asla doğru değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlara, yaşadığımız  müddetçe en değerli hazinemiz olarak saygıyla ve büyük bir hürmetle  yaklaşmamız en öncelikli manevi sorumluluklarımız arasında yer  almalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve  düşüncelerle, yemeyen yediren, giymeyen giydiren, göz nuruyla, binbir  emekle bizleri büyüten annelerimizin Anneler Günü’nü canı gönülden  kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklarını genç  yaşta vatan topraklarına emanet eden muhterem şehit analarına da saygı  ve sevgilerimi sunuyor, her zaman yanlarında olduğumuzu bu vesileyle  bildirmek istiyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-anneler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anneler-gunu-munasebetiyle-yayimladiklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nisan 2011 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nisan-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nisan-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 May 2011 20:28:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2776</guid>
		<description><![CDATA[Kazakistan’da planlanan erken seçim 3 Nisan 2011’de yapıldı. Seçim sürecine 22 adayla giren Kazakistan, seçimleri  4 adayla tamamladı. Cumhurbaşkanlığı makamı için Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Kazakistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Zhambyl Ahmetbekov, Senatör Gani Kasimov ve Tabiat Vakfı Başkanı Melis Eleusizova yarıştı. Seçimlere katılım resmi olarak %89 olarak açıklandı. Seçime katılanların %95’i Nazarbayev’i 4. Kez cumhurbaşkanı seçti. Muhalefetin itirazlarına rağmen Nazarbayev 8 Nisan’da yemin ederek görevine tekrar başladı. Yemin töreninde “sağlığı el verdikçe Kazakistan’a hizmet etmek istediğini” söyleyen Nazarbayev, yeni dönemde demokratik gelişimin sağlanacağını, parlamentonun yetkilerinin artırılacağını ve tek parti bulunan parlamentonun çok partili sisteme geçmesinin sağlanacağını belirtti. 70 yaşındaki Nazarbayev izlediği politikalarla Orta Asya Türk Cumhuriyetleri içinde çok önemli bir yer edinerek, Kazakistan’ın aynı zamanda bölgede bir denge unsuru olmasını sağladı. Batıyla ilişkilerini artıran Nazarbayev, ülkesinin Doğu ile Batı arasında bir köprü vazifesi görmesini amaçladığını pek çok kez belirtmişti. Aynı zamanda Türk Dünyası’na bakışı ve hedefleriyle birlikte açtığı Türk Dünyası akademisi ve yaptığı çalışmalarla Türk Birliği’ni destekleyen siyaseti, Türk Dünyasının geleceği açısından Nazarbayev’in bir şans olduğunu açıkça göstermektedir. Henüz istikrara ihtiyacı olan ve bu gelişimini Nazarbayev’le sürdüren Kazakistan için bu seçim başarılı olmuştur. Yeni dönemde Kazakistan’ın demokratikleşmesi için çalışılması durumunda Kazakistan uluslar arası arenada daha itibarlı bir yer edinecek aynı zamanda iç istikrarı da sağlamış olacaktır. Özbekistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Ulfat Kadirov, Avrasya Bir Vakfı, Özbekistan Ankara Büyükelçiliği ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi(ASAM) tarafından İstanbul’da düzenlenen ‘Bağımsızlığının 20. Yıldönümünde Türkiye-Özbekistan Karşılıklı İş İmkânları’ konulu toplantıda konuştu. Büyükelçi yaptığı konuşmada Türkiye’nin Özbekistan için çok önemli olduğunu, Özbekistan ve Türkiye’nin aynı milletin evlatları olduğunu ve iki ülke arasında zaman zaman yaşanan sıkıntıların aynı evdeki iki kardeş arasında zaman zaman yaşanan sıkıntılara benzediğini, bunların asla kalıcı olmayacağını belirtti. Yapılan toplantıda ilişkilerin nasıl daha geliştirilebileceği konusu tartışıldı. Genel anlamda bakıldığında Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmeye açık olduğu iki tarafın da birbirinden bir adım beklediği açıktır. Özbekistan ve Kazakistan’ın arasındaki bazı soğukluklar göz önüne alınırsa bir millet olan bu devletlerin orta payda da buluşmaları için Türkiye çok önemli bir rol oynayabilecektir. Özbekistan’ın son dönemlerde Türkiye’ye artan ilgisi de gözden kaçmamaktadır. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te 8 Nisan 2011’de yapılan toplantıda Orta Asya Türk Cumhuriyetleri dışişleri bakanları ve AB temsilcileri bir araya geldi. Toplantıda Özbekistan&#8217;ı Başbakan Yardımcısı ve aynı zamanda Dışişleri Bakanı Elyor Ganiyev, Kırgızistan&#8217;ı Dışişleri Bakanı Ruslan Kazakbayev, Tacikistan&#8217;ı Dışişleri Bakanı Hamrohon Zarifi, Kazakistan&#8217;ı Dışişleri Bakan Yardımcısı Konstantin Cigalov ve Türkmenistan&#8217;ı Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Raşit Meredov temsil etti. Zirveye AB tarafından ise AB&#8217;ye dönem başkanlığı yapan Macaristan&#8217;ın Dışişleri Bakanı Martonyi Janos, Avrupa Komisyonu&#8217;nun Kalkınma&#8217;dan Sorumlu Komiseri Andris Piebalgs ve AB Orta Asya Özel Temsilcisi Pierre Morel katıldı. Toplantıda, AB ile Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin genel durumu, ticari ve ekonomik ilişkiler, bölgesel işbirliği, enerji, çevre koruma, su ve enerji kaynaklarının ortak kullanımı, sınır güvenliği ve uyuşturucuyla mücadele meseleleri ile AB’nin yeni Orta Asya stratejisi ele alındı, toplantıda ayrıca, Afganistan’daki durum ile bölgesel güvenlikle ilgili tarafları ilgilendiren güncel ve bölgesel konular da gözden geçirildi. Özbekistan ve AB arasında ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan yeni bir anlaşma imzalandı. AB’nin son zamanlarda bölgeye...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Kazakistan’da planlanan erken seçim 3 Nisan 2011’de yapıldı.  Seçim sürecine 22 adayla giren Kazakistan, seçimleri  4 adayla  tamamladı. Cumhurbaşkanlığı makamı için Kazakistan Cumhurbaşkanı  Nursultan Nazarbayev, Kazakistan Komünist Partisi Genel Sekreteri  Zhambyl Ahmetbekov, Senatör Gani Kasimov ve Tabiat Vakfı Başkanı Melis  Eleusizova yarıştı. Seçimlere katılım resmi olarak %89 olarak açıklandı.  Seçime katılanların %95’i Nazarbayev’i 4. Kez cumhurbaşkanı seçti.  Muhalefetin itirazlarına rağmen Nazarbayev 8 Nisan’da yemin ederek  görevine tekrar başladı. Yemin töreninde “sağlığı el verdikçe  Kazakistan’a hizmet etmek istediğini” söyleyen Nazarbayev, yeni dönemde  demokratik gelişimin sağlanacağını, parlamentonun yetkilerinin  artırılacağını ve tek parti bulunan parlamentonun çok partili sisteme  geçmesinin sağlanacağını belirtti. 70 yaşındaki Nazarbayev izlediği  politikalarla Orta Asya Türk Cumhuriyetleri içinde çok önemli bir yer  edinerek, Kazakistan’ın aynı zamanda bölgede bir denge unsuru olmasını  sağladı. Batıyla ilişkilerini artıran Nazarbayev, ülkesinin Doğu ile  Batı arasında bir köprü vazifesi görmesini amaçladığını pek çok kez  belirtmişti. Aynı zamanda Türk Dünyası’na bakışı ve hedefleriyle  birlikte açtığı Türk Dünyası akademisi ve yaptığı çalışmalarla Türk  Birliği’ni destekleyen siyaseti, Türk Dünyasının geleceği açısından  Nazarbayev’in bir şans olduğunu açıkça göstermektedir. Henüz istikrara  ihtiyacı olan ve bu gelişimini Nazarbayev’le sürdüren Kazakistan için bu  seçim başarılı olmuştur. Yeni dönemde Kazakistan’ın demokratikleşmesi  için çalışılması durumunda Kazakistan uluslar arası arenada daha  itibarlı bir yer edinecek aynı zamanda iç istikrarı da sağlamış  olacaktır.</p>
<p>Özbekistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Ulfat Kadirov, Avrasya Bir  Vakfı, Özbekistan Ankara Büyükelçiliği ve Avrasya Stratejik Araştırmalar  Merkezi(ASAM) tarafından İstanbul’da düzenlenen ‘Bağımsızlığının 20.  Yıldönümünde Türkiye-Özbekistan Karşılıklı İş İmkânları’ konulu  toplantıda konuştu. Büyükelçi yaptığı konuşmada Türkiye’nin Özbekistan  için çok önemli olduğunu, Özbekistan ve Türkiye’nin aynı milletin  evlatları olduğunu ve iki ülke arasında zaman zaman yaşanan sıkıntıların  aynı evdeki iki kardeş arasında zaman zaman yaşanan sıkıntılara  benzediğini, bunların asla kalıcı olmayacağını belirtti. Yapılan  toplantıda ilişkilerin nasıl daha geliştirilebileceği konusu tartışıldı.  Genel anlamda bakıldığında Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye  arasındaki ilişkilerin gelişmeye açık olduğu iki tarafın da birbirinden  bir adım beklediği açıktır. Özbekistan ve Kazakistan’ın arasındaki bazı  soğukluklar göz önüne alınırsa bir millet olan bu devletlerin orta payda  da buluşmaları için Türkiye çok önemli bir rol oynayabilecektir.  Özbekistan’ın son dönemlerde Türkiye’ye artan ilgisi de gözden  kaçmamaktadır.</p>
<p>Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te 8 Nisan 2011’de yapılan toplantıda  Orta Asya Türk Cumhuriyetleri dışişleri bakanları ve AB temsilcileri bir  araya geldi. Toplantıda Özbekistan&#8217;ı Başbakan Yardımcısı ve aynı  zamanda Dışişleri Bakanı Elyor Ganiyev, Kırgızistan&#8217;ı Dışişleri Bakanı  Ruslan Kazakbayev, Tacikistan&#8217;ı Dışişleri Bakanı Hamrohon Zarifi,  Kazakistan&#8217;ı Dışişleri Bakan Yardımcısı Konstantin Cigalov ve  Türkmenistan&#8217;ı Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı  Raşit Meredov temsil etti. Zirveye AB tarafından ise AB&#8217;ye dönem  başkanlığı yapan Macaristan&#8217;ın Dışişleri Bakanı Martonyi Janos, Avrupa  Komisyonu&#8217;nun Kalkınma&#8217;dan Sorumlu Komiseri Andris Piebalgs ve AB Orta  Asya Özel Temsilcisi Pierre Morel katıldı. Toplantıda, AB ile Orta Asya  ülkeleri arasındaki ilişkilerin genel durumu, ticari ve ekonomik  ilişkiler, bölgesel işbirliği, enerji, çevre koruma, su ve enerji  kaynaklarının ortak kullanımı, sınır güvenliği ve uyuşturucuyla mücadele  meseleleri ile AB’nin yeni Orta Asya stratejisi ele alındı, toplantıda  ayrıca, Afganistan’daki durum ile bölgesel güvenlikle ilgili tarafları  ilgilendiren güncel ve bölgesel konular da gözden geçirildi. Özbekistan  ve AB arasında ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan yeni bir anlaşma  imzalandı. AB’nin son zamanlarda bölgeye olan ilgili gözden  kaçmamaktadır. Genel anlamda tüm dünya gözlerini Türk Cumhuriyetlerine  çevirmiş durumdadır. Özellikle AB ile bölgenin ilişkilerinde AB  üyeliğine aday olan Türkiye’nin katılması ve müdahil olması elzemdir. Bu  tarz toplantılarda Türkiye’nin bulunmaması hem AB’nin Türkiye’yi  karıştırmama ve Türkiye’nin elini güçlendirmeme hareketi olarak  yorumlanmakta hem de Türkiye’nin bir dış politika zaafı olarak  görülmektedir. AB’nin özellikle enerji konusu ve Afganistan’ın yeniden  inşası konusunda bölge ülkeleriyle işbirliğine gideceği ve önemli  çıkarları olduğu açıktır.</p>
<p>Geçen yıl 7 Nisan’da Kırgızistan’da yapılan devrim geniş çaplı  programlarla kutlandı. 7 Nisan&#8217;da halk ayaklanarak Kurmanbek Bakiyev’in  iktidarını devirmiş, bu ara halktan 87 kişi hayatını kaybetmişti. İlk  olarak Devrim Parkı&#8217;nda toplanan halk burada Kur&#8217;an-ı Kerim okudu ve  devrimde ölenleri andı.Burada Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva yaptığı  konuşmada, devrimde ölenlere ülke olarak çok şey borçlu olduklarını,  devlet olarak ölenlerin yakınlarına her daim bakacaklarını söyledi.  Demokratik bir şekilde iktidar değişiminin yaşanmadı Kırgızistan’da  halkın fakirliği ve devletin kaynaklarının zayıflığı dış müdahaleleri  kolay kılıyor aynı zamanda halkın da iç dinamiklerle kolay  yönlendirilmesini sağlıyor. Devrik lider Bakiyev siyasi sığınma  kazandığı Belarus’tan mevcut hükümeti eleştirmeye devam ederken, iç  istikrar henüz sağlanmış durumda değil.</p>
<p>Kırgızistan Başbakanı Almazbek Atambayev, bir dizi temaslarda  bulunmak için Türkiye’ye geldi. Başbakan Erdoğan’ın Şubat ayında yaptığı  Kırgızistan gezisinin ardından iade-i ziyaret ve bazı görüşmeler için  gelen Atambayev’in genel olarak ekonomik konularda görüşmeler yaptığı  bildirildi. Türkiye’nin, Kırgızistan’a yaptığı ekonomik yardımlardan  doğan bazı borçların silindiği açıklandı. Ayrıca Türkiye’nin,  Kırgızistan’a 61 Milyon Dolarlık bir hibe yardım yaptığı açıklandı.  Ziyaretler sonrasında açıklanan diğer bir önemli gelişme ise Türkiye ve  Kırgızistan arasındaki vize uygulamasının kaldırılması konusunda  mutabakata varılmış olduğuydu. Olumlu sonuçlanan ziyaretteki Türkiye’nin  stratejisine bakıldığında Afrika ülkelerinden farklı bir uygulamanın  olmadığı görülmüştür. Ekonomik zorluklar yaşayan herhangi bir ülkede  nüfuz yaratmak ve destek olmak amacıyla yapılan uygulamalar aynen kardeş  Kırgızistan’a uygulanmıştır. Kırgızistan Başbakanının ise üslubunun  siyasi olarak ülkesinin itibarını aşağı çekecek bir durumda olduğu  gözlendi. Borç ve hibe programlarının sanki dileniliyormuş imajıyla  açıklanması Kırgızistan açısından göze hoş görünen bir durum  yaratmamıştır. Ancak genel anlamda iki ülke arasında sıcak bir diyalogun  gözlenmesi sevindirici bir durumdur.</p>
<p>Doğu Türkistan ile Türkiye’nin ekonomik ilişkileri için yeni bir  dönem başlıyor. Doğu Türkistan’da Çin hükümeti bir Türk Kalkınma Bölgesi  açılması yönünde karar aldı. Türkiye’den bölgeye giden yetkililer  konuyla ilgili yaptıkları görüşmelerde ayrıca İstanbul’dan doğrudan Doğu  Türkistan’ın başkenti Urumçi’ye uçuşların başlayacağı bilgisini  verdiler. Doğu Türkistan hükümeti ile bir dizi antlaşmalar imzalayan  yetkililer bu vesileyle bölge ve Türkiye arasındaki kültürel ilişkilerin  de daha çok gelişeceğini tahmin ettiklerini bildirdiler. Çin  hükümetinin baskıcı tutumu düşünüldüğünde nasıl bir engellemeye gideceği  ise merak konusu.</p>
<p>Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA), 2. Genel  Kurul Toplantısı Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapıldı. Azerbaycan  Milli Meclisi Başkanı Oktay Asadov TÜRKPA dönem başkanlığını Kazakistan  Meclis Başkanı Oral Muhamedjanov´a devretti. Toplantı sonunda TÜRKPA  III. Genel Kurul Toplantısı´nın Kırgızistan&#8217;ın başkenti Bişkek´te  yapılması kararlaştırıldı ve üye ülke meclis başkanlarının iştirakıyla  TÜRKPA II. Genel Kurul Toplantısı Nihai Belgesi, ` Astana Deklarasyonu´  imzalandı. Daha sonra Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamentoları  Kütüphaneler arası İşbirliği Protokolü imza töreni yapıldı. Ayrıca İslam  Konferansı Örgütü Parlementolar Birliği, asambleye gözlemci olarak  kabul edildi.</p>
<p>Azerbaycan’da muhalefete yönelik yıldırma politikaları hızla  sürmekte. İzinsiz gösteri düzenlediği gerekçesiyle soruşturma açılan  Musavvat Partisi’nin Bakü’deki Genel Merkezi ve pek çok temsilciliği  polisler tarafından basıldı. Pek çok belgeye el koyulduğu ve konuyla  ilgili detaylı bilgi verilediği bildirildi. Musavvat Partisi lideri İsa  Kamber bu olayların hükümetin muhalefeti yıldırma amaçlı siyasi baskısı  olduğu yorumunu yaptı. Uzun bir süredir Azerbaycan’da bazı muhalif  hareketler mitingler düzenleme yoluyla hükümeti protesto etmeyi  planlarken, hükümet bunlara izin vermemeyi hatta güç kullanarak bastırma  yolunu seçiyor.</p>
<p>Yunanistan Batı Trakya bölgesinde çok tartışılacak bir karara imza  attı. Yunan hükümeti Batı Trakya&#8217;daki Türk ilkokulların sayısını da  57&#8242;den 22&#8242;ye düşürmeyi kararlaştırdı. Azınlık durumunda olan ve eğitim,  basın ve kültürel alanlarda özellikle büyük sıkıntılar çeken ve  haklarını alamama durumu yaşayan Batı Trakya Türkleri bu durumu büyük  tepki gösterdi. Okulların bölgede kimliklerini yaşattıkları, Yunan  hükümetince tanınmayan Türk kimliğinin yaşatıldığı kurumların başında  geldiğini söyleyen bölge halkı Okullarının kapatılmasının camilere kilit  vurulması kadar kötü bir durum olduğunu belirttiler.  Ülkü Ocakları  Genel Başkanı Sayın Harun ÖZTÜRK’te bu olaya sessiz kalmayarak  Yunanistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğine bir çağrıda bulunarak  bölge Türklerinin Lozan’dan doğan haklarının gasp edildiğinin ve bu  yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Türk Dünyası Öğrenci Kurultayları Platformu, Ulusal Öğrenci Konseyi,  Akdeniz Üniversitesi Öğrenci Konseyi ve Akdeniz Üniversitesi Avrasya  Araştırmaları Topluluğu’nun işbirliğiyle düzenlenen 4. Türk Dünyası  Öğrenci Kurultayı Antalya’da yapıldı. Türk Dünyası ve Balkan  ülkelerinden gelen 150 öğrenci ve üniversite öğrencilerinin katıldığı  programda Batı Trakya Türklüğü konulu bir panel düzenlendi. Mehteran ve  Kafkas Dansları gösterilerinin yapıldığı kurultayda, eğitim, siyaset ve  kültür-sanat konularında toplanan öğrenci komisyonları yaptıkları  çalışmalar sonucunda Türk Dünyasının genel sorunları, Türkiye’de eğitim  gören ve Türk Dünyası’nda gelmiş öğrencilerin sorunları, Türk ülkeleri  arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konularında bir sonuç bildirgesi  yayınladılar.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fnisan-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nisan-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Milliyetçiliğinin Bayramı 3 Mayıs &#8211; Burcu Aybüke TEKGÜL</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milliyetciliginin-bayrami-3-mayis-burcu-aybuke-tekgul.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milliyetciliginin-bayrami-3-mayis-burcu-aybuke-tekgul.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 May 2011 20:37:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs 1944]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milliyetçileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2691</guid>
		<description><![CDATA[Türk milliyetçiliğinin yakın tarihine bütüncül bir perspektiften bakılırsa, şüphesiz ki bu tarihin en ciddi dönüm noktalarından birinin, bir süreci sembolize etmesi bakımından, 3 Mayıs 1944 olduğu kabul edilecektir. Bir fikir sistematiği hâline gelmeye ancak 19. yüzyılın sonlarında talip olan milliyetçilik bu döneme kadar ilmî ve hatta romantik bir bakış açısıyla ele alınmış idi. Özelde 3 Mayıs 1944 ve genelde Irkçılık- Turancılık davası boyunca yaşananlar ise, Türk milliyetçiliğinin aksiyoner bir hâl almasını, böylelikle bir ‘hareket’ olarak anılmaya başlanmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal’in vefatının ardından cumhurbaşkanlığına makamına gelen İsmet İnönü, etkileri hâlâ tartışılan ve ülke çapında ciddi travmalara yol açmış olduğunu söyleyebileceğimiz kararlara imza atmıştır. Bunlar içinde Türk milliyetçilerini esas rahatsız eden ise, Türk gençlerini yetiştirmekte kilit rolde bulunan Millî Eğitim Bakanlığı içindeki komünist yapılanma olmuştur. Tartışmanın esas sebebi, Sabahattin Ali’nin ve onunla birlikte birtakım komünist isimlerin bu Bakanlık tarafından korunup kollanıyor olmasıdır. 1944 yılında Orhun Dergisi’ni çıkarmakta olan Nihâl Atsız işte bu rahatsızlık dolayısıyla Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na iki tane açık mektup yazmıştır. 5 Ağustos 1942’de Meclis’te yaptığı konuşmasında &#8220;Biz Türk&#8217;üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.&#8221; ifadelerinde bulunan Saraçoğlu’nu, Millî Eğitim’deki yapılanmayla alakalı olarak göreve davet etmiştir. Bunun akabinde, mektupta geçen ifadelerle, özellikle ‘vatan hainliği’ ifadesi ile ilgili Atsız’a dava açılmış ve bu davanın ikinci duruşması da 3 Mayıs 1944 günü gerçekleştirilmiştir. Önce Hüseyin Nihâl Atsız’a yönelik olarak açılmış olan bu dava, özellikle İsmet İnönü’nün sert beyanları ve ‘düşmanca’ tavrıyla, dönemin tüm Türk milliyetçilerini kapsayacak hâle gelmiş ve Irkçılık- Turancılık Davası olarak anılmaya başlanmıştır. Burada esas olarak vurgulamak istediğimiz nokta, hemen hepsi alanlarında başarılı çalışmalarıyla ve Türk milletinin bekası uğruna harcadıkları emekle bilinen bunca ismin yargılandığı ve haksız yere tabutluklara atıldıkları, bin bir çile çektikleri değildir. Çünkü bu davanın Türk milletinin cumhuriyet-sonrası tarihinin en önemli siyasî oluşumlarından birine gebe olduğu birkaç yıl içinde anlaşılmıştır. Dolayısıyla 1944 ve sonrasında yaşananlar bu mümtaz şahsiyetler tarafından uyanışa bir ‘vesile’ olarak adlandırılmıştır. Bizim vurgulamak istediğimiz esas nokta, davanın ikinci duruşma günü olan 3 Mayıs 1944’te dönemin isimsiz Kür Şad’ları tarafından düzenlenen ‘nümayiş’ ve bu nümayişin günümüze etkileridir. Yukarıda da bahsedildiği üzere bu tarihe kadar akademik sınırlar içerisinde kalmış olan Türk milliyetçiliği, böyle açıktan ve insafsız saldırılar karşı karşıya geldiğinde ‘hareket’e geçmiştir. Yani 3 Mayıs 1944 günü; Hüseyin Nihâl Atsız, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Reha Oğuz Türkkan ve Alparslan Türkeş gibi isimlerin yargılandığı davanın değil, tarihin seyrini değiştirmiştir. O gün mahkeme salonunu ve çevresini dolduran Türk milliyetçisi kalabalık, duruşma çıkışında Ankara’da bir gösteri düzenlemiş; söyledikleri şarkılar, marşlar ve arkasında durdukları fikirler vesilesiyle Ankara halkına yeni bir ruh kazandırmıştır. Ortadan kaldırılmak gayesinde bulunulan, cumhuriyetin kurucu ideolojisi Türk milliyetçiliği o gün bu gençlerin omuzlarında tekrar yükselmiş ve ihtiyaç duyduğu kanı tekrar bulmuştur. Türk olmanın, Türk milliyetçisi olmanın suç kabul edildiği ve açıkça tahkir edildiği bu ortamda, 3 Mayıs 1944 yürüyüşünü sıradan bir eylem olarak algılamak mümkün değildir. Ruhunda ve karakterinde esarete boyun eğmemek bulunan ve belki de en çok bu sebeple...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türk milliyetçiliğinin yakın tarihine bütüncül bir perspektiften  bakılırsa, şüphesiz ki bu tarihin en ciddi dönüm noktalarından birinin,  bir süreci sembolize etmesi bakımından, 3 Mayıs 1944 olduğu kabul  edilecektir. Bir fikir sistematiği hâline gelmeye ancak 19. yüzyılın  sonlarında talip olan milliyetçilik bu döneme kadar ilmî ve hatta  romantik bir bakış açısıyla ele alınmış idi. Özelde 3 Mayıs 1944 ve  genelde Irkçılık- Turancılık davası boyunca yaşananlar ise, Türk  milliyetçiliğinin aksiyoner bir hâl almasını, böylelikle bir ‘hareket’  olarak anılmaya başlanmasını sağlamıştır.</p>
<p>Mustafa Kemal’in vefatının ardından cumhurbaşkanlığına makamına gelen  İsmet İnönü, etkileri hâlâ tartışılan ve ülke çapında ciddi travmalara  yol açmış olduğunu söyleyebileceğimiz kararlara imza atmıştır. Bunlar  içinde Türk milliyetçilerini esas rahatsız eden ise, Türk gençlerini  yetiştirmekte kilit rolde bulunan Millî Eğitim Bakanlığı içindeki  komünist yapılanma olmuştur. Tartışmanın esas sebebi, Sabahattin Ali’nin  ve onunla birlikte birtakım komünist isimlerin bu Bakanlık tarafından  korunup kollanıyor olmasıdır.</p>
<p>1944 yılında Orhun Dergisi’ni çıkarmakta olan Nihâl Atsız işte bu  rahatsızlık dolayısıyla Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na iki tane açık mektup  yazmıştır. 5 Ağustos 1942’de Meclis’te yaptığı konuşmasında <em>&#8220;Biz  Türk&#8217;üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir  kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan  veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit  bu istikamette çalışacağız.&#8221;</em> ifadelerinde bulunan Saraçoğlu’nu, Millî Eğitim’deki yapılanmayla alakalı olarak göreve davet etmiştir.</p>
<p>Bunun akabinde, mektupta geçen ifadelerle, özellikle ‘vatan hainliği’  ifadesi ile ilgili Atsız’a dava açılmış ve bu davanın ikinci duruşması  da 3 Mayıs 1944 günü gerçekleştirilmiştir. Önce Hüseyin Nihâl Atsız’a  yönelik olarak açılmış olan bu dava, özellikle İsmet İnönü’nün sert  beyanları ve ‘düşmanca’ tavrıyla, dönemin tüm Türk milliyetçilerini  kapsayacak hâle gelmiş ve Irkçılık- Turancılık Davası olarak anılmaya  başlanmıştır.</p>
<p>Burada esas olarak vurgulamak istediğimiz nokta, hemen hepsi  alanlarında başarılı çalışmalarıyla ve Türk milletinin bekası uğruna  harcadıkları emekle bilinen bunca ismin yargılandığı ve haksız yere  tabutluklara atıldıkları, bin bir çile çektikleri <strong>değildir.</strong> Çünkü bu davanın Türk milletinin cumhuriyet-sonrası tarihinin en önemli  siyasî oluşumlarından birine gebe olduğu birkaç yıl içinde  anlaşılmıştır. Dolayısıyla 1944 ve sonrasında yaşananlar bu mümtaz  şahsiyetler tarafından uyanışa bir ‘vesile’ olarak adlandırılmıştır.</p>
<p>Bizim vurgulamak istediğimiz esas nokta, davanın ikinci duruşma günü  olan 3 Mayıs 1944’te dönemin isimsiz Kür Şad’ları tarafından düzenlenen  ‘nümayiş’ ve bu nümayişin günümüze etkileridir. Yukarıda da bahsedildiği  üzere bu tarihe kadar akademik sınırlar içerisinde kalmış olan Türk  milliyetçiliği, böyle açıktan ve insafsız saldırılar karşı karşıya  geldiğinde ‘hareket’e geçmiştir. Yani 3 Mayıs 1944 günü; Hüseyin Nihâl  Atsız, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Reha Oğuz Türkkan ve Alparslan  Türkeş gibi isimlerin yargılandığı davanın değil, <strong>tarihin seyrini değiştirmiştir.</strong></p>
<p>O gün mahkeme salonunu ve çevresini dolduran Türk milliyetçisi  kalabalık, duruşma çıkışında Ankara’da bir gösteri düzenlemiş;  söyledikleri şarkılar, marşlar ve arkasında durdukları fikirler  vesilesiyle Ankara halkına yeni bir ruh kazandırmıştır. Ortadan  kaldırılmak gayesinde bulunulan, cumhuriyetin kurucu ideolojisi Türk  milliyetçiliği o gün bu gençlerin omuzlarında tekrar yükselmiş ve  ihtiyaç duyduğu kanı tekrar bulmuştur.</p>
<p>Türk olmanın, Türk milliyetçisi olmanın suç kabul edildiği ve açıkça  tahkir edildiği bu ortamda, 3 Mayıs 1944 yürüyüşünü sıradan bir eylem  olarak algılamak mümkün değildir. Ruhunda ve karakterinde esarete boyun  eğmemek bulunan ve belki de en çok bu sebeple Bozkurt’la özdeşleşen Türk  milleti, o gün bu isimsiz Kür Şad’ların eliyle esarete ve hor görülmeye  karşı bir kez daha bayrak kaldırmıştır.</p>
<p>Başbuğ’umuzun tabiriyle <em>‘Türk milliyetçilerinin bayramı’</em> olan her 3 Mayıs’ın bir kere daha uyanmaya ve yenilenmeye vesile olması  ihtiyacı, 2011 yılında belki de her zamankinden daha açık şekilde  ortadadır.<br />
Türk milletinin bayramı 3 Mayıs kutlu olsun!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturk-milliyetciliginin-bayrami-3-mayis-burcu-aybuke-tekgul.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milliyetciliginin-bayrami-3-mayis-burcu-aybuke-tekgul.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Milliyetçiliğinde 3 Mayıs &#8211; Saday ALIŞOV</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milliyetciliginde-3-mayis-saday-alisov.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milliyetciliginde-3-mayis-saday-alisov.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 May 2011 20:35:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2689</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçi birikimin harekete dönüştüğü tarihi bir dönüm noktası olan 3 Mayıs,  ülküleri uğruna büyük çileler çekmiş büyük insanlarımızın hatırası olarak Türk milliyetçileri tarafından günümüze gelinceye kadar kutlanan bir gün olmuştur. Milletlerin geçmişlerinde unutulmaması gereken önemli zamanlar vardır. Önemli olayların başlangıç, bitiş veya meydana geliş günleri anma veya kutlama günleri olarak hatırlanır ileriki yıllarda… 3 Mayıs da Türk ulusu adına böyle günlerden biridir. Atatürk’ün Türk milliyetçiliği temelleri üzerine oturttuğu Türkiye Cumhuriyeti devletinin, İsmet İnönü döneminde köklü bir şekilde ‘eksen’ değiştirmeye başlaması neticesinde milliyetçi-vatansever Türk insanının bu durumdan rahatsız olarak tepkilerini ortaya koymaları ise bir başka rahatsızlığa neden olmuştur. Ne var ki bu rahatsızlığın sahipleri ise milliyetçilikten ve vatanseverlikten çok uzakta kalan, devlet içinde yuvalanmış Sovyet işbirlikçilerin ta kendileri olmuşlardır. Atsız Ata’nın deyimleriyle olaya yaklaştığımızda ise, bahsi geçen işbirlikçilerin maskeleri arkasındaki iğrenç yüzlerinin görülmesi, Türk milliyetçilerinin gafletten ayrılmalarına, can düşmanlarını tanımlarına, dost sandıkları hainleri ayırt etmelerine vesile olarak hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmelerine neden olmuş, bir bakıma kendilerine gelmesini sağlamıştır. Cumhuriyetimizin temel felsefesi olarak nitelendirdiğimiz Türkçülüğün mutlak ülküsü olan Turan fikri 1940’lı yıllara gelindiğinde ‘nizam düşmanlığı’, ‘fesatçılık’ ‘vatan hainliği’ gibi çirkin ithamlara maruz kalmıştır. Ülke genelinde yükselen komünizm ise hemen her yerde kendini göstermeye başlamıştır. Kendini Solcu-Komünist-Marksist olarak tanımlayan zatlar devlet kademelerinde yerlerini almışlardır. Türk Milliyetçileri ise bu kademelerde görev yapmak bir yana, oldukları yerde dahi rahat bırakılmamışlardır. Atsız ve arkadaşlarının 1932 I. Türk Tarih Kongresi’nde başlayan çilesi ve sonrasındaki başkaldırılar 3 Mayıs’ın zeminini oluşturmuştur. I.Türk Tarih Kongresi’nde Zeki Velidi Togan öncülüğündeki grubun kongrede sunulan gayr-ı milli tarih tezine karşı çıkmaları ve bu grubun kendi görüşlerini Atsız Mecmua’nın 17. sayısında yayınlaması üzerine başlayan olaylar yıllarca sürecek bir mücadelenin, milli ile gayr-i millinin çatışmasının ilk kıvılcımı olmuştur. Atsız Mecmua’nın 17. sayısında yayınlanan bu görüşlerin ardından dergi derhal toplatılmış ve kapatılmıştır. Bu gelişmeleri ve Atsız’ın asistanlığını yaptığı Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün dekanlıktan ayrılmasını fırsat bilen Dr. Reşit Galib, Maarif Vekili olmasını da kullanarak Atsız’ı üniversiteden uzaklaştırmıştır. Gerçek nizam düşmanları tüm ülkede hızla kadrolaşırken Hüseyin Nihal Atsız akademik kariyerinden de olmuştur. Atsız Mecmuanın kapatılmasından sonra ise 1943 yılının Ekim ayında Orhun dergisi yayınlanmaya başlamıştır. Orhun yayınlandığı dönemde Türk milliyetçileri tarafından ilgi ile takip edilen bir dergidir. Ayrıca dergi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı politik ortamdaki etkisiyle yurt genelinde de bir hayli ses getirmiştir. Bu dönemde İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yapan ve ‘Orhun’ dergisini çıkaran isim olan Hüseyin Nihal Atsız, devlet içerisindeki Sovyet uşaklığından ve Marksist zihniyetten rahatsızlığını söz konusu derginin Mart 1944&#8242;te yayınlanan 15. sayısında, daha önce 5 Ağustos 1942 tarihli meclis konuşmasında &#8220;Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir&#8221; diyen devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu&#8217;na hitaben yazdığı bir açık mektupla açıklamıştır. Atsız, Nisan 1944&#8242;te yayımlanan Orhun Dergisinin 16. sayısında, Şükrü Saraçoğlu&#8217;na hitaben ikinci açık mektubunu yayınlayarak Giritli Ahmed Cevat Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel&#8217;in Marksist faaliyetlerde bulunduklarını ve Milli Eğitim Bakanı&#8217;nın &#8220;komünistleri kolladığını&#8221; ileri sürerek devrin Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel&#8217;i istifaya çağırmıştır. Bunun üzerine 7 Nisan 1944 tarihinde H. Nihal Atsız’ın edebiyat öğretmenliği görevine son verilmiş, ayrıca...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Milliyetçi birikimin harekete dönüştüğü tarihi bir dönüm noktası  olan 3 Mayıs,  ülküleri uğruna büyük çileler çekmiş büyük insanlarımızın  hatırası olarak Türk milliyetçileri tarafından günümüze gelinceye kadar  kutlanan bir gün olmuştur. Milletlerin geçmişlerinde unutulmaması  gereken önemli zamanlar vardır. Önemli olayların başlangıç, bitiş veya  meydana geliş günleri anma veya kutlama günleri olarak hatırlanır  ileriki yıllarda… 3 Mayıs da Türk ulusu adına böyle günlerden biridir.</p>
<p>Atatürk’ün Türk milliyetçiliği temelleri üzerine oturttuğu Türkiye  Cumhuriyeti devletinin, İsmet İnönü döneminde köklü bir şekilde ‘eksen’  değiştirmeye başlaması neticesinde milliyetçi-vatansever Türk insanının  bu durumdan rahatsız olarak tepkilerini ortaya koymaları ise bir başka  rahatsızlığa neden olmuştur. Ne var ki bu rahatsızlığın sahipleri ise  milliyetçilikten ve vatanseverlikten çok uzakta kalan, devlet içinde  yuvalanmış Sovyet işbirlikçilerin ta kendileri olmuşlardır. Atsız  Ata’nın deyimleriyle olaya yaklaştığımızda ise, bahsi geçen  işbirlikçilerin maskeleri arkasındaki iğrenç yüzlerinin görülmesi, Türk  milliyetçilerinin gafletten ayrılmalarına, can düşmanlarını tanımlarına,  dost sandıkları hainleri ayırt etmelerine vesile olarak hayalin yumuşak  bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmelerine neden olmuş, bir  bakıma kendilerine gelmesini sağlamıştır.</p>
<p>Cumhuriyetimizin temel felsefesi olarak nitelendirdiğimiz Türkçülüğün  mutlak ülküsü olan Turan fikri 1940’lı yıllara gelindiğinde ‘nizam  düşmanlığı’, ‘fesatçılık’ ‘vatan hainliği’ gibi çirkin ithamlara maruz  kalmıştır. Ülke genelinde yükselen komünizm ise hemen her yerde kendini  göstermeye başlamıştır. Kendini Solcu-Komünist-Marksist olarak  tanımlayan zatlar devlet kademelerinde yerlerini almışlardır. Türk  Milliyetçileri ise bu kademelerde görev yapmak bir yana, oldukları yerde  dahi rahat bırakılmamışlardır. Atsız ve arkadaşlarının 1932 I. Türk  Tarih Kongresi’nde başlayan çilesi ve sonrasındaki başkaldırılar 3  Mayıs’ın zeminini oluşturmuştur.<br />
I.Türk Tarih Kongresi’nde Zeki  Velidi Togan öncülüğündeki grubun kongrede sunulan gayr-ı milli tarih  tezine karşı çıkmaları ve bu grubun kendi görüşlerini Atsız Mecmua’nın  17. sayısında yayınlaması üzerine başlayan olaylar yıllarca sürecek bir  mücadelenin, milli ile gayr-i millinin çatışmasının ilk kıvılcımı  olmuştur. Atsız Mecmua’nın 17. sayısında yayınlanan bu görüşlerin  ardından dergi derhal toplatılmış ve kapatılmıştır. Bu gelişmeleri ve  Atsız’ın asistanlığını yaptığı Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün dekanlıktan  ayrılmasını fırsat bilen Dr. Reşit Galib, Maarif Vekili olmasını da  kullanarak Atsız’ı üniversiteden uzaklaştırmıştır. Gerçek nizam  düşmanları tüm ülkede hızla kadrolaşırken Hüseyin Nihal Atsız akademik  kariyerinden de olmuştur. Atsız Mecmuanın kapatılmasından sonra ise 1943  yılının Ekim ayında Orhun dergisi yayınlanmaya başlamıştır. Orhun  yayınlandığı dönemde Türk milliyetçileri tarafından ilgi ile takip  edilen bir dergidir. Ayrıca dergi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı politik  ortamdaki etkisiyle yurt genelinde de bir hayli ses getirmiştir.<br />
Bu  dönemde İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yapan ve ‘Orhun’ dergisini  çıkaran isim olan Hüseyin Nihal Atsız, devlet içerisindeki Sovyet  uşaklığından ve Marksist zihniyetten rahatsızlığını söz konusu derginin  Mart 1944&#8242;te yayınlanan 15. sayısında, daha önce 5 Ağustos 1942 tarihli  meclis konuşmasında &#8220;Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar  ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir&#8221; diyen devrin  Başbakanı Şükrü Saraçoğlu&#8217;na hitaben yazdığı bir açık mektupla  açıklamıştır. Atsız, Nisan 1944&#8242;te yayımlanan Orhun Dergisinin 16.  sayısında, Şükrü Saraçoğlu&#8217;na hitaben ikinci açık mektubunu yayınlayarak  Giritli Ahmed Cevat Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve  Sadrettin Celâl Antel&#8217;in Marksist faaliyetlerde bulunduklarını ve Milli  Eğitim Bakanı&#8217;nın &#8220;komünistleri kolladığını&#8221; ileri sürerek devrin Millî  Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel&#8217;i istifaya çağırmıştır. Bunun üzerine  7 Nisan 1944 tarihinde H. Nihal Atsız’ın edebiyat öğretmenliği görevine  son verilmiş, ayrıca Orhun Dergisi Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılmış  ve Sabahattin Ali, H. Nihal Atsız’a karşı hakaret nedeniyle dava  açmıştır. Bu davanın 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumunun olaylı  geçmesinin üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma  milliyetçi üniversite öğrencileri alınmamış, bu yüzden de öğrenci  gösterileri olmuş, ‘Yaşasın Türk Milleti, ‘Yaşasın Milliyetçi Türkiye’  nidaları tüm sokaklarda yankı bulmuş ve yüzlerce kişi tutuklanmıştır.  Böylece 3 Mayıs Türk Milliyetçiliğinin tarihinde bir dönüm noktası  olarak kabul edilmiştir. 3 Mayıs 1944 günü, o zamana kadar duygu ve  düşünce olan Türk milliyetçiliğini birdenbire bir harekete  dönüştürmüştür, hem de milyonları peşinden sürüklemeyi başaran bir  harekete&#8230;</p>
<p>Yıllar sonra Türk milliyetçiliğini ve Turancılık davasının  sahiplerini Milliyetçi Hareket Partisi çatısı altında örgütleyen  Alparslan Türkeş, Türk milliyetçiliğini çarmıha germek isteyen ‘İnönü  eksenli’ devlet politikalarına meydan okumak için 3 Mayıs tarihine büyük  önem vermiştir. Türk milliyetçilerinin ‘yabancı kültüre’ ve ‘yabancı  ideolojilere’ karşı baş kaldırmasını, “3 Mayıs, bundan otuz iki yıl önce  idealist ve vatanperver bir grubun o devrin dikta rejimine karşı  başlattığı kutsal gayeli bir hareketin ilk adımıdır.’’ sözleriyle  özetleyen Başbuğ Alparslan Türkeş daha sonra ‘‘Turancılık’’  suçlamalarıyla ilgili şu ifadelerde bulunacaktı: ‘‘Hakikaten MHP ve  Ülkücü Kuruluşlar davası ile 3 Mayıs olayları arasında büyük bir  benzerlik var. Aradan bunca zaman (40 yıl) geçmesine rağmen tekrar  açılan davada biz &#8220;Turancı&#8221; olmakla suçlandık. Aslında Turancı olmak suç  değildir. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında da böyle bir suç yoktur.  Kaldı ki her milliyetçinin kendi milletine mensup insanların  yabancıların boyunduruğundan kurtulmasını istemesi tabii bir haktır.  Yunanlıların Kıbrıs üzerinde yürüttükleri politika da budur ve adı  &#8220;Enosis&#8221; tir. Enosis bir anlamda Yunan Turancılığı demektir. Zaten,  Papandreu&#8217;nun partisinin adı da Panhelenik Sosyalist Partidir.  Panhelenik demek; Yunan Birliği, Yunan Turancılığı demektir. Hiç bir  insan kendi milletinin haklarını savunmaktan dolayı suçlanamaz. Bu  şerefli bir haktır. Fakat gelin görün ki. Türkiye&#8217;de zaman zaman o  derecede gafil insanlar kalkıyorlar, kötülemek istedikleri Türk  Milliyetçilerini &#8220;Bunlar Turancı&#8221; vs. diye suçlamaya lekelemeye  çalışı¬yorlar.’’  Başbuğ, insanları kendi milletinin haklarını  savunduğundan dolayı suçlayan milli benlikten ve şuurdan yoksun gafil  zihniyete karşı dik duruşunu bu sözleriyle göstermektedir. Sonuç olarak,  binlerce yıllık bir maziye bağlılığın ve Türk milletini sevmenin tam  adı olan Türk Milliyetçiliği, onca darbeye rağmen bir an olsun  duraklamamış, üstelik büyük bir şevk ve azimle şahlanmıştır. Milli ile  gayr-i millinin mücadelesinde, milliyetçi irade sahiplerinin bu büyük  sınavında, kazanan, dirilen ve nesilden nesile irileşen Türk  milliyetçiliği olmuştur.<br />
<em>‘‘3 Mayıs milletimizin kurtuluşu. yükselişi, hızla kalkınması  ve yaşaması için yegane kuvvet kaynağının Türk Milliyetçiliği olduğunun  anlatılması için bir fırsat, bir vesiledir. Ayrıca eskilerin hatalarını  anlatmak, onlardan ders alarak bundan sonraki Türk Milleti&#8217;nin  hayatında o hataların meydana gelmesine imkan vermemek için düşünülmüş  ve bayram yapılmıştır. Türk Milliyetçileri her yıl 3 Mayıs gününü bayram  olarak kutlayacaklardır. Türk milletinin kuvvet kaynağı olan Türk  Milliyetçiliği ülküsünü gençliğe anlatacaklardır, açıklayacaklardır. Bu  ülkünün gerek devlet, gerekse millet hayatında da hakim güç, tek hakim  varlık olmasını hedef olarak göstereceklerdir. Türk Milliyetçiliği  derken, her zaman söylediğimiz gibi. İslam imanını, İslam ahlak ve  faziletiyle Türklük şuurunu esas kabul etmekteyiz.</em></p>
<p><em>Türk Milleti için bu ikisi birbirinden ayrılmaz. Ancak bugün,  Türk milletinin İslamiyete olan bağlılığını istismar ederek İslamiyeti  öne sürerek, Türk milliyetçiliğini yıkmak isteyen kışkırtmalarla  karşılaşıyoruz. Bunlara katiyen itibar edilmemelidir. &#8220;İslamiyet bize  yeter. Türklüğe ne gerek var&#8221; veya &#8220;Milliyetçilik İslamiyete aykırıdır&#8221;  gibi görüşler düşman oyunudur. Buna kapılanlar düşman oyunlarına alet  oluyorlar demektir. Türk Milliyetçileri sınırlarını belirlediğimiz  ülkümüzün çizgisi üzerinde olmalı¬dırlar. Bunu benimsemezlerse bizim  yanımızda bulunmamaları icap eder. Bizim yanımızda olanlar gösterdiğimiz  yolda gösterdiğimiz ülküye sadık kalarak hareket etmelidirler.’’</em></p>
<p><em>Başbuğ Alparslan Türkeş</em></p>
<p>Bütün Türk Dünyasının ve Türk Milliyetçiliği fikrine gönül vermiş bütün insanların Milliyetçiler Günü kutlu olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturk-milliyetciliginde-3-mayis-saday-alisov.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milliyetciliginde-3-mayis-saday-alisov.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 Mayıs Milliyetçiler Günü Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/3-mayis-milliyetciler-gunu-basin-aciklamasi-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/3-mayis-milliyetciler-gunu-basin-aciklamasi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 May 2011 23:24:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs Milliyetçiler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2677</guid>
		<description><![CDATA[3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliğinin varlık iradesini ortaya koyuşunun tarihi vesikalarındandır. Türklüğün izzet ve ismetine yakışır bir hareket tarzıyla ortaya çıkan bu irade, dönemin siyasi gelişmelerine karşı milli bir reflekstir. 3 Mayıs olayları; bu dönemin kahramanlarından merhum Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin?” adlı şiirinde şairane ifadesini bulan, bu vatanın hakiki sahiplerinin, öz evlatlarının varlık ve irade beyanıdır. Dönemin siyasi iktidarı tarafından zorbaca icra edilen, milli haysiyeti ve milli değerleri hedef alan tüm çabalar, Türk milleti tarafından derin bir tepkiyle karşınlaşmıştır. Bu tepkiler, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Muzaffer Eriş, Reha Oğuz Türkan, Osman Yüksel Serdengeçti ve diğer idealist milliyetçilerin üstün gayretleri sayesinde dışa vurulmuştur. Böylesi bir dönemde büyük bir inanç ve şuurla bir araya gelen Türkçüler, milli dinamikleri harekete geçirerek, milliyetçi düşüncenin şahlanışına vesile olmuşlardır. Bu şahlanış sürecinde Türk Milliyetçileri, sabır ve tahammül örneklerini bütün incelikleriyle ortaya koyarlarken, Türk Milleti’ni hedef alan tehditlere karşı da duruşlarından asla taviz vermemişlerdir. 3 Mayıs hadisesinde gösterilen fedakâr ve asil başkaldırı, siyasi irade tarafından gayri hukuki müdahale ve tatbikatlarla akim bırakılmaya, susturulmaya çalışılmışsa da ortaya konulan asil kararlılık karşısında bu zulümler aciz kalmıştır. Bu kutlu mücadele, inançla sahiplenilmiş bir davanın yıllar ötesine baki kalacağını; azmin, kararlılığın her türlü zorluğa üstün geleceğini ispat etmiştir. 3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliğinin inanmış ve adanmış gerçek dava adamlarının elinde yarına ışık tutacak bir meşale misali, Türklük bilincinin tarihi bir abidesi olarak tarihe mal olmuştur. Mazi, hal ve âtiyi bir bütün olarak gören ve yüklendikleri büyük içtimai mesuliyetin şuurunda olan Türk milliyetçileri, tek parti döneminin komünist kadrolaşmaya zemin hazırlamasına, milli ve manevi değerlere karşı şiddetli bir tavır takınmasına başkaldırmışlardır. Çekilen çileler ve ızdıraplar karşısında asla yılgınlığa düşmeyen Türk’e sevdalı yürekler, gür bir sedayla inançlarını dile getirmeye devam etmişler, Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz bir inançla bugünlere taşınmasında mihenk taşı olmuşlardır. Bugün milliyetçiliği anakronik ve parçalayıcı bir fikir olarak kamuoyuna sunmaya çalışanlar, aynı zamanda milli varlığımıza, haysiyetimize ve hassasiyetlerimize karşı da pek çok cepheden saldırılar geliştirmektedirler. Gelişen bu art niyetli çabalar karşısında 3 Mayıs 1944 olaylarındaki ruh, mevcudiyetini pek çok farklı zemine yayarak korumakta ve Türklük bilincini yıpratmaya çalışan çevrelere karşı onurlu duruşunu sürdürmektedir. Türk milliyetçiliğine; siyasi iktidar, medya ve sözde aydınlar tarafından yürütülen ve son günlerde yoğunlaşan aymaz ve menfur saldırılara karşı, Ülkü Ocakları dün olduğu gibi bugün de dik duruşunu sergilemeye devam edecektir. Bu tavır ve dik duruş Türk milletinin bugününü ve geleceğini teminat altına alırken, ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ hedefinin de ana harcını oluşturacaktır. Antalya Ülkü Ocakları olarak 3 Mayıs ruhunun milliyetçi yüreklerde bütün heyecanıyla ve samimiyetiyle vücut bulmasını temenni eder, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere ahirete intikal etmiş vatan ve millet sevdalısı bütün dava adamlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet dileriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliğinin varlık iradesini ortaya koyuşunun tarihi vesikalarındandır. Türklüğün izzet ve ismetine yakışır bir hareket tarzıyla ortaya çıkan bu irade, dönemin siyasi gelişmelerine karşı milli bir reflekstir.</p>
<p style="text-align: justify;">3 Mayıs olayları; bu dönemin kahramanlarından merhum Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin?” adlı şiirinde şairane ifadesini bulan, bu vatanın hakiki sahiplerinin, öz evlatlarının varlık ve irade beyanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemin siyasi iktidarı tarafından zorbaca icra edilen, milli haysiyeti ve milli değerleri hedef alan tüm çabalar, Türk milleti tarafından derin bir tepkiyle karşınlaşmıştır. Bu tepkiler, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Muzaffer Eriş, Reha Oğuz Türkan, Osman Yüksel Serdengeçti ve diğer idealist milliyetçilerin üstün gayretleri sayesinde dışa vurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi bir dönemde büyük bir inanç ve şuurla bir araya gelen Türkçüler, milli dinamikleri harekete geçirerek, milliyetçi düşüncenin şahlanışına vesile olmuşlardır. Bu şahlanış sürecinde Türk Milliyetçileri, sabır ve tahammül örneklerini bütün incelikleriyle ortaya koyarlarken, Türk Milleti’ni hedef alan tehditlere karşı da duruşlarından asla taviz vermemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">3 Mayıs hadisesinde gösterilen fedakâr ve asil başkaldırı, siyasi irade tarafından gayri hukuki müdahale ve tatbikatlarla akim bırakılmaya, susturulmaya çalışılmışsa da ortaya konulan asil kararlılık karşısında bu zulümler aciz kalmıştır. Bu kutlu mücadele, inançla sahiplenilmiş bir davanın yıllar ötesine baki kalacağını; azmin, kararlılığın her türlü zorluğa üstün geleceğini ispat etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliğinin inanmış ve adanmış gerçek dava adamlarının elinde yarına ışık tutacak bir meşale misali, Türklük bilincinin tarihi bir abidesi olarak tarihe mal olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mazi, hal ve âtiyi bir bütün olarak gören ve yüklendikleri büyük içtimai mesuliyetin şuurunda olan Türk milliyetçileri, tek parti döneminin komünist kadrolaşmaya zemin hazırlamasına, milli ve manevi değerlere karşı şiddetli bir tavır takınmasına başkaldırmışlardır. Çekilen çileler ve ızdıraplar karşısında asla yılgınlığa düşmeyen Türk’e sevdalı yürekler, gür bir sedayla inançlarını dile getirmeye devam etmişler, Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz bir inançla bugünlere taşınmasında mihenk taşı olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün milliyetçiliği anakronik ve parçalayıcı bir fikir olarak kamuoyuna sunmaya çalışanlar, aynı zamanda milli varlığımıza, haysiyetimize ve hassasiyetlerimize karşı da pek çok cepheden saldırılar geliştirmektedirler. Gelişen bu art niyetli çabalar karşısında 3 Mayıs 1944 olaylarındaki ruh, mevcudiyetini pek çok farklı zemine yayarak korumakta ve Türklük bilincini yıpratmaya çalışan çevrelere karşı onurlu duruşunu sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçiliğine; siyasi iktidar, medya ve sözde aydınlar tarafından yürütülen ve son günlerde yoğunlaşan aymaz ve menfur saldırılara karşı, Ülkü Ocakları dün olduğu gibi bugün de dik duruşunu sergilemeye devam edecektir. Bu tavır ve dik duruş Türk milletinin bugününü ve geleceğini teminat altına alırken, ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ hedefinin de ana harcını oluşturacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak 3 Mayıs ruhunun milliyetçi yüreklerde bütün heyecanıyla ve samimiyetiyle vücut bulmasını temenni eder, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere ahirete intikal etmiş vatan ve millet sevdalısı bütün dava adamlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet dileriz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F3-mayis-milliyetciler-gunu-basin-aciklamasi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/3-mayis-milliyetciler-gunu-basin-aciklamasi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Son Gelişmeler Üzerine Yapmış Oldukları Yazılı Açıklama</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-uzerine-yapmis-olduklari-yazili-aciklama.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-uzerine-yapmis-olduklari-yazili-aciklama.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2011 20:42:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2694</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Başkanlık Divanı üyesi olan, aynı zamanda milletvekilliği görevini de yürüten şahısların özel hayatlarına ait gizli video görüntüleri ve bunların internet vasıtasıyla servis edilmesi Türkiye’nin karşılaştığı ve muhatap olduğu en ciddi siyasi travmalardan birisi olarak karşımızdadır. Söz konusu video kayıtlarındaki çirkin sözlerin, değerlendirmelerin ve yorumların asla partimizi bağlamadığı, ülkücülülüğün hiçbir değeriyle örtüşmediği ve milletvekilliği gibi önemli bir görevle bağdaşmadığı gün gibi ortadadır. Yayımlanmış olan görüntüleri izah etmek ve yalnızca parti aidiyetliğine dayanarak savunmak, geçiştirmek ve görmezden gelmek mümkün olmadığı gibi erdemli bir tavır da değildir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk aile yapısına ters düşen, milletimizin hassasiyetleriyle ve kabulleriyle taban tabana zıtlıklar içeren son hadisenin derin muhasebesini yapmakta ve gerekli tedbirleri lazım geldiği biçimde almaktadır. Her ne sebeple olursa olsun, bu son olayla birlikte özel hayatın dokunulmazlığı ve mahremiyeti de açıkça ihlal edilmiş ve kirli niyetler bir kez daha faaliyete geçmişlerdir. Değişik zamanlarda, siyasi temsil noktasında bulunan kişilerle ilgili ses ya da görüntü kayıtlarının internet aracılığıyla sızdırılması ve AKP hükümetinin de buna bigâne kalması bu zamana kadar işlenen suçlara iştirak ettiğine dair bir karine teşkil etmiştir. Şüphesiz, Milliyetçi Hareket Partisi; mevcut haliyle montaj olup olmadığı tartışmasına hiç girmeden, söz konusu video görüntülerini ve karşılıklı diyalogları şiddetle reddetmektedir. Nitekim bu hadise ortaya çıkar çıkmaz gelişmeler soğukkanlılıkla değerlendirilmiş ve ilgili kişilerin partideki tüm görevlerinden ve 24. dönem milletvekilliği adaylığından istifa etmeleri gecikmeksizin sağlanmıştır. Ancak ahlaken ve vicdanen çok sorunlu olan video görüntülerindeki konuşmaların ve manzaraların başkaca tahlil ve değerlendirmelere muhtaç olduğunu bilmek gerekmektedir. Bir defa, olay mahalli eve kamera yerleştirilmek suretiyle bir hazırlık yapıldığı ve arkasında da görüntülerdeki kadınların ideolojik soru ve yaklaşımlarıyla kurulan tezgâhın bir ayağı oldukları anlaşılmaktadır. Oluşturulan iklim neticesinde; ülkücülüğün ve Milliyetçi Hareket’in hiçbir inanç ve kabulüne sığmayan konuşmalar ortaya çıkmış bulunmaktadır. Video kayıtlarının internete düştüğü andan itibaren, özellikle Beyaz TV isimli televizyon kanalının hemen yayına başlaması ve malum bazı gazetelerinde abartarak kamuoyuna aktarması üzerinde de ayrıca durulmalı ve fitne merkezinin taraftarları iyi anlaşılmalıdır. Türkiye’de uzun bir süredir emelleri malum olan çevreler Milliyetçi Hareket Partisi’ni karambolun, kaosun ve karanlığın içine çekmek için ellerini ovuşturmaktadırlar. Ülkemiz, bir tarafta bozuk ve kaygan bir zeminde ayakta kalma mücadelesi verirken; diğer tarafta yüzleri nefret saçan, niyetleri kirli ve hedefleri karışıklık olanların hücumlarıyla sarsılmaktadır. Bu mihrakların arkasında duran, destek ve omuz veren AKP iktidarı tahrip ve tarumar etmedik değer bırakmamıştır. Türk milletine, azar azar verdiği bölünme zehrini zem zem diye yutturacak kadar hayâsını ve haysiyetini yitiren iktidar zihniyeti, belirlediği alçak hedeflerin ilerleyebilmesi için kimi engel görüyorsa en aşağılık yöntemlerle saldırıya geçmiştir. Özellikle, AKP’yle birlikte Türk siyasetinin ayar ve ölçüleri tümüyle kaçmış, güven ve iyimserlik duyguları ölümcül bir yara almıştır. Bu gelişmeler, Türk siyasetini de bir karar aşamasına getirmiştir. Türkiye’nin yeniden tanzimi ve bölünmüş bir millet yapısının ortaya çıkabilmesi amacıyla, siyasi dizaynın kalleş eller tarafından süratli bir şekilde icra edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, son bir yıldan beri süregelen ve merkezinde yerli ve yabancı odakların bulunduğu, mihmandarlığını ise AKP’nin yürüttüğü Türk siyasetini değersizleştirme ve itibardan düşürme stratejisinin yeni bir aşamaya geldiği görülmektedir. Hedefte ise doğal olarak, PKK açılımına karşı çıkan, ayrışmaya dik duruş gösteren, federasyona itiraz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Milliyetçi Hareket Partisi Başkanlık  Divanı üyesi olan, aynı zamanda milletvekilliği görevini de yürüten  şahısların özel hayatlarına ait gizli video görüntüleri ve bunların  internet vasıtasıyla servis edilmesi Türkiye’nin karşılaştığı ve muhatap  olduğu en ciddi siyasi travmalardan birisi olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu video kayıtlarındaki  çirkin sözlerin, değerlendirmelerin ve yorumların asla partimizi  bağlamadığı, ülkücülülüğün hiçbir değeriyle örtüşmediği ve  milletvekilliği gibi önemli bir görevle bağdaşmadığı gün gibi ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yayımlanmış olan görüntüleri izah  etmek ve yalnızca parti aidiyetliğine dayanarak savunmak, geçiştirmek ve  görmezden gelmek mümkün olmadığı gibi erdemli bir tavır da değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, Türk  aile yapısına ters düşen, milletimizin hassasiyetleriyle ve kabulleriyle  taban tabana zıtlıklar içeren son hadisenin derin muhasebesini yapmakta  ve gerekli tedbirleri lazım geldiği biçimde almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ne sebeple olursa olsun, bu  son olayla birlikte özel hayatın dokunulmazlığı ve mahremiyeti de açıkça  ihlal edilmiş ve kirli niyetler bir kez daha faaliyete geçmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişik zamanlarda, siyasi temsil  noktasında bulunan kişilerle ilgili ses ya da görüntü kayıtlarının  internet aracılığıyla sızdırılması ve AKP hükümetinin de buna bigâne  kalması bu zamana kadar işlenen suçlara iştirak ettiğine dair bir karine  teşkil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz, Milliyetçi Hareket  Partisi; mevcut haliyle montaj olup olmadığı tartışmasına hiç girmeden,  söz konusu video görüntülerini ve karşılıklı diyalogları şiddetle  reddetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim bu hadise ortaya çıkar  çıkmaz gelişmeler soğukkanlılıkla değerlendirilmiş ve ilgili kişilerin  partideki tüm görevlerinden ve 24. dönem milletvekilliği adaylığından  istifa etmeleri gecikmeksizin sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ahlaken ve vicdanen çok  sorunlu olan video görüntülerindeki konuşmaların ve manzaraların başkaca  tahlil ve değerlendirmelere muhtaç olduğunu bilmek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir defa, olay mahalli eve kamera  yerleştirilmek suretiyle bir hazırlık yapıldığı ve arkasında da  görüntülerdeki kadınların ideolojik soru ve yaklaşımlarıyla kurulan  tezgâhın bir ayağı oldukları anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oluşturulan iklim neticesinde;  ülkücülüğün ve Milliyetçi Hareket’in hiçbir inanç ve kabulüne sığmayan  konuşmalar ortaya çıkmış bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Video kayıtlarının internete  düştüğü andan itibaren, özellikle Beyaz TV isimli televizyon kanalının  hemen yayına başlaması ve malum bazı gazetelerinde abartarak kamuoyuna  aktarması üzerinde de ayrıca durulmalı ve fitne merkezinin taraftarları  iyi anlaşılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de uzun bir süredir  emelleri malum olan çevreler Milliyetçi Hareket Partisi’ni karambolun,  kaosun ve karanlığın içine çekmek için ellerini ovuşturmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz, bir tarafta bozuk ve  kaygan bir zeminde ayakta kalma mücadelesi verirken; diğer tarafta  yüzleri nefret saçan, niyetleri kirli ve hedefleri karışıklık olanların  hücumlarıyla sarsılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mihrakların arkasında duran, destek ve omuz veren AKP iktidarı tahrip ve tarumar etmedik değer bırakmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine, azar azar verdiği  bölünme zehrini zem zem diye yutturacak kadar hayâsını ve haysiyetini  yitiren iktidar zihniyeti, belirlediği alçak hedeflerin ilerleyebilmesi  için kimi engel görüyorsa en aşağılık yöntemlerle saldırıya geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle, AKP’yle birlikte Türk  siyasetinin ayar ve ölçüleri tümüyle kaçmış, güven ve iyimserlik  duyguları ölümcül bir yara almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmeler, Türk siyasetini de bir karar aşamasına getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin yeniden tanzimi ve  bölünmüş bir millet yapısının ortaya çıkabilmesi amacıyla, siyasi  dizaynın kalleş eller tarafından süratli bir şekilde icra edilmesi  gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, son bir yıldan beri  süregelen ve merkezinde yerli ve yabancı odakların bulunduğu,  mihmandarlığını ise AKP’nin yürüttüğü Türk siyasetini değersizleştirme  ve itibardan düşürme stratejisinin yeni bir aşamaya geldiği  görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hedefte ise doğal olarak, PKK  açılımına karşı çıkan, ayrışmaya dik duruş gösteren, federasyona itiraz  eden ve yeni anayasada etnik kimliklerin kurucu unsur olarak bulunmasına  asla tahammülü olmayan partimiz yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte AKP hükümeti;  yıkımın, dağılmanın ve bölünmenin karşısında Milliyetçi Hareket  Partisi’ni bir engel olarak gördüğünden dolayı her türlü iftirayı silah  olarak kullanmaktan utanmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Türk milletine ve partimize  dönük tehdidin, iftiraların, mikrobun ve melanetin başı AKP iktidarından  başkası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Belirli aralıklarla, parti  teşkilatlarımız ve mensuplarımız AKP’nin kışkırtma ve tahriklerine karşı  uyarılmış ve kara çalmak için puslu ortam kolladığı her fırsatta  hatırlatılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede 16 Eylül 2010 ve 13 Ekim 2010 tarihli teşkilatlara gönderilen genelgelerde bu durum açıkça ifade edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine aynı şekilde, 15 Mart 2011 tarihli parti genelgesinde; <strong><em>Adalet  ve Kalkınma Partisi iktidarda kalabilmek ve millet iradesinin seyrini  etkileyebilmek için her türlü çirkin ve bayağı yola başvurabilecektir.</em></strong><em>” tespit ve görüşüyle kamuoyunun ve teşkilatlarımızın dikkati çekilmiştir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak, 26 Nisan 2011  tarihli yazılı basın açıklamasıyla, AKP’nin partimize yönelik tahrik ve  provokasyonlarında artış olabileceği vurgulanmış ve şu ifadelere yer  verilmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em> “Başbakan Erdoğan’ın,  seçim tarihi yaklaştıkça; Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve mensuplarına  kamu gücünü ve imkânlarını da harekete geçirerek her türlü şirret  tertibi yapacağı anlaşılmaktadır. Bundan böyle nedeni olursa olsun  AKP’nin tuzak, tezgâh ve tahriklerine karşı sabırla, soğukkanlılıkla ve  cesaretle karşı durulacaktır.”</em></strong><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Aynı günün akşamında, sanal  âlemden parti yöneticilerimizle ilgili video görüntülerinin yayınlanması  manidar olduğu kadar, partimizin önceden tehlikeyi işaret eden ve  komplolara gönderme yapan yorumlarının da ne kadar haklı olduğu ortaya  çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan böyle mezkûr konuyla ilgili görev sırası AKP hükümetindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurulan rezil tuzağın  aydınlanması, gerçeklerin ve hazırlayıcıların ortaya çıkarılması için  iktidarın mutlaka kamu gücünü harekete geçirmesi ve suçluları yakalaması  gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi takdirde, son hadiselerin  sorumluluğu, teşvik edicisi ve tezgâhtarı AKP olacak ve siyasi  kundakçılığı bir kez daha teyit edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi  Türkiye’yi karanlık noktalara sürüklemeye çalışanların bir an önce açığa  çıkarılmasını beklemekte ve bunun da AKP’nin iktidar namusu olduğuna  inanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak, konunun adli  makamlara intikal etmesi nedeniyle, Cumhuriyet savcıları tahkikatı çok  yönlü olacak şekilde derinleştirmeli ve ne gerekiyorsa süratle  yapmalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi malum  video görüntülerindeki kadınlarla ilgili gerekli kovuşturmaların  yapılmasını da ısrarla istemekte ve talep etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca AKP’li bazı siyasetçilerin  ve yandaş basının mal bulmuş mağribi gibi hemen video görüntülerine  sarılmalarını ve siyasete alçakça malzeme yapmalarını ise Milliyetçi  Hareket Partisi asla unutmayacak ve affetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu seviyesizliğe düşenler, önce  kendilerine bakmalı ve AKP içinde şirazesinden çıkan tartışmalara, pis  kokulara, ahlaksızlıklara, dedikodulara ve skandallara  odaklanmalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, kimden  gelirse gelsin her türlü tertibin, tezgâhın ve tahrikin üstesinden  gelecek güce sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son gelişmeleri kullanarak,  partimizi psikolojik operasyonlarla yıpratmaya çalışan, oy ve gönül  veren milyonların kafalarını çelmeye yeltenen, kutlu değerlerimizi  istismar ederek camiamız üzerinden ahlaksızca politika üretmeye cüret  eden kim varsa alçaktır, şerefsizdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Herkes bilmelidir ki,  partimiz yolundan ve inandığı değerlerden sonu ne olursa dönmeyecek,  yanlışı sahiplenmeyecek ve hiçbir iftiranın altında kalmayacaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Ve bundan sonra  olabilecek yeni tezgâh ve komplolarla da ziyadesiyle mücadeleye edecek,  AKP’nin peşini ve yakasını asla bırakmayacaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Ayrıca özel hayatın  sınırları içinde olsa da, kamuoyuna mal olmuş kişilerin Türk-İslam  değerleriyle ve toplumsal normlarla çelişmeyecek bir duruş ve yaşayış  örneği göstermeleri zorunlu olduğu kadar ahlaken de tutarlılık gereği  olacaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, dün  olduğu gibi bugün de ahlaktan, milli ve manevi değerlerden asla taviz  vermeyecek, bu uğurda gerekirse her türlü fedakârlığı seve seve  yapacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi aldatan, kopyacılara el  uzatan, katillere kucak açan, önüne gelene çamur atan, oyunlarla,  senaryolarla herkesi birbirine düşüren AKP zihniyeti; tüm yönetici  kadrolarıyla birlikte Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarında hesaba  çekilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran 2011 seçimleri ise bunun için tarihi bir fırsat olacaktır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-uzerine-yapmis-olduklari-yazili-aciklama.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-gelismeler-uzerine-yapmis-olduklari-yazili-aciklama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gök Mavi Rüyaların Kahramanı &#8211; Eşrefhan Özbay</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gok-mavi-ruyalarin-kahramani-esrefhan-ozbay.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gok-mavi-ruyalarin-kahramani-esrefhan-ozbay.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2011 18:34:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2687</guid>
		<description><![CDATA[Şehadetinin 60. yılı anısına&#8230; Adına yakışır şanlı bir unvan bulamamanın mahcubiyetiyle seslendim sana, gök mavi rüyalarımda. Bugün özerk, yarın özgür olacak Doğu Türkistan’ın kahraman şehidi, Osman Batur! 19. yüzyılın son nefesinden doğan bir rüzgâr! Kızıl zulümlerin belası. Kürşad’ların, Alparslan’ların, Fatih’lerin, Şamil’lerin “kervanının” yolcusu! Nice Türk Milliyetçilerine örnek olan mücadelenden sonra, seni Doğu Türkistan ile sınırlamak ne mümkün. Çeçenistan’da, Kerkük’te, Bosna’da, Anadolu’da senin ruhuna sahip nice beden seninle aynı yolda yürüdüler. Arkanda yürümek ve ardından yazmak kaldı bizlere. Dava arkadaşların; Zelebat Telci’leri, Nurgocay’ları, Musa Mergen’leri, belki hakkıyla idrak edemsek de, dertlerini dert etmek, ülkülerini gönüllerimize kazımak şerefi yetti bizlere. Kazak Hanı ilan edildiğin o törende yoktuk hiçbirimiz. Lakin hepimiz şereflendik senin adına ve yine senin adınla. Yine o kara Nisanlardan birinde şahadete yürüdün, ah o Nisanlar kaç kere bizi öksüz kaç kere bizi yetim bıraktılar! Seni o fare suratlılara teslim eden Kamambal Dağı utancından yüzünü nereye çevirecek şimdi. Boynuna geçen urgan hiç mi hayâ etmedi? Unutturmamak için unutulmaya razı olsa da yüreğin, ne seni ne davanı unutmaya, unutturmaya yüzümüz yoktur asla. Sana yine senin ağzından sesleniyorum; “Sen can verebilirsin&#8230; Milletin, dünya var oldukça mücadeleye devam edecektir.” Senden 8 yıl sonra yanına gelen Ata Hayrullah, ondan 9 yıl sonra peşinize takılan Velican Oduncu, anlatmadılar mı sana? Adın geçince gözleri dolan, yürekleri titreyen insanlar gördük demediler mi? Tanrıdağı&#8217;ndasın şimdi ordasın! Dilimdeki gönlümdeki yerdesin! Bayrağınla gönüldesin serdesin! Torunların düşmeyecek serdirler! Bu ne iman bu ne ruhtur tükenmez! Gözünü budaktan daldan sakınmaz! Gökbayrak&#8217;ı elde tutar sarsılmaz! Kavgaların bayrak bayrak seldirler! Doğduğun topraklara coğrafya olarak çok ötelerden, mana olarak şah damarı misali yakınlardan seslenir yürekler. Selam sana kutlu şehit!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><em>Şehadetinin 60. yılı anısına&#8230;</em></p>
<p>Adına yakışır şanlı bir unvan bulamamanın mahcubiyetiyle seslendim  sana, gök mavi rüyalarımda. Bugün özerk, yarın özgür olacak Doğu  Türkistan’ın kahraman şehidi, Osman Batur!</p>
<p>19. yüzyılın son nefesinden doğan bir rüzgâr! Kızıl zulümlerin  belası. Kürşad’ların, Alparslan’ların, Fatih’lerin, Şamil’lerin  “kervanının” yolcusu!</p>
<p>Nice Türk Milliyetçilerine örnek olan mücadelenden sonra, seni Doğu  Türkistan ile sınırlamak ne mümkün. Çeçenistan’da, Kerkük’te, Bosna’da,  Anadolu’da senin ruhuna sahip nice beden seninle aynı yolda yürüdüler.</p>
<p>Arkanda yürümek ve ardından yazmak kaldı bizlere. Dava arkadaşların;  Zelebat Telci’leri, Nurgocay’ları, Musa Mergen’leri, belki hakkıyla  idrak edemsek de, dertlerini dert etmek, ülkülerini gönüllerimize  kazımak şerefi yetti bizlere. Kazak Hanı ilan edildiğin o törende yoktuk  hiçbirimiz. Lakin hepimiz şereflendik senin adına ve yine senin adınla.</p>
<p>Yine o kara Nisanlardan birinde şahadete yürüdün, ah o Nisanlar kaç  kere bizi öksüz kaç kere bizi yetim bıraktılar! Seni o fare suratlılara  teslim eden Kamambal Dağı utancından yüzünü nereye çevirecek şimdi.  Boynuna geçen urgan hiç mi hayâ etmedi?</p>
<p>Unutturmamak için unutulmaya razı olsa da yüreğin, ne seni ne davanı  unutmaya, unutturmaya yüzümüz yoktur asla. Sana yine senin ağzından  sesleniyorum; “Sen can verebilirsin&#8230; Milletin, dünya var oldukça  mücadeleye devam edecektir.”</p>
<p>Senden 8 yıl sonra yanına gelen Ata Hayrullah, ondan 9 yıl sonra  peşinize takılan Velican Oduncu, anlatmadılar mı sana? Adın geçince  gözleri dolan, yürekleri titreyen insanlar gördük demediler mi?</p>
<p>Tanrıdağı&#8217;ndasın şimdi ordasın!<br />
Dilimdeki gönlümdeki yerdesin!<br />
Bayrağınla gönüldesin serdesin!<br />
Torunların düşmeyecek serdirler!</p>
<p>Bu ne iman bu ne ruhtur tükenmez!<br />
Gözünü budaktan daldan sakınmaz!<br />
Gökbayrak&#8217;ı elde tutar sarsılmaz!<br />
Kavgaların bayrak bayrak seldirler!</p>
<p>Doğduğun topraklara coğrafya olarak çok ötelerden, mana olarak şah  damarı misali yakınlardan seslenir yürekler. Selam sana kutlu şehit!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgok-mavi-ruyalarin-kahramani-esrefhan-ozbay.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gok-mavi-ruyalarin-kahramani-esrefhan-ozbay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sesimizde Nefesi Olanlar ve Ensesinde Nefesimiz Olanlar…- Faruk Keleştimur</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sesimizde-nefesi-olanlar-ve-ensesinde-nefesimiz-olanlar%e2%80%a6-faruk-kelestimur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sesimizde-nefesi-olanlar-ve-ensesinde-nefesimiz-olanlar%e2%80%a6-faruk-kelestimur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 20:32:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2685</guid>
		<description><![CDATA[Kavramların algılanma biçimi değiştirildi. Bunun, dil yozlaşması, medya etkisi gibi sebeplerden de öte bir izahı olmalı. “Kanaat önderi”, “entelektüel”, “aydın” olarak tanıtılan fularlı beyler, sezginin yerine anlık düşünceyi, doğru bilginin yerine de doğru kabul edileni oturtuyor. Demokrasiyi millet ruhundan bağımsız görmek, hürriyeti küçük bir kap misali elden ele dolaştırmak, sözcüklerimiz ne kadar muhteşemse altını da bir o kadar kötü doldurmak… Siyasi gelişmeleri, Türk tarihinden ilham ve ibretle değil başka coğrafyaların prensipleriyle yorumlamak, insana dair konuları, kültürümüzden ve inançlarımızdan uzak bir “özgürlük” tanımıyla açıklamak… Peygamber Efendimiz’in hoşgörüsüne, merhametine ve şefkatine değinip O’nun aynı zamanda bir cihad peygamberi olmasına, savaşlarda Allah düşmanlarına O’nun kadar kimsenin yaklaşamamasına, eşsiz şecaatine ve cesaretine pek de bakmamak… Allah aşkının en güçlü simalarından olan Hazreti Mevlana’yı sevgi kelebeği olarak gösterip O’nun çelik iradesini, şeytana ve şeytana uyanlara olan net tavrını es geçmek… Halkın sorunlarından bahsetmek iddiasıyla poz yapmak, ahkâm kesmek ama hal, hareket ve tarz bütünlüğüyle halktan kopuk olmak, halkı bilmemek, anlamamak ve anlamak istememek… Ezan, vatan, bayrak ve bütün mukaddes değerlerimiz adına duyulan muhabbeti kuru heyecanlar olarak görüp bu değerlerin savunulmasını hamaset diye tanımlamak… İşte bu niteliklere sahip olanlar… Size hakkımızı helal etmiyoruz. Sizi, milletimizi sevdiğimiz için sevmemekle birlikte devamlı olarak izliyoruz. Ensenizde olan nefesimiz, buğz edişimizin ve medeniyet kaynağımızın ilham nefesidir. Söylediklerinin sancısını çeken ve küllerinden doğabilmek inancıyla, milleti, millet ruhunu ve milliyet duygusunu her hattıyla idrak edip imanın neticesi olan güçlü sezgiyi bilgiyle buluşturanlar… Tarihi, “gelip geçen olaylar bütünü” olarak değil yerine göre gurur yerine göre ibret tablosu olarak görüp onu sahiplenerek bugünü ve yarını kurgulayabilenler… Milletin vicdanı olabilen, fitne ve nifak tohumlarına karşı birlik duygusuyla hareket edip müşterek ızdıraplara deva olabilenler&#8230; Yeteneklerini ve donanımlarını, samimiyet ve tevazuuyla birleştirip onları millete hizmet yolunda, kutlu ideallere adayanlar… Kaleminden süt damlayan, kelamı toprak kokan mütefekkirler… Huşumuzda içtenliği, kalbimizde izi ve dualarımızda her daim yeri olan münevverler… Bize hakkınızı helal edin. Sesimizde olan nefesiniz, Türk milletinin iman, irfan ve fazilet kaynağının nefesidir. Cenabı Allah’ın rahmeti Erol Güngör’ün ve cümle âlimlerimizin üzerine olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kavramların algılanma biçimi değiştirildi. Bunun, dil yozlaşması, medya etkisi gibi sebeplerden de öte bir izahı olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Kanaat  önderi”, “entelektüel”, “aydın” olarak tanıtılan fularlı beyler,  sezginin yerine anlık düşünceyi, doğru bilginin yerine de doğru kabul  edileni oturtuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Demokrasiyi  millet ruhundan bağımsız görmek, hürriyeti küçük bir kap misali elden  ele dolaştırmak, sözcüklerimiz ne kadar muhteşemse altını da bir o kadar  kötü doldurmak…</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi  gelişmeleri, Türk tarihinden ilham ve ibretle değil başka coğrafyaların  prensipleriyle yorumlamak, insana dair konuları, kültürümüzden ve  inançlarımızdan uzak bir “özgürlük” tanımıyla açıklamak…</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamber  Efendimiz’in hoşgörüsüne, merhametine ve şefkatine değinip O’nun aynı  zamanda bir cihad peygamberi olmasına, savaşlarda Allah düşmanlarına  O’nun kadar kimsenin yaklaşamamasına, eşsiz şecaatine ve cesaretine pek  de bakmamak…</p>
<p style="text-align: justify;">Allah  aşkının en güçlü simalarından olan Hazreti Mevlana’yı sevgi kelebeği  olarak gösterip O’nun çelik iradesini, şeytana ve şeytana uyanlara olan  net tavrını es geçmek…</p>
<p style="text-align: justify;">Halkın  sorunlarından bahsetmek iddiasıyla poz yapmak, ahkâm kesmek ama hal,  hareket ve tarz bütünlüğüyle halktan kopuk olmak, halkı bilmemek,  anlamamak ve anlamak istememek…</p>
<p style="text-align: justify;">Ezan,  vatan, bayrak ve bütün mukaddes değerlerimiz adına duyulan muhabbeti  kuru heyecanlar olarak görüp bu değerlerin savunulmasını hamaset diye  tanımlamak…</p>
<p style="text-align: justify;">İşte  bu niteliklere sahip olanlar… Size hakkımızı helal etmiyoruz. Sizi,  milletimizi sevdiğimiz için sevmemekle birlikte devamlı olarak  izliyoruz. Ensenizde olan nefesimiz, buğz edişimizin ve medeniyet  kaynağımızın ilham nefesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Söylediklerinin  sancısını çeken ve küllerinden doğabilmek inancıyla, milleti, millet  ruhunu ve milliyet duygusunu her hattıyla idrak edip imanın neticesi  olan güçlü sezgiyi bilgiyle buluşturanlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi,  “gelip geçen olaylar bütünü” olarak değil yerine göre gurur yerine göre  ibret tablosu olarak görüp onu sahiplenerek bugünü ve yarını  kurgulayabilenler…</p>
<p style="text-align: justify;">Milletin  vicdanı olabilen, fitne ve nifak tohumlarına karşı birlik duygusuyla  hareket edip müşterek ızdıraplara deva olabilenler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yeteneklerini  ve donanımlarını, samimiyet ve tevazuuyla birleştirip onları millete  hizmet yolunda, kutlu ideallere adayanlar… Kaleminden süt damlayan,  kelamı toprak kokan mütefekkirler…</p>
<p style="text-align: justify;">Huşumuzda  içtenliği, kalbimizde izi ve dualarımızda her daim yeri olan  münevverler… Bize hakkınızı helal edin. Sesimizde olan nefesiniz, Türk  milletinin iman, irfan ve fazilet kaynağının nefesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenabı Allah’ın rahmeti Erol Güngör’ün ve cümle âlimlerimizin üzerine olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsesimizde-nefesi-olanlar-ve-ensesinde-nefesimiz-olanlar%25e2%2580%25a6-faruk-kelestimur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sesimizde-nefesi-olanlar-ve-ensesinde-nefesimiz-olanlar%e2%80%a6-faruk-kelestimur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berrak ve Miilî Bir Şuura Duyulan Özlem &#8211; Abdulkadir Saka</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/berrak-ve-miili-bir-suura-duyulan-ozlem-abdulkadir-saka.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/berrak-ve-miili-bir-suura-duyulan-ozlem-abdulkadir-saka.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 20:29:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2683</guid>
		<description><![CDATA[Heidegger, düşünmeye muktedir olabilmek için evvela düşünmeyi öğrenmenin gerekliliğini vurgular. Yaklaşık üç asırdır, mensubu bulunduğumuz medeniyetin diğer medeniyetler karşısındaki vaziyetini anlamak için çaba sarf ettikçe sanırım yukarıdaki hususun önemi bir kat daha artıyor. Düşünmeyi unuttuğumuzdan beri fikri anlamda neye gümrük koyacağımızı da unuttuk. Coğrafyamızdaki gelişmeleri takip ettiğimizde ise tedricen sıkıntılarımızın katlanılmaz boyutlarını ve başımızı öne eğdirecek hadiselerin acısından başka bir şey hissetmiyoruz. Namuslu ve vicdanlı aydınlarımız bu durumun doğru teşhisini koydular. Tekrarda fayda vardır: Batı dünyası modernizm adı altında meydan okuyalı çok oldu ve buna karşı cevabımızı hala veremedik. Onlar da bu cevabın gelmeyeceği ihtimalini o kadar kuvvetli görüyorlar ki her alanda istediklerini fütursuzca gerçekleştirme hususunda hiç tereddüt göstermiyorlar. Örnek mi? Ne çok uzağa ne de çok geriye gitmeye gerek yok.Irak’ta yaşananlar ve yakın zamanda Libya’da baş gösteren hadiseler bir müminin uykusunu kaçırmaya, başına geçmeyecek ağrıların saplanmasına yeter de artar. Sık tekrarlanan ve herhalde entelijansıyamız hakkındaki en temel gerçekliktir; aydınlarımız milletten bihaber. Bu gerçekliğin yanında nereden finanse edildiği belli olmayan ve bu millete düşmanlığın fikri sahada en kesif bir biçimde organize olduğu bir dönemde karakteri, bilgisi, görgüsü, çalışkanlığı ve hasbiliği ile temayüz etmiş bir insandır Erol Güngör. Her şeyden evvel bir akademisyen olan Erol Güngör, genel profilin aksine akademik çerçeve kırıp halka inmiş bir adamdır. Çalışmalarının tamamının ise milli kültüre taze bir hamle gücünün kazandırılabilmesi bağlamında değerlendirilmesi gerekir. Beşir Ayvazoğlu’nun berrak bir düşünür ve aydın olarak nitelediği, hem doğu hem de batı kültürünü yakından tanıyan Güngör, beşeri münasebetlerindeki nezaketi ile uç noktalardaki fikir gruplarının da hakkını teslim ettiği, kısa bir hayat yaşadı. Rahmetli Ziya Gökalp Bey’in,Durkheim’in sistematiğine feda ettiği Osmanlı’yı, milliyetçilik anlatışımız içerisinde olması gereken yere Erol Güngör koymuştur. Din, devlet, ahlak, felsefe, sosyoloji, sosyal psikoloji, hukuk gibi alanları içerisine alan hususlarda, kendisine kulak veren herkesi birikimiyle ikna etmeyi başarmıştır. Önemli eserlerinden biri olan Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik’te milli tarih bahsine sosyolog Karl Manheim’dan aktardığı şu sözle başlar: “İnsan, cemiyetin sosyal ve tarihi yapısı hakkındaki en vazıh görüşe ya o cemiyet içinde yükselirken, ya da düşerken ulaşır”. Milletimizin yükselişte olduğu zamana yetişemedik lakin bundan daha aşağıya düşemeyiz herhalde dediğimiz bugünlerde de milletimizin tarihi misyonunu, ufkunu ve gücünü idrak edebildiğimiz hakkında şüphelerimiz mevcut. Erken yaşta vefatı soğuk savaş dönemi sonrası, tek kutuplu dünya düzeni, küreselleşme gibi gelişmelerin, bizden olan, ufku açık bir aydın tarafından değerlendirilmesi akla gelince kıymetini bir kat daha artırır. Lakin Takdir-i İlahi. Veren de O alanda. Güvenlik telaşıyla karışık, siyaset bilimi ve hukukun muhabbetsiz terimleriyle milli olup olmadığımızın tartışıldığı zamanımızda ise rahmetliyi nasıl aramayız? Liberal özgürlükler üzerinde birlik olabilmenin henüz tecrübe edilmediğini, bu kabulün bu topraklarda ayrışmanın habercisi olduğunu yine o yumuşak üslubu ve birikimiyle izah ederdi. Üstelik ortalıkta gezinen nadanların ayaklarını bu kadar edepsizce uzatmasına da şahit olmazdık. Bu hususların böyle olacağından şüphe etmemekle birlikte zikredilenlerden murad, yalnızca Erol Güngör’ü ve O’nun aziz hatırasını yâd etmek değildir. Yakın zamanda alemini değiştiren Durmuş Hocaoğlu’nun ifadesiyle; “Erol Güngör’ün hatırasına sahip çıkmak ödevimizidir, lakin yeni Erol Güngör’lerin yetişmemesinin ayıp olduğunun da farkına varmalıyız”. Koptuğumuz Dünya olarak nitelediği Orta Doğu hakkında Avrupa ile mukayeseli olarak belirttiği görüşleri esasında cihanşümul bir devlet...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Heidegger, düşünmeye muktedir olabilmek için evvela düşünmeyi  öğrenmenin gerekliliğini vurgular. Yaklaşık üç asırdır, mensubu  bulunduğumuz medeniyetin diğer medeniyetler karşısındaki vaziyetini  anlamak için çaba sarf ettikçe sanırım yukarıdaki hususun önemi bir kat  daha artıyor. Düşünmeyi unuttuğumuzdan beri fikri anlamda neye gümrük  koyacağımızı da unuttuk. Coğrafyamızdaki gelişmeleri takip ettiğimizde  ise tedricen sıkıntılarımızın katlanılmaz boyutlarını ve başımızı öne  eğdirecek hadiselerin acısından başka bir şey hissetmiyoruz. Namuslu ve  vicdanlı aydınlarımız bu durumun doğru teşhisini koydular. Tekrarda  fayda vardır: Batı dünyası modernizm adı altında meydan okuyalı çok oldu  ve buna karşı cevabımızı hala veremedik. Onlar da bu cevabın  gelmeyeceği ihtimalini o kadar kuvvetli görüyorlar ki her alanda  istediklerini fütursuzca gerçekleştirme hususunda hiç tereddüt  göstermiyorlar. Örnek mi? Ne çok uzağa ne de çok geriye gitmeye gerek  yok.Irak’ta yaşananlar ve yakın zamanda Libya’da baş gösteren hadiseler  bir müminin uykusunu kaçırmaya, başına geçmeyecek ağrıların saplanmasına  yeter de artar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sık tekrarlanan ve herhalde entelijansıyamız hakkındaki en temel  gerçekliktir; aydınlarımız milletten bihaber. Bu gerçekliğin yanında  nereden finanse edildiği belli olmayan ve bu millete düşmanlığın fikri  sahada en kesif bir biçimde organize olduğu bir dönemde karakteri,  bilgisi, görgüsü, çalışkanlığı ve hasbiliği ile temayüz etmiş bir  insandır Erol Güngör. Her şeyden evvel bir akademisyen olan Erol Güngör,  genel profilin aksine akademik çerçeve kırıp halka inmiş bir adamdır.  Çalışmalarının tamamının ise milli kültüre taze bir hamle gücünün  kazandırılabilmesi bağlamında değerlendirilmesi gerekir. Beşir  Ayvazoğlu’nun berrak bir düşünür ve aydın olarak nitelediği, hem doğu  hem de batı kültürünü yakından tanıyan Güngör, beşeri münasebetlerindeki  nezaketi ile uç noktalardaki fikir gruplarının da hakkını teslim  ettiği, kısa bir hayat yaşadı. Rahmetli Ziya Gökalp Bey’in,Durkheim’in  sistematiğine feda ettiği Osmanlı’yı, milliyetçilik anlatışımız  içerisinde olması gereken yere Erol Güngör koymuştur. Din, devlet, ahlak, felsefe, sosyoloji, sosyal psikoloji, hukuk gibi  alanları içerisine alan hususlarda, kendisine kulak veren herkesi  birikimiyle ikna etmeyi başarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemli eserlerinden biri olan Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik’te  milli tarih bahsine sosyolog Karl Manheim’dan aktardığı şu sözle başlar:  “İnsan, cemiyetin sosyal ve tarihi yapısı hakkındaki en vazıh görüşe ya  o cemiyet içinde yükselirken, ya da düşerken ulaşır”. Milletimizin  yükselişte olduğu zamana yetişemedik lakin bundan daha aşağıya düşemeyiz  herhalde dediğimiz bugünlerde de milletimizin tarihi misyonunu, ufkunu  ve gücünü idrak edebildiğimiz hakkında şüphelerimiz mevcut. Erken yaşta  vefatı soğuk savaş dönemi sonrası, tek kutuplu dünya düzeni,  küreselleşme gibi gelişmelerin, bizden olan, ufku açık bir aydın  tarafından değerlendirilmesi akla gelince kıymetini bir kat daha  artırır. Lakin Takdir-i İlahi. Veren de O alanda. Güvenlik telaşıyla  karışık, siyaset bilimi ve hukukun muhabbetsiz terimleriyle milli olup  olmadığımızın tartışıldığı zamanımızda ise rahmetliyi nasıl aramayız?  Liberal özgürlükler üzerinde birlik olabilmenin henüz tecrübe  edilmediğini, bu kabulün bu topraklarda ayrışmanın habercisi olduğunu  yine o yumuşak üslubu ve birikimiyle izah ederdi. Üstelik ortalıkta  gezinen nadanların ayaklarını bu kadar edepsizce uzatmasına da şahit  olmazdık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hususların böyle olacağından şüphe etmemekle birlikte  zikredilenlerden murad, yalnızca Erol Güngör’ü ve O’nun aziz hatırasını  yâd etmek değildir. Yakın zamanda alemini değiştiren Durmuş Hocaoğlu’nun  ifadesiyle; “Erol Güngör’ün hatırasına sahip çıkmak ödevimizidir, lakin  yeni Erol Güngör’lerin yetişmemesinin ayıp olduğunun da farkına  varmalıyız”.</p>
<p style="text-align: justify;">Koptuğumuz Dünya olarak nitelediği Orta Doğu hakkında Avrupa ile  mukayeseli olarak belirttiği görüşleri esasında cihanşümul bir devlet  telakkisine sahip Türklerin başta Müslüman coğrafya olmak üzere tüm  dünyanın acil ihtiyacı olması bağlamında değerlendirilmelidir: <em>Avrupa  Ortak Pazarının kuyruğu mu, yoksa Orta Doğu’nun başı mı olacağız? Bize  düşman olan ve düşman kalacak olan bir medeniyetin çöpçülük hizmetini  mi,yoksa kendi medeniyetimizin öncülüğünü mü yapacağız?Türk münevveri bu  konuda derhal karar vermelidir.İktisadi kalkınma ve teknolojik gelişme  ile Avrupalılaşmayı aynı şey sayanlar herhalde birinci yolu tercih  edeceklerdir,ama biz onları denedik ve hiçbir şey kazanamadık.</em></p>
<p style="text-align: justify;">En karışık meseleleri sade üslubu ile okuyan herkesin anlayabileceği  şekilde kaleme alan Erol Güngör, mütefekkirliğinin yanında Konya’daki  kıymetli mesaisi ile davasının peşinde nasıl kararlı bir şekilde  yürüdüğünü de göstermiştir. Ülkenin en karışık zamanında gadre uğramış  çok sayıda vatan evladını Selçuk Üniversitesi bünyesinde her türlü riske  rağmen toplamayı başarmıştır. Aklımızın kesmediği zamanlarda bir  çivinin bir memleketi kurtaracağına ihtimal vermezdik.(<em>Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir adamı, bir adam bir memleketi kurtarır)</em>Lakin  meselenin çivide değil adamda düğümlendiğini yeni yeni anlıyoruz.  Eksikliğin adam eksikliği olduğunu bilen millet, cenazesinde Beyazıt  Camii avlusunu taşırarak ona olan muhabbetini en güzel biçimde ifade  etmiştir. Her akademisyene nasip olmayan bu durumun çoğalarak devamı  samimi arzumuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mekânın Cennet olsun Altın Beyinli Adam. Fatiha ile.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fberrak-ve-miili-bir-suura-duyulan-ozlem-abdulkadir-saka.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/berrak-ve-miili-bir-suura-duyulan-ozlem-abdulkadir-saka.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efendi Hazretleri&#8217;ne&#8230; &#8211; Burcu Aybüke TEKGÜL</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/efendi-hazretlerine-burcu-aybuke-tekgul.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/efendi-hazretlerine-burcu-aybuke-tekgul.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 20:26:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2680</guid>
		<description><![CDATA[Efendi Hazretleri, YGS’deki usûlsüzlük ve şifre skandalıyla ilgili yaptığı konuşmada, bin- iki bin öğrencinin sokağa sürüldüğünü, böylelikle 1 milyon 700 bin gencin hayallerinin sömürüldüğünü ifade buyurmuşlardı. Söze girmeden önce ufak bir hatırlatmada bulunalım: Hazretlerinin konuşmasında bahsettiği ‘YGS sınavı’ aslında yoktur; onun aslı Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nın kısaltması olan YGS’dir. Ama muhakkak ki YGS’nin ardına ‘s’ harfiyle başlayan bir sözcük eklenecekse; kendisine ‘YGS skandalı’ ifadesini kullanmasını salık veririz. (-Hâşâ Devletlûm, ne haddimize? Tiz kellemiz vurula!) Hatırlayalım: Bu ‘sömürü’den rahatsız olan Hazret, gençlerin karşısına 5-10 bin genç çıkarabileceğini, ancak gerginlik yaratmak istemediği için geri durduğunu belirtmişti. Bu ‘hoşgörülü’ ‘uzlaşmacı’ ve ‘diyalogcu’ tavrına karşılık, MHP Lideri Devlet Bahçeli, eksik ya da fazlayı değil, bu sözlerin gerektirdiği cevabı verdi dersek yanılmış olmayız. Malumunuz, Hazretleri’nin ‘diyalogcu’ yaklaşımına çeşitli vesilelerle şahit olmuş idik; bu seferki ise ‘cilâ’ mahiyetindeydi. Alanlara sürülecek bu 10 bin gence karşılık bin Bozkurt’un kâfi olacağı gerçeği ise kendisini rahatsız etmeye yetti. Gün itibariyle öğrendik ki Hazret’in Türk mitolojisi ve tarihi konusundaki engin bilgileri, Bozkurt’un bir hayvan türü olduğunu anlamaya yetecek düzeydeymiş. Kendisini genel kültürü açısından tebrik eder; bu ‘tatmin edici’ açıklamasından dolayı ‘mübarek’ ellerinden öperiz. Gelelim esas meseleye: Zât-ı âlileri geçtiğimiz süreçte Ezan, Kur’an, vatan ve bayrak uğruna kan ve can vermiş Ülkü şehitlerimizi kürsülerde kendisine meze ederken, ‘çok büyük Ülkücü muhterem’ler de bu yola baş koyarken, bu Ülkücü dostluğunun geçici olduğunu ifade etmiştik. Tarih her zamanki gibi bu büyük ‘muhterem’leri haklı çıkardı; Hazret, Ülkücü Hareket’in geçmişine ‘illegal’ derken muhakkak ki bilinçaltında derin bir saygı vardı. Büyüklerimizden dinlemiş idik; onlar ‘illegal’ mücadele içindeyken, yurt odalarında beyaz giyinip yatağa yatmış, şehadet bekleyen ‘muhterem’ler vardı. Ülkü gülleri şehadet şerbetini kana kana içerken, “O pınardan bize de bir damla sıçrar mı?” diyen ‘cesur’lar vardı. Zamanında o fidanların arkasında top oynayanlar, hazindir ki şimdi o topları bu ormana atma gayesindeler… 10 yılda bir gömlek değiştirenlerin, ‘bir lokma, bir hırka’ şiarıyla yaşayanların gönül dünyasını ne kadar anladıklarına işarettir Hazret’in son ifadeleri… Tırnaklarıyla kazıya kazıya ayakta kalanların son rezaletle yaşadığı yıkıntıyı, çeşitli vesilelerle pin kodları önlerine servis edilenler nasıl anlasın? Hazretleri’ne hatırlatalım: Siyasette pişmiş ile pişkin arasında kalın bir çizgi vardır. Bu çizgiyi gözleriyle görmek, kendisi için iki geçmişi yan yana koyup şöyle uzaktan bir bakmak kadar kolaydır. Mayasında hayâ olanları bu ‘seviyeli’ ifadelerle kışkırtamayacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Efendi Hazretleri, YGS’deki usûlsüzlük ve şifre skandalıyla ilgili  yaptığı konuşmada, bin- iki bin öğrencinin sokağa sürüldüğünü,  böylelikle 1 milyon 700 bin gencin hayallerinin sömürüldüğünü ifade  buyurmuşlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">
Söze girmeden önce ufak bir hatırlatmada bulunalım: Hazretlerinin  konuşmasında bahsettiği ‘YGS sınavı’ aslında yoktur; onun aslı  Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nın kısaltması olan YGS’dir. Ama muhakkak ki  YGS’nin ardına ‘s’ harfiyle başlayan bir sözcük eklenecekse; kendisine  ‘YGS skandalı’ ifadesini kullanmasını salık veririz. (-Hâşâ Devletlûm,  ne haddimize? Tiz kellemiz vurula!)</p>
<p style="text-align: justify;">
Hatırlayalım: Bu ‘sömürü’den rahatsız olan Hazret, gençlerin  karşısına 5-10 bin genç çıkarabileceğini, ancak gerginlik yaratmak  istemediği için geri durduğunu belirtmişti. Bu ‘hoşgörülü’ ‘uzlaşmacı’  ve ‘diyalogcu’ tavrına karşılık, MHP Lideri Devlet Bahçeli, eksik ya da  fazlayı değil, bu sözlerin gerektirdiği cevabı verdi dersek yanılmış  olmayız. Malumunuz, Hazretleri’nin ‘diyalogcu’ yaklaşımına çeşitli  vesilelerle şahit olmuş idik; bu seferki ise ‘cilâ’ mahiyetindeydi.  Alanlara sürülecek bu 10 bin gence karşılık bin Bozkurt’un kâfi olacağı  gerçeği ise kendisini rahatsız etmeye yetti.</p>
<p style="text-align: justify;">
Gün itibariyle öğrendik ki Hazret’in Türk mitolojisi ve tarihi  konusundaki engin bilgileri, Bozkurt’un bir hayvan türü olduğunu  anlamaya yetecek düzeydeymiş. Kendisini genel kültürü açısından tebrik  eder; bu ‘tatmin edici’ açıklamasından dolayı ‘mübarek’ ellerinden  öperiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
Gelelim esas meseleye: Zât-ı âlileri geçtiğimiz süreçte Ezan,  Kur’an, vatan ve bayrak uğruna kan ve can vermiş Ülkü şehitlerimizi  kürsülerde kendisine meze ederken, ‘çok büyük Ülkücü muhterem’ler de bu  yola baş koyarken, bu Ülkücü dostluğunun geçici olduğunu ifade etmiştik.  Tarih her zamanki gibi bu büyük ‘muhterem’leri haklı çıkardı; Hazret,  Ülkücü Hareket’in geçmişine ‘illegal’ derken muhakkak ki bilinçaltında <strong>derin bir saygı </strong>vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">
Büyüklerimizden dinlemiş idik; onlar ‘illegal’ mücadele  içindeyken, yurt odalarında beyaz giyinip yatağa yatmış, şehadet  bekleyen ‘muhterem’ler vardı. Ülkü gülleri şehadet şerbetini kana kana  içerken, “O pınardan bize de bir damla sıçrar mı?” diyen ‘cesur’lar  vardı. Zamanında o fidanların arkasında <strong>top oynayanlar</strong>, hazindir ki şimdi o topları <strong>bu ormana</strong> atma gayesindeler…</p>
<p style="text-align: justify;">
10 yılda bir gömlek değiştirenlerin, ‘bir lokma, bir hırka’  şiarıyla yaşayanların gönül dünyasını ne kadar anladıklarına işarettir  Hazret’in son ifadeleri… Tırnaklarıyla kazıya kazıya ayakta kalanların  son rezaletle yaşadığı yıkıntıyı, çeşitli vesilelerle pin kodları  önlerine servis edilenler nasıl anlasın?</p>
<p style="text-align: justify;">
Hazretleri’ne hatırlatalım: Siyasette pişmiş ile pişkin arasında  kalın bir çizgi vardır. Bu çizgiyi gözleriyle görmek, kendisi için iki  geçmişi yan yana koyup şöyle uzaktan bir bakmak kadar kolaydır. <strong>Mayasında hayâ olanları bu ‘seviyeli’ ifadelerle kışkırtamayacaktır.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fefendi-hazretlerine-burcu-aybuke-tekgul.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/efendi-hazretlerine-burcu-aybuke-tekgul.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:30:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2645</guid>
		<description><![CDATA[Millet iradesinin devlet yönetimine tezahürünün Türkiye Büyük Millet Meclisimizde benlik buluşunun 91. yılını büyük bir coşku, sevinç ve gururla kutluyoruz. TBMM, dönemin teknolojik imkânlarından yoksun ve Mondros mütarekesiyle dağıtılmış olan Türk ordusunu Kuva-i Milliye ruhuyla şahlandırmış; köy, şehir, nahiye demeden milleti yekvücut hale getirmiş, yüklendiği mukaddes vazifeyle Türk’ün bugününü ve geleceğini teminat altına almıştır. Dünyanın birçok bölgesinde millet iradesinin tartışma konusu yapıldığı yahut hiçe sayıldığı günümüzden 91 yıl önce, dünya devletlerinin önemli bir kısmının monarşiyle yönetildiği şartlarda, böylesi tarihi bir hamle yapılarak ülkenin kaderinin onun gerçek sahibi olan milletin iradesine bırakılmış olması, Türk milletinin kadim devlet geleneğinin bir tezahürüdür. TBMM tarafından bu özel günün çocuklara bayram olarak armağan edilmesi ise; dünyada bir ilk olma özelliği taşımakla beraber, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü ve çocuklara verdikleri önemi ifade etmektedir. Ulu önder Atatürk başkanlığındaki TBMM, devlet ve millet için önem arz eden 23 Nisan gibi bir günü geleceğin bayrak taşıyıcıları olan çocuklara bayram ilan etmekle Türk milletinin evlatlarına verdiği değeri bir kez daha ortaya koymuştur. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlamalar ve seremoniden ibaret bir günden ziyade çocuklarımızın meselelerinin gündeme getirildiği ve bu meselelere çözümlerin üretildiği bir gün olmasını ümit ediyoruz. Cumhuriyetimizin 100.yılını kutlayacağımız 2023 yılında lider ülke Türkiye ülküsüne giden yolun ancak bilgi ve inançla donatılmış, milli kültürümüzü sindirmiş nesiller ile aşılabileceği hakikatinden yola çıkarak; millet egemenliğinin sorgulanmadığı, millet iradesinin ipotek altına alınmadığı ve çocuklarımızın sağlıklı şartlar altında yetiştiği bir Türkiye’yi hayal etmekteyiz. Bu temennilerle, milli kimliğimizi geliştirip yaşatacak, bugünün gülen yüzleri yarınlarımızın genç beyinleri olacak çocuklarımızın bayramını kutlar, 23 Nisan 1920 tarihinde tescillenmiş olan milli egemenliğimizin, huzur ve sükûnet içinde daim olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederiz.﻿]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Millet iradesinin devlet yönetimine tezahürünün Türkiye Büyük Millet Meclisimizde benlik buluşunun 91. yılını büyük bir coşku, sevinç ve gururla kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">TBMM, dönemin teknolojik imkânlarından yoksun ve Mondros mütarekesiyle dağıtılmış olan Türk ordusunu Kuva-i Milliye ruhuyla şahlandırmış; köy, şehir, nahiye demeden milleti yekvücut hale getirmiş, yüklendiği mukaddes vazifeyle Türk’ün bugününü ve geleceğini teminat altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dünyanın birçok bölgesinde millet iradesinin tartışma konusu yapıldığı yahut hiçe sayıldığı günümüzden 91 yıl önce, dünya devletlerinin önemli bir kısmının monarşiyle yönetildiği şartlarda, böylesi tarihi bir hamle yapılarak ülkenin kaderinin onun gerçek sahibi olan milletin iradesine bırakılmış olması, Türk milletinin kadim devlet geleneğinin bir tezahürüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">TBMM tarafından bu özel günün çocuklara bayram olarak armağan edilmesi ise; dünyada bir ilk olma özelliği taşımakla beraber, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü ve çocuklara verdikleri önemi ifade etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ulu önder Atatürk başkanlığındaki TBMM, devlet ve millet için önem arz eden 23 Nisan gibi bir günü geleceğin bayrak taşıyıcıları olan çocuklara bayram ilan etmekle Türk milletinin evlatlarına verdiği değeri bir kez daha ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlamalar ve seremoniden ibaret bir günden ziyade çocuklarımızın meselelerinin gündeme getirildiği ve bu meselelere çözümlerin üretildiği bir gün olmasını ümit ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetimizin 100.yılını kutlayacağımız 2023 yılında lider ülke Türkiye ülküsüne giden yolun ancak bilgi ve inançla donatılmış, milli kültürümüzü sindirmiş nesiller ile aşılabileceği hakikatinden yola çıkarak; millet egemenliğinin sorgulanmadığı, millet iradesinin ipotek altına alınmadığı ve çocuklarımızın sağlıklı şartlar altında yetiştiği bir Türkiye’yi hayal etmekteyiz.</p>
<p>Bu temennilerle, milli kimliğimizi geliştirip yaşatacak, bugünün gülen yüzleri yarınlarımızın genç beyinleri olacak çocuklarımızın bayramını kutlar, 23 Nisan 1920 tarihinde tescillenmiş olan milli egemenliğimizin, huzur ve sükûnet içinde daim olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederiz.﻿</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çılgınlaşan Zihniyetler &#8211; Faruk KELEŞTİMUR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/cilginlasan-zihniyetler-faruk-kelestimur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/cilginlasan-zihniyetler-faruk-kelestimur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 22:50:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2672</guid>
		<description><![CDATA[Burhan Kuzu; belirli aralıklarla gazetelere demeç veriyor. Belli ki vazifesi; başkanlık sistemi tartışmalarına kamuoyunu ısındırmak… Fakat altını doldurmuyor. Nasıl olacak, niye olacak, ne getirecek, ne götürecek; söylemiyor. “Tartışalım” diyor. Gazeteciler, yorumcular, hukukçular konuşsunlar. Gece yarılarına kadar kafamızı şişirsinler. Ertesi gün iş hayatında, dost meclislerinde, kahvede, otobüste, bakkalda, lokantada bir daha konuşalım. Kuzu, ara sıra kendisini gösterip yeni bir ipucu versin. Bir hafta da bunun üzerinden tartışalım. Genel-geçer tepkiyi ve nabzı ölçen Başbakan da; yerine göre, konuyu sert bir dille geçiştirip reddetsin ya da olumlu bulduğunu ve hatta bilmem hangi ülkenin de öyle yaptığını, çok iyi olduğunu filan söylesin. Kısaca, Türkiye’yi başkanlık sistemine adım adım götürmeye çalışıyorlar. Fakat projenin altını kendileri de dolduramıyor. Şimdilik yalnızca “Tayyip Erdoğan devlet başkanı olsun” niyetlenişinden ve bu niyetlenişin “tartışalım” önlüğüyle, griye boyanmasından ibaret. Önemli olan da bu zaten… Altı bir şekilde dolar. Yeni anayasa geliyor… CHP; AKP’nin değirmenine su taşıyor. Etnik ve mezhepsel bölücülüğe prim veren politikalar ve projeler bakımından aynı potaya basket atıyorlar. Hak, özgürlük, eşitlik, demokrasi gibi güzel kavramları, milli birlik ve bütünlük algısından uzak bir anlayışla, işlerine geldiği şekilde yorumluyorlar. Mutlu bir tablo oluşturmaktansa gergin bir zeminde ilerlemeye daha sıcak bakıyorlar. Birinin saldırdığına o sahip çıkıyor, onun sahip çıktığına öbürü saldırıyor. Hırsları yüzünden Türk siyasetinde seviye düşüyor, huzursuzluk ve kargaşa hâkim oluyor. Doğu Anadolu ve Güneydoğu… Kardeşlik nasıl savunulur? Birlikten yana olarak, ortak vicdanı ve milli kültürü yaşatarak, tarihten gelen bağları koruyarak ve kavmiyetçiliği reddedip millet gerçeğinde buluşarak. Şimdi her fitne kusan, bunun adına kardeşlik diyor. Kaos isteyenler “demokrasi”, parçalamak isteyenler “eşitlik”, nifak tohumu dağıtanlar “barış” kavramlarını kullanıyor. Doğu ve Güneydoğu kökenli vatandaşlarımızın belki herkesten daha fazla MHP’ye sarılması lazım. Yıllarca terör örgütünün zulmüne maruz kalmışlar ve hala sosyal, siyasal baskıya muhatap durumdalar. Teröre taviz vermeyen, milli duruş ve kararlılık sergileyen MHP’nin iktidara gelmesi bu bakımdan en çok onları rahatlatacak. Bununla da kalmayacak tabi. Bir defa terörün kökü kazınacak. Böylece bölgede huzur ve istikrar ortamı oluşacak. Kürtçe konuşan vatandaşlarımız, açılım safsatalarıyla ve hak savunma iddialarıyla oy avcılığına tabi tutulmayacak. Terörün kökü kazındığında, Doğu ve Güneydoğu kökenli kardeşlerimiz büyük bir gönül ferahlığına kavuşacak. Devasa projeler ve ekonomik hamleler sayesinde hiçbir vatandaşımız evine ekmek götürme sıkıntısı yaşamayacak. Kendilerini temsil ettikleri iddiasında olanların yaptığı baskı ve şiddet ortamı sona erecek. Bölgeyi ötekileştirme politikası değil her vatandaşımızı Cenabı Allah’ın bir emaneti olarak gören anlayış gereği birlik, bütünlük ve hizmet politikası izlenecek. AKP ve BDP; al gülüm ver gülüm ilişkisiyle, Kürtçe konuşan vatandaşlarımıza ayrı bir insan grubu muamelesi yapıyor. Sürekli onlar adına “sorun” üretip kavram kargaşası oluşturuyor. Bu yüzden de terör örgütüyle Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı aynı zeminde değerlendiren bir anlayışa kapı aralıyor. Ayrıştıran ve “sorun” üreten çarpıklık bitecek. Gerçek sorunların üstüne gidilecek. Pek çok ilimizde ve bölgemizde olduğu gibi Güneydoğu’da da hala su sıkıntısı çeken köylerimiz var. Çok sayıda gencimizin uyuşturucu batağına sürüklenmesi var. Çocukların sağlıksız koşullarda eğitim gördüğü okullar var. İmkânsızlıklar içinde tarlasını süremeyen çiftçiler var. Yani açılmalarla, kapanmalarla ört bas edilen, Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu’da da “mutlu yaşamak” sıkıntısı var. Bunun adı Kürt sorunu değil, demokrasi eksikliği değil, hak zafiyeti...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Burhan Kuzu; belirli aralıklarla gazetelere demeç veriyor. Belli ki  vazifesi; başkanlık sistemi tartışmalarına kamuoyunu ısındırmak… Fakat  altını doldurmuyor. Nasıl olacak, niye olacak, ne getirecek, ne  götürecek; söylemiyor. “Tartışalım” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazeteciler, yorumcular, hukukçular konuşsunlar. Gece yarılarına  kadar kafamızı şişirsinler. Ertesi gün iş hayatında, dost meclislerinde,  kahvede, otobüste, bakkalda, lokantada bir daha konuşalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzu, ara sıra kendisini gösterip yeni bir ipucu versin. Bir hafta  da bunun üzerinden tartışalım. Genel-geçer tepkiyi ve nabzı ölçen  Başbakan da; yerine göre, konuyu sert bir dille geçiştirip reddetsin ya  da olumlu bulduğunu ve hatta bilmem hangi ülkenin de öyle yaptığını, çok  iyi olduğunu filan söylesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca, Türkiye’yi başkanlık sistemine adım adım götürmeye  çalışıyorlar. Fakat projenin altını kendileri de dolduramıyor. Şimdilik  yalnızca “Tayyip Erdoğan devlet başkanı olsun” niyetlenişinden ve bu  niyetlenişin “tartışalım” önlüğüyle, griye boyanmasından ibaret. Önemli  olan da bu zaten… Altı bir şekilde dolar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni anayasa geliyor… CHP; AKP’nin değirmenine su taşıyor. Etnik ve  mezhepsel bölücülüğe prim veren politikalar ve projeler bakımından aynı  potaya basket atıyorlar. Hak, özgürlük, eşitlik, demokrasi gibi güzel  kavramları, milli birlik ve bütünlük algısından uzak bir anlayışla,  işlerine geldiği şekilde yorumluyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Mutlu bir tablo oluşturmaktansa gergin bir zeminde ilerlemeye daha  sıcak bakıyorlar. Birinin saldırdığına o sahip çıkıyor, onun sahip  çıktığına öbürü saldırıyor. Hırsları yüzünden Türk siyasetinde seviye  düşüyor, huzursuzluk ve kargaşa hâkim oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Doğu Anadolu ve Güneydoğu…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşlik nasıl savunulur? Birlikten yana olarak, ortak vicdanı ve  milli kültürü yaşatarak, tarihten gelen bağları koruyarak ve  kavmiyetçiliği reddedip millet gerçeğinde buluşarak.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi her fitne kusan, bunun adına kardeşlik diyor. Kaos isteyenler  “demokrasi”, parçalamak isteyenler “eşitlik”, nifak tohumu dağıtanlar  “barış” kavramlarını kullanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğu ve Güneydoğu kökenli vatandaşlarımızın belki herkesten daha  fazla MHP’ye sarılması lazım. Yıllarca terör örgütünün zulmüne maruz  kalmışlar ve hala sosyal, siyasal baskıya muhatap durumdalar. Teröre  taviz vermeyen, milli duruş ve kararlılık sergileyen MHP’nin iktidara  gelmesi bu bakımdan en çok onları rahatlatacak. Bununla da kalmayacak  tabi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir defa terörün kökü kazınacak. Böylece bölgede huzur ve istikrar  ortamı oluşacak. Kürtçe konuşan vatandaşlarımız, açılım safsatalarıyla  ve hak savunma iddialarıyla oy avcılığına tabi tutulmayacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörün kökü kazındığında, Doğu ve Güneydoğu kökenli kardeşlerimiz  büyük bir gönül ferahlığına kavuşacak. Devasa projeler ve ekonomik  hamleler sayesinde hiçbir vatandaşımız evine ekmek götürme sıkıntısı  yaşamayacak. Kendilerini temsil ettikleri iddiasında olanların yaptığı  baskı ve şiddet ortamı sona erecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgeyi ötekileştirme politikası değil her vatandaşımızı Cenabı  Allah’ın bir emaneti olarak gören anlayış gereği birlik, bütünlük ve  hizmet politikası izlenecek.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ve BDP; al gülüm ver gülüm ilişkisiyle, Kürtçe konuşan  vatandaşlarımıza ayrı bir insan grubu muamelesi yapıyor. Sürekli onlar  adına “sorun” üretip kavram kargaşası oluşturuyor. Bu yüzden de terör  örgütüyle Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı aynı zeminde değerlendiren bir  anlayışa kapı aralıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıştıran ve “sorun” üreten çarpıklık bitecek. Gerçek sorunların üstüne gidilecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek çok ilimizde ve bölgemizde olduğu gibi Güneydoğu’da da hala su  sıkıntısı çeken köylerimiz var. Çok sayıda gencimizin uyuşturucu  batağına sürüklenmesi var. Çocukların sağlıksız koşullarda eğitim  gördüğü okullar var. İmkânsızlıklar içinde tarlasını süremeyen çiftçiler  var. Yani açılmalarla, kapanmalarla ört bas edilen, Türkiye’nin pek çok  yerinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu’da da “mutlu yaşamak” sıkıntısı  var.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun adı Kürt sorunu değil, demokrasi eksikliği değil, hak zafiyeti değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun çözümü de, başkanlık sistemi değil, federasyon değil, çok dilli hayat değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Geçiştirmeye çalışıyorlar, halı altına süpürmek istiyorlar, yapay “sorun”lar üretip bu zeminde oy avcılığı yapıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Zihniyetleri, kimlikleri ve mezhepleri ayırıp bu ayrılıklar üstünden politik prim mücadelesi verenler bilsin ki:</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Hareket, memleketin her köşesini ve milletimizin her ferdini  nasıl seviyorsa, nasıl kucaklıyorsa ayrıştırmadan, gerçek sorunları  görmezden gelmeden, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı da samimiyetle  bağrına basacak ve bölgenin sosyoekonomik bütün problemlerine çözüm  üretecek yegâne müessesedir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fcilginlasan-zihniyetler-faruk-kelestimur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/cilginlasan-zihniyetler-faruk-kelestimur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İslam Peygamberi&#8221; ve Sabır &#8211; Volkan YILMAZ</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/islam-peygamberi-ve-sabir-volkan-yilmaz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/islam-peygamberi-ve-sabir-volkan-yilmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 22:49:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2670</guid>
		<description><![CDATA[“Ben ceddim İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi, annemin rüyasıyım.”Hadis-i Şerif Diyor Resulullah kendini tanıtırken özetle. Ve yaklaşık 1400 yıldır hakkında yazılanlar, söylenenler ve bitmeyen yorumlar, fakat her gün bir başka özelliği daha ortaya çıkıyor Resulun. Bu hafta Kutlu Doğum haftası, yeni yorumlar geliyor her taraftan ve bizde birkaç söz edelim diye bel ki de “cahil cesaretiyle” daldırıyoruz elimizi ummana… Nasıl anmalı ve nasıl anlatmalı “İslam Peygamberi”ni… Sözler değersiz, sözler aciz ve kelimeler cılız… Bedir uhud hendek anlatılır çoğu zaman, oysa “İslam Peygamberinin” hayatında sadece bir aydır yanlış hatırlamıyorsam savaş süresi. Ya geriye kalan haftalar, aylar, yıllar ve bir ömür… Neyin savaşıydı peki bir ömür süren, ya da neyin barışıydı? İslam’ın… Peki bu minvalde kolay mı Peygamberi yazmak… Hayır. Hayatını vermiş Peygamberini yazmak için Muhammed Hamidullah hoca, karış karış dolaşmış İslam peygamberinin yaşadığı yerleri… Karış karış, gün gün. Ve “İslam Peygamberi” adlı eser çıkmış ortaya. Sade anlatımıyla dev bir eser, muhteşem bir eser, Peygamberimiz hakkında yazılmış en kapsamlı eser ve bu eserin her satırında gözden ve gönülden kaçmayan bir şey var: sevgi. Zor bir yaşam, zor seneler, çile… Ümmet aç, bekliyor… Karnına taş bağlamış birisi gidiyor huzura ve “Resulullah açız karnımızda taş” diyor, peygamber kendini gösteriyor ki karnında daha büyük bir taş… “Sabır” diyor sabır… Dünyevi sefaletse en büyüğü onda, Açlıksa yine onda, Kederse onda, Ne kadar zor şey varsa Asr-ı Saadette misliyle fazlası “İslam Peygamberinde”… Fakat onda olan ve bitmek tükenmek bilmeyen üstün vasıflarda var: sabır ve sebat, bunlarla bütünleşmiş bir azim gibi… Sonu gelmeyen bir azim… Üzülemez mi, yorulamaz mı, kederlenemez mi, boşluğa düşemez mi? O da insan… Hayır hayır o peygamber diyorlar. İnsanım diyor. Ve hatta yanından bir an dahi ayrılmayan, Sıddık-ı Ekber Hz. Ebubekir’e aramızdaki tek fark benim peygamberliğim diyor. İnsan, fakat bir an bile şikayet etmiyor, yakınmıyor hayatındaki herhangi bir hadiseden, ve kendini değil insanlığı düşünüyor her an… Üzerine taş atılırken bile “bilmiyorlar Ya Rab, bilmiyorlar” diyor. Ve yaklaşık 1400 yıl sonra Peygamberimizin merhameti ele alınıyor bu yıl. Soruyorum hangi özellikleri anlaşılmıştır Peygamberimizin? Merhametimi, saygısı mı, sevgisi mi, sabrımı, sebatı mı? Hangi vasfı tam olarak anlaşılmış ve anlatılmıştır? İşte bu sebeple, dünyanın ve insanlığın hali bu kadar içler acısıyken, anlaşılmayan ve anlatılmayan, fakat kurtarıcı olarak görülen Peygambere olan özlem de her geçen gün artmaktadır. Evet, kurtarıcı olarak bakılmalıdır Peygamberin yoluna ve Peygambere olan özlemin nedenleri araştırılmalıdır, yaşamın her anına dahil edilmelidir Peygamberimiz, her anına… Bakın bu özlem için ne diyor Sezai Karakoç; “Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli Hafıza seni anmak ödevinde mi Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden Mantığım mantığın üstünde yeni İçimde Nuh&#8217;un en yeni tufanı Dünyaya ayak basıyorum yeniden Göz seni görmeli ağız seni söylemeli Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi Herkesin konuştuğu dilden mahrum Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci Bütün deniz kıyılarında seni anmalı Sen buzulların erimesi eskimoların ısınması” Daha nasıl tarif edilebilir bu özlem. İşte bu özlem üzerinden cevap verilmeli küffara, dünyaya… Bu özlem yeniden cevap vermeli bütün değerlerimize, yeni...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><em>“Ben ceddim İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi, annemin rüyasıyım.”Hadis-i Şerif</em></p>
<p>Diyor Resulullah kendini tanıtırken özetle.</p>
<p>Ve yaklaşık 1400 yıldır hakkında yazılanlar, söylenenler ve bitmeyen  yorumlar, fakat her gün bir başka özelliği daha ortaya çıkıyor Resulun.</p>
<p>Bu hafta Kutlu Doğum haftası, yeni yorumlar geliyor her taraftan ve  bizde birkaç söz edelim diye bel ki de “cahil cesaretiyle” daldırıyoruz  elimizi ummana…</p>
<p>Nasıl anmalı ve nasıl anlatmalı “İslam Peygamberi”ni… Sözler değersiz, sözler aciz ve kelimeler cılız…</p>
<p>Bedir uhud hendek anlatılır çoğu zaman, oysa “İslam Peygamberinin”  hayatında sadece bir aydır yanlış hatırlamıyorsam savaş süresi.</p>
<p>Ya geriye kalan haftalar, aylar, yıllar ve bir ömür…</p>
<p>Neyin savaşıydı peki bir ömür süren, ya da neyin barışıydı?</p>
<p>İslam’ın…</p>
<p>Peki bu minvalde kolay mı Peygamberi yazmak… Hayır.</p>
<p>Hayatını vermiş Peygamberini yazmak için Muhammed Hamidullah hoca, karış karış dolaşmış İslam peygamberinin yaşadığı yerleri…</p>
<p>Karış karış, gün gün.</p>
<p>Ve “İslam Peygamberi” adlı eser çıkmış ortaya. Sade anlatımıyla dev  bir eser, muhteşem bir eser, Peygamberimiz hakkında yazılmış en kapsamlı  eser ve bu eserin her satırında gözden ve gönülden kaçmayan bir şey  var: sevgi.</p>
<p>Zor bir yaşam, zor seneler, çile…</p>
<p>Ümmet aç, bekliyor… Karnına taş bağlamış birisi gidiyor huzura ve  “Resulullah açız karnımızda taş” diyor, peygamber kendini gösteriyor ki  karnında daha büyük bir taş… “Sabır” diyor sabır…</p>
<p>Dünyevi sefaletse en büyüğü onda,</p>
<p>Açlıksa yine onda,</p>
<p>Kederse onda,</p>
<p>Ne kadar zor şey varsa Asr-ı Saadette misliyle fazlası “İslam Peygamberinde”…</p>
<p>Fakat onda olan ve bitmek tükenmek bilmeyen üstün vasıflarda var: sabır ve sebat, bunlarla bütünleşmiş bir azim gibi…</p>
<p>Sonu gelmeyen bir azim…</p>
<p>Üzülemez mi, yorulamaz mı, kederlenemez mi, boşluğa düşemez mi?</p>
<p>O da insan…</p>
<p>Hayır hayır o peygamber diyorlar.</p>
<p>İnsanım diyor.</p>
<p>Ve hatta yanından bir an dahi ayrılmayan, Sıddık-ı Ekber Hz. Ebubekir’e aramızdaki tek fark benim peygamberliğim diyor.</p>
<p>İnsan, fakat bir an bile şikayet etmiyor, yakınmıyor hayatındaki  herhangi bir hadiseden, ve kendini değil insanlığı düşünüyor her an…</p>
<p>Üzerine taş atılırken bile “bilmiyorlar Ya Rab, bilmiyorlar” diyor.</p>
<p>Ve yaklaşık 1400 yıl sonra Peygamberimizin merhameti ele alınıyor bu yıl.</p>
<p>Soruyorum hangi özellikleri anlaşılmıştır Peygamberimizin?</p>
<p>Merhametimi, saygısı mı, sevgisi mi, sabrımı, sebatı mı? Hangi vasfı tam olarak anlaşılmış ve anlatılmıştır?</p>
<p>İşte bu sebeple, dünyanın ve insanlığın hali bu kadar içler  acısıyken, anlaşılmayan ve anlatılmayan, fakat kurtarıcı olarak görülen  Peygambere olan özlem de her geçen gün artmaktadır.</p>
<p>Evet, kurtarıcı olarak bakılmalıdır Peygamberin yoluna ve Peygambere  olan özlemin nedenleri araştırılmalıdır, yaşamın her anına dahil  edilmelidir Peygamberimiz, her anına…</p>
<p>Bakın bu özlem için ne diyor Sezai Karakoç;</p>
<p>“Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli<br />
Hafıza seni anmak ödevinde mi<br />
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli<br />
Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri</p>
<p>Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden<br />
Mantığım mantığın üstünde yeni<br />
İçimde Nuh&#8217;un en yeni tufanı<br />
Dünyaya ayak basıyorum yeniden</p>
<p>Göz seni görmeli ağız seni söylemeli<br />
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli</p>
<p>Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor<br />
Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi<br />
Herkesin konuştuğu dilden mahrum<br />
Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci</p>
<p>Bütün deniz kıyılarında seni anmalı<br />
Sen buzulların erimesi eskimoların ısınması”</p>
<p>Daha nasıl tarif edilebilir bu özlem.</p>
<p>İşte bu özlem üzerinden cevap verilmeli küffara, dünyaya…</p>
<p>Bu özlem yeniden cevap vermeli bütün değerlerimize, yeni bir  tasavvur çıkartmalı, varlığımızı yeniden ele aldırmalı ve neden var  olduğumuzu hatırlatmalı bize.</p>
<p>Olmayan ve sırf değişiklik olsun diye olmayanı aramak son bulmalı artık…</p>
<p>Daima var olana sarılmalı ve bunun üzerinden çözmeliyiz meseleleri, olanı ortaya çıkarmalıyız sabır, sebat ve sevgi ile.</p>
<p>Nasıl bir sevgi ile mi?</p>
<p>Hz. Ayşe beni seviyor musun ya Resulullah diye sorduğunda  Resulullah’ın verdiği cevapta “seviyorum Ayşe, ilk günkü gibi, kördüğüm  gibi seviyorum seni” diyordu ya Resulullah…</p>
<p>Böyle bir sevgi ile…</p>
<p>Biz de seni ilk günkü gibi seviyoruz Ya Resulullah , kördüğüm gibi…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fislam-peygamberi-ve-sabir-volkan-yilmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/islam-peygamberi-ve-sabir-volkan-yilmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nur Yağıyor &#8211; Yunus Emre ÖZDEMİR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nur-yagiyor-yunus-emre-ozdemir.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nur-yagiyor-yunus-emre-ozdemir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 22:48:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2668</guid>
		<description><![CDATA[O gece arş-ı azamda bir yıldız doğuyor. Bir Yahudi bağırıyor sokaklarında Mekke’nin “Ahmet’in yıldızı doğdu dün gece ey Kureyşliler! Artık İsrailoğularının peygamberliği ve kitaplarının hükmü bitmiştir.”.  Dün gece doğmuş bir çocuk soruyor Yahudi ve ölmüş olan Abdullah’ın evine götürülüyor. Resul-ü Ekrem’in kürek kemiklerinin arasında bir “ben” ; Hatem-i Nübüvvet. Ve bir isim Âmine’nin yetim oğluna verilmiş Muhammed(s.a.v.). Aziz varlıklarıyla fani dünyayı müşerref kılmadan önce başlıyor Sultan-ı Enbiya’nın muhteşem geliş emareleri.  Ebabillerin, Ebrehe’nin fillerini ve ordusunu pişmiş taşlarla helak edişinden elli gün sonra geliyor Tevhid Sultanı. Elli gün sonra gelecek olanın kıblesi ve secdegâhına el sürdürmüyor Allah(c.c.). Medayin şehrinde korku var Kâinatın Efendisi doğarken. Kisra’nın surları sallanıyor ve on dört burç yıkılıyor dehşetle. Tahtında, güvendiği tacı başında oturan Kisra korkuyor. Meclisinde bir rüya anlatılıyor, Arap diyarından doludizgin gelen atlar ve kükremiş develer aşıyor Dicle’yi. Suallerine cevap arıyor Kisra, haber salıyor dört bir yana. Cevap ölüm döşeğindeki bir kâhinden geliyor; &#8220;Sasanîler yıkılan burç kadar daha hükümdar görecek ve daha sonra İlahi emrin ordusu gelecek. “O” geldi. Nebilik ipinin iki ucunu düğümleyecek olan geldi.&#8221; Gelmişti evvel tüm Nebi ve Resullerin gıpta ile baktığı. Ve on dört hükümdar altmış yedi yıl sonra yıkıyordu Hatem-ül Enbiya’nı ordusu İran’ın tahtını. Fahr-i Âlem Efendimiz henüz gözlerini açmıştı. Kâbe’nin mukaddesatını kirleten putlar perçinlerini sökerek başlarının üstüne yıkılıyordu. Yoldan çıkmışların secde ettiği taşlar, Nûr-u Tevhid’in önünde eğiliyordu bir bir. Bu yıkılış sadece Resul-ü Ekrem Efendimizin Kâbe’yi aciz ve cansız taşlardan temizleyeceğinin değil aynı zamanda Nûr-u Rahman’ın kararmış kalplerdeki kiri sileceğinin ve sapıtmış akıllardaki putları yıkacağının emaresiydi. İstahrabat karanlık o gece. Fahr-i Kâinat tüm dünyayı aziz varlıkları ile aydınlatmaya gelirken Mecusiler karanlıktaydı. Bin yıllardır yanan ateşleri sanki cılız bir alev gibi bir anda sönüvermişti. Gelişinin gecesi geleceğini anlatıyordu Efendimizin. Sadece puta değil ateşe tapma da yeryüzünden silinip gidecekti. İnsanlığın ve kâinatın üstüne nûr yağıyor. Habib-i Hûda dünyaya teşrif ederken dağlar, denizler ve tüm tabiat O’nu salâvatlarla karşılarken bir kayboluş var. Sapıtmış akılların mukaddes kıldığı Sâve kaçıyor utançla. Bir anda kuruyor koca göl. Allah(c.c.)’ın izni olmadan takdis edilenleri yasak kılacak olanın geldiği söylercesine. Yıldızlar yağıyor gök kubbeden. Hazan mevsiminin yaprakları gibi binlerce yıldız kayıyor semadan. Bitti diyorlar kâhinlik, cinlerden ve şeytandan haber almak bitti. Kureyşte sözlerin en güzeline layık olacak, sözüne en çok itibar edilecek olan var artık. Orada bir Sultan var vahiy getiren Cebrail(a.s.) ar edecek yüzüne bakarken. Orada Resul-ü Ekrem var taşlar dile gelecek O yürürken. Kâbe’de Hakk’a niyaz ediyordu Peygamber dedesi Hz. Abdülmuttalip. Bir müjde geldi tam o an. Bir torunu olmuştu. Âmine bir erkek evlat doğurmuştu. Bir evlat ki sünnetli ve göbeği kesilmiş. Bir evlat ki doğar doğmaz secdede ve şahadet parmağı havada. Bir ses duyuluyor açık seçik: “Ümmetî… Ümmetî…”. Resul-ü Ekrem Efendimiz doğar doğmaz ümmetine şefaat etmekte. Bir ses duyuluyor mübarek dudaklarından: “Lâ ilâhe illallah, innî resûlullah” Yalnız dokuz gün yetiyor Peygamber annesinin sütü. Âdet üzerine bir sütanne aranıyor. Öksüz olduğu için kimse almıyor Şefkat Peygamberini. Peygamber dedesi bir öksüze sütannesi aradığını söyleyince önce istemiyor Halime annemiz. Lakin kucağına kundakta bir nûr veriliyor. Halime annemizin kucağına verilince uyanıyor Rasûlullah ve gülümsüyor. O gülünce yer, gök, kâinat...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">O gece arş-ı azamda bir yıldız doğuyor. Bir Yahudi bağırıyor  sokaklarında Mekke’nin “Ahmet’in yıldızı doğdu dün gece ey Kureyşliler!  Artık İsrailoğularının peygamberliği ve kitaplarının hükmü bitmiştir.”.   Dün gece doğmuş bir çocuk soruyor Yahudi ve ölmüş olan Abdullah’ın  evine götürülüyor. Resul-ü Ekrem’in kürek kemiklerinin arasında bir  “ben” ; Hatem-i Nübüvvet. Ve bir isim Âmine’nin yetim oğluna verilmiş  Muhammed(s.a.v.).</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz varlıklarıyla fani dünyayı müşerref kılmadan önce başlıyor  Sultan-ı Enbiya’nın muhteşem geliş emareleri.  Ebabillerin, Ebrehe’nin  fillerini ve ordusunu pişmiş taşlarla helak edişinden elli gün sonra  geliyor Tevhid Sultanı. Elli gün sonra gelecek olanın kıblesi ve  secdegâhına el sürdürmüyor Allah(c.c.).</p>
<p style="text-align: justify;">Medayin şehrinde korku var Kâinatın Efendisi doğarken. Kisra’nın  surları sallanıyor ve on dört burç yıkılıyor dehşetle. Tahtında,  güvendiği tacı başında oturan Kisra korkuyor. Meclisinde bir rüya  anlatılıyor, Arap diyarından doludizgin gelen atlar ve kükremiş develer  aşıyor Dicle’yi. Suallerine cevap arıyor Kisra, haber salıyor dört bir  yana. Cevap ölüm döşeğindeki bir kâhinden geliyor; &#8220;Sasanîler yıkılan  burç kadar daha hükümdar görecek ve daha sonra İlahi emrin ordusu  gelecek. “O” geldi. Nebilik ipinin iki ucunu düğümleyecek olan geldi.&#8221;  Gelmişti evvel tüm Nebi ve Resullerin gıpta ile baktığı. Ve on dört  hükümdar altmış yedi yıl sonra yıkıyordu Hatem-ül Enbiya’nı ordusu  İran’ın tahtını.</p>
<p style="text-align: justify;">Fahr-i Âlem Efendimiz henüz gözlerini açmıştı. Kâbe’nin  mukaddesatını kirleten putlar perçinlerini sökerek başlarının üstüne  yıkılıyordu. Yoldan çıkmışların secde ettiği taşlar, Nûr-u Tevhid’in  önünde eğiliyordu bir bir. Bu yıkılış sadece Resul-ü Ekrem Efendimizin  Kâbe’yi aciz ve cansız taşlardan temizleyeceğinin değil aynı zamanda  Nûr-u Rahman’ın kararmış kalplerdeki kiri sileceğinin ve sapıtmış  akıllardaki putları yıkacağının emaresiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">İstahrabat karanlık o gece. Fahr-i Kâinat tüm dünyayı aziz  varlıkları ile aydınlatmaya gelirken Mecusiler karanlıktaydı. Bin  yıllardır yanan ateşleri sanki cılız bir alev gibi bir anda  sönüvermişti. Gelişinin gecesi geleceğini anlatıyordu Efendimizin.  Sadece puta değil ateşe tapma da yeryüzünden silinip gidecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlığın ve kâinatın üstüne nûr yağıyor. Habib-i Hûda dünyaya  teşrif ederken dağlar, denizler ve tüm tabiat O’nu salâvatlarla  karşılarken bir kayboluş var. Sapıtmış akılların mukaddes kıldığı Sâve  kaçıyor utançla. Bir anda kuruyor koca göl. Allah(c.c.)’ın izni olmadan  takdis edilenleri yasak kılacak olanın geldiği söylercesine.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıldızlar yağıyor gök kubbeden. Hazan mevsiminin yaprakları gibi  binlerce yıldız kayıyor semadan. Bitti diyorlar kâhinlik, cinlerden ve  şeytandan haber almak bitti. Kureyşte sözlerin en güzeline layık olacak,  sözüne en çok itibar edilecek olan var artık. Orada bir Sultan var  vahiy getiren Cebrail(a.s.) ar edecek yüzüne bakarken. Orada Resul-ü  Ekrem var taşlar dile gelecek O yürürken.</p>
<p style="text-align: justify;">Kâbe’de Hakk’a niyaz ediyordu Peygamber dedesi Hz. Abdülmuttalip.  Bir müjde geldi tam o an. Bir torunu olmuştu. Âmine bir erkek evlat  doğurmuştu. Bir evlat ki sünnetli ve göbeği kesilmiş. Bir evlat ki doğar  doğmaz secdede ve şahadet parmağı havada. Bir ses duyuluyor açık seçik:  “Ümmetî… Ümmetî…”. Resul-ü Ekrem Efendimiz doğar doğmaz ümmetine şefaat  etmekte. Bir ses duyuluyor mübarek dudaklarından: “Lâ ilâhe illallah,  innî resûlullah”</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnız dokuz gün yetiyor Peygamber annesinin sütü. Âdet üzerine bir  sütanne aranıyor. Öksüz olduğu için kimse almıyor Şefkat Peygamberini.  Peygamber dedesi bir öksüze sütannesi aradığını söyleyince önce  istemiyor Halime annemiz. Lakin kucağına kundakta bir nûr veriliyor.  Halime annemizin kucağına verilince uyanıyor Rasûlullah ve gülümsüyor. O  gülünce yer, gök, kâinat gülüyor. Hz. Âmine gitmeden son defa öperken  oğlunu Ey Halime, üç gün evvel bir nidâ işittim ki: “Senin oğluna süt  verecek kadın Benî Sa’d kabilesinden Ebû Züeyb soyundandır.” diyor.  Halime annemizin soyunu söylüyor Peygamber annesi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir çocuk var Benî Sa’d kabilesinde diğerlerine hiç benzemiyor.  Bereket O’nunla geliyor. Kıtlıkta her zamandan çok süt veriyor develer.  Kimse oturduğu sofradan aç kalmıyor. Sütannesinin sol göğsünden bir  yudum dahi içmiyor. İki aylık oluyor Efendimiz emekliyor, üç aylık  oluyor ayakta duruyor. Dört aylıkken mübarek ellerini duvarlara dayayıp  yürüyor. Yedi aylık oluyor Efendimiz ve her tarafa gidiyor. Dokuz aylık  Rasûlullah ve her şeyi konuşuyor. İlk duyduğu Halime annemizin “Lâ ilâhe  illallahü vallahü ekber. Velhamdülillahi rabbil âlemîn.”.  Efendimiz o  günden sonra “Bismillâh” demeden hiçbir şeye elini uzatmıyor. Bir çocuk  var Benî Sa’d kabilesinde diğerlerine hiç benzemiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Efendimiz altı yaşında. Babasının mezarından dönüyorlar ve  hastalanıyor annesi. Ebvâ köyünde vefat ediyor annesi ve öksüz kalıyor  Nebi. Ümmü Eymen’in kucağında bir çocuk geliyor Mekke’ye. Kimse bilmiyor  ama “Bû gelen &#8220;ilm-î ledün&#8221; sultânıdır &#8211; Bû gelen tevhîd ü irfân  kânıdır”.</p>
<p style="text-align: justify;">Mekke o günden sonra O’nun her gelişinde bin bir türlü hâl alacak.  Öksüz ve yetim bir çocuk olarak gelirken acıyacak O’na Mekke. Benî  Şeybe kapısından Kabe’ye girip Hacer-ül Esved’i yerine koyarken tüm  sadakatini sunacak. Tebliğinden Hicret’ine kadar her eziyeti ve her  sabrı yaşatacak. Ama bir fetih sabahı tüm korkuları yerle yeksan edecek  Efendimiz. Mekke O’nu Şefkat Peygamberi olarak bağrına basacak.</p>
<p style="text-align: justify;">1440 yıl önce Mekke’de bir nûr doğuyor. Nar ile yanmış tüm  kalplere deva oluyor. Sultan-ı Resûl teşriflerinden bu güne ve  İsrafil’in nefes vereceği ana kadar tüm zaman ve mekânlara rahmet  mührünü vuruyor. Zamanımızın ve mekânımızın bir zerresini dahi olsa  Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.v)’e ve en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerim’e  ayırmak dileğiyle&#8230;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fnur-yagiyor-yunus-emre-ozdemir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nur-yagiyor-yunus-emre-ozdemir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Orası Neresi? Burası Bir Adam&#8230;&#8221; &#8211; Erkan ÇAKICI</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orasi-neresi-burasi-bir-adam-erkan-cakici.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orasi-neresi-burasi-bir-adam-erkan-cakici.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 22:47:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2666</guid>
		<description><![CDATA[Toplumun tepkilerine dair, “karar aşamasına” gelindiğinde değişkenlik gösterip, “yine aynı sonuçların” ortaya çıkacağı tahminleri yapılsa da, bu değişkenlerin sandıkta “üç aşağı beş yukarı” olabileceği söylense de, asıl anlaşılması gereken; bu tepkilerin aslında bütün partilere olduğudur. Bir adam düşünün; Elbette ki, neredeyse 10 yılı bulan AKP iktidarının yanlışlarını gördü millet; unuttuğu bazı can alıcı noktalar olsa da, gözü boyanmış gibi görünse de, bilip de bilmezlikten gelse de durumu gayet iyi görüyor. Ancak mevcut ataletten kurtulamıyor. Kımıldayamıyor. Heyecanlanmıyor. Değişime inanmıyor. Bu halden yani kendi ruh halinden yana dertli; aynı zamanda “lisan-ı hali” olabilecek, bu atılımları gerçekleştirebilecek aktörlerin olmayışından şikâyet ediyor. Haklı olduğu noktaların anlaşılmasını istiyor. Zaaflarının farkında, yumuşak karnının da… Menfaatlerine bakıyor, bir de memleketin ahvaline; birinden birini tercih edip, diğerini görmezden geliyor. Yine de diğerinde gözü kalıyor. Yüzüne vuruyorsan bu gerçeği, senin de “kendi gerçeğin” olduğuna dair şerh düşüyor. “Senin yüzünden” diyor. “Yapmadınız” diyor, “gelmediniz” diyor, “görmediniz” diyor. Faturanın sadece kendisine kesilmesini istemiyor. Bunu saçma buluyor. Bir adam düşünün; Artık “göbek kaşımakla” ya da kafa yerine “bidon taşımakla” itham edilmeye tahammülü yok. Şakası yok. Oyalanıyor belki ama oyun oynamıyor. Affetmiyor. En nihayetinde “akıl erdirebildiği” kadarı ile manzaraya bakarak, “istikrar” denilen mefhumun aslında “statükonun” ta kendisi olduğunu biliyor… Ama işine geldiği gibi cevaplar geliştiriyor; “kulp takıyor” ya da “iyimser bir gül açsın yanaklarında” diyor. Karşı çıkıyorsun, düşünüyor, hak veriyor ve sonra; “evet öyle ama memnunum, mutmainim, eminim” diyor. İddia ediyorsun, ispat ediyorsun, isyan ediyorsun… “Afyon mu yuttun mübarek?” diyorsun, “duvar mı oldun?” diyorsun, “senden başka dalımız mı var bizim?” diyorsun; “evet, beni işte böyle sev… Ama huzursuz etme” diyor. Hedef göstericilerinin, ufuk açıcılarının, yasa koyucularının, hak dağıtıcılarının görmesi gereken damar budur. Çünkü bütün tezahürleriyle bu adam; Başarı ya da başarısızlık ölçülerinin birbirine karıştığı bir ortamda neler yapılacağını, nasıl bir tavır geliştirileceğini, gösterilen hedef nispetinde bir başarı algımızın olması için nelerin gerçekleştirileceğini de öyle ya da böyle takip edecektir. Fitnenin hâsıl olacağı karanlık sular da işte buralardır… Hal böyle iken, içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde hatırlamalıyız ki; Ülkücüler, Türk düşüncesinin ve Türk ruhunun milli şuur ve imanla, azim ve kararlılıkla, cesaret ve asaletle buluştuğu idrakin, çelikleşmiş bir ifadesidir. Ülkücü, bu cümlenin hamasetten ibaret olmadığını, “adamlık vasfının” ispatı olan şerefli varlığında görmelidir. Şu halde işbu yazımıza konu olan “bir adam”; hat-ı zatında “millettir.” Millet iradesini kendi varlığının temeli olarak kabul eden ve Ülkücülerin siyaset arenasındaki yegâne temsilcisi olan MHP ise; o millet varlığının en kutlu cevheri ve son kalesidir. MHP’nin ardı vatandır. Millete “dan dun” etmeden önce, fitne ile dişimize kan değdirip, kendi etlerimizi koparıp, çiğnemeden önce; Kalede gedik açtırmayalım; açmayalım… Vatana kıymayalım…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Toplumun tepkilerine dair, “karar aşamasına” gelindiğinde değişkenlik  gösterip, “yine aynı sonuçların” ortaya çıkacağı tahminleri yapılsa da,  bu değişkenlerin sandıkta “üç aşağı beş yukarı” olabileceği söylense  de, asıl anlaşılması gereken; bu tepkilerin aslında bütün partilere  olduğudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir adam düşünün;</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette ki, neredeyse 10 yılı bulan AKP iktidarının yanlışlarını  gördü millet; unuttuğu bazı can alıcı noktalar olsa da, gözü boyanmış  gibi görünse de, bilip de bilmezlikten gelse de durumu gayet iyi  görüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak mevcut ataletten kurtulamıyor. Kımıldayamıyor. Heyecanlanmıyor.  Değişime inanmıyor. Bu halden yani kendi ruh halinden yana dertli; aynı  zamanda “lisan-ı hali” olabilecek, bu atılımları gerçekleştirebilecek  aktörlerin olmayışından şikâyet ediyor. Haklı olduğu noktaların  anlaşılmasını istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaaflarının farkında, yumuşak karnının da… Menfaatlerine bakıyor, bir  de memleketin ahvaline; birinden birini tercih edip, diğerini görmezden  geliyor. Yine de diğerinde gözü kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzüne vuruyorsan bu gerçeği, senin de “kendi gerçeğin” olduğuna dair  şerh düşüyor. “Senin yüzünden” diyor. “Yapmadınız” diyor, “gelmediniz”  diyor, “görmediniz” diyor. Faturanın sadece kendisine kesilmesini  istemiyor. Bunu saçma buluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir adam düşünün;</p>
<p style="text-align: justify;">Artık “göbek kaşımakla” ya da kafa yerine “bidon taşımakla” itham  edilmeye tahammülü yok. Şakası yok. Oyalanıyor belki ama oyun oynamıyor.  Affetmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">En nihayetinde “akıl erdirebildiği” kadarı ile manzaraya bakarak,  “istikrar” denilen mefhumun aslında “statükonun” ta kendisi olduğunu  biliyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Ama işine geldiği gibi cevaplar geliştiriyor; “kulp takıyor” ya da “iyimser bir gül açsın yanaklarında” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşı çıkıyorsun, düşünüyor, hak veriyor ve sonra; “evet öyle ama memnunum, mutmainim, eminim” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İddia ediyorsun, ispat ediyorsun, isyan ediyorsun…</p>
<p style="text-align: justify;">“Afyon mu yuttun mübarek?” diyorsun, “duvar mı oldun?” diyorsun,  “senden başka dalımız mı var bizim?” diyorsun; “evet, beni işte böyle  sev… Ama huzursuz etme” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hedef göstericilerinin, ufuk açıcılarının, yasa koyucularının, hak dağıtıcılarının görmesi gereken damar budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü bütün tezahürleriyle bu adam;</p>
<p style="text-align: justify;">Başarı ya da başarısızlık ölçülerinin birbirine karıştığı bir  ortamda neler yapılacağını, nasıl bir tavır geliştirileceğini,  gösterilen hedef nispetinde bir başarı algımızın olması için nelerin  gerçekleştirileceğini de öyle ya da böyle takip edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fitnenin hâsıl olacağı karanlık sular da işte buralardır…</p>
<p style="text-align: justify;">Hal böyle iken, içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde hatırlamalıyız ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücüler, Türk düşüncesinin ve Türk ruhunun milli şuur ve imanla,  azim ve kararlılıkla, cesaret ve asaletle buluştuğu idrakin, çelikleşmiş  bir ifadesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü, bu cümlenin hamasetten ibaret olmadığını, “adamlık vasfının” ispatı olan şerefli varlığında görmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu halde işbu yazımıza konu olan “bir adam”; hat-ı zatında “millettir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Millet iradesini kendi varlığının temeli olarak kabul eden ve  Ülkücülerin siyaset arenasındaki yegâne temsilcisi olan MHP ise; o  millet varlığının en kutlu cevheri ve son kalesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP’nin ardı vatandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millete “dan dun” etmeden önce, fitne ile dişimize kan değdirip, kendi etlerimizi koparıp, çiğnemeden önce;</p>
<p style="text-align: justify;">Kalede gedik açtırmayalım; açmayalım…</p>
<p style="text-align: justify;">Vatana kıymayalım…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Forasi-neresi-burasi-bir-adam-erkan-cakici.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orasi-neresi-burasi-bir-adam-erkan-cakici.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yayınladıkları mesaj</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kutlu-dogum-haftasi-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kutlu-dogum-haftasi-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Apr 2011 22:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2650</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimiz Hz. Muhammed’in, kaynağı hiç kesilmeyecek rahmet ve mağfiret pınarı olarak yeryüzünü şereflendirmesinin miladi 1440’ncu yılını karşılamanın eşsiz bir kıvancını yaşıyoruz. İnsanlığa bir güneş gibi doğan Resulullah’ın, kutlu ve kutsal mesajlarının daha kapsamlı ve derinlemesine idrak edilmesi gereken bir zaman diliminden geçiyoruz. Sevgili Peygamberimiz ‘Tevhit’ çağrısı ile insanların gönlüne girmiş, kalpleri hidayet huzuru ile dinginliğe eriştirmiştir. Sezgi ve ilham o’nunla bütünleşmiş, vahyin nuru o’nun söz ve tavırlarıyla müminlere ulaşmıştır. Davranışlarındaki ölçü, konuşmasındaki sakinlik, üslubundaki irfan Müslümanlara asırlar öncesinden rehber olmuş ve büyük hikmetler bahşetmiştir. Vakarlı, hamiyetli ve insaflı olmanın muhteşem örnekleri onun şahsından temerküz etmiştir. Bilgisizliğin, cehaletin, zorbalığın, barbarlığın, şirkin, putperestliğin, kabile asabiyetinin, zulmün ve haksızlığın doruk yaptığı bir zaman diliminde Peygamber efendimiz yaydığı nurla tüm kötülüklere karşı aşılmaz manevi bir sur inşa etmiştir. Nitekim kız çocuklarının diri diri gömüldüğü, kan davası, adalet ve nizamın olmadığı bir sosyal iklimde Peygamberimiz aklın, güzelliğin, iyiliğin ve rahmetin mübarek bir yüzü olmuştur. Ve yüce kitabımız Kuran’ın muhteşem ve evrensel mesajlarını çok şükür ki hepimize ulaştırmıştır. Daha Peygamberlik mertebesine erişmeden, iyiliğin, doğruluğun ve güvenirliğin doruğu olan Peygamberimiz; yozlaşmanın içinde kıvranan bir toplum yapısının çarpık inanç sistemini kırarak, cazibe ve çekim merkezi haline gelmiştir. Dürüstlüğü ile insanlara örnek olduğu gibi, bu alandaki hikmetli sözleriyle de ümmetini yanlıştan ve sapkınlıktan azami derecede muhafaza etmeye çalışmıştır. Hasımları dahi o’nun doğruluğuna derin bir saygı duymuşlar ve bunu her zaman itiraf etmişlerdir. Nitekim “Doğru olunuz; doğruluğa yöneliniz” sözüyle, asırlar öncesinden insanlığa yüksek bir ahlak dersi vermiştir. İkiyüzlülük, yalancılık, sahtekârlık, talan, kayırmacılık, yetim hakkının gaspı ve hırsızlık gibi kötülükler; o’nun, Yüce Allah’ın himmetinden aldığı güçle etkisiz hale gelmiştir. Peygamberimiz yaşadığı müddetçe, hiçbir zaman şahsi menfaatlerinin peşine takılmamış, inançları istismar edici en ufak bir tavır içinde dahi bulunmamıştır. Verdiği sözde durmayı imandan saymış ve aksi davranışları ise münafıklık alameti olarak reddetmiştir. Peygamberimiz, Cenab-ı Allah’ın önce kulu ve sonrada elçisi olduğunu bir an olsun aklından çıkarmamıştır. Makamlar üstü konumunu asla bir başkasını ya da başkalarını hakir görmek, fayda sağlamak veya kendi ikbali için kullanmamıştır. İçinden geçtiğimiz zaman diliminde bu azametli davranışların fark edilmesine ve benimsenmesine gerçekten de çok ihtiyacımız bulunmaktadır. O bir insandır, ama insanların en hayırlısıdır.  O bir kuldur, ama Yüce Allah’ın en sevdiği kuludur. Kutlu dinimiz İslam’ı kimseye zorla dayatmamış, tebliğ ve uyarmakla iktifa etmiştir. O’nda tahammülsüzlük yoktur. Muhataplarını sindirme, ezme, kaba bir öç alma psikolojisine hiçbir zaman rağbet etmemiştir. Üstelik belli şartlar altında din ve vicdan özgürlüğünü asırlar öncesinden insanlığa tanıtmış, öğretmiş ve bunu da uygulamalarına yansıtmıştır. Bugünlerde sorunlu günler geçiren ve petrol varlıklarının üstüne çullanarak, halkını sefalet mahkûm eden Ortadoğu yöneticileri için Peygamberimizin hayatından almasını bildikten sonra çok önemli dersler vardır. Mazlum İslam toplumları bir tarafta yoksullukla boğuşurken, öbür tarafta safahat süren sultanların ve onlara özenenlerin kendilerini gözden geçirmesi elbette ahlaki bir zorunluluk olacaktır. Sevgili Peygamberimiz, Yüce Allah tarafından tüm insanlara rahmet elçisi olarak gönderilmiştir. Allah’ın doğru yolunu insanlara göstererek Peygamberlik görevini mükemmelin doruklarında tamamlamıştır. Yüce Allah’ın varlığı ve birliği, İslam Dininin tüm haşmeti o’nun tebliğiyle kitlelere ulaşmış, üzerinde tartışılması abes olacak bir hakikat olarak hamd olsun ki bugünlere ulaşmıştır. Bugün İslam toplumlarının içine düştükleri sosyal, siyasal ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/image_gallery/gb/thumbs2/i66.jpg" alt="" width="392" height="279" />Peygamberimiz Hz.  Muhammed’in, kaynağı hiç kesilmeyecek rahmet ve mağfiret pınarı olarak  yeryüzünü şereflendirmesinin miladi 1440’ncu yılını karşılamanın eşsiz  bir kıvancını yaşıyoruz.</p>
<p>İnsanlığa bir güneş gibi doğan Resulullah’ın,  kutlu ve kutsal mesajlarının daha kapsamlı ve derinlemesine idrak  edilmesi gereken bir zaman diliminden geçiyoruz.</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz ‘Tevhit’ çağrısı ile insanların gönlüne girmiş, kalpleri hidayet huzuru ile dinginliğe eriştirmiştir.</p>
<p>Sezgi ve ilham o’nunla bütünleşmiş, vahyin nuru o’nun söz ve tavırlarıyla müminlere ulaşmıştır.</p>
<p>Davranışlarındaki ölçü, konuşmasındaki sakinlik,  üslubundaki irfan Müslümanlara asırlar öncesinden rehber olmuş ve büyük  hikmetler bahşetmiştir.</p>
<p>Vakarlı, hamiyetli ve insaflı olmanın muhteşem örnekleri onun şahsından temerküz etmiştir.</p>
<p>Bilgisizliğin, cehaletin, zorbalığın,  barbarlığın, şirkin, putperestliğin, kabile asabiyetinin, zulmün ve  haksızlığın doruk yaptığı bir zaman diliminde Peygamber efendimiz  yaydığı nurla tüm kötülüklere karşı aşılmaz manevi bir sur inşa  etmiştir.</p>
<p>Nitekim kız çocuklarının diri diri gömüldüğü,  kan davası, adalet ve nizamın olmadığı bir sosyal iklimde Peygamberimiz  aklın, güzelliğin, iyiliğin ve rahmetin mübarek bir yüzü olmuştur.</p>
<p>Ve yüce kitabımız Kuran’ın muhteşem ve evrensel mesajlarını çok şükür ki hepimize ulaştırmıştır.</p>
<p>Daha Peygamberlik mertebesine erişmeden,  iyiliğin, doğruluğun ve güvenirliğin doruğu olan Peygamberimiz;  yozlaşmanın içinde kıvranan bir toplum yapısının çarpık inanç sistemini  kırarak, cazibe ve çekim merkezi haline gelmiştir.</p>
<p>Dürüstlüğü ile insanlara örnek olduğu gibi, bu  alandaki hikmetli sözleriyle de ümmetini yanlıştan ve sapkınlıktan azami  derecede muhafaza etmeye çalışmıştır.</p>
<p>Hasımları dahi o’nun doğruluğuna derin bir saygı duymuşlar ve bunu her zaman itiraf etmişlerdir.</p>
<p>Nitekim <strong>“Doğru olunuz; doğruluğa yöneliniz”</strong> sözüyle, asırlar öncesinden insanlığa yüksek bir ahlak dersi vermiştir.</p>
<p>İkiyüzlülük, yalancılık, sahtekârlık, talan,  kayırmacılık, yetim hakkının gaspı ve hırsızlık gibi kötülükler; o’nun,  Yüce Allah’ın himmetinden aldığı güçle etkisiz hale gelmiştir.</p>
<p>Peygamberimiz yaşadığı müddetçe, hiçbir zaman  şahsi menfaatlerinin peşine takılmamış, inançları istismar edici en ufak  bir tavır içinde dahi bulunmamıştır.</p>
<p>Verdiği sözde durmayı imandan saymış ve aksi davranışları ise münafıklık alameti olarak reddetmiştir.</p>
<p>Peygamberimiz, Cenab-ı Allah’ın önce kulu ve sonrada elçisi olduğunu bir an olsun aklından çıkarmamıştır.</p>
<p>Makamlar üstü konumunu asla bir başkasını ya da başkalarını hakir görmek, fayda sağlamak veya kendi ikbali için kullanmamıştır.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz zaman diliminde bu azametli  davranışların fark edilmesine ve benimsenmesine gerçekten de çok  ihtiyacımız bulunmaktadır.</p>
<p>O bir insandır, ama insanların en hayırlısıdır.  O bir kuldur, ama Yüce Allah’ın en sevdiği kuludur.</p>
<p>Kutlu dinimiz İslam’ı kimseye zorla dayatmamış, tebliğ ve uyarmakla iktifa etmiştir.</p>
<p>O’nda tahammülsüzlük yoktur.</p>
<p>Muhataplarını sindirme, ezme, kaba bir öç alma psikolojisine hiçbir zaman rağbet etmemiştir.</p>
<p>Üstelik belli şartlar altında din ve vicdan  özgürlüğünü asırlar öncesinden insanlığa tanıtmış, öğretmiş ve bunu da  uygulamalarına yansıtmıştır.</p>
<p>Bugünlerde sorunlu günler geçiren ve petrol  varlıklarının üstüne çullanarak, halkını sefalet mahkûm eden Ortadoğu  yöneticileri için Peygamberimizin hayatından almasını bildikten sonra  çok önemli dersler vardır.</p>
<p>Mazlum İslam toplumları bir tarafta yoksullukla  boğuşurken, öbür tarafta safahat süren sultanların ve onlara özenenlerin  kendilerini gözden geçirmesi elbette ahlaki bir zorunluluk olacaktır.</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz, Yüce Allah tarafından tüm insanlara rahmet elçisi olarak gönderilmiştir.</p>
<p>Allah’ın doğru yolunu insanlara göstererek Peygamberlik görevini mükemmelin doruklarında tamamlamıştır.</p>
<p>Yüce Allah’ın varlığı ve birliği, İslam Dininin  tüm haşmeti o’nun tebliğiyle kitlelere ulaşmış, üzerinde tartışılması  abes olacak bir hakikat olarak hamd olsun ki bugünlere ulaşmıştır.</p>
<p>Bugün İslam toplumlarının içine düştükleri  sosyal, siyasal ve ekonomik açmazlar ve kargaşalar, Peygamberimizin hala  yeterince anlaşılamadığını hepimize kanıtlamaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte İslamiyet’i derinden yaralayan birçok sorunla yüz yüze kaldığımız açıkça ortadadır.</p>
<p>Aziz dinimizi gerçek anlamından uzaklaştıran ve  gündelik tartışmaların içine çekerek yıpranmasına neden olan sorumsuz,  vicdansız ve haris zihniyetlerin varlığı hepimizce malumdur.</p>
<p>Bir zamanlar insanlığı aydınlatan İslam  coğrafyasının; bugün ne yazık ki kan, gözyaşı ve terör belasıyla anılır  olması, Müslümanların hiç hak etmediği bir manzaranın resmini  çizmektedir.</p>
<p>Hoşgörünün ve sevginin dili olan İslam’ın yanlış  yorumu, çıkar ve gündelik heveslere alet edilmesi maalesef çarpık,  bunalımlı bir toplum ve devlet hayatının ortaya çıkmasına neden  olmaktadır.</p>
<p>Bu itibarla, âlemlere rahmet olarak gönderilen  Hz. Muhammed’in ashabı tarafından daha iyi anlaşılmasına, idrak  edilmesine ve örnek hayatının tatbik edilmesine çok ihtiyaç vardır.</p>
<p>Peygamberimizin doğumunun üzerinden geçen  yaklaşık 14 asra rağmen, onun sözleri, tavsiyeleri, yaşayış ve hayatı  algılama biçimi herkes için, bilhassa sorumluluk taşıyanlar açısından  çok önemli öğütler içermektedir.</p>
<p>Bundan asla şüphe duymuyorum.</p>
<p>O doğduğunda yetimdi, rahmete kavuştuğunda ise bütün âlemi yetim bıraktı.</p>
<p>Bütün içtenliğimle diyebilirim ki, tebliğ ettiği  İslam Dini inşallah kıyamete kadar baki kalacak ve hepimizin ellerinde  yükselecektir.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, o’nun insanlığa  ulaştırdığı mesajların samimi bir şekilde benimsenmesini temenni ediyor,  aranılan huzur ve hoşgörünün ziyadesiyle burada bulunacağına  inanıyorum.</p>
<p>Yüce Rabbimin hepimizin yar ve yardımcısı  olmasını niyaz ediyor, haktan, hakikaten ve mukaddesattan mahrum  olmamayı diliyor; sevgili Peygamberimizin şefaatine nail olmayı  içtenlikle temenni ediyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-kutlu-dogum-haftasi-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kutlu-dogum-haftasi-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları “Kutlu Doğum Haftası” Vesilesiyle Osmanlı Şerbeti İkram Etti</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-%e2%80%9ckutlu-dogum-haftasi%e2%80%9d-vesilesiyle-osmanli-serbeti-ikram-etti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-%e2%80%9ckutlu-dogum-haftasi%e2%80%9d-vesilesiyle-osmanli-serbeti-ikram-etti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2011 22:07:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2643</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları “Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri çerçevesinde 15 Nisan 2011 tarihinde Cuma Namazından sonra Antalya Merkez Akmescit Camii’nde Namazdan çıkanlara Osmanlı şerbeti ikram edip, Veda Hutbesi dağıttı. Antalya Ülkü Ocakları “Kutlu Doğum Haftası&#8221; etkinliklerine başladı. İlkini 15 Nisan Cuma günü Namaz çıkışında şerbet ikramı ve Veda Hutbesi hediye ederek başladı. Yine aynı hafta içinde Peygamber Efendimizin hayatı ve güzel ahlakı üzerine bir dizi etkinlik gerçekleştirecektir. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya yaptığı açıklamada şunları söyledi: &#8220;Bu haftanın, hak din olan İslam’ın ve son peygamber Hz. Muhammed’in yaşamının ve görüşlerinin daha iyi anlaşılmasına vesile olmasını diliyoruz. Peygamber efendimizin doğumunun üzerinden 1440 yıl geçmiş bulunmaktadır. Peygamberlik zincirinin son halkası olarak beşeriyete gönderilen Peygamber Efendimiz, yaşadığı zamanın karanlığına son vermiş, aydınlık bir dönemin müjdecisi olmuştur. Peygamber efendimiz, kargaşanın huzurla, cahilliğin ilimle, çirkinliklerin güzellikle tebdilini sağlamış, Yaradan’ın yüce mesajlarını insanlığa ileterek, insanlığın yolunu irfan ve ferasetiyle aydınlatmıştır. Hz. Muhammed 23 yıllık peygamberlik hayatı boyunca İslam medeniyetinin ilim, adalet, barış, ahlak ve akıl gibi değerler üzerinde inşasını başarmış, İslam’ın dünyanın en uç köşelerine kadar ulaşmasını sağlamıştır. Aynı zamanda Peygamber efendimizin yaşantısı, güzel ahlakı, sabrı, adalet anlayışı, ileri görüşlülüğü ve insanlığa tebliğ ettiği mukaddes prensipleri Türk-İslam medeniyetinin de fikri ve fiili referans noktası haline gelmiştir. Bu duygu ve düşüncelerle; Peygamber efendimizi anmak,  anlamak ve ahlakını anlatmak için de bir vesile olacak bu haftanın tüm Türk -İslam âlemine hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah&#8217;tan niyaz ederiz.&#8221;Dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları “Kutlu Doğum  Haftası” etkinlikleri çerçevesinde 15 Nisan 2011 tarihinde Cuma  Namazından sonra Antalya Merkez Akmescit Camii’nde Namazdan çıkanlara  Osmanlı şerbeti ikram edip, Veda Hutbesi dağıttı. <img class="alignnone" src="../etkinlik/Kutludogum2011-1.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları “Kutlu  Doğum Haftası&#8221; etkinliklerine başladı. İlkini 15 Nisan Cuma günü Namaz  çıkışında şerbet ikramı ve Veda Hutbesi hediye ederek başladı. Yine aynı  hafta içinde Peygamber Efendimizin hayatı ve güzel ahlakı üzerine bir  dizi etkinlik gerçekleştirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><img src="../etkinlik/Kutludogum2011-2.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı  Lokman Kaya yaptığı açıklamada şunları söyledi: &#8220;Bu haftanın, hak din  olan İslam’ın ve son peygamber Hz. Muhammed’in yaşamının ve görüşlerinin  daha iyi anlaşılmasına vesile olmasını diliyoruz. Peygamber efendimizin  doğumunun üzerinden 1440 yıl geçmiş bulunmaktadır. Peygamberlik  zincirinin son halkası olarak beşeriyete gönderilen Peygamber Efendimiz,  yaşadığı zamanın karanlığına son vermiş, aydınlık bir dönemin müjdecisi  olmuştur. Peygamber efendimiz, kargaşanın huzurla, cahilliğin ilimle,  çirkinliklerin güzellikle tebdilini sağlamış, Yaradan’ın yüce  mesajlarını insanlığa ileterek, insanlığın yolunu irfan ve ferasetiyle  aydınlatmıştır. Hz. Muhammed 23 yıllık peygamberlik hayatı boyunca İslam  medeniyetinin ilim, adalet, barış, ahlak ve akıl gibi değerler üzerinde  inşasını başarmış, İslam’ın dünyanın en uç köşelerine kadar ulaşmasını  sağlamıştır. Aynı zamanda Peygamber efendimizin yaşantısı, güzel ahlakı,  sabrı, adalet anlayışı, ileri görüşlülüğü ve insanlığa tebliğ ettiği  mukaddes prensipleri Türk-İslam medeniyetinin de fikri ve fiili referans  noktası haline gelmiştir. Bu duygu ve düşüncelerle; Peygamber  efendimizi anmak,  anlamak ve ahlakını anlatmak için de bir vesile  olacak bu haftanın tüm Türk -İslam âlemine hayırlar getirmesini Cenab-ı  Allah&#8217;tan niyaz ederiz.&#8221;Dedi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img src="../etkinlik/Kutludogum2011-3.jpg" alt="" width="600" height="337" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-%25e2%2580%259ckutlu-dogum-haftasi%25e2%2580%259d-vesilesiyle-osmanli-serbeti-ikram-etti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-%e2%80%9ckutlu-dogum-haftasi%e2%80%9d-vesilesiyle-osmanli-serbeti-ikram-etti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarım’ın Kara Talihi ve “AK(!) Gerçekler” &#8211; Behzat GÜNGÖR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tarim%e2%80%99in-kara-talihi-ve-%e2%80%9cak-gercekler%e2%80%9d-behzat-gungor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tarim%e2%80%99in-kara-talihi-ve-%e2%80%9cak-gercekler%e2%80%9d-behzat-gungor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 22:46:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2664</guid>
		<description><![CDATA[Gıda’nın hammaddesi hayvansal ve bitkisel kaynaklı ürünlerdir. Bu ürünler de sadece tarımsal faaliyetlerle elde edilir. Türkiye’de tarım “sürdürülemez” hale gelmiş ve “sürünmeye” başlamıştır. Nedeni ise, “milli” ve “sürdürebilir” bir tarım politikasının olmamasıdır. Olmayan politikanın nasıl yönetileceği de malumdur. İşiniz, size ne emrediliyorsa, onu yerine getirmektir. Bakınız, ülkede hayvancılığımız nereye geldi? 1980&#8242;li yıllarda 17 milyon olan büyükbaş hayvan varlığımız günümüzde 10 milyona, 45-50 milyon olan koyun ve keçi varlığımız ise 24 milyonun altına düştü. Milli bir tarım ve hayvancılık politikasının olmaması sonucu, üretici %150 artan yem ve girdi maliyetlerini çıkartamamış ve “anaçlık hayvanlarını” bile kesime göndererek zararını kapatmaya çalışmıştır. Tüketici artan et fiyatları karşısında, ilginçtir, her zaman aldığı gramajdan azaltmayı kendine uygun görmüştür. Doğru ya! Hükümetin suçu değildi et fiyatlarının artması, hayvan sayısı da azalabilirdi, hatta Et ve Balık Kurumu&#8217;nun 1992 yılında özelleştirme kapsamına alınıp 2005 yılına kadar özelleştirme kapsamında kaldığı bu süre içerisinde 19 adet işletmesi satılabilir, 3 adet işletmesi kapatılabilir, 5 adet işletmesi ise başka kurumlara devredilebilirdi. Şimdi koyun varlığımız 15,5 milyona düştü. Kurban bayramından sonra bu daha da aşağıya indi. Ortalama her yıl 1 milyon baş hayvanımız azalmaya devam edecek. Hayvan kayıt sisteminde 18 milyon büyükbaş hayvan olduğu görünüyor. Bakanlığımız fiili sayım da yaptırıyor ve sonuç: 10 milyon baş hayvan çıkıyor. Kayıt sisteminin güzelliğine bakın(!) Torba yasa ile keçilerin ormanlı arazilerde otlatılmasının önü açıldı. Orman köylülerimiz artık ceza korkusu olmadan keçilerini bu arazilerde otlatabilecekler. Bu yasa bir seçim yatırımı değil de ne? Onun yerine belirlenen ormanlık arazilerde buna izin verilse ve her orman köylüsünün yararlandığı arazi miktarına uygun ağaç dikimi de teşvik edilse iyi olmaz mıydı? Hem hayvanını otlatsın hem de ormanını kursun. Bir ara GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) ürün ithalatı yasaklandı. Bu arada da yem fiyatları fırladı. Sonra da belli bir oranda GDO’lu ürünlere izin vermeye başladılar. Arada kimler malı götürdü acaba? Hükümete defalarca “hayvancılık sorunu” rapor edilmiş, gündem oluşturulmuş. Hükümet Mart 2010’da “hayvan ithalatı olmayacak” demiş, 1 ay sonra ithalat başlamış. Şu anda yapılacak çalışmalarla bile, en iyimser tahminle 5 yılda hayvancılığımız eski dönemini yakalar. Bu da ancak, özel desteklemelerle gerekirse teşviklerle sağlanabilir. Öyle belli yandaşların tekeline vererek değil… Bitkisel üretimde de durum pek parlak değil. Çok traktör satılmış olması çiftçinin çok para kazandığını mı gösterir? Türkiye’nin yıllık sebze tohumlarına verdiği para o kadar da çok değil. Yaklaşık 90 milyon dolar. Tohumu bir hammadde gibi düşünmek gerekir. Eğer sizde yoksa olan yerden alırsınız. Tohumun tarımsal üretimdeki girdi payı %7 civarındadır. Çiftçinin asıl sorunu diğer girdiler olan, mazot, gübre ve değerine satamadığı üründür. Siz hiç duydunuz mu 1 ay içinde gübrenin fiyatının %30 arttığını? Mazotu hiç sormuyorum bile… Asıl soru şudur: Türkiye’nin 10 milyar dolar tarımsal ihracat potansiyeli varken bunu neden yapamıyoruz? Sadece “kiraz üretiminden” Türkiye’nin 3 milyar dolar kazanma şansı var. Ya Fındık ? Sök fındık ağacını al parayı… Neden? Bunun yanında sadece Bursa’da yetişen siyah incir? Kiraz’da dünya piyasası İngiltere’nin elinde, ama İngiltere’de Kiraz ağacı yok. İlginç değil mi? Termal enerji kaynaklarımızdan da yararlanmalıyız. Bugün ülkemizin birçok yeri bu enerjiyi kullanabilecek durumdadır. Kütahya, Afyon, Eskişehir, Aydın… Yıllık güneşlenme miktarı güney bölgelerinden daha fazla olan bu yerlerde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gıda’nın hammaddesi hayvansal ve  bitkisel kaynaklı ürünlerdir. Bu ürünler de sadece tarımsal  faaliyetlerle elde edilir. Türkiye’de tarım “sürdürülemez” hale gelmiş  ve <strong>“sürünmeye”</strong> başlamıştır. Nedeni ise, <strong>“milli” </strong>ve <strong>“sürdürebilir”</strong> bir tarım politikasının olmamasıdır. Olmayan politikanın nasıl  yönetileceği de malumdur. İşiniz, size ne emrediliyorsa, onu yerine  getirmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız, ülkede hayvancılığımız nereye geldi?</p>
<p style="text-align: justify;">1980&#8242;li yıllarda 17 milyon olan  büyükbaş hayvan varlığımız günümüzde 10 milyona, 45-50 milyon olan koyun  ve keçi varlığımız ise 24 milyonun altına düştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli bir tarım ve hayvancılık  politikasının olmaması sonucu, üretici %150 artan yem ve girdi  maliyetlerini çıkartamamış ve <strong>“anaçlık hayvanlarını”</strong> bile kesime göndererek zararını kapatmaya çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüketici artan et fiyatları karşısında, ilginçtir, her zaman aldığı gramajdan azaltmayı kendine uygun görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğru ya! Hükümetin suçu değildi et  fiyatlarının artması, hayvan sayısı da azalabilirdi, hatta Et ve Balık  Kurumu&#8217;nun 1992 yılında özelleştirme kapsamına alınıp 2005 yılına kadar  özelleştirme kapsamında kaldığı bu süre içerisinde 19 adet işletmesi  satılabilir, 3 adet işletmesi kapatılabilir, 5 adet işletmesi ise başka  kurumlara devredilebilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi koyun varlığımız 15,5 milyona  düştü. Kurban bayramından sonra bu daha da aşağıya indi. Ortalama her  yıl 1 milyon baş hayvanımız azalmaya devam edecek. Hayvan kayıt  sisteminde 18 milyon büyükbaş hayvan olduğu görünüyor. Bakanlığımız  fiili sayım da yaptırıyor ve sonuç: 10 milyon baş hayvan çıkıyor. Kayıt  sisteminin güzelliğine bakın(!)</p>
<p style="text-align: justify;">Torba yasa ile keçilerin ormanlı  arazilerde otlatılmasının önü açıldı. Orman köylülerimiz artık ceza  korkusu olmadan keçilerini bu arazilerde otlatabilecekler. Bu yasa bir  seçim yatırımı değil de ne? Onun yerine belirlenen ormanlık arazilerde  buna izin verilse ve her orman köylüsünün yararlandığı arazi miktarına  uygun ağaç dikimi de teşvik edilse iyi olmaz mıydı? Hem hayvanını  otlatsın hem de ormanını kursun.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ara GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş  Organizma) ürün ithalatı yasaklandı. Bu arada da yem fiyatları fırladı.  Sonra da belli bir oranda GDO’lu ürünlere izin vermeye başladılar. Arada  kimler malı götürdü acaba?</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümete defalarca <strong>“hayvancılık sorunu”</strong> rapor edilmiş, gündem oluşturulmuş. Hükümet Mart 2010’da <strong>“hayvan ithalatı olmayacak” </strong>demiş,  1 ay sonra ithalat başlamış. Şu anda yapılacak çalışmalarla bile, en  iyimser tahminle 5 yılda hayvancılığımız eski dönemini yakalar. Bu da  ancak, özel desteklemelerle gerekirse teşviklerle sağlanabilir. Öyle  belli yandaşların tekeline vererek değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Bitkisel üretimde de durum pek parlak değil. Çok traktör satılmış  olması çiftçinin çok para kazandığını mı gösterir? Türkiye’nin yıllık  sebze tohumlarına verdiği para o kadar da çok değil. Yaklaşık 90 milyon  dolar. Tohumu bir hammadde gibi düşünmek gerekir. Eğer sizde yoksa olan  yerden alırsınız. Tohumun tarımsal üretimdeki girdi payı %7  civarındadır. Çiftçinin asıl sorunu diğer girdiler olan, mazot, gübre ve  değerine satamadığı üründür<strong>.</strong> Siz hiç duydunuz mu 1 ay içinde gübrenin fiyatının %30 arttığını? Mazotu hiç sormuyorum bile…</p>
<p style="text-align: justify;">Asıl soru şudur: Türkiye’nin 10 milyar dolar tarımsal ihracat potansiyeli varken bunu neden yapamıyoruz? Sadece <strong>“kiraz üretiminden”</strong> Türkiye’nin 3 milyar dolar kazanma şansı var. Ya Fındık ? Sök fındık  ağacını al parayı… Neden? Bunun yanında sadece Bursa’da yetişen siyah  incir? Kiraz’da dünya piyasası İngiltere’nin elinde, ama İngiltere’de  Kiraz ağacı yok. İlginç değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Termal enerji kaynaklarımızdan da  yararlanmalıyız. Bugün ülkemizin birçok yeri bu enerjiyi kullanabilecek  durumdadır. Kütahya, Afyon, Eskişehir, Aydın… Yıllık güneşlenme miktarı  güney bölgelerinden daha fazla olan bu yerlerde 10-11 ay üretim  yapılabilir. Projelendirmeleri de öyle herkese uydurma 1 dönümlük  plastik tünel değil, birlik adı altında en az 10 dönümlük verimli  işletmeler halinde olacak şekilde yapılmalıdır. İşletme içerisinde soğuk  hava depoları, paketleme tesisleri idari binaları ile birlikte olmalı  ve üreticinin direkt tüketiciye ulaşacağı sistemli bir satışla  yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlamda, <strong>“ileri ülkeler seviyesine” </strong>gelmek demek, bilinçli üreticilerle olur. <strong>“İyi Tarım Uygulamaları”</strong> bugün Avrupa ve Amerika’da vazgeçilmez sistem olmaktadır. Ne demektir  iyi tarım uygulamaları? İnsan, hayvan ve çevre sağlığına zarar vermeden,  doğal kaynakları koruyarak tarımda izlenebilirlik ve  sürdürülebilirlikle gıda güvenliğinin sağlanması amacıyla yapılan  tarımsal üretim modelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’ya ihracat yapmak için <strong>“EUREPGAP”</strong> sertifikasına sahip olmalıyız. Bu protokol hazırlandı ve yürürlüğe  girdi. Bu ülkelere ihracat yapmak isteyen ülkeler de kendi mevzuatlarını  hazırladılar. 2007 yılında bu sistemin adı GLOBALGAP oldu. Artık  tüketici tarımsal bir ürünü aldığında ve bir sorunla karşılaştığında,  ürünü üreten çiftçiye ve tarlaya kadar geriye doğru izlenebilir. 73  milyon nüfusa sahip ülkemizde 1 çiftçiye ortalama 10 tüketici düşüyor.  Bu oran Avrupa ülkerinde en az 20 kişidir. Yaşlı nüfusun artmakta olduğu  ve genç nüfusun üretimle uğraşmadan mevcut sistem içerisinde kendini  idame etmeye alışan yapısı nedeniyle 400 milyon nüfuslu Avrupa pazarını  göz ardı edemeyiz. Yoksa ihracat yapıyoruz diye ürettiğimiz; mesela  yerli dolma biberi, Demre biberi, Kırkağaç kavunu oradaki Türk  vatandaşlarımıza satmaktan başka bir şey yapamayız.<strong> </strong>Avrupa  ne yiyorsa onu üretmeliyiz. Rusya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika hatta Uzak  Doğu ülkelerine bile ihracat için onların tükettiğini üretmeliyiz. Bunu  yapmanın yolu da iyi tarım uygulaması standartlarını sağlamaktan geçer.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye toprakları su kaynakları  yönünden kritik sınırdadır ve sanıldığının aksine su zengini değildir.  Yer altı ve Yerüstü su kaynaklarımız 112 milyar m3’tür. Bunun 46 milyar  m3’ünü içme suyu olarak, 34 milyar m3’ünü tarımsal amaçlı olarak  kullanmaktayız. 2023 yılında, artan nüfusla birlikte su ihtiyacımızın 2  katına çıkacağını söyleyebiliriz. Barajlar sadece elektrik üretmezler.  Mevcut su kaynaklarımızın depolandığı yerlerdir. Herkes etrafına bir  bakarsa; rahatça başıboş akan çay, dere ve nehir görebilir. Şimdiden bu  kaynaklarını elimizde tutmanın ve ileriki dönemlerde değerlendirmenin  projelerine başlanmalıdır. Su kaynaklarının verimli kullanılması adına,  kapalı sistem sulama tünelleri ve buharlaşma yolu ile su kaybımızı en  aza indirmek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümet bugün damlama sulama  sistemlerine destek veriyor, basınçlı sulama sistemlerini teşvik ve  sübvanse ediyor ama sulama ve su yönetiminde hiçbir rol üstlenmiyor.  Bunu Sulama Birliklerinin üzerine yıkmış ve onları da, -konuyla ne  alakası var bilinmez ama-, İç işleri Bakanlığına bağlamış, DSİ de Çevre  ve Orman Bakanlığı’na bağlı… Ama kaçan suyun yanında üreticiye verilen  destek de devede kulak bile değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Suyun kullanımı ve yönetimi neden  önemlidir? Hatırlarsınız, medyada zaman zaman yer bulmuştu. Konya ‘da  büyük çukurlar oluşmuştu. İşte bilinçsiz kullanım ile boşalan yer altı  suları nedeniyle oluşan bu devasa çukurlar işin önemine sadece bir  örnektir. GAP projesini de bilmeyeniniz yoktur. Yıllarca kurak tarımın  yapıldığı arazilerin birden sulu tarıma açılması ile önce tuzlulaşma ve  ardından tekrar çoraklaşma başlamış ve eskisinden daha kötü olmuştur. Bu  durum halen devam etmektedir. Yıllarca sürecek uygulamalarla eski  haline dönebilir. Zaten 8 yılda sulama üzerine yapılan bir iyileştirme  faaliyeti de göremedik. Bunu aşırı yağışlardan sonra sel basan  ovalarımızı seyrederken anlayabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarımsal politikamıza yön ver(emey)en AKP hükümetinin övündüğü <strong>“tarımsal desteklemeler”</strong> göz boyama faaliyetlerinden başka bir şey ifade etmemektedir.  Araştırdığımız ve öğrendiğimiz şekli ile Türkiye, 56 Milyar dolarlık  tarımsal değerle dünyada 8.sırada gelmektedir. Ama desteklemelerde son  sıralarda yer almaktayız. ABD üreticisi 4.500 $, AB üreticisi 2.500 $  ortalama destek almaktadır. Bu oran ülkemizde, sıkı durun; 40$  civarındadır. ABD gibi devasa üreten ve tüketen bir ülke ile kendimizi  tabiî ki karşılaştırmak yanlış olur. Ancak, 80 Milyar dolar,  desteklemeye bütçe ayırdığını da söylemek gerekir. Yaygın üretimi  yapılan ürünlerden Pamuk, Buğday, Ayçiçeği, Arpa, Bakliyatta artışlar  aynı kalırken; Midye, Kanola, Soya gibi bölgesel ürünlerde artış oldu.  Yem bitkilerinde ise, Yonca ( 130TL/dekar), Korunga(90TL/dekar),  Silajlık Mısır (55TL/dekar) ürünlerinde artışlar gerçekleşti. Özellikle  yem bitkilerinde sadece desteği alabilmek adına, kilosu 3TL’den adi  tohum ekildi. Çıkan ürüne bakılmadan çimlenmeden sonra tarla gösterildi  ve para aynen devletten alındı. Bu durum bilindiği halde, denetimi  kimler yaptı? Bu iş öyle 3-5 dekar için yapılmaz diye düşünüyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçi kırsal motorin  kullanıyordu. Bu da bitti. Şimdi %70 ÖTV ödediği mazotu kullanacak.  Mazota verilen dekar desteğini buraya yazmıyorum bile…Gübre desteği ise,  gübrenin 1 ay içinde %30 artışı ile tavan yapmış, gübre destek parası  da sadece 1 bardak soğuk su parasına gelmiş. Hayvancılık için ise  söyleyecek söz bulamıyoruz. 2010 yılında ödenen destek 1.2milyar lira.  2011 yılında bu rakam 1.7milyar Lira olacak. 2002’de  %4 pay alan  hayvancılık desteklemesi, şimdi %26’ya çıkacakmış. Bizim anladığımız şu;  desteklemeyi alacak üretici sayısı bir hayli azaldı. Bu desteklemeyi  hangi Angus’cular alacak? Cevabı “<strong>yandaşlar</strong>” versin…</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca yapılan desteklemeyi hükümet şöyle anlıyor: “<strong>sorunlar belli, ben parayı veriyorum, siz neden üretemiyorsunuz?” </strong>Biz de cevap verelim: “<strong>Sen desteklemeyi milli gelirin %1’inden daha az yapıyorsun, biz de karnımızı doyurmak için kullanamıyoruz.” </strong>Kısacası Türkiye ekonomisi büyüyor, <strong>“TARIM EKONOMİSİ&#8221;</strong> küçülüyor. Ekonomi, %4.7 büyümesine karşılık, Tarımdaki oran %3.3 ve tarımsal hammadde oranımız da son üç yıldır açık veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Tarım Bakanı’nın şahsında,  AKP’nin sektöre bakışını şu örnekle açalım: Büyük şehirlerimizin birinde  Dünya ülkelerinin tohum temsilcilerinin ve kurumlarının toplantısı  oluyor. Bakan emir vermiş, devletin tüm tarımsal kuruluşları stant açmış  ve birkaç özel sektör de orada hazır bulunmuş. Bakan topluluğa konuşma  yapıyor ve insanlara <strong>“hobi bahçeciliğinden”</strong> bahsediyor.  Herkes balkonuna ve bahçesine sebze yapmalıymış. Bakış açısının  darlığına bakar mısınız? 7 milyonluk üretici ailesi ürününü kaç paraya  satacağını bilmeden üretiyor, diğer taraftan Bakan hobi bahçesinden  bahsediyor. Kim ve ne için? AKP bu kadar sığ, bu kadar basit, bu kadar  aciz bir anlayış içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gıda sektörümüzün yüz akı olan  salça sanayicilerinin de ayrı bir derdi var. 80’den fazla işletmenin  yaklaşık 200 milyon dolarlık salça ihracatı var. Her yıl yurtdışında  rekabet şartlarını zorlayarak ihracatını yapmaya çalışan bu firmalardan  bazıları, Tarım Bakanlığı’nda, Sayın Tarım Bakanı’nın da hazır bulunduğu  bir toplantı yapıyor ve burada <strong>“bazıları” </strong>Bakan’a rest  çekiyor. Yurtdışından salça ithal etmek ve yurtiçinde-dışında satmak,  ülkesindeki çiftçiye gerçek değeri üzerinden para vermemek için…</p>
<p style="text-align: justify;">Bakan kabul etmiyor, şimdilik…</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak toplantıdaki tarz çok ilginç…</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin temsil edildiği bir makamda “<strong>İzin versen de vermesen de biz Kuzey Irak üzerinden getirmesini biliriz”</strong> deniyor. Cürete bakınız…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu diyaloglar, konunun önemine binaen iki yönü ile ilginçtir:</p>
<p style="text-align: justify;">1-      Devlet makamında bu tarz “çıkışlara” izin veriliyor. Acziyet…</p>
<p style="text-align: justify;">2-       İzin verilmemiş dahi olsa bu konu masaya yatırılıyor. Teslimiyet…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong>Salça sektöründe<strong> </strong>200  milyon dolarlık ihracat rakamı az gelebilir. Ancak bu üretimden ekmek  yemeğe çalışan başta çiftçiler ve diğer sektörlerin durumu ne olacak?  Yani 250.000 ton salçayı 350.000 dekar alanda yetiştiren çiftçinin ve  her şeyden önemlisi ülkenin durumu ne olacak? Çin’den ne olduğu belli  olmayan salça mı ithal edip yiyeceğiz?</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçiyi yabancı sermayeli  bankaların kucağına düşük faizli kredilerle atıp, sonra da lafta kalan  “desteklemelerle” kurtarabilecek misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">Şu anda bir çalışma yapsanız, bu  bankaların ne kadar tarla sahibi ya da ülkemiz toprağına sahip olduğunu  görürsünüz. Siz şimdi kolayca şunu da diyebilirsiniz: Zorla mı  yaptırdık? Zorla değil ama cazip göstererek, dersek, size ayıp eder  miyiz?</p>
<p style="text-align: justify;">Kredi kartları için de vatandaşa aynı şeyi söylediniz: <strong>“Herkes hesabını bilerek harcasın.”.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdiden hepimiz borçluyuz,<strong> “hamdolsun…” </strong>Vatandaşta zaten,<strong> “aman kredi borcum var, bu adamlara oy vermezsek ekonomi bozulur, kredi faizleri artar” </strong>diye düşünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP de zaten milleti bu duruma getirmek için az emek harcamadı; sonuç ortada&#8230; Ama biz bu numarayı yutmadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi herkese anlatacağız; üste para verip tarlasını bankalara kaptıran üreticilerimiz için hareket zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üretici bu ülkenin siyasetine,  ekonomisine, kültürüne yön verendir. Kriz zamanı da milletimiz  dayanışmayı bilmiş ve ağır tahribat altında yaşam mücadelesi verse de,  ayakta kalmayı bilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın başbakan bu durumu <strong>“teğet”</strong> olarak adlandırmıştı. Ama artık bıçak kemiğe dayanmış ve sonraki kriz “teğet” olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran Genel Seçimlerinde  çiftçimiz adına ülkenin ve milletin bütünlüğü için önemli olduğu kadar;  yukarıda dile getirdiğimiz bu uygulamalara karşı AKP hükümetinin  suratına atacağı şamar sesini duymak açısından da önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toprağı işleyen nasırlı eller, AKP’nin suratında <strong>“ses verecektir.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Son sözümüz şudur: Çiftçiye gerçekten değer veren; ülkesine değer verendir ve kazanır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftarim%25e2%2580%2599in-kara-talihi-ve-%25e2%2580%259cak-gercekler%25e2%2580%259d-behzat-gungor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tarim%e2%80%99in-kara-talihi-ve-%e2%80%9cak-gercekler%e2%80%9d-behzat-gungor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;artan terör saldırıları&#8221; nedeniyle yapmış oldukları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-artan-teror-saldirilari-nedeniyle-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-artan-teror-saldirilari-nedeniyle-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Apr 2011 20:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2647</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemiz, kuşkuların arttığı, kışkırtmaların kabından taştığı, Türk milletinin birliğine yönelik hain suikastların alabildiğine yoğunlaştığı bir ortamda Milletvekili Genel Seçimine doğru hızla yol almaktadır. AKP’nin kontrollü gerginlik ve tahrik siyasetinin neden olduğu kutuplaşma toplumun her tarafını sarmış ve her kesime sirayet etmiştir. Böylesi bir dönemde aziz milletimiz kendi geleceğiyle ilgili tercihini yapacak ve kesin hükmünü verecektir. Bu haliyle önümüzdeki süreç Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti için hayati bir dönüm noktası olacak ve ihanetin belinin kırılması için de tarihi bir fırsat sunacaktır. Bununla birlikte, Başbakan Erdoğan’ın öfke ve nefret dehlizlerinde yolunu kaybeden üslubu, iftira ve çamur atmaya dayalı yönetim tarzı artık dayanılmayacak bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır. Milletimizin birlikte yaşama ülküsüne ileri demokrasi kamuflajıyla tuzaklar kurup saldırılar düzenleyen bu zihniyetin, artan bir şekilde haddini ve cüretini aştığı görülmektedir. Açılım denilen yıkım projesiyle, Türkiye’yi tasfiye etmeye ve Türk milletini dağıtmaya adeta kararlı olan Başbakan ve yol arkadaşları sabırları taşırma noktasına kadar getirmişlerdir. Teröre boyun eğen, teröriste sevimli görünmeye çalışan, İmralı canisiyle karanlık odalarda pazarlık yapan, Habur’da PKK’lı hainlere karşılama törenleri düzenleyen ve Hizbullah militanlarını serbest bırakan AKP hükümetiyle gidilecek bir yol, varılacak bir hedef artık kalmamıştır. AKP’yle birlikte ahlaksızlık prim yapmış, asayişsizlik huzuru kaçırmış, bölücüler cesaret kazanmış, yolsuzluk ve yoksulluk çığırından çıkmış; taviz, boyun eğme, teslimiyet ileri bir aşamaya ulaşmıştır. Omurgasız, çapsız, vicdansız ve gayri milli bir siyasetin tüm emarelerini sergileyen iktidar zihniyeti millet ve devlet hayatını tek kelimeyle kaosa sürüklemiştir. AKP hükümeti, uluslararası ilişkilerde sıfır sorun politikasıyla, küresel güç merkezlerinin taşeronluğuna talip olmuş ve arkasında duranların suflörlüğünü yaparak kişiliksiz ve kaypak bir duruş göstermekten utanmamıştır. Elbette büyük Türk milleti, hükümetin ülke dışındaki meselelere odaklanarak, Haçlı zihniyetinin değirmenine su taşımasının hesabını soracaktır. Bu gerçekler ortadayken, son günlerde PKK’lı teröristlerin artan kanlı saldırılarına hükümet tarafından tepki gösterilmemesi üzerine iyi düşünmek gerekmektedir. Nitekim Osmaniye ve Şırnak’ta bir hafta içerisinde meydana gelen hain saldırılar neticesinde toplam oniki Mehmetçiğimiz yaralanmış, bir Mehmetçiğimiz de şehit düşmüştür. Sinop’un Boyabat ilçesinde ise üç polisimiz alçakça düzenlenen saldırılar sonucunda yaralanmışlardır. Ne var ki bu gelişmeler hükümeti harekete geçirmeye yetmemiş ve Başbakan Erdoğan’ın ağzından konuyla ilgili herhangi bir tavır ve milletimizi rahatlatacak bir beyan duyulmamıştır. Saklandıkları Kuzey Irak’tan ülkemize geçerek ölüm saçan PKK’lı canilerin, eylemlerini gerçekleştirebilmek için uygun ortam ve siyasi iklim buldukları şüphesizdir. Başbakan Erdoğan’ın Libya’dan Filistin’e kadar, bu ülke vatandaşlarının emniyet ve huzurlarının sağlanması için ikide bir sahte de olsa çıkışları biliniyorken, bölücülük ve terör kuşatması altında bulunan Türk vatandaşlarına karşı benzer yaklaşımları göstermemesi samimiyetsizliğinin ve kafasının nerelerle meşgul olduğunun açıkça kanıtıdır. PKK’lı canilerin yuvalandığı ve himaye edildiği Irak’ın kuzeyinde; sazlı sözlü sıra gecelerine katılan Başbakan’ın, Ankara’nın şerefini Erbil’de yerlere düşürdüğü ayan beyan ortadadır. Peşmerge reisine yönelik olarak; ‘muhatabımız değil, teröre yataklık yapıyor, hesabı sorulur, bana onu sormayın’ sözlerinin tarafı ve sahibi bellidir. Başbakan Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra, Erbil’in meşrulaştırılması ve Barzani’nin abilikten, kardeşliğe ve dostluğa da terfi etmesi milletimiz tarafından ibret ve nefretle hatırlanacaktır. Anlaşıldığı kadarıyla AKP, 12 Haziran seçimlerinden galibiyetle ayrılması halinde peşmerge kalıntısı ve bölücü çevrelerle birlikte el ele verecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin içten ve dıştan çökmesine zemin hazırlayacaktır. Planlanan yeni anayasa kapsamında iki dilli, iki bayraklı ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Ülkemiz, kuşkuların arttığı, kışkırtmaların  kabından taştığı, Türk milletinin birliğine yönelik hain suikastların  alabildiğine yoğunlaştığı bir ortamda Milletvekili Genel Seçimine doğru  hızla yol almaktadır.</p>
<p>AKP’nin kontrollü gerginlik ve tahrik siyasetinin neden olduğu  kutuplaşma toplumun her tarafını sarmış ve her kesime sirayet etmiştir.</p>
<p>Böylesi bir dönemde aziz milletimiz kendi geleceğiyle ilgili tercihini yapacak ve kesin hükmünü verecektir.</p>
<p>Bu haliyle önümüzdeki süreç Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti için  hayati bir dönüm noktası olacak ve ihanetin belinin kırılması için de  tarihi bir fırsat sunacaktır.</p>
<p>Bununla birlikte, Başbakan Erdoğan’ın öfke ve nefret dehlizlerinde  yolunu kaybeden üslubu, iftira ve çamur atmaya dayalı yönetim tarzı  artık dayanılmayacak bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır.</p>
<p>Milletimizin birlikte yaşama ülküsüne ileri demokrasi kamuflajıyla  tuzaklar kurup saldırılar düzenleyen bu zihniyetin, artan bir şekilde  haddini ve cüretini aştığı görülmektedir.</p>
<p>Açılım denilen yıkım projesiyle, Türkiye’yi tasfiye etmeye ve Türk  milletini dağıtmaya adeta kararlı olan Başbakan ve yol arkadaşları  sabırları taşırma noktasına kadar getirmişlerdir.</p>
<p>Teröre boyun eğen, teröriste sevimli görünmeye çalışan, İmralı  canisiyle karanlık odalarda pazarlık yapan, Habur’da PKK’lı hainlere  karşılama törenleri düzenleyen ve Hizbullah militanlarını serbest  bırakan AKP hükümetiyle gidilecek bir yol, varılacak bir hedef artık  kalmamıştır.</p>
<p>AKP’yle birlikte ahlaksızlık prim yapmış, asayişsizlik huzuru  kaçırmış, bölücüler cesaret kazanmış, yolsuzluk ve yoksulluk çığırından  çıkmış; taviz, boyun eğme, teslimiyet ileri bir aşamaya ulaşmıştır.</p>
<p>Omurgasız, çapsız, vicdansız ve gayri milli bir siyasetin tüm  emarelerini sergileyen iktidar zihniyeti millet ve devlet hayatını tek  kelimeyle kaosa sürüklemiştir.</p>
<p>AKP hükümeti, uluslararası ilişkilerde sıfır sorun politikasıyla,  küresel güç merkezlerinin taşeronluğuna talip olmuş ve arkasında  duranların suflörlüğünü yaparak kişiliksiz ve kaypak bir duruş  göstermekten utanmamıştır.</p>
<p>Elbette büyük Türk milleti, hükümetin ülke dışındaki meselelere  odaklanarak, Haçlı zihniyetinin değirmenine su taşımasının hesabını  soracaktır.</p>
<p>Bu gerçekler ortadayken, son günlerde PKK’lı teröristlerin artan  kanlı saldırılarına hükümet tarafından tepki gösterilmemesi üzerine iyi  düşünmek gerekmektedir.</p>
<p>Nitekim Osmaniye ve Şırnak’ta bir hafta içerisinde meydana gelen hain  saldırılar neticesinde toplam oniki Mehmetçiğimiz yaralanmış, bir  Mehmetçiğimiz de şehit düşmüştür.</p>
<p>Sinop’un Boyabat ilçesinde ise üç polisimiz alçakça düzenlenen saldırılar sonucunda yaralanmışlardır.</p>
<p>Ne var ki bu gelişmeler hükümeti harekete geçirmeye yetmemiş ve  Başbakan Erdoğan’ın ağzından konuyla ilgili herhangi bir tavır ve  milletimizi rahatlatacak bir beyan duyulmamıştır.</p>
<p>Saklandıkları Kuzey Irak’tan ülkemize geçerek ölüm saçan PKK’lı  canilerin, eylemlerini gerçekleştirebilmek için uygun ortam ve siyasi  iklim buldukları şüphesizdir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın Libya’dan Filistin’e kadar, bu ülke  vatandaşlarının emniyet ve huzurlarının sağlanması için ikide bir sahte  de olsa çıkışları biliniyorken, bölücülük ve terör kuşatması altında  bulunan Türk vatandaşlarına karşı benzer yaklaşımları göstermemesi  samimiyetsizliğinin ve kafasının nerelerle meşgul olduğunun açıkça  kanıtıdır.</p>
<p>PKK’lı canilerin yuvalandığı ve himaye edildiği Irak’ın kuzeyinde;  sazlı sözlü sıra gecelerine katılan Başbakan’ın, Ankara’nın şerefini  Erbil’de yerlere düşürdüğü ayan beyan ortadadır.</p>
<p>Peşmerge reisine yönelik olarak; <strong>‘muhatabımız değil, teröre yataklık yapıyor, hesabı sorulur, bana onu sormayın’</strong> sözlerinin tarafı ve sahibi bellidir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra, Erbil’in meşrulaştırılması  ve Barzani’nin abilikten, kardeşliğe ve dostluğa da terfi etmesi  milletimiz tarafından ibret ve nefretle hatırlanacaktır.</p>
<p>Anlaşıldığı kadarıyla AKP, 12 Haziran seçimlerinden galibiyetle  ayrılması halinde peşmerge kalıntısı ve bölücü çevrelerle birlikte el  ele verecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin içten ve dıştan çökmesine zemin  hazırlayacaktır.</p>
<p>Planlanan yeni anayasa kapsamında iki dilli, iki bayraklı ve iki  ortaklı bir federasyon yapılanmasının şartları oluşturulacak, başkanlık  sistemi de bunun manivelası olacaktır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın niyeti kötü, siyasi hedefleri ise aziz millet varlığı için son derece tehlikelidir.</p>
<p>Önümüzdeki süreçte bölücü çevrelerin sivil itaatsizlik girişimleri artarak devam edecek ve hayatın her alanına yayılabilecektir.</p>
<p>İlave olarak PKK’nın hunhar eylemlerinin doz ve şiddetinde gözle görülür bir artış olabilecektir.</p>
<p>Bu paralelde, zaten ikna ve teslim olmuş AKP zihniyetinin yanında,  Türk milletinin de terörün rezil taleplerine rıza göstermesi ve onay  vermesi istenecektir.</p>
<p>Nitekim AKP’nin yanında saf tutmuş olan; Kandil, İmralı, Erbil,  Erivan ve Okyanus ötesi tüm unsurlar umut ve beklentilerini 12 Haziran  seçimlerinden çıkacak sonuca bağlamışlardır.</p>
<p>Bu seçim; Cumhuriyet’in federasyonla, kardeşliğin bölünmeyle,  birlikte yaşamanın dağılmayla, dürüstlüğün sahtekârlıkla, refahın  krizle, temizliğin pislikle mücadelesine sahne olacaktır.</p>
<p>Şüphesiz Milliyetçi Hareket Partisi, vatanseverleri etrafından  toplayarak her ne pahasına olursa olsun Türk milletinin tarafında  olacak; hak ve menfaatlerini sonuna kadar savunacaktır.</p>
<p>Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın, partisinin son Meclis Grup toplantısında,  partimize dönük sarfettiği çirkin ve bayağı sözlerinin de karşılıksız  kalmayacağını bilmesinde fayda vardır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’ne, <strong>‘kafatası ölçmekten başka bir işe yaramadı’</strong> diyerek küstahça ve densiz bir şekilde iftira atan ve hezeyan  bataklığında şuurunu kaybeden Başbakan’ın asıl bilmesi ve kabul etmesi  gereken gerçek şudur:</p>
<p>Ülke tapusunu, emperyalist kadastro görevlilerine ipotek ettiren ve  milli varlığı yok etmek için eline tutuşturulan PKK açılımıyla sefere  çıkan bu zihniyetin, Türk milletinin bugüne kadar karşılaştığı en büyük  nifak ve fitne merkezi olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p>Ayrıca partimizi, Türkiye partisi olmadığı suçlamasıyla  değersizleştirmeye çalışan Başbakan’ın; kimlerin menfaatini gözeterek ve  desteğini alarak ayakta kaldığını, ülkemizi hangi çevrelerin  yönlendirmesi ve telkini altına soktuğunu açıklaması geride kalan siyasi  ahlakının bir icabı olacaktır.</p>
<p>Riyakârlığın, çıkarcılığın, utanmazlığın, haksızlığın, hırsızlığın ve  bölücülüğün tavan yaptığı AKP’li iktidar yılları, çok yakın bir zaman  içinde son bulacaktır.</p>
<p>Şartlara göre kılık değiştirmeyi fazilet diye yutturan ikiyüzlü ve  istismarcı AKP zihniyeti, yaptıklarının hesabını millet vicdanında ve  adalet önünde mutlaka verecektir.</p>
<p>Bundan herkes emin olmalıdır.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-artan-teror-saldirilari-nedeniyle-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-artan-teror-saldirilari-nedeniyle-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara&#8217;da Karlı Kara Gün&#8230; &#8211; Aybegüm AKSAK</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ankarada-karli-kara-gun-aybegum-aksak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ankarada-karli-kara-gun-aybegum-aksak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2011 20:43:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2661</guid>
		<description><![CDATA[8 Nisan 1997… Ülkücü hareketin en yüce duygularından birisidir, ahde vefa.  Ülkücüler; sahibi oldukları fikriyatın ve mensubu oldukları Ülkü Ocakları’nın kurucusu olan Türk milletinin son başbuğu Alparslan Türkeş’e olan vefa borçlarını zerre kadar da olsa ödeyebilmek için o gün orada toplandılar. Veda ediyorlardı sevdalılarına, cennete yolluyorlardı… Acıyı en iyi sükût anlatırdı… Yüreklerindeki sonsuz çığlıkları sükûtlarında gizliydi. Ne denebilirdi ki, hangi sözcükler anlatabilirdi ki acılarını… O manzaradan başka… Allah-u Teâlâ kerametini göstermişti. Nisan ayında olmayacağı oldurmuştu; kar vardı, tipi vardı, boran vardı. Ne hacet ki kar yürekte yanan ateşi söndürebilsin. Fakat sanki doğa da anın hüznünü hissediyordu. Güneş gözyaşlarını saklamak adına saklanmıştı, gözden kaybolmuştu, esamesi okunmuyordu.  Bulutlar ağyarlığa mahal bırakmayacak şekilde acı ahzân ile yüklüydüler.  Toprak, toprak… Sahi ya, toprak görünmüyordu ki üzerini kaplayan eşref-i mahlûkat sayesinde… Mahşer günü olsa ancak böyle olurdu. Kar, sanki başbuğumuza;  “O mukaddes bedenini topraktan önce ben örteceği m” dercesine olanca hızıyla yağmaya çabalıyordu. Rüzgâra gelince; o da vazifesini yapmak istiyordu elbette, yanık sesiyle buğulu bir salâ okuyordu milyonların kulağına: Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Rasulallah! Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Habiballah! Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Nûre Arşillah! Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Hayra Halgillah! Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel Ahirin! Vel Hamdü Lillahi Rabbil Âlemin! Hani bir şair diyor ya: “Ne zaman bu sesi duysam, İçim bir an cız eder, Acep kim öldü diye, Bu gönül merak eder .” O gün orada o mahzûnane gönüller hiç ama hiç merak etmiyorlardı rüzgârın bu gizemli ibadetinin râzını. Elleriyle beraber ruhları da kenetlenmiş, tek bir söz etmeye mecali olmayan dudakları mahtûm idi. Üşümüyorlardı, üşümüyorlardı, üşümüyorlardı… Öyle ya, onlar zor olan ile sevdalıydılar. Gökten yağan kar ise, gözlerinden yağan yağmurdu Kızılay meydanına Ankara sokaklarından oluk oluk akan bu insan selinin.  Buz kesen havaya rağmen yanan yürekleriyle, gerçek sevdasına doğru yolculuğa çıkan o mukadder bedeni, buzdan bozkurt heykelleri salâvatlar getirerek selamlıyorlardı.  Gökyüzünden inen binlerce beyaz meleğin arasında kendilerini izleyen o mukaddes ruh ile rabıta halindeydiler… Günün gamına münhasır beşeriyetin gönül halinin tabiata da intikal ettiği bu muazzamlıkta Yaradan, kudret inisiyatifini göstermişti.  Rahmet gözyaşı döken bu milyonlarca mahzun kuluna merhamet penceresinden bakmıştı: abdest suları gökten inmişti. Olanca soğuğun fani bedenlerini titretmesine aldırış etmeden karı kollarına, başlarına, ayaklarına sürdüler. Pardösüden seccadeler üstünde milyonlarca alın secdeye indi. İşte onların vefası böyle vefa, sevdası böyle sevda idi… Başbuğ onların önderiydi, ülkü yolunda en önde O giderdi. O gün yine öyle oldu, O önde giderken- onun tabiriyle- milyonlarca “bayrak” ardı sıra yürüyordu tek bir nağme ile “Başbuğlar Ölmez”.  Yıllarca gönüllerinde taşıdıkları, izinden yürüdükleri liderlerini şimdi başları üstünde taşımak için yarış halindeydiler.  Bu manzaranın da, bu sevdanın da yeryüzünde eşi benzeri yok idi… Üşüdükçe çatlayan toprağın içinden çıkan bu kar çiçekleri yalnız ahrette buluşma umudu ile açmaktaydılar.  Kar üstündeki o siyah delikler yaslı gönüllerden akan gözyaşları ile meydana gelmişti. Kapkara Ankara’da;  yeryüzü bembeyaz, gökyüzü bembeyaz, alınlar bembeyaz, gönüller hüzün beyazı.  Bembeyaz bir kara gün… İşte; beyazlığı ile tasvir edilen kar, o gün gözlerde kapkaraydı.  Namazının kılındığı camii bembeyaz, al-beyaz bayrak altındaki naaş bembeyaz, beraber yürüyen milyonlarca kadid bembeyaz… Evet, işte bu resm-i...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>8 Nisan 1997…<br />
Ülkücü hareketin en yüce duygularından  birisidir, ahde vefa.  Ülkücüler; sahibi oldukları fikriyatın ve mensubu  oldukları Ülkü Ocakları’nın kurucusu olan Türk milletinin son başbuğu  Alparslan Türkeş’e olan vefa borçlarını zerre kadar da olsa ödeyebilmek  için o gün orada toplandılar. Veda ediyorlardı sevdalılarına, cennete  yolluyorlardı…<br />
Acıyı en iyi sükût anlatırdı… Yüreklerindeki sonsuz  çığlıkları sükûtlarında gizliydi. Ne denebilirdi ki, hangi sözcükler  anlatabilirdi ki acılarını… O manzaradan başka…<br />
Allah-u Teâlâ  kerametini göstermişti. Nisan ayında olmayacağı oldurmuştu; kar vardı,  tipi vardı, boran vardı. Ne hacet ki kar yürekte yanan ateşi  söndürebilsin. Fakat sanki doğa da anın hüznünü hissediyordu. Güneş  gözyaşlarını saklamak adına saklanmıştı, gözden kaybolmuştu, esamesi  okunmuyordu.  Bulutlar ağyarlığa mahal bırakmayacak şekilde acı ahzân  ile yüklüydüler.  Toprak, toprak… Sahi ya, toprak görünmüyordu ki  üzerini kaplayan eşref-i mahlûkat sayesinde… Mahşer günü olsa ancak  böyle olurdu. Kar, sanki başbuğumuza;  “O mukaddes bedenini topraktan  önce ben örteceği m” dercesine olanca hızıyla yağmaya çabalıyordu.  Rüzgâra gelince; o da vazifesini yapmak istiyordu elbette, yanık sesiyle  buğulu bir salâ okuyordu milyonların kulağına:<br />
Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!</p>
<p>Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Habiballah!</p>
<p>Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Nûre Arşillah!</p>
<p>Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Hayra Halgillah!</p>
<p>Es Salatu Ve&#8217;s-Selamu Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel Ahirin!</p>
<p>Vel Hamdü Lillahi Rabbil Âlemin!</p>
<p>Hani bir şair diyor ya:<br />
“Ne zaman bu sesi duysam,<br />
İçim bir an cız eder,<br />
Acep kim öldü diye,<br />
Bu gönül merak eder .”</p>
<p>O gün orada o mahzûnane gönüller hiç ama hiç merak etmiyorlardı  rüzgârın bu gizemli ibadetinin râzını. Elleriyle beraber ruhları da  kenetlenmiş, tek bir söz etmeye mecali olmayan dudakları mahtûm idi.<br />
Üşümüyorlardı,  üşümüyorlardı, üşümüyorlardı… Öyle ya, onlar zor olan ile  sevdalıydılar. Gökten yağan kar ise, gözlerinden yağan yağmurdu Kızılay  meydanına Ankara sokaklarından oluk oluk akan bu insan selinin.  Buz  kesen havaya rağmen yanan yürekleriyle, gerçek sevdasına doğru yolculuğa  çıkan o mukadder bedeni, buzdan bozkurt heykelleri salâvatlar getirerek  selamlıyorlardı.  Gökyüzünden inen binlerce beyaz meleğin arasında  kendilerini izleyen o mukaddes ruh ile rabıta halindeydiler…<br />
Günün  gamına münhasır beşeriyetin gönül halinin tabiata da intikal ettiği bu  muazzamlıkta Yaradan, kudret inisiyatifini göstermişti.  Rahmet gözyaşı  döken bu milyonlarca mahzun kuluna merhamet penceresinden bakmıştı:  abdest suları gökten inmişti. Olanca soğuğun fani bedenlerini  titretmesine aldırış etmeden karı kollarına, başlarına, ayaklarına  sürdüler. Pardösüden seccadeler üstünde milyonlarca alın secdeye indi.  İşte onların vefası böyle vefa, sevdası böyle sevda idi…<br />
Başbuğ  onların önderiydi, ülkü yolunda en önde O giderdi. O gün yine öyle oldu,  O önde giderken- onun tabiriyle- milyonlarca “bayrak” ardı sıra  yürüyordu tek bir nağme ile “Başbuğlar Ölmez”.  Yıllarca gönüllerinde  taşıdıkları, izinden yürüdükleri liderlerini şimdi başları üstünde  taşımak için yarış halindeydiler.  Bu manzaranın da, bu sevdanın da  yeryüzünde eşi benzeri yok idi…<br />
Üşüdükçe çatlayan toprağın içinden  çıkan bu kar çiçekleri yalnız ahrette buluşma umudu ile açmaktaydılar.   Kar üstündeki o siyah delikler yaslı gönüllerden akan gözyaşları ile  meydana gelmişti.<br />
Kapkara Ankara’da;  yeryüzü bembeyaz, gökyüzü  bembeyaz, alınlar bembeyaz, gönüller hüzün beyazı.  Bembeyaz bir kara  gün… İşte; beyazlığı ile tasvir edilen kar, o gün gözlerde kapkaraydı.   Namazının kılındığı camii bembeyaz, al-beyaz bayrak altındaki naaş  bembeyaz, beraber yürüyen milyonlarca kadid bembeyaz…<br />
Evet, işte bu  resm-i geçite;  takatlerini tüketen acıları ile yetimler dünyanın dört  yanından gözyaşlarını akıttılar. Öyle ya dünya Türklüğü yetim kalmıştı,  babalarına veda etmenin acısı ile kavruluyorlardı.<br />
Doğanın, beşerden  geri kalmama arzusu vardı elbet; bu ulviliğe layık olma arzusu.  Buna  mutabık olsa gerek; “Tanrı dağlarından kar geldi O’nu yolcu etmeye”.<br />
Beyazlar  giyinmişti ya Ankara, oysa gam siyahına bürünmüştü dört yanı. Buna  rağmen sevinçliydi Ankara, biz yetimlerin gözyaşına bakmadan babamızı,  Başbuğumuzu bağrına basmak için can atıyordu.<br />
Böyle bir günün  dünyanın hiçbir yerinde emsali görülmemişti ve üzerinden tam on dört yıl  geçti. Geçen zaman ne acımızı hafifletebildi, ne de umutlarımızı kırıp  bizi yolumuzdan döndürebildi. Hâlâ hüzünlüyüz, hâlâ hasretiz O’na ama on  dört yıl önce olduğu gibi bugün de yüreğimizde huzurumuzu taşıyoruz.  Biliyoruz ki, bizim hayal bile edemeyeceğimiz kadar güzel bir yerde. Biz  ise, O’nun yolundan yürümeye devam edersek bir gün kavuşabileceğimizi  biliyoruz. Çünkü O’nun yolu Allah’ın rızasını kazanma yoludur.<br />
Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e layık olabilme dileğiyle… Ruhu şad olsun…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fankarada-karli-kara-gun-aybegum-aksak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ankarada-karli-kara-gun-aybegum-aksak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Dünyası Mart Ayı Değerlendirmesi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-mart-ayi-degerlendirmesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-mart-ayi-degerlendirmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2011 20:27:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2774</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyası’nın ortak tarihi ve kültürel mirası ve ortak bayramı olan Nevruz, 21 Mart’ta coşkuyla kutlandı.  Bağımsız Türk Devletleri olmak üzere tüm Türk toplulukları Nevruzu çeşitli etkinliklerle kutladı. Hun’lardan beridir Bahar bayramı olarak, Göktürkler’den itibaren ise Ergenekon’dan çıkışın bayramı olarak kutlanan Nevruz özellikle Azerbaycan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde en yüksek devlet kademelerince ve büyük bir coşkuyla kutlandı.  Azerbaycan’da kutlamaların merkezi başkent Bakü’ydü. Nevruz kutlamalarına katılan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve eşi Mihriban Aliyeva, yumurta çakıştı ve bilek güreşi tuttu. Kutlamalara katılan Azerbaycan Türkleri’nin ortak dileği ise bir dahaki Nevruz’u, Karabağ’ı işgalden kurtarıp orada kutlamak oldu. Kazakistan’da kutlamalar başkent Astana ve Almatı şehirlerinde yoğunlaştı. Kazakistan’da Nevruz dolayısıyla beş gün resmi tatil ilan edildi. Özbekistan’da devlet erkanı Nevruz’u Taşkent’teki Ali Şir Nevai Parkı’nda kutladı. Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un da katıldığı kutlamalar çok coşkulu geçti. Kerimov, kutlamalar sırasında dans ederek büyük alkış topladı. Kerimov, yaptığı konuşmada da Nevruz’un özellikle her türlü siyasetten uzak ortak bir mirasın ürünü olduğunu belirtti. Kırgızistan’da başkent Bişkek’te binlerce vatandaşın katıldığı, çeşitli gösterilerin ve milli oyunların oynandığı büyük bir kutlama yapıldı. Kırgızistan’da Nevruz’a ayrı bir anlam katan kutlama ise Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva ve bazı devlet adamlarının, geçen yıl etnik çatışmaların yaşandığı Oş bölgesinde yapıldı. Nevruz’u “Türkmen Yeni Yılı” olarak kutlayan Türkmenistan’da ise Nevruz hazırlıkları iki hafta önceden başladı ve Nevruz bayramı dolayısıyla üç gün resmi tatil ilan edildi. Devlet erkanının geniş katılım gösterdiği kutlamaların merkezi başkent Aşkabat yakınlarındaki Ahal kenti oldu. Türkiye’de ise kutlamalar farklı görüntülere sahne oldu. Tüm Türk Dünyası’nı birleştiren kutlamalar Ankara’da TÜRKSOY’un katkılarıyla yapıldı. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı kutlamalarda çeşitli Türk topluluklarının ve devletlerinin halk oyunları ve kültürel gösterileri yapıldı. Daha sonrasında ise Gazi Ünviersitesi’nde bir Nevruz konseri verildi. Ülkü Ocakları’nın il başkanlıklarının düzenlediği kutlamaların dışında bazı Yörük ve Türkmen dernekleri yerel kutlamalar düzenledi. Ancak Nevruz, Türkiye’de diğer Türk Cumhuriyetleri’yle kıyasla “Türk Dünyası” açısından sönük geçti. Bir çok büyük şehirde bölücü ve terör yanlısı grupların provakasyonları ve yönlendirmeleriyle geçen programlarda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine gösteriler yapıldı. Buradan da anlaşılıyor ki, Nevruz’a Türkiye Cumhuriyeti’nin vermediği önemi, bölücü mihraklar vermiş ve yüzlerce, binlerce yıldır Türk milletinin bayramı olan Nevruz, kötü emelli insanların oyuncağı haline getirilmiştir. Türkiye’de bireysel çabalarla ve dernek ve vakıflarca kutlanan Nevruz, acilen devlet tarafından ele alınmalı, hem üzerinde akademik çalışmalar artılırmalı hem de devlet erkanının katıldığı geniş katılımlı programlarla ve hatta resmi tatil olarak kutlanmalıdır. KKTC ve Türkiye arasında çok önemli bir projenin temelleri atıldı. Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, KKTC’nin su sıkıntısını çözmek amacıyla dünyada ilk defa uygulanacak ve KKTC’nin yaklaşık 50 yıllık su sıkıntısını çözecek bir boru hattı projesi uygulanmaya başladı. Projenin Türkiye ayağı Mersin’in Dragon Çayı üzerinde inşa edilecek Alaköprü Barajı olacak. 48 ayda tamamlanması planlanan proje sonrasında özellikle KKTC’nin tarım amaçlı su sıkıntısının çok büyük ölçüde çözülmüş olacağı ve tarımdaki bu gelişmenin KKTC’nin gelirlerini büyük ölçüde artıracağı düşünülüyor. KKTC’de bir süredir yapılan gösterilerde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde sloganlar atılması ve pankartlar açılması olayları üzerine KKTC devletinin en üst kademelerinden anlamlı açıklamalar geldi. KKTC Başbakanı İrsen Küçük, Anavatanla bağlarının asla kopmayacağını, yapılan gösterilerin küçük bir grubu temsil ettiğini ve KKTC halkının Türkiye’ye söz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türk Dünyası’nın ortak tarihi ve kültürel mirası ve ortak bayramı  olan Nevruz, 21 Mart’ta coşkuyla kutlandı.  Bağımsız Türk Devletleri  olmak üzere tüm Türk toplulukları Nevruzu çeşitli etkinliklerle kutladı.  Hun’lardan beridir Bahar bayramı olarak, Göktürkler’den itibaren ise  Ergenekon’dan çıkışın bayramı olarak kutlanan Nevruz özellikle  Azerbaycan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde en yüksek devlet  kademelerince ve büyük bir coşkuyla kutlandı.  Azerbaycan’da  kutlamaların merkezi başkent Bakü’ydü. Nevruz kutlamalarına katılan  Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve eşi Mihriban Aliyeva, yumurta çakıştı ve  bilek güreşi tuttu. Kutlamalara katılan Azerbaycan Türkleri’nin ortak  dileği ise bir dahaki Nevruz’u, Karabağ’ı işgalden kurtarıp orada  kutlamak oldu. Kazakistan’da kutlamalar başkent Astana ve Almatı  şehirlerinde yoğunlaştı. Kazakistan’da Nevruz dolayısıyla beş gün resmi  tatil ilan edildi. Özbekistan’da devlet erkanı Nevruz’u Taşkent’teki Ali  Şir Nevai Parkı’nda kutladı. Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un da  katıldığı kutlamalar çok coşkulu geçti. Kerimov, kutlamalar sırasında  dans ederek büyük alkış topladı. Kerimov, yaptığı konuşmada da Nevruz’un  özellikle her türlü siyasetten uzak ortak bir mirasın ürünü olduğunu  belirtti. Kırgızistan’da başkent Bişkek’te binlerce vatandaşın  katıldığı, çeşitli gösterilerin ve milli oyunların oynandığı büyük bir  kutlama yapıldı. Kırgızistan’da Nevruz’a ayrı bir anlam katan kutlama  ise Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva ve bazı devlet adamlarının, geçen yıl  etnik çatışmaların yaşandığı Oş bölgesinde yapıldı. Nevruz’u “Türkmen  Yeni Yılı” olarak kutlayan Türkmenistan’da ise Nevruz hazırlıkları iki  hafta önceden başladı ve Nevruz bayramı dolayısıyla üç gün resmi tatil  ilan edildi. Devlet erkanının geniş katılım gösterdiği kutlamaların  merkezi başkent Aşkabat yakınlarındaki Ahal kenti oldu. Türkiye’de ise  kutlamalar farklı görüntülere sahne oldu. Tüm Türk Dünyası’nı  birleştiren kutlamalar Ankara’da TÜRKSOY’un katkılarıyla yapıldı. Kültür  Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı kutlamalarda çeşitli Türk  topluluklarının ve devletlerinin halk oyunları ve kültürel gösterileri  yapıldı. Daha sonrasında ise Gazi Ünviersitesi’nde bir Nevruz konseri  verildi. Ülkü Ocakları’nın il başkanlıklarının düzenlediği kutlamaların  dışında bazı Yörük ve Türkmen dernekleri yerel kutlamalar düzenledi.  Ancak Nevruz, Türkiye’de diğer Türk Cumhuriyetleri’yle kıyasla “Türk  Dünyası” açısından sönük geçti. Bir çok büyük şehirde bölücü ve terör  yanlısı grupların provakasyonları ve yönlendirmeleriyle geçen  programlarda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine gösteriler yapıldı. Buradan da  anlaşılıyor ki, Nevruz’a Türkiye Cumhuriyeti’nin vermediği önemi,  bölücü mihraklar vermiş ve yüzlerce, binlerce yıldır Türk milletinin  bayramı olan Nevruz, kötü emelli insanların oyuncağı haline  getirilmiştir. Türkiye’de bireysel çabalarla ve dernek ve vakıflarca  kutlanan Nevruz, acilen devlet tarafından ele alınmalı, hem üzerinde  akademik çalışmalar artılırmalı hem de devlet erkanının katıldığı geniş  katılımlı programlarla ve hatta resmi tatil olarak kutlanmalıdır.</p>
<p>KKTC ve Türkiye arasında çok önemli bir projenin temelleri atıldı.  Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, KKTC’nin su  sıkıntısını çözmek amacıyla dünyada ilk defa uygulanacak ve KKTC’nin  yaklaşık 50 yıllık su sıkıntısını çözecek bir boru hattı projesi  uygulanmaya başladı. Projenin Türkiye ayağı Mersin’in Dragon Çayı  üzerinde inşa edilecek Alaköprü Barajı olacak. 48 ayda tamamlanması  planlanan proje sonrasında özellikle KKTC’nin tarım amaçlı su  sıkıntısının çok büyük ölçüde çözülmüş olacağı ve tarımdaki bu  gelişmenin KKTC’nin gelirlerini büyük ölçüde artıracağı düşünülüyor.</p>
<p>KKTC’de bir süredir yapılan gösterilerde Türkiye Cumhuriyeti  aleyhinde sloganlar atılması ve pankartlar açılması olayları üzerine  KKTC devletinin en üst kademelerinden anlamlı açıklamalar geldi. KKTC  Başbakanı İrsen Küçük, Anavatanla bağlarının asla kopmayacağını, yapılan  gösterilerin küçük bir grubu temsil ettiğini ve KKTC halkının  Türkiye’ye söz söylettirmeyeceğini açıkladı. Ayrıca bu konuda tüm siyasi  ve sivil toplum kuruluşlarını duyarlı olmaya çağırdı. KKTC  Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ise çok daha ilginç bir açıklamada bulundu.  KKTC’nin anavatansız var olamayacağını söyleyen Eroğlu ayrıca Türkiye ve  Azerbaycan arasında söylenen “Bir millet iki devlet” söyleminin  kendilerini üzdüğümü bu sözün, kendilerinin de katılarak “Bir millet üç  devlet” olması gerektiğini açıkladı. Türkiye ve Azerbaycan’ın  sevinçlerinin de kederlerinin de KKTC’yle ortak olduğunu da sözlerine  ekledi. Bu tür açıklamaların tüm Türk Dünyası devletlerinden gelmesinin  çok önemli olduğu aşikardır. Aslen tüm Türk devletleri bir millettir ve  sözün “yedi devlet bir millet” olması gerekmektedir.</p>
<p>Doğu Türkistan sorunu Birleşmiş Milletler’de dile getirildi.  Cenevre’de düzenlenen BM Genişletilmiş İnsan Hakları toplantısında Dünya  Uygur Kurultayı vekilleri iki defa söz aldılar. 198 ülke temsilcisinin  katıldığı toplantıda Çin temsilcileri kalabalık bir heyetle gelerek,  Uygurları engellemeye çalışsa da başarılı olamadılar. Yapılan  konuşmalarda Doğu Türkistan’ın Çin’de yaptığı soykırımlar ve baskılar  anlatılırken, Çin’in yaptırımlarının Uygurların başta ekonomik olmak  üzere pek çok alanda gelişmesini engellediği belirtildi. Doğu Türkistan  sorunu halen kendi haline bırakılmış bir durumda. Türkiye dahil bu sorun  hakkında somut adım atan hiçbir ülke veya kuruluş bulunmamakta.  Tacikistan’da yakalanarak Çin’e teslim edilen üç Türkiye vatandaşı  Uygur’dan ise halen haber alınmış değil.</p>
<p>Türkmenistan, diplomatik alanda önemli bir karara imza atarak BM  Cenevre ofisinde bir daimi temsilcilik oluşturulması sürecini başlattı.  Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov, düzenlenen Bakanlar Kurulu  toplantısında söz konusu kararnameyi imzalayan ve Türkmenistan’ın  İsviçre’de daimi temsilciliğinin açılmasının tarihi bir öneme sahip  olduğunu kaydeden Türkmen lider, Cenevre’de Birleşmiş Milletler’e bağlı  birçok kuruluşların ve uluslararası örgütlerin faaliyet gösterdiğini  belirtti. Temsilciliğin, Türkmenistan’ın BM ve diğer uluslararası  kuruluşlar ile işbirliğinin daha da güçlendirilmesine önemli katkı  sağlayacağı kaydedildi. Daimi tarafsızlık statüsünü dış politikasının  merkezine koyan Türkmenistan, bu diplomatik atakla da Orta Asya  diplomasisindeki yerini sağlamlaştırma yolunda önemli bir adım attı. BM  ilişkilerine çok önem veren Türkmenistan, bölgedeki sorunların çözümünde  diplomasinin tek araç olması gerektiğini telkin ederken, bu tür  çalışmalarıyla da yönlendirici bir kimliğe kavuşmaya çalıştığını  gösteriyor.</p>
<p>ABD ve Rusya’nın Kırgızistan üzerindeki oyunları bölgede büyük  sorunlar yaratmaya gebe. Kırgızistan Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva  kendisine 2011 Uluslar arası cesur kadın ödülünün verilmesi arından ABD  Başkanı Obama ile bir araya geldi. Obama’nın, Kırgızistan’da  demokrasinin ve ekonominin gelişmesi için ellerinden geleni yapacağını  söylemesinin ardından fazla bir süre geçmeden Otunbayeva bir açıklama  yaptı ve terörle mücadele kapsamında ABD’nin ülkelerinde bir askeri üs  açacağını belirtti. Ayrıca Kırgızistan basınında yer alan haberlere göre  Rusya’nın da benzer bir üs talebi oldu ve bunun Oş bölgesinde kurulması  planlanıyor. Bilindiği gibi Oş bölgesi Özbekistan ile Kırgızistan  arasında etnik çatışmaların yaşandığı bir bölge. Kimi çevreler ise  ABD&#8217;nin ve Rusya&#8217;nın Kırgızistan&#8217;ın güneyine getirilmesi, Özbekistan&#8217;a  karşı bölgede hayata geçirilmek istenilen &#8216;pasifleştirme hareketi&#8217;  olarak yorumluyor. Böyle bir durumda Özbekistan&#8217;ın bölge ülkelerine  karşı daha pasif bir konuma çekileceği savunuluyor. Kırgız yetkililer bu  üs iddialarını yalanlamıyor aksine bunun Tacikistan üzerinden gelecek  terör tehtidine  karşı olduğu belirtiliyor. Bu çalışmaların ABD ve  Rusya’nın bölgede hegemonya kurma çatışmalarının bir ürünü olduğu  aşikar. Ancak bu durum iki Türk Cumhuriyeti arasında büyük sorunlara yol  açabilir. 2009’da benzer bir iddiaya Özbekistan büyük tepki  göstermişti. Tüm bu gelişmeler ışığında Orta Asya’da ABD ve Rusya’nın  emperyalist hareketlerine ve oyunlarına karşı ancak bir “Türk  Birliği”nin başarılı olabileceği açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Şanghay İşbirliği Örgütü’nün üye ülkeler savunma bakanları toplantısı  Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapıldı.  Kazakistan’ın evsahipliğinde  yapılan toplantıya, ev sahibi ülke Savunma Bakanı Adilbek Cakşıbekov  yanı sıra Tacikistan Savunma Bakanı Şerali Hayrullayev, Kırgızistan  Savunma Bakanı Abibilla Kudayberdiyev, Çin Savunma Bakanı Liang  Guanglie, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoliy Antonov ve Özbekistan  Savunma Bakan Yardımcısı Rustam Niyazov katıldı. Toplantının ana maddesi  bölge güvenliği oldu ve bu konuda çalışmalar yapıldı. Toplantı  sonucunda üye ülkeler arasında 2012-2013 yıllarını kapsayan iki yıllık  bir ortak güvenlik işbirliği anlaşması imzalandı. Anlaşmanın bölge  güvenliğinin sağlanmasında daha çok işbirliği ve görüş alışverişi  yapılmasının sağladığı belirtildi. Kapalı kapılar altında yapılan  toplantılarda bazı askeri eğitim anlaşmalarının da yapıldığı iddia  ediliyor.</p>
<p>Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan, Türkiye ile imzalanan  protokoller hakkında kendisine sorulan bir soru üzerine, gelişmenin  olmamasının sebebinin Türk tarafı olduğunu ve bu durumun tekrar  Türklerin güvenilmez olduğunu gösterdiğini söyledi. Nalbandyan,  Türkiye’nin iç dinamiklerini göz önünde tutarak sürekli kendilerini  oyaladığını belirtti. Ayrıca AGİT Genel Sekreterliği seçiminde  Türkiye’nin adayını desteklemeyeceklerini belirtti.  Bundan yaklaşık bir  hafta sonra Türkiye’nin ABD büyükelçisi Namık Tan yaptığı açıklamada,  Ermenistan’la aralarındaki sorunların çözülmesi için öncelikle Karabağ  konusunda Ermenistan’ın adım atması gerektiğini belirtti.  Ermenistan,  Karabağ konusunu çözdüğü takdirde Türkiye ile ilişkilerinin çok daha  kolay gelişeceğini söyleyen Namık Tan, AGİT Minsk grubunun çalışmalarını  da desteklemeye devam ettiklerini belirtti. Ancak tüm bu açıklamalar  ışığında konuya bakılırsa Türkiye’nin protokoller politikası hem  Ermenistan’la ilişkilerde sonuçsuz kalmış hem de Azerbaycan Türkiye  ilişkilerine önemli bir sekte vurmuştur. Özellikle yapılan yorumlarda  Avrupa ve ABD’de örgütlenmeye çalışan Türk-Azerbaycan ortak lobisinin  büyük zarar gördüğü noktasına değiniliyor. Türkiye’nin daha etkin  politikalarla öncelike Azerbaycan’daki işgali durdurması, daha  sonrasında Ermenistan’ın sözde soykırım iddialarıyla ilgili bir çözüme  kavuşması ve tüm bunlardan sonra anlaşmalara yönelmesi gerekmektedir.</p>
<p>Azerbaycan’da muhalif Musavvat Partisi’nin düzenlemek istediği  gösterilere hükümet güçleri engel oldu.  Birçok göstericiyi göz altına  alan polis hakkında aşırı güç kullanma suçlamaları yapılmaya başlandı.  Bu gösterilerin başlanmasının Azerbaycan hükümetinde büyük endişe  yarattığı aşikardır. Özellikle Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da yaşanan  isyan olayları göz önünde tutulursa bu olayların Azerbaycan’a  sıçramasından endişelenen Azerbaycan hükümetinin bu yüzden çok daha sert  önlemler aldığı muhalif haber kaynaklarından bildirilmektedir.</p>
<p>Bulgaristan’da başmüftülük sorunu gittikçe büyüyor. Bulgaristan  Müslüman Türk azınlığın seçmiş olduğu başmüftü Mustafa Aliş Haci’nin  basın merkezinden yapılan açıklamada, Bulgaristan’da süren Başmüftülük  sorununu karşısında 1,5 milyon Müslüman’ın sabrının taştığı belirtildi.  Bildiride, seçilmiş Yüksek Dini Şura, Bölge müftüleri, encümen üyeleri,  imamlar ve tüm Müslüman cemaatinin, Yüksek İdare Mahkemesi tarafından  Yüksek Müslümanlar Dini Şura’sının yasal başkanı olarak gösterilen Nedim  Gencev’in taraftarlarının Başmüftülük binası ve cemaatinin diğer  taşınmaz mülklerinin işgaline son verilmesini istediği bildirildi.  Yunanistan ve Bulgaristan’daki Türk azınlığın müftülük sorunları asla  bitmeyecek gibi görünüyor. Devletin azınlıklarının dini ihtiyaçlarını  ülke bütünlüğü için tehlike görmeye devam etmesi nedeniyle bu ülkelerin  Müslüman halkları büyük sıkıntılar çekiyor. Türkiye’nin ise bu konuda  sözden öte yaptırım uygulayamamasının yanı sıra AB üyesi olan bu iki  ülkede insan haklarının ihlal edildiği açıkken, AB’nin bu konuya müdahil  olmaması Müslüman Türk azınlığına karşı bir çifte standartın olduğunu  bizlere gösteriyor. Bu olayların yaşandığı süreçte Türkiye Cumhuriyeti  Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da bölgede bulunması  ve konu  hakkında müspet bir adım atılamaması Batı Trakya Türklerini büyük ölçüde  üzmektedir.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturk-dunyasi-mart-ayi-degerlendirmesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-mart-ayi-degerlendirmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YGS&#8217;de Şifre ve Adalet &#8211; Burcu Aybüke TEKGÜL</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ygsde-sifre-ve-adalet-burcu-aybuke-tekgul.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ygsde-sifre-ve-adalet-burcu-aybuke-tekgul.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 21:43:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2659</guid>
		<description><![CDATA[2011 YGS, Türk yakın tarihine damgasını vuracağını düşündüğümüz ve aslında 2010 KPSS’sinden sonra çok da sürpriz mahiyeti taşımayan bir skandala konu oldu. Malumunuz, önce bir dershane yöneticisi, basına dağıtılan ve ‘master’ kitapçıktan türetilen soru kitapçığına belli bir formül uygulandığında özellikle matematik testindeki soruların çok büyük kısmının doğru cevaplanabildiğini belirtmişti. İddiaya göre ise formül son derece basitti: cevap şıkları küçükten büyüğe doğru şıkların altına sıralandığında, şıktaki değer ile alta yazılan değerin çakıştığı şık doğru cevabı veriyordu. Kendisinden hemen sonra kitapçığı inceleyen uzmanlar, iddiaya destek verdiklerini ve ‘mod-medyan’ yöntemiyle doğru cevaba hemen hiç emek sarf etmeden varılabildiğini açıkladılar. (Bu parantez vesilesiyle, şıkların küçükten büyüğe doğru sıralanmasının gerektirdiği müthiş beyin fırtınası ve çakışan şıkkı işaretlemekteki büyük emeği takdir ettiğimizi de belirtmek isteriz elbette.) Yeri gelmişken belirtelim; öğrencinin geleceğinin tek bir sınavla belirlenmesindeki eşitsizliği gidereceğiz diye girişimde bulunan birtakım ‘üst düzey’lerin, sınav sayısını toplam 6’ya çıkararak yaptığı iyiliğe zaten müteşekkirdik.  Bunun üzerine, kopya girişimlerini engellemesi gerekirken 2010 KPSS’de müthiş bir skandala mahal veren aynı ‘büyük’ler, kendi maharetsizliklerini öğrenciye mâl ederek sınava silgi getirilmesini dahi yasaklama kararı aldılar. Bu düzenlemeyle tüm arkadaşlarımıza reva görülen ‘suçlu’ muamelesinin altını bir kez daha çizmeye gerek görmüyoruz. Biz esas meselemize gelelim: 2011 YGS’ye yaklaşık 1 milyon 700 bin öğrenci katılmış; bunların maddî durumu el veren bir kısmı dershanelerde adeta sürünürken,  gücü el vermeyen bir kısmı ise hâl-i hazırda bu fırsat eşitsizliği altında ezilmiş bulunuyordu. Sınav sonrasında yukarıda özetlediğimiz iddiaların ortaya çıkması ise bu eşitsizliğin üzerine, halk arasındaki tabiriyle,  tuz- biber oldu. Üstelik, sınavın hemen öncesinde öğrenciler ve öğretmenler arasında ‘mod-medyan’ konusu ile ilgili bir mesajlaşma trafiği olduğu; arama motorlarında bu konunun patlama yaptığı ortaya çıktı. Elbette ki bunca gelişme, sınavın hazırlanması, uygulanması ve güvenliğinden sorumlu bulunan ÖSYM’nin üzerindeki şüphe bulutlarına bir yenisini ekledi. ÖSYM’nin tüm bu gelişmeler üzerine yaptığı açıklamalardaki çeşitliliği, ne yaptığının farkında olmayan kafa karışıklığını kilit sözcüklerle tekrar edelim: “Yok”, “Olabilir”, “Olmayabilir”, “Var ama, acemilik”… (Bu sahnenin bir benzeri, farklı sözcükler ancak aynı mantaliteyle, seneler önce bir Kemal Sunal filminde yer almış; konuşma “Sahi, kim çıkarttı beni buraya?” şeklinde nihayete ermiş idi.) Söz konusu kurumun -açık açık söyleyelim ÖSYM’nin- faaliyetlerinden sorumlu bulunan devlet büyüklerinin “Biz dinledik, tatmin olduk.” sözleri için ise, değerli okurlardan bir önceki paranteze dönmelerini rica ediyoruz. “Bize güvenin, hallederiz.” tavrına yönelik ise birkaç soru sormak istiyoruz: • Size güvenirsek, YGS’deki tek ‘acemiliğin’ basına dağıtılan kitapçıkta olduğuna ikna olacak; bu kaymağı kimsenin yemediğine dair tatmin edici açıklamalar duyacak mıyız? • Bu süreçte uyku uyuyamayan, aklı sınavın akıbetinde olduğundan bırakın geleceği, LYS’ye dahi hazırlanamayan arkadaşlarımıza bu güven ne sağlayacak? • Aklıma gelmişken, aynı ‘acemiliğin’ LYS’de gerçekleşmeyeceğine de güvenelim mi? Geçmiş yıllarda sınava giren bizler “Bu sene soruları TÜBİTAK hazırlamış” diye konuşurduk; şimdi arkadaşlarımız “Bu sefer cevapları kimler almış” sorusunu tartışıyorlar. Bu da &#8216;kaderin bir cilvesi&#8217; olsa gerek&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>2011 YGS, Türk yakın tarihine damgasını vuracağını düşündüğümüz  ve aslında 2010 KPSS’sinden sonra çok da sürpriz mahiyeti taşımayan bir  skandala konu oldu. Malumunuz, önce bir dershane yöneticisi, basına  dağıtılan ve ‘master’ kitapçıktan türetilen soru kitapçığına belli bir  formül uygulandığında özellikle matematik testindeki soruların çok büyük  kısmının doğru cevaplanabildiğini belirtmişti. İddiaya göre ise formül  son derece basitti: cevap şıkları küçükten büyüğe doğru şıkların altına  sıralandığında, şıktaki değer ile alta yazılan değerin çakıştığı şık  doğru cevabı veriyordu. Kendisinden hemen sonra kitapçığı inceleyen  uzmanlar, iddiaya destek verdiklerini ve <strong>‘mod-medyan’</strong> yöntemiyle doğru cevaba hemen hiç emek sarf etmeden varılabildiğini açıkladılar. <strong>(Bu  parantez vesilesiyle, şıkların küçükten büyüğe doğru sıralanmasının  gerektirdiği müthiş beyin fırtınası ve çakışan şıkkı işaretlemekteki  büyük emeği takdir ettiğimizi de belirtmek isteriz elbette.)</strong></p>
<p>Yeri gelmişken belirtelim; öğrencinin geleceğinin tek bir sınavla  belirlenmesindeki eşitsizliği gidereceğiz diye girişimde bulunan  birtakım ‘üst düzey’lerin, sınav sayısını toplam 6’ya çıkararak yaptığı  iyiliğe zaten müteşekkirdik.  Bunun üzerine, kopya girişimlerini  engellemesi gerekirken 2010 KPSS’de müthiş bir skandala mahal veren aynı  ‘büyük’ler, kendi maharetsizliklerini öğrenciye mâl ederek sınava silgi  getirilmesini dahi yasaklama kararı aldılar. Bu düzenlemeyle tüm  arkadaşlarımıza reva görülen ‘suçlu’ muamelesinin altını bir kez daha  çizmeye gerek görmüyoruz.</p>
<p>Biz esas meselemize gelelim: 2011 YGS’ye yaklaşık 1 milyon 700 bin  öğrenci katılmış; bunların maddî durumu el veren bir kısmı dershanelerde  adeta sürünürken,  gücü el vermeyen bir kısmı ise hâl-i hazırda bu  fırsat eşitsizliği altında ezilmiş bulunuyordu. Sınav sonrasında  yukarıda özetlediğimiz iddiaların ortaya çıkması ise bu eşitsizliğin  üzerine, halk arasındaki tabiriyle,  tuz- biber oldu. Üstelik, sınavın  hemen öncesinde öğrenciler ve öğretmenler arasında <strong>‘mod-medyan’</strong> konusu ile ilgili bir mesajlaşma trafiği olduğu; arama motorlarında bu konunun patlama yaptığı ortaya çıktı.</p>
<p>Elbette ki bunca gelişme, sınavın hazırlanması, uygulanması ve  güvenliğinden sorumlu bulunan ÖSYM’nin üzerindeki şüphe bulutlarına bir  yenisini ekledi.</p>
<p>ÖSYM’nin tüm bu gelişmeler üzerine yaptığı açıklamalardaki  çeşitliliği, ne yaptığının farkında olmayan kafa karışıklığını kilit  sözcüklerle tekrar edelim: “Yok”, “Olabilir”, “Olmayabilir”, “Var ama,  acemilik”… (Bu sahnenin bir benzeri, farklı sözcükler ancak aynı  mantaliteyle, seneler önce bir Kemal Sunal filminde yer almış; konuşma <strong>“Sahi, kim çıkarttı beni buraya?”</strong> şeklinde nihayete ermiş idi.)</p>
<p>Söz konusu kurumun -açık açık söyleyelim ÖSYM’nin- faaliyetlerinden  sorumlu bulunan devlet büyüklerinin “Biz dinledik, tatmin olduk.”  sözleri için ise, değerli okurlardan bir önceki paranteze dönmelerini  rica ediyoruz. “Bize güvenin, hallederiz.” tavrına yönelik ise birkaç  soru sormak istiyoruz:</p>
<p>• Size güvenirsek, YGS’deki tek ‘acemiliğin’ basına  dağıtılan kitapçıkta olduğuna ikna olacak; bu kaymağı kimsenin  yemediğine dair tatmin edici açıklamalar duyacak mıyız?</p>
<p>• Bu süreçte uyku uyuyamayan, aklı sınavın akıbetinde  olduğundan bırakın geleceği, LYS’ye dahi hazırlanamayan arkadaşlarımıza  bu güven ne sağlayacak?</p>
<p>• Aklıma gelmişken, aynı ‘acemiliğin’ LYS’de gerçekleşmeyeceğine de güvenelim mi?</p>
<p>Geçmiş yıllarda sınava giren bizler <strong>“Bu sene soruları TÜBİTAK hazırlamış”</strong> diye konuşurduk; şimdi arkadaşlarımız <strong>“Bu sefer cevapları kimler almış”</strong> sorusunu tartışıyorlar. Bu da &#8216;kaderin bir cilvesi&#8217; olsa gerek&#8230;</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fygsde-sifre-ve-adalet-burcu-aybuke-tekgul.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ygsde-sifre-ve-adalet-burcu-aybuke-tekgul.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne Yapmaya Çalıştınız? &#8211; Faruk KELEŞTİMUR</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ne-yapmaya-calistiniz-faruk-kelestimur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ne-yapmaya-calistiniz-faruk-kelestimur.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 20:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2657</guid>
		<description><![CDATA[Meclise bir tasarı sundunuz. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarını kapsayan bu tasarıda, TCK Madde 139’a bir fıkra eklediniz ve özel hayatın gizliliğinin bir defa ifşa edilmesi sonrasında haber yapılmasına müsaade edecek bir uygulamaya kapı açtınız. “Hazır gündem de müsait. Konular oldukça yoğun, medyanın ilgisi ve kamuoyunun dikkati başka taraflara çekilmişken bu aymazlığı yapalım” diyerek oluşturduğunuz tasarı geçerse neler olacak, biliyor musunuz? Herhangi bir şahsın özel bir telefon konuşmasını, adı sanı bilinmeyen bir internet sitesi aldı ve yayınladı. Böyle bir konuşma var mı yok mu bilen yok. Siteyi, site yöneticisini tanıyan da yok. Sonra ülkenin büyük medya organları, bir defa yayınlanmış olması serbestliğiyle manşetlere, köşelere ve haberlere “şok şok şok” cümbüşleriyle, bu şaibeyi taşıyabilecek, şahsın itibarını yerle bir edebilecek ve buna karşı hiçbir yaptırım uygulanamayacak. Sonra? Dedikodu yasal bir zeminde, vatandaşa zulmü reva gören bir anlayışla yayılacak. Kişiye ailesi, çevresi ve kamuoyu şüpheyle bakacak. “Çamur at izi kalsın” mantığıyla kafalara çamur yağacak. Ardından töhmet altında kalan binlerce insan, kendisini ifade etmek için çırpınacak ama nafile… Damga bir kere yapıştı. Bu vicdana savaştır! Memlekette ne güven bırakır ne de saygı. Şimdi gelelim bu hinliğin özüne… Seçim yaklaşıyor. Telaşınız bu muydu? Kime iftira atacaktınız? Kimin vatandaşlarımız nazarındaki itibarını yok edecektiniz? Hangi kurum ve kuruluşları lekeleyecektiniz? Anayasanın 20, 21, 22 maddelerine açıkça aykırı bu uygulamalarda, hangi çalımlara zemin oluşturacaktınız? Hangi insanı, çocuklarının yüzüne bakamayacak bir hale getirecektiniz? Hangi yuvayı dağıtıp, hangi bataklığı yeşertecektiniz? Tasarınızda istenen çok açık&#8230; Bir rol paylaşımıyla; “arkadaş sen bunu sitende yayınla, biz de bomba gibi haberlere dönüştürelim” anlayışına zemin oluşturmak, “ iftira, yalan, dedikodu, kumpas, tuzak, tezgâh, komplo; artık serbestsiniz” sürecine geçiş yapmak. Peki niyet? Evet… Tasarıyı rafa kaldırdınız, gündemden düşürdünüz. Olsun, bu, sizin aymazlığınızı örtmek için yeterli bir sebep değil. Cevap vereceksiniz… Kaçmak yok. Madde 139’da yapmak istediğiniz değişiklikle neyi hedefliyorsunuz? Gazetecilerin önünü açmak kılıfıyla, yalancılığa ve iftira kampanyalarına fırsat sunmak telaşınız niyeydi? “Masumiyet karinesi” diye bir hukuk terimi duymadınız mı? İşte tasarınızdan bir bölüm: “132 inci, 133 üncü ve 134 üncü maddelerde düzenlenen suçlara konu bilgilerin, ifşa edildikten sonra, haber verme sınırları aşılmaksızın haber yapılması suç oluşturmaz” Beyler… Siz hürriyet düşmanı mısınız? Siz vicdana savaş mı açtınız? Siz siyaseti, devlet idareciliğini, adalet dağıtıcılığını, kendi nefislerinizin silahşoru olarak mı görüyorsunuz? Bakın! Ayak bastığınız coğrafyaya dikkat edin! Buranın değerleri vardır. Burada insana kıymet verilir. “Mahrem” diye tabir edilen sınırlar vardır. Oturmak, konuşmak, bakmak, yürümek bile bir kültürün, bir anlayışın ürünüdür. Evlerin kapısı, yolgeçen hanı değildir. Edeple tıklatılır. Kulaktan kulağa konuşmak bile bir “örf” istikameti üzerindedir. Din vardır, töre vardır, ahlak vardır, namus vardır, saygı, sevgi, kardeşlik ve insana hürmet vardır. Tasarıyı kendi deyiminizle, “seçim sonrası” na ertelediniz. Şimdi bir daha… Yalanı, riyayı da rafa kaldırın ve söyleyin… Neydi niyetiniz, Allah aşkına…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Meclise bir tasarı sundunuz. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarını  kapsayan bu tasarıda, TCK Madde 139’a bir fıkra eklediniz ve özel  hayatın gizliliğinin bir defa ifşa edilmesi sonrasında haber yapılmasına  müsaade edecek bir uygulamaya kapı açtınız.</p>
<p style="text-align: justify;">“Hazır gündem de müsait. Konular oldukça yoğun, medyanın ilgisi ve  kamuoyunun dikkati başka taraflara çekilmişken bu aymazlığı yapalım”  diyerek oluşturduğunuz tasarı geçerse neler olacak, biliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Herhangi bir şahsın özel bir telefon konuşmasını, adı  sanı bilinmeyen bir internet sitesi aldı ve yayınladı. Böyle bir konuşma  var mı yok mu bilen yok. Siteyi, site yöneticisini tanıyan da yok.  Sonra ülkenin büyük medya organları, bir defa yayınlanmış olması  serbestliğiyle manşetlere, köşelere ve haberlere “şok şok şok”  cümbüşleriyle, bu şaibeyi taşıyabilecek, şahsın itibarını yerle bir  edebilecek ve buna karşı hiçbir yaptırım uygulanamayacak. Sonra?</p>
<p style="text-align: justify;">Dedikodu yasal bir zeminde, vatandaşa zulmü reva gören bir anlayışla  yayılacak. Kişiye ailesi, çevresi ve kamuoyu şüpheyle bakacak. “Çamur at  izi kalsın” mantığıyla kafalara çamur yağacak. Ardından töhmet altında  kalan binlerce insan, kendisini ifade etmek için çırpınacak ama nafile…  Damga bir kere yapıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vicdana savaştır! Memlekette ne güven bırakır ne de saygı. Şimdi gelelim bu hinliğin özüne…</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim yaklaşıyor. Telaşınız bu muydu? Kime iftira atacaktınız? Kimin  vatandaşlarımız nazarındaki itibarını yok edecektiniz? Hangi kurum ve  kuruluşları lekeleyecektiniz? Anayasanın 20, 21, 22 maddelerine açıkça  aykırı bu uygulamalarda, hangi çalımlara zemin oluşturacaktınız? Hangi  insanı, çocuklarının yüzüne bakamayacak bir hale getirecektiniz? Hangi  yuvayı dağıtıp, hangi bataklığı yeşertecektiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">Tasarınızda istenen çok açık&#8230; Bir rol paylaşımıyla; “arkadaş sen  bunu sitende yayınla, biz de bomba gibi haberlere dönüştürelim”  anlayışına zemin oluşturmak, “ iftira, yalan, dedikodu, kumpas, tuzak,  tezgâh, komplo; artık serbestsiniz” sürecine geçiş yapmak. Peki niyet?</p>
<p style="text-align: justify;">Evet… Tasarıyı rafa kaldırdınız, gündemden düşürdünüz. Olsun, bu,  sizin aymazlığınızı örtmek için yeterli bir sebep değil. Cevap  vereceksiniz… Kaçmak yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Madde 139’da yapmak istediğiniz değişiklikle neyi  hedefliyorsunuz? Gazetecilerin önünü açmak kılıfıyla, yalancılığa ve  iftira kampanyalarına fırsat sunmak telaşınız niyeydi? “Masumiyet  karinesi” diye bir hukuk terimi duymadınız mı?</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tasarınızdan bir bölüm:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“132 inci, 133 üncü ve 134 üncü maddelerde düzenlenen suçlara  konu bilgilerin, ifşa edildikten sonra, haber verme sınırları  aşılmaksızın haber yapılması suç oluşturmaz”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Beyler… Siz hürriyet düşmanı mısınız? Siz vicdana savaş mı açtınız?  Siz siyaseti, devlet idareciliğini, adalet dağıtıcılığını, kendi  nefislerinizin silahşoru olarak mı görüyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bakın! Ayak bastığınız coğrafyaya dikkat edin! Buranın değerleri  vardır. Burada insana kıymet verilir. “Mahrem” diye tabir edilen  sınırlar vardır. Oturmak, konuşmak, bakmak, yürümek bile bir kültürün,  bir anlayışın ürünüdür. Evlerin kapısı, yolgeçen hanı değildir. Edeple  tıklatılır. Kulaktan kulağa konuşmak bile bir “örf” istikameti  üzerindedir. Din vardır, töre vardır, ahlak vardır, namus vardır, saygı,  sevgi, kardeşlik ve insana hürmet vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tasarıyı kendi deyiminizle, “seçim sonrası” na ertelediniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bir daha… Yalanı, riyayı da rafa kaldırın ve söyleyin… Neydi niyetiniz, Allah aşkına…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fne-yapmaya-calistiniz-faruk-kelestimur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ne-yapmaya-calistiniz-faruk-kelestimur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Anıtmezar&#8217;da Yapmış Oldukları Konuşma. 4 Nisan 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-4-nisan-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-4-nisan-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Apr 2011 21:34:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2627</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Dava Arkadaşlarım, Her Biri Cesaret ve Fedakarlık Abideleri Olan Değerli Ülküdaşlarım, Geleceğimizin Güvencesi Genç Bozkurtlarım, Tam on dört yıl önce, Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i dua ve gözyaşları eşliğinde ebediyete uğurlamıştık. Bugün bir kez daha Hakk’a yürüyüşünün yıldönümünde kendisini Fatihalarla yad etmek için kabri başında toplanmış bulunuyoruz. Manevi huzurunda bir araya gelen Türkiye sevdalıları olarak, minnet ve şükranlarımızı ifade etmek için ellerimizi semaya, gözlerimizi ufka ve hafızalarımızı onunla geçirdiğimiz muhteşem hatıralara açtık. Aynı zamanda devlet ve siyaset hayatının mümtaz bir şahsiyeti olan rahmetli liderimizin eserlerini, temennilerini, nasihatlerini ve çağları aşan öngörülerini yüreğimizde taşıyarak burada buluştuk. O’nun, binbir emekle inşa ettiği ve ilkelerini belirlediği milli davamızda, tüm ülkücüler çok şükür ki büyük bir şevk ve inançla yollarına devam ediyorlar. Yeise düşmeden, yılgınlığa prim vermeden, oyunlara aldırış etmeden ve kurulan tuzaklara düşmeden bir aradalar. O’nun kırkiki yıl önce Türk milletinin geleceğini aydınlatmak, varlığını korumak ve yükseltmek amacıyla yaktığı inanç meşalesi bugün bizlerin elinde sonsuzluğa uzanmaktadır. O, herşeyden önce yüksek bir şahsiyet sahibi kişi olarak, kendisini adadığı Türk milletinin; mutluluğu ve esenliği için 80 yıllık hayatında büyük mücadeleler sergilemiştir. Türklüğün itibarını, haysiyetini ve varlığını korumak için insan üstü bir çaba göstermiştir. Yüce dinimizin buyruklarından hiçbir zaman ödün vermemiş, zorlukları Cenab-ı Allah’a sığınarak ve milletimize güvenerek aşmaya çalışmıştır. Nitekim yaşarken karşılaştığı hiçbir zorluk o’nu yolundan ve hedefinden çevirememiştir. Kendisini hayattayken anlayacak basirete sahip olmayanlar, hatta karşısına engeller çıkaranlar vefatından sonra hakkını teslim etmişler ve geçte olsa aziz hatırasını hürmetle anmaya başlamışlardır. Her faniye nasip olmayan ilgi, sevgi, bağlılık ve destek aramızdan fiziken ayrılışının ondördüncü yıldönümünde bile artarak devam etmektedir. Hiçbir tereddüde kapılmadan söylemek isterim ki, bir dava insanı olarak Türk milletinin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir. Meseleleri bütün yönleriyle ele alma ve yorumlama kabiliyeti, sorunları teşhis etme ve bunlara karşı çözüm getirme kudreti, herşeyden önce onun şahsında temerküz etmiş ve bugünlere kadar ulaşarak bizim yönümüzü belirlemiştir. Aradan geçen yıllar Türkeş Bey’in sözlerinde, tespitlerinde, ülkülerinde ve düşüncelerinde ne kadar haklı olduğunu kesin olarak teyit etmiştir. Her Türk milliyetçisinin ve her ülkücünün gurur kaynağı olan merhum liderimiz; bizlere bıraktığı emanetlerle de zihnimizde ve kalplerimizde eşsiz bir yere sahip olmuştur. Muhterem Dava Arkadaşlarım, Değerli Ülküdaşlarım, Bildiğiniz üzere, Türkeş Bey 4 Nisan 1997 tarihinde rahmete kavuşmuş ve 8 Nisan günü de uğruna her türlü cefayı ve sıkıntıyı seve seve göğüslediği vatan topraklarına emanet edilmiştir. O’nsuz geçen yıllar; liderliğinin hala ne kadar etkili ve derinlere kök saldığını açık bir şekilde ispat etmektedir. Şüphesiz çağını aşan ve yaşadığı zamana sığmayıp fikir ve davranışlarıyla her devrin ufkunda parıldayan liderler; hem insanlığın hem de içinden çıktığı milletlerin burçları olmuşlardır. Türk milleti böylesi lider kişilikleri tarihin her döneminde içinden çıkarmış ve sonrasında bağrını ve yüreğini her daim bu yüksek şahsiyetlere açarak sadakatle yanlarında yer almıştır. Türk tarihi öylesine büyük liderlere şahitlik etmiştir ki; bunlar tıpkı karanlığa doğan nur, geceyi aydınlatan fener, fırtınaya karşı sığınak, belalara karşı siper, fitneye karşı direnç, ihanete karşı birliğin timsalleri olmuşlardır. Bu haliyle rahmetli Türkeş Bey de Türklüğün asırları aşan yürüyüşündeki geri çekilmeyen ve eğilmeyen kudretlerinden birisidir. O’nun bizlere büyük bir özveriyle miras bıraktığı Dokuz Işık da; dün, bugün...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.devletbahceli.com/usr_img/resim_galerisi/anilar/MHP_0270.JPG" alt="" width="350" height="233" />Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Her Biri Cesaret ve Fedakarlık Abideleri Olan Değerli Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geleceğimizin Güvencesi Genç Bozkurtlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tam on dört yıl önce, Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i dua ve gözyaşları eşliğinde ebediyete uğurlamıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün bir kez daha Hakk’a yürüyüşünün yıldönümünde kendisini Fatihalarla yad etmek için kabri başında toplanmış bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Manevi huzurunda bir araya gelen Türkiye  sevdalıları olarak, minnet ve şükranlarımızı ifade etmek için ellerimizi  semaya, gözlerimizi ufka ve hafızalarımızı onunla geçirdiğimiz muhteşem  hatıralara açtık.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı zamanda devlet ve siyaset hayatının mümtaz  bir şahsiyeti olan rahmetli liderimizin eserlerini, temennilerini,  nasihatlerini ve çağları aşan öngörülerini yüreğimizde taşıyarak burada  buluştuk.</p>
<p style="text-align: justify;">O’nun, binbir emekle inşa ettiği ve ilkelerini  belirlediği milli davamızda, tüm ülkücüler çok şükür ki büyük bir şevk  ve inançla yollarına devam ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeise düşmeden, yılgınlığa prim vermeden, oyunlara aldırış etmeden ve kurulan tuzaklara düşmeden bir aradalar.</p>
<p style="text-align: justify;">O’nun kırkiki yıl önce Türk milletinin  geleceğini aydınlatmak, varlığını korumak ve yükseltmek amacıyla yaktığı  inanç meşalesi bugün bizlerin elinde sonsuzluğa uzanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">O, herşeyden önce yüksek bir şahsiyet sahibi  kişi olarak, kendisini adadığı Türk milletinin; mutluluğu ve esenliği  için 80 yıllık hayatında büyük mücadeleler sergilemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türklüğün itibarını, haysiyetini ve varlığını korumak için insan üstü bir çaba göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce dinimizin buyruklarından hiçbir zaman ödün  vermemiş, zorlukları Cenab-ı Allah’a sığınarak ve milletimize güvenerek  aşmaya çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim yaşarken karşılaştığı hiçbir zorluk o’nu yolundan ve hedefinden çevirememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisini hayattayken anlayacak basirete sahip  olmayanlar, hatta karşısına engeller çıkaranlar vefatından sonra hakkını  teslim etmişler ve geçte olsa aziz hatırasını hürmetle anmaya  başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her faniye nasip olmayan ilgi, sevgi, bağlılık  ve destek aramızdan fiziken ayrılışının ondördüncü yıldönümünde bile  artarak devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir tereddüde kapılmadan söylemek isterim ki, bir dava insanı olarak Türk milletinin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meseleleri bütün yönleriyle ele alma ve  yorumlama kabiliyeti, sorunları teşhis etme ve bunlara karşı çözüm  getirme kudreti, herşeyden önce onun şahsında temerküz etmiş ve  bugünlere kadar ulaşarak bizim yönümüzü belirlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan geçen yıllar Türkeş Bey’in sözlerinde,  tespitlerinde, ülkülerinde ve düşüncelerinde ne kadar haklı olduğunu  kesin olarak teyit etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her Türk milliyetçisinin ve her ülkücünün gurur  kaynağı olan merhum liderimiz; bizlere bıraktığı emanetlerle de  zihnimizde ve kalplerimizde eşsiz bir yere sahip olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, Türkeş Bey 4 Nisan 1997  tarihinde rahmete kavuşmuş ve 8 Nisan günü de uğruna her türlü cefayı ve  sıkıntıyı seve seve göğüslediği vatan topraklarına emanet edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">O’nsuz geçen yıllar; liderliğinin hala ne kadar etkili ve derinlere kök saldığını açık bir şekilde ispat etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz çağını aşan ve yaşadığı zamana sığmayıp  fikir ve davranışlarıyla her devrin ufkunda parıldayan liderler; hem  insanlığın hem de içinden çıktığı milletlerin burçları olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti böylesi lider kişilikleri tarihin  her döneminde içinden çıkarmış ve sonrasında bağrını ve yüreğini her  daim bu yüksek şahsiyetlere açarak sadakatle yanlarında yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk tarihi öylesine büyük liderlere şahitlik  etmiştir ki; bunlar tıpkı karanlığa doğan nur, geceyi aydınlatan fener,  fırtınaya karşı sığınak, belalara karşı siper, fitneye karşı direnç,  ihanete karşı birliğin timsalleri olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle rahmetli Türkeş Bey de Türklüğün asırları aşan yürüyüşündeki geri çekilmeyen ve eğilmeyen kudretlerinden birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">O’nun bizlere büyük bir özveriyle miras  bıraktığı Dokuz Işık da; dün, bugün ve yarın arasındaki tüm sisleri  aydınlatmış, kendisini vatanına ve milletine adayan ülkücülere asla  eskimeyecek bir rehber olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta ona göre Dokuz Işık, Türk ülküsüyle aynı anlam ve içeriğe sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve derin bir insan sevgisi ve insan haysiyetine bağlı olma isteğini yansıtmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin değer ve inançlarıyla bağdaşmayan  yabancı ideoloji ve görüşler kuşkusuz o’nun duruş ve azmi karşısında  çaresiz kalmış ve bir ucu Bozkurt Destanına dayanan, bir ucu da  Çanakkale’ye uzanan Türklüğün manevi savunma hattının içine bir türlü  sızamamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkeş Bey, Türk milletinin sürekli tazelenen  belleği, ileriyi gören feraseti, tehlikelere set çeken cesareti,  kardeşliğini öğütleyen bilgesi, uzlaşmayı tavsiye eden sağduyusu,  melanete rest çeken bükülmez bileği ve milliyetçiliği demetler halinde  dağıtan ülkücüsüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortaya koyduğu vizyon ve taşıdığı kutlu misyon  bugün yaptıklarının ne kadar doğru ve meşru olduğunu taraflı tarafsız  herkese kabul ettirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın gidişatını ve bölgemizdeki gelişmeleri  iyi okuyan berrak bir milli şuura sahip olan rahmetli Türkeş Bey, hala  Türklüğün yaşadığı her yerde, ulaştığı her coğrafyada mümtaz ve  ayrıcalıklı bir şekilde anılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu da bizim için tartışmasız iftihar vesilesidir  ve her daim taşıyacağımız, savunacağımız ve hiçbir şeyle  kıyaslamayacağımız bir değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bugün ülkemiz, dünden daha sıkıntılı ve daha vahim sorun alanlarıyla kuşatılmış durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin birliğine yönelik hain saldırılar sürekli olarak mevzi elde etmekte ve cüret kazanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türklük değerleri yıpratılmakta ve Cumhuriyet’in tüm kazanımları mayınlı alana çekilmek istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin binlerce yıllık kardeşliği,  üniter yapısı, dili ve diğer milli varlıkları tahrip ve imha edilmenin  eşiğine kadar getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle 12 Haziran Milletvekilliği Genel  Seçimine giderken, şer ittifakının niyet ve emelleri daha da  keskinleşmiş ve hepimizce bilinen mihraklar Türkiye’nin bölünmesi için  düğmeye basmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek küresel gelişmeler, gerekse de bu  paralelde yürüyen iç hadiseler dava arkadaşlarıma büyük görev ve  sorumluluklar yüklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Türk milleti için endişe verici tehditler artmışken, kaybedecek zamanımızın olmadığı ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin bağımsız bir şekilde var olması,  Türk milletinin ebedi vatanında bir ve bütün halinde yaşaması için  dayanışmaya ve saflarımızı sıkı tutmaya çok ihtiyacımız vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ve devlet bekası için güç birliğini sağlamlaştırmanın başka da bir yolu ve çaresi yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizler, sabır ve metanetle, cesaret ve kararlılıkla üzerimize çullanan fitne ve fesada mutlaka haddini bildireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin değerli  mensupları ve yarınlarımızın güvencesi genç ülkücü kardeşlerim büyük bir  uyanıklık ve çabayla ileri demokrasi zırvasının sahiplerine ve  yanlarında saf tutmuş bölücü mihraklara demokratik yollardan gereken  dersi vereceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira en başta milletimize ve sonra da Türkeş Bey’e olan manevi sorumluluğumuz bunu gerektirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki, bizden görünüp davamıza zarar  vermeye çalışan ve başka yerlerin gönüllü ya da menfaat karşılığında  misyonerliğini yapanlara ne Başbuğumuz, ne de dava arkadaşlarım asla  haklarını helal etmeyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu bizlere ki, bugün Milliyetçi Hareket’e  gönül vermiş muhterem arkadaşlarımız aramızdadır ve bizimle birlikte  Türkeş Bey’in izinden yürümektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatı boyunca; asla yılmayan, teslim olmayan,  hiçbir pazarlığın içinde bulunmayan mücadele ve ülkü adamı merhum Türkeş  Bey’in işaret ettiği istikamette giderek ve her vatandaşımızla  kucaklaşarak tek başına iktidara ulaşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">O hayattayken göremedi, ancak Hakk’a yürüyüşünün  ondördüncü seneyi devriyesinde Milliyetçi Hareket’in tek başına  iktidarı inşallah gerçekleşecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hak yolunda, Allah yolunda milletimizin bizi mahcup etmeyeceğine yürekten inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Seviyeli, tutarlı, ahlaklı, temiz, ilkeli,  soğukkanlı ve Türk milletine sevdalı Milliyetçi Hareket’in hak ettiği  başarıya ulaşmasının zamanı gelmiştir ve bu hepimize Türk tarihinin  yüklediği bir vazifedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılavuzumuz Türkeş Bey’in prensipleri, dayanağımız aziz milletimiz, yardımcımız Cenab-ı Allah’tır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkent Ankara vicdanımız,  Türkçe vazgeçilmezimiz, vatanımız namusumuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Umutsuzluk dalgasını buradan aldığımız manevi  ilhamla kırıp ortadan kaldıracağız ve Türk milletinin tarihi yolculuğuna  engel olmaya çalışanlara asla müsaade etmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle kabri önünde biraraya  geldiğimiz merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e ve bugün aramızda  olmayan tüm dava arkadaşlarımıza ve aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan  rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhları şad, mekanları cennet olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-4-nisan-2011.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-4-nisan-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-anitmezarda-yapmis-olduklari-konusma-4-nisan-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/basbug/basbuganma.flv" length="2638427" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Başbuğ Alparslan Türkeş&#8217;i Anma Programı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkesi-anma-programi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkesi-anma-programi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Apr 2011 21:22:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Bünyamin Seçme]]></category>
		<category><![CDATA[Serkan UYSAL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2624</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları, Başbuğ Alparslan Türkeş&#8217;i anmak için 3 Nisan 2011 günü Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu&#8217;nda anma programı düzenlemiştir. Saygı duruşu ve İstiklal Marşıyla başlayan program Başbuğ Alparslan Türkeş&#8217;i hayatını ve mücadelesini anlatan kısa bir sinevizyon gösterisi devam etti. Çok sayıda üniversiteli ve ortaöğretim gencinin katıldığı program Başbuğ&#8217;un ruhuna okunan Kuran-ı Kerim tilavetiyle devam etmiştir. Daha sonrasında Türk Eğitim-Sen Antalya Şubesi Başkanı Bünyamin Seçme, Başbuğ&#8217;un hayatını ve mücadelesi hakkında seminer vermiştir. Bünyamin Seçme, Başbuğ&#8217;un, 1917&#8242;de Kıbrıs&#8217;ta başlayan mücadelesinin 1944&#8242;lerde tabutluklarda, 1960 yıllarda sürgünlerde, 1980&#8242;lerde işkencelerde yılmadan devam ettiğini ifade etmiştir. Başbuğ Türkeş&#8217;in yılmaz bir lider olduğunu ve Türk Milletini en kısa yoldan büyük zaferlere eriştirme ülküsünün mimarı olduğu söylemiştir. Program bitiminde bu anlamlı seminer için Antalya Ülkü Ocakları Başkan Yardımcısı E. Serkan Uysal, Bünyamin Seçme&#8217;ye teşekkür etmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Ülkü Ocakları, Başbuğ Alparslan Türkeş&#8217;i anmak için 3 Nisan 2011 günü Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu&#8217;nda anma programı düzenlemiştir.</p>
<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşıyla başlayan program Başbuğ Alparslan Türkeş&#8217;i hayatını ve mücadelesini anlatan kısa bir sinevizyon gösterisi devam etti.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/4nisan2011-02.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p>Çok sayıda üniversiteli ve ortaöğretim gencinin katıldığı program Başbuğ&#8217;un ruhuna okunan Kuran-ı Kerim tilavetiyle devam etmiştir. Daha sonrasında Türk Eğitim-Sen Antalya Şubesi Başkanı Bünyamin Seçme, Başbuğ&#8217;un hayatını ve mücadelesi hakkında seminer vermiştir. Bünyamin Seçme, Başbuğ&#8217;un, 1917&#8242;de Kıbrıs&#8217;ta başlayan mücadelesinin 1944&#8242;lerde tabutluklarda, 1960 yıllarda sürgünlerde, 1980&#8242;lerde işkencelerde yılmadan devam ettiğini ifade etmiştir. Başbuğ Türkeş&#8217;in yılmaz bir lider olduğunu ve Türk Milletini en kısa yoldan büyük zaferlere eriştirme ülküsünün mimarı olduğu söylemiştir.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/4nisan2011-01.jpg" alt="" width="600" /></p>
<p>Program bitiminde bu anlamlı seminer için Antalya Ülkü Ocakları Başkan Yardımcısı E. Serkan Uysal, Bünyamin Seçme&#8217;ye teşekkür etmiştir.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/4nisan2011-03.jpg" alt="" width="600" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbasbug-alparslan-turkesi-anma-programi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkesi-anma-programi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları&#8217;ndan “Ses Ver Antalya” Şöleni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-%e2%80%9cses-ver-antalya%e2%80%9d-soleni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-%e2%80%9cses-ver-antalya%e2%80%9d-soleni.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Apr 2011 16:57:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Ver Antalya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2617</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın 30 Mart 2011 akşamı Dilek Sabancı Spor Salonu&#8217;nda düzenlediği “Kutlu Çağrıya Ses Ver Antalya” isimli şölende, Ülkücü camia bir araya geldi. MHP Antalya Milletvekilleri Hüseyin Yıldız ve Yusuf Ziya İrbeç, MHP MYK Üyesi Kemal Çelik, MHP MDK Üyesi Feridun Bahşi, MHP İl Başkanı Adnan Kaya ve yönetimi, MHP ilçe başkanları, TÜRKAV Başkanı Mustafa Patat, Yörükler Derneği Başkanı Abdullah Duman, Antalya Gençlik ve Spor İl Müdürü Nadir Yapsakaloğlu, MHP Milletvekili aday adayları ve büyük çoğunluğu genç olmak üzere yoğun katılımın olduğu şölen, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’nın konuşmasıyla başladı. Başkan Kaya;  “ilk seçimde iktidara gelen ülkücülerin önderliğinde 2023’e doğru yükselen Türkiye’nin gençleri olarak tıpkı 1919 ve 1923 ruhuyla lider ülke hedefine varılacaktır” dedi. Türk Milletini, bölmeye çalışanların olduğunu belirten Başkan Kaya; Türk vatanının bütünlüğü ve Türk Milletinin payidarlığı, bizlere ecdadımızın bırakmış olduğu en büyük mirasıdır. Miras haktır. Türk milletini 36 parçaya bölmeye çalışanlara inat bu büyük mirası kanımız pahasına korumak her birimize düşen ayrı bir mesuliyettir. Şehit kanı döken canileri, Habur’da davullu zurnalı  karşılayanlar  dün Barzani’yle sarmaş dolaş poz vermişlerdir. Düzmece mahkeme kurup onları serbest bırakanları hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayacağız. Onlarla hesabımız var. Bu hesabı biz ülkücüler görürüz. Bu ülkeyi bölünmeye götürenlerin defterini düreriz.” dedi. Başkan Kaya; “Bilge Kağan’ın Ötüken’den başlattığı şanlı yürüyüşümüz, Liderimiz Devlet Bahçeli Bey’in işareti ile 2023 yolunda Lider Türkiye için yeniden yapılan kutlu çağrıya  “Ses Ver Türkiye” söylemi ile devam etmektedir” diyerek sözlerini tamamladı. Şölende, Ülkücü Şehitler Tahir Dere, Hüseyin Bakışlı ve İmdat Sarıca’nın ailelerine ve Ocakta görev yapıp, vefat eden Av. Cemil Ünlü ve Osman Nuri Günal&#8217;ın ailelerine ahde vefada adına birer plaket takdim edildi. Ülkü Ocakları Üniversite Teşkilatı’nın kurmuş olduğu grup şarkılarını seyircilerle hep bir ağızdan söylerken, Ortaöğretimden genç Talu Bilgili’nin seslendirdiği ‘Ses Ver Türkiye’ adlı rap şarkısı da seyircilerin beğenisini topladı. Gecenin sonun da ise genel merkez sanatçıları olan Mustafa Aksoy ve Ali Kınık sahne alarak seyircilere coşkulu anlar yaşattı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın 30 Mart 2011 akşamı Dilek Sabancı Spor Salonu&#8217;nda düzenlediği “Kutlu Çağrıya Ses Ver Antalya” isimli şölende, Ülkücü camia bir araya geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP Antalya Milletvekilleri Hüseyin Yıldız ve Yusuf Ziya İrbeç, MHP MYK Üyesi Kemal Çelik, MHP MDK Üyesi Feridun Bahşi, MHP İl Başkanı Adnan Kaya ve yönetimi, MHP ilçe başkanları, TÜRKAV Başkanı Mustafa Patat, Yörükler Derneği Başkanı Abdullah Duman, Antalya Gençlik ve Spor İl Müdürü Nadir Yapsakaloğlu, MHP Milletvekili aday adayları ve büyük çoğunluğu genç olmak üzere yoğun katılımın olduğu şölen, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’nın konuşmasıyla başladı.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/SesverAntalya-01.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;">Başkan Kaya;  “ilk seçimde iktidara gelen ülkücülerin önderliğinde 2023’e doğru yükselen Türkiye’nin gençleri olarak tıpkı 1919 ve 1923 ruhuyla lider ülke hedefine varılacaktır” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milletini, bölmeye çalışanların olduğunu belirten Başkan Kaya; Türk vatanının bütünlüğü ve Türk Milletinin payidarlığı, bizlere ecdadımızın bırakmış olduğu en büyük mirasıdır. Miras haktır. Türk milletini 36 parçaya bölmeye çalışanlara inat bu büyük mirası kanımız pahasına korumak her birimize düşen ayrı bir mesuliyettir. Şehit kanı döken canileri, Habur’da davullu zurnalı  karşılayanlar  dün Barzani’yle sarmaş dolaş poz vermişlerdir. Düzmece mahkeme kurup onları serbest bırakanları hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayacağız. Onlarla hesabımız var. Bu hesabı biz ülkücüler görürüz. Bu ülkeyi bölünmeye götürenlerin defterini düreriz.” dedi.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/SesverAntalya-02.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;">Başkan Kaya; “Bilge Kağan’ın Ötüken’den başlattığı şanlı yürüyüşümüz, Liderimiz Devlet Bahçeli Bey’in işareti ile 2023 yolunda Lider Türkiye için yeniden yapılan kutlu çağrıya  “Ses Ver Türkiye” söylemi ile devam etmektedir” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şölende, Ülkücü Şehitler Tahir Dere, Hüseyin Bakışlı ve İmdat Sarıca’nın ailelerine ve Ocakta görev yapıp, vefat eden Av. Cemil Ünlü ve Osman Nuri Günal&#8217;ın ailelerine ahde vefada adına birer plaket takdim edildi. Ülkü Ocakları Üniversite Teşkilatı’nın kurmuş olduğu grup şarkılarını seyircilerle hep bir ağızdan söylerken, Ortaöğretimden genç Talu Bilgili’nin seslendirdiği ‘Ses Ver Türkiye’ adlı rap şarkısı da seyircilerin beğenisini topladı. Gecenin sonun da ise genel merkez sanatçıları olan Mustafa Aksoy ve Ali Kınık sahne alarak seyircilere coşkulu anlar yaşattı.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/SesverAntalya-03.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/SesverAntalya-04.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/SesverAntalya-05.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/SesverAntalya-06.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/SesverAntalya-07.jpg" alt="" width="400" height="600" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklarindan-%25e2%2580%259cses-ver-antalya%25e2%2580%259d-soleni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarindan-%e2%80%9cses-ver-antalya%e2%80%9d-soleni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbuğ Alparslan Türkeş Bey’in Vefatının 14. Yıldönümü Anma Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkes-bey%e2%80%99in-vefatinin-14-yildonumu-anma-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkes-bey%e2%80%99in-vefatinin-14-yildonumu-anma-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Apr 2011 16:40:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2615</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyasının Bilge Lideri, Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey&#8217;in Hakka yürüyüşünün 14. yıldönümünde Antalya Ülkü Ocakları olarak rahmet ve minnet anıyoruz. Ülkü, büyük hedeflerin tasarlanması, hedefler doğrultusunda hareket edilmesi ve bu uğurda ateşle imtihan edilmektir. Ülkü sahibi insanlar bunun farkında olarak her türlü zorluğa göğüs germeyi ve yaşadığı toplumu en iyi noktaya taşıma gayreti içindedir. Türk milliyetçilerinin ülkülerini yeniden vareden ve yön veren son Başbuğ Alparslan Türkeş’tir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in, 1917’de Lefkoşa’da başlayan ülkü yolundaki kutlu yürüyüşü 1944’de tabutluklarda 1960’da sürgünlerde 1980’de Mamak zindanlarında sekteye uğratılmaya çalışılsa da durmadan, yılmadan yeni ufuklara doğru hızla ilerlemiştir. 1997’de Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda ise arkasında seksen yılın büyük birikimi olan devlet adamlığını, meydanlara sığmayan binlerce ülkü sahibi genci ve Türk Milleti’ni yüceltecek kıymetli fikirlerini bırakmıştır. Ömrünü, milletini yüceltme davasına, Allah kelamını yayma gayesine ve Türkiye’nin kutlu geleceği olarak gördüğü Genç Bozkurtların yetişmesine adayan Başbuğumuz, yetiştirmiş olduğu milyonlarca ülkücüyle Türkiye’nin geleceğine ışık tutmaya devam etmektedir. Milyonlarca ülkücü, Başbuğ Alparslan Türkeş Bey’in izinde, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin ‘Lider Ülke Türkiye’ hedefi doğrultusunda yılmadan, eşsiz bir azimle ilerlemektedir. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in ebedi yolculuğuna uğurlandığı bir 4 Nisan’a daha ulaşmanın hüznü içerisinde, bu kutlu davaya can vererek ebediyete intikal eden binlerce şehidimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhun şad, mekanın Cenneti olsun Başbuğum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img src="file:///C:/Users/Xpc/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-6.png" alt="" /><img class="alignleft" src="../resimler/BasbugAlparslanTurkes.jpg" alt="" width="292" height="199" />Türk Dünyasının Bilge Lideri, Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey&#8217;in Hakka yürüyüşünün 14. yıldönümünde Antalya Ülkü Ocakları olarak rahmet ve minnet anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü, büyük hedeflerin tasarlanması, hedefler doğrultusunda hareket edilmesi ve bu uğurda ateşle imtihan edilmektir. Ülkü sahibi insanlar bunun farkında olarak her türlü zorluğa göğüs germeyi ve yaşadığı toplumu en iyi noktaya taşıma gayreti içindedir. Türk milliyetçilerinin ülkülerini yeniden vareden ve yön veren son Başbuğ Alparslan Türkeş’tir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in, 1917’de Lefkoşa’da başlayan ülkü yolundaki kutlu yürüyüşü 1944’de tabutluklarda 1960’da sürgünlerde 1980’de Mamak zindanlarında sekteye uğratılmaya çalışılsa da durmadan, yılmadan yeni ufuklara doğru hızla ilerlemiştir. 1997’de Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda ise arkasında seksen yılın büyük birikimi olan devlet adamlığını, meydanlara sığmayan binlerce ülkü sahibi genci ve Türk Milleti’ni yüceltecek kıymetli fikirlerini bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ömrünü, milletini yüceltme davasına, Allah kelamını yayma gayesine ve Türkiye’nin kutlu geleceği olarak gördüğü Genç Bozkurtların yetişmesine adayan Başbuğumuz, yetiştirmiş olduğu milyonlarca ülkücüyle Türkiye’nin geleceğine ışık tutmaya devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milyonlarca ülkücü, Başbuğ Alparslan Türkeş Bey’in izinde, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin ‘Lider Ülke Türkiye’ hedefi doğrultusunda yılmadan, eşsiz bir azimle ilerlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in ebedi yolculuğuna uğurlandığı bir 4 Nisan’a daha ulaşmanın hüznü içerisinde, bu kutlu davaya can vererek ebediyete intikal eden binlerce şehidimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhun şad, mekanın Cenneti olsun Başbuğum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbasbug-alparslan-turkes-bey%25e2%2580%2599in-vefatinin-14-yildonumu-anma-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/basbug-alparslan-turkes-bey%e2%80%99in-vefatinin-14-yildonumu-anma-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sivil İtaatsizlik Kavramı ve BDP&#8217;nin Eylemleri &#8211; Sinan GÜLER</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sivil-itaatsizlik-kavrami-ve-bdpnin-eylemleri-sinan-guler.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sivil-itaatsizlik-kavrami-ve-bdpnin-eylemleri-sinan-guler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2011 21:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2655</guid>
		<description><![CDATA[Sivil İtaatsizlik Kavramına Dair Son günlerde BDP’nin ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ve kimi Batı illerinde belirlediği “pilot” illerde “sivil itaatsizlik” eylemleri başlattığını belirterek, bölgede ses getiren ve genellikle güvenlik güçleriyle çatışmayla sonuçlanan gösteriler yapması, bu yazının konusu olan kavramı da gündeme getirmiş ve tartışmaya açmıştır. Bölgede vuku bulan son hadiselerle ilgili tartışmaların doğru bir eksende sürdürülebilmesi için “sivil itaatsizlik” kavramının tartışılması ve zihinlerde doğru bir biçimde algılanmasının gerektiği düşüncesindeyim. Sosyal bilimler alanındaki pek çok kavram gibi “sivil itaatsizlik” kavramı üzerinde de uzlaşılmış tek bir tanım elbette yoktur ancak baskın olarak öne çıkan; alanda kendini kabul ettirmiş isimlerin yol gösterici tanımları mevcuttur. Hugo Adam Bedau ve John Rawls bu alanda önemli çalışmalar yapmış ve sivil itaatsizlik konusunda muteber yorum ve tanımlar ortaya çıkarmışlardır. Bedau’ya göre; “yasaya aykırı, kamuya açık, şiddetsiz ve vicdanî olarak; bir yasayı ya da bir hükümet politikasını veya kararını engellemek isteyen kimse sivil itaatsizlik fiilini işlemiş olur.” Rawls’a göre ise; “sivil itaatsizlik, yasaların ya da hükümet politikalarının değiştirilmesini amaçlayan ve kamuya açık tarzda gerçekleştirilen şiddetsiz, vicdanî ve aynı zamanda siyasî nitelikli, yasaya aykırı bir edimdir.” Bedau, Rawls ve bu alanda çalışma yapan diğer araştırmacıların tanımları incelendiğinde bir eylemi sivil itaatsizlik yapan bazı unsurların öne çıktığı görülmektedir. Bir eylemin sivil itaatsizlik olabilmesi için adeta önkoşul olan en önemli unsurun “şiddet dışılık” olduğu görülmektedir. Yani; sivil itaatsizlik eylemi şiddet içermemeli ve şiddetle arasına mesafe koymalıdır. Yani bu itaatsizlik biçiminde eylem sembolik olarak kalmalı ve protesto, şiddet dışı araçlarla gerçekleştirilmelidir. Sivil itaatsizlik eylemi, devletin ağır ve açık bir haksızlığına dikkat çekmeyi amaçlamalıdır. Ancak burada önemli bir nokta şudur: Devletin haksız uygulaması nedeniyle mağdur olanlar; bu haksızlığın giderilmesi amacıyla bütün hukukî yolları denemiş olmalıdır. Yani sivil itaatsizlik, diğer bütün yolların denendiği durumlarda içsel bir zorunluluktan kaynaklanmalıdır. Bunlarla beraber sivil itaatsizlik eylemi; kamuoyuna çağrı işlevi üstlenmelidir ve alenilik arz etmelidir. Bu noktadan hareketle, kamuya açık olarak gerçekleştirilmeyen ve çağrı işlevi görmeyen herhangi bir edim, sivil itaatsizlik kapsamında değerlendirilemeyecektir. Kısacası bu eylem biçiminin gerekliliklerinden birisi; eylemcilerin kimliklerini gizlememeleri ve eylemin kamuoyunca algılanabilir bir nitelik arz etmesidir. Bu bağlamda belirtilmesi gereken başka bir nokta da şudur: Sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştiren, bu eyleme katılan kişi ve gruplar, çiğnenen hukuk normunun ihlalinin öngördüğü yaptırıma katlanmaya hazır olmalıdır. Yani; eylemi gerçekleştirenler, zarar tazminatı, para cezası veya daha ağır cezalara hazır olmalıdırlar. Sivil itaatsizlik eyleminin en önemli unsurlarından biri de; eylemin etik ilkeler ve ahlâkî normlara sadık kalmasıdır. Sivil itaatsizlik bir hak olmamakla birlikte, bu eylemin kendi içinde tutarlı olmasının koşulu, budur. Yani; eylemcinin protestosuna genel yararı amaçlayarak girişmesi ve halisane niyetlerle bu yolda yürüyor olması gereklidir. BDP’nin Eylemleri Sivil İtaatsizlik Eylemi midir? Sivil itaatsizlik kavramına dair kısa bir girizgâh yaptıktan sonra; söz konusu kavramı bu denli hayatımıza sokan ve tartışma konusu yapan BDP’nin Güneydoğu Anadolu’da ve kimi Batı illerinde sürdürdüğü eylemlerin hangi kapsamda değerlendirilebileceği sorusu karşımıza çıkmaktadır. Bu eylemler; BDP’nin iddia ettiği gibi sivil itaatsizlik kavramı kapsamında ele alınabilir mi? Yoksa söz konusu eylemler, bambaşka amaçları olan, farklı eylem biçimleri midir? BDP’nin sivil itaatsizlik olarak nitelediği eylemlerinde aşikâren görülen tablo ve gerçekleştiği tüm illerde öne çıkan ana...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Sivil İtaatsizlik Kavramına Dair</strong></p>
<p>Son günlerde BDP’nin ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde  ve kimi Batı illerinde belirlediği “pilot” illerde “sivil itaatsizlik”  eylemleri başlattığını belirterek, bölgede ses getiren ve genellikle  güvenlik güçleriyle çatışmayla sonuçlanan gösteriler yapması, bu yazının  konusu olan kavramı da gündeme getirmiş ve tartışmaya açmıştır.</p>
<p>Bölgede vuku bulan son hadiselerle ilgili tartışmaların doğru bir  eksende sürdürülebilmesi için “sivil itaatsizlik” kavramının  tartışılması ve zihinlerde doğru bir biçimde algılanmasının gerektiği  düşüncesindeyim.</p>
<p>Sosyal bilimler alanındaki pek çok kavram gibi “<em>sivil itaatsizlik</em>”  kavramı üzerinde de uzlaşılmış tek bir tanım elbette yoktur ancak  baskın olarak öne çıkan; alanda kendini kabul ettirmiş isimlerin yol  gösterici tanımları mevcuttur. Hugo Adam Bedau ve John Rawls bu alanda  önemli çalışmalar yapmış ve sivil itaatsizlik konusunda muteber yorum ve  tanımlar ortaya çıkarmışlardır.</p>
<p>Bedau’ya göre; “<em>yasaya aykırı, kamuya açık, şiddetsiz ve vicdanî  olarak; bir yasayı ya da bir hükümet politikasını veya kararını  engellemek isteyen kimse sivil itaatsizlik fiilini işlemiş olur.</em>”</p>
<p>Rawls’a göre ise; “<em>sivil itaatsizlik, yasaların ya da hükümet  politikalarının değiştirilmesini amaçlayan ve kamuya açık tarzda  gerçekleştirilen şiddetsiz, vicdanî ve aynı zamanda siyasî nitelikli,  yasaya aykırı bir edimdir.</em>”</p>
<p>Bedau, Rawls ve bu alanda çalışma yapan diğer araştırmacıların  tanımları incelendiğinde bir eylemi sivil itaatsizlik yapan bazı  unsurların öne çıktığı görülmektedir.</p>
<p>Bir eylemin sivil itaatsizlik olabilmesi için adeta önkoşul olan en  önemli unsurun “şiddet dışılık” olduğu görülmektedir. Yani; sivil  itaatsizlik eylemi şiddet içermemeli ve şiddetle arasına mesafe  koymalıdır.</p>
<p>Yani bu itaatsizlik biçiminde eylem sembolik olarak kalmalı ve protesto, şiddet dışı araçlarla gerçekleştirilmelidir.</p>
<p>Sivil itaatsizlik eylemi, devletin ağır ve açık bir haksızlığına  dikkat çekmeyi amaçlamalıdır. Ancak burada önemli bir nokta şudur:  Devletin haksız uygulaması nedeniyle mağdur olanlar; bu haksızlığın  giderilmesi amacıyla bütün hukukî yolları denemiş olmalıdır. Yani sivil  itaatsizlik, diğer bütün yolların denendiği durumlarda içsel bir  zorunluluktan kaynaklanmalıdır.</p>
<p>Bunlarla beraber sivil itaatsizlik eylemi; kamuoyuna çağrı işlevi  üstlenmelidir ve alenilik arz etmelidir. Bu noktadan hareketle, kamuya  açık olarak gerçekleştirilmeyen ve çağrı işlevi görmeyen herhangi bir  edim, sivil itaatsizlik kapsamında değerlendirilemeyecektir. Kısacası bu  eylem biçiminin gerekliliklerinden birisi; eylemcilerin kimliklerini  gizlememeleri ve eylemin kamuoyunca algılanabilir bir nitelik arz  etmesidir.</p>
<p>Bu bağlamda belirtilmesi gereken başka bir nokta da şudur: Sivil  itaatsizlik eylemini gerçekleştiren, bu eyleme katılan kişi ve gruplar,  çiğnenen hukuk normunun ihlalinin öngördüğü yaptırıma katlanmaya hazır  olmalıdır. Yani; eylemi gerçekleştirenler, zarar tazminatı, para cezası  veya daha ağır cezalara hazır olmalıdırlar.</p>
<p>Sivil itaatsizlik eyleminin en önemli unsurlarından biri de; eylemin  etik ilkeler ve ahlâkî normlara sadık kalmasıdır. Sivil itaatsizlik bir  hak olmamakla birlikte, bu eylemin kendi içinde tutarlı olmasının  koşulu, budur. Yani; eylemcinin protestosuna genel yararı amaçlayarak  girişmesi ve halisane niyetlerle bu yolda yürüyor olması gereklidir.</p>
<p><strong>BDP’nin Eylemleri Sivil İtaatsizlik Eylemi midir?</strong></p>
<p>Sivil itaatsizlik kavramına dair kısa bir girizgâh yaptıktan sonra;  söz konusu kavramı bu denli hayatımıza sokan ve tartışma konusu yapan  BDP’nin Güneydoğu Anadolu’da ve kimi Batı illerinde sürdürdüğü  eylemlerin hangi kapsamda değerlendirilebileceği sorusu karşımıza  çıkmaktadır. Bu eylemler; BDP’nin iddia ettiği gibi sivil itaatsizlik  kavramı kapsamında ele alınabilir mi? Yoksa söz konusu eylemler,  bambaşka amaçları olan, farklı eylem biçimleri midir?</p>
<p>BDP’nin sivil itaatsizlik olarak nitelediği eylemlerinde aşikâren  görülen tablo ve gerçekleştiği tüm illerde öne çıkan ana tema şudur:  Eylemlerin tamamında protestocular şiddete başvurmuş, en önemli protesto  aracı olarak taşlar, sopalar, molotof kokteylleri kullanılmış, BDP’li  eylemcilerde ateşli silahlar yakalanmış ve eylemciler, polise ve kimi  zaman sivil halka karşı kaba kuvvete başvurmuştur.</p>
<p>Bu verilerden hareketle rahatlıkla söylenilebilir ki; BDP söz konusu  eylemlerde, sivil itaatsizliğin en önemli unsurlarından olan şiddet  dışılığın aksi yönünde bir tutum sergilemiştir. Şiddet dışı olmak bir  tarafa; bu eylemlerde şiddet en önemli enstrüman olarak kullanılmıştır.</p>
<p>BDP’nin organize ettiği bu gösteri ve protesto eylemlerinde bizzat  parti yöneticileri ve BDP’li milletvekilleri şiddet uygulayıcıları  haline gelmiş, gösteriler gerçekleştiği bölgede hayatı alt üst etmiştir.</p>
<p>Ayrıca görülmektedir ki; BDP eylemlerinde herhangi bir etik kaygı  güdülmemekte, ahlâkî herhangi bir norm gözetilmemektedir. Bu eylemlerde  genel kamu yararı gözetilmemekte, etnik talepler şiddet vasıtasıyla  dillendirilmektedir.</p>
<p>Eylemlerin bu denli pervasız yapılmasına ve sık sık şiddete  başvurulmasına rağmen, eylemciler ve BDP yöneticileri, bu eylemlerin  hukukî sonuçlarıyla yüzleşmeyi herhangi bir şekilde kabul  etmemektedirler.</p>
<p>Bütün bunlar göstermektedir ki; BDP eylemlerinde sivil itaatsizliğin  herhangi bir unsuruna rastlamak mümkün değildir. Uzun lafın kısası;  BDP’nin bu eylem ve gösterilerinin sivil itaatsizlikle uzaktan yakından  alakası yoktur. Bu eylemler düpedüz isyan provasıdır; düpedüz etnik  kalkışmadır, yarattığı etkiler ve kullanılan enstrümanlar bakımından  adeta terör eylemidir. Sivil itaatsizlik kavramı ise, bu isyan provasını  kamufle etme amaçlı bir enstrümandır.</p>
<p>BDP’nin bu eylemleri bir kez daha açık bir biçimde göstermiştir ki;  etnik bölücülük yapan terör örgütü ve onun siyasî temsilcileri giderek  gemi azıya almakta ve pervasızlaşmaktadır.</p>
<p>Ülkemizin toprak bütünlüğü ve milli birliği üzerinde alçakça  emelleri olan bu güruhun neden bu denli pervasızlaştığı da gayet  açıktır. 8 yılı aşkın bir süredir devam eden AKP iktidarı döneminde,  terör örgütü ve yandaşlarına verilen tavizler göstermiştir ki; AKP’nin  Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumak, milletin birliğine halel  getirmemek gibi bir derdi yoktur.</p>
<p>Bugün yaşanan isyan provalarının, etnik kalkışmaların ardında; AKP  iktidarı döneminde yaşanan garabetler silsilesi yatmaktadır. Atılan her  taşın, her molotof kokteylinin, yakılan her aracın arkasında; AKP’nin  teröristi ve terör örgütünü muhatap kabul eden yaklaşımı vardır.</p>
<p>Bütün bunlar bir kez daha göstermektedir ki; Türkiye’nin acilen  AKP’den kurtulması gerekmektedir. Türkiye’nin etnik bölücülükle mücadele  etmeye kararlı, ülkemizin toprak bütünlüğünü korumaya muktedir ve aziz  Türk milletini feraha erdirmeye yeminli bir iktidara ihtiyacı vardır.</p>
<p>Karar anı yaklaşmaktadır. Necip milletimiz doğru kararı verecek ve  tüm ihtiyaçlarını karşılayacak, ülkenin ve kendisinin üzerinde dolaşan  kara bulutları dağıtacak; Türk milliyetçilerinin sesine kulak  verecektir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsivil-itaatsizlik-kavrami-ve-bdpnin-eylemleri-sinan-guler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sivil-itaatsizlik-kavrami-ve-bdpnin-eylemleri-sinan-guler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr. Hasan TUNÇ &#8211; TÜSİAD Anayasa Raporuna İlişkin Özet Değerlendirme</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-hasan-tunc-tusiad-anayasa-raporuna-iliskin-ozet-degerlendirme.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-hasan-tunc-tusiad-anayasa-raporuna-iliskin-ozet-degerlendirme.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2011 21:38:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Hasan TUNÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2653</guid>
		<description><![CDATA[TUSİAD tarafından 2011 yılının Mart ayında açıklanan “Yeni Anayasa Yuvarlak Masa Toplantıları Dizisi: Yeni Anayasanın Beş Temel Boyutu” adlı Raporda yer alan görüşlerden aşağıda sıralananların irdelenmesinde yarar vardır. •Demokrasinin yerel düzeyde güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım, yerel yönetimlerin etkinlik ve verimliliğini artıracağı gibi, özellikle Güneydoğu&#8217;ya hâkim olan Kürt sorununun ve diğer kimlik sorunlarının çözümüne katkı sağlayabilecektir. Yerelleşmenin artırılması koşuluyla üniter yapının güncel ihtiyaçlara cevap verebilmesi mümkün olsa da üniter devlet ilkesinin esnetilmesi ile ortaya çıkan bölgeli devlet yapısı da tartışılabilir. •Anayasa&#8217;da &#8216;Türk Milleti&#8217; veya milliyetçiliğe atıf yapan ifadeler ve etnik çağrışımı olan vurgular yer almamalıdır. •Anadilinde eğitim ve anadilin öğrenimi konularında adım atılması için gerekli toplumsal ve pedagojik altyapının oluşturulmasına ilişkin tedbirler alınmalıdır. Adı geçen Raporda, özellikle yukarıda sayılan konularda ileri sürülen görüşlerin iyi niyetli bir yaklaşım ürünü olduklarını da söylemek bir hayli zordur. Şöyle ki; Raporun 22. sayfasında, “Üniter devlet sisteminin esnetilmesiyle ortaya çıkan bölgeli devlet yapısı da tartışılabilir”  denilmektedir. Bölgesel devlet, içinde bölgesel yasama yetkisi dahil bazı önemli yetkilere sahip özerk bölgelerin bulunduğu üniter devlete verilen isimdir. Bu modelde bazı bölgelere, klasik yerel yönetim kuruluşlarından farklı olarak, bölgesel yasama iktidarı da tanınmıştır. Keza özerk bölgelerin yetkisi anayasa tarafından da güvence altına alınmıştır, İtalya ve İspanya’da olduğu gibi. Bu noktalar bakımından bölgesel devlet federal devlete benzemektedir. Ancak özerk bölgeler, tam bir federe devlet olarak kabul edilemezler. Çünkü öncelikle, özerk bölgelerin kendi anayasaları yoktur, yani bir kurucu iktidara sahip değildirler. Bölgesel devletlerde tek bir Anayasa vardır, o da ulusal devletin anayasasıdır.  İkinci olarak, özerk bölgelerin ulusal devletin yasama organına bir devlet olarak katılmaları söz konusu değildir. Bu ülkelerdeki Senatolarda özerk bölgeler değil, yine halk temsil edilir. Üçüncü olarak özerk bölgelerin işlemleri ulusal devletin denetimine tâbidir. Bu denetim hem hukukîlik, hem de yerindelik bakımındandır. Türkiye’de bölgeli devlet modeline ilişkin tartışmalar, esas itibariyle 26-28 Ekim 2007 tarihleri arasında Diyarbakır’da “Demokratik Toplum Kongresi” adıyla düzenlenen toplantıların sonunda açıklanan bir bildiri ile başlamıştır. Zaman zaman kimi çevreler Kürt sorununun çözümü için Cumhuriyet tarihindeki ilk anayasamız olan 1921 tarihli “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun temel alınması görüşünü savunmakta ve bu savunmadan yola çıkılarak 1924 Anayasası ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesi tartışmaya açılmaktadır. Kabul etmek gerekir ki,  1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’muz yerel yönetimlere ciddi ölçüde özerklik tanıyarak İspanya modeline yakınlaşmaktadır. Ancak buradaki özerklik gene de siyasi değil “idari” niteliklidir. Zira belli alanlarda kendilerine düzenleme yapma yetkisi tanınan vilayetler, bu yetkilerini Anayasa’nın 11. Maddesine göre “Büyük Millet Meclisi’nce vaz’edilecek kavanin mucibince” yani kanunlar gereğince yerine getirir. Belirtmek gerekir ki, devlet biçimleri, birbirinden farklı gelenekler, siyasi kültürler ve sosyo-ekonomik yapılar üzerine şekillenir. İspanya ve İtalya gibi ülkeler ile Türkiye arasında bir karşılaştırma yapıldığında, siyasi kültürün, sosyo-ekonomik yapının vs. farklılık arz ettiği görülecektir. Bu nedenle bölgeli devlet modelinin bu ülkelerde uygulanıyor olması, Türkiye’de de uygulabileceği anlamına gelmez. Türkiye, üniter devlet ilkesinden vazgeçmeden demokratikleşme ve yerel yönetimleri güçlendirme yolunu tercih etmelidir. İdari ve mali özerklik, devletin birlik ve bütünlüğüne  (üniter yapısına) engel değildir. Hangi ad veya şekilde olursa olsun, Ülkenin bir parça veya kesiminin diğerinden ayrımına yol açacak faaliyetler bölücülükten başka anlam taşımazlar.   Özellikle, değişik unsurlara dayalı (din, mezhep, dil, ırk vs.) olarak...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">TUSİAD  tarafından 2011 yılının Mart ayında açıklanan “Yeni Anayasa Yuvarlak  Masa Toplantıları Dizisi: Yeni Anayasanın Beş Temel Boyutu” adlı Raporda  yer alan görüşlerden aşağıda sıralananların irdelenmesinde yarar  vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">•Demokrasinin  yerel düzeyde güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım, yerel  yönetimlerin etkinlik ve verimliliğini artıracağı gibi, özellikle  Güneydoğu&#8217;ya hâkim olan Kürt sorununun ve diğer kimlik sorunlarının  çözümüne katkı sağlayabilecektir. Yerelleşmenin artırılması koşuluyla  üniter yapının güncel ihtiyaçlara cevap verebilmesi mümkün olsa da  üniter devlet ilkesinin esnetilmesi ile ortaya çıkan bölgeli devlet  yapısı da tartışılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">•Anayasa&#8217;da &#8216;Türk Milleti&#8217; veya milliyetçiliğe atıf yapan ifadeler ve etnik çağrışımı olan vurgular yer almamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•Anadilinde  eğitim ve anadilin öğrenimi konularında adım atılması için gerekli  toplumsal ve pedagojik altyapının oluşturulmasına ilişkin tedbirler  alınmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adı  geçen Raporda, özellikle yukarıda sayılan konularda ileri sürülen  görüşlerin iyi niyetli bir yaklaşım ürünü olduklarını da söylemek bir  hayli zordur. Şöyle ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Raporun 22. sayfasında, “<em>Üniter devlet sisteminin esnetilmesiyle ortaya çıkan bölgeli devlet yapısı da tartışılabilir</em>”  denilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgesel  devlet, içinde bölgesel yasama yetkisi dahil bazı önemli yetkilere  sahip özerk bölgelerin bulunduğu üniter devlete verilen isimdir. Bu  modelde bazı bölgelere, klasik yerel yönetim kuruluşlarından farklı  olarak, bölgesel yasama iktidarı da tanınmıştır. Keza özerk bölgelerin  yetkisi anayasa tarafından da güvence altına alınmıştır, İtalya ve  İspanya’da olduğu gibi. Bu noktalar bakımından bölgesel devlet federal  devlete benzemektedir. Ancak özerk bölgeler, tam bir federe devlet  olarak kabul edilemezler. Çünkü öncelikle, özerk bölgelerin kendi  anayasaları yoktur, yani bir kurucu iktidara sahip değildirler. Bölgesel  devletlerde tek bir Anayasa vardır, o da ulusal devletin anayasasıdır.   İkinci olarak, özerk bölgelerin ulusal devletin yasama organına bir  devlet olarak katılmaları söz konusu değildir. Bu ülkelerdeki  Senatolarda özerk bölgeler değil, yine halk temsil edilir. Üçüncü olarak  özerk bölgelerin işlemleri ulusal devletin denetimine tâbidir. Bu  denetim hem hukukîlik, hem de yerindelik bakımındandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de  bölgeli devlet modeline ilişkin tartışmalar, esas itibariyle 26-28 Ekim  2007 tarihleri arasında Diyarbakır’da “Demokratik Toplum Kongresi”  adıyla düzenlenen toplantıların sonunda açıklanan bir bildiri ile  başlamıştır. Zaman zaman kimi çevreler Kürt sorununun çözümü için  Cumhuriyet tarihindeki ilk anayasamız olan 1921 tarihli “Teşkilat-ı  Esasiye Kanunu”nun temel alınması görüşünü savunmakta ve bu savunmadan  yola çıkılarak 1924 Anayasası ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesi  tartışmaya açılmaktadır. Kabul etmek gerekir ki,  1921 tarihli  Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’muz yerel yönetimlere ciddi ölçüde özerklik  tanıyarak İspanya modeline yakınlaşmaktadır. Ancak buradaki özerklik  gene de siyasi değil “idari” niteliklidir. Zira belli alanlarda  kendilerine düzenleme yapma yetkisi tanınan vilayetler, bu yetkilerini  Anayasa’nın 11. Maddesine göre “Büyük Millet Meclisi’nce vaz’edilecek  kavanin mucibince” yani kanunlar gereğince yerine getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Belirtmek  gerekir ki, devlet biçimleri, birbirinden farklı gelenekler, siyasi  kültürler ve sosyo-ekonomik yapılar üzerine şekillenir. İspanya ve  İtalya gibi ülkeler ile Türkiye arasında bir karşılaştırma yapıldığında,  siyasi kültürün, sosyo-ekonomik yapının vs. farklılık arz ettiği  görülecektir. Bu nedenle bölgeli devlet modelinin bu ülkelerde  uygulanıyor olması, Türkiye’de de uygulabileceği anlamına gelmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye,  üniter devlet ilkesinden vazgeçmeden demokratikleşme ve yerel  yönetimleri güçlendirme yolunu tercih etmelidir. İdari ve mali özerklik,  devletin birlik ve bütünlüğüne  (üniter yapısına) engel değildir. Hangi  ad veya şekilde olursa olsun, Ülkenin bir parça veya kesiminin  diğerinden ayrımına yol açacak faaliyetler bölücülükten başka anlam  taşımazlar.   Özellikle, değişik unsurlara dayalı (din, mezhep, dil, ırk  vs.) olarak ülkeyi bölmeye ve insanları birbirinden farklılaştırmaya  yönelik cabalar ile görüşlerin yerel demokrasi kapsamında  değerlendirilmesi mümkün olamaz. Gerek yerel gerekse ülke sathında  demokratikleşme uygulamaları, vatandaşlar arasında hiçbir ayrım  gözetilmeksizin tümüne yönelik olmak zorundadır. Kolektif haklar  kapsamında gerçekleştirilecek adımların da, bir bölge veya sosyal yapıyı  hedef alması düşünülemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  Cumhuriyeti ülkesinin bölünmez bir bütün olduğunun ifadesi olan üniter  devlet modelinden sapmaların, Ülkeyi parçalanmaya götüreceği açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine  Raporun 27. sayfasında, “Türk Milleti ve Türk Milliyetçiliği”   ifadelerine ayrımcılığa yol açması nedeniyle, Anayasada yer verilmemesi  gerektiği iddia olunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Büyük Önder Atatürk bu konuyu şu şekilde  açıklamıştır: “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti  denir.” ‘Türk Milleti ise üç temel unsurdan oluşur: Zengin hatıra  mirası, beraber yaşamak konusunda müşterek arzu, sahip olunan mirasın  muhafazasına devam etmek hususunda iradelerin müşterek olması.’ Bu  tanımda antropolojik bir yaklaşım olmadığı gibi, ırkçı ve şoven  düşüncelerden uzak, tamamıyla sosyolojik bir anlatım vardır. Raporda  ileri sürülen görüşlerde ise, farklılıklara vurgu yapılarak, mikro  yaklaşımlara imkan tanınmaktadır. Böyle bir anlayışın, bölücü  hareketleri körükleyeceği bilinen bir gerçektir. Kaldı ki Anayasa’da,  “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür”  denilirken bir ırktan değil, hukuki statüden bahsolunmaktadır. Bu ifade  ile Türkiye’de yaşayan insanlar arasında herhangi bir kan bağı, etnik  köken, dinsel ayırım gibi farklılıklar gözetilmemiştir. Diğer deyişle,  bu tanım vatandaşlar arasında ırk, dil, mezhep gibi ayrımların  yapılamayacağını ve vatandaşlık hukukuna sahip kişiler arasında hak ve  hürriyetlerden yararlanma açısından farklar yaratılamayacağını da ifade  etmektedir. Anayasal vatandaşlık veya çok kültürlülük gibi kavramlar, bu  gerçekleri görmezden gelen ve ülkede suni ayrımlar üretmeye yönelik  çabaların ürünüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Raporun  Türk kavramına yaklaşımı da ilginçtir. Öyle ki Devletin kendi  Anayasasında, adının “Türk kelimesinin” olmaması gerektiği gibi akıllara  zarar bir görüş beyan edilmektedir. Oysa tüm modern anayasalar bunun  aksini ortaya koymaktadır. Örneğin 1982 Anayasasında “Türk” kavramı  toplam 36 defa kullanmış olmasına karşılık, Federal Alman Anayasası  toplam 38 yerde, değişik şekillerde Alman “German” kavramına yer  vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitim  dili konusunda da Raporda, ayrımcı düşüncelere zemin hazırlayan bir  yaklaşım ortaya konulmaktadır. Bir yabancı dili öğrenmek başka, farklı  bir dille eğitim sürdürmek daha başkadır. Avrupa İnsan Hakları  Sözleşmesine Ek Protokol’de yer alan düzenlemeyi de buna gerekçe  göstermek mümkün olamaz. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya  ilişkin kararlarında, “ istediğim dilde eğitim yapmalıyım” gibi bir  hakkın, Sözleşmeyle sağlanmış bir hak olarak kabul edilemeyeceğini  bildirmektedir. Örneğin, AİHM’si  ‘Belçika’da Eğitim Dili Davasında’  verdiği kararda; “Sözleşmeci Devletin egemenlik yetkisi içinde bulunan  kimseler Birinci Protokolün ikinci maddesine dayanarak kamu makamlarının  belirli bir türde eğitim sistemi kurmasını isteyemezler. Ancak belirli  bir eğitim sistemi kuran bir Devlet, bir eğitim kurumuna girişi şarta  bağlarken 14. madde anlamında ayrımcılık niteliğinde bir tasarrufta  bulunamaz. Bu davada Sözleşme&#8217;nin 14. maddesi, Birinci Protokolün 2.  maddesiyle birlikte okunduğunda bile, anne-babaların kendi tercih  ettikleri bir dilde çocuklarına eğitim verilmesini isteme hakkını  güvence altına almamaktadır. Bu maddelerin birlikte okunmasından, dil  sebebine dayanarak bir ayrımcılık yapmadan eğitim hakkını güvence altına  alma yükümlülüğü çıkmaktadır. Sözleşme, kişilere kullandıkları veya  anladıkları dil ile ilgili özel bir hak vermek isteğinde 5(2).  fıkrasında ve 6(3)(a) bendinde olduğu gibi açık ifadeler kullanmıştır.  Birinci Protokolün ikinci maddesinde böyle bir ifade yoktur.” (AİHM  Kararı, Karar No:8, Karar Tarihi:23.07.1968, Başvuru No:1474/62, Davalı  Devlet: Belçika.)</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  Cumhuriyetinde de eğitim dili Türkçedir, özellikle mahalli özellikli  dillerin resmi hüviyet kazanması düşünülemez. Bu konuda herhangi bir  mahalli dile ayrıcalık tanınması, her şeyden önce evrensel hukuk  ilkelerine aykırılık teşkil edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkenin  seçim sürecine girdiği bir atmosferde gündeme gelen ilgi rapor, esasta,  adeta mevcut Hükümet icraatlarının tartışılmasını ve bu nedenle  yıpratılmasını engellemeyi amaçlayan bir caba gibi görünmektedir. Diğer  taraftan yine iktidar mensuplarınca başlatılmış “açılım” sürecinde  hedeflenen anayasa değişikliklerinin TUSİAD tarafından tartışılmaya  açılması, bu görüşlerin asli kaynağı olan Hükümete yönelebilecek  tepkilerde hedef saptırmaya çalışmaktadır. Özellikle de, Türkiye  Cumhuriyeti Devleti’nin temel değerleri kamuoyunda tartışılır hale  getirilerek, psikolojik bir tahribat gerçekleştirilmektedir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fprof-dr-hasan-tunc-tusiad-anayasa-raporuna-iliskin-ozet-degerlendirme.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-hasan-tunc-tusiad-anayasa-raporuna-iliskin-ozet-degerlendirme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşrefhan ÖZBAY &#8211; Mah-cu-bi-yet</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/esrefhan-ozbay-mah-cu-bi-yet.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/esrefhan-ozbay-mah-cu-bi-yet.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 21:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymen Özmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2442</guid>
		<description><![CDATA[Hangimiz okurken yaşamadık ki, hangi yaşayanlar tekrar tekrar okumadı ki şahadet destanını. “Özmen’em hey Özmen’em” diye başlayınca destan kimin gözleri dolmadı, kim rahatça yutkundu? Uğruna kanını döktüğün Ülküdaşların, ya onlar? “Süleyman” derken dudaklarını, resimlerine baktıkça yüreklerini teslim alan “mahcubiyetin” altında ezilip büklüm büklüm olmadılar mı? Kilometreyi aşan cenaze kuyruğunda olanlar duygularını kime anlatabildi? Hacı Bayram Cami’den başka hangi mekân kaldırabilirdi bu ağır görevi bu mel’un şehirde? Milli Talebe Federasyonu’nun önünde beklerken naşın, nöbet tutan komandolar üstlerine nasip olmuş o kutsal görevin farkında mıydılar? Eyüp mezarlığında Üstad’lar, Paşa’lar, Şeyh-ül Muharrir’ler ve daha niceleri sana komşuluk etmekten nasıl haz aldılar kim bilir. Böyle tarifsiz, böyle büyük şahadet kime nasip olmuştu, Sen ve Sen’ler karşısında boyun bükmeye mahkûm bu naçiz beyinlerde idrakten ziyade soru işareti oluşması makul olan değil mi? Pierre Loti’de günah yudumlayanlar vicdan muhasebelerini nasıl yapacaklardı yataklarına girdiklerinde? Ya bizler, sana “Ülküdaşım” derken, nereye çevireceğiz yüzlerimizi? Ve işte canımızı sıkan daha nice soru işaretleri… Cevap verecek güç olmadığından mı, huzurunda konuşmaya cüret edemediğimizden mi bilinmez senin şahadetini anlatamadık birbirimize. Yalnız seni anlatmaya çalışanlar oldu içimizde, hülasa onlar da küstah dediler kendilerine. Velâkin adını anmaya bile cüret edemedik kimi zaman, “mahcubiyetimiz” tüm küstahlar adına duamız olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong> </strong>Hangimiz okurken yaşamadık ki, hangi yaşayanlar  tekrar tekrar okumadı ki şahadet destanını. “Özmen’em hey Özmen’em” diye  başlayınca destan kimin gözleri dolmadı, kim rahatça yutkundu?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Uğruna kanını döktüğün Ülküdaşların, ya onlar? “Süleyman”  derken dudaklarını, resimlerine baktıkça yüreklerini teslim alan  “mahcubiyetin” altında ezilip büklüm büklüm olmadılar mı?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kilometreyi aşan cenaze kuyruğunda olanlar duygularını  kime anlatabildi? Hacı Bayram Cami’den başka hangi mekân kaldırabilirdi  bu ağır görevi bu mel’un şehirde?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Milli Talebe Federasyonu’nun önünde beklerken naşın,  nöbet tutan komandolar üstlerine nasip olmuş o kutsal görevin farkında  mıydılar?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Eyüp mezarlığında Üstad’lar, Paşa’lar, Şeyh-ül  Muharrir’ler ve daha niceleri sana komşuluk etmekten nasıl haz aldılar  kim bilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Böyle tarifsiz, böyle büyük şahadet kime nasip olmuştu,  Sen ve Sen’ler karşısında boyun bükmeye mahkûm bu naçiz beyinlerde  idrakten ziyade soru işareti oluşması makul olan değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Pierre Loti’de günah yudumlayanlar vicdan muhasebelerini nasıl yapacaklardı yataklarına girdiklerinde?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ya bizler, sana “Ülküdaşım” derken, nereye çevireceğiz yüzlerimizi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ve işte canımızı sıkan daha nice soru işaretleri… Cevap  verecek güç olmadığından mı, huzurunda konuşmaya cüret edemediğimizden  mi bilinmez senin şahadetini anlatamadık birbirimize.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yalnız seni anlatmaya çalışanlar oldu içimizde, hülasa  onlar da küstah dediler kendilerine. Velâkin adını anmaya bile cüret  edemedik kimi zaman, “mahcubiyetimiz” tüm küstahlar adına duamız olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fesrefhan-ozbay-mah-cu-bi-yet.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/esrefhan-ozbay-mah-cu-bi-yet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuzalp ŞAHİN &#8211; Asım&#8217;dan Özmen&#8217;e</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzalp-sahin-asimdan-ozmene.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzalp-sahin-asimdan-ozmene.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 21:49:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Özmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2440</guid>
		<description><![CDATA[18 Mart 1970… Bahara aldanmayın; çiçekler elli beş sene öncesinin hazanını yaşıyor sanki… Sanki Mehmet Akif ‘’Çiğnetmeyecek namusunu, çiğnetmedi.‘’ derken bu nesli de görmüştü. O neslin destansı sevdası, düne yar, bugüne yadigârdı… O gün Çanakkale, bugün Ankara Yüksek Öğretmen Okulu… Katli istenen ise aynı; milli, İslami ve insani değerler&#8230; İçerdekiler kendi vatanlarında hicreti ve vuslatı birlikte yaşayan, baba ocağında kırılan ve unutuluşa terk edilen Anadolu’nun kavruk yüzlü yiğit evlatları… Vurguncu sistemin, kirli siyasetinin tevessül ettiği merciler sadece seyrediyordu kızıl emperyalizmin yerli uşaklarını. Dışarıdaki arkadaşlarının her türlü girişimi devlet kademelerinde sonuçsuz kaldı. Rehin alınanlar suçluydular&#8230; Onlar insan merkezli doktrinleri değil; Nizam-ı Alem ülküsünü savundular. Onlar saadeti, hürriyet teraneleri ve müsavat hileleriyle masum halkın elinden alınan düzende değil, Allah’ın düzeninde aradılar. Onlar, Mevlanaların, Yunusların, Fatihlerin, Yavuzların yükünü omuzlamaya talip; manayı Muhammed yüreği, çileyi Eyüp sabrında, başkaldırıyı Kürşad bakışlarında yaşayan soylu yiğitlerdi. Sanki içten içe işgal altındaydılar.. Bu dinsiz, milliyetsiz, kızıl kuşatma son bulmalıydı. Bu dava hor, bu dava garipti. Ebed müddet bildikleri devletin yapmadığını, yapmak istemediğini kendileri yapacaktı. Ülkü davasının köz gibi yaktığı yüreklerde güç kalmamıştı. Süleyman Özmen ve ülküdaşları harekete geçtiler. Süleyman, korkusuzca üç gündür aç, susuz mahsur bırakılan arkadaşlarının kaldığı yurda ilerledi, elinde bir file ekmek… Kahpe namlular yöneldi Özmen’e; peş peşe patlıyordu kızıl silahlar, taş duvarlara çarpa çarpa yankılanıyordu sesleri. Sonra ıssız, koyu bir sessizliğe büründü Beşevler. Soğuk bir Mart sabahıydı, daha da soğumuştu hava sanki. Kalkmak istedi kalkamadı, ekmekleri yerine ulaştıramamanın acısı oturdu yüreğine. Sonra bir ses duyuldu: Allahu Ekber! Ve Süleyman ölüme hazırlanıyordu. . Hastaneye kaldırılan Süleyman’ı avuçlara yönelmiş solgun bakışlar bekliyordu. Biri konuşsa bozulacaktı sanki tılsım, öfkeler yalın ve yalnız. 21 Mart sabahı gözyaşı seline dönüştü bu bekleyiş.. Donuk bakışlar intikam yeminlerine bıraktı yerini. Yetim Süleyman ‘Ülkü’ uğruna zamansız uçmağa varmıştı. Beyaz bulutlardan damıtılmış, Kevser akan gül kokan kalbi, o kutlu ölümün manevi havasında göklere yükseldi. Bir yıldız söndü, bin yıldız parladı. Yüreklerde KÖZ MENEM… O Asım’ın nesliydi.. Başı dik, alnı ak, sevdası Hakk olandı. O ve arkadaşları, cihana öncü bir Türkiye yaratma uğruna, Türk’ü Türk yapan mukaddes imanla, yeni bir medeniyetin hamuruna Anadolu bozkırında yoğurarak insanlığa sunmak için çalıştı. O sıradan yaşanmışlıkları yaşamak kabul etmez, beyhude gülmeleri hasbi çehrelerinde gül kokan, umutlu tebessümler yerine koymazdı.. Suçu belki güle sevdalı olmasıydı, belki memlekete bilinmez.. Ama o gülü koklayamadı… Asım’ın neslinden dedik ya Özmen yağan yağmurun zerresi gibi dingin, berrak, duru; aldığı abdestin tazeliğiyle, alnındaki seccade iziyle ülkü uğruna şahadete uğurlandı. Ok bir kez çıktı yaydan, geçtik düğünden toydan… O şehittir, yeri şüheda katıdır. Rabbim bizlere onların şefaatine nail, gönüllerindeki iman ateşine köz olabilmeyi nasip eylesin… Asım’ın nesli diyordum ya… Nesilmiş gerçek İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek.. Şüheda gövdesi bir baksana dağlar, taşlar O rükû olmasa dünyada eğilmez başlar…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">18 Mart 1970… Bahara aldanmayın; çiçekler elli beş sene öncesinin  hazanını yaşıyor sanki… Sanki Mehmet Akif ‘’Çiğnetmeyecek namusunu,  çiğnetmedi.‘’ derken bu nesli de görmüştü. O neslin destansı sevdası,  düne yar, bugüne yadigârdı…</p>
<p style="text-align: justify;">O gün Çanakkale, bugün Ankara Yüksek Öğretmen Okulu…  Katli istenen ise aynı; milli, İslami ve insani değerler&#8230; İçerdekiler  kendi vatanlarında hicreti ve vuslatı birlikte yaşayan, baba ocağında  kırılan ve unutuluşa terk edilen Anadolu’nun kavruk yüzlü yiğit  evlatları…</p>
<p style="text-align: justify;">Vurguncu sistemin, kirli siyasetinin tevessül ettiği  merciler sadece seyrediyordu kızıl emperyalizmin yerli uşaklarını.  Dışarıdaki arkadaşlarının her türlü girişimi devlet kademelerinde  sonuçsuz kaldı. Rehin alınanlar suçluydular&#8230; Onlar insan merkezli  doktrinleri değil; Nizam-ı Alem ülküsünü savundular. Onlar saadeti,  hürriyet teraneleri ve müsavat hileleriyle masum halkın elinden alınan  düzende değil, Allah’ın düzeninde aradılar. Onlar, Mevlanaların,  Yunusların, Fatihlerin, Yavuzların yükünü omuzlamaya talip; manayı  Muhammed yüreği, çileyi Eyüp sabrında, başkaldırıyı Kürşad bakışlarında  yaşayan soylu yiğitlerdi. Sanki içten içe işgal altındaydılar..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dinsiz, milliyetsiz, kızıl kuşatma son bulmalıydı.  Bu dava hor, bu dava garipti. Ebed müddet bildikleri devletin  yapmadığını, yapmak istemediğini kendileri yapacaktı. Ülkü davasının köz  gibi yaktığı yüreklerde güç kalmamıştı. Süleyman Özmen ve ülküdaşları  harekete geçtiler. Süleyman, korkusuzca üç gündür aç, susuz mahsur  bırakılan arkadaşlarının kaldığı yurda ilerledi, elinde bir file ekmek…</p>
<p style="text-align: justify;">Kahpe namlular yöneldi Özmen’e; peş peşe patlıyordu  kızıl silahlar, taş duvarlara çarpa çarpa yankılanıyordu sesleri. Sonra  ıssız, koyu bir sessizliğe büründü Beşevler. Soğuk bir Mart sabahıydı,  daha da soğumuştu hava sanki. Kalkmak istedi kalkamadı, ekmekleri yerine  ulaştıramamanın acısı oturdu yüreğine. Sonra bir ses duyuldu: Allahu  Ekber! Ve Süleyman ölüme hazırlanıyordu. . Hastaneye kaldırılan  Süleyman’ı avuçlara yönelmiş solgun bakışlar bekliyordu. Biri konuşsa  bozulacaktı sanki tılsım, öfkeler yalın ve yalnız. 21 Mart sabahı  gözyaşı seline dönüştü bu bekleyiş.. Donuk bakışlar intikam yeminlerine  bıraktı yerini. Yetim Süleyman ‘Ülkü’ uğruna zamansız uçmağa varmıştı.  Beyaz bulutlardan damıtılmış, Kevser akan gül kokan kalbi, o kutlu  ölümün manevi havasında göklere yükseldi. Bir yıldız söndü, bin yıldız  parladı. Yüreklerde KÖZ MENEM…</p>
<p style="text-align: justify;">O Asım’ın nesliydi.. Başı dik, alnı ak, sevdası Hakk  olandı. O ve arkadaşları, cihana öncü bir Türkiye yaratma uğruna, Türk’ü  Türk yapan mukaddes imanla, yeni bir medeniyetin hamuruna Anadolu  bozkırında yoğurarak insanlığa sunmak için çalıştı. O sıradan  yaşanmışlıkları yaşamak kabul etmez, beyhude gülmeleri hasbi  çehrelerinde gül kokan, umutlu tebessümler yerine koymazdı.. Suçu belki  güle sevdalı olmasıydı, belki memlekete bilinmez.. Ama o gülü  koklayamadı…</p>
<p style="text-align: justify;">Asım’ın neslinden dedik ya Özmen yağan yağmurun  zerresi gibi dingin, berrak, duru; aldığı abdestin tazeliğiyle,  alnındaki seccade iziyle ülkü uğruna şahadete uğurlandı. Ok bir kez  çıktı yaydan, geçtik düğünden toydan…</p>
<p style="text-align: justify;">O şehittir, yeri şüheda katıdır. Rabbim bizlere  onların şefaatine nail, gönüllerindeki iman ateşine köz olabilmeyi nasip  eylesin…</p>
<p>Asım’ın nesli diyordum ya… Nesilmiş gerçek<br />
İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek..<br />
Şüheda gövdesi bir baksana dağlar, taşlar<br />
O rükû olmasa dünyada eğilmez başlar…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Foguzalp-sahin-asimdan-ozmene.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzalp-sahin-asimdan-ozmene.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A.Oğuzhan ALKAN – Nevruz Ve Biz</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/a-oguzhan-alkan-nevruz-ve-biz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/a-oguzhan-alkan-nevruz-ve-biz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 21:46:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2438</guid>
		<description><![CDATA[Türk Tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Yüce yaratıcının özel bir görev yükleyerek var ettiği bu millet, yüklendiği misyonun gereğini yapabilmek ve verilen ilahi görevi yerine getirebilmek için olsa gerek var olduğu topraklara sığmayarak cihanın dört bir yanına yönelmiş ve tüm cihana yeniden yön vermek, yeryüzünü yeniden şekillendirmek, insanlığa ışık olmak için güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar tarih boyu durmadan koşturmuştur. Yeryüzünde yaşayan tüm insanlığın mutluluğunu ve saadetini kendi mutluluğu ve saadeti saymış, insanlığın kurtuluşu pahasına kendi ölümünü ve yokluğunu da şahadet anlayışıyla ebedi varlığa dönüştürmüştür. Bundan olsa gerek ki hiçbir millete nasip olmayan övgülerin en güzeline mazhar olma makamına yükselmiştir. Türk Milleti tarih sahnesinde var olduğu günden beri tabiatla iç içe, yeryüzündeki tüm canlılarla kucak kucağa yaşamış ve insanı canlı cansız tüm varlıkların merkezine oturtmak suretiyle onlarla tüm mutluluklarını ve acılarını paylaşmaya çalışmıştır. Aya, güneşe, suya, toprağa çok derin anlamlar yüklemiştir. Her günün doğuşuyla dünyaya yeniden doğmuşçasına heyecan ve mutluluk yaşamışlardır. Ay her battığında gecenin alacakaranlıklarında ötelerin ötesini düşleyerek cihanı keşfe çıkarak yaktıkları ateşleriyle dünyayı ve insanlığı nasıl aydınlatacaklarının tahayyüllerini ve tasavvurlarını yaşamışlardır. İşte bu ruh ve düşünce dünyasından ve bu inanç dolu gönüllere sahip canlardan müteşekkil Türk Milleti hayatını her anını bayram ve şölenlere dönüştürmesini de bilmiştir. Bunlardan birisi ve en eskisi de Nevruz Bayramıdır. Yeni gün anlamına gelen “Nevruz”. Türkler için yeni yılın başı anlamına da gelmektedir. Yeniliklerin yenibaharların müjdecisidir. Bu sadece bir mevsim habercisi değil, yeni hedeflerin, yeni ideallerin, yeni aşkların, yeni seferlerin, yenidünyaların ve yeni uçmağların da habercisidir. Asırlardır bu anlayış böyle devam ederek bu günlere kadar da gelmiştir. Doğudan Batıya tüm Türk toplulukları bu günü yani nevruz’u bayram olarak kutlaya gelmişlerdir. Zaman zaman tarihin talihsizlikleri Türk Topluluklarını esaret altına almış olsada, zaman zaman tarihi miraslarımızı yaşamak ve yaşatmaktan mahrum kalsak ta, bu günleri görmenin sevinci içerisindeyiz. Dünün nevruzlarını bayram gibi kutlayamayan Türk devletlerinin ve Türk Topluluklarının bugün yeniden “yeni günlerini”,  “yeni yıllarını” bayram olarak kutluyor olmalarını görmenin mutluluğunu ve heyecanını yaşıyoruz. Türkler için daha o tarihlerden itibaren yeniliklerin, özgürlüklerin müjdecisi olarak kabul edilen nevruz, bu günlerde Türk Devletlerinin ve Türk Topluluklarının özgürlüğe kavuşmalarının bayramı olarak yeniden kutlanmaya başlanmıştır. Dileğimizi odur ki, henüz özgürlüklerine kavuşamamış olan kardeşlerimizin de tez zamanda nevruzlarını, bayram olarak kutlayabilmeleridir. Bu bayram kutlamalarımızda onları da aramızda görebilmektir. Dün olduğu gibi bu günde Nevruz; Türkler, Kürtler, Azeriler, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikistanlılar, Özbekler, Kırgızlar, İranlılar ve daha birçok toplum tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl, ya da başka bir deyişle doğanın uyanışı ve bahar bayramı olarak kutlanır hale gelmiştir. Yeni dünyamızda Yeni Gün’ü yani Nevruz’u yeniden canlandırmış ve yaşatıyor olmak çok önemli ve anlamlıdır. Bu bayram vesilesiyle tüm akraba topluluklar yeniden kaynaşma, birleşme, dostluk ve muhabbet ortamını ve zeminini bulmuştur. Yeniden birlik, dirlik, beraberlik ve kardeşlik bağlarının güçlenmesine vesile olmuştur. Yeni dünya düzeninde, dünyanın yeniden şekillenme sürecinde bu birlikteliğe hiç olmadığı kadar ihtiyacımız olduğunu bütün Nevruzu kutlayanlar olarak anlamalıyız. Sadece anlamakla kalmayıp bu kardeşliğin gereği ne ise onu da yaşıyor ve yaşatıyor olmamız lazım. Tarihin doğuşu ve Türk Milletinin var oluşuyla birlikte yüklendiğimiz misyonu ve geçmişinden devraldığımız mirası yeniden üstlenmeli, dünden bugüne bugünden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk Tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Yüce yaratıcının özel  bir görev yükleyerek var ettiği bu millet, yüklendiği misyonun gereğini  yapabilmek ve verilen ilahi görevi yerine getirebilmek için olsa gerek  var olduğu topraklara sığmayarak cihanın dört bir yanına yönelmiş ve tüm  cihana yeniden yön vermek, yeryüzünü yeniden şekillendirmek, insanlığa  ışık olmak için güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar tarih boyu  durmadan koşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeryüzünde yaşayan tüm insanlığın mutluluğunu ve saadetini  kendi mutluluğu ve saadeti saymış, insanlığın kurtuluşu pahasına kendi  ölümünü ve yokluğunu da şahadet anlayışıyla ebedi varlığa  dönüştürmüştür. Bundan olsa gerek ki hiçbir millete nasip olmayan  övgülerin en güzeline mazhar olma makamına yükselmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti tarih sahnesinde var olduğu günden beri  tabiatla iç içe, yeryüzündeki tüm canlılarla kucak kucağa yaşamış ve  insanı canlı cansız tüm varlıkların merkezine oturtmak suretiyle onlarla  tüm mutluluklarını ve acılarını paylaşmaya çalışmıştır. Aya, güneşe,  suya, toprağa çok derin anlamlar yüklemiştir. Her günün doğuşuyla  dünyaya yeniden doğmuşçasına heyecan ve mutluluk yaşamışlardır. Ay her  battığında gecenin alacakaranlıklarında ötelerin ötesini düşleyerek  cihanı keşfe çıkarak yaktıkları ateşleriyle dünyayı ve insanlığı nasıl  aydınlatacaklarının tahayyüllerini ve tasavvurlarını yaşamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu ruh ve düşünce dünyasından ve bu inanç dolu gönüllere  sahip canlardan müteşekkil Türk Milleti hayatını her anını bayram ve  şölenlere dönüştürmesini de bilmiştir. Bunlardan birisi ve en eskisi de  Nevruz Bayramıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni gün anlamına gelen “Nevruz”. Türkler için yeni yılın başı  anlamına da gelmektedir. Yeniliklerin yenibaharların müjdecisidir. Bu  sadece bir mevsim habercisi değil, yeni hedeflerin, yeni ideallerin,  yeni aşkların, yeni seferlerin, yenidünyaların ve yeni uçmağların da  habercisidir. Asırlardır bu anlayış böyle devam ederek bu günlere kadar  da gelmiştir. Doğudan Batıya tüm Türk toplulukları bu günü yani nevruz’u  bayram olarak kutlaya gelmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman zaman tarihin talihsizlikleri Türk Topluluklarını esaret  altına almış olsada, zaman zaman tarihi miraslarımızı yaşamak ve  yaşatmaktan mahrum kalsak ta, bu günleri görmenin sevinci içerisindeyiz.  Dünün nevruzlarını bayram gibi kutlayamayan Türk devletlerinin ve Türk  Topluluklarının bugün yeniden “yeni günlerini”,  “yeni yıllarını” bayram  olarak kutluyor olmalarını görmenin mutluluğunu ve heyecanını  yaşıyoruz. Türkler için daha o tarihlerden itibaren yeniliklerin,  özgürlüklerin müjdecisi olarak kabul edilen nevruz, bu günlerde Türk  Devletlerinin ve Türk Topluluklarının özgürlüğe kavuşmalarının bayramı  olarak yeniden kutlanmaya başlanmıştır. Dileğimizi odur ki, henüz  özgürlüklerine kavuşamamış olan kardeşlerimizin de tez zamanda  nevruzlarını, bayram olarak kutlayabilmeleridir. Bu bayram  kutlamalarımızda onları da aramızda görebilmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün olduğu gibi bu günde Nevruz; Türkler, Kürtler, Azeriler,  Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikistanlılar, Özbekler,  Kırgızlar, İranlılar ve daha birçok toplum tarafından kutlanan  geleneksel yeni yıl, ya da başka bir deyişle doğanın uyanışı ve bahar  bayramı olarak kutlanır hale gelmiştir. Yeni dünyamızda Yeni Gün’ü yani  Nevruz’u yeniden canlandırmış ve yaşatıyor olmak çok önemli ve  anlamlıdır. Bu bayram vesilesiyle tüm akraba topluluklar yeniden  kaynaşma, birleşme, dostluk ve muhabbet ortamını ve zeminini bulmuştur.  Yeniden birlik, dirlik, beraberlik ve kardeşlik bağlarının güçlenmesine  vesile olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni dünya düzeninde, dünyanın yeniden şekillenme sürecinde bu  birlikteliğe hiç olmadığı kadar ihtiyacımız olduğunu bütün Nevruzu  kutlayanlar olarak anlamalıyız. Sadece anlamakla kalmayıp bu kardeşliğin  gereği ne ise onu da yaşıyor ve yaşatıyor olmamız lazım.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin doğuşu ve Türk Milletinin var oluşuyla birlikte  yüklendiğimiz misyonu ve geçmişinden devraldığımız mirası yeniden  üstlenmeli, dünden bugüne bugünden yarına taşımak mecburiyetindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yeni günü taze bir başlangıç sayarak geçmişin bütün  olumsuzluklarını gecenin karanlıklarına hapsedip, günün doğuşuyla,  içerde ve dışarıda tüm kardeşlerimizle yeniden kucaklaşarak, gözlerimizi  ötelerin ötesine çevirmemiz lazım. Gözlerimizi ve bakışlarımı anlamsız  ve manasız kavgalara dönüştürmek isteyen, kardeşi kardeşe düşman kılan  tüm oyunları bozarak, Orta Asya bozkırları, Anadolu yaylalarında  yaktığımız Nevruz Ateşiyle tüm gönüllerimizi aydınlatmalı ve yeniden  cihanı aydınlatacak meşaleleri tutuşturmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce yaratıcının bu millete yüklediği misyonun üzerine birde  geçmişin misyonu, mirası ve vebali yüklenmiştir. Ergenekon’dan başlayıp,  Çanakkale’de son bulan büyük miras ve vebal hala omuzlarımızda  durmaktadır. Yeryüzünün her karış toprağında ayak izleri, gözyaşları,  mukaddes ve mübarek kanları bulunan ecdada karşı büyük sorumluluklarımız  vardır. Onlara layık olamadık ki, bayramları bayram gibi, yeni günleri  mutlulukla karşılayabilelim. Gülebilelim oynayabilelim. Hala kan ve  gözyaşlarımız var. Hala şiirlerimizde acı var, hüzün var, gözyaşı var.  Diyor ya şair:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Feda ettik en sevgili al kınalı koçları,Güneşin tez doğmasını istemekti suçları</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bıyıkları terlememiş genç irisi şehitler Türk Soyunun yedi gökte parıldayan burçları</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Mayaları Dedem Korkut Oğuz atam mayası, Karılmıştı son Peygamber duasıyla harçları</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ruhlarını ihlâs ile devrettiler Allah’a, Giderken birde kaldı güzlerinin uçları,</em></p>
<p style="text-align: justify;">Hala gözlerinin uçları bizde kalan şehitlerimiz var sonsuzluğa  uğurladığımız. Hala anaların gözyaşları var, babaların hıçkırıkları.  Hala son şehidin arkasından eşlerin ve çocukların selam duruşları var  gözlerimizde.</p>
<p style="text-align: justify;">Hala emperyalist güçlerin, haçlı zihniyetinin oyunlarını  bozamadık ki. Hala Türk, Kürt, Alevi, Suni, kucaklaşamadık ki,  nevruzları nevruz, bayramları bayram gibi yaşayalım. Hala Özbekistan,  Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan, Azerbaycan, çok  devlet bir millet olamadık ki Nevruz ateşini birlikte yakalım,</p>
<p style="text-align: justify;">Biz Türk Gençliği olarak diyoruz ki; “Gecenin en koyu olduğu an  şafağın en yakın olduğu zamandır.” Şafak vakti sökmek üzeredir. Sen  doğmana bak yeni gün, bayram vakti yakındır. Biz geçmişimizle,  bugünümüzle ve geleceğimizle kucaklaşma çağındayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Sen doğmana bak yeni gün, Anadolu da yaktığımız ateşle bütün  cihanı yeniden aydınlatacağız. İnsanlığa mutluluk çağını, gül devrini  yeniden yaşatacağız. Zülüm asrının tomurcukları olarak yakın gelecekte  saadet asrının gülleri olarak açacak, tüm gönüllerde baharı, baharda  nevbaharı yeşerteceğiz. İnsanlığı kan ve gözyaşından kurtarıp, saadet ve  mutluluk denizinde yüzdüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi. Diyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Viranelerin Bekçisi Baykuşlara döndüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Gördüm de hazanında bu cennet gibi yurdu</p>
<p style="text-align: justify;">Gül devrini görseydim onun bülbül olurdum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya rab! Ya rab! Beni evvel getireydin ne olurdu…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fa-oguzhan-alkan-nevruz-ve-biz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/a-oguzhan-alkan-nevruz-ve-biz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Nevruz Bayramı&#8221; münasebetiyle yayınladıkları mesaj</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 20:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2419</guid>
		<description><![CDATA[Güneşin koç burcuna girdiği ve gece ile gündüzün eşitlendiği gün olan ve Miladi Takvime göre 21 Marta tekabül eden yeni bir Nevruz Bayramına ulaşmanın sevincini milletçe yaşıyoruz. Aynı ülkülere odaklanmış, aynı hayallere dalmış, aynı acıya dayanmış, birlikte gülmüş, birlikte ağlamış, kıtalar arasında zafer naraları atmış, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar derin izler ve hatıralar bırakmış büyük Türk milleti Nevruz’a çok önemli anlamlar yüklemektedir. Baharın lezzeti, rahmet pınarlarının çağlaması, toprağın uyanıp nimetlerini sunması şüphesiz Nevruz vesilesiyle olmaktadır. Doğanın canlanışı, renk cümbüşünün gözlerimizi kamaştırması ve dostluğun, muhabbetin sıcaklığı bu dönemde belirginlik kazanmaktadır. Nevruz asırlarca Türk-İslam coğrafyasında barışa, kardeşliğe ve kucaklaşmaya işaret etmiştir. Balkanlardan Orta Asya’ya kadar gönüllerin coşkusu, yüreklerin heyecanı, kalplerin huzuru Türk’ün bahar bayramıyla daha da güçlenmiş ve eşsiz güzelliklerini hepimize sunmuştur. Bu kutlu bayramda bereket ve sevgi kenetlenmekte, dayanışma ve yardımlaşma bütünleşmekte, saygı ve nezaket iç içe geçmektedir. Gerçekte Nevruz birlik ve beraberliğin gür ateşini körüklemekte, fitne ve nifaka geçit vermemektedir. Temennim baharın uyanışını ve müjdesini haber veren Nevruz’un üzerimizdeki atalete son vermesi, milletimizi çepeçevre kuşatan belaların ve felaketlerin yok olması için değerli fırsatlar sunmasıdır. Bilinmelidir ki, Nevruz’u rezil emelleri için bir fırsat olarak kollayan, bölünmenin, ayrışmanın provalarını yapan, kanlı eylemlerinin üstünü insan hakları ve özgürlük kamuflajıyla kapatan mihraklar, Türk milletinin birlikte ve kardeşçe yaşama konusundaki irade ve kararı karşısında tükenmekten başka bir şansları olmayacaktır. Baharın müjdesini, zehirli eylemlerin ve küstahça meydan okumaların bir aracı olarak görenler ve buna içten içe destek olanlar mutlaka hak ettikleri cevabı alacaklardır. Nevruz dolayısıyla farklılıkları özendirenlerin, yıkım projesi kapsamında anayasa değişiklikleriyle milletimizi parçalamanın ve Cumhuriyet’i tasfiye etmenin arayışında olanların akıllarını başlarına almalarında da sonsuz faydalar olacağı açıktır. İhanet ne kadar dinç, cüretkâr, talepkar ve ısrarlı olursa olsun Türkiye’ye kendisini adamış, Türk milletini bir ve bütün yaşatma konusunda and içmiş olan vatanseverler hiçbir habis niyet ve faaliyete geçit ve izin vermeyecektir. Bu duygu ve düşüncelerle baharın habercisi olan bu yeni gün münasebetiyle, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm vatandaşlarımın ve Türk-İslam âleminin Nevruz Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum. Cenab-ı Allah’ın milletimize huzuru, mutluluğu, refahı ve kardeşçe yaşamayı nasip etmesini tüm içtenliğimle niyaz ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" /></p>
<p style="text-align: justify;">Güneşin koç burcuna girdiği ve gece ile gündüzün  eşitlendiği gün olan ve Miladi Takvime göre 21 Marta tekabül eden yeni  bir Nevruz Bayramına ulaşmanın sevincini milletçe yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı ülkülere odaklanmış, aynı hayallere dalmış,  aynı acıya dayanmış, birlikte gülmüş, birlikte ağlamış, kıtalar  arasında zafer naraları atmış, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar derin  izler ve hatıralar bırakmış büyük Türk milleti Nevruz’a çok önemli  anlamlar yüklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Baharın lezzeti, rahmet pınarlarının çağlaması, toprağın uyanıp nimetlerini sunması şüphesiz Nevruz vesilesiyle olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanın canlanışı, renk cümbüşünün gözlerimizi  kamaştırması ve dostluğun, muhabbetin sıcaklığı bu dönemde belirginlik  kazanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nevruz asırlarca Türk-İslam coğrafyasında barışa, kardeşliğe ve kucaklaşmaya işaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Balkanlardan Orta Asya’ya kadar gönüllerin  coşkusu, yüreklerin heyecanı, kalplerin huzuru Türk’ün bahar bayramıyla  daha da güçlenmiş ve eşsiz güzelliklerini hepimize sunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kutlu bayramda bereket ve sevgi kenetlenmekte, dayanışma ve yardımlaşma bütünleşmekte, saygı ve nezaket iç içe geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekte Nevruz birlik ve beraberliğin gür ateşini körüklemekte, fitne ve nifaka geçit vermemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Temennim baharın uyanışını ve müjdesini haber  veren Nevruz’un üzerimizdeki atalete son vermesi, milletimizi çepeçevre  kuşatan belaların ve felaketlerin yok olması için değerli fırsatlar  sunmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, Nevruz’u rezil emelleri için  bir fırsat olarak kollayan, bölünmenin, ayrışmanın provalarını yapan,  kanlı eylemlerinin üstünü insan hakları ve özgürlük kamuflajıyla kapatan  mihraklar, Türk milletinin birlikte ve kardeşçe yaşama konusundaki  irade ve kararı karşısında tükenmekten başka bir şansları olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Baharın müjdesini, zehirli eylemlerin ve  küstahça meydan okumaların bir aracı olarak görenler ve buna içten içe  destek olanlar mutlaka hak ettikleri cevabı alacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nevruz dolayısıyla farklılıkları özendirenlerin,  yıkım projesi kapsamında anayasa değişiklikleriyle milletimizi  parçalamanın ve Cumhuriyet’i tasfiye etmenin arayışında olanların  akıllarını başlarına almalarında da sonsuz faydalar olacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İhanet ne kadar dinç, cüretkâr, talepkar ve  ısrarlı olursa olsun Türkiye’ye kendisini adamış, Türk milletini bir ve  bütün yaşatma konusunda and içmiş olan vatanseverler hiçbir habis niyet  ve faaliyete geçit ve izin vermeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle baharın habercisi olan  bu yeni gün münasebetiyle, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm  vatandaşlarımın ve Türk-İslam âleminin Nevruz Bayramı’nı içtenlikle  kutluyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah’ın milletimize huzuru, mutluluğu, refahı ve kardeşçe yaşamayı nasip etmesini tüm içtenliğimle niyaz ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin teşkilatlara gönderdikleri genelge</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 20:11:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2411</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Dava Arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi; 24.Dönem Milletvekilliği Genel Seçiminin 12 Haziran 2011 tarihinde yapılmasına 3 Mart 2011 günü karar vermiştir. Bu çerçevede Yüksek Seçim Kurulu tarafından da; seçim sürecinin başlama tarihinden oy verme gününe kadarki süreyi içeren Seçim Takvimi belirlenmiş ve kamuoyuyla paylaşılmıştır. Buna göre 24.Dönem Milletvekilliği Genel Seçiminin başlangıç tarihi 14 Mart 2011 olarak tayin ve tespit edilmiştir. Ülkemiz açısından çok önemli ve hayati neticesi olacak olan bu seçimler için geri sayım başlamış bulunmaktadır. Türkiye; dizginlerinden boşanmış çatışma ve kutuplaşma dinamikleri eşliğinde ve tarihinin en kritik döneminde sandık başına gidecektir. Aziz milletimiz AKP’li yılların samimi, içten ve vicdanlı bir şekilde muhasebesini yapacak, ulaştığı sonuca göre de bir karar verecektir. AKP hükümetinin gerçek yüzü seçim sandığında ortaya çıkacak ve sekiz yılı aşan süredir taktığı maske inşallah yere düşecektir. Türkiye’nin AKP’yle birlikte bunalım ve buhran alanına sıkıştığı ve nefes alamaz hale geldiği bariz bir şekilde ortadadır. Bu iktidarla birlikte gerçekler çarpıtılmış, manevi değerlerimiz istismar edilmiş, yalan, kara çalma ve iftira boy atmış ve ileri bir aşamaya geçmiştir. Başbakan Erdoğan’ın yönetimi altında AKP hükümeti teröristle müzakere etmiş, Kandil çetesine sessiz kalmış ve peşmerge kalıntılarıyla sarmaş dolaş bir halde ülkemizi ayrışmanın eşiğine kadar getirmiştir. Türk milletiyle kimin husumeti varsa AKP onlara yanaşmış ve kol kola girerek geleceğimizi sakatlayacak girişimleri birlikte icra etmişlerdir. AKP iktidarı, küresel güç merkezleri tarafından verilen siparişler doğrultusunda; Türklük bilincine darbe vurmuş, etnik nifak ve bölücü niyetlerin azması için elinden geleni arkasına koymamıştır. Bin yıllık kardeşlik duygusu bu dönemde köreltilmiş, köken ve mezhep temelli ayrışmanın ve farklılaşmanın kurdelesi Başbakan Erdoğan tarafından kesilmiştir. PKK açılımıyla; Türk milletinin birbirinden kopması, dağılması ve parçalanması an meselesi haline gelmiş; husumetler, düşmanlıklar ve hizipler keskinleşmiş ve her tarafı etki ve tesir altına almıştır. Bu itibarla Türk milleti AKP’yle birlikte sürekli genişleyen gerilim ve gerginlik sarmalının içine çekilmiştir. Milletimizin benzerliklerini ön plana çıkarmak yerine, farklılıkların önünü açarak bir bütün kalacağına inanan sefil ve rezil zihniyet dışarıdan güdümlü zehirli politikalarını inatla bugüne kadar sürdürmüştür. ABD’nin açıkça taşeronu ve ileri karakolu gibi hareket eden AKP hükümetinin, özellikle Ortadoğu’daki halk hareketlerine yaklaşımı kimlerin sözcülüğünü yaptığını ve hangi mesajları ilettiğini net olarak göstermiştir. Komşu coğrafyalardaki rejim sancılarının ve kitlesel isyanların bulaşıcı etkisinden korunmak ve gerekli tedbirleri almak konusunda AKP hükümetinin aciz ve başarısız olduğu görülmektedir. Bununla birlikte hükümetin gafletinden ve pısırık tutumundan güç alan kanlı terör örgütü cüret kazanmış ve fütursuzca Türkiye’yi tehdit eder bir duruma gelmiştir. İmralı canisi yattığı yerden örgütünü yönetmeye devam etmekte ve belirli aralıklarla sözde ateşkes yenilemesi yaparak, AKP’nin affedilmez aymazlığı yüzünden Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle köşe kapmaca oynamaktadır. İmralı canisinin şantajlarına boyun eğen AKP zihniyetinin, terörle yaptığı pazarlıklarının merkezinde ise yeni anayasa olduğu açık ve bellidir. Özellikle 21 Marttan sonra, terörist eylemlerin seyrinin ise AKP hükümetinin vereceği tavizlere, vaat ettiği yeni anayasada Türkiye’yi yıkmak ve milletimizi parçalamak için atacağı adımlara bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Bugün itibariyle Türkiye sözde ileri demokrasi zırvası altında can çekişmekte, daha çok özgürlük yalanları doğrultusunda korku ve endişe gün geçtikçe yayılmaktadır. AKP hükümetinin işine gelmedik ve duymayı istemediği söz ve duruşları gösterenler kolluk gücü marifetiyle sindirilmekte ve eziyetlere maruz kalmaktadırlar. Sözde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" /><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Büyük Millet Meclisi; 24.Dönem  Milletvekilliği Genel Seçiminin 12 Haziran 2011 tarihinde yapılmasına 3  Mart 2011 günü karar vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede Yüksek Seçim Kurulu tarafından da;  seçim sürecinin başlama tarihinden oy verme gününe kadarki süreyi içeren  Seçim Takvimi belirlenmiş ve kamuoyuyla paylaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre 24.Dönem Milletvekilliği Genel Seçiminin başlangıç tarihi 14 Mart 2011 olarak tayin ve tespit edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz açısından çok önemli ve hayati neticesi olacak olan bu seçimler için geri sayım başlamış bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye; dizginlerinden boşanmış çatışma ve  kutuplaşma dinamikleri eşliğinde ve tarihinin en kritik döneminde sandık  başına gidecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz AKP’li yılların samimi, içten ve  vicdanlı bir şekilde muhasebesini yapacak, ulaştığı sonuca göre de bir  karar verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin gerçek yüzü seçim sandığında ortaya çıkacak ve sekiz yılı aşan süredir taktığı maske inşallah yere düşecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin AKP’yle birlikte bunalım ve buhran alanına sıkıştığı ve nefes alamaz hale geldiği bariz bir şekilde ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iktidarla birlikte gerçekler çarpıtılmış,  manevi değerlerimiz istismar edilmiş, yalan, kara çalma ve iftira boy  atmış ve ileri bir aşamaya geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın yönetimi altında AKP  hükümeti teröristle müzakere etmiş, Kandil çetesine sessiz kalmış ve  peşmerge kalıntılarıyla sarmaş dolaş bir halde ülkemizi ayrışmanın  eşiğine kadar getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletiyle kimin husumeti varsa AKP onlara  yanaşmış ve kol kola girerek geleceğimizi sakatlayacak girişimleri  birlikte icra etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarı, küresel güç merkezleri tarafından  verilen siparişler doğrultusunda; Türklük bilincine darbe vurmuş, etnik  nifak ve bölücü niyetlerin azması için elinden geleni arkasına  koymamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin yıllık kardeşlik duygusu bu dönemde  köreltilmiş, köken ve mezhep temelli ayrışmanın ve farklılaşmanın  kurdelesi Başbakan Erdoğan tarafından kesilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK açılımıyla; Türk milletinin birbirinden  kopması, dağılması ve parçalanması an meselesi haline gelmiş;  husumetler, düşmanlıklar ve hizipler keskinleşmiş ve her tarafı etki ve  tesir altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Türk milleti AKP’yle birlikte sürekli genişleyen gerilim ve gerginlik sarmalının içine çekilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin benzerliklerini ön plana çıkarmak  yerine, farklılıkların önünü açarak bir bütün kalacağına inanan sefil ve  rezil zihniyet dışarıdan güdümlü zehirli politikalarını inatla bugüne  kadar sürdürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin açıkça taşeronu ve ileri karakolu gibi  hareket eden AKP hükümetinin, özellikle Ortadoğu’daki halk hareketlerine  yaklaşımı kimlerin sözcülüğünü yaptığını ve hangi mesajları ilettiğini  net olarak göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Komşu coğrafyalardaki rejim sancılarının ve  kitlesel isyanların bulaşıcı etkisinden korunmak ve gerekli tedbirleri  almak konusunda AKP hükümetinin aciz ve başarısız olduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte hükümetin gafletinden ve  pısırık tutumundan güç alan kanlı terör örgütü cüret kazanmış ve  fütursuzca Türkiye’yi tehdit eder bir duruma gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisi yattığı yerden örgütünü yönetmeye  devam etmekte ve belirli aralıklarla sözde ateşkes yenilemesi yaparak,  AKP’nin affedilmez aymazlığı yüzünden Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle  köşe kapmaca oynamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisinin şantajlarına boyun eğen AKP  zihniyetinin, terörle yaptığı pazarlıklarının merkezinde ise yeni  anayasa olduğu açık ve bellidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle 21 Marttan sonra, terörist eylemlerin  seyrinin ise AKP hükümetinin vereceği tavizlere, vaat ettiği yeni  anayasada Türkiye’yi yıkmak ve milletimizi parçalamak için atacağı  adımlara bağlı olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün itibariyle Türkiye sözde ileri demokrasi  zırvası altında can çekişmekte, daha çok özgürlük yalanları  doğrultusunda korku ve endişe gün geçtikçe yayılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin işine gelmedik ve duymayı  istemediği söz ve duruşları gösterenler kolluk gücü marifetiyle  sindirilmekte ve eziyetlere maruz kalmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde darbe iddiaları kapsamında devam eden  yargı süreçlerinin bir türlü sonuçlandırılamaması adalete olan güveni  sarsmakta ve hukukun tarafsızlığına ciddi anlamda gölge düşürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalı ki, AKP’nin kendi yargısını  oluşturma gayretleri ve adaleti siyasallaştırma çabaları Türkiye’nin  geleceğini karartacak ve birlikte yaşama ülküsüne vahim bir hasar  verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye bugün huzursuz, güvensiz, kaygılı ve korku içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Asayişsizlik her yani sarmış, evlere hüzün  çökmüş, işyerleri dumura uğramış ve bu çerçevede şiddet seli her tarafı  hâkimiyeti altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Suç ve suçlu kanser hücresi gibi üremekte, toplumsal düzeni altüst etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim katiller rahat içinde kanlı planlarını  yapmakta, kadınlara yönelik hunhar saldırılara her gün bir yenisi  eklenmekte ve vahşi cinayetler birbiri ardına vasat bulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kadar kötü, iğrenç ve sapkın eylem varsa AKP’li yıllarda mesafe almış, güçlenmiş ve ileri bir noktaya gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda ısmarlama istatistikî çalışmaların hilafına milletimiz mutsuz ve hayatından bezmiş haldedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti soygun ve vurgun hanedanı tarafından zor ve içinden çıkılması çok güç olacak bir alana sıkıştırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eriyen toplumsal değerler, tükenen gelecek  ümidi, kaybolmaya yüz tutmuş birlik duygusu, uçurumun kenarına kadar  gelen milli kimlik, kanama geçiren birlikte yaşama duygusu muhatap  olduğumuz en temel sorun alanlarından yalnızca bir kısmıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak ekonominin tehlikeli bir aşamaya  ulaşmış olan hastalığı tedavi edilememiş; işsizlik, yoksulluk ve gelir  dağılımı adaletsizliği aziz millet fertlerini perişan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üretmeyen, ithalat ve borçla ayakta duran  ekonomik sistemin, vatandaşlarımızın sorunlarını temelinden çözmesi şu  haliyle mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti, ekonomiyi bütün hatlarıyla küresel  alana eklemlemiş, dışarıya yönelik varlık ve kaynak aktarımının önünü  ardına kadar açmış ve Türkiye ekonomisinin ipini yabancıların eline  vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Taviz, teslimiyet ve talan döngüsüne hapsedilen  ülkemizin, makus talihini alt etmesi ve AKP’den kurtulması için 12  Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimi  tarihi bir fırsattır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda olmak üzere, önümüzdeki çok önemli ve aynı zamanda çok nazik süreçte tüm teşkilat yöneticilerimiz ve mensuplarımız aşağıda belirtilen hususlara harfiyen uyacaklar ve buna göre hareket edeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>1-    Adalet ve Kalkınma Partisi’nin  tek başına iktidar serüveni 12 Haziran 2011 günü son bulacaktır. Artık  Türkiye AKP’nin siyasi sorumluluk taşımadığı günlere doğru hızla yol  almaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bunun farkında ve bilincinde olan  iktidar partisinin oy havzasını genişletmek amacıyla, özellikle  Milliyetçi Hareket Partisi üzerinde yeni oyunlar oynayacağı ve tezgâhlar  tertipleyeceği anlaşılmaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Tekrar 12 Eylül Referandum öncesine benzer kara bir propagandayla karşı karşıya kalınacağı kuvvetle muhtemeldir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Kaldı ki bunun işaretleri ve emareleri şimdiden alınmaya başlanmıştır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Hiçbir şart altında AKP’nin tahrik  yüklü, nifak ve fitne yayan politikalarına, yalanlarına itibar  edilmeyecek, kirletilmiş bilgilere kulak asılmayacak, tam bir  inanmışlıkla teröristle el sıkışan ve bölücülüğün sırtını sıvazlayan AKP  zihniyetine hak ettiği karşılık verilecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>2-    Adalet ve Kalkınma Partisi  iktidarda kalabilmek ve millet iradesinin seyrini etkileyebilmek için  her türlü çirkin ve bayağı yola başvurabilecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bu çerçevede, AKP’nin dedikoducu ve  fırsatçı siyasetine karşı mutlaka uyanık olunacak, seçimlere yaklaştıkça  kamuoyunu yönlendirmek için tertip edebileceği oyunlara karşı şimdiden  dikkat edilecek, partimize yönelik alçak planlara ve tuzaklara karşı  teyakkuz içinde olunacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>3-    Parti olarak amacımız tek başına iktidar olmaktır. </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Milliyetçi Hareket Partisi Türk  siyasetinin en köklü birkaç partisinden birisi olarak buna hazırdır.   Kadroları donanımlı, yapacakları belirgin ve ortadadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Milletimizi huzur, refah ve bereket dolu günlere ulaştırmak en büyük istek ve emelimizdir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bu itibarla tek başına iktidar  hedefi dışında başta koalisyon ihtimali olmak üzere hiçbir alternatif  hükümet modeli dillendirilmeyecek ve gündeme getirilmeyecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>4-    Milliyetçi Hareket Partisi aziz milletimizin artan ilgi ve desteğine mazhar olmaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>AKP gerilerken MHP yükselmekte ve tek başına iktidar hedefine hızla yaklaşmaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Aziz milletimiz ağırlaşan sorunların çözüm yeri ve adresi olarak Milliyetçi Hareket Partisi’ni görmekte ve buna inanmaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bu haliyle sorumluluğumuz büyük ve yapacaklarımız fazladır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Tüm teşkilat yöneticilerimiz ve mensuplarımız bundan böyle hiç durmayacak, beklemeyecek ve yılgınlık göstermeyeceklerdir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Vatandaşlarımızla tam bir kucaklaşma sağlanacak, partimizin mesajları net ve berrak biçimde ulaştırılacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Sokaklarda, caddelerde,  mahallelerde, köylerde, beldelerde, ilçelerde ve illerde aziz  vatandaşlarımıza büyük Türkiye ülkümüz anlatılacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Her kapı çalınacak, her gönüle girilecek, her el tutulacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Ağlayan gözlerin yaşı silinecek,  titreyen yüreklerin korkusu giderilecek, hüzünlü bakışların sisi  dağıtılacak ve özlem içindeki kalplere umut verilecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Hangi siyasi parti veya ideolojiye inanırsa inansın her insanımız bizim için eşit ve yeri doldurulamaz bir kıymettir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Buna sadık kalarak, Türkiye’nin ve  Türk milletinin geleceği uğruna yapacaklarımız ve göstereceğimiz  fedakârlıklar sürekli olarak anlatılacak, vatandaşlarımız nerede ise  orada onlarla iç içe ve omuz omuza olunacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>5-    Önümüzdeki süreçte bölücü  terörün kalkışma, isyan ve provokatif eylemlerinde belirgin bir artış  olabileceği dikkate alındığında;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Tahrik ve yönlendirmelere karşı  uyanık olunacak, hiçbir kavganın ve çatışmanın tarafı olunmayacak,  kışkırtmalara karşı konulurken meşru yollardan asla ödün verilmeyecek ve  güvenlik mensuplarının görevlerini icra etmeleri için her türlü  kolaylık sabırla gösterilecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>6-    Seçim propaganda döneminde söz birliğinin önemi çok büyüktür.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Milletimize verilecek mesajların bir  bütünlük dahilinde olması ve bu konuda yeknesaklığı sağlamak için;  Genel Merkez’in hazırladığı broşür, kitapçık, seçim beyannamesi vb.  içeriğine titizlikle riayet edilmesi, sözlerin, vaatlerin ve sarfedilen  bilgilerin bunlara bağlı kalması gerekmektedir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>7-    Seçim dönemi içinde kullanılacak materyallerin farklılık arz etmemesi ve bu konuda tam bir uyumun olması elzemdir.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Genel Merkez’in belirlediği işaret,  rozet, seçim müziği, sembol, slogan ve kavramlar dışında herhangi bir  materyal kullanılmayacak ve tanıtım birliğine ve disiplinine azami  derecede uyulacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Yeri ve zamanı daha önceden  belirlenmiş toplantı ve miting alanları başta olmak üzere; ilgili  kanunun izin verdiği mahallerde Genel Merkez tarafından belirlenmiş afiş  ve bayrak haricinde bir şey kullanılmayacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>8-    Milliyetçi Hareket Partisi’nin  başarısından çekinen, bunu önlemeye çalışan ve aramıza sızmanın  yollarını arayan kişi ya da kişilere karşı son derece dikkatli  olunacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Parti ya da ocak sembollerini  çağrıştıran ya da bunları kanunsuz bir şekilde kullanan ve şirret  amaçlarına alet eden kişi ya da topluluklara karşı önce Genel Merkez’in  bilgilendirilmesi, arkasından hukuki takibatın başlatılması için gerekli  girişimlerin yapılması yerinde olacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi, büyük bir coşku ve eşsiz bir kararlılıkla tek başına iktidar hedefine kilitlenmiş durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyunu manipüle etmeye çalışan hiçbir plan,  program ve niyet amacına ulaşamayacak ve partimiz aziz milletimizle tam  bir kucaklaşma göstererek hedeflediği tek başına iktidara ulaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki Türkiye ses verecek ve sesimize kulak verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi ayağa kaldırmak, Türk milletini mutlu  kılmak ve kötü niyetlileri ve kirli emelleri def etmek için Milliyetçi  Hareket’in iktidarı artık bir zorunluluktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz bu defa MHP diyecek ve hükümet  etme sorumluluğunu, milleti için her fedakârlığı yapmaktan kaçınmayan  milliyetçi-vatansever kadrolara teslim edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kutlu yolda Cenab-ı Allah hepinizin yar ve yardımcısı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolunuz, bahdınız ve alnınız açık olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu Türküm diyene.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-nevruz-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nevruz Nedeniyle Yapılan Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nevruz-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nevruz-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 19:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2408</guid>
		<description><![CDATA[Nevruz, Türk Dünyası’nın Ortak Bayramıdır Kuzey Yarım Küre’nin pek çok ülkesinde kutlanan; Türk’ün Ergenekon’dan çıkışını, 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcını işaret eden Nevruz, neredeyse beş bin yıllık mazisiyle dünyanın en eski bayramı olarak bilinir. Ebulgazi Bahadır Han Secere-i Türk’ünde, Ergenekon menkıbesi, 400 yıl dört taraf dağlarla çevrili bir vadide kalan Türk’ün buradan baharın başladığı gün çıkıp ata yurduna döndüğünü ve bağımsızlığını, istiklâlini kazanarak dosta düşmana Türk’ün var olduğunu hatırlattığını anlatır. Doğanın uyanışı, yeni bir yılın doğuşu ve istiklâlin simgesi olmanın yanında, Nevruz günü, çeşitli inanışlara göre,  Hz. Nuh’un gemisinin karaya vardığı, Hz. Ali’nin doğduğu ve hatta Tanrı’nın dünyayı yarattığı gün olarak da kabul edilmektedir. Doğanın yeniden uyanışının ve canlanışının simgesi, baharın ilk günü olan Nevruz, Türk Dünyası’nın her köşesinde kutlanmaktadır. Hatta Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan ve Tacikistan’da millî bayram olarak kabul ve resmî tatil ilân edilmiştir. Her yılın 21 Mart’ında, yeni bir yılın başlangıcını kutlayan ve istiklâlin değerini bir kez daha hatırlayan Türk toplulukları; Nevruz Bayramı’nı yeni ve temiz giysilerle karşılar, küsler barıştırılır, fakirlere yardım eli uzatılır ve kutlama amacıyla demir dövülerek ateşin üzerinden atlanır. Kısacası Nevruz, Türk Dünyası’nda dostlukların yenilendiği, mutluluğun ve neşenin katlandığı, küslüklerin sona erdiği bir bayram olma özelliği taşır. Bununla birlikte Nevruz’un son yıllarda kısır politik bir kavram kargaşasına konu edilerek amacından saptırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Türk dünyasının müşterek bayramı, birlik ve dirlik yansıması olan böylesine anlamlı bir günün, birlik ve bütünlüğümüze kast edici hamlelere araç olarak kullanılması gayreti, bu bayramın bütünleştiriciliğine zarar veremeyecektir. Bu vesileyle bütün Türk Dünyası’nın Nevruz Bayramı’nı kutlar; barış ve kardeşlik içinde ve hürriyet ve istiklâlimize zeval gelmeden nice yeni yıllar görmeyi Cenabı Allah’tan niyaz ederiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Nevruz, Türk Dünyası’nın Ortak Bayramıdır</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Yarım Küre’nin pek çok ülkesinde kutlanan; Türk’ün  Ergenekon’dan çıkışını, 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcını işaret  eden Nevruz, neredeyse beş bin yıllık mazisiyle dünyanın en eski  bayramı olarak bilinir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ebulgazi Bahadır Han <em>Secere-i Türk’</em>ünde, Ergenekon  menkıbesi, 400 yıl dört taraf dağlarla çevrili bir vadide kalan Türk’ün  buradan baharın başladığı gün çıkıp ata yurduna döndüğünü ve  bağımsızlığını, istiklâlini kazanarak dosta düşmana Türk’ün var olduğunu  hatırlattığını anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanın uyanışı, yeni bir yılın doğuşu ve istiklâlin simgesi olmanın  yanında, Nevruz günü, çeşitli inanışlara göre,  Hz. Nuh’un gemisinin  karaya vardığı, Hz. Ali’nin doğduğu ve hatta Tanrı’nın dünyayı yarattığı  gün olarak da kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanın yeniden uyanışının ve canlanışının simgesi, baharın ilk günü  olan Nevruz, Türk Dünyası’nın her köşesinde kutlanmaktadır. Hatta  Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan,  Afganistan ve Tacikistan’da millî bayram olarak kabul ve resmî tatil  ilân edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yılın 21 Mart’ında, yeni bir yılın başlangıcını kutlayan ve  istiklâlin değerini bir kez daha hatırlayan Türk toplulukları; Nevruz  Bayramı’nı yeni ve temiz giysilerle karşılar, küsler barıştırılır,  fakirlere yardım eli uzatılır ve kutlama amacıyla demir dövülerek ateşin  üzerinden atlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası Nevruz, Türk Dünyası’nda dostlukların yenilendiği,  mutluluğun ve neşenin katlandığı, küslüklerin sona erdiği bir bayram  olma özelliği taşır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Nevruz’un son yıllarda kısır politik bir kavram  kargaşasına konu edilerek amacından saptırılmaya çalışıldığı  görülmektedir. Türk dünyasının müşterek bayramı, birlik ve dirlik  yansıması olan böylesine anlamlı bir günün, birlik ve bütünlüğümüze kast  edici hamlelere araç olarak kullanılması gayreti, bu bayramın  bütünleştiriciliğine zarar veremeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle bütün Türk Dünyası’nın Nevruz Bayramı’nı kutlar; barış  ve kardeşlik içinde ve hürriyet ve istiklâlimize zeval gelmeden nice  yeni yıllar görmeyi Cenabı Allah’tan niyaz ederiz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fnevruz-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/nevruz-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuzhan TAŞKIN – Türk Dünyasında Nevruz Ateşi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzhan-taskin-turk-dunyasinda-nevruz-atesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzhan-taskin-turk-dunyasinda-nevruz-atesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 13:36:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2435</guid>
		<description><![CDATA[Türk Milleti’nin yüzyıllar öncesinden devam edip gelen, geleneksel bayramlarından birisi olan Nevruz Bayramı, Türk kültürüne özgü özellikleriyle Türk dünyasında ve Anadolu’da kutlanılan, insanoğlunun en eski bayramlarından birisidir. Atalarımızın ‘yıl-başı’ kabul ettikleri gün,  Farsça Nev (Yeni) ve Ruz (Gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ve yeni gün anlamını taşıyan ‘Nevruz’ terimiyle ifade edilmektedir. Söz konusu bayramın bizler tarafından Nevruz adıyla anılması ise Selçuklu Devleti&#8217;nin yazı dilinin Farsça olmasından kaynaklanmaktadır. Gece ve gündüzün eşit olduğu Mart ayının yirmi biri olan Yeni gün, ilkbahar mevsimi ile başlayan 12 hayvanlı eski Türk takviminde yılın ilk günüdür. Nevruz, bir başka deyişle Yenigün tabiatın kıştan kurtuluşunun bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olma yanında, Türkler için hareketliliklerin, başlangıçların ve dönüm noktalarının da ifade edildiği bir gün olarak kabul edilir. Türklerde Nevruzla ilgili en önemli anlatı, onun bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Bu nedenle bugün Ergenekon veya Bozkurt Bayramı olarak da kabul edilmektedir. Ergenekon destanına göre düşmanları Türkleri bir hile ile yenerler ve çoğunluğu öldürülür ya da tutsak düşer. Kurtulanlar kimsenin bilmediği dağlık, verimli bir yer olan Ergenekon’a gelirler. Zamanla nüfusları çoğalınca buradan çıkmak istediklerinde etrafın demir dağlarla çevrili olduğu görülür. Bunun için büyük ateşler yakıp dağları eritirler ve tekrar eski yurtlarına dönerler. Türk kültürüne göre nevruz, takvim başlangıcı olan Ergenekon’dan çıkış günüdür. Türk’ün kutladığı ‘bahar bayramı’ aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade etmektedir. Türk toplumları ‘toprağın uyandığı günü’ yılın başı olarak kabul etmiştir. Hatta Ömer Hayyam başkanlığındaki bir kurul Güneş yılına göre Celali Takvimi&#8217;ni düzenlemiş ve Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah&#8217;a sunmuştur.1079 yılından itibaren uygulanmaya başlanan bu takvim  ekonomik işlerin düzenlenmesinde kullanılmıştır. 9 Ramazan471(Miladi 15 Mart 1079) yılına rastlayan Nevruz, yılbaşı ve yeni bir tarih başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz&#8217;un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor.[1] Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar: &#8220;&#8230; Yüce Göktanrı&#8217;nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk&#8217;ün Atası) yaradıldın!&#8221; Nevruz geçmişten günümüze aralarında Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti gibi devletlerin de bulunduğu dönemlerde örfi bir bayram olmuş, merasimler ve eğlencelerle kutlanmıştır. ‘Uygur Halk Ağız Edebiyatının Esasları’  adlı eserde bu bayramın çok eskiye dayandığı, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar Türkleri tarafından kutlanıldığı ve Çin halkı üzerinde büyük etkiler bıraktığı söylenebilir. Yine bu dönemde nevruz kutlamaları bazı kurallara dayanarak kutlanırdı. Nevruzun olduğu gün halk bir araya toplanır, dans gösterileri, çeşitli eğlenceler, oyunlar oynanır, şair veya koşakçılar aralarında atışırlar, bu topluluk aracılığıyla gençler şiir yoluyla birbirleri ile muhabbet ederek, kendilerini açarlar. Öğrenciler ağaçlara yazılan nevruznameleri taşıyarak birbirleri ile değiştirirler, bu sayede ilme teşvik edilmiş olunurdu. Cemaat aralarında paralar toplayarak kazanlar kaynatılır. Zengin aileler kendi yaptıkları yemekleri merasim alanına getirirlerdi. Sibirya Türklerinden Sakhaların Nevruz versiyonu olarak kutladıkları Isıakh Bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli geçmesi için Tanrı’ya bir şükür bayramıdır. Isıakh Bayramı’nda törenlere, Akşaman’ın dualar ve kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklindeki genç ak ağaçlar dikilir. Alana ateş yakılır ve bu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk Milleti’nin yüzyıllar öncesinden devam edip gelen, geleneksel bayramlarından birisi olan Nevruz Bayramı, Türk kültürüne özgü özellikleriyle Türk dünyasında ve Anadolu’da kutlanılan, insanoğlunun en eski bayramlarından birisidir. Atalarımızın ‘yıl-başı’ kabul ettikleri gün,  Farsça Nev (Yeni) ve Ruz (Gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ve yeni gün anlamını taşıyan ‘Nevruz’ terimiyle ifade edilmektedir. Söz konusu bayramın bizler tarafından Nevruz adıyla anılması ise Selçuklu Devleti&#8217;nin yazı dilinin Farsça olmasından kaynaklanmaktadır. Gece ve gündüzün eşit olduğu Mart ayının yirmi biri olan Yeni gün, ilkbahar mevsimi ile başlayan 12 hayvanlı eski Türk takviminde yılın ilk günüdür.</p>
<p>Nevruz, bir başka deyişle Yenigün tabiatın kıştan kurtuluşunun bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olma yanında, Türkler için hareketliliklerin, başlangıçların ve dönüm noktalarının da ifade edildiği bir gün olarak kabul edilir. Türklerde Nevruzla ilgili en önemli anlatı, onun bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Bu nedenle bugün Ergenekon veya Bozkurt Bayramı olarak da kabul edilmektedir. Ergenekon destanına göre düşmanları Türkleri bir hile ile yenerler ve çoğunluğu öldürülür ya da tutsak düşer. Kurtulanlar kimsenin bilmediği dağlık, verimli bir yer olan Ergenekon’a gelirler. Zamanla nüfusları çoğalınca buradan çıkmak istediklerinde etrafın demir dağlarla çevrili olduğu görülür. Bunun için büyük ateşler yakıp dağları eritirler ve tekrar eski yurtlarına dönerler. Türk kültürüne göre nevruz, takvim başlangıcı olan Ergenekon’dan çıkış günüdür.</p>
<p>Türk’ün kutladığı ‘bahar bayramı’ aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade etmektedir. Türk toplumları ‘toprağın uyandığı günü’ yılın başı olarak kabul etmiştir. Hatta Ömer Hayyam başkanlığındaki bir kurul Güneş yılına göre Celali Takvimi&#8217;ni düzenlemiş ve Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah&#8217;a sunmuştur.1079 yılından itibaren uygulanmaya başlanan bu takvim  ekonomik işlerin düzenlenmesinde kullanılmıştır. 9 Ramazan471(Miladi 15 Mart 1079) yılına rastlayan Nevruz, yılbaşı ve yeni bir tarih başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz&#8217;un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor.[1] Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar: &#8220;&#8230; Yüce Göktanrı&#8217;nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk&#8217;ün Atası) yaradıldın!&#8221;</p>
<p>Nevruz geçmişten günümüze aralarında Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti gibi devletlerin de bulunduğu dönemlerde örfi bir bayram olmuş, merasimler ve eğlencelerle kutlanmıştır. ‘Uygur Halk Ağız Edebiyatının Esasları’  adlı eserde bu bayramın çok eskiye dayandığı, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar Türkleri tarafından kutlanıldığı ve Çin halkı üzerinde büyük etkiler bıraktığı söylenebilir. Yine bu dönemde nevruz kutlamaları bazı kurallara dayanarak kutlanırdı. Nevruzun olduğu gün halk bir araya toplanır, dans gösterileri, çeşitli eğlenceler, oyunlar oynanır, şair veya koşakçılar aralarında atışırlar, bu topluluk aracılığıyla gençler şiir yoluyla birbirleri ile muhabbet ederek, kendilerini açarlar. Öğrenciler ağaçlara yazılan nevruznameleri taşıyarak birbirleri ile değiştirirler, bu sayede ilme teşvik edilmiş olunurdu. Cemaat aralarında paralar toplayarak kazanlar kaynatılır. Zengin aileler kendi yaptıkları yemekleri merasim alanına getirirlerdi. Sibirya Türklerinden Sakhaların Nevruz versiyonu olarak kutladıkları Isıakh Bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli geçmesi için Tanrı’ya bir şükür bayramıdır. Isıakh Bayramı’nda törenlere, Akşaman’ın dualar ve kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklindeki genç ak ağaçlar dikilir. Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler bitinceye kadar söndürülmez. Akşaman’ın yere kımız serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle  geçmiş yılın kötülüklerinin kovulduğuna, yeni başlayan güzel günlere zarar vermelerinin önlenmiş olduğuna inanılır. Ak ağaçlara başta genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk yeni yılda olmasını istedikleri dileklerini tutarak bez bağlarlar.</p>
<p>Sovyet döneminde dahi Türk Cumhuriyetlerinden hiçbiri Nevruz’un coşkusundan yoksun kalmamış ve bu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını elde etmeleriyle birlikte 21 Mart Ergenekon (Nevruz) bayramı ‘Milli Bayram’ olarak ilan edilmiştir. Türkiye’de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir. Nevruz diğer Türk devletlerinde ve topluluklarında geçmişten günümüze gelen dönem içerisinde canlılığı hala korumakta ve ilk günkü heyecanıyla kutlanmaya devam etmektedir. Dış Türklerde Nevruz kutlamalarına örnek verecek olursak; Kazak Türkleri, Nevruz törenlerinde Mevlit okuturlar. Evler baştan başa temizlenir,herkes en iyi elbiselerini giyer.Nevruz törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli eşyalar üzerine kil kaplar atılarak parçalanır, ateş üzerinden atlanır. Ateşten atlamaların,eski yılın kötülüklerinden ve hastalıklarından sıyrılmak, yeni yıla sağlıklı bir şekilde girmek için yapıldığı tespit edilmiştir. Kazak Türkleri, Nevruz&#8217;da yaptıkları yemeğe &#8220;Nevruz-köcö&#8221; adını verir. Ayrıca nevruz çorbası veya lapa adı verilen başka bir yemek de yaparlar ve bunları o gün komşularına dağıtırlar. Kırgız Türkleri,yeni yılın ilk gününe Nooruz adını verirler ve o gün &#8220;Nooruz köcö&#8221; denilen özel bir yemek yerler.&#8221;Köcö&#8221;,darı yarması yahut bulgur konulmak suretiyle yapılan bir nevi tirittir.&#8221;Auz köcö&#8221; denilen &#8220;kavut&#8221; da bu günün özel yemeklerindendir.Kırgız yılı,gece ile gündüzün bir olduğu günde yapılan Nevruz Festivali ile başlar ve Yılbaşı bayramı 21 Mart&#8217;ta kutlanır. Özbekistan&#8217;ın Semerkand,Buhara,Andican taraflarında Nevruz törenleri, Nevruz günü başlar ve bir hafta devam eder.Halk, bu Nevruz eğlencelerine &#8220;Seyil Eğlenceleri&#8221; adını verir ve Seyil Yerleri dönme dolaplar,çalgıcılar,beççeler,seyyar satıcılarla dolar.Nevruzun birinci günü,halk çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar.Bu ziyaretler sırasında ikram edilen yemek,&#8221;aş&#8221; adı verilen pilavdır.Ayrıca çay ve çeşitli meyveler de sunulur.İkramların yanısıra,Köpkari,güreş, at yarışları ve horoz dövüşleri gibi spor gösterileri düzenlenir,Nevruz kutlamalarından esinlenmiş tiyatro eserleri sahnelenir. Türkmenler, yeni yılın ilk gününe Novruz adını verirler.Novruz&#8217;dan beş altı gün önce,her Türkmen ailesi temizlik yapmaya başlar.Novruz için Türkmen çöreği,Türkmen petiri,külce,yağlı börek, şekşeke, koko, bovursak, Türkmen palovu hazırlanır.  Ne kadar çok yiyecek hazırlanırsa,yeni yılın o denli iyi geçeceğine inanılır.Semeni,Novruz&#8217;un özel yiyeceğidir. Birkaç aile birleşip büyük bir kazanda buğday özüne,un,su ve şeker ekleyerek hazırlarlar.Bir gün önceden pişirilmeye başlanan semeni,21 Mart sabahı hazır olur. Azerbaycan&#8217;da Nevruz,üç gün sürmektedir.Her yıl Mart ayının 21-23. günleri,büyük törenle kutlanır.Nevruz&#8217;dan sonraki en önemli gün,&#8221;ahir çerşenbe / son çarşamba&#8221; dır.Bu güne, &#8220;ılin ahir tek tek&#8221; günü de denir.Bayram ayı içindeki dört haftanın Çarşamba günleri de önemlidir.Buna &#8220;üskü&#8221; denilmektedir.&#8221;Ahir çerşenbe&#8221;den önceki Salı günü mezarlığa giden erkekler,Fatiha okuyup dönerler.Kadınlar ise mezarlığa,hazırladıkları helva,pilav ve daha başka yiyecekler ile giderler.Mezarlıkta Kuran-ı Kerim okunur,Fatihaların ardından yemekler fakirlere dağıtılıp,1-2 saat sonra mezardan ayrılınır.Böylece Nevruz&#8217;da Kabir-üstü uygulaması da sona erer. Azerbaycan&#8217;da salıyı çarşambaya bağlayan gece &#8220;ahir-çerşenbe&#8221; denir.&#8221;Ahir çerşenbe&#8221; de yapılması gerekli işlerin başında evin,eşyanın,kap kacağın yıkanması ve temizlenmesi işi gelmektedir.Ahir çerşenbe&#8217;de,Pülenberi adı verilen üzerliğin yakılması âdetinin yanısıra,en az yedi yemişten oluşan &#8220;yeddi-levin&#8221; gecesi yapılır. &#8220;Gapı pusma&#8221; adeti, gençlerin niyet tutarak komşu kapılarını dinlemeleri ile ilgilidir.İlk duyulan söz,yeni yılın lehine veya aleyhine yorumlanmasına neden olur. &#8220;Ahir çerşenbe&#8221; nin diğer bir âdeti de,&#8221;suya yüzük atma&#8221; oyunudur.Odanın ortasına su dolu leğen getirilir,leğenin etrafını saran kızlar yüzüklerini leğenin içine atarlar.Üstü bezle örtülü leğenden,kızlardan birisi bayatı söyleyerek (silindi) yüzük çıkarır.Çekilen yüzük kime aitse,bayatı da onun olur. Su-Başı Adetleri: Ertesi gün, gün doğmadan su kaynağına gidilir, el yüz yıkanır. Kızlar önce iki ellerinin başparmaklarını ip ile bağlayarak, suyun üzerinden atlarlar, daha sonra parmaklarındaki ipi keserek suya atarlar.Böylece kısmetlerinin açılacağına inanırlar.Su başına gidenler, kaynağın gözünden yedi küçük taş alarak,su kabının dibine koyarlar.Bu taşlar,bir dahaki âhir çerşenbeye kadar kabın dibinde kalır. [2] Baharın müjdecisi olan Nevruz, bahsi geçen Türk devletleri dışında yine tüm Türk topluluklarında ve Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Afganistan, Irak, İran ve Suriye gibi devletlerde çeşitli etkinlikler düzenlenerek kutlanmaktadır.</p>
<p>Nevruz kutlamaları ülkemizde ise yöreden yöreye değişmektedir. Ancak Nevruz’un ülkemizde genel olarak nasıl kutlandığına ve önemi bakacak olursak, bu zaman diliminde kırlara çıkılarak, baharı karşılama geleneğinin süregeldiğini görmekteyiz. Nevruz günü beraber yemek yenir, yapılan yemekler konu komşuya, özellikle yoksullara dağıtılır. Oyunlar oynanır, ezgiler söylenir. Ateş üzerinden atlamak, niyet tutmak, fal bakmak, mâniler söylemek, uçurtmalar uçurmak, diğer mahallî eğlenceler arasında yer almaktadır. Bugün Anadolu’da bir kısmının canlılığını ve sürekliliğini yitirdiği sportif oyunlar da nevruz eğlenceleri arasında zikredilmektedir. At yarışı, Cirit, Gökböri, Güreş, Atıcılık, Sinsin ve Kılıç Kullanma bunlara örnektir. Nevruzla ilgili eğlence ve uygulamaların hepsinin temelinde baharın canlılığı ve hareketliliği mevcuttur. Bayramları birlikte kutlamak bir sosyal fayda prensibini de beraberinde getirmektedir. Bayramların özündeki sevgi, kardeşlik ve yardımlaşma ilkeleri Nevruz’un da temel prensibini oluşturmaktadır.</p>
<p>Millî bir bayram olan Nevruz, İslamiyetten önce bütün Türk toplulukları arasında kamların dua ettikleri, ateşten atlayarak günahlardan arındıkları ve yakılan ateşle toprağın ısıtılıp doğanın uyandırıldığı bir bayramdı.  Asırlar öncesinden günümüze kadar farklı farklı şekillerde süregelen Nevruz, İslamiyet’in kabul edilişiyle beraber değişikliklere uğramıştır. ilk Müslüman konargöçer Türk topluluklarında; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi İslâmiyet&#8217;le çatışmayan âdetlerden biri olarak devam edegelmiştir. Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikal etmişlerdir. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir. [1] Nevruz, toplumsal yaşamda canlandırıcı etkisinin bulunması, geleneklerin sürmesine aracı olması, törelerin kökleşmesini sağlaması yönüyle işlevseldir. Nevruz geleneğini sürdürenler kültür taşıyıcıları olarak görev yapmaktadırlar. Nevruz, halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getiren, Türk kültürünün korunup yaşatılmasında önemli bir yeri olan mevsimlik törenlerimizdendir.[3] Tüm Türk dünyasında yüzyıllardır kutlanan Nevruz, ülkemiz için de birlik ve beraberliğe vesile olması gereken önemli bir bayramımızdır.</p>
<p>Nevruz, Türk insanını birbirine kenetleyen,  Ergenekon’dan demir dağları eriterek dirilen ataların ruhuyla yanan bir ateştir. Bu ateş sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak ortak kültür ocağında binlerce ruhu ısıtacaktır. 21 Mart nevruz bayramı, genç nesillerimize mutlaka öğretilmeli ve dünya durdukça Türk milletinin geleneksel bir bayramı olarak yaşatılmalıdır.</p>
<p>Türk Dünyasının Nevruz Bayramı kutlu olsun..!</p>
<p>1 Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000</p>
<p>2 Kültür ve Turizm Bakanlığı &#8211; http://www.kulturturizm.gov.tr/TR/belge/1-2022/yurdumuzda-ve-orta-asyada-nevruz-kutlamalari.html</p>
<p>3 PROF DR. ERMAN ALTUN ( Türk Kültüründe Nevruz)</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Foguzhan-taskin-turk-dunyasinda-nevruz-atesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzhan-taskin-turk-dunyasinda-nevruz-atesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Programı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/18-mart-canakkale-sehitlerini-anma-programi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/18-mart-canakkale-sehitlerini-anma-programi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Mar 2011 20:28:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2621</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları, 18 Mart Çanakkale Şehtilerini anma amacıyla Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu&#8217;ndan 18 Mart 2011 günü program düzenlemiştir. Program ortaöğretim teşkilatının ve asena teşkilatından öğrencilerin şiirler okumasıyla başlamıştır. Daha sonrasında emekli müftü Zeki Sarıcalar&#8217;ın verdiği seminerle devam etmiştir. Zeki Sarıcalar; 18 Mart&#8217;ın tarihine dokunarak, Çanakkale Şehitleri hakkında manevi bilgiler vermiştir. Türk  Milleti&#8217;nin ateşle imtihan olarak vatan toprağını düşmana teslim etmeme imanını ifade etmiştir. Bugün gençlerin 18 Mart ruhu ile vatanın her türlü tehlikeden koruması gerektiğini ve şanlı ecdadının mirasını daha yükseklere çıkarmayı ülkü edinmelerini söyledi. Program sonunda Antalya Ülkü Ocakları Başkan Yardımcısı Serkan Uysal, emekli müftü Zeki Sarıcalar&#8217;a bu güzel ve anlamlı semineri için teşekkür etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Ülkü Ocakları, 18 Mart Çanakkale Şehtilerini anma amacıyla Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu&#8217;ndan 18 Mart 2011 günü program düzenlemiştir.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/18Mart-konferans01.jpg" alt="" width="600" height="323" /></p>
<p>Program ortaöğretim teşkilatının ve asena teşkilatından öğrencilerin şiirler okumasıyla başlamıştır. Daha sonrasında emekli müftü Zeki Sarıcalar&#8217;ın verdiği seminerle devam etmiştir. Zeki Sarıcalar; 18 Mart&#8217;ın tarihine dokunarak, Çanakkale Şehitleri hakkında manevi bilgiler vermiştir. Türk  Milleti&#8217;nin ateşle imtihan olarak vatan toprağını düşmana teslim etmeme imanını ifade etmiştir. Bugün gençlerin 18 Mart ruhu ile vatanın her türlü tehlikeden koruması gerektiğini ve şanlı ecdadının mirasını daha yükseklere çıkarmayı ülkü edinmelerini söyledi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/18Mart-konferans03.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<p>Program sonunda Antalya Ülkü Ocakları Başkan Yardımcısı Serkan Uysal, emekli müftü Zeki Sarıcalar&#8217;a bu güzel ve anlamlı semineri için teşekkür etti.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/18Mart-konferans02.jpg" alt="" width="600" height="400" /><br />
<img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/18Mart-konferans04.jpg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F18-mart-canakkale-sehitlerini-anma-programi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/18-mart-canakkale-sehitlerini-anma-programi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ece BAĞCIBAŞI – Kanı Tevhid’i Kurtaran Şehitlere…</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ece-bagcibasi-kani-tevhidi-kurtaran-sehitlere.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ece-bagcibasi-kani-tevhidi-kurtaran-sehitlere.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2011 21:31:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Şehitleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2432</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale… Ergenekon’dan Malazgirt’e, Mohaç’tan Sakarya’ya uzanan Türk kahramanlık bestesinin en hoş notalarından biri… Zaman ve mekândan münezzeh bir iman yoğunluğunun kalkan olduğu Türk kılıcının, kâfir dünyanın kalbine indirdiği ölümcül darbe… Boğazımıza uzanan pençeleri tırnaklarımızla yırttığımız şehir ve o şehre yüklenen onlarca mukaddes mana… “Çanakkale Savaşları, Osmanlı’nın 1.Dünya Savaşı’nda galip geldiği tek cephedir. Mustafa Kemal, önce kurmay yarbay sonra albay olarak 5.Ordu &#8211; 19.Tümen ve Anafartalar Grubu Komutanlığı yaparak adını ciddi olarak ilk kez buradaki muvaffakiyetleriyle duyurmuştur. Türk Kuvvetleri, kara ve deniz muharebelerinde kahramanca çarpışmış, başarılı savunma ve taarruzlarla savaşı kazanmıştır. 18 Mart’ta İtilaf Devletleri Donanmaları’nın 30 gemiyle başlattıkları büyük taarruz hareketini hiç beklenmedik bir şekilde bastırmışlar, 6 zırhlıdan 3’ünü batırmış, 3’ünü de kullanılamaz hale getirmişlerdir. Bu şekilde, İtilaf Devletleri’nin Boğazları ele geçirmesini ve Rusya’ya yardım götürmesini engellemişlerdir…” Çanakkale ile ilgili tarih kitaplarından okuduklarımız hemen hemen bunlar. Şüphesiz ki bu olaylar yaşananların bir özeti; ama sadece bir yüzü. Bir de asıl görünmeyen sureti var. Çünkü Çanakkale “-mıştır, -muştur” ların çok çok ötesinde yer alan bir deneyim. Bir maneviyat hazinesi. Takımı tümen zannettiren, şehitleri diri gösterten ilahi bir güç… Büyük önder Atatürk’e “Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” dedirten, Mehmet Akif’e en anlamlı ve dokunaklı dizelerini yazdırtan, analara Allah’a kurban olsun diye oğullarını kınalatan bir iman&#8230; İngiliz askerine selam vermediği için kendisinden özür dilenmesi istenince, bunu şehitlerin aziz hatırasına saygısızlık addederek reddeden ve emre itaatsizlik olmasın diye apoletlerini söken Yüzbaşı Farukları yetiştiren bir erdem okulu… Tekbirlerin en içten ve en güzel dile getirildiği yer Çanakkale. Çatışma aralarında okunan Kur’an-ı Kerim’lerin, kılınan namazların nurlu nidası, öpülüp alınlara konulan bayrağın ışığı. “Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela” olan akvam-ı beşer karşısında Türk Milleti’nin tek başına yazdığı direniş destanı. Hem de düşmanın gücüne, imkânına rağmen yılgınlığa düşmeden, yokluklar içinde kanla yazılmış bir destan… “Her destan bin bir şehit, her şehit bin destandır Destanları yaratan şehitten akan kandır” Çanakkale, kağnının kamyonu yendiği İstiklal Harbi’nin de başlangıcıdır aslında bir şekilde. Çünkü vatan için anadan, yardan, serden geçmenin en güzel örneklerinden birini teşkil etmiştir. Millet yolunda Anadolu’nun her köşesinden yüz binlerce Türk evladı Çanakkale’ye akın etmiş ve vatan toprağını kâfire çiğnetmemek için, yüce İslam davası uğruna can vermişlerdir. “Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuş&#8217;tular Tam üç alayla burada gönülden vuruştular Düşman tümen sanırdı bu şahane erleri Allah&#8217;ı arzu ettiler, akşama kavuştular” O şehitler ki, yağmur yerine mermi yağdığı, yeraltının adeta lavlar içinde kaynadığı, üzerlerine dönemin en gelişmiş uçaklarından yaylım ateşi açıldığı, donanmaların güçlü zırhlılarına karşı enkaz haldeki Nusret’leri dirilterek tutunmaya çalıştıkları, tüfeklerin üzerine süngüyle yürüdükleri bir vahşet denizinden en nurlu mertebeye ulaşarak çıkmışlardır. Savaşlar esnasında, çarpışmaların uzun ve yorucu sürmesinin de etkisiyle, düşman askerleriyle zaman zaman oluşmaya başlayan yakınlaşmalar da Türk askerinin hoşgörüsünü, insaniyet ve merhametini göstermesi açısından oldukça manidardır. Onlar ki, her yönüyle yetişmiş, Osmanlı’nın beyin ve iman kadrosunu oluşturan, kaybedilişleriyle aslında Türk İstikbali’nde onulmaz boşluklar açan 250.000’i aşkın soldurulmuş, cesaret ve ahlak fidanları. Onlar ki, Asım’ın yitik nesli. Onlar ki alayın otomobillerine lastik satın alabilmek için bastırılan sahte paranın bedelini kanlarıyla altın olarak ödeyen fedakârlık timsalleri. Onlar ki Türk ırkının bağımsızlık ateşiyle yanan bedenleri,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çanakkale…</p>
<p style="text-align: justify;">Ergenekon’dan Malazgirt’e, Mohaç’tan Sakarya’ya uzanan Türk kahramanlık bestesinin en hoş notalarından biri…</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman ve mekândan münezzeh bir iman yoğunluğunun kalkan olduğu Türk kılıcının, kâfir dünyanın kalbine indirdiği ölümcül darbe…</p>
<p style="text-align: justify;">Boğazımıza uzanan pençeleri tırnaklarımızla yırttığımız şehir ve o şehre yüklenen onlarca mukaddes mana…</p>
<p style="text-align: justify;">“Çanakkale Savaşları, Osmanlı’nın 1.Dünya Savaşı’nda galip geldiği  tek cephedir. Mustafa Kemal, önce kurmay yarbay sonra albay olarak  5.Ordu &#8211; 19.Tümen ve Anafartalar Grubu Komutanlığı yaparak adını ciddi  olarak ilk kez buradaki muvaffakiyetleriyle duyurmuştur. Türk  Kuvvetleri, kara ve deniz muharebelerinde kahramanca çarpışmış, başarılı  savunma ve taarruzlarla savaşı kazanmıştır. 18 Mart’ta İtilaf  Devletleri Donanmaları’nın 30 gemiyle başlattıkları büyük taarruz  hareketini hiç beklenmedik bir şekilde bastırmışlar, 6 zırhlıdan 3’ünü  batırmış, 3’ünü de kullanılamaz hale getirmişlerdir. Bu şekilde, İtilaf  Devletleri’nin Boğazları ele geçirmesini ve Rusya’ya yardım götürmesini  engellemişlerdir…”</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale ile ilgili tarih kitaplarından okuduklarımız hemen hemen  bunlar. Şüphesiz ki bu olaylar yaşananların bir özeti; ama sadece bir  yüzü. Bir de asıl görünmeyen sureti var. Çünkü Çanakkale “-mıştır,  -muştur” ların çok çok ötesinde yer alan bir deneyim. Bir maneviyat  hazinesi. Takımı tümen zannettiren, şehitleri diri gösterten ilahi bir  güç…</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük önder Atatürk’e “Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!”  dedirten, Mehmet Akif’e en anlamlı ve dokunaklı dizelerini yazdırtan,  analara Allah’a kurban olsun diye oğullarını kınalatan bir iman&#8230;  İngiliz askerine selam vermediği için kendisinden özür dilenmesi  istenince, bunu şehitlerin aziz hatırasına saygısızlık addederek  reddeden ve emre itaatsizlik olmasın diye apoletlerini söken Yüzbaşı  Farukları yetiştiren bir erdem okulu…</p>
<p style="text-align: justify;">Tekbirlerin en içten ve en güzel dile getirildiği yer Çanakkale.  Çatışma aralarında okunan Kur’an-ı Kerim’lerin, kılınan namazların nurlu  nidası, öpülüp alınlara konulan bayrağın ışığı. <em>“Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela”</em> olan akvam-ı beşer karşısında Türk Milleti’nin tek başına yazdığı  direniş destanı. Hem de düşmanın gücüne, imkânına rağmen yılgınlığa  düşmeden, yokluklar içinde kanla yazılmış bir destan…</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Her destan bin bir şehit, her şehit bin destandır</em><br />
<em>Destanları yaratan şehitten akan kandır”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale, kağnının kamyonu yendiği İstiklal Harbi’nin de  başlangıcıdır aslında bir şekilde. Çünkü vatan için anadan, yardan,  serden geçmenin en güzel örneklerinden birini teşkil etmiştir. Millet  yolunda Anadolu’nun her köşesinden yüz binlerce Türk evladı Çanakkale’ye  akın etmiş ve vatan toprağını kâfire çiğnetmemek için, yüce İslam  davası uğruna can vermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuş&#8217;tular</em><br />
<em>Tam üç alayla burada gönülden vuruştular</em><br />
<em>Düşman tümen sanırdı bu şahane erleri</em><br />
<em>Allah&#8217;ı arzu ettiler, akşama kavuştular” </em></p>
<p style="text-align: justify;">O şehitler ki, yağmur yerine mermi yağdığı, yeraltının adeta lavlar  içinde kaynadığı, üzerlerine dönemin en gelişmiş uçaklarından yaylım  ateşi açıldığı, donanmaların güçlü zırhlılarına karşı enkaz haldeki  Nusret’leri dirilterek tutunmaya çalıştıkları, tüfeklerin üzerine  süngüyle yürüdükleri bir vahşet denizinden en nurlu mertebeye ulaşarak  çıkmışlardır. Savaşlar esnasında, çarpışmaların uzun ve yorucu  sürmesinin de etkisiyle, düşman askerleriyle zaman zaman oluşmaya  başlayan yakınlaşmalar da Türk askerinin hoşgörüsünü, insaniyet ve  merhametini göstermesi açısından oldukça manidardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar ki, her yönüyle yetişmiş, Osmanlı’nın beyin ve iman kadrosunu  oluşturan, kaybedilişleriyle aslında Türk İstikbali’nde onulmaz  boşluklar açan 250.000’i aşkın soldurulmuş, cesaret ve ahlak fidanları.  Onlar ki, Asım’ın yitik nesli. Onlar ki alayın otomobillerine lastik  satın alabilmek için bastırılan sahte paranın bedelini kanlarıyla altın  olarak ödeyen fedakârlık timsalleri. Onlar ki Türk ırkının bağımsızlık  ateşiyle yanan bedenleri, kesilen ama eğilmeyen başları, bir milli  kıyamın çelikleşmiş cevherleri…</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, </em><br />
<em>Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! </em><br />
<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! </em><br />
<em>Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. </em><br />
<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? </em><br />
<em>&#8220;Gömelim gel seni tarihe!&#8221; desem, sığmazsın.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu yüzdendir ki Çanakkale’nin hakkı, sadece 18 Mart’larda  hatırlanarak, şehitlikler gezilerek, adına anma programları yapılarak  ödenemez. Çanakkale’ye layık olabilmek, ancak orda yitirilenlerin yerine  yeni Asım nesilleri yetiştirmekle mümkün olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatan için sorumluluk almak bir yana, beyinleri her çeşit bölücü,  isyankâr ve hain fikirlerle zehirlenmeye çalışılan, çevresinde aleyhine  dönen her olaya ve zulüm gören soydaşlarının hallerine karşı uyutulan,  duyarsızlaştırılan Türk Gençliği ve hatta her yaştan Türk insanı;  Çanakkale’nin tüm genlerine işlemiş olan ecdatlarının yollarını yolu  bilip, o yiğitlerin karakterine bürünüp mücadeleye girişmezse, Çanakkale  Şehitleri gibi ardından ağıtlar yaktırma şerefine erişemeden, bir hiç  uğruna yitip gideceklerdir. Tarihi Çanakkale gibi ibret vesikalarıyla  dolup taşan Türk Milleti’nin böyle bir hale düşmesi ise, hem ecdada  saygısızlık hem de böyle değerlere sahip olamayan toplumlara karşı bir  ayıp olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">O halde Çanakkale’deki top seslerini, mermi vızıltılarını, şehit  haykırışlarını ta kalbimize yerleştirip tüm hücrelerimize sindirmek ve  her an şah damarımız kadar yakınımızda hissetmek, kanımız ve  geçmişimizin bize yüklediği bir sorumluluk olmalıdır. Bize yakışan da  budur!</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,</em><br />
<em>Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.</em><br />
<em>Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,</em><br />
<em>Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Ah Çanakkale!</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhumun hem acı hem de onurla yoğrulmuş köşesi!</p>
<p style="text-align: justify;">Ah Çanakkale!</p>
<p style="text-align: justify;">Övünç kaynağım, ata toprağım, elem mabedim!</p>
<p style="text-align: justify;">Ah Çanakkale!</p>
<p style="text-align: justify;">Mazimin atime can verdiği ufuk!</p>
<p style="text-align: justify;">Ah Çanakkale!</p>
<p style="text-align: justify;">Ecdadımın çilesinden uzanıp torunlarıma akan gözyaşım!</p>
<p style="text-align: justify;">Bırak birileri seni unutarak, yok sayarak nefes alsın. Bırak birileri  gizliden gizliye Türk’e duyduğu nefreti sende somutlaştırarak  dillendirsin. Birileri de bırak, o her şeyi midelerine göre algılayan  zihniyetleriyle, senin önemini vatan savunmasındaki yerinde ve  maneviyatında değil de; farkında olmadan ağa babalarının devrimine  vesile olmanda bulsun!</p>
<p style="text-align: justify;">Biz seni yüreğimize işledik nakış nakış. En kutsallarımızdan bilip  sakladık can evimizin en nadide odalarına. Gelen misafirlere şehit  oğlumuzun resmini gösterir gibi gösterdik, boğazımızda bir tortu ama  gözlerimizde gurur pırıltılarıyla. Sende Gazi Mustafa Kemal’i, Gazi  Mustafa Kemal’de seni bulduk. Arıburnu’nda, Seddülbahir’de,  Anafartalar’da, Kumkale’de, Conkbayırı’nda, Kireçtepe’de, Gelibolu’da  senin ruhun dolaştığı, senin kanın toprağa renk verdiği sürece de, biz  “Unutmak, tükenmektir.” diyenler, asla unutmayacağız geçmişi!</p>
<p style="text-align: justify;">Bak, dilimizde hala aynı türkü. Söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Çanakkale içinde aynalı çarşı</em><br />
<em>Ana ben gidiyom düşmana karşı </em><br />
<em>Of gençliğim eyvah!”</em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fece-bagcibasi-kani-tevhidi-kurtaran-sehitlere.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ece-bagcibasi-kani-tevhidi-kurtaran-sehitlere.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi&#8217;nin 96. Yıldönümü&#8221; münasebetiyle yayınladıkları mesaj</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-18-mart-sehitleri-anma-gunu-ve-canakkale-deniz-zaferinin-96-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-18-mart-sehitleri-anma-gunu-ve-canakkale-deniz-zaferinin-96-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2011 20:27:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[18 Mart Şehitleri Anma Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Deniz Zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2415</guid>
		<description><![CDATA[Bugün millet olarak muazzam bir stratejik silkinişin ve bağımsızlık uğruna ölümü bile hafife alan tarihi meydan okumanın yıldönümünü idrak ediyoruz. 96 yıl önce şehit kanı sayesinde kazanılan Çanakkale Deniz Zaferi’yle; Ege’nin temiz sularını kirleterek kıyılarımıza kadar gelen mihrakların işgalci heveslerine kutlu ecdadımız büyük bir darbe vurmuştur. Düşman donanmasının Çanakkale’yi geçebilmek ve zehrini kutsal vatanımıza akıtabilmek için yaptığı hamleler; harcı iman, inanç ve vatan sevgisi olan mücadele azmi karşısında çaresiz kalmıştır. Yedi düvelin kirli ittifakı, teknolojik üstünlüğü, askeri avantajı Türk milletinin özgürlüğüne duyduğu derin bağlılık karşısında bir işe yaramamış ve mağlup olmaktan da kurtulamamıştır. Yenilmez armada diye tabir edilen savaş gemileri, yalnızca Nusret Mayın gemisinin kararlığıyla bile başa çıkamamış ve cesaretin fırtınası çok şükür ki melaneti çökertmiştir. Çanakkale, Türk milletini boyunduruk altına almaya yeltenenlerin yerle bir edildiği kutlu bir yerin adıdır. Nitekim namlularını, öfkelerini ve kinlerini üzerimize çeviren mihraklar hiç unutamayacakları acı derslerini Çanakkale’de almışlardır. Cumhuriyet’in ilanına giden süreç ve milli mücadeleye rehber olacak manevi ruh Çanakkale’nin bereketli ve nurlu ufkunda doğmuştur. Cephanesi biten kahramanların süngüleriyle ateşin üzerine yürüdüğü ve en kesif orduların hakkından geldikleri yerdir Çanakkale. ‘Ben size ölmeyi emrediyorum’ nidalarının gök kubbeyi kapladığı ve dalga dalga düşman saflarını perişan ettiği tarihi zaferin adıdır Çanakkale. Bu zaferi, mermi sağanağına aldırmayan, gülle bombardımandan çekinmeyen, denizlerimizi dolduran düşman gemilerine takılmayan muhterem ecdadımız kanlarıyla yazmıştır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye Türk milleti tek nefes, tek ses ve tek yürek olmuş ve üzerine çullanan sömürgeci güçlere haddini bildirmiştir. Çanakkale’de hiç kimsenin kökeni, yöresi, mezhebi, inancı, ideolojisi gündeme gelmemiş; farklılıkları hatırlatarak değil, birlik ruhuyla yabancı postallar topraklarımızdan def edilmiştir. Çanakkale; ayrışmayı dışlayan, bütünleşmeyi sağlayan, tefrikaya geçit vermeyen, bayrağı yere düşürmeyen ve birlikte yaşama konusunda tavizsiz olan Türk milletinin asırlarca hatırlanacak doğruluşu ve diklenişidir. Siperlerde dile gelen dualarla, aynı safta edilen ibadetlerle, vurulup tertemiz alnından uzanıp yatanların yarım kalan sevdalarıyla ve nasır tutmuş ellerin güç birliğiyle Türk’ün varlığı Çanakkale’de çekilen ve hala orada duran manevi surla muhafaza edilmiştir. Unutulmamalıdır ki, aziz şehitlerimiz fani bedenlerini ölüm kusan silahların önüne atarken, milletimizin bir gün gelip de dağılmasını, parçalanmasını hiçbir zaman düşünmemiş ve akıllarına dahi getirmemişlerdir. Haklarını asla ödeyemeyeceğimiz şehitlerimiz, canları pahasına bize emanet ettikleri Türk vatanını, sözde ileri demokrasi hezeyanlarıyla tarumar edilmesini de hiç hesap etmemişlerdir. Bilinmelidir ki, Çanakkale ruhu ve şuuru bugün bizim ihtiyacımız olan en önemli ve vazgeçilmez güç kaynağıdır. Bunun içinde fitneye, ihtilafa, etnik nifaka, ihanete, teröristle müzakereye, çözülmeye, işbirlikçiliğe, teslimiyetçiliğe ve yabancı hayranlığına yer yoktur. Milli ve manevi değerlerin yüceltilmesi, Türk milletinin bir olması, saflarını sımsıkı tutması, bağımsız ve özgür yaşaması Çanakkale ruhunun özüdür, esasıdır ve tartışmasız en bariz gerçeğidir. Bundan nasibini alamamış zavallıların ise ne şehitlerimizin muhterem hatıralarını anlamaları mümkündür, ne de Türk’ün kudretine vakıf olmaları ihtimal dâhilindedir. Çanakkale’de Türk milletinin haysiyeti, onuru ve asırları aşan şahsiyeti şahlanmış ve bugünlerde almasını bilenlere eşsiz bir miras bırakmıştır. Dileğim, çirkin yüzlerine demokrasi maskesi takarak Türkiye’yi yıkımın eşiğine kadar getirenlerin gerek Çanakkale zaferinden gerekse de şehitlerimizin fedakârlıklarından sonuç çıkarmalarıdır. Bu duygu ve düşüncelerle, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 96. yıldönümünü özlemle, hasretle kutluyor; bize bu zaferi yaşatan aziz şehitlerimizi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm kahraman ecdadımızı hürmet ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Bugün millet olarak muazzam bir stratejik  silkinişin ve bağımsızlık uğruna ölümü bile hafife alan tarihi meydan  okumanın yıldönümünü idrak ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">96 yıl önce şehit kanı sayesinde kazanılan  Çanakkale Deniz Zaferi’yle; Ege’nin temiz sularını kirleterek  kıyılarımıza kadar gelen mihrakların işgalci heveslerine kutlu ecdadımız  büyük bir darbe vurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşman donanmasının Çanakkale’yi geçebilmek ve  zehrini kutsal vatanımıza akıtabilmek için yaptığı hamleler; harcı iman,  inanç ve vatan sevgisi olan mücadele azmi karşısında çaresiz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yedi düvelin kirli ittifakı, teknolojik  üstünlüğü, askeri avantajı Türk milletinin özgürlüğüne duyduğu derin  bağlılık karşısında bir işe yaramamış ve mağlup olmaktan da  kurtulamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yenilmez armada diye tabir edilen savaş  gemileri, yalnızca Nusret Mayın gemisinin kararlığıyla bile başa  çıkamamış ve cesaretin fırtınası çok şükür ki melaneti çökertmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale, Türk milletini boyunduruk altına almaya yeltenenlerin yerle bir edildiği kutlu bir yerin adıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim namlularını, öfkelerini ve kinlerini  üzerimize çeviren mihraklar hiç unutamayacakları acı derslerini  Çanakkale’de almışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’in ilanına giden süreç ve milli  mücadeleye rehber olacak manevi ruh Çanakkale’nin bereketli ve nurlu  ufkunda doğmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cephanesi biten kahramanların süngüleriyle ateşin üzerine yürüdüğü ve en kesif orduların hakkından geldikleri yerdir Çanakkale.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘Ben size ölmeyi emrediyorum’</strong> nidalarının gök kubbeyi kapladığı ve dalga dalga düşman saflarını perişan ettiği tarihi zaferin adıdır Çanakkale.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zaferi, mermi sağanağına aldırmayan, gülle  bombardımandan çekinmeyen, denizlerimizi dolduran düşman gemilerine  takılmayan muhterem ecdadımız kanlarıyla yazmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğudan batıya, kuzeyden güneye Türk milleti tek  nefes, tek ses ve tek yürek olmuş ve üzerine çullanan sömürgeci güçlere  haddini bildirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale’de hiç kimsenin kökeni, yöresi,  mezhebi, inancı, ideolojisi gündeme gelmemiş; farklılıkları hatırlatarak  değil, birlik ruhuyla yabancı postallar topraklarımızdan def  edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale; ayrışmayı dışlayan, bütünleşmeyi  sağlayan, tefrikaya geçit vermeyen, bayrağı yere düşürmeyen ve birlikte  yaşama konusunda tavizsiz olan Türk milletinin asırlarca hatırlanacak  doğruluşu ve diklenişidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siperlerde dile gelen dualarla, aynı safta  edilen ibadetlerle, vurulup tertemiz alnından uzanıp yatanların yarım  kalan sevdalarıyla ve nasır tutmuş ellerin güç birliğiyle Türk’ün  varlığı Çanakkale’de çekilen ve hala orada duran manevi surla muhafaza  edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, aziz şehitlerimiz fani  bedenlerini ölüm kusan silahların önüne atarken, milletimizin bir gün  gelip de dağılmasını, parçalanmasını hiçbir zaman düşünmemiş ve  akıllarına dahi getirmemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Haklarını asla ödeyemeyeceğimiz şehitlerimiz,  canları pahasına bize emanet ettikleri Türk vatanını, sözde ileri  demokrasi hezeyanlarıyla tarumar edilmesini de hiç hesap etmemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, Çanakkale ruhu ve şuuru bugün bizim ihtiyacımız olan en önemli ve vazgeçilmez güç kaynağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun içinde fitneye, ihtilafa, etnik nifaka,  ihanete, teröristle müzakereye, çözülmeye, işbirlikçiliğe,  teslimiyetçiliğe ve yabancı hayranlığına yer yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli ve manevi değerlerin yüceltilmesi, Türk  milletinin bir olması, saflarını sımsıkı tutması, bağımsız ve özgür  yaşaması Çanakkale ruhunun özüdür, esasıdır ve tartışmasız en bariz  gerçeğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan nasibini alamamış zavallıların ise ne  şehitlerimizin muhterem hatıralarını anlamaları mümkündür, ne de Türk’ün  kudretine vakıf olmaları ihtimal dâhilindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale’de Türk milletinin haysiyeti, onuru ve  asırları aşan şahsiyeti şahlanmış ve bugünlerde almasını bilenlere  eşsiz bir miras bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim, çirkin yüzlerine demokrasi maskesi  takarak Türkiye’yi yıkımın eşiğine kadar getirenlerin gerek Çanakkale  zaferinden gerekse de şehitlerimizin fedakârlıklarından sonuç  çıkarmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, Çanakkale Deniz  Zaferi’nin 96. yıldönümünü özlemle, hasretle kutluyor; bize bu zaferi  yaşatan aziz şehitlerimizi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm kahraman  ecdadımızı hürmet ve hayranlıkla yâd ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhları şad, mekânları cennet olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-18-mart-sehitleri-anma-gunu-ve-canakkale-deniz-zaferinin-96-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-18-mart-sehitleri-anma-gunu-ve-canakkale-deniz-zaferinin-96-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmihan Kübra Akkaş &#8211; Türk&#8217;ün Geçit Vermez Kalesidir Çanakkale</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-turkun-gecit-vermez-kalesidir-canakkale.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-turkun-gecit-vermez-kalesidir-canakkale.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2011 11:18:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Şehitleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2427</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet, anasının elini öptü. Belki son defa göreceği bu yüze doya doya bakmak istiyordu. Neden sonra tek bir cümle dökülüverdi dudaklarından: “Anam hakkını helal edesen.” Hatice Ana vakur duruyordu durmasına ama içine akıttığı gözyaşları kalbini yakıyordu. Biraz sonra söyleyecekleri ise  tam bir Türk Anası dedirtiyordu: “Mehmet’im aslan oğlum; dayın Şıpka’da, baban Döneke’de, ağalarında Yemen’de şehit düştü. Bak, son yongam sensin. Minarelerden ezan sesi kesilecekse sütüm sana haram olsun. O zaman öl de köye dönme. Haydi oğul, haydi şimdi git. Ya gazi ol, ya şehit…” Hatice Ana oğlundan vaz mı geçmişti. Asla! Oğuldan vazgeçilir miydi hiç? Ama bilirdi, vatan fedakarlık beklerdi. Bilirdi ki; susmayacaksa bu ezan, inmeyecekse bu bayrak, bu köye giremeyecekse düşman, bu uğurda gerekirse feda olacaktı binlerce Mehmet ve Hasan… &#8211; Aynı dakikalarda dünyalar güzeli bir kız bebek dünyaya geldi. Babası Dardados Batarya Kumandanı Üsteğmen Hasan Beydi. Hasan Bey’e bu müjdeli haberle birlikte kızını görmesi için verilen izinde başka bir Batarya Kumandan’ı tarafından bildirildi. O büyük insan bir şey söylemeden hemen teyemmüm abdesti aldı ve iki rekat şükür namazı kıldı. Ardından, tarihe geçecek şu konuşması gökyüzünde yankılandı: “Kumandanım! Bu habere çok sevindim, şükürler olsun; lakin Vatan daha mukaddes, gidemem. Ola ki ben oradayken bir saldırı olursa, vicdan azabından kızımın yüzüne nasıl bakarım? Arkadaşlarım burada ölümüne savaşırken ben rahat döşeklerde uyuyamam. Beni affedin. Vatan tehlikedeyken hiçbir Türk evladı ailesini düşünemez. Ola ki şehitlik nasip olursa kızımın adını Didar(gözbebeği) koysunlar…” Bu konuşma üzerine tüm tabya inanılmaz bir cesaret örneği göstererek düşman askerine büyük zayiatlar vermiştir. Ertesi gün ise Üsteğmen Hasan şahadet şerbetini içmiştir. Onun ruhu göğe yükselirken uzaklarda bir bebek ağlamakta ve diğer bir tepede bir top patlamaktadır… &#8211; O top Kilitbahir’de patlamıştı. Erlerin büyük çoğunluğu şehit olmuştu. Hayatta kalanların ise yaraları oldukça ağırdı. Kendine gelen ve bu vahim tabloyu görün Seyit Onbaşı’nın gözünden yaşlar süzülmeye başladı. Ama ağlamanın, yas tutmanın sırası değildi. Acilen bir şeyler yapılması gerekiyordu; kaybedilecek tek bir saniye bile yoktu. Bataryanın toplarından yalnızca biri sağlam kalmıştı ve onu taşıyacak vinç kopmuştu. Düşünülecek bir şey yoktu; yapılacak tek şey vardı: O sağlam kalan topun namluya yerleştirilmesi ve bir gemiyi batırması gerekiyordu. İyi ama nasıl? Tek top ve tek atış şansı olması zorluğunun yanı sıra 276 kiloluk o topu nasıl kaldıracaktı? Gözyaşlarına duaları karışıyordu Koca Seyit’in: “Ey eksiği ve fazlası olmayan! Ey Alemlerin Rabbi! Kuvvetini ve kudretini benden esirgeme…” bunları söyledikten sonra bir haykırış duyuldu: “Vella havle vela kuvvete illa billah il aliyyül azim.” ve “Allah-u Ekber” nidasıyla omuzladı topu. Allah dualarını kabul etmişti. İşte o koca top Seyit Onbaşının omuzlarında yükseliyordu. Ama o anda Koca Seyit tek değildi. Onunla birlikte melekler ve şehitlerde omuz vermişti topa. Top namluya yerleşti ve Koca Seyit’in bir kez daha duasına gözyaşları karıştı: “Utandırma Allah’ım… Sen yardım et… Yardım et Mevla’m…” ve bir nida daha: “Haydi Ya ALLAH…” Namlu’ya yerleşen top,  büyük bir gürültüyle patladı. Koca Seyit’in ikinci duası da kabul olmuştu. Ocean adlı gemi sulara gömülürken daha önce yerleştirilen mayınlarda patlamaya başladı. Düşman gemileri bir anda neye uğradığını şaşırıp dağılırken, tüm tepelerden sevinç nidaları yükseldi. Ama Ahmet’in sevinci çok daha başkaydı… &#8211;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mehmet,  anasının elini öptü. Belki son defa göreceği bu yüze doya doya bakmak  istiyordu. Neden sonra tek bir cümle dökülüverdi dudaklarından: “Anam  hakkını helal edesen.” Hatice Ana vakur duruyordu durmasına ama içine  akıttığı gözyaşları kalbini yakıyordu. Biraz sonra söyleyecekleri ise   tam bir Türk Anası dedirtiyordu: “Mehmet’im aslan oğlum; dayın  Şıpka’da, baban Döneke’de, ağalarında Yemen’de şehit düştü. Bak, son  yongam sensin. Minarelerden ezan sesi kesilecekse sütüm sana haram  olsun. O zaman öl de köye dönme. Haydi oğul, haydi şimdi git. Ya gazi  ol, ya şehit…” Hatice Ana oğlundan vaz mı geçmişti. Asla! Oğuldan  vazgeçilir miydi hiç? Ama bilirdi, vatan fedakarlık beklerdi. Bilirdi  ki; susmayacaksa bu ezan, inmeyecekse bu bayrak, bu köye giremeyecekse  düşman, bu uğurda gerekirse feda olacaktı binlerce Mehmet ve Hasan…</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211;</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı  dakikalarda dünyalar güzeli bir kız bebek dünyaya geldi. Babası Dardados  Batarya Kumandanı Üsteğmen Hasan Beydi. Hasan Bey’e bu müjdeli haberle  birlikte kızını görmesi için verilen izinde başka bir Batarya Kumandan’ı  tarafından bildirildi. O büyük insan bir şey söylemeden hemen teyemmüm  abdesti aldı ve iki rekat şükür namazı kıldı. Ardından, tarihe geçecek  şu konuşması gökyüzünde yankılandı: “Kumandanım! Bu habere çok sevindim,  şükürler olsun; lakin Vatan daha mukaddes, gidemem. Ola ki ben  oradayken bir saldırı olursa, vicdan azabından kızımın yüzüne nasıl  bakarım? Arkadaşlarım burada ölümüne savaşırken ben rahat döşeklerde  uyuyamam. Beni affedin. Vatan tehlikedeyken hiçbir Türk evladı ailesini  düşünemez. Ola ki şehitlik nasip olursa kızımın adını Didar(gözbebeği)  koysunlar…” Bu konuşma üzerine tüm tabya inanılmaz bir cesaret örneği  göstererek düşman askerine büyük zayiatlar vermiştir. Ertesi gün ise  Üsteğmen Hasan şahadet şerbetini içmiştir. Onun ruhu göğe yükselirken  uzaklarda bir bebek ağlamakta ve diğer bir tepede bir top patlamaktadır…</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211;</p>
<p style="text-align: justify;">O top  Kilitbahir’de patlamıştı. Erlerin büyük çoğunluğu şehit olmuştu. Hayatta  kalanların ise yaraları oldukça ağırdı. Kendine gelen ve bu vahim  tabloyu görün Seyit Onbaşı’nın gözünden yaşlar süzülmeye başladı. Ama  ağlamanın, yas tutmanın sırası değildi. Acilen bir şeyler yapılması  gerekiyordu; kaybedilecek tek bir saniye bile yoktu. Bataryanın  toplarından yalnızca biri sağlam kalmıştı ve onu taşıyacak vinç  kopmuştu. Düşünülecek bir şey yoktu; yapılacak tek şey vardı: O sağlam  kalan topun namluya yerleştirilmesi ve bir gemiyi batırması gerekiyordu.  İyi ama nasıl? Tek top ve tek atış şansı olması zorluğunun yanı sıra  276 kiloluk o topu nasıl kaldıracaktı? Gözyaşlarına duaları karışıyordu  Koca Seyit’in: “Ey eksiği ve fazlası olmayan! Ey Alemlerin Rabbi!  Kuvvetini ve kudretini benden esirgeme…” bunları söyledikten sonra bir  haykırış duyuldu: “Vella havle vela kuvvete illa billah il aliyyül  azim.” ve “Allah-u Ekber” nidasıyla omuzladı topu. Allah dualarını kabul  etmişti. İşte o koca top Seyit Onbaşının omuzlarında yükseliyordu. Ama o  anda Koca Seyit tek değildi. Onunla birlikte melekler ve şehitlerde  omuz vermişti topa. Top namluya yerleşti ve Koca Seyit’in bir kez daha  duasına gözyaşları karıştı: “Utandırma Allah’ım… Sen yardım et… Yardım  et Mevla’m…” ve bir nida daha: “Haydi Ya ALLAH…” Namlu’ya yerleşen top,   büyük bir gürültüyle patladı. Koca Seyit’in ikinci duası da kabul  olmuştu. Ocean adlı gemi sulara gömülürken daha önce yerleştirilen  mayınlarda patlamaya başladı. Düşman gemileri bir anda neye uğradığını  şaşırıp dağılırken, tüm tepelerden sevinç nidaları yükseldi. Ama  Ahmet’in sevinci çok daha başkaydı…</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211;</p>
<p style="text-align: justify;">Gemiler  sulara gömülüyordu. Askerler sevinç çığlıkları atarken yerde yatan ve  iki bacağı gemiler batmadan biraz önce Quenn Elizabeth gemisinin yaptığı  saldırıda kopmuş olan Ahmet’in, o halinden beklenmeyecek derecedeki  yüksek sesi askerleri bir an şaşırttı: “Ne olur kardeşlerim, bende  göreyim.” Belli ki şahadetten önceki son arzuydu bu. Hemen iki asker,  kucakladılar Ahmet’i. Maviliklere ve maviliklere gömülen gemilere baktı.  “Şükürler olsun” diyebildi ve sonrasında yüzünde bir gülümseme  sabitlendi… Şimdi melekler onu karşılıyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211;</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet’in  annesi Ayşe Anaya ulaştı şehitlik haberi. Ayşe Ana ağladı ağlamasına  ama o anda inanılmaz bir gurur yaşadı. Oğlu şehit olmuştu, Peygamber  Efendimize(sav) komşu olmuştu, var mıydı ki daha ötesi? Künyesi,  üzerinden çıkan eşyaları ve parası da verildi Ayşe Anaya.  Hemen  bakkalın yolunu tuttu o yüce kadın. “Selahattin Efendi yaklaşık yedi  aydır senden veresiye alırız. Bu oğlumun üzerinden çıkan para, şu parayı  alasın ve hakkını helal edesin. Oğlum borçlu yatmasın…” Bunun üzerine  “tamam” dedi Selahattin Efendi, “Yalnız yanında okuma- yazma bilen  birini getir de hesabı yapalım” Yarım saat sonra komşunun kızıyla  çıkageldi Ayşe Ana: “Hadi yapalım hesabı” dedi. Bunun üzerine defteri  kıza çevirdi Selahattin Efendi. Orada yazanı okuyan kız hıçkırarak  ağlamaya başladı. Defterde tek bir cümle yazmaktaydı ve o cümle öyle bir  cümleydi ki belki de her şeyin özetiydi: “Bu hesap Çanakkale’de  Ahmet’in kanıyla ödenmiştir.”</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıdakiler  Çanakkale harbinden bazı anıların hikayeleştirilmiş halleridir. Ancak  Çanakkale Zaferinde o kadar çok anı yaşanmış ve olağanüstü o kadar çok  hadise olmuştur ki bunların tamamını anlatmak ve yazmak mümkün değildir.  Çünkü  Dünya, tarihin ilk çağlarından bu tarafa  bu kadar kahramanı bir  arada az görmüştür. Çanakkale’de her Türk askeri, bir kahramandır ve  her  kahramanın bir hikayesi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale  yalnızca bir yer değildir, yalnızca bir savaş değildir. Hatta yalnızca  bir zafer de değildir. Çanakkale bir ölüm-kalım mücadelesidir. Çanakkale  varlık- yokluk meselesidir. Çanakkale kahramanlığın, inanmışlığın,  adanmışlığın, Allah aşkının, vatan,millet, bayrak sevgisinin adıdır.  Sivaslının, Erzurumlunun, İstanbullunun, Ankaralının, Trabzonlunun,  Diyarbakırlının,  Mersinlinin, Elazığlının, Iğdırlının tek yürek, tek  bilek olduğu yerdir. O, bir devrin battığı yerdir ve daha da önemlisi  vatan kalbinin attığı yerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">18 Mart 1915 akşamı; Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa not defterine şöyle yazıyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">“Gittiler,</p>
<p style="text-align: justify;">Geçemediler,</p>
<p style="text-align: justify;">Geçemeyecekler!”</p>
<p style="text-align: justify;">Evet  geçemediler. Aslında fiziki güçleri bizden çok üstündü. Gelirken  eminlerdi; geçeceklerdi. Ancak beklemedikleri bir şey vardı: Türk’ün  iman dolu göğsü, vatan sevdası ve sarsılmaz inancı. Ve gelirken  bilmiyorlardı ama o gün tarih büyük harflerle ve bir daha silinmemek  üzere şu notu düşecekti: “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”…</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz… Ruhları şad olsun…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fismihan-kubra-akkas-turkun-gecit-vermez-kalesidir-canakkale.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-turkun-gecit-vermez-kalesidir-canakkale.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Zaferi’nin 96. Yıldönümü Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-canakkale-zaferi%e2%80%99nin-96-yildonumu-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-canakkale-zaferi%e2%80%99nin-96-yildonumu-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Mar 2011 22:20:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Zaferi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2406</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale Zaferi; yalnızca Türk tarihi açısından değil dünya tarihi için de bir dönüm noktasıdır. Kahramanlık ve fedakârlığın doruk noktasına ulaşarak, Viyana önlerinden Anadolu&#8217;ya doğru sürekli gerileyen Türk milletinin onur mücadelesidir. Her şeyden önemlisi bu zafer,  Kurtuluş Savaşı ateşinin yüreklerde yakılıp, milletçe yeniden doğuşun başlangıcı olmuştur. Çanakkale zaferi, vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı söz konusu olduğunda, Türk milletinin neleri başarabileceğinin en güzel kanıtıdır. Batılı sömürgeci devletlerin ‘hasta adam’ olarak nitelendirdiği ve büyük bir hevesle yok olmasını beklediği Türk Milleti, Çanakkale Zaferi ile birlikte Türk’ün azmini, kararlılığını ve inancını tüm dünyaya bir kez daha ispatlamıştır. Ve bu zafer: Türk’ün bu hasletlerini bütün dünyaya gösterecek zaferler dizisinin başlangıcı olmuştur. 18 Mart 1915’te, tarihin sayfalarına, Türk milletinin yeni bir kahramanlık destanı daha yazılmıştır. Bu zafer, tarihin sayfalarına kahramanlık destanı olarak geçerken, Mustafa Kemal ismini de Türk tarihine armağan etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehasını tüm dünyaya duyuran Çanakkale Zaferi, Türk Milleti’nin bağımsızlık mücadelesindeki önderini çok önceden işaret etmiştir. Türk milleti,  devrin en modern silahlarıyla donanmış ordularına karşı elindeki imkânlarla şanlı bir mücadele vermiş ve bu mücadele sonucunda çok büyük bir zafer kazanmıştır. Elde edilen bu zaferle de, inancın ve vatan sevgisinin varlığı halinde en büyük orduların dahi dize getirilebileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır. Bu eşsiz zafer; bizlere ecdadımızın büyük bir başarısı olarak haklı bir gurur yaşatırken, Türkiye ve Türk milletine düşmanlığı terk etmeyen düşmanlarımız için ders çıkarılması gereken başarısız bir deneme olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeleri sonucunda çok daha sinsi ve hain planlar yapılarak ülkemizi parçalamanın yeni yollarını aranmaktadır. Milletimizin arasına nifak tohumları ekerek bölmeye ve yok etmeye çalışan bu zihniyet, dün uyguladığı yöntemi bugün değiştirmiş ve ülkemizi önce zihnen daha sonra da fiilen işgal etmenin yeni yollarını denemektedir. Milletimizin ortak değerleri yok edilmeye çalışılırken aynı zamanda, her zeminde ayrıştırılmaya çalışılan, kutuplaşmış ve gerilim neticesinde uzaklaşmış bir toplum meydana getirme gayreti sürdürülmektedir. Bugün ülkemizde insanlar, etnik gruplara ayrılmakta, Türklük tartışmaya açılmakta, şehitlik makamı dahi sorgulanmaktadır. İşte böylesi bir dönemde millet olarak Çanakkale Zaferi’ndeki ruha ve imana çok daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Türk milleti, bu zor ve tehlikeli süreci birliğini ve beraberliğini muhafaza ederek aşacak, 96 yıl önce olduğu gibi dünyaya, yıkılmayacağını ve parçalanmayacağını duruşuyla haykıracaktır. Milletimizin her türlü tehditten uzak, hür ve bütün bir şekilde kalkınmaya, gelişmeye başlaması; tarihin kendine atfettiği sorumluluğu alıp milletler arenasında hak ettiği lider konuma ulaşması; “lider ülke Türkiye” ülküsüne güvenle varabilmesi için Çanakkale ruhunu bünyesine yerleştirmesi ve bir daha kaybetmemesi gerekmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle; 18 Mart Şehitler Günü vesilesiyle başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, asil kanlarını bu topraklara akıtarak Hakk’a yürüyen aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çanakkale Zaferi; yalnızca Türk tarihi açısından değil dünya tarihi için de bir dönüm noktasıdır. Kahramanlık ve fedakârlığın doruk noktasına ulaşarak, Viyana önlerinden Anadolu&#8217;ya doğru sürekli gerileyen Türk milletinin onur mücadelesidir. Her şeyden önemlisi bu zafer,  Kurtuluş Savaşı ateşinin yüreklerde yakılıp, milletçe yeniden doğuşun başlangıcı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale zaferi, vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı söz konusu olduğunda, Türk milletinin neleri başarabileceğinin en güzel kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batılı sömürgeci devletlerin ‘hasta adam’ olarak nitelendirdiği ve büyük bir hevesle yok olmasını beklediği Türk Milleti, Çanakkale Zaferi ile birlikte Türk’ün azmini, kararlılığını ve inancını tüm dünyaya bir kez daha ispatlamıştır. Ve bu zafer: Türk’ün bu hasletlerini bütün dünyaya gösterecek zaferler dizisinin başlangıcı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">18 Mart 1915’te, tarihin sayfalarına, Türk milletinin yeni bir kahramanlık destanı daha yazılmıştır. Bu zafer, tarihin sayfalarına kahramanlık destanı olarak geçerken, Mustafa Kemal ismini de Türk tarihine armağan etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehasını tüm dünyaya duyuran Çanakkale Zaferi, Türk Milleti’nin bağımsızlık mücadelesindeki önderini çok önceden işaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti,  devrin en modern silahlarıyla donanmış ordularına karşı elindeki imkânlarla şanlı bir mücadele vermiş ve bu mücadele sonucunda çok büyük bir zafer kazanmıştır. Elde edilen bu zaferle de, inancın ve vatan sevgisinin varlığı halinde en büyük orduların dahi dize getirilebileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu eşsiz zafer; bizlere ecdadımızın büyük bir başarısı olarak haklı bir gurur yaşatırken, Türkiye ve Türk milletine düşmanlığı terk etmeyen düşmanlarımız için ders çıkarılması gereken başarısız bir deneme olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeleri sonucunda çok daha sinsi ve hain planlar yapılarak ülkemizi parçalamanın yeni yollarını aranmaktadır. Milletimizin arasına nifak tohumları ekerek bölmeye ve yok etmeye çalışan bu zihniyet, dün uyguladığı yöntemi bugün değiştirmiş ve ülkemizi önce zihnen daha sonra da fiilen işgal etmenin yeni yollarını denemektedir. Milletimizin ortak değerleri yok edilmeye çalışılırken aynı zamanda, her zeminde ayrıştırılmaya çalışılan, kutuplaşmış ve gerilim neticesinde uzaklaşmış bir toplum meydana getirme gayreti sürdürülmektedir. Bugün ülkemizde insanlar, etnik gruplara ayrılmakta, Türklük tartışmaya açılmakta, şehitlik makamı dahi sorgulanmaktadır. İşte böylesi bir dönemde millet olarak Çanakkale Zaferi’ndeki ruha ve imana çok daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Türk milleti, bu zor ve tehlikeli süreci birliğini ve beraberliğini muhafaza ederek aşacak, 96 yıl önce olduğu gibi dünyaya, yıkılmayacağını ve parçalanmayacağını duruşuyla haykıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin her türlü tehditten uzak, hür ve bütün bir şekilde kalkınmaya, gelişmeye başlaması; tarihin kendine atfettiği sorumluluğu alıp milletler arenasında hak ettiği lider konuma ulaşması; “lider ülke Türkiye” ülküsüne güvenle varabilmesi için Çanakkale ruhunu bünyesine yerleştirmesi ve bir daha kaybetmemesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu duygu ve düşüncelerle; 18 Mart Şehitler Günü vesilesiyle başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, asil kanlarını bu topraklara akıtarak Hakk’a yürüyen aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fil-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-canakkale-zaferi%25e2%2580%2599nin-96-yildonumu-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/il-baskanimiz-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-canakkale-zaferi%e2%80%99nin-96-yildonumu-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Finike, Demre, Kaş İlçe Ziyaretleri ve İstişare Toplantıları</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/finike-demre-kas-ilce-ziyaretleri-ve-istisare-toplantilari.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/finike-demre-kas-ilce-ziyaretleri-ve-istisare-toplantilari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Mar 2011 21:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Demre Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Finike Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kaş]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2613</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı, Finike, Demre, Kaş ilçe ziyaretlerinde bulunarak, istişare toplantıları düzenledi. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkan Yardımcısı Serkan Uysal ve il yöneticileri, Finike Ülkü Ocakları&#8217;nı ve Demre Ülkü Ocakları&#8217;na ziyaret ederek, gençlerle istişare toplantısı düzenledi. Ardından Kaş ilçesine geçerek  MHP Kaş İlçe Teşkilatını ziyaret ederek, Kaş&#8217;taki ülkücü gençler ve MHP&#8217;liler istişare toplantısı düzenlendi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/Kas-toplanti1.jpg" alt="" width="500" height="335" /></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı, Finike, Demre, Kaş ilçe ziyaretlerinde bulunarak, istişare toplantıları düzenledi. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkan Yardımcısı Serkan Uysal ve il yöneticileri, Finike Ülkü Ocakları&#8217;nı ve Demre Ülkü Ocakları&#8217;na ziyaret ederek, gençlerle istişare toplantısı düzenledi. Ardından Kaş ilçesine geçerek  MHP Kaş İlçe Teşkilatını ziyaret ederek, Kaş&#8217;taki ülkücü gençler ve MHP&#8217;liler istişare toplantısı düzenlendi.</p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/Kas-toplanti2.jpg" alt="" width="500" height="335" /></p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/Finike-ziyaret.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/Demre-ziyaret.jpg" alt="" width="500" height="281" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffinike-demre-kas-ilce-ziyaretleri-ve-istisare-toplantilari.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/finike-demre-kas-ilce-ziyaretleri-ve-istisare-toplantilari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mart 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mart-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mart-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2011 21:19:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2402</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/mart-2011-fg23.html"><img class="alignleft" src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d754def8a326.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/mart-2011-fg23.html"> <img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d754e15d6e54.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/mart-2011-fg23.html"> <img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d754e1fdef38.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/mart-2011-fg23.html"> <img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d754e5050f3a.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/mart-2011-fg23.html"> <img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d754e7af08d9.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmart-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mart-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan Çakıcı &#8211; &#8220;Muhterem&#8221;e Mektubumdur&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-muhtereme-mektubumdur.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-muhtereme-mektubumdur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2011 21:14:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2424</guid>
		<description><![CDATA[Bak muhterem, maksadın siyaset konuşmaksa ve hal-i hazırda 10 yıldır “muktedir” olanları takdir ediyorsan, şunları bir gözden geçirmelisin; Her karar, bir arayışın sonucudur. Belli ki senin de bir “arayışın” vardı ve bir “karar” verdin. Arayışının maksadı “hakikat” değilse, geri kalanını sadece rüzgâra kapılmakla açıklayabiliriz. İnsan neyi arıyorsa odur ve bildiği kadardır. Bulduğunun ne olduğunu ve ne olmadığını kavramak için, bunu bilmek gerekir. Bir düşün derim… İnsan, akıl ve vicdan süzgecinden geçenlerin sonucunda “yollar” içinden birini tercih edebildiği ölçüde hürdür ve “hayır” diyebildiği ölçüde insandır. Dik durmak ve sorumluluk sahibi olmak “karar” kılanların öncelikli vasfıdır; saygı, tahammül, empati kurabilme kabiliyeti, tenkitlere karşı akli bir duyarlılık da, kişinin karar kıldığı yolda, kalitesini ve kalibresini yükseltir. Karar kılmaktan daha çileli olan vakıa, kararlı olmaktır. Kararlı olmanın da izanı vardır; ya vicdan sahibi olarak yaşarsın ya da giderek körleşirsin. Kör bir idrakin kavrayamadığı hallerden bazıları, başkasına haksızlık etmiş olmasına rağmen, “yavuz hırsız” misali debelenmesi, kendi haksızlıkları ile yüzleşmeden başkalarına sürekli “kara çalması” ve haklı olmak ile haklı kalmak arasındaki derinliği ve mesafeyi kaybetmiş olduğu yüzüne vurulunca da sürekli bozgunculuk yapmış olmasıdır. Bak muhterem; Gözden geçirmeyi, etraflıca düşünmeyi, derinlikli bir şekilde analiz etmeyi falan bir tarafa bıraktım; “vicdan muhasebesi” yapmaya da mı ihtiyacın yok? Şöyle bir kaldır kafanı, hayır, bahane arama… Mazeret gösterme, kem küm etme… Kendinin ve hatta kendi üzerinden milletin “memnuniyeti” halini işaretleyip, kendini rahatlatma… Anlamadığın şeyleri, “anlamsız” hale getirerek ya da gayet iyi anladığın bir şeyi, “anlamazlıktan gelerek” kurtulmaya çalışma… Günü kurtaracak şekilde “demogoji” yapma, mesela geçmişe sığınma veya övgüye değer olduğuna inandığın birkaç icraatı sıralayarak, marifetmiş gibi tekrar üstüne kendini tekrar etme… Kardeşim, seni tanıyorum, sen de beni önce tanı; tanımadan tanımlama… Uyanık geçinmeye kalkma mesela, saf yanlarını bir tarafa itme… Bir düşün derim… Nerede durduğuna bir bak; “büyük fotoğrafı” görmek zaten büyük mesele, onu geçtim, sen neredesin? Bak muhterem; “Van minüt… Van minüt…” Hadi birbirimize bir “kardeşlik” yapalım; Mesela birbirimizi yemeyelim… Değil mi? Sonra, o kadar da umutsuzluğa düşecek bir durum yok; biz güçlü ve sabırlı bir milletin, toprağı bereketli ve vakur bir ülkenin evlatlarıyız. Gerçi öyle kalem kalem sıralamadım ama en nihayetinde sorunlar çözülmek için vardır; bunları da Allah’ın izniyle aşacağız. Ama karar günü geldiğinde yine aynı teranelere düşeceksen; elin titremeden, gözlerinde bir an dalgınlık olmadan, en ufak bir tereddüde düşmeden, vicdanın sızlamadan, yine ve yeniden kendi ellerinle yarattığın “bugünün muktedirlerine” bir kez daha “yol vereceksen”; ne diyeyim, “sen böyle de güzelsin…” Ülke senin, karar senin… Allah’a emanet ol…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bak  muhterem, maksadın siyaset konuşmaksa ve hal-i hazırda 10 yıldır  “muktedir” olanları takdir ediyorsan, şunları bir gözden geçirmelisin;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Her karar, bir arayışın sonucudur. Belli ki senin de bir “arayışın” vardı ve bir “karar” verdin.</p>
<p style="text-align: justify;">Arayışının maksadı “hakikat” değilse, geri kalanını sadece rüzgâra kapılmakla açıklayabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İnsan neyi arıyorsa odur ve bildiği kadardır. Bulduğunun ne olduğunu ve ne olmadığını kavramak için, bunu bilmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir düşün derim…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İnsan,  akıl ve vicdan süzgecinden geçenlerin sonucunda “yollar” içinden birini  tercih edebildiği ölçüde hürdür ve “hayır” diyebildiği ölçüde insandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dik  durmak ve sorumluluk sahibi olmak “karar” kılanların öncelikli vasfıdır;  saygı, tahammül, empati kurabilme kabiliyeti, tenkitlere karşı akli bir  duyarlılık da, kişinin karar kıldığı yolda, kalitesini ve kalibresini  yükseltir.</p>
<p style="text-align: justify;">Karar  kılmaktan daha çileli olan vakıa, kararlı olmaktır. Kararlı olmanın da  izanı vardır; ya vicdan sahibi olarak yaşarsın ya da giderek  körleşirsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kör bir idrakin kavrayamadığı hallerden bazıları, başkasına haksızlık etmiş olmasına rağmen, <strong>“yavuz hırsız”</strong> misali debelenmesi, kendi haksızlıkları ile yüzleşmeden başkalarına sürekli <strong>“kara çalması”</strong> ve haklı olmak ile haklı kalmak arasındaki derinliği ve mesafeyi  kaybetmiş olduğu yüzüne vurulunca da sürekli bozgunculuk yapmış  olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bak muhterem;</p>
<p style="text-align: justify;">Gözden  geçirmeyi, etraflıca düşünmeyi, derinlikli bir şekilde analiz etmeyi  falan bir tarafa bıraktım; “vicdan muhasebesi” yapmaya da mı ihtiyacın  yok?</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle bir kaldır kafanı, hayır, bahane arama… Mazeret gösterme, kem küm etme…</p>
<p style="text-align: justify;">Kendinin ve hatta kendi üzerinden milletin “memnuniyeti” halini işaretleyip, kendini rahatlatma…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anlamadığın şeyleri, <strong>“anlamsız” </strong>hale getirerek ya da gayet iyi anladığın bir şeyi, <strong>“anlamazlıktan gelerek”</strong> kurtulmaya çalışma…</p>
<p style="text-align: justify;">Günü  kurtaracak şekilde “demogoji” yapma, mesela geçmişe sığınma veya övgüye  değer olduğuna inandığın birkaç icraatı sıralayarak, marifetmiş gibi  tekrar üstüne kendini tekrar etme…</p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşim, seni tanıyorum, sen de beni önce tanı; tanımadan tanımlama…</p>
<p style="text-align: justify;">Uyanık geçinmeye kalkma mesela, saf yanlarını bir tarafa itme…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir düşün derim…</p>
<p style="text-align: justify;">Nerede durduğuna bir bak; “büyük fotoğrafı” görmek zaten büyük mesele, onu geçtim, sen neredesin?</p>
<p style="text-align: justify;">Bak muhterem;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Van minüt… Van minüt…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hadi birbirimize bir “kardeşlik” yapalım;</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela birbirimizi yemeyelim… Değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra, o  kadar da umutsuzluğa düşecek bir durum yok; biz güçlü ve sabırlı bir  milletin, toprağı bereketli ve vakur bir ülkenin evlatlarıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçi öyle kalem kalem sıralamadım ama en nihayetinde sorunlar çözülmek için vardır; bunları da Allah’ın izniyle aşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ama  karar günü geldiğinde yine aynı teranelere düşeceksen; elin titremeden,  gözlerinde bir an dalgınlık olmadan, en ufak bir tereddüde düşmeden,  vicdanın sızlamadan, yine ve yeniden kendi ellerinle yarattığın “bugünün  muktedirlerine” bir kez daha “yol vereceksen”; ne diyeyim, “sen böyle  de güzelsin…”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ülke senin, karar senin…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Allah’a emanet ol…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-muhtereme-mektubumdur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-muhtereme-mektubumdur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2023 Lider Ülke Türkiye Vizyonu, Bir Devlet Bahçeli Projesi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2023-lider-ulke-turkiye-vizyonu-bir-devlet-bahceli-projesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2023-lider-ulke-turkiye-vizyonu-bir-devlet-bahceli-projesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2011 20:56:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[2023 lider ülke Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2400</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/2023-lider-ulke-turkiye-vizyonu-bir-devlet-bahceli-projesi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?sub=js,it=thumb,v=311" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F2023-lider-ulke-turkiye-vizyonu-bir-devlet-bahceli-projesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2023-lider-ulke-turkiye-vizyonu-bir-devlet-bahceli-projesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Görkemli Açılışı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinin-gorkemli-acilisi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinin-gorkemli-acilisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 22:38:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2394</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinin-gorkemli-acilisi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://b.vimeocdn.com/ts/134/708/134708555_200.jpg" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklarinin-gorkemli-acilisi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklarinin-gorkemli-acilisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeynep Gamze Şimşek &#8211; Gel Gör ‘’Sevgisizlik’’ Bizi Neyledi Galip Ağabey?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/zeynep-gamze-simsek-gel-gor-%e2%80%98%e2%80%99sevgisizlik%e2%80%99%e2%80%99-bizi-neyledi-galip-agabey.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/zeynep-gamze-simsek-gel-gor-%e2%80%98%e2%80%99sevgisizlik%e2%80%99%e2%80%99-bizi-neyledi-galip-agabey.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 20:36:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Galip Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2371</guid>
		<description><![CDATA[Derken düştük; Adı VEDUD olan; sevginin kaynağı, seven, sevdirenin ismini anarak başlamadık… Birbirimizin birbirimize sevgisinin ‘’O’nun’’ nuru olduğunu bir türlü anlayamadık… ‘’Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü’’ diyen Yunus’un mısrasındaki mahiyeti tam olarak kavrayamadık… Hep almayı istedik. Gönülden vermeyi bilemedik. Almaktan hiç usanmadık… O’nun gibi almadan vermeyi biz öğrenemedik… Kendimizden vazgeçmeyi bir kez olsun akledemedik… ‘’Kendini Unutan Adam’’olmayı canı-ı gönülden isteyemedik… ^Ben^ den vazgeçmek en zoru idi. Nefsimizi tokatlayarak, ağlaya ağlaya ^BEN^ den vazgeçemedik… Bir lokma,bir hırkadan bile geçeriz, diyemedik… -Yenilmemenin tek sırrı: Nefsini yenmek!- idi… Ülkücü olabilmek ‘’Ülküsünün’’ tek sırrını kendimize bile söylemedik… Asıl noksanımız olan ‘’sevgisizlik’’idi… Sevginin ,sevilenin ve sevenin gerçeğini bilemedik… … Bildik asıl noksanımızın sevgisizlik olduğunu lakin biz ne yapacağımızı bilemedik… Nereden başlayacağımızı bilemedik… Önümüzde sayısız yol göstericinin yazdıklarını dahi okumadık, anlamadık, uygulayamadık… Hata yapmamanın meleklere tanınmış imtiyaz olduğunu biz hep aklımızda tuttuk.Bütün kusurlardan arınmanın imkansızlığını da bildik hep.Ama biz ‘’biz’’i bilmedik.Kendimizi tanımadık.Kendimizi düzeltmeyi hiç yeğlemedik.Davamızın başarıya ulaşılabilmesi için ‘’kendimizi’’düzeltmemiz gerekiyordu.Önce’’ben’’den başlamak gerekiyordu.Biz sondan başlıyorduk.Nefsimizi yenmeyi hiç istemiyorduk.Nefisimizin istediklerini istiyorduk.Biz o sebeple mücadeleye en başta 1-0 yenik başlıyorduk… Ama biz bunları bilmiyorduk… Bunları bilmememizin yegane nedeni ise: Biz sevmesini bilmiyorduk… Yaratan’ı sevmekten başlamıyorduk ki işe; yaratandan ötürü sevmeyi becerebilelim… Gerçekleri yazmak zordu.Birinin yazması gerekiyordu.Senin seçtiğin yolu seçmek gerekiyordu… ‘’Ülkücü olabilmek Ülküsü’’nden başlamak ve daha ötesine geçmeyi hemen istememek, Ülkücü aday adaylığını bile koymayı düşünmemek, ’Ülkücü olabilmek ülküsü için mücadele vermeden ve nefsi yok etmeden,’’ben’’den vazgeçmeden diğer basamağa geçmemek, Yanmadan pişme aşamasına geçmeyi istememek gerekiyordu… Biliyoruz ki ; Bizlerin en çetin sınavı: Nefs ile…Sınavı kazanmanın tek yolu ise:Nefsi yenmek… -Ama nefsi yenmek,söylendiği kadar kolay bir iş değildir.Nefsini yenebilen yiğit,bütün dünyayı yenmiş sayılır.- Artık kendimize ‘’Nefsimizi nasıl yeneceğiz?’’sorusunu sormanın zamanı gelmiş ve geçiyordur. Bu soruyu sormamız gerekir.Çünkü: -Beraber yükselmemiz için ,birbirimizi horlamaktan vazgeçmek için… -Vermeyi denemek için. -Birbirimizi arkamızdan karanlığa itmemek için… -Birbirimizi karanlıklarda bulsak bile, beraberce aydınlığa çıkmak için… Bu soruyu sormamız gerekiyor… -Başka noksanlarımız da vardır elbette. Ama asıl noksanımız,yeterince sevmesini hala öğrenememiş olmamızdır.- Herkesi yeniden tanımış gibi, yepyeni gözle,yeniden sevmek… Sevgiden var edilen bizlerin ‘’sevgi ve nefret’’ ile sınanması… Bilmeden hüküm vermenin haksızlığını yaşamak… Ve buna rağmen sabrederek affedebilmek… Allah’tan gelene sabredip,vesvese verenden uzak durmak&#8230; Onun yolunda,sözünde,gözünde ve Onun sevgisinden var edilmiş olarak hayır yoluna çıkmak… Hayrı bilip ve yalnız onu yapmak… Her işimizin hayır olacağı gün ‘’Gel gör bizi ‘’Aşk’’ne eyledi? ‘’ diyeceğiz. Gel Ağabey sen o zaman gel ve gör bizi… … Ruhu Şad Mekanı Cennet Olsun…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Derken düştük;</p>
<p style="text-align: justify;">Adı VEDUD olan; sevginin kaynağı, seven, sevdirenin ismini anarak başlamadık…</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirimizin birbirimize sevgisinin ‘’O’nun’’ nuru olduğunu bir türlü anlayamadık…</p>
<p style="text-align: justify;">‘’Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü’’ diyen Yunus’un mısrasındaki mahiyeti tam olarak kavrayamadık…</p>
<p style="text-align: justify;">Hep almayı istedik. Gönülden vermeyi bilemedik. Almaktan hiç usanmadık…</p>
<p style="text-align: justify;">O’nun gibi almadan vermeyi biz öğrenemedik…</p>
<p style="text-align: justify;">Kendimizden vazgeçmeyi bir kez olsun akledemedik…</p>
<p style="text-align: justify;">‘’Kendini Unutan Adam’’olmayı canı-ı gönülden isteyemedik…</p>
<p style="text-align: justify;">^Ben^ den vazgeçmek en zoru idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nefsimizi tokatlayarak, ağlaya ağlaya ^BEN^ den vazgeçemedik…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir lokma,bir hırkadan bile geçeriz, diyemedik…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-Yenilmemenin tek sırrı: Nefsini yenmek!- idi…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ülkücü olabilmek ‘’Ülküsünün’’ tek sırrını kendimize bile söylemedik…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Asıl noksanımız olan ‘’sevgisizlik’’idi…</p>
<p style="text-align: justify;">Sevginin ,sevilenin ve sevenin gerçeğini bilemedik…</p>
<p style="text-align: justify;">…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bildik asıl noksanımızın sevgisizlik olduğunu lakin biz ne yapacağımızı bilemedik…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nereden başlayacağımızı bilemedik…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Önümüzde sayısız yol göstericinin yazdıklarını dahi okumadık, anlamadık, uygulayamadık…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hata yapmamanın meleklere  tanınmış imtiyaz olduğunu biz hep aklımızda tuttuk.Bütün kusurlardan  arınmanın imkansızlığını da bildik hep.Ama biz ‘’biz’’i  bilmedik.Kendimizi tanımadık.Kendimizi düzeltmeyi hiç  yeğlemedik.Davamızın başarıya ulaşılabilmesi için  ‘’kendimizi’’düzeltmemiz gerekiyordu.Önce’’ben’’den başlamak  gerekiyordu.Biz sondan başlıyorduk.Nefsimizi yenmeyi hiç  istemiyorduk.Nefisimizin istediklerini istiyorduk.Biz o sebeple  mücadeleye en başta 1-0 yenik başlıyorduk…</p>
<p style="text-align: justify;">Ama biz bunları bilmiyorduk…</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları bilmememizin yegane nedeni ise: Biz sevmesini bilmiyorduk…</p>
<p style="text-align: justify;">Yaratan’ı sevmekten başlamıyorduk ki işe; yaratandan ötürü sevmeyi becerebilelim…</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekleri yazmak zordu.Birinin yazması gerekiyordu.Senin seçtiğin yolu seçmek gerekiyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">‘’Ülkücü olabilmek Ülküsü’’nden başlamak ve daha ötesine geçmeyi hemen istememek,</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü aday adaylığını bile koymayı düşünmemek,</p>
<p style="text-align: justify;">’Ülkücü olabilmek ülküsü için mücadele vermeden ve nefsi yok etmeden,’’ben’’den vazgeçmeden diğer basamağa geçmemek,</p>
<p style="text-align: justify;">Yanmadan pişme aşamasına geçmeyi istememek gerekiyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyoruz ki ;</p>
<p style="text-align: justify;">Bizlerin en çetin sınavı: Nefs ile…Sınavı kazanmanın tek yolu ise:Nefsi yenmek…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-Ama nefsi yenmek,söylendiği kadar kolay bir iş değildir.Nefsini yenebilen yiğit,bütün dünyayı yenmiş sayılır.- </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Artık kendimize ‘’Nefsimizi nasıl yeneceğiz?’’sorusunu sormanın zamanı gelmiş ve geçiyordur.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu soruyu sormamız gerekir.Çünkü:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">-Beraber yükselmemiz için ,birbirimizi horlamaktan vazgeçmek için…</p>
<p style="text-align: justify;">-Vermeyi denemek için.</p>
<p style="text-align: justify;">-Birbirimizi arkamızdan karanlığa itmemek için…</p>
<p style="text-align: justify;">-Birbirimizi karanlıklarda bulsak bile, beraberce aydınlığa çıkmak için…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu soruyu sormamız gerekiyor…</p>
<p style="text-align: justify;">-<strong>Başka noksanlarımız da vardır elbette. Ama asıl noksanımız,yeterince sevmesini hala öğrenememiş olmamızdır.-</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Herkesi yeniden tanımış gibi, yepyeni gözle,yeniden sevmek…</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiden var edilen bizlerin ‘’sevgi ve nefret’’ ile sınanması…</p>
<p style="text-align: justify;">Bilmeden hüküm vermenin haksızlığını yaşamak…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve buna rağmen sabrederek affedebilmek…</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’tan gelene sabredip,vesvese verenden uzak durmak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Onun yolunda,sözünde,gözünde ve Onun sevgisinden var edilmiş olarak hayır yoluna çıkmak…</p>
<p style="text-align: justify;">Hayrı bilip ve yalnız onu yapmak…</p>
<p style="text-align: justify;">Her işimizin hayır olacağı gün ‘’Gel gör bizi ‘’Aşk’’ne eyledi? ‘’ diyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gel Ağabey sen o zaman gel ve gör bizi…</p>
<p style="text-align: justify;">…</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhu Şad Mekanı Cennet Olsun…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fzeynep-gamze-simsek-gel-gor-%25e2%2580%2598%25e2%2580%2599sevgisizlik%25e2%2580%2599%25e2%2580%2599-bizi-neyledi-galip-agabey.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/zeynep-gamze-simsek-gel-gor-%e2%80%98%e2%80%99sevgisizlik%e2%80%99%e2%80%99-bizi-neyledi-galip-agabey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güntülü YILMAZ &#8211; Galip Erdem&#8217;in Bayramı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/guntulu-yilmaz-galip-erdemin-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/guntulu-yilmaz-galip-erdemin-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 20:34:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Galip Erdem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2369</guid>
		<description><![CDATA[“Günahlarımızın ağırlığı altında, çökük omuzlarımızla, yakıcı bir özlemin büktüğü boyunlarımızla huzurundayız. Allah’ım, bayramlık halimiz yok. Bayrama hakkımız yok; yine de bayram yapacağız, bağışla bizi…” Galip Erdem’in bayram duası böyle başlar. Bu, günahlarının doğurduğu vicdan azabı yüzünden kendini adadığı Ülkü’sünden utanan kocaman bir yüreğin yakarışıdır. Birinin böyle dua edebilmesi için yüreğinde Ülkücü imanı taşıması gereklidir. O, Büyük Ülkü’nün gölgesine sığınmış, mütevazı yaşamış, eline geçen her fırsatta bu yoldaki gençlere seslenmiştir. Galip Erdem, Ülkü’sünün büyüklüğüne kapılıp kendini üstün görmemiştir. Büyük ülkü uğrunda savaşmak bir insanı büyük yapmak için yetmez. İnsan önce nefsine karşı verdiği savaşı kazanmalıdır. Ülkü bir çileli yoldur; hep alır, hiç vermez. Bu çileyi sevebilmek için Ülkücü olmak gerekir. Ancak bu Ülkü’yü sevip onun uğrunda fedakârlıkta bulunduktan sonra Galip Erdem’in yazılarını anlamaya başlarız. Galip Erdem şu cümlelerle bizi bize anlatır: “İnsanoğlu, zaman içinde gelişen eğitim imkânlarına rağmen, temel yapısı bakımından çok zayıf bir varlıktır. Hayatın vazgeçilemez sandığı hazlarına; diğer bir söyleyişle, “Dünya Nimetleri”nin çekiciliğine öylesine kapılmıştır ki; Büyük hedeflere yönelmiş bir yolculuğu göze alamaz; yüce bir ülküye bağlanmaktan duyacağı heyecanı yeryüzündeki zevk kaynaklarından alamayacağını bilemez; yüreğinin nasıl temizleneceğinden, ölüm korkusunu nasıl bir kolaylıkla yeneceğinden haberi yoktur.” Kolay mıdır ölüm korkusunu yenmek? Hangi hedef bu kadar büyük bir ödül vaat edebilir? Bu yola giren herkes bu büyük ödüle kavuşamaz. Kolay değildir Ülkücü olabilmek. Ülkü denilen nazlı sevgilinin çileli yolu, iman ile temizlenen yüreğin ölüm korkusunu yenmek için verdiği savaştan geçer. Bu yoldan geçip bize müjde olarak büyük ödülden haber veren de Galip Ağabeyimizdir. Ülkü yolu bir elektir. Yol gittikçe daralır, pek çok Ülkü sevdalısı sapır sapır dökülür. Gün gelir Ülkü yolunun daimi yolcusu gibi görünenler vazgeçer, pes eder, nefislerine yenilir, davayı unutur. Ülkücü Hareket’in en sancılı yıllarında yaşayan, kısacık ömründe davamıza çınar gibi kök salan Galip Erdem, Ülkü yolunda elenenleri anlatır: “Hiç unutma: Bugün, tamamen haklı olarak, ülkücülüğe aykırı davranışlarından ötürü kınadığın ağabeylerin, senin yaşında iken, ülkücülüklerine asla toz kondurmak istemezlerdi. Ama hayat adını verdiğimiz düşmana yenildiler. Şimdi sapmalarını bağışlatmak için, münasip bir bahane aramanın peşine düşmüşlerdir. Sana, kendi neslimin durumunu anlatayım: Çoğumuz ülkücülük imtihanını kazanamamış, sınıfta kalmışızdır; kaydımız silinmiştir! Pek azımızın adaylığı hâlâ devam ediyor. Dikkat etmelisin: Adaylık kelimesini kullandım. Çünkü hiçbirimiz, bütün gayretlerimize rağmen, tam bir ülkücü olamamışızdır. Daha bir kısmımız yarı yolda tükeneceğiz. Gerçek ülkücülüğe ne kadar yaklaşabildiğimizin hesabı son nefeslerimizi verdikten sonra çıkarılacaktır.” Bir ömrünü Ülkü’ye adadıktan sonra korkusuzca ölüme yürüyen bu küçük “dev” adamın yüreğine neler sığmamıştır. Ömrü boyunca yükseklerde taşıdığı bayrağı, alnı açık başı dik yeni nesillere teslim etmiştir. Bir ömrünü adayarak taşıdığı o bayrak Galip Ağabeyimizin“Ülkücü” vasfını hak etmesini sağlamıştır. Küçük “dev” adam hedefine vardı: son nefesine kadar “Ülkücü” olarak yaşadı. Onun asıl bayramı öldüğü andır. Bu adın değerini anlamayarak Galip Erdem’in yaşadığı zor hayat için üzülenlere, yine Galip Erdem’in cümleleri cevap veriyor: “Gün gelir, ecel hükmü icra eder, ülkücü dünyasını değiştirir. ‘Kalabalık’ o’na acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca ‘kalabalık’a acımıştır…”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em> “Günahlarımızın ağırlığı altında, çökük omuzlarımızla, yakıcı  bir özlemin büktüğü boyunlarımızla huzurundayız. Allah’ım, bayramlık  halimiz yok. Bayrama hakkımız yok; yine de bayram yapacağız, bağışla  bizi…”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Galip Erdem’in bayram duası böyle başlar. Bu, günahlarının doğurduğu  vicdan azabı yüzünden kendini adadığı Ülkü’sünden utanan kocaman bir  yüreğin yakarışıdır. Birinin böyle dua edebilmesi için yüreğinde Ülkücü  imanı taşıması gereklidir. O, Büyük Ülkü’nün gölgesine sığınmış,  mütevazı yaşamış, eline geçen her fırsatta bu yoldaki gençlere  seslenmiştir. Galip Erdem, Ülkü’sünün büyüklüğüne kapılıp kendini üstün  görmemiştir. Büyük ülkü uğrunda savaşmak bir insanı büyük yapmak için  yetmez. İnsan önce nefsine karşı verdiği savaşı kazanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü bir çileli yoldur; hep alır, hiç vermez. Bu çileyi sevebilmek  için Ülkücü olmak gerekir. Ancak bu Ülkü’yü sevip onun uğrunda  fedakârlıkta bulunduktan sonra Galip Erdem’in yazılarını anlamaya  başlarız. Galip Erdem şu cümlelerle bizi bize anlatır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> “İnsanoğlu, zaman içinde gelişen eğitim imkânlarına rağmen,  temel yapısı bakımından çok zayıf bir varlıktır. Hayatın vazgeçilemez  sandığı hazlarına; diğer bir söyleyişle, “Dünya Nimetleri”nin  çekiciliğine öylesine kapılmıştır ki; Büyük hedeflere yönelmiş bir  yolculuğu göze alamaz; yüce bir ülküye bağlanmaktan duyacağı heyecanı  yeryüzündeki zevk kaynaklarından alamayacağını bilemez; yüreğinin nasıl  temizleneceğinden, ölüm korkusunu nasıl bir kolaylıkla yeneceğinden  haberi yoktur.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kolay mıdır ölüm korkusunu yenmek? Hangi hedef bu kadar büyük bir  ödül vaat edebilir? Bu yola giren herkes bu büyük ödüle kavuşamaz. Kolay  değildir Ülkücü olabilmek. Ülkü denilen nazlı sevgilinin çileli yolu,  iman ile temizlenen yüreğin ölüm korkusunu yenmek için verdiği savaştan  geçer. Bu yoldan geçip bize müjde olarak büyük ödülden haber veren de  Galip Ağabeyimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü yolu bir elektir. Yol gittikçe daralır, pek çok Ülkü sevdalısı  sapır sapır dökülür. Gün gelir Ülkü yolunun daimi yolcusu gibi  görünenler vazgeçer, pes eder, nefislerine yenilir, davayı unutur.  Ülkücü Hareket’in en sancılı yıllarında yaşayan, kısacık ömründe  davamıza çınar gibi kök salan Galip Erdem, Ülkü yolunda elenenleri  anlatır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> “Hiç unutma: Bugün, tamamen haklı olarak, ülkücülüğe aykırı  davranışlarından ötürü kınadığın ağabeylerin, senin yaşında iken,  ülkücülüklerine asla toz kondurmak istemezlerdi. Ama hayat adını  verdiğimiz düşmana yenildiler. Şimdi sapmalarını bağışlatmak için,  münasip bir bahane aramanın peşine düşmüşlerdir. Sana, kendi neslimin  durumunu anlatayım: Çoğumuz ülkücülük imtihanını kazanamamış, sınıfta  kalmışızdır; kaydımız silinmiştir! Pek azımızın adaylığı hâlâ devam  ediyor. Dikkat etmelisin: Adaylık kelimesini kullandım. Çünkü  hiçbirimiz, bütün gayretlerimize rağmen, tam bir ülkücü olamamışızdır.  Daha bir kısmımız yarı yolda tükeneceğiz. Gerçek ülkücülüğe ne kadar  yaklaşabildiğimizin hesabı son nefeslerimizi verdikten sonra  çıkarılacaktır.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bir ömrünü Ülkü’ye adadıktan sonra korkusuzca ölüme yürüyen bu küçük  “dev” adamın yüreğine neler sığmamıştır. Ömrü boyunca yükseklerde  taşıdığı bayrağı, alnı açık başı dik yeni nesillere teslim etmiştir. Bir  ömrünü adayarak taşıdığı o bayrak Galip Ağabeyimizin“Ülkücü” vasfını  hak etmesini sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Küçük “dev” adam hedefine vardı: son nefesine kadar “Ülkücü” olarak  yaşadı. Onun asıl bayramı öldüğü andır. Bu adın değerini anlamayarak  Galip Erdem’in yaşadığı zor hayat için üzülenlere, yine Galip Erdem’in  cümleleri cevap veriyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> “Gün gelir, ecel hükmü icra eder, ülkücü dünyasını değiştirir.  ‘Kalabalık’ o’na acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki  o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca  ‘kalabalık’a acımıştır…”</em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fguntulu-yilmaz-galip-erdemin-bayrami.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/guntulu-yilmaz-galip-erdemin-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çağrı PALA &#8211; Milli Ateşin Mısraları:İstiklâl Marşı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/cagri-pala-milli-atesin-misralariistiklal-marsi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/cagri-pala-milli-atesin-misralariistiklal-marsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 20:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2366</guid>
		<description><![CDATA[Millet,  sınırları belli bir toprak parçası üzerinde, belli amaçlar çerçevesinde yaşayan ve yaşadıkları amaçlar için yeri geldiğinde ölümü kefenle bütünleştiren insanları teşkil eder. Bir milletin birlik ve bütünlüğü, milli tarihin ürünü olan öz değerlerle alakalıdır. Bu değerler maddi, manevi olmak üzere guruplara ayrılsa da ortak değerler üzerinde etki sahibi olduklarından birlik içinde anılırlar. Bu değerlerin toplamına ‘kültür’ denir. Bir milletin kültürü onun en temel hazinesidir. Millet tarihi süreç içinde ilerledikçe kültür de milletin gölgesi olarak ilerler. Bu bakımdan Millet ile kültürü birbirinden ayıramayız. Bugün 12 Mart. Bundan 90 sene evvel bizim sadece Türk tarihi kitaplarından, İstiklal Harbi olarak bildiğimiz bir destanın Milli Marşı’nın nakledildiği tarih.  İstiklal Marşımızı tarihi süreçte bugünün nesillerine ulaştıran başta Mehmet Akif Ersoy ve bu amaçla şahadet şerbetini içmiş kahraman milletin kahraman evlatlarını rahmetle anıyoruz. Milli marşlar, içinde barındırdıkları kelimeler ile tarihe ayna tutarak yazıldığı dönemin yürekten  mücadelesini, kahramanlık öyküsünü ve vatan sevgisinin değişmezliğini ön plana çıkarırlar: ‘Garbın afakini sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, Medeniyet! Dediğin tek dişi kalmış canavar?’ Kimi zaman bir dörtlüktedir anlatılmak istenen mücadele… Tutkunun simgesidir vatan mücadelesi. Bu mücadele değil miydi Hasan’ı, Ahmet’i, Hüseyin’i kefenlere saran. Bu ölümüne hasret değil miydi Salih’i, Kenan’ı topal koyan. Bu yürek değil miydi Ayşe anayı, Fatma anayı evlatsız bırakan. Mithat Cemal Kuntay’ın şu sözleri vatan mücadelesinin ne kadar kutsal olduğunu göstermektedir: ‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.’ … İstiklal mücadelesini milli bir ruh içerisinde kazanmak için Mustafa Kemal ‘in önderliğinde Maarif Vekâletinin başlığı altında 1921 de Güfte (şiir) yarışması düzenlendi. Adı geçen yarışmada yedi yüz yirmi dört şiir okundu. Kazanan şiire para ödülü konulduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, Maarif vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine İstiklâl Harbi&#8217;nin özellikle hangi ruh ve fikir çerçevesinde verilebileceğini necip milletine göstermek amacıyla, Ankara&#8217;daki Tacettin Dergâhında yazdığı ve İstiklal Harbi&#8217;ni verecek olan Türk Ordusu&#8217;na ithaf ettiği şiirini yarışmaya sunmuştur. Yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8216;nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Akif’in yazdığı İstiklal Marşı coşkulu alkışlarla kabul edilmiştir. Sonraki süreçte İstiklal marşımız için düzenlenen ‘beste’ yarışmasında yirmi dört besteci arasından Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi kabul görmüştür. Ancak 1930’da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör&#8216;ün 1922&#8216;de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuştur Mehmet Akif in şiirini yazdığı İstiklal Marşımız, Türk ordusu ve Türk ordusunun İstiklal mücadelesine başladığı günden beri yanında saf tutan Türk milletinin en büyük inanç kaynağı olmuştur. Artık yekvücut olan Türk Milleti, Lozan Barış Konferansı ile başarılarını teyit etmiştir . İstiklal mücadelemizin siyasi kısmının başarılar ile tamamlanmasına manevi güç sağlayan İstiklal marşımız ,Türk milletinin diplomasi alanında da ilham kaynağı vazifesini üstlenmiştir. Türk diplomatları ülkesi için verilecek olan her kararda, ülkeleri için açılan her görüşmede Mehmet Akif’ in; “Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda, fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Millet,  sınırları belli bir toprak  parçası üzerinde, belli amaçlar çerçevesinde yaşayan ve yaşadıkları  amaçlar için yeri geldiğinde ölümü kefenle bütünleştiren insanları  teşkil eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir milletin birlik ve bütünlüğü,  milli tarihin ürünü olan öz değerlerle alakalıdır. Bu değerler maddi,  manevi olmak üzere guruplara ayrılsa da ortak değerler üzerinde etki  sahibi olduklarından birlik içinde anılırlar. Bu değerlerin toplamına  ‘kültür’ denir. Bir milletin kültürü onun en temel hazinesidir. Millet  tarihi süreç içinde ilerledikçe kültür de milletin gölgesi olarak  ilerler. Bu bakımdan Millet ile kültürü birbirinden ayıramayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün 12 Mart. Bundan 90 sene  evvel bizim sadece Türk tarihi kitaplarından, İstiklal Harbi olarak  bildiğimiz bir destanın Milli Marşı’nın nakledildiği tarih.  İstiklal  Marşımızı tarihi süreçte bugünün nesillerine ulaştıran başta Mehmet Akif  Ersoy ve bu amaçla şahadet şerbetini içmiş kahraman milletin kahraman  evlatlarını rahmetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli marşlar, içinde  barındırdıkları kelimeler ile tarihe ayna tutarak yazıldığı dönemin  yürekten  mücadelesini, kahramanlık öyküsünü ve vatan sevgisinin  değişmezliğini ön plana çıkarırlar:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>‘Garbın afakini sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,<br />
Medeniyet! Dediğin tek dişi kalmış canavar?’</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kimi zaman bir dörtlüktedir  anlatılmak istenen mücadele… Tutkunun simgesidir vatan mücadelesi. Bu  mücadele değil miydi Hasan’ı, Ahmet’i, Hüseyin’i kefenlere saran. Bu  ölümüne hasret değil miydi Salih’i, Kenan’ı topal koyan. Bu yürek değil  miydi Ayşe anayı, Fatma anayı evlatsız bırakan. Mithat Cemal Kuntay’ın  şu sözleri vatan mücadelesinin ne kadar kutsal olduğunu göstermektedir:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır<br />
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.’ </em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em> …</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">İstiklal mücadelesini milli bir  ruh içerisinde kazanmak için Mustafa Kemal ‘in önderliğinde Maarif  Vekâletinin başlığı altında 1921 de Güfte (şiir) yarışması düzenlendi.  Adı geçen yarışmada yedi yüz yirmi dört şiir okundu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kazanan şiire para ödülü  konulduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili  Mehmet Akif Ersoy, Maarif vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine  İstiklâl Harbi&#8217;nin özellikle hangi ruh ve fikir çerçevesinde  verilebileceğini necip milletine göstermek amacıyla, Ankara&#8217;daki  Tacettin Dergâhında yazdığı ve İstiklal Harbi&#8217;ni verecek olan Türk  Ordusu&#8217;na ithaf ettiği şiirini yarışmaya sunmuştur. Yapılan elemeler  sonucu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_B%C3%BCy%C3%BCk_Millet_Meclisi">Türkiye Büyük Millet Meclisi</a>&#8216;nin <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Mart">12 Mart</a> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1921">1921</a> tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Akif’in  yazdığı İstiklal Marşı coşkulu alkışlarla kabul edilmiştir. Sonraki  süreçte İstiklal marşımız için düzenlenen ‘beste’ yarışmasında yirmi  dört besteci arasından Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi kabul görmüştür.  Ancak 1930’da değiştirilerek <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhurba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1_Senfoni_Orkestras%C4%B1">Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası</a> Şefi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_Zeki_%C3%9Cng%C3%B6r">Osman Zeki Üngör</a>&#8216;ün <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1922">1922</a>&#8216;de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuştur</p>
<p style="text-align: justify;">Mehmet Akif in şiirini yazdığı  İstiklal Marşımız, Türk ordusu ve Türk ordusunun İstiklal mücadelesine  başladığı günden beri yanında saf tutan Türk milletinin en büyük inanç  kaynağı olmuştur. Artık yekvücut olan Türk Milleti, Lozan Barış  Konferansı ile başarılarını teyit etmiştir . İstiklal mücadelemizin  siyasi kısmının başarılar ile tamamlanmasına manevi güç sağlayan  İstiklal marşımız ,Türk milletinin diplomasi alanında da ilham kaynağı  vazifesini üstlenmiştir. Türk diplomatları ülkesi için verilecek olan  her kararda, ülkeleri için açılan her görüşmede Mehmet Akif’ in;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı:<br />
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:<br />
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.</p>
<p>Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?<br />
Şüheda, fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!<br />
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Mısralarının muhtevasına uygun politika belirlemişlerdir. <em></em></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin yeniden  şahlanmasında vesile olan bu destanın, Türk milletinin ruhunda ebed  müddet sönmemesi temennisiyle; sözlerimize Akif’in duası ile son  veriyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> “O günler ne samimi, ne  heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir.  Bin bir fecayi karşısında bunalan ruhların ıstıraplar içinde halas  dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli  bir hatırasıdır&#8230;  O şiir bir daha yazılamaz, O&#8217;nu ben de yazamam. O&#8217;nu  yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık  benim değil, milletin malıdır. Benim, millete en kıymetli hediyem budur.  Allah bir daha bu millete bir istiklal marşı yazdırmasın.&#8221; </em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fcagri-pala-milli-atesin-misralariistiklal-marsi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/cagri-pala-milli-atesin-misralariistiklal-marsi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aybegüm AKSAK &#8211; (1876-…)</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aybegum-aksak-1876-%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aybegum-aksak-1876-%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 20:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Akçura]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2364</guid>
		<description><![CDATA[Ölmek; bedenin toprağın altına, ruhun ise ebediyete intikal etmesi demektir. Hem insanların doğum tarihlerinin yanına konulan üç nokta… “Sen ölmedin kalbimizde yaşıyorsun” duymayan kulaklara gönderilen mesajlar… Kalpte yaşama hususu ne ince, ne mukadder bir mevzu. Biz hep kalpte yaşatarak muhafaza ederiz büyük insanları, engin ve yüce şahsiyetleri… Oysa kalpte yaşatmak o insana haksızlık değil de nedir? Kalplerimizde yaşadığımızı söylediğimiz bir isim: Yusuf Akçura.  Kendisi hayatı boyunca milletinin istikbalini düşünmüş, fikir teatileri üretmiştir. Rusya’da başlayan hayat yolculuğu İstanbul’a, oradan Fîzan’a sürgüne ve Fransa’ya tekrar Rusya ve tekrar İstanbul ile çalkantılı bir seyahate dönüşmüştür. İşte bu seyahat esnasında; üç tarzda düşünüp, üç tarzda anlayıp, üç tarzda yazmıştır. Aslında onun tarzı tekti, zamanının popüler üç tarzını incelemiş sık dokumuş ve teke indirgemişti. Diğer tarzlar tarihin tozlu sayfalarına karışsa da onun keşfettiği tarz namını almış yürümüştür. İslamcılık ve Osmanlıcılık hükmünü yitirmiş, lakin Türkçülük her gün daha da güç kazanarak ebediyete doğru yürümektedir. Akçura’ya göre: “Türklük siyaseti de, tıpkı İslam siyaseti gibi umumidir; Osmanlı hudutları ile mahdut değildir.” Akçura’nın Türkçülüğü elbette, devlet hudutlarından ibaret kalmıyordu. Tıpkı eniştesi İsmail Gaspıralı gibi o da küre üzerindeki tüm Türklerin birlikteliğini arzuluyordu. Bu arzu ile Osmanlı’nın son yirmi yılında Türkçülük mücadelesinin en önde giden neferlerinden biri olmuştur. Nitekim tatilini geçirmek üzere gittiği Rusya’da Başkurdistan bozkırlarında dolaşmış, kımız içip çadır hayatını yaşamıştır. Osmanlı Türklüğü ile Kuzey Türklüğü arasında bir hissiyat ve fikriyat köprüsü kurma maksadı gütmüştür. Bu maksat ile daha öğrenciyken Mercâi’nin hayatını anlatan bir makale yazmıştır ki bu makale onun ilk makalesidir. Kimileri onun bu anlayışına, duyarlılığına ve idealizmine “Pantürkizm” derken ve bir ütopya olarak görürken biz “Turan” dedik ve bu bizim gerçeğimiz oldu. Akçura da, bizim tabirimiz ile tam bir Turancı idi. O varlıklı bir ailenin çocuğu iken milletinin mücadelesi uğruna her şeyi elinin tersiyle itmek suretiyle cefalara gark olmayı yeğlemiştir. Bu cefa ona, çelik tepside bakır tasta zemzem sunmuştur. Elbette, hayat ona fedakârlıklarının mükâfatını vermiş ve onu “bunalımdan çıkış” yolunun öncüsü etmiştir.  Akçura; tarihin milletlerin geleceğini aydınlatan bir meşale olduğunun bilinci ile tarihe dört elle sarılmıştır. Bu idrak ile kendisi milli tarih oluşturmada da “öncü” olmuştur. Der ki: “Tarihi, hayatta kendisinden faydalanılmayan kimi soyut gerçekleri öğrenmek için tetkik etmiyoruz. Tarih, bağlı bulunduğumuz insan toplumunun belli zaman ve alanda çıkarını sağlayacak bilgi, düşünce ve duygu verebileceği için önemlidir.” Bu düşüncesi doğrultusunda Akçura, tarih alanında ihtisas yapmış, Türk milletinin tarihine büyük önem vermiş, Türk Tarih Kurumu başkanlığı gibi çok önemli mevkilerde görev almış ve siyasi hayatında da tarih ışığının gösterdiği yolu mutlak yol görmüştür. Ömrünü düşünmek ve devletini “milli devlet” yapacak fikirler üreterek geçirmiştir. Fikriyat sahibi olma fikrinin fütursuzca taşlandığı, ülkü sahibi olmanın demode olduğu, düşünmenin cildi erken yaşlandırdığı, cemiyet hayatı içerisinde “vatanı sen mi kurtaracaksın ayol” narası atıldığı şu günlere inat, Türk milliyetinin millet olma temellerini atan bir adam elbette ahde vefasız kalmayacak, elbette anılacak… İşte en başında da dediğimiz gibi Akçura gibi adamları kalbimizde yaşatmak onlara haksızlık ve saygısızlık değil mi? Akçura’nın yaşamayı hak ettiği yer beyinlerimiz, düşüncelerimiz, ideallerimiz… Sadece kalbimizde yaşatırsak, onu vicdanlara hapsetmek hatasına düşmüş sayılmaz mıyız? Oysa onun efkârını dimağlarımızda yaşatıp, devam eden nesillere...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ölmek; bedenin toprağın altına, ruhun  ise ebediyete intikal etmesi demektir. Hem insanların doğum tarihlerinin  yanına konulan üç nokta… “Sen ölmedin kalbimizde yaşıyorsun” duymayan  kulaklara gönderilen mesajlar… Kalpte yaşama hususu ne ince, ne mukadder  bir mevzu. Biz hep kalpte yaşatarak muhafaza ederiz büyük insanları,  engin ve yüce şahsiyetleri… Oysa kalpte yaşatmak o insana haksızlık  değil de nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Kalplerimizde  yaşadığımızı söylediğimiz bir isim: Yusuf Akçura.  Kendisi hayatı  boyunca milletinin istikbalini düşünmüş, fikir teatileri üretmiştir.  Rusya’da başlayan hayat yolculuğu İstanbul’a, oradan Fîzan’a sürgüne ve  Fransa’ya tekrar Rusya ve tekrar İstanbul ile çalkantılı bir seyahate  dönüşmüştür. İşte bu seyahat esnasında; üç tarzda düşünüp, üç tarzda  anlayıp, üç tarzda yazmıştır. Aslında onun tarzı tekti, zamanının  popüler üç tarzını incelemiş sık dokumuş ve teke indirgemişti. Diğer  tarzlar tarihin tozlu sayfalarına karışsa da onun keşfettiği tarz namını  almış yürümüştür. İslamcılık ve Osmanlıcılık hükmünü yitirmiş, lakin  Türkçülük her gün daha da güç kazanarak ebediyete doğru yürümektedir.  Akçura’ya göre: “Türklük siyaseti de, tıpkı İslam siyaseti gibi  umumidir; Osmanlı hudutları ile mahdut değildir.” Akçura’nın Türkçülüğü  elbette, devlet hudutlarından ibaret kalmıyordu. Tıpkı eniştesi İsmail  Gaspıralı gibi o da küre üzerindeki tüm Türklerin birlikteliğini  arzuluyordu. Bu arzu ile Osmanlı’nın son yirmi yılında Türkçülük  mücadelesinin en önde giden neferlerinden biri olmuştur. Nitekim  tatilini geçirmek üzere gittiği Rusya’da Başkurdistan bozkırlarında  dolaşmış, kımız içip çadır hayatını yaşamıştır. Osmanlı Türklüğü ile  Kuzey Türklüğü arasında bir hissiyat ve fikriyat köprüsü kurma maksadı  gütmüştür. Bu maksat ile daha öğrenciyken Mercâi’nin hayatını anlatan  bir makale yazmıştır ki bu makale onun ilk makalesidir. Kimileri onun bu  anlayışına, duyarlılığına ve idealizmine “Pantürkizm” derken ve bir  ütopya olarak görürken biz “Turan” dedik ve bu bizim gerçeğimiz oldu.  Akçura da, bizim tabirimiz ile tam bir Turancı idi.</p>
<p style="text-align: justify;">O varlıklı bir ailenin  çocuğu iken milletinin mücadelesi uğruna her şeyi elinin tersiyle itmek  suretiyle cefalara gark olmayı yeğlemiştir. Bu cefa ona, çelik tepside  bakır tasta zemzem sunmuştur. Elbette, hayat ona fedakârlıklarının  mükâfatını vermiş ve onu “bunalımdan çıkış” yolunun öncüsü etmiştir.   Akçura; tarihin milletlerin geleceğini aydınlatan bir meşale olduğunun  bilinci ile tarihe dört elle sarılmıştır. Bu idrak ile kendisi milli  tarih oluşturmada da “öncü” olmuştur. Der ki: “Tarihi, hayatta  kendisinden faydalanılmayan kimi soyut gerçekleri öğrenmek için tetkik  etmiyoruz. Tarih, bağlı bulunduğumuz insan toplumunun belli zaman ve  alanda çıkarını sağlayacak bilgi, düşünce ve duygu verebileceği için  önemlidir.” Bu düşüncesi doğrultusunda Akçura, tarih alanında ihtisas  yapmış, Türk milletinin tarihine büyük önem vermiş, Türk Tarih Kurumu  başkanlığı gibi çok önemli mevkilerde görev almış ve siyasi hayatında da  tarih ışığının gösterdiği yolu mutlak yol görmüştür. Ömrünü düşünmek ve  devletini “milli devlet” yapacak fikirler üreterek geçirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fikriyat sahibi olma  fikrinin fütursuzca taşlandığı, ülkü sahibi olmanın demode olduğu,  düşünmenin cildi erken yaşlandırdığı, cemiyet hayatı içerisinde “vatanı  sen mi kurtaracaksın ayol” narası atıldığı şu günlere inat, Türk  milliyetinin millet olma temellerini atan bir adam elbette ahde vefasız  kalmayacak, elbette anılacak… İşte en başında da dediğimiz gibi Akçura  gibi adamları kalbimizde yaşatmak onlara haksızlık ve saygısızlık değil  mi? Akçura’nın yaşamayı hak ettiği yer beyinlerimiz, düşüncelerimiz,  ideallerimiz… Sadece kalbimizde yaşatırsak, onu vicdanlara hapsetmek  hatasına düşmüş sayılmaz mıyız? Oysa onun efkârını dimağlarımızda  yaşatıp, devam eden nesillere aktarıp ona çağlar atlatalım ve onu  ölümsüzleştirelim ki ruhu şad olsun… Aksi takdirde üzerimizden efgânını  eksik etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mekânı cennet olsun…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Faybegum-aksak-1876-%25e2%2580%25a6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aybegum-aksak-1876-%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklal Marşı&#8217;nın Kabulünün 90. Yılı Kutlama Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-istiklal-marsinin-kabulunun-90-yili-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-istiklal-marsinin-kabulunun-90-yili-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 21:29:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2389</guid>
		<description><![CDATA[“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan, milletimin istiklal!” Bugün, Türk&#8217;ün yeniden dirilişine ve ülkeyi yeniden inşasına ilham olan İstiklal Marşı’nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabulünün 89. yıldönümünü idrak ediyoruz. İstiklal Marşımız, Türk tarihinin en sancılı günlerinde, öldüğü sanılan bir milletin yeniden dirilen azminin özetidir. İstiklal Marşımız, kan ve ateşle imtihan edilen bir milletin; esir olmamaya ve bağımsız kalmaya inat başkaldırısının büründüğü yüce bir ruh halinin ulvi ifadesidir. Ülkemizin büyük bir bölümüyle işgal altında olduğu, dağıtılan ordunun yeniden toplanılması için gayret gösterildiği ve vatan toprağını savunmak için canların toprağa düştüğü buhranlı bir zamanda yazılmıştır İstiklal Marşı. Türk&#8217;ün verdiği “İstiklal” sınavının “İstiklal Şaheseri” olarak, şairinin ellerinde milletin gayreti ve kararlılığıyla işlendiği “İstiklal Marşımız”; milletinden aldığı ilhamla yine milletine ışık tutmuş, hürriyet aşkını ve esarete başkaldırışı tüm vicdanlara kazımıştır. Türk’ün milli hasletlerini; çilesiyle, hassasiyetiyle en yüce makamda, en şairce yaşayan, Mehmet Akif, bir neslin dramını, bir devletin çöküşünden bir diğerinin doğup, kanla ateşle nefes almaya, yaşamaya gayret verdiği bir dilimi, etkisi ebediyete kadar sürecek dizelerinde bizlere aktarmış, bir neslin öyküsüne ses vermiştir. Milli şair, zulme karşı direnişi, yokluğa karşı var olma savaşını ve istiklal hırsını milletinin imanıyla bütünleştirirken, vatan aşkının mührünü tüm gönüllere vurmuştur. İşte bu ruh bedenlerde şahlanmış, vatan toprakları üzerinde sel olmuş; düşmanı Maraş’tan, Urfa’dan attırmış, İzmir’den denize döktürmüş, Sakarya’dan sürdürmüştür. Bu ruh milletinin içinden Sütçü İmamlar, Nene Hatunlar, Kara Seherler, Şerife Bacılar ve nice kahramanlar çıkarmıştır. Milletinin kaybolmakta olan umutlarına dizeleriyle can veren ve etkisi ebediyete kadar sürecek dizelerin sahibi Mehmet Akif&#8217;in deyimiyle artık “Türk Milleti’nin eseri” olan İstiklal Marşımızın geçmişten günümüze kadar büyüyerek gelen öneminin ve gösterdiği amacın farkında olunmalıdır. Bu vesileyle, İstiklal marşımızın kabulünün 89. yılına girildiği bu günde bir kez daha, bu dizelere can veren Mehmet Akif Ersoy’u ve Akif’in dizelerinde unutulmazlığa kavuşan isimsiz kahramanları rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz.﻿]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!<br />
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.<br />
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:<br />
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;<br />
Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan, milletimin istiklal!”</div>
<p style="text-align: justify;">Bugün,  Türk&#8217;ün yeniden dirilişine  ve ülkeyi yeniden inşasına ilham olan  İstiklal Marşı’nın, Türkiye Büyük  Millet Meclisi tarafından kabulünün  89. yıldönümünü idrak ediyoruz.</p>
<p>İstiklal  Marşımız, Türk  tarihinin en sancılı günlerinde, öldüğü sanılan bir  milletin yeniden  dirilen azminin özetidir. İstiklal Marşımız, kan ve  ateşle imtihan  edilen bir milletin; esir olmamaya ve bağımsız kalmaya  inat  başkaldırısının büründüğü yüce bir ruh halinin ulvi ifadesidir.</p>
<p>Ülkemizin   büyük bir bölümüyle işgal altında olduğu, dağıtılan ordunun yeniden   toplanılması için gayret gösterildiği ve vatan toprağını savunmak için   canların toprağa düştüğü buhranlı bir zamanda yazılmıştır İstiklal   Marşı.</p>
<p>Türk&#8217;ün verdiği “İstiklal” sınavının “İstiklal Şaheseri”   olarak, şairinin ellerinde milletin gayreti ve kararlılığıyla işlendiği   “İstiklal Marşımız”; milletinden aldığı ilhamla yine milletine ışık   tutmuş, hürriyet aşkını ve esarete başkaldırışı tüm vicdanlara   kazımıştır.</p>
<p>Türk’ün milli hasletlerini; çilesiyle,   hassasiyetiyle en yüce makamda, en şairce yaşayan, Mehmet Akif, bir   neslin dramını, bir devletin çöküşünden bir diğerinin doğup, kanla   ateşle nefes almaya, yaşamaya gayret verdiği bir dilimi, etkisi   ebediyete kadar sürecek dizelerinde bizlere aktarmış, bir neslin   öyküsüne ses vermiştir.</p>
<p>Milli şair, zulme karşı direnişi,   yokluğa karşı var olma savaşını ve istiklal hırsını milletinin imanıyla   bütünleştirirken, vatan aşkının mührünü tüm gönüllere vurmuştur.</p>
<p>İşte   bu ruh bedenlerde şahlanmış, vatan toprakları üzerinde sel olmuş;   düşmanı Maraş’tan, Urfa’dan attırmış, İzmir’den denize döktürmüş,   Sakarya’dan sürdürmüştür. Bu ruh milletinin içinden Sütçü İmamlar, Nene   Hatunlar, Kara Seherler, Şerife Bacılar ve nice kahramanlar  çıkarmıştır.</p>
<p>Milletinin  kaybolmakta olan umutlarına dizeleriyle  can veren ve etkisi ebediyete  kadar sürecek dizelerin sahibi Mehmet  Akif&#8217;in deyimiyle artık “Türk  Milleti’nin eseri” olan İstiklal  Marşımızın geçmişten günümüze kadar  büyüyerek gelen öneminin ve  gösterdiği amacın farkında olunmalıdır.</p>
<p>Bu  vesileyle, İstiklal  marşımızın kabulünün 89. yılına girildiği bu günde  bir kez daha, bu  dizelere can veren Mehmet Akif Ersoy’u ve Akif’in  dizelerinde  unutulmazlığa kavuşan isimsiz kahramanları rahmet, minnet ve  şükranla  yâd ediyoruz.﻿</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-istiklal-marsinin-kabulunun-90-yili-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-istiklal-marsinin-kabulunun-90-yili-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin İstiklal Marşımızın kabulünün yıldönümü münasebetiyle yayınladıkları mesaj</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-istiklal-marsimizin-kabulunun-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-istiklal-marsimizin-kabulunun-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 21:01:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2384</guid>
		<description><![CDATA[İstiklal Marşımızın, 12 Mart 1921 tarihinde TBMM’nde kabul edilmesinin üzerinden tam 90 uzun yıl geçmiştir. Türk milletinin, bağımsızlığına ve varlığına musallat olan güçlere karşı gösterdiği muhteşem mücadelenin mısralarda somutlaşması ve sahip olduğu kararlılığın cihana ilanı İstiklal Marşımızın eşsiz seslenişiyle gerçekleşmiştir. Milletimizin en zor anlarında; harekete geçmesi gereken cesaret ve kuvvet, sabır ve metanet kutlu mısralarda hayat bulmuş ve Anadolu’yu bir güneş gibi aydınlatarak ufuktaki muzaffer günlerin yakın olduğunu göstermiştir. Kurtuluş Mücadelesinin en çetin ve kasvetli bir döneminde, Türk’ün duygu ve azmi mısralarda şekillenmiş ve zaferin adeta müjdecisi olmuştur. Bugünkü şartlar altında, İstiklal Marşımızın taşıdığı derin anlam ve içerdiği muazzam milli ruha çok ihtiyaç bulunduğu şüphesizdir. Ne var ki, milletimizin haysiyet ve onur mücadelesinden bihaber olanlarla, bağımsızlığın mana ve ehemmiyetini fark edemeyenlerin içine düştükleri derin çukurda, geçmişin aziz hatıralarından sonuç çıkarmaları gerçekte mümkün değildir. Türk milletini oluşturan bütün fertlerin bir bayrak altında ve aynı ülkülerle, müşterek heyecanların sağladığı motivasyonla neleri başarabildiklerine tarih her yönüyle şahadet etmektedir. İstiklal Marşımız bunun en bariz kanıtıdır. Dün bir ve bütün olarak aşamayacağı engel, yenemeyeceği düşman olmadığını gösteren Türk milletini, bugün ayrıştırarak bütün kalacağını zanneden gafillerin İstiklal Marşımızın mesajlarını anlamadığı bariz olarak ortaya çıkmıştır. Temennim, bugünkü tehlikelerle dolu sürecin, tekrar bir İstiklal Marşı yazılmasına neden olmamasıdır. Bu konuda herkes, milletimiz ve tarih önünde sorumludur. Bu duygu ve düşüncelerle, kükremiş sel gibi bentlerini çiğneyerek aşan ve engellere sığmayarak taşan kahraman şehitlerimizi ve milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmet ve minnet duygularımla anıyor, hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />İstiklal Marşımızın, 12 Mart 1921 tarihinde TBMM’nde kabul edilmesinin üzerinden tam 90 uzun yıl geçmiştir.</p>
<p>Türk milletinin, bağımsızlığına ve varlığına  musallat olan güçlere karşı gösterdiği muhteşem mücadelenin mısralarda  somutlaşması ve sahip olduğu kararlılığın cihana ilanı İstiklal  Marşımızın eşsiz seslenişiyle gerçekleşmiştir.</p>
<p>Milletimizin en zor anlarında; harekete geçmesi  gereken cesaret ve kuvvet, sabır ve metanet kutlu mısralarda hayat  bulmuş ve Anadolu’yu bir güneş gibi aydınlatarak ufuktaki muzaffer  günlerin yakın olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Kurtuluş Mücadelesinin en çetin ve kasvetli bir  döneminde, Türk’ün duygu ve azmi mısralarda şekillenmiş ve zaferin adeta  müjdecisi olmuştur.</p>
<p>Bugünkü şartlar altında, İstiklal Marşımızın  taşıdığı derin anlam ve içerdiği muazzam milli ruha çok ihtiyaç  bulunduğu şüphesizdir.</p>
<p>Ne var ki, milletimizin haysiyet ve onur  mücadelesinden bihaber olanlarla, bağımsızlığın mana ve ehemmiyetini  fark edemeyenlerin içine düştükleri derin çukurda, geçmişin aziz  hatıralarından sonuç çıkarmaları gerçekte mümkün değildir.</p>
<p>Türk milletini oluşturan bütün fertlerin bir  bayrak altında ve aynı ülkülerle, müşterek heyecanların sağladığı  motivasyonla neleri başarabildiklerine tarih her yönüyle şahadet  etmektedir.</p>
<p>İstiklal Marşımız bunun en bariz kanıtıdır.</p>
<p>Dün bir ve bütün olarak aşamayacağı engel,  yenemeyeceği düşman olmadığını gösteren Türk milletini, bugün  ayrıştırarak bütün kalacağını zanneden gafillerin İstiklal Marşımızın  mesajlarını anlamadığı bariz olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Temennim, bugünkü tehlikelerle dolu sürecin, tekrar bir İstiklal Marşı yazılmasına neden olmamasıdır.</p>
<p>Bu konuda herkes, milletimiz ve tarih önünde sorumludur.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, kükremiş sel gibi  bentlerini çiğneyerek aşan ve engellere sığmayarak taşan kahraman  şehitlerimizi ve milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmet ve minnet  duygularımla anıyor, hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>Ruhları şad, mekanları cennet olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-istiklal-marsimizin-kabulunun-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-istiklal-marsimizin-kabulunun-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şubat 2011 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu-II</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu-ii.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu-ii.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 18:13:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2453</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyası Birimi Kazakistan’da erken seçim tarihi belli oldu. Kazakistan’da daha önce başlatılan bir çalışma ve kampanya ile Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in görev süresinin 2020 yılına kadar uzatılması teklif edilmiş ancak bu hem Batılı ülkelerce tepki almış hem de Nazarbayev’in kendisi tarafından kabul edilmemiş ve Anayasa’ya aykırı bulmuştu. Bunun ardından Anayasa’da yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanı’na ülkeyi erken seçime götürme yetkisi verilmişti. Nazarbayev bu yetkisini kullanarak imzaladığı kararnamede “Kazakistan Anayasasının 41&#8242;inci maddesindeki 3-1 fıkrasına göre, Cumhurbaşkanlığı erken seçimlerinin 3 Nisan 2011 tarihinde yapılması uygun görülmüştür” ifadesi yer almış ve Kazakistan erken seçim sürecine girmiştir. Nazarbayev bu hareketiyle ülkesinde demokrasi adına önemli bir harekette bulunarak hem Batı’ya hem de kendi halkına karşı demokratik bir yönetici imajını güçlendirmeyi başarmıştır. 2012’de yapılması planlanan seçimi erkene alarak ayrıca ülkenin istikrarlı olduğu bir dönemde seçimleri gerçekleştirmek ve dış politikada önemli adımlar atılırken iç politikada sıkıntılar yaşamama amacını da taşıyan Nazarbayev’in önceki seçimlerde aldığı %90’a yakın oyunu yeniden alması bekleniyor. ABD’nin Güney ve Orta Asya’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Blake, 14-19 Şubat 2011 tarihlerinde Türkmenistan ve Özbekistan’ı ziyaret etti. Blake iki ülkenin siyasi ve ekonomik temsilcileriyle ikili toplantılar yaptı. Özellikle ekonomik alanda yapılan görüşmelerde bölgedeki ABD yatırımlarının artırılması ve daha geniş imkanlar sağlanması konusunda görüşmeler yapıldı. Blake, Türkmen yetkililerle özellikle enerji konusunu görüşürken, Özbek yetkililerle sanayi yatırımları konusunda daha geniş istişarelerde bulundu. Gelişmekte olan Özbek ekonomisinde ABD’li iş adamlarının daha çok yer bulmasını dileyen Blake, iki ülkeyle Afganistan konusunda da bilgi alışverişinde bulundu. Blake’in bu ziyareti ABD’nin Avrasya coğrafyasında “Yeni Büyük Oyun” diye tabir edilen ve modern bir Rusya’yı çevreleme politikasının adımlarının atıldığının bir göstergesidir. ABD ekonomik olarak bölgede etkisini artırarak Rusya’dan daha bağımsız olmak isteyen Türk Cumhuriyetleri’nde daha çok yatırım elde etmeyi ve hem bu ülkeleri kendi siyasi cephesine daha yakın tutmayı hem de Rusya’yı tedirgin etmeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda ABD, Özbekistan’ın Afganistan operasyonlarında etkin bir rol oynaması için de görüşmelerde bulunmuştur. 28.000.000 $’lık bütçenin Afganistan operasyonu için Özbekistan’a kaydırıldığı da Blake’in yaptığı açıklamalarda dile getirilmiştir. Türkmenistan’dan Pakistan’a kadar uzanacak boru hattı projesi hakkında Türkmen yetkililerle görüşen Blake bu projenin daha güçlü olması ve Türkmenistan’ın liderliğinde yürümesi için Berdimuhammedov’la görüşmelerde bulundu. Ayrıca ülkede demokratikleşme amacıyla reformların artırılması gerektiği de görüşmelerde konuşulan konulardan oldu. Türkmenistan’da Türk yatırımları hız kesmeden artmaya devam ediyor. Ülkenin en önemli projelerinde Türk firmaların imzaları var. Türkmenistan’da 200 yıllık bir geçmişe sahip olan bir ticaret merkezi ve alışveriş merkezi olan “Çöl Pazarı” bir Türk firmasının aldığı ihaleyle yeni yerine taşındı ve dev bir Pazar haline getirildi. “Altın Asır Gündoğar Pazarı” adını alan ve 152 milyon dolara inşa edilen alışveriş merkezi Orta Asya’nın en büyük iş merkezi olmayı başardı. Başkent Aşkabat&#8217;ın kuzeyindeki Karakum Çölü&#8217;nde, 800&#215;1250 metre boyundaki arazide kurulu olan pazar bölgede Türk firmalarıyla yapılmış en önemli projelerden biri olma özelliği taşıyor. Türkmenistan’da büyük ses getiren diğer bir proje olan Mari Devlet Elektrik Santrali’nden Afganistan’a yapılan enerji ihracatını büyük oranda artıracak enerji hattı ihalesini yine bir Türk firması kazandı. Bu proje ile Türkmenistan, Afganistan’a yaptığı enerji ihracatnı 5 kat artırmayı planlıyor. Türk firmalarının bu başarıları gelecekte Türk Cumhuriyetleri’yle Türkiye’nin daha geniş kapsamlı siyasi işbirliğinin de...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Türk Dünyası Birimi</strong></p>
<p>Kazakistan’da erken seçim tarihi belli oldu. Kazakistan’da daha önce  başlatılan bir çalışma ve kampanya ile Cumhurbaşkanı Nursultan  Nazarbayev’in görev süresinin 2020 yılına kadar uzatılması teklif  edilmiş ancak bu hem Batılı ülkelerce tepki almış hem de Nazarbayev’in  kendisi tarafından kabul edilmemiş ve Anayasa’ya aykırı bulmuştu. Bunun  ardından Anayasa’da yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanı’na ülkeyi erken  seçime götürme yetkisi verilmişti. Nazarbayev bu yetkisini kullanarak  imzaladığı kararnamede “Kazakistan Anayasasının 41&#8242;inci maddesindeki 3-1  fıkrasına göre, Cumhurbaşkanlığı erken seçimlerinin 3 Nisan 2011  tarihinde yapılması uygun görülmüştür” ifadesi yer almış ve Kazakistan  erken seçim sürecine girmiştir. Nazarbayev bu hareketiyle ülkesinde  demokrasi adına önemli bir harekette bulunarak hem Batı’ya hem de kendi  halkına karşı demokratik bir yönetici imajını güçlendirmeyi başarmıştır.  2012’de yapılması planlanan seçimi erkene alarak ayrıca ülkenin  istikrarlı olduğu bir dönemde seçimleri gerçekleştirmek ve dış  politikada önemli adımlar atılırken iç politikada sıkıntılar yaşamama  amacını da taşıyan Nazarbayev’in önceki seçimlerde aldığı %90’a yakın  oyunu yeniden alması bekleniyor.</p>
<p>ABD’nin Güney ve Orta Asya’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı  Robert Blake, 14-19 Şubat 2011 tarihlerinde Türkmenistan ve Özbekistan’ı  ziyaret etti. Blake iki ülkenin siyasi ve ekonomik temsilcileriyle  ikili toplantılar yaptı. Özellikle ekonomik alanda yapılan görüşmelerde  bölgedeki ABD yatırımlarının artırılması ve daha geniş imkanlar  sağlanması konusunda görüşmeler yapıldı. Blake, Türkmen yetkililerle  özellikle enerji konusunu görüşürken, Özbek yetkililerle sanayi  yatırımları konusunda daha geniş istişarelerde bulundu. Gelişmekte olan  Özbek ekonomisinde ABD’li iş adamlarının daha çok yer bulmasını dileyen  Blake, iki ülkeyle Afganistan konusunda da bilgi alışverişinde bulundu.  Blake’in bu ziyareti ABD’nin Avrasya coğrafyasında “Yeni Büyük Oyun”  diye tabir edilen ve modern bir Rusya’yı çevreleme politikasının  adımlarının atıldığının bir göstergesidir. ABD ekonomik olarak bölgede  etkisini artırarak Rusya’dan daha bağımsız olmak isteyen Türk  Cumhuriyetleri’nde daha çok yatırım elde etmeyi ve hem bu ülkeleri kendi  siyasi cephesine daha yakın tutmayı hem de Rusya’yı tedirgin etmeyi  amaçlamaktadır. Aynı zamanda ABD, Özbekistan’ın Afganistan  operasyonlarında etkin bir rol oynaması için de görüşmelerde  bulunmuştur. 28.000.000 $’lık bütçenin Afganistan operasyonu için  Özbekistan’a kaydırıldığı da Blake’in yaptığı açıklamalarda dile  getirilmiştir. Türkmenistan’dan Pakistan’a kadar uzanacak boru hattı  projesi hakkında Türkmen yetkililerle görüşen Blake bu projenin daha  güçlü olması ve Türkmenistan’ın liderliğinde yürümesi için  Berdimuhammedov’la görüşmelerde bulundu. Ayrıca ülkede demokratikleşme  amacıyla reformların artırılması gerektiği de görüşmelerde konuşulan  konulardan oldu.</p>
<p>Türkmenistan’da Türk yatırımları hız kesmeden artmaya devam ediyor.  Ülkenin en önemli projelerinde Türk firmaların imzaları var.  Türkmenistan’da 200 yıllık bir geçmişe sahip olan bir ticaret merkezi ve  alışveriş merkezi olan “Çöl Pazarı” bir Türk firmasının aldığı ihaleyle  yeni yerine taşındı ve dev bir Pazar haline getirildi. “Altın Asır  Gündoğar Pazarı” adını alan ve 152 milyon dolara inşa edilen alışveriş  merkezi Orta Asya’nın en büyük iş merkezi olmayı başardı. Başkent  Aşkabat&#8217;ın kuzeyindeki Karakum Çölü&#8217;nde, 800&#215;1250 metre boyundaki  arazide kurulu olan pazar bölgede Türk firmalarıyla yapılmış en önemli  projelerden biri olma özelliği taşıyor. Türkmenistan’da büyük ses  getiren diğer bir proje olan Mari Devlet Elektrik Santrali’nden  Afganistan’a yapılan enerji ihracatını büyük oranda artıracak enerji  hattı ihalesini yine bir Türk firması kazandı. Bu proje ile  Türkmenistan, Afganistan’a yaptığı enerji ihracatnı 5 kat artırmayı  planlıyor. Türk firmalarının bu başarıları gelecekte Türk  Cumhuriyetleri’yle Türkiye’nin daha geniş kapsamlı siyasi işbirliğinin  de temelini oluşturacaktır.</p>
<p>Azerbaycan’da muhalefet hareketleniyor. Özellikle Musavvat  Partisi’nin düzenlemeyi planladığı mitingler Azerbaycan hükümetinde  tedirginlik yaratıyor. İktidar partisi olan “Yeni Azerbaycan  Partisi”’nin yetkilileri olası isyan senaryolarına hazırlıklar yapıyor.  Azerbaycan’da Libya, Tunus, Cezayir benzeri hareketlerin ülkede yaşanıp  yaşanmayacağı konusunda önemli çalışmalar yapıldığı hem iktidar yanlısı  hem de muhalefet yanlısı basında yer alıyor. Ancak muhalefetin elindeki  basında çıkan bazı haberler çok büyük şok yaratacak nitelikte.  Muhalefete göre iktidar Azerbaycan’da olası bir isyan hareketine karşı  asker ve polisin güvenilmez olduğunu düşünüyor ve kendi birliklerini  oluşturuyor bunların da Azerbaycan Petrol şirketi SOCAR ve Azerbaycan  Olağanüstü Hal Bakanlığı FHN’nin Bakü’deki dairelerinde  yetiştirildikleri belirtiliyor. Hükümetin bu seçilen gençleri de geniş  çaplı araştırmalarla belirlediği, özellikle ailelerinde Musavvat ve  Azerbaycan Halk Cephesi Partilerinden birilerinin bulunmamasına dikkat  edildiği bildiriliyor. Azerbaycan muhalefetinin aldığı bu bilgiler bir  süredir halk arasında da konuşulmaya başlandığı için hükümet yanlısı  basın ve kaynaklar, aynı yöntemle, bu çetelerin varlığını reddetmiyor  ama bu çetelerin Karabağ’da olası bir çatışma sırasında gerilla  mücadelesi vermek üzere yetiştirildikleri iddiasında bulunuyorlar. Bu  haberlerin Azerbaycan’da etkili olmaya başlaması ülkede iç karışıklıklar  çıkabilir mi sorusunu akla getiriyor. Böyle bir durum yaşanması halinde  Ermenistan’ın da tutunacağı tavır da önem arz etmekte. Her ne olursa  olsun Azerbaycan’daki bu atmosferin Türkiye tarafından yakın takip  edilmesi gerekmektedir. Azerbaycan’ın iç sorunlar yaşaması “iki devlet  bir millet” ilkesi bağlamında Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir.</p>
<p>Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün İran ziyareti sırasında Güney  Azerbaycan’ın Tebriz şehrine de gitmesi bölgede önemli etki yarattı.  Türkiye’den en yüksek kademede bir devlet adamının Tebriz’i ziyareti  bölgedeki Türkleri sevindirdi. “Yaşasın Türkiye”, “Yaşasın  Azerbaycan-Türkiye”  sloganları atıldı. Türkiye basını ise bu olayı  sanki Türk olmayan Farsların Türkçe konuşması ve Gül’e sevgi  gösterisinde bulunması gibi yansıttı. Bu durum Türk kamuoyunun İran  Türkleri konusuna ve Azerbaycan’ın tarihsel sınırlarına ne kadar ilgisiz  ve uzak olduğunun bir göstergesi oldu. Aynı zamanda Gül’ün bölgede  hiçbir siyasi çalışmada bulunmaması 35 Milyon Azerbaycan Türk’ünün  bölgede kendi kaderlerine terk edildiğinin de göstergesi.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsubat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu-ii.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu-ii.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin 12 Haziran 2011 Milletvekili Genel Seçimleri süreci hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-12-haziran-2011-milletvekili-genel-secimleri-sureci-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-12-haziran-2011-milletvekili-genel-secimleri-sureci-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2011 20:48:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[12 Haziran 2011]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Seçim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2381</guid>
		<description><![CDATA[Tarihi bir yol ayrımına gelen Türkiye için kader seçimi olacak 12 Haziran 2011 seçimleri süreci işlemeye başlamıştır. 9 Mart 2011 günü ayrı ayrı yapılan Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yönetim Kurulu ve İl Başkanları toplantılarında seçim hazırlıkları, seçim sürecindeki faaliyetler ve işlemler ele alınmış ve her yönüyle değerlendirilmiştir. ●     Merkez Yönetim Kurulu, 24. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi adaylarının merkez yoklaması usulüyle belirlenmesini kararlaştırmıştır. MHP’nin adaylarının merkez yoklaması usulüyle belirlenmesi sürecinde, teşkilatlarımız ve üyelerimiz arasında eğilim ve kanaat yoklaması niteliğinde araştırmalar ve her seçim çevresinde aynı nitelikteki çalışmalar yapılacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’ne aday adaylığı başvurusu süresi 14 Mart 2011 tarihinde başlayacak ve 21 Mart 2011 günü saat 17:00’de sona erecektir. Hiçbir siyasi partiyle hiçbir şekilde seçim ittifakı ve işbirliği yapmayacak olan Milliyetçi Hareket Partisi bütün seçim çevrelerinde seçimlere tek başına katılacaktır. ●     Türkiye terörle mücadelenin acze uğratıldığı, PKK’nın siyasallaştığı, etnik bölücülüğün meşruiyet zemini kazandığı, Türkiye’yi bölme modellerinin demokratikleşme adı altında pazarlandığı, Başbakan’ın PKK açılımıyla terör örgütünün emellerini ve taleplerini sahiplendiği, AKP hükümetinin İmralı canisi ile gizli pazarlık yürüttüğü karanlık bir dönemden geçmektedir. AKP’nin sekizinci yılını geride bıraktığımız yıkım döneminde yoksulluk ve işsizlik ürkütücü boyutlara ulaşmış, geniş halk kitleleri iş ve aş sorunu ve ekonomik güçlüklerin pençesinde yaşam savaşı vermeye mahkûm edilmiş, cepheleşme ve kamplaşmalar derinleşmiş, toplumsal gerginlikler tahrik edilerek kronik hale gelmiş, yolsuzluk ve kanunsuzluklar kurumsallaştırılmıştır. Sivil diktatörlük hevesleri peşinde koşan Başbakan Erdoğan Türkiye’de karanlıklar, korkular ve kanunsuzluklar imparatorluğu kurma ihtirasını gerçekleştirme yolunda son aşamaya gelmiştir. ●     Türk milleti 12 Haziran 2011 günü seçim sandığı önüne geldiğinde, bu karanlık tablonun mimarı olan Başbakan ve AKP’den hesap soracak, AKP’nin yalan, yağma ve yolsuzluk hanedanlığına son verecektir. Türk milleti bu inançsız kadrolarla siyasi hesaplaşmayı sandık başında yapacak, Milliyetçi Hareket iktidarında da AKP döneminin bütün yolsuzluk, bölücülük ve kanunsuzluk sicili meşru zeminlerde sorgulanacaktır. Türkiye’yi yangın yerine çeviren bu kadrolardan yargı önünde Türk milleti adına hesap sorulması, Cenab-ı Allah’ın izniyle Milliyetçi Hareket iktidarına nasip olacaktır. ●     Milliyetçi Hareket, milli vicdanda tescil edilmiş siyasi kimliğiyle, milli birlik, milli kimlik ve bölünmez bütünlük konularındaki onurlu tavrı ve duruşuyla, Türkiye heyecanı, sevdası ve vizyonuyla, Türkiye’nin temel sorunlarını köklü ve kalıcı çözümlere kavuşturacak program ve projeleriyle ve bunları uygulayacak bilgi, tecrübe ve liyakata sahip inançlı ve idealist kadrolarıyla Türk milletinin huzuruna çıkacaktır. Hedefimiz 2023 yılına kadar yapılacak üç genel seçimde tek başına iktidardır. 12 Haziran 2011 günü yapılacak 24. dönem seçimleri “onarım ve toparlanma” dönemi olarak adlandırdığımız MHP’nin birinci iktidar dönemi olacaktır. Milliyetçi Hareket Büyük Türk Milletinin desteğiyle Türkiye’deki yangını söndürerek bu azizi vatanı ve milleti ayağa kaldırmaya ve huzurlu, güvenli, onurlu ve aydınlık bir geleceğe taşımaya azimli ve kararlıdır. 12 Haziran 2011 seçimlerine bu şevk ve heyecanla hazırlanmaktadır. Bu kutlu yolda Yüce Allah bizleri mahcup etmesin, himayesini bizlerden esirgemesin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Tarihi bir yol ayrımına gelen Türkiye için kader seçimi olacak 12 Haziran 2011 seçimleri süreci işlemeye başlamıştır.</p>
<p>9 Mart 2011 günü ayrı ayrı yapılan Milliyetçi  Hareket Partisi Merkez Yönetim Kurulu ve İl Başkanları toplantılarında  seçim hazırlıkları, seçim sürecindeki faaliyetler ve işlemler ele  alınmış ve her yönüyle değerlendirilmiştir.</p>
<p>●     Merkez Yönetim Kurulu, 24. Dönem  Milletvekili Genel Seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi adaylarının  merkez yoklaması usulüyle belirlenmesini kararlaştırmıştır.</p>
<p>MHP’nin adaylarının merkez yoklaması usulüyle  belirlenmesi sürecinde, teşkilatlarımız ve üyelerimiz arasında eğilim ve  kanaat yoklaması niteliğinde araştırmalar ve her seçim çevresinde aynı  nitelikteki çalışmalar yapılacaktır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’ne aday adaylığı  başvurusu süresi 14 Mart 2011 tarihinde başlayacak ve 21 Mart 2011 günü  saat 17:00’de sona erecektir.</p>
<p>Hiçbir siyasi partiyle hiçbir şekilde seçim  ittifakı ve işbirliği yapmayacak olan Milliyetçi Hareket Partisi bütün  seçim çevrelerinde seçimlere tek başına katılacaktır.</p>
<p>●     Türkiye terörle mücadelenin acze  uğratıldığı, PKK’nın siyasallaştığı, etnik bölücülüğün meşruiyet zemini  kazandığı, Türkiye’yi bölme modellerinin demokratikleşme adı altında  pazarlandığı, Başbakan’ın PKK açılımıyla terör örgütünün emellerini ve  taleplerini sahiplendiği, AKP hükümetinin İmralı canisi ile gizli  pazarlık yürüttüğü karanlık bir dönemden geçmektedir.</p>
<p>AKP’nin sekizinci yılını geride bıraktığımız  yıkım döneminde yoksulluk ve işsizlik ürkütücü boyutlara ulaşmış, geniş  halk kitleleri iş ve aş sorunu ve ekonomik güçlüklerin pençesinde yaşam  savaşı vermeye mahkûm edilmiş, cepheleşme ve kamplaşmalar derinleşmiş,  toplumsal gerginlikler tahrik edilerek kronik hale gelmiş, yolsuzluk ve  kanunsuzluklar kurumsallaştırılmıştır.</p>
<p>Sivil diktatörlük hevesleri peşinde koşan  Başbakan Erdoğan Türkiye’de karanlıklar, korkular ve kanunsuzluklar  imparatorluğu kurma ihtirasını gerçekleştirme yolunda son aşamaya  gelmiştir.</p>
<p>●     Türk milleti 12 Haziran 2011 günü seçim  sandığı önüne geldiğinde, bu karanlık tablonun mimarı olan Başbakan ve  AKP’den hesap soracak, AKP’nin yalan, yağma ve yolsuzluk hanedanlığına  son verecektir.</p>
<p>Türk milleti bu inançsız kadrolarla siyasi  hesaplaşmayı sandık başında yapacak, Milliyetçi Hareket iktidarında da  AKP döneminin bütün yolsuzluk, bölücülük ve kanunsuzluk sicili meşru  zeminlerde sorgulanacaktır.</p>
<p>Türkiye’yi yangın yerine çeviren bu kadrolardan  yargı önünde Türk milleti adına hesap sorulması, Cenab-ı Allah’ın  izniyle Milliyetçi Hareket iktidarına nasip olacaktır.</p>
<p>●     Milliyetçi Hareket, milli vicdanda tescil  edilmiş siyasi kimliğiyle, milli birlik, milli kimlik ve bölünmez  bütünlük konularındaki onurlu tavrı ve duruşuyla, Türkiye heyecanı,  sevdası ve vizyonuyla, Türkiye’nin temel sorunlarını köklü ve kalıcı  çözümlere kavuşturacak program ve projeleriyle ve bunları uygulayacak  bilgi, tecrübe ve liyakata sahip inançlı ve idealist kadrolarıyla Türk  milletinin huzuruna çıkacaktır.</p>
<p>Hedefimiz 2023 yılına kadar yapılacak üç genel seçimde tek başına iktidardır.</p>
<p>12 Haziran 2011 günü yapılacak 24. dönem  seçimleri “onarım ve toparlanma” dönemi olarak adlandırdığımız MHP’nin  birinci iktidar dönemi olacaktır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Büyük Türk Milletinin  desteğiyle Türkiye’deki yangını söndürerek bu azizi vatanı ve milleti  ayağa kaldırmaya ve huzurlu, güvenli, onurlu ve aydınlık bir geleceğe  taşımaya azimli ve kararlıdır.</p>
<p>12 Haziran 2011 seçimlerine bu şevk ve heyecanla hazırlanmaktadır.</p>
<p>Bu kutlu yolda Yüce Allah bizleri mahcup etmesin, himayesini bizlerden esirgemesin.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-12-haziran-2011-milletvekili-genel-secimleri-sureci-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-12-haziran-2011-milletvekili-genel-secimleri-sureci-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şubat 2011 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Mar 2011 18:08:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2450</guid>
		<description><![CDATA[Ukrayna’nın devlet istatistik servisinin açıklamalarına göre, 2010 yılı gayri safi yurtiçi hasılat gelişiminde Özbekistan %8.5 oranla en ön sırada yer alırken, Kazakistan %7.5 Azerbaycan ise %5 gelişme kaydetti. Öte taraftan Kırgızistan’da enflasyon %8 oranında artarken Kazakistan’da bu oran %7.1olarak gerçekleşti. Diğer taraftan ekonomistlerce Türkmenistan için %9 dolaylarında tahmin edilen gayri safi yurtiçi hasılatı ise %6,1 olarak gerçekleşti. Bu düşüşün sebebi ise Türkmenistan’ın Rusya’yla ters düşmesiydi. Türkmenistan’ın Rusya tarafından doğal gazının önceki yıllara göre daha az miktar satın alınması neticesinde sadece Nisan ayında bir milyar dolar kayba uğradığı tahmin edilmekte. Türkmenistan bu konuda Rusya’yı suçlarken, Avrupa’da talep azken fazla miktarda doğal gaz alınmasının bir fayda sağlamayacağı söyleyen Rusya kendisini savundu. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin doğal kaynak konusunda dışa bağımlılığı büyük ölçüde azaltacak olan ve aracısız direk diğer bölgelere sevkiyat yapmasını sağlayacak olan Nabucco ve Hazar-Trans Boru Hattı gibi projelerinin önemi bu noktada bir kez daha anlaşılmıştır. Rusya, bu ülkeler üzerinden doğal kaynaklardan elde ettiği geliri göz önünde bulundurarak söz konusu projelerin gecikmesi için elinde geleni yapmakta, en azından doğal kaynkların kendi nüfuz alanında bulunan Ermenistan gibi devletler üzerinden Avrupa’ya taşınmasını sağlamaya çalışmaktadır. Bu duruma karşılık ise Türkiye bu konuda gerekli gayret ve çabayı göstermeli ve Avrupa&#8216;nın ihtiyacını neredeyse tek başına karşılayan bu durumun da daha uzun yıllar sürmesini garantiye almak isteyen ve özellikle gelecekte doğal gazın en büyük tedarikçileri olacak Orta Asya ülkelerinin gazlarını sadece kendisine satmaları konusunda politik ve ekonomik hamlelerle sıkıştıran Rusya’nın bu konudaki tekelciliğini kırmak adına, Avrupa ülkelerinden ve ABD’den yararlanarak etkin hamlelerde bulunmalıdır. 2009’da hükümetler arası imzalanan anlaşmayla başlayan Nabucco Boru Hattı Projesi süreci dikkatle takip edilmeli ve burada proje süresince elde edilen bilgi, birikim ve tecrübeler ileriki yıllarda inşa edilecek olan diğer projelerde Türkiye’nin ağırlığını ve gücünü artırmaya yönelik kullanılmalıdır. Türkmenistan&#8217;ın girişimiyle başkent Aşkabat&#8217;ta Trans-Hazar boru hattıyla ilişkin uluslararası konferansın ay sonunda düzenlenmesinin planlandığı açıklanırken, söz konusu konferansta boru hattının çevre sorunlarının detaylı bir şekilde ele alınacağı belirtildi. Geçtiğimiz ay Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso&#8217;nun Türkmenistan&#8217;a gerçekleştirdiği ziyarette Trans-Hazar boru hattı projesi tekrar gündeme gelmişti. Barroso ile görüşen Türkmen lider Berdimuhamedov, Türkmen gazının Avrupa&#8217;ya sevkiyatı için çeşitli alternatiflerin olduğunu belirterek, bu bağlamda Hazar Denizi&#8217;nin altından geçecek boru hattının hem ekonomik hem de ticari açıdan avantajlı olduğunu söylemişti. 24,6 trilyon metreküp doğal gaz, 20,8 milyar ton da petrol rezervi bulunduğu tahmin edilen Türkmenistan, üretilecek doğalgazın ulaşımı için çeşitli alternatifler üzerinde durmaktadır. Bu alternatiflerden birisi olan Trans-Hazar boru hattı yoluyla doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını amaçlamaktadır. Ancak bu projeye Rusya “Hazar’ın statüsünü” bahane ederek karşı çıkmaktadır. Öte yandan ise ABD’nin Aşkabat Büyükelçisi Tracy Jacobson, Türkiye’nin Aşkabat Büyükelçisi Hakkı Akil’le birlikte 2 Şubat 2006 tarihinde Türkmenbaşı ile görüşmüş ve bu görüşmede iddia edildiğine göre doğalgazın Rusya’ya teslim edilmesinin sakıncalarını anlatılmıştır. Sonuç olarak Trans-Hazar Projesi bölge ve dünya güçleri arasında bir çekişmeyi beraberinde getirmekte ve bu sebeple hayata geçirilmesi süresi uzamaktadır. Türkmenistan, başlıca ticaret ortaklarından biri olan İran’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hamid Begai’yi ağırladı. İki ülke aralarındaki işbirliğinin hızlandırılmasına yönelik temaslarda bulundu. Türkmenistan’dan satın aldığı doğalgazı 14 milyar metreküpe çıkaran İran, önümüzdeki yıllarda bu miktarı daha da artırarak 20 milyar metreküpe çıkarmayı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Ukrayna’nın devlet istatistik servisinin açıklamalarına göre,  2010 yılı gayri safi yurtiçi hasılat gelişiminde Özbekistan %8.5 oranla  en ön sırada yer alırken, Kazakistan %7.5 Azerbaycan ise %5 gelişme  kaydetti. Öte taraftan Kırgızistan’da enflasyon %8 oranında artarken  Kazakistan’da bu oran %7.1olarak gerçekleşti. Diğer taraftan  ekonomistlerce Türkmenistan için %9 dolaylarında tahmin edilen gayri  safi yurtiçi hasılatı ise %6,1 olarak gerçekleşti. Bu düşüşün sebebi ise  Türkmenistan’ın Rusya’yla ters düşmesiydi. Türkmenistan’ın Rusya  tarafından doğal gazının önceki yıllara göre daha az miktar satın  alınması neticesinde sadece Nisan ayında bir milyar dolar kayba uğradığı  tahmin edilmekte. Türkmenistan bu konuda Rusya’yı suçlarken, Avrupa’da  talep azken fazla miktarda doğal gaz alınmasının bir fayda sağlamayacağı  söyleyen Rusya kendisini savundu. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin  doğal kaynak konusunda dışa bağımlılığı büyük ölçüde azaltacak olan ve  aracısız direk diğer bölgelere sevkiyat yapmasını sağlayacak olan  Nabucco ve Hazar-Trans Boru Hattı gibi projelerinin önemi bu noktada bir  kez daha anlaşılmıştır. Rusya, bu ülkeler üzerinden doğal kaynaklardan  elde ettiği geliri göz önünde bulundurarak söz konusu projelerin  gecikmesi için elinde geleni yapmakta, en azından doğal kaynkların kendi  nüfuz alanında bulunan Ermenistan gibi devletler üzerinden Avrupa’ya  taşınmasını sağlamaya çalışmaktadır. Bu duruma karşılık ise Türkiye bu  konuda gerekli gayret ve çabayı göstermeli ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa">Avrupa</a>&#8216;nın  ihtiyacını neredeyse tek başına karşılayan bu durumun da daha uzun  yıllar sürmesini garantiye almak isteyen ve özellikle gelecekte doğal  gazın en büyük tedarikçileri olacak <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orta_Asya">Orta Asya</a> ülkelerinin gazlarını sadece kendisine satmaları konusunda politik ve ekonomik hamlelerle sıkıştıran <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya">Rusya</a>’nın  bu konudaki tekelciliğini kırmak adına, Avrupa ülkelerinden ve ABD’den  yararlanarak etkin hamlelerde bulunmalıdır. 2009’da hükümetler arası  imzalanan anlaşmayla başlayan Nabucco Boru Hattı Projesi süreci dikkatle  takip edilmeli ve burada proje süresince elde edilen bilgi, birikim ve  tecrübeler ileriki yıllarda inşa edilecek olan diğer projelerde  Türkiye’nin ağırlığını ve gücünü artırmaya yönelik kullanılmalıdır.</p>
<p>Türkmenistan&#8217;ın girişimiyle başkent Aşkabat&#8217;ta Trans-Hazar boru  hattıyla ilişkin uluslararası konferansın ay sonunda düzenlenmesinin  planlandığı açıklanırken, söz konusu konferansta boru hattının çevre  sorunlarının detaylı bir şekilde ele alınacağı belirtildi. Geçtiğimiz ay  Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso&#8217;nun Türkmenistan&#8217;a  gerçekleştirdiği ziyarette Trans-Hazar boru hattı projesi tekrar gündeme  gelmişti. Barroso ile görüşen Türkmen lider Berdimuhamedov, Türkmen  gazının Avrupa&#8217;ya sevkiyatı için çeşitli alternatiflerin olduğunu  belirterek, bu bağlamda Hazar Denizi&#8217;nin altından geçecek boru hattının  hem ekonomik hem de ticari açıdan avantajlı olduğunu söylemişti. 24,6  trilyon metreküp doğal gaz, 20,8 milyar ton da petrol rezervi bulunduğu  tahmin edilen Türkmenistan, üretilecek doğalgazın ulaşımı için çeşitli  alternatifler üzerinde durmaktadır. Bu alternatiflerden birisi olan  Trans-Hazar boru hattı yoluyla doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya  taşınmasını amaçlamaktadır. Ancak bu projeye Rusya “Hazar’ın statüsünü”  bahane ederek karşı çıkmaktadır. Öte yandan ise ABD’nin Aşkabat  Büyükelçisi Tracy Jacobson, Türkiye’nin Aşkabat Büyükelçisi Hakkı  Akil’le birlikte 2 Şubat 2006 tarihinde Türkmenbaşı ile görüşmüş ve bu  görüşmede iddia edildiğine göre doğalgazın Rusya’ya teslim edilmesinin  sakıncalarını anlatılmıştır. Sonuç olarak <strong>Trans-Hazar Projesi  bölge ve dünya güçleri arasında bir çekişmeyi beraberinde getirmekte ve  bu sebeple hayata geçirilmesi süresi uzamaktadır.</strong></p>
<p>Türkmenistan, başlıca ticaret ortaklarından biri olan İran’ın  Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hamid Begai’yi ağırladı. İki ülke aralarındaki  işbirliğinin hızlandırılmasına yönelik temaslarda bulundu.  Türkmenistan’dan satın aldığı doğalgazı 14 milyar metreküpe çıkaran  İran, önümüzdeki yıllarda bu miktarı daha da artırarak 20 milyar  metreküpe çıkarmayı hedeflemektedir. İşbirliğine yönelik bir başka adım  olan Kazakistan-Türkmenistan-İran demiryolu hattı projesinin inşaatı ise  devam etmektedir. Ekim ayında hizmete açılması hedeflenen bu demiryolu  hattıyla birlikte, Körfez&#8217;e açılan ülkelerin yük taşıma mesafesinin 600  kilometre kadar azaltılması hedeflenmektedir.</p>
<p>Halihazırda, &#8220;Altın Asır&#8221;, &#8220;Yaşlık&#8221;, &#8220;Miras&#8221;, &#8220;TV4 Türkmenistan&#8221; ve  &#8220;Türkmen Ovazı&#8221; ve Rusça, Fransızca, İngilizce, Çince, Farsça, ve Arapça  yayın yapan uluslararası bir kanal olan &#8220;TV4 Türkmenistan&#8221; kanallarına  sahip olan Türkmenistan bu kanallarına bir yenisini ‘‘Aşkabat’’ adıyla  ekleyeceğini açıkladı. &#8220;Aşkabat&#8221; adıyla Ekim ayında yayına başlayacağı  açıklanan kanalda, ülkedeki sosyo-ekonomik kalkınma hamlelerinin yanı  sıra başta başkent Aşkabat olmak üzere diğer vilayetlerde inşa edilmekte  olan modern tesislerin halka anlatılması planlanmaktadır.</p>
<p>Hocalı Katliamı kurbanları başta Azerbaycan, Türkiye, ABD, Almanya ve  KKTC olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde ‘‘Hocalıya Adalet’’  istenerek, geniş çaplı katılımlarla anıldı. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,  başkent Bakü&#8217;de bulunan &#8220;Ana Harayı&#8221; adlı Hocalı katliamı anıtını  ziyaret ederek, çelenk bıraktı. Resmi törenin ardından Hocalı Soykırım  Anıtı, Azeri vatandaşlarca ziyaretçi akınına uğradı. Türkiye’de, Türk  Dünyası İnsan Hakları Derneği, Azerbaycan&#8217;ın Hocalı köyünde 1992 yılında  yaşanan katliamın, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından &#8216;soykırım&#8217;  olarak tanınması amacıyla Ankara&#8217;daki BM binası önünde eylem  yaptı. ABD’de, Hocalı katliamı, 19. yılında New York&#8217;ta Ermenistan&#8217;ın BM  Daimi Temsilciliği binası ve BM binasının önünde protesto edildi.  Washington&#8217;da ise Azerbaycan&#8217;ın Washington Büyükelçisi Yaşar Aliyev,  açılışta yaptığı konuşmada, Hocalı&#8217;da yaşanan acı ve hüzne değinerek,  ABD&#8217;de bu konuyla ilgili farkındalığı artırmak için gösterdikleri  çabaları dile getirdi. Almanya’da Berlin-Brandenburg Atatürkçü Düşünce  Derneği (ADD) ve Almanya&#8217;daki Azerbaycanlılar Koordinasyon Merkezi  tarafından Türkevi&#8217;nde anma etkinliği düzenlendi. KKTC&#8217;de ise Ermeni  güçler tarafından 1992&#8242;de katledilen 613 kişi, &#8220;Hocalı Katliamını Telin  Komitesi&#8221; tarafından başkent Lefkoşa&#8217;da anıldı.  <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1948">1948</a>’de <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler">Birleşmiş Milletler</a> <a title="Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Soyk%C4%B1r%C4%B1m_Su%C3%A7unun_%C3%96nlenmesi_ve_Cezaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi">Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde (SSECS)</a> Sözleşmenin 2. maddesinin soykırım tanımıyla karşılaştırdığımızda,  ‘’Hocalı Soykırımı’’ olarak adlandırılabileceğimiz bu olayın  adaletsizliği halen çifte standartlı bakış açıları sebebiyle devam  etmektedir.</p>
<p>Ermeni yönetimi tarafından Metsamor Nükleer Santrali’nin 10 yıl daha  işletilmesinin kararlaştırıldığı belirtildi. Çernobil Nükleer Santrali  ile benzer teknolojiye sahip olan ve Türk sınırının hemen yanı başında  faaliyet gösteren Ermenistan’a ait Metsamor Nükleer Santrali’nin,  Türkiye’nin yanı sıra tüm bölge ülkeleri için oluşturduğu tehlike ve  buna bağlı olarak duyulan endişenin, önümüzdeki on yıl içinde de devam  edeceği anlaşılıyor. Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IAEA)  standartlarına göre, kullanıma açılmasından sonraki 10 yılda 150&#8242;ye  yakın kaza geçiren Metsamor Nükleer Santrali, dünyadaki 146 nükleer  santral arasında güvenlik açısından son sırada yer almaktadır.</p>
<p>Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği Çin Konsolosluğu önünde  Gulca Soykırımını anma töreni gerçekleştirerek basın bildirisinde  bulundu. 1949 yılından beri Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan’ın  Gulca vilayetinde Çin işgalcileri tarafından söz konusu tarihten beri  gerçekleştirilen katliamları bir yenisi daha eklendi ve 05.02.1997  tarihinde Çinli polislerin insanlık dışı davranışlarının akabinde  galeyana gelen silahsız halkın üzerine makineli tüfeklerle yaylım ateşi  açılarak, şiddetli kurşun yağmuru altında yüzlerce masum Doğu  Türkistanlı hayatını kaybetti. Bu katliam ise ne yazık ki  yıldönümlerinde yeterli kamuoyunu oluşturamamakta ve ülke genelinde  milliyetçi cephe dışında hatırlanmamaktadır. Bu seneki anma törenlerinde  ve medyada yine bir değişiklik olmamış ve Gulca Katliam’ı sönük bir  şekilde anılmıştır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Gül İran’ın Tebriz kentine ziyarette bulundu. Tebriz’de  çeşitli temaslarda bulunan Gül, “Yaşasın Türkiye” ile  “Azerbaycan-Türkiye” sloganlarıyla karşılandığı Tebriz’de aynı zamanda  çeşitli gezilerde bulundu. Cumhurbaşkanı Gül, Tebriz&#8217;deki temaslarının  ve gezilerinin ardından, Türk Hava Yolları&#8217;na ait özel uçakla İran&#8217;dan  ayrıldı. Fars şovenizmi altında yaşamaya mahkum bırakılan Güney  Azerbaycanlı Türkler için hiçbir çalışmada bulunulmaması bu bölgenin  kaderinin Güney Azerbaycan’ın kendi milli irade faktörüyle  belirleneceğinin göstergesidir.</p>
<p>Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Tacikistan&#8217;ın Ankara Büyükelçisi  Farruh Şaripov ile bir araya geldi. Görüşmede taraflar, doğal  kaynakların verimli kullanılmasına yönelik konular ele aldı. Tacikistan  resmi ajansında yer alan habere göre, taraflar iki ülke arasındaki  ekonomik ve ticari ilişkilerin mevcut durumunu ele alarak, ilişkilerin  geldiği durumun memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Eroğlu ile Şaripov,  çevre, doğal kaynakların verimli kullanılması ve korunması, orman  alanlarının genişletilmesi gibi birçok konuda görüş alışverişinde  bulundu. Görüşme sonunda taraflar söz konusu alanlarda işbirliği  yapılması konusunda mutabık kaldılar. Ayrıca, ülkeler su kaynakların  rasyonel kullanımı, orman alanların genişletilmesi ve çevre korunması  gibi alanlarda uzmanların yetiştirilmesinde de işbirliği yapacaklarını  açıkladılar. Bir Türk devleti olmayan ancak Türkistan’ın bir parçası  durumundaki Tacikistan ile yapılan çevre ve doğal kaynakların  kullanımına yönelik bu görüşme, Türkistan için memnuniyet verici bir  gelişme olmuştur.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsubat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin İşadamlarına Yönelik Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-isadamlarina-yonelik-yapmis-olduklari-konusma-metni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-isadamlarina-yonelik-yapmis-olduklari-konusma-metni.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 20:44:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2377</guid>
		<description><![CDATA[İş Hayatının Sayın Temsilcileri, Değerli Arkadaşlarım, Muhterem Katılımcılar, Kıymetli Basın Mensupları, Ülkemizin ve Dünya’nın kritik günlerden geçtiği bir süreçte, sizlerle bir araya gelmekten dolayı son derece bahtiyarım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, 12 Haziran 2011 tarihinde Milletvekilliği Genel Seçimleri yapılacaktır. Zaman gittikçe daralmakta, millet iradesinin kesin hükmü için geri sayım hızla devam etmektedir. Böylesine anlamlı, hayati ve Türkiye’nin geleceğini yakından etkileyecek olan Milletvekilliği Genel Seçimleri öncesi sizlerle bir araya gelmek ayrı bir değere sahiptir. Siz Adanalı işadamlarımızla ülkemizin meselelerini konuşmak ve görüş alışverişinde bulunmak son derece yararlı sonuçlar verecektir. İnancım bu yöndedir. Bu güzide şehirden ülkemizin sanayisine ve ticaret hayatına çok ciddi katkılar vermiş önemli şahsiyetler yetişmiştir. Türkiye’nin gururu olmuş, sanayileşmede ve ülke ekonomisinin gelişmesinde sürükleyici bir özelliğe sahip Adanalı hemşerilerimin arasında bulunmak benim için ayrı bir anlam ve öneme sahiptir. Bu akşam öncelikle, parti olarak Türkiye ekonomisine bakışımızı, hedeflerimizi ve bu alandaki vizyonumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum. Elbette ekonomiyi siyasetten, toplum gerçeklerinden, bölgesel ve küresel gelişmelerden ayıramayacağımızdan dolayı, değerlendirmelerimin arasında bunlara da yer vermeyi düşünüyorum. Beni dinleme zahmetine katlanacağınızdan dolayı sizlere şimdiden teşekkür ediyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Değerli Katılımcılar, Geçtiğimiz yüzyıl bir taraftan iki dünya savaşına sahne olmuş ve ağır bedeller ödemiştir. Diğer taraftan da ideolojiler arasındaki gerilime, ülkeler arasındaki kamplaşmaya, ekonomik mücadelelere ve küreyi baştanbaşa etkisi altına alan Soğuk Savaş şartlarına ortam hazırlamıştır. Üstelik 1980’li yılların sonunda tek kutuplu bir görünüme bürünen küresel sistem yeni ve daha karmaşık sorunlara davetiye çıkarmıştır. 20.yüzyılın bu kasvetli, gergin ve güvensiz yapısı, ister istemez içinde bulunduğumuz yüzyıla birçok sorunu miras olarak bırakmıştır. Anlaşılmaktadır ki; terör, baskı, ekonomik krizler, sefalet, işsizlik, silahlanma çabaları, saldırganlık eğilimlerindeki artışlar ve çevre felaketleri konusundaki alarm zilleri insanlığın bu çağda da karşılaştığı başlıca sorun alanları arasında yer alacaktır. Özellikle kilit pazarlar, enerji rezervleri ve stratejik kaynaklar üzerindeki paylaşım kavgalarının artarak devam etmesi gelecek açısından ümitli olmamıza ne yazık ki mani olmaktadır. Bu itibarla küreselleşmenin yol göstericiliğinde huzurlu, güvenli, müreffeh bir küresel nizam tesisinin önünde birçok güçlükler vardır. İlave olarak diyebiliriz ki, küreselleşme denilen çok boyutlu süreç, en başta ekonomik uçurumu derinleştirmekte ve beraberinde durgunluğu, siyasi istikrarsızlıkları ve kültürel yavancılaşmayı arttırmaktadır. Bundan kaynaklı şiddet dalgasının ise; yerel, bölgesel ve küresel ölçekteki toplumsal kaosun hızlanmasında belirleyici olacağı görülmektedir. Adil, adaletli, özgür ve eşitlik ilkelerine dayalı küresel ilişkiler ağının kurulması konusundaki isteksizlikler ve engeller geniş problem alanlarının ortaya çıkacağına işaret etmektedir. Karşımızda güçlü olanın dilediğini yaptığı, kafasına koyduğu planı uyguladığı ve farklı mazeretleri ileri sürerek güç gösterilerine soyunduğu bir manzara bulunmaktadır. Bu garabetin sözde parolaları arasında ise; umudu yeniden yaratmak, haklı dava, özgürleştirmek, farklılığa saygı, demokrasiyi getirmek, barış harekâtı gibi iddialar ve aldatmacalar en göze çarpanlardan bazılarıdır. Yine benzeri tarz ve propagandaya ekonomi alanında da şahit olmamız mümkündür. Etik ticaret, dayanışmacı ekonomi, dışlanmışlıkla mücadele, sürdürülebilir kalkınma, insani yardım, insani müdahale gibi hepimizin üzerinde ittifak sağlayacağı kavramlar maalesef hegemonya mücadelelerinde araç haline getirilmekte ve küresel güç merkezlerinin elinde gerçek niteliklerinden saptırılmaktadır. Sadece ve sadece stratejik ve ekonomik çıkarların doğrultusunda yapılan bu temennilerin içinin ne kadar boş ve temelsiz olduğu bu zamana kadarki tecrübelerle sabittir. Ne kadar görmezden gelinse de bugün yeryüzünün...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>İş Hayatının Sayın Temsilcileri,</strong></p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Muhterem Katılımcılar,</strong></p>
<p><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Ülkemizin ve Dünya’nın kritik günlerden geçtiği bir süreçte, sizlerle bir araya gelmekten dolayı son derece bahtiyarım.</p>
<p>Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, 12 Haziran 2011 tarihinde Milletvekilliği Genel Seçimleri yapılacaktır.</p>
<p>Zaman gittikçe daralmakta, millet iradesinin kesin hükmü için geri sayım hızla devam etmektedir.</p>
<p>Böylesine anlamlı, hayati ve Türkiye’nin  geleceğini yakından etkileyecek olan Milletvekilliği Genel Seçimleri  öncesi sizlerle bir araya gelmek ayrı bir değere sahiptir.</p>
<p>Siz Adanalı işadamlarımızla ülkemizin  meselelerini konuşmak ve görüş alışverişinde bulunmak son derece yararlı  sonuçlar verecektir. İnancım bu yöndedir.</p>
<p>Bu güzide şehirden ülkemizin sanayisine ve ticaret hayatına çok ciddi katkılar vermiş önemli şahsiyetler yetişmiştir.</p>
<p>Türkiye’nin gururu olmuş, sanayileşmede ve ülke  ekonomisinin gelişmesinde sürükleyici bir özelliğe sahip Adanalı  hemşerilerimin arasında bulunmak benim için ayrı bir anlam ve öneme  sahiptir.</p>
<p>Bu akşam öncelikle, parti olarak Türkiye  ekonomisine bakışımızı, hedeflerimizi ve bu alandaki vizyonumuzu  sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Elbette ekonomiyi siyasetten, toplum  gerçeklerinden, bölgesel ve küresel gelişmelerden ayıramayacağımızdan  dolayı, değerlendirmelerimin arasında bunlara da yer vermeyi  düşünüyorum.</p>
<p>Beni dinleme zahmetine katlanacağınızdan dolayı sizlere şimdiden teşekkür ediyorum.</p>
<p>Hepiniz hoş geldiniz.</p>
<p><strong>Değerli Katılımcılar,</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yüzyıl bir taraftan iki dünya savaşına sahne olmuş ve ağır bedeller ödemiştir.</p>
<p>Diğer taraftan da ideolojiler arasındaki  gerilime, ülkeler arasındaki kamplaşmaya, ekonomik mücadelelere ve  küreyi baştanbaşa etkisi altına alan Soğuk Savaş şartlarına ortam  hazırlamıştır.</p>
<p>Üstelik 1980’li yılların sonunda tek kutuplu bir  görünüme bürünen küresel sistem yeni ve daha karmaşık sorunlara  davetiye çıkarmıştır.</p>
<p>20.yüzyılın bu kasvetli, gergin ve güvensiz  yapısı, ister istemez içinde bulunduğumuz yüzyıla birçok sorunu miras  olarak bırakmıştır.</p>
<p>Anlaşılmaktadır ki; terör, baskı, ekonomik  krizler, sefalet, işsizlik, silahlanma çabaları, saldırganlık  eğilimlerindeki artışlar ve çevre felaketleri konusundaki alarm zilleri  insanlığın bu çağda da karşılaştığı başlıca sorun alanları arasında yer  alacaktır.</p>
<p>Özellikle kilit pazarlar, enerji rezervleri ve  stratejik kaynaklar üzerindeki paylaşım kavgalarının artarak devam  etmesi gelecek açısından ümitli olmamıza ne yazık ki mani olmaktadır.</p>
<p>Bu itibarla küreselleşmenin yol göstericiliğinde  huzurlu, güvenli, müreffeh bir küresel nizam tesisinin önünde birçok  güçlükler vardır.</p>
<p>İlave olarak diyebiliriz ki, küreselleşme  denilen çok boyutlu süreç, en başta ekonomik uçurumu derinleştirmekte ve  beraberinde durgunluğu, siyasi istikrarsızlıkları ve kültürel  yavancılaşmayı arttırmaktadır.</p>
<p>Bundan kaynaklı şiddet dalgasının ise; yerel,  bölgesel ve küresel ölçekteki toplumsal kaosun hızlanmasında belirleyici  olacağı görülmektedir.</p>
<p>Adil, adaletli, özgür ve eşitlik ilkelerine  dayalı küresel ilişkiler ağının kurulması konusundaki isteksizlikler ve  engeller geniş problem alanlarının ortaya çıkacağına işaret etmektedir.</p>
<p>Karşımızda güçlü olanın dilediğini yaptığı,  kafasına koyduğu planı uyguladığı ve farklı mazeretleri ileri sürerek  güç gösterilerine soyunduğu bir manzara bulunmaktadır.</p>
<p>Bu garabetin sözde parolaları arasında ise;  umudu yeniden yaratmak, haklı dava, özgürleştirmek, farklılığa saygı,  demokrasiyi getirmek, barış harekâtı gibi iddialar ve aldatmacalar en  göze çarpanlardan bazılarıdır.</p>
<p>Yine benzeri tarz ve propagandaya ekonomi alanında da şahit olmamız mümkündür.</p>
<p>Etik ticaret, dayanışmacı ekonomi,  dışlanmışlıkla mücadele, sürdürülebilir kalkınma, insani yardım, insani  müdahale gibi hepimizin üzerinde ittifak sağlayacağı kavramlar maalesef  hegemonya mücadelelerinde araç haline getirilmekte ve küresel güç  merkezlerinin elinde gerçek niteliklerinden saptırılmaktadır.</p>
<p>Sadece ve sadece stratejik ve ekonomik  çıkarların doğrultusunda yapılan bu temennilerin içinin ne kadar boş ve  temelsiz olduğu bu zamana kadarki tecrübelerle sabittir.</p>
<p>Ne kadar görmezden gelinse de bugün yeryüzünün büyük bir bölümü açlık ve yoksullukla adeta boğuşmaktadır.</p>
<p>Nitekim Dünya üzerinde yaklaşık bir milyar insan yiyecek ekmek dahi bulamamaktadır.</p>
<p>İçecek temiz suyu olmayan, başını sokacağı  meskeni bulunmayan ve yarınlardan umudunu kesmiş milyarlar esasen  insanlığın en büyük açmazı olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Bu kötü ve içler acısı duruma yüreklerini ve  vicdanlarını kapatan gelişmiş ülkeler ve kontrol altında tuttukları  uluslararası kurumlar eminim ki beşeriyetin vicdanında ilelebet mahkûm  olacaklardır.</p>
<p>Var olan küresel sistemin tüm yönleriyle  dengesiz ve adaletsiz bir içeriğe sahip olduğunu hiçbir kuşkuya yer  bırakmayacak biçimde ifade edebiliriz.</p>
<p>Bakınız, bir yanda servetin, gelirin ve  teknolojik gelişmelerin üst üste yığıldığı ülkelerin belirleyiciliği ve  etkinliği alabildiğine yaygınlaşırken,</p>
<p>Diğer yanda ekonomik sorunlara teslim olmuş,  kimlik kavgalarından yorulmuş, etnik kargaşanın eşiğinde bulunan ve  kendi köklerinden kopma aşamasına gelmiş aralarında bizim de yer  aldığımız ülkelerin varlığı hepimizin içi acıyarak şahit olduğu  gerçekler arasındadır.</p>
<p>Dünyanın her tarafında artan ekonomik ve siyasi  gerilimin kökeninde, elbette tarihsel faktörlerin ve dünden devralınan  emperyal mirasın katkısı çok fazladır.</p>
<p>Şaibeli ve insanlık değerleriyle bağdaşmayan  sömürgeci zihniyetle, kaynaklara ulaşıp zenginleşen ülkelerin, bugünkü  çağda demokrasi ve özgürlük savucusu kesilmeleri de bir bakıma kürenin  en büyük çelişkisi ve talihsizliği olmuştur.</p>
<p>Ne yazık ki, açgözlülük, bencillik, adaletsizlik  ve ihtiras kürenin bir bölümünün istikrarsızlıkların ve kaosların içine  girmesine yol açmış ve bunun sarsıntıları bu yüzyıla kadar artarak  devam etmiştir.</p>
<p>Aslına bakılırsa, başta ülkemiz olmak üzere,  gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerin yaşadıkları sorunların büyük bir  bölümünü burada aramak ve varlığını sürdüren küresel tasarımın  altındaki büyük haksızlığı ve adaletsizliği açıklıkla itiraf etmek  gerekmektedir.</p>
<p>Güçlünün kazandığı ve sözünün geçtiği mevcut  küresel sistemin, sahip olduğu dengesizlikler ve çarpıklıklar artık  sürdürülemeyecek noktaya kadar gelmiştir.</p>
<p>İnsanlığın daha iyi ve güzele olan talebi ve  bunlara ulaşma gayreti, önümüzdeki yıllarda oyun kurucuların yeniden  değişeceği bir dönemin ortaya çıkacağını şimdiden bize göstermektedir.</p>
<p>Özellikle maliyeti çok ağır olan küresel  ekonomik krizin ortaya çıkardığı gerçekler arasında; geleneksel güç  merkezlerinde yaşanan kaymaların tetikleyeceği yeni bir ilişki ağına  gidişin emareleri bulunmaktadır.</p>
<p>Yüzyıllardır sürekli değişen ve farklı bir  noktada dengeye oturan küresel sistemin, önümüzdeki süreçte buna bir kez  daha muhatap olması kaçınılmaz gibi durmaktadır.</p>
<p>Ülke olarak bu gelişmeleri iyi okumamız ve şimdiden gerekli tedbirleri almamız çok önemli ve hayati bir nitelik taşımaktadır.</p>
<p>En başta Türk girişimcisinin, başkent Ankara’dan  küreye doğru uzanışındaki, kavrayışındaki isabeti ve mahareti  inanıyorum ki milletimizi her alanda tekrar güçlü bir konuma  getirecektir.</p>
<p>Bu nedenle siz değerli sanayicilerimizin ve iş  adamalarımızın hem ülkemizde hem de Dünya’da daha fazla yatırım yapması,  kar elde etmesi, yeni iş sahaları oluşturması her alandaki gelişmelerin  sağlıklı analiziyle mümkün olacaktır.</p>
<p>Milli ve üreten bir ekonomik sistemi merkezine  alan Türkiye’nin müteşebbis gücünün eşliğinde gerçek anlamda sözü  dinlenen ve belirleyici bir ülke olması kaçınılmazdır.</p>
<p>Ne var ki Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik  gücünü harekete geçirmekten aciz ve bihaber olan sorumluluk sahibi  siyasi zihniyetin, sadece küresel alana eklemlenme niyetiyle avunması ve  üstelik bunu da taviz ve teslimiyet döngüsü içine hapsolarak yapması bu  zamana kadar hayırlı ve faydalı bir sonuç vermemiştir.</p>
<p>Üstelik toplumsal huzurumuz zayıflamakta ve birlikte yaşama ülküsü sürekli saldırılara maruz kalmaktadır.</p>
<p>Bu halde küresel alanda sözü dinlenir bir ülke olmamız hayaldir, aksini söyleyenler ise iyi niyetli ve dürüst değillerdir.</p>
<p>Şehit kanlarıyla çizilmiş sınırlarımızın  tartışıldığı, üniter yapımızın sorgulandığı, kardeşliğimizin ve milli  kabullerimizin değersizleştirilmeye uğraşıldığı bir ortamda, gelişmeden,  zenginleşmeden ve itibarı artan bir ülke olduğumuzdan bahsetmek  basiretini ve idrakini kaybedenlerin kötü bir oyunundan başka bir şey  değildir.</p>
<p>Siyasi sorumluluk üstlendiği ülkesinin iç  sorunları katlanırken, dışarıda sıfır sorun hezeyanlarıyla vakit geçiren  bir hükümet etme anlayışının etkinliğinden, ciddiyetinden ve  samimiyetinden de bahsedilemeyecektir.</p>
<p>Bölgesinde cazibe merkezi olmaya talip ve  hakikaten sözü dinlenir ülke haline gelmemiz için ekonomik ve siyasal  alanlarda istikrarlı ve kudretli olmak tartışmasız bir gerekliliktir.</p>
<p>Bunlar olmadan, yalnızca sözde ve propaganda  düzeyinde, ülke olarak itibarımızın arttığını ileri sürmek yalandır,  sanaldır ve aldatmadan başka bir anlama gelmeyecektir.</p>
<p>Arkasına ekonomik gücünü alamamış, askeri  caydırıcılığını sağlayamamış, coğrafyadan kaynaklanan üstünlüğünü  gösterememiş ve beşeri varlığını huzura erdirememiş bir ülkenin küresel  düzlemde belirleyici olmasına tarih henüz tanıklık etmemiştir.</p>
<p>Eğer bugün ABD’nin küresel sistemdeki  kuvvetinden ve etkinliğinden söz ediliyorsa, bu söylediklerimi  siyasetinin ana ekseni yapmasıyla mümkün olduğunu hatırlardan çıkarmamak  gerekmektedir.</p>
<p>60 trilyon doları geçen Dünya toplam gelirinin,  yüzde 21’ne yakınını alan ABD’nin, var olan askeri gücüyle iç içe geçmiş  bu ekonomik gücü sayesinden kıtalar arasındaki sorun alanlarına  doğrudan müdahale ettiği ve yönlendirdiği hepimizce bilinmektedir.</p>
<p>Ortadoğu’daki çalkantıları, yönetimlerin  devrilmesini, arkasındaki unsurları, hedeflenenleri bu çerçevede ele  almak daha doğru olacaktır.</p>
<p>Ülkemizin ise insanlığın toplam gelirinden  aldığı yüzde 1,2’lik payla ne yapacağı, sözünün nasıl dinleneceği ve  hangi tarihsel hatıraları canlandırarak sürükleyici ve tayin edici bir  konuma yükseleceği ise belirsiz olduğu kadar da şüphelidir.</p>
<p>Üstelik ordumuzun darbeci olarak gösterilmeye  çalışıldığı ve sindirilmek için özel bir gayret sarfedildiği bir  ortamda, vatanımızı parsellemeyi hedefine koymuş olan bölücü mihraklar  da şımartılmışken güçlü ve bölgemizde istikrar abidesi olduğumuza  yönelik iddialar tam bir karartma ve safsatadan ibarettir.</p>
<p>Bugün vatanımızı bölmek için zehir ve ölüm saçan bir terörist başının ev şartlarında cezasını çekmesi konuşulmaktadır.</p>
<p>Seçimler öncesi, terörle işbirliği ve diyalog arayışının daha da belirginlik kazandığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin huzuru kaçmaktadır ve insanımız tüm karşı iddialara rağmen geleceğinden umutsuz ve endişelidir.</p>
<p>Uzayan darbe iddiaları, peşi sıra ve sistematik  bir hale getirilen gözaltılar, hukukun siyasallaştırılması, sürekli  tedirgin ve korku içinde kıvranan ve cephelere bölünen toplum yapısı,  yoksulluk ve işsizlik gibi sosyo-ekonomik afetler millet olarak  enerjimizi en çok heba eden konu başlıklarından bazılarıdır.</p>
<p>Bu durum çerçevesinde, başımızı kaldırıp küresel sistemde güçlü, kudretli, tayin edici ve yönlendirici olmamız mümkün değildir.</p>
<p>İşte bu yüzden Türkiye dengesini ve istikrarını kaybetmiş bir ülke görüntüsü çizmektedir.</p>
<p>Ekonomik dinamizmini yitirmiş, başkalarının yazdığı ve sahnelediği oyunda figüran olmaya razı olmuş bir ülke tablosu ortadadır.</p>
<p>Bize göre bu ifadeye çalıştığım karanlık ve  kaygılandırıcı Türkiye gerçeğinden hepimizin rahatsızlık duyması  normaldir ve gereklidir.</p>
<p>Zira daha iyiyi aramak için, evvela sorunu teşhis etmek ve özellikle Dünya’da nerede durduğumuz iyi belirlemek lazımdır.</p>
<p>Her duyarlı, sorumlu ve hassas vatan evladının; ağırlaşan sorunlar karşında tepkisiz kalması mümkün değildir.</p>
<p>Öncelikle, siz değerli Adanalı sanayici ve ticaret erbabı kardeşlerimin buna sessiz durması kuşkusuz imkânsızdır.</p>
<p><strong>Muhterem Misafirler,</strong></p>
<p>Bugün gelişmiş ve zenginleşmiş ülkelerin ortak  özelliğine baktığımızda hepsinde köklü, gelenekleri olan ve yaşadıkları  toplum için fedakârlıklarda bulunan ekonomik aktörlerin ve müteşebbis  zihniyetlerin bulunduğunu görürüz.</p>
<p>Özellikle sosyal ve ekonomik özelliklerin,  üretim tekniklerinin ve tarihsel şartların bir araya gelmesiyle sermaye  sahibi güçlü girişimci kitlesi oluşmuştur.</p>
<p>Demokrasinin gelişmesinde, hukuk ve adalet  ilkelerinin kurumsallaşmasında, ulus-devlet yapısının hayat bulmasında  ve kitle üretiminin gerçekleşmesinde sermaye sahiplerinin önemli katkısı  söz konusudur.</p>
<p>Bununla birlikte demokrasiye ekonomik bir nitelik kazandıran gelişmelerin arkasında da bu gerçekler yer almaktadır.</p>
<p>Ne var ki meseleye ülkemiz bağlamında  baktığımızda; tam ve istenildiği gibi müteşebbis yapısına ulaştığımızı  söylememiz çok zordur.</p>
<p>Özellikle 19.yüzyılın başından beridir  kalkınmanın ve ekonomik gelişmenin sağlanabilmesi için sağlıklı bir  sermaye birikimine ulaşamadığımız bir hakikattir.</p>
<p>Tanzimat yılları özel teşebbüse hareket alanı  kazandırmayı, onun emniyetini sağlamayı amaçları arasında tayin etse de,  ortaya çıkan sonuç maalesef yerli zanaatların yıkılması ve aracıların  palazlanması şeklinde somutlaşmıştır.</p>
<p>Meşrutiyet yılları bunun farklı şekillerde  devamına neden olmuş ve Cumhuriyet’e kötürüm, aksak ve yetersiz bir  girişimci zihniyetinin devrolunmasına kapı aralamıştır.</p>
<p>Mukayeseli bir üstünlüğe sahip, ekonomik  yeniliklere açık, gözünü ve dikkatini Dünya’nın her tarafına dikmiş  girişimci ruhunun oluşması istediğimiz ve hedeflediğimiz biçimde  gerçekleşememiştir.</p>
<p>Şüphesiz bunda da en başta ülke yönetiminde bulunanların sorumluluğu ve ihmali çok fazladır.</p>
<p>Çok şükür bazı eksik ve sorunlarına rağmen,  içinden geçtiğimiz zaman diliminde Türk girişimcisinin zinde, rekabetçi  özelliğini güçlendiren ve sürekli gelişen bir tempo içinde olduğunu  sevinerek söylemek istiyorum.</p>
<p>Ne var ki bunun yeterli olmadığını ve daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu da biliyor ve inanıyorum.</p>
<p>Zira küresel rekabetin acımasız ve kural tanımadan ilerlediği hepinizin malumudur.</p>
<p>Maliyet ve işgücü avantajına sahip, teknolojik  yenilikleri sürdürülebilir bir hale getirmiş, üretimlerini ve  pazarlarını kürenin her tarafına yaygınlaştırmış, hepsinden önemlisi de  arkalarına ülkelerindeki siyasi yönetimlerin desteğini almış şirketler  rekabetçi üstünlüğü ellerinde tutmaktadırlar.</p>
<p>Bugün Dünya’nın her tarafında yatırım yapan,  tesis ve fabrika açan, istihdam yaratan, gelir ve kazançlarını katlayan  küresel şirketlerin, başlangıçta beli bir aşamaya kadar kendi devletleri  tarafından korunduğu bir gerçektir.</p>
<p>Zamanımızın serbest piyasa sözcülerinin; kendi  endüstrilerini, sanayilerini desteklemek için hangi politikaları ve  korumacı uygulamaları hayata geçirdiğini gayet net olarak biliyoruz.</p>
<p>Bunun için, Türk şirketlerinin daha güçlü ve  rekabetçi avantaja ulaşabilmeleri için siyaset kurumuna büyük görevler  düştüğü tartışmasızdır.</p>
<p>En başta sermaye birikimine engel teşkil eden  faktörleri ortadan kaldırmak ve girişimcileri rahatlatacak ve önlerini  açacak politikalara çok ihtiyaç vardır.</p>
<p>Sosyal, siyasal, hukuki ve ekonomik yapının bu amaca dönük reforma tabi tutulması bir gereklilik ve mecburiyettir.</p>
<p>Unutmayalım ki, Türk girişimcisi kar elde ettiği  ölçüde milli gelirimize katkı sağlayacak, istihdama destek olacak ve  milletimizin sesini her tarafa duyuracaktır.</p>
<p>Küresel güç olmanın ve lider ülke hedefine ulaşmanın en önemli yollarından birisi de budur.</p>
<p>Eğer bugün Türkiye’nin yeterli ve kabul  edilebilir bir gelişme sürecine giremediğini tartışıyorsak, bunun en  başta gelen nedenlerini öncelikle sermaye birikimini elinde tutacak ve  yönlendirecek girişimcilerimizin eksikliğinde aramak gerekmektedir.</p>
<p>Kalkınma mücadelelerine bizden sonra başlamış  milletlerin dahi ülkemizi geride bırakmasının ve aramızdaki mesafenin  gün geçtikçe açılmasının gerisinde bu gerçekler yatmaktadır.</p>
<p>Yanlış ekonomi politikaları, çatışma ve kavga  temelli siyaset uygulamaları ne yazık ki Türk girişimcisinin hak ettiği  ve beklediği ilgiden mahrum bırakmış ve kendi kaderlerine terk  edilmelerine neden olmuştur.</p>
<p>Biz parti olarak bu gerçeklerin fazlasıyla  bilincindeyiz ve sizler olmadan Türkiye’nin parıltılı ve iftihar  edilecek bir seviyeye ulaşamayacağına inanıyoruz.</p>
<p>El birliği yaparak, güç birliğini hayatın her  alanına taşıyarak, karşılıklı yükümlülüklerimizi ihmal etmeden aziz Türk  milletini çağlarına ötesine sıçratmanın mümkün ve gerekli olduğunu  düşünüyoruz.</p>
<p>Türk girişimcisinin küreselleşmenin soğuk  sularında, küresel rekabetin insafsız ve izansız sahasında çaresizce  çırpınmasına ve soluksuz kalmasına razı olamayız.</p>
<p>Türk’ün adını, Türkiye’nin kudretini, bayrağımızın varlığını binlerce kilometre uzağa taşıyacak olan ilk önce sizlersiniz.</p>
<p>Demokrasinin güçlenmesinde, ekonominin  gelişmesinde, milli ve üniter devlet sistemimizin ayakta kalmasında Türk  girişimcisinin çaba ve gayreti belirleyici bir rol oynayacaktır.</p>
<p>Ülkemizin uzunca bir süredir içinde bocaladığı  belirsizlik ve güvensizlik ikliminden kurtulabilmesi için birlikte  yaşamanın cazibesine tekrar kavuşabilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Toplumsal barışın, karşılıklı saygının, kardeşçe  yaşamanın kurumsallaşmasında ve ekonomik gücün elde edilmesinde siz  değerli arkadaşlarımın katkılarına çok ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bunu da her birinizin göstereceğinden şüphe  duymuyorum ve Türk müteşebbis ruhunun ülkesi için fedakârlıktan  kaçınmayacağına, üzerine düşen her sorumluğu yerine getireceğine  içtenlikle inanıyorum.</p>
<p><strong>İş Hayatının Değerli Temsilcileri,</strong></p>
<p><strong>Muhterem Katılımcılar,</strong></p>
<p>Siyasetçi özelliğimin yanı sıra, bir iktisatçı  olarak da açıkça söyleyebilirim ki, Türkiye ekonomisi halen belini  doğrultabilmiş değildir ve krizin pençeleri ekonomik bünyeyi yerle bir  etmiştir.</p>
<p>Bunun bütün sancılarını sizler yaşadınız ve yaşamaya da devam ediyorsunuz.</p>
<p>Siparişleriniz kesildi, kredi almakta ve yeni yatırım yapmakta büyük zorluklar yaşadınız.</p>
<p>Kapasitelerinizi azalttınız, işyerlerinize kilit vurdunuz, dönen çarklarınızı durdurmak zorunda kaldınız.</p>
<p>Son aşamaya kadar beklediniz, ancak bir umut kapısı açılmayınca mecburen birçok çalışanınızla yolunuzu ayırdınız.</p>
<p>Biriken borçlarınızı ödeyemediniz, borçlarınızı çeviremediniz.</p>
<p>İhracat kanallarının tıkanmasından ve iç talebin  bıçak gibi kesilmesinden dolayı gelirleriniz azaldı ve ayakta kalmak  için adeta çırpındınız.</p>
<p>Bazılarınız işlerini tasfiye etti, işini değiştirdi ve ne yazık ki iflas edenler oldu.</p>
<p>Emek emek bugünlere getirdiğiniz şirketleriniz,  ticarethaneleriniz, işletmeleriniz ve firmalarınız ‘bize bir şey olmaz’  diyenleri yalancı çıkarırcasına büyük zararlara uğradılar ve ekonomik  yıkımın eşiğine kadar geldiler.</p>
<p>Sattığınızın yerine yenisini koymakta güçlükler yaşadınız, hatta ürettikleriniz bile elinizde kaldı.</p>
<p>Dünya şartlarına göre son derece yüksek olan faiz baskısından ve vergi yükünden dolayı yüzünüz bir türlü gülmedi.</p>
<p>Hükümetten talimatlı maliye görevlileri işyerlerinizi deyim yerindeyse ablukaya aldı.</p>
<p>Krizin neden olduğu tahribat yetmiyormuş gibi;  hükümet tarafından sizlerin teslim olması, itiraz etmemesi ve sinmesi  için her türlü girişim sergilendi.</p>
<p>Bunları en iyi siz biliyorsunuz ve yaşayan sizlersiniz.</p>
<p>Krizin teğet geçtiğine yönelik sözlere içten içe  öfkelendiniz, hükümetin ilgisizliğine, vurdumduymazlığına ve ekonomik  direnci artırmak için atması gereken adımları geciktirmesine  içerlediniz, ama yine de vazgeçmediniz.</p>
<p>Yıllarınızı sanayi ve ticaret hayatına vermenize  rağmen, kısa sürede iktidar destekli türedilerin önünüze geçirilmesini  kabullenemediniz.</p>
<p>Siz alın terinizle, geceyi gündüze katarak  çalıştınız, çabaladınız, ürettiniz, iş verdiniz, sarfettiniz; ama  özelliği yalnızca hanedana yakın olanların sizden değerli olmasını  kendinize yediremediniz.</p>
<p>Üzülerek ifade etmeliyim ki, başta Adanalı  işadamlarımız olmak üzere, ülkemizin her yöresindeki girişimcilerimizin  yaşadığı sıkıntılar özet olarak bunlardan ibarettir.</p>
<p>Bu ifadeye çalıştıklarımdan daha fazlasına muhatap olduğunuzu biliyorum.</p>
<p>Şüphe etmeyiniz ki, kulun bir hesabı varsa, bunun üstünde ve her şeyden önce Cenab-ı Allah’ın da bir adaleti vardır.</p>
<p>Bu adalet inşallah tecelli edecektir.</p>
<p>Ancak biz, bu dünyada yapılan yanlışların, art  niyetli davranışların, taraflı uygulamaların, iş alemine gösterilen  baskıların hesabını sormakta kararlı ve hazırız.</p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Türkiye zenginleşme, büyüme ve istikrar  sözlerine rağmen; ekonomik tahribatı bütün boyutlarıyla yaşamıştır ve  yaşamaya da devam etmektedir.</p>
<p>Her alanda sorunlar büyümekte ve ekonomik  sistemin itibarı, iş ve aş üretmesi, krizlere karşı koyma kabiliyeti  hala sağlanabilmiş değildir.</p>
<p>Biliyorsunuz, ülkemizin yaşadığı 2009 Büyük Ekonomik krizi ibretlik sonuçlara ve gelişmelere neden olmuştur.</p>
<p>İşsizlik fırlamış, yoksulluk her haneye ulaşmış ve ekonomik çöküşün ağır bedellerine herkes az ya da çok ortak olmuştur.</p>
<p>Özellikle gelir dağılımı adaleti endişe verici bir şekilde bozulmuş durumdadır.</p>
<p>Toplumun en alt gelir grubunda bulunanlar toplam  gelirin yüzde 5,6’sini alırken, en yüksek gelir grubunda bulunanlar bu  gelirin yüzde 46,7’sine sahip olmuşlardır.</p>
<p>Ne hazindir ki gelir farklılığı en yoksul ile en zengin arasında yaklaşık 8,5 kata ulaşmıştır.</p>
<p>Bu adaletsiz ve vicdansız görüntünün giderilmesi ve adaletin sağlanması bizim parti olarak öncelikli yapacaklarımız arasındadır.</p>
<p>Ekonomide adaleti, eşitliği ve özgürlüğü  sağlayamazsak, emin olun ki millet olarak huzur ve mutluluğa ulaşmamız  mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Ayrıca yapılan son araştırmada ülkemizde  hanehalkı başına düşen ortalama yıllık kullanılabilir gelirin 21 bin 293  TL olduğuna dönük iddianın temelsiz ve bir anlam ifade etmeyen uydurma  bir tespit olduğu kanaatini taşıyorum.</p>
<p>İşsizler ve bir geliri olmadan yaşayanlarla  birlikte; Türkiye’de milyonlarca insanımızın da asgari ücret şartlarında  yaşadığı göz önüne alındığında bunun ne kadar hayali bir rakam olduğu  açıklıkla görülebilecektir.</p>
<p>TÜİK tarafından yapılan ve birkaç gün önce  açıklanan yaşam memnuniyeti araştırmasında da; 18 ve daha yukarı  yaşlardaki vatandaşlarımızın yüzde 61,2’sinin mutlu olduğunun ifade  edilmesi kendi içinde tutarsızlıklarla doludur.</p>
<p>Yoksulluğa mahkûm olmuş, işsizlikten bunalmış,  asayişsizlikten dolayı endişeli, toplumsal kamplaşmadan kaygılı ve artan  şiddet vakalarından dolayı korku içindeki insanımızın kendini gerçek  anlamda mutlu hissetmesi bize göre çok zordur.</p>
<p>Türkiye’nin içinde bulunduğu fasit daireden çıkabilmesi mümkündür ve parti olarak hedefimiz de budur.</p>
<p>Güçlü devlet, mutlu millet ve huzurlu fert hedefine ulaşmak hayal değildir.</p>
<p>İnsan eylemlerinin sonucu olan ekonomik, siyasal  ve sosyal sorunlar yine insanın kararlı ve azimli mücadelesiyle ortadan  kalkabilecektir.</p>
<p>Bizim için öncelikli hedef üreten ve milli kaygıları gözeten bir ekonomik sistemi kurmak ve işlemesini sağlamaktır.</p>
<p>İnsanımızın ve iş hayatının mutlu ve refah içinde olacağı bir ekonomik yapıya ulaşmak asla hayal değildir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de her bir ferdimiz araya sıkışmış,  derinleşen ve kökleşen ekonomik sorunlarından dolayı, olması gereken ve  layık olduğu yaşam standardının çok gerisine düşmüştür.</p>
<p>Ekonomik konularda yeni ve yerli bir zihniyetin varlığı bize göre bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Bunu planlamadan, gerekli fikri olgunluğu  yakalamadan ekonominin girdiği sorunlarla dolu süreçten kısa sürede  çıkması mümkün olmadığı gibi, yaşanılacak tahribatın etkisi ne yazık ki  büyük olacaktır.</p>
<p>Ekonomik ve sosyal kalkınmanın gerçekleşmesinde  gösterilecek heyecanın ve mücadeleci zihniyetin daha iyi günlere  ulaşmamamızda başlıca etken olacağı açıktır.</p>
<p>Her sorunun mutlaka bir çözümü vardır ve  isteyen, iyi niyetini koruyan ve kesinlikle milletimizin geleceğine  kendisini adayanlar çare ve çıkış yollarını inşa edebileceklerdir.</p>
<p>Mesela işsizlik bunlar arasındadır.</p>
<p>Bize göre, işsizliğin çözümü imkânsız değildir.</p>
<p>Başlangıç olarak; gerekli olanın kararlı bir  hükümet etme anlayışı, bunu tamamlayacak donanımlı kadrolar ve  beraberinde iyi tasarlanmış sosyal ve ekonomik politikalar olduğu  tartışma götürmez bir gerçektir.</p>
<p>İşsizliğin yakıcı etkisini azaltabilmek ve  sosyal devletin zorunlu bir ön şartı olarak iş güvencesi ve işe iadeyi  yeniden ve öncelikle sağlamak için lazım gelen önlemlerin alınması  yerinde olacaktır.</p>
<p>Ayrıca, ekonomiyi canlandırıcı bir önlem olarak,  verilecek işletme kredilerinin; üretim ve istihdam şartı ile uzun  vadeye yayılmış bir biçimde uygulamaya sokulması işsizliğin yayılmasının  önüne geçebilecektir.</p>
<p>İşsizliğin etkisini azaltabilmek için, üretimi  ve özellikle ara malı üretimini teşvik edecek bir politika  geliştirilmeli, nihai ürün içinde yerli katma değer oranını artıracak  teşvik politikaları uygulanmalıdır.</p>
<p>Yatırım yapan, üretim ve ihracat artışıyla  istihdam sağlayan siz değerli girişimcilerimize de vergi indirimi ve  kolaylıkları mutlaka sağlanmalıdır.</p>
<p>Ulaştırma, enerji ve diğer girdi maliyetlerinin  sizleri nasıl zorladığını ve girdi maliyetlerinizi yükselterek rekabetçi  özelliğinize zarar verdiğini biliyorum.</p>
<p>Parti olarak, tasarladığımız üreten ve güçlü ekonomik modelimizde bunları ayrıntılarıyla düşündük ve gerekli tedbirleri aldık.</p>
<p>Unutmayalım ki, ekonominin merkezinde insan vardır.</p>
<p>Ve her niyet, hedef ve plan insanın mutluluğuna dönük olmalıdır.</p>
<p>Bu itibarla, ekonominin ve iş hayatının kültürel  gerçeklerimizden, sosyolojik özelliklerimizden, ahlak ve gelenek  kriterlerimizden azade olması asla doğru olmayacaktır.</p>
<p>Türk milletinin kendine has yaklaşımı, toplumsal ilişki ağı, ekonomik konulara bakışı söz konusudur.</p>
<p>Sosyal ihtiyaçları gözetmeyen ve yalnızca piyasa  dengelerine odaklanmış, psikolojik gerçekleri dışlayan, rakamlara,  oranlara ve yüzdelere dalmış ekonomi politikalarının başarı şansı  yoktur.</p>
<p>Biz ekonomi politikalarımızın merkezine insanı ve üreten, çalışan bir zihniyeti koyduk.</p>
<p>Bunu başarmanın şartı, öncelikle Türkiye’nin  teslimiyetçi ruh hâlinden kurtulması ve Türk Milletinin özünü temsil  eden değerlere yönelmesinden geçmektedir.</p>
<ul>
<li>Kendi milli ve tarihi değerleri ile barışık,</li>
<li>Sorun çözme kabiliyeti olan etkin bir devlet düzeni kurmuş,</li>
<li>Ülkenin kaynaklarını seferber edecek milli bir ekonomi modeli uygulamaya koymuş,</li>
<li>Ve küresel sistemde saygın konuma  gelmiş güçlü bir Türkiye; 21’inci yüzyılda dünya siyasetinde ve ekonomik  hayatında söz sahibi olacaktır.</li>
</ul>
<p>Bu çerçevede; her bakımdan güçlenme ve kalkınma  hamlesi yapacak olan ülkemizi Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı olan 2023  yılında,  “Lider Ülke” konumuna taşımayı hedefliyoruz.</p>
<p>Bunun içinde önümüzdeki 24., 25. ve 26 yasama  dönemlerinde tek başına iktidar olmayı amaçlıyoruz. Nitekim  çalışmalarımız, gayretimiz de bu yöndedir.</p>
<p>Parti olarak, 2023 yılına kadar Türkiye’nin şu temel hedeflere ulaştırılmasını öngörüyor ve hedef olarak benimsiyoruz:</p>
<ul>
<li>Ekonomik ve teknolojik gelişmeyi  sağlamak; üretim kapasitesini, sanayi ve enerji alt yapısını dünya  ölçülerinin üzerine çıkarmak,</li>
<li>Tarımda kendi kendine yeterli hale gelmek,</li>
<li>İşsizlik ve yoksulluğu ortadan kaldırmak,</li>
<li>Gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek,</li>
<li>Sosyal güvenlik ve sosyal adaleti bütün icaplarıyla tesis etmek,</li>
<li>Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması ve vergi adaletini sağlamak</li>
<li>Doğal kaynakları en rasyonel ve optimum düzeyde değerlendirmek,</li>
<li>Köklü bir eğitim reformu gerçekleştirmek ve bilgi toplumu dönüşümünü tamamlamak,</li>
<li>Vatandaşlarımızın kimseye muhtaç olmayacağı ve insanca yaşayacağı bir düzeni oluşturmaktır.</li>
</ul>
<p>Adaletli olmaya, eşitlik içinde yaklaşmaya ve  katma değer üreten siz değerli girişimcilerimize her türlü kolaylığı  sağlamaya her zaman kararlıyız.</p>
<p>Bu toplantı vesilesiyle sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duydum.</p>
<p>Kısa da olsa, genel hatlarıyla ekonomi perspektifimizi, Dünyaya ve ekonomik ilişkilere nasıl baktığımızı sizlerle paylaştım.</p>
<p><strong>Katılımlarınızdan dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-isadamlarina-yonelik-yapmis-olduklari-konusma-metni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-isadamlarina-yonelik-yapmis-olduklari-konusma-metni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM 24. Dönem Milletvekili Genel Seçimi hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-24-donem-milletvekili-genel-secimi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-24-donem-milletvekili-genel-secimi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2011 20:41:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2375</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi 3 Mart 2011 tarihinde genel seçimin yenilenmesini ve 24. Dönem Milletvekili Genel Seçiminin 12 Haziran 2011 Pazar günü yapılmasını kararlaştırmıştır. Bu suretle seçim süreci işlemeye başlamıştır. Türkiye, AKP’nin dokuzuncu yılına giren iktidar döneminin her alandaki yıkım ve tahribatının giderek ağırlaştığı bir bunalım ortamında genel seçimlere gitmektedir. Seçim sandığı 100 gün sonra emanetin sahibi aziz milletimizin önüne gelecektir. 12 Haziran 2011 seçimleri çok partili siyasi hayatımızın en kritik seçimi olacaktır. Sandık başında tecelli edecek milli irade, millet ve devlet olarak geleceğimizi ve kaderimizi belirleyecektir. ●      Seçim sürecinin gerginlik ve tahriklerden uzak, huzurlu ve güvenli bir ortamda geçmesi demokrasimizin geleceği bakımından hayati önem taşımaktadır. Dürüst, adil ve eşitlik esasına dayalı seçimler demokrasinin temelidir, vazgeçilmez ön şartıdır. Bu sürece şaibe düşmesi, hile karışması ve gölgelenmesi, demokratik rejimi lekeleyecek ağır bir darbe teşkil edecektir. Böyle bir gelişmenin hiç kimsenin altından kalkamayacağı çok ağır ve ciddi sonuçları ve yansımaları olacağı unutulmamalıdır. Demokrasilerde iktidarların değişeceği yegâne meşru vasıta ve zemin hür ve serbest seçimlerdir. Bunun dışındaki yol ve yöntemler, demokratik rejime ve siyasete dışarıdan müdahaleler ve zorlamalar hiçbir şart altında kabul edilemeyecek kanunsuzluklardır. Ancak, unutulmamalıdır ki milli iradenin seçim sandığı başında hiçbir baskı ve tehdidin etkisi altında kalmadan hür ve serbest tecellisi de demokrasinin olmazsa olmaz, mutlak ön şartı ve temelidir. Hukuk ve ahlak dışı yol ve yöntemlerle milli iradenin ifsat edilmesinin adı milli irade dolandırıcılığıdır. Baskı ve tehditle korku salarak oy avcılığı yapmak, maddi çıkar ve rüşvetle vatandaşın namusu olan oyunu çalmaya kalkmak, en az demokrasiyle meşruiyet dışı müdahale ile eş değer bir siyasi sahtekârlıktır. Bu bakımdan önümüzdeki nazik seçim sürecinde başta iktidar partisi olmak üzere herkes ve her kesimin bunu çok iyi anlaması ve buna uygun olarak hareket etmesi elzemdir. ●      Seçimlerin yargı organlarının gözetim ve denetimi altında yapılması Anayasamızın amir hükmüdür. Seçim sürecinin düzen içinde, adil ve dürüst biçimde yönetilmesinden sorumlu Anayasal kuruluş Yüksek Seçim Kurulu’dur. Çok partili siyasi hayatımızın en hayati ve kritik seçimi olacak 12 Haziran 2011 seçimleri sürecinde Yüksek Seçim Kurulu’nun, il ve ilçe seçim kurullarının kanunlarla belirlenen görevlerini dürüst, adil ve tam bir tarafsızlık içinde icra etmeleri büyük önem arzetmektedir. Bu kapsamda; seçmen kütüklerinin eksiksiz olarak düzenlenmesi, mükerrer yazımın önlenmesi, seçim propaganda faaliyetlerinde eşitlik ve adalete riayet edilmesi ve seçimlerde görevlendirilecek kamu görevlilerinin tarafsızlıklarını koruması mutlak bir zorunluluktur. Bunun yanı sıra; sandık başında oy verme işlemlerinin her türlü baskı ve etkiden uzak yürütülmesi, sandık güvenliğinin bütün unsurlarıyla tam olarak sağlanması, oyların sayımı ile ilçe ve il seçim kurullarında birleştirilmesi işlemlerinde adalet ve hukuk yolundan sapılmaması ve bu işlemlerin etkili biçimde denetimi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede bilgisayar destekli merkezi seçim kütüğü sisteminin güvenli olmadığı, oyların sayımı ve sonuçların birleştirilmesi aşamasında sisteme dışarıdan müdahale edilebileceği yolundaki ciddi endişeler, bu süreçte gereken özenle değerlendirilmelidir. Bu amaçla seçim çerçevesinde gelen oyların birleştirilmesi işlemlerinin her aşamasının siyasi partiler tarafından tam olarak izlenmesi ve kaydedilmesi imkânının sağlanması bu alandaki şüphe ve endişeleri kısmen de olsa gidermek bakımından çok önemli ve gereklidir. Mükerrer oy kullanılmasının önlenmesi amacıyla etkili tedbir alınması da aynı şekilde özel önem arzetmektedir. ●      Seçim sürecinde muhalefet partilerine...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türkiye  Büyük Millet Meclisi 3 Mart 2011 tarihinde genel seçimin yenilenmesini  ve 24. Dönem Milletvekili Genel Seçiminin 12 Haziran 2011 Pazar günü  yapılmasını kararlaştırmıştır.</p>
<p>Bu suretle seçim süreci işlemeye başlamıştır.</p>
<p>Türkiye, AKP’nin dokuzuncu yılına giren iktidar  döneminin her alandaki yıkım ve tahribatının giderek ağırlaştığı bir  bunalım ortamında genel seçimlere gitmektedir.</p>
<p>Seçim sandığı 100 gün sonra emanetin sahibi aziz milletimizin önüne gelecektir.</p>
<p>12 Haziran 2011 seçimleri çok partili siyasi hayatımızın en kritik seçimi olacaktır.</p>
<p>Sandık başında tecelli edecek milli irade, millet ve devlet olarak geleceğimizi ve kaderimizi belirleyecektir.</p>
<p>●      Seçim sürecinin gerginlik ve tahriklerden  uzak, huzurlu ve güvenli bir ortamda geçmesi demokrasimizin geleceği  bakımından hayati önem taşımaktadır.</p>
<ul>
<li>Dürüst, adil ve eşitlik esasına dayalı seçimler demokrasinin temelidir, vazgeçilmez ön şartıdır.</li>
</ul>
<p>Bu sürece şaibe düşmesi, hile karışması ve gölgelenmesi, demokratik rejimi lekeleyecek ağır bir darbe teşkil edecektir.</p>
<p>Böyle bir gelişmenin hiç kimsenin altından kalkamayacağı çok ağır ve ciddi sonuçları ve yansımaları olacağı unutulmamalıdır.</p>
<ul>
<li>Demokrasilerde iktidarların değişeceği yegâne meşru vasıta ve zemin hür ve serbest seçimlerdir.</li>
</ul>
<p>Bunun dışındaki yol ve yöntemler, demokratik  rejime ve siyasete dışarıdan müdahaleler ve zorlamalar hiçbir şart  altında kabul edilemeyecek kanunsuzluklardır.</p>
<ul>
<li>Ancak, unutulmamalıdır ki milli  iradenin seçim sandığı başında hiçbir baskı ve tehdidin etkisi altında  kalmadan hür ve serbest tecellisi de demokrasinin olmazsa olmaz, mutlak  ön şartı ve temelidir.</li>
</ul>
<p>Hukuk ve ahlak dışı yol ve yöntemlerle milli iradenin ifsat edilmesinin adı milli irade dolandırıcılığıdır.</p>
<p>Baskı ve tehditle korku salarak oy avcılığı  yapmak, maddi çıkar ve rüşvetle vatandaşın namusu olan oyunu çalmaya  kalkmak, en az demokrasiyle meşruiyet dışı müdahale ile eş değer bir  siyasi sahtekârlıktır.</p>
<p>Bu bakımdan önümüzdeki nazik seçim sürecinde  başta iktidar partisi olmak üzere herkes ve her kesimin bunu çok iyi  anlaması ve buna uygun olarak hareket etmesi elzemdir.</p>
<p>●      Seçimlerin yargı organlarının gözetim ve denetimi altında yapılması Anayasamızın amir hükmüdür.</p>
<p>Seçim sürecinin düzen içinde, adil ve dürüst biçimde yönetilmesinden sorumlu Anayasal kuruluş Yüksek Seçim Kurulu’dur.</p>
<p>Çok partili siyasi hayatımızın en hayati ve  kritik seçimi olacak 12 Haziran 2011 seçimleri sürecinde Yüksek Seçim  Kurulu’nun, il ve ilçe seçim kurullarının kanunlarla belirlenen  görevlerini dürüst, adil ve tam bir tarafsızlık içinde icra etmeleri  büyük önem arzetmektedir.</p>
<ul>
<li>Bu kapsamda; seçmen kütüklerinin  eksiksiz olarak düzenlenmesi, mükerrer yazımın önlenmesi, seçim  propaganda faaliyetlerinde eşitlik ve adalete riayet edilmesi ve  seçimlerde görevlendirilecek kamu görevlilerinin tarafsızlıklarını  koruması mutlak bir zorunluluktur.</li>
<li>Bunun yanı sıra; sandık başında oy  verme işlemlerinin her türlü baskı ve etkiden uzak yürütülmesi, sandık  güvenliğinin bütün unsurlarıyla tam olarak sağlanması, oyların sayımı  ile ilçe ve il seçim kurullarında birleştirilmesi işlemlerinde adalet ve  hukuk yolundan sapılmaması ve bu işlemlerin etkili biçimde denetimi  büyük önem taşımaktadır.</li>
<li>Bu çerçevede bilgisayar destekli  merkezi seçim kütüğü sisteminin güvenli olmadığı, oyların sayımı ve  sonuçların birleştirilmesi aşamasında sisteme dışarıdan müdahale  edilebileceği yolundaki ciddi endişeler, bu süreçte gereken özenle  değerlendirilmelidir.</li>
</ul>
<p>Bu amaçla seçim çerçevesinde gelen oyların  birleştirilmesi işlemlerinin her aşamasının siyasi partiler tarafından  tam olarak izlenmesi ve kaydedilmesi imkânının sağlanması bu alandaki  şüphe ve endişeleri kısmen de olsa gidermek bakımından çok önemli ve  gereklidir.</p>
<ul>
<li>Mükerrer oy kullanılmasının önlenmesi amacıyla etkili tedbir alınması da aynı şekilde özel önem arzetmektedir.</li>
</ul>
<p>●      Seçim sürecinde muhalefet partilerine  yönelik idari ve adli baskılar, ayrımcı muameleler ve keyfi uygulamalar,  aynı şekilde seçim güvenliğini tehlikeye atacak kanunsuz eylemler  olacaktır.</p>
<p>Bu çerçevede, özellikle vali, kaymakam ve kamu  görevlilerinin iktidar partisinin değil, devletin temsilcisi ve memuru  olduklarını biran için bile unutmamaları gereklidir.</p>
<p>Bunun aksine hareket eden, iktidarın özel  temsilcisi ve memuru gibi çalışan devlet görevlileri bu kanunsuz  davranışların çok ağır karşılık göreceğini ve bunun sonuçlarının  altından kalkamayacaklarını unutmamalıdırlar.</p>
<p>●      12 Haziran 2011 seçimlerinin demokratik  ve medeni bir rekabete sahne olması temennisiyle seçimlere katılacak  siyasi partilere başarılar diliyorum.</p>
<p>Seçimlerin AKP iktidar döneminde her alanda çok  ağır kriz ve bunalımlara sürüklenen aziz milletimizin bu karanlık dönemi  geride bırakarak aydınlık bir geleceğe yürümesine ve siyasette temiz  bir sayfa açılmasına vesile olmasını niyaz ediyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-24-donem-milletvekili-genel-secimi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-24-donem-milletvekili-genel-secimi-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, Siyaset ve Liderlik Okulunun 4. Dönem Sertifika Töreni yapmış oldukları konuşma metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulunun-4-donem-sertifika-toreni-yapmis-olduklari-konusma-metni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulunun-4-donem-sertifika-toreni-yapmis-olduklari-konusma-metni.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Mar 2011 20:37:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset ve Liderlik Okulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2373</guid>
		<description><![CDATA[Çok Değerli Misafirler, Aziz Dava Arkadaşlarım, Siyaset Ve Liderlik Okulumuzun Kıymetli Katılımcıları, Basınımızın Seçkin Temsilcileri, Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, partimizin “Siyaset ve Liderlik Okulu’nun” açılışını 10 Ekim 2009 tarihinde yapmış ve üç dönem boyunca değerli katılımcıların mezuniyetini sevinç ve iftiharla gerçekleştirmiştik. Bugün ise dördüncü dönemde eğitimlerini başarıyla tamamlayan kardeşlerimizin sertifikalarını kendilerine vermek amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz. Huzurlarınızda, “Siyaset ve Liderlik Okulu”muzun dördüncü dönem katılımcılarını ayrı ayrı tebrik ediyor, gösterdikleri azim ve çabadan dolayı hepsini kutluyorum. Günümüzde eğitime, okumaya, entelektüel ve zihinsel arayışa yönelik ilgisizliğin, çoraklığın ve verimsizliğin sürekli artış gösterdiği dikkate alındığında, partimiz çatısı altında böylesine anlamlı bir organizasyonun önemi daha iyi anlaşılabilecektir. Özellikle genç nesillerin sosyal, toplumsal ve ekonomik konuları daha şuurlu, anlamlı ve donanımlı ele alabilmeleri ve çağımızın öznesi haline gelebilmeleri hiç şüphesiz eğitimin her derde deva yöntemleriyle mümkün olabilecektir. Çalışmanın, düşünmenin ve mutlaka geliştirici işbirlikleri kurmanın hayati önemine inanan birisi olarak da başka bir şansımız olmadığını düşünüyorum. Kıymetli katılımcıların, iki ayrı eğitim salonumuzda 12 haftalık ve 72 saatlik program çerçevesinde elde ettikleri bilgi, deneyim ve yorum zenginliği bundan sonraki hayatlarında kendilerine çok yararlı olacak ve özellikle siyasete bakış açıları daha bilinçli hale gelecektir. Şahsen, gerek burada bulunan gerekse de daha önce mezun ettiğimiz katılımcılardan çok ümitli olduğumu ve başarılı çalışmalarıyla, özgün, çarpıcı ve kesinlikle milli yaklaşımlarıyla siyaset kurumlarına hatırı sayılı katkılar vereceklerine inanıyorum. Elbette ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun amacı doğrultusunda faaliyet göstermesinde ve düzenli, ilkeli bir şekilde eğitim vermesinde değerli arkadaşlarımın katkısı ve gayreti çok fazladır. Bunlar arasında yer alan ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun Koordinatörü ve Genel Başkan Başdanışmanı Sayın Prof. Dr. Zühal Cafoğlu’na ve Eğitim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Semih Yalçın’a teşekkür ediyorum. Ayrıca emek ve zamanlarını takdire şayan bir şekilde vererek, katılımcılarımızı eğiten, onları irfanlarından feyizlendiren, yılların göz nuruyla üst üste birikmiş bilgi ve tecrübelerini aktaran misafir öğretim üyesi arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Hepiniz hoş geldiniz sefalar getirdiniz. Sayın Misafirler, Muhterem Dava Arkadaşlarım, ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun sertifika töreninde siyaset üzerine konuşmaz ve liderlik hakkında birkaç söz etmezsek sanıyorum maksadımıza tam olarak ulaşmamız mümkün olmayacaktır. Bu itibarla teorik izah ve anlatımın derin sularına fazla dalmadan, bugünün anlam ve önemiyle tutarlılık arz edecek değerlendirmelere gerek ve ihtiyaç vardır. Ülkemizin son siyasi gelişmelerini ihmal etmeyen perspektif genişliğinin yanı sıra; demokrasi, seçimler ve siyasi partilerin fonksiyonlarını; dün, bugün ve yarın zeminine yaslandırarak bir ufuk turu yapmak zannediyorum amacımızla çelişmeyecektir. Bunu yaparken de milli kültür, milli değerler ve milliyetçilik önümüzü aydınlatan ve asla elimizden bırakmayacağımız inanç meşalelerimiz olacaktır. İçinde bulunduğumuz yıl hem ülkemiz hem de milletimiz açısından önemli sonuçlara ve gelişmelere gebedir. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimleri bu bağlamda tarihi bir dönemeç ve karar anına işaret etmektedir. Siyasetin alacağı şekil, gireceği kalıp, Türkiye’nin istikameti ve Türk milletinin tarihi seyri yeni bir kulvara girecektir. Yorgun, dargın, küskün, yılgın, bezgin geniş toplum kesimleri kendi kaderlerine bir kez daha yön vermek için sandık başına gideceklerdir. Gerçekleri ürkütüp kaçıran içi boş korkuluklar, dürüstlüğü caydıran siyasi sapmalar, palavrayla ayakta kalan hamasi kişilikler demokrasinin imkânlarıyla kantara vurulacak ve durumları böylelikle belli olacaktır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Çok Değerli Misafirler,</p>
<p>Aziz Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Siyaset Ve Liderlik Okulumuzun Kıymetli Katılımcıları,</p>
<p>Basınımızın Seçkin Temsilcileri,</p>
<p>Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, partimizin “Siyaset ve  Liderlik Okulu’nun” açılışını 10 Ekim 2009 tarihinde yapmış ve üç dönem  boyunca değerli katılımcıların mezuniyetini sevinç ve iftiharla  gerçekleştirmiştik.</p>
<p>Bugün ise dördüncü dönemde eğitimlerini  başarıyla tamamlayan kardeşlerimizin sertifikalarını kendilerine vermek  amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz.</p>
<p>Huzurlarınızda, “Siyaset ve Liderlik Okulu”muzun  dördüncü dönem katılımcılarını ayrı ayrı tebrik ediyor, gösterdikleri  azim ve çabadan dolayı hepsini kutluyorum.</p>
<p>Günümüzde eğitime, okumaya, entelektüel ve  zihinsel arayışa yönelik ilgisizliğin, çoraklığın ve verimsizliğin  sürekli artış gösterdiği dikkate alındığında, partimiz çatısı altında  böylesine anlamlı bir organizasyonun önemi daha iyi anlaşılabilecektir.</p>
<p>Özellikle genç nesillerin sosyal, toplumsal ve  ekonomik konuları daha şuurlu, anlamlı ve donanımlı ele alabilmeleri ve  çağımızın öznesi haline gelebilmeleri hiç şüphesiz eğitimin her derde  deva yöntemleriyle mümkün olabilecektir.</p>
<p>Çalışmanın, düşünmenin ve mutlaka geliştirici  işbirlikleri kurmanın hayati önemine inanan birisi olarak da başka bir  şansımız olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>Kıymetli katılımcıların, iki ayrı eğitim  salonumuzda 12 haftalık ve 72 saatlik program çerçevesinde elde  ettikleri bilgi, deneyim ve yorum zenginliği bundan sonraki hayatlarında  kendilerine çok yararlı olacak ve özellikle siyasete bakış açıları daha  bilinçli hale gelecektir.</p>
<p>Şahsen, gerek burada bulunan gerekse de daha  önce mezun ettiğimiz katılımcılardan çok ümitli olduğumu ve başarılı  çalışmalarıyla, özgün, çarpıcı ve kesinlikle milli yaklaşımlarıyla  siyaset kurumlarına hatırı sayılı katkılar vereceklerine inanıyorum.</p>
<p>Elbette ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun amacı  doğrultusunda faaliyet göstermesinde ve düzenli, ilkeli bir şekilde  eğitim vermesinde değerli arkadaşlarımın katkısı ve gayreti çok  fazladır.</p>
<p>Bunlar arasında yer alan ‘Siyaset ve Liderlik  Okulu’nun Koordinatörü ve Genel Başkan Başdanışmanı Sayın Prof. Dr.  Zühal Cafoğlu’na ve Eğitim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Sayın Prof. Dr. Semih Yalçın’a teşekkür ediyorum.</p>
<p>Ayrıca emek ve zamanlarını takdire şayan bir  şekilde vererek, katılımcılarımızı eğiten, onları irfanlarından  feyizlendiren, yılların göz nuruyla üst üste birikmiş bilgi ve  tecrübelerini aktaran misafir öğretim üyesi arkadaşlarıma şükranlarımı  sunuyorum.</p>
<p>Hepiniz hoş geldiniz sefalar getirdiniz.</p>
<p>Sayın Misafirler,</p>
<p>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun sertifika  töreninde siyaset üzerine konuşmaz ve liderlik hakkında birkaç söz  etmezsek sanıyorum maksadımıza tam olarak ulaşmamız mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Bu itibarla teorik izah ve anlatımın derin  sularına fazla dalmadan, bugünün anlam ve önemiyle tutarlılık arz edecek  değerlendirmelere gerek ve ihtiyaç vardır.</p>
<p>Ülkemizin son siyasi gelişmelerini ihmal etmeyen  perspektif genişliğinin yanı sıra; demokrasi, seçimler ve siyasi  partilerin fonksiyonlarını; dün, bugün ve yarın zeminine yaslandırarak  bir ufuk turu yapmak zannediyorum amacımızla çelişmeyecektir.</p>
<p>Bunu yaparken de milli kültür, milli değerler ve  milliyetçilik önümüzü aydınlatan ve asla elimizden bırakmayacağımız  inanç meşalelerimiz olacaktır.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz yıl hem ülkemiz hem de milletimiz açısından önemli sonuçlara ve gelişmelere gebedir.</p>
<p>12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan  Milletvekilliği Genel Seçimleri bu bağlamda tarihi bir dönemeç ve karar  anına işaret etmektedir.</p>
<p>Siyasetin alacağı şekil, gireceği kalıp, Türkiye’nin istikameti ve Türk milletinin tarihi seyri yeni bir kulvara girecektir.</p>
<p>Yorgun, dargın, küskün, yılgın, bezgin geniş  toplum kesimleri kendi kaderlerine bir kez daha yön vermek için sandık  başına gideceklerdir.</p>
<p>Gerçekleri ürkütüp kaçıran içi boş korkuluklar,  dürüstlüğü caydıran siyasi sapmalar, palavrayla ayakta kalan hamasi  kişilikler demokrasinin imkânlarıyla kantara vurulacak ve durumları  böylelikle belli olacaktır.</p>
<p>Şurası açıktır ki, önümüzde millet vicdanının siyaset temsilcileri hakkında vereceği bir hüküm bizleri beklemektedir.</p>
<p>Büyük bir medeniyetin, kerim bir geçmişin,  ihtişamlı bir kudretin varisi olan büyük milletimiz nasıl bir ülke  içinde yaşayacağını ve nasıl bir geleceğe doğru yol alacağını yapacağı  tercihle gösterecektir.</p>
<p>Bu haliyle önümüzdeki süreç;</p>
<p>√       Ahlakla yozlaşmanın,</p>
<p>√       Hidayetle sapkınlığın,</p>
<p>√       Milliyetçilikle ihanetin,</p>
<p>√       Yıkımla kardeşliğin,</p>
<p>√       Krizle istikrarın,</p>
<p>√       Kavgayla barışın,</p>
<p>√       Bölücülükle huzurun,</p>
<p>√       Demokrasiyle otoriterliğin,</p>
<p>√       Yalanla doğrunun,</p>
<p>√       Yoksullukla refahın,</p>
<p>√       İşsizlikle onurun,</p>
<p>√       Ayrışmayla birlikte yaşamanın,</p>
<p>√       Ve hilalle diğerlerinin mücadelesine sahne olacaktır.</p>
<p>Bu itibarla 12 Haziran Milletvekilliği Genel Seçimleri bu kadar anlam yüklüdür ve bu denli hayatidir.</p>
<p>Kabul edilmelidir ki, her seçim yeni bir başlangıçtır, heyecandır; toplumsal ve siyasal tansiyonun normalleşmesi demektir.</p>
<p>Ancak seçimler çoktan seçmeli bir sorunun şıklarından birisinin işaretlenmesi değildir.</p>
<p>Ya da seçim, yeri ve zamanı geldiğinde  vatandaşlarımızın yalnızca oy pusulasını sandığa attıkları sıradan bir  görev ve teknik ayrıntı da değildir.</p>
<p>Seçmek demek, bir başka deyişle siyasi tercihte bulunmak; bir vicdanın, tepkinin, beklentinin ve kararın somutlaşmış halidir.</p>
<p>Sandık başına gelesiye kadar her insanımız  geride kalan yılların özlemlerini, hayallerini, heveslerini,  üzüntülerini, kâbuslarını ve hayal kırıklıklarını masaya yatırarak bir  fikre ulaşacaktır.</p>
<p>Mutluluğa, güvene, emniyete, berekete ve bolluğa nasıl ulaşılacağının tercihi kuşkusuz seçimlerle ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Daha iyi bir yaşama atılacak her kulaç, daha rahat günlere atılacak her adım seçimlerle vücut bulacaktır.</p>
<p>İnancım odur ki; yoksulluğun, dışlanmışlığın,  sefaletin, gelirsizliğin, köhnemişliğin, yolsuzluğun, teröristle  pazarlığın ve kanlı terörün acı bilançosu siyasi tutum ve eğilimlerde  mutlaka belirleyici olacaktır.</p>
<p>Gündelik olaylara sıkıştırıldığından soluk alıp  vermesi her geçen gün zayıflayan milletimizin, içine düşürüldüğü kötü  gidişe ve talihsizliklerle, tahrifatlarla ve tahribatlarla dolu olan bir  döneme dur demesi artık kaçınılmazdır.</p>
<p>Eğer ülkemizin var olan siyasi yapısı değişmez  ve tüm kirine, pasına ve yanlışlığına rağmen yoluna devam ederse; o  zaman bizleri, daha vahim günler köşe başlarını tutmuş bir şekilde  bekleyecektir.</p>
<p>Allah korusun, milletimiz imiği emilip  kurutulduktan sonra sıskası çıkmış bir iskelete çevrilecek ve üzerinde  her türlü operasyon rahatlıkla yapılabilecektir.</p>
<p>Tehlike bu denli ciddi ve yakındır.</p>
<p>Nitekim Türk milletinin yazgısını ayakta tutan,  besleyen ve ileri doğru iten tarihsel dinamikler, her şeye rağmen dik  duran milli şuur körelecek, paslanacak ve zayıflayacaktır.</p>
<p>Tel gibi gerilmiş etnik farklılıkların  keskinliği iyice bilenecek, teröristlerin ve terörist başının affıyla;  verilen mücadeleler, çekilen çileler, dökülen gözyaşları, bayrağa sarılı  vatan topraklarına emanet edilen şehitlerin aziz hatıraları boşa  çıkarılacaktır.</p>
<p>Şüphe etmeyiniz ki, bu belaların içine girdiği  kamuflaj demokrasinin erdemleriyle ve milletimizin doğruya, güzele  gerçek ve derin manasıyla sahip çıkmasıyla yırtılıp atılacaktır.</p>
<p>Siyasetin asıl mecrasından kayarak ayrılığa, kargaşaya ve kaosa ortam hazırlaması böylelikle engellenecektir.</p>
<p>İleri demokrasi masalıyla avutulan, sözde  özgürlük dehlizlerinde kıstırılan, hukukun üstünlüğü diyerek üstünlerin  hukuku altında hırpalanan insanımız mutlaka ayağa kalkacak ve son sözünü  söyleyecektir.</p>
<p>Muhterem Misafirler,</p>
<p>Değerli Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>İnsan hayatı gibi, milletlerin de doğaları  gereği belirli hedeflere odaklanmaları ve bir gelecek vizyonuna sahip  olmaları gereklidir.</p>
<p>Bunun için de dün, bugün ve yarın arasında kurulacak sağlam köprülere ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bu itibarla çabaları teşkilandıracak, disiplin  altına alacak, sürekli kılacak ve düzenli bir şekilde ilerlemesini  sağlayacak niyet, kurum ve zihniyetlerin varlığı zorunludur.</p>
<p>Fikir kaynaklarımız arasında mümtaz bir yeri  bulunan rahmetli Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın deyimiyle ifade edecek  olursak; özellikle zihniyette değişiklik yapmadan davranışlarda devamlı,  hakiki bir yenilik temin edilmesi neredeyse imkânsızdır.</p>
<p>Tabii bunu millet ve devlet hayatı için de söylememiz mümkün ve doğaldır.</p>
<p>Siyaset yenilenecekse, iktidar tazelenecekse,  Türkiye tekrar ayağa kalkacaksa yegâne yol bellidir ve bu da zihniyet  değişimiyle hayat bulabilecektir.</p>
<p>Gelişmenin doruğuna ulaşmış her şey gibi,  iktidarların da belli bir aşamadan sonra marjinal gücü düşmeye  başlayacak ve tükenişleri mukadder olacaktır.</p>
<p>Dikkatinizi çekmek isterim ki, yakın  coğrafyalardaki otokrat sistemlerin peşi sıra devrilmelerinin ya da son  günlerini yaşamalarının en büyük nedenlerinden birisi de budur.</p>
<p>Bir kıvılcımın Ortadoğu diktatörlerini ne hale getirdiğini hep birlikte gördük ve görmeye de devam ediyoruz.</p>
<p>Despotluğun, hukuk tanımazlığın, hırsızlığın,  ağırlaşan hayat şartlarının, ihlal edilen insan hak ve özgürlüklerinin,  yandaşları kayırmanın rejimleri nasıl salladığına açıkça şahit olduk.</p>
<p>Basra Körfeziyle Atlas Okyanusu arasındaki  coğrafyaların, küresel güç merkezlerinin kontrollü etkileri  doğrulturunda otoriter yönetim imal merkezleri haline gelmelerinin ve  sonrasında da kağıt gibi buruşturulup atılmalarının nedenlerini en başta  kendi kaderine sahip çıkma iradesinden yoksun geniş halk kitlelerinin  varlığında aramak lazımdır.</p>
<p>Kaldı ki, içsel ve dışsal faktörlerin birbirini  sürekli ateşlemeleri, çoktan çürümüş olan yönetimleri de anında yerle  bir etmektedir.</p>
<p>Takdir edersiniz ki, demokratik rejimlerde  işleyiş farklıdır ve eşyanın tabiatına uygun olarak bir dönem gücünün  doruğuna ulaşmış siyasi pratikler şartlar ne olursa olsun; önce  duraklamaya, sonra gerilemeye ve en sonunda da çöküşe maruz  kalmaktadırlar.</p>
<p>Bu birbirini takip eden süreç; demokrasi fanusu içindeki siyasi iktidarların adeta değişmez kaderidir.</p>
<p>Demokratik bir sistemde hiç kimse vazgeçilmez ve tartışılmaz değildir.</p>
<p>Dokunulmaz, ulaşılmaz, yenilmez, aşılmaz, sorgulanmaz değildir.</p>
<p>Alternatifsiz, rakipsiz, eşsiz ve yeri doldurulamaz da değildir.</p>
<p>Üstelik kendisine verilen millet iradesini iyi  kullanmayan, istismarla vakit geçiren, kavgayı yaygınlaştıran, öfkeyi  hâkim kılan, çözülmeyi teşvik eden ve yalnızca değerler üzerinden  estirilen rüzgârla ayakta durmaya çalışan iktidarların daha fazla yol  alabilmeleri çok zordur.</p>
<p>Demokrasi en iyi karar merciidir ve bununla  siyasi partilerin, hükümetlerin akıbeti, yeterliliği ve ne ölçüde  toplumsal karşılık buldukları belirginlik kazanmaktadır.</p>
<p>Şayet siyasi ve sosyal yapının kurumları,  örgütlenme biçimi, iktidarın icraatları açıkça değerlendirilmeye tabi  tutuluyor, eleştirilebiliyor ve hepsinden önemlisi alınan kararlara  itiraz yollarında bir tıkanıklık olmuyorsa; bu durumda mesele yoktur ve  demokrasinin nabız atışları normal seyrinde atmaktadır.</p>
<p>Vatandaşlar toplumsal ve siyasi süreçlere  gerekli olduğu her zaman ve her durumda öneri, tartışma, müzakere ya da  tenkit vasıtalarıyla katılabiliyorlarsa demokrasinin sürdürülebilir bir  özellikle ilerlediği rahatlıkla söylenebilecektir.</p>
<p>Bir toplumun kendi hakkında ve geleceği konusunda söz ve yetkiye sahip olması demokrasinin var olabilmesi için elzemdir.</p>
<p>Demokratik kültürün derinleşmesi ise sosyal ve siyasal diyalog ve iletişiminin önündeki bariyer kapaklarını tümüyle açacaktır.</p>
<p>Biliyoruz ki, iktidarın sınırlanmadığı ya da iyi  yaşama arayışının güçlü olmadığı bir yerde demokrasinin varlığından  bahsedilemeyecektir.</p>
<p>Üzülerek ifade etmeliyim ki, bugün demokrasi kimlerin ağzından düşmüyorsa en çok zararı veren yine onlardır.</p>
<p>İleri sıfatını başına koyarak demokrasiyi  geriletenlerin, barış ve insan hakları diyerek kanlı senaryoları  sergileyenlerden hiçbir farkları yoktur.</p>
<p>İkisi de Türkiye’yi ateş hattına sokmak ve taksit taksit Türk milletini ayrıştırmak için kolları sıvamışlardır.</p>
<p>Yattığı yerden muhatap kabul edilen İmralı  canisiyle seçimler öncesi işbirliği çabası içinde olanlar, millet  iradesine en büyük hakareti ve kadir bilmezliği gösterenlerdir.</p>
<p>Ne hazindir ki ülkemizde şiddet her taraftan fışkırmakta, vahşi cinayetler sıradanlaşmaktadır.</p>
<p>Kadınlarımıza yönelik hunhar saldırılara her gün bir yenisi eklenmektedir.</p>
<p>İsyan, kalkışma ve ayaklanma tehditleriyle gemi azıya alan bölücü çevreler durmadan öfkelerini kusmaktadırlar.</p>
<p>Sokaklar yürünemez olmuş, asayiş iflas etmiş, can ve mal güvenliği hiç olmadığı kadar zedelenmiştir.</p>
<p>Gelir dağılımdaki adaletsizlik endişe verici bir  boyut kazanmış ve en alt gelir grubuyla en üst gelir dilimi arasındaki  fark yaklaşık 8,5 kata çıkmıştır.</p>
<p>Bu kaygı verici tablonun karşısında bırakın ilerisini normal bir demokrasinden söz etmek bile akla ve mantığa aykırıdır.</p>
<p>Çünkü demokrasi; umuttur, istektir, uzlaşmadır ve çözümdür.</p>
<p>Çaredir, çıkıştır ve ortak bir zeminde buluşmadır.</p>
<p>Diyalogdur, saygıdır, özveridir, yaklaşmadır.</p>
<p>Farklılıkları hatırlatmak değil, benzerlikleri artırmak ve mensubiyet bilincini kuvvetlendirmektir.</p>
<p>Vatandaşlarımızın başlarına ne geleceğini bilmeden yaşadıkları bir ülkede olsa olsa kapanamaz demokrasi açığı olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle ileri demokrasi beyanları;</p>
<p>√       Kirli niyetlerin maskesidir.</p>
<p>√       Hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün ve kaba ifadelerin makyajıdır.</p>
<p>√       Yıkımın, parçalanmanın, dağılmanın mutasyona uğramış halidir.</p>
<p>√       Federasyonun işaret fişeği, ana dilde eğitimin gizlendiği sığınaktır.</p>
<p>√       İki milletli ortaklık devletine duyulan özlemin üreme merkezidir.</p>
<p>√       İmralı canisini Mandela haline getirmenin formülüdür.</p>
<p>√       Yurtdışındaki bölücü şahsiyetlere el uzatmanın gerekçesidir.</p>
<p>Kandil’e sırıtmanın, peşmergeye sırnaşmanın, otuz bin kişinin katilinin elini tutmanın adı ve tanımı ileri demokrasidir.</p>
<p>Hiç kuşkunuz olmasın ki, Türklüğe sırt  çevirenler, MHP’ye tezgâhlar tertip edenler, Ülkücüye düşmanlık  sergileyenler, milletimizin bin yıllık kardeşliğini zedeleyenler ve  milliyetçiliği hakir görenler ileri demokrasi diyerek ortalıkta zehir  saçanlardır.</p>
<p>Şifa diye sunulan ne varsa; geliştik, büyüdük,  zenginleştik, itibarımız arttı, sözümüz dinlendi sözlerini kim  kullanıyorsa ileri demokrasi aldatmacısının sorumlularıdır ve milletimiz  12 Haziran’da bu kendini bilmezlere gününü gösterecektir.</p>
<p>İlerleyen ve ileri giden bizce bellidir ve her şey görmesini bilenler için ortada durmaktadır.</p>
<p>Yandaşlar fren tutmadan ilerlemektedir, ilerletilmektedir.</p>
<p>Yolsuzluk doludizgin ileri gitmektedir.</p>
<p>Hanedan üyeleri ileri bir duruma gelmişlerdir.</p>
<p>Ne yazık ki, Türlük gerilemekte, etnik nifak ilerlemektedir.</p>
<p>Türkçe gerilemekte, ana dil talepleri ilerlemektedir.</p>
<p>Güvenlik gerilemekte, bozgunculuk ilerlemektedir,</p>
<p>Hak ve özgürlükler gerilemekte, sultanlık istekleri ilerlemektedir.</p>
<p>Türkiye ve Türk milleti gerilemekte, düzensizlik, cepheleşme ve kargaşa hızla ilerlemektedir.</p>
<p>Açıkça ifade ve kabul etmek lazımdır ki;</p>
<p>√       Basın özgürlüğünün gasp edildiği,</p>
<p>√       Sabahın beşinde kolluk güçlerinin hanelerin kapısına dayandığı,</p>
<p>√       Eleştiriye tahammülün olmadığı, devlet imkânlarının muhalefeti sindirmek için seferber edildiği,</p>
<p>√       İş âleminin pusturulduğu,</p>
<p>√       Telefonların dinlendiği,</p>
<p>√       Baskı, tehdit, korkutma ile toplumun her  kesiminin üzerine gidildiği bir yerde de demokrasi sadece sözde kalan  bir kavram olmaktan asla kurtulamayacaktır.</p>
<p>İleri demokrasi sihriyle oyalanan, uyuşturulmak istenen ve kandırılan Türkiye’nin maalesef hali işte bunlardan ibarettir.</p>
<p>Ancak demokrasiye verilen tahribat ne kadar fazla olsa da, her sorunun çözümü yine demokrasidedir.</p>
<p>Hiç gitmeyecekmiş gibi bir imaj vermeye çalışan  ve ısmarlama anketlerle manipülasyon yapanlar eminim ki sandığın  iradesiyle sarsılacaklar ve nasıl geldilerse öyle gideceklerdir.</p>
<p>Aziz Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Değerli Katılımcılar,</p>
<p>‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun iki sınıfından  birisine adını verdiğimiz rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör; “ahlak  olmazsa, toplum hayatı denen şey de olmaz, yani insanlar bir arada  yaşayamazlar” derken muazzam bir tespitte bulunmuştur.</p>
<p>Ve devamla; “toplumda teknik değişmelerle,  sosyal değişmelerin birbiriyle dengeli bir şekilde yürümediği takdirde;  ahlaki bunalımların ve çatışmaların ortaya çıkacağını” vurgulayarak,  bugün içinde kıvrandığımız sorunlara yaşadığı yıllarda iyi bir şekilde  teşhis koymuştur.</p>
<p>Aslında toplum hayatını, ekonominin kurallarını,  sosyal ilişkileri ve insan ihtiyaçlarını başkalarına zarar vermeden  düzenlemek bir arada yaşamaya ve ahlaki gelişmeye büyük bir destek  sağlayacaktır.</p>
<p>Bu da aileden başlayarak, sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi partilere kadar gözetilmesi gereken başlıca konulardan birisidir.</p>
<p>Siyasetin kalbine giden damarların açık olması  ve görevini tam yapması evvela birlikte yaşamanın güzelliğine duyulan  tutkuyla artacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin belki de çözülmesi gereken en bariz  sorunlarının başında bir arada yaşamanın istikrar kazanamaması, pamuk  ipliğine asılı olması ve toplumsal düzenin bir türlü dikiş tutmaması  gelmektedir.</p>
<p>Toplumun bir bütünlük içinde kavgasız, nizasız  ve fasılasız ayakta durması insanlar arasındaki müşterek davranış  tarzlarının bulunmasına ve bunların devamlılık arz etmesine bağlıdır.</p>
<p>Nihayetinde örf ve adetler bu ihtiyaçları  karşıladıkları için toplumun temelini teşkil ederler ve en geniş uzlaşma  alanları olmaları bakımından sosyolojik birliğin üzerinde fazlasıyla  belirleyicidirler.</p>
<p>Ne var ki örf ve adetler sosyal değişmenin hızına çok zaman ayak uyduramadıklarından geride kalmaktadırlar.</p>
<p>Bundan dolayı insanın gerçek ihtiyaçlarını tam  karşıladıkları konusunda ittifak yoktur ve örf ve adetler bütünü esas  aldığı için ferdi genellikle korumasız ve savunmasız bırakmaktadırlar.</p>
<p>Hepsinden önemlisi ise, sosyal yollardan tevarüs  edilen maddi ve manevi her unsuru ihtiva eden kültürün birlikte  yaşamaya hangi seviyede hizmet ettiği, teklifler getirdiği ve yeni çözüm  yolları ürettiği hususudur.</p>
<p>Çok şükür Türk kültürü bu açıdan zengindir ve almasını bilenlere büyük fırsatlar sunmaktadır.</p>
<p>Ancak her şeyde olduğu gibi, kültürün de  değişmez bir kalıp halinde sürgit aynı yapıyla devam etmesi, teknolojik  gelişmeler başta olmak üzere çağın şartlarına bigâne kalarak varlığını  sürdürmesi düşünülemeyecektir.</p>
<p>Sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkileri oluşturan  faktörlerin zenginliği ve çeşitliliği ister istemez kültürün yeniden  ele alınmasına ve köklerinden kopmadan tekrar yorumlanmasına ortam  hazırlayacaktır.</p>
<p>Hareketli bir toplum hayatı için bu aynı zamanda zorunludur.</p>
<p>Karşımızda iki yüzyıl öncesinin kapalı, durgun toplumsal ilişkileri yoktur.</p>
<p>Yalnızca maişet teminine odaklanmış ekonomik ilişki ağı yoktur.</p>
<p>Temel konular dışında, dünkü beklentilerle bugünkü hedeflerin tam olarak örtüştüğünü de söyleyemeyiz.</p>
<p>Değişen ve çatallaşan insan ilişkileri, yeni  ihtiyaçlarla birlikte farklı oluşumların, düşüncelerin,  değerlendirmelerin önünü açmakta, hatta bir aşamadan sonra da zorunlu  kılmaktadır.</p>
<p>Türk kültür hayatının dinamik ve gelişmeye  meyyal yapısı çağın karanlığını aydınlatacak ve sorunlarını aşacak  vasıtaları esasen bize fazlasıyla vermektedir.</p>
<p>Ne var ki bugün birlikte yaşamanın çatısında  açılmaya çalışılan gedikler, kültürün ve geleneklerin yanlış, maksatlı  ve eksik değerlendirilmesinden, zamanın ruhuna uygun olarak üzerinde  düşünülmemesinden de kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Siyasetin çözüm ve değer alanında etkinlik  gösterememesinin, kısır ve sonu gelmeyen polemiklerin için saplanmasının  gerisinde de bu vardır.</p>
<p>Siyasi sistemler, siyasi zihniyetler elbette bir toplumsal sistemin içinde anlam ve varlık kazanırlar.</p>
<p>Siyasetin kriz ve çatışmalara pirim vermesi,  toplumsal hassasiyetlerin dikkate alınmadığına işaret edecek ve birlikte  yaşamanın kalıcı bir denkleminin kurulması imkansız bir hal alacaktır.</p>
<p>Toplumun değerler alanıyla özünde mesafeli olan  ve kültürün gereklerine, tarihin yüklediği misyona duyarsız kalan siyasi  anlayışların kendi toplumlarını ileri götürmesine bu zamana kadar şahit  olunmamıştır.</p>
<p>Siyasi partilerin, ideolojilerin ve yönetimlerin  toplumsal taleplerden kopuk ve uzak olmaları yabancılaşmayı ve krizleri  derinleştirecek, bir noktadan sonra içinden çıkılmaz bir duruma  sokacaktır.</p>
<p>Gelişme, muasır medeniyetler seviyesine çıkma,  modernliğe ulaşma arayışlarında başkalarının yöntemlerini, reçetelerini  kültürel gerçeklerle ve sosyal bünyeyle uyuşup uyuşmadığına bakmaksızın  alıp uygulama toplumu kökünden ve tarihsel sürekliliğinden  alıkoyacaktır.</p>
<p>Tanzimat’tan beri yaşadığımız ana sorunlardan birisi de ne yazık ki budur.</p>
<p>Bu kapsamda sürekli itişmelerle, çekişmelerle ve  tartışmalarla yıllar heba olmuş; toplumsal ve siyasal ilişkilerde gurur  duyacağımız bir üst seviyeye ulaşmanın bedeli çok ağırlaşmıştır.</p>
<p>Bununla birlikte siyasi yapı ile toplumsal  sistem arasındaki gerilimlerin, açmazların ve bir arada yaşamaya dönük  itirazların geri planında dünden bugüne devreden sancılı ve sorunlu  ilişkiler ağı vardır.</p>
<p>Diğer taraftan üzerinde ittifak sağladığımız en  yalın gerçek; ahlakın toplumu ayakta tutan temel değerler sistemi olduğu  hususudur.</p>
<p>İnsanın iyi ile kötüyü birbirinden ayır edecek  ölçülere, kriterlere ve zihinsel eleğe sahip olmaması beraberinde birçok  sorunu ortaya çıkarmakta ve toplumsal hayatı çekilmez bir hale  getirmektedir.</p>
<p>Ahlak ve erdem gibi en temel davranışlar  sonucunda doğru olmayı, iyi ve hayırlı şeyler yapmayı önceliğimize  alacağımız ve toplumsal ilişkilere bu haliyle değer katacağımız  şüphesizdir.</p>
<p>Ne var ki ahlaklı toplumda insanları ahlak dışı  davranışa iten başlıca sebeplerden birisi de; vicdanları rahatsız edecek  bir adalet ve sosyal ilişki ağının var oluşudur.</p>
<p>İkinci önemli sebep ise; eğitim sisteminin toplumda geçerli olan ahlak kurallarıyla çatışmasıdır.</p>
<p>İnsanın evde öğrendiği şey okulda kusur  sayılırsa, okulda öğrendiği şey mahkemede suç kabul edilirse, neyin  doğru, neyin yanlış olduğunu bilmeye ve dolayısıyla ahlaklı davranmaya  da imkân kalmayacaktır.</p>
<p>Görüldüğü gibi bu bir sosyal ve toplumsal anormallik ve ikiliklerin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.</p>
<p>Siyaset toplumun önüne hedefler koymakta, fakat çok zaman bu hedeflere götürecek vasıtalardan da mahrum bırakmaktadır.</p>
<p>Bu da ahlakta sapmaya neden olmaktadır.</p>
<p>Çarpışan menfaatlerin toplum düzenini bozmaması,  birlikte yaşamaya zarar vermemesi için insanların yükselme ve refah  yollarının mümkün olduğu kadar açık, berrak ve kural altına alınmış  olması gerekmektedir.</p>
<p>Sosyal adalet, vatandaşlar arasındaki sosyal ve  ekonomik eşitsizliklerin giderilmesi, fırsat ve imkân eşitliğinin  sağlanması birlikte kardeşçe yaşamanın yollarından yalnızca bazılarıdır.</p>
<p>Fertler toplumsal ve siyasal sistemin edilgen bir unsuru değil, aynı zamanda bu düzenin koruyucusu ve de geliştiricisidirler.</p>
<p>Diyebiliriz ki siyasetin toplum ve fertlere  liderlik gösterememesi, kamplaşmayı özendirmesi, tayin ettiği amaçlarını  sadece sözde bırakması inandırıcılığını ve güvenilirliğini yok  etmektedir.</p>
<p>Mensuplarının birbiriyle ilgili konularda ve  sorunlarda kaygı duymadığı bir toplumsal yapının var olması da ancak  tesadüflerle izah edilebilecektir.</p>
<p>Bunun için dayanışma, yardımlaşma ve empati yapma çok gereklidir.</p>
<p>Birlik ve beraberlik şuurunun gelişmediği milletlerin, dayanışma halinde olmaları imkânsızdır.</p>
<p>Birlikte yaşanmış bir mazi, ortak idealler, acı  ve tasada birliktelik, hepsinden önemlisi gelecekte de bir arada olmaya  karar vermiş milletlerin bir bütün halinde yaşayabileceğini unutmamız  yerinde olacaktır.</p>
<p>Milli çıkarlarını güvence altına alamayan,  sosyo-ekonomik ihtiyaçları gideremeyen, sürekli bir büyüme temposunu  yakalayamamış siyasi yönetimlerin, içinden çıktıkları millete liderlik  yapmaları, birlikte yaşamaya katkıda bulunmaları ve öncü olmaları bize  göre ihtimal dışıdır.</p>
<p>Parti olarak ülkemizin genel görünümünün de bu  şekilde olduğunu biliyor ve iyi yönetilmemeden kaynaklanan ağır  sorunlara sahip olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Kötü yönetimlerin, art niyetli ve başarısız  siyaset uygulamalarının artık sonlanması ve yerini zinde, milli ve  başkent Ankara’yı merkezine alan bakış açısına sahip bir yaklaşıma  bırakması zarurettir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi olarak buna talibiz,  bunu istiyoruz ve Türkiye’yi yenide ayağa kaldırmak, onarım ve tamiratı  yapmak, imar etmek, refahı getirmek, 2023 yılında lider ülkeye ulaşmak  için ‘Ses Ver Türkiye, Sesime Kulak Ver Türkiye’ diyerek milletimizle  kucaklaşmak için yola koyulduk.</p>
<p>Şerefli geçmişimiz, tutarlı siyasetimiz, önce  ülkem ve milletim, sonra partim diyen fedakâr tutumumuz sayesinde tam  yol ilerliyoruz.</p>
<p>Günübirlik menfaatlerin cazibesine kapılmayan,  çıkar odaklı girişimlerin ağına düşmeyen, geri durmayan, teslim olmayan  ve asla vazgeçmeyen kadrolarımızla tek başına iktidara ulaşmayı  hedefliyoruz.</p>
<p>Bunu başaracağımızdan, adalet ve eşitlik  ilkelerini gözeten, harama el uzatmayan, milletin değerlerine gözü gibi  bakan bir yönetim anlayışıyla karşımıza çıkan bütün sorun alanlarını yok  edeceğimizden eminim.</p>
<p>Biz inanıyoruz ve milletimizi de inandırmak, ikna etmek ve himmetine mazhar olmak için her gayreti göstereceğiz.</p>
<p>Bugün ülkemizde siyasi sorumluluk taşıyanlar,  farklılıklara vurgu yaparak demokrasinin gelişeceği zehabına kapılsalar  da; türkümüz birliğin ve kardeşliğin türküsü olacaktır.</p>
<p>Sosyal gelişmeye eşlik etmeyen pürüzlü ve içten  olmayan demokrasi anlayışının temsilcileri Türkiye’yi yıkımın eşiğine  kadar getirseler de, buna milli tarihimizden ve kültürümüzden aldığımız  güçle karşı duracağız ve mani olacağız.</p>
<p>Toplumsal kesimler birbirinden hızla uzaklaşsa  da, etnik yangın körüklense de ve birlikte yaşama ülküsüne suikastlar  düzenlense de çağrımız birliğe olacaktır, mücadelemiz Türkiye’nin tek  bayrak, tek millet, tek dil, tek vatan ve tek devlet halinde sonsuza  kadar yaşamasını sağlamaktır.</p>
<p>Bunun için ‘sonsuza kadar var ol Türkiye’ sözünü dilimizden hiç düşürmeyeceğiz.</p>
<p>Ve bu ülkeyi, aziz milletimizi karşılıksız, hesapsız sevmeye bedeli ne olursa olsun sonuna kadar devam edeceğiz.</p>
<p>Başaracağız ve hep birlikte ‘Ne Mutlu Türk’üm  Diyene’ sözleriyle gözümüz ufukta, aklımız gelecekte ve Türkiye’nin  lider ülke olması için her zorluğu aşacağız, her güçlüğü yeneceğiz.</p>
<p>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Konuşmamın bu son kısmında, sertifika alacak olan değerli arkadaşlarıma kısaca hitap etmek istiyorum.</p>
<p>Siyaset ve Liderlik Okulumuzdaki eğitimleriniz bugün son buluyor.</p>
<p>Aldığınız eğitim bundan sonraki sosyal ve siyasal yaşamınızda sizlere büyük katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>Buradan edindiğiniz bilgi, görgü, deneyim ve  sahip olduğunuz nitelikler, milli ve milliyetçi duruşunuzu daha da  sağlam bir zemine oturtacaktır.</p>
<p>Araştıran, tartışan, disiplinli bir şekilde  çalışan, soran ve sorgulayan, bilimsel şüpheciliği yöntem olarak  belirlemiş bir anlayışın peşini ömrünüz boyunca bırakmayınız.</p>
<p>Daha fazla ne yapabilirim, daha ne üretebilirim sorularını sürekli olarak kendinize sorunuz.</p>
<p>Türkiye’nin geleceği, Türk milletinin varlığını  sürdürmesi, mutlaka sizler gibi değerli arkadaşlarımın yoğun ve gayretli  çalışmaları sayesinde gerçekleşecektir.</p>
<p>Türklük, milliyetçilik ve milli değerlere sahip çıkmada hiçbir zaman geri durmayınız.</p>
<p>İnisiyatif alınız, sorumluluk üstleniniz ve  işbirliği, uzlaşma ve birlikte takım halinde bir işi başarmanın  lezzetini her fırsatta tadınız.</p>
<p>Unutmayınız ki, bir teknik vasıtayı sadece satın  almakla, onu yapabilmek arasındaki fark; medeni bir milletle onun  müstemlekesi arasındaki farka benzer.</p>
<p>Eğer bugün azgelişmiş veya daha iyimser bir  bakışla gelişme yolunda bir ülke halindeysek, biliniz ki bunun müsebbibi  insanımız değil, aydınların gerek nitelik, gerekse de nicelik  bakımından yetersiz oluşlarıdır.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerin çok fazla öne çıkarılmayan en  belirgin özellikleri; milli karakter vasıflarını ve şahsiyetlerini  toplumlarının hayrına olmak üzere, en iyi bir tarzda geliştirip  mükemmelleştirmeye çalışmalarıdır.</p>
<p>Henüz milli değerlerden, milliyetçilikten, tarih şuurundan mahrum olan gelişmiş ve güçlü bir ülkeye rastlanılmamıştır.</p>
<p>İşte bu nedenle millet olarak nereden  geldiğimizi, hangi milli hedeflere ulaşmamız gerektiğini aklınızdan bir  an olsun çıkarmayınız.</p>
<p>Sahip olduğumuz coğrafyanın, tarihin, kültürün, sosyal ve siyasal gerçeklerin sizlere yüklediği görevleri asla ihmal etmeyiniz.</p>
<p>Dünyaya Türkçe bakınız, çağı Türkçe okuyunuz.</p>
<p>Türk milletinin her alanda söz sahibi olması ve  küresel ilişkilerde iddialı ve çekim merkezi haline gelmesi için var  gücünüzle uğraş veriniz.</p>
<p>Parti olarak, her birinize kapımız ve gönlümüz bundan sonra ardına kadar açıktır.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha ayrı ayrı kutluyor başarılarınızın devamını diliyorum.</p>
<p>Konuşmama son verirken burada bulunan herkesi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulunun-4-donem-sertifika-toreni-yapmis-olduklari-konusma-metni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulunun-4-donem-sertifika-toreni-yapmis-olduklari-konusma-metni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hocalı Soykırımının 19. yıldönümü dolayısıyla Yapılan Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hocali-soykiriminin-19-yildonumu-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hocali-soykiriminin-19-yildonumu-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 21:27:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı Soykırımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2387</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık tarihinin sözde en medeni dönemlerini yaşandığı bir çağda; Hocalı’da, bütün dünyanın görmezden geldiği bir katliam yaşandı. Yirminci asrı; Türk’e acı, ızdırap ve dert  asrı olarak hatırlatacak zulümlere bir yenisi daha eklendi. Kendi yurtlarında bağımsız yaşamaktan başka bir istekleri olmayan; savunmasız, çocuk, kadın ve yaşlı; 1992 yılında, 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece, kana susamış, insanlıktan çıkmış bir grup Ermeni tarafından Azerbaycan toprakları içerisinde yer alan Hocalı kasabasında büyük bir katliama maruz kaldılar. Uluslararası hukukta ismine “soykırım” denilen bu katliamda 83’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlı olmak üzere toplam 613 kişi hunharca katledildi. Ne yazıktır ki, tarihin ve insanlığın bu en kanlı trajedisi Hocalı’da yaşanırken ve üstelik masum insanların zalimce katledildiği olayların video kayıtları ve belgeleri de mevcutken; dünya kamuoyu konuya gerekli alakayı göstermemiştir. Bu sebepten ötürü Hocalı vahşetinin, dünya devletleri ve uluslararası örgütlerce soykırım olarak tanınması sağlanamamıştır. Bununla birlikte, her yıl nisan- temmuz aylarında soykırım pastasını hazırlayıp önümüze sunan Ermenistan Devleti ve lobileri, kendi tarihlerinin karanlık yüzüyle hesaplaşmadan, arsızca Türk tarihine leke sürmeye çalışmaktadır. Demokratikleştirme adı altında ülke yönetimlerini kendi menfaatleri doğrultusunda tanzim eden bir takım devletler de sözde soykırım iddialarıyla, Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadırlar. Sözde aydınlar ve milli değerlerden uzak bazı siyasetçiler de soykırım ve işgal suçlarını işleyen Ermenistan’la dostluk, kardeşlik türküleri söylemektedir. İşgalci Ermenistan ile dostluk yarışına girenlerin ellerine, I. Dünya Savaşı’nda Ermeni çetecilerinin katlettiği insanlarımızın, ASALA terör örgütünün katlettiği diplomatlarımızın, Hocalı’da soykırıma uğrayan soydaşlarımızın kanları bulaşmıştır. Hoşgörü ve adalet timsali olan milletimiz tarihinin hiçbir döneminde yapmadığı bir şey için suçlanırken, yakın bir tarihte Hocalı’da acımasız bir katliama maruz kalmıştır. Katledilenler ‘Türk’ olduğunda derin bir sessizliğe gömülen o şaşalı uluslar arası kuruluşlar ve devletler ‘Hocalı’ konusundaki umursamaz tavırlarını halen devam ettirmektedirler. Milletinin sevdasını sinesinden hiçbir zaman çıkarmayan, dünyanın neresinde bir Türk varsa, onun derdiyle hemdert olup sevinciyle mutlu olan ülkücüler, sinsi oyunların ve tezgâhların şuurundadır. Zulüm elbet payidar olmayacaktır. Bizler, mazimizden aldığımız feyizle, Türk’ün kuracağı adalet ve hoşgörü dünyasına doğru emin adımlarla ilerlemekteyiz. Bu vesileyle; Hocalı şehitlerini rahmet ve minnetle anıyor, Türk Dünyası’na bir kez daha başsağlığı diliyoruz.﻿]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanlık tarihinin sözde en medeni dönemlerini yaşandığı bir çağda; Hocalı’da, bütün dünyanın görmezden geldiği bir katliam yaşandı. Yirminci asrı; Türk’e acı, ızdırap ve dert  asrı olarak hatırlatacak zulümlere bir yenisi daha eklendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi yurtlarında bağımsız yaşamaktan başka bir istekleri olmayan; savunmasız, çocuk, kadın ve yaşlı; 1992 yılında, 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece, kana susamış, insanlıktan çıkmış bir grup Ermeni tarafından Azerbaycan toprakları içerisinde yer alan Hocalı kasabasında büyük bir katliama maruz kaldılar. Uluslararası hukukta ismine “soykırım” denilen bu katliamda 83’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlı olmak üzere toplam 613 kişi hunharca katledildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazıktır ki, tarihin ve insanlığın bu en kanlı trajedisi Hocalı’da yaşanırken ve üstelik masum insanların zalimce katledildiği olayların video kayıtları ve belgeleri de mevcutken; dünya kamuoyu konuya gerekli alakayı göstermemiştir. Bu sebepten ötürü Hocalı vahşetinin, dünya devletleri ve uluslararası örgütlerce soykırım olarak tanınması sağlanamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, her yıl nisan- temmuz aylarında soykırım pastasını hazırlayıp önümüze sunan Ermenistan Devleti ve lobileri, kendi tarihlerinin karanlık yüzüyle hesaplaşmadan, arsızca Türk tarihine leke sürmeye çalışmaktadır. Demokratikleştirme adı altında ülke yönetimlerini kendi menfaatleri doğrultusunda tanzim eden bir takım devletler de sözde soykırım iddialarıyla, Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde aydınlar ve milli değerlerden uzak bazı siyasetçiler de soykırım ve işgal suçlarını işleyen Ermenistan’la dostluk, kardeşlik türküleri söylemektedir. İşgalci Ermenistan ile dostluk yarışına girenlerin ellerine, I. Dünya Savaşı’nda Ermeni çetecilerinin katlettiği insanlarımızın, ASALA terör örgütünün katlettiği diplomatlarımızın, Hocalı’da soykırıma uğrayan soydaşlarımızın kanları bulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hoşgörü ve adalet timsali olan milletimiz tarihinin hiçbir döneminde yapmadığı bir şey için suçlanırken, yakın bir tarihte Hocalı’da acımasız bir katliama maruz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Katledilenler ‘Türk’ olduğunda derin bir sessizliğe gömülen o şaşalı uluslar arası kuruluşlar ve devletler ‘Hocalı’ konusundaki umursamaz tavırlarını halen devam ettirmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletinin sevdasını sinesinden hiçbir zaman çıkarmayan, dünyanın neresinde bir Türk varsa, onun derdiyle hemdert olup sevinciyle mutlu olan ülkücüler, sinsi oyunların ve tezgâhların şuurundadır. Zulüm elbet payidar olmayacaktır. Bizler, mazimizden aldığımız feyizle, Türk’ün kuracağı adalet ve hoşgörü dünyasına doğru emin adımlarla ilerlemekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle; Hocalı şehitlerini rahmet ve minnetle anıyor, Türk Dünyası’na bir kez daha başsağlığı diliyoruz.﻿</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhocali-soykiriminin-19-yildonumu-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/hocali-soykiriminin-19-yildonumu-dolayisiyla-yapilan-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin Hocalı Katliamı’nın 19. Yıldönümü münasebetiyle yayınladıkları mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-hocali-katliami%e2%80%99nin-19-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-hocali-katliami%e2%80%99nin-19-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 15:30:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı Katliamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2360</guid>
		<description><![CDATA[Bundan tam ondokuz yıl önce, Dağlık Karabağ’ın Hocalı Kasabasına Ermeni katillerin saldırması sonucunda hiçbir suçu günahı olmayan yüzlerce masum Azerbaycanlı soydaşımız katledilmiştir. Bu elem verici insanlık suçunun sorumlularını Türk milleti asla bağışlamayacak ve affetmeyecektir. Hocalı’da çocuk, kadın ve yaşlı demeden önüne geleni öldürenlerin ikiyüzlülüğünü ise bir gün herkes açıkça görecektir. Bu vahşetin üzerinden geçen zaman içinde millet olarak hüznümüz ve eli kanlı canilere yönelik nefretimiz hiç eksilmemiş ve kızgınlığımızda bir azalma olmamıştır. Ermeni çetelerinin her devirde alışkanlık haline getirdiği sivilleri ve savunmasız insanları katletmeleri milletimizin hafızasından bir an olsun çıkmamaktadır. Türk milletine soykırımcı yaftası vurarak yıllardan beridir iftira, tezvirat ve kurmaca senaryolarla ülkemizi uluslararası toplum nezdinde zan ve töhmet altında bırakan Ermeni zihniyetinin; gerçekleştirdiği cinayetlerini görmezden ve anlamazdan gelmesi insanlığın gördüğü en büyük çifte standartlardan birisidir. Nitekim Hocalı katliamı bunlar arasındadır ve bu menfur hadise Ermeni mezaliminin ve acımasızlığının her devirde devam ettiğini göstermiştir. Bugün kardeş Azerbaycan topraklarının yaklaşık beşte birini işgali altında bulunduran Ermenistan; saldırgan ve tahrik gücü yüksek politikalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sorgulama cüreti gösteren ve her fırsatta düşmanlık duygularını sergilemekten kaçınmayan Erivan yönetiminin, yıllardan beri Azerbaycanlı kardeşlerimize büyük eziyetler yaptığı da bir hakikattir. Tarihimizi Ermenilere sorgulatanlar, ecdadımızın hakir görülmesine çanak tutanlar ve maç bahaneleriyle Türkiye’nin milli iddialarını Ermeniler karşısında aciz bir duruma düşürenler esasen geçmişten hiç ders almayan zavallı zihniyetlerdir. Unutulmamalı ki, sınırlarımızı açmak için fırsat kollayan ve Ermenilerin dostluğunu kazanmak amacıyla olmadık dayatmalara boyun eğen bugünkü siyasi iktidarın; hem Doğu Anadolu’daki soykırımı hem de Hocalı katliamını asla hatırından çıkarmaması ahlaki ve milli tutarlılık gereği olacaktır. Bu vesileyle başta Hocalı olmak üzere, Ermeni saldırılarıyla hayatını kaybetmiş bütün soydaşlarımızı ve ecdadımızı hürmetle yâd ediyor hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Bundan tam ondokuz yıl önce, Dağlık Karabağ’ın  Hocalı Kasabasına Ermeni katillerin saldırması sonucunda hiçbir suçu  günahı olmayan yüzlerce masum Azerbaycanlı soydaşımız katledilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu elem verici insanlık suçunun sorumlularını Türk milleti asla bağışlamayacak ve affetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hocalı’da çocuk, kadın ve yaşlı demeden önüne geleni öldürenlerin ikiyüzlülüğünü ise bir gün herkes açıkça görecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vahşetin üzerinden geçen zaman içinde millet  olarak hüznümüz ve eli kanlı canilere yönelik nefretimiz hiç eksilmemiş  ve kızgınlığımızda bir azalma olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ermeni çetelerinin her devirde alışkanlık haline  getirdiği sivilleri ve savunmasız insanları katletmeleri milletimizin  hafızasından bir an olsun çıkmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine soykırımcı yaftası vurarak  yıllardan beridir iftira, tezvirat ve kurmaca senaryolarla ülkemizi  uluslararası toplum nezdinde zan ve töhmet altında bırakan Ermeni  zihniyetinin; gerçekleştirdiği cinayetlerini görmezden ve anlamazdan  gelmesi insanlığın gördüğü en büyük çifte standartlardan birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Hocalı katliamı bunlar arasındadır ve bu  menfur hadise Ermeni mezaliminin ve acımasızlığının her devirde devam  ettiğini göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün kardeş Azerbaycan topraklarının yaklaşık  beşte birini işgali altında bulunduran Ermenistan; saldırgan ve tahrik  gücü yüksek politikalarını sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sorgulama cüreti  gösteren ve her fırsatta düşmanlık duygularını sergilemekten kaçınmayan  Erivan yönetiminin, yıllardan beri Azerbaycanlı kardeşlerimize büyük  eziyetler yaptığı da bir hakikattir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizi Ermenilere sorgulatanlar, ecdadımızın  hakir görülmesine çanak tutanlar ve maç bahaneleriyle Türkiye’nin milli  iddialarını Ermeniler karşısında aciz bir duruma düşürenler esasen  geçmişten hiç ders almayan zavallı zihniyetlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalı ki, sınırlarımızı açmak için fırsat  kollayan ve Ermenilerin dostluğunu kazanmak amacıyla olmadık  dayatmalara boyun eğen bugünkü siyasi iktidarın; hem Doğu Anadolu’daki  soykırımı hem de Hocalı katliamını asla hatırından çıkarmaması ahlaki ve  milli tutarlılık gereği olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle başta Hocalı olmak üzere, Ermeni  saldırılarıyla hayatını kaybetmiş bütün soydaşlarımızı ve ecdadımızı  hürmetle yâd ediyor hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhları şad, mekânları cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahceli%25e2%2580%2599nin-hocali-katliami%25e2%2580%2599nin-19-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-hocali-katliami%e2%80%99nin-19-yildonumu-munasebetiyle-yayinladiklari-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elnur PAŞA &#8211; “Hocalı’da, sadece cesetler kalmıştı”</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elnur-pasa-%e2%80%9chocali%e2%80%99da-sadece-cesetler-kalmisti%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elnur-pasa-%e2%80%9chocali%e2%80%99da-sadece-cesetler-kalmisti%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 15:24:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2357</guid>
		<description><![CDATA[Tarih boyu bölge imparatorluklarının sınırları içindeki topraklarda dağınık şekilde yaşamış Ermeniler, ilk kez insanca ve onurlu yaşam hakkına Türklerin idaresi altındeyken kavuşmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminde Ermenilerin dini, sosyal ve kültürel faaliyetlerini kolay şekilde yürütebilmeleri için Ermeni Patrikliği kurulmuştur. İran’daki Ermeniler de yine buradaki başka bir Türk hanedanı tarafından himaye edilmişlerdir. 1605 yılında Safevi hanedanından Birinci Şah Abbas’ın fermanıyla, ülkede dağınık halde yaşayan Ermenilerin bir arada yaşayabilmeleri maksadıyla İsfahan şehrine yakın bir bölgede Yeni Culfa şehri inşa edilmiş, burada yaşayan Ermeniler için kilise ve manastır tesis edilmiş, onlara dış ticaretle uğraşmaları amacıyla geniş ayrıcalıklar tanınmıştır. Gerek Osmanlı, gerekse İran’da, neredeyse ayrıcalıklı tebaa durumundaki Ermeniler, kendilerine tanınmış ekonomik ve sosyal imkanları kullanarak, Avrupa’da Hıristiyan dünyasından destek bulma arayışı içine girmiş, fakat her hangi bir destek alamamışlardır. 19. yüzyılın başlarında Rusların Kafkaslardaki yayılmacılık politikası, Ermenilere,  bekledikleri fırsatı sundu. Ayrıca Rusların bölgedeki çıkarlarını sağlamak için Ermenileri kullanma stratejisi hızlı bir şekilde   bölgede bir “Ermeni sorununun” doğmasına vesile oldu. 1802 yılında Çar I. Aleksandır, General Sisyanov’a gönderdiği mektupta “Ermenilerin Azerbaycan hanlıklarına karşı kullanılması” talimatını vermişti. 19. yüzyılın başlarında Azerbaycan halkının tarihinde büyük musibet yaşandı. Güney Kafkasya’yı işgal etmeğe çalışan Rusya İmparatorluğu ve Kaçarlar arasındaki kanlı savaşlar sonucunda Azerbaycan’ın tarihi toprakları 12 Ekim 1813 tarihli Gülistan ve 10 Şubat 1828 tarihli Türkmençay anlaşmalarıyla ikiye parçalandı. Türkmençay Anlaşması gereği İrevan ve Nahçivan hanlıkları dahil Araz nehrinin kuzeydeki topraklar Rusya’ya, güneydeki topraklar ise Kaçar yönetimine geçti. Mart ayının 20’sinde anlaşmayı onaylayan Rus Çarı I Nikolay, anlaşmanın hemen ardından Ermeni Vilayetinin oluşturulmasına dair ferman verdi. Bu ferman gereği 7331 Türk ve 2369 Ermeni nüfuslu İrevan şehri de &#8220;Ermeni vilayeti&#8221;ne dahil edildi. Bu tarihten itibaren Osmanlı ve İran’dan çok sayıda Ermeni Kafkaslara, Azerbaycan Türklerinin yaşadıkları bölgelere göç ettirilmeğe başladı. Sadece 1829-1830’lu yıllarda Nahçivan, Karabağ ve İrevan’a İran’dan 40 bin, Osmanlıdan ise 84 bin 600 Ermeni getirilerek yerleştirildi. Şunu belirtmekte fayda vardır ki yeni oluşturulmuş “Ermeni Vilayeti»nde 1111 köyden sadece 62 sinde Ermeniler yaşıyordu. Bunların ekseriyeti 1828 yılında gelerek yerleşmiş Ermenilerdi. Söz konusu 62 köyün sadece 14’ünün ismi Ermeniceydi. Bu süreçte Çarlık yönetimine karşı olan çok sayıda Müslüman, Azerbaycan’ın diğer bölgelerine ve Osmanlı’ya göç etmek zorunda kaldı. Böylece Rusya’nın Kafkaslardaki Ermeni iskânı siyasetiyle bölgede ve özellikle Karabağ’daki etnik yapı değiştirilmeğe çalışıldı. Ayrıca 1836’da bağımsız Alban Kilisesinin feshedilerek, Ermeni Grigorian Kilisesine devredilmesi de Azerbaycan’ın en eski halklarından olan Hıristiyan Albanların, Grigoryanlaşmasına ve Ermenileşmesine yol açtı. Daha sonra 1911 yılında Rus araştırmacı Şavrov şöyle yazmaktaydı: “Halihazırda Güney Kafkasya’da yaşayan 1 milyon 300 bin Ermeninin 1 milyondan fazlası yerli halk değildir ve buraya bizim tarafımızdan göç ettirilmiştir.” 19. yüzyılın sonlarından itibaren Ermeni çeteleri silahlanarak, yerleştikleri bölgelerden Türkleri çıkarmağa başladılar.  İlk büyük mezalimler 1905-1907 yıllarında yaşandı. 1917 yılında Rusya’da Şubat Devriminin gerçekleşmesiyle yeni tarihi ve siyasi durum meydana geldi. Transkafkasya’nın yönetimi için girişilen teşebbüsler 10 Ocak 1918’de Transkafkasya Seym inin kurulmasıyla sonuçlandı.  9 Nisanda Seym, Transkafkasya’yı bağımsız, demokratik, federatif bir Cum­­­hu­riyet olarak ilan etti ve ilk hükümeti oluşturdu. Fakat Transkafkasya Cumhuriyeti bölgedeki istikrarı sağlamakta başarısızdı. Nitekim Azerbaycan halkına karşı soykırım cinayetleri 1918’de daha da tırmandı. Sadece 1918 yılı Mart-Nisan aylarında Bakü, Şemahi, Guba, Muğan,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tarih boyu bölge imparatorluklarının  sınırları içindeki topraklarda dağınık şekilde yaşamış Ermeniler, ilk  kez insanca ve onurlu yaşam hakkına Türklerin idaresi altındeyken  kavuşmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminde Ermenilerin dini, sosyal ve  kültürel faaliyetlerini kolay şekilde yürütebilmeleri için Ermeni  Patrikliği kurulmuştur. İran’daki Ermeniler de yine buradaki başka bir  Türk hanedanı tarafından himaye edilmişlerdir. 1605 yılında Safevi  hanedanından Birinci Şah Abbas’ın fermanıyla, ülkede dağınık halde  yaşayan Ermenilerin bir arada yaşayabilmeleri maksadıyla İsfahan şehrine  yakın bir bölgede Yeni Culfa şehri inşa edilmiş, burada yaşayan  Ermeniler için kilise ve manastır tesis edilmiş, onlara dış ticaretle  uğraşmaları amacıyla geniş ayrıcalıklar tanınmıştır. Gerek Osmanlı,  gerekse İran’da, neredeyse ayrıcalıklı tebaa durumundaki Ermeniler,  kendilerine tanınmış ekonomik ve sosyal imkanları kullanarak, Avrupa’da  Hıristiyan dünyasından destek bulma arayışı içine girmiş, fakat her  hangi bir destek alamamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">19. yüzyılın başlarında  Rusların Kafkaslardaki yayılmacılık politikası, Ermenilere,   bekledikleri fırsatı sundu. Ayrıca Rusların bölgedeki çıkarlarını  sağlamak için Ermenileri kullanma stratejisi hızlı bir şekilde   bölgede  bir “Ermeni sorununun” doğmasına vesile oldu. 1802 yılında Çar I.  Aleksandır, General Sisyanov’a gönderdiği mektupta “Ermenilerin  Azerbaycan hanlıklarına karşı kullanılması” talimatını vermişti.</p>
<p style="text-align: justify;">19. yüzyılın başlarında  Azerbaycan halkının tarihinde büyük musibet yaşandı. Güney Kafkasya’yı  işgal etmeğe çalışan Rusya İmparatorluğu ve Kaçarlar arasındaki kanlı  savaşlar sonucunda Azerbaycan’ın tarihi toprakları 12 Ekim 1813 tarihli  Gülistan ve 10 Şubat 1828 tarihli Türkmençay anlaşmalarıyla ikiye  parçalandı. Türkmençay Anlaşması gereği İrevan ve Nahçivan hanlıkları  dahil Araz nehrinin kuzeydeki topraklar Rusya’ya, güneydeki topraklar  ise Kaçar yönetimine geçti. Mart ayının 20’sinde anlaşmayı onaylayan Rus  Çarı I Nikolay, anlaşmanın hemen ardından Ermeni Vilayetinin  oluşturulmasına dair ferman verdi. Bu ferman gereği 7331 Türk ve 2369  Ermeni nüfuslu İrevan şehri de &#8220;Ermeni vilayeti&#8221;ne dahil edildi. Bu  tarihten itibaren Osmanlı ve İran’dan çok sayıda Ermeni Kafkaslara,  Azerbaycan Türklerinin yaşadıkları bölgelere göç ettirilmeğe başladı.  Sadece 1829-1830’lu yıllarda Nahçivan, Karabağ ve İrevan’a İran’dan 40  bin, Osmanlıdan ise 84 bin 600 Ermeni getirilerek yerleştirildi. Şunu  belirtmekte fayda vardır ki yeni oluşturulmuş “Ermeni Vilayeti»nde 1111  köyden sadece 62 sinde Ermeniler yaşıyordu. Bunların ekseriyeti 1828  yılında gelerek yerleşmiş Ermenilerdi. Söz konusu 62 köyün sadece  14’ünün ismi Ermeniceydi. Bu süreçte Çarlık yönetimine karşı olan çok  sayıda Müslüman, Azerbaycan’ın diğer bölgelerine ve Osmanlı’ya göç etmek  zorunda kaldı. Böylece Rusya’nın Kafkaslardaki Ermeni iskânı  siyasetiyle bölgede ve özellikle Karabağ’daki etnik yapı değiştirilmeğe  çalışıldı. Ayrıca 1836’da bağımsız Alban Kilisesinin feshedilerek,  Ermeni Grigorian Kilisesine devredilmesi de Azerbaycan’ın en eski  halklarından olan Hıristiyan Albanların, Grigoryanlaşmasına ve  Ermenileşmesine yol açtı. Daha sonra 1911 yılında Rus araştırmacı Şavrov  şöyle yazmaktaydı: “Halihazırda Güney Kafkasya’da yaşayan 1 milyon 300  bin Ermeninin 1 milyondan fazlası yerli halk değildir ve buraya bizim  tarafımızdan göç ettirilmiştir.”</p>
<p style="text-align: justify;">19. yüzyılın sonlarından  itibaren Ermeni çeteleri silahlanarak, yerleştikleri bölgelerden  Türkleri çıkarmağa başladılar.  İlk büyük mezalimler 1905-1907  yıllarında yaşandı. 1917 yılında Rusya’da Şubat Devriminin  gerçekleşmesiyle yeni tarihi ve siyasi durum meydana geldi.  Transkafkasya’nın yönetimi için girişilen teşebbüsler 10 Ocak 1918’de <em>Transkafkasya Seym</em> inin kurulmasıyla sonuçlandı.  9 Nisanda Seym, Transkafkasya’yı <em>bağımsız, demokratik, federatif</em> bir Cum­­­hu­riyet olarak ilan etti ve ilk hükümeti oluşturdu. Fakat  Transkafkasya Cumhuriyeti bölgedeki istikrarı sağlamakta başarısızdı.  Nitekim Azerbaycan halkına karşı soykırım cinayetleri 1918’de daha da  tırmandı. Sadece 1918 yılı Mart-Nisan aylarında Bakü, Şemahi, Guba,  Muğan, Lenkeran’da ve diğer bölgelerde Ermeni-Bolşevik silahlı çeteleri  50 binden fazla Türkü katlettiler ve onbinlerce insan mülteci durumuna  düşürüldü. Bu dönemde Bakü, Ermeni Şaumyan’ın liderliğinde Bakü Sovyet’i  hükümetinin denetimindeydi. Türklere karşı düşmanlık Ermenlileri,  siyasi mensubiyetine bakılmaksızın bir araya getirmişti. Taşnak,  Bolşevik ve diğer Ermenilerin Bakü’de mart ayının 31 inden başlayarak üç  gün devam eden kıyımı gerçek bir soykırım örneği idi.  Tepeden tırnağa  silahlanmış Ermeni askerleri Müslümanlara saldırıp, özellikle kadınları  ve çocukları acımasızca öldürüyorlardı. Bakü’de öldürülen Müslümanların  sayısı 30 bin’di. Arşiv belgelerinde kulakları, burunları ve diğer  azaları kesilmiş 57 kadın cesedinin bulunduğuna dair bilgiler  yeralmaktadır. Kulner soyadı bir Alman, Bakü olaylarıyla ilgili 1925’de  şöyle yazar: «Ermeniler, Müslümanların yaşadıkları mahallere girerek  herkesi öldürüyor, kılıçla parçalıyor, delik deşik ediyorlardı. Kıyımdan  birkaç gün sonra bir çukurdan çıkarılmış 87 Türk cesedinin karınları  yırtılmış, kulakları, burunları, cinsel organları kesilmişti. Ermeniler  çocuklara acımadıkları gibi yaşlılara da merhamet etmiyorlardı».</p>
<p style="text-align: justify;">İç ve dış siyasete ilişkin  Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan temsilcileri arasındaki görüş  ayrılıkları sonucunda 26 Mayıs 1918’de Gürcistan’ın kendi bağımsızlığını  ilan etmesiyle, Transkafkasya Cumhuriyetinin varlığı sona erdi. 27  Mayısta Seym&#8217;in Azerbaycanlı milletvekilleri toplanarak “İstiklal  Beyannamesini” kabul ettiler. İstiklal Beyannamesine göre “…<em>Güney</em><em> </em><em>ve Doğu Transkafkasya’dan ibaret Azerbaycan egemen ve bağımsız devletti.</em><em>”</em> Mayıs ayının 29’da ilan edilmiş Ermenistan Cumhuriyeti ise merkezi  İrevan şehri olmakla birlikte 10 bin km2 Azerbaycan toprakları üzerinde  kuruldu. Bu tarihte Ermenistan’ın nüfusu 795 bin Ermeni, 575 bin  Müslüman ve 140 bin diğer milletlerden oluşmaktaydı. Ayrıca başkent  İrevan’ın nüfusunun %70’i Türk iken, Ermeni nüfus sadece %30’du.</p>
<p style="text-align: justify;">1920 yılı Nisan ayının 27’sinde  Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti, Rusya’nın Kızıl Ordusu tarafından  yıkıldı. Sovyet hükümeti Azerbaycan topraklarının 20 bin km2’sini  Ermenistan’a dahil etti. Bu toprakların ister coğrafi isterse siyasi ve  tarihi açıdan Ermenilerle hiçbir ilgisi yoktu. Bu karar sonucunda  Azerbaycan’ın Hahçivan bölgesi coğrafi olarak Azerbaycan’dan ayrılırken,  Türkiye ve Azerbaycan, dolayısıyla Türk dünyası arasındaki coğrafi  bütünlük ortadan kaldırılmış oldu. 1923 yılı Temmuz ayının 7’sinde  Azerbaycan sınırları içinde idari merkezi Hankenti olmak suretiyle,  Dağlık Karabağ Özerk Eyaleti oluşturuldu. Oysa Ermenistan sınırları  içinde yaşayan 300.000’den fazla Azerbaycan Türküne her hangi bir  özerklik hakkı tanınmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sovyetler Birliği döneminde  Ermenilerin Karabağ’la ilgili talepleri gerçekleşmediyse de  Ermenistan’dan Azerbaycan Türklerinin çıkarılması yönünde başarılı  oldular. İkinci Dünya Savaşı sonrası Moskova’nın politikası SSCB dışında  yaşayan Ermenilerin Ermenistan’a yerleştirilmesi istikametindeydi.  Ermeni yönetimi yeni yerleşimciler için yer olmadığını bahane ederek  Moskova nezdinde girişimlerde bulunarak Azerbaycan Türklerinin  Azerbaycan’a göçürülmesini öngören kararın alınmasını sağlayabildi.  Karar gereği, 1948-1950’li yıllarda Ermenistanın dağlık bölgelerinde  yaşayan 100 bin Azerbaycanlı &#8220;isteğe bağlı&#8221; Azerbaycan’ın Kura-Aras  ovasına göçürülecekti. Fakat gerçek “isteğe bağlı” olarak değil, zorunlu  şekilde bir göçürme söz konusuydu.” Karardaki “isteğe bağlılık”  ilkesiyle göçürme olayına “insancıl” görünüm vermek isteniyordu. Oysa   bu kararın uygulandığı Vedi, Göyçe, Basarkeçer’de binyıllar boyu yaşamış  Türk nüfusun söz konus karara münasebeti tamamen farklıydı. Ermenistan  SSC İçişleri Bakanlığının 3 Mayıs 1948’de hazırladığı, göçürülecek  ahalinin tutumunu yansıtan ve Bakan Grigoryan tarafından imzalanmış 11  sayfalık raporda şöyle denilmekteydi: “Tarafımızdan Azerbaycan­lıların  söyledikleri, onların yeni iskan ye­rine gitmek istemedikleri, bazıları  mezarlığa giderek doğ­ma­la­rı­nın mezarları başında ağlamalarına dair  bir çok olay tespit edilmiştir. Azerbaycanlılar yakınlarının me­za­rı  başında durarak göçürülmemeleri için dua ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">7 Ağustos 1948’de Politbüronun  kararla ilgili yapılan müzakeresi yurtdışındaki Ermenilerin Ermenistan’a  göçürülme politikasının başarısızlıkla sonuçlandığını ortaya çıkarda.   Nitekim bu karar doğrultsunda Fransa’dan gelenlerin sayısı 2000’den,  Suriye ve Lübnan’dan gelen­lerin sayısının 3500’den, ABD’den gelenlerin  sayısının 750’den fazla değildir. Yurt dışından gelen Ermeniler  sınırdışı edilmiş Azerbaycanlıların köylerinde kalmak istemezken genelde  büyük iskan birimlerinde yaşamağı tercih ediyordu. O yüzden Azerbaycan  Türklerinin yaşadığı çoksayıda köy kimsesizliğe terk edildi. Önceler  Azerbaycanlıların yaşadıkları 476 köy boş kalarak harabeye dönüştü.  Ermenistan yönetimi Azerbaycan Türkleri yaşamaktansa, köylerin harabeye  dönüşmesini tercih etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">1985 yılında Sovyetler  Birliğinde Mihail Gorbaçov’un başlattığı “perestroyka” politikası  Ermenileri yeniden cesaretlendirdi. Ermenilerin Dağlık Karabağ’ın  Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan’la birleştirme çabaları Azerbaycan  toplumunda büyük yankı uyandırdı.  Bölgede tırmanan huzursuzluğu  yatıştırmak için Moskova 12 Ocak 1989 yılında, Kara­ba­ğ’ın yönetimi  için özel bir komite kurdu. Bu Özel komite, Ermeni yanlısı bir siyaset  yürütmekteydi ve aslında Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılmasında yeni  bir hamle idi. 1 Aralık 1989 günü Ermenistan Parlamentosunun Dağlık  Karabağ’ı Ermenistan’a bağlamak üzere karar alması, Azerbaycan’daki  politik gerilimi had safhaya çıkardı. 6 Aralıkta Azerbaycan  Parlamentosunun karşı karar alarak, Ermenistan’ın kararını geçersiz ve  yasadışı sayması gerginliği dindiremedi. 1989’da bizzat Ermeniler  tarafından organize edilmiş Sumgayıt olayları, 1990 yılında Bakü’de  protesto gösterileri sırasında, Ermeni milletinden olan vatandaşların  öldürüldüğünü bahane eden Kızıl Ordu birlikleri, 19-20 Ocak’ta,  içlerinde kadın ve çocukların da bulunduğu sivil halkı katletti. Birkaç  gün içinde 137 kişi öldürüldü, 700 kişi yaralandı ve 800’den fazla kişi  kanunsuz olarak tutuklandı.</p>
<p style="text-align: justify;">26 Kasım  1991’de Azerbaycan  parlamentosu, Dağlık Karabağ’ın özerk eyalet statüsüne son verdi. 1991  yılı Eylül ayının 2’sinde Ermeniler Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları  içinde  kanunsuz olarak Dağlık Karabağ Cumhuriyeti nin kurulmasını beyan  ettiler. Dönemin Azerbaycan yöneticilerinin Moskova’ya çok güvenmesine  rağmen, Rusya bu olaylarda devamlı Ermenilerin yanında yer alarak onları  silahlandırdı.  20 Kasım 1991’de Azerbaycan Parlamentosu üyeleri ve üst  düzey yöneticilerin bulunduğu helikopter Ermeniler tarafından  düşürüldü. Bu olayda çok değerli diplomatlar ve gazeteciler hayatlarını  kaybetti. 1992 yılına gelindiğinde, Azerbaycan’da siyasi durum çok  gergindi. Diğer taraftan Karabağ’da Azerbaycanlıların yaşadıkları  yerleşim birimlerinin Ermeniler tarafından işgali hızlanmıştı.  Aslında  Ermeniler Hocalı şehri işgali için bir hazırlık içindeydiler. Azerbaycan  için stratejik öneme sahip olan Hocalı, 1990 yılında şehir statusü  almıştır. Dağlık Karabağ’da bulunan tek havaalanı burada idi. Dağlık  Karabağ’ın siyasî merkezi olan Hankenti’nin elektrik hattı,  Bakû-Hankenti demir yolu, Baku-Şuşa karayolu Hocalı’dan geçiyordu…  Maalesef Azerbaycan hükümeti tarafından bu kadar büyük öneme sahip bir  mıntıkanın savunması, gereken düzeyde organize edilemedi. Şehrin  savunmasını organize eden yetkililerin Baku’ye yazdıkları içi yakarış  dolu mektuplar, saldırı öncesi durumun ne kadar vahim olduğunu  göstermekteydi. 1991 yılı Ekim ayından itibaren Hocalı’ya tek ulaşım  havadan idi. Buraya son helikopter ise 13 Şubat 1992’de gelmişti. Yemek,  yakıt ve mermi stokları tükenmişti. Şehir korumasız, elektriksiz ve  yakıtsız kalmıştı. Saldırı sırasında şehir nüfusu 3000 kişiden  oluşmaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">1992 yılı 25 Şubat akşamı saat  23.te Ermenistan ordusunun “Artsah Halk Kurtuluş Ordusu” adını verdiği,  Dağlık Karabağ’ın silahlı Ermeni çeteleri  ve SSCB’den kalma 366. Alay’a  bağlı Rus komutan ve askerleri, çaresiz, kaderine terk edilmiş,  savunmasız Hocalı halkına saldırdı. Önce 366. alayın top atışları ve  tanklarının yardımıyla şehirdeki askerî mıntıkalar ve önemli noktalar  dağıtıldı. Şehri koruyan Hocalı halkı son kurşunlarına kadar savaşmaya  devam etti. Onlarca insan, akşamdan sabaha kadar savaşarak öldü. Şehrin  giriş çıkış noktaları kapatıldı… Sonra bir çıkış yolu bırakılmaya karar  verildi… Canlarını kurtarmaya çalışan insanlar bu yolla şehri terk etmek  isterken, Ermenilerin tuzağına düşürülerek vahşice katledildiler…</p>
<p style="text-align: justify;">Kayıplar çok vahimdi. Sivil  halktan 613 kişi öldürülmüştü. Ölenlerden 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve  70’i ihtiyardı… Toplam 239 kişi özel işkence yöntemleri, 487 kişiye ise  ağır beden hasarı verilerek katledilmişlerdi. Çocuklar, kadınlar ve  ihtiyarlardan oluşan toplam 1275 kişi rehin alınarak akıl ermeyen  işkencelere, hakaretlere maruz kalmışlardı. Bu rehinlerden 1165’i  sonradan Ermenilerin elinden kurtarılmıştır. Geriye kalanlardan 68’i  kadın, 26’sı çocuk olan toplam 110 kişiyle ilgili hiçbir bilgi  bulunmamaktadır. Hocalı katliamı sırasında 7 ailenin bütün fertleri  öldürülmüş, 27 ailenin ise sadece bir ferdi hayatta kalabilmiştir. 230  ailede baba veya anne ölmüştür. 200 kişinin ayağı soğuktan donmuş,  gangren olduğu ve tedavisi mümkün olmadığı için kesilmiştir. Bunlar  sadece resmi rakamlardır. Oysa tanıkların, gazetecilerin ve hatta bazı  Ermenilerin verdikleri bilgilere gore ölü sayısı 1300’den fazlaydır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu facia sırasında Hocalı’da bulunan <em>“Moskovskie Novosti” </em>gazetesinin muhabiri Yuri Pompeyev, gördüklerini bir cümle ile şöyle özetler: <em>“Hocalı’da, sadece cesetler kalmıştı.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Öldürülmüş insanların kafa  derilerinin yüzülmesi, dış organlarının kesilmesi, öldürülmüş bebek ve  çocukların gözlerinin tornavida ve b. araçlarla oyulup çıkarılması,  hamile kadınların karnı yarılarak çocuklarının dışarı çıkarılması,  insanların diri diri toprağa gömülmesi ve yakılması Hocalı soykırımının  sıradan, alışılmış sahneleridir&#8230; Soykırım mağdurlarının anlattıkları  tüyler ürperticidir.  Esir alınmış mağdurlardan <strong>Seriyye Tal</strong><strong>ı</strong><strong>bova</strong> başlarından geçenleri şöyle anlatıyor: “Ermeniler bizi bir Ermeni  mezarlığına götürdüler. Ahıska Türklerinden dört genci ve üç Azerbaycan  Türkünü bir zamanlar Türkiye Türkleriyle savaşmış bir Ermeni’nin mezarı  üstünde kurban gibi kestiler… Ermeni askerleri ve eşkıyaları, çocukları,  anne ve babalarının gözleri önünde işkence ile öldürdüler. Sonra  cesetleri kepçe ile dereye döktüler. Bununla da yetinmeyen Ermeniler,  iki genci getirdiler ve onların gözlerini matkapla deldiler…”</p>
<p style="text-align: justify;">Valeh Hüseyinov adlı soykırım  mağduru ise yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır:   “Esir düştüm. Bütün  esirlere işkence ettiler. Benim bütün tırnaklarımı çıkardılar,  parmaklarımı kırdılar, dişlerimin hepsini kerpetenle çektiler. Amcamı,  onun çocuklarını, bütün ailesini vahşice işkencelerle öldürdüler.  Ermeniler yakaladıkları insanların başını kesiyor, “Kafasız Türk”  diyerek alay ediyorlardı&#8230; “</p>
<p style="text-align: justify;">Olay yerine gelerek ilk  çekimleri yapan, sonradan Ermeniler tarafından şehit edilen Azerbaycan  Milli Kahramanı Çingiz Mustafayev Hocalı soykırımını şöyle anlatıyor: <em>“… Yüzlerce insan cenazesi</em><em> gördüm</em><em>… Çoğu</em><em>,</em><em> yakın mesafeden</em><em> </em><em> kafas</em><em>ına </em><em>k</em><em>urşun sıkılarak </em><em> öldürülmüş 2 yaşından 15 yaşına kadar olan çocuk, kadın ve ihtiyar cesetleri</em><em> idi</em><em>…  Cesetlerin durumundan da anlaşılıyor ki onlardan her hangi biri karşı  koyamamış, kaçmaya yeltenmemişti. Onlar, Ermeniler tarafından son derece  soğukkanlılıkla, vahşi</em><em>ce</em><em> katledilmişler</em><em>di</em><em>…</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Soykırımın yapılmış olduğu  ve onun izlerini taşıyan yere iki askerî helikopterle 28 Şubat’ta ilk  olarak biz geldik. Biz daha havada iken 500 metre civarındaki alanın  insan cesetleriyle</em><em> kaplanmışlığının</em><em> şahidi olduk…Helikopterden iner inmez Ermeniler üzerimize ateş etmeye başladı. Yanımızda bulunan polisler</em><em> </em><em>toplam 4 cenazeyi helikoptere bindirebildiler… </em><em>G</em><em>ördüğümüz manzara insanı delirtiyordu. Bir türlü kendimize gelemiyorduk. </em><em></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Mart</em><em> ayının</em><em> 2</em><em> sin</em><em>de yabancı gazetecilerle </em><em>Oraya</em><em> geldiğimizde tekrar aynı durumla karşılaştık; ama cenazeler daha kötü hale </em><em>getirilmişti… </em><em> Ermeniler</em><em>, cesetleri utanç verici şekillere sokmuşlardı</em><em>. Anlaşıl</em><em>ıyordu ki</em><em>, Ermeni cellatları her gün bu vahşilikleri tekrarlamaktan zevk alıyorlardı…”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yine helikopterle olay yerine  gelen ABD gazetecisi Thomas Goltz şöyle demektedir: &#8221; Fotoğrafçı  arkadaşım öyle etkilenmişti ki, fotoğraf çekebilmesi için kendisini  objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, koparılmış uzuvlar…  Her bakımdan mide bulandırıcıydı… Bazı cesetlerin cinsiyetini anlamaya  çalıştım ama yüzleri parçalanmış, tanınmayacak halde olanlar vardı.  Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ağdam’a getirilmiş ölülerin sayı  hesabı yoktu. Pascal Privat ve Steve Le Vine tarafindan hazirlanan  haberde ise şöyle denmektedir; Azerbaycan yine bir morgun mahzeni  gibiydi; bir caminin arkasına gecici olarak kurulmuş morga, sürüklenerek  getirilmis düzinelerce ceset ve onların başında yas tutan mülteciler  vardı&#8230; Bunlar 25 ve 26 Şubat tarihinde Ermeni kuvvetleri tarafindan  istila edilen, Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocali köyünden  Azerbaycanlılardı. Cesetlerin coğu, kaçmaya calışırken yakın mesafeden  vurulmuştu… Bazılarının yüzleri paramparca idi, kafa derileri  yüzülmüştü…&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Başka bir gazeteci, Rusyalı savaş mühabiri Yuri Romanov  gördüklerini şöyle anlatıryor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Altı yaşında, kafası sarılı bir kız  çocuğu gördüm… Sargı, çocuğun her iki gözünü kapatmış şekilde sarılıydı.  Kameramı kapatmadan ona doğru eğildim:</p>
<p style="text-align: justify;">-                     Neyin var tatlım?</p>
<p style="text-align: justify;">-                     Gözlerim yanıyor. Gözlerim yanıyor.  Amca… Gözlerim yanıyor!</p>
<p style="text-align: justify;">Doktor sırtıma elini vurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">-                      Gözleri kör olmuş. Onun gözlerinde sigara söndürmüşler&#8230; Bize  getirdiklerinde gözlerinin içinde sigara izmaritleri vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Orada şahit olduklarımı, gözlerimin gördüklerini ve kulaklarımın duyduklarını dilim ifade edemiyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ermeni faşizminin fikir  babalarından olan Zori Balayan 1996 yılında Ermenice yazdığı &#8216;Ruhumuzun  Canlanması&#8217; adlı kitabında yaptığı insanlık dışı uygulamaları şöyle  anlatılıyor: &#8220;Arkadaşım Haçatur&#8217;la, zapt edilmiş evlerden birisine  girdiğimizde bizim askerlerin 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye  çivilediklerini gördük. Haçatur, çocuğun bağırmaması için annesinin  kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Sonra ben bu Türk çocuğuna onun  dedelerinin bizim dedelerimize yaptıklarını yaptım. Onun karnının,  başının, göğsünün derisini soydum. Saatime baktım. Çocuk 7 dakika sonra  kan kaybından yaşamını yitirdi. Sonra Haçatur çocuğun cesedini doğradı  ve onunla aynı kökten -Türk-kökünden olan köpeklere attı. Akşam aynı  şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık. Kendi halkımın öcünü aldığım için  ruhum mutlulukla dolmuştu.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ermenilerin Hocalı’da yaptığı  bir soykırım değildir… Kelimelerle ifade edilemeyen, soykırımdan dahada  öte bir şeydir… Öldürülmüş insanların kafalarına kurşun sıkmak,  derilerini yüzmek, parçalamak…. Ve tüm bunlardan zevk almak eylemleri  karşısında soykırım ifadesi çok hafif kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hocalı soykırımından sonra  Azerbaycan’ın Karabağ ve çevresindeki diğer bölgelerde işgal edildi… 8  Mayıs Şuşa, 18 Mayıs Laçın, 2 Ekim Hocavend… 1993 2 Nisan Kelbecer, 17  Haziran Ağdere, 23 Temmuz Ağdam, 23 Ağustos Cebrayıl ve Füzuli, 31  Ağustos  Kubadlı,  29 Ekim Zengilan…    Karabağ savaşının bilançosu çok  ağırdı. Bu gün Dağlık Karabağ ve çevresindeki 7 ili dahil, Azerbaycan  topraklarının yüzde 20’si Ermenistan ordusunun işgali altındadır. Bir  milyon Azerbaycan Türkü topraklarından kovulmuş, 20 binden fazla  Azerbaycanlı katledilmiş, 50 binden fazla kişi sakat kalmış, 4 binden  fazla kayıp, esir ve rehinler,  877 şehir, köy ve kasaba yağmalanmış,  dağıtılmış yakılıp yıkılmıştır… Çarlık Rusya döneminden günümüze dek  Kafkaslarda Ermenilerin uyguladığı soykırım cinayetleri ile 1.5 milyon  Müslüman ve Türk katledilmiş, coğrafi ve yerleşim birimleri adları  değiştirilmiş, tarih ve kültür abidelerimiz, camilerimiz,  mezarlıklarımız yerle yeksan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönemin Ermenistan Savunma  Bakanı, Ermenistan’ın bugünkü Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a Hocalı  Soykırımı’yla ilgili bir gazetecinin sorusuna şu yanıtı vermiştir: “Biz  bu konuda yüksek sesle konuşmak istemiyoruz. Hocalı’ya kadar Azerbaycan  bizim sivillere saldıramayacağımızı düşünüyordu… Fakat Hocalı’da biz bu  kalıbı kırdık.”</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef bunca somut  deliller, belge ve bilgiler ortadayken dünya kamuoyu ve uluslararası  kuruluşlar hala Ermeniler konusunda taraflı bir tutum sergilemeğe devam  etmekteler.  Konuya ilişkin BM in aldığı kararlar hala da kağıt üzerinde  kalmakta ve uygulanmamaktadır.  Sorunun çözümü için oluşturulmuş AGİT  Minsk grubunun yıllar boyu devam eden faaliyetleri hiçbir sonuç  vermemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Karabağ’ın işgalinden  neredeyse 20 yıl geçti. 20 kocaman yıl… Ateşkes devam ediyor. Tek hedef  doğduğumuz topraklarımızı unutturmak, bizleri  yormak, yıldırmak…</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef Karabağ, Hocalı ilk  ve son değildir. Düşman işbaşındadır ve sinsi planlarını uygulamağa  devam etmektedir. Dün Zengezur, İrevan, bugün Ağdam, Karabağ, yarın  Kars, Ağrı, Ardahan…</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Vatan toprağı kutsaldır</em>, kaderine terk edilemez&#8230;”</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Felnur-pasa-%25e2%2580%259chocali%25e2%2580%2599da-sadece-cesetler-kalmisti%25e2%2580%259d.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elnur-pasa-%e2%80%9chocali%e2%80%99da-sadece-cesetler-kalmisti%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuzhan TAŞKIN &#8211; Soykırımın Adı: Hocalı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzhan-taskin-soykirimin-adi-hocali.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzhan-taskin-soykirimin-adi-hocali.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 15:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2354</guid>
		<description><![CDATA[Güney Kafkasya&#8217;da hukuken Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;ne bağlı tarihi bölge Dağlık Karabağ, günümüzde, Ermenistan Silahlı Kuvvetlerinin işgali sonucunda hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş tarafından tanınmayan de facto[1] Dağlık Karabağ Cumhuriyeti&#8217;nin egemenliği altındadır. Karabağ, büyük bölümü Azerbaycan ve Ermenistan arasında kalan, güney bölümünün ise İran içerisinde kaldığı, 18.000 km2 yüzölçümüne sahip bölgenin ismidir. Dağlık Karabağ ise bu alanın 4392 km2’lik kısmını oluşturmaktadır. Azerbaycan, Ermenistan ve İran arasında bulunan Dağlık Karabağ, bu konumuyla jeopolitik ve jeostratejik olarak önem arz etmektedir. Konumu itibariyle uzun yıllar boyu büyük güçler arasında paylaşılamayan bölge olarak sürekli kendini bir savaş içerisinde bulan Dağlık (Yukarı) Karabağ, halen günümüz ‘büyük güçlerinin’ mücadele alanında bulunmakta ve uluslararası konjonktürün de etkisiyle sorunları çözülememektedir. 1805’de Rus yönetimine geçen, 1920 yılında da Azerbaycan Cumhuriyeti’ne dahil edilen Yukarı Karabağ topraklarında, 1823 tarihinde yapılan ilk nüfus sayımına göre, 1.559 ailenin Ermeni, 17.000 ailenin Türk olduğu bilinmektedir.[1] Azerbaycan&#8217;dan kopartarak özerk bölge hâline getirilen sürece kadar sistematik bir şekilde ilerleyen Ermeni göçleri sonucu bölgenin etnik yapısı değiştirilmiş, bölgede Ermeni nüfusu Azeri Türklerini geçmiştir. Her ne kadar Ruslar ve Ermeniler yüzlerce yıldır Dağlık Karabağ’ın Müslümanların çoğunlukta bulunduğu bir bölge olduğunu bildikleri ve bu bölgeyi son dönemlerde yapay olarak Ermenilerin çoğunlukta olduğu bir alana bizzat kendileri tarafından dönüştürdükleri halde, Karabağ&#8217;ın bütününde Azeri Türklerinin, Dağlık Karabağ&#8217;da ise Ermenilerin çoğunlukta olmasını fırsat bilerek bu tarihten sonra Karabağ ismini, &#8220;Dağlık Karabağ&#8221; veya &#8220;Yukarı Karabağ&#8221; olarak kullanmaya başlamışlardır. 1985 yılında iktidara gelen Gorbaçov’un izlediği Glasnost (şeffaflık) ve Perestroyka (yeniden inşa) politikaları neticesinde Karabağ sorununu bugünkü noktaya ulaşmıştır. Bir anlamda fikir ve ifade özgürlüklerinin bir bileşkesi olarak görülebilecek bu politikalarla hem politik hem de ekonomik reformlar hedeflenmiştir. Milliyetçi hareketlerin de artmasına neden olan bu politikaların sonucundan faydalanan Dağlık Karabağ Ermenileri 1987 yılının son aylarından itibaren Dağlık Karabağ üzerinde hak iddia etmeye başlamışlardır. Bu hak iddialarının sonucu ise ilerleyen yıllarda binlerce insanın ölmesi ve halen çözülemeyen ‘Karabağ sorunu’ olacaktı. 1987 yılının hemen ertesi senesinde Ermeniler ve Azeriler arasındaki bir dizi kızıştırıcı saldırı ve misillemeleri başlamıştır. Pogromlar[2] başlayınca çok sayıda Ermeni ve Azeri Türk’ü göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. 1989 yılı başında Azerbaycan Hükümeti Karabağ&#8217;ın özerk statüsünü kaldırdığını açıkladı. Ağustos 1989&#8242;da gelindiğinde Karabağ&#8217;daki Ermeniler kendi Ulusal Konseyi&#8217;ni seçmiş ve Dağlık Karabağ Özerk Oblastı&#8217;nın Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;nden ayrılması ve Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;yle birleşmesini açıklamıştır.Buna karşılık Eylül 1989&#8242;da Azerbaycan, o zamana kadar Ermenistan&#8217;ın diğer Sovyet Cumhuriyetlerinden yaptığı ithalatın %90&#8242;ı karşılamakta olan hayati yakıt ve besleme hatlarına karşı ekonomik ablukayı uygulamaya başlamıştı.[2] Bu senenin sonuna gelindiğinde ise Ermenistan Karabağ&#8217;ı ilhak etme kararını ilan etti. Dağlık Karabağ’ın geleceği ile ilgili olarak Stepanakert’te görüşmeler sürerken, 26 Kasım’da Azerbaycan Adalet ve Savunma Bakanlığı yetkilileri ile, iki Rus generalini ve bölgeye ateşkes sürecini denetlemek üzere gönderilen Kazak ve Rus gözlemcileri taşıyan bir helikopterin düşmesi üzerine Azeri Türkleri bunun bir kaza değil Ermenilerin suikastı olduğunu ileri sürerek, 2 Ocak 1992’de Azerbaycan Devlet Başkanı Ayaz Muttalibov yayımladığı bir kararnameyle Dağlık Karabağ&#8217;ın yerel yönetimini kendisine bağladı.[3] Daha sonra 6 Ocak tarihinde Dağlık Karabağ Parlamentosu, bütün dünyaya çağrıda bulunarak, cumhuriyetin tanınmasını istedi. Ermenistan Parlamentosu ise, Dağlık Karabağ&#8217;in bağımsız devlet statüsü kazanması için elinden gelen çabayı harcayacağını ilan etti....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Güney Kafkasya&#8217;da hukuken Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;ne bağlı tarihi bölge Dağlık Karabağ, günümüzde, Ermenistan Silahlı Kuvvetlerinin işgali sonucunda hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş tarafından tanınmayan de facto[1] Dağlık Karabağ Cumhuriyeti&#8217;nin egemenliği altındadır. Karabağ, büyük bölümü Azerbaycan ve Ermenistan arasında kalan, güney bölümünün ise İran içerisinde kaldığı, 18.000 km2 yüzölçümüne sahip bölgenin ismidir. Dağlık Karabağ ise bu alanın 4392 km2’lik kısmını oluşturmaktadır. Azerbaycan, Ermenistan ve İran arasında bulunan Dağlık Karabağ, bu konumuyla jeopolitik ve jeostratejik olarak önem arz etmektedir. Konumu itibariyle uzun yıllar boyu büyük güçler arasında paylaşılamayan bölge olarak sürekli kendini bir savaş içerisinde bulan Dağlık (Yukarı) Karabağ, halen günümüz ‘büyük güçlerinin’ mücadele alanında bulunmakta ve uluslararası konjonktürün de etkisiyle sorunları çözülememektedir.</p>
<p>1805’de Rus yönetimine geçen, 1920 yılında da Azerbaycan Cumhuriyeti’ne dahil edilen Yukarı Karabağ topraklarında, 1823 tarihinde yapılan ilk nüfus sayımına göre, 1.559 ailenin Ermeni, 17.000 ailenin Türk olduğu bilinmektedir.[1] Azerbaycan&#8217;dan kopartarak özerk bölge hâline getirilen sürece kadar sistematik bir şekilde ilerleyen Ermeni göçleri sonucu bölgenin etnik yapısı değiştirilmiş, bölgede Ermeni nüfusu Azeri Türklerini geçmiştir. Her ne kadar Ruslar ve Ermeniler yüzlerce yıldır Dağlık Karabağ’ın Müslümanların çoğunlukta bulunduğu bir bölge olduğunu bildikleri ve bu bölgeyi son dönemlerde yapay olarak Ermenilerin çoğunlukta olduğu bir alana bizzat kendileri tarafından dönüştürdükleri halde, Karabağ&#8217;ın bütününde Azeri Türklerinin, Dağlık Karabağ&#8217;da ise Ermenilerin çoğunlukta olmasını fırsat bilerek bu tarihten sonra Karabağ ismini, &#8220;Dağlık Karabağ&#8221; veya &#8220;Yukarı Karabağ&#8221; olarak kullanmaya başlamışlardır.</p>
<p>1985 yılında iktidara gelen Gorbaçov’un izlediği Glasnost (şeffaflık) ve Perestroyka (yeniden inşa) politikaları neticesinde Karabağ sorununu bugünkü noktaya ulaşmıştır. Bir anlamda fikir ve ifade özgürlüklerinin bir bileşkesi olarak görülebilecek bu politikalarla hem politik hem de ekonomik reformlar hedeflenmiştir. Milliyetçi hareketlerin de artmasına neden olan bu politikaların sonucundan faydalanan Dağlık Karabağ Ermenileri 1987 yılının son aylarından itibaren Dağlık Karabağ üzerinde hak iddia etmeye başlamışlardır. Bu hak iddialarının sonucu ise ilerleyen yıllarda binlerce insanın ölmesi ve halen çözülemeyen ‘Karabağ sorunu’ olacaktı. 1987 yılının hemen ertesi senesinde Ermeniler ve Azeriler arasındaki bir dizi kızıştırıcı saldırı ve misillemeleri başlamıştır. Pogromlar[2] başlayınca çok sayıda Ermeni ve Azeri Türk’ü göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. 1989 yılı başında Azerbaycan Hükümeti Karabağ&#8217;ın özerk statüsünü kaldırdığını açıkladı. Ağustos 1989&#8242;da gelindiğinde Karabağ&#8217;daki Ermeniler kendi Ulusal Konseyi&#8217;ni seçmiş ve Dağlık Karabağ Özerk Oblastı&#8217;nın Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;nden ayrılması ve Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;yle birleşmesini açıklamıştır.Buna karşılık Eylül 1989&#8242;da Azerbaycan, o zamana kadar Ermenistan&#8217;ın diğer Sovyet Cumhuriyetlerinden yaptığı ithalatın %90&#8242;ı karşılamakta olan hayati yakıt ve besleme hatlarına karşı ekonomik ablukayı uygulamaya başlamıştı.[2] Bu senenin sonuna gelindiğinde ise Ermenistan Karabağ&#8217;ı ilhak etme kararını ilan etti.</p>
<p>Dağlık Karabağ’ın geleceği ile ilgili olarak Stepanakert’te görüşmeler sürerken, 26 Kasım’da Azerbaycan Adalet ve Savunma Bakanlığı yetkilileri ile, iki Rus generalini ve bölgeye ateşkes sürecini denetlemek üzere gönderilen Kazak ve Rus gözlemcileri taşıyan bir helikopterin düşmesi üzerine Azeri Türkleri bunun bir kaza değil Ermenilerin suikastı olduğunu ileri sürerek, 2 Ocak 1992’de Azerbaycan Devlet Başkanı Ayaz Muttalibov yayımladığı bir kararnameyle Dağlık Karabağ&#8217;ın yerel yönetimini kendisine bağladı.[3] Daha sonra 6 Ocak tarihinde Dağlık Karabağ Parlamentosu, bütün dünyaya çağrıda bulunarak, cumhuriyetin tanınmasını istedi. Ermenistan Parlamentosu ise, Dağlık Karabağ&#8217;in bağımsız devlet statüsü kazanması için elinden gelen çabayı harcayacağını ilan etti. 10 Şubat tarihinde ise ajanslara, bölgede hak iddia ederek çatışmaları tetikleyici olan Ermeni tarafında Fransız lejyonerler ve birçok ülkeden paralı askerlerin yer aldığı haberleri geçmekteydi. Ertesi gün ise Azerbaycan&#8217;ın Dağlık Karabağ bölgesinde geniş çaplı saldırı başlatan Ermeni çetelerinin, iki Azeri köyünü yaktıkları, saldırıda 20 Azeri&#8217;nin öldüğü bildirildi. 23 Şubat tarihinde Azatlık radyosu, Azerbaycan&#8217;ın Dağlık Karabağ bölgesinde Azeri-Ermeni çatışmalarının bütün şiddetiyle sürdüğünü, Ermenilerin roket ve top saldırılarıyla Türk köylerini birer birer işgal ettiğini, saldırılarda 75 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu arada, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, eski SSCB ordusunun da Ermenilerle birlikte Azeri köylere saldırdığını öne sürdü. BDT Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ile Ermenistan hükümeti ise, eski SSCB askerlerinin ve Ermeni militanların, Azerbaycan topraklarına ortak saldırıya geçtiği yolundaki haberleri yalanladı. Ne yazık ki, bu haberlerin gerçekliği tüm çıplaklığıyla 26 Şubat 1992’de ortaya çıkacaktı.</p>
<p>1992’de, Şubat ayının 25’ini 26’sına bağlayan gece, bölgedeki silahlı Ermeniler, fikri olarak dağıldıktan sonra geride kalan 350 personelinin 50&#8242;sinin Ermenilerden oluştuğu ve 2. Taburu komutanı Binbaşı Seyran Ohanyan’ın da bunların arasında yer aldığı[4] 366. Motorize Piyade Alayı ile birlikte Dağlık Karabağ’daki Hocalı Kasabasına saldırarak, tarihin en vahşi katliamlarından birini yapmıştır. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ&#8217;ın işgalinden bu yana gerçekleşen en kapsamlı sivil katliamı olarak nitelendirmiştir.[5] Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî rakamlarına göre, 83 çocuk, 106 kadın ve 70&#8242;den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 sakin öldürülmüş, toplam 487 kişi ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur.[6] Ermenilerin insanlıklarından çıkıp Azerbaycan Türkleri katletme şekilleri ise insanlığın hafızasından asla çıkmayacak boyutlara ulaşmıştır. Katliam sonrası cesetlerin yakılması dahi Ermenilerin insanlık dışı zulmünün izlerini silememiştir. Dünya tarihinin şimdiye kadar tanık olduğu en ağır vahşetlerinden birisi çok yakın bir tarihte Hocalı’da yaşanmıştır. Katliamın arkasından çekilen görüntüler dahi insanın kanını dondurmaya yeterken o görüntüler öncesi neler yaşandığını, hem bu vahşetten kendilerini kurtarabilmeyi başarmış olayın bizzat şahitlerinin, hem katliam bölgesini gezen başka milletler mensubu görgü tanıklarının, hem de bizzat katliamı gerçekleştiren Ermenilerinin anlattıklarından öğrenirken, katliamın vahameti gözler önüne serilmektedir. Hocalı katliamının hikayesini bizzat bahsettiğimiz tanıklardan öğreniyoruz;</p>
<p>Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars&#8217;ta Ağrı&#8217;da Van&#8217;da Erzurum&#8217;da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı…</p>
<p>Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı&#8230; Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı: -Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?) -Akçik&#8230; (Kız) Bu cevap üzerine &#8216;oğlan&#8217; diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi. -Tun şahetsar, ınger&#8230; (Sen kazandın, yoldaş) -Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana&#8230; (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?) -Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı: -Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)</p>
<p>Aynı dakikalarda Hocalı&#8217;nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı…</p>
<p>İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı: -Asixn ma/, çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek&#8230; (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın&#8230;) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü&#8230;</p>
<p>Olayın bizzat şahitlerinin anlattıklarını dinleyenler kulaklarına inanamasından olsa gerek Hocalı&#8217;ya ulaştıklarında, görgü tanıklarının anlattıklarının doğruluğuna bizzat gözleriyle şahit olmuşlardır. Hocalı&#8217;da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet gördükleri karşısında, faşist zulmünü çok iyi tanıyan dünyaya söyledikleri şuydu:</p>
<p>&#8220;Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı&#8217;daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz.&#8221;</p>
<p>Katliamın boyutunu bu denli insanlık dışına çıkaran sebep ise katliama katılan Ermenilerin Türklere karşı besledikleri kin ve nefret duygusunda gizliydi. Eski ASALA eylemcilerinden Monte Melkonyan, Hocalıya yakın bölgede Ermeni askeri birliklere komutanlık yapmış ve katliamdan bir gün sonra Hocalı çevresinde gördüklerini günlüğünde anlatmıştır. Melkonyan&#8217;ın olümünden sonra, Markar Melkonyan kardeşinin günlüğünüBenim Kadeşimin Yolu (My Brother&#8217;s Road) başlığıyla ABD&#8217;de çikardığı kitapta Hocalı katliamını şöyle tasvir ediyor:</p>
<p>‘‘Bir gece önce akşam 11 civarında, 2.000 Ermeni savaşçısı, Hocalı&#8217;nın üç tarafındaki yüksekliklerden ilerleyerek, kasaba sakinlerini doğudaki açılışa doğru sıkıştırmışlar. 26 Şubat sabahına kadar mülteciler Dağlık Karabağın doğu yüksekliklerine ulaşmış ve aşağıdakı Azeri kenti olan Ağdam&#8217;a doğru inmeye başlamışlar. Burdaki tepeciklerde yerleşen sivilleri güvenli arazide takip eden Dağlık Karabağ askerleri onlara ulaşmışlar. Mülteci kadın Reise Aslanova İnsan Hakları İzleme Örgütüne verdiği açıklamada &#8220;Onlar sürekli ateş ediyorlardı&#8221; diye konuşmuştu. Arabo&#8217;nun savaşçıları daha sonra uzun zaman kalçalarında taşıdıkları bıçakları kınlarından çıkarakak bıçaklamaya başlamışlar.</p>
<p>Şu anda yalnız kuru çimenden esen rüzgarın sesi ıslık çalıyordu, ve ceset kokusunu uçurması için bu rüzgar henüz erkendi.</p>
<p>Monte üzerinde kadınların ve çocukların kırılmış kuklalar gibi saçıldığı çimene eğilerek &#8220;Disiplin yok&#8221; diye fısıldadı. O bu günün önemini anlıyordu: bu gün Sumgayıt Pogromunun (Ermeni milliyetçiler tarafından bilerek organize edilen, Azerbaycan halkını dünya kamuoyu önünde haksız duruma düşürme amacıyla tasarlanan pogrom.) dördüncü yıldönümüne yaklaşıyordu. Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka aynı zamanda bir öç alma eylemiydi.’’[7]
<p>Karabağ hareketi içerisindeki önemli isimlerden biri olan Zori Balayan ise ‘‘Ruhumuzun Canlanması’’ adlı kitabında o dönemde Azerbaycan Türklerine karşı işlenmiş olan soykırım suçundan şöyle bahsetmektedir:</p>
<p>‘‘Biz arkadaşımız Haçatur&#8217;la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Daha sonra bu 13 yaşındaki Türke onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk mesleğim hekimlik olduğuna göre hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi gün biz kiliseye giderek 1915&#8242;te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı&#8217;yı ve vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.’’</p>
<p>Hocalı olayının hiçbir şekilde reddi mümkün olmayan bir katliam olduğu aşikardır ve bu katliam ayrıca soykırım olarak da adlandırılabilir niteliktedir. Soykırımın tam tanımı bu konuda çalışan akademisyenler arasında değişim gösterse de, 1948’de Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde (SSECS) hukuksal bir tanımı bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.” şeklinde tanımlar.[8]  Müslüman Azeri Türklerin hedef alındığı, 936 km2’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde tamamıyla yok edilerek, 83 çocuk, 106 kadın ve 70&#8242;den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 sakin öldürülmüş, toplam 487 kişi sakatlıklar dahil olmak üzere ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Sözleşmenin 2. maddesiyle yaşanan katliamı karşılaştırdığımızda Hocalı Katliamı açık bir şekilde başta da belirttiğimiz gibi soykırım niteliği taşımaktadır.</p>
<p>Hukuken ve fiilen Azerbaycan’ın bir parçası olan Karabağ’ın Ermenilerin çoğunlukta bulunduğu kısmını katliamlar eşliğinde ele geçirmeyi başaran Ermeniler, bu bölgeyi çevreleyen ve nüfusunun ezici çoğunluğu Azeri Müslümanlarından oluşan büyük bir alanı daha ele geçirdiler. Bu savaş sırasında Ermenistan Cumhuriyeti’nin işgal ettiği topraklar, 12 Mayıs 1994 tarihine kadar Dağlık Karabağ’ın tamamı da olmak üzere toplam 890 rayon, köy, kasaba ve yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının % 20’sine eşittir. Ermenistan silahlı kuvvetleri; 18 Şubat 1992’de Hocavend’i, 25 Şubat 1992’de Hocalı’yı, 26 Şubat 1992’de Şuşa’yı, 18 Mayıs 1992’de Laçin’i, 4 Nisan 1993’de Kelbecer’i, 23 Temmuz 1993’te Ağdam’ı, 24 Ağustos 1993’te Fuzuli, 27 Ekim 1993’te Zengilan’ı, 26 Ağustos 1993’te Cebrayil’i, 31 Ağustos 1993’te Gubadlı’yı işgal etmişlerdir. Ermeniler tarafından ele geçirilen topraklardan çıkartılan ve Azerbaycan’ın toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan mülteciler Azerbaycan’daki geçici mülteci kamplarına yerleştirildiler. Yerlerinden edilmiş ve nüfusunun tarihsel yurtları içerisinde göçmen durumunda kalan 1 milyonluk bu büyük insan kütlesi halen barınma, geçinme, işsizlik, eğitim, sağlık gibi büyük sorunlar ve sıkıntılar içerisinde hayatlarını devam ettirmektedir.</p>
<p>18 Mayıs 2001 tarihinde dönemin Ermenistan Savunma Bakanı Serj Sarkisyan Ermenistan parlamentosunda yaptığı şu konuşması Türk basınında yer almıştır:</p>
<p>‘‘İşgal ettiğimiz topraklar var. Bunda utanılacak bir şey yok. Güvenliğimiz gereği bu toprakları işgal ettik. Biz bunu 1992 yılı ve öncesinde de söylüyorduk, şimdi de söylüyoruz. Belki üslubum diplomatik değil ama gerçek bu.’’[9]
<p>Ermenistan’ın güvenliğini tehdit eden unsurlar çocuklar, kadınlar ve yaşlılar olsa gerek işkencelerle katledilmişlerdir ve Ermenistan yetkilileri de bu işgali güvenlik üzerinden meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Hocalı’da katledilen soydaşlarımızın cesetlerinin üzerinde yapılan otopsiler birçok insanın özel işkencelerle öldürüldüğü ortaya koymaktadır. İşgal sonucu masum siviller çocuk, kadın, ihtiyar denilmeden, gözlerini oyularak, kafataslarının derisini soyularak ve vücutlarının farklı organları kesilerek  Ermeniler tarafından katledilmiştir. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları deşilmiş ve soydaşlarımız diri diri toprağa gömülüp, cesetleri yakılmıştır. Bütün bunlara rağmen arsızlıkla ve utanmazlıkla bu olayı meşrulaştırmaya çalışan ‘insanlar’ çıkabilmektedir. Eşref-i mahlukat olabilmeyi başarabilmişlere Hocalı’yı unutmamaları ve unutturmaları için son sözlerimizi görgü tanıklarından aktaralım… Hocalı katliamına tanık olan ve daha sonra Beyrut&#8217;a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, &#8216;For the Sake of Cross&#8217; (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabı (Sayfa: 62-63) :</p>
<p>&#8220;&#8230;Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı&#8217;nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa&#8217;ya döndüm. Onlar Haç&#8217;ın hatırı için savaşa devam ettiler.&#8221;</p>
[1] &#8220;Hukuki olarak&#8221; anlamına gelen de jure ile karşıt olarak kullanılır. Yasal bir durumu tartışırken de jure konu hakkında kanunların ne söylediğini, de facto ise gerçek hayatta uygulamanın nasıl olduğunu belirtir.</p>
[2] Dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleridir.</p>
[1] Dağdelen, Atıf. Diplomatik Gözlem, ‘‘ Ermenistan Uluslararası Hukuku Hiçe Sayıyor’’. http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=2084 (Erişim 23.02.2011)</p>
[2] Armenia, Azerbaijan, and Georia Country Studies, Area Handbook Series, Federal Reserch Division Library of Congress, 1994, ISBN 0-8444-0848-4, pp. 19-21.</p>
[3] T.C. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, ‘‘ Ocak 1992’’ http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/ayintarihi/1992/ocak1992.htm (Erişim: 21.02.2011)</p>
[4] Waal, Thomas. Black Garden: Armenia and Azerbaijan Through Peace and War. New York: New York University Press, 2003. p. 166 ISBN 0-8147-1945-7.</p>
[5] Panico, Christopher; Rone, Jemera (1994). Azerbaijan: Seven years of conflict in Nagorno-Karabakh (İngiliz dilinde), 6, Human Rights Watch/Helsinki. ISBN 1-56432-142-8, ISBN 978-1-56432-142-8. “&#8230;the largest massacre to date in the conflict&#8230;”</p>
[6] Letter from the Chargé d&#8217;affaires a.i. of the Permanent Mission of Azerbaijan to the UN Office at Geneva to the UNHCR&#8221; (İngilizce). United Nations High Commissioner on Human Rights (UNHCR)</p>
[7] Melkonian, Markar (2005). My Brother&#8217;s Road: An American&#8217;s Fateful Journey to Armenia (İngiliz dilinde), 213, New York: I. B. Tauris. ISBN 1-85043-635-5.</p>
[8] Office of the High Commissioner for Human Rights. Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide</p>
[9] Diplomatik Gözlem. ‘‘Türk Basınının Karabağ Sorununa Bakışı’’ http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=691 (Erişim: 21.02.2011)</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Foguzhan-taskin-soykirimin-adi-hocali.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzhan-taskin-soykirimin-adi-hocali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emre KARTAL &#8211; Hocalı&#8217;da Ölüm Doğdu Bir Gece</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/emre-kartal-hocalida-olum-dogdu-bir-gece.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/emre-kartal-hocalida-olum-dogdu-bir-gece.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 15:20:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Hocalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2351</guid>
		<description><![CDATA[“Gara geydi bu Veten, Yoh hayına bir yeten, Heyata hamileyken, Ölüm doğdu bu gece.” Bahtiyar VAHAPZADE Gülmire Mehdiyeva… 26 Şubat 1992’de 3 yaşındaydı. Belki doğru düzgün konuşmayı dahi bilmiyordu. Hayatı tanımıyordu, dünya onun için annesinin kucağından ibaretti. Ne ülkesinin içinde bulunduğu durumdan haberi vardı ne de yaşananlarda bir sorumluluğu. Ama Ermeni-Rus ortak kuvvetleri ona 27 Şubat’ı yaşamayı çok görmüşlerdi. Gülmire, Hocalı’da katledilen 83 çocuktan yalnız biriydi. Uzun bir Sovyet döneminden sonra Azerbaycan, bağımsızlığını kazanmış ve ay-yıldızlı ve üç renkli bayrağını, Resulzade’nin “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez” dediği bayrağını yeniden göklerde dalgalandırmaya başlamıştı. Ama kısa bir sürede, SSCB’nin zayıflığından faydalanarak Azerbaycan toprakları üzerinde hak iddia etmeye başlayan, Ermeniler ile büyük bir mücadelenin içinde buldular kendilerini. Ufak çatışmalar ve halk gösterileriyle başlayan olaylar büyük bir savaşa dönüştü ve Ermenistan Ruslarında desteğini alarak Azerbaycan topraklarını işgal etmeye başladı. Bu sadece bir işgalin değil bölgede Türkmençay antlaşmasından beri Türklere karşı devam eden etnik temizlik politikasının da bir hortlayışı oldu. Ermeniler girdikleri Türk köylerini yakmaya ve halkını da vahşice öldürmeye başladı. Bunu yaparken de çoluk çocuk yaşlı kadın ayrımı yapmadı. Tek ayrım kriteri vardı, o da öldürülecek kişinin Türk olması. Rus birlikleri de bölgeden çekileceklerini bildikleri için ne kadar zarar verirsek o kadar kardır anlayışıyla bir yandan Türk köylerini yakarken diğer taraftan da Ermenileri kışkırtmak için Ermeni köylerini yakıyorlardı. Etnik temizlik ilk büyük sinyalini 19-20 Ocak 1990’da vermişti. Bakü’ye giren Rus tankları Ermenilerle birlikte vahşice 143 Azerbaycan Türk’ünü katletmişlerdi. Ancak bu sadece başlangıçtı. Karabağ bölgesinin en stratejik tepelerinden birinde kurulu olan ve Azerbaycan Silahlı kuvvetlerinin üs olarak kullandıkları Hocalı Kasabası Ermeni kuvvetlerinin hedefleri arasındaydı. 10 Bin civarında bir nüfusa sahip olan Hocalı aralıklarla Ermeni toplarına hedef olsa da hiçbir zaman büyük bir tehlike altında kalmamıştı. Hocalı halkı elektriksiz susuz kalmıştı ve bir çok zorluk çekiyorlardı ancak Karabağ Savaşı’nın en büyük etnik temizlik hareketi olarak nitelendirilecek bir soykırıma maruz kalacaklarından habersizdiler. 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gecede Hocalı kasabasında gün doğmadan, ölüm doğmuştu. Ermeniler bölgedeki Rus 366. Alayının da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı kasabasına ölüm saçtılar. Kasabaya giren Ermeniler adeta birer ölüm makinesi gibiydiler. Türkleri yok etmek hedefine kilitlenmiş ölüm makineleri. Katliamın ardından ölülere dahi birkaç gün sonra ancak ulaşılabildi. Hocalı adeta haritadan silinmişti. Ermeniler 613 Türk’ü vahşice katletmişlerdi. Bu 613 kişinin 106’sı kadın 83’ü çocuk 70’ten fazlası da yaşlılardan oluşuyordu. Hocalı’da 7 aile tamamen yok edildi. 3 kişi diri diri yakıldı. 56 kişi işkence edilerek öldürüldü. 11 cesedin kimliği dahi belirlenemedi. Hocalı’da 25 çocuk hem annesini hem de babasını kaybederek ortada kaldı. 224 çocuk anne ve babasından bir tanesini kaybetti. 230 aile babalarını kaybetti. 76’sı çocuk olmak üzere 487 kişi sakat kaldı. 1200’ün üzerinde insan esir alındı ve bunlardan 68’i kadın 26’sı çocuk olmak üzere 150’sinden halen bir haber alınmış değil. [i] Hocalı katliamı’nı bölgeye giderek gören bir Fransız gazetecinin sözleri ise dehşet vericiydi: “Alman faşistlerin gaddarlığını çok duydum ve okudum. Ama 5-6 yaşındaki çocukları, sivil halkı öldüren Ermeniler, onlardan da beter”[ii] Hocalı’yı anlatmak için sayılar ve kelimeler ancak birer sembol olabilir. Hocalı katliamından sonra o günü yaşayanlara yaşadıklarının...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>“Gara geydi bu Veten,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yoh hayına bir yeten,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Heyata hamileyken,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ölüm doğdu bu gece.”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Bahtiyar VAHAPZADE</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em>Gülmire Mehdiyeva…  26 Şubat 1992’de 3 yaşındaydı. Belki doğru düzgün konuşmayı dahi  bilmiyordu. Hayatı tanımıyordu, dünya onun için annesinin kucağından  ibaretti. Ne ülkesinin içinde bulunduğu durumdan haberi vardı ne de  yaşananlarda bir sorumluluğu. Ama Ermeni-Rus ortak kuvvetleri ona 27  Şubat’ı yaşamayı çok görmüşlerdi. Gülmire, Hocalı’da katledilen 83  çocuktan yalnız biriydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun bir Sovyet döneminden  sonra Azerbaycan, bağımsızlığını kazanmış ve ay-yıldızlı ve üç renkli  bayrağını, Resulzade’nin “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez”  dediği bayrağını yeniden göklerde dalgalandırmaya başlamıştı. Ama kısa  bir sürede, SSCB’nin zayıflığından faydalanarak Azerbaycan toprakları  üzerinde hak iddia etmeye başlayan, Ermeniler ile büyük bir mücadelenin  içinde buldular kendilerini. Ufak çatışmalar ve halk gösterileriyle  başlayan olaylar büyük bir savaşa dönüştü ve Ermenistan Ruslarında  desteğini alarak Azerbaycan topraklarını işgal etmeye başladı. Bu sadece  bir işgalin değil bölgede Türkmençay antlaşmasından beri Türklere karşı  devam eden etnik temizlik politikasının da bir hortlayışı oldu.  Ermeniler girdikleri Türk köylerini yakmaya ve halkını da vahşice  öldürmeye başladı. Bunu yaparken de çoluk çocuk yaşlı kadın ayrımı  yapmadı. Tek ayrım kriteri vardı, o da öldürülecek kişinin Türk olması.  Rus birlikleri de bölgeden çekileceklerini bildikleri için ne kadar  zarar verirsek o kadar kardır anlayışıyla bir yandan Türk köylerini  yakarken diğer taraftan da Ermenileri kışkırtmak için Ermeni köylerini  yakıyorlardı. Etnik temizlik ilk büyük sinyalini 19-20 Ocak 1990’da  vermişti. Bakü’ye giren Rus tankları Ermenilerle birlikte vahşice 143  Azerbaycan Türk’ünü katletmişlerdi. Ancak bu sadece başlangıçtı.</p>
<p style="text-align: justify;">Karabağ bölgesinin en  stratejik tepelerinden birinde kurulu olan ve Azerbaycan Silahlı  kuvvetlerinin üs olarak kullandıkları Hocalı Kasabası Ermeni  kuvvetlerinin hedefleri arasındaydı. 10 Bin civarında bir nüfusa sahip  olan Hocalı aralıklarla Ermeni toplarına hedef olsa da hiçbir zaman  büyük bir tehlike altında kalmamıştı. Hocalı halkı elektriksiz susuz  kalmıştı ve bir çok zorluk çekiyorlardı ancak Karabağ Savaşı’nın en  büyük etnik temizlik hareketi olarak nitelendirilecek bir soykırıma  maruz kalacaklarından habersizdiler. 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gecede  Hocalı kasabasında gün doğmadan, ölüm doğmuştu. Ermeniler bölgedeki Rus  366. Alayının da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı  kasabasına ölüm saçtılar. Kasabaya giren Ermeniler adeta birer ölüm  makinesi gibiydiler. Türkleri yok etmek hedefine kilitlenmiş ölüm  makineleri. Katliamın ardından ölülere dahi birkaç gün sonra ancak  ulaşılabildi. Hocalı adeta haritadan silinmişti. Ermeniler 613 Türk’ü  vahşice katletmişlerdi. Bu 613 kişinin 106’sı kadın 83’ü çocuk 70’ten  fazlası da yaşlılardan oluşuyordu. Hocalı’da 7 aile tamamen yok edildi. 3  kişi diri diri yakıldı. 56 kişi işkence edilerek öldürüldü. 11 cesedin  kimliği dahi belirlenemedi. Hocalı’da 25 çocuk hem annesini hem de  babasını kaybederek ortada kaldı. 224 çocuk anne ve babasından bir  tanesini kaybetti. 230 aile babalarını kaybetti. 76’sı çocuk olmak üzere  487 kişi sakat kaldı. 1200’ün üzerinde insan esir alındı ve bunlardan  68’i kadın 26’sı çocuk olmak üzere 150’sinden halen bir haber alınmış  değil. <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/haberler_haber_ekle.php#_edn1">[i]</a> Hocalı katliamı’nı bölgeye giderek gören bir Fransız gazetecinin sözleri ise dehşet vericiydi: <em>“Alman  faşistlerin gaddarlığını çok duydum ve okudum. Ama 5-6 yaşındaki  çocukları, sivil halkı öldüren Ermeniler, onlardan da beter”</em><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/haberler_haber_ekle.php#_edn2"><em><strong>[ii]</strong></em></a> Hocalı’yı anlatmak için sayılar ve kelimeler ancak birer sembol  olabilir. Hocalı katliamından sonra o günü yaşayanlara yaşadıklarının  anlatılmasını istendiğinde de birçoğu söyleyecek söz dahi bulamamış ve  konuşmayı reddetmiştir. Katliamlar genelde kan ve gözyaşı kelimeleriyle  anılır. Ancak Hocalı için bu geçerli değil. Ermeniler Hocalı’da gözyaşı  dahi dökülmesine izin vermeden insanları katletmiştirler. Yaptıklarını  büyük bir soğukkanlılıkla anlatan Ermenilerin sözleri ise çok daha  dehşet veridir: “<em>Biz arkadaşımız Haçatur&#8217;la ele geçirdiğimiz eve  girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye  çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye,  Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu.  Başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk  çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk mesleğim hekimlik  olduğuna göre hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu  işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ama ruhum halkımın  yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı.  Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve  bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk  çocuğuna daha yaptık…”</em><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/haberler_haber_ekle.php#_edn3"><em><strong>[iii]</strong></em></a><em> </em>Ve bunun gibi yüzlerce ititraf…</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün balkanlarda yapılan  katliamlardan dolayı eski devlet başkanı Miloseviç yargılandı. Uluslar  arası kamuoyu bunun için büyük bir baskı da uyguladı. Ancak bugün aynı  konumda olan başka bir lider hakkında bırakın yargılamayı suçlama dahi  yapılmıyor. Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan<em>…”Hocalıdan  önce, Azerbaycanlılar bizim şaka yaptığımızı sanıyordu, Ermenilerin  sivil topluma karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu  [stereotipi] kırmayı başardık. Ve olay işte bu.” </em>Diyordu Sarkisyan.  Kendisi Karabağ Savaşında Ermeni güçlerine kumandanlık yapmış ve  Hocalı’nın da emrini verenler arasında yer almıştı. Hocalı’da 613 Türk’ü  katleden ordunun kumandanı bugün devlet başkanı. Ve o kadar acıdır ki  bu devlet başkanı bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne maç izlemeye davet  ediliyor, muhatap alınıyor ve hatta kendisiyle protokoller imzalanıyor.  Başında bir soykırım iftirası bulunan Türkiye, Azerbaycan’la birlikte  lobi yaparak Hocalı Soykırımı’nın tanınması için uğraşması gerekirken  hatta Sarkisyan’ın La Haye’de yargılanmasını sağlaması gerekirken,  dün  “Onlar şii biz sünniyiz” diyerek soydaşlarını yalnız bırakan zihniyetin  bir uzantısı tarafından yönetilmeye devam ettiği için Ermenilerle maç  diplomasisi yapmayı ve protokoller imzalamayı tercih etmiştir. Türklük  şuuruna sahip olup da  bundan dolayı içi sızlamayan var mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Hocalı bir insanlık  suçudur. Hocalı bir soykırımdır. Hocalı bir insanın nasıl insani  değerlerini kaybederek canavarlaşabileceğinin göstergesidir. Hocalı bir  milletin tarihindeki üzeri kanla kaplanmış bir sayfadır. Hocalı’ya  adaleti getirmek “iki devlet bir millet” söyleminin imtihanıdır. Hocalı  Soykırımı’nı unutmak ise ihanettir..!!!</p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<div style="text-align: justify;">
<hr size="1" />
<div>
<p><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/haberler_haber_ekle.php#_ednref1">[i]</a> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hocal%C4%B1_Katliam%C4%B1">http://tr.wikipedia.org/wiki/Hocal%C4%B1_Katliam%C4%B1</a></p>
</div>
<div>
<p><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/haberler_haber_ekle.php#_ednref2">[ii]</a> <a href="http://www.turkocagi.org.tr/modules.php?name=Gundem&amp;file=article&amp;sid=3767">http://www.turkocagi.org.tr/modules.php?name=Gundem&amp;file=article&amp;sid=3767</a></p>
</div>
<div>
<p><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/haberler_haber_ekle.php#_ednref3">[iii]</a> Zori Bayalan – Ruhumuzun Canlanması</p>
</div>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Femre-kartal-hocalida-olum-dogdu-bir-gece.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/emre-kartal-hocalida-olum-dogdu-bir-gece.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma. 15 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-subat-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-subat-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2011 17:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2339</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Basınımızın Değerli Temsilcileri Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Son zamanlarda iş hayatında meydana gelen ve can kaybına neden olan kazalar hepimizi büyük bir üzüntüye sevk etmiştir. Peşi sıra ülkemizin değişik bir yöresinde yaşanan iş kazaları tahammül sınırımızı çoktan aşmıştır. Bu kapsamda elem verici bir iş kazası da Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde vuku bulmuştur. Kahramanmaraş Afşin-Elbistan B Termik Santrali için kömür üretimi yapılan maden sahasında ortaya çıkan heyelan sonucunda, dokuz çalışanımız maalesef toprak altında kalmıştır. Arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğü söz konusu yerde, kısa süre içinde, toprak kayması sonucunda iki işçimiz Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, ona yakın işçimiz de yaralanmıştır. Beklentimiz AKP hükümetinin, devletin imkânlarını tümüyle harekete geçirerek toprak altında kalan kardeşlerimize bir an önce ulaşmasıdır. Ve bu felaketin nedenlerini ayrıntılı bir şekilde belirleyerek bir daha benzeri acı olayların yaşanmasının önüne geçmesidir. İş kazaları konusunda hiç kimsenin dayanacak ve sabredecek hali kalmamıştır. Buradan, Afşinli vatandaşlarımıza ve vefat eden iki kardeşimizin ailesine sabır ve başsağlığı dileklerimi iletiyor, Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Bu kederli günlerde kalbimizin aziz Afşinlilerle birlikte olduğunu ifade etmek istiyorum. Cenab-ı Allah’tan niyazımız, günlerdir göçük altında bulunan kardeşlerimizin sağ salim bir şekilde ailelerine kavuşmaları ve hepimizi sevince boğmalarıdır. Bunu bekliyor, bunu istiyor ve bunun için de dua ediyoruz. Muhterem Arkadaşlarım, AKP iktidarları döneminde milletimiz, beklentilerin hilafına büyük hayal kırıklıklarına uğramış ve Türkiye’de çivisi çıkmamış hiçbir alan kalmamıştır. Geçen yıllar içinde ülkemiz ağır bunalımlara maruz kalmış, toplum cephelere ayrılmış, güvensizlik virüsü her tarafa sıçramış, kimlik ve değer aşınmaları endişe verici bir noktaya ulaşmıştır. Aziz milletimiz dokuz yıla yaklaşan AKP iktidarları döneminde; Yoksulluğun pençesine düşmüş, ekonomik sorunlardan başını kaldıramamış, iş ve aş sorunlarının altında ezilmiş, Siyasi ve sosyal bünyeye ağır darbe vuran kamplaşmalardan dolayı yorulmuş, umutlarını kaybetmiş, Bir türlü çözüme kavuşturulamayan kronik sorunlardan, yolsuzluk ve yozlaşma batağından çok olumsuz etkilenmiştir. Milli bekamızı hedef alan bölücü terör ve etnik tahrikler AKP hükümetlerinde zirve yapmış, PKK ve Hizbullah militanları serbest kalmış ve rahata ermiştir. Terör ve bölücü tahrikler tırmanmış, terörle mücadele zaafa uğratılmış ve bu doğrultuda PKK’nın siyasallaşması için gerekli adımlar hayâsızca atılmıştır. Türk milletinin bünyesine etnik nifak tohumları saçılmış, ayrışma ve husumet düğmesine basılmış, milli birliğimiz felç edilmiştir. İmralı canisi ile pazarlık ve müzakere yürüten AKP hükümeti PKK açılımı ile bölücü emelleri siyaset sahnesine taşımış, bundan cesaret alan etnik bölücüler ayrı bayrak, ayrı dil, ayrı millet ve özerk yönetim zırvalarıyla boy göstermişlerdir. Millet ve devlet olarak geleceğimizi tehdit eden bütün şirret girişimler ve hunhar faaliyetler bu iktidar zamanında atağa geçmiştir. Yoksulluk, işsizlik, açlık ve ekonomik krizler milletimizi köşeye sıkıştırmış, gelecek ümidini kaybettirmiştir. AKP karanlık olmuş, çaresizliği yaygınlaştırmış ve deyim yerindeyse insanımızı ekmeğe muhtaç hale getirmiştir. Hayatın her alanı AKP vurgunu yemiş ve toplumun her kesimi bundan ziyadesiyle nasibini almıştır Maalesef perişanlık diz boyu artmış; işçimiz, memurumuz, emeklimiz, esnaf ve sanatkârımız, çiftçimiz büyük sıkıntılara mahkûm olmuşlardır. Geride kalan yıllarda üretenlerin derdi büyümüş, yatırımcıların hayali sönmüş, işsizlik endişe verici bir hale gelmiştir. Ne yazık ki AKP milletimizi borçlandırmış, sekiz yılda iç ve dış borç miktarı muazzam artış göstermiştir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve dengesizlik kaygı verici bir noktaya ulaşmıştır. AKP yandaşları, yolsuzluk kervanını...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basınımızın Değerli Temsilcileri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda iş hayatında meydana gelen ve can kaybına neden olan kazalar hepimizi büyük bir üzüntüye sevk etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peşi sıra ülkemizin değişik bir yöresinde yaşanan iş kazaları tahammül sınırımızı çoktan aşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda elem verici bir iş kazası da Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde vuku bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kahramanmaraş Afşin-Elbistan B Termik Santrali  için kömür üretimi yapılan maden sahasında ortaya çıkan heyelan  sonucunda, dokuz çalışanımız maalesef toprak altında kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğü söz  konusu yerde, kısa süre içinde, toprak kayması sonucunda iki işçimiz  Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, ona yakın işçimiz de yaralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Beklentimiz AKP hükümetinin, devletin  imkânlarını tümüyle harekete geçirerek toprak altında kalan  kardeşlerimize bir an önce ulaşmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bu felaketin nedenlerini ayrıntılı bir şekilde belirleyerek bir daha benzeri acı olayların yaşanmasının önüne geçmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İş kazaları konusunda hiç kimsenin dayanacak ve sabredecek hali kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan, Afşinli vatandaşlarımıza ve vefat eden  iki kardeşimizin ailesine sabır ve başsağlığı dileklerimi iletiyor,  Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kederli günlerde kalbimizin aziz Afşinlilerle birlikte olduğunu ifade etmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah’tan niyazımız, günlerdir göçük  altında bulunan kardeşlerimizin sağ salim bir şekilde ailelerine  kavuşmaları ve hepimizi sevince boğmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu bekliyor, bunu istiyor ve bunun için de dua ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarları döneminde milletimiz,  beklentilerin hilafına büyük hayal kırıklıklarına uğramış ve Türkiye’de  çivisi çıkmamış hiçbir alan kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen yıllar içinde ülkemiz ağır bunalımlara  maruz kalmış, toplum cephelere ayrılmış, güvensizlik virüsü her tarafa  sıçramış, kimlik ve değer aşınmaları endişe verici bir noktaya  ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz dokuz yıla yaklaşan AKP iktidarları döneminde;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yoksulluğun pençesine düşmüş, ekonomik sorunlardan başını kaldıramamış, iş ve aş sorunlarının altında ezilmiş,</li>
<li>Siyasi ve sosyal bünyeye ağır darbe vuran kamplaşmalardan dolayı yorulmuş, umutlarını kaybetmiş,</li>
<li>Bir türlü çözüme kavuşturulamayan kronik sorunlardan, yolsuzluk ve yozlaşma batağından çok olumsuz etkilenmiştir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Milli bekamızı hedef alan bölücü terör ve etnik  tahrikler AKP hükümetlerinde zirve yapmış, PKK ve Hizbullah militanları  serbest kalmış ve rahata ermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terör ve bölücü tahrikler tırmanmış, terörle  mücadele zaafa uğratılmış ve bu doğrultuda PKK’nın siyasallaşması için  gerekli adımlar hayâsızca atılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin bünyesine etnik nifak tohumları  saçılmış, ayrışma ve husumet düğmesine basılmış, milli birliğimiz felç  edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisi ile pazarlık ve müzakere yürüten  AKP hükümeti PKK açılımı ile bölücü emelleri siyaset sahnesine taşımış,  bundan cesaret alan etnik bölücüler ayrı bayrak, ayrı dil, ayrı millet  ve özerk yönetim zırvalarıyla boy göstermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ve devlet olarak geleceğimizi tehdit eden  bütün şirret girişimler ve hunhar faaliyetler bu iktidar zamanında  atağa geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksulluk, işsizlik, açlık ve ekonomik krizler milletimizi köşeye sıkıştırmış, gelecek ümidini kaybettirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP karanlık olmuş, çaresizliği yaygınlaştırmış ve deyim yerindeyse insanımızı ekmeğe muhtaç hale getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatın her alanı AKP vurgunu yemiş ve toplumun her kesimi bundan ziyadesiyle nasibini almıştır</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef perişanlık diz boyu artmış; işçimiz,  memurumuz, emeklimiz, esnaf ve sanatkârımız, çiftçimiz büyük sıkıntılara  mahkûm olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geride kalan yıllarda üretenlerin derdi büyümüş, yatırımcıların hayali sönmüş, işsizlik endişe verici bir hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki AKP milletimizi borçlandırmış, sekiz yılda iç ve dış borç miktarı muazzam artış göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve dengesizlik kaygı verici bir noktaya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP yandaşları, yolsuzluk kervanını düzerken,  vatandaşlarımız nasıl geçineceklerinin derdine düşmüş ve şikâyetleri  doruk noktaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yanlış ekonomi politikalarından dolayı ülkemiz; istikrarsızlığın, hüzünlerin, feryatların ve krizlerin merkezi haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve partisinin sorumsuz  uygulamaları neticesinde; sorun alanları genişlemiş, köken, dil, din,  inanç ve mezhep temelli ihtilaflar körüklenmiş ve keskinleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaki çöküntü, sosyal çözülme ve kültürel çürüme her alana yayılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin yönetimi altındaki ülkemizde  kadınlarımız hunharca katledilmiş, çocuk yaştaki genç kızlar alçakça  eziyet ve saldırılara uğramış ve her vatandaşımız sahipsiz ve yalnız bir  halde kaderine terk edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özgürlükleri genişletmekten bahseden AKP  zihniyeti, masum insanlarımızın canına ve malına kast etmeye çalışan  canilere karşı sessiz ve hareketsiz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’de;  sokaklarda arabalar yakılmakta, caddelerde maskeli katiller cirit  atmakta, işyerlerine molotof kokteyliler atılmakta, meskenlere tecavüz  edilmekte, ileri asayişsizliğin tüm halleri görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın yönetimi Türkiye’ye kan kusturmakta, kavganın zehri iktidar eliyle her tarafa şırınga edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kibrin ve aşırı gururun çıkmazında yolunu ve  yönünü kaybeden bu kafa yapısının, ülkemizi yaşanmaz bir hale getirmek  için her melanete göz yumduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlarımız artık başlarına ne geleceğini bilmeden ve korku içinde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan ise koruma ordusu ile saltanat  sürmekte, geçtiği yerlerde tıpkı Sakarya’da olduğu gibi, mutat işlerini  yaparken apar topar yere yatırılıp zalimce sorgulanan vatandaşlarımıza  rastlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu saygısız, vicdansız ve küstah davranışları hiçbir masum vatandaşımız hak etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize göre Başbakan Erdoğan, başını serbest  bıraktığı katillere çevirmeli, savunmasız vatandaşa güç gösterisi  yapmaktan utanmalı ve bu konuda nedamet göstermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek ifade etmeliyim ki, AKP despotluğu  yalnızca hukuka ve adalete saygılı, başkalarının haklarını gözeten  vatandaşlarımıza yönelik işlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıslı kardeşlerimize besleme diyerek hakaret  eden, futbol kulübü taraftarlarımızı nankör sözleriyle azarlayan siyasi  zihniyetin, terör maşaları karşısındaki tepkisizliği yalnızca bir  oyundur ve Türk düşmanlarıyla el birliği yapmasının bastırılamaz bir  sonucudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle 12 Eylül Referandumunda, ‘Evet’ oyunu  artırabilmek için ne söylendiyse bugün tersi yapılmış ve Türk milleti  AKP’nin tefrikacı ve entrikacı siyasetinin tüm yönleriyle tanışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP döneminde kanunsuzluklar ve hırsızlıklar kök salmış ve kurumsallaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyaset kurumu kirlenmiş, yozlaşmış, siyasi alabora ciddi bir düzeye gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yle birlikte milli kimliğimiz aşındırılmış,  milli değerlerimiz aşağılanmış, bin yıllık kardeşliğimiz bozulmak  istenmiş, milli varlığımız yıpratılmış ve Türk milleti bölünmenin  eşiğine kadar getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte içeriden ve dışarıdan fitne  kuşatması altına alınan Türkiye, milli birliğine ve varlığına kastetmeyi  amaçlayan hain bir suikastla karşı karşıya bırakılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yoksullukla mücadele edeceğiz demiş, ancak yoksulluğu ve işsizliği her tarafa yaymıştır.</li>
<li>Yolsuzlukla mücadele sözü vermiş, ancak bütün kadrolarıyla boğazına kadar yolsuzluk batağına saplanmıştır.</li>
<li>Yasaklarla mücadele edeceğiz sloganıyla  işbaşına gelmiş, ancak iktidar döneminde ahlaki, vicdani, hukuki ve  siyasi hiçbir kayıt tanımayan uygulamalarıyla korku ve baskı hanedanlığı  kurmuştur.</li>
<li>Tek millet ve tek devlet sloganını  ağzından düşürmemiş, ancak yıkım projesiyle bölücü çevrelere umut vermiş  ve Kandil’le pazarlığa girmiştir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Krizler ve tehditler sarmalına hapsedilen Türkiye sürekli hırpalanmakta, kan ve derman kaybetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Karanlığın, karamsarlığın ve korkunun esiri olan Türk milletinin ufku ve gelecek ümidi kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün geldiğimiz noktada bıçak kemiğe dayanmış ve sabır taşı çatlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki Türkiye yoksulluk ve işsizliğin, iş  ve aş sorunlarının üstesinden gelemezse, Türk milletini sosyal  patlamalarla ve çalkantılarla dolu karanlık bir gelecek beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal gerginlikler, huzursuzluklar ve  kamplaşmalar çözülemezse, Türkiye’nin cephe hatlarının çatışma alanına  dönüştüğü bir kaos ortamına sürüklenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi kirlilik ve ahlaki yozlaşmanın,  yolsuzluk, kanunsuzluk ve hırsızlığın önü alınamazsa, toplumsal  bünyemizin çürümesi ve sonunda çözülmesi mukadderdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı terör ve etnik bölücülüğün kökü  kazınamazsa Türkiye’yi bekleyen etnik temelde ayrışma, husumet, çatışma  ve bölünme sürecidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz durum bu kadar vahim, bu kadar ciddidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin dokuzuncu yılına giren tek başına  iktidar dönemi sonrası bugün karşımızdaki hazin ve trajik tablonun bir  kısmı maalesef bunlardan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle önümüzdeki seçimler daha da bir önem ve anlam kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de siyasi iktidarın yenilenmesine ve milletimizin yeni bir başlangıca ihtiyacı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yle daha fazla gidilmesi telafisi olmayacak  sorunlara neden olabilecek ve ülkemiz Allah korusun dönüşü olmayan bir  yola girebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve partisinin dinlenmesi ve seçim sandığıyla kenara çekilmesi mecburi bir hal almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz, demokrasinin sunduğu imkânlarla  iktidar mührünü AKP’den alacak ve bin yıllık kudretiyle azametli  yumruğunu kafasına indirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kars’tan Edirne’ye, Trabzon’dan Mersin’e kadar  tüm vatandaşlarımız sekiz yılı aşan bir süredir görevde bulunan AKP  hükümetinin demokratik yollardan yakasından tutacak ve alaşağı  edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, bugün geçmişin pisliğini  temizlediklerini söyleyen müfteri Başbakan; en büyük pisliği ve  iğrençliği kendi dönemlerinde yandaşlarıyla birlikte oluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmasın ki, biz bu dönemin kirlerini hem arındıracağız hem de bunun müsebbiplerinin burunlarından bir bir getireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve yandaş hale soksalar da, AKP markalı vurgun  çetelerini adalete teslim ederek milletimiz adına hesap sorulmasını  mutlaka sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi Mısır’daki olayların 18.gününde  Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek protestoların artması sonucunda görevinden  çekilmiş ve bir dönem böylelikle kapanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmenin Ortadoğu ve Müslüman coğrafyasında önemli sonuçlara kapı aralayacağı şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tunus’tan başlayarak Akdeniz kıyı şeridi boyunca  yayılarak yıllardır görevleri başında olan otokrat yöneticileri teker  teker deviren halk hareketlerinin, hangi mecraya yöneleceğini yakın bir  zaman içinde daha iyi görmek mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bir gerçek vardır ki, o da bundan sonra Müslüman coğrafyası eskisi gibi olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla, komşu coğrafyaları  merkezine alan yeni bir siyasal dizayn çalışması devrededir ve bunun  taraflarının karanlıkta kalan suratları belirginlik kazanmaya  başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi ve özgürlük gibi hepimizin üzerinde  ittifak sağladığı hayati kavramların paravan yapıldığına son zamanlarda  fazlasıyla tesadüf edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim küresel ayak oyunlarının değişim  sloganları altında yakın coğrafyalara ulaştırıldığı ve kabul ettirildiği  bir dönem herkesin gözü önünde cereyan etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Mısır’da vesayeti sonlandırmak,  statükodan kurtulmak iddiaları ve sözleri maalesef yeni vesayetlerin  vücut bulması için adeta manivela işlevi görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede Mübarek sonrasında ortaya çıkan manzara bizim başka bir şey düşünmemize mani olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır’da hâlihazırda yönetim Yüksek Askeri Konsey’in kontrolüne geçmiş, parlamento feshedilerek anayasa askıya alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son gelişmelerin demokrasiyle nasıl  bağdaştırılacağı üzerinde mutlaka durulmalı ve yaşananların neye ve  hangi çevrelere hizmet edeceği samimi bir şekilde analiz edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">1 Şubat 2011 tarihli grup konuşmasında ifade  ettiğim gibi; toplumun demokratik bir iklimi arzulamadığı, demokrasinin  bütün kurum ve kurallarının iç toplumsal dinamiklerden yükselmediği  ülkelerdeki demokrasi denemeleri hem sancılı hem de başarısız olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zamana kadarki deneyimler bize sürekli bu gerçeği göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer gerçek ve tutarlı bir demokrasi arayışı  varsa, bu durumda cemiyet içinde yoğrulmuş, kendi tabii dengeleri ile  mesafe alan sosyolojik yapılara çok ihtiyaç duyulacağı tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır’daki yeni yönetim yapısının bununla ne kadar örtüştüğü son derece muammadır ve belirsizliğini korumaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiden kasıt, üzeri cilalanmış yeni bir  vesayetin ve baskıcı zihniyetlerin değişik bir şekilde yönetimi ele  geçirmesi ise, bu durum karşısında bunun daha büyük sarsıntılara  davetiye çıkaracağını gözlerden uzak tutmamak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz askeri bir yönetimin işbaşına gelmesi  ve bir konsey marifetiyle ülke yönetimini ele alması bizim anladığımız  ve inandığımız demokrasiyle asla uyuşmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki, ‘Mısır halkının sesine kulak  verilmeli’ çağrılarının gerisinde farklı bir niyet vardır ve bu şimdi  daha da su üstüne çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda ABD ile aynı alanda buluşan ve aynı  dili konuşan AKP hükümetinin; kendi dışındaki ülkelere yönelik demokrasi  temennisinin nasıl bulanık ve karanlık olduğu bu vesileyle bir kez daha  açıklık kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin yaklaşımlarını Mısır’a dayatan ve  küresel güç merkezlerinin kurguladığı iktidar oyununda idraki kapalı bir  aktör haline gelen hükümetin, ülke dışındaki vesayetçi ve statükocu  politikaları gerçek kimliğini deşifre etmesi bakımından çok önemli  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın; ‘Mısır’da kaybeden statüko,  kazanan değişimdir’ sözleri yalnızca bir aldatmadır ve eskinin yeniymiş  gibi yutturulmasından başka bir anlam taşımamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Başbakan’ın baskının kaybettiğini, buna  karşılık demokrasinin kazandığını söylemesi tam bir zihni iflas ve akıl  tutulması olarak hafızalardaki yerini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli arkadaşlarım, en kötü yönetimin bile  vesayetçi idarelerden daha makbul olduğu ortada iken, Mısır’ın mevcut  halinde demokrasinin kazandığını söylemek gaflettir, densizliktir ve  çarpıklığın daniskasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidar partisi içeride ileri demokrasi diyerek  istismarcı bir anlayışın ev sahipliğine soyunmuş, dışarıda ise yeni  baskıcı yönetimlerin kurulması için faaliyete geçen küresel planların  taşeronluğunu yapmaktan zerre kadar çekince göstermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık her şey ayan beyan ortaya çıkmıştır ve  AKP’nin kirli çamaşırları statükocu kimliğiyle ve vesayetçi özelliğiyle  Ortadoğu’da etrafa saçılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son gelişmelerden sonra; hükümetin 12  Eylül’le hesaplaşma sözlerinin, darbecilere haddini bildirme  beyanlarının ne kadar ucuz ve ahlaksıca bir kandırmacadan ibaret olduğu  daha da netlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde diyebiliriz ki; AKP söz ve duruşunda samimiyetsizdir ve art niyetlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geldiğimiz bugünkü aşamada, Mısır’daki askeri  yönetime ABD ile birlikte koro halinde alkış tutan iktidar zihniyetinin,  küresel destekten mahrum olmamak uğruna atmayacağı iftira,  söylemeyeceği yalan ve girmeyeceği işbirliği ağı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin üzerini örtmeye çalıştığı otoriter  yüzünün boyaları Ortadoğu’nun sancılı ve sıcak coğrafyasında akmış ve  Türk milleti bu çirkin yüzü açıkça görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde kavganın ve hizbin adresi haline gelen AKP hükümetinin, bundan sonra vereceği ve yapacağı bir şeyi artık kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya 18 günde Mübarek’in gitmesine şahit olmuştur. Ve bu hepimizin bildiği bir sondur.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah 118 gün sonra yapılması gündemde olan  Milletvekilliği Genel Seçimlerinde de Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi  demokratik yollardan gidecek ve milletimiz bu fesat siyaset erbaplarına  hak ettiği dersi ve karşılığı mutlaka vererek geldikleri gibi  gönderecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mısır’daki son hadiselerle eş zamanlı olarak  ülkemizde de önemli olaylar vasat bulmuş ve Balyoz darbe iddiaları  kapsamında 163 kişi gözaltına alınarak tutuklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu meseleyi değerlendirmeye geçmeden önce,  Mısır’daki askeri vesayet yönetiminin oluşmasına paralel, Türkiye’de  asker kişilerin mahkeme önüne çıkarılmasını ilginç ve manidar  bulduğumuzu açıklamak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer yalnızca bu gelişmeler tesadüf ise  diyebileceğimiz bir şey yoktur. Ancak arkasında başka dinamikler ve  yönlendirici unsurlar varsa bunların da er ya da geç ortaya çıkacağı  aşikardır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti yıllardan beridir, milletimize  yaşattığı hezimetleri gizleyebilmek için sanal bir darbe karşıtlığına  soyunmuş ve sahte bir demokrasi taraftarlığıyla eğip bükmediği bir şey  bırakmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oynanan oyun belidir ve tarafları ise ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne ilginç bir tesadüftür ki, her seçim öncesinde  AKP klasiği haline gelen darbe iddiaları ya da sivil asker gerilimi  ısıtılıp ısıtılıp tekrar servis edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin bizim açımızdan malum olan siyasi stratejisinin özünde;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Mağduriyet üzerine bina edilmiş gerilim taktikleri uygulamak,</li>
<li>Toplumu bir yanda demokrasi taraftarı, diğer tarafta ise darbe yanlısı olarak kutuplara ayırmak,</li>
<li>Baskıyla, zor kullanarak ve vesayetçi yaftasını vurarak korku uyandırmaya çalışmak,</li>
<li>Ve elbette ki inançları istismar ederek siyasete alet etmek bulunmaktadır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin kurnaz ve sinsi siyasetine devletin tüm  imkânları seferber edilmekte ve darbe iddialarıyla sindirilmiş toplum  kesimleri tepkisiz bir hale sokulmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidarın darbe yandaşı ve karşıtı olarak ikiye  ayırdığı devlet ve toplum yapısı, doğal olarak birbirine hasım kamplara  ayrılmakta ve birlikte yaşamanın asgari şartları böylelikle ortadan  kaldırılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tezgâhın paslandığını ve artık bir işe yaramayacağını görmek ve anlamak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz demokrasiye dışarından müdahale  arayışları affedilemez bir hatadır ve bu yanlışa düşenlere adalet önünde  hesap sorulması mutlak bir zarurettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de siyasi yönetimin değişeceği bir yer  varsa o da sandıktır; bunun dışındaki her girişim gayri meşrudur ve  millet iradesine ihanet olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Mısır’da askeri vesayete sesini dahi  çıkarmayanların, hatta alkış tutanların; ülkemizde güya darbe karşıtı  tutum takınmaları iflah olmaz bir çelişkidir ve kapatılmayacak kadar  açığa çıkan ikiyüzlülüğün dışa vurumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet egemenliğinin yegâne adresi TBMM’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu kutlu çatı, milletin üstünde ve millete tahakküm edecek bir mekân da değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimizin vermediği bir yönetme  yetkisine sahip oldukları vehmine kapılarak, siyasi iradeyi alaşağı  etmeye çalışanlar elbette millet vicdanında ve tarih önünde her zaman  mahkûm olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kerameti kendinden menkul bahanelere sığınarak,  hukuk ve demokrasi dışı yöntemlerle müdahale arayışında olanları ne  Allah ne de Türk milleti hiçbir zaman affetmeyecektir. İnancım bu  yöndedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, yakın tarihimizde belirli aralıklarla  darbelerin yaşandığı ve sonucunda birçok mağduriyetlerin ortaya çıktığı  hepimizin malumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün AKP’nin istismar malzemesi yaptığı darbe  iddialarının geçmişte gerçekleşenlerinde bizatihi Milliyetçi Hareket  Partisi ve onun mensupları ağır bedeller ödemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eziyet görenler, zindanlarda çürüyenler ve  ihtilal dönemlerinin arkadan kurmalı mahkemelerinde darağaçlarına  yollananlar Türk milletinin varlığına kendisini adayan aziz dava  arkadaşlarımdır ve bunlara sebep olanları dünya durdukça nefretle  hatırlayacağımızı herkes çok iyi bilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla hiç kimse bize demokrasi dersi  vermeye kalkışmamalı, hele hele ara dönemlerin ürünü olanlar bu konuda  hadlerini asla aşmamalıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira bize vesayetçilerin, otoriter yönetim  heveslilerinin ve besin kaynağı sözde asker müdahalesi olanların  vereceği ve göstereceği hiçbir şey yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zamana kadar yaşadığımız tecrübeler,  demokrasiye en büyük zararın ve askıya alınmasına neden olan  gelişmelerin; kutuplaştırıcı ve çatıştırıcı siyaset tercihlerinden  kaynakladığını ispat etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek tabiidir ki, demokrasiye yönelik tehlike yalnızca siyaset dışındaki unsurlardan gelmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim çarpık ve sorunlu demokrasi algısının da darbeci zihniyetler kadar tehlikeli olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle, demokratik kültürü derinleştirmenin  ve demokrasiyi korumanın biricik yolunun sadece dış müdahale kanallarını  kapatmak olmadığı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">En az bunun kadar, belki de bundan daha  önemlisi, değişik siyasal görüşlere saygı gösterebilen, onlara tahammül  edebilen ve herkese eşit yaklaşabilen siyasi yönetimlerin var olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki, demokrasi ancak ve ancak  adaletsizliğin ve şiddetin olmadığı ya da en aza indiği toplumlarda bir  anlam ifade edecek ve değer üretecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vurgunculuk dalgalarının kaynakları süpürdüğü,  para baronlarının egemenliğini ilan ettiği, eşitlik ve adalet  prensiplerinin hiçe sayıldığı, benden-senden ayrımının hayatın her  alanına yayıldığı, siyasal rekabetin düşmanlık doğurduğu bir toplumda  demokrasinin tahrip olması için dışsal bir faktöre ihtiyaç yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten demokrasi bu durumda içten içe çürümektedir ve en büyük tehlike de budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynakları harekete geçirme ve başkalarını  etkileme potansiyeline sahip olan siyasal güç, hoşgörü ve uzlaşma zemini  oluşturamıyorsa, toplum her sorun karşısında anında cephelere  bölünecektir ve birlik ruhunu korumak bir aşamadan sonra imkânsız hale  gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisinden başka herkesi hakir gören, azarlayan  ve öfkeyle taciz eden iptidai siyasi anlayışın, demokrasiye her şeyden  daha fazla kötülük yaptığını bilmek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, millet egemenliğini gasp etmek için  fırsat kollayanlarla, yalnızca demokrasiyi biçim ve sözde  hatırlayanların aynı safta bir araya geleceği açık ve tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Balyoz darbe planı iddiaları kapsamında yapılan  son göz altıları bir de bu çerçeveden ele alıp değerlendirmek zannederim  daha doğru olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de son yıllarda bazı dava süreçlerinin  hukuki çerçevesi ve mecrası dışına çıkarılarak AKP’ye siyasi rant  sağlamak hesabıyla kullanıldığı izlenimi milli vicdanda giderek yer  etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak bağımsız yargıya saygılıyız, dava  süreçlerine nereden gelirse gelsin her müdahaleyi kabul edilemez gören  bir siyaset anlayışının temsilcileriyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki, makamı, görevi ve statüsü ne olursa olsun hiç kimse suç işleme özgürlüğüne ve imtiyazına sahip değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet her türlü ön yargıdan, hesaptan ve müdahaleden masun ve hukuk kurallarına sadık kalarak işlemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adil yargılama hakkı, masumiyet karinesi ve  geciken adalet, adalet değildir gerçeği, bu sürecin her aşamasında  herkesin saygı göstermesi gereken temel taşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkimler ve savcılar emri kanunlardan ve vicdanlarından alırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargı üzerinde siyasi baskı kurmak, yargı  süreçlerinde kanunları ve kuralları görmezden gelmek ve çiğnemek hiç  kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bu açık bir suçtur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkimler ve savcıların suç işleme, kanunları ve kuralları yok farz etme imtiyazları olmadığı da unutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün sürmekte olan bazı dava süreçlerinde bu  konularla ilgili ciddi endişeler bulunduğu, bu durumun adalete olan  güven duygusunu zedelediği, bunların siyasi iktidarı ve yargı kurumunu  zan ve şaibe altında bıraktığı ise bir vakıadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi kurum içinde demokrasi dışı yollara itibar  eden varsa, bunların bağımsız, adil ve süratli bir yargılamayla ortaya  çıkarılması ve cezalandırılması doğal ve gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte siyasi çıkar hesabıyla  kurumları töhmet altında bırakmanın, itibarlarını yaralamanın hiç  kimseye fayda sağlamayacağı unutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk ordusu, topyekûn Türk milletin ordusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Az önce de vurguladığım gibi, AKP’nin seçimler  yaklaşırken yeniden sahte mağdur rolü oynamak için Türk Silahlı  Kuvvetlerini darbeci olarak gösterme çabaları bu bakımdan çok çirkin ve  kabul edilemezdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi olarak darbe  anlayışına ve darbecilere kesinlikle karşıyız ve Türk Silahlı Kuvvetleri  içinde darbe emeli taşıyanlara asla yer verilmemesini istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütünüyle  darbeci gösterilmesine, incitilmesine, yıpratılmasına da şiddetle karşı  çıkıyoruz ve bu amaçta olanlarla her şart altında mücadele etmekte  kararlıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle sözde darbe iddiaları doğrultusunda  163 kişinin gözaltına alınması ve bunların içinde Güneydoğu’da terörle  amansız bir mücadele sergileyen emekli ya da muvazzaf askerlerin de  bulunması aklımıza bu değerli şahsiyetlerden intikam alındığı hususunu  getirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla işleyen yargı sürecini  savsaklamadan, her gün yeni bir bahane ile geciktirilmesine meydan  vermeden devam eden hukuki süreç biran önce ve süratle  sonuçlandırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak suç ve suçlunun açıkça ortaya konulması bizim en öncelikli beklentimiz haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyoruz ki, dava süreçlerinin siyasi amaçlarla  kullanılmasının, bunu yapanlara ve bu amaçla kendisini kullandıranlara  hayrı olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet er ya da geç tecelli edecek, bu süreçte kimin ne yaptığı mutlaka açığa çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Varsa yapılan yanlışlar, kanunsuzluklar ve  hukuksuzluklar, bunların sorumluları da milli vicdanda mahkûm olacak ve  adalet önünde mutlaka, ama mutlaka hesap verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Halen sürmekte olan ve iyice şirazesinden çıkan  sözde darbe iddialarıyla ilgili hukuki süreçlerde dikkat edilmesi  gereken başka önemli hususlar da vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle, herkesin insan olmaktan kaynaklanan ve vazgeçilmeyecek hakları olduğu şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir defa, suçun oluşmasına kadar herkesin masum olduğu tartışma götürmez bir hukuk kuralıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her zaman ve her fırsatta ifade ettiğimiz gibi,  kim darbe yapmaya yelteniyorsa, böyle bir niyetin ve planın içindeyse  yürürlükteki ceza hukuku kapsamında haklarındaki işlemler gecikmeksizin  yerine getirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimden ve hangi mahfillerden geldiği şaibeli de  olsa var olan delillerin tasnifi dikkatle yapılmalı, kamuoyuna servis  edilmesine fırsat ve imkân tanınmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda yazılı ve görsel medya sorumlu davranmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle AKP’nin el altından Türk Silahlı  Kuvvetlerine karşı malum mihraklarca birlikte yürüttüğü psikolojik  operasyona bir an önce son verilmeli, Mehmetçiği siyasete çekme çabaları  kesinlikle sonlandırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Silahlı Kuvvetlerini ‘kâğıttan kaplan’  olarak değerlendirilenlerle, ‘futbol topu gibi oynarlar’ diyenler  ellerini Türk milletinin ordusundan çekmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle halen sürmekte olan ve bir türlü  karara varılamayan darbe iddiaları kapsamında; kim olursa olsun, insan  haysiyet ve şerefinin kaldıramayacağı zulüm, baskı ve muameleler tutuklu  bulunan kişilere karşı gösterilmemeli ve adaletin hükmünü verebilmesi  için personel, kaynak ve fiziki imkân acilen seferber edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi halde bugün kapıları kapatarak kendince  adalet oluşturmaya çalışanlara, yarın tüm kapılar bir daha açılmamak  üzere yüzlerine kapanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye artık darbe iddialarından kurtulmalı,  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin darbe heveslisi bir kuruluş gibi  gösterilmesinden tamamen vazgeçilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin bir tane ordusu vardır ve onu da  demokrasi karşıtı gibi göstermek hiç kimsenin faydasına olmayacak ve  karanlık hesaplarını aklamaya yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılan bir  mitingde açılan pankart bahane edilerek, Başbakan’ın Kıbrıs Türklerini  bir bütün olarak hedef alan kabul edilemez sözleriyle başlayan  tartışmaların bugün geldiği nokta Başbakan’ın gerçek niyetlerine ve  hesaplarına ışık tutmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan suçüstü yakalanmış, maskesi düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın yavru vatandaki çirkin bir pankartı  gerekçe yaparak son Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle Kıbrıs Türk  halkını cezalandırma niyeti bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşanan son gelişmelere ilişkin inkâr ve tevil götürmeyen şu gerçekler Başbakan’ın sinsi planlarını açığa çıkarmıştır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Başbakan Erdoğan Annan Planı konusunda  24 Nisan 2004’de yapılan referandumda dönemin Başbakan’ı Talat ile  birlikte bir cephe oluşturmuş ve referandumda evet çıkması için bir  militan gibi çalışmıştır.</li>
<li>Rumların hayır demesi üzerine Annan  Planı geçersiz hale gelmiş ve BM Genel Sekreteri aracılığında yeni bir  müzakere süreci başlamıştır.</li>
<li>Yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Rauf Denktaş’ın yerine Mehmet Ali Talat seçilmiştir.</li>
<li>Görev süresinin sona ermesiyle, Kuzey  Kıbrıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mehmet Ali Talat,  Başbakan’ın bütün çabalarına rağmen ikinci kez seçilememiştir.</li>
<li>Bu gelişmeden duyduğu büyük  rahatsızlığı saklama gereğini duymadan alenen dışa vuran Başbakan, Kuzey  Kıbrıs demokrasisini hedef alan hezeyanlarla ve dile getirdiği  tepkilerle demokrasiden ne kadar nasibini aldığını göstermiştir.</li>
<li>Başbakan bu gelişmeden dolayı Kıbrıs Türklüğünü cezalandırmak için uygun zemin ve zaman kollamıştır.</li>
<li>Aradığı fırsat nihayet gelmiş ve  Başbakan hem Kuzey Kıbrıs hükümetini çalışamaz hale getirmek için  ekonomik yaptırımlar uygulamaya başlamış, hem de açılan bir pankartı  bahane ederek Kıbrıslı soydaşlarımızı topyekûn hedefine alan “besleme”  hezeyanlarıyla geçmişin intikamını çıkarmaya çalışmıştır.</li>
<li>Burada herkesin şu gerçekleri çok iyi görmesi ve anlaması büyük önem taşımaktadır.</li>
<li>Başbakan’ın zahiren tepki göstermesine  gerekçe olarak gösterdiği pankartı açanlarla, 2004 referandumunda  Başbakanla aynı safta Annan planına evet cephesi oluşturan kuruluşlar  aynıdır.</li>
<li>Başbakan Erdoğan bu müttefiklerinin  tahrikini vesile olarak kullanıp Annan planına hayır diyen ve daha sonra  Cumhurbaşkanı seçimlerinde Başbakan’ın gönlündeki adayı desteklemeyen  Kıbrıs Türklüğüne hakaret ederek bu yolla cezalandırmaya çalışmıştır.</li>
<li>Göreve yeni başlamış Lefkoşa’daki  Büyükelçimizin görevden alınarak, yerine buradaki son tartışmaların  odağında yer alan Türk yardım heyeti başkanı bir müşavirin atanması ise  bu rezalete tüy dikmiştir.</li>
<li>Başbakan’ın mesajı son derece açıktır:  Başbakan Erdoğan seçilmiş Cumhurbaşkanı’na ve Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti hükümetine; ‘ben sizi ekonomik cendereye alarak  çalıştırmayacağım’ demektedir.</li>
<li>Lefkoşa Büyükelçimizin görevden  alınması Dışişleri Bakanlığı gelenekleri, ilkeleri ve uygulamaları  bakımından da görülmemiş bir rezalet olarak tarihe geçmiştir.</li>
<li>Dışişleri Bakanlığı meslek memurları dışında, dışarıdan Büyükelçi ataması yasal olarak mümkündür.</li>
<li>Ancak, bugüne kadar buna istisnai hallerde başvurulmuştur.</li>
<li>AKP hükümeti ise dışarıdan atama yöntemine iki yıl içinde dördüncü kez başvurarak Dışişleri’nin geleneklerini alt-üst etmiştir.</li>
<li>Lefkoşa Büyükelçimizin görevine  altı-yedi ay önce başlamışken apar topar merkeze alınması, yerine  Dışişleri kadroları haricinden Büyükelçinin mahiyetinde alt düzeyde bir  müşavir olarak çalışan Türk ekonomik yardım heyeti başkanını ataması tam  anlamıyla bir skandaldır.</li>
<li>Dışarıdan Büyükelçi atanan bu şahsın hangi özelliklerinin bu süreçte belirleyici olduğu doğrusu merak konusudur.</li>
<li>Kıbrıs müzakerelerinin çok nazik bir aşamaya girdiği bugünkü süreçte Kıbrıs’ın “<strong>K</strong>”sını  bile bilmeyen birinin Lefkoşa gibi hassas bir merkeze Büyükelçi olarak  atanmasının arkasında hangi hesapların yattığı da ilerde daha iyi  anlaşılacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetinin Türk  milletini ve Kıbrıs’lı kardeşlerimizi derinden yaralayan bu planlı  tezgâhı sonrası önümüzdeki döneme ilişkin endişelerimiz daha da  ağırlaşmış ve derinleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs milli davamızı, AB ve ABD’nin  politikaları karşısında bir kambur ve ayak bağı olarak gören Başbakan’ın  Kıbrıs Türklüğünü Rumlar’a yamayarak tasfiye etme yolunda önümüzdeki  dönemde hangi adımları atacağı çok ciddi bir soru işareti olarak  karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti hükümetini ekonomik baskı altına alarak çalıştırmamak, bunun  sonucu toplumsal huzursuzluk ortamı yaratarak siyasi tabloyu  değiştirmek için hangi zorlamalara yöneleceğini bugünden kestirmek  güçtür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yavru vatanda bilinçli olarak yarattığı pankart  krizi sonrası, Ankara’ya kimleri davet ederek baş başa görüştüğüne  bakıldığında, yeni bir tezgâh içine girdiğini gösteren işaretler  yoğunlaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan bu anlamda da suçüstü yakalanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi bu vahim gelişmeleri büyük bir endişe içinde ve yakından izlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Türkleri sahipsiz ve çaresiz değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi ve Kıbrıs Türklüğünü Kıbrıs’tan  tasfiye etmeye, AB üyeliği perspektifi yalanıyla Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti’ni, Kıbrıs’ın sözde yasal hükümeti olarak Kıbrıs Rum  Yönetimine peşkeş çekmeye hiç kimse muvaffak olamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Türklerini tasfiye etmeye yeltenen Başbakan, çok yakında demokratik yollardan Türk siyasetinden tasfiye edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki seçimler, bu tasfiye işleminin seçim  sandığında tecelli edecek milli irade yoluyla tamamlanması için tarihi  bir vesile olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in iktidarında Kıbrıs’ta iki  devletli, iki milletli ve iki bölgeli yeni bir ortaklık yapılması  dışında hiçbir çözümün çözüm olarak görülemeyeceğini herkes  anlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyunun Torba Yasa olarak bildiği; Bazı  Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel  Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde  Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri tamamlanarak  Yüce Meclis’te kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Torba Yasa Tasarısı, 31 Aralık 2010 tarihine  kadar tahakkuk etmiş “Kamu Alacakları”nın büyük kısmına af getirerek  silinmesini ve anaparanın taksitlendirilerek tahsil edilmesini  amaçlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu Yasa ile 33 devlet kurumunun  vatandaşlarımızdan talep ettiği birçoğu davalık olmuş alacakları yeniden  yapılandırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yönüyle toplumun büyük kısmını ilgilendirmektedir ve yapılması yerinde olan bir düzenlemedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak bu Yasaya, komisyonda ve Meclis Genel Kurulunda katkı verdik ve önemli gördüğümüz maddelerine destek olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin yararına ve menfaatine olacak düzenlemelerin yasalaşması için üzerimize düşeni yaptık.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak AKP iktidarının sorunlu düzenlemelerine de karşı durduk ve etkili bir muhalefet sergiledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslına bakılırsa iktidar partisi bu Yasayla ülkemizi kötü yönettiğini de itiraf ve kabul etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin sekiz yıllık bilançosunun özünde;  alacağını tahsil edemeyen devlet, borcunu ödemeyen millet gerçeği  vardır. İşte AKP Türkiye’yi bu hale getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğini tayin  edecek ve şekillendirecek olan Milletvekilliği Genel Seçimleri  muhtemelen bu yılın Haziran ayında yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Süre gittikçe daralmakta ve AKP iktidarıyla yapacağımız amansız hesaplaşmanın tarihi her gün biraz daha yaklaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak Türkiye’yi yönetmeye hazırız ve AKP yıkımının hesabının sormak için sabırsızlık içindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dokuz yıla yaklaşan AKP iktidarının tahribatını,  talanını ve yolsuzluklarını yok etmek ve yeni bir başlangıca adım atmak  için milletimizin desteğini istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için Anadolu’nun bağrında Üç Hilalin dalgalanması ve gönüllerde yer etmesi için büyük bir azim ve mücadele sergileyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Başaracağız, dertleri bitireceğiz ve 42 yıllık tek başına iktidar özlemini inşallah bu yıl dindireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla Milletvekilliği Genel Seçimleri  tarihinin bir an önce belirlenmesini ve katılımın yüksek olması amacıyla  gerekli şartların oluşturulmasını arzu ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhtemel seçim tarihinin, vatandaşlarımızın durumunu gözeterek tayin edilmesinde şimdiden yarar görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, bugün itibariyle 23. Dönem 5.Yasama yılındaki son grup toplantımızı gerçekleştiriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylelikle 23 Dönem’deki Meclis Grup toplantılarımız bu toplantıyla son bulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah 24 Dönem TBMM yapısı içinde, Milliyetçi Hareket’in tek başına iktidarıyla Türkiye’de yeni bir sayfa açılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak önümüzdeki süreçte seçim  çalışmalarına daha çok ağırlık vereceğiz. Ancak, Meclis çalışmalarına  katkı sağlamayı da ihmal etmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">22 Temmuz 2007 seçimleriyle oluşmuş olan 23.  Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında siz değerli  milletvekili arkadaşlarımla birlikte omuz omuza mücadele vermekten  dolayı son derece bahtiyarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi Türk milleti bizleri beklemekte, kucaklaşmak ve kavuşmak için fırsat kollamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Köylerimiz, kasabalarımız, ilçelerimiz, illerimiz vereceğimiz sesi ve tutacakları milli eli beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanın her köşesi kutlu iktidar yürüyüşümüzü gözlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Asla beklemeyeceğiz. Katiyen yorulmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Gece demeyeceğiz, gündüz demeyeceğiz milletimize  koşacağız, hanelerinde onlarla hasret gidereceğiz, büyük Türkiye  ülkümüzü anlatacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağda olacağız, bahçede bulunacağız, tarlalarda gelincikler gibi açacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Camide, cemevinde, çarşıda, pazarda, dükkânlarda aziz vatan evlatlarıyla buluşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Saflarımızı sıkı tutarak, gönülleri kazanarak, elele Milliyetçi Hareket’in iktidarına yürüyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Elleri nasırlı analar, yazması yüzüne düşmüş  bacılar, çocuğuna aş bekleyen gelinler, güneşten bağrı yanmış babalar,  terini tezgâhına akıtan işçiler bizi bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sofrasında bir tabak sıcak çorba isteyenler,  elleri üşüyüp soğuktan titreyenler, vatan sevdalısı yürekler Milliyetçi  Hareket’i bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolda kalmışlar, başını sokacak bir meskeni  olmayan çaresizler, ayakkabısının altı delinmiş fukaralar, yamalı gezen,  ama yüreği Ağrı Dağı kadar engin olanlar Üç Hilali istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yavrular, gençler, torunlarının geleceğinden endişeli olan dedeler, nineler hepimizi yanlarında istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Nerede gözü yaşlı, yardıma muhtaç, derdine deva bekleyen varsa bizi bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket “Tam Yol İleri” parolasıyla Türk milletiyle bütünleşmek için geri dönülmez bir yola çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sesime Kulak Ver Türkiye, Ses Ver Türkiye diyerek yollara düşeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dere tepe gideceğiz, engelleri aşacağız; Türk’ün ve Türk milletinin iktidarını Milliyetçi Hareketle mutlaka kuracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeter artık diyenlerle, iş bekleyenlerle, ekmek  isteyenlerle ve lider ülke Türkiye özlemini yüreklerinde taşıyanlarla  kutlu yolculuğumuzu Cenab-ı Allah’ın izniyle sürdüreceğiz ve zalime,  ihanete ve Okyanus ötesinin oyunlarına inat mutlaka iktidara ulaşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz değerli milletvekili arkadaşlarımın eşsiz ve çok değerli katkılarıyla başarılı bir yasama dönemini geride bırakmak üzereyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zamana kadar yaptığınız çalışmalarınızdan dolayı hepinize takdirlerimi sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizin milli, uzlaşmacı, yapıcı ve  milletimizin menfaatine aykırı girişimlere karşı dik ve kararlı  muhalefetini Meclis çalışmalarında en iyi şekilde gösterdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizlerle gurur duyuyor ve hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra seçim bölgelerinizde partimizin  politikalarını ve tek başına iktidar hedefini yorulmadan, yılgınlığa  teslim olmadan ve tam bir inanmışlıkla daha çok anlatacağınızdan kuşku  duymuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘Sesime Kulak Ver Türkiye’, ‘Ses Ver Türkiye’</strong> sözleriyle vatanımızın her köşesine mesajımızı götürüp; Türkiye’yi  refaha, berekete ve huzur dolu günlere ulaştıracağımızın müjdesini her  bir vatandaşımızla buluşturunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolunuz, alnınız ve bahtınız açık olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne Mutlu Türküm Diyene.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-subat-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-15-subat-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şubat 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Feb 2011 23:28:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2343</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/subat-2011-fg4.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fc0604305.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/subat-2011-fg4.html"> <img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fc43160dc.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/subat-2011-fg4.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d59126680b62.jpg" alt="" width="110" height="150" /> </a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/subat-2011-fg4.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fc73c9a7c.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/subat-2011-fg4.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fd09de79b.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a><span id="more-2343"></span></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsubat-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/subat-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Mehmet Akif Okur &#8211; Akıllı Güç İşbaşında: Ortadoğu’da Pasif Devrim Devam Ediyor</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/doc-dr-mehmet-akif-okur-akilli-guc-isbasinda-ortadogu%e2%80%99da-pasif-devrim-devam-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/doc-dr-mehmet-akif-okur-akilli-guc-isbasinda-ortadogu%e2%80%99da-pasif-devrim-devam-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Feb 2011 23:01:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2333</guid>
		<description><![CDATA[Tahrir Meydanı&#8217;nda başlayıp Mübarek&#8217;in istifasıyla yeni bir aşamaya geçen hadiseler hakkındaki değerlendirmeler, kendi içlerinde değişik varyasyonlara ayrılan iki ana perspektif etrafında kutuplaşmış vaziyetteler. Bu açıklama modellerinin temsil ettiği ideal tiplerden ilki, Mısır’da tüm boyutlarıyla spontane bir halk ayaklanmasının yaşandığını, kitlelerin kendi iradeleriyle demokratik bir düzene geçiş için sokaklara döküldüğünü savunuyor. Diğerine göre ise, olan-biten her şey neredeyse tamamen Batılılar tarafından yazılan bir senaryodan ibaret. Peki aslında ne oluyor? Söz konusu uçlardan başlayarak zaman zaman birbirine yaklaşan yorum okyanusunda rotamızı bu sorunun cevabına sabitleyebilmek için iki temel şeye ihtiyacımız var. Halihazırda Ortadoğu’daki dönüşüm dalgasına hayat veren dinamikler, yerel, bölgesel ve küresel aktörler ile bunlar arasındaki etkileşimi teşhis etmemizi kolaylaştıracak tarihsel hafıza, sağlıklı bir analizin ön şartı. Toplumsal dönüşümler tarihinin büyük ustalarının sundukları kavram dizisi ise geçmiş ve güncel olanı tutarlı bir anlam haritası üzerinde buluşturmamızı sağlayacak. Aceleci okuyucu için nihai değerlendirmemizi baştan söyleyelim. Bugün şahit olduklarımız, Ortadoğu’da 11 Eylülün ardından başlatılmakla birlikte, Irak’taki işgal görüntüleri ve Filistin seçimleri sonrasında duraklayan “pasif devrim” dalgasının devamı. Elbette değişim talebiyle isyan eden göstericiler de, şikayet ettikleri toplumsal, siyasi ve ekonomik şartlar da gerçek. Ancak patlayan öfkenin muhatabı olan baskıcı rejimi uzun müddet destekleyen ABD’nin, mağdurların değişim taleplerinin önünü açışı ise aynı gerçeğin diğer yüzü. Bu hamlenin hedefi, ülke içinde iktidar el değiştirirken, Mısır’ın bölge jeopolitiğindeki yerinin korunması. Mübarek’in gidişi Mısır’ın toplumsal meşruiyeti daha yüksek bir rejimle ABD’yle dostluğunu sürdürmesi anlamına gelecekse değişim niçin desteklenmesin? Üstelik aksi yöndeki bir tutum, yani Mübarek’in sırtının sıvazlanmaya devam edilmesi, diktatörün üzerine çektiği şimşekleri doğrudan ABD’ye yöneltiyorsa? 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren teröristlerden kaç tanesi Mısırlıydı hatırlıyor musunuz? Gramscigil Pasif Devrim kavramının bazı yorumlanış biçimleri, bu karmaşık denklemi anlamak için bize analitik bir pencere sunabilir.[1] Bu stratejiyi kısaca baskıcı “dost” rejimlerdeki muhalefet hareketlerini dönüştürme gayreti şeklinde tarif edebiliriz. Hedefi ise, otoriter yönetimler üzerindeki yukarıdan sosyal denetimin yerini sivil toplum katmanlarının etkilenmesi ve biçimlendirilmesi yoluyla oluşturulan alttan sosyal kontrole bırakmasıdır. Despot rejimleri desteklediği için ABD’ye duyulan öfke, muhalefetin dayandığı özgürlük taleplerine arka çıkılmasıyla sadece mevcut iktidar yapılarına yönelmekte, değişim gerçekleştiğinde ise yönetime gelenler yine ABD’nin “dostları” olmaktadır. Bu süreç içerisinde muhalefetin ideolojik karakteri de dönüşüme uğramakta, iktidara giden yolların açılması karşılığında sunulan “meşruiyet çerçevesi” içinde yeniden tanımlanmaktadır. Bu sayede, kaynağında zamanın ruhunu temsil eden demokratikleşme taleplerinin yaratabileceği istikrarsızlık korkusu bulunan jeopolitik endişeler teskin edilmektedir. Bu perspektiften doğan &#8220;güvenlik için demokrasi&#8221; yaklaşımı 11 Eylül sonrasında Ortadoğu&#8217;ya yönelik Amerikan &#8220;dönüştürücü diplomasi&#8221;sinin kılavuzu haline geldi. Kademeli olarak bölge ülkelerindeki muhalefet hareketlerinin ve beslendikleri sosyal zeminin anti-Amerikan nitelikleri dönüştürülmeye çalışıldı. &#8220;Yumuşak güce&#8221; dayalı bu faaliyetin amacı, eski muhalifleri &#8220;yeni meşruiyet” çerçevesi içinde siyasal sistemlerle bütünleştirerek normalleştirmek ve böylece daha istikrarlı müttefikler kazanmaktı. BOP/GOP çerçevesinde temas kurulan grupların başında ise Müslüman Kardeşler geliyordu. İki önemli faktör bu yönde atılan adımları durdurdu. Bunlardan ilki Irak&#8217;ta akmaya devam eden kandır. Özellikle işkence haberleri, demokrasi projesinin arkasındaki gücün inandırıcılığını yok etti. Amerika ile ilişkilendirilen her kişi ve grubun itibar erozyonuna uğradığı bir döneme geçildi. Seçimlere girmesi için teşvik edilen HAMAS&#8217;ın sandıkta kazandığı zaferin ardından seçmenleriyle birlikte cezalandırılması, projenin iflas noktasını temsil etmektedir. Amerika, İsrail ve Mübarek yönetimi gibi aktörleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tahrir Meydanı&#8217;nda başlayıp Mübarek&#8217;in istifasıyla yeni  bir aşamaya geçen hadiseler hakkındaki değerlendirmeler, kendi  içlerinde değişik varyasyonlara ayrılan iki ana perspektif etrafında  kutuplaşmış vaziyetteler. Bu açıklama modellerinin temsil ettiği ideal  tiplerden ilki, Mısır’da tüm boyutlarıyla spontane bir halk  ayaklanmasının yaşandığını, kitlelerin kendi iradeleriyle demokratik bir  düzene geçiş için sokaklara döküldüğünü savunuyor. Diğerine göre ise,  olan-biten her şey neredeyse tamamen Batılılar tarafından yazılan bir  senaryodan ibaret. Peki aslında ne oluyor?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Söz konusu uçlardan başlayarak zaman  zaman birbirine yaklaşan yorum okyanusunda rotamızı bu sorunun cevabına  sabitleyebilmek için iki temel şeye ihtiyacımız var. Halihazırda  Ortadoğu’daki dönüşüm dalgasına hayat veren dinamikler, yerel, bölgesel  ve küresel aktörler ile bunlar arasındaki etkileşimi teşhis etmemizi  kolaylaştıracak tarihsel hafıza, sağlıklı bir analizin ön şartı.  Toplumsal dönüşümler tarihinin büyük ustalarının sundukları kavram  dizisi ise geçmiş ve güncel olanı tutarlı bir anlam haritası üzerinde  buluşturmamızı sağlayacak.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aceleci okuyucu için nihai  değerlendirmemizi baştan söyleyelim. Bugün şahit olduklarımız,  Ortadoğu’da 11 Eylülün ardından başlatılmakla birlikte, Irak’taki işgal  görüntüleri ve Filistin seçimleri sonrasında duraklayan “pasif devrim”  dalgasının devamı. Elbette değişim talebiyle isyan eden göstericiler de,  şikayet ettikleri toplumsal, siyasi ve ekonomik şartlar da gerçek.  Ancak patlayan öfkenin muhatabı olan baskıcı rejimi uzun müddet  destekleyen ABD’nin, mağdurların değişim taleplerinin önünü açışı ise  aynı gerçeğin diğer yüzü. Bu hamlenin hedefi, ülke içinde iktidar el  değiştirirken, Mısır’ın bölge jeopolitiğindeki yerinin korunması.  Mübarek’in gidişi Mısır’ın toplumsal meşruiyeti daha yüksek bir rejimle  ABD’yle dostluğunu sürdürmesi anlamına gelecekse değişim niçin  desteklenmesin? Üstelik aksi yöndeki bir tutum, yani Mübarek’in sırtının  sıvazlanmaya devam edilmesi, diktatörün üzerine çektiği  şimşekleri doğrudan ABD’ye yöneltiyorsa? 11 Eylül saldırılarını  gerçekleştiren teröristlerden kaç tanesi Mısırlıydı hatırlıyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gramscigil Pasif Devrim kavramının  bazı yorumlanış biçimleri, bu karmaşık denklemi anlamak için bize  analitik bir pencere sunabilir.<a name="_ftnref1" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/default.asp?CCC=YaziSistemi&amp;UO=Bak&amp;ID=3653#_ftn1"><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Bu stratejiyi kısaca baskıcı “dost” rejimlerdeki muhalefet  hareketlerini dönüştürme gayreti şeklinde tarif edebiliriz. Hedefi ise,  otoriter yönetimler üzerindeki yukarıdan sosyal denetimin yerini sivil  toplum katmanlarının etkilenmesi ve biçimlendirilmesi yoluyla  oluşturulan alttan sosyal kontrole bırakmasıdır. Despot rejimleri  desteklediği için ABD’ye duyulan öfke, muhalefetin dayandığı özgürlük  taleplerine arka çıkılmasıyla sadece mevcut iktidar yapılarına  yönelmekte, değişim gerçekleştiğinde ise yönetime gelenler yine ABD’nin  “dostları” olmaktadır. Bu süreç içerisinde muhalefetin ideolojik  karakteri de dönüşüme uğramakta, iktidara giden yolların açılması  karşılığında sunulan “meşruiyet çerçevesi” içinde yeniden  tanımlanmaktadır. Bu sayede, kaynağında zamanın ruhunu temsil eden  demokratikleşme taleplerinin yaratabileceği istikrarsızlık korkusu  bulunan jeopolitik endişeler teskin edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu perspektiften doğan &#8220;güvenlik  için demokrasi&#8221; yaklaşımı 11 Eylül sonrasında Ortadoğu&#8217;ya yönelik  Amerikan &#8220;dönüştürücü diplomasi&#8221;sinin kılavuzu haline geldi. Kademeli  olarak bölge ülkelerindeki muhalefet hareketlerinin ve beslendikleri  sosyal zeminin anti-Amerikan nitelikleri dönüştürülmeye çalışıldı.  &#8220;Yumuşak güce&#8221; dayalı bu faaliyetin amacı, eski muhalifleri &#8220;yeni  meşruiyet” çerçevesi içinde siyasal sistemlerle bütünleştirerek  normalleştirmek ve böylece daha istikrarlı müttefikler kazanmaktı.  BOP/GOP çerçevesinde temas kurulan grupların başında ise Müslüman  Kardeşler geliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İki önemli faktör bu yönde atılan  adımları durdurdu. Bunlardan ilki Irak&#8217;ta akmaya devam eden kandır.  Özellikle işkence haberleri, demokrasi projesinin arkasındaki gücün  inandırıcılığını yok etti. Amerika ile ilişkilendirilen her kişi ve  grubun itibar erozyonuna uğradığı bir döneme geçildi. Seçimlere girmesi  için teşvik edilen HAMAS&#8217;ın sandıkta kazandığı zaferin ardından  seçmenleriyle birlikte cezalandırılması, projenin iflas noktasını temsil  etmektedir. Amerika, İsrail ve Mübarek yönetimi gibi aktörleri  buluşturan bölgesel statüko bloğu karşısında geri adım attı.</p>
<p style="text-align: justify;">Obama  iktidarının projeyi raftan indireceğine dair işaretlerden biri,  Dışişleri bakanı Clinton&#8217;ın 2009&#8242;da göreve başlarken Senato&#8217;da savunduğu  &#8220;akıllı güç&#8221; yaklaşımıydı. İç politikanın ihtiyaçlarına cevap verme  kaygısının izlerini taşıyan bu tanımlama çok fazla yenilik içermese de,  pasif devrimler dizisinin desteklenmeye devam edileceğini ima ediyordu.  Obama yönetimi ve İsrail arasında daha ilk günlerden başlayan gerilim  değerlendirilirken bu husus da dikkate alınmalı. Nitekim Kahire&#8217;deki  isyanın başladığı sıralarda yayınlanan Wikileaks belgeleri Amerika&#8217;nın  Mısır&#8217;da sivil toplumun geliştirilmesi için yakın dönemde yeniden gayret  sarf ettiğini gösteriyor. Meydanlara ilk inen grupların nitelikleri ve  örgütlenme biçimleri de bu iddiaları doğruluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bundan  sonraki adım ne mi olacak? Muhtemelen ordunun nezaretinde gidilecek  seçimlere kadarki zaman zarfında meydanlarda beraber geceleyen  gruplardan yeni bir iktidar bloğu oluşturulmasının yolları  araştırılacak. Mısır&#8217;da bir liberal-muhafazakar koalisyonun kurulması  mümkün mü? Bir unsurunun Batı&#8217;ya karşı rejimin garantörlüğünü  üstleneceği, diğer parçasının da kitlesel halk desteğini garanti edeceği  bir model. Galiba önümüzdeki aylar, Müslüman kardeşlerin böyle bir  gelecek için hem eğitilip hem de sınanacağı bir dönem olacak. &#8220;Akıllı  gücün&#8221; &#8220;Türkiye modeli&#8221;ne de pasif devrimin en çok bu safhasında ihtiyaç  duyacağı anlaşılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><sup>[1]</sup> Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Mehmet Akif Okur, <strong>Emperyalizm, Hegemonya, </strong><strong>İmparatorluk</strong>, A Kitap, Ankara 2010</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fdoc-dr-mehmet-akif-okur-akilli-guc-isbasinda-ortadogu%25e2%2580%2599da-pasif-devrim-devam-ediyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/doc-dr-mehmet-akif-okur-akilli-guc-isbasinda-ortadogu%e2%80%99da-pasif-devrim-devam-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elçibey Dönemi’nde Azerbaycan</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elcibey-donemi%e2%80%99nde-azerbaycan.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elcibey-donemi%e2%80%99nde-azerbaycan.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Feb 2011 08:02:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2448</guid>
		<description><![CDATA[Azerbaycan’da 7 Haziran 1992 tarihinde gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden oyların %59.4’ünü alarak Cumhurbaşkanı seçilen Ebülfez ELÇİBEY, 16 Haziran 1992 tarihinde, milyonlarca insanın gözü önünde düzenlenen coşkulu bir törenle &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8221;e el basarak ve millete dönerek şunları söyledi: &#8220;Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı yetkilerini vicdanla hayata geçireceğime, Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin anayasasına ve kanunlarına dönmeden emel edeceğime, vatanımızın istiklalini ve arazi bütünlüğünü göz bebeği gibi koruyacağıma, Azerbaycan vatandaşlarının hak ve hürriyetlerinin bekçiliğinde olacağıma, halkın yüksek itimadını doğrultacağıma yemin ederim.&#8221; 70 yıllık Sovyet ağalığından sonra millet ilk kez, yüksek bir misyonla görevlendirdiği, kendi içinden çıkan bir lideri alkışlıyordu. Hürriyeti uğruna yıllarca mücadele ettiği milleti, şimdi kendi kaderini O&#8217;na ve arkadaşlarına emanet ediyordu. Ebülfez ELÇİBEY için milletin bu itimadından daha yüksek bir şey olamazdı. Ebülfez ELÇİBEY, dağıtılmış, toprakları işgal olunmuş, insanlarının büyük bölümü evinden barkından edilmiş bir memlekette göreve gelmişti. Sovyet tehdidi henüz ortadan kalkmamıştı, Rus emperyalizminin soğuk nefesi ülkenin ensesindeydi, komünist ahlakı, toplumu içten içe kemirmeye devam ediyordu ve ELÇİBEY böyle bir ülkeyi yönetecekti. Ebülfez ELÇİBEY’in Devlet Başkanlığı dönemindeki yaşama geçen çalışmalarına ana hatlarıyla değinelim. - Ebülfez Elçibey, Cumhurbaşkanı seçildikten bir kaç gün sonra, devletin bütün dikkati, Ermenilerle savaşta üstünlüğü ele geçirmeye ve düşman saldırılarının önlenmesine odaklanmıştı. Askerlik çağına gelmiş gençlerin düzenli olarak askere alınmalarına ve nizami ordu birliklerinin kurulmasına başlandı. Daha önceden gönüllü olarak vatan savunmasına girişmiş birlikler Savunma Bakanlığına tâbi kılınarak, savaş sırasında bütün birliklerin koordinasyonu sağlandı. - Elçibey’in Cumhurbaşkanlığı dönemindeki en büyük başarılarından biri 80 binlik Rus askerini Azerbaycan topraklarından çıkarmasıdır. Elçibey’in özel teklifi üzerine, Rus askerlerinin Azerbaycan’ı boşaltmaları için Rusya’yla devletlerarası bir anlaşma da imzalandı. 1993 yılının 26 Mayısında, 73 yıl aradan sonra Rus askerleri Azerbaycan topraklarını kansız savaşsız terk etti. (SSCB’den ayrılıp bağımsız devlet olan ülkeler arasında Rus askerlerini topraklarından çıkaran ilk devlet Azerbaycan olmuştur.) - Elçibey, Rusya’ya resmi seferde bulunarak (12-13.10.1992) Boris Yeltsin’le birlikte “Azerbaycan Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında dostluk, emektaşlık ve karşılıklı tehlikesizlik hakkında mukaveleyi imzaladı. (12.10.1992) (Bu, Azerbaycan’ın bütün tarihi boyunca eşit hukuklu devlet gibi Rusya ile imzaladığı ilk mukaveledir.) - 1992′de Azerbaycan Anayasası’nda Devlet Dili “Türk Dili” olarak belirtildi. (1995 yılında Haydar Aliyev meclisteki çoğunluğu sağlayarak Anayasadaki “Türk Dili” ibaresini kaldırmış yerine “Azerbaycan Dili” ibaresini koymuştur.) Not: Türk Dili’nin Devlet Dili olmasında dönemin Meclis Başkanı İsa Gambar’ın önemli etkisi olmuştur.) - 1930 yıllarında, Azerbaycan Türkleri’ne zorla kabul ettirilmiş kril alfabesinin kullanılmasına da son veren Ebülfez ELÇİBEY, iktidara geldiğinde ilk icraatlarından birisi olarak, latin alfabesine geçmeyi gerçekleştirdi. Bir genelge yayınlayarak, bütün devlet kuruluşlarındaki yazışmaların Türkçeyle ve latin alfabesiyle yapılması talimatını verdi. Lise ve Üniversitelere test usulü sınavların yapılması Elçibey yönetimin en önemli başarılarındandır. Yüzlerle genç, yabancı ülkede çeşitli dallarda eğitim almak imkânı sağladı. - Bükü Ceyhan Petrol boru hattının temelleri Kasım 1992′de Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey ve Türkiye Cumhurbaşkanı Özal tarafından atıldı. - Elçibey iktidara geldiğinde devlet kasasında tek ruble nakit kalmamıştı ve dört aydan beridir de maaşlar dağıtılamamıştı. Bu durum, Azerbaycan ekonomisinin talancı bir zihniyetle idare edilmesi kadar, tedavülde Rus parasının geçerli oluşuyla yani, para yönünden Rusya’ya bağımlılıkla da yakından ilgiliydi. Bu bağımlılığa son verecek cesur adımlar atmak gerekiyordu. Elçibey, milli paranın tedavüle sokulmasıyla ilgili kararnameyi imzalayarak, Fransa’da...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Azerbaycan’da 7 Haziran 1992 tarihinde gerçekleşen  Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden oyların %59.4’ünü alarak Cumhurbaşkanı  seçilen Ebülfez ELÇİBEY, 16 Haziran 1992 tarihinde, milyonlarca insanın  gözü önünde düzenlenen coşkulu bir törenle &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8221;e el basarak  ve millete dönerek şunları söyledi: &#8220;Azerbaycan Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanlığı yetkilerini vicdanla hayata geçireceğime, Azerbaycan  Cumhuriyeti&#8217;nin anayasasına ve kanunlarına dönmeden emel edeceğime,  vatanımızın istiklalini ve arazi bütünlüğünü göz bebeği gibi  koruyacağıma, Azerbaycan vatandaşlarının hak ve hürriyetlerinin  bekçiliğinde olacağıma, halkın yüksek itimadını doğrultacağıma yemin  ederim.&#8221; 70 yıllık Sovyet ağalığından sonra millet ilk kez, yüksek bir  misyonla görevlendirdiği, kendi içinden çıkan bir lideri alkışlıyordu.  Hürriyeti uğruna yıllarca mücadele ettiği milleti, şimdi kendi kaderini  O&#8217;na ve arkadaşlarına emanet ediyordu. Ebülfez ELÇİBEY için milletin bu  itimadından daha yüksek bir şey olamazdı.</p>
<p>Ebülfez ELÇİBEY, dağıtılmış, toprakları işgal olunmuş, insanlarının  büyük bölümü evinden barkından edilmiş bir memlekette göreve gelmişti.  Sovyet tehdidi henüz ortadan kalkmamıştı, Rus emperyalizminin soğuk  nefesi ülkenin ensesindeydi, komünist ahlakı, toplumu içten içe  kemirmeye devam ediyordu ve ELÇİBEY böyle bir ülkeyi yönetecekti.</p>
<p>Ebülfez ELÇİBEY’in Devlet Başkanlığı dönemindeki yaşama geçen çalışmalarına ana hatlarıyla değinelim.</p>
<p>- Ebülfez Elçibey, Cumhurbaşkanı seçildikten bir kaç gün sonra,  devletin bütün dikkati, Ermenilerle savaşta üstünlüğü ele geçirmeye ve  düşman saldırılarının önlenmesine odaklanmıştı. Askerlik çağına gelmiş  gençlerin düzenli olarak askere alınmalarına ve nizami ordu  birliklerinin kurulmasına başlandı. Daha önceden gönüllü olarak vatan  savunmasına girişmiş birlikler Savunma Bakanlığına tâbi kılınarak, savaş  sırasında bütün birliklerin koordinasyonu sağlandı.</p>
<p>- Elçibey’in Cumhurbaşkanlığı dönemindeki en büyük başarılarından  biri 80 binlik Rus askerini Azerbaycan topraklarından çıkarmasıdır.  Elçibey’in özel teklifi üzerine, Rus askerlerinin Azerbaycan’ı  boşaltmaları için Rusya’yla devletlerarası bir anlaşma da imzalandı.  1993 yılının 26 Mayısında, 73 yıl aradan sonra Rus askerleri Azerbaycan  topraklarını kansız savaşsız terk etti. (SSCB’den ayrılıp bağımsız  devlet olan ülkeler arasında Rus askerlerini topraklarından çıkaran ilk  devlet Azerbaycan olmuştur.)</p>
<p>- Elçibey, Rusya’ya resmi seferde bulunarak (12-13.10.1992) Boris  Yeltsin’le birlikte “Azerbaycan Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu  arasında dostluk, emektaşlık ve karşılıklı tehlikesizlik hakkında  mukaveleyi imzaladı. (12.10.1992) (Bu, Azerbaycan’ın bütün tarihi  boyunca eşit hukuklu devlet gibi Rusya ile imzaladığı ilk mukaveledir.)</p>
<p>- 1992′de Azerbaycan Anayasası’nda Devlet Dili “Türk Dili” olarak  belirtildi. (1995 yılında Haydar Aliyev meclisteki çoğunluğu sağlayarak  Anayasadaki “Türk Dili” ibaresini kaldırmış yerine “Azerbaycan Dili”  ibaresini koymuştur.) Not: Türk Dili’nin Devlet Dili olmasında dönemin  Meclis Başkanı İsa Gambar’ın önemli etkisi olmuştur.)</p>
<p>- 1930 yıllarında, Azerbaycan Türkleri’ne zorla kabul ettirilmiş kril  alfabesinin kullanılmasına da son veren Ebülfez ELÇİBEY, iktidara  geldiğinde ilk icraatlarından birisi olarak, latin alfabesine geçmeyi  gerçekleştirdi. Bir genelge yayınlayarak, bütün devlet kuruluşlarındaki  yazışmaların Türkçeyle ve latin alfabesiyle yapılması talimatını verdi.  Lise ve Üniversitelere test usulü sınavların yapılması Elçibey yönetimin  en önemli başarılarındandır. Yüzlerle genç, yabancı ülkede çeşitli  dallarda eğitim almak imkânı sağladı.</p>
<p>- Bükü Ceyhan Petrol boru hattının temelleri Kasım 1992′de Azerbaycan  Cumhurbaşkanı Elçibey ve Türkiye Cumhurbaşkanı Özal tarafından atıldı.</p>
<p>- Elçibey iktidara geldiğinde devlet kasasında tek ruble nakit  kalmamıştı ve dört aydan beridir de maaşlar dağıtılamamıştı. Bu durum,  Azerbaycan ekonomisinin talancı bir zihniyetle idare edilmesi kadar,  tedavülde Rus parasının geçerli oluşuyla yani, para yönünden Rusya’ya  bağımlılıkla da yakından ilgiliydi. Bu bağımlılığa son verecek cesur  adımlar atmak gerekiyordu. Elçibey, milli paranın tedavüle sokulmasıyla  ilgili kararnameyi imzalayarak, Fransa’da “MANAT” bastırdı ve Rus  rublesiyle aynı anda tedavüle bıraktı. Bu olay devletin nakit para  sıkıntısını ortadan kaldırdı ve maaşların ödenmesine bir imkân sağladı.  Manatın kur değeri Rus rublesine göre on kat daha pahalıydı. Yani bir  manat on Rus rublesine bedel tutuldu. Elçibey’in görev süresinin sonuna  kadar bu oran 1/10′dan ancak 1/9-a gerilemişti ki, aradaki bu fark,  manatın bir yıl içinde değerini koruduğunu göstermektedir. Bir başka  ifadeyle Sovyetler Birliğinden kopmuş cumhuriyetler içerisinde,  parasının değerini sabit tutabilmiş tek ülke Elçibey dönemi Azerbaycan’ı  olmuştur.</p>
<p>- Cumhurbaşkanı Elçibey’in özel emriyle, iktisadi reformlara hemen  başlandı. Önce, üretimdeki düşüşü durdurmak ve kamu kurumlarını  dağılmaktan kurtarmak için acil tedbirler alındı. Eski ekonomik  ilişkilerin bir ölçüde de olsa yeniden kurulmasıyla, mevcut teknolojinin  iktisadiliğini yitirmesi önlenmiş oldu. 1993 yılının ortalarına  gelindiğinde, istatistikler üretimde artış göstermeye başladı. Ekonomide  kamu iktisadi teşebbüslerinin rolünün azaltılması, özelleştirme ve  benzeri liberal reformlar yoluyla özel sektörün doğması ve ağırlığını  artırması amaçlandı. Bu amaçla “Devlet Emlak Komitesi”, “Sahipkarlığa  Yardım ve Antimonopol Komitesi”, “Yabancı Yatırımlar Üzere Devlet  Komitesi”, “Ekonomi Bakanlığı” ve başka kamu kuruluşları oluşturuldu.  Boşalan devlet hazinesini doldurmak üzere birtakım fonlar oluşturuldu.  Kısa bir zamanda hazineye 1.5 ton altın ve başka değerli metaller  toplandı. Bu dönemde, devletin döviz rezervlerinin bir kısım özel  şahısların tasarrufunda olması, Milli Banka’da para tedavülünü  zorlaştırıyordu. Hukuk Muhafıza ve Vergi Organları’nın ciddi çalışmaları  sonunda, 1993 yılının ortalarına gelindiğinde, Milli Banka’daki resmi  ve özel hesaplarda biriken döviz miktarı 156 milyon dolara ulaşmıştı.  Bir mukayese için söylemek gerekirse, 1992 yılının aynı döneminde bu  rakam 1.6 milyon dolar idi.</p>
<p>- Elçibey, demokratikleşme sürecine de çok özel bir önem veriyordu.  Toplumda siyasi partilerin serbestçe teşekkülüne imkân sağlamak için  siyasi partiler kanununu, basın hürriyetini garanti altına alacak  kanunları, derneklerle ilgili yasaları ardı ardına uygulamaya koydu.  Basın kuruluşlarını güçlendirmek amacıyla onlara Cumhurbaşkanlığı  fonundan 100 milyon ruble para ayırdı. Bu kanunlar yürürlüğe girdikten  sonra, Azerbaycan’da neşredilen gazete ve dergilerin sayısı 500-ü aştı.  30′dan fazla siyasi parti ve 200-e yakın derneğin, Adalet Bakanlığı’nca  tescili yapıldı.</p>
<p>- Komünist geleneğin, etnik kimliği ve etnik problemleri yok sayan  yaklaşımını terk ederek, konuyu yabancı güçlerin istismarlarından da  kurtaracak mahiyette adımlar attı ve bu alanda yasal düzenlemelere  gidildi. Kendisi ateşli bir Türk milliyetçisi olmasına rağmen, etnik  grupların da kendi kültürlerini yaşatma hakları olduğunu kabul etti ve  bu konuda onlara çeşitli imkânlar sağlandı. Bunların sonucunda Bakü’de  otuza yakın kültür merkezi kuruldu. Cumhurbaşkanlığı fonundan para  yardımı alan gazetelerin arasında, azınlıkların kendi dillerinde  çıkardıkları dört gazete de vardı. Hatta bu grupların, haftada bir kaç  saat televizyon ve radyo yayını yapmalarına da izin verildi.</p>
<p>- Birleşmiş Milletlerin Bakü temsilciliği, Elçibey zamanında açıldı.  Rusya, Türkiye, Gürcistan, Moldova, Ukrayna, Kazakistan ve  Türkmenistan’la dostluk ve siyasi, kültürel, ekonomik işbirliği  anlaşmaları imzalandı. A.B.D. ile ciddi siyasi ilişkiler kuruldu. A.B.D.  , İngiltere, Rusya, Almanya gibi büyük devletler dâhil, dünyanın 15  ülkesinde büyükelçilikler açıldı.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Felcibey-donemi%25e2%2580%2599nde-azerbaycan.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elcibey-donemi%e2%80%99nde-azerbaycan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yavuz GÖKTÜRK &#8211; Yargı&#8217;yla Oynamak</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-yargiyla-oynamak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-yargiyla-oynamak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Feb 2011 22:57:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2330</guid>
		<description><![CDATA[“Unutmayalım. Siyaset hep hareketlidir, boş oturmaz ve beklemez. Hukuk siyasetin rahatını bozmaya başladığı anda, siyasal güç de hukuk ve yargıyla oynamaya başlar.” (Sami Selçuk, 1999-2000 Adli Yılı Açılış Konuşması) Hukukçu Sami Selçuk’un bu sözleri sanırım iyice anlam buluyor bu günlerde. Artık iktidarın yargıyla oynadığı, savaştığı, dalaştığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. Yargı erki neredeyse tamamen iktidarın istediği şekilde evrilmeye başladı. Bu durum sadece ismi demokrasi olan bir sistemi ve aslında çarpık ve özgürlüklerin mevcut olmadığı neredeyse totaliter bir rejimi ifade etmektedir. İktidarın yargıyla arasının hep kötü olduğu son 8 yıldır Türkiye için bilinen bir gerçektir. Bu durum iktidar tarafından resmen yargıyla bir savaşa dönüştürülmüş ve bunun için gerekli bütün enstrümanlar kullanılmıştır, kullanılmaktadır. Daha birkaç yıl öncesine kadar Başbakanımız yargıdan söz ederken; “Bize ciğerimize kadar kan ağlatıyorlar” şeklinde bir ifadeyle yargıdan dert yanıyordu. Salt bu ifade bile siyasal iktidarın, yargıyı ele geçirmek ve taraflı bir yargı yaratmak için elinden geleni yapacağını çok açık bir şekilde ifade ediyordu. Süreç çok büyük ölçüde 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa referandumu ile başladı. Başbakan propaganda süreci boyunca, yargıyı sürekli şikâyet etti ve bu şikâyetlerinin daha etkili olabilmesi için neredeyse milletin arasına mezhep ayrılığı sokmak için çok ciddi gayret sarf etti. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmekle işe başlandı. Yargının demokrasinin gelişmesine paralel olarak zamanla daha bağımsız hale gelmesi dünya standartlarında normal olan şeydir fakat Türkiye için sözde demokrasi adı altında yargı daha çok bağımlı hale getirildi ve bu demokratik bir gelişme olarak halka lanse edildi. Dünya uygulaması Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu gibi bir kurumun içinden yürütme temsilcilerinin tamamen çıkarılması iken bizim ülkemizde Adalet Bakanının ve Müsteşarının yetkileri daha fazla artırıldı. Yeni anayasaya göre yapılan değişiklikler doğrultusunda HSYK’ya üye seçimi için ilk derece mahkemeleri hâkim ve savcılarının da katıldığı bir seçim yapıldı fakat ne gariptir ki iktidarın gösterdiği liste hiç fire ermeden HSYK’ya seçildi. Aday gösterilen bütün Adalet Bakanlığı bürokratları Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na seçildi. Bu durum, yargının nasıl kontrol altına alındığını ve bağımsız bir yargıdan söz edebilmenin ne kadar güçleştiğini çok açık bir şekilde ortaya koymaya yetecektir. Sonra, sekiz yıldır aralıksız iktidar olan AKP yöneticileri yargının ne kadar yetersiz olduğu, davaların sonuçlandırılamadığı birdenbire hatırlama gereği duydu. Daha önce Yargıtay’ın üye sayısının düşürülmesi gerektiğini düşünen ve bunun için çalışma dahi yapmış olan iktidar bu sefer Yargıtay üye sayısının artırılması için gerekli çalışmaları yapmaya başladı. Ve yargının yetersizliği meselesi için Yargıtay’ın üye sayısının artırılması ile çözülecekmiş gibi bir hava yaratılmaya başlandı. Acaba birkaç yıl içinde ne değişmişti ki daha önce Yargıtay’ın üye sayısının azaltılmasını isteyen iktidar birdenbire artırılmasını istemeye başladı. HSYK’nın yapısının değişmiş olmasının ve iktidarın gösterdiği adayların HSYK’ya seçilmiş olmasının bunda bir rolü var mıdır acaba?  Yeni Yargıtay üyelerini mevcut Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun seçeceğini düşünürsek bu hiç de yadsınamayacak bir gerçek olarak gün gibi karşımıza çıkmaktadır. Yargının yetersizliği sorununu çözmek için en mantıklı ve sürekli yöntemlerden biri olarak kabul edilen İstinaf Mahkemelerini kurmak yerine Yargıtay’ın üye sayısında değişikliğe gidilmesi asıl meselenin yargıda bir reform değil yargının siyasallaştırılmasını amaçladığı ortadadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmasına ilişkin yasa tasarısı 2005 yılında Avrupa Birliği’ne uyum süreci...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>“Unutmayalım. Siyaset hep hareketlidir, boş oturmaz ve beklemez.  Hukuk  siyasetin rahatını bozmaya başladığı anda, siyasal güç de hukuk  ve yargıyla  oynamaya başlar.” (Sami Selçuk, 1999-2000 Adli Yılı Açılış  Konuşması)</p>
<p>Hukukçu Sami Selçuk’un bu sözleri sanırım iyice anlam buluyor bu  günlerde.  Artık iktidarın yargıyla oynadığı, savaştığı, dalaştığı bir  Türkiye’de  yaşıyoruz. Yargı erki neredeyse tamamen iktidarın istediği  şekilde evrilmeye  başladı. Bu durum sadece ismi demokrasi olan bir  sistemi ve aslında çarpık ve  özgürlüklerin mevcut olmadığı neredeyse  totaliter bir rejimi ifade etmektedir.</p>
<p>İktidarın yargıyla arasının hep kötü olduğu son 8 yıldır Türkiye için  bilinen  bir gerçektir. Bu durum iktidar tarafından resmen yargıyla bir  savaşa  dönüştürülmüş ve bunun için gerekli bütün enstrümanlar  kullanılmıştır,  kullanılmaktadır. Daha birkaç yıl öncesine kadar  Başbakanımız yargıdan söz  ederken; “Bize ciğerimize kadar kan  ağlatıyorlar” şeklinde bir ifadeyle yargıdan  dert yanıyordu. Salt bu  ifade bile siyasal iktidarın, yargıyı ele geçirmek ve  taraflı bir yargı  yaratmak için elinden geleni yapacağını çok açık bir şekilde  ifade  ediyordu.</p>
<p>Süreç çok büyük ölçüde 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa referandumu  ile  başladı. Başbakan propaganda süreci boyunca, yargıyı sürekli  şikâyet etti ve bu  şikâyetlerinin daha etkili olabilmesi için neredeyse  milletin arasına mezhep  ayrılığı sokmak için çok ciddi gayret sarf  etti. Hâkimler ve Savcılar Yüksek  Kurulu ile Anayasa Mahkemesi’nin  yapısını değiştirmekle işe başlandı. Yargının  demokrasinin gelişmesine  paralel olarak zamanla daha bağımsız hale gelmesi dünya  standartlarında  normal olan şeydir fakat Türkiye için sözde demokrasi adı  altında  yargı daha çok bağımlı hale getirildi ve bu demokratik bir gelişme   olarak halka lanse edildi. Dünya uygulaması Hâkimler Savcılar Yüksek  Kurulu gibi  bir kurumun içinden yürütme temsilcilerinin tamamen  çıkarılması iken bizim  ülkemizde Adalet Bakanının ve Müsteşarının  yetkileri daha fazla artırıldı. Yeni  anayasaya göre yapılan  değişiklikler doğrultusunda HSYK’ya üye seçimi için ilk  derece  mahkemeleri hâkim ve savcılarının da katıldığı bir seçim yapıldı fakat  ne  gariptir ki iktidarın gösterdiği liste hiç fire ermeden HSYK’ya  seçildi. Aday  gösterilen bütün Adalet Bakanlığı bürokratları Hâkimler  ve Savcılar Yüksek  Kurulu’na seçildi. Bu durum, yargının nasıl kontrol  altına alındığını ve  bağımsız bir yargıdan söz edebilmenin ne kadar  güçleştiğini çok açık bir şekilde  ortaya koymaya yetecektir.</p>
<p>Sonra, sekiz yıldır aralıksız iktidar olan AKP yöneticileri yargının  ne kadar  yetersiz olduğu, davaların sonuçlandırılamadığı birdenbire  hatırlama gereği  duydu. Daha önce Yargıtay’ın üye sayısının düşürülmesi  gerektiğini düşünen ve  bunun için çalışma dahi yapmış olan iktidar bu  sefer Yargıtay üye sayısının  artırılması için gerekli çalışmaları  yapmaya başladı. Ve yargının yetersizliği  meselesi için Yargıtay’ın üye  sayısının artırılması ile çözülecekmiş gibi bir  hava yaratılmaya  başlandı. Acaba birkaç yıl içinde ne değişmişti ki daha önce   Yargıtay’ın üye sayısının azaltılmasını isteyen iktidar birdenbire  artırılmasını  istemeye başladı. HSYK’nın yapısının değişmiş olmasının  ve iktidarın gösterdiği  adayların HSYK’ya seçilmiş olmasının bunda bir  rolü var mıdır acaba?  Yeni  Yargıtay üyelerini mevcut Hâkimler Savcılar  Yüksek Kurulu’nun seçeceğini  düşünürsek bu hiç de yadsınamayacak bir  gerçek olarak gün gibi karşımıza  çıkmaktadır.</p>
<p>Yargının yetersizliği sorununu çözmek için en mantıklı ve sürekli   yöntemlerden biri olarak kabul edilen İstinaf Mahkemelerini kurmak  yerine  Yargıtay’ın üye sayısında değişikliğe gidilmesi asıl meselenin  yargıda bir  reform değil yargının siyasallaştırılmasını amaçladığı  ortadadır. Bölge Adliye  Mahkemelerinin kurulmasına ilişkin yasa  tasarısı 2005 yılında Avrupa Birliği’ne  uyum süreci içerisinde  çıkarıldı ve mahkemelerin kurulması için 2007 yılına  kadar yürütme  organına süre verildi. 2011 yılında hala Bölge Adliye  Mahkemelerinin  kurulmasına yönelik bir adım atılmış değildir. Bunda asıl kusur   hükümetindir çünkü hükümet kendi istediği hâkim ve savcıları  seçtiremeyeceği  için Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmasını sürekli  ertelemiştir. Bu erteleyiş  Yargıtay’ın iş yükünü sürekli olarak  artırmış ve bugün Yargıtay’ın dosya yükü  neredeyse 2 milyona  ulaşmıştır.</p>
<p>Yargının iyileştirilmesi yönünde ciddi olarak hiçbir adım atmayan  iktidarın  bugün Yargıtay’ın mevcut kompozisyonunu kendi istediği duruma  çevirebilmek için  üye sayısını artırma talebi iyi niyetli değildir ve  yargının  siyasallaştırılmasını amacını güttüğü çok açık ortadadır.  Ayrıca, iktidarın bu  amacını kamufle edebilmek için yargıyı yavaşlıkla  suçlaması ve isterlerse bir  dosyayı hemen çözebilirler şeklinde  demeçler verilmesi durumun iç yüzünü hiç  bilmediklerini çok açık  göstermektedir. Yargılamanın birden çok safhası vardır  ve bu safhaların  her biri uzun zaman almaktadır. Klasörlerce dosya, delil ve  belgenin  incelenmesi takdir edilir ki hemen yapılabilecek bir iş değildir. Bütün   bunları göz önüne almadan sadece yargıyı suçlamak aslında suçlayanların  hukuktan  ne kadar habersiz olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bütün bu yaşananlar aslında ortada çok ciddi bir planın mevcut  olduğunu  göstermektedir. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının  ve kompozisyonun  değiştirilmesi ve demokratik olarak daha gerilere  götürülmesi, Anayasa  Mahkemesi’nin kompozisyonun değiştirilmesi ve  şimdi de Yargıtay ve Danıştay’ın  üye sayısının artırılarak  kompozisyonunun değiştirilmesi yargının üzerindeki  oyunu gözler önüne  sermektedir. Devletin bütün kurumlarında çok ciddi şekilde  kadrolaşmaya  gitmiş, yasama çoğunluğunu elinde bulunduran bir siyasi  organizasyonun  yargıda da kadrolaşmaya gitmesi, yargıyı siyasallaştırması ve  yargıyı  taraflı hale getirmesi normal karşılanacak bir durum değildir. Bu durum,   hukuk devletini, hukuk güvenilirliğini ve demokrasiyi tehlikeye  atmakta ve hatta  ortadan kaldırmaktadır. Bütün bunların sonucunda  ortaya çıkacak sistemin  demokratik olduğunu söylemek oldukça güçtür,  ortaya çıkan sistem totaliter bir  rejim haline gelir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyavuz-gokturk-yargiyla-oynamak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-yargiyla-oynamak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmihan Kübra AKKAŞ &#8211; İki Dilli İhanet</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-iki-dilli-ihanet.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-iki-dilli-ihanet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Feb 2011 22:52:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dilli İhanet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2327</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde bir tartışmadır sürüyor: “İki Dillilik”. Bu konuda bir şeyler söylemek için öncelikle şunu tespit etmek gerekir; nedir bu “iki dillilik”? Gerçek anlamı; tek bir resmi dili olan bir ülkede belli bölgelerde kullanılan yöresel bir konuşma dilinin de mevcut olmasıdır. Ancak bu yöresel konuşma dili, resmi dil niteliğinde olmayan ve genel bir kullanım alanı bulunmayan yani ortak dil formatından uzak olan, kullanımı belli bölgelerle sınırlı kalmış olan dildir. Bu açıklama göz önüne alındığında, Osmanlı İmparatorluğunda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nde de bu durumun fiili olarak zaten mevcut olduğu söylenebilir. O halde bu tartışmalar nedir ve nedendir? Daha da önemli olan soru; Türk Milliyetçilerinin tepkisinin nedeni nedir? Bugün tartışılan ve “İki Dillilik” adı altında önümüze sürülmeye çalışılan olay, yukarıdaki açıklamadan çok farklıdır. Tartışmaya açılan bu konunun Kandil’de hazırlanan bir proje olduğu ortaya çıkmıştır. Terör örgütünün sivil uzantıları tarafından gündeme taşınması da bunun ispatıdır. Amaç yörede farklı lehçelerle konuşulan, standart bir dil hüviyeti olmayan “Kürtçenin”  resmi dil haline getirme çabasıdır. Bu da, bir devlet görüntüsü altında iki ayrı devlet veya bir toprak üzerinde tamamen ayrı devlet kurma talebiyle aynı anlama sahiptir.  Ana dilde istek talebi; özgürlük, insan hakkı, barış gibi masum ifadelerin arkasına gizlenmekte ve bu yolla gerçek niyetin ne olduğu gizlenmek istenmektedir. Bu talebin işleyişi ve sonuçları düşünülecek olursa, bu talep, aslında bir bölünme talebidir. Bırakın kabul edilebilmesini; iki dilliliği tartışmaya açmak bile büyük hainliktir; satılmışlıktır! Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda geçirdiği süreci iyi anlamak gerekir. Bu sürecin iyi anlaşılması şu çok bildik sözün ne kadar doğru olduğu gerçeğini de ortaya çıkaracaktır: “Taviz tavizi doğurur!” Daha öncesi olmakla birlikte bugünlere gelişin asıl başlangıç noktası “Kürt Açılımı” saçmalığıdır. Bu saçmalığı haddi aşan talepler izlemiştir: “İki dillilik”, “iki bayrak”, “özerklik” ve daha pek çok hadsiz talep… Türkiye Cumhuriyeti’ni bir örgü kazağa, ülkemizin sahip olduğu değerleri de kazağın “ilmeklerine” benzettiğimizde şöyle bir sonuç elde edebiliriz: Kazaktan bir “ilmek” kaçtı ve kazak hızla sökülmeye başladı… Kürt açılımının adı, demokratik açılım yapılmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “etnik ayrımcılık yaptığı” fikri içte ve dışta işlenmiştir. Ne yazık ki, benim sevgili milletim bir süre sonra bu söylemlere alışmıştır. Bunun arkasından Milli Devlet yapımız tartışmaya açılmış, Anayasamızda yer alan ne kadar milli unsurlar varsa saldırıya maruz kalmıştır.Bunları  başkanlık sistemi ve özerklik tartışmaları izlemiştir. Masumane bir talep olarak gösterilen “İki Dillilik” tartışması da eş zamanlı olarak işte bu anda kendiliğinden(!) hayatımıza girivermiştir. Dil ve kültür birliğimizin bozulması TRT 6’nın kurulmasıyla başlamıştır. Farklı lehçelerle kullanılan “Kürtçe”  ortak bir dil haline getirilmiş ve bu yolla resmileştirilmeye çalışılmıştır. Anayasa resmen yok sayılmıştır. “Tek dil”,”Tek Vatan”,”Tek Bayrak” bütünlüğü yok sayılmaya çalışılmıştır. Bir belediye başkanı ihanetin bu başlangıcında “bizim dilimizi kabul edenler, yarın topraklarımızı da kabul edeceklerdir” diyerek, gerçek niyetlerinin ne olduğunu ortaya koymuştur. Böylece kazak hızla sökülmüştür. Bu konular içinde en önemli olanın ve en çok tartışılanın “iki dillilik” mevzusu olmasının nedeni ise bu konunun ayrışmayı toplumsal alana taşınmış olmasıdır. Yani bu konu bizim örgü kazağımızdaki en büyük ilmeği sökebilecek niteliktedir. Devleti devlet yapan millet ise, milleti millet yapanda hiç şüphesiz dildir. Bizi millet yapan, bir birimizi anlamamıza vesile olan en büyük güç “Türkçedir”....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Son günlerde bir tartışmadır sürüyor:  “İki Dillilik”. Bu konuda bir şeyler  söylemek için öncelikle şunu  tespit etmek gerekir; nedir bu “iki dillilik”?</p>
<p>Gerçek anlamı; tek bir resmi dili olan  bir ülkede belli bölgelerde kullanılan  yöresel bir konuşma dilinin de  mevcut olmasıdır. Ancak bu yöresel konuşma dili,  resmi dil niteliğinde  olmayan ve genel bir kullanım alanı bulunmayan yani ortak  dil  formatından uzak olan, kullanımı belli bölgelerle sınırlı kalmış olan   dildir. Bu açıklama göz önüne alındığında, Osmanlı İmparatorluğunda  olduğu gibi  Türkiye Cumhuriyeti’nde de bu durumun fiili olarak zaten  mevcut olduğu  söylenebilir.</p>
<p>O halde bu tartışmalar nedir ve nedendir?<br />
Daha da önemli olan soru; Türk  Milliyetçilerinin tepkisinin nedeni nedir?</p>
<p>Bugün tartışılan ve “İki Dillilik” adı  altında önümüze sürülmeye çalışılan  olay, yukarıdaki açıklamadan çok  farklıdır. Tartışmaya açılan bu konunun  Kandil’de hazırlanan bir proje  olduğu ortaya çıkmıştır. Terör örgütünün sivil  uzantıları tarafından  gündeme taşınması da bunun ispatıdır. Amaç yörede farklı  lehçelerle  konuşulan, standart bir dil hüviyeti olmayan “Kürtçenin”  resmi dil   haline getirme çabasıdır. Bu da, bir devlet görüntüsü altında iki ayrı  devlet  veya bir toprak üzerinde tamamen ayrı devlet kurma talebiyle  aynı anlama  sahiptir.  Ana dilde istek talebi; özgürlük, insan hakkı,  barış gibi masum  ifadelerin arkasına gizlenmekte ve bu yolla gerçek  niyetin ne olduğu gizlenmek  istenmektedir. Bu talebin işleyişi ve  sonuçları düşünülecek olursa, bu talep,  aslında bir bölünme talebidir.  Bırakın kabul edilebilmesini; iki dilliliği  tartışmaya açmak bile büyük  hainliktir; satılmışlıktır!</p>
<p>Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda  geçirdiği süreci iyi anlamak gerekir. Bu  sürecin iyi anlaşılması şu çok  bildik sözün ne kadar doğru olduğu gerçeğini de  ortaya çıkaracaktır:</p>
<p><strong>“Taviz tavizi doğurur!” </strong></p>
<p>Daha öncesi olmakla birlikte bugünlere  gelişin asıl başlangıç noktası “Kürt  Açılımı” saçmalığıdır. Bu  saçmalığı haddi aşan talepler izlemiştir: “İki  dillilik”, “iki bayrak”,  “özerklik” ve daha pek çok hadsiz talep…</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’ni bir örgü kazağa,  ülkemizin sahip olduğu değerleri de  kazağın “ilmeklerine”  benzettiğimizde şöyle bir sonuç elde edebiliriz: Kazaktan  bir “ilmek”  kaçtı ve kazak hızla sökülmeye başladı…</p>
<p>Kürt açılımının adı, demokratik açılım  yapılmış ve Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin “etnik ayrımcılık yaptığı”  fikri içte ve dışta işlenmiştir. Ne yazık  ki, benim sevgili milletim  bir süre sonra bu söylemlere alışmıştır. Bunun  arkasından Milli Devlet  yapımız tartışmaya açılmış, Anayasamızda yer alan ne  kadar milli  unsurlar varsa saldırıya maruz kalmıştır.Bunları  başkanlık sistemi  ve  özerklik tartışmaları izlemiştir. Masumane bir talep olarak gösterilen  “İki  Dillilik” tartışması da eş zamanlı olarak işte bu anda  kendiliğinden(!)  hayatımıza girivermiştir. Dil ve kültür birliğimizin  bozulması TRT 6’nın  kurulmasıyla başlamıştır. Farklı lehçelerle  kullanılan “Kürtçe”  ortak bir dil  haline getirilmiş ve bu yolla  resmileştirilmeye çalışılmıştır. Anayasa resmen  yok sayılmıştır. “Tek  dil”,”Tek Vatan”,”Tek Bayrak” bütünlüğü yok sayılmaya  çalışılmıştır.  Bir belediye başkanı ihanetin bu başlangıcında “bizim dilimizi  kabul  edenler, yarın topraklarımızı da kabul edeceklerdir” diyerek, gerçek   niyetlerinin ne olduğunu ortaya koymuştur. Böylece kazak hızla  sökülmüştür.</p>
<p>Bu konular içinde en önemli olanın ve en  çok tartışılanın “iki dillilik”  mevzusu olmasının nedeni ise bu  konunun ayrışmayı toplumsal alana taşınmış  olmasıdır. Yani bu konu  bizim örgü kazağımızdaki en büyük ilmeği sökebilecek  niteliktedir.  Devleti devlet yapan millet ise, milleti millet yapanda hiç  şüphesiz  dildir. Bizi millet yapan, bir birimizi anlamamıza vesile olan en büyük   güç “Türkçedir”. Türkçe bizim ses bayrağımız ve bütünlüğümüzü sağlayan  en büyük  unsurdur. Başka bir dilin resmi dil haline getirilmesi toplumu  tepeden aşağı  doğru parçalar. Toplumun parçalanması ise devletin  parçalanması tehlikesini  doğuracaktır!</p>
<p>Ayrıca bu talebin uygulanma imkânının  fiziki olarak da bulunmaması ve  maksadın sadece gerilim oluşturmak ve  ayrılık yaratmak olduğu da ortadadır.  Çünkü konuşma dilinden yazı  diline taşınmaya çalışılan “Kürtçe” tarihi gelenek  ve ortak algıdan  yoksun olmasının sonucu olarak yazı dili olarak bile  kullanılamazken,  resmi dil olması talebi, gerçeklikten uzak ve gülünç bir  taleptir.</p>
<p>Mevcut durum aslında açıktır: Küresel  aktörlerin de rol aldığı bir siyasal  inşa projesi vardır. Bu siyasal  inşa projesinin başarıya ulaşması için sosyal  inşa projesi de  yürütülmektedir. Bunun en büyük aracı da, dildir. İlk hamle  etnik  kimliğin farkına varılmasını sağlamaktı. Bu hamle, hükümet, dış güçler  ve  terör örgütünün ortak çalışması olan “Kürt Açılımı” ile  gerçekleştirildi. Şimdi  ikinci hamleye geçildi. Bu ikici hamle ise;  dildir. Bunu ise hangi hamlelerin  izleyeceği ne yazık ki açıktır!</p>
<p>Nitekim tüm bunların ülkemizdeki  etkileri de görülmeye başlamıştır. Açılım  adı altında yapılan şey,  bahsedildiği gibi, demokratik standartları yükseltmek  yerine;  siyasal  ve toplumsal alanda gerilimlere neden olmuştur. Yani “yıkım  projesi”  olmuştur. Bazı bölgelerde kardeş kavgasına yol açacak fitil bu yolla   ateşlenmiştir!</p>
<p>Durum böyleyken bizim örgü kazağımız ilmek ilmek sökülmeye devam ediyor. Bu  sökülmeyi bir an önce durdurmak gerekir.<br />
Örmesi  çok zorken, sökülmesi bu  kadar kolay olan bu kazağı korumak için kalan  tek grup ise; Türk  Milliyetçileridir. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu  ağır yük, Türk  Milliyetçilerinin omuzlarındadır. Bu noktada Türk  Milliyetçilerinin Ağabeyi  Galip Erdem’in “Türk Gençliğine” adlı  yazısında ifade ettikleri çok önemlidir:</p>
<p>“Mukaddes bir fikrin ve mukaddes  bildiğiniz bütün değerlerin yüceltilmesi;  devletimizin, milletimizin ve  vatanımızın birlik ve beraberliğinin muhafazası  gibi en doğru  ölçülerle yola çıktığınıza göre, kazanmağa ve bir değil binlerce   imtihanı alnınızın akıyla vermeğe mecbursunuz. Davanız ve yolunuz…  elbette  zordur ve çetindir…”</p>
<p>Bize düşen; bu fitneye odaklı söylemler  karşısında devletimizin ve  milletimizin birlik ve beraberliğini  muhafaza etmektir. Bunun sonucunda, Galip  Ağabey’in dediği gibi, bu zor  ve çetin yolu başarıyla aşıp, “2023 Lider Ülke  Türkiye” idealine büyük  bir azim ve mücadeleyle koşabilmektir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fismihan-kubra-akkas-iki-dilli-ihanet.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-iki-dilli-ihanet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma. 08 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-08-subat-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-08-subat-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 18:06:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2335</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları, Bu haftaki Grup konuşmama başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Geçtiğimiz hafta Perşembe günü, Ankara Ortadoğu Sanayi ve Ticaret Merkezi’yle İvedik Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen iki ayrı patlamada 20 kardeşimiz hayatını kaybetmiş, çok sayıda vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu son derece elim hadise milletimizi derinden üzmüştür. Acımız büyüktür ve benzeri olayların tekrarlanmaması en büyük dileğimizdir. Elbette mezkûr patlamaların iş kazası şeklinde ortaya çıkması, konunun etraflıca ve bütün yönleriyle incelenmesini gerektirmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla işçi sağlığı ve işyeri güvenliği konularında alınması gereken daha çok tedbirler, yapılması lazım gelen daha çok hususlar bulunmaktadır. Özellikle işyeri denetimlerindeki zafiyetler ve yetersizlikler, kayıt dışı çalışan tezgah altı işyerlerinin pıtrak gibi yayılması doğal olarak hem çalışan sağlığını hem de işyeri ve çevre güvenliğini fazlasıyla tehdit etmektedir. Bununla birlikte işyeri denetimlerindeki açmazları yalnızca denetim elemanlarının eksikliğine bağlayarak sorumluluktan kaçmaya çalışmak doğru değildir. Eğer sorun ilgili bakanın iddia ettiği gibi denetim elemanlarının sayısı ise, o halde eksik tamamlanır ve gerekli çalışmalara hız verilir. Ne üzücüdür Ankara’nın tam ortasında canımızı yakan ve ekmeğini kazanmaya çalışan onlarca insanımızın hayatına mal olan kazaların ağır bilançosu konu üzerine gecikmeli olsa da eğilmeyi zorunlu kılmaktadır. Önümüzdeki süreçte yürürlükteki mevzuatlara uygun olarak denetim ve işyeri kontrollerinin daha etkin ve verimli yapılması kaza risklerinin azalmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Bu konuda sorumluluk öncelikle iktidar partisine düşmektedir. OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgesinde meydana gelen kazaların nedenleri detaylı bir şekilde araştırılarak milletimizin bilgilendirilmesi gecikmeksizin yapılmalıdır. Muhatap olduğumuz acı olaya sebebiyet veren kusur, ihmal, yanlış ortaya çıkarılmalı ve bir daha benzeri faciaların yaşanmaması için acilen önlemler alınmalıdır. Bu vesileyle iki ayrı patlamada hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve tüm çalışma arkadaşlarına bir kez daha başsağlığı diliyorum. Bu olayda yaralananlara da acil şifalar temenni ediyor, hepsine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Muhterem Milletvekilleri, Türkiye’nin yakın coğrafyasında önemli ve dikkatle takip edilmesi gereken olaylar cereyan etmektedir. Tunus merkezli olarak başlayan halk hareketinin akisleri geniş bir çevrede karşılık bulmuştur ve bulmaya da devam etmektedir. Yıllarca küresel güç merkezleri tarafından desteklenen otoriter rejimlerin bir bir köşeye sıkışmalarına ve bazılarının teslim bayrağını çekmesine, bazılarının ise reform vaadiyle günü kurtarmaya çalıştıklarına kamuoyuna yansıyan bilgilerden şahit olunmaktadır. Demokrasiye geçişin pazarlıklara konu olduğu ve üstelik bir lütufmuş gibi sunulduğu, başkanlık ya da cumhurbaşkanlığının babadan oğula geçmeyeceği sözlerine bile derin anlamlar yüklendiği bir sürecin hangi gelişmeleri beraberinde getireceği bizim açımızdan belirsizliğini halen korumaktadır. Yakın coğrafyalardaki halkların, otoriter yönetimlerden kurtulayım derken yeni vesayetlere ve baskılara maruz kalma riski de gün geçtikçe belirginlik kazanmaktadır. Bu tehlikeyi şimdiden görünür kılan birçok gelişme yaşanmaktadır. Dileğim, yakın coğrafyalardaki demokrasi, özgürlük ve değişim arayışlarının bir sonuca ulaşması ve toplumsal taleplerin kendi mecrasında bir neticeye gitmesidir. Ancak, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki ülkelerin oyun alanlarında çok sayıda dışsal faktörün varlığı dikkate alındığında; gelişmelerin sadece söz konusu ülke halklarının istediği gibi şekillenmeyeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Dün baskıcı, despot, zulüm taraftarı yönetimlere arka çıkarken; bugün birden bire bunların karşısında duruş sergileyen ve çıkarları uğruna milyonlarca insanı telef etmekten bile çekinmeyen Batılı anlayışın ikiyüzlülüğünü bu son olaylarla bir kez daha görmek mümkün olmuştur. Demokrasinin gerçek anlam ve uygulamasıyla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu haftaki Grup konuşmama başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta Perşembe günü, Ankara Ortadoğu  Sanayi ve Ticaret Merkezi’yle İvedik Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana  gelen iki ayrı patlamada 20 kardeşimiz hayatını kaybetmiş, çok sayıda  vatandaşımız da yaralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son derece elim hadise milletimizi derinden üzmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Acımız büyüktür ve benzeri olayların tekrarlanmaması en büyük dileğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette mezkûr patlamaların iş kazası şeklinde  ortaya çıkması, konunun etraflıca ve bütün yönleriyle incelenmesini  gerektirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla işçi sağlığı ve işyeri  güvenliği konularında alınması gereken daha çok tedbirler, yapılması  lazım gelen daha çok hususlar bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle işyeri denetimlerindeki zafiyetler ve  yetersizlikler, kayıt dışı çalışan tezgah altı işyerlerinin pıtrak gibi  yayılması doğal olarak hem çalışan sağlığını hem de işyeri ve çevre  güvenliğini fazlasıyla tehdit etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte işyeri denetimlerindeki  açmazları yalnızca denetim elemanlarının eksikliğine bağlayarak  sorumluluktan kaçmaya çalışmak doğru değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer sorun ilgili bakanın iddia ettiği gibi  denetim elemanlarının sayısı ise, o halde eksik tamamlanır ve gerekli  çalışmalara hız verilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne üzücüdür Ankara’nın tam ortasında canımızı  yakan ve ekmeğini kazanmaya çalışan onlarca insanımızın hayatına mal  olan kazaların ağır bilançosu konu üzerine gecikmeli olsa da eğilmeyi  zorunlu kılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki süreçte yürürlükteki mevzuatlara  uygun olarak denetim ve işyeri kontrollerinin daha etkin ve verimli  yapılması kaza risklerinin azalmasında önemli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda sorumluluk öncelikle iktidar partisine düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgesinde  meydana gelen kazaların nedenleri detaylı bir şekilde araştırılarak  milletimizin bilgilendirilmesi gecikmeksizin yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhatap olduğumuz acı olaya sebebiyet veren  kusur, ihmal, yanlış ortaya çıkarılmalı ve bir daha benzeri faciaların  yaşanmaması için acilen önlemler alınmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle iki ayrı patlamada hayatlarını  kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine,  yakınlarına ve tüm çalışma arkadaşlarına bir kez daha başsağlığı  diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olayda yaralananlara da acil şifalar temenni ediyor, hepsine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin yakın coğrafyasında önemli ve dikkatle takip edilmesi gereken olaylar cereyan etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tunus merkezli olarak başlayan halk hareketinin akisleri geniş bir çevrede karşılık bulmuştur ve bulmaya da devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllarca küresel güç merkezleri tarafından  desteklenen otoriter rejimlerin bir bir köşeye sıkışmalarına ve  bazılarının teslim bayrağını çekmesine, bazılarının ise reform vaadiyle  günü kurtarmaya çalıştıklarına kamuoyuna yansıyan bilgilerden şahit  olunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiye geçişin pazarlıklara konu olduğu ve  üstelik bir lütufmuş gibi sunulduğu, başkanlık ya da cumhurbaşkanlığının  babadan oğula geçmeyeceği sözlerine bile derin anlamlar yüklendiği bir  sürecin hangi gelişmeleri beraberinde getireceği bizim açımızdan  belirsizliğini halen korumaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın coğrafyalardaki halkların, otoriter  yönetimlerden kurtulayım derken yeni vesayetlere ve baskılara maruz  kalma riski de gün geçtikçe belirginlik kazanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tehlikeyi şimdiden görünür kılan birçok gelişme yaşanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim, yakın coğrafyalardaki demokrasi,  özgürlük ve değişim arayışlarının bir sonuca ulaşması ve toplumsal  taleplerin kendi mecrasında bir neticeye gitmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki ülkelerin  oyun alanlarında çok sayıda dışsal faktörün varlığı dikkate alındığında;  gelişmelerin sadece söz konusu ülke halklarının istediği gibi  şekillenmeyeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün baskıcı, despot, zulüm taraftarı yönetimlere  arka çıkarken; bugün birden bire bunların karşısında duruş sergileyen  ve çıkarları uğruna milyonlarca insanı telef etmekten bile çekinmeyen  Batılı anlayışın ikiyüzlülüğünü bu son olaylarla bir kez daha görmek  mümkün olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasinin gerçek anlam ve uygulamasıyla  devlet ve toplum hayatına nüfuz edemediği Müslüman toplumlarının,  sürekli olarak dış yönlendirme ve dayatma altında olmaları bizim  açımızdan üzüntü vericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güç merkezlerinin stratejik planlarının  deney sahası haline gelen Ortadoğu, istikrarsızlaştırılarak kontrol  edilmek istenmekte ve yabancı taleplerin karşılanacağı yönetimlerin  oluşması için iktidar mücadeleleri tahrik ve teşvik edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tunus ve sonrasında Mısır, Yemen, Ürdün’deki gelişmeleri bu perspektiften yorumlamak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bitmeyen bir paylaşım kavgasına arka fon  oluşturan masum ve insani kavramlar, maalesef ülkelerin altını oymakta  ve coğrafyaların tekrar belirlenmesinin önünü şimdiden açmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği üzere, çok değil, yaklaşık sekiz yıl  önce Irak’ı özgürleştirmek için gelenler milyonlarca Müslüman’ın canına  ve ırzına musallat olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde ‘diktatörden kurtarma’ propagandası adı altında, ağır ve insanlık dışı eziyeti Irak’lı kardeşlerimize reva görmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın gözü önünde Müslüman coğrafyası değişik  dönemlerde işgallere, toplu katliamlara, terörist faaliyetlere, kanlı  etnik ve mezhep çatışmalarının tetiklediği isyanlara maruz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların arkasında ve hızlandırıcısı olarak Batılı ülkeleri görmek rastlantı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, Müslüman ülkelerdeki son toplumsal olayları derinlemesine yorumlamak ve değerlendirmek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tunus’tan Mısır’a uzanan hatta kabından taşan  halk hareketleri elbette öncelikle yolsuzluğa, işsizliğe, yoksulluğa ve  baskıya duyulan tepkidir ve bu haliyle de saygıdeğerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki demokrasiye duyulan özlemlerin yeni  otoriter yönetimlerin kurulmasına enerji ikmali yapma ihtimali, bölgeyi  daha büyük dengesizlik sarmalına ve belirsizlik ağına sokabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmelerin seyri bize bu olumsuzluğun ortaya çıkabileceğini de göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesele yalnızca bir kişinin ya da yönetimin görevini bırakması değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten demokrasi ve özgürlüklerin esas  anlamıyla karşılık bulması arzu ediliyorsa, topyekûn bir değişimin ve  gücünü iç dinamiklerden almış reform sürecinin başlaması kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle yakın coğrafyamızdaki gelişmeleri AKP hükümetinin çok dikkatli bir şekilde okuması ve sonuç çıkarması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira olayların bulaşıcı etkisinden korunmamız ve  bunlara karşı bağışıklık kazanmamız takınacağımız tutum ve  izleyeceğimiz yolla yakından ilgili olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak özellikle Mısır’daki gelişmeleri AKP  iktidarının yanlış değerlendirdiğini ve teşhisini başkalarının  yönlendirmesi altında koyduğunu son vakıalara bakarak söylememiz  mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">İki haftayı bulan Mısır’daki toplumsal yangını;  ‘Tribünden seyretmeyeceğiz’ diyerek pozisyon almaya çalışan Başbakan  Erdoğan bu zamana kadar, ABD’nin beklentilerini, isteklerini  yansıtmaktan başka bir şey yapmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın, ABD Başkanıyla telefon görüşmesine kadar geçen bir hafta süresince sessizliğini koruması manidardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Mısır Devlet Başkanı’na yönelik halkın  sesine kulak ver çağrısı ve görevinden ayrılmasına dönük imalar, Recep  Tayyip Erdoğan vasıtasıyla Ortadoğu bölgesine indirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmeyle birlikte bir kez daha taşeronluk  görevi yerine getirilmiş ve AKP, ABD politikalarının hayata geçmesi için  üzerine düşen sorumluluğu eksiksiz uygulamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Başbakan Erdoğan, komşusu olan bir  ülkeye bakışta bile, binlerce kilometre uzaklıktaki ABD’yle tam olarak  örtüştüğünü söylemesi ve ayrıştığı hiçbir noktanın olmadığını dile  getirmesi, başlı başına AKP zihniyetinin kimin planlarını hayata  geçirmek için uğraştığını göstermesi bakımından ibretlik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda konuyla ilgili olarak, Başbakan Erdoğan’ın cevap vermesini merakla beklediğimiz sorularımız şunlar olacaktır:</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyet’i Devleti’nin, Mısır konusunda, ABD’den hiç mi ayrı ve farklı politikası yoktur?</p>
<p style="text-align: justify;">Tamamen küresel alana havale edilen dış  politikada; proaktif davranmak, oyun kurmak veya ön almak iddialarının  inandırıcılığı bundan sonra nasıl ileri sürülecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin görüş ve yaklaşımlarının aynısının,  Başbakan Erdoğan tarafından tekrar edilmesi bir bakıma bölgenin ve  AKP’nin hangi ülke tarafından yönlendirildiğini bir kez daha  göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize göre, Başbakan Erdoğan bu süreçte BOP Eşbaşkanlığının hakkını vermekte ve küresel kanlı projelerin servisini yapmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla Mısır Arap Cumhuriyeti de  bunu anlamıştır ve Türkiye’nin iç işlerine müdahil olmasından duyduğu  rahatsızlığı açıkça dile getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortadoğu’nun kaypak ve kaygan zeminine basarak  sultanlık hevesini tatmin etmeye çalışan Başbakan’ın, Müslüman ülkeleri  hedefine alan küresel projelere yardım etmesinin nedeni en başta sorunlu  ve işbirlikçi siyasi duruşudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Varlığının ve devamlılığının küresel alana  eklenmek olduğunu iyi bilen bu zihniyet, Türkiye’nin milli gerçeklerini  ve tarihi tezlerini savunmayı yük, ancak Bürüksel ve Vashington  projelerinin taşeronluğunu ise bir görev olarak kabul etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın Mısır konusundaki tavsiye ve açıklamalarının gerisindeki kapalı tarafların şifreleri burada aranmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Mısır’ın nasıl bir yönetimle yoluna  devam etmesini dillendirecek kadar haddin aşılması, ülke olarak  gelecekte karşılaşabileceğimiz olumsuzluklarda dışsal telkinlerin ve  dayatmaların önünün bugünden açılmasına zemin hazırlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan yabancı ülkelerin eline  tutuşturduğu pusulayla yol almakta ve kendisine tanınan imkânlar  çerçevesinde Müslüman coğrafyasında şöhret olmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü kendisine güvenilmesi ve inanılması lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Başbakan Erdoğan, şahsına gösterilen ve  aslında cesameti tam belli olmayan ilgiyi istismar etmekte ve Müslüman  coğrafyasını Batılı güçler lehine dönüştürmek amacıyla ön almaya  çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye için, komşu ülkelerin ve Ortadoğu bölgesinin istikrar ve barış içinde olması vazgeçilmez bir hedef olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dışında, sorun yaşayan ülkelerin sınırları  içinde meşru bir aktörmüş gibi yorumlarda bulunmak, teşrifatçılık  yapmak, geçici yönetimlerin kurulmasını istemek, Türkiye’yi bunalımlara  ortak etmek anlamına gelecektir ve kendi içimizde bazı çevrelere emsal  teşkil edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Son derece tehlikeli olan bu küresel oyunun  çekim alanına kapılan AKP iktidarı aklını başına almalı; Ortadoğu  ateşinin alevlerinin sınırlarımıza geçmesine neden olacak eğilim ve  politikalardan bir an önce uzaklaşmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız bulaşıcı etkisini sık sık gündeme  getirmeye çalıştığımız toplumsal hareketlenmeler, bölücü çevrelerin  gündemine girmiş durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisi bir yanda AKP ile yaptığı  pazarlıklara devam ederken, diğer tarafta da Diyarbakır merkezli olmak  üzere, Mısır örneğini göstererek ayaklanma ve isyan teşvikinde  bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülüğün, 15 Şubat’tan itibaren Mısır’dakine  benzer kitlesel eylemlerle, hain planlarına ivme vereceği bir aşamaya  geçmek için hazırlık yaptığı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan, başka ülkelerin nasıl ve ne  şekilde bir yönetime sahip olmasıyla ilgili değerlendirmelerine bir an  önce son vermeli ve ülkemizin karşı karşıya olduğu tehdidi bertaraf  edecek tedbirleri hemen almaya başlamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin müzakerelerle İmralı canisinin  dayatmalarına boyun eğer bir hale gelmesi ve Türk milletine cezaevinden  gözdağı vermesine sessiz kalması bir rezalettir ve tükenmişliğinin acı da olsa ispatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı’yla görüşmelerin açığa çıkmasıyla şeref  ve haysiyet konusunda yerin dibine batan iktidar zihniyetinin, Hüsnü  Mübarek’le iktidar oyunu oynarken, kendi vatanımızda ayaklanma  hazırlıkları yapanları görmezden gelmesi, küresel senaryolara figüran  olmak için sıraya girmesi ihanetle eşdeğer bir kendini bilmezliktir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçen haftaki konuşmamda ifade ettiğim gibi; ABD  merkezli Büyük Ortadoğu Projesi son olaylarla birlikte yeni bir aşamaya  geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD tarafından yönlendirilen ve yönetilen   “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi”nin kapsadığı alan ve  hedef aldığı ülkeler çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizler için değerlendirme ve duruş gösterme konusunda zorluklar da buradadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yandan despot yönetimlerin sona ermeye  başlamalarına mı sevinmeliyiz, yoksa belirsizliğe düşen bir toplum  yapısının yaşayacağı buhranın üzüntüsünü mü duymalıyız?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir taraftan yüzeysel de olsa demokrasi  arayışlarının dillendirilmesine alkış mı tutmalıyız, yoksa gelişmesini  sağlayamamış toplumlarda demokrasi arayışlarının küresel oyunlara alet  olacağına mı kaygı duymalıyız?</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle küreselleşmenin aldığı yeni boyut,  hakim devletlere ve güçlere küresel müdahale vasıtaları ve başka  ülkelerin toplumsal dinamiklerini o toplumların kendi içinden değiştirme  enstrümanları sunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayalım ki emperyalizm bir asır önceki ile aynı emperyalizmdir. Aktörler de aşağı yukarı aynıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişen müdahale yöntemleri, vasıtaları ve kabul ettirme yollarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede ABD tarafından yönlendirilen ve  yönetilen  “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi”’nin  kapsadığı alan ve hedef aldığı ülkelerin başlıcaları;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Afrika’nın kuzey hattında Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır;</li>
<li>Afrika’nın alt kuzey hattında Moritanya, Sudan, Cibuti, Somali, Komor;</li>
<li>Arap yarımadasında Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan;</li>
<li>Ortadoğu’da Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak, İsrail,</li>
<li>Asya’da Pakistan, Afganistan, İran,</li>
<li>Avrupa’da ise Türkiye’dir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra ülkemiz bu kapsamdan çıkarılmış ve böylece “hedef ülke” olmaktan kurtulan Türkiye, bu kez de <strong>“demokratik ve ılımlı İslam ülkesi”</strong> olduğu savıyla <strong>“model ülke” </strong>bazına oturtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İlerleyen süreçte “model ülke” söyleminden de vazgeçilmiş; bunun yerine ne anlama geldiği muamma olan “<strong>demokratik ortak” </strong>ifadesi kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Projenin doğrudan kapsadığı alan 14 milyon  kilometre karesi Arap Birliği ülkelerinde, 3 milyon 880 bin kilometre  karesi ise diğer ülkelerde olmak üzere yine üç kıtada toplam yaklaşık 18  milyon kilometre karedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu merkez ve hedef ülkelere mücavir devletler  ise: Avrasya’da Azerbaycan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan,  Kazakistan, Türkmenistan; Afrika’da da Mali, Nijer, Çad, Etiyopya ve  Eritre’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Projenin görünen hedefindeki devletlere yönelik  siyasi, hukuki, eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren  kapsamlı bir dönüşüm sağlanması planlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Projenin görünmeyen hedefi ise Küresel Güç için asla vaz geçilemeyecek petrol havzalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Afrika’nın batısından başlayıp Avrasya’ya kadar  uzanan zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının hâkimiyeti için bu Proje  bir araçtır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta enerji kaynakları olmak üzere, su gibi  temel maddelerin denetim altına alınması, nakil yollarının denetlenmesi,  aynı zamanda, olası rakip devlet veya devlet gruplarının önünün  kesilmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hedefe ulaşmak için maskelenmiş reformlar  vardır ve bunlar;  &#8220;demokrasi ve iyi yönetimi teşvik etmek&#8221;, &#8220;bilgi  toplumunu inşa etmek&#8221; &#8220;ekonomik fırsatları geliştirmek&#8221; olarak üç ana  başlıktan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların gerçekleşmesi için batılı anlamda  demokrasinin sağlanması, terörizmin ortadan kaldırılması, ekonomik  ilişkilerin artırılması ve ekonomik işbirlikleri sağlanarak bölgenin  istikrara kavuşturulmasıyla ilgili hedefler aldatıcı olmaktan başka bir  anlam taşımamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yıllar içinde özellikle İslam  coğrafyasında yerleşmiş anti emperyalist ve ABD karşıtı duyguları  terbiyle etmek için yine ne tesadüftür ki eşbaşkanı olmakla iftihar  edilen Medeniyetler Arası İttifak çalışmaları hepimizin gözü önünde  sahnelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve asıl dikkat edilmesi gereken nokta BOP  kapsamında sıranın Türkiye’ye gelip gelmeyeceğinin kestirilmesi  hususudur ve bu son derece de tehlikeli bir konudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün sokağa haklı veya haksız dökülmüş  eylemciler için düne kadar destekçisi olduğu Mısır hükümetine “sokağa  kulak verme” çağrısı yapan küresel gücün, yarın AKP hükümetine de  isyancı PKK ile bir şiddet eylemi sonrasında fütursuzca “el sıkışma  çağrısı” yapmayacağının bir garantisi yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünden böylesi bir skandalın olmayacağına dair güvence de, hali hazırda ortalıkta görülmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">En tehlikelisi ise Recep Tayyip Erdoğan olduğu  sürece böylesi alçak ve emperyalist taleplere karşı durmak ve direnmek  mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Ortadoğu’da adeta ABD sözcülüğüne  soyunanların kendi içimizde birçok sorunumuz varken; tercih ettikleri  politikalarla başkalarının da içişlerimize karışmasına zemin  hazırladıklarını bilmelerinde yarar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ateşle oynadığını idrak etmesi gereken  Başbakan’ın, ABD’den aferin almak adına ve bu ülkenin politikalarını  sahiplenerek güç elde etmek uğruna bekamızı tehlikeye atacak her adımdan  kaçınması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi takdirde ‘tribünden izlemeyiz’ derken,  girdiği sahadan mağlup, yılgın ve her tarafı yara bere içinde çıkan bir  takımın kaptanı olmaktan kurtulamayacağını unutmaması hayrına olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle AKP iktidarı arasındaki uyuşmazlık ve ihtilaflar ciddi bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin Kıbrıs konusunda sergilediği  etkisiz ve tavizkar politikaları, bildiğimiz ve sekiz yılı aşan bir  süredir tanık olduğumuz gerçekler arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidar partisinin milli konulardaki alerjisi,  tahammülsüzlüğü ve tepkisi geçtiğimiz günlerde bir kez daha kabarmış ve  bu defa da hedefe yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti konulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kıbrıs’ta yapılan bir protestoya haddinden  fazla öfkelenen Başbakan Erdoğan hakaretamiz sözlerle ve hoşgörüsüz  kaba üslubuyla Kıbrıslı soydaşlarımızı rencide etmiş ve töhmet altında  bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette Kıbrıs’taki protestoda dile getirilen ve afişlere yazılan bazı ifadeler doğru ve yerinde olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’ye yönelik olarak suçlayıcı ve aşağılayıcı sözlerin sarf edilmesi, tabiidir ki hepimizi üzmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Düne kadar Başbakan’ın koruyucu kanatları  altında beslenen ve başı okşanarak cesaretlendirilen Kıbrıs’taki bazı  mahfiller, ne gariptir ki bugün Türkiye’ye çek git demektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar 2004 yılında da, ‘Yes Be Annem’ diyerek Annan Planına destek vermişlerdir ve AKP’yle aynı safta buluşmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın daha önce ittifak kurduğu,  emel ve amaç birliği içinde olduğu bu çevrelere gösterdiği tepkiler ise  danışıklı dövüşten ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Netice olarak bir zamanlar AKP’yle kol kola  olanların gerçekleştirdiği protesto eyleminin çok fazla ciddiye alınması  ve önem atfedilmesi de yersizdir ve anlamsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna rağmen, Başbakan Erdoğan’ın  soğukkanlılığını ve basiretini kaybedercesine hiddetlenmesi ve tüm  Kıbrıslı soydaşlarımızı suçlayıcı ifadeler kullanması, asıl niyetini  deşifre etmesi bakımından kayda değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıslı kardeşlerimize besleme diyerek hakaret  eden ve orada seçimle işbaşına gelen yönetimi küçültücü beyanlarda  bulunan Başbakan’ın sözlerini şiddetle telin ettiğimizi buradan  duyuruyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde herkesle kavga eden, üniversite  öğrencisini mahkemeye veren, çiftçimize ananı da al git diyen, sinirli,  gergin, kızgın ve tahammülsüz Başbakan’ın Kıbrıslı kardeşlerimize  besleme demeye asla hakkı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ille de bir besleme örneği ve  siması arıyorsa çevresine bakması yeterlidir ve devletin kaynaklarını  hortumlayan yandaşlarının tam da bu sıfata layık olduğunu açıklıkla  görebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevsin ya da sevmesin, beğensin ya da  beğenmesin, katılsın ya da katılmasın Kıbrıslı soydaşlarımızın her biri  bizim için önemlidir ve onlara yönelik kötü söz misliyle sahibine ait  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak yavru vatan bizim için stratejik  bir konudan daha öte milli bir davadır ve bundan nasibini alamamış Recep  Tayyip Erdoğan’ın bunu idrak etmesi mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Kıbrıs’ta Yunanistan’ın ne işi varsa bizim de  aynı nedenle orada olduğumuzu’ söyleyebilecek kadar gerçeklerle bağını  ve bağlantısını koparan Başbakan, Rumlara verdiği ödünlerden sonra yüzü  kızarmadan ve vicdanı sızlamadan bu yorumu yapabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes bilmelidir ki; AKP’ye rağmen Kıbrıs Türk’tür ve inşallah sonsuza kadar Türk kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin en önemli milli  davasıdır ve bunu yıpratmaya ve değersizleştirmeye yeltenenler her zaman  karşılarında Milliyetçi Hareket Partisi’ni bulacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, ülkemizin Kıbrıs üzerinde Kurucu  Antlaşmalardan kaynaklanan vazgeçilmez ve tartışılmayacak hak ve  yükümlülükleri olduğuna inanıyoruz ve bu konunun dışında hiçbir  yaklaşımı benimsemiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi çözüm kapsamında Türkiye’nin etkin ve  fiili garantisinin sulandırılmasına veya olumsuz etkilenmesine hiçbir  şart altında da geçit vermemeye kararlıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kıbrıs, Türk vatanının ayrılmaz bir  parçası olarak varlığını sürdürecektir ve oradaki soydaşlarımızın  aldıkları her yardım analarının ak sütü gibi helalleridir ve bunu da  sorgulamaya siyasi taşeronların hiçbir şekilde gücü yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yunanistan’a gelince dostum, kardeşim diye hitap  eden; ancak sıra Kıbrıslı kardeşlerimize gelince besleme diyerek  hakları olan yardımı çok gören AKP zihniyetinin Türklüğün alevinde yanıp  kül olması inşallah yakındır.</p>
<p style="text-align: justify;">İki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir  ortaklık yapılanması içinde Kıbrıslı Türk kardeşlerimin huzurlu ve mutlu  bir şekilde yaşayacakları günler ufukta görünmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Rum’lara şirin görünmeye çabalayan, Ermenilere  el açan ve Brüksel kapılarında aman dileyen, Vashington’dan kumanda  edilen AKP zihniyetinin sonu artık gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerimiz, gazilerimiz ve milletimiz emin  olmalıdır ki; Kıbrıs’ı Yunan tezlerine peşkeş çekmek için hazırlık  içinde olan ve Türkiye’nin sırtında bir kambur gibi gösteren AKP ve  Başbakan Erdoğan’ın ver kurtulcu politikası duvara toslamaya eninde  sonunda mahkûm olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İktidar partisinin Türk Silahlı Kuvvetleri  üzerinden siyaset yapması geçtiğimiz yıllarda en çok şahit olduğumuz ve  de eleştirdiğimiz konulardan birisi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mağduriyet oluşturmak amacıyla Mehmetçiği  siyasetin içine çekmek ve bunun üzerinden politika oluşturmak adeta  AKP’nin alışkanlığı haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP temsilcilerinin değişik dönemlerde tahrik ve  tezyif edici üslupları, yorumları emin olun ki en başta ülkemizin  güvenliği için fedakârlıktan kaçmayan Türk Silahlı Kuvvetlerini  yıpratmıştır, hırpalamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle sonuna kadar gidilmesi gereken darbe  iddialarının yargıya intikal eden kısımlarının hala netlik kazanmaması  ve uzayan mahkeme safahatları bildiğimiz gerçekler arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişik vesilelerle ifade ettiğim gibi, elbette  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin darbecilerden ayıklanması zaruridir ve bu  konuda hiçbir şekilde müsamaha gösterilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak her fırsatta darbeci diyerek Mehmetçiği  sindirmeye çalışmak ve hareketsiz kalmasına neden olmak hiç kimseye  fayda sağlamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin  siyasetten uzak kalması ve kışlasında yalnızca ülke güvenliğine  odaklanması tartışma götürmez bir mecburiyettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak siyasetin de elini askerden uzak tutması  ve günlük polemiklerin içine çekmek için sinsi tertipler içinde  bulunmaması vatanımızın selameti için elzemdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim hepimizin üzerinde titremesi gereken  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin; siyasi tartışmaların içine çekilme  gayretlerini art niyetli girişimler olarak görmek lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin asker üzerinden yürüttüğü istismar  politikalarının yanı sıra Ana Muhalefet Partisi CHP’de benzeri bir tutum  takınmış ve incitici, kışkırtıcı ve tahrik edici bir üslup  benimsemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hakir  gören ve darbeci yaftasını vuran AKP zihniyeti varken, öbür tarafta  demokratik sürece askeri dahil etmeye çalışan ve siyaseti  yönlendirmesini arzulayan bir Ana Muhalefet anlayışı yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk siyaseti bu iki seviye yoksunu ve istismarcı partiden yorulmuştur ve oynanan karşılıklı oyundan dolayı tahrip olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak Ana Muhalefet Partisi CHP’nin bir genel başkan yardımcısının sözleri bu çerçevede son örneği teşkil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu CHP yöneticisinin; <strong>“Koca bir askeri yıktılar, meğer kâğıttan kaplanmış, biz bunu asker zannetmişiz”</strong> sözleri talihsiz olduğu kadar, şuurunu kaybeden bir siyasetçinin hezeyanlarından başka bir anlama gelmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tavsiyemiz, bu CHP’li yöneticinin askerden ne  beklediğini açıklıkla ortaya koyması; demokrasinin ve sandığın erdemine  inanmıyorsa bundan sonra siyaset yapıp yapmama konusunda kendisini bir  kez daha gözden geçirmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir defa şu gerçeğin altını kalın olarak çizmekte yarar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Silahlı Kuvvetleri kâğıttan kaplan değil, binlerce yıllık geçmişiyle Türk milletinin en güçlü kudretlerinden birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu anlamayan ve seviyesi yerlerde sürünen  siyasetlerine kaldıraç olarak askeri kullanmayı amaçlayanlar hedeflerine  asla ulaşamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İzledikleri çarpık siyasetleri için askerden  medet uman, destek bekleyen ve demokratik siyasi yönetimlerin vesayet  altında olmasını içten içe dileyen siyasi zihniyetler, her fırsatta  demokrasinin yıldırımlarıyla çarpılacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Beklentimiz hem CHP’nin hem de AKP’nin elini  Türk Silahlı Kuvvetlerinden bir an önce çekmeleri ve siyasetin içine  sokmaktan vazgeçmeleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki; demokrasinin ve millet  iradesinin karşısında olacak, tahrip edecek her türlü fikir ve eylemle  sonuna kadar mücadele etmekten asla geri durmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve siyasete meşru zeminler dışından ayar vermek  ve istikamet tayin etmek için fırsat kollayanlara, ellerini  ovuşturanlara da hiçbir şart altında göz açtırmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarı tarafından yargının  siyalaştırılmasına dönük çabaların hızında bir eksilme ve gerileme  olmadığına hepiniz yakından şahit oluyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hukukun üstünlüğünü sağlamak yerine, üstünlerin  hukukunu kurumsallaştıran iktidar partisi, uygulamalarıyla adalete olan  güveni ve inancı zayıflatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin uzlaşmaya yanaşmayarak ve tek taraflı  bir şekilde kabul edip geçtiğimiz yılın 12 Eylül’ünde halk oylamasına  götürdüğü anayasa değişiklikleri, yargının siyasallaşmasında alınan  mesafeyi göstermesi bakımından hepimize iyi bir fikir vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değişikliklerle ilgili uyum yasalarının  hazırlık aşamasında, iktidar partisinin gerçek niyeti bir kez daha  görülmüş ve yandaş yargı oluşturma girişimi daha da somut bir nitelik  kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa Mahkemesi’yle ilgili uyum yasasında  yapılan düzenlemeler ve bu Mahkeme’nin üst temyiz mercii haline  getirilme gayretleri, yargı içindeki tartışmaları daha da  alevlendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda olmak üzere, bizatihi Anayasa  Mahkemesi Başkanı tarafından yapılan değerlendirme ve beyanlar bizim  fazlasıyla dikkatimizi çekmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın, iktidar zihniyetini aratmayacak yorumları haklı olarak kaygılarımızı daha da artırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle şunu söylemeliyim ki, belirli  aralıklarla manidar açıklamalar yapan bu Mahkeme Başkanı’nın; yargının  yandaş hale getirilmesine yönelik düşünce ve kaygıların dile  getirilmesini demokrasi ahlakıyla bağdaştırmaması ve bunu yargı  mensuplarına saygısızlık olarak görmesi temelsiz ve içi boş bir  ithamdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz demokrasi ahlakının nasıl olacağını ve  içeriğinin nelerden oluşacağını Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan öğrenecek  ve duyacak değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki yetki ve sınırını aşarak siyasetin  alanına girmesi taşıdığı sorumlulukla asla uyuşmamaktadır ve AKP’nin  değirmenine su taşıyayım derken adalete darbe vurduğunu görmesi ve  anlaması lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem Anayasa Mahkemesi Başkanı yargının bu  kadar sorunlu olduğunu düşünmektedir, o halde bugüne kadar yargının  temel sorunlarını gündemine tam olarak neden almamıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardır yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı  örtüsü altında, yüksek yargının içine düşürüldüğü durumu kimsenin  savunacak mecali kalmadığını Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatı taşıyan  kişi itiraf etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman var olan olumsuzluklarda bu Mahkeme  Başkanı’nın da payı ve sorumluluğu vardır ve gerekli nedameti göstermesi  ahlaki tutarlılık gereği olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın tarafsızlığında ve bağımsız duruşunda uzun zamandır gedikler açıldığı hepimizin malumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla beraber AKP’nin sözde yargı reformlarını  meşrulaştırmaya çalışmak ve bunu övmek Anayasa Mahkemesi Başkanı’na  düşen bir görev değildir ve olmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek ifade etmek isterim ki, yargının mevcut  halinden şikâyet edenlerin inandırıcılığı ve samimiyeti ucuz ve  yapmacık bir hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz parti olarak yargının kapsamlı bir reforma tabi tutulmasını içtenlikle ve samimiyetle istemekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak yargının siyasallaştırılmasına ve AKP kontrolüne geçmesine de şiddetle karşı çıkmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">28 Ocak 2011 günü açıkladığımız Seçim  Beyannamemizde adalet ve yargıyla ilgili hedeflerimizi ve  düşüncelerimizi aziz milletimizle paylaşmıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, adaleti, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temeli olarak görüyoruz.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>İktidarımızda adil ve hızlı  yargılamanın sağlanması için gerekli altyapıyı oluşturacağız ve geçici  bir tedbir olan tutukluluğun cezalandırmaya dönüşmesini önleyeceğiz.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yargıtay’ın hizmet kapasitesini geliştireceğiz.</li>
<li>Yüksek yargının içtihat oluşturma işlevinin önündeki engelleri kaldıracağız.</li>
<li>Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  üyelerinin seçimini demokratik usullere uygun olarak ve yargı  bağımsızlığını zedelemeyecek şekilde yeniden düzenleyeceğiz.</li>
<li>Yargının genel bütünlüğünü bozmadan ihtisas mahkemelerini oluşturacağız.</li>
<li>Hâkim, savcı ve yardımcı personel  ihtiyacını gidereceğiz, bunların mali ve sosyal haklarıyla diğer özlük  haklarında gerekli iyileştirmeleri yapacağız.</li>
<li>Adli hizmet sunan kolluk güçlerini  idari yönden yeniden yapılandırıp, Adli Tıp Kurumunun özerk yapısını  güçlendirerek, etkin denetim tesis edeceğiz.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Açıkça görüleceği üzere, hedefimizde tam bağımsız yargı, etkin ve iyi işleyen adalet mekanizması bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘Sesime Kulak Ver Türkiye, Ses Ver Türkiye’ </strong>sözlerinde  tarafsız, adil, eşitliği gözeten, zayıfın ve haklının yanında olan,  sosyal gerçeklerden kopuk olmayan bir hukuk sistemi bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmasın ki, yargıyı kendi emellerine alet  etmek isteyenlerden mutlaka ama mutlaka yine adaletin verdiği imkânlarla  hesap soracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama son vermeden önce önemli gördüğüm bir konuyu kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişik kurum ve kuruluşlarda, 5188 Sayılı Kanun  kapsamında bulunan ve özel güvenlik görevlisi olarak çalışan  kardeşlerimizin ciddi sorunları olduğunu biliyor ve bunları yakından  takip ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sorunlar arasında, özel güvenlik kimlik  kartları alınırken talep edilen özel güvenlik harçları gelmektedir ve  bunun kaldırılması mesleğe yeni başlayan çalışanlarımızı motive edecek  ve rahatlatacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kolluk kuvvetleri içinde en düşük gelire sahip  bu meslek çalışanlarının daha iyi şartlara kavuşmaları da öncelikli  düşüncelerimiz arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak fiili hizmet zammından  yararlanabilmeleri için gerekli tedbirlerin alınması doğru ve  hakkaniyetli bir uygulama olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha birçok sorunu olan özel güvenlik  görevlilerimizin meselelerini ve içinde boğuştukları problemlerini  çözmek bizim hedeflerimiz arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan hepsi emin olmalıdır ve Milliyetçi Hareket Partisi her zaman yanlarında olacak ve desteğini hiç esirgemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-08-subat-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-08-subat-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faruk KELEŞTİMUR &#8211;  Farkındayız, Yutmayız!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-farkindayiz-yutmayiz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-farkindayiz-yutmayiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 20:15:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk KELEŞTİMUR]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2313</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan öfkelenmiş ve şöyle demiş: “… Biz de üzerimize düşeni yaparız. Çünkü orada böyle bir hakarete böyle bir yaklaşım tarzına bizim de tahammülümüz olamaz. Cumhurbaşkanına az önce onu ilettim. Burada bir tavır koymak zorundayız. Buradaki kişiler kimdir. Yapanların yargıya sevki gerek. Pankartlarla Türkiye&#8217;ye karşı hakaret edilmemesi gerekiyor. &#8216;Gerekenin yapılması gerekiyor&#8217; dedik. Cumhurbaşkanı &#8216;Onların yanında kimlerin olduğunu biliyoruz&#8217; dedi. Biliyorsanız ona göre gereğini yapın. KKTC&#8217;ne canını vermiş, kanını vermiş, her şeyini vermiş olan Türkiye&#8217;ye böyle bir yaklaşımı maruz göremez&#8230;” Sorular: Kıbrıs referandumunda, Rumlarla birleşmenin alt yapısı olarak değerlendirilebilecek olan “Evet” oyu için meydanlara dökülen ve ellerinde “YES” bayrakları taşıyan kitle, Mehmetçiğin mücadelesinden bîhaber, milli şuur ve hafızadan yoksun bir gençlik tablosunu yansıtmıyor muydu? Bu tablonun Türkiye’deki mimarı, Kıbrıs referandumunun önünü açan mevcut AKP hükümeti değil miydi? Kıbrıs Türk’ü ile Türkiye arasında sert rüzgârlar estirmek ve bu yolla çözülmenin kendiliğinden ortaya çıkmasını sağlamak isteyenler yok mu? Türkiye’ye hakaret içerikli söylemlerde bulunulmasındaki gaye; ilk etapta muhatap alınmak, ikinci etapta Türkiye karşıtlığı odağında güçlenmek ve kitlesel bir hareket oluşturabilmek ve son olarak da dünya kamuoyunda Kıbrıs Türk’ü ile Türkiye arasında bir bölünme olduğunun izlenimiyle Türkiye’ye “Kıbrıs’tan git” baskısını meşrulaştırmak olarak ifade edilemez mi? İşte bir alt yapı oluşturma çabası! Bu formatta bir senaryo yazılmasına zemin oluşturan unsur, AKP’nin uyguladığı yüzeysel ve gelişigüzel AB ve Kıbrıs politikaları değil mi? Hükümetin dün bu hususlar bakımından uyguladığı politikalarla, bugün Başbakanın telaffuz ettiği cümleler arasındaki bariz çelişkiyi fark edemeyen var mı? ***** Kıbrıs ve Türkiye Medyasından yaptığımız seçmeler, gelinen noktayı ifşa eder nitelikte: “… O mitinglerde taşınan bayraklar ay yıldızlı Türk bayrakları idi. Sözde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağı değildi. Esasen bugün Rumların idaresinde bulunan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ Kıbrıs Türklerinin varoluş mitinglerinin yapıldığı tarihlerde daha doğmamıştı bile. Hulasa adı ne olursa olsun, mitingde Hristofyas’ın bayrağının taşınması herkesin dikkatini çektiği gibi, nefret uyandırmıştır. Bu noktada ‘Sendikal Platform’a ve mitinge katılan siyasi parti ile sivil toplum örgütlerine soruyoruz: Girne Kapısı’ndaki mitingde, Rumların bile rağbet etmediği, benimsemediği, hoşlanmadığı, hiçbir zaman evlerine asmadıkları, asmayı akıllarının ucundan bile geçirmedikleri sözde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ bayrağı taşımanın ne alemi vardı?.. Yeri miydi orası..? Değildi ve doğrusu ayıp edildi. O bayrağın yeri, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın sarayındaki direkti. … Sonuçta, ne Türkiye kazanmıştır, ne de KKTC!.. Tek kazançlı çıkan Hristofyas ve onun emelleri uğruna bayrak açanlar olmuştur!.. Zaten gayeleri de o değil miydi?.. Şimdi oturup da mum yaksınlar!..” Akay Cemal (Kıbrıs Gazetesi) ***** “…Erdoğan’ın Kıbrıs Türkünü rencide eden açıklamalarından burada kelimesi kelimesine söz etmeyeceğiz. Çünkü hemen hepsi gerçek dışı ve bu bizce bilinçli yapılan bir Erdoğan taktiği&#8230; Ama ‘besleme’ sözü gücümüze gitmedi desek yalan olur. Kasımpaşalı Erdoğan&#8217;ın bu açıklaması, sadece Kıbrıs Türkünü gücendirmedi, dış dünyaya da özellikle de Rum kesimine de rezil rüsva olmamıza yetti de arttı bile&#8230; Bu da demektir ki artık et ile tırmak gibi olan ilişkiler yerini başka bir süreçe bırakmak üzere&#8230; Oysa şimdiye kadar anavatan-yavruvatandık, etle tırmak gibiydik, ayrılmaz bir bütündük&#8230; Şimdi etle tırmak ayrıldı ayrılıyor, tarihe bir sünger çekiliyor…” Levent Özadam (Kıbrıs Postası) ***** “Bu açıklama Türkiye’nin dış siyaseti kadar, iç siyasetine de yönelik bir mesaj içermektedir. Çünkü Türkiye’de yaklaşan milletvekilliği seçimleri, KKTC’nin de TC’nin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Başbakan öfkelenmiş ve şöyle demiş:</p>
<p>“… Biz de üzerimize düşeni yaparız. Çünkü orada böyle bir hakarete  böyle bir yaklaşım tarzına bizim de tahammülümüz olamaz. Cumhurbaşkanına  az önce onu ilettim. Burada bir tavır koymak zorundayız. Buradaki  kişiler kimdir. Yapanların yargıya sevki gerek. Pankartlarla Türkiye&#8217;ye  karşı hakaret edilmemesi gerekiyor. &#8216;Gerekenin yapılması gerekiyor&#8217;  dedik. Cumhurbaşkanı &#8216;Onların yanında kimlerin olduğunu biliyoruz&#8217; dedi.  Biliyorsanız ona göre gereğini yapın. KKTC&#8217;ne canını vermiş, kanını  vermiş, her şeyini vermiş olan Türkiye&#8217;ye böyle bir yaklaşımı maruz  göremez&#8230;”</p>
<p>Sorular:</p>
<p>Kıbrıs referandumunda,  Rumlarla birleşmenin alt yapısı olarak değerlendirilebilecek olan  “Evet” oyu için meydanlara dökülen ve ellerinde “YES” bayrakları taşıyan  kitle, Mehmetçiğin mücadelesinden bîhaber, milli şuur ve hafızadan  yoksun bir gençlik tablosunu yansıtmıyor muydu? Bu tablonun Türkiye’deki  mimarı, Kıbrıs referandumunun önünü açan mevcut AKP hükümeti değil  miydi?</p>
<p>Kıbrıs Türk’ü ile Türkiye arasında sert rüzgârlar  estirmek ve bu yolla çözülmenin kendiliğinden ortaya çıkmasını sağlamak  isteyenler yok mu?</p>
<p>Türkiye’ye hakaret içerikli söylemlerde  bulunulmasındaki gaye; ilk etapta muhatap alınmak, ikinci etapta Türkiye  karşıtlığı odağında güçlenmek ve kitlesel bir hareket oluşturabilmek ve  son olarak da dünya kamuoyunda Kıbrıs Türk’ü ile Türkiye arasında bir  bölünme olduğunun izlenimiyle Türkiye’ye “Kıbrıs’tan git” baskısını  meşrulaştırmak olarak ifade edilemez mi? İşte bir alt yapı oluşturma  çabası!</p>
<p>Bu formatta bir senaryo yazılmasına zemin oluşturan  unsur, AKP’nin uyguladığı yüzeysel ve gelişigüzel AB ve Kıbrıs  politikaları değil mi?</p>
<p>Hükümetin dün bu hususlar bakımından  uyguladığı politikalarla, bugün Başbakanın telaffuz ettiği cümleler  arasındaki bariz çelişkiyi fark edemeyen var mı?</p>
<p>*****</p>
<p>Kıbrıs ve Türkiye Medyasından yaptığımız seçmeler, gelinen noktayı ifşa eder nitelikte:</p>
<p>“…  O mitinglerde taşınan bayraklar ay yıldızlı Türk bayrakları idi. Sözde  ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağı değildi. Esasen bugün Rumların  idaresinde bulunan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ Kıbrıs Türklerinin varoluş  mitinglerinin yapıldığı tarihlerde daha doğmamıştı bile.<br />
Hulasa adı ne olursa olsun, mitingde Hristofyas’ın bayrağının taşınması herkesin dikkatini çektiği gibi, nefret uyandırmıştır.<br />
Bu  noktada ‘Sendikal Platform’a ve mitinge katılan siyasi parti ile sivil  toplum örgütlerine soruyoruz: Girne Kapısı’ndaki mitingde, Rumların bile  rağbet etmediği, benimsemediği, hoşlanmadığı, hiçbir zaman evlerine  asmadıkları, asmayı akıllarının ucundan bile geçirmedikleri sözde  ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ bayrağı taşımanın ne alemi vardı?.. Yeri miydi  orası..? Değildi ve doğrusu ayıp edildi. O bayrağın yeri, Rum Yönetimi  Başkanı Hristofyas’ın sarayındaki direkti.<br />
…  Sonuçta, ne Türkiye kazanmıştır, ne de KKTC!.. Tek kazançlı çıkan  Hristofyas ve onun emelleri uğruna bayrak açanlar olmuştur!.. Zaten  gayeleri de o değil miydi?..<br />
Şimdi oturup da mum yaksınlar!..” Akay Cemal (Kıbrıs Gazetesi)</p>
<p>*****</p>
<p>“…Erdoğan’ın Kıbrıs Türkünü rencide eden açıklamalarından burada kelimesi kelimesine söz etmeyeceğiz.<br />
Çünkü hemen hepsi gerçek dışı ve bu bizce bilinçli yapılan bir Erdoğan taktiği&#8230;<br />
Ama ‘besleme’ sözü gücümüze gitmedi desek yalan olur.<br />
Kasımpaşalı  Erdoğan&#8217;ın bu açıklaması, sadece Kıbrıs Türkünü gücendirmedi, dış  dünyaya da özellikle de Rum kesimine de rezil rüsva olmamıza yetti de  arttı bile&#8230;<br />
Bu da demektir ki artık et ile tırmak gibi olan ilişkiler yerini başka bir süreçe bırakmak üzere&#8230;<br />
Oysa şimdiye kadar anavatan-yavruvatandık, etle tırmak gibiydik, ayrılmaz bir bütündük&#8230;<br />
Şimdi etle tırmak ayrıldı ayrılıyor, tarihe bir sünger çekiliyor…” Levent Özadam (Kıbrıs Postası)</p>
<p>*****</p>
<p>“Bu  açıklama Türkiye’nin dış siyaseti kadar, iç siyasetine de yönelik bir  mesaj içermektedir. Çünkü Türkiye’de yaklaşan milletvekilliği seçimleri,  KKTC’nin de TC’nin iç siyasetinin bir malzemesi haline getirilmesine  zemin hazırlamıştır. Bazı güçler Türkiye kamuoyunda Kıbrıs elden  çıkıyor, AKP oradaki kontrolü kaybediyor propagandasını yapabilmek için  bu mitingi bir fırsat olarak değerlendirdiler. Bu tür propagandaların  Türkiye kamuoyuna yaygınlaşması, Erdoğan’ı içeriye dönük bir mesaj  vermeye zorlamış olmalıdır. Yapılan bir yoruma göre bu açıklama,  Erdoğan’ın Annan Planı perspektifine uygun olarak Kıbrıs Türk halkını  bir çözüme zorlama arzusunu; bir başka yoruma göre ise Türkiye’nin  burayı vilayetleştirme arzusunu ifade etmektedir” Yusuf Suiçmez (Kıbrıs Havadis Gazetesi)</p>
<p>*****</p>
<p>İfade edilenlerin doğruluğu yanlışlığı ayrı bir tartışma konusu lakin  bunların ifade edilebildiği bir atmosferin şu an için oluşmuş olduğu göz  önünde bir hakikat!</p>
<p>Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın  yazısının içeriği bir yana, başlığındaki “sinsilik”; psikolojik  dünyasındaki bunalımlı tabloyu anlayabilmek için kâfi geliyor:</p>
<p>“Kıbrıs&#8217;tan çekilmemizin zamanı geliyor&#8230;” (Engin Ardıç)</p>
<p>Kıbrıs üzerinden hesap yapanlara, tek cümleyle, çağrımız:</p>
<p>Kıbrıs, Ülkücülerin kırmızı çizgisidir. Dokunmayın!</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffaruk-kelestimur-farkindayiz-yutmayiz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-farkindayiz-yutmayiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ocak 2011 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocak-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocak-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Feb 2011 21:57:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2445</guid>
		<description><![CDATA[Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı insanlık dışı politikalardan kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Türk vatandaşlığına kabul edilen üç Uygur Türk’ü, çeşitli sebeplerden dolayı bulundukları, Tacikistan’da 8 Ocak tarihinde gözaltına alındılar. Gözaltına alınan vatandaşlarımız hakkında Tackistan Dış işleri yetkilileri tarafından herhangi bir bilgi verilmemekle birlikte, bu üç Uygur kökenli vatandaşımızın Çin Halk Cumhuriyeti’ne teslim edildikleri iddia edildi. Türk Dış İşleri de konu hakkında bir bilgi edinememiş, MHP Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman’ın konu hakkında Dış İşleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’na verdiği yazılı soru önergesi Ocak ayı sonu itibariyle henüz cevaplanmamıştır. Çin’in, Orta Asya’da adeta Uygur Türk’ü avına çıkmış gibi bir portre çizmesi ve Türk Dış İşleri’nin bu konuda pasif kaldığının düşünülmesi özellikle diğer Uygur  kökenli vatandaşlarımızda büyük endişe yaratmıştır. Yine aynı dönemde Tacikistan devleti, topraklarının %3’ünü kapsayan bir parçayı yaptığı bir sınır anlaşmasıyla Çin’e bıraktı. Açıklama yapan Tacik yetkililer bunun 19. Yüzyıla dayanan bir sorunun çözümü olduğunu belirttiler. Çin’in Orta Asya ülkeleri üzerinde kurmak istediği baskı bu dönemde Tacikistan üzerinde yoğunlaştığı açıkça görülmektedir. Ayrıca bölge ülkelerinin Doğu Türkistan konusuna duyarsız oldukları daha çok “Çin’i kızdırmama politikası” güttükleri açıkça gözler önüne serilmiştir. Türkiye’nin ise kendi vatandaşlarını ilgilendiren bir konuda henüz bir sonuca gidememiş olması ayrıca bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Yunanistan, görev süresi biten Gümülcine müftüsü Cemali Meço’nun görev süresini uzattığını bildirdi. Yunanistan, anlaşmalardan kaynaklanan müftülerin seçimle belirlenmesi hakkını yine göz ardı etmiştir. Türkiye’nin patrikhanede görev yapacak metropolitlere vatandaşlık vererek  kolaylık göstermesinin arından karşılığında müftü seçimine izin verileceğinin düşünüldüğü bölgede, umutlar yine sonuçsuz kalmış görülüyor. Ancak Yunan yetkililerin görevin ne süreyle uzatıldığını belirtmemiş olması yakınlarda bir seçim yapılabileceği veya sorunun daha da derinleşebileceği yönünde farklı yorumlara yol açmaktadır. Bu çelişkili durum ise bölge Türklerini her geçen gün daha çok rahatsız etmektedir. Türkmenistan’da Devlet Başkanı Berdimuhammedov ülkede yeni siyasi partilerin kurulması için bir yasa tasarısı hazırlanmasını istedi. Ülke bağımsızlığından bu yana tek partiyle idare edilmekteydi. Türkmenistan’ın sürekli tarafsızlık statüsü ile birlikte uluslar arası arenada bir yer edinme çabasının bir uzantısı olarak, Batı ile bütünleşme noktasında, daha demokratik bir yapıya geçmesinin zorunlu olduğu aşikardır. Henüz ülkenin birçok haklar konusunda geride olduğu düşünülürse, siyasi çeşitliliğin hakların genişlemesinde bir itici güç olacağı ve geçte olsa bir gelişme sağlayacağı kesindir. Cenevre’deki Kıbrıs zirvesine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki-Moon, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas katıldı. Zirveden görüşmelere devam ve bir çalışma planı yapılması kararı çıktı. Görülen ise Türkiye – AB ilişkilerinin rölantiye alındığı bir dönemde Kıbrıs’taki görüşmelerin asla somut bir sonuç vermeyeceğidir. Rum tarafı hiçbir öneri getirmeyerek çözümsüzlükten yana olduğunu yine açıkça göstermiştir. Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso Nabucco projesi kapsamında gaz temin etmek amacıyla Azerbaycan ve Türkmenistan’ı ziyaret etti. Barosso, Azerbaycan’la gaz taahhüdünü kapsayan bir deklarasyon imzaladı. Türkmenistan ise Nabucco’ya gaz tedarik edebileceğini ve bunun trans-hazar hattıyla çok daha uygun olacağını açıkladı. Rusya’nın bölgedeki enerji hakimiyeti kurma çabalarına karşın AB’nin Nabucco’da ısrarcı olması bölgede yakın zamanda enerji mücadelelerinin yoğunlaşacağının sinyali oldu. Türkmenistan açısından Batı’ya yaklaşmak ve Batı’yla daha iyi ilişkiler kurmak açısından önemli bir adım olmasının yanı sıra, ihracatının en önemli payına sahip olan doğal gaz satışı konusunda Rusya’ya bağımlı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı insanlık dışı politikalardan  kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Türk vatandaşlığına kabul edilen üç Uygur  Türk’ü, çeşitli sebeplerden dolayı bulundukları, Tacikistan’da 8 Ocak  tarihinde gözaltına alındılar. Gözaltına alınan vatandaşlarımız hakkında  Tackistan Dış işleri yetkilileri tarafından herhangi bir bilgi  verilmemekle birlikte, bu üç Uygur kökenli vatandaşımızın Çin Halk  Cumhuriyeti’ne teslim edildikleri iddia edildi. Türk Dış İşleri de konu  hakkında bir bilgi edinememiş, MHP Bursa Milletvekili Sayın İsmet  Büyükataman’ın konu hakkında Dış İşleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’na  verdiği yazılı soru önergesi Ocak ayı sonu itibariyle henüz  cevaplanmamıştır. Çin’in, Orta Asya’da adeta Uygur Türk’ü avına çıkmış  gibi bir portre çizmesi ve Türk Dış İşleri’nin bu konuda pasif  kaldığının düşünülmesi özellikle diğer Uygur  kökenli vatandaşlarımızda  büyük endişe yaratmıştır. Yine aynı dönemde Tacikistan devleti,  topraklarının %3’ünü kapsayan bir parçayı yaptığı bir sınır anlaşmasıyla  Çin’e bıraktı. Açıklama yapan Tacik yetkililer bunun 19. Yüzyıla  dayanan bir sorunun çözümü olduğunu belirttiler. Çin’in Orta Asya  ülkeleri üzerinde kurmak istediği baskı bu dönemde Tacikistan üzerinde  yoğunlaştığı açıkça görülmektedir. Ayrıca bölge ülkelerinin Doğu  Türkistan konusuna duyarsız oldukları daha çok “Çin’i kızdırmama  politikası” güttükleri açıkça gözler önüne serilmiştir. Türkiye’nin ise  kendi vatandaşlarını ilgilendiren bir konuda henüz bir sonuca gidememiş  olması ayrıca bir hayal kırıklığı yaratmıştır.</p>
<p>Yunanistan, görev süresi biten Gümülcine müftüsü Cemali Meço’nun  görev süresini uzattığını bildirdi. Yunanistan, anlaşmalardan  kaynaklanan müftülerin seçimle belirlenmesi hakkını yine göz ardı  etmiştir. Türkiye’nin patrikhanede görev yapacak metropolitlere  vatandaşlık vererek  kolaylık göstermesinin arından karşılığında müftü  seçimine izin verileceğinin düşünüldüğü bölgede, umutlar yine sonuçsuz  kalmış görülüyor. Ancak Yunan yetkililerin görevin ne süreyle  uzatıldığını belirtmemiş olması yakınlarda bir seçim yapılabileceği veya  sorunun daha da derinleşebileceği yönünde farklı yorumlara yol  açmaktadır. Bu çelişkili durum ise bölge Türklerini her geçen gün daha  çok rahatsız etmektedir.</p>
<p>Türkmenistan’da Devlet Başkanı Berdimuhammedov ülkede yeni siyasi  partilerin kurulması için bir yasa tasarısı hazırlanmasını istedi. Ülke  bağımsızlığından bu yana tek partiyle idare edilmekteydi.  Türkmenistan’ın sürekli tarafsızlık statüsü ile birlikte uluslar arası  arenada bir yer edinme çabasının bir uzantısı olarak, Batı ile  bütünleşme noktasında, daha demokratik bir yapıya geçmesinin zorunlu  olduğu aşikardır. Henüz ülkenin birçok haklar konusunda geride olduğu  düşünülürse, siyasi çeşitliliğin hakların genişlemesinde bir itici güç  olacağı ve geçte olsa bir gelişme sağlayacağı kesindir.</p>
<p>Cenevre’deki Kıbrıs zirvesine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban  ki-Moon, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve  Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas katıldı. Zirveden  görüşmelere devam ve bir çalışma planı yapılması kararı çıktı. Görülen  ise Türkiye – AB ilişkilerinin rölantiye alındığı bir dönemde  Kıbrıs’taki görüşmelerin asla somut bir sonuç vermeyeceğidir. Rum tarafı  hiçbir öneri getirmeyerek çözümsüzlükten yana olduğunu yine açıkça  göstermiştir.</p>
<p>Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso Nabucco projesi kapsamında gaz temin  etmek amacıyla Azerbaycan ve Türkmenistan’ı ziyaret etti. Barosso,  Azerbaycan’la gaz taahhüdünü kapsayan bir deklarasyon imzaladı.  Türkmenistan ise Nabucco’ya gaz tedarik edebileceğini ve bunun  trans-hazar hattıyla çok daha uygun olacağını açıkladı. Rusya’nın  bölgedeki enerji hakimiyeti kurma çabalarına karşın AB’nin Nabucco’da  ısrarcı olması bölgede yakın zamanda enerji mücadelelerinin  yoğunlaşacağının sinyali oldu. Türkmenistan açısından Batı’ya yaklaşmak  ve Batı’yla daha iyi ilişkiler kurmak açısından önemli bir adım  olmasının yanı sıra, ihracatının en önemli payına sahip olan doğal gaz  satışı konusunda Rusya’ya bağımlı kalmamaları için gerekli bir proje  olduğu kesindir. Azerbaycan açısından ise olay daha kritiktir.  Geçtiğimiz aylarda Rusya’yla bir doğal gaz anlaşması yapan Azerbaycan,  bu deklarasyonla birlikte Rusya’yla karşı karşıya gelebilir ki, bu  görüşmeler sürerken Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bir açıklama  yaparak Yukarı Karabağ sorununu yeniden gündeme taşıdı. Karabağ  sorununun Rusya’nın bölgeye müdahil olmakta kullandığı bir araç olduğunu  kabul edersek yakın zamanda enerji mücadelelerinde Karabağ’ın yeni bir  boyut alacağı aşikardır.</p>
<p>Kırgızistan Başbakanı Atambayev verdiği bir röportajda Türkiye’yi  “anavatan”ları olarak gördüklerini ve Türkiye’nin çıkmaza giren AB  süreci paralelinde bölgede bir birlik kurmanın daha iyi olacağını  düşündüğünü söyledi. Özbekistan ile aralarında yaşanan sorunun da  arkasında üçüncü güçlerin olduğunu belirten Atambayev, Özbek Devlet  Başkanı İslam Kerimov’unda bu kanıda olduğunu ve Türk’ün Türk’e,  Müslüman’ın Müslüman’a kötülük yapmayacağını düşündüklerini belirtti.  Türkiye ile aralarındaki ilişkilerin gelişmesini isteyen Kırgız  Başbakan, kendilerinin Türkiye’yi dünyada lider bir konumda görmek  istediklerini belirtti. Bölge ülkeleri gibi Kırgızistan da Türkiye’yi  Türk Dünyası’nın lideri olarak görmekte ve Rusya’nın hegemonyasına karşı  Türkiye’nin bölgede etkin olması gerektiğini düşünmektedir. Türkiye’nin  bu gelişmeler ışığında bir an önce dış politikasında yenlikler yapması  ve Türk Cumhuriyetlerine daha çok önem vermesi gerekmektedir. Bölge  ülkelerinin Türkiye’den beklentisinin büyük olduğu gün gibi ortadadır.</p>
<p>Macaristan’da Cumhurbaşkanı Pal Schmitt Macaristan’ın 150 yıl boyunca  Türkler tarafından yönetilmesinin ülkesi için bir şans olduğunu  belirtirken, ülkenin yeni yükselen ve üçüncü büyük parti konumunda olan  Jobbik’in lideri Gabor Vona da Türklerle birlikte Attila’nın torunları  olduklarını ve Türklerle Avrupa’nın yakınlaşması gerektiğini ve buna  asla karşı çıkmadıklarını açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun en  stratejik üslerinden biri olan Macaristan bugün de biz olan yakınlaşma  isteğiyle Avrupa içlerinde yine bir stratejik müttefik olabilecek  konumdadır. Türkiye’nin Macaristan’daki iç siyasi dengeleri inceleyerek  bu ülkeyle olan ilişkilerinde bir yeniliğe gitmesi ve “Türk kimliğini”  ön plana çıkarması Avrupa politikaları açısından büyük önem arz  etmektedir.</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Focak-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocak-2011-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Dünyası Birimi &#8211;  Soykırımın Adı Gulca, Faşizmin Adı Çin</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-birimi-soykirimin-adi-gulca-fasizmin-adi-cin.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-birimi-soykirimin-adi-gulca-fasizmin-adi-cin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Feb 2011 20:12:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Gulca Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Uygur Türkü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2311</guid>
		<description><![CDATA[4 Şubat 1997 günü Kadir gecesi münasebetiyle Kur’an okumak için toplanan bir grup Doğu Türkistanlı kadın, Çin polisi tarafından evlerine düzenlenen gece baskınıyla tutuklandı. Dini vecibelerini yerine getirmekten başka bir amaç gütmeyen Uygur kadınlarının bir kısmı olay yerinde dövülerek, bir kısmı ise götürüldükleri karakolda işkenceye maruz kalarak can verdi. Faşist Çin hükümeti tarafından toplantı yasağını ihlal etmekle suçlanan Uygur kadınlara uygulanan zulmü protesto etmek amacıyla binlerce Uygur Türkü 4 Şubat gecesi polis karakolu önünde toplandı. Çin polisi, önce öldürülen kadınlardan ikisinin cesedini karakol önünde bekleyen kalabalığın önüne attı. Ardından kalabalığı kuşatan silahlı Çin kuvvetleri dört bir yandan yaylım ateşine başladı. Olayları takip eden yabancı habercilerin gözleri önünde 400’den fazla Uygur Türkü Çin polisinin açtığı ateş sonucu şehit edildi. Onlarca Uygur Türkü kaçmaya çalışırken üzerlerine sıkılan tazyikli suyun etkisiyle donarak can verdi. Faşist Çin hükümet güçleri Gulca vilayetinde olağanüstü hal ilan etti. Çin polisi bütün gece kentteki tüm evleri tek tek arayarak yaralılara yardım eden aileleri sokaklarda kurşuna dizdi. 4 Şubat gecesini takip eden iki hafta boyunca Çin polisi yüzlerce Uygur Türkünü acımasızca katletti. Tank ve roket saldırılarıyla evleri talan edilen ve sokakta yatmak zorunda bırakılan sayısız kadın ve çocuk şiddetli soğuk nedeniyle donarak şehit oldu. Katliamdan sağ kurtulmayı başaranlar aldıkları yaraların tedavi edilmemesi yüzünden sakat kaldı. Katliamı izleyen günlerde Uygur halkı, Doğu Türkistan’ın çeşitli bölgelerinde düzenlenen eylem ve gösterilerle Gulca halkına destek verdiler. Gulca vilayetinin pek çok yerinde silahsız Uygur gençleri tam teçhizatlı Çin ordusuna karşı direnmeye ve meşru müdafaa haklarını kullanmaya çalışsalar da katliamın önüne geçemediler. Çin askerleri öldürdükleri Uygur Türklerinin cesetlerine dahi işkence yapmayı sürdürdüler. Bitmek tükenmek bilmeyen bir kinle Uygur Türklerine saldıran Çin güvenlik güçleri o yıl içinde düzenlenen operasyonlarda yaklaşık 100.000 Uygur Türkünü esir aldılar. Gulca olaylarında esir alınan 1000’den fazla Türk yargılamaya dahi gerek duyulmadan 9 Aralık 1997 günü toplu halde idam edildi. Geriye kalanlar ise zindanlarda ölüme terk edildiler. Çin güvenlik güçlerinin esir alınan Türklere uyguladıkları işkence metotlarına ait video kayıtları günlerce uluslararası medyanın gündeminde yer alarak “Çin İşkencesi” adıyla nam saldı. Katliamdan birkaç ay sonra, esir alınan kocasının serbest bırakılmasını talep eden genç bir Uygur kadını, karnında taşıdığı bebeği ve sekiz yaşındaki kızı ile birlikte kurşunlanarak şehit edildiler. Gulca, Faşist Çin hükümetinin yıllardır sürdürdüğü sistematik soykırımın en açık delillerinden biridir. Varlığını korku, baskı ve şiddet üzerine inşa eden Çin emperyalizminin icra ettiği vahşet eseridir. Gulca, “barış, kardeşlik, azınlık hakları” konularında mangalda kül bırakmayan, bu uğurda her yıl dünya kamuoyunun gözünü boyamak adına milyarlarca dolar harcayan küresel insan hakları tüccarlarının ve onların yerli taşeronlarının suskun kaldığı utanç abidesidir. Gulca, zulme karşı isyan ateşiyle kavrulan Doğu Türkistan coğrafyasının azadlık simgesidir. Müslüman Türk’ün şahadetiyle bayraklaşan kutlu bir direniştir. Gulca, on dört yıldır yüreklerde öfke, yüreklerde hüzün, yüreklerde özlemdir. GULCA KATLİAMINDA CAN VEREN BİNLERCE TÜRK EVLADINI ŞEHADETLERİNİN 14. YILINDA SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ. TANRI TÜRK’Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>4 Şubat 1997 günü Kadir gecesi münasebetiyle Kur’an  okumak için toplanan bir grup Doğu Türkistanlı kadın, Çin polisi  tarafından evlerine düzenlenen gece baskınıyla tutuklandı. Dini  vecibelerini yerine getirmekten başka bir amaç gütmeyen Uygur  kadınlarının bir kısmı olay yerinde dövülerek, bir kısmı ise  götürüldükleri karakolda işkenceye maruz kalarak can verdi. Faşist Çin  hükümeti tarafından toplantı yasağını ihlal etmekle suçlanan Uygur  kadınlara uygulanan zulmü protesto etmek amacıyla binlerce Uygur Türkü 4  Şubat gecesi polis karakolu önünde toplandı. Çin polisi, önce öldürülen  kadınlardan ikisinin cesedini karakol önünde bekleyen kalabalığın önüne  attı. Ardından kalabalığı kuşatan silahlı Çin kuvvetleri dört bir  yandan yaylım ateşine başladı. Olayları takip eden yabancı habercilerin  gözleri önünde 400’den fazla Uygur Türkü Çin polisinin açtığı ateş  sonucu şehit edildi.</p>
<p>Onlarca Uygur Türkü kaçmaya çalışırken üzerlerine sıkılan tazyikli  suyun etkisiyle donarak can verdi. Faşist Çin hükümet güçleri Gulca  vilayetinde olağanüstü hal ilan etti. Çin polisi bütün gece kentteki tüm  evleri tek tek arayarak yaralılara yardım eden aileleri sokaklarda  kurşuna dizdi. 4 Şubat gecesini takip eden iki hafta boyunca Çin polisi  yüzlerce Uygur Türkünü acımasızca katletti. Tank ve roket saldırılarıyla  evleri talan edilen ve sokakta yatmak zorunda bırakılan sayısız kadın  ve çocuk şiddetli soğuk nedeniyle donarak şehit oldu. Katliamdan sağ  kurtulmayı başaranlar aldıkları yaraların tedavi edilmemesi yüzünden  sakat kaldı. Katliamı izleyen günlerde Uygur halkı, Doğu Türkistan’ın  çeşitli bölgelerinde düzenlenen eylem ve gösterilerle Gulca halkına  destek verdiler. Gulca vilayetinin pek çok yerinde silahsız Uygur  gençleri tam teçhizatlı Çin ordusuna karşı direnmeye ve meşru müdafaa  haklarını kullanmaya çalışsalar da katliamın önüne geçemediler. Çin  askerleri öldürdükleri Uygur Türklerinin cesetlerine dahi işkence  yapmayı sürdürdüler. Bitmek tükenmek bilmeyen bir kinle Uygur Türklerine  saldıran Çin güvenlik güçleri o yıl içinde düzenlenen operasyonlarda  yaklaşık 100.000 Uygur Türkünü esir aldılar. Gulca olaylarında esir  alınan 1000’den fazla Türk yargılamaya dahi gerek duyulmadan 9 Aralık  1997 günü toplu halde idam edildi. Geriye kalanlar ise zindanlarda ölüme  terk edildiler.</p>
<p>Çin güvenlik güçlerinin esir alınan Türklere uyguladıkları işkence  metotlarına ait video kayıtları günlerce uluslararası medyanın  gündeminde yer alarak “Çin İşkencesi” adıyla nam saldı. Katliamdan  birkaç ay sonra, esir alınan kocasının serbest bırakılmasını talep eden  genç bir Uygur kadını, karnında taşıdığı bebeği ve sekiz yaşındaki kızı  ile birlikte kurşunlanarak şehit edildiler.</p>
<p>Gulca, Faşist Çin hükümetinin yıllardır sürdürdüğü sistematik  soykırımın en açık delillerinden biridir. Varlığını korku, baskı ve  şiddet üzerine inşa eden Çin emperyalizminin icra ettiği vahşet  eseridir.</p>
<p>Gulca, “barış, kardeşlik, azınlık hakları” konularında mangalda kül  bırakmayan, bu uğurda her yıl dünya kamuoyunun gözünü boyamak adına  milyarlarca dolar harcayan küresel insan hakları tüccarlarının ve  onların yerli taşeronlarının suskun kaldığı utanç abidesidir. Gulca,  zulme karşı isyan ateşiyle kavrulan Doğu Türkistan coğrafyasının azadlık  simgesidir.</p>
<p>Müslüman Türk’ün şahadetiyle bayraklaşan kutlu bir direniştir.</p>
<p>Gulca, on dört yıldır yüreklerde öfke, yüreklerde hüzün, yüreklerde özlemdir.</p>
<p>GULCA KATLİAMINDA CAN VEREN BİNLERCE TÜRK EVLADINI ŞEHADETLERİNİN 14. YILINDA SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ.</p>
<p>TANRI TÜRK’Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturk-dunyasi-birimi-soykirimin-adi-gulca-fasizmin-adi-cin.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-birimi-soykirimin-adi-gulca-fasizmin-adi-cin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Star TV Özel Röportajı &#8211; 4 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-star-tv-ozel-roportaji-4-subat-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-star-tv-ozel-roportaji-4-subat-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Feb 2011 00:49:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2323</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-star-tv-ozel-roportaji-4-subat-2011.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?sub=js,it=thumb,v=297" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-star-tv-ozel-roportaji-4-subat-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-star-tv-ozel-roportaji-4-subat-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/6f5b3b351c5a451ce4a99493e522981428bc26e4d27c9af5219aa83a3aa4d52fd064159382d3af1b5f5f7889a96029e61a1717d949f9b5a688d7e190d7de6335/Genel_Baskanimiz_Sn__Devlet_Bahceli_nin_Star_TV_Ozel_Roportaji___4_Subat_2011/video.flv" length="81593364" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısı&#8217;nda Yapmış Oldukları Konuşma Metni 1 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-1-subat-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-1-subat-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2011 20:06:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Ver Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2308</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Çok yoğun ve hareketli bir haftayı geride bıraktık. Geçen hafta, hem ülke hem de Dünya gündemi hararetli ve önemli gelişmelere sahne olmuştur. Bunların detayına geçmeden önce, parti olarak geçtiğimiz Cuma günü açıkladığımız Seçim Beyannamemizle ilgili bazı düşüncelerimi tekraren sizlerle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz üzere, Misak-ı Milli’nin 91.yıldönümünde, Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarında nelerin yapılacağını ana başlıklar halinde aziz milletimizin bilgisine sunduk. ‘2023’e Doğru Yükselen Ülke Türkiye Sözleşmesi’ni büyük bir coşku ve heyecan içinde dile getirdik. Parti olarak gayretli, dikkatli ve özenli bir çalışma sonucunda belirlediğimiz ve oluşturduğumuz programımızı, samimi ve dürüst bir şekilde milletimize duyurmak için büyük bir irade gösterdik. Gelecek uğruna bugünü feda etmeden, ama yarınları da şimdiden planlayarak tarihi yürüyüşümüze hız verdik. Türkiye’nin temel meselelerine dönük projelerimizle kangren haline gelen sorun alanlarını tedavi etmek amacıyla Türkiye ve Türk milletine ses verdik, beyanda bulunduk ve yemin ettik. ‘Sesime Kulak Ver Türkiye, Ses Ver Türkiye’ diyerek tarihi bir toplantıyı muhterem dava arkadaşlarımızla birlikte gerçekleştirdik. Biz milletimize seslendik, sesimizin vatanımızın her köşesine ulaşması için kutlu bir yolculuğa çıktık. Bu ses de sevgi vardır, azim vardır ve milli bir silkiniş yer almaktadır. Türk insanının zamanın ve hayatın yönlendiricisi ve belirleyicisi olması için bir çağrı bulunmaktadır. Vatandaşlarımızın dertlerinin kökünden bitirilmesi, rahata ve huzura duyulan özlemlerinin yeşermesi, bekledikleri mutluluğa ve refaha erişmeleri bu sesle somutlaşacaktır. Yaptığımız toplantıda hedefimizin; 2011–2023 dönemini kapsayan 12 yılda tek başına ve kesintisiz istikrar içinde MHP iktidarı olduğunu bir kez daha vurguladık ve milletimizin sorunlarını çözmek için hazırlıklarımızın tamam olduğunu böylelikle ortaya koyduk. Parti olarak nereye gideceğimizi biliyoruz ve arkamıza aldığımız rüzgârın iktidar limanına götüreceğinden de şüphe duymuyoruz. İktidar stratejimizi ve yapacaklarımızı bugünden belirlediğimiz için önümüz aydınlıktır ve amacımıza ulaşmak için oluşturduğumuz hazırlıklarımız güçlü bir şekilde milletimizde karşılık bulacaktır. Tereddüt içinde, şaşkın, ağır aksak ve yorulmuş olan AKP iktidarından kurtulmak artık bir zaman meselesi haline gelmiştir. Her zaman söylediğimiz gibi Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülemez değildir. Öncelikle bunu kabul ettik ve buna inandık. Milletimize duyduğumuz derin bağlılık ve sevdadan dolayı zamanımızı asla boş geçirmeyeceğiz, her bir vatandaşımıza ulaşarak gönüllerini alacağız. Milliyetçi Hareket olarak her sorunun kaynağını biliyoruz ve çözümü için milletimizin yetkilendirmesini istiyoruz. Çünkü biz diğerlerinden daha iyi yaparız, daha fazla donanımlıyız. Çünkü biz çalışmaya ve milletimizle bütünleşmeye daha çok hazırız. Çünkü biz başarmak, imar etmek, inşa etmek istiyoruz ve Türkiye’yi tekrar ayağa kaldırmak için büyük bir sabırsızlık duyuyoruz. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak; Huzuru arttıracağız, güvenliği sağlayacağız ve emniyetli bir hayatı tesis etmek için uğraşacağız. İşsizliği yeneceğiz, yoksulluğu bitireceğiz, bereketi getireceğiz. Ekonomide eşitliği, ahlakı ve adaleti hayata geçireceğiz. Çitçimizi güldüreceğiz, esnafımızı rahatlatacağız, memurumuzu coşturacağız ve emeklimizin umutlarını tazeleyeceğiz. Sofralardaki ekmeğin çoğalması için mücadele vereceğiz. Mutfaklara bolluğun ve evlere umudun sıcaklığını getireceğiz. Hayal kırıklıklarını gidereceğiz, üzüntüleri yok edeceğiz, sevinçleri yayacağız ve kardeşliği sağlamlaştıracağız. Tarlaların bereketi, dükkânların kısmeti, geleceğin büyük ve lider ülkesi için her zorluğu yeneceğiz. Mutlu Millet, Güçlü Devlet ve Huzurlu Fert için; Türk milletinin dirliği, birliği ve bağımsızlığı için; Ve AKP’yi geldiği gibi göndermek için Milliyetçi Hareket iktidar olmaya taliptir, büyük bir istekle bu hedefin peşindedir....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="../resimler/liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok yoğun ve hareketli bir haftayı geride bıraktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen hafta, hem ülke hem de Dünya gündemi hararetli ve önemli gelişmelere sahne olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların detayına geçmeden önce, parti olarak  geçtiğimiz Cuma günü açıkladığımız Seçim Beyannamemizle ilgili bazı  düşüncelerimi tekraren sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz üzere, Misak-ı Milli’nin  91.yıldönümünde, Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarında nelerin  yapılacağını ana başlıklar halinde aziz milletimizin bilgisine sunduk.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘2023’e Doğru Yükselen Ülke Türkiye Sözleşmesi’</strong>ni büyük bir coşku ve heyecan içinde dile getirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak gayretli, dikkatli ve özenli bir  çalışma sonucunda belirlediğimiz ve oluşturduğumuz programımızı, samimi  ve dürüst bir şekilde milletimize duyurmak için büyük bir irade  gösterdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelecek uğruna bugünü feda etmeden, ama yarınları da şimdiden planlayarak tarihi yürüyüşümüze hız verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin temel meselelerine dönük  projelerimizle kangren haline gelen sorun alanlarını tedavi etmek  amacıyla Türkiye ve Türk milletine ses verdik, beyanda bulunduk ve yemin  ettik.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘Sesime Kulak Ver Türkiye, Ses Ver Türkiye’</strong> diyerek tarihi bir toplantıyı muhterem dava arkadaşlarımızla birlikte gerçekleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz milletimize seslendik, sesimizin vatanımızın her köşesine ulaşması için kutlu bir yolculuğa çıktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ses de sevgi vardır, azim vardır ve milli bir silkiniş yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk insanının zamanın ve hayatın yönlendiricisi ve belirleyicisi olması için bir çağrı bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımızın dertlerinin kökünden  bitirilmesi, rahata ve huzura duyulan özlemlerinin yeşermesi,  bekledikleri mutluluğa ve refaha erişmeleri bu sesle somutlaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaptığımız toplantıda hedefimizin; 2011–2023  dönemini kapsayan 12 yılda tek başına ve kesintisiz istikrar içinde MHP  iktidarı olduğunu bir kez daha vurguladık ve milletimizin sorunlarını  çözmek için hazırlıklarımızın tamam olduğunu böylelikle ortaya koyduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak nereye gideceğimizi biliyoruz ve arkamıza aldığımız rüzgârın iktidar limanına götüreceğinden de şüphe duymuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidar stratejimizi ve yapacaklarımızı bugünden  belirlediğimiz için önümüz aydınlıktır ve amacımıza ulaşmak için  oluşturduğumuz hazırlıklarımız güçlü bir şekilde milletimizde karşılık  bulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tereddüt içinde, şaşkın, ağır aksak ve yorulmuş olan AKP iktidarından kurtulmak artık bir zaman meselesi haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her zaman söylediğimiz gibi Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülemez değildir. Öncelikle bunu kabul ettik ve buna inandık.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimize duyduğumuz derin bağlılık ve  sevdadan dolayı zamanımızı asla boş geçirmeyeceğiz, her bir  vatandaşımıza ulaşarak gönüllerini alacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket olarak her sorunun kaynağını biliyoruz ve çözümü için milletimizin yetkilendirmesini istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü biz diğerlerinden daha iyi yaparız, daha fazla donanımlıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü biz çalışmaya ve milletimizle bütünleşmeye daha çok hazırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü biz başarmak, imar etmek, inşa etmek istiyoruz ve Türkiye’yi tekrar ayağa kaldırmak için büyük bir sabırsızlık duyuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Huzuru arttıracağız, güvenliği sağlayacağız ve emniyetli bir hayatı tesis etmek için uğraşacağız.</li>
<li>İşsizliği yeneceğiz, yoksulluğu bitireceğiz, bereketi getireceğiz.</li>
<li>Ekonomide eşitliği, ahlakı ve adaleti hayata geçireceğiz.</li>
<li>Çitçimizi güldüreceğiz, esnafımızı rahatlatacağız, memurumuzu coşturacağız ve emeklimizin umutlarını tazeleyeceğiz.</li>
<li>Sofralardaki ekmeğin çoğalması için mücadele vereceğiz.</li>
<li>Mutfaklara bolluğun ve evlere umudun sıcaklığını getireceğiz.</li>
<li>Hayal kırıklıklarını gidereceğiz, üzüntüleri yok edeceğiz, sevinçleri yayacağız ve kardeşliği sağlamlaştıracağız.</li>
<li>Tarlaların bereketi, dükkânların kısmeti, geleceğin büyük ve lider ülkesi için her zorluğu yeneceğiz.</li>
<li>Mutlu Millet, Güçlü Devlet ve Huzurlu Fert için;</li>
<li>Türk milletinin dirliği, birliği ve bağımsızlığı için;</li>
<li>Ve AKP’yi geldiği gibi göndermek için Milliyetçi Hareket iktidar olmaya taliptir, büyük bir istekle bu hedefin peşindedir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Seçim Beyannamemizi açıkladığımız gün  kendi alanlarında başarılı çalışmaları olan ve devlet ve millet  hayatında üzerlerine düşen sorumlulukları iftihar edilecek bir şekilde  yerine getiren değerli şahsiyetler partimize katılmışlar ve bizimle güç  birliği yapmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her biri birbirinden kıymetli bu değerli arkadaşlarımızla, millet ve devlet bekası için güç birliği daha da kuvvet kazanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kez daha kendilerine hoş geldiniz diyor, vatan ve millet yolunda gösterecekleri çalışmalarında üstün başarılar diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimizin refaha ve feraha çok ihtiyacı  olduğuna ve başta ekonomik olarak ayağa kalkmasının bir mecburiyet  haline geldiğine inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişin şahitliğiyle diyebiliriz ki; yaklaşık  iki yüzyıldır süren modernleşme ve kalkınma maceramız maalesef  istediğimiz bir sonuca kavuşamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık bu fasit daireyi kırmanın, parçalamanın ve bir kenara atmanın vakti gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişimizdeki bazı talihsizlikleri geri dönüp düzeltme şansımız yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak hem bugünkü hem de gelecek nesiller için bir şeyler yapmak ve mutlu olmalarını sağlamak elimizdedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin kabuğunu kırması ve makûs talihini mutlaka yenmesi lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ülke olarak;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kalkınmış, gelişmiş, temel sorunlarını çözmüş ve  kaynağını kültürümüzden alan ekonomik sistemin denklemini kurmamızın  zamanı geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her dönem maruz kaldığımız kronik sorunların bitirilmesi için kaybedecek bir anımız bile yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle geldiysek de, böyle gidemeyeceğimiz açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşsizlik bir kader değildir ve böyle de görülmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksulluk üstesinden gelemeyeceğimiz kara bir talih olarak değerlendirilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli alabora olan ekonomik yapının dengesizliği giderilemez değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evinde aç uyuyanların, soğukta titreyen yavruların ve bir tas çorbaya hasret ellerin ülkesi olmamalıdır Türkiye.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayakkabısı delik olduğundan dolayı ayağı  üşüyenlerin, yolda kalıpta umutları dağılanların, sabaha ne yerim diye  düşünenlerin diyarı olmamalıdır Türk vatanı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki bunların hepsi yaşanmaktadır ve AKP milletimizi fakir ve garip bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yandaşlar kayırılmış; rahata, lükse yolsuzluklarla ulaşmaları sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dönemde çalmanın ismi ‘hortumları kesiyoruz’  olmuş, ekonomik krizin yakıcılığı ise ‘bize bir şey olmaz’ sözleriyle  geçiştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Recep Tayyip Erdoğan krizin fırsat olacağını  söyledikçe, çevresine gün doğmuş; yumurtacı, doğal gazcı, gemici,  mısırcı yandaşlar türemiş ve milletimizin cebindeki paraları ahlaksızca  gasp etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Uzayan kol benimkisi olsun’ mantığıyla,  devletin kaynakları yağma edilmiş, AKP markalı ihale mafyaları, arazi  çeteleri, orman talancıları hukuksuzluktan istifade ederek vurgunlarını  alabildiğine çoğaltmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik milletimiz alacakaranlık ortamlara  çekilerek istismar edilmiş, yalanlarla avutulmuş ve gerçekleri görmemesi  için her türlü hileye başvurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dönem tüm ayıp ve kara gündemiyle yaşanmış ve geride kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ileri bakmanın ve ufka odaklanmanın zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merkezine insanı alan ve sosyal, kültürel,  psikolojik taraflarını gözeten bir ekonomik sıçramaya mutlak anlamda  ihtiyacımız vardır ve bunu da sağlamak konusunda ısrarlayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Koyulan hedeflere ulaşamayan, kurulan hayalleri  boşa çıkan, verilen sözlerin tutulmadığı bir ülke manzarasından  kurtulmamız lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımızın eşitlik, kardeşlik ve özgürlük içinde muktedir ve çağdaş bir devlette yaşaması en tabii haklarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun sağlanması için de ne gerekiyorsa yapacağımızdan herkes emin olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Azgelişmiş ülkelerin, geri toplumların ve sosyal  formların bizdeki yansımalarını bertaraf etmek ve ortadan kaldırmak  zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Medeni ilişkilerin belirleyiciliğinde rahatı,  bolluğu, şifayı dileyen ve isteyen her bir kardeşimize, bunları sunmak  fani dünyadaki en büyük görevlerimiz arasında yer almalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adil ve dengeli toplumsal sistemin kurulması,  üreten ve insanca paylaşıma fırsat veren ekonomik sistemin  yapılandırılması gecikmeksizin hayata geçmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özgürlüklerin gerçek anlamına kavuşması,  adaletin vicdanlarda karşılık bulması ve demokrasinin istikrarlı bir  şekilde yükselebilmesi için her bir vatandaşımızın yeterli gelir ve  imkânlara sahip olması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kim ne derse desin hali hazırda var olan  özgürlük ve adalet anlayışının seviyesi; milletimizin en çaresiz ve  yoksul ferdinin sahip olduğu kadardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bunu Başbakan Erdoğan ve partisi anlamamış,  insanımızın gözünü yalanlarıyla ve içi boş ham hayallerle boyama  çalışmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hem demokrasi yorumunda ve kabulünde, hem de  özgürlük algısında yanılmıştır, kandırmıştır ve kendi pis emellerine bu  kavramları alet etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki baasçı bir zihniyete sahip olan ve  sultanlık peşinde koşan Başbakan Erdoğan’ın, demokrasiyi ve  özgürlükleri hakkıyla savunmasına şaibeli geçmişi asla müsaade  etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin hayatını güzelleştirmek,  devletimizi güçlü kılmak ve insanımızı hayattan keyif alır bir hale  getirmek için yeni bir anlayışa ve denenmemiş ama güvenli yollara gerek  vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her alanda yenilenmeye, silkinmeye ve titreyip kendimize dönmeye çok ihtiyacımız bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzülerek söylemeliyim ki, geleneksel değer ve  kıymet ölçülerimiz tahrip edilmiş, bizi biz yapan bakış ve değerlendirme  kriterlerimiz erozyona uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşılaştığımız dengesizliklerin üstesinden  gelemediğimizden dolayı, tutarlılığımız zedelenmiş, istikrarımız  bozulmuş ve ne yazık ki gücümüz tükenmekten kurtulamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üretemediğimiz için paylaşamadık, toplumsal düzen ve dayanışmayı üst seviyede bir türlü sağlayamadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardan beri özlemlerimizi, beklentilerimizi, ihtiyaçlarımızı temelli bir şekilde gideremedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni üretim teknikleri kurgulayamadık ve kendi kültür köklerimiz üzerine bina etmemiz gereken sosyal politikaları oluşturamadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan dolayı AKP’yle birlikte soysuzlaşma, yozlaşma ve değer aşınması hat safhaya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP döneminde; kaynakla üretim arasındaki sosyal  organizasyon bozulmuş, gemisini kurtaranların kaptan, gemiciği  olanların armatör olduğu bir devir herkesin gözü önünde vasat bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin asıl sorunlarını konuşmak ve çözmek  yerine, AKP tarafından sanal gerginlik alanları oluşturulmuş ve toplum  ayrışmanın mevzilerine sevk edilerek kendi derdinden uzaklaştırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sofrasında ekmeği olmayan insanımız AKP  hükümetinin değerler üzerinden yaptığı ahlaksızca siyasetin seline  kapılmış ve adeta kendini unutmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki bu devran artık son bulmalı  ve Recep Tayyip Erdoğan partisiyle birlikte demokratik yollardan ülke  gündeminden mutlaka gitmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni şeylere ihtiyacımız var derken, öncelikle yapmamız gereken budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem bugünümüzü hem de yarınımızı mutlu kılacak, yüzleri güldürecek ve ümitleri filizlendirecek politikalara gerek vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha iyisini tanımayan ve kıyaslama yapma imkânı olmayan birisinin iktidarın yalanlarına aldanması çok doğaldır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz parti olarak her şeyin en güzelini ve en yenisini sunmak için yola koyulduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi ikna edeceğiz, sorunları kökünden çözeceğimizi samimiyetle göstereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Alışkanlıklarımızı, ümitlerimizi, isteklerimizi yenileyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kolayın, rahatın ve iyinin arayışında olan Türk vatandaşlarına ne talep ediyorlarsa götüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Güvensizliği, yalnızlığı, endişeleri ve karamsarlığı bitireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">En lüks malları tüketenlerle, ekmeği dahi olmayanın bir arada bulunduğu toplumsal ve ekonomik ikiliği yok edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Var olan tarihsel birikimimiz ve millet olarak  derin tutkumuz her zorluğu yenme konusunda bizim tek sığınağımız ve  dayanağımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye önümüzdeki seçimlerde artık soluklanmalı ve geçmişin muhasebesini yaparak çıkaracağı derslerle geleceğe koşmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’ye ses vereceğiz, sesimize kulak verilmesini isteyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi geleceğin mimarisini tasarlamış ve onay ve destek için büyük Türk milletinin takdirine arz etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede toplumsal bünyeye ve ekonomik  gerçeklere uygun kalkınma yöntemleriyle geleceğin lider ülke Türkiye  idealine ulaşacağımızdan herkes emin olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapacağız, kavuşturacağız, geliştireceğiz ve mutlaka herkese kazandıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik beklentileri yüksek düzeyde karşılayacağız ve Söğüt’ten başlayan kutlu adımı tekrar dünyaya taşıyacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz son günlerde merkezinde AKP hükümetinin  bulunduğu son derece manidar ve tehlikeli tartışmaların içine çekilmek  istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan birincisi, Başbakan Erdoğan’ın sözcülüğünü yaptığı iki partili sistem arayışı ve dilekleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci olarak da, Başkanlık Sistemi ile ilgili ileri sürülen görüşler ve yaklaşımlar olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın mihmandarlığında yürütülen  yeni bir sistem inşa çabalarının kökeninde ve gerisinde çok tehlikeli  bir niyet olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Durduk yere iki partili bir siyasal yapının  özlemini açığa vurmak, en başta demokrasiye ve çok sesliliğe duyulan  tahammülsüzlüğün ve üzeri küllenmiş bir öfkenin eseri olsa gerektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamdaki parlamentoların daha etkin  işlediğini ve yönetimde de istikrar sağlandığını iddia eden Başbakan’ın;  örnek olarak ABD pratiğini ve deneyimini göstermesi kendisi açısından  talihsizliktir, ancak arkasındaki suflörün kimliğini ikrar etmesi  bakımından da anlamlı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aklı ve gönlü yabancı memleketlerin yönetiminde  olan bu teslimiyetçi anlayışın, ABD’yi örnek göstererek sistem ithal  etmeye çalışması gerçek yüzünü bir kez daha deşifre etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem iş buraya kadar gelmiştir, bundan sonra da  bu fitne ağızdan federalizmi tavsiye edici düşüncelerin yayılması  şaşırtıcı görülmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arkasından, eyalet yönetimlerinin övüldüğü ve  üniter yapının sorunları arttırdığı hezeyanlarını bu kafa yapısından  işitmek mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkanlık sisteminin tartışılmasını isteyerek  de, Cumhuriyet’in infaz hükmünü hazırlayan ve buna da aziz milletimizi  ortak etmeye çalışan Başbakan Erdoğan, kirli emellerini bir bir ortaya  dökmeye devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla, Recep Tayyip Erdoğan,  sürekli büyüttüğü nefretiyle, yıllardır hesaplaşmak için fırsat  kolladığı Cumhuriyet’i darağacına çıkarabilmek amacıyla önümüzdeki  seçimi bir dönüm noktası olarak tayin etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan için demokrasinin kural ve içeriği önemli değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisi için demokrasi vasıtadadır ve Türkiye’nin yıkılması ve Türk milletinin etnik kıvılcımla yanması için ara istasyondur.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan, cevabını merakla beklediğimiz sorularımız şunlar olacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın iki partili düzen önerisinin  ardından sırayı ne alacaktır? Bundan sonra milletimizin hangi değerleri  mütecaviz girişimlere maruz kalacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zihniyet bundan sonra her şeyi ikilemeyi mi amaçlamaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">İki partili yapının yerleşmesi için; iki dilli,  iki devletli, iki milletli, iki bayraklı bir karanlığa girilmesi mi  istenmektedir?</p>
<p style="text-align: justify;">En başta, iki partili sistemi övmek ve  sorunların bu yapı içinde çözüldüğünü söylemek için akıllarda bu  partilerin isminin de belirlenmiş olması lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan bir tarafta milletimizi 36’ya  bölüp küçültürken, öbür tarafta siyasi terziliğe soyunmuş ve bu defa da  partileri kesip biçmek için küresel işbirlikçilerinden aldığı kör  makasla harekete geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül rejiminin iki partili siyasi sistem  oluşturma girişiminin aynısına bugün Başbakan Erdoğan’da niyetlenmiş ve  ihtilal zihniyetiyle aynı karede buluşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül’den sözde hesap sormaya çalışırken,  perde arkasında elele tutuşmasının çirkin vesikası böylelikle ortaya  çıkmış ve kendisi suçüstü yakalanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak 12 Eylül siyaset mühendisliğinin  milletimiz tarafından işlemez hale getirildiğini ve aynısının inşallah  bir defa daha gerçekleşip Milliyetçi Hareket’in iktidar olacağını  kararlılıkla vurgulamak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu saygısız, had bilmez ve iptidai zihniyetin hedefinde öncelikle Milliyetçi Hareket Partisi olduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP düşmanlığı Başbakan’da tarifi olmayan bir noktaya gelmiş bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı zamanda diğer partiler ve bu partilere  destek olan vatandaşlarımız da bu düşmanlıktan paylarına düşen hisseyi  ziyadesiyle almışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Türkiye’nin yönetim yapısını  değiştirmeye ve Türk milletini ayırmaya çalışanlara karşı partimiz son  savunma kalesidir ve bu kale aşılmadıktan, surları tahrip olmadıktan, Üç  Hilal inmedikten sonra Allah’ın izniyle AKP istilası amacına asla  ulaşamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle, MHP, melanet cephesinde mevzilenen  şer ittifak tarafından saldırıya uğramaktadır ve deyim yerindeyse ateş  altında tutulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu beyhude ve alçakça düzenler, ihanet  düzenekleri ve AKP merkezli düşmanca yaklaşımlar ve tahrikler Türk  milliyetçilerinin ve vatanseverlerin milli kararlılığı karşısında  paramparça olmaya mahkûmdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizin Başbakan Erdoğan ve dışarıdaki küresel destekçileri tarafından hedefe alınmasının gayesi bellidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk vatanını teslim almak için asırlarca dört  gözle bekleyen; kimi zaman Mondros’la şansını deneyen, kimi zamanla da  sabırlarımızı Sevr’le zorlayan, çoğunlukla işbirlikçilerle kol kola  girerek işgal ve esareti hâkim kılmaya çalışan küresel emperyalizm,  bugünkü zamanda da maşa olarak AKP’yi seçmiş ve hedef olarak da bizi  göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer süreç önümüzdeki seçimlerden sonra iktidar zihniyetinin istediği gibi işlerse;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yeni anayasada Türklük ifadesinin çıkarılması ya da etnik kimliklerin sıkıştırılması ve tanınması;</li>
<li>Ana dilde eğitimin sağlanması ve yaygınlaştırılması,</li>
<li>Milli ve<strong> </strong>üniter devlet sisteminin yıkılması ve teröristbaşının salıverilmesi,</li>
<li>Türk milletinin bölünmesi ve ayrışması,</li>
<li>Cumhuriyet’in tasfiye edilmesi, Türklüğe dair ne varsa tahrip edilmesi,</li>
<li>Önce federasyon, arkasından konfederasyon ve sonunda da bağımsız Kürdistan devletinin oluşması amaçlanmaktadır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">AKP ile CHP arasındaki mutabakatın netleştiği ve  birlikte koalisyon şartlarının olgunlaşmaya başladığı bir ortamda  partimizin bunlar karşısında yegâne milli güç olduğu tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ihanet reçetesinin müşterileri, MHP’nin  olduğu bir ortamda hiçbir fesada ve hainliğe izin vermeyeceğini çok iyi  bilmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için iki partili bir yapı özlemi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP mültezim memurları gibi milletimizin her değerine göz dikmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İki partili arayışını dile getirerek bu ülkede kurulan tüm partilere oy ve gönül vermiş vatandaşlarımıza hakaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan bilmelidir ki, şayet geçmişte  iki partili bir sistem var olmuş olsaydı, bugün asla AKP diye bir parti  olmazdı, olamazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Eksik ya da fazlasıyla demokrasi tüm siyasal  partilerin iktidar umudu taşımalarını ve onlara destek olan  insanlarımızın siyasal tercihlerini kullanmalarını sağlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için yüzde 1 oy alan parti ile yüzde 10 barajını geçen parti arasında esasa ilişkin hiçbir fark yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal partilere bakarken kriterlerimiz bellidir ve bölücü ve yıkıcı özellik taşımadıktan sonra hepsi saygıdeğerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın iki partili siyasi sistem  düşüncesini bir bakıma yıkım projesinin unsurlarından birisi olarak  görmek lazımdır ve bunun Türkiye’nin temellerini yok edecek bir nitelik  taşıdığı da açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son gelişmeler Başbakan’ın demokrasiden zerre  kadar nasibini almadığını ve Türkiye’de otokrat bir yönetimin  yerleşmesi için her yolu denemeye başladığını göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak hesabı boşunadır, çabaları yersizdir ve çarpık zihni kendini yanıltmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti AKP’nin oyununa gelmeyecek ve inşallah tezgâhını başına geçirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Biraz önce de ifade ettiğim gibi; Başkanlık sistemiyle ilgili yaklaşımlar iki partili sistem taleplerinden ayrı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda dikkatimizi çeken ilginç  gelişmelerden birisi Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan’ın Başkanlık  konusunda görüntüde ters düşmeleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zahiriyi kurtarmaya dönük olan bu rol  paylaşımının arkasında ve özünde aynı bakış açısının olduğuna dönük  kuşkularımız çok fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın Amerika’yı örnek alarak iki  partili sistemin sorun çözücü olduğunu dile getirmesi ve zımnen de bu  ülkenin başkanlık sistemini kendisine rehber olarak belirlemesi okyanus  ötesinden yönlendirilen bir kişi için son derece doğaldır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Başbakan Erdoğan’ın sorunsuz  dediği bu sistemin birçok mahsurları vardır ve gerçek dışı  bilgilendirmeyle milletimizin kafasının bulandırılmasına kimsenin hakkı  yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela ABD’de 1995 ve 1996 yıllarında büyük sıkıntılar olmuştur ve sistemin işletilmesi güçlükle sağlanabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">1995 yılında ABD başkanı ile kongre arasındaki  kenetlenme devlet işlerini durdurmuş ve hatta memurlara bir süre maaş  ödenememiş, yüzbinlerce kamu görevlisi zorunlu izne ayrılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi içinde başka birçok çelişkiyi taşıyan bu  sistem ABD’ye uygun olabilir, ya da bu sistemin işleyişinden kaynaklanan  yükleri ABD toplumu kaldırabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki ABD için iyi olanın bizim için de iyi  olduğunu düşünmek ve böyle düşünce izharında bulunmak yeni tür bir  mandacı ve himayeci zihniyeti göstermesi bakımından ibretlik bir örnek  teşkil etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkanlık sisteminin çalışmasında teorik olarak  kuvvetlerin ayrılığı, eşit iktidarı ve birbirini dengelemesi ve  denetlemesi gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın ise ne bu sistemde ne de başka sistemde bu tip kaygıları olmadığı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan için Başkanlık sistemi tek adamlığa yönelik heveslerinin bastırılamaz bir yansımasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP içinde arzı endam eden farklı tondaki sesler  da, sahnelenen bu diktatöryal duruşun arka fonundaki kuru gürültüden  başka bir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti parlamenter demokrasiyle varlığını bu zamana kadar sürdürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">29 Ekim 1923 tarihi, bağımsız yaşama konusunda  verdiğimiz bir karardır ve çatısı altında olmaktan gurur duyduğumuz Gazi  Meclisimiz Türk milletiyle birlikte dünya durdukça yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin siyasi ve yönetim biçimini  değiştirmek için başlatılan seferler her zaman milletimizin heybetli  bağrına çarpacak ve yok olmaktan başka bir akıbeti olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz kararını vermiştir ve her şey ortada ve görmesini bilenler için berraktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan tiranlığa özenmektedir ve gide gele Ortadoğu sultanlarını kendisine örnek almaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama arkasına bakmadan ülkesinden kaçanların ve  posterleri meydanlarda yakılanların acı sonlarını da aklından hiç  çıkarmaması hayrına olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin ağırlaşan sorunlarını ve vahim bir  hal alan geçinme problemlerini görmezden gelerek gündem saptırmaya  çalışanların hesabını milletimiz bizatihi soracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İçeride bulamadığı meşruiyet kaynaklarını  dışarıda arayan iktidar zihniyetinin geleceğimizi haciz altına almasına  ve her şeyimizi ipotek ettirmesine Milliyetçi Hareket olarak asla geçit  vermeyeceğimiz iyi bilinmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmamın bu bölümünde, geçtiğimiz haftalarda  Tunus’ta başlayan, ardından Mısır’a sıçrayan ve Kuzey Afrika ve  Ortadoğu’daki diğer Müslüman ülkelere yayılma istidadı gösteren olaylara  ilişkin değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi Afrika kıtasının Atlas  Okyanusunda kıyısı bulunan ülkelerden başlayıp bütün Kuzey Afrika’yı,  Ortadoğu’yu kapsayarak Avrasya dâhil Çin sınırına kadar ulaşan muazzam  coğrafyalarda çok sayıda devlet yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu devletlerin birçoğunun ortak karakteristiği ve özelliği toplumlarının Müslüman olmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İslamiyet’in doğuş, yayılış ve yerleşme havzası  olan bu topraklar üzerinde yaşayan ana milletler; Araplar, Türkler,  Farslar ile değişik kimlikler altında vücut bulmuş Hint Müslümanlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih boyunca bu topraklar bir yandan  medeniyetin doğduğu geliştiği yerler olmuşken diğer taraftan kavganın,  gerilimin, savaşların da yaşandığı stratejik coğrafyalar haline  gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bahsettiğim bu çok geniş alan dikkatinizi çekmek  isterim, Asya’da kalan coğrafyalarında başta Selçuklu İmparatorluğu  olmak üzere çeşitli Türk devletlerinin; batısında ve Afrika’nın  Kuzeyinde ise Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun hâkimiyet havzalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ne üzücüdür ki bu ülkelerde nispi bir kalıcı  huzurun, hakkaniyetin sağlanabildiği tek dönemler de Türk hâkimiyetinin  olduğu devirlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">17.yüzyıldan itibaren sömürgeciliğin iştahını  artıran ve ilgisini çeken bu topraklar üzerinde ve toplumlar nezdinde  hesaplar ve oyunlar bugüne kadar hiç bitmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik sancılı, sorunlu, geri kalmış bir toplum yapısı üzerinde derme çatma devletler vasıtasıyla da bugünlere gelinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, geçen yüzyılın başında Osmanlı  devletinin Afrika ve Ortadoğu’daki toprakları üzerinde oynanan oyunları  bilmeden ve anlamlandırmadan bugünkü gelişmeleri doğru bir zemine ve  perspektife oturtmak da mümkün olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünün emperyalistlerinin İslam dünyasını böl  parçala yut siyaseti, bugün böl parçala, kukla demokrasi getir ve  uzaktan yönet siyasetine dönmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim için en hazini olanı ise bugün büyük bir  buhran hali yaşamakta olan Müslüman toplulukların, despot yönetimleri  devirerek zenginliğe, adalete ve demokrasiye kavuşacaklarını zannediyor  olmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette dileğimiz demokrasi ve hak taleplerinin karşılık bulmasıdır ve zulmün, eziyetlerin bitmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak unutmamak gerekir ki demokrasi yalnızca  siyasi bir tercih ve tekâmül değil aynı zamanda toplamsal bir gelişmenin  doğal sonucu ve sosyolojik taleplerin ileri bir evresidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi asıl gücünü ve sürdürülebilirliğini insanların sorumlu ve duyarlı yaklaşımlarından almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden de toplumun demokratik bir iklimi  arzulamadığı, demokrasinin bütün kurum ve kurallarının iç toplumsal  dinamiklerden yükselmediği ülkelerdeki demokrasi denemeleri hem sancılı  hem de başarısız olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira gerçek demokrasiyi doğuracak zemin, sokak  hareketleri, şiddet ve öç alma duyguları veya yoksulluk öfkesinin dışa  vurumu değil, gerçek anlamıyla cemiyet içinde yoğrulmuş, kendi tabii  dengeleri ile bir ihtiyaç haline gelmiş sosyolojik iklimi olan insani  gelişmelerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette ki Fas’tan başlayıp Orta Asya’ya kadar  uzanan topraklardaki ülkelerin mükemmel yönetildiklerini, demokratik  olduklarını, hakkaniyet içinde bulunduklarını söyleyemeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzde, bir diktatörden kurtulmak isterken tam  bir kargaşa ve belirsizliğe sürüklenen ve milyonlarca insanın mağdur  olduğu ve katledildiği Irak örneği durmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi ararken devletlerini, insanlarını  kaybedenlerin, ülkelerini tam bir küresel kanlı projelerin merkezi  yapanların; kısaca, gökte yıldız ararken önündeki kör kuyuya düşenlerin  ibret verici hallerini hatırlamakta bu açıdan yarar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bahsettiğimiz topraklar üzerindeki Müslümanlar büyük acılar çekmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksulluk ve geri kalmışlığın pençesinde kıvranmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Baskıcı yönetimler altında inim inim inlemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette ki demokrasi Müslümanların da hakkıdır.  Dileğimiz demokratik ve şeffaf yönetime bir an önce kavuşmaları, hak ve  özgürlük taleplerinin sonuç vermesi ve bunları sonuna kadar kullanmaları  ve onurlu bir hayat sürdürmeleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak görünen odur ki sokaklardan başlattıkları  tepkilerle yönetimlerin değişmesi onları arzu ettiklerine kavuşturmakta  yeterli olmayacaktır. Zira bu taleplerin dinamiklerini etkileyen içsel  olduğu kadar dışsal unsur da olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zorlama ve müdahaleci kuvvetlerin dışarıdan dayattığı değişimlerin sonuç vermesi tartışmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temenni ederiz ki hak, adalet, eşitlik,  istikrar, insanca yaşama, özgürlük gibi değerler kendi toplumsal  zeminlerinden ivme kazansın ve değişimin dinamikleri sosyolojik karşılık  bulabilsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk-İslam yönetim havzalarında yaşayan milyonlarca kardeşimiz için samimi dileğimiz budur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tunus’la başlayıp diğer ülkelere sıçrama eğilimi  gösteren gelişmeler ile birlikte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın  eşbaşkanlığını yaptığı Washington mahreçli “Büyük Ortadoğu Projesinin”  yeni ve ileri bir aşamasına geçilmeye başlandığı anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte diktatörlükleri kendi elleriyle  kurgulayan, krallıkları, emirlikleri, şeyhlikleri, sultanlıkları  kutsayan ve sömürü çarkını bunlar üzerinden sürdürenler ne olmuştur da  şimdi aynı ülkelerde demokrasiyi ister ve tavsiye eder hale  gelmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok geniş coğrafyaları ve ülkeleri içine alan bu  projenin; sözde “demokrasiyi” hedefleyen büyük oyunundan maksat din  kardeşlerimizin ileri bir yönetime kavuşması ve demokrasinin  nimetlerinden istifade etmesi değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel güçlerin böyle bir dilekleri olduğuna inanmak da mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal zemini henüz oturmamış sancılı  demokratik rejimler, onları maniple edebilecek, beğenmediğini indirip,  beğendiğini getirecek küresel organların ve küresel müdahale güçlerinin  günümüzdeki etkinlik ve hareket alanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adına turuncu devrim denilen dışarıdan güdümlü iç tepkiler bunun bir örneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü kargaşa ve kaosun genel gidişatı ister  istemez bize BOP’un varlığını hatırlatmıştır ve gelişmeleri bir de bu  pencereden değerlendirmek faydalı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra, Mısır’a sirayet ederek bölgeye  yayılan olayların daha başka gelişmelere kapı aralaması ve değişik  ülkelere sıçraması şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve  okumaktadır. Yaşanan bu hadiselerle birlikte elbette ki muhataplarınca  ders alınması gereken hususlar da olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle, Ortadoğu’yu etki ve tesir altına alan kaosun, ülkemize sirayet etmesi riski üzerine iyi düşünmek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü odakların ayaklanma provaları yaptığı bir  süreçte, yakın coğrafyalardaki kargaşanın kendi vatanımızda karşılık  bulmaması için herkes sorumlu davranmalı, sözlerinin nereye varacağını  iyi hesap etmeli ve tahriklere karşı çok dikkatli olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün komşu ülkelerde sokaklara taşmış olan  kalabalıklara kulak verilmesini temenni eden iktidar zihniyetinin, Allah  korusun yarın ülkemizde bir kalkışma için fırsat kollayanların eline  malzeme vermekten kaçınması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Başbakan Erdoğan ve AKP’nin çıkarması  gereken dersler arasında ise; baskı, zulüm ve iktidar gücünü kötüye  kullanmanın nelere yol açabileceği hususları yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolsuzluğun, işsizliğin ve yandaşları kayırmanın  toplumdaki öfkeyi nasıl bir anda patlattığını ve dış yönlendirmelere  açık hale getirdiğini bu vesileyle görmek lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün makbul kişilerin, aile fertleriyle birlikte  devletin kaynaklarını kendisine ve etrafındakilere yontanların bir anda  nefret dalgasıyla karşılaşabileceğini ve korku imparatorluğu kuranların  sonunun ne olacağını yalnızca bu gelişmelere bakarak anlamak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olayları bahane ederek, yaşanılan toplumsal  hareketlenmenin itici gücünü Türkiye’nin model ülke olmasına bağlayan  AKP zihniyetinden bazı zevatın ve yandaş kalemlerin ya akılları durmuş  ve gözleri kararmıştır; ya da servis edilen yeni bir küresel oyunun  fütursuzca savunuculuğuna soyunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin sözüm ona sekiz yılda gelmiş olduğu  noktanın, aslında sarsıntı geçiren ülkeleri ve bu ülkelerin  vatandaşlarını etkilediğinden bahsetmek gaflettir ve bir sorumsuzluk  örneğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeye rağmen; bunalmış, yoksullaşmış, geri  bıraktırılmış, gözü boyanmak istenen öfkeli kitlelerin nasıl fırtınalar  estirebileceğini göstermesi bakımından bu son gelişmeler önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dileğim seçimin, siyasi partilerin, sandığın,  millet iradesinin ne olduğunu hala anlayamamış görünen otokrat dürtüleri  uyanmış Başbakan Erdoğan’ın bu son hadiselerden sonuç çıkarmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Türkiye’de işleyen demokratik bir sistem vardır ve siyasetteki değişimin adresi ve yeri sandıktan başkası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarının gitmesinin tek yolu demokratik yollardan geçmektedir ve bu milletimizin tercihiyle hayata geçecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan ne kadar haddini aşsa da,  kadroları ne kadar yolsuzluğa ve hıyanete bulaşmış olsa da tek çıkar yol  sandıktır ve bunun dışında milletimizi baskıya karşı direnmeye  çağırmanın kabul edilemez olduğu aşikardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’a da artan huzursuzlukları ve  yayılan şikâyetleri hafife almamasını tavsiye ediyor; hoşgörülü bir  tutum takınmaya davet ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Er geç milletimizin iradesi bu şahsın ve  partisinin üzerinden silindir gibi geçecektir ve AKP devri böylelikle  bir daha açılmamak üzere kapanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-1-subat-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-1-subat-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Akademisyenler Çalıştayı&#8217;nda Yaptığı Konuşma &#8211; 29 Ocak 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-akademisyenler-calistayinda-yaptigi-konusma-29-ocak-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-akademisyenler-calistayinda-yaptigi-konusma-29-ocak-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Jan 2011 00:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Akademisyenler Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2320</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?sub=js,it=thumb,v=293" alt="" width="0" height="0" /><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-akademisyenler-calistayinda-yaptigi-konusma-29-ocak-2011.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-akademisyenler-calistayinda-yaptigi-konusma-29-ocak-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-akademisyenler-calistayinda-yaptigi-konusma-29-ocak-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/391644da6cab368ff4bf045a1befa5e42610d688860351fb360f31ac8fffe63bf5a43dbc94aba56bcdcbbf735e363fe1c10a29a8e5469be6877b741013bbeb4d/MHP_Genel__Baskani_Sn__Devlet_Bahceli_nin_Akademisyenler_Calistayi_nda_Yaptigi_Konusma___29_Ocak_2011/video.flv" length="88694672" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Akademisyenlerle Gerçekleştirilen Toplantıda Yapmış Oldukları Konuşma Metni &#8211; Antalya</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-akademisyenlerle-gerceklestirilen-toplantida-yapmis-olduklari-konusma-metni-antalya.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-akademisyenlerle-gerceklestirilen-toplantida-yapmis-olduklari-konusma-metni-antalya.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Jan 2011 23:58:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2303</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Misafirler, Değerli Öğretim Üyeleri, Kıymetli Basın Mensupları, Bugün ülke ve Dünya gündemini değerlendirmek, karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak için bir araya geldik. Çok yararlı olacağına inandığım bu toplantının milletimize, ülkemize ve Türk demokrasisine hayırlı olmasını diliyorum. Siz değerli hocalarımı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Sayın Katılımcılar, Millet bir arada yaşamış ve yaşamayı hedeflemiş insanların dil ve kültür etrafında asırlarca oluşturdukları müşterekler üzerinde şekillenmiş teşkilatlı ve güçlü toplulukların beraberliği demektir. Her millet gibi bizim milletimiz de geride kalan bin yıl içinde bir arada yaşayabilmenin doğal ve zorunlu sonucu olarak toplumsal kurumlar geliştirmiştir. Aile, ekonomi, inanç, siyaset, eğitim kurumları binlerce yılın kaynaşması ve ihtiyaçlarından doğmuş ve bireysel ve toplumsal talepleri karşılayarak bugünlere gelmiştir. Toplumsal yapı ise, kendini oluşturan kurumların toplamını da aşan, kültürel unsurlarla şekillenen kendine has bir bütündür. Siyaseti hem bir toplumsal kurum olarak bir sonucun ifadesi, hem de toplumun ihtiyaçlarını karşılama yönünde kurumların ahengini sağlamakla görevli bir başlangıcın tanımı olarak görmek gerekmektedir. Bu itibarla, bir toplumu değiştirmek isteyenlerin başvurduğu en kestirme ve yapay yol önce toplumsal kurumları değiştirmekten geçmektedir. Bunun en kısa şekli ise ya bir savaş mağlubiyetinin teslimiyeti ile mümkün olacaktır, ya da devrim denilen kökten ve ani dönüşümlerle gerçekleşecektir. Uzun ve dengeli bir yükselişin yolu ise sosyolojik süreçlerin demokrasi içinde hızlandırılması ile mümkün olabilecektir. Demokratik rejimlerde köklü dönüşümler toplumsal tahribatlara yol açar ve ağır bireysel ve toplumsal kimlik ve kişilik travmaları oluşturur. Bu bizim tarihimizde de rastlanan bir durumdur ve başarılı oldukları tartışmaya açıktır. Bir toplumsal kurumun değişmesi veya ılımlı bir yolla yenisi ile mübadele edilmesiyle o toplum eski ihtiyaçlarını yeni araç ve kurumlarla da karşılayabiliyorsa mesele yoktur. Yeni kurumlar topluma tutunmuş demektir. Nitekim demokrasi artık milletimizin sahip çıktığı bir temel değer olarak siyaset kurumunun varlık nedeni haline gelmiştir. Ancak, eskinin yerine konulurken doku uyuşmazlığı yaşanıyorsa, toplumsal bünyenin rahatsızlık göstermesi ve hatta reddetmesi kaçınılmaz bir hayat gerçeğidir. İfadeye çalıştığım bu husus da bizim tarihimizde yaşanan vakıalar arasındadır. Bu konuda toplumsal taleplerin çok ötesinde kurumsal zorlamalara müracaat edenlerin, toplumu kazanmadan dayatmalara başvuranların veya toptan eski kurumu yıkarak yeni olduğunu zannettiklerini eski topluma zorlayanların başarısızlıklarına tarih şahittir. Ne var ki, toplumsal kurumları ortadan kaldırarak, yerine yenilerini koymaya çalışanlar kadar, mevcut yapıları özürlü siyaset algıları ile kötü yönetimleri ile tahrip edenler de aynı çıkmaz yolun yolcularıdır. Tıpkı devrimlerle toplumu değiştireceklerini sananlar kadar zarar vericidirler. Yaşanan her toplumsal yozlaşmayı elbette ki bir iktidar gücüne bağlamak veya tek bir hükümet dönemine atfetmek doğru ve hakkaniyetli bir yaklaşım olmayacaktır. Ancak toplumsal kurumları onarmak ve toplum taleplerine cevap vermek için sekiz yılı aşan tek başına iktidar gücü de çok önemlidir ve kaybedilen zaman mutlaka sorgulanmalıdır. Temel bir toplumsal kurum olan ailenin sorunları olduğu öteden beri bellidir. Aile kavramının zayıflamaya yüz tuttuğu bilinmektedir. Ancak AKP iktidarının “üç çocuk” tavsiyesi dışında aileyi koruyucu hiçbir tedbir almadığı da bir gerçektir. Kaybolan, istismar edilen, çalıştırılan, dilendirilen, organları alınan, şiddete maruz kalan çocukların varlığı bu kurumun üzerindeki ağır tahribatın eseridir. Kadınların sorunları da çocukların sorunlarından az, çektikleri sıkıntılardan eksik değildir. Aile maalesef ahlaki yozlaşmanın kaynağı haline gelmiştir. Yine bir toplumsal kurum olan din, toplum bünyesinde çok şükür ki...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.mhp.org.tr/usr_img/image_gallery/Antalya_AkademisyenCalistayi_28_30.01.2011/thumbs2/mhp_0123.jpg" alt="" width="345" height="244" />Muhterem Misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Öğretim Üyeleri,</p>
<p style="text-align: justify;">Kıymetli Basın Mensupları,</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün ülke ve Dünya gündemini değerlendirmek, karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak için bir araya geldik.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok yararlı olacağına inandığım bu toplantının milletimize, ülkemize ve Türk demokrasisine hayırlı olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz değerli hocalarımı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz hoş geldiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Katılımcılar,</p>
<p style="text-align: justify;">Millet bir arada yaşamış ve yaşamayı hedeflemiş insanların dil ve  kültür etrafında asırlarca oluşturdukları müşterekler üzerinde  şekillenmiş teşkilatlı ve güçlü toplulukların beraberliği demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her millet gibi bizim milletimiz de geride kalan bin yıl içinde bir  arada yaşayabilmenin doğal ve zorunlu sonucu olarak toplumsal kurumlar  geliştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aile, ekonomi, inanç, siyaset, eğitim kurumları binlerce yılın  kaynaşması ve ihtiyaçlarından doğmuş ve bireysel ve toplumsal talepleri  karşılayarak bugünlere gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal yapı ise, kendini oluşturan kurumların toplamını da aşan, kültürel unsurlarla şekillenen kendine has bir bütündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyaseti hem bir toplumsal kurum olarak bir sonucun ifadesi, hem de  toplumun ihtiyaçlarını karşılama yönünde kurumların ahengini sağlamakla  görevli bir başlangıcın tanımı olarak görmek gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, bir toplumu değiştirmek isteyenlerin başvurduğu en  kestirme ve yapay yol önce toplumsal kurumları değiştirmekten  geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun en kısa şekli ise ya bir savaş mağlubiyetinin teslimiyeti ile  mümkün olacaktır, ya da devrim denilen kökten ve ani dönüşümlerle  gerçekleşecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun ve dengeli bir yükselişin yolu ise sosyolojik süreçlerin demokrasi içinde hızlandırılması ile mümkün olabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik rejimlerde köklü dönüşümler toplumsal tahribatlara yol  açar ve ağır bireysel ve toplumsal kimlik ve kişilik travmaları  oluşturur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bizim tarihimizde de rastlanan bir durumdur ve başarılı oldukları tartışmaya açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir toplumsal kurumun değişmesi veya ılımlı bir yolla yenisi ile  mübadele edilmesiyle o toplum eski ihtiyaçlarını yeni araç ve kurumlarla  da karşılayabiliyorsa mesele yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni kurumlar topluma tutunmuş demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim demokrasi artık milletimizin sahip çıktığı bir temel değer olarak siyaset kurumunun varlık nedeni haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, eskinin yerine konulurken doku uyuşmazlığı yaşanıyorsa,  toplumsal bünyenin rahatsızlık göstermesi ve hatta reddetmesi kaçınılmaz  bir hayat gerçeğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İfadeye çalıştığım bu husus da bizim tarihimizde yaşanan vakıalar arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda toplumsal taleplerin çok ötesinde kurumsal zorlamalara  müracaat edenlerin, toplumu kazanmadan dayatmalara başvuranların veya  toptan eski kurumu yıkarak yeni olduğunu zannettiklerini eski topluma  zorlayanların başarısızlıklarına tarih şahittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, toplumsal kurumları ortadan kaldırarak, yerine yenilerini  koymaya çalışanlar kadar, mevcut yapıları özürlü siyaset algıları ile  kötü yönetimleri ile tahrip edenler de aynı çıkmaz yolun yolcularıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tıpkı devrimlerle toplumu değiştireceklerini sananlar kadar zarar vericidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşanan her toplumsal yozlaşmayı elbette ki bir iktidar gücüne  bağlamak veya tek bir hükümet dönemine atfetmek doğru ve hakkaniyetli  bir yaklaşım olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak toplumsal kurumları onarmak ve toplum taleplerine cevap vermek  için sekiz yılı aşan tek başına iktidar gücü de çok önemlidir ve  kaybedilen zaman mutlaka sorgulanmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temel bir toplumsal kurum olan ailenin sorunları olduğu öteden beri bellidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aile kavramının zayıflamaya yüz tuttuğu bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak AKP iktidarının “üç çocuk” tavsiyesi dışında aileyi koruyucu hiçbir tedbir almadığı da bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaybolan, istismar edilen, çalıştırılan, dilendirilen, organları  alınan, şiddete maruz kalan çocukların varlığı bu kurumun üzerindeki  ağır tahribatın eseridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadınların sorunları da çocukların sorunlarından az, çektikleri sıkıntılardan eksik değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aile maalesef ahlaki yozlaşmanın kaynağı haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bir toplumsal kurum olan din, toplum bünyesinde çok şükür ki  yaşayamaya devam etse de inananlar üzerindeki ağır siyasi istismar, bu  kurumu da yıpratmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzerinde tartışmaların yapıldığı laiklik de bu yıpranmadan payını  almakta, devleti ve toplumu ayakta tutan yapı taşları yerinden  oynamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz ki gelecekte nerede olacağımızın en önemli göstergesi eğitim kurumunun işleyişi ve hedefleri ile yakından ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli heyecan ve beklentilerden uzak, kimliksiz ve yetersiz bir eğitim sistemi de ülkemizin gerçeğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapısal kusurlarına bir de yönetim ve etik sorunları eklenince  eğitim sistemi AKP zihniyetinin emrinde, geleceğin Türkiye’sini inşa  edecek beşeri kaynakları yetiştirmekten çok uzak kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bir toplumsal kurum olan ekonomi ülke gerçeklerinden, toplumun  ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak bir anlayışla, adaletli bir  bölüşümü,  refahı ve kalkınmayı bir türlü sağlayamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ile geçen sekiz yılda ise bu kayıplar artarak büyümüş, kaynaklar  elden çıkartılmış, yoksulluk artmış, üretimden çok tüketim, kazançtan  çok harcama, tasarruftan çok borçlanma eksenli bir anlayış önce bireyi  ve ardından toplumu yozlaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet yine bir toplumsal kurum olan siyaset de çözüm üretmekten  uzak, kısır çekişmelere odaklanmış, dayatmacı anlayışını hakim kılmaya  çalışan ve en önemlisi kendisinde tecelli eden toplumsal ittifaka ve  millet yapısına zarar verir hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle AKP zihniyetinin gerilimden medet uman, her türü istismarı  siyaset adına yapmayı mübah gören, milletin sosyolojik süreçlerini alt  üst eden tahripkar gafleti, ihanete varan uygulamaları ve geçmişle  bağlantılı nefreti bugün karşımızdaki karanlık ve vahim tabloyu  çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir toplumsal ihtiyaç ve kararlardan doğmuş yapı olan devletin toplum  hayatında sahip olduğu üç önemli hak; yasama yapabilme, yürütmede  bulunma, yargılama hakları ve bunları icra eden müesseseler arasındaki  gerilimler AKP iktidarları döneminde tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal kurumların birbiri ile olan bağı ve ilişkileri ister  istemez benzerlik gösterecek, tıpkı birleşik kaplardaki sıvılar gibi  toplumsal değerlerde oluşabilecek boşluklar diğer değerleri de aşağı  çekecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, ailenin zarar gördüğü bir ülkenin kalkınmış olması  mümkün olamayacağı gibi, eğitiminin kötü olduğu bir ülkenin kalkınması  da söz konusu olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Veya siyaset kurumunun yozlaştığı bir ülkenin gelişmiş, kalkınmış ve eğitilmiş olması düşünülemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik bu tarihi toplumsal yapının kendisini oluşturan bütün  kurumların ve unsurların toplamını da aşan ve milli dil ile şekillenen  kültürü tahrip olurken hedeflerin tutturulması bir yana ayakta kalması  bile zor olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün karşımızdaki tehlikelerin temeli ve özeti bunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim tarihin derinliklerinden gelerek toplumsal taleplere göre  şekillenmiş toplumsal kurumlar ve oluşmuş yapı alt üst olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada dikkat edilmesi gereken husus her değişimin gelişme olup  olmadığıdır ve değişim hızının toplumu değişim arzusu ile destekleyip  desteklemediği konusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi halde bütün iyi ve güzel fikir olarak çıkılan yoldaki arayışlar  ve yanılgılar hüsranla sonuçlanacağı ve macera kalacağı gibi, toplumsal  seviye ise başladığı noktadan gerilerde bir hizaya düşme tehlikesi ile  karşı karşıya kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu tespitlerimizi seçim yılı içinde bulunduğumuzdan dolayı muhataplarına bir kez daha hatırlatmayı görev sayıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira yaşadığımız sancılar mutlaka olması gereken toplumsal değişim  arzusundan ziyade, kötü bir yönetimin neden olduğu “Kriz, Kargaşa, Kaos,  Korku, Kutuplaşma, Kavga ve Karanlık”dan oluşan “7-K”lı tahribat  zinciridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yönetim değişmeden, mevcut iktidar gitmeden, toplumsal  beklentilerin cevap bulması, milli vicdanların rahata ermesi mümkün  değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin kötü yönetilmesi bir sonuçtur ve müsebbipler hali hazırda görevleri başındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin normalleşmesi ve millet olarak özgüvenimizi tekrar  kazanmamız için demokratik yollardan siyasi iradenin el değiştirmesi ve  yenilenmesi zorunlu bir hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım odur ki, büyük Türk milleti elbette kendi kaderine, yine  kendi azim ve iradesiyle sahip çıkacak ve tarihi hükmünü mutlaka en  doğru bir şekilde verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Kıymetli Basın Mensupları,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin karşısındaki çok ciddi iç ve dış güvenlik tehlikeleri ve tehditleri gittikçe ağırlaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terör tırmanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Siyasi ayrılıkçılık hevesleri hız kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Etnik bölünmeye zemin hazırlayan iç ve dış tahrikler artmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhu yara almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Terör inisiyatif almış, “eylem, ateşkes, pazarlık ve taviz kopartma” oyunu tekrarlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Cumhuriyetin ilke ve esasları tartışmaya açılmış, yıkıma anayasal kılıf bulma süreci başlatılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Kimlikler kaşınarak sistemli tahriklerle kavga ve çatışma ortamı körüklenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Türkiye’nin milli devlet niteliği ve üniter yapısı hedef alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Türk milletinin bin yıllık kardeşliği tehdit altına girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Milletimiz tarihi “soykırım” yalanları ile mahkûm edilmek istenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ilkeleri sorgulanmakta ve yıkılmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz siyasi sorumluluk taşıyan zihniyet tarafından tehlikeli bir cepheleşme sürecine acımasızca sürüklenmiştir</p>
<p style="text-align: justify;">√ Etnik temelde bölünme, inanç temelinde cepheleşme, mezhep temelinde  ayrışma, devletin ana ilkeleri temelinde kavga cepheleşmenin unsurları  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Cumhuriyetin temelleri, demokratik rejim, milli ve manevi değerlerimiz çatışma ve istismar alanı haline gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Toplumsal huzursuzluk, gerginlik ve çatışma alanları genişlemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Kamplaşma ve kutuplaşma süreci hız kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Yıkıcı bir tahribat Türkiye’yi içten içe çürütmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Maalesef Türk milleti, “ilerici-gerici”, “laik-dindar”, “inançlı-inançsız” ayrımına sürüklenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanı sıra siyasi ve sosyal hayatımızla ilgili yapısal sorun ve açmazlar had safhaya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Siyasi ve ahlaki çürüme devlet ve toplum yaşantısını sarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Yozlaşma kültürü her alanda kök salmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Türkiye yolsuzluk ve kanunsuzluklar ülkesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Devlete ve adalete olan güven duygusu zedelenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Siyaset kurumu kirlenmiş ve toplum nazarında itibar kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha vahimi ise ekonomi derin bir krize sürüklenmiş, milletimiz yoksulluğa mahkûm olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Hayat pahalılığı, cari açık, dış borçlar, işsizlik, iflaslar, işten çıkarmalar, yoksulluk, yolsuzluk ve kaygılar artmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Dar gelirlimiz, emeklimiz, işçimiz, memurumuz, köylümüz ve çiftçimiz açlık ve çaresizlikle yüz yüze gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Yaşanan yokluk ve yoksulluk artık geçici tedbirlerle ve yardımlarla kapatılamayacak boyutlara yükselmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">√ Gelir dağılımındaki bozukluk ve adaletsizlik çaresizliğe ve gerilime neden olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Basit tedbirlerle geçiştirilemeyecek, masum talepler olarak küçümsenmeyecek derecede önemli olan karşımızdaki bu ağır tehdit;</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, geleceğini ve sınırlarını hayati  derecede yakından etkileyecek düzeyde bir beka sorununu ortaya  çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan hareketle ‘Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği’ni  zorunlu gördük ve bunun için güçlü adımlar attık, milli hamleler yaptık.</p>
<p style="text-align: justify;">31 Ekim 2010 tarihinde gerçekleştirdiğimiz tarihi toplantı bunun için  iyi bir başlangıç teşkil etmiştir ve bu Güç Birliği artarak, saflarını  genişleterek her geçen büyümektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah sizlerin desteğiyle, katkısıyla ve duasıyla daha da kuvvetlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Katılımcılar,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye dokuz yıla yaklaşan bir süredir çözümsüzlüğün, çıkmazın, çarpıklığın ve çaresizliğin içine itilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yıllar içinde; skandallar filizlenmiş, kavgalar ateşlenmiş,  cepheleşmeler yaygınlaştırılmış, milli kimliğin aşağılandığı ve  krizlerin vasat bulduğu bir dönem hepimizin gözü önünde cereyan  etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz işsizlik bataklığının dibine kadar itilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik yıkım yaygınlaşmış, gelirsizlik her tarafı sarmış ve ne  hazindir ki Türkiye küçük bebeklerin açlıktan öldüğü bir ülke haline  gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen yıllar içinde; toplum şiddet sarmalına girmiş, aile dramları,  cinnet ve cinayet vakıaları, tecavüz ve taciz hadiseleri endişe verici  bir şekilde artış göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet kurumuna olan inanç kalmamış, güçlünün mazlumu ezdiği, zayıfın  hakkını alamadığı eşitsiz ve ahlaksız bir düzenin temelleri atılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül Referandumunun öncesinde ve sonrasında yaşananlar, hukukun  üstünlüğündeki alaborayı netleştirmiş, üstünlerin hukukunun nasıl  olacağını göstermesi bakımından hepimize bir fikir vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kırıp dökülmedik hiçbir taraf kalmamış; baskı ve zulümle tesir ve  etki altına alınmadık hiçbir kurum ve sosyal kesim bırakılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet organları son derece tehlikeli gerilim ve çatışma ortamlarına  çekilmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri tartışmaların odağına yerleştirilmiş  ve yeni mağduriyet alanları oluşturulması için sinsi bir faaliyet  yürütülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi sorumluluk taşıyanların sinirli, asabi bir ruh haliyle  herkesle itişmeleri, çekişmeleri ve ihtilafa düşmeleri tehlikeli  gelişmelere zemin hazırlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim öğrenciler ve işçiler coplanmış, memurlar eziyetlere maruz kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftçi azarlanmış, kulüp taraftarlarıyla kavgaya tutuşulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti; sözde demokratikleşme projesi adı altında Türk  milletinin kardeşliğini bozmak ve birlikte yaşamasını felç etmek için  elinden geleni her şeyi yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zihniyet tarafından ana dilde eğitim kapıları aralanmış, AKP  kanalı haline gelen TRT farklı dillerde yayın yapmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli devlet anlayışımız arkadan hançer üstüne hançer yemiş, kutsallarımız ve milli tezlerimiz ağır bir darbe almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti peşmergeye abi demiş, Kandil’le işbirliği arayışında  olmuş ve model ortaklığı yaptığı gücün taşeronluğunu utanmadan  üstlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olmakla övünen zihniyet,  küresel projelerin hayat bulması için her çabayı göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ön alıyoruz, oyun kuruyoruz diyerek yabancı başkentlerin çekim  alanına göz göre göre girilmiş, hiçbir anlam ifade etmeyen komşularla  sıfır sorun politikasıyla da vakit ve emek israfına neden olunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize göre AKP Türk milletini sekiz yılı aşkın bir zamandır oyalamış ve meşgul etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adeta mültezim gibi milletimizi soymuş, fakirleştirmiş ve takatsiz bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Heba olan yılların arkasından Türk milleti AKP’ye kızgındır ve hesaba çekmek için dört gözle sandığı beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla önümüzdeki seçimler Türk milleti ve Türkiye için bir kader seçimi olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah aziz milletimizin tercih ve kararıyla AKP hükümetinin taviz  ve teslimiyet döngüsü artık son bulacak ve bu zihniyet için çetin bir  hesap verme süreci başlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Katılımcılar,</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Basın Mensupları,</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet döneminin en ağır bunalımlarını yaşayan Türkiye’nin bu  bunalım sarmalından çıkacak, bu sorunları aşacak gücü, imkânları ve  kaynakları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun tarih yolculuğunda birçok badireyi atlatan Türkiye ve Türk milleti bu karanlık süreçten de çıkmaya muktedirdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin engin tarih ve kültür mirası, köklü devlet tecrübesi  ve geleneği, milli ve manevi değerleri, yüksek ahlak şuuru, demokratik  değerlere bağlılığı, genç ve dinamik nüfus yapısı, her alanda yetişmiş  insan hazinesi ve ekonomik kaynakları bu sorunları geride bırakmaya  yetecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok ağır sorunların altında ezilen, çok ciddi tehdit ve tehlikelere  maruz bırakılarak karanlık bir uçurumun kenarına sürüklenen Türkiye’nin;</p>
<p style="text-align: justify;">Ebedi vatanında milli birliğini ve kardeşliğini koruması,</p>
<p style="text-align: justify;">Gelişmiş, güçlü, huzurlu ve istikrarlı bir toplum olması,</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanı odağına alan, adil, akılcı ve demokratik bir devlet düzeni ve temiz ve namuslu bir siyasi yapı kurması ve,</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksulluğu, işsizliği yenmiş, dünya standartlarında üreten, gelirini  adil paylaşan, kaynaklarını rasyonel kullanan hakkaniyetli ve istikrarlı  bir ekonomik yapı kurması,</p>
<p style="text-align: justify;">Milli varlığını sürdürebilmesinin asgari şartları olarak karşımızdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için her şeyden önce;</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin sorunlarına “Türkiye ve Türk insanı” merkezli bakan ve geleceği “Türkçe düşünen ve planlayan”,</p>
<p style="text-align: justify;">Ortak değerler etrafında kucaklaşmayı, sevgi, kardeşlik ve birlikteliği amaçlayan,</p>
<p style="text-align: justify;">İlkeli, dürüst, açıklığa ve hesap vermeye dayalı, milletin hizmetinde  temiz ve sorumlu bir siyaset ve yönetim anlayışına ihtiyaç  bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin bu temel sorunlarını çözüme kavuşturarak Türkiye’yi ayağa kaldırma konusunda azimliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve huzurlu, onurlu, güvenli ve aydınlık bir geleceğe taşımak için hazırlıklıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin milli tarih ve kültür bilincinin, varisi olduğu  Türk-İslam geleneğinin ve milli değerlerinin rehberliğinde çağı kavrayan  ve kuşatan yeni ve büyük atılımların hayata geçirilmesi mecburidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkent Ankara merkezli ve insan odaklı bir aydınlanma dönemi ve yeni  bir milli birlik ve dayanışma ruhuyla Türkiye’nin ayağa kalkacağı  topyekun bir onarım, yeniden inşa ve şahlanış süreci başlatılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizlerin de bunlara bütün yüreğinizle, fikrinizle katılacağınızdan,  destek vereceğinizden şüphe duymuyor, bir kez daha katılımlarınızdan  dolayı teşekkür ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz sağ olun, var olun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-akademisyenlerle-gerceklestirilen-toplantida-yapmis-olduklari-konusma-metni-antalya.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-akademisyenlerle-gerceklestirilen-toplantida-yapmis-olduklari-konusma-metni-antalya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burcu Aybüke TEKGÜL &#8211;  Habercinin Etiği ve İnternet Haber</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-habercinin-etigi-ve-internet-haber.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-habercinin-etigi-ve-internet-haber.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Jan 2011 09:09:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Ver Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2294</guid>
		<description><![CDATA[28 Ocak 2011 Cuma… Milliyetçi Hareket Partisi’nin Ankara Anadolu Gösteri Merkezi’nde düzenlediği “Ses Ver Türkiye” buluşmasında hem 2011 Milletvekilliği Genel Seçimleri Seçim Beyannamesi ilk defa olarak kamuoyuyla paylaşılmış; hem de Milliyetçi Hareket’in saflarına pek çok güzide isim daha katılmış ve salonun içinde ve çevresinde olan binlerce kişi hep birlikte iktidar yürüyüşü başlatmıştır. Bu yürüyüş, elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın, orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek; Misâk-ı Millî’nin ilânının yıldönümünde başlayan bu yeni diriliş tarih kitaplarında yerini alacaktır. Bu vesileyle, Sayın Liderimiz Devlet Bahçeli’ye, parti kadrolarında yerlerini alan bütün büyüklerimize ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne gönül veren her bir kişiye saygılarımızı sunuyoruz. Okumakta olduğunuz yazının ortaya çıkış sebebi Milliyetçi Hareket’in sözü geçen toplantısı olmakla birlikte, esasta başka bir noktaya dikkatlerinizi çekmeye çalışacağız. Tekrar ediyoruz; bu yazının yazılmasına sebep olan etik-dışı habercilik örneğinin kaynağı, MHP’nin başlatmış olduğu bu büyük yürüyüşe engel olma çabaları ve bunda başarısız olunması dolayısıyla çıtanın çirkefliğe değin ‘yükselmiş’ olmasıdır. Öncelikle işbu ‘örneği’ fotoğrafıyla paylaşalım: Bir fotoğrafını gördüğünüz bu manşet İnternet Haber isimli haber sitesinden alınma ve esasta bu sitenin AKP yanlısı bir politikayla habercilik yaptığı zaten biliniyor. Habercinin tarafsız olması ve objektif olarak gerçeği yansıtmasının haber ahlâkının gereği olduğunu bir kenara bırakıyoruz; zira günümüzde pek çok medya organının şu veya bu şekilde iktidara ‘yöneldiği’ne aşinayız. Ancak alenen, halkı manipüle etmek ve gerçekleri çarpıtmak yolunda Türk habercilik tarihine geçecek bir riyakârlığın altına imza atmak yine de sık denk gelmediğimiz bir durumdur. Gelelim işi ‘çarpıtma’ kılan ve muhakkak haber editörlerinin “Gözümüzden kaçmış, elimizden kaymış” açıklamaları yapacakları ‘küçük ayrıntı’ya: Manşetten verilen haberin sürmanşetinde “Bu kez de MHP’li dört milletvekili AK Parti’nin yolunu tuttu…” ibaresi, yukarıda sözünü ettiğimiz toplantıdan henüz çıkmış birini ziyadesiyle şaşkınlığa sevk ediyor. Ancak haberin içeriğinde, MHP’den AKP’ye geçenin aslında dört milletvekili değil, dört ilçe belediye başkanı olduğu anlaşılıyor. Taraflı haber yapmayı kendine ilke edindiğini bildiğimiz hâlde, İnternet Haber’e çağrımız; bırakın haberciliği, insanlığın temellerinden biri olan dürüstlüğe bir nebze değer vermesi, hiç değilse ‘verir-miş gibi’ yapmasıdır. Biliniz ki, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 2009 senesinde belirlemiş olduğu 12 Kötü Adam’ın arasına katılabilmek için birbirinizle yaptığınız yarışı yakından takip ediyor, ahvâlinizden ibret alıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>28 Ocak 2011 Cuma… Milliyetçi Hareket Partisi’nin  Ankara Anadolu Gösteri Merkezi’nde düzenlediği “Ses Ver Türkiye”  buluşmasında hem 2011 Milletvekilliği Genel Seçimleri Seçim Beyannamesi  ilk defa olarak kamuoyuyla paylaşılmış; hem de Milliyetçi Hareket’in  saflarına pek çok güzide isim daha katılmış ve salonun içinde ve  çevresinde olan binlerce kişi hep birlikte iktidar yürüyüşü  başlatmıştır. <strong>Bu yürüyüş, elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın,  orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek; Misâk-ı Millî’nin  ilânının yıldönümünde başlayan bu yeni diriliş tarih kitaplarında yerini  alacaktır.</strong> Bu vesileyle, Sayın Liderimiz Devlet Bahçeli’ye,  parti kadrolarında yerlerini alan bütün büyüklerimize ve Milliyetçi  Hareket Partisi’ne gönül veren her bir kişiye saygılarımızı sunuyoruz.</p>
<p>Okumakta olduğunuz yazının ortaya çıkış sebebi Milliyetçi Hareket’in  sözü geçen toplantısı olmakla birlikte, esasta başka bir noktaya  dikkatlerinizi çekmeye çalışacağız. <strong>Tekrar ediyoruz; bu yazının  yazılmasına sebep olan etik-dışı habercilik örneğinin kaynağı, MHP’nin  başlatmış olduğu bu büyük yürüyüşe engel olma çabaları ve bunda  başarısız olunması dolayısıyla çıtanın çirkefliğe değin ‘yükselmiş’  olmasıdır.</strong> Öncelikle işbu ‘örneği’ fotoğrafıyla paylaşalım:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/yuklenenresimler/165168_10150387911740596_242415985595_16760481_5470742_n.jpg" border="0" alt="" hspace="0" /></p>
<p>Bir fotoğrafını gördüğünüz bu manşet İnternet Haber isimli haber  sitesinden alınma ve esasta bu sitenin AKP yanlısı bir politikayla  habercilik yaptığı zaten biliniyor. Habercinin tarafsız olması ve  objektif olarak gerçeği yansıtmasının haber ahlâkının gereği olduğunu  bir kenara bırakıyoruz; zira günümüzde pek çok medya organının şu veya  bu şekilde iktidara ‘yöneldiği’ne aşinayız. Ancak alenen, halkı manipüle  etmek ve gerçekleri çarpıtmak yolunda Türk habercilik tarihine geçecek  bir riyakârlığın altına imza atmak yine de sık denk gelmediğimiz bir  durumdur. Gelelim işi ‘çarpıtma’ kılan ve muhakkak haber editörlerinin  “Gözümüzden kaçmış, elimizden kaymış” açıklamaları yapacakları ‘küçük  ayrıntı’ya: Manşetten verilen haberin sürmanşetinde <strong>“Bu kez de MHP’li dört milletvekili AK Parti’nin yolunu tuttu…”</strong> ibaresi, yukarıda sözünü ettiğimiz toplantıdan henüz çıkmış birini ziyadesiyle şaşkınlığa sevk ediyor. <strong>Ancak haberin içeriğinde, MHP’den AKP’ye geçenin aslında dört milletvekili değil, dört ilçe belediye başkanı olduğu anlaşılıyor.</strong> Taraflı haber yapmayı kendine ilke edindiğini bildiğimiz hâlde,  İnternet Haber’e çağrımız; bırakın haberciliği, insanlığın temellerinden  biri olan dürüstlüğe bir nebze değer vermesi, hiç değilse ‘verir-miş  gibi’ yapmasıdır.</p>
<p>Biliniz ki, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 2009 senesinde belirlemiş olduğu <strong>12 Kötü Adam</strong>’ın arasına katılabilmek için birbirinizle yaptığınız yarışı yakından takip ediyor, ahvâlinizden ibret alıyoruz.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fburcu-aybuke-tekgul-habercinin-etigi-ve-internet-haber.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-habercinin-etigi-ve-internet-haber.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin 2011 Yılı Milletvekilliği Genel Seçimleri Seçim Beyannamesi Açıklama Toplantısı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesi-aciklama-toplantisi-28-ocak-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesi-aciklama-toplantisi-28-ocak-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Jan 2011 00:33:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2316</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesi-aciklama-toplantisi-28-ocak-2011.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?sub=js,it=thumb,v=291" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesi-aciklama-toplantisi-28-ocak-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesi-aciklama-toplantisi-28-ocak-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://server2.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/b73dbbd82b2aa686b8e89c13e6449dfab6d3fc14b46f8675030b5d8e1a82f2f30282a98f1bf8708cc13b9d6f309e9bbf38386adf4d5b05cdd02aed9af8e84bec/Genel_Baskanimiz_Sn__Devlet_Bahceli_nin_2011_Yili_Milletvekilligi_Genel_Secimleri_Secim_Beyannamesi_Aciklama_Toplantisi___28_Ocak_2011/video.flv" length="424761439" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin 2011 Yılı Milletvekilliği Genel Seçimleri Seçim Beyannamesi&#8217;nin Açıklanması Münasebetiyle Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesinin-aciklanmasi-munasebetiyle-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesinin-aciklanmasi-munasebetiyle-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Jan 2011 23:55:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Milli]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim Beyannamesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2300</guid>
		<description><![CDATA[Anısını ve Acısını Yüreğimizde Taşıdığımız, Mensubu Olmaktan İftihar Ettiğimiz Büyük Türk Milleti, İnanç, İrfan ve İman Mücadelesinin Eşsiz Temsilcileri Aziz Ülküdaşlarım, Her Biri Birbirinden Değerli Muhterem Dava Arkadaşlarım, Çok Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler, Yazılı ve Görsel Basınımızın Sayın Temsilcileri, Bugün çok anlamlı ve tarihi bir toplantıyı gerçekleştirmek amacıyla sizlerle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Partimizin tek başına iktidar hedefi doğrultusunda, milletimizden yetki ve sorumluluk aldığı takdirde; yapacağı hizmetlerin, hayata geçireceği icraatların nelerden ibaret olduğunu ve “2023’e Doğru Yükselen Ülke Türkiye Sözleşmesi”ni bugün aziz milletimizin bilgi ve himmetine sunacağız. Ne mutlu bizlere ki, bir kez daha milletimizin huzurundayız, karşısındayız ve dayanılmaz hal alan sorunlarını bitirmek için dimdik hazır bir halde ayaktayız. Bu çerçevede yapacağım konuşmama başlarken hepinizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Cenab-ı Allah’a bizleri kavuşturduğu için şükrediyorum. Milli coşkunun ihanet bariyerlerini yarıp fışkırdığı, millet sevdasının sağanak olup yağdığı, yüreklerdeki umutların hilaller eşliğinde dile geldiği bu muhteşem tablo karşısında son derece bahtiyarım ve kıvançlıyım. Sizlerle gurur duyuyorum, övünüyorum. Türkiye’nin kara talihi, buradan tüm vatan sathına yayılacak nurlu ışıkla inşallah tersine çevrilecektir. ‘Tam Yol İleri Parolası’yla süratli, kararlı ve istikrarlı bir şekilde ilerlediğimiz ‘Tek Başına İktidar’ hedefine hep beraber yapacağımız çalışmalarla her gün biraz daha yaklaşacağız. Bu itibarla, bugün açıklayacağım Seçim Beyannamemiz sisli ve fırtınalı yollarda pusula işlevi görecektir ve milletimize hak ettiği güzellik ve refahı yaşatmak için şeref sözümüz olacaktır. Aynı ufka odaklanarak, saflarımızı sıkılaştırarak, el ele, tam bir inanmışlık göstererek Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarını birlikte inşa edeceğiz. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz, sefalar getirdiniz. Aziz Dava Arkadaşlarım, Değerli Misafirler, Milliyetçi Hareket Partisi bugünlere kolay gelmedi, önüne ardı ardına çıkarılan engelleri bir çırpıda aşmadı. Başkaları için hiç olmayan mesafeler ‘Üç Hilal’ için hep vardı, ve sarp yollar, keskin dönemeçler, imkânsız geçitler hep karşımıza çıkarıldı. Sürekli yokuşlarda susadık, dar patikalarla sınandık, ateş çemberiyle imtihana çekildik. Milliyetçiliğin yaşaması, Ülkücülüğün var olması, Türk milletinin ebediliği için hep bedel ödememiz gerekti, çileyi ve mahrumiyeti alt etmemiz icap etti. Kurşunla pes ettireceklerini sandılar, başaramadılar. Ölümle tüketeceklerini hesap ettiler, güçleri yetersiz kaldı. Yağlı urganlarla sindireceklerini umdular, nefesleri yetmedi. Oyunlarla yolumuzdan çevirmeyi denediler, sonuç alamadılar. Tehditlerle doğru bildiklerimizden ödün istediler, vermedik. Hedef olduk, ama yılmadık. İftiralara uğradık, ama yıkılmadık. Suçlandık, mağdur olduk, ama mağrurluğumuzu hiç bozmadık. Bunlar bizim 42 yıllık kutlu mazimizin özetidir, acı da olsa gerçekleridir. Ne var ki bizi yok etmeye çalışanlar, üzerimize kinlerini kusanlar, Ülkücüyü hakir görenler her dönemde mağlubiyetin sillesiyle soluksuz kalmışlardır. Bizlere yenilgi yaşatmak için ahlaksızca saldıranlar, nefretleriyle kardıkları çamuru bağrımıza sıçratmaya çabalayanlar başlarını Üç Hilal’in kudretine durmadan çarpmışlardır. Dava arkadaşlarıma katil, faşist, mafya bozuntusu, kovboy, kafatasçı, şerefsiz diyen; sonra da dönüp rahmetli dava şehidimizin mektubunu okuyarak sahte gözyaşı döken zihniyetlerin ömrü hayatında beddualar peşlerini hiç bırakmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi bugünlere kolay gelmedi derken, kast etmeye çalıştığım hakikatlerden bazıları işte bunlardır. Bir asrı aşan Türk milliyetçiliği fikriyatının siyasal temsilcisi olan partimiz elbette Türk milletinin desteğiyle, ilgisiyle ve yardımıyla bu zamana kadar güçlenerek gelmiştir. Milliyetçi Hareket’in şanlı geçmişinin bizlere tek başına iktidar sorumluğu yüklediğini anlamak lazımdır. Üç Hilal’in tek başına iktidarı artık bir zorunluluktur, ihtiyaçtır ve geleceğin lider ülke idealinin gerçekleşmesi buna bağlıdır. Hiçbir zafere çiçekli...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Anısını ve Acısını Yüreğimizde Taşıdığımız, Mensubu Olmaktan İftihar Ettiğimiz Büyük Türk Milleti,</p>
<p style="text-align: justify;">İnanç, İrfan ve İman Mücadelesinin Eşsiz Temsilcileri Aziz Ülküdaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Her Biri Birbirinden Değerli Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Çok Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler,</p>
<p style="text-align: justify;">Yazılı ve Görsel Basınımızın Sayın Temsilcileri,</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün çok anlamlı ve tarihi bir toplantıyı gerçekleştirmek amacıyla sizlerle bir araya gelmiş bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizin tek başına iktidar hedefi doğrultusunda, milletimizden  yetki ve sorumluluk aldığı takdirde; yapacağı hizmetlerin, hayata  geçireceği icraatların nelerden ibaret olduğunu ve “2023’e Doğru  Yükselen Ülke Türkiye Sözleşmesi”ni bugün aziz milletimizin bilgi ve  himmetine sunacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu bizlere ki, bir kez daha milletimizin huzurundayız,  karşısındayız ve dayanılmaz hal alan sorunlarını bitirmek için dimdik  hazır bir halde ayaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede yapacağım konuşmama başlarken hepinizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Allah’a bizleri kavuşturduğu için şükrediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli coşkunun ihanet bariyerlerini yarıp fışkırdığı, millet  sevdasının sağanak olup yağdığı, yüreklerdeki umutların hilaller  eşliğinde dile geldiği bu muhteşem tablo karşısında son derece  bahtiyarım ve kıvançlıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizlerle gurur duyuyorum, övünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin kara talihi, buradan tüm vatan sathına yayılacak nurlu ışıkla inşallah tersine çevrilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Tam Yol İleri Parolası’yla süratli, kararlı ve istikrarlı bir  şekilde ilerlediğimiz ‘Tek Başına İktidar’ hedefine hep beraber  yapacağımız çalışmalarla her gün biraz daha yaklaşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, bugün açıklayacağım Seçim Beyannamemiz sisli ve  fırtınalı yollarda pusula işlevi görecektir ve milletimize hak ettiği  güzellik ve refahı yaşatmak için şeref sözümüz olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı ufka odaklanarak, saflarımızı sıkılaştırarak, el ele, tam bir  inanmışlık göstererek Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarını birlikte  inşa edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz, sefalar getirdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Dava Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi bugünlere kolay gelmedi, önüne ardı ardına çıkarılan engelleri bir çırpıda aşmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkaları için hiç olmayan mesafeler ‘Üç Hilal’ için hep vardı, ve  sarp yollar, keskin dönemeçler, imkânsız geçitler hep karşımıza  çıkarıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli yokuşlarda susadık, dar patikalarla sınandık, ateş çemberiyle imtihana çekildik.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçiliğin yaşaması, Ülkücülüğün var olması, Türk milletinin  ebediliği için hep bedel ödememiz gerekti, çileyi ve mahrumiyeti alt  etmemiz icap etti.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kurşunla pes ettireceklerini sandılar, başaramadılar.</li>
<li>Ölümle tüketeceklerini hesap ettiler, güçleri yetersiz kaldı.</li>
<li>Yağlı urganlarla sindireceklerini umdular, nefesleri yetmedi.</li>
<li>Oyunlarla yolumuzdan çevirmeyi denediler, sonuç alamadılar.</li>
<li>Tehditlerle doğru bildiklerimizden ödün istediler, vermedik.</li>
<li>Hedef olduk, ama yılmadık.</li>
<li>İftiralara uğradık, ama yıkılmadık.</li>
<li>Suçlandık, mağdur olduk, ama mağrurluğumuzu hiç bozmadık.</li>
<li>Bunlar bizim 42 yıllık kutlu mazimizin özetidir, acı da olsa gerçekleridir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki bizi yok etmeye çalışanlar, üzerimize kinlerini kusanlar,  Ülkücüyü hakir görenler her dönemde mağlubiyetin sillesiyle soluksuz  kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizlere yenilgi yaşatmak için ahlaksızca saldıranlar, nefretleriyle  kardıkları çamuru bağrımıza sıçratmaya çabalayanlar başlarını Üç  Hilal’in kudretine durmadan çarpmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dava arkadaşlarıma katil, faşist, mafya bozuntusu, kovboy, kafatasçı,  şerefsiz diyen; sonra da dönüp rahmetli dava şehidimizin mektubunu  okuyarak sahte gözyaşı döken zihniyetlerin ömrü hayatında beddualar  peşlerini hiç bırakmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi bugünlere kolay gelmedi derken, kast etmeye çalıştığım hakikatlerden bazıları işte bunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir asrı aşan Türk milliyetçiliği fikriyatının siyasal temsilcisi  olan partimiz elbette Türk milletinin desteğiyle, ilgisiyle ve  yardımıyla bu zamana kadar güçlenerek gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in şanlı geçmişinin bizlere tek başına iktidar sorumluğu yüklediğini anlamak lazımdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üç Hilal’in tek başına iktidarı artık bir zorunluluktur, ihtiyaçtır  ve geleceğin lider ülke idealinin gerçekleşmesi buna bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmediğini en iyi bilen ve yaşayan sizlersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gündüz kandilini hazırlamayanın, gece karanlığına mahkûm olacağının da farkındasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kararsızlığın, inançsızlığın, gecikmenin ve tembelliğin başarısızlığı hazırlayan unsurlar olduğu şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın izniyle Tek Başına İktidar zaferine çetin mücadeleler sonucunda ulaşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Asla pes etmeyeceğiz, düşmeyeceğiz, beklemeyeceğiz, atalet göstermeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yenileceğinden korkanların, mağlubiyetten başka şansları olmadığını unutmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidar hamurunu, bugünden özenle ve arzuyla mayalayacağız ve yoğuracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki, muhatap olduğumuz sorunlar, önümüze çıkarılan güçlükler ulaşacağımız iktidar zaferinin değerini artıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Felaketlere dayanacağız, üstesinden geleceğiz, dedikoduyu bertaraf  edeceğiz ve hıyanetin tüm taraflarına başarısızlığı tattıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Sesime Kulak Ver Türkiye, Ses Ver Türkiye’ diyerek yurdumun her  yöresine, milletimizin her ferdine, hüzünlere ram olmuş her haneye  mesajımızı götüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeminlerimiz ve millet hizmetinde yapacaklarımız için gece gündüz çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Çözümün bir parçası olacağız, ümitleri demetler halinde milletimize dağıtacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkatle, intizamla, şevkle Üç Hilal’in muzafferiyeti için didineceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüreklerimizdeki iyilik, yüzümüzdeki sevimlilik, ruhumuzdaki  dürüstlük ve mertlik, kalbimizdeki Allah aşkı, gönlümüzdeki Türklük  sevdası ve davranışlarımızdaki nezaket bizi mutlaka sonuca götürecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tam 42 yıl önce çıktığımız hak yolunda, hakikat yolunda ve Allah yolunda milletimiz bizi mahcup etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmasın ki biz çileyi azık, zahmetleri katık yaptık. Ancak asla inandıklarımızdan dönmedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Necip Türk milletine daha iyisini yapmak, daha fazlasını vermek, daha güzelini sunmak için karar verdik, yemin ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz güzergâhlardaki tuzaklara aldırmadık, eyvallah demedik.</p>
<p style="text-align: justify;">Pusmadık, sessiz kalmadık, tepkisiz olmadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Çelik gibi bir disiplinle Türklüğü sahiplendik, yüce dinimiz İslam’ı gönlümüze işledik.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim bugüne kadar başarılı olduk, aziz milletimizin sevgisini kazandık.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer başarıyı, başlangıç noktası ile ulaşılan yer arasındaki fark  olarak tanımlarsak, buna göre Milliyetçi Hareket Türk siyasetinin en  başarılı birkaç partisinden birisi olduğu açıkça görülebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki daha fazlasını istiyoruz ve başka da bir seçeneğimiz olmadığını düşünüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz bugün her zamankinden daha fazla iddialıdır, tek başına iktidar olmaya taliptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün maruz kaldığımız hain suikastlar karşısındaki vakarımız,  tehlikelere karşı gösterdiğimiz cesaretimiz, ödediğimiz bedeller, asla  vazgeçmediğimiz ilkelerimiz sayesinde Türk siyasetinin çekim ve cazibe  merkezi haline gelmemiz son derece doğaldır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunda emeği geçen, türlü badirelere göğüs geren başta Başbuğumuz  Alparslan Türkeş Bey olmak üzere, aramızda olsun ya da olmasın tüm dava  arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah hepsinden razı olsun ve aramızdan ebediyete uğurladıklarımıza da rahmetini esirgemesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün aynı zamanda Misak-ı Milli’nin 91.yıldönümünü idrak ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kutlu yeminimiz milli mücadele tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve aziz milletimizin şartlar ne olursa olsun işgal ve esaret karşısında geri adım atmayacağının tarihe mal olan irade beyanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz Misak-ı Milli Cumhuriyetimizin siyasi ve hukuki dayanağı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasları Sivas Kongresinde belirlenen Ahd-ı Millimiz, son Osmanlı  Mebusan Meclisi’nde Felah-ı Vatan Grubu’nun ısrarları ve büyük  gayretleriyle kabul edilmiş ve sonrasında tüm cihana duyurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin ebedi vatanında ne pahasına olursa olsun var olacağı Misak’ı Milli’yle somutlaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve vatanın bölünmez bir bütün olduğu kararlaştırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin vereceği toprağının, kaybedecek insanının olmadığı açıklıkla vurgulanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşbirlikçilerin, mandacı zihniyetlerin, verelim de kurtulalım diyen  çürümüş şahsiyetlerin emelleri Milli Yeminin alevinde yanıp kül  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta bizden görünüp, diğer tarafta yabancı güçlerin  yanaşmalığını yapanlar ve muhipliğinde karar kılanlar Türk’ün heybetli  şamarını bir kez daha yemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini sığıntı bir topluluk gibi görmeyi isteyenler,  yenilmiş, dağılmış, ufalanmış etnik kalıntı olarak düşleyenler edilen  Milli Yeminle şaşırıp kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Misak-ı Milli; stratejik bir diriliştir, silkiniştir ve kendi  irademizle sınırlarımızın tekrar belirlenmesine dönük kuvvetli bir  karardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağımsızlığa sevdadır, Türk milletinin son anayurdunda dünya durdukça yaşayacağının kesin ilamıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Namusumuzla, haysiyetimizle, kimliğimizle yaşamanın azmidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehit kanlarıyla kazanılan vatan topraklarının bağış ya da lütufla elde edilmediğinin ispatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşgalin en karanlık bir döneminde; hala varım, ayaktayım, sönmedim,  yenilmedim, vazgeçmedim diyen Türk milletinin dillere destan  direnişidir, diklenişidir ve alçaklara karşı dikilişidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Verilecek toprağımızın, terk edilecek ilimizin, paylaşılacak  vatanımızın, vazgeçilecek insanımızın, indirilecek bayrağımızın ve  gidilecek yurdumuzun olmadığını kanıtlayan muazzam bir hamledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim ilham kaynaklarımız arasında geçmişte edilen bu kutsal Milli Yemin de vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan 91 yıl geçse de sadakatimiz tamdır, bağlılığımız tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletin istikbalini ve istiklalini yine milletin azim ve kararının  kurtaracağına dönük niyet bizim sözümüzdür, anlayışımızdır ve yolumuzu  aydınlatan inanç meşalesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk vatanının bölünmez bir bütün ve Türk milletinin ayrılmaz,  parçalanmaz bir kuvvet olduğunu ecdadımız kanı pahasına bize miras  bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk tarihi, yaşamış her Türk’ün hatırasını taşımamamız için büyük bir mesuliyeti ödev olarak her birimize vermiştir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bunun için ‘Sonsuza Kadar Var Ol Türkiye’ diyerek haykırdık.</li>
<li>‘Ülken İçin Yüreğini Koy’ sözleriyle tavır aldık, talepte bulunduk.</li>
<li>‘Bin Yıllık Harcı Ayrıştırmak Kimin Harcı’ kararlığıyla ihanet taraftarlarına Türk milletinin ölmediğini duyurduk.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Karar anı geliyor; ‘Sesime Kulak Ver Türkiye, Ses Ver Türkiye’  nidalarıyla da milletimizi mutlu etmek, insanımızı huzurlu kılmak ve  devletimizi güçlü yapmak için yola çıktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün bir kez daha söz veriyoruz, edilen yeminleri tekrarlıyoruz ve yeni bir milli yemini hep birlikte ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik tahrikçi fesada izin ve fırsat vermeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ebedi vatanımızda milli birliğimizi ve kardeşliğimizi koruyacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi böldürmeyeceğiz, Türkçe’ye sahip çıkacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülüğü def edeceğiz, Türk milletinin bir ve kardeşçe yaşaması için her türlü fedakârlığı gerçekleştireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehide kelle, katile sayın diyen; müzakere masaları kurup canilerle el sıkışan kokuşmuş zihniyetlerden hesap soracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Her insanımızı aziz bileceğiz, saygı duyacağız ve kıymet vereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir vatandaşımızı diğerinden ayrı görmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayrağı indirmeye çalışanları, özerklik hayaline kapılanları, bunlara  ortam ve zemin hazırlayanları Türk’ün gazabıyla tanıştıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hainlerin melanetlerini başlarına geçireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimize işsizliği, yoksulluğu, sefaleti ve açlığı reva görenlerle amansız bir mücadele edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini 36 parçaya ayıranların hakkından Allah’ın izniyle geleceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde ileri demokrasi yalanlarını ağızlarına dolayan, temelsiz  özgürlük vaatleriyle insanımızı kandıran ve kendi hukuklarını tesis  etmek için uğraşan riya ve münafık siyaset erbabına haddini mutlaka  bildireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’i yıkmak için fırsat kollayanları, dedeleri gibi  teslimiyetçi olanları, yetim hakkına el uzatanları, haramzadeleri,  haksızlıkları yaygınlaştıranları, yandaşlarını kayıranları asla  affetmeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Misak-ı Milli kararından 91 yıl sonra;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Türkiye’nin milli birliğini ve milli kimliğini tartıştıranların,  etnik temelde bir ayrışma ve bölünme sürecine çekmeye çalışanların,</li>
<li>Bölünme modellerini demokratik ve çağdaşlık adına gündeme getirenlerin,</li>
<li>Ve PKK açılımıyla terör örgütünün bölücü emellerine sahip çıkanların iki cihanda da yakalarına yapışacağız.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Şehit kanı dökenleri, Habur’daki davul zurnalı terörist karşılama  törenlerini, Hizbullah militanlarını halaylar eşliğinde serbest  bırakanları, düzmece mahkeme kuranları hiçbir zaman aklımızdan  çıkarmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakında iyi şeyler olacak diyerek başlatılan PKK açılımını, eli kanlı  canilerin gelişini umut verici gelişmeler olarak yorumlayan sefilliği  unutmayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıkım için seferber edilen devlet imkânlarının, yerlere serilen milli  haysiyetimizin ve peşkeş çekilen milli varlıklarımızın diyetini  muhataplarından kesinkes alacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">İhanetle kol kola giren hainleri, İmralı canisinin projelerine destek  veren iktidarı ve ana muhalefeti bir an olsun zihnimizden  uzaklaştırmayacağız.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Türk’e düşman kim varsa, bizim hesabımız onlarladır.</li>
<li>İslam’a kim yan bakıyorsa nefretimiz onlara yöneliktir.</li>
<li>Tarihimizi kim sorgulatmak istiyorsa öfkemizin menzilende onlar olacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bedeli ne olursa olsun;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Türkiye’ye sahip çıkacağız.</li>
<li>Çünkü biz Türkiye’yiz, Türkiye Milliyetçi Hareket’tir.</li>
<li>Türk milletinin yalnız ve çaresiz olmadığını göstereceğiz.</li>
<li>Başkent Ankara vizyonuyla hareket edeceğiz ve Dünya’ya Türkçe sesleneceğiz ve Türkçe bakacağız.</li>
<li>Türk milletinin ayrılmaz, sarsılmaz bir bütün olduğunu dosta düşmana yeri geldiği zaman milli tepkimizle göstereceğiz.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Türk bayrağı çekildiği gönderden inmeyecek, ezan susmayacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Huzur arayan, iş isteyen, aşının arayışında olan insanımızın hüzünlerini dağıtacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Özlemleri dindireceğiz, hasretleri bitireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bunlar bizim yeminlerimiz arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletine açıkça beyanımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözümüzdür ve namus borcumuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Dava Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Her alanda bir çöküş ve çözülme sürecine mahkûm edilen, karanlık bir  uçurumun kenarına hızla sürüklenen Türkiye bugün tarihi bir kavşak  noktasına gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki seçimler Türkiye’nin bundan sonraki akıbetini belirleyecek bir dönüm noktası ve kader anı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz beş aydan az bir süre sonra Türkiye’yi bu hale  getiren, siyasi sicilleri lekeli inançsız kadrolarla seçim sandığı  başında hesaplaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin geleceği için hayati önem taşıyan bu tarihi fırsat ve tarihi randevu için geriye sayım başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün içinde bulunduğumuz zaman diliminde, AKP’nin demokratik  yollarla tasfiyesi Türkiye için her anlamda bir varlık sorunu haline  gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti; ya seçim sandığı yoluyla AKP’yi tasfiye edecek, ya da  milli birliğin ve devletin tasfiyesinin yolu ve önü ardına kadar  açılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz; ya AKP’yi oylarıyla işbaşından uzaklaştıracak, ya da  Türkiye’nin etnik temelde bir ayrışma, çatışma ve bölünme sürecine  sürüklenmesi kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim sandığında ortaya çıkacak milli irade ya AKP’ye yaptığı  kötülüklerin hesabını sorarak ağır bir ders verecek, ya da yoksulluk,  işsizlik, soygun, vurgun, yolsuzluk, sosyal gerginlik ve huzursuzluk  Türk milletinin katlanmaya mahkûm olacağı çok acı bir kader haline  gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">2011 seçimleri bu bakımdan hayati öneme sahiptir, bu sebeple her yönüyle Türk milleti için büyük bir önemi olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Türkiye bir yol ayrımındadır ve aziz milletimiz için karar anı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan ve AKP iktidarı;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>İmralı canisi ile pazarlığın,</li>
<li>Habur rezaletinin,</li>
<li>Kandil çeteleriyle müzakerenin,</li>
<li>Etnik bölücülük taşeronluğunun,</li>
<li>Terörle mücadelede aczinin,</li>
<li>Milli onur ve haysiyetin ayaklar altına alınmasının adıdır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ermenistan karşısında teslimiyetin, Barzani’ye boyun eğmenin, ABD ve  AB’nin dümen suyunda sürüklenmenin, Rumlar karşısında ezikliğin adı AKP  iktidarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarı; manevi değer ticaretinin, inanç hortumculuğunun,  yolsuzluk ve vurgun hanedanlığının, korku ve baskı imparatorluğunun  kurumsal markasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin bundan sonra vaat edebileceği tek şey, yoksulluk ve  işsizliğin daha da ağırlaşması, sosyal çöküntü, yolsuzluk ve soygun,  cepheleşme ve çatışma, milli birliğin sarsılması ve Türkiye’nin etnik  temelde ayrıştırılarak bir kardeş kavgasına sürüklenmesi ve  bölünmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Egemenliğin yegâne sahibi Türk milleti ülkesinin geleceği hakkında karar verecek biricik kudret ve varlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin bu felaket sürüklenişine dur diyecek ve kaderine sahip  çıkacak tek güç, milletimizin sandık başında ortaya koyacağı milli  iradedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz seçim sandığında Türkiye’ye büyük kötülükler yapan  AKP ile hesaplaşacak ve Türkiye’nin geleceği hakkında kesin bir hüküm  verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçimler yoksulluk, işsizlik ve açlığın Türk milleti için talih  olmaktan çıkılması için hayati bir fırsat ve Türkiye’nin varlığını,  milli birliğini ve gelecekteki devlet ve toplum yapısını belirleyecek  çok önemli bir dönüm noktası olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim sandığı başında vicdanıyla baş başa kalacak aziz milletimiz;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>AKP dönemin ekonomik, siyasi, sosyal tahribatlarının, milli birlik  ve güvenlik alanında yaşanan bütün sıkıntı ve sancılarını  değerlendirecek ve,</li>
<li>Türkiye’nin önüne çıkarılan tehdit, tehlike ve tuzaklar hakkında bir vicdan muhakemesi yaparak tercihini belirleyecektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Biz, büyük Türk milletinin şaşmaz sağduyusuna, vicdanına, Türkiye’nin  milli birliğine ve kardeşliğine sahip çıkma iradesine sonuna kadar  güveniyoruz ve Türkiye’nin geleceğinin ateşe atılmasına sessiz  kalmayacağına gönülden inanıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Dava Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Konuklar,</p>
<p style="text-align: justify;">Kıymetli Basın Mensupları,</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim Beyannamemizi ana hatlarıyla ifade etmeye geçmeden önce bir konuya kısaca değinmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi hayatımızın yapısal sorunlarının başında siyasi ahlak ve dürüstlük açığı gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasetin kirlenmesinin, yozlaşmasının ve ahlaki meşruiyet temelinin  aşınmasının başta gelen nedenlerinden birisi de bu marazi durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP döneminde bu hastalıklı yapı daha da ağırlaşmış ve tedavi kabul etmeyen kronik bir nitelik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasetle hiçbir ahlaki, vicdani ve hukuki kayıt tanımayan AKP bu  konudaki iflah olmaz zihniyeti ve siciliyle siyasi tarihimizin karanlık  sayfalarında hak ettiği yeri almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sakat siyaset anlayışının en mümtaz temsilcisi ve örneği hiç şüphesiz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın siyasi künyesinde taşıdığı “milli irade dolandırıcılığı”,  “inanç hortumculuğu” ve “siyaset karaborsacılığı” gibi sıfatlarına son  olarak “siyasi kapkaççılık”da eklenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl sonundan itibaren 2023 vizyonuna  sarılması, Cumhuriyetimizin 100.yılına giden süreçte 2023’e yürüyoruz  sloganıyla, 2011-2019 seçimlerini AKP’nin kilometre taşları olarak  gösteren iddialarla bilbordlara çıkması bunun en son örneği olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce de belirttiğimiz gibi 2023’de Türkiye’nin “Lider Ülke” olma  vizyonunu stratejik hedef ve proje olarak ilk defa 1999 Seçim  Beyannamesiyle Milliyetçi Hareket ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Başbakan’ın her vesileyle söz ettiği 2023’de ülkemizin dünyanın  en büyük on ekonomisinden birisi olması, bizim 57. Hükümet ortağı  olduğumuz 2000 yılında; Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planına koyduğumuz  hedeftir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi sermayesi tükenen Başbakan’ın, bizim onbir yıl önce  belirlediğimiz hedefleri şimdi sahiplenmesi kendisi açısından bir  gelişmedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte vizyonunun bunu kavramaya, misyonunun da bunu gerçekleştirmeye yeterli olup olmadığı ayrı bir meseledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, burada asıl üzerinde durmak istediğim husus, Başbakan’ın<br />
“siyasi  intihal” ve kapkaççılığı bir adım daha ileri götürerek, kamuoyu önünde  tescil ettirdiğimiz 2011-2023 vizyonuna da sahip çıkmaya çalışıyor  olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">31 Ekim 2010 tarihinde Ankara’da yaptığımız “Millet ve Devlet Bekası  İçin Güç Birliği” toplantısındaki konuşmamda, hedefimizin 2011-2023  dönemini kapsayan 12 yılda tek başına ve kesintisiz bir MHP iktidarı  olduğunu vurgulamıştım</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede 2011, 2015 ve 2019 yıllarında yapılacak TBMM’nin 24,25  ve 26 dönemlerini kapsayan 12 yıllık döneme ilişkin ekonomik, sosyal ve  siyasi hedef ve politikalarımızı “2023: Yükselen Ülke Türkiye  Vizyonu”yla kamuoyuyla paylaşmıştım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gerçek ortadayken ve kayıtlara geçmişken Başbakan Erdoğan ve  AKP’nin “2023’e yürüyoruz; 2011-2023” sloganını sahiplenmesi, siyasi  kapkaççılık olduğu kadar, Türkiye’ye vereceği hiçbir şeyi kalmayan  AKP’nin iflasının da tescili olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu slogan ve kavramsal yaklaşımın, MHP’nin kamuoyuna çok önceden açıkladığı siyasi projeyi sahiplenmek olduğu açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">En azından Başbakan’ın ilham kaynağının MHP olduğu inkar ve tevil götürmez bir gerçektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan ve partisinin siyasi kapkaç anlayışının, siyasi geçmişlerine  ve siyasi anlayışlarına bakıldığında aslında yadırganacak bir yönü  bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, gönül isterdi ki, Başbakan ve AKP Milliyetçi Hareket’ten milli  birlik ruhu, milli kimlik şuuru, ilkeli, temiz ve dürüst siyaset  anlayışı ve sorumluluk ahlaki konularında da keşke ilham alabilseydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Dava Arkadaşlarım</p>
<p style="text-align: justify;">Basınımızın Muhterem Temsilcileri</p>
<p style="text-align: justify;">2023’e doğru “Yükselen Ülke Türkiye” vizyonumuzun temel hedefi,  Milliyetçi Hareket Partisi’nin iktidarında Türkiye’yi bölgesinde ve  küresel planda her bakımdan bir güç merkezi haline getirmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Amacımız, Türkiye’nin siyasi istikrar ortamında, ekonomik büyüme ve  sosyal gelişmesini sağlayarak, milli birliğini koruyarak topyekûn bir  milli seferberlik başlatması ve bütün imkân ve kaynaklarının bu büyük  hedefe ulaşmak için harekete geçirmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi Cumhuriyetimizin 100.yılını idrak  edeceğimiz 2023 yılına kadar bölgesinde lider, küresel alanda bir güç  merkezi haline gelmiş Türkiye idealini bütün unsurlarıyla  gerçekleştirmeye kararlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için de önümüzdeki en az oniki yıl için 24, 25 ve 26’ncı Yasama Dönemlerinde tek başına iktidar olmaya taliptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oniki yılı kapsayacak bir programla Türkiye’nin önce milli güç, sonra  bölgesel güç ve nihayet küresel güç olması gerçekleştirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, 21.yüzyılda dünya siyasetinde etkili ve söz sahibi bir güç  ve ekonomide dünyanın ilk on ülkesinden biri olarak tarih sahnesinde hak  ettiği güçlü, onurlu ve itibarlı konuma kavuşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">“2023’e Doğru Yükselen Ülke Türkiye” idealinin gerçekleştirilmesi için, Türkiye’nin şu temel hedeflere ulaşmasını öngörüyoruz:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Gerçek anlamda demokratik bir hukuk devletine bütün yönleriyle işlerlik kazandırmak,</li>
<li>Yüksek demokrasi standartlarını yakalamak,</li>
<li>Yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü teminat altına almak,</li>
<li>Hak ve özgürlükleri dünya standartlarına çıkarmak,</li>
<li>Temiz toplum-temiz siyaset anlayışını hâkim kılmak,</li>
<li>Siyasi ahlakı tesis etmek,</li>
<li>Yolsuzluk ve yozlaşmanın kökünü kurutmak,</li>
<li>Ekonomik ve teknolojik gelişmeyi sağlamak,</li>
<li>Üretim kapasitesini, sanayi ve enerji alt yapısını dünya ölçülerinin üzerine çıkarmak,</li>
<li>Tarımda kendine yeterli olmanın ötesine geçerek bölge ve dünya  pazarına yüksek katma değerli işlenmiş tarım ürünü satabilir hale  gelmek,</li>
<li>Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasını ve vergi adaletini sağlamak</li>
<li>Doğal kaynakları en rasyonel ve optimum düzeyde değerlendirmek,</li>
<li>Vatandaşlarımızın kimseye muhtaç olmayacağı ve insanca yaşayacağı bir sosyal refah düzenini tesis etmek,</li>
<li>Gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek,</li>
<li>Sosyal güvenlik ve sosyal adaleti bütün icaplarıyla tesis etmek,</li>
<li>İşsizlik ve yoksulluğu ortadan kaldırmak,</li>
<li>Köklü bir eğitim reformu gerçekleştirmek ve bilgi toplumu dönüşümünü tamamlamaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu hedeflere ulaşmış bir Türkiye;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Siyasi, ekonomik, toplumsal istikrarı sağlamış,</li>
<li>Toplumsal yaraları sarmış, kronik sorunları çözmüş,</li>
<li>Ortak milli ve manevi değerler etrafında bütünleşmiş,</li>
<li>Milli birliğinin siyasi, sosyal ve kültürel temellerini güçlendirmiş,</li>
<li>Terörün kökünü kazımış, etnik bölücülüğü gündemden çıkarmış,</li>
<li>Sosyo-ekonomik sorunları köklü ve kalıcı çözümlere kavuşturmuş,</li>
<li>Cumhuriyet’in temel nitelikleri ile milli ve manevi değerleri, siyasi ve toplumsal çatışma alanı ve aracı olmaktan çıkarmış,</li>
<li>Dil, din ve etnik köken farklılıklarını aşan ortak bir milli şuurun  oluşturduğu Türk milletinin bin yıllık kardeşlik hukukunun yüceltildiği,</li>
<li>Husumetin yerini sevgi, ayrışmanın yerini kucaklaşmanın aldığı,</li>
<li>İçerde huzurlu ve güvenli, dışarıda onurlu ve itibarlı bir ülke olacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, en geniş boyutta sağlanacak toplumsal mutabakat ile  ülkemizin büyük hedeflere yönelmesini, bütün imkan, kaynak ve  kabiliyetlerini ‘Lider Ülke Türkiye’ hedefi doğrultusunda hareket  ettirmeyi öngörüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz yeniçağın dinamikleri üzerinde söz sahibi olmanın  yolu güçlü milli kimliğe ve özgüvene sahip bir millet olmaktan  geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye merkezli ve başkent Ankara odaklı yeni bir medeniyet ve yeni  bir dünya tesis etmeyi kendimize misyon olarak tayin etmiş durumdayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi lider ülke konumuna taşıyacak olan bu misyon, başta  Avrasya olmak üzere, bütün mazlum milletlerin de hür ve onurlu bir  şekilde yaşamasına vesile olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu da başarmanın yolu, öncelikle Türkiye’nin teslimiyetçi ruh  halinden kurtulmasına bağlıdır ve vazgeçilmez değerlerimize yönelmekten  geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, 2023 yılına kadar küresel alanda güç merkezi haline  gelmiş bir Türkiye’yi inşa etmeye imkân ve fırsatımız olduğu takdirde  hazır ve kararlıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için de istikrar içinde kesintisiz ve sürdürülebilir tek başına iktidara talibiz ve milletimizin desteğini istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">En az 12 yılı kapsayacak süre içinde; TBMM’nin 24, 25 ve 26’ncı  Yasama Dönemlerindeki tek başına MHP iktidarıyla ülkemizin küresel bir  güç olmasını sağlamak için çok yoğun bir çalışma göstereceğiz.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>2011-2015 yıllarını kapsayan birinci MHP iktidarı; ‘Onarım ve Toparlanma Dönemi’ olacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu süre zarfında, yükselen Türkiye’nin küresel güç olması yolunda  ihtiyacı olan çağdaş normlarda bir devlet ve toplum düzenin gerektirdiği  kurum ve kuralları tesis edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu yaparken, AKP iktidarlarının anti demokratik, vesayetçi,  kayırmacı, hukuk tanımaz, kişi güvenliğini ihlal edici, özgürlükleri  kısıtlayıcı her türlü iş, işlem, kural ve kurumlarını ele alacağız ve bu  çarpık düzene mutlaka son vereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dönemde toplumsal uzlaşma niteliği taşıyan yeni bir anayasa yapmak ve hazırlamak için ne gerekiyorsa yerine getireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörün kökünü kazıyacağız, huzur ve güvenliği tesis edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">İşsizlik ve yoksulluk sorununu hafifleterek refah düzeyini yükselteceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin ve milletin bütünlüğünü esas alacak şekilde devlet teşkilatını yeni baştan yapılandıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla işler hale getireceğiz ve temel  hakları teminat altına alarak bireysel özgürlükleri güçlendireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonominin yıllık ortalama yüzde 7 büyümesini ve yıllık 700 bin kişiye iş imkanı oluşturmasını sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">2015 sonunda, milli gelirimizi 1,1 trilyon dolara, kişi başına  gelirimizi 14 bin dolara, ihracatımızı 200 milyar dolara yükselteceğiz  ve toplam çalışan sayısını 25,5 milyona çıkaracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">2015-2019 yıllarını içeren ikinci MHP iktidarı; ‘Gelişme, Bütünleşme ve Atılım Dönemi’ olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yıllar arası, ülkemizin sosyo-ekonomik sorunlarının çözüldüğü,  sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ile sosyal gelişme sağlandığı, milli  bütünleşme ve kaynaşmanın tesis edildiği bir dönem olarak  hedeflemekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dönemde de ekonominin yıllık ortalama yüzde 7 büyümesini ve yıllık 700 bin yeni iş oluşturmasını sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">2019 sonunda, milli gelirimizi 1,5 trilyon dolara, kişi başına  gelirimizi 19 bin dolara, ihracatımızı 300 milyar dolara yükselteceğiz  ve toplam çalışan sayısını 28,5 milyona ulaştıracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">2019-2023 yıllarını ihtiva eden üçüncü MHP iktidarı, ‘Bölgesinde ve  Küresel Planda Güç Merkezi Lider Ülke Türkiye’ye Ulaşma Dönemi’  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">2023 yılını hedefleyen uzun vadeli stratejimizin temel amacı;  ülkemizin, çağdaş dünyayı Türkçe algılama ve değerlendirme yeteneğine  sahip, küresel düzeyde etkili ve ekonomide dünyanın ilk on ülkesinden  birisi olan ‘Lider Ülke’ konumuna yükseltmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">2023 yılının sonunda, yıllık ortalama yüzde 7 büyümeyi  gerçekleştireceğiz ve her yıl 700 bin yeni iş imkânının oluşmasını  sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli gelirimiz 2,1 trilyon dolara, kişi başına gelirimizi 25 bin dolara çıkaracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşallah 2023 yılında ihracatımızı 400 milyar dolara yükselteceğiz ve 31 milyon vatandaşımızın çalışmasını sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Vatandaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Kıymetli Misafirler,</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Basın Mensupları,</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim Beyannamemiz kapsamında; Türkiye’nin temel sorunları hakkındaki  görüşlerimizi ve politikalarımızı şu ana başlıklar altında toplamak  mümkündür.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Adaleti, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temeli olarak görüyoruz.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Adil ve hızlı yargılamanın sağlanması için gerekli altyapı  oluşturulacak, geçici bir tedbir olan tutukluluğun cezalandırmaya  dönüşmesi önlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargıtay’ın hizmet kapasitesi geliştirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek yargının içtihat oluşturma işlevi önündeki engeller kaldırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçimi demokratik  usullere uygun olarak ve yargı bağımsızlığını zedelemeyecek şekilde  yeniden düzenlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargının genel bütünlüğünü bozmadan ihtisas mahkemeleri oluşturulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkim, savcı ve yardımcı personel ihtiyacı giderilerek, bunların mali  ve sosyal haklarıyla diğer özlük haklarında gerekli iyileştirmeler  yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adli hizmet sunan kolluk güçleri idari yönden yeniden  yapılandırılacaktır. Adli Tıp Kurumunun özerk yapısı güçlendirilecek,  etkin denetim tesis edilecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yolsuzluklarla amansız bir şekilde mücadele edilecektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ahlaki kirlilik ve yolsuzluklar önlenerek “temiz siyaset-temiz yönetim” süratle tesis edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Makam ve mevkii ne olursa olsun yolsuzluk yapanlardan yargı önünde sonuna kadar hesap sorulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolsuzluktan suçlu görülen kişilerin servetlerinin nerede ve kimin  adına kayıtlı olursa olsun, zaman aşımı gözetilmeksizin el konulmasına  imkân sağlayacak hukuki düzenlemeler yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolsuzlukları önlemek ve koordinasyon amacıyla özerk bir “Yolsuzlukla Mücadele Kurulu” oluşturulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün kamu kurum ve kuruluşları denetim kapsamına alınacak ve etkin  bir hukuka uygunluk denetimi yanında, performans denetimi yapılması  sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamu yönetimini, sivil toplum, medya ve özel teşebbüsü kapsayacak temel etik düzenlemeler yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilirkişilik müessesesi kurumsallaştırılarak denetlenebilir hale getirilecek ve suiistimallere açık olmaktan çıkarılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Teşvik mevzuatı, ülkenin kalkınmasına hizmet edecek ve her türlü şaibeyi bertaraf edecek şekilde yeniden şekillendirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamu ihale sistemi bütünüyle yeniden düzenlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mal bildiriminde bulunma zorunluluğu olanların görev öncesi ve görev  sonrası mal bildirimlerinin kamuoyuna açıklanması sağlanacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Vatandaşın, kamu kurumlarından aldığı hizmetten memnun ve mutlu  olduğu, idari eylem ve işlemleri denetleyebildiği ve mutlak güven  duyduğu bir kamu yönetimi tesis edilecektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Her kurumun performans standartları belirlenecek, belirlenen kriterlere göre hesap verme yükümlülüğü getirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Düzenleyici ve denetleyici kurumlar daha etkin hizmet sunmak üzere yeniden yapılandırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Personel rejimi; liyakati esas alan ve performansı değerlendiren anlayışla yeniden ele alınacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuda ücret adaleti sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Memur ve diğer kamu görevlilerinin tanımı yeniden yapılarak, devletin  asli ve sürekli hizmetlerini yerine getiren memurlar dışında kalan  personele uluslararası normlara uygun sendikal haklar sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamu görevlilerinin yargılanmaları sürecini sekteye uğratan ve dokunulmazlık olarak nitelendirilen hükümler kaldırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin görevlerinin merkez, taşra ve yerel yönetimler arasında  dağılımı yeniden belirlenerek, teşkilat yapısı devletin yürüteceği  hizmetlerle uyumlu şekilde tekrar düzenlenecektir. Hizmette birlik  sağlanacak ve kaynak israfına son verilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerel yönetim reformuyla; kamu hizmetlerinin erişimini  kolaylaştırmak, kalitesini ve etkinliğini artırmak amacıyla yerel  yönetimlerin hizmet kapasitesi artırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerel yönetim reformu, kamu yönetimi reformunun bir parçası olarak uygulamaya konulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hizmet yönünden yerinden yönetim yapısının, siyasi yerinden yönetime dönüştürülmesi çabalarına imkân ve fırsat verilmeyecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Türk siyasî ve bürokratik hayatına ilkeli, seviyeli, dürüst ve temiz  bir yönetim anlayışının yerleştirilmesine özel önem verilecektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Siyasi partilerin, TBMM üyelerinin ve üst siyasi yönetim kadrolarının  faaliyet ve çalışmalarının tüm yönlerinin etik esaslara bağlanması için  “Siyasi Ahlak Yasası” çıkartılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletvekilleri, belediye başkanları, siyasî partilerin merkez  yönetimlerinde, il ve ilçe teşkilâtında görevli başkan ve yönetim kurulu  üyelerinin görev öncesi ve görev sonrası mal bildirimlerinin kamuoyuna  açıklanması sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletvekilliği dokunulmazlığı kaldırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Divan yetkisi ve görevi,  yargılanmanın adil, bağımsız ve  ihtisas sahibi mahkeme tarafından yapılması anlayışıyla yeni baştan  yapılandırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda Yüce Divan görevinin Yargıtay Ceza Daireleri  Başkanlarından oluşacak bir kurul tarafından yerine getirilmesi  sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi partiler ve seçim kanunları gözden geçirilerek siyasette  demokratik ilke ve standartların hâkim olmasını sağlayacak düzenlemeler  yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısıtlama ve sansürün olmadığı, basın ve yayın ahlakının gelişip  kurumsallaştığı, ahlaki ilke ve standartlara uygun hareket eden hür ve  bağımsız bir medya yapılanması tesis edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Dava Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin terörle mücadele, dış politikanın  esasları ve yeni anayasa konularındaki görüş ve düşünceleri ana  hatlarıyla şunlardır:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kanlı terör ve etnik bölücülük Türkiye için bir beka sorunudur.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Terörün kökü kazınacak, Türk milleti bu beladan kurtulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terörle müzakere değil, mücadele edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin güvenlik güçlerinin meşru zeminlerde ve tüm ülke sathında  vereceği topyekun mücadele ile uluslararası uzantıları dahil olmak üzere  en kısa sürede kesin olarak bitirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Güvenlik birimlerinin yürüttüğü mücadelenin yanı sıra, terörü  besleyen unsurların ortadan kaldırılmasına dönük olarak ekonomik,  sosyal, psikolojik, idari, demografik ve kültürel unsurları kapsayan bir  strateji uygulanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu amaçla, bölgenin gerçeklerine ve ihtiyaçlarına uygun ve geniş  kapsamlı bir “Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Programı” uygulamaya  konulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için gerekli mali destek, ekonomik kaynaklar ve özel teşvik ve  koruma önlemleri süratle sağlanacak ve hayata geçirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">GAP projesi en öncelikli stratejik yatarım olarak ele alınacak ve en  kısa zamanda tamamlanarak bölge halkının istifadesine sunulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Teröre destek sağlayan ülkelere karşı uluslararası hukuk çerçevesinde  etkili ve sonuç alıcı her türlü girişim ve önlemler kararlılıkla hayata  geçirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda ülke toprakları dışındaki terör unsurlarına karşı uluslararası hukukun tanıdığı tüm haklarımız kullanılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin güvenliği üçüncü tarafların iradesine, iznine ve inisiyatifine bırakılmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terör suçları için hangi ad altında veya şekilde olursa olsun genel, özel veya siyasi af asla gündeme gelmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı’daki teröristbaşının örgütü yönetmesi kesinlikle önlenecek, bunun için gerekli tedbirler derhal alınacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Dış politikamızın esası, bölgemizde ve dünyada barışın sağlanarak  sürekli kılınmasına katkıda bulunmak ve uluslararası iş birliğini  geliştirmektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Lider ülkeler arasında yer almak için, ülkemizin coğrafî, stratejik  ve jeopolitik konumunu dikkate alan, bölgesel ve uluslararası barışa  katkılar sağlayan etkili bir dış politika izlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">21’inci yüzyılın stratejik odağı durumundaki Avrasya jeopolitiğinin  merkezinde yer alan Türkiye’nin dünya siyasetinde ve uluslararası  ilişkilerde güçlü, itibarlı, sözü dinlenen, dostluğu aranan ve  dostluğuna güvenilen bir ülke olması sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin Türk Dünyası ve İslam aleminde itibar gören ve güvenilen  bir ülke olması; ekonomik ve kültürel bir merkez konumunu kazanması  temin edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk dünyası, dış politikamızın öncelikli ve ayrıcalıklı ilgi alanı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs, Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Balkan  ülkeleriyle ilişkiler her alanda geliştirilecek ve derinleştirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye dışındaki soydaş ve akraba topluluklarıyla, uluslararası  hukuk ve devletlerarası ilişkilere yön veren esaslar çerçevesinde  yakından ilgilenilecek ve gerekli kurumsal işbirliği yapılanmaları  öncelikle oluşturulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs’ta tek gerçekçi, uygulanabilir ve yaşayabilir çözüm olan iki  bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanması Kıbrıs  politikamızın temelini oluşturacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">AB ile ilişkiler Türkiye için bir “kimlik ve kader sorunu” olarak  görülmeyecektir.  Eşit haklara dayalı tam üyelik temel hedefimiz  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD ile ilişkilerimiz ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutlarıyla her  iki tarafın karşılıklı çıkarlarına hizmet edecek şekilde ve eşitlik  temelinde yürütülecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak politikamızın esasını, Irak’ın toprak bütünlüğünün muhafaza  edilmesi, Irak’taki Türkmen varlığının haklarının korunması ve Irak  topraklarının Türkiye için güvenlik tehdidi olmaktan çıkarılması  oluşturacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hepinizin bildiği gibi yeni Anayasa tartışmaları AKP tarafından 2011 seçim kampanyasının merkezine oturtulmuştur.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli ve demokratik Anayasa anlayışı ve bu konudaki görüşleri çok açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin gerçek anlamda bir “Toplum Sözleşmesi Belgesi” niteliğinde yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa’nın mümkün olabilecek en geniş siyasi ve toplumsal uzlaşı  temelinde ve demokratik bir tartışma zemininde hazırlanması zorunludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi’nin Anayasa değişikliği veya yeni bir  Anayasa yapılmasında öncelikli ve önemli gördüğü temel ilkeler ve  hedefler şunlardır:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Temiz yönetim ve temiz siyaset anlayışının hakim kılındığı,  demokrasiye aykırı uygulamaların bertaraf edildiği, modern  demokrasilerde olduğu gibi düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve  benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan  demokratik devlet yapısına ulaşmak amacımızdır.</li>
<li>Milli ve üniter varlığımızı güvenceye alan Anayasamızın başlangıç  kısmında ve ilk üç maddesinde ifadesini bulan esaslara ve Cumhuriyet’in  kurucu değerlerine saygı ve riayet çerçevesinde;<br />
Vatandaşlarımızın  aynı milletin ferdi olmaktan gurur duyacağı, ayrışmayı değil  bütünleşmeyi, farklılaşmayı değil kucaklaşmayı, kutuplaşmayı değil  kaynaşmayı sağlayacak toplumsal uzlaşmanın gerçekleştirilmesi  sağlanacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Birbirinden uzaklaşmamış, birbirine yabancılaşmamış bir millet yapısı  ile etnik köken, inanç, mezhep gibi özelliklerin milli kimliğin ve bin  yıllık kardeşliğin zenginliği olarak görüldüğü bir toplum hayatına  kavuşulması hedeflenecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Milliyetçi Hareket Partisi; Cumhuriyet’in temel nitelikleri, Türk  milli kimliği, demokratik rejim ve temel insan hakları gibi değerleri  vazgeçilmez olarak kabul eden ve bunların uzlaşma arayışı adı altında  tartışılmasını reddeden bir anlayışa sahiptir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi; iç huzur ve güvenliği tehlikeye  düşürecek, etnik bölücülüğün önünü açacak ve ayrıcalıklı terörün siyasi  gündemi ve emellerine hizmet edecek yaklaşımlara karşı çıkacak, bu  yöndeki eğilimlere meşru zeminlerde direnecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede; tek millet-tek devlet esasına dayanan, üniter yapıdaki milli devlet bünyesinde;</p>
<p style="text-align: justify;">Farklı etnik kimliklere siyasi ve hukuki statü tanınarak çok parçalı millet yapısı oluşturulmasına,</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi hak ve özgürlüklerinin etnik temelli kolektif haklara dönüştürülmesine,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe dışındaki dillere ve farklı kültürlere resmi statü kazandırılarak yapay azınlık yaratılmasına,</p>
<p style="text-align: justify;">Milli kimlik tanımının değiştirilerek “Türkiyelilik” kavramının esas  alınmasına ve Türk milleti kavramı yerine ikame edilmeye çalışılmasına,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe’den başka dillerde “anadil” olarak eğitim yapılmasına,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin idari yapısının değiştirilerek yerel yönetimlerin mahalli  parlamento olarak çalışacağı özerk bölgeler sisteminin hayata  geçirilmesine,</p>
<p style="text-align: justify;">İmkân ve zemin hazırlayacak hususları hiçbir şekilde tartışma konusu yapmayacak, bunlara sonuna kadar karşı çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Dava Arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Konuklar,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ekonomideki hedef ve politikalarımızın esasları ise şunlardır:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bağımsız ve milli bir “Üreten Ekonomi Programı” uygulamaya konulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Programın temel amaçları;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>İstihdam dostu, sürdürülebilir bir büyüme ortamını tesis etmek,</li>
<li>İşsizlik ve yoksulluğu azaltmak ve gelir dağılımını daha adil hale getirmek,</li>
<li>Rekabetçi bir kur politikası uygulamak, üretim ve ihracatın ithalata  bağımlılığını azaltarak rekabet gücü yüksek bir üretim ekonomisi tesis  etmek,</li>
<li>Ekonominin dış kaynak bağımlılığını azaltarak şoklara dayanıklı hale getirmek ve kırılganlığı azaltmak,</li>
<li>Kamu ve özel sektör borç stokunu sürdürülebilir bir seviyeye indirmek olacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Dört yıllık ekonomi programıyla yıllık ortalama yüzde 7 büyüme  gerçekleştirilecek ve her yıl yaklaşık 700 bin yeni istihdam  sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Enflasyon kalıcı bir şekilde düşürülecek ve dört yıllık bir dönem sonunda yüzde beşin altına çekilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu amaçla, öncelikle kamu açıkları ve kamu borç stoku azaltılarak,  kamu kesiminin mali piyasalar üzerindeki ağırlığının hafifletilmesi  sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygulanacak program çerçevesinde, vergi gelirlerinin artırılması ve  kamu açıklarının azaltılması sonucunda borçlanma sorunu çözülerek faiz  üzerindeki baskı azaltılacak ve reel faizlerin düştüğü bir ortamda,  sağlıklı bir şekilde para politikası uygulanabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurların piyasa şartlarına göre belirlendiği serbest döviz kuru politikası benimsenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak; piyasanın derin olmaması dikkate alınarak, kısa dönemde  kurlarda aşırı dalgalanmalara ve spekülatif hareketlere müdahale  edilecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Maliye politikasının temel amacı; kamu açıklarının kalıcı bir  biçimde azaltılmasını sağlayarak kamu borç stokunu sürdürülebilir bir  seviyeye çekmektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu amaca yönelik olarak; gelirler politikası verimlilikle ilişkili ve  ileriye dönük olarak uygulanacak, harcamalarda israf ve verimsizliğin  önüne geçilecek, verginin tabana yayılması suretiyle vergi gelirleri  artırılacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Herkesin malî gücüne göre vergi ödediği adaletli bir vergi sistemi tesis edilecektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Vergi sistemi, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını dikkate  alan dinamik bir yapıya kavuşturulacaktır. Bu çerçevede yatırım  yapanlara, istihdam, üretim ve ihracat artışı sağlayanlara yönelik vergi  indirim ve kolaylıklarını içeren bir program uygulamaya konulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vergi gelirleri içindeki dolaylı vergilerin payının azaltılması  suretiyle dar gelirlilerin vergi yükü hafifletilerek vergide adalet  sağlanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vergi oranlarında yapılacak indirimler ekonomiye canlılık sağlayacak  ve vergi tabanı genişletilecektir. Kayıt dışılıkla etkin mücadele  yürütülecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vergi kanunları; verginin konusu, matrahı ve vergi çeşitleri  itibarıyla tümüyle gözden geçirilerek uygulamada basitlik ve etkinlik  sağlanacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Borç yönetimi, para ve maliye politikası gibi istikrarın sağlanması  amacıyla kullanılan ayrı bir politika olarak değerlendirilecektir. Bu  çerçevede, para ve maliye politikalarıyla uyumlu, sürdürülebilir, şeffaf  ve hesap verilebilir bir borçlanma politikası izlenecektir.</li>
<li>Sermayenin tabana yayılması temel hedefimizdir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Başta menkul kıymet borsaları olmak üzere sermaye piyasalarının  gelişimi ile yabancı yatırımcı etki ve kontrolünden kurtulmasını  sağlayacak tedbirler alınacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha fazla küçük ve orta ölçekli yurt içi yatırımcının sisteme  girmesini sağlayacak yöntemler geliştirilmek suretiyle de piyasaların  yeterli derinliğe kavuşması temin edilecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Tasarruf sahipleri ve kredi kullananlar için şeffaf ve güvenli bir bankacılık sistemi oluşturulacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ziraat Bankası yeniden yapılandırılarak kamu bankası olarak kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Halk Bankası’nın satışında halka arz ve sektörle ilgili meslek  kuruluşlarına öncelik tanınacaktır. Blok satışa izin verilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Kalkınma Bankası yeni baştan yapılandırılarak, KOBİ finansmanında etkin bir şekilde kullanılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İhracat teşvik sistemi yeniden gözden geçirilecektir. Vergi iadesi  talepleri daha hızlı sonuçlandırılacaktır. Nakdi KDV iadelerinde  karşılaşılan sorunlar nedeniyle mahsuben iade uygulaması  yaygınlaştırılacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Doğrudan yabancı sermaye ve özel sektör yatırımlarına Türkiye’yi cazip kılmak için gerekli kolaylıklar sağlanacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ancak, yabancı sermayenin faaliyet gösterdiği sektörde milli  güvenliği ve ekonomik istikrarı olumsuz etkileyecek ve rekabeti  engelleyecek şekilde hâkim konuma gelmemesi için gerekli önlemler  alınacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğrudan yabancı yatırımların yer seçimi, alt yapı gibi sorunlarını  önemli ölçüde gideren “Endüstri Bölgeleri” uygulamaları etkin bir araç  olarak kullanılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bürokratik işlemleri basitleştiren ve tüm işlemlerin tek merkezde  yapılmasına imkân veren “Tek Durak İş Merkezleri” kurulacak ve  yaygınlaştırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısa vadeli portföy yatırımlarının piyasalardaki dalgalanmalar sonucu  hızlı ve yüksek miktarda yurt dışına çıkmasını önleyecek tedbirler  alınarak, kısa vadeli sermaye hareketleri ekonomik istikrarsızlık unsuru  olmaktan çıkarılacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Özelleştirmede öncelik halka arz yoluyla özelleştirme yöntemi uygulanarak,  sermayenin tabana yayılması sağlanacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Özelleştirmelerde şeffaflık ilkesi tam anlamıyla uygulanacak, kamu  vicdanını rahatsız edecek hiçbir uygulamaya izin verilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özelleştirme politikası gözden geçirilerek, stratejik olan işletmeler  yeniden belirlenecek ve bu kapsamdaki kuruluşlar  özelleştirilmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özelleştirme işlemlerinde; yatırım, teknoloji transferi ve istihdam  artışının sağlanması hedeflenecek, satışlarda mali kaynak sağlamakla  birlikte bu tür öncelikleri de dikkate alan bir uygulama yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Köprü, otoyol ve barajlar gibi kamuya ait altyapı tesisleri  özelleştirilmeyecek, bu tesisler için gelir ortaklığı senetleri ihraç  edilerek hem kaynak yaratılacak hem de alt ve orta gelir grupları için  alternatif yatırım araçları sunulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">KİT’ler tek bir portföyde toplanarak karlı ve verimli bir biçimde  faaliyet gösterecek şekilde yönetilmeleri sağlanacaktır. Daha az  müdahaleci, daha çok piyasacı bir KİT politikasının uygulandığı bu  sistemde, Özelleştirme İdaresi yeniden yapılandırılacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ekonomiye ilişkin politikaların ve uygulamaların yürütülmesinde ve  koordinasyonunda yaşanan sorunları gidermek amacıyla, “Ekonomi  Bakanlığı” kurulacaktır.</li>
<li>Tüm finansal piyasaların daha sağlıklı ve istikrar içinde işlemesini  ve dengeli ekonomik büyümeye katkıda bulunmasını sağlamak üzere;  bankacılık, sermaye piyasası, sigortacılık ve diğer mali sektörü  kapsayacak Mali Piyasalar Kurumu; haberleşme, iletişim, ulaştırma,  enerji, tarım, ilaç piyasalarının düzenlenmesi ve denetlenmesi amacıyla  Sektörel Düzenleme Kurumu oluşturulacak, Rekabet Kurumu ise yeniden  yapılandırılacaktır.</li>
<li>Yüksek Planlama Kurulu, Özelleştirme Yüksek Kurulu, Para Kredi  Koordinasyon Kurulu ve Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun  birleştirilmesiyle Ekonomik ve Mali İşler Yüksek Kurulu oluşturulacak ve  bu dört kurulun işlevlerinin yanı sıra tüm ekonomik ve mali işlerle  ilgili eşgüdümün sağlanması bu kurulca yerine getirilecektir.</li>
<li>Bilgi toplumuna geçişin her türlü alt yapısının oluşturulması,  bilimsel ve teknolojik araştırma ve geliştirmenin etkin bir şekilde  yürütülmesi ve koordinasyonun sağlanması amacıyla “Bilim, Teknoloji ve  İletişim Bakanlığı” kurulacaktır.</li>
<li>Kamu kaynaklarından Ar-Ge yatırımlarına daha fazla kaynak  aktarılacaktır. Özel sektörün; bu alandaki yatırımları desteklenecektir.  Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 2,5’e çıkarılacaktır.<br />
Kamu ihalelerinden alınacak pay ile Ar-Ge Fonu oluşturulacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bilimsel ve teknolojik araştırmaların, yenilikler ve buna bağlı  olarak verilecek patentler aracılığıyla üretime ve toplumsal faydaya  dönüşmesini sağlamak amacıyla “Milli Yenilik Sistemi” kurulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilim ve teknolojide kurumsal kapasite geliştirilecektir. Bu  çerçevede milli teknoloji üretim merkezleri oluşturulacak ve Türk  Dünyasının bilimsel araştırma merkezi niteliğinde  “Ankara Temel  Araştırmalar Merkezi (ATAM)” kurulacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yerel kaynakları harekete geçiren, nitelikli iş gücü istihdam eden,  ileri teknoloji kullanan ve üreten, özgün tasarım ve marka geliştiren,  tüketici sağlığını ve tercihlerini gözeten, çevre normlarına uygun  üretim yapan, teknolojik yenilik öngören, verimlilik artışı sağlayan,  uluslararası rekabet gücüne sahip bir sanayi oluşturulacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Tekstil-giyim sektöründe katma değeri yüksek ürünlere geçilmesine, moda-marka yaratmaya ve tasarıma ilave destek verilecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Eğitim ve öğretimde imkân ve fırsat eşitliği sağlanacak, toplumun  bütün fertlerinin ilgi, eğilim ve yetenekleri doğrultusunda eğitilmesi  esas olacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Okul öncesi eğitimin 6 yaş grubu dahil edilmek suretiyle zorunlu  temel eğitimin süresi 9 yıla çıkartılacak ve iki kademeli olarak  yapılandırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Temel eğitim” hedefimiz; okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılarak  zorunlu temel eğitim süresinin artırılması, gerekli fiziki alt yapı ve  insan gücü kapasitesinin oluşturularak ortaöğretimin de zorunlu eğitim  kapsamına alınmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitimin her kademesinde eğitim dili Türkçe olup, Türkçe’nin dışında  başka bir ana dilde eğitim yapılmayacaktır. Türkçenin doğru ve güzel  kullanımını teminen ana sınıfı ve ilköğretim kademesinde Türkçenin iyi  öğretilmesine önem verilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Orta öğretim; program türünü esas alan, yatay ve dikey geçişlere  imkân veren, çağdaş rehberlik ve yönlendirme hizmetiyle üniversite  sistemine etkin geçişi sağlayan bir yapıya kavuşturulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek Öğretim Kurulu; düzenleme, yönlendirme, koordinasyon, planlama  ve denetimden sorumlu bir yapıya dönüştürülerek yeniden  yapılandırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üniversite giriş sınavı kaldırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yerine, ilköğretim ve orta öğretimde etkili bir yönlendirmeye  bağlı olarak, uygulanacak müfredat ile orta öğretim başarısını ve orta  öğretim sonunda yapılacak “olgunlaşma sınavını” esas alan ve fırsat  eşitliğini gözeten üniversiteye geçiş sistemi uygulamaya konulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Dava Arkadaşlarım</p>
<p style="text-align: justify;">Muhterem Basın Mensupları</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin katlanılmaz hale gelen ve toplumun her kesimini etkileyen  ekonomik ve sosyal sorunlarını ve sıkıntılarını köklü ve kalıcı  çözümlere kavuşturmak Milliyetçi Hareket iktidarının en önemli ve  öncelikli hedefidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumumuzun her kesiminin sorunlarının ve sıkıntılarının  hafifletilmesi ve aşılması için öngördüğümüz ekonomik ve sosyal  yaklaşımlar, destekler ve yardımlar ile sağlık, vergi ve sigorta  primleri ve yatırım ile üretimin desteklenmesi konularında öngördüğümüz  düzenlemeleri 100 başlık altında “Milliyetçi Hareket Sözü ve Seneti”  olarak aziz milletimizin takdir ve değerlendirmesine sunuyoruz.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yoksulluk ve işsizlikle mücadele kapsamında;</li>
<li>Her yıl yaklaşık 700 bin yeni istihdam sağlanacaktır.</li>
<li>Muhtaç durumdaki ailelerin en az bir ferdine iş imkanı  sağlanacaktır. İş sağlanana kadar asgari ücretin yarısı kadar (yaklaşık  320 TL) “Aile Sigortası Yardımı” ödeme programı başlatılarak ailelere  sosyal koruma uygulaması yapılacaktır.</li>
<li>Bu ödemenin öncelikle ev hanımlarına yapılması esas alınacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Asgari ücret yükseltilecek, 2011 yılı itibariyle net asgari ücret 825 lira olacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Muhtaç durumdaki ailelere aylık temel ihtiyaçlarını  karşılayabilecekleri HİLALKART ismiyle harcama kartları verilecektir.  Çeşitli adlar altında yapılması öngörülen destek ödeme tutarları bu  kartlara yüklenecektir. Küçük esnafın desteklenmesi amacıyla bu kartlar  sadece ikamet edilen mahaldeki (ilçe ve belde) esnaftan yapılacak  alışverişte geçerli olacaktır.</li>
<li>Yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine devlet tarafından her ne ad  altında olursa olsun yapılan yardımlar arttırılarak sürdürülecektir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Sosyal yardım miktarı asgari yaşam düzeyi gözetilerek belirlenecektir.<br />
Sosyal  koruma bilgi sistemi geliştirilerek gerçek yoksulların hakkaniyete  uygun bir şekilde sosyal yardım programlarından yararlanması ve hiç  kimsenin aç ve açıkta kalmaması sağlanacaktır.<br />
Yoksul ve dar gelirliler üzerinde haksız bir yük oluşturan dolaylı vergiler indirilecektir.<br />
Her yoksul vatandaşın genel sağlık sigortasına ait primleri devletçe ödenecektir.<br />
Kamuya  ait atıl arazilerden kullanılabilir olanları, tarımsal üretim ve  istihdam amaçlı olarak işsiz ve yoksul vatandaşlara tahsis edilecektir.<br />
Sosyal yardım ve gelir arttırıcı önlemlerle gıda yoksulluğu sorunu çözülecektir.<br />
Yoksullaşma riski bulunan kesimlere destek projeleri uygulamaya konulacaktır.<br />
Konutu olmayan muhtaç kimselere sosyal konut sağlanacak, konut sağlanamadığı durumda ise kira yardımı yapılacaktır.<br />
65 yaşını doldurmuş, muhtaç durumdaki kişilere ödenen aylık, 105 liradan 250 liraya yükseltilecektir.<br />
Yoksullara yönelik, bireysel veya toplu konut yatırımlarında her türlü belediye harç ve vergileri kaldırılacaktır.<br />
Yaşlılıkta  yaşam kalitesini düşüren hastalık ve bakıma muhtaçlık problemlerine  yönelik çözümler getirilecek, yaşlıların sağlık hizmetlerine kolay  erişimi sağlanacak, yaşlı sağlık hizmetleri standardı yükseltilerek bu  hizmetlerden etkin bir şekilde yararlanma temin edilecektir.<br />
Yaşlılara, günlük yaşamını sürdürebilmesi için çağdaş standartlarda bakım ve yardım hizmetleri sunulacaktır.<br />
Belli nüfusun üzerindeki yerleşim birimlerinde “Yaşlı Bakım Evleri” yapılması sağlanacaktır.<br />
Yalnız  yaşayan yaşlıların günlük ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak  destek hizmetleri geliştirilecektir. Bu çerçevede, muhtaç durumdaki  yaşlılara evlerinde temizlik, günlük bakım, alışveriş gibi konularda  destek hizmeti verilecek, bakıcı/refakatçi sistemi geliştirilecektir.<br />
Yaşlısına  bakmakla yükümlü olan muhtaç durumdaki ailelere yaşlısını koruyup  kollaması ve onun her türlü fiziki, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını  karşılaması için “sosyal bakım yardımı” ödemesi yapılacaktır.<br />
Uzun  süreli işsizlerin, gençlerin, kadınların ve dezavantajlı grupların  istihdamını özendirmek amacıyla “istihdam esaslı” teşvik politikası  etkin bir şekilde uygulanacak, işe alınan her ilave işçi için belirli  süre ile sigorta primi, muhtasar vergi ve enerji bedeli hususlarda  avantajlar sağlanacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Çalışanlarımıza yönelik şunları hayata geçirmeyi hedefliyoruz:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Çalışanların ücretlerini sadece enflasyon oranındaki artışı dikkate  alan bir anlayışla tespit etmek yerine, ekonomik büyümeden pay alacak  şekilde belirlenecektir.<br />
Asgari ücretliden vergi alınmayacak, bütün çalışanların gelirlerini asgari ücret kadar kısmı vergi dışı bırakılacaktır.<br />
Ücretlilerin gelir vergisi oranı kademeli olarak yüzde 10’a indirilecektir.<br />
Kamu  istihdamı gözden geçirilerek aynı ya da benzer işi yapmakla birlikte  sözleşmeli, geçici, taşeron elamanı, 4/B’li, 4/C’li, vekil ve benzeri  adlar altında istihdam edilenlerin tamamının kadrolu istihdamını  sağlayacak düzenlemeler yapılacak, bu alandaki karmaşa ve mağduriyetler  giderilecek, eşitlikçi, adaletli ve hakkaniyetli bir istihdam düzeni  oluşturulacaktır.<br />
Kamu çalışanlarının ek gösterge, hizmet tazminatı,  fazla çalışma tazminatı, diğer zam ve tazminatlar ile yan ödeme gibi  kurumlar ve statüler arası farklılıklara yol açan ödeme unsurları gözden  geçirilerek, tüm kamu çalışanlarını kapsayacak şekilde ve hakkaniyete  uygun biçimde yeniden düzenlenecektir.<br />
Kamuda çalışanlara ödenen denge tazminatı arttırılacaktır.<br />
Güvenceli  esnek istihdam şekilleri yaygınlaştırılacak, bu amaçla başta sosyal  güvenlik mevzuatı olmak üzere ilgili yasalarda gerekli düzenlemeler  yapılacaktır.<br />
Öğretmenlere, araştırma görevlilerine, okutmanlara ve  diğer öğretim yardımcılarına araştırma ve kendini geliştirme  faaliyetlerine katkı olmak üzere 5000 göstergesinin memur maaş katsayısı  ile çarpımı tutarında her ay yaklaşık 310 lira “Araştırma &#8211; Geliştirme  Tazminatı” verilecektir.<br />
Kadrolu olmayan sözleşme ve geçici çalışan öğretmenler daimi kadrolara geçirilecektir.<br />
Öğretmenler  arasında yapılan kademelendirme nedeniyle oluşan ücret  farklılaşmasından yararlanamayan emekli öğretmenlerin de bu düzenlemeden  yararlanmaları için intibakları yapılacaktır.<br />
Eğitime hazırlık ödeneği eğitim kurumlarında çalışan tüm personele teşmil edilecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Emeklilerimiz için hayata geçirmeyi planladığımız hedeflerimiz şunlardan oluşacaktır:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Emeklilere her yıl bir defa Eylül ayı içinde kışa hazırlık yardımı olmak üzere bir maaş tutarında ödeme yapılacaktır.<br />
Emekli  aylıklarındaki artışların, genel enflasyon endeksi yerine, bu kesimin  tüketim kalıplarını ve hayat standardını dikkate alan özel endekse göre  yapılması sağlanacaktır.<br />
Ekonomik büyümenin sağladığı refah artışı da emekli aylıklarına yansıtılacaktır.<br />
Farklı  emekli aylıkları uygulamasına yol açan düzenlemelerin ortaya çıkardığı  mağduriyeti gidermek amacıyla intibak düzenlemesi yapılacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Çiftçilerimize ve hayvancılıkla uğraşan kardeşlerimize yönelik yapacaklarımız şunlardır:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Tarımsal destekler kademeli olarak gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 1,5’u düzeyine çıkartılacaktır.<br />
Halen  yüzde 0.5 olan toplam destek miktarı ilk etapta iki kat arttırılarak  yüzde 1’e çıkarılacak ve yaklaşık 12,5 milyar lira tarımsal destek  yapılacaktır.<br />
Besi hayvancılığının desteklenmesi amacıyla bütçeden  yapılan destek ödemeleri yüzde 50 oranında arttırılacaktır. Hayvancılık  desteği, bugünkü 1 milyar 250 milyon lira düzeyinden 2 milyar lira’ya  yükseltilecektir.<br />
Küçük çiftçilerin desteklenmesi amacıyla mazot,  gübre, ilaç, tohum ve fide gibi tarımsal girdiler üzerindeki ÖTV ve KDV  kaldırılacaktır.<br />
Orta ve büyük ölçekte üretim yapan çiftçilerin  kullandığı bu girdilerin üzerindeki ÖTV ve KDV kademeli olarak yüzde 50  oranında düşürülecektir.<br />
Buğday, mısır, pamuk, soya, ayçiçeği,  çeltik, fındık, üzüm, kayısı, zeytin ve yerfıstığı gibi ürünler için  özel destekleme programları geliştirilecek ve bu ürünlere fiyat  garantisi verilecektir.<br />
Sulamada ve tarım işletmelerinde kullanılan  elektrik tarifesi farklılaştırılarak çiftçilerimize daha ucuz elektrik  temin edilecektir.<br />
Mayınlı araziler mayından arındırılarak tarımsal amaçlı kullanılmak üzere yoksul çiftçilere dağıtılacaktır.<br />
Tarımsal  ihracata sağlanan destekler arttırılacaktır. Özellikle arz fazlası  ürünlere ihracat ve pazarlama desteği sağlanacaktır.<br />
Et ve Balık  Kurumu et piyasasını düzenleyecek etkin bir müdahale kurumu olarak  yeniden yapılandırılacaktır. Et ve sütte garanti fiyat uygulamasına  geçilecektir.<br />
Hazine arazilerinde tarımsal üretimde bulunanların  tarımsal desteklerden yararlanması sağlanacaktır. Hazine ile olan  uyuşmazlıklar giderilecek ve araziler kullanıcılarına uzun vadeli olarak  kiralanacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Esnaf ve Sanatkarımızla KOBİLER’E yönelik olarak şunları gerçekleştireceğiz:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Esnaf ve sanatlardan, emeklilik döneminde faaliyetlerine devam  edenlerden yapılan sosyal güvenlik destek primi kesintisi tümüyle  kaldırılacaktır.<br />
Şoför esnafının mevcut aracını yenilemek amacıyla alacağı yeni araçtan KDV ve ÖTV alınmayacaktır.<br />
Büyük  market zincirlerinin şehir merkezinde şube açmaları için asgari iş yeri  büyüklüğü standardı getirilecektir. Bu standarda uymayan mevcut  şubelerin de bir program dâhilinde yerleşim yeri dışına taşınması  sağlanacak ve küçük esnaf aleyhine gelişen haksız rekabetin önüne  geçilecektir.<br />
KOBİ’lerin üretiminin devamlılığını temin etmek için vergi oranlarında indirim yapılacaktır.<br />
KOBİ’lerin  yenileme amacıyla yapacakları makine-teçhizat ve donanım yatırımlarında  KDV alınmayacaktır. KOSGEB kaynaklarından faizsiz olarak yararlanmaları  sağlanacaktır.<br />
Türkiye Kalkınma Bankası yeniden yapılandırılarak KOBİ finansmanında etkili şekilde kullanılacaktır.<br />
Gelişen İşletmeler Piyasası süratle faaliyete geçirilerek KOBİ’lere destek sağlanacaktır.<br />
KOBİ’lerin  bankalardan daha fazla kaynak kullanmasını teminen Kredi Garanti Fonu  sisteminin kaynakları arttırılacaktır. Bu fon ve risk sermayesi sistemi  etkin hale getirilerek KOBİ’lere teminat sorunları çözülecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Engelli vatandaşlarımız için yapmayı planladıklarımızı şu başlıklar halinde ifade etmek mümkündür:</li>
<li>Engelliler öncelikli olarak işe yerleştirilecektir.</li>
<li>Engelli çocuğu olan muhtaç durumdaki ailelere sosyal destek ödemesi yapılacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Başkasının yardımına muhtaç durumdaki engelli aylığı 315 TL’den 450  TL’ye, diğer engelli aylığı ve 18 yaş altı engelli yakını aylığı 210  TL’den 300 TL’ye yükseltilecektir.<br />
Bakıma muhtaç engellilere evde  bakım ücretinin verilmesinde aranan azami gelir tutarı  brüt asgari  ücret tutarına yükseltilecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Aile, kadın ve çocuklar konusundaki hedeflerimiz arasında şunlar yer alacaktır:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">İlköğretime ve ortaöğretime devam eden her çocuk için annelere,  muhtaçlık durumları dikkate alınarak yapılan eğitime destek ödeneği en  düşük miktarı 50 TL olacak şekilde arttırılacaktır.<br />
İstihdam imkânı  geliştirilerek her ailenin yeterli ve sürekli bir gelire sahip olması  sağlanacaktır. Asgari hayat standardının altında gelir elde eden aileler  muhtaçlık düzeyi esas alınarak sosyal koruma programı kapsamına  alınacak ve bu çerçevede düzenli sosyal destek sağlanacaktır.<br />
Kadınlara  dönük mesleki eğitim ve beceri kazandırma programları  yaygınlaştırılacaktır. Kendi işini kuracak olanlara girişimcilik eğitimi  ve finansman desteği sağlanacaktır.<br />
Korunmaya muhtaç çocukların  öncelikle kendi aileleri yanında bakımları desteklenecektir. Bu kapsamda  koruyucu aile sistemi özendirilecek ve desteklenecektir.<br />
Ekonomik  yoksulluk içinde olan ailelerin 0-12 yaşları arasındaki çocuklarının,  koruma altına alınmadan, kreş ve çocuk kulübü gibi gündüzleri bakım  hizmetlerinden ücretsiz yararlanmaları sağlanacaktır.<br />
Yaşları ne  olursa olsun evli olmayan kızlar ile boşanan veya dul kalan kadınların  kendi sigortalılığı ya da aylık veya geliri olmaması durumunda, anne  veya babasının bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasına alınarak sağlık  yardımlarından yararlandırılacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Gençlerimize, öğrencilerimize ve genç girişimcilerimize yönelik olarak şunları hayata geçirmeyi planlıyoruz:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Öğrencilere ilköğretim süresince beslenme desteği verilecektir.<br />
Orta  öğretim ve yüksek öğretimde okuyan gençlerin burs ve kredi imkânları  geliştirilecek, yurt ve barınma kredisi verilecek, çağdaş standartlarda  barınma imkânları oluşturulacak, hiçbir öğrenci açıkta  bırakılmayacaktır.<br />
Yoksul öğrencilerin kamu yurtlarında ücretsiz barınmaları temin edilecektir.<br />
Yüksek öğretim öğrencilerine yurt ve barınma desteği olarak aylık 100 lira “barınma kredisi” verilecektir.<br />
Öğrenim kredilerinin geri ödemesi, ödemesiz süre sonunda iş bulunamaması halinde işe başlayana kadar ertelenecektir.<br />
Kendi  işini kurmak isteyen üniversite ve mesleki eğitim mezunu gençler  desteklenecektir. Projesi uygun bulunan gençler için devlet  bankalarından faizsiz kredi imkanı tanınacak, gençlerin ticari hayata  katılmaları desteklenecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Güvenlik ve emniyet güçlerimiz ile köy korucularımıza dönük olarak yapmayı planladıklarımız arasında yer alanlar şöyledir:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bütün güvenlik güçleri mensuplarına beşbin göstergenin memur aylık  katsayının çarpımı tutarında yaklaşık 310 lira, köy korucularına ikibin  beşyüz göstergenin memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında yaklaşık  155 lira  “Güvenlik Tazminatı” verilecektir.<br />
Güvenlik mensupları emekli aylıklarında 100 lira, köy korucusu emekli aylıklarında 50 lira seyyanen artış yapılacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Şehit  yakınlarına  ve gazilerimize şunları vaat ediyoruz:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Gaziler, şehit aileleri, terörle mücadele ederken mağdur ve malul olanlar öncelikli olarak işe yerleştirilecektir.<br />
Bu  vatandaşlarımıza yapılan sosyal tazmin ödeneklerinin onurlu bir hayat  sürdürebilmesine yeterli olacak düzeyde olması sağlanacak ve sosyal  konutlardan bedelsiz olarak yararlandırılmaları temin edilecektir.<br />
Şehit  ve gazi çocuklarının anne ve babalarının mesleklerini icra etmek  istemeleri halinde, gerekli şartları taşıyanların bu mesleklere sınavsız  doğrudan girmeleri sağlanacaktır.<br />
Şehit ve gazi çocuklarının her  kademedeki eğitim harcamaları devlet tarafından karşılanacak ve  yükseköğrenime girmelerinde kendilerine kontenjan ayrılacaktır.<br />
Yoksulların,  gazilerin, şehit ailelerinin, terörle mücadele ederken mağdur ve malul  olanların kamu hizmetlerinden yararlanmalarında avantaj sağlanacak, bu  çerçevede elektrik, doğalgaz, su ve telefon hizmetlerine özel tarife  uygulanacak ve bedeli ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde devlet  tarafından karşılanacaktır.<br />
Sosyal dayanışma ve kardeşliğin  pekiştirilmesi amacıyla bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesine  ilişkin tedbirlerin yanı sıra, terör olaylarından zarar görmüş  vatandaşlarımıza Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu’ndan yardım  yapılacaktır.<br />
Terörle mücadelede şehit veya gazi olmuş kamu  görevlileri ve köy korucuları ile güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı  men, takip ve tahkikle görevli olanların sakat kalmaları ya da hayatını  kaybetmeleri halinde hesaplanan aylıklarının, en az brüt asgari ücret  kadar artırılarak bağlanmasına yönelik düzenleme yapılacaktır.<br />
İstiklal  savaşı, Kore ve Kıbrıs gazilerinin aylıkları ile vatani hizmet  tertibinden bağlanan aylıkları brüt asgari ücret tutarına  yükseltilecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Köy ve mahalle muhtarları ile ihtiyar heyetlerine yapacaklarımız şunlardan oluşmaktadır</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Köy ve mahalle Muhtarlarının halen 370 lira olan maaşları, yerleşim  biriminin idari yapısı ve nüfusu gibi kriterler dikkate alınmak  suretiyle en az asgari ücret tutarına yükseltilecektir.<br />
Köy ve mahalle ihtiyar heyeti üyelerine her ay 150 lira huzur hakkı ödenecektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Sağlık hizmetleri alanında ise yapacaklarımız şu ana başlıklardan oluşmaktadır:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bütün vatandaşlar sağlık sigortası kapsamına alınacaktır. Vatandaş  adına bütün ödemeler sağlık sigortası tarafından yapılacaktır.<br />
Yoksul vatandaşların sağlık sigortası primleri devletçe ödenecektir.<br />
Tüm vatandaşlar hastane ve hekim seçme hakkına sahip olacaktır.<br />
Muayene ve yatarak tedavi katılım payı uygulamasına son verilecektir.<br />
Koruyucu  sağlık hizmetleri ve temel sağlık hizmetleri, eşitlik ve hakkaniyet  prensiplerine uygun olarak; kolay ulaşılabilir, kullanılabilir ve hasta  haklarına saygılı bir şekilde devlet tarafından ücretsiz olarak  sunulacaktır.<br />
Aylık bağlanabilmesi için aranan asgari prim gün  sayısını tamamlamakla birlikte yaş haddini doldurmadığından emekliye  ayrılamayan ve zorunlu sigortalıkları sona eren kişilerin ve bakmakla  yükümlü olduğu kimselerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelerine  imkan sağlanacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>İş dünyasına yönelik olarak da yapmayı hedeflediklerimiz arasında şunlar yer alacaktır:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Yatırım yapan, üretim ve ihracat artışı ile istihdam sağlayanlara  vergi indirimi ve kolaylıklar içeren bir program uygulamaya  konulacaktır. Ulaştırma, enerji ve diğer girdi maliyetleri gibi Türk  sanayicisinin uluslararası rekabet gücünü zayıflatan unsurlar  giderilecektir.<br />
Teknoloji tabanlı, katma değeri yüksek mal ve hizmet  üreten alanlara yapılacak yatırımlara gerekli vergi, kredi, yatırım  indirimi, enerji, arazi ve benzeri destekler sağlanacak, yatarım için  gerekli teknik ve fiziki altyapı kamu-özel sektör ortaklık anlayışı  içinde gerçekleştirilecektir.<br />
Sanayinin kullandığı girdilerin fiyatlarını yükselten fon ve benzeri kesintiler gibi maliyet dışı unsurlar kaldırılacaktır.<br />
Yüksek  ölçüde katma değer ve istihdam sağlayan yatırım projelerine yüzde  100’ün üzerinde yatırım indirimi verilecek, sigorta pirimi işveren payı  belirli oran ve süreyle devlet tarafından karşılanacaktır.<br />
İstihdam üzerindeki vergi ve sosyal güvenlik primi yükü azaltılacaktır.<br />
Katma  değer vergisi genel oranı kademeli olarak aşağı çekilecek ve işlem  vergilerinde (BSMV, damga vergisi, harçlar v.b) oranlar düşürülecektir.<br />
Vergi  mükelleflerinin özel ya da resmi işleri ile ilgili belgelendirdikleri  tüm harcamaların gider konusu yapılması sağlanacaktır.<br />
Menkul kıymet  sermaye iratlarına uygulanan stopaj oranlarında yerli ve yabancı ayrımı  yapılmayacak, eşit oranda vergi alınacaktır.<br />
Menkul kıymetlerden elde edilecek faiz gelirlerine yüksek, alım satım kazançlarına göre daha düşük vergi uygulanacaktır.<br />
Vergisini zamanında düzenli ödeyen vatandaşlarımıza vergi indirimi sağlanacaktır.<br />
Özel  iletişim vergisi ile mobil hizmetlerde abonelerden alınan kullanım  ücreti ve ruhsat ücreti kademeli olarak kaldırılacaktır.<br />
Değerli Dava Arkadaşlarım</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket dürüst ve namuslu siyaseti ilke edinmiş; yalanın  ve ucuz popülizmin siyasi ahlakla bağdaşmayacağına inanan bir siyasi  anlayışın temsilcisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayağı yere basmayan vaatlerle ümit ve hayal ticareti yapan siyaset karaborsacılarından farkımız budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün aziz milletimizin değerlendirmesine sunduğumuz Seçim  Beyannamemizde yer alan Milli Üreten Ekonomi Programı’nın hedeflerinin,  ekonomik ve sosyal politika, yardım ve desteklerin mali kaynakları her  yönüyle hesaplanmış ve karşılığı belirlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak bulma konusunda göstereceğimiz teminat ve referans,  şahıslarımız olmadığı gibi, kaynaklarımız da hayali ve afaki değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözümüz Milliyetçi Hareket sözüdür, programlarımızın kaynağı da ayrıntılı olarak hesaplanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün açıkladığımız Seçim Beyannamemizdeki program, proje ve  ekonomik-sosyal yardım ve desteklerin toplam maliyeti yaklaşık 73 milyar  570 milyon Türk lirası olarak öngörmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mali kaynak öngörümüz 9 ana başlıkta toplanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Devlet harcamaları, mal ve hizmet alımları, yatırım ve vergi  harcamaları ve transfer kalemlerinde yolsuzluk ve usulsüzlüklerin  önlenerek yüzde on tasarruf ve etkinlik sağlanması 9,9 milyar lira  kaynak sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması sürecinde kayıt  dışılıkta on puanlık azalma sağlamasının geliri 23 milyar lira  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Kayıt dışı ücretli istihdamının yüzde yirmibeş oranında azaltılmasının getirisi yaklaşık 2,8 milyar liradır.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Terörün etkin bir mücadeleyle en kısa sürede bitirilmesi sürecinde  harcama ve gelir kayıplarının azaltılması 3 milyar lira kaynak  getirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">5- İç borçlanma faiz oranlarının ve dış borçlanmada risk priminin bir puan düşürülmesinin getirisi 5,1 milyar lira olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlarda kayıp kaçağın  önlenerek bu harcamalardan yüzde beş tasarruf sağlanması 3,5 milyar lira  kaynak yaratacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Kamu ihalelerinde yüzde bir pay alması yaklaşık 1 milyar lira getirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Savunma harcamalarının bazı kalemlerinde yüzde beş tasarruf sağlanmasından 610 milyon lira gelir gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Ekonomide potansiyel büyüme üzerine çıkılarak MHP’nin hedeflediği  yılda yüzde yedi büyümenin gelir getirisi olarak yaklaşık 24 milyar lira  kaynak oluşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dokuz ana kalemden sağlanacak toplam ilave kaynak miktarı yaklaşık  73 milyar 570 milyon Türk Lirası olarak hesaplanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu miktar da Seçim Beyannamemizdeki program, proje, ekonomik ve sosyal yardım ve desteklerin toplam maliyetini karşılamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda belirtmek istediğim son bir önemli husus da, kamunun  yerinden yapılandırılarak verimlilik, etkinlik ve tasarruf sağlamasının  gelir etkisi ile bugün gündemde olan kamu alacaklarının yeniden  yapılandırılması ve diğer bazı düzenlemelerin gelir etkisinin bugün  sunduğum kaynak hesabında dikkatle alınmamış olması gerçeğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli Dava arkadaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">Basınımızın Değerli Temsilcileri,</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in Yükselen Ülke Türkiye’yi bölgesel ve küresel  güç haline getirme vizyonunun esasları, bu ideale ulaşmak için ortaya  koyduğu hedefleri ve bu süreçte büyük Türk milletine vaatleri ana  hatlarıyla bunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ve Aziz Türk Milleti Milliyetçi Hareket’in inançlı ve kararlı  kadrolarıyla Cenab-ı Allah’ın yardımıyla bu hedeflere mutlaka  ulaşacaktır.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Milliyetçi Hareket seçimlere tek başına girecek, hiçbir siyasi  partiyle seçim işbirliği ve ittifakı yapması hiçbir şekilde söz konusu  olmayacaktır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in güveneceği ve sığınacağı yegane yer Büyük Türk  Milleti’nin temiz yüreği, mühürlü olmayan vicdanı, eşsiz sağduyusu ve  geleceğine sahip çıkma azmi ve iradesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in iktidar yürüyüşünün yolu; Brüksel’den,  Washington’dan, Okyanus ötesi fetva makamlarından, İmralı canisi ile  örtülü ve kirli ittifaklardan, etnik bölücülüğün taşeronluğundan, ihanet  cephesi ile saf tutmaktan değil, Türk milletinin gönlünden geçecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim yegane icazet alacağımız merci Büyük Türk Milletidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in Türkiye’yi yönetme konusundaki yetkisinin ve siyasi meşruiyetinin yegâne kaynağı milli iradedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket bu güçle seçimlere tek başına girecek ve cesur  yüreklerin seçim sandığı başında sergileyeceği milli şuur şahlanışıyla  ve Cenab-ı Allah’ın izniyle muzaffer olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’in tek hedefi ve tek düşüncesi tek başına iktidardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçim sonrası diğer siyasi partilerle koalisyon hesabı, beklentisi ve  düşüncesi Milliyetçi Hareket’in gündeminde hiçbir şekilde yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim ittifakımız sadece ve sadece aziz milletimizledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket milli vicdanın sesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti hiç şüphemiz yoktur ki bu sese kulak verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Sesime Kulak Ver Türkiye, Ses Ver Türkiye’ sözleriyle vatanımızın her yöresine sesimizi duyuracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ayağa kalkarak bu çağrımızı karşılıksız bırakmayacak, sağduyunun sesine mutlaka ses verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket sessizlerin sesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç şüphe etmiyoruz ki, Türkiye bu sesi mutlaka duyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Emekler, gayretler ve dualar karşılıksız kalmayacak, Türk milleti sessizliğin esiri olmayı reddederek mutlaka ses verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Tek Yürek, Tek Ses ve Tek Nefes olacak ve Milliyetçi Hareket’i destekleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sel olup akan gözyaşlarının, çekilen çilelerin, masum ve mağdurların  feryatlarının ahı, kul ve yetim hakkına el uzatmanın günahı ve  Türkiye’yi etnik temelde bölmeyi çalışmanın vebali seçim sandığı başında  Başbakan Erdoğan’ın yakasına yapışacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti topyekün ayağa kalkarak geleceğine sahip çıkacak; onur,  huzurlu ve mutlu bir geleceği inşa etmeye azimli Milliyetçi Hareket’e  ses verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye aydınlık bir geleceğe Milliyetçi Hareket’le yürüyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi yol ayrımında olan Türkiye için kader anı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Beş aydan kısa bir süre sonra sözün bittiği yere gelinecek, seçim sandığı başında son sözü Büyük Türk Milleti söyleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz Hazırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin de hazır olduğunu biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gayret ve çalışma bizden, yardım ve himaye Cenab-ı Allah’tan, takdir ve destek aziz milletimizdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Allah bizleri mahcup etmesin, emeklerimizin karşılıksız bırakmasın, yar ve yardımcımız olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ olun var olun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne Mutlu Türküm Diyene.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesinin-aciklanmasi-munasebetiyle-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-2011-yili-milletvekilligi-genel-secimleri-secim-beyannamesinin-aciklanmasi-munasebetiyle-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan ÇAKICI &#8211;  Bu Ülkenin Ruhu ve Seçim&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-bu-ulkenin-ruhu-ve-secim.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-bu-ulkenin-ruhu-ve-secim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Jan 2011 09:07:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2292</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye zorlu bir ülkedir. Hem canı sıkkındır, hem de bir hayli “sıkıdır.” Katlanır, sabreder, yaraları dağlanır, sabreder, ekmek verdiği gözünü oymaya çalışır sabreder; ta ki bir vakte kadar… O vakit bıçağın kemiğe dayandığı “Türk vaktidir” ve Allah’ın “vaat ettiği vakte” yakın bir haldir. Sadece modern zamanların insanının yaşayabileceği bir “öfke krizi” ya da şimdiki zaman toplumlarının yaşadığı gelip geçici bir “kargaşa” değildir bu… Hâşâ… … Acı tecrübelerin, ağır tahribatların, ateşle imtihanların ördüğü bir kaderi vardır bu ülkenin&#8230; Kritik süreçleri, karanlık dönemleri, sancılı yılları hiç eksik olmaz. Kimler gelmiş kimler geçmiştir. Kimine göre bu kritik süreç, “1071’den beri böyle gelmiş böyle gider…” Ama hiçbir zaman tükenmeyiz; Gör ki 3000 yıldır demir döver bu ülkenin ruhu&#8230; … Bir türlü iflah olmamıştır yaraları; bir kez olsun doyasıya gülememiştir, gülse bile “fazla güldük, başımıza bir hal gelecek” dedirten bir tedirginlikle gülmüştür. Sancısı budur. Hiç yakışmasa da çehresine; bu ülke tedirgindir. “Gülsün yüzü bu ülkenin” dersin… “Hem de doyasıya gülsün” dersin… Yok olmaz. Bir ürperti, bir tehdit, bir pusu havası… Hâlbuki bir bak kendine, değil mi? Güçlü ol… Yok olmaz. Çünkü unutkandır. “Unutkan” dedik ya şimdi, “yine mi aynı terane” dersin… Amentüyü hatırla… “Korkma” diye başla… Anlayacaksın; neyi unuttuğunu… Sorunlar daimi olmadığı gibi, sorunlar bizatihi çözülmek için vardır. En nihayetinde “bu cennet, bu cehennem bizim&#8230;” … Sorunlar dağ olsa aşılır; dert daha derinde… Dert, “fetih için besmele” çekebilmekle, “elif” gibi dimdik durup, Yunusça “dört kitabın manisi- bellidir bir elifte” diyebilmekle; her çarenin başına sağlam bir şuur ve iman terkibi koyabilmekle ilgilidir. Gör ki 300 yıldır kördüğüm olmuş idrakler… Yetsin artık bu debdebe, bu kuklalık, bu pespayelik, bu atalet, bu keşmekeş içindeki münzevi hal… Bizim kaderimiz ve tarihimiz, tezgâhlara düşürülüp, sokak sokak gezdirilip, cazgırlıkla satılacak kadar aciz midir? Hâşâ… Lakin belki müstahak olduğumuz, belki “başa gelen çekilir” dediğimiz bu hal, yine kendi içimizdedir; kendi içimizde… Bir kez olsun mazeret aramadan, dış mihrak aramadan, şunu bunu aramadan; kendinle yüzleş… Sağa sola değil, aynaya bak; önce dik dur, değil mi? Güçlü ol… … Tarihin bu döneminde yepyeni bir inkişaf arıyoruz; alın terimizin toprağa düşmesini görüyor ve bu topraktan filizlenecek olan umutları arıyoruz. Yalancı zaferlerden, bayramlık nutuklardan, masumiyet teranelerinden bıktık… Başka bir ifadeyle; Elleri kanlı, dişleri kanlı, koltukları kanlı olanlara; gözlerimiz kanlı bir şekilde bakıyoruz… Hani bir zamanlar birileri derlerdi ya; “Memlekete komünizm lazımsa biz getiririz, milliyetçilik lazımsa biz yaparız” diye… Sonra birileri de “kutsal mazeretlerini” sıralamak için derdi ya; “İktidar olduk ama muktedir olamadık” diye… Sadece bu cümleler bile, maruz kaldığımız zihniyetlerin tahribatını gözler önüne sermeye yeter. Ki unutmamalı; “beyaz leblebinin yanına rakı Atatürkçülüğü” yapanlar ile “badem bıyığı ile eyyamcı müslümanlık” yapanlar arasında -ironik mi dersiniz, birbirlerini ürettiklerini-beslediklerini mi söylersiniz bilmem ama- bir ittifak vardır. Dillerindeki, usullerindeki, yaklaşımlarındaki ve zihniyetlerindeki farklılıkları elbette sıralayabilirsiniz; lakin özünde aynı “muktedir” vardır. Ve o “muktedir efendinin” topluma yüklediği mana; Aynı atalet, aynı öğrenilmiş çaresizlik, aynı kendine güvensizlik, aynı bitkinlik… Biri “koyun” olarak, biri “kul” olarak görür… İşte geçmişten günümüze kadar süregelen bu manzara-i umumiyenin başka bir “muktedir versiyonunu” yaklaşık 9 yıldır seyreyliyoruz. Bu arada, asla kendi değerleri ile tanımlanmayan ve hatta ayrıştırılmaya...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türkiye zorlu bir ülkedir.</p>
<p>Hem canı sıkkındır, hem de bir hayli “sıkıdır.”</p>
<p>Katlanır, sabreder, yaraları dağlanır, sabreder, ekmek verdiği gözünü oymaya çalışır sabreder; ta ki bir vakte kadar…</p>
<p>O vakit bıçağın kemiğe dayandığı “Türk vaktidir” ve Allah’ın “vaat ettiği vakte” yakın bir haldir.</p>
<p>Sadece modern zamanların insanının yaşayabileceği bir “öfke krizi” ya  da şimdiki zaman toplumlarının yaşadığı gelip geçici bir “kargaşa”  değildir bu…</p>
<p>Hâşâ…</p>
<p>…</p>
<p>Acı tecrübelerin, ağır tahribatların, ateşle imtihanların ördüğü bir kaderi vardır bu ülkenin&#8230;</p>
<p>Kritik süreçleri, karanlık dönemleri, sancılı yılları hiç eksik olmaz.</p>
<p>Kimler gelmiş kimler geçmiştir.</p>
<p>Kimine göre bu kritik süreç, “1071’den beri böyle gelmiş böyle gider…”</p>
<p>Ama hiçbir zaman tükenmeyiz;</p>
<p>Gör ki 3000 yıldır demir döver bu ülkenin ruhu&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>Bir türlü iflah olmamıştır yaraları; bir kez olsun doyasıya  gülememiştir, gülse bile “fazla güldük, başımıza bir hal gelecek”  dedirten bir tedirginlikle gülmüştür.</p>
<p>Sancısı budur. Hiç yakışmasa da çehresine; bu ülke tedirgindir.</p>
<p>“Gülsün yüzü bu ülkenin” dersin… “Hem de doyasıya gülsün” dersin…</p>
<p>Yok olmaz. Bir ürperti, bir tehdit, bir pusu havası…</p>
<p>Hâlbuki bir bak kendine, değil mi? Güçlü ol…</p>
<p>Yok olmaz. Çünkü unutkandır.</p>
<p>“Unutkan” dedik ya şimdi, “yine mi aynı terane” dersin…</p>
<p>Amentüyü hatırla… “Korkma” diye başla… Anlayacaksın; neyi unuttuğunu…</p>
<p>Sorunlar daimi olmadığı gibi, sorunlar bizatihi çözülmek için vardır.</p>
<p>En nihayetinde “bu cennet, bu cehennem bizim&#8230;”</p>
<p>…</p>
<p>Sorunlar dağ olsa aşılır; dert daha derinde…</p>
<p>Dert, “fetih için besmele” çekebilmekle, “elif” gibi dimdik durup,  Yunusça “dört kitabın manisi- bellidir bir elifte” diyebilmekle; her  çarenin başına sağlam bir şuur ve iman terkibi koyabilmekle ilgilidir.</p>
<p>Gör ki 300 yıldır kördüğüm olmuş idrakler…</p>
<p>Yetsin artık bu debdebe, bu kuklalık, bu pespayelik, bu atalet, bu keşmekeş içindeki münzevi hal…</p>
<p>Bizim kaderimiz ve tarihimiz, tezgâhlara düşürülüp, sokak sokak gezdirilip, cazgırlıkla satılacak kadar aciz midir?</p>
<p>Hâşâ…</p>
<p>Lakin belki müstahak olduğumuz, belki “başa gelen çekilir” dediğimiz bu hal, yine kendi içimizdedir; kendi içimizde…</p>
<p>Bir kez olsun mazeret aramadan, dış mihrak aramadan, şunu bunu aramadan; kendinle yüzleş…</p>
<p>Sağa sola değil, aynaya bak; önce dik dur, değil mi? Güçlü ol…</p>
<p>…</p>
<p>Tarihin bu döneminde yepyeni bir inkişaf arıyoruz; alın terimizin  toprağa düşmesini görüyor ve bu topraktan filizlenecek olan umutları  arıyoruz.</p>
<p>Yalancı zaferlerden, bayramlık nutuklardan, masumiyet teranelerinden bıktık…</p>
<p>Başka bir ifadeyle;</p>
<p>Elleri kanlı, dişleri kanlı, koltukları kanlı olanlara; gözlerimiz kanlı bir şekilde bakıyoruz…</p>
<p>Hani bir zamanlar birileri derlerdi ya;</p>
<p>“Memlekete komünizm lazımsa biz getiririz, milliyetçilik lazımsa biz yaparız” diye…</p>
<p>Sonra birileri de “kutsal mazeretlerini” sıralamak için derdi ya;</p>
<p>“İktidar olduk ama muktedir olamadık” diye…</p>
<p>Sadece bu cümleler bile, maruz kaldığımız zihniyetlerin tahribatını gözler önüne sermeye yeter.</p>
<p>Ki unutmamalı; “beyaz leblebinin yanına rakı Atatürkçülüğü” yapanlar  ile “badem bıyığı ile eyyamcı müslümanlık” yapanlar arasında -ironik mi  dersiniz, birbirlerini ürettiklerini-beslediklerini mi söylersiniz  bilmem ama- bir ittifak vardır.</p>
<p>Dillerindeki, usullerindeki, yaklaşımlarındaki ve zihniyetlerindeki  farklılıkları elbette sıralayabilirsiniz; lakin özünde aynı “muktedir”  vardır.</p>
<p>Ve o “muktedir efendinin” topluma yüklediği mana;</p>
<p>Aynı atalet, aynı öğrenilmiş çaresizlik, aynı kendine güvensizlik, aynı bitkinlik…</p>
<p>Biri “koyun” olarak, biri “kul” olarak görür…</p>
<p>İşte geçmişten günümüze kadar süregelen bu manzara-i umumiyenin başka  bir “muktedir versiyonunu” yaklaşık 9 yıldır seyreyliyoruz.</p>
<p>Bu arada, asla kendi değerleri ile tanımlanmayan ve hatta  ayrıştırılmaya çalışılan bu millete, “millet” demeye ve milliyetçilik  yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Gör ki 42 yıldır suları ıslatamadık.</p>
<p>…</p>
<p>Velhasıl, siyaset arenasının yeniden şekilleneceği bu dönemde, sadece “seçmek” için “seçime” gitmiyor bu ülkenin ruhu…</p>
<p>Bu ülkenin ruhu, idrakini yeniden şekillendirecek, bükülmüş belini  doğrultacak ve binbir türlü çileyle ağrıyan başına derman olacak  cevher-i aslisini arıyor.</p>
<p>Bu ülkenin ruhu, yeniden bir medeniyet tasavvurunu hayata geçirmek  için ruhunu kalıbına döküp, tefekkür ikliminden hayata doğru tezahür  ettireceği algısını arıyor.</p>
<p>Bu ülkenin ruhu, Köroğlu misali dört bir yanda “döne döne vuruşmak  için”, Selçuklu kartalı gibi hem doğuya hem batıya Yesevi nakışlı şecaat  ufuklarını taşımak için gücünü, ülküsünü, şuurunu ve imanını arıyor.</p>
<p>“Kendi gökkubbemizden” cihana doğru, mazluma “hoş sedamızın”, zalime kükreyişimizin erişmesini istiyor.</p>
<p>Bekliyor. Mütebessim, sabırlı ve derin…</p>
<p>Hep olduğu gibi…</p>
<p>…</p>
<p>O gökkubbe ki, Milliyetçi-Ülkücü iradedir.</p>
<p>Bu yüzden diriliş günlerinin imar, inşa ve ihya edileceği zamanların  habercileri, büyük ve lider bir Türkiye sevdasını gönüllere nakşedip, bu  ateşin körükleyicisi ve kutlu bir kervanda yol alıp, alın teri döküp,  canı pahasına milletin ebedi bekasının koruyucuları; Ülkücülerdir.<br />
Gün bu gökkubbe altında buluşup, kutlu ülkülerin gerçekleşmesi için imanla omuz omuza verme günüdür.</p>
<p>Gün, gelip geçici heyecan ve hezeyanları, fitne ve fesatları, suni  ayrışma ve kısır döngüleri bir tarafa bırakıp; geçmişe dönük okumaları  ve yaşananlardan çıkarılan dersleri bir şuura dönüştürerek, millet  iradesinin önüne güçlü olarak çıkabilme günüdür.</p>
<p>Gün, bu gökkubbenin yükselişi için, nice fırtınalara, nice zorluklara  ve çilelere göğüs geren; kalleş pusulara, kör kurşunlara, kirli  tezgâhlara, kara sehpalara yürüyen, emanetlerini baştacı ettiğimiz  toprağın altındaki canların ruhlarını yâd etme ve yaşatma günüdür.</p>
<p>Bu seçimde, MHP’ye teveccüh göstermek, sadece siyaset arenasında  yarışan unsurlar arasında bir tercih yapmak değil; aynı zamanda,   siyaset arenasına hâkim olan köhnemiş, kokuşmuş, itici, samimiyetsiz,  ciddiyetsiz, kimliksiz ve vizyonsuz anlayışlara karşı bir çıkış yolunu  seçmektir.</p>
<p>MHP; Türklüğe ve İslam’a kastedenlere, bu ülkenin kaderini ipotek  altında tutmak isteyenlere, yıllardan beri aziz millet varlığının  enerjisini ve alın terini heba edenlere karşı soylu bir cevaptır.</p>
<p>Zindanları saraya çevirmiş bir davanın mensubu olan ülkücüler; bu ülkenin ruhunu şahlandıracaktır.</p>
<p>Gör ki 3000 yıldır demir döver bu ülkenin ruhu…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-bu-ulkenin-ruhu-ve-secim.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-bu-ulkenin-ruhu-ve-secim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ece BAĞCIBAŞI &#8211;  2023 Kim, Siz Kim?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ece-bagcibasi-2023-kim-siz-kim.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ece-bagcibasi-2023-kim-siz-kim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Jan 2011 09:04:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[2023]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Lider Ülke Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2290</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın her yerindeki siyasi partilerin, her seçim öncesinde belli bir program dâhilinde söylemlerini değiştirdikleri, çalışmalarını normal seyrinden farklı yerlere yönelttikleri ve bir miktar popülizme kaydıkları görülür. Bu yönelim, seçim işleminin doğası ve seçmen psikolojisi göz önüne alındığında, oldukça tabiidir. Fakat bu durum, anayasal süreçleri jakoben kimliğe bürünmüş ve demokrasi kurumu yerleşmemiş toplumlarda, içi boş vaatlere, hamasi hitabetlere ve göz boyamalara dönüşmektedir. Bugün Türkiye’nin ahvali, tam da bu çerçevede şekillenmektedir. AKP siyaset sahnesinde beliriverdiğinden beri, partinin çalışmalarında ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarında gözlemlediğimiz bu popülizm, her nedense her seçim döneminde milliyetçi çevreleri hedef almaktadır. Elbette Türkiye gibi, tüm emperyalist tezgâhlara, etnik fitnelere; kültürel yozlaşmaya, kapitalizmle yayılma gösteren maddeci dünya görüşüne, ahlaki çöküntüye;  iktidardaki neo-liberal dönüşüm çabalarına ve vitrindeki sözde insan hakları, özgürlük ve demokrasi savunucularının yaygaralarına rağmen, halkının çoğunluğunun muhafazakâr olduğu ve “millet” olma kararlılığını sürdürdüğü bir ülkede, hedefi bu yönde belirlemek rasyonel bir tercihtir. Fakat yanlışlık, iktidarları süresince bu insanların muhafazaya uğraştığı tüm mukaddesatı yerle yeksan edecek tüm adımları attıkları halde, müthiş bir riyakârlıkla sadece oy söz konusu olduğunda yüzlerini “millete” dönmelerinde yatmaktadır. AKP iktidarı bu şekilde, seçim atmosferinde sarf edilen etkileyici sözlerle, 4 yıl boyunca yaptıklarını unutturacağını düşünmektedir. Daha doğrusu, Türk Milletini bu derece idrakten yoksun ve hafızası zayıf bir topluluk yerine koyma hadsizliğinde bulunmaktadır. AKP, bir kısmını bürokratik ve/veya ekonomik “rantla”, bir kısmını “istikrarla”, bir kısmını demokratikleşme şemsiyesi altında zehirli taleplerini yerine getirme “sözüyle”, bir kısmını güçlü hitabet ve demagoji yeteneğine sahip “liderlikle”, bir kısmını da suiistimal ettiği “İslamiyet’in gücüyle” saflarına kattığı seçmen kitlesine, şimdi bir türlü düşüremediği Milliyetçi Hareket Partisi kalesinin gönül bekçilerini eklemek istemektedir. Bu çerçevede, daha evvel pek çok oyun ve saldırısına şahit olduğumuz iktidar partisi, bu kez icraatlarına MHP’nin “2023” projesini iktibas ya da “intihal” ederek başladı.  Esasında bundan hemen önce zuhur eden, fakat sanata saygı ve sanat özgürlüğü minvalinde değerlendirilen Kars’taki heykel tartışmaları da bu amaca yönelikti. Başbakan Erdoğan, Kars halkının Ermeni açılımından duyduğu rahatsızlığa oynamak için, sanki bu açılımı başlatan kendi değilmiş gibi, kendi belediye başkanı tarafından dikilen ve Ermenilere karşı bir özür ve taviz sembolü olan İnsanlık Anıtı’nı “ucube” olarak niteledi ve yıkılmasını istedi. Çünkü alttan alta yürüttükleri ihanet projelerinin yerine, böylesi hassas bir noktadan vurularak büyük yankı uyandıracak, milliyetçi dürtülere haiz bir hareketin daha çok akılda kalacağını hesaplamıştı. Ucube tartışmaları sona ererken, medyada belki de bilinçli olarak gürültü çıkaracak tarzda yer bulmayan; fakat asıl sahiplerince gözden kaçmayan bir proje ortaya çıktı: 2023 Türkiye hedefleri. Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’daki “Türkiye 2023’e Yürüyor” Programı’nda, Cumhuriyetin 100. Yılında ulaşmayı hedefledikleri 23 maddeyi açıkladı. Elbette ki bunu, partilerinin orijinal bir tasarımı olarak sundu. Ancak ülkücü camianın yakinen bildiği ve kimsenin de inkâr edemeyeceği üzere, bu proje Milliyetçi Hareket Partisi’ne aittir. Daha 23 Kasım 1997 tarihindeki MHP 5. Olağan Büyük Kurultay’ında, 2023 vizyonunu ortaya koyan, MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli’dir. Milliyetçi Hareket Partisi, bu 2023 Lider Ülke Türkiye projesini, 57. Hükümet döneminde devlet politikası haline getirmiş ve 2000’de, 2001 ile 2005 yıllarını kapsayan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na dâhil etmiştir. Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, “Bugün Başbakan’ın ısrarla bahsettiği, 2023’de ülkemizin dünyanın en büyük on ekonomisinden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Dünyanın her yerindeki siyasi partilerin, her seçim  öncesinde belli bir program dâhilinde söylemlerini değiştirdikleri,  çalışmalarını normal seyrinden farklı yerlere yönelttikleri ve bir  miktar popülizme kaydıkları görülür. Bu yönelim, seçim işleminin doğası  ve seçmen psikolojisi göz önüne alındığında, oldukça tabiidir. Fakat bu  durum, anayasal süreçleri jakoben kimliğe bürünmüş ve demokrasi kurumu  yerleşmemiş toplumlarda, içi boş vaatlere, hamasi hitabetlere ve göz  boyamalara dönüşmektedir. Bugün Türkiye’nin ahvali, tam da bu çerçevede  şekillenmektedir.</p>
<p>AKP siyaset sahnesinde beliriverdiğinden beri, partinin  çalışmalarında ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarında gözlemlediğimiz bu  popülizm, her nedense her seçim döneminde milliyetçi çevreleri hedef  almaktadır. Elbette Türkiye gibi, tüm emperyalist tezgâhlara, etnik  fitnelere; kültürel yozlaşmaya, kapitalizmle yayılma gösteren maddeci  dünya görüşüne, ahlaki çöküntüye;  iktidardaki neo-liberal dönüşüm  çabalarına ve vitrindeki sözde insan hakları, özgürlük ve demokrasi  savunucularının yaygaralarına rağmen, halkının çoğunluğunun muhafazakâr  olduğu ve “millet” olma kararlılığını sürdürdüğü bir ülkede, hedefi bu  yönde belirlemek rasyonel bir tercihtir.</p>
<p>Fakat yanlışlık, iktidarları süresince bu insanların muhafazaya  uğraştığı tüm mukaddesatı yerle yeksan edecek tüm adımları attıkları  halde, müthiş bir riyakârlıkla sadece oy söz konusu olduğunda yüzlerini  “millete” dönmelerinde yatmaktadır. AKP iktidarı bu şekilde, seçim  atmosferinde sarf edilen etkileyici sözlerle, 4 yıl boyunca yaptıklarını  unutturacağını düşünmektedir. Daha doğrusu, Türk Milletini bu derece  idrakten yoksun ve hafızası zayıf bir topluluk yerine koyma  hadsizliğinde bulunmaktadır.<br />
AKP, bir kısmını bürokratik ve/veya  ekonomik “rantla”, bir kısmını “istikrarla”, bir kısmını demokratikleşme  şemsiyesi altında zehirli taleplerini yerine getirme “sözüyle”, bir  kısmını güçlü hitabet ve demagoji yeteneğine sahip “liderlikle”, bir  kısmını da suiistimal ettiği “İslamiyet’in gücüyle” saflarına kattığı  seçmen kitlesine, şimdi bir türlü düşüremediği Milliyetçi Hareket  Partisi kalesinin gönül bekçilerini eklemek istemektedir.</p>
<p>Bu çerçevede, daha evvel pek çok oyun ve saldırısına şahit olduğumuz  iktidar partisi, bu kez icraatlarına MHP’nin “2023” projesini iktibas ya  da “intihal” ederek başladı.  Esasında bundan hemen önce zuhur eden,  fakat sanata saygı ve sanat özgürlüğü minvalinde değerlendirilen  Kars’taki heykel tartışmaları da bu amaca yönelikti. Başbakan Erdoğan,  Kars halkının Ermeni açılımından duyduğu rahatsızlığa oynamak için,  sanki bu açılımı başlatan kendi değilmiş gibi, kendi belediye başkanı  tarafından dikilen ve Ermenilere karşı bir özür ve taviz sembolü olan  İnsanlık Anıtı’nı “ucube” olarak niteledi ve yıkılmasını istedi. Çünkü  alttan alta yürüttükleri ihanet projelerinin yerine, böylesi hassas bir  noktadan vurularak büyük yankı uyandıracak, milliyetçi dürtülere haiz  bir hareketin daha çok akılda kalacağını hesaplamıştı.</p>
<p>Ucube tartışmaları sona ererken, medyada belki de bilinçli olarak  gürültü çıkaracak tarzda yer bulmayan; fakat asıl sahiplerince gözden  kaçmayan bir proje ortaya çıktı: 2023 Türkiye hedefleri. Recep Tayyip  Erdoğan, Ankara’daki “Türkiye 2023’e Yürüyor” Programı’nda, Cumhuriyetin  100. Yılında ulaşmayı hedefledikleri 23 maddeyi açıkladı. Elbette ki  bunu, partilerinin orijinal bir tasarımı olarak sundu.</p>
<p>Ancak ülkücü camianın yakinen bildiği ve kimsenin de inkâr  edemeyeceği üzere, bu proje Milliyetçi Hareket Partisi’ne aittir. Daha  23 Kasım 1997 tarihindeki MHP 5. Olağan Büyük Kurultay’ında, 2023  vizyonunu ortaya koyan, MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli’dir. Milliyetçi  Hareket Partisi, bu 2023 Lider Ülke Türkiye projesini, 57. Hükümet  döneminde devlet politikası haline getirmiş ve 2000’de, 2001 ile 2005  yıllarını kapsayan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na dâhil  etmiştir. Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, “Bugün Başbakan’ın  ısrarla bahsettiği, 2023’de ülkemizin dünyanın en büyük on ekonomisinden  birisi olma beyanı, bizim 2000 yılında tayin ettiğimiz bir hedeftir.”</p>
<p>Bu yolda, 2023’e kadar geçecek üç dönem için ayrı ayrı kısa vadeli  hedefler konmuştur. 2023’e kadarki üç genel seçimden MHP iktidar olarak  çıkarsa, Türkiye’yi lider ülke konumuna taşıyacaktır. 2011-2015  yıllarını kapsayan birinci MHP dönemi, “onarım ve toparlanma” dönemi,  2015-2019 yılları “Yeniden inşa ve Ayağa Kalkma” dönemi, 2019-2023  yıllarını kapsayan üçüncü iktidar yılları ise “Lider Ülke Türkiye”  hedefine ulaşma dönemi olacaktır.</p>
<p>Hatta bu projenin ileri bir ayağı da, 2053 hedefidir. 2023 yılında  lider ülke olacak Türkiye’nin, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u  fethetmesinin 600. Yıldönümü olan 2053 yılında bir “süper güç” olması  hedeflenmiştir.</p>
<p>Ayrıca, partimizin ve teşkilatlarımızın yıllardır yaptığı pek çok  faaliyette bu projenin emarelerini görmek mümkündür. MHP Siyaset ve  Liderlik Okulu bu amaca yönelik olarak eğitim vermekte, ocak  teşkilatlarımız 2023 gençlik eğitimleri düzenlemektedir. Liderimiz  gençliğe yönelik tüm konuşmalarında, bu projeye vurgu yapmaktadır.  Velhasıl, 2023 Lider Ülke Türkiye projesi, sadece iktidar tarafından  yürütülecek siyasi bir eylem planı değildir. Bu, ülkücü hareketin  topyekûn sürdüreceği, bir toplumsal bütünleşme ve dönüşüm atağı,  tarihsel ve kültürel bir şahlanış ülküsüdür.</p>
<p>Şimdi ülküden yoksun kitle partisi AKP’nin bu ülküyü, yeni ve  kendilerine has bir projeymiş gibi paketleyip piyasaya sürmesi, intihal  değil de nedir? Siyasi partiler birbirlerinden etkilenebilir,  birbirlerinin fikirlerini kullanabilir. Nihayetinde varoluş sebebi,  vatana ve vatandaşa hizmet etme olan bu yarışta, alışverişlerin  yaşanması kaçınılmazdır. Fakat dürüst bir siyasi hareket, esinlendiği  kaynağı açıklamaktan ve takdir etmekten kaçınmaz.</p>
<p>Kendine doğruluk yerine riyayı şiar edinmiş AKP zihniyeti, bu erdemi  göstermekten ne denli uzak olduğunu bir kez daha göstermiştir. Her  fırsatta vizyonsuzlukla, proje yerine laf üretmekle, kuru muhalefet  yapmakla suçladığı ülkücü camianın ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin  tasarladığı ve kendisinden çok önce kamuoyuyla paylaştığı hedefleri  sahiplenmesi, ayrı bir çelişkidir. Madem ülkücüler Türkiye’yi yönetecek  birikim ve yetenekten yoksundur, neden iktidar partisi Türkiye’nin her  yönden kalkınmasını öngören en uzun vadeli planını MHP’den iktibas  etmiştir? Bu şekilde kendi yetersizliklerini ve en büyük rakipleri  olarak gördükleri camianın yetkinliğini itiraf etmiş olmuyorlar mı?</p>
<p>Yalnız unutulmaması gereken bir husus var ki bu niyetlerinde samimi  olsalar bile, Adalet ve Kalkınma Partisi ve arkalarındaki çıkar  gruplarının, bu teoriyi pratiğe dökecek ilkeli ve onurlu duruşları,  vatan ve millet aşkları, kalite ve güçleri yoktur. Siyasi kadrolar  açısından yeterli olsalar da, böylesine büyük bir toplumsal atılımı  gerçekleştirecek ve tüm vatan sathına yayılacak teşkilatlı bir tabandan  yoksundurlar. Kendilerine her oy vereni dâhil ettikleri seçmen kitleleri  ise, “dava adamlığı” sıfatını taşımak bir yana, bu sıfatın anlamını  dahi bilmeyen, günlük çıkarlar uğruna bir mecradan ötekine koşturan ve  parayla güç neredeyse oranın “kulu” olma potansiyeline sahip kişilerden  müteşekkildir. Bu güruhları, memleket hizmeti ve fedakârlık ekseninde  motorize güçler haline getirmek ne kadar imkânsızsa, Türkiye’nin bu tür  bireylerin omuzlarında yükselebilmesi de o kadar imkânsızdır.</p>
<p>Bir ülküyü omuzlama iman ve liyakatine sahip kadrolar da, 2023’ün  Lider Ülke Türkiye’sini şekillendirecek gençler de, bu gençlerin adresi  de bellidir. Böyle ayak oyunlarıyla çalınacak tek bir milliyetçi oy, bu  göz boyamalarla daha fazla kandırılabilecek tek bir Türk insanı yoktur.  2011 genel seçimleri, Allah’ın izniyle, Türk Milletinin Milliyetçi  Hareket Partisi önderliğinde 2023 hedefine yürümesinin ilk adımı ve  işaret fişeği olacaktır.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fece-bagcibasi-2023-kim-siz-kim.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ece-bagcibasi-2023-kim-siz-kim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Timsal KARABEKİR &#8211;  Doğu Cephesi ve Babam Kâzım Karabekir</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/timsal-karabekir-dogu-cephesi-ve-babam-kazim-karabekir.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/timsal-karabekir-dogu-cephesi-ve-babam-kazim-karabekir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Jan 2011 08:58:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Karabekir]]></category>
		<category><![CDATA[Timsal KARABEKİR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2286</guid>
		<description><![CDATA[Tarihi olayların gerçek yüzü ancak, tarihçilerin çok yönlü belgeleri ortaya koymaları ve bu belgelerin tarafsız ve doğru olarak yorumlanması ile ortaya çıkarılabilir. Ben tarihçi değilim. Tarihte kalmış bir olayı yorumlamak da bana düşmez. Bu yüzden ben burada Ermeniler ile ilgili olarak; babamın yaşadıklarını ve gördüklerini, bize ve çevresine anlattıkları ve yazdıklarından aktarmak istiyorum. Babam İstanbul Zeyrek doğumludur. Çocukluğu ve gençliği bugün Fatih ilçesine bağlı Zeyrek ve balat semtleri ile babasının görevleri nedeniyle doğu vilayetlerinde geçmiştir. Her Osmanlı vatandaşı gibi o da bu dönemlerinde Rum, Türk ve Ermeni komşuları ile iç içe yaşamış ve komşuluk ilişkileri içinde büyümüştür. Babamın hayatında bazı tuhaf rastlantılar vardır. Çocukluğunda babasının görevleri nedeniyle bulunduğu doğu vilayetlerinde ve gençlik yıllarında İstanbul’da komşuluk ilişkileri içinde bulunduğu Ermenilerle dost olarak yıllarca birlikte bulunması yanı sıra ordudaki görevleri nedeniyle gerek Osmanlı Hükümeti ve gerekse Ankara’da kurulan milli hükümet dönemlerinde Ermenilerle düşman olarak karşı karşıya gelmesi ve karşılıklı birçok muharebeler yapması ve sonunda da Gümrü, Kars ve Moskova Anlaşmalarıyla Türk–Ermeni dostluğunu kurması bu tür rastlantılardandır. Babamın çocukluk anılarında Ermeniler hakkında şunlar vardır: ”1895 yılında İstanbul’da silah sesleri işitildiğinde Ermeniler ayaklanmış, beylik istiyorlarmış denildi. Akşam eve gelen mülkiyeli abime sordum. -Bizim Van ve Harput’taki Ermeniler de ayaklanmış mıdır acaba? -Her tarafta ayaklanmışlar, senin ahbabların da dedi. Hükümet, silahsız Ermenileri ve özellikle çoluk çocuklarını yer yer koruma altına alıyor. Unkapanı karakolu karşısındaki kahvehaneler Ermeni aileleriyle dolmuş. Koştum gittim. Gördüm ki eski dostlarımın yaptığı facianın kurbanı olan zavallılara acıdım. Meğer bunlar bir başlangıçmış. 14 Ağustos 1896’da Galata’daki, Osmanlı Bankası baskınında silah seslerini evimizden dinledik. 1905’de mektep dönüşü işittim ki cuma selamlığına giden padişah Abdülhamid’e Ermeniler suikast teşebbüsünde bulunmuşlar. Birçok masum insanın ölümüne ve sakat kalmasına sebep olmuşlar.” Babamın Ermenilerle olan bir diğer ilişkisi ise Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Rus cephesinde 3. Ordu Komutanlığına bağlı 1. Kafkas Kolordusu komutanlığına atanması ve Kolordu karargâhı olan Refaiye’ye gelişi ile başlamıştır. Bu sırada,  bilindiği gibi Rusya’da çarlık idaresine karşı öteden beri baş kaldırmalar görülmeye başlanmıştı. 1917 başlarında Rusya’da çar’a karşı başlayan isyan hareketleri 12 Mart 1917’de çarlık idaresinin yıkılmasına ve Kasım 1917’de ise Bolşevik rejiminin kurulmasına neden olmuştur. Yeni kurulan Bolşevik hükümeti savaşa son vermek için Almanya’ya teklifte bulunmuş ve görüşmeler başlamıştı. 18 Aralık 1917’de Ruslarla imzalanan Erzincan Mütarekesi ile Kafkas Cephesi’nde tam bir sessizlik hâkim olmaya başlamıştır. 1918 yılı başında Kafkas Cephesi’ndeki Rus birlikleri dağılmış, Rus askerleri evlerine dönmeye başlamışlardı. Bölgede kış bütün şiddetiyle devam etmekte olduğundan 3. Ordusunun da giyecek, yiyecek ve ulaştırma araçları bakımından ileri harekâta geçme olanağı yoktu. Rus birliklerinin, işgalleri altındaki araziyi Gürcü ve Ermeni birliklerine teslim edecekleri ve Gürcü ve Ermeni birliklerinin oluşturulmaya başlandığı görülmekteydi. Ayrıca çekilen Rus ordusu, yeni oluşturulan Ermeni ordusunun güçlenmesine yarayacak çok miktarda silah, cephane, malzeme ve yiyecek bırakmıştır. Cepheden çekilen Rus kuvvetlerinin yerini, bölgedeki Ermeni kuvvetleri almaya başlamış ve bölge Müslüman halkının malları yakılmış, insanlık için utanç teşkil edecek işkence ve toplu katliamlar yapılmaya başlanmıştır. 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa’nın bölgedeki Müslüman halka karşı Ermenilerin yapmakta olduğu katliamların ve zulmün önlenmesi için Rus Ordusu Komutanı General Odişelitz’e yaptığı müracaat bir sonuç vermemiş, bölgedeki Ermeni vahşeti önlenememiştir....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Tarihi olayların gerçek yüzü ancak, tarihçilerin  çok yönlü belgeleri ortaya koymaları ve bu belgelerin tarafsız ve doğru  olarak yorumlanması ile ortaya çıkarılabilir.</p>
<p>Ben tarihçi değilim. Tarihte kalmış bir olayı yorumlamak da bana  düşmez. Bu yüzden ben burada Ermeniler ile ilgili olarak; babamın  yaşadıklarını ve gördüklerini, bize ve çevresine anlattıkları ve  yazdıklarından aktarmak istiyorum.</p>
<p>Babam İstanbul Zeyrek doğumludur. Çocukluğu ve gençliği bugün Fatih  ilçesine bağlı Zeyrek ve balat semtleri ile babasının görevleri  nedeniyle doğu vilayetlerinde geçmiştir. Her Osmanlı vatandaşı gibi o da  bu dönemlerinde Rum, Türk ve Ermeni komşuları ile iç içe yaşamış ve  komşuluk ilişkileri içinde büyümüştür.</p>
<p>Babamın hayatında bazı tuhaf rastlantılar vardır. Çocukluğunda  babasının görevleri nedeniyle bulunduğu doğu vilayetlerinde ve gençlik  yıllarında İstanbul’da komşuluk ilişkileri içinde bulunduğu Ermenilerle  dost olarak yıllarca birlikte bulunması yanı sıra ordudaki görevleri  nedeniyle gerek Osmanlı Hükümeti ve gerekse Ankara’da kurulan milli  hükümet dönemlerinde Ermenilerle düşman olarak karşı karşıya gelmesi ve  karşılıklı birçok muharebeler yapması ve sonunda da Gümrü, Kars ve  Moskova Anlaşmalarıyla Türk–Ermeni dostluğunu kurması bu tür  rastlantılardandır.</p>
<p>Babamın çocukluk anılarında Ermeniler hakkında şunlar vardır:<br />
<strong>”1895  yılında İstanbul’da silah sesleri işitildiğinde Ermeniler ayaklanmış,  beylik istiyorlarmış denildi. Akşam eve gelen mülkiyeli abime sordum.<br />
-Bizim Van ve Harput’taki Ermeniler de ayaklanmış mıdır acaba?<br />
-Her tarafta ayaklanmışlar, senin ahbabların da dedi.<br />
</strong><strong>Hükümet,  silahsız Ermenileri ve özellikle çoluk çocuklarını yer yer koruma  altına alıyor. Unkapanı karakolu karşısındaki kahvehaneler Ermeni  aileleriyle dolmuş. Koştum gittim. Gördüm ki eski dostlarımın yaptığı  facianın kurbanı olan zavallılara acıdım. Meğer bunlar bir başlangıçmış.  14 Ağustos 1896’da Galata’daki, Osmanlı Bankası baskınında silah  seslerini evimizden dinledik. 1905’de mektep dönüşü işittim ki cuma  selamlığına giden padişah Abdülhamid’e Ermeniler suikast teşebbüsünde  bulunmuşlar. Birçok masum insanın ölümüne ve sakat kalmasına sebep  olmuşlar.”<br />
</strong></p>
<p>Babamın Ermenilerle olan bir diğer ilişkisi ise Birinci Dünya  Savaşı’nın sonlarına doğru Rus cephesinde 3. Ordu Komutanlığına bağlı 1.  Kafkas Kolordusu komutanlığına atanması ve Kolordu karargâhı olan  Refaiye’ye gelişi ile başlamıştır.<br />
Bu sırada,  bilindiği gibi  Rusya’da çarlık idaresine karşı öteden beri baş kaldırmalar görülmeye  başlanmıştı. 1917 başlarında Rusya’da çar’a karşı başlayan isyan  hareketleri 12 Mart 1917’de çarlık idaresinin yıkılmasına ve Kasım  1917’de ise Bolşevik rejiminin kurulmasına neden olmuştur. Yeni kurulan  Bolşevik hükümeti savaşa son vermek için Almanya’ya teklifte bulunmuş ve  görüşmeler başlamıştı.</p>
<p>18 Aralık 1917’de Ruslarla imzalanan Erzincan Mütarekesi ile Kafkas  Cephesi’nde tam bir sessizlik hâkim olmaya başlamıştır. 1918 yılı  başında Kafkas Cephesi’ndeki Rus birlikleri dağılmış, Rus askerleri  evlerine dönmeye başlamışlardı. Bölgede kış bütün şiddetiyle devam  etmekte olduğundan 3. Ordusunun da giyecek, yiyecek ve ulaştırma  araçları bakımından ileri harekâta geçme olanağı yoktu.</p>
<p>Rus birliklerinin, işgalleri altındaki araziyi Gürcü ve Ermeni  birliklerine teslim edecekleri ve Gürcü ve Ermeni birliklerinin  oluşturulmaya başlandığı görülmekteydi. Ayrıca çekilen Rus ordusu, yeni  oluşturulan Ermeni ordusunun güçlenmesine yarayacak çok miktarda silah,  cephane, malzeme ve yiyecek bırakmıştır.</p>
<p>Cepheden çekilen Rus kuvvetlerinin yerini, bölgedeki Ermeni  kuvvetleri almaya başlamış ve bölge Müslüman halkının malları yakılmış,  insanlık için utanç teşkil edecek işkence ve toplu katliamlar yapılmaya  başlanmıştır.</p>
<p>3. Ordu Komutanı Vehip Paşa’nın bölgedeki Müslüman halka karşı  Ermenilerin yapmakta olduğu katliamların ve zulmün önlenmesi için Rus  Ordusu Komutanı General Odişelitz’e yaptığı müracaat bir sonuç vermemiş,  bölgedeki Ermeni vahşeti önlenememiştir.</p>
<p>Bu durum karşısında bir an evvel harekâta geçme kararı alan 3. Ordu  Komutanlığı, 12 Şubat 1918’de 1. Ve 2. Kafkas Kolordularına ileri  harekâta geçerek Erzincan’a taarruz etmeleri emrini vermiştir.</p>
<p>13 Şubat 1918 çarşamba günü akşama doğru Albay Kazım Karabekir  komutasındaki 1. Kafkas Kolordusu birlikleri Erzincan’a girmiş ve  Erzincan’ı düşman işgalinden kurtarmıştır.</p>
<p>Kazım Karabekir, Erzincan ve Erzurum’un kurtuluşu adlı kitabında: <strong>“1.  Kafkas Kolordusu Erzincan’a girdiğinde, Erzincan’da 1600 evde 900 kadar  nüfus saptandı. Harpten evvel 6000 evde 22.000 nufus varmış. Ermeniler  Erzincan’da birçok güzel binaları ve kışlaları yakmışlar. Bunların  birçoğu içine insan doldurularak yakılmış. İçi insan dolu kuyular  saptandı. Toplu katliamlar sonrası Erzincan’da bir avuç Müslüman halk  kalmıştı. Müşirlik konağı ile yakılmak üzere hapsedilen insanları  kurtarmak nasip olmasaydı. Belki de şehirde tek bir insan kalmayacaktı.”</strong> Demek suretiyle durumun vahametini ortaya koymaya çalışmıştır.</p>
<p>24 Şubat 1918’de Trabzon’un da kurtarılmasından sonra 3.ordu  birlikleri, Ermeni kuvvetlerinin toplu olarak bulunduğu tespit edilen  Van ve Erzurum’a karşı nihai bir harekât başlatmıştır.</p>
<p>Rus ordusu bu sırada Erzurum’dan çekilmiş, şehirde 40 Rus subayı ve  400 Rus askeri bulunmaktaydı. Rus komutan Ermenilerin şehirde yaptıkları  vahşetten lekelenmemek için muharebeye istekli görülmüyor ve şehri  teslim etmek istemektedir.<br />
Bu sırada Ermeni General Antranik 17 Şubat 1918’de Erzurum’a gelerek emir ve komutayı ele almıştır.</p>
<p>Türk 3. Ordusu Erzurum’a taarruz hazırlıkları yaparken 1. Kafkas  Kolordusu Komutanı Albay Kazım Karabekir ile Ordu Komutanı Vehip Paşa  arasında taarruz planı hakkında görüş farkı ortaya çıkmıştı. Bu görüş  ayrılığına rağmen 1. Kafkas Kolordu Komutanı Albay Kazım Karabekir 11  Mart 1918 sabahı Erzurum’a taarruz emri vermiş ve 11/12 Mart gecesi  Erzincan’a gelmiş bulunan Ordu Komutanı Vehip Paşa Kazım Karabekir’e  taarruz tertibatını sorunca emirlerine aykırı hareket eden Kazım  Karabekir’e <strong>“bu tarz harekâtla sonuç alınmaz”</strong> demiş ve <strong>“emirlerim yapılmamıştır. Tehlikeli bir durum yaratılmıştır. Bu tertibatla Erzurum işgal edilemez.” </strong>Diyerek tektir etmiştir.</p>
<p>Kazım Karabekir Erzurum’da daha fazla Müslüman kanı dökülmesini  önlemek için tertibini bozmamış ve hızla harekâta geçerek, 12 Mart 1918  öğleden sonra 1. Kafkas Kolordusu Karargâhı ile Erzurum’a girmiş ve  Erzurum’un kurtuluşunu sağlamıştır.</p>
<p>Ermeni vahşet ve cinayetleri en büyük çapta Erzurum’da işlenmiştir.  Yalnız şehir içinde 29 mahallede Ermenilerin şehit ettikleri çoğu kadın,  çocuk olmak üzere 1078 kişidir. Şehirden kaçan Ermeniler yollarda  rastladıkları birçok insanı öldürmüşler ya da Kars kapısındaki  mahzenlere doldurarak. Feci bir şekilde şehit etmişlerdir.</p>
<p>Ermenilerin Erzurum’daki zulüm ve toplu öldürmelerine ait, 2.Rus  Erzurum kale topçu alayının tarihçesine ilave olarak yazılan yazı  ibretle okunmalıdır.</p>
<p>15.Kafkas Kolordusu komutanı olarak Kazım Karabekir Paşa’nın 25 Eylül 1919’da Amerikalı General Harbord heyetine sunduğu raporda<strong> “Erzurum’da öyle acıklı olaylar görüldü ki yerlerde çocuk, kadın ve  yaşlılar kanlar içinde yatıyordu. Ermeniler 11/12 Mart gecesi 3000  Müslümanı kestiklerini, öğünerek Ruslara da anlatmışlardır. Demiryolu  istasyonu yakınlarındaki bir mezarlıktan sanki ölüler dışarı  çıkarılmıştı. İçerisine insanları doldurup birlikte yaktıkları  karşılıklı binalar, insanı titretiyordu. Ermenilerin geri çekilmesini  sağlamak ve yangınların söndürülmesine engel olmak için bazı Ermeni  çeteleri, şuraya buraya gizlenerek ansızın önüne çıkan hedeflere ateş  ederek yine kan dökmekten geri kalmıyorlardı.” </strong>Cümleleri her şeyi ortaya koymaktadır.</p>
<p>3. Ordu Komutanlığı 26 Mart 1918’de, Breslitovsk Anlaşması gereğince  Kars, Ardahan ve Batum sancaklarının da kurtarılması emrini verdi. Bu  sırada Ermeni kuvvetleri de Sarıkamış ve özellikle de Kars’ı savunma  kararı ile buraları katiyen terk etmeme hazırlıkları yapmaya  başlamışlardı. Gürcüler Batum’a, Batum’daki Ermeniler de Ardahan’a  gelerek savunma hazırlıklarına başlamışlardı.</p>
<p>5 Nisan 1918’de Sarıkamış, 6 Nisan 1918’de Van, 15 Nisan 1918’de  Batum’un kurtuluşu sağlanmıştı. 24 Nisan 1918’de Kazım Karabekir  kuvvetleri Kars’ı kuşatarak barış görüşmeleri başlatılmış ve 25 Nisan’da  Kars Ermeniler tarafından boşaltılarak Türk Ordusu Kars’a girmiştir. 1.  Kafkas Kolordu komutanı Kazım Karabekir bu başarılarından sonra 28  Temmuz 1918’de mirlivalığa terfi ettirilmiş ve geçici olarak Bakü  cephesi komutanlığına atanmış ise de Bakü’ye gitmesi durdurulmuştur.  Kazım Karabekir Kolordusu ile Tebriz’e gitmiş ancak Mondros  Mütarekesinin imzalanmasından sonra Tebriz’den trenle Batum’a, oradan da  vapurla İstanbul’a dönmüştür.</p>
<p>Bu sırada Ermeniler, birinci dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı  devletinin topraklarının paylaşılması ile ilgili olarak toplanan Paris  konferansında yeniden ortaya çıktılar ve doğuda Kafkasya’dan Akdeniz’e  ulaşan <strong>“büyük Ermenistan “</strong> kurma hayallerini savunmaya  başladılar. Ermeniler bu emellerini gerçekleştirmek için Erivan, Kars ve  Nahçivan bölgelerindeki Türkleri kitle halinde yok etmeye ya da başka  bölgelere göçe zorlamaya başladılar. Ermenilerin bu faaliyetleri, Türk  ordusunun Mondros Mütarekesi hükümlerine göre bölgeden çekilmesi üzerine  daha da artmıştır.</p>
<p>Kazım Karabekir Paşa, 2 Mart 1919&#8242;da Erzurum&#8217;daki 15. Kolordu  Komutanlığı&#8217;na atandı. 15&#8242;nci Kolordu, dört tümen ile süvari ve topçu  alaylarından oluşmaktaydı. Bölgenin Ermeni saldırılarına karşı  savunulması, Kazım Karabekir Paşa’nın komutasında bulunan 15&#8242;nci Kolordu  tarafından sağlandı. Kurtuluş Savaşı başlamadan önce Doğu Anadolu&#8217;nun  Ermenilerin eline geçmesine mani olmak için Doğu Anadolu müdafaa-i hukuk  cemiyeti adıyla bir örgüt kurulmuştu. Bu örgütün bölge sorunları için  ortak bir kongre düzenlemesi ancak güvenilir birinin güvencesi altında  yapılabileceği herkes tarafından kabul edilmekteydi. Bunu sağlayacak  bölgedeki tek kişi Kazım Karabekir Paşa idi.</p>
<p>Bu sırada,19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan ve Kurtuluş Savaşı&#8217;nı  başlatacak olan Mustafa Kemal Paşa’dan Anadolu’ya ayak basışının daha  ertesi günü İstanbul&#8217;dan gelen telgrafla geri dönmesi istenmişti.  İstanbul’a dönmeme kararı veren ve 9. Ordu müfettişliğinden  azledildiğini öğrenen ve artık sivil olmasının Kurtuluş Savaşı&#8217;nı  tehlikeye düşürmesinden endişe eden Mustafa Kemal&#8217;e, İstanbul&#8217;dan bizzat  kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı tutuklamasını emreden  telgrafa rağmen 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa, <strong>“Ben ve Kolordum emrinizdedir Paşam!”</strong> diyerek, destek ve moral vermiştir. Ardından Erzurum Kongresi&#8217;nin  düzenlenebilmesi için büyük gayret gösterdi ve askeri güvenliği sağladı.  Mustafa Kemal Paşa’nın kongreye katılmasına ve heyet başkanı  seçilmesine katkı sağladı.</p>
<p>15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir 14 Haziran 1920’de TBMM hükümeti tarafından Doğu Cephesi komutanlığına atandı.<br />
Mondros  Mütarekesinden sonra Kars’a gelen İngilizler, burada daha önce kurulmuş  olan Milli Şura Hükümetini dağıtarak bölgenin idaresini 20 Nisan  1919’da Ermenilere devrettiler. Ermeniler İngilizlerin yardımıyla  güneybatı Kafkasya ile Nahçıvan’ı işgal ettiler.</p>
<p>Ermeni çeteleri işgal ettikleri bölgelerdeki Türkleri katletmeye  devam ederken, Batı Cephesinde Yunanlıların Miln hattını geçerek  işgallerini genişletirken, Ermeniler de Oltu ve Bardız’a doğru taarruza  başladılar.</p>
<p>Ermenilerin Haziran 1920’den itibaren başlattıkları işgal ve taarruz  hareketleri karşısında doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir’in ısrarla  harekete geçme teklifi, nihayet TBMM Hükümetinin verdiği yetki ile 28  Eylül 1920’den itibaren Sarıkamış-Kars-Gümrü doğrultusunda taarruz  harekâtı ile başlatılmıştır. Bu arada Kazım Karabekir Paşa, Türkçe yazı  dili olan Osmanlıca, Rusça ve Ermenice olarak bastırdığı bir beyanname  hazırlattırarak <strong>” Ermeni halkını, çetecilerin ve Avrupalıların  çıkarlarına göre hareket etmemeleri konusunda uyarmış ve Ermeniler ile  Türklerin yüzyıllardır kardeş olduklarını“</strong> belirtmiştir.</p>
<p>29 Eylül’de Sarıkamış, 30 Ekim’de Kars geri alındı. İleri harekâtını  sürdüren Kazım Karabekir Paşa kuvvetleri, 7 Kasım 1920’de Gümrü’deki son  Ermeni direnişini de kırarak, Kurtuluş Savaşının ilk zaferini  kazanmıştır.</p>
<p>Kazım Karabekir Paşa’nın doğu cephesinde askeri alanda Ermenilere  karşı kazandığı bu zafer üzerine, Türk ve Ermeni delegeleri arasında 3  Aralık 1920’de Kazım Karabekir Paşa’nın baş delegeliğinde Gümrü  Anlaşması imzalanmıştır. Bu Anlaşma TBMM hükümetinin siyasi alanda ilk  başarısı olmuştur.</p>
<p>Bu Anlaşma gereğince doğuda tespit edilen sınır, sonradan Moskova ve  Kars Anlaşmalarıyla da şimdiki Türkiye cumhuriyeti-Rusya ve Ermenistan  arasındaki sınırı oluşturmaktadır. Bu sınır aynı zamanda Misak-ı  Milli’nin Türk toprakları içine aldığı Kars’ı yeniden anavatana  kavuşturmuştur.</p>
<p>Kazım Karabekir Paşa Kars Anlaşması ile ilgili olarak <strong>“Kars  Anlaşması ebedi dostluğu oluşturan bir Anlaşmaydı. Bizim yerimizde başka  bir millet ve hınç besleyen bir ordu olsaydı. Ermeni mevcudiyeti  kalmazdı. Ermeniler Kars Anlaşmasını imzaladıklarında bunun şükran borcu  olduğunu ifade etmişlerdir.”</strong> Demiştir.</p>
<p>Kazım Karabekir Paşa’nın bu askeri ve siyasi alandaki başarısı ile  Doğu sınırları güvence altına alındığı gibi, Doğu Cephesinde serbest  kalan kuvvetlerden iki tümenin, Yunan istila hareketine karşı Batı  Cephesi Komutanlığını desteklemek üzere batıya kaydırılması imkânı elde  edilmiştir. Yine bu cepheden serbest kalan bir hayli silah ve özellikle  topların Batı Cephesine gönderilmesi suretiyle bu cephenin ikmal ve  takviyesi sağlanmıştır.</p>
<p>15 Ekim 1922&#8242;de Ankara&#8217;ya gelen Kâzım Karabekir Paşa, Edirne  milletvekili sıfatı ile 30 Ekim&#8217;den itibaren meclis çalışmalarına devam  etti. 17 Şubat 1923&#8242;de Türkiye&#8217;de ilk defa toplanan İzmir İktisat  Kongresine başkanlık yaptı ve 29 Haziran 1923&#8242;de TBMM&#8217;nin ikinci  devresinde İstanbul Milletvekili seçildiği dönemde; Doğu Cephesi  Komutanlığı görevini de fiili olarak devam ettirmekte idi. 21 Ekim  1923’te Doğu Cephesi Komutanlığının lağvedilmesi üzerine Kazım Karabekir  Paşa, 1. Ordu Komutanlığına atanmıştır. 21 Kasım 1923&#8242;de &#8220;milli  mücadelemizde siyasi ve savaş yararlılığı&#8221; görülenlere verilen yeşil ve  kırmızı şeritli istiklal madalyası ile ödüllendirildi. Kazım Karabekir  Paşa,1.ordu komutanı iken aynı zamanda milletvekili olması sebebiyle 19  Aralık 1923’ten itibaren izinli sayılmıştır.</p>
<p>Kazım Karabekir Paşa, 26 Ekim 1924’te 1.Ordu Komutanlığından istifa  ederek milletvekilliği görevine devam etmiştir. 9 Kasım 1924&#8242;te CHP&#8217;den  istifa ederek 17 Kasım&#8217;da TBMM’de kurulan ilk muhalefet partisi olan  Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’ne katılarak, bu partinin liderliğini  yapmıştır. 5 Haziran 1925&#8242;de Bakanlar Kurulu kararı ile tüm muhalif  gazeteler ve partilerle birlikte Terakkiperver Cumhuriyet Partisi de  temelli kapatıldı. Ayrıca Kâzım Karabekir Paşa, Rauf Orbay, Ali Fuat  Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez gibi Kurtuluş Savaşının önde  gelen komutanlarıyla birlikte Haziran 1926&#8242;da Mustafa Kemal&#8217;e düzenlenen  İzmir suikastı girişimi ile ilgili olarak tutuklandı ve İstiklal  Mahkemesi&#8217;nde idam ile yargılanıp, beraat etti.</p>
<p>Kazım Karabekir Paşa’nın 1 Mart 1927 tarihine kadar milletvekilliği  görevi devam etmiş ve 1927&#8242;de TBMM&#8217;nin ikinci dönemi sona erince  milletvekilliği son buldu ve ordu açığında iken 5 Aralık 1927&#8242;de emekli  olmuştur.</p>
<p>Bu dönemden sonra uzun bir süre politikadan uzaklaşarak inzivaya  çekilmek zorunda bırakılan Karabekir Paşa, 26 Ocak 1939&#8242;da tekrar  İstanbul Milletvekili seçildi. 1943 yılında yeniden milletvekili oldu ve  5 Ağustos 1946&#8242;da yapılan TBMM başkanlık seçimlerinde Meclis Başkanı  seçildi. Kazım Karabekir Paşa, 1946 bütçe görüşmeleri sırasında Sovyet  Lideri Stalin’in istediği Kars-Ardahan ve Boğazlar konusunda “Kars ve  Ardahan yaylamız, boğazlar boğazımızdır.” demek suretiyle bu konuya da  son noktayı koymuştur. Kâzım Karabekir, 26 Ocak 1948 yılında 66 yaşında  iken geçirdiği bir kalp krizi sonucu,  Ankara&#8217;da vefat etti.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftimsal-karabekir-dogu-cephesi-ve-babam-kazim-karabekir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/timsal-karabekir-dogu-cephesi-ve-babam-kazim-karabekir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısı&#8217;nda Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-7.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-7.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 09:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Ver Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2288</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekilleri, Muhterem Basın Mensupları, Bu haftaki grup konuşmama başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi verdiği kısa bir aradan sonra bugün tekrar çalışmalarına başlamıştır. Bu itibarla siz değerli milletvekili arkadaşlarımın, bu yasama döneminin kalan süresi içinde, partimizi temsilen yapacağınız çalışmalarda başarılı olacağınızdan asla şüphe duymuyorum. Bildiğiniz üzere, Haziran ayında yapılması gündemde olan Milletvekilliği Genel Seçimleriyle birlikte 23.Yasama Dönemi son bulacak ve milletimizin tercihleriyle Meclis’in yeni siyasi yapısı şekillenecektir. Ülkemizin kaderi üzerinde çok belirleyici ve tayin edici bir rolü olacak olan bu seçim için vakit hızla daralmaktadır. Türkiye’nin kötü gidişinin durdurulması, milletimizin hüzünlerinin ve acılarının son bulması için önümüzde tarihi bir fırsat bizleri beklemektedir. Yapılacak olan seçim Türk milletinin geleceği üzerinde kumar oynayanlara ve buna ortam hazırlayanlara büyük bir ders olacaktır. Özgürlük diyerek baskıyı meşrulaştıran, demokrasiyi dillendirerek otoriter eğilimleri güçlendiren Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidardan milletimiz tarafından süresiz uzaklaştırılması inşallah bu seçimlerde gerçekleşecektir. Sekiz yılı aşan AKP hükümetinin her türlü tahribatı, tefrikası, talanı, talihsizliği, takatsizliği, tahrifatı ve tarumarı çok yakın bir zaman sonra tarihe karışacaktır. Bu kara dönem mutlaka bitecek ve Türk milleti AKP’ye yalanlarının, yasaklarının, yolsuzluklarının ve neden olduğu yıkımlarının tek tek hesabını soracak, kabarık faturayı muhataplarının önlerine koyacaktır. Aziz milletimiz iyinin, doğrunun, güzelin ve adaletin kazandığını yapacağı seçimle bir kez daha gösterecek ve AKP iktidarı boyunun ölçüsünü alacaktır. Gelişmeler ve vatandaşlarımızın yükselen şikâyet ve tepkileri bize bunu göstermektedir. Bugünkü zaman sürecinde feryat etmeyen, derdi olmayan bir insanımıza tesadüf etmek âdete bir mucize haline gelmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gönül vermiş, destek olmuş kardeşlerimizin de sızlanmalarında tempolu bir artış görülmektedir. Umutları tükenenler ve AKP’yle daha fazla gidilemeyeceğini anlayanlar iktidar kervanından kafileler halinde ayrılmaya başlamışlardır. Dün bizim aramıza yer alan, ancak bir sebeple AKP’ye oy vermiş milyonlarca vatandaşımız saflarımızda yer almak için sabırsızlanmaktadır. Viyana’dan Hicaz’a, Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar milletimizin kutlu hatıralarını oya gibi yüreklerine işleyenlerin AKP’ye dur diyecekleri bir dönem ufukta görünmüştür. Milletimizin büyük çoğunluğu artık kararını vermiştir, ancak bunu halihazırda belli etmemektedir. Çünkü AKP tehditkârdır, acımasızdır ve insafsızdır. İktidar partisi aba altından sopa gösterircesine; kış aylarını yaşadığımız şu günlerde, yoksul kardeşlerimizi yardımlarla kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Muhtaçlıklarını hatırlatarak siyasal tercihlerini belirlemeye ve ipotek altına almaya çabalamaktadır. Bir gerçeğin altını kalın olarak çizmekte yarar vardır: Düşkün, yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimizin her şeyin daha fazlasını almaları onların en tabii haklarıdır. Sorarım sizlere, çocuklarını sinemaya götürmek, ailece ayda bir dışarıda yemeğe gitmek, senede on günlük bir tatil yapmak ve milli gelirden daha fazla pay almak en yoksul kardeşimizin hakkı değil midir? Her şeye rağmen verilen erzak paketleriyle ihtiyaçlar bitmemekte ve hanelere bolluk gelmemektedir. Üstelik AKP, devletin imkânlarını vatandaşlarımıza sadaka verir gibi sunmakta, bunun karşılığında da bedel istemekte ve diyet talep etmektedir. Gerçekten de devlet yardımları AKP’nin elinde çığırından çıkarılmış ve bir gözdağı vasıtası haline dönüştürülmüştür. Sırf bundan dolayı yardım alan kardeşlerimiz, siyasi eğilimlerini belli etmemektedir. Ayrıca AKP tasfiye olacağını hissettiğinden dolayı yandaş çevrelerin ısmarlama anketlerinden medet ummaya başlamıştır. Milliyetçi Hareket’in yükselen performansını bastırmak, gerçek kudretinin görülmesini engellemek için ise kamuoyunu aldatmak maksadıyla durmadan anketler servis edilmektedir. Ancak bu nafile ve sonuçsuz yaklaşımların üç hilalin önünü kesmesi asla mümkün...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong><img class="alignleft" src="../resimler/Liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" />Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p><strong>Muhterem Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Bu haftaki grup konuşmama başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi verdiği kısa bir aradan sonra bugün tekrar çalışmalarına başlamıştır.</p>
<p>Bu itibarla siz değerli milletvekili arkadaşlarımın, bu yasama  döneminin kalan süresi içinde, partimizi temsilen yapacağınız  çalışmalarda başarılı olacağınızdan asla şüphe duymuyorum.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, Haziran ayında yapılması gündemde olan  Milletvekilliği Genel Seçimleriyle birlikte 23.Yasama Dönemi son bulacak  ve milletimizin tercihleriyle Meclis’in yeni siyasi yapısı  şekillenecektir.</p>
<p>Ülkemizin kaderi üzerinde çok belirleyici ve tayin edici bir rolü olacak olan bu seçim için vakit hızla daralmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin kötü gidişinin durdurulması, milletimizin hüzünlerinin ve  acılarının son bulması için önümüzde tarihi bir fırsat bizleri  beklemektedir.</p>
<p>Yapılacak olan seçim Türk milletinin geleceği üzerinde kumar oynayanlara ve buna ortam hazırlayanlara büyük bir ders olacaktır.</p>
<p>Özgürlük diyerek baskıyı meşrulaştıran, demokrasiyi dillendirerek  otoriter eğilimleri güçlendiren Adalet ve Kalkınma Partisi’nin  iktidardan milletimiz tarafından süresiz uzaklaştırılması inşallah bu  seçimlerde gerçekleşecektir.</p>
<p>Sekiz yılı aşan AKP hükümetinin her türlü tahribatı, tefrikası,  talanı, talihsizliği, takatsizliği, tahrifatı ve tarumarı çok yakın bir  zaman sonra tarihe karışacaktır.</p>
<p>Bu kara dönem mutlaka bitecek ve Türk milleti AKP’ye yalanlarının,  yasaklarının, yolsuzluklarının ve neden olduğu yıkımlarının tek tek  hesabını soracak, kabarık faturayı muhataplarının önlerine koyacaktır.</p>
<p>Aziz milletimiz iyinin, doğrunun, güzelin ve adaletin kazandığını  yapacağı seçimle bir kez daha gösterecek ve AKP iktidarı boyunun  ölçüsünü alacaktır.</p>
<p>Gelişmeler ve vatandaşlarımızın yükselen şikâyet ve tepkileri bize bunu göstermektedir.</p>
<p>Bugünkü zaman sürecinde feryat etmeyen, derdi olmayan bir insanımıza tesadüf etmek âdete bir mucize haline gelmiştir.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gönül vermiş, destek olmuş kardeşlerimizin de sızlanmalarında tempolu bir artış görülmektedir.</p>
<p>Umutları tükenenler ve AKP’yle daha fazla gidilemeyeceğini anlayanlar  iktidar kervanından kafileler halinde ayrılmaya başlamışlardır.</p>
<p>Dün bizim aramıza yer alan, ancak bir sebeple AKP’ye oy vermiş  milyonlarca vatandaşımız saflarımızda yer almak için  sabırsızlanmaktadır.</p>
<p>Viyana’dan Hicaz’a, Kırım’dan Kuzey Afrika’ya kadar milletimizin  kutlu hatıralarını oya gibi yüreklerine işleyenlerin AKP’ye dur  diyecekleri bir dönem ufukta görünmüştür.</p>
<p>Milletimizin büyük çoğunluğu artık kararını vermiştir, ancak bunu halihazırda belli etmemektedir.</p>
<p>Çünkü AKP tehditkârdır, acımasızdır ve insafsızdır.</p>
<p>İktidar partisi aba altından sopa gösterircesine; kış aylarını  yaşadığımız şu günlerde, yoksul kardeşlerimizi yardımlarla kontrol  altında tutmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Muhtaçlıklarını hatırlatarak siyasal tercihlerini belirlemeye ve ipotek altına almaya çabalamaktadır.</p>
<p>Bir gerçeğin altını kalın olarak çizmekte yarar vardır:</p>
<p>Düşkün, yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimizin her şeyin daha fazlasını almaları onların en tabii haklarıdır.</p>
<p>Sorarım sizlere, çocuklarını sinemaya götürmek, ailece ayda bir  dışarıda yemeğe gitmek, senede on günlük bir tatil yapmak ve milli  gelirden daha fazla pay almak en yoksul kardeşimizin hakkı değil midir?</p>
<p>Her şeye rağmen verilen erzak paketleriyle ihtiyaçlar bitmemekte ve hanelere bolluk gelmemektedir.</p>
<p>Üstelik AKP, devletin imkânlarını vatandaşlarımıza sadaka verir gibi  sunmakta, bunun karşılığında da bedel istemekte ve diyet talep  etmektedir.</p>
<p>Gerçekten de devlet yardımları AKP’nin elinde çığırından çıkarılmış ve bir gözdağı vasıtası haline dönüştürülmüştür.</p>
<p>Sırf bundan dolayı yardım alan kardeşlerimiz, siyasi eğilimlerini belli etmemektedir.</p>
<p>Ayrıca AKP tasfiye olacağını hissettiğinden dolayı yandaş çevrelerin ısmarlama anketlerinden medet ummaya başlamıştır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket’in yükselen performansını bastırmak, gerçek  kudretinin görülmesini engellemek için ise kamuoyunu aldatmak maksadıyla  durmadan anketler servis edilmektedir.</p>
<p>Ancak bu nafile ve sonuçsuz yaklaşımların üç hilalin önünü kesmesi asla mümkün olamayacaktır.</p>
<p>MHP iktidara koşmakta, AKP ise durmadan tökezlemektedir.</p>
<p>Türk milletinin başına musallat olanlar artık son iktidar günlerini yaşamaktadır.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan için bitiş çizgisi görünmüş, tahrik ve öfke dolu  sesinin kısalacağı ve mahkeme önlerinde ayakta bekleyeceği günler  yakınlaşmıştır.</p>
<p>İktidardan baş aşağı düşmenin nasıl olacağını, şimdiden zafer havasına giren AKP zihniyeti kesinlikle yaşayacaktır.</p>
<p>Kamuoyu oluşturmaya dönük çalışmaları ihalesiz üstlenen, temelsiz ve  gerçek dışı anketlerle akılları çelmek amacıyla seferber edilen AKP  yardakçılarının ise insan içine çıkmaya yüzleri olmayacaktır.</p>
<p>Demokrasinin belirleyiciliği altında AKP’nin ibretlik sonu  resmedilecek ve büyük Türk milleti ahlaksızlığın, asayişsizliğin,  arsızlığın, anarşinin, açılımın, anaforun, avantanın, acizliğin,  adaletsizliğin, aymazlığın, ahmaklığın, akılsızlığın, angaryanın,  asabiyetin ve ataletin üzerini sandıktaki tercihiyle mühürleyecek ve  AKP’ye hayır diyecektir.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki ülkeler kaynamakta ve toplumsal karışıklıkların ateşi hızla yükselmektedir.</p>
<p>Hat safhada yaşanan çalkantılı ve bunalımlı günler sosyal tepkileri  bardağından taşırmış ve yönetimlerin devrilmesine, sokakların alev  topuna dönüşmesine yol açmıştır.</p>
<p>Bu kapsamda Tunus’taki gösteriler ve sonrasında meydan gelen gelişmeler üzerine hepimizin iyi düşünmesi gerekmektedir.</p>
<p>Tunus’u 23 yıl yöneten cumhurbaşkanının, yolsuzlukları ayyuka çıkınca  ülkesini terk etmek zorunda kalması da ibretlik bir hadise olmuştur.</p>
<p>Hak, özgürlük ve refah talep eden halkların seslerini iktidar gücüne  dayanarak polisiye tedbirlerle bastıran otoriter yönetimlerin nasıl  hızla ülkelerini kaosa ve kargaşaya sürüklediği açıkça görülmüştür.</p>
<p>İşsizliğin bunalttığı, yoksulluğun her tarafı sardığı, devleti  yönetenlerin yolsuzluk çamuruna saplandığı bir ülkede, en küçük  kıvılcımın nelere yol açabileceği bu son olaylarla iyice gün ışığına  çıkmıştır.</p>
<p>Gelişmekte olan ya da azgelişmiş her ülke yöneticisi için çok ciddi  ders niteliği olacak vakıalar dünyanın gözü önünde yaşanmıştır.</p>
<p>Haramiliğin ve yandaşları kayırmanın nelere mal olacağı bu vesileyle ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Tunus’ta başlayan gerilim hattı birçok ülkeyi çarpmış, Arnavutluğa  kadar uzanan coğrafyalardaki halkları adaletsizlik, haksızlık ve  hırsızlık karşısında harekete geçirmiştir.</p>
<p>Günümüzde ülke yönetimlerinin gayri meşru ve gayri insani yollara  tenezzül ederek var olan kaynakları aile üyelerine, taraftarlarına ve  yandaşlarına peşkeş çekmesi nefretleri artırmakta ve hoşnutsuzlukları  yaygınlaştırmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte Tunus’ta vasat bulan olaylar, bölgesel  memnuniyetsizlikleri kitlesel hareketlere çevirme tehlikesini içinde  taşımaktadır.</p>
<p>İlave olarak Cezayir, Ürdün, Yemen, Mısır; Tunus’taki fırtınanın bulaşıcı etkisi altına girmeye başlamışlardır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve hükümetinin başarısız olduğu ve üçlü  görüşmelerden çekildiği Lübnan’da ise toplumsal tansiyon hızla  yükselmektedir.</p>
<p>Hükümet bunalımı yaygın çatışmaları tetikleyebilecek riskleri içinde barındırmaktadır.</p>
<p>AKP’nin çok sevdiği Ömer El Beşir’in yönettiği Sudan ise bölünmek için referanduma gitmiştir.</p>
<p>Dileğimiz ülkemizi de doğrudan etkileyebilecek bir özelliğe sahip  komşu coğrafyalarda istikrarın ve güvenliğin bir an önce hâkim  olmasıdır.</p>
<p>Bu son olaylar, yoksulluğun vücut bulduğu geniş toplum kesimlerinin,  gözlerini kapatıp verilenlerle yetinmeyerek demokratik tepkilerini ve  hatta daha ilerisini yapabildiklerini göstermiştir.</p>
<p>Ekonomik dengesizlikler, alın teri sarfedilmeden kazanılan paralar,  devlet kaynaklarının sömürülmesi, ihale ve arazi mafyalarının çoğalması,  çalışmadan konfor ve lüks içinde yaşayanların televizyon ekranlarındaki  abartı görüntüleri sürekli olarak içten içe kızgınlıkları bilemektedir.</p>
<p>Mevcut ekonomik ve siyasal düzenin artan kırılganlıklarını önümüzdeki süreçte daha fazla görmemiz mümkün olacaktır.</p>
<p>Bu son gelişmelerden AKP hükümetinin de azami ölçüde gerekli sonuçları çıkarması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Ve geçmiş iktidar yıllarının vicdan muhasebesini ve ahlaki  değerlendirmesini yaparak hesap vermek için bugünden hazırlıklara  başlamasının yararlı olacağına da yürekten inanıyorum.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Henüz bir ayını geride bırakmak üzere olduğumuz 2011 yılında da,  önceki yılları aratmayacak nitelikteki tehlikeli olaylara ve gelişmelere  şahit oluyoruz.</p>
<p>Anlaşılıyor ki, 2011 yılının AKP’yle geçecek aylarında ve günlerinde sıkıntı ve sorunlar durmadan katlanacak ve yayılacaktır.</p>
<p>Zira iktidar partisinin artan tahammülsüzlükleri, su üstüne çıkan  tahakkümcü zihniyeti ve belirginlik kazanan kendi dışındakileri  susturmaya yönelik girişimleri bize başkaca bir fikir vermemektedir.</p>
<p>Özellikle Başbakan Erdoğan’ın kararan ve kapanan idraki, kendisinin  kontrolden çıkmasına neden olmakta; beğenmediği, tasvip etmediği ve  yandaşlarından görmediği tepkiler karşısında gerçek hüviyetinin ortaya  çıkmasına kapı aralamaktadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan herkesle kavgalıdır ve hoşgörüyle birlikte tevazuun  kendisine ne kadar yabancı olduğunu da her fırsatta ispatlamaktadır.</p>
<p>Sahip olduğu gerilimli ruh halini, niza ve hizipten beslenen  üslubuyla birleştirmesi ortaya kişiliğinde baskın olan hırçın, uzlaşmaz  ve sinirli tarafını çıkarmaktadır.</p>
<p>Gerçi Başbakan Erdoğan’ın öfke nöbetleri içine girmesi ve sözle şiddet uygulaması yeni bir vakıa değildir.</p>
<p>Çiftçimize ananı da al git diyen, Mehmetçiği tahkire yeltenen, şehide  hakaret eden, basını sindirmeye çabalayan, memuru yıldırmak için  uğraşan, yargıyla didişen, işçiyle ve öğrenciyle atışan Başbakan  Erdoğan’dan başkası değildir.</p>
<p>Bu zihniyet sahibinin kaba ve seviye yoksunu yaklaşımlarına,  ifadelerine sıklıkla rastlamamız gerçekten de bir tesadüf olarak  görülmemelidir.</p>
<p>Ne var ki sıra İmralı’da yatan haine geldiğinde ise sayın diyerek nezaket ve saygı gösteren de yine kendisidir.</p>
<p>Türkiye’nin böylesi bir kişi tarafından sekiz yılı aşan bir süredir yönetilmesi talihsizlikten öte utanç ve esef vericidir.</p>
<p>Bu kapsamda son günlerde cereyan eden <span style="text-decoration: underline;">iki konu bizim fazlasıyla dikkatimizi çekmiş ve Başbakan’ın ikircikli yaklaşımlarını deşifre etmesi bakımından anlamlı olmuştur.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bunlardan birincisi</span> hepinizin bildiği gibi güzide  kulüplerimizden Galatasaray’ın yeni stadyumuna kavuşması münasebetiyle  yapılan açılış törenlerinde vuku bulmuştur.</p>
<p>Öncelikle şunu söylemeliyim ki, ülkemizi Avrupa kupalarında en iyi  şekilde temsil eden bu kulübümüz başta olmak üzere, tüm spor  kulüplerimiz her şeyin en iyisine layıktırlar.</p>
<p>Uluslararası müsabakalarda milletimizi sevindiren, kucaklaşmasına ve  coşkuyla sokaklara taşmasına vesile olan her spor kulübümüzün hepimizin  gönlünde müstesna bir yeri vardır ve olmalıdır.</p>
<p>Spor faaliyetleri aynı zamanda toplumsal birleşmenin, aynı safta  toplanmanın ve milyonlarca kişinin aynı his ve ortak tezahüratla gönül  verdikleri takımlarının arkasında durmalarını sağlayan muazzam  güzellikleri sergilemektedir.</p>
<p>Stadyumlarda oluşan kolektif ruhu diğer sosyal alanlara yayabilirsek  hiçbir kem göz milletimize ve devletimize asla yan gözle bakmaya cüret  edemeyecektir.</p>
<p>Hangi spor kulübünün taraftarı olursak olalım, Türk milletinin onurlu  ve eşit bir ferdi olarak, türkümüz birliğin ve kardeşliğin dizelerinden  feyiz almalıdır.</p>
<p>Şahsen spora büyük bir ilgi duyan ve takip eden birisi olarak da,  milletçe elde edeceğimiz başarıların saflarımızı daha sıkılaştıracağına  ve ellerde bayraklar ve dillerde ‘en büyük Türkiye’ haykırışlarıyla güç  birliğini hayatın her alanına yayacağımızı düşünüyorum.</p>
<p>Doğudan batıya, güneyden kuzeye tek ses, tek yürek ve tek millet  olarak varlığımızı sürdürmemizin en etkili yollarından birisi de budur.</p>
<p>Ancak AKP zihniyeti, kâbus gibi Türk sporunun üzerine çökmüş, burada  da yandaşlığı ve tarafgirliği attığı adımlarla belirginleştirmiştir.</p>
<p>Ermenilerle mutabakat arayışlarında futbol müsabakaları bahane olarak  kullanılmış ve Bursa’daki karşılaşmada bayrak avcılığı dahi  yapılmıştır.</p>
<p>Spor bu dönemde siyasete alet edilmiş, kulüplerin, federasyonların  iktidarın etki ve hâkimiyet alanına sokulması için olmadık oyunlar  oynanmıştır.</p>
<p>Hatta daha da ileri gidilmiş, tanınmış ses sanatçıları, sahne ve şov  dünyasının ünlü simaları, edebiyatçı ve düşünürlerin yanı sıra spor  camiası da yıkım projesine ortak edilmeye çalışılmış ve Başbakan Erdoğan  Dolmabahçe Sarayı’na geçtiğimiz yılın Haziran ayında davet ettiği  konuklarına PKK açılımını yüzü kızarmadan anlatmıştır.</p>
<p>Bununla birlikte bu toplantıda, ‘zaman orta saha da top çevirme  zamanı değil’ diyerek, Türk milletinin ayrışmasının melun taktiklerini  vermiştir.</p>
<p>‘Zaman dar alanda kısa paslaşmalar yapma zamanı değil’ diyerek, yıkımın kirli oyun planını kabul ettirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Ve Başbakan Erdoğan; “zamanın ekip oyunu oynama, pası isabet ettirme  ve netice, yani gol atma zamanı&#8221; sözleriyle de sporu menfur emelleri  uğrunda vasıta yapmak istemiştir.</p>
<p>Çocukluğunda, mahalle aralarında kâğıttan toplarla oynadığını ifade  eden Recep Tayyip Erdoğan yetişkinliğinde de Türk milletinin sinir  uçlarıyla oynamış ve tahrip etmiştir.</p>
<p>Bu zihniyet sahibi için önemli olan sporun hoşgörüsü, ahlakı, çevikliği, centilmenliği ve dinamizmi değildir.</p>
<p>Amaç birlik ruhunun canlandırılması, bütünlüğün sağlanması değil, saha içinde bile farklılıkların hatırda tutulmasıdır.</p>
<p>Rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Başbakan Erdoğan ve hükümeti her alanda  olduğu gibi sporda da gedikler açmaya çalışmış, hükümet etme gücüyle  siyasetin merkezine çekmek için her şirret yolu denemiştir.</p>
<p>Nitekim Galatasaray Kulübümüzün yeni stadyumunun açılış törenlerinde bunu bir kez daha görme fırsatımız olmuştur.</p>
<p>Stadın açılışında kulüp taraftarlarını tahrik edici konuşmalar, bu  zamana kadar biriken toplumsal tepkinin ateşini yükseltmiş ve  protestolara neden olmuştur.</p>
<p>Öyle ki TOKİ Başkanı olan zatın tariz dolu ve zan altında bırakan  sözleri, haklı bir infiale neden olmuş ve patron edasıyla yaptığı  konuşmasının cevabını misliyle almıştır.</p>
<p>Tribünde alacaklı gibi oturan Başbakan Erdoğan da, Galatasaray  taraftarı kardeşlerimizin tepkisini soğukkanlılıkla ve olgunlukla  karşılamak yerine stadyumu terk etmiş ve sinirlerine yine hâkim  olamamıştır.</p>
<p>Sonrasında ise stadyumu yapanın ve parayı verenin kendileri olduğunu  ısrar vurgulamış ve kendisine yönelik organize bir hareketin olduğunu  ifade etmiştir.</p>
<p>Üstelik danışmanından siyasetçisine tüm AKP yandaşları Galatasaray  taraftarlarına en pis ve iğrenç hakaretlerle saldırmışlar ve  protestoları en hafifinden nankörlükle itham etmişlerdir.</p>
<p>Soruşturmalar açılmış ve kameraların izlenmesiyle demokratik tepkisini gösterenler tespit edilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Bunun aynısını AKP zihniyeti, geçmişte şehit cenazelerine katılan  dava arkadaşlarımıza yönelik de uygulamıştı ve kameralarla ve zor  kullanarak kendisine yönelen tepkileri durduracağını zannetmişti.</p>
<p>Kabul ve itiraf edilmelidir ki, ileri demokrasinin sözde  savunucularının çirkin maskesi Türk Telekom Arena Stadyumunda bir kez  daha yerlere düşmüş ve kırılıp, dağılmıştır.</p>
<p>Bu zihniyet sahipleri için demokrasi ve ifade özgürlüğü yalnızca kendilerinin anladığı ve dilediği şekilde olmalıdır.</p>
<p>Başbakan’ı övmeyen, minnet duymayan, şükran gösterileri yapmayan ve  sözüm ona lütfettiği yardımlardan dolayı el etek öpmeyen kim varsa  organize işlerin bir parçasıdır.</p>
<p>Sanırsınız ki Başbakan Erdoğan servetinden ayırdığı paralarla ya da  çocuklarının rızkından keserek stadyum yapılmasına katkı sağlamıştır.</p>
<p>Bundan dolayı kadir kıymet bilinmemesi abesle iştigaldir.</p>
<p>İşte sorunlu bir kafa yapısının ve bozuk mantığın sonucu budur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve kendi yanında cephe almışlara <span style="text-decoration: underline;">hatırlatmak isterim ki;</span></p>
<p>Türkiye krallık, emirlik, şahlık, sultanlık değil, milletimizin egemenliğiyle vücut bulmuş bir Cumhuriyettir.</p>
<p>Hükümet olarak yaptığınız harcamalar kendi özel hazinenizden değil, milletimizin cebinden karşılanmaktadır.</p>
<p>Tabiidir ki milletten aldığınızı yine millete vereceksiniz ve bundan dolayı da minnet duyulmasını asla beklemeyeceksiniz.</p>
<p>Kaldı ki aziz milletimizin size siyasi sorumluluk vermiş olması en büyük lütuftur ve bunu da asla aklınızda çıkarmayacaksınız.</p>
<p>Milletimizi borçlu, kendinizi alacaklı olarak görmeniz ise içine düşebileceğiniz en büyük densizliktir.</p>
<p>Yurdumun her köşesine yapılacak olan hizmetler milletimizin hakkıdır,  helalidir ve bedellerini de vergilerle zaten karşılamaktadır.</p>
<p>Bu gerçeği görmeden ya da yok farz ederek; “verdim, yaptım, dağıttım,  yardım ettim” türünden söz ya da imalar Türk milletine karşı yapılacak  en büyük yanlış ve hakarettir.</p>
<p>Ve böylesi bir düşüklüğü ne Recep Tayyip Erdoğan’ın ne de yanında  tuttuğu siyasetçi ve bürokrat taifesinin yapmasına asla izin ve fırsat  vermeyeceğiz.</p>
<p>Bir tarafta yoksul kardeşimize makarna, un, yağ, kömür dağıtarak  siyasi baskı altında tutan; öbür tarafta da ‘stadyumu ben yaptım, tabi  olun’ diyen çürümüş ve alçalmış zihniyetin takdir edersiniz ki iyi  niyetinden, samimiyetinden ve âlicenaplığından bahsetmemiz mümkün  değildir.</p>
<p>Küresel güçler tarafından uzaktan kumandayla yönlendirilen ve bunun  acısını da vatandaşlarımızdan çıkaran AKP hükümetine milletimiz çok  yakın bir zamanda geciken şamarını mutlaka indirecektir.</p>
<p>Yeri gelmişken bir hususu daha vurgulamanın yararlı olacağı inancındayım.</p>
<p>Her ne sebeple olursa olsun, toplu halde bulunan yerlerde demokratik  itirazların kullanılmasında aşırıya kaçılmamalı, başka kapılar  aralanmamalı ve küfür ve hakarete varan sözlere tevessül edilmemelidir.</p>
<p>Haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olacağı şüphesiz bir hakikattir.</p>
<p>Ancak, ölçüyü kaçırmamak ve toplumsal hareketlenmeyi sağlayacak ve  önüne geçilmeyecek başka gelişmelere neden olmamak için herkesin de  sorumlu davranması gerekmektedir.</p>
<p>Kimsenin şüphesi olmasın ki AKP iktidardan tepe taklak inecektir.</p>
<p>Bunun da yolu bellidir ve o da sandıktan başkası değildir.</p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım</strong></p>
<p>Dikkatimizi çeken <span style="text-decoration: underline;">ikinci konu</span> ise az önce arz etmeye  çalıştıklarım kadar önemlidir ve Başbakan Erdoğan’ın gerçek niyetini  belirginleştirmesi bakımından kayda değerdir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan nedense zayıf gördüğü, diklenmesinin kendisine bir  zarar vermeyeceği ve kolaylıkla alt edebileceğini düşündüğü ya da iç  politika malzemesi olarak kullanmasına izin verilen kişi ya da ülkelerle  sürekli gerilim halindedir.</p>
<p>Mesela sahte İsrail kabadayılığı bunlardan birisidir.</p>
<p>Sonuçsuz bağrışları ve bu ülkeye yönelik içi boş tehditleri hepimizin bildiği gerçekler arasındadır.</p>
<p>Ancak ne hikmetse Türklüğe ve Türk milletine sataşanlara, hakir  görenlere, iftira atanlara ve geçmişimize dil uzatanlara karşı da  sessizdir, suskundur ve sinmiş bir haldedir.</p>
<p>En son olarak Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın Yunanistan ziyareti  esnasında kamuoyuna yansıyan ve bizim de asla kabul etmeyeceğimiz çirkin  ve küstah ifadeler bunlar arasında yer almıştır.</p>
<p>Bu çerçevede Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın aziz milletimizi;  Ermenilerin ve Rumların katlinden sorumlu görmesi ve barbar sıfatını  yakıştırması alçaklığın son versiyonu olarak hafızalarımıza kazınmıştır.</p>
<p>Geçmişin acı hatıralarının şahitliğiyle açıklıkla söyleyebiliriz ki,  eğer ortada bir barbar ve katil varsa, o da bu kötü sözleri bize  atfedenlerden başkası olmayacaktır.</p>
<p>Polatlı’ya kadar gelerek vatanımıza göz dikenlerin, Türk’ün şerefiyle  ve bağımsızlığıyla oynamaya kalkışanların, Doğu’da kanlı çetelerle  sistematik kıyım yapanların masumiyet zırhına bürünmeleri döktükleri  kanları asla temizleyemeyecektir.</p>
<p>Caniliğin, kana susamışlığın, işgalciliğin, haydutluğun taraflarının  Türk milletine söz söylemeye ne kirli sicilleri ne de karanlık  geçmişleri asla müsaade etmeyecektir.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri</strong></p>
<p>Ülkemiz son günlerde kaygı verici tartışmaların, tahripkâr  hadiselerin, art niyetli ve sorumsuz beyanatların gölgesi altında  kalmıştır.</p>
<p>Siyasetin ahlaki derinliği kaybolmuş, kısır bir döngünün içine hapsolmuş, incelik ve dengeden hızla uzaklaşmıştır.</p>
<p>AKP ile CHP arasındaki ‘oynak ve kaynak’ tartışmaları çapsızlığın ve  vizyonsuzluğun hangi seviyelere ulaştığını bariz bir şekilde ispat  etmiştir.</p>
<p>Aslında birbirini tamamlayan bu iki partinin, perde arkasında aynı  amaçlara hizmet ettikleri dikkatli ve milli gözlerden kaçmayacaktır.</p>
<p>Anlaşıldığı kadarıyla tek başına iktidar olma şansını elde edemeyecek  olan bu iki parti, seçimden sonra koalisyon kurmanın altyapısını  şimdiden oluşturmaya kendilerini adamışlardır.</p>
<p>AKP ile CHP arasındaki artan benzerlikler, meselelere aynı mantık  örgüsüyle yaklaşımlar ister istemez bizim bu şekilde değerlendirme  yapmamıza neden olmaktadır.</p>
<p>Özellikle Ana Muhalefet liderinin teröre kuşkulu bakışı ve milli  konulardaki çekimser duruşu AKP’yle aynı çizgide buluşmasını  sağlamaktadır.</p>
<p>Ne ilginç bir tesadüftür ki, iki siyasi zihniyette neredeyse  İmralı’nın dilini ve projelerini hayata geçirmek için birbiriyle yarış  içine girmişlerdir.</p>
<p>İkisinin de kafasında İmralı canisinin affedilmesi vardır.</p>
<p>Türklük değerleri, Türk milletinin birliği ve Cumhuriyetin devamlılığı ikisinin de öncelikleri arasında yoktur.</p>
<p>Ana Muhalefet Partisi liderinin çelişkili ve kılıktan kılığa giren  siyasi mesajlarıyla, Başbakan Erdoğan’ın değişken ve tutarsız sözleri  üst üste örtüşmektedir.</p>
<p>Başörtüsüyle eğitimlerini sürdürmek isteyen evlatlarımızın önünde bu iki siyasi anlayış engel teşkil etmiştir.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Danıştay’ın ALES sınavına başörtüsüyle  girilemeyeceğine dönük verdiği sorunlu ve tartışmalı karar gerginlik  yanlısı bu iki partinin ekmeğine yağ sürmüştür.</p>
<p>Ayrıca aklına geleni söylemek, laf olsun diye konuşmak, tehlikeli  düşüncelere sahip olmak AKP ve CHP Genel Başkanlarının ortak özellikleri  arasındadır.</p>
<p>Çözüm ve çareyi yabancı başkentlerde aramak, çok konuşup bir şey söylememek yine CHP ile AKP’nin benzeştiği alanlar olmuştur.</p>
<p>Sonuç itibariyle taviz ve teslimiyeti besin kaynağı yapan AKP’nin  yanına CHP’nin de düşmesi ülkemiz açısından hayırlı sonuçlar ortaya  çıkarmayacaktır.</p>
<p>Değerli arkadaşlarım dikkatlerinizi<span style="text-decoration: underline;"> bir noktaya çekmek isterim.</span></p>
<p>CHP’nin bölücü taleplere kapı açması ve arka çıkması da tuhaf ve sancılı bir sürecin başladığına işaret etmektedir.</p>
<p>Nitekim Cumhuriyet’i kurduğunu iddia eden Cumhuriyet Halk Partisi’nin  PKK tezlerini savunan ve rezil planlarını sahiplenen bir anlayış içinde  olması savrulmadır, kendisi açısından tarifi olmayan utanılacak bir  durumdur.</p>
<p>Bakınız hakikat komisyonun kurulmasıyla ilgili CHP beyanlarını milletimiz kaygıyla karşılamıştır.</p>
<p>Diğer tarafta, hem asker hem de terör örgütü aynı anda silah bıraksın sözlerini hepiniz mutlaka işittiniz.</p>
<p>Söyler misiniz lütfen, bugünkü CHP’nin neresi aziz Atatürk’ün kurduğu  ve ilk genel başkanlığını yaptığı partiyle benzerlik taşımaktadır?</p>
<p>Bölücü taleplere şirinlik yapan Ana Muhalefet lideri, İmralı’daki  bölücübaşının kanlı projelerine destek vererek aynı safta yer almıştır.</p>
<p>Bundan sonra CHP ne diyecektir? Ve ihanete prim veren bu tutumunu nasıl izah edecektir?</p>
<p>AKP’nin izinden yürüyen Ana Muhalefetin kabullerinden saptığı, milli  ilkeleri bir yük gibi gördüğü ve üniter devlet yapısını fantezi olarak  değerlendirdiği ortadadır.</p>
<p>AKP’yle CHP aynı sahnede buluşmuşlar, önde kavga ederken, arkada el  ele Türkiye’nin geleceğini karartmanın meşum planlarını yapmaya  başlamışlardır.</p>
<p>Artık önümüzdeki süreçte AKP, CHP ve PKK’nın tavırlarında paralellik olacağını söylememiz yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin temellerinde oynama yaparak kaynaşma sağlanacağını  düşünen bu sefil siyaset tüccarlarının milletimizden hak ettiği cevabı  en iyi şekilde alacaklarını hep birlikte yaşayarak göreceğimizden kuşku  duymuyorum.</p>
<p>Ateş çemberinden geçmekte olan ülkemizin, çok ciddi bir beka sorunuyla karşı karşıya olduğu tartışmasızdır.</p>
<p>Suikastın hedefinde Türk milleti vardır ve milli birliğimiz ve kardeşliğimiz bozulmak istenmektedir.</p>
<p>AKP iktidarı, ülkemizi mayınlarla döşeli etnik tuzağın içine çekmek amacıyla yapmadığını bırakmamıştır.</p>
<p>Bununla beraber vermediği taviz de kalmamıştır.</p>
<p>AKP’nin dışarıdan eline tutuşturulan senaryo gereğince oynadığı  oyunun gayesi bellidir ve Türk milleti kimlik bölünmelerine ve dönüşü  olmayan etnik kargaşaya itilmek istenmektedir.</p>
<p>CHP’de böylesi bir sürecin figüranları arasında yerini almış ve tarafını böylelikle netleştirmiştir.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Türkiye’nin, geleceğini tayin edecek tarihi bir yol ayrımına her gün biraz daha yaklaşmaktayız.</p>
<p>Üzülerek söylemeliyim ki, hayatın her alanında etki alanı genişleyen sarsıntılara ve bozulmalara şahit olmaktayız.</p>
<p>Bu kara tablonun oluşmasında en büyük sorumlu ve hızlandırıcı unsur AKP hükümetinden başkası olmadığı açıktır.</p>
<p>Milli ve manevi değerlerimiz iktidarın yol göstericiliğinde ve müsamahakâr tutumu sayesinde darbe üstüne darbe almaktadır.</p>
<p>Bu noktaya hazmettire hazmettire gelindiği malumlarınızdır.</p>
<p>Hukuksuzluğun kol gezdiği, suçluların serbest kaldığı ve  vicdansızlığın doruk yaptığı düşündürücü bir Türkiye manzarası  karşımızdadır.</p>
<p>Habur’da davul zurnayla karşılanan teröristler, AKP tertibiyle  kurulan düzemece mahkemeler milletimizin aklından bir an olsun  çıkmamıştır.</p>
<p>Adaletin hain amaçlar uğruna nasıl içinin boşaltıldığını yaşanan rezil görüntülerden maalesef izleme fırsatımız olmuştur.</p>
<p>Bölücü teröristlerin törenlerle karşılanmasından yaklaşık 15 ay sonra  bu defa da Hizbullah militanları halaylar eşliğinde serbest kalmış ve  bunlar karşısında milletimizin yüreği burkulmuştur.</p>
<p>Yüzlerce insanın kanına giren caniler rahata erdikten sonra, sıradan  suçlu muamelesi görerek mutat kontrol prosedürüyle taltif edilmişler,  ancak buna dahi riayet etmemişlerdir.</p>
<p>Ve kendilerine sunulan AKP imkânını kullanmışlar ve adaletten kaçmışlardır.</p>
<p>Yakalama girişimleri bir kaçı dışında sonuç vermemiş ve atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir.</p>
<p>Katiller AKP hükümetinin açtığı kapıdan göstere göstere çıkıp gitmişler ve büyük bir skandalın yaşanmasına sebep olmuşlardır.</p>
<p>Temennimiz aynı uygulamaların diğer suçlulara yönelik olarak vuku bulmamasıdır.</p>
<p>Şimdi sırada İmralı canisinin hapis cezasını evde geçirme  dayatmasının ve pazarlığının ne şekilde karşılanacağı konusuna  gelmiştir.</p>
<p>AKP’nin önümüzdeki seçimlerde istediği siyasal neticeyi aldığı  takdirde, bölücübaşı için gün doğacaktır ve serbest kalmasının ilk  durağı olan ev hapsi hayata geçebilecektir.</p>
<p>AKP iktidarıyla birlikte adalet duygusu körelmiş ve hukukun üstünlüğü komaya girmiştir.</p>
<p>Yargının siyasallaştırılması ve AKP hukukunun devreye sokulması peşi sıra birbirini izlemiştir.</p>
<p>Yasalarla çarpışarak büyüdüklerini söyleyen Recep Tayyip Erdoğan  işlediği her suça hukuki bir kılıf, yaptığı her yanlışa yasal mazeret  arayışı içinde olmuştur.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun  tanzim edilmesiyle önüne çıkabilecek pürüzleri etkisizleştirmeyi  hedefleyen Başbakan, gözü şimdi de Danıştay ve Yargıtay’a dikmiştir.</p>
<p>Hazırlanan uyum yasaları gereğince, AKP’nin etki ve tesir alanında  bulunan Anayasa Mahkemesi’ne; bu iki üst yargı kurumunun üzerinde bir  pozisyon verilmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, son yapılan anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânı getirilmiştir.</p>
<p>Bu durum temel alınarak AKP’nin kafasında ve gündeminde yer alan;  bireysel başvuru bağlamında Anayasa Mahkemesi’ne, Yargıtay’ın ve  Danıştay’ın kararlarını iptal etme yetkisi verilmesine dönük planlar  adaleti daha fazla keşmekeşliğin içine itecek ve yeni bir kaos  yaşanmasına kapı aralayacaktır.</p>
<p>AKP merkezli yargıyı kuşatma harekatı hızla sürerken, yargının kendi içinde sorunları olduğu kuşku götürmez bir gerçekliktir.</p>
<p>Hukukun kapsamlı bir reforma tabi tutulması kaçınılmazdır ve çok da gerekli bir hal almıştır.</p>
<p>Özellikle yandaş yargı girişimlerinin yoğunlaşmasıyla birlikte  verilen kararların doğruluğu daha çok tartışmalı bir duruma gelmiştir.</p>
<p>Adaletin vicdanlarda ne kadar karşılık bulduğu ise belirsizdir.</p>
<p>AKP hükümeti hukuku kendi menfaatine göre değerlendirmekte ve hukuksuzluğun adeta içtihadını yazmaktadır.</p>
<p>Hukukun bu şekliyle daha fazla soluk alıp vermesi çok zordur.</p>
<p>Adaletin olmadığı, hukukun etkili bir şekilde işlemediği bir toplumda  özgürlükten ve demokrasiden bahsedilmesi beyhude bir çaba olacaktır.</p>
<p>Demokrasiyi yalnızca prosedürlere ve sloganlara indirgeyen AKP zihniyetinin bu söylediklerimizi anlaması tabiatıyla imkânsızdır.</p>
<p>Böylesi bir bakış açısının adaleti güçlendirmesi ve hukukun üstünlüğünü tesis etmesi de söz konu olmayacaktır.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Gündeme düşen her konu anında toplumsal yapıyı kutuplara sevk etmekte  ve milletimizin duyarlı olduğu ne varsa kaşınmakta ve kanatılmaktadır.</p>
<p>Doğal olarak, Türkiye’nin problemleri katlanılamaz bir boyuta  ulaşmakta, her gün yeni bir badire karşımıza tüm kasvetiyle  dikilmektedir.</p>
<p>Özel hayatın dokunulmazlığından dizi ve heykel tartışmalarına kadar her mesele anında içinden çıkılmaz bir soruna dönüşmektedir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın gündem saptırması ve sanal gerginlik alanları  inşa etmesi, bir bakıma çaresizliğinin ve tükenmişliğinin de delilidir.</p>
<p>AKP iktidarı vatandaşlarımızı korku girdabına sürüklemiş ve özgürlük alanlarını alabildiğine daraltmıştır.</p>
<p>Emin olun ki, ülkemizin içinde kıvrandığı sorunların hiçbiri aşılamayacak değildir.</p>
<p>Hepsinin bir makul ve kalıcı bir çözümü vardır.</p>
<p>Milletimize <strong>‘Karar Anı Geliyor, Ses Ver Türkiye, Sesime Kulak Ver Türkiye’</strong> sözleriyle umut olacağız.</p>
<p>Türk milletine sesimizi duyuracağız, sesini duyacağız ve sorunlarına çare olacağız.</p>
<p>Sözlerimizle, bakışlarımızla ve kurduğumuz gönül köprüsüyle milletimizle bütünleşeceğiz.</p>
<p>Milliyetçi Hareket olarak milletimizin huzura ve refaha her  zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu görüyor ve bunları  gerçekleştirmek için ise tüm hazırlıklarımızı tamamlıyoruz.</p>
<p>Önümüzdeki Cuma günü açıklayacağımız seçim beyannamemizle de Türk  milletinden sesimize kulak vermesini ve buna karşılık ses vermesini  talep edeceğiz.</p>
<p><strong>Bu tarihi toplantının şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyor konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-7.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-7.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anadolu Türkmen Beyi Türk Yurtlarında &#8211; 20 Mayıs 2000</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/anadolu-turkmen-beyi-turk-yurtlarinda-20-mayis-2000.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/anadolu-turkmen-beyi-turk-yurtlarinda-20-mayis-2000.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Jan 2011 11:02:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Belgeseller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2252</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/anadolu-turkmen-beyi-turk-yurtlarinda-20-mayis-2000.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?it=mthumb&amp;v=234" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fanadolu-turkmen-beyi-turk-yurtlarinda-20-mayis-2000.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/anadolu-turkmen-beyi-turk-yurtlarinda-20-mayis-2000.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/f11def910a527eb531cfff35d0fc9f09c789c71259065b0a99fbd492a18450c84380b0a0f44bdce359fab053b64c70aa3ae009a18b424f9e0222ddea2c9bbdc5/Anadolu_Turkmen_Beyi_Turk_Yurtlarinda___20_Mayis_2000/video.flv" length="126562601" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Bizim Çocuklar</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bizim-cocuklar.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bizim-cocuklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Jan 2011 10:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2250</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/bizim-cocuklar.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="http://www.mhp-tv.com/resimgoster.php?it=mthumb&amp;v=30" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbizim-cocuklar.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bizim-cocuklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://server2.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/0c4594ab2b34b3d93a2b83f0b6384605c1a148db35357b97167408fd139dbb02d8b70b574685a54ba90a03821695dc17dbef5b85e73ecd4cb1d7a6e755daffa0/Bizim_Cocuklar/video.flv" length="81586584" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Burcu Aybüke TEKGÜL &#8211;  Qara Yanvar</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-qara-yanvar.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-qara-yanvar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2011 08:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Ebulfez Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Karabağ]]></category>
		<category><![CDATA[Qara Yanvar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2284</guid>
		<description><![CDATA[1990 yılının 19 Ocak&#8217;ını 20 Ocak&#8217;a bağlayan gecede, Ermenilerin Azerbaycan toprakları üzerindeki hak iddialarının ve kışkırtmalarının sabır taşını çatlattığı ve bağımsızlık arzusunun sesini tüm kuvvetiyle duyurmaya başladığı Bakü&#8217;de, Sovyet Kızıl Ordusu&#8217;nun baskınıyla 140&#8242;tan fazla Azerbaycan Türkü şehit edilmiş; 700&#8242;den fazla kişi yaralanmıştır. Dağlık Karabağ bölgesinde Ermenî talepleri ve Ermenistan&#8217;ın bu bölgeyi kendi topraklarına katma çalışmaları 1988 yılına kadar uzanıyordu. 20 Ocak 1990 tarihinde Rus askerinin Azerbaycan&#8217;a girmiş olması, vatanını savunma gayesinde bulunan Azerbaycan Türkleri&#8217;nin, SSCB yönetiminden bağımsız olma yolundaki direnişinde de bir dönüm noktası teşkil etmiştir. SSCB&#8217;nin 15 Ocak 1990&#8242;da aldığı, olağanüstü hâlin Bakü ve Gence illerine kadar genişletilmesine dair karar, zaten uzun bir süredir tansiyonun yüksek olduğu Bakü şehrinde adeta bir ayaklanmaya yol açmıştır. Azerbaycan halkı, 16 Ocak günü Bakü şehrinin girişlerini ve askerî birlikleri kuşatma altına alarak, olağanüstü hâl ilânına izin vermeyeceğinin sinyallerini vermiş; bu sırada devreye giren Azerbaycan Halk Cephesi ise olağanüstü hâl kararının cumhuriyetin egemenliğini çiğnemek demek olduğu, asla kabul edilemeyeceğini, ancak uygulamaya konması yönünde tedbirler alınması hâlinde karşı konulmaması gerektiğini halka duyurmuşlardır. Bu gelişmeler üzerine ise Moskova&#8217;dan 20 Ocak 00.00 itibariyle Bakü şehrinde olağanüstü hâl uygulanmaya konması kararı çıkmıştır. Olağanüstü hâl uygulaması kararı ise uygulamaya konmadan önce halka haber verilmemiştir; zira -ki bu bilgi sonradan ortaya çıkmıştır- 19 Ocak akşamı 19.00 sularında Azerbaycan Resmî Televizyonu KGB tarafından bombalamıştır. Dolayısıyla 20 Ocak gecesi Bakü topraklarına giren Rus askeri, karşısında, silahsız ancak vatanını savunma gayesinde, inanmış bir grup Azerbaycan Türkü bulmuştur. Rus askerinin açtığı ateş sonucu, bir kısmı çocuk ve yaşlı olmak üzere -resmî rakamlara göre- 133 kişi ölmüş; 700&#8242;den fazla kişi yaralanmıştır. Bu müdahale öyle sert olmuştur ki, yaralılara yardım etme gayesindeki ambulanslara ve tıbbî merkezlere dahi ateş açılmış; doktorlar dahi öldürülmüştür. Sözde asayişi sağlamak amacıyla yapılan bu müdahaleden sonra, dönemin SSCB Savunma Bakanı Dimitri Yazov&#8217;un bir gazeteye verdiği demeçte, müdahalenin aslında Azerbaycan Halk Cephesi kurumlarının dağıtılması amacıyla yapıldığını belirtmiştir. Öte yandan, AHC Başkanı Elçibey&#8217;le yapılan görüşme sırasında bir Sovyet yetkilisi, merhum Elçibey&#8217;in demokratik seçim talebini, bunun SSCB&#8217;den ayrılmaya bir adım öte olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. 20 Ocak olayı, Türk tarihine bir katliam olarak geçmiş ve Azerbaycan halkının hürriyet yolunda verdiği kayıpların ne ilki, ne de sonu olmuştur. Millî Azadlık Hareketi Lideri merhum Ebulfez Elçibey&#8217;in sözleriyle “Bizə heç kim azadlıq vermiyib, biz azadlığımızı şəhidlərimizin qanı ilə almışıq.”. Qara Yanvar&#8217;ın 21. yıldönümünde şehit edilen Azerbaycan Türkü soydaşlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Azerbaycan&#8217;ın &#8216;bütövlüğü&#8217; yolunda vermiş oldukları canlar unutulmamıştır; unutulmayacaktır. BÜKÜLMƏ, ƏYİLMƏ, BAŞINI DİK TUT CAN AZƏRBAYCAN!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>1990 yılının 19 Ocak&#8217;ını 20 Ocak&#8217;a bağlayan gecede,  Ermenilerin Azerbaycan toprakları üzerindeki hak iddialarının ve  kışkırtmalarının sabır taşını çatlattığı ve bağımsızlık arzusunun sesini  tüm kuvvetiyle duyurmaya başladığı Bakü&#8217;de, Sovyet Kızıl Ordusu&#8217;nun  baskınıyla 140&#8242;tan fazla Azerbaycan Türkü şehit edilmiş; 700&#8242;den fazla  kişi yaralanmıştır.</p>
<p>Dağlık Karabağ bölgesinde Ermenî talepleri ve Ermenistan&#8217;ın bu  bölgeyi kendi topraklarına katma çalışmaları 1988 yılına kadar  uzanıyordu. 20 Ocak 1990 tarihinde Rus askerinin Azerbaycan&#8217;a girmiş  olması, vatanını savunma gayesinde bulunan Azerbaycan Türkleri&#8217;nin, SSCB  yönetiminden bağımsız olma yolundaki direnişinde de bir dönüm noktası  teşkil etmiştir.</p>
<p>SSCB&#8217;nin 15 Ocak 1990&#8242;da aldığı, olağanüstü hâlin Bakü ve Gence  illerine kadar genişletilmesine dair karar, zaten uzun bir süredir  tansiyonun yüksek olduğu Bakü şehrinde adeta bir ayaklanmaya yol  açmıştır. Azerbaycan halkı, 16 Ocak günü Bakü şehrinin girişlerini ve  askerî birlikleri kuşatma altına alarak, olağanüstü hâl ilânına izin  vermeyeceğinin sinyallerini vermiş; bu sırada devreye giren Azerbaycan  Halk Cephesi ise olağanüstü hâl kararının cumhuriyetin egemenliğini  çiğnemek demek olduğu, asla kabul edilemeyeceğini, ancak uygulamaya  konması yönünde tedbirler alınması hâlinde karşı konulmaması gerektiğini  halka duyurmuşlardır. Bu gelişmeler üzerine ise Moskova&#8217;dan 20 Ocak  00.00 itibariyle Bakü şehrinde olağanüstü hâl uygulanmaya konması kararı  çıkmıştır.</p>
<p>Olağanüstü hâl uygulaması kararı ise uygulamaya konmadan önce halka  haber verilmemiştir; zira -ki bu bilgi sonradan ortaya çıkmıştır- 19  Ocak akşamı 19.00 sularında Azerbaycan Resmî Televizyonu KGB tarafından  bombalamıştır. Dolayısıyla 20 Ocak gecesi Bakü topraklarına giren Rus  askeri, karşısında, silahsız ancak vatanını savunma gayesinde, inanmış  bir grup Azerbaycan Türkü bulmuştur.</p>
<p>Rus askerinin açtığı ateş sonucu, bir kısmı çocuk ve yaşlı olmak  üzere -resmî rakamlara göre- 133 kişi ölmüş; 700&#8242;den fazla kişi  yaralanmıştır. Bu müdahale öyle sert olmuştur ki, yaralılara yardım etme  gayesindeki ambulanslara ve tıbbî merkezlere dahi ateş açılmış;  doktorlar dahi öldürülmüştür. Sözde asayişi sağlamak amacıyla yapılan bu  müdahaleden sonra, dönemin SSCB Savunma Bakanı Dimitri Yazov&#8217;un bir  gazeteye verdiği demeçte, müdahalenin aslında Azerbaycan Halk Cephesi  kurumlarının dağıtılması amacıyla yapıldığını belirtmiştir. Öte yandan,  AHC Başkanı Elçibey&#8217;le yapılan görüşme sırasında bir Sovyet yetkilisi,  merhum Elçibey&#8217;in demokratik seçim talebini, bunun SSCB&#8217;den ayrılmaya  bir adım öte olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.</p>
<p>20 Ocak olayı, Türk tarihine bir katliam olarak geçmiş ve Azerbaycan  halkının hürriyet yolunda verdiği kayıpların ne ilki, ne de sonu  olmuştur. Millî Azadlık Hareketi Lideri merhum Ebulfez Elçibey&#8217;in  sözleriyle “Bizə heç kim azadlıq vermiyib, biz azadlığımızı  şəhidlərimizin qanı ilə almışıq.”.</p>
<p>Qara Yanvar&#8217;ın 21. yıldönümünde şehit edilen Azerbaycan  Türkü soydaşlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Azerbaycan&#8217;ın  &#8216;bütövlüğü&#8217; yolunda vermiş oldukları canlar unutulmamıştır;  unutulmayacaktır.</p>
<p><strong>BÜKÜLMƏ, ƏYİLMƏ, BAŞINI DİK TUT CAN AZƏRBAYCAN!</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fburcu-aybuke-tekgul-qara-yanvar.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-qara-yanvar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ocak 2011</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocak-2011.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocak-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 23:40:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2345</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/ocak-2011-fg3.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58faf8afb03.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/ocak-2011-fg3.html"> <img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fb0dc503a.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/ocak-2011-fg3.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fb1c5f02f.jpg" alt="" width="110" height="150" /> </a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/ocak-2011-fg3.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fb302b1ba.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a> <a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/ocak-2011-fg3.html"><img src="http://statik.ulkuocaklari.org.tr/fotogaleri/buyuk/fotogaleri_4d58fb4302983.jpg" alt="" width="110" height="150" /></a></p>
<p><a href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/ocak-2011-fg3.html"></a><span id="more-2345"></span></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Focak-2011.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocak-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Murat GEDİK &#8211;  91 Yıl Sonra Ses Ver Türkiye</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/murat-gedik-91-yil-sonra-ses-ver-turkiye.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/murat-gedik-91-yil-sonra-ses-ver-turkiye.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 15:02:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Misaki Milli]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Ver Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2115</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 28 Ocak 1920. Son Osmanlı meclisi olan Mebusan Meclisi Misaki Milli (Milli Yemin) olarak bilinen milli metini kabul eder, Türk Kurtuluş savaşının siyasi manifestosu da böylece hayata geçmiş olup Türk adeta bir Ergenekon çıkışına hazır hale getirilmişcesine milli heyecan ve milli ülkü birliği etrafında kenetlenir. Anadolu’ya sıkıştırılıp yok edilmek istenen Türk, bu atılan temelle nefes almakta ve tekrar bağımsız hayata dönmek için mücadeleye başlar. Satılmışlara, hainlere, döneklere ve nice kahpeliklere rağmen iman sahipleri bir olup adeta ölümle alay edercesine, bir düğüne gidercesine cepheye koşmaya başlar. O 28 Ocak 1920 ki, adeta asırlar boyu uykuya dalmış olan Kürşat Ruhunun tekrar uyanmasına vesile olmuş ve netice olarak Anadolu topraklarında bağımsız Türk Devleti, yani Türkiye Cumhuriyeti elde edilmiştir. 91 yıl sonra; yıl 2011 ve Ocak ayı. Türklüğün yok olması için çalışmaların hız kazanmış olduğu dönem. Adeta tarihin tekerrür ettiği bir ortam. Dış saldırılara her zaman direnmiş olan aziz bir millet içten kemirilmekte ve göz göre göre Türk’ün ve İslam’ın kutlu değerleri teslimiyetçi zihniyet sayesinde yok olmakla karşı karşıya getirilmek istenmekte. Maalesef bazı konularda başarılı bile olabiliyorlar. Damat Feritler ve o kafaya sahip olanlar işbaşında ve Türk sessiz sedasız bir biçimde olup bitenleri seyretmekte. Seyretmekte ama nereye kadar? Elbette herşeyin bir sabrı vardır, elbette bu millet dün olduğu gibi bir gün gerçekleri görecektir, elbette birileri daha henüz son sözlerini söylemediler. İşte o “son söz”! O “son söz” ve onu söyleyebilme hakkına sahip sorumluluk altında yaşayan Türk. İki dil saçmalığı, açılım tiyatrosu, Etniki Etarya oluşturma çabaları, çapulculara selam durma acizliği, Türk millyetçiliğini düşman ve bölücü ile dostluğu benimseyen zihniyet elbette bir gün son bulacaktır. Çünkü “son sözü” söyleyecekler henüz söylemediler. Umutlar yeşermekte, Türk’ün içindeki heyecan tekrar uyanmakta. Şurada 28 Ocak gününe ne kaldı? Tarih hep olumsuz konularda tekerrür etmez ya, elbette tarihte güzel olan şeyler de tekerrür eder. 946 yıl sonra Anı Harabeleri’nde Cuma namazı kılınıyorsa, 91 yıl sonra Milli Yemin neden tekrar kabul edilircesine Türk milletinin ilgisine sunulmasın? Türk Devletinin değişmez başkenti Ankara’dan neden 91 yıl sonra Yeni Ufuklara doğru hedef çizilmesin? Önce Allah’a ve sonra Türk’ün içindeki cevhere her zaman güvendim. Büyük Atatürk’ün buyurduğu gibi “İnsanların mücadelesinde en kuvvetli istihkam , iman dolu göğüslerdir” sözünü hiç aklımdan çıkarmadım. Ey Türk, Kulağın 28 Ocak 2011 tarihinde adı gibi dik duran Devlet olan da olsun, onun tarafından gösterilecek yolda, hedefte ve ulaşılması gereken ülkülerde olsun. Samimiyet ve güven içinde hep beraberce yapılacak olan çalışmalarla 2011 yazına varmadan bu çalışmaların meyvesini toplayıp şu Türk’ün yüzünü tekrar güldürelim. Artık küskünlükler ve dargınlıklar bir kenara atılsın, obalar toplansın ve kararlar alınsın ki Ay ışığı üzerimizden hiç eksik olmasın. Kalmadı artık tahammül, kalmadı sabır, kalmadı rahat uyku ve kalmamak üzere Türk’ün bağımsızlığı. En son çalışma Anayasa mahkemesi yemin metninden “Türk” milleti ve “Türk” evlatları ibarelerinin çıkartılıyor olmasıdır. Onun için iş yine bizlere düştü, çünkü yine büyük Atatürk’ün buyurduğu gibi: “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve TÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ.” Çok özledik “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözlerini beraber söylemeyi, Çok özledik “Çankaya yokuşunda Balam Asyanın Bozkurtları” sözlerini beraber söylemeyi, Çok özledik “Olursan soyuna, dinine lâyık&#8230;Geçer bu gafletin; sürmez çok sene” sözlerini beraber...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Yıl 28 Ocak 1920. Son Osmanlı meclisi olan Mebusan  Meclisi Misaki Milli (Milli Yemin) olarak bilinen milli metini kabul  eder, Türk Kurtuluş savaşının siyasi manifestosu da böylece hayata  geçmiş olup Türk adeta bir Ergenekon çıkışına hazır hale  getirilmişcesine milli heyecan ve milli ülkü birliği etrafında  kenetlenir. Anadolu’ya sıkıştırılıp yok edilmek istenen Türk, bu atılan  temelle nefes almakta ve tekrar bağımsız hayata dönmek için mücadeleye  başlar. Satılmışlara, hainlere, döneklere ve nice kahpeliklere rağmen  iman sahipleri bir olup adeta ölümle alay edercesine, bir düğüne  gidercesine cepheye koşmaya başlar. O 28 Ocak 1920 ki, adeta asırlar  boyu uykuya dalmış olan Kürşat Ruhunun tekrar uyanmasına vesile olmuş ve  netice olarak Anadolu topraklarında bağımsız Türk Devleti, yani Türkiye  Cumhuriyeti elde edilmiştir.</p>
<p>91 yıl sonra; yıl 2011 ve Ocak ayı. Türklüğün yok olması için  çalışmaların hız kazanmış olduğu dönem. Adeta tarihin tekerrür ettiği  bir ortam. Dış saldırılara her zaman direnmiş olan aziz bir millet içten  kemirilmekte ve göz göre göre Türk’ün ve İslam’ın kutlu değerleri  teslimiyetçi zihniyet sayesinde yok olmakla karşı karşıya getirilmek  istenmekte. Maalesef bazı konularda başarılı bile olabiliyorlar. Damat  Feritler ve o kafaya sahip olanlar işbaşında ve Türk sessiz sedasız bir  biçimde olup bitenleri seyretmekte. Seyretmekte ama nereye kadar?  Elbette herşeyin bir sabrı vardır, elbette bu millet dün olduğu gibi bir  gün gerçekleri görecektir, elbette birileri daha henüz son sözlerini  söylemediler. İşte o “son söz”! O “son söz” ve onu söyleyebilme hakkına  sahip sorumluluk altında yaşayan Türk. İki dil saçmalığı, açılım  tiyatrosu, Etniki Etarya oluşturma çabaları, çapulculara selam durma  acizliği, Türk millyetçiliğini düşman ve bölücü ile dostluğu benimseyen  zihniyet elbette bir gün son bulacaktır. Çünkü “son sözü” söyleyecekler  henüz söylemediler.</p>
<p>Umutlar yeşermekte, Türk’ün içindeki heyecan tekrar uyanmakta. Şurada  28 Ocak gününe ne kaldı? Tarih hep olumsuz konularda tekerrür etmez ya,  elbette tarihte güzel olan şeyler de tekerrür eder. 946 yıl sonra Anı  Harabeleri’nde Cuma namazı kılınıyorsa, 91 yıl sonra Milli Yemin neden  tekrar kabul edilircesine Türk milletinin ilgisine sunulmasın? Türk  Devletinin değişmez başkenti Ankara’dan neden 91 yıl sonra Yeni Ufuklara  doğru hedef çizilmesin? Önce Allah’a ve sonra Türk’ün içindeki cevhere  her zaman güvendim. Büyük Atatürk’ün buyurduğu gibi “İnsanların  mücadelesinde en kuvvetli istihkam , iman dolu göğüslerdir” sözünü hiç  aklımdan çıkarmadım.</p>
<p>Ey Türk,</p>
<p>Kulağın 28 Ocak 2011 tarihinde adı gibi dik duran Devlet olan da  olsun, onun tarafından gösterilecek yolda, hedefte ve ulaşılması gereken  ülkülerde olsun. Samimiyet ve güven içinde hep beraberce yapılacak olan  çalışmalarla 2011 yazına varmadan bu çalışmaların meyvesini toplayıp şu  Türk’ün yüzünü tekrar güldürelim. Artık küskünlükler ve dargınlıklar  bir kenara atılsın, obalar toplansın ve kararlar alınsın ki Ay ışığı  üzerimizden hiç eksik olmasın. Kalmadı artık tahammül, kalmadı sabır,  kalmadı rahat uyku ve kalmamak üzere Türk’ün bağımsızlığı. En son  çalışma Anayasa mahkemesi yemin metninden “Türk” milleti ve “Türk”  evlatları ibarelerinin çıkartılıyor olmasıdır. Onun için iş yine bizlere  düştü, çünkü yine büyük Atatürk’ün buyurduğu gibi: “Biz doğrudan  doğruya milliyetperveriz ve TÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ.”</p>
<p>Çok özledik “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözlerini beraber söylemeyi,<br />
Çok özledik “Çankaya yokuşunda Balam Asyanın Bozkurtları” sözlerini beraber söylemeyi,<br />
Çok özledik “Olursan soyuna, dinine lâyık&#8230;Geçer bu gafletin; sürmez çok sene” sözlerini beraber etüd etmeyi.</p>
<p>Onun için hedefe doğru, bütün engellere rağmen, Bizans oyunlarına  gelmeden, KARAR ANI geldi diyerek, 91 yıl sonra Milli Yemini  tekrarlarcasına “SES VER TÜRKİYE” söylemini kullanarak güzel günleri  kucaklamak için hazır olalım! Sabırsızlıkla 28 Ocak 2011 tarihini hep  beraber bekleyelim.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmurat-gedik-91-yil-sonra-ses-ver-turkiye.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/murat-gedik-91-yil-sonra-ses-ver-turkiye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karabağ Krizi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/karabag-krizi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/karabag-krizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Jan 2011 15:11:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Karabağ]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2121</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Türk Dünyası Birimi I.GİRİŞ Karabağ Krizi, tarihçesine bakıldığında uzun süredir gelişmekte olan bir krizdir. Bir dönem savaşa dönüşmüş, ancak savaş sonrasında da kesin bir kazançlı taraf olmayınca kriz tekrar kendini gelişme sürecine aktarmıştır. Resmi söylemlerde genellikle Azerbaycan ve Karabağ Ermenileri arasında yaşanan bir sorun olarak geçse de, bilindiği üzere sorun Azerbaycan ve Ermenistan arasındadır. Dolaylı yollardan ise Türkiye’yi etkilenmektedir. Kriz süresince olan olaylar kimi zaman Türkiye – Ermenistan ilişkilerini, kimi zamansa Türkiye – Azerbaycan ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Kafkasya’daki özel durumu göz önünde bulundurulduğunda soykırım iddiaları ve Karabağ sorununu milli devletlerinin temel politikası yapan Ermenistan için Karabağ krizi, ülke halkının ortak bir sorunu olarak yaratılmış ve bir açıdan da çözülmesi istenmeyen bir kriz olmuştur. Kriz sürecinde birçok devlet ve uluslararası örgütler arabuluculuk girişimlerinde bulunmuş ancak hiçbir sonuç alınamamıştır. Bu makalede Karabağ Krizi’nin tarihsel kökleri, patlaması ve savaş sonrası durumu incelenmiştir. II. KARABAĞ’IN KISA TARİHİ Karabağ, Azerbaycan’ın batısı, Ermenistan’ın güneyinde bulunan, Küçük Kafkas Dağları’nın yüksek kesimlerinden başlayarak alçak kesimlerine doğru uzanan, Kura ve Aras nehirleri arasında yer alan   yaklaşık 2000-2500 metre rakımlı ve 4400 m²’lik bir alana yayılmış bölgedir.  Bölgeye Karabağ ismini verenler de bölgeye ilk göç eden Oğuz Türkleri olmuştur. Kara, kuzey veya siyah anlamına gelmektedir. Bağ ise bilindiği gibi üzümdür. Karabağ  Dağlık Karabağ, Aşağı Karabağ ve Syunik olarak üç bölgeden oluşur. Çok köklü bir geçmişe sahip olan Karabağ’ın tarihini Taş Devri’ne kadar götürebiliriz. Bölgeye daha önce  Romalılar, Sasaniler hakim olmuştur. 6. yy. dan itibaren Hun Türkleri’nin akınları başlamıştır. 7. yy. başlarında Hazar Türkleri bölgeye hakim olmuştur. Daha sonra bir süre Emevi işgali altında kalan bölgede uzun süre bağımsızlık için mücadeleler yaşanmıştır. 11 ve 12. yy.larda Selçuklu Türkleri bölgeyi egemenliği altına alır. Moğol istilaları ve Timur’un akınlarında bölge bu ülkelerin kontrolüne geçer.  15. yy.ın ilk yarısında Karakoyunlu Türkleri, ikinci yarısında ise Akkoyunlu Türkleri bölgeye hakim olur. Sonra bir ara Osmanlı topraklarına katılan bölge bundan sonra uzun bir süre Safevi hakimiyetinde kalır. 1747 yılında bölgede bir Karabağ Hanlığı kuruldu. 1805 yılında Çarlık ordularının saldırılarıyla bu hanlık dağıtıldı ve 1822’de hanlık lağvedilip Çarlık Rusya’sına bağlandı. III. KAFKASLAR’DA ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI Ermeni sorununun ortaya çıkışı esasen hem Anadolu’da hem de Kafkas’larda aynı temele oturmaktadır. Ermeniler bu iki bölgede de çoğunlukta değillerdi. Çok dağınık biçimde bulundukları bölgelerin yalnızda %5-10’unu oluşturacak şekilde yaşamaktaydılar. Ayrıca yaşadıkları yerlerde ki Türklerle de yakın ilişkileri bulunmaktaydı. Ancak bölgedeki dengeleri sağlayan Osmanlı devletinin güç kaybetmesi büyük sıkıntılar yarattı. Çarlık Rusya’sının bu bölgedeki etkinliği artmaya başladı. Rusya’nın emperyalist amaçları meyvelerini vermek için bu bölgede karışıklıklar çıkarmak zorundaydı. İran’ın bölgede hakimiyet kurma çabalarının boşa çıkmasının ardından Rusya ve İran arasında Türkmençay andlaşması imzalandı. Bu andlaşmanın Ermeni sorunu açısından önemi, Azerbaycan bölgesinde yaşayan halkların serbestçe göç edebilmesine imkan tanımasıydı. Bu andlaşmadan güç alarak Rusya, dağınık haldeki Ermenileri Erivan, Nahçıvan ve Karabağ bölgelerine göç ettirmeye başladı. Ermeniler dini ve milli farklılıklarıyla bölgede hakim olmak isteyen emperyalist devletlerin iştahını açan bir millet olmuştu. Ermeniler ise Ortodoks olmaları sebebiyle, Rusları, kendilerini Müslümanların egemenliğinden kurtaran bir önder olarak görmeye başlamıştı. Ermeniler özellikle 1905 ve sonrası yıllarda Kafkas’larda büyük saldırılar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p style="text-align: right;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="text-decoration: underline;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Türk Dünyası Birimi</span></span></strong></p>
<p><strong>I.GİRİŞ</strong></p>
<p>Karabağ Krizi, tarihçesine bakıldığında uzun süredir gelişmekte olan  bir krizdir. Bir dönem savaşa dönüşmüş, ancak savaş sonrasında da kesin  bir kazançlı taraf olmayınca kriz tekrar kendini gelişme sürecine  aktarmıştır. Resmi söylemlerde genellikle Azerbaycan ve Karabağ  Ermenileri arasında yaşanan bir sorun olarak geçse de, bilindiği üzere  sorun Azerbaycan ve Ermenistan arasındadır. Dolaylı yollardan ise  Türkiye’yi etkilenmektedir. Kriz süresince olan olaylar kimi zaman  Türkiye – Ermenistan ilişkilerini, kimi zamansa Türkiye – Azerbaycan  ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Kafkasya’daki özel durumu göz önünde  bulundurulduğunda soykırım iddiaları ve Karabağ sorununu milli  devletlerinin temel politikası yapan Ermenistan için Karabağ krizi, ülke  halkının ortak bir sorunu olarak yaratılmış ve bir açıdan da çözülmesi  istenmeyen bir kriz olmuştur. Kriz sürecinde birçok devlet ve  uluslararası örgütler arabuluculuk girişimlerinde bulunmuş ancak hiçbir  sonuç alınamamıştır. Bu makalede Karabağ Krizi’nin tarihsel kökleri,  patlaması ve savaş sonrası durumu incelenmiştir.</p>
<p><strong>II. KARABAĞ’IN KISA TARİHİ</strong></p>
<p>Karabağ, Azerbaycan’ın batısı, Ermenistan’ın güneyinde bulunan,  Küçük Kafkas Dağları’nın yüksek kesimlerinden başlayarak alçak  kesimlerine doğru uzanan, Kura ve Aras nehirleri arasında yer alan    yaklaşık 2000-2500 metre rakımlı ve 4400 m²’lik bir alana yayılmış  bölgedir.  Bölgeye Karabağ ismini verenler de bölgeye ilk göç eden Oğuz  Türkleri olmuştur. Kara, kuzey veya siyah anlamına gelmektedir. Bağ ise  bilindiği gibi üzümdür. Karabağ  Dağlık Karabağ, Aşağı Karabağ ve Syunik  olarak üç bölgeden oluşur.<br />
Çok köklü bir geçmişe sahip olan  Karabağ’ın tarihini Taş Devri’ne kadar götürebiliriz. Bölgeye daha önce   Romalılar, Sasaniler hakim olmuştur. 6. yy. dan itibaren Hun  Türkleri’nin akınları başlamıştır. 7. yy. başlarında Hazar Türkleri  bölgeye hakim olmuştur. Daha sonra bir süre Emevi işgali altında kalan  bölgede uzun süre bağımsızlık için mücadeleler yaşanmıştır. 11 ve 12.  yy.larda Selçuklu Türkleri bölgeyi egemenliği altına alır. Moğol  istilaları ve Timur’un akınlarında bölge bu ülkelerin kontrolüne geçer.   15. yy.ın ilk yarısında Karakoyunlu Türkleri, ikinci yarısında ise  Akkoyunlu Türkleri bölgeye hakim olur. Sonra bir ara Osmanlı  topraklarına katılan bölge bundan sonra uzun bir süre Safevi  hakimiyetinde kalır. 1747 yılında bölgede bir Karabağ Hanlığı kuruldu.  1805 yılında Çarlık ordularının saldırılarıyla bu hanlık dağıtıldı ve  1822’de hanlık lağvedilip Çarlık Rusya’sına bağlandı.</p>
<p><strong>III. KAFKASLAR’DA ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI</strong></p>
<p>Ermeni sorununun ortaya çıkışı esasen hem Anadolu’da hem de  Kafkas’larda aynı temele oturmaktadır. Ermeniler bu iki bölgede de  çoğunlukta değillerdi. Çok dağınık biçimde bulundukları bölgelerin  yalnızda %5-10’unu oluşturacak şekilde yaşamaktaydılar. Ayrıca  yaşadıkları yerlerde ki Türklerle de yakın ilişkileri bulunmaktaydı.<br />
Ancak  bölgedeki dengeleri sağlayan Osmanlı devletinin güç kaybetmesi büyük  sıkıntılar yarattı. Çarlık Rusya’sının bu bölgedeki etkinliği artmaya  başladı. Rusya’nın emperyalist amaçları meyvelerini vermek için bu  bölgede karışıklıklar çıkarmak zorundaydı. İran’ın bölgede hakimiyet  kurma çabalarının boşa çıkmasının ardından Rusya ve İran arasında  Türkmençay andlaşması imzalandı. Bu andlaşmanın Ermeni sorunu açısından  önemi, Azerbaycan bölgesinde yaşayan halkların serbestçe göç  edebilmesine imkan tanımasıydı. Bu andlaşmadan güç alarak Rusya, dağınık  haldeki Ermenileri Erivan, Nahçıvan ve Karabağ bölgelerine göç  ettirmeye başladı. Ermeniler dini ve milli farklılıklarıyla bölgede  hakim olmak isteyen emperyalist devletlerin iştahını açan bir millet  olmuştu. Ermeniler ise Ortodoks olmaları sebebiyle, Rusları, kendilerini  Müslümanların egemenliğinden kurtaran bir önder olarak görmeye  başlamıştı. Ermeniler özellikle 1905 ve sonrası yıllarda Kafkas’larda  büyük saldırılar ve katliamlarla Türk ve Müslüman nüfusu yok etmeye  çalıştılar.  Kısaca etnik temizliklere, soykırımlara ve savaşa giden  yolda Ermeni sorunu emperyalist devletlerin bölgede hakimiyet kurma  amaçları çerçevesinde göçler ve nüfus değişimleri yoluyla ortaya  çıkmıştır.</p>
<p><strong>IV. BOLŞEVİK İHTİLALİ ERTESİNDE ERMENİ SORUNU VE KARABAĞ</strong></p>
<p>Bolşevik ihtilaliyle Çarlık Rusya’sı sona erdi ancak, Rusların  Kafkaslar ve özellikle Azerbaycan üzerinde ki emperyalist emelleri sona  ermedi. Bolşevikler, 11 Ocak 1918’de yayınladıkları “Türk Ermenistan’ı  Dekreti” ile bölgeden askerlerini çekeceklerini bildirdiler ancak  çekilen askerlerin yerine Ermeni milislerin geleceğini ve bölgede Ermeni  meclislerinin kurulması gerektiğini de eklediler.   Bölgedeki  sorunların çözülmesi için Komünist lider V. Lenin bizzat Ermeni asıllı  Stephan Şaumyan’ı görevlendirdi. Bu gelişmeler bize açıkça bölgede ki  politikalarda SSCB’nin, Çarlık Rusya’sından hiçbir farkı olmadığını  göstermektedir. Azerilerin bu durumdan kurtulma çabaları ise sürekli  Ermeni saldırıları ve katliamlarıyla durdurulmaktaydı. Osmanlı’nın  müdahaleleri ise kendi müttefiklerince bile destek görmedi. Mondros  Antlaşması’ndan sonra ise Ermenilere destek veren ikinci devlet  İngiltere oldu. Doğu Türklüğü ile Anadolu Türklüğü’nü ayırmak için  bölgede bir Ermenistan kurma amacıyla İngiltere, Ermeni çetelerini  desteklemeye başladı. Bölgenin Anadolu’ya açılan iki  geçidi vardı:  Karabağ ve Nahçıvan. Ermeni saldırıları özellikle bu iki bölgede giderek  şiddetli hale geldi. Özellikle Karabağ, Ermeni nüfusu daha yoğun olduğu  için (%40 Ermeni) odak noktası oldu. T.B.M.M hükümetinin baskıları ve  diplomatik girşimleriyle bu şiddet olayları biraz olsun azaldı. Önce  Ermeniler Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu kabul etti. Daha sonra  zamanın “Milliyetler Komiseri” Stalin, Karabağ’ı özerk olarak  Azerbaycan’a bağladı.</p>
<p><strong>V. KARABAĞ ÜZERİNDEKİ ERMENİ İDDİALARI</strong></p>
<p>Ermenilerin Karabağ üzerindeki tüm emellerinin tek hedefi bağımsız ve  büyük bir Ermenistan kurmaktır. Bu yoldaki ilk adım da Karabağ ve  Nahçıvan üzerinde hakimiyet kurmaktan geçer. Çünkü Transkafkasya’nın en  stratejik bölgeleri buralardır. Ermeniler’in Karabağ’daki emellerini  gerçekleştirmek için ortaya attığı üç iddia vardır:<br />
1. Bölgede nüfus olarak çoğunlukta oldukları,<br />
2. Karabağ’ın ekonomik olarak Ermenistan’ bağımlı olduğu ve Azerbaycan tarafından geri bırakıldığı,<br />
3. Karabağ ve Nahçıvan’ın 1920’lerde bir hata sonucu Azerbaycan’a bağlandığı.</p>
<p>Tarihten gelen ihtilaflar 80’li yıllarda SSCB’nin Glasnost ve  Perestroyka politikaları sonucu batı ve dolayısıyla Türkiye ile iyi  ilişkiler kurmaya başlaması ile tekrar ciddi bir biçimde Ermenilerce su  yüzüne çıkarılmaya başlandı. Ermeniler 70’li yıllarda Türkiye’den toprak  koparabilmek ve bağımsız Ermenistan’ın yolunu açabilmek için ASALA  terör örgütünü kurdular. Bu örgüt bir çok Türk diplomatını canice  katletti. SSCB’nin yeni politikaları ve batının SSCB ile yakınlaşması bu  örgütüde çözülmeye götürmüştür. Tüm kartları elinden alınmış olan  Ermeniler son çare olarak Karabağ sorununu ortaya attı.<br />
Ermeni  iddialarına gelince; bu iddiaların tümü asılsızdır. Ermeniler 20.yy  başlarına kadar Karabağ nüfusunun sadece %5’inin Türklerden oluştuğunu  geri kalanının Ermeni olduğunu iddia etmekteydi.  Gerçekte ise 1828’de  imzalanan Türkmençayı antlaşması sonrasında, 1832 yılında, yapılan nüfus  sayımına bakıldığında Karabağ nüfusunun %64.8’ini Türklerin oluşturduğu  görülmektedir. SSCB’nin yaptığı istemli Ermeni göçlerinden sonra bile  nüfusun %60’ı Türklerden oluşmaktaydı.  Ermenilerin tüm iddiaları  düzmece Rus ve İngiliz belgelerine dayanmaktaydı. Bu bağlamda Rusya  Komünist Partisi Merkez Komitesi Kafkas Bürosu 5 Temmuz 1921’de şu  kararı almıştır: “…yukarı ve aşağı Karabağ’ın ekonomik bağlantısı, onun  Azerbaycan’la olan bağlantısı dikkate alınarak, Dağlık Karabağ’ın  Azerbaycan hudutları içinde kalmasına karar verilmiştir…”  Hem nüfus  verileri hem de Sovyet kararları Ermenilerin iddiasını açıkça  çürütmektedir. Ekonomik iddialara gelince; tarıma dayalı olan Karabağ  ekonomisi, 1917 devriminden sonra sanayileşmeye başlamıştır. İpek,  kumaş, şarap, konyak, ayakkabı, inşaat malzemesi, mobilya alanlarında  büyük gelişmeler yaşanmıştır. 1970-1985 yılları arasında tüm bu  alanlarda ekonomi 2-5 kat arasında büyümüştür. Hatta Karabağ’ın tek  başına ekonomisi hem Ermenistan’ı hem de Azerbaycan’ı geçmiştir.  İşsizlik sorunun iki ülkeden 2 kat daha azdır. Yapılan incelemeler ise  Karabağ ekonomisinin sadece %2’sinin Ermenistan’a bağlı olduğunu ortaya  çıkarmıştır. Görüldüğü gibi Ermenilerin diğer bir iddiası da safsatadan  ibarettir. Bu iki durum göz önüne alındığında 1920’ler de Sovyetlerin  bir hata yapıp Karabağ’ı Azerbaycan’a bağlamış olması da mümkün  değildir. Çünkü hem nüfus yapısı hem de ekonomik yapı bunu  göstermektedir. Ermeniler günümüzde de Ermenilerin yaşadığı tüm  toprakları birleştirmeyi amaçlayan “Hay Dat Doktrini” çerçevesinde  bakmakta ve işgal ettikleri Azerbaycan topraklarını “kaybedilmiş ülkenin  geri alınması” şeklinde kabul etmektedir.   Ermenistan’ın günümüzde ise  Karabağ sorununda temel aldığı üç ilke vardır:<br />
1. Karabağ Azerbaycan  egemenliğinden çıkarılmalı, Karabağ’ın varlığının Azerbaycan’dan ayrı  tutulması, Karabağ’ın sınırlarının çizilmesi<br />
2. Karabağ’ın uluslararası toplumla bütünleştirilmesi ve uluslararası toplumdaki yerinin sağlamlaştırılması<br />
3. Uluslararası toplumun, savaşın yeninden başlamayacağına ve Karabağ nüfusunun güvenliğinin sağlanacağına garantör olması.</p>
<p><strong>VI. KARABAĞ SAVAŞI</strong></p>
<p>SSCB döneminde farklı olaylarla süren Ermeni sorunu. 1985’te  Gorbaçov’un başlattığı Glasnost ve Perestroyka politikaları sonucunda  ortaya çıkan yumuşama ve milliyetçilik akımları ile birlikte tekrar  Karabağ’a yöneldi. Dağlık Karabağ Ermenileri 1987 yılından itibaren  bölgede hak iddia etmeye başladı.  1988-89 yıllarında Ermeniler bölgede  bir referandum düzenleyip bağımsızlık kararı aldılar.  Azerbaycan  hükümeti ise 1989 yılı başında Karabağ’ın özerk statüsünü kaldırdığını  açıkladı. Buna karşılık Ermenistan’da 1 Aralık 1989 tarihinde Karabağ’ı  ilhak ettiğini açıkladı. Bu sırada Ermenistan’da yapılan ve yaklaşık  40.000 kişinin katıldığı bir gösteri sonrasında ipler iyice gerildi ve  Ermenistan, Azerbaycan’a saldırdı.<br />
Savaşın başlangıç süreci şöyle gelişti:<br />
Karabağ’da  Ermenilerin kurduğu Karabağ Milli Konseyi, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan  SSCB’ye verilmesini talep ettikten iki gün sonra 22 Şubat 1988’de büyük  bir Azeri kalabalık Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin yerel  merkezlerini kuşatıp bu durum hakkında ve bir de Dağlık Karabağ’ın  başkenti Stepanakert’de 2 Azeri’nin öldürülüp öldürülmediği hakkında  bilgi istedi. Yeterli cevap alınamayınca kalabalık Dağlık Karabağ’a  doğru yürümeye başladı. Yaklaşık bin polis duruma müdahale etmiş, 2  Azeri öldürülmüş 50’nin üzerinde Azeri ve Ermeni yaralanmıştır. Bu  olaydan sonra Sumgayıt kentinde Azeriler, Ermeni sakinlere  saldırmışlardır. Bu olayda polis hiçbir müdahalede bulunmamıştır. Azeri  tarihçi Ziya Bunyatov olayların Ermeni milliyetçiler tarafından bilerek  organize edildiğini, Azerbaycan halkını dünya kamuoyu önünde haksız  duruma düşürme amacıyla tasarlandığını iddia etmektedir. Polisin  müdahale etmemiş olması ve Stepankert olaylarından hemen sonra olması da  bu durumu destekler niteliktedir. Bu olayların ertesinde Kirovabad,  Kugark ve Bakü’de karşılıklı bir şekilde saldırılar baş göstermiş birçok  insan hayatını kaybetmiştir. 1989 yazında Azerbaycan’da ortak bir  kararla Ermenistan’a karşı kara, hava ve demiryolu ablukası uygulanmaya  başlandı. Bu durum Ermeni ekonomisini adeta felce uğrattı. Hem bu olay  hem de karşılıklı süren katliamlardan dolayı Gorbaçov olağanüstü hal  ilan etti ve askeri birlik gönderdi. Ancak bu birlikler olayları  yatıştırmaktan çok Ermeni çetecilerle birlikte Azerilere saldırma  görevini yapıyorlardı. Kara Ocak Gecesi olarak nitelendirilen 19-20 Ocak  1990 tarihinde Sovyet birlikleri ve Ermeniler birlikte Bakü’ye girdiler  ve 143 Azeri’yi katlettiler. Aynı SSCB birlikleri 1991 yılında  Azerilerin ağırlıkta olduğu bir birlikle beraber Dağlık Karabağ’da  Ermeni köylerini zorla boşalttırmıştır . 30Ağustos 1991’de Azerbaycan  SSCB’den tam bağımsızlık ilan etti. Bunun üzerine de Karabağ Ermenileri  de Azerbaycan’da ayrıldıklarını ve “Artsak Ermeni Cumhuriyeti”ni  kurduklarını ilan ettiler. 9 Kasım’da Azerbaycan Türkiye tarafından  resmen tanındı. Bu süreçte Ermenilerin agresif tutumları ve saldırıları  üzerine Azerbaycan Ermenistan’a karşı bir ambargo uygulamaya başladı.  Demiryollarını ve iletişim hatlarını kesti. Karabağ’ın özerk yapısına  son vererek doğrudan Bakü’ye bağladı.<br />
SSCB’nin dağılmasından sonra  da bu çatışmalar devam etmiş hatta Ermeni güçleri daha etkin bir hale  gelmiştir. 1992 yılında çete savaşları yerini düzenli ordu savaşlarına  bıraktı. 25 Şubat 1992’de Ermeniler, Hocalı’da 106&#8242;sı kadın, 83&#8242;ü çocuk  olmak üzere 613 Azeri’yi katletti. Savaş süresince yapılmış en geniş  kapsamlı etnik temizlik hatta soykırım hareketi bu olmuştur. Bu süreçte  bölgenin birçok yerinde karşılıklı olarak sivillere yönelik saldırılar  yaşanmıştır. Bunların ilginç tarafı sivillere yönelik saldırıların milis  güçlerce değil, düzenli birliklerle yapılmasıdır. Burada Rusya’nın da  bir rolünün olduğu aşikardır.<br />
7 Mayıs 1992’de İran İslam Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani, Ermenistan ve Azerbaycan’ı barış  görüşmeleri için Tahran’a davet etti. 8 Mayıs’ta Levon Ter-Petrosyan ve  Yakub Mamedov görüşmelerde bulunmuş ve Tahran’da barışın temellerini  oluşturacak bir metne imza koymuşlardır. Aynı gün ise Ermeniler barışa  giden yolda, savaşla elde edebilecekleri her şeyi kısa sürede elde etmek  için bölgenin en stratejik bölgelerinden Suşa’ya büyük bir taarruz  düzenlediler. Yaklaşık 1000 kişilik bir birlikle saldırıya geçen  Ermeniler ile Azeri kuvvetleri arasında 2 gün süren çatışmalar  sonucunda, Ermeniler savaştaki ilk kayda değer zaferi kazandılar. Bu  savaşta Azerilere Şamil Basayev komutasındaki Çeçen direnişçiler de  destek oldular. Aynı dönemlerde de Türkiye’den de Yusuf Ziya Arpacık  komutasında biz tabur gönüllü asker “Rüzgar Birliği” adıyla Karabağ’a  gitmiş ve Ermenilere karşı savaşmıştır.<br />
1 Haziran 1992’de Azerbaycan  Cumhurbaşkanı seçilen Ebulfez Elçibey, kaybedilen toprakları geri almak  için saldırı operasyonları başlatmıştır. Şaumyan(Asgeran), Akdere  (Mardakert) geri alınmıştır. 93 yılına gelindiğinde Ermeniler Şaumyan’ı  geri almış ve bu başarsızlıktan dolayı Elçibey, Süret Hüseynov’u  hükümetten kovmuştur. Buna karışık Hüseynov’da Elçibey’e karşı bir isyan  hareketine girişmiştir. Elçibey, Bakü’den kaçmak zorunda kalmıştır.  Yerine geçen Haydar Aliyev hemen savaşı bitimek için girişmlere başlamış  önce gizlilik içinde Ermenilerle görüşmüş ancak yeterli netice  alamayınca taarruzlara devam etmiştir. 93-94 yıllarında Azerbaycan son  kozlarını oynamış ve büyük çaplı birkaç hareket yapmıştır. Ancak  başarısız olmuştur. Sonuç olarak Azerbaycan barış görüşmelerine razı  olmuş 5 Mayıs 1994’te Bişkek Protokolü’yle ateşkes imzalanmış, 16 Mayıs  1994’te Moskova’da Azerbaycan, Ermenistan ve De facto Dağlık Karabağ  Cumhuriyeti arasında barış antlaşması imzalanmıştır. Bu durum  Azerbaycan’da muhaliflerce Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin tanınması ve  kaybedilen toprakların kabulü anlamında yorumlanarak büyük tepkiyle  karşılanmıştır.</p>
<p>Bu kanlı savaşın sonucunda Azerbaycan topraklarının %20’lik bir  bölümü Ermeni işgali altına girdi. 18 bin Azerbaycan Türk’ü hayatını  kaybetmiş, 20 bin Azerbaycan Türk’ü yaralanmış, 50 bin kişi sakat  kalmış, 66’sı çocuk olmak üzere 5101 Azerbaycan Türk’ü kayıp veya esir  edilmiştir.  Ayrıca birçok okul, hastane, köprü, yol ve altyapı tesisi  tahrip edilmiştir. Bunun dışında işgal edilen bölgelerden göçe zorlanan  Azerilerin sayısı 1.055.407’dir.  230.000 Ermeni ise Azerbaycan  topraklarından Ermenistan ve Dağlık Karabağ’a göç etmek zorunda kaldı.  Günümüzde Azerbaycan’ın 6 vilayeti – karabağ dahil – Ermeni işgali  altındadır ve burayı Dağlık Karabağ Cumhuriyeti adındaki de facto bir  devlet yönetmektedir.</p>
<p><strong>VII. ARABULUCULUK VE AGİT MİNSK GRUBU</strong></p>
<p>Karabağ sorununun çözümü konusunda hem ülkeler seviyesinde hem de  uluslararası örgütler seviyesinde arabuluculuk girişimleri olmuştur ve  olmaya devam etmektedir. SSCB döneminde tamamen bir iç sorun olan  Karabağ sorunu SSCB’nin dağılmasıyla uluslararası bir hale gelmiştir.  Her arabuluculuk girişiminde ilginç olan yön ise, her girişimin peşine  bir Ermeni işgali veya reddinin gelmesiyle arabuluculuğun sona ermesi  durumudur. İlk olarak 1991 Ağustos’unda Rusya lideri Yeltsin ve  Kazakistan lideri Nazabayev’in başlattıkları arabuluculuk girişimi  Ermenilerin işgalleriyle son bulmuştur. İran’ da bu dönemlerde hem kendi  içindeki Azerilerden dolayı hem de Karabağ’ın jeopolitik öneminden  dolayı arabuluculuk girişimlerinde bulunmuştur.  Rusya İran’ın  girişimlerine sürekli karşı çıkmıştır.<br />
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği  teşkilatı (AGİT), Karabağ sorunun çözümü için 1992 yılı başında harekete  geçmiş ve ilk olarak 30 Ocak 1992 tarihinde Ermenistan ve Azerbaycan  teşkilata üye yapılmıştır. AGİT bünyesinde tamamen Karabağ sorunu için  çalışmalar yapmak üzere Minsk Grubu adıyla bir grup kurulmuştur. Bu grup  Şubat ayında bölgeye inceleme yapmak üzere gitmiş hazırladıkları  raporlar sonucunda 28 Şubat 1992’de Prag’da Karabağ’ın Azerbaycan’a ait  olduğunu kabul etmiştir. Daha sonra birkaç kez barış görüşmeleri için  girişimlerde bulunan grup Ermenistan’ın uzlaşmaz tavrıyla birlikte  hiçbir sonuç alamamıştır. 1996’da AGİT zirvesinde teşkilatın  Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü koruma kararı almasına rağmen  Ermenistan bunu yine kabul etmemiştir. Girişimler sonucunda toprakların  bir kısmından çekilmeye sıcak bakan Ter-Petrosyan’ın yerine Karabağ  klanına mensup Robert Koçaryan gelince bu planlar da suya düşmüştür.  AGİT Minsk grubunun Karabağ sorununa yönelik çözüm önerileri ise şunlar  olmuştur:<br />
1. Toptan Çözüm: 1997 Mayıs’ında ortaya atılan bu çözüm  önerisi Karabağ’ın Azerbaycan içinde kalacağı ve aynı zamanda kendi  anayasası, bayrağı, marşı ve askeri ve polis gücüne sahip olacağı  şeklindeydi. Bu öneri Türkiye tarafından desteklenmiş ve Azerbaycan  tarafından da genel olarak kabul görmüştür. Ermenistan tarafından ise  reddedilmiştir.<br />
2. İki Aşamalı Çözüm: Yine 1997 yılında sunulan bu  çözüm de ise öncelikle işgal edilen 6 bölge askerlerden arındırılacak,  mülteci durumundaki siviller geri dönecek, çatışma bölgelerindeki  iletişim hatları tamir edilecek ve ikinci aşama olarak da Laçin, Şuşa ve  Karabağ’ın statülerinin belirlenmesi için görüşmelere başlanacaktır.  Ter-Petrosyan bu öneriyi kabul etmiş ancak ülkesinden gelen baskılara  dayanamayarak istifa etmek zorunda kalmıştır.<br />
3. Ortak Devlet Çözümü:  7 Kasım 1998’de Rusya tarafından sunulan bu öneride Azerbaycan ve  Karabağ bir komisyon tarafından idare edilecek bir “ortak devlet”  kuracak, Azerbaycan kolluk kuvvetleri Karabağ’a giremeyecek, Karabağ  hükümeti siyasi olmayan alanlarda diğer ülkelerle ilişkiler içine  girebilecek, Ermeni güçleri Laçin hariç tüm Azerbaycan topraklarından  geri çekilecekti. Bu öneri Azerbaycan tarafından reddedilmiş, Ermenistan  tarafından kabul edilmişti.<br />
BM aldığı kararlarla Ermenileri  işgalci olarak görmüş ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü savunmuştur.  Rusya ise BM’nin Karabağ sorununa katılmasını istememiştir. Çünkü BM’nin  bir NATO müdahalesine yol açacağından çekinmiş, AGİT’i tercih etmiştir.<br />
2000’li yıllara gelindiğinde grubun çözümsüz çalışmaları devam  etmiş, bunun yanında ABD başkanı Bill Clinton’ın da arabuluculuk  çalışmaları sonuçsuz kalmıştır. Minsk grubu sürekli iki ülke  temsilcileri arasında görüşmeler düzenlemekte ancak hiçbir çözüm  üretememektedir.</p>
<p><strong>VIII. TÜRKİYE – ERMENİSTAN PROTOKOLLERİ VE KARABAĞ</strong></p>
<p>Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan Ermeni protokolü Karabağ  sorununa hiç değinmemektedir. Oysa ki, Karabağ’ın işgali tarihsel  geçmişine dahi bakıldığında Türkiye topraklarını hedef alan bir  işgaldir. Azerbaycan Ekonomi bakanı yardımcısı Tenzile Rüstemhanlı bu  konu hakkında çok net konuşmuştur: “Karabağ sadece bizim değil, Türkiye  nin de sorunudur. Orası Türkiye için işgal edildi&#8221;  Zaten Karabağ  sorununa değinmeyen bu protokoller sonuçsuz kalmış ve halen iki ülke  tarafından da onaylanmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayip  Erdoğan imzalardan sonra yaptığı açıklamalarda, Karabağ’ın ön şart  olmadığını ancak protokollerde “bölge barışının sağlaması”na yönelik  maddelerin olduğunu bu yüzden eğer Karabağ sorunu çözülmezse TBMM’den  ‘evet’in çıkmayacağını belirtmiştir.   Aynı şekilde Ermenistan Başbakanı  Sarksiyan’da Erdoğan’ın bu açıklamalarına değinerek, Karabağ konusunda  Türkiye’nin bir şerh koyması durumunda sürecin başa döneceğini ve  Ermenistan’ın da ‘soykırım’ iddialarının kabulünü ön şart olarak öne  süreceğini belirtmiştir.  Dünya basının olumlu bir gelişme olarak  gördüğü protokoller kısa bir süre içinde işlemez duruma gelmiştir.  Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi, Müreffeh Ermenistan Partisi ve Hukuk  Ülkesi Partisi, ortak açıklamalarında, Türkiye protokollerin  onaylanmasıyla ilgili ön şart öne sürmekten vazgeçene dek süreci  Meclis&#8217;in gündeminden çıkarma kararı aldıklarını açıkladı. Partiler,  özellikle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın konuyu  Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunuyla sürekli olarak  ilişkilendirmesini kabul etmediklerini duyurdu.   Aslında durumu  incelendiğinde Türkiye’nin Karabağ sorununda tam taraf olmaması sorunun  çözümünde ve aynı zamanda Türkiye-Ermenistan ve Türkiye-Azerbaycan  ilişkilerinde büyük sorunlar yarattığı kesindir. Çünkü Türkiye,  Ermenistan’la olan ilişkilerini bir şekilde Karabağ’da çözüme bağladığı  zaman Ermenistan buna yanaşmamakta ve herhangi bir ilerleme  kaydedilememektedir. Aynı zamanda Türkiye, Ermenistan’la bu protokoller  tarzında bir yakınlaşmaya gittiğinde bu sefer Karabağ sorununun havada  kalması yüzünden Azerbaycan Türkiye ilişkilerinde sorunlar meydana  gelmektedir. Türk dışişleri bakanlığına göre, Karabağ sorunu,  Kafkasya’daki siyasi istikrar, ekonomik kalkınma ve işbirliği açısından  önemli bir engeldir. Türkiye bu sorunun Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü  çerçevesinde barışçıl, adil ve kalıcı bir şekilde çözülmesini  istemektedir.  Türkiye’nin Karabağ sorununda böyle genel bir bakış açısı  yerine Kafkasya’daki barış ve ulusal çıkarlar açısından doğrudan  müdahil olarak sorunun tamamıyla Azerbaycan lehine çözülmesine katkıda  bulunması gereklidir. Sürekli nüfus kaybeden ve ekonomisi batmakta olan  bir Ermenistan’la protokllerin imzalanması yerine, 2009 yılında büyüme  rekoru kıran, enerji politikalarının merkezinde yer alan, kardeş ülke  Azerbaycan’ın yanında yer alınması çok daha mantıklı bir politika  olacaktır. Protokoller sürecinin Azerbaycan – Türkiye ilişkilerine sekte  vurduğu gerçeği düşünüldüğünde bu süreç bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır  diyebiliriz. 1921 Antlaşmasına göre bölgede garantör konumundaki Türkiye  bu haklarını kullanmamakta ısrarcı olursa bölgenin şekillenmesinden  hiçbir ulusal çıkar elde edemez ve zararlı çıkar diyebiliriz.</p>
<p><strong>IX. KARABAĞ’DA SON GELİŞMELER</strong></p>
<p>Bugüne geldiğimiz zaman, Karabağ’da halen somut bir gelişme  bulunmamaktadır. AGİT çerçevesinde süren görüşmelerden bir sonuç  alınamamaktadır. Karabağ, Kafkasya’nın kilit bölgelerinden biri olması  ve tüm dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu enerji koridorları açısından  bakıldığında hem Azerbaycan’ı hem de Ermenistan’ı etkileme noktasında  dünya güçlerinin kullanabileceği bir sorun olması nedeniyle pek çok ülke  ve uluslar arası örgütün üzerinde çalıştığı bir kriz haline gelmiştir.  Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki Avrupa Konseyi Parlamenterler meclisi  Karabağ konusunda bir alt komisyon kurarak Avrupa’nın soruna iyice  müdahil olduğunu göstermiştir.   En son olarak 16-17 Temmuz 2010  tarihinde Astana’da yapılan AGİT Dışişleri bakanları gayrı resmi  toplantısında gündemde olmasa da ele alınan Karabağ konusu basına çözüme  ulaşabilecek bir durummuş gibi yansıtılmış ancak hiçbir ilerleme  sağlanamamıştır. Diplomatik çalışmaların hiçbir sonuç vermemesi,  ilerleyen süreçte enerji politikaları üzerinden çıkabilecek bir sorunda  bölgede krizin tırmanabileceği ve savaş söylemlerinin artacağını hatıra  getirmektedir. Zaten Azerbaycan tarafına bakıldığında Cumhurbaşkanı  İlham Aliyev “Karabağ ihtilafı çözülmüş değil. Bu soruna barışçıl yoldan  çözüm bulunması için gerekli diplomatik çabayı gösteriyoruz.  Azerbaycan’ın askeri gücü 90’lı yıllarla mukayese edilemeyecek kadar  farklı” demiş ve orduya “hazır olun” mesajı vermiştir.  Bu henüz bir  savaş olasılığını kesin olarak gündeme getirmese de Azerbaycan’ın  uluslar arası konjonktür uygun olduğu bir durumda savaşı göze aldığını  açıkça göstermektedir. Bu konuda en çarpıcı yorumlardan biri ise  Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev’den gelmiştir. Abiyev 15 yıldır  çözüm için beklediklerini ve bir 15 yıl daha beklemeyeceklerini  belirtmiş ayrıca diplomasinin sonuç vermemesi durumunda çıkacak bir  savaşın üçüncü dünya savaşına bile yol açabileceğini söylemiştir.  Zaten  sınırda yer yer çatışmalar yaşanmaktadır. Ermenistan’da savaş  ihtimalini göz önünde bulundurduğu için taciz ateşleri açmakta ve  Azerbaycan’ın atış gücünü ölçmeye çalışmaktadır. Arabuluculuk ve  diplomasi sonuç vermemekte, Azerbaycan’sa artık sabırsız hale  gelmektedir. Karabağ açısından Kosova ve Abhazya bölgelerindeki  gelişmeler de önemli görülmektedir. Bu bölgelerin bağımsızlıklarını ilan  etmesi Karabağ açısından da yeni şanslar yaratabilir.<br />
İran  açısından olaya bakıldığında ise İran Karabağ sorununu bir milli  güvenlik tehditi olarak görmekte ancak sürekli çelişkili politikalar  izlemektedir. Bunun sebebide enerji politikaları ve Kafkasya  bölgesindeki gelişmelerin değişken bir yapıda olması ve İran’ın herhangi  bir kesin tavrının silahlı çatışmaya yol açabileceği ve Batı’nın büyük  tepksini alabileceği durumu olarak görülebilir. İran bölgede asla bir  savaş istememektedir. Bunu hem gelebilecek yoğun mülteci akınıyla başa  çıkamayacağı için hem de ülkesinde bulunan 35 milyon Azeri Türk’ünün  tepkisinin kendi iç dinamiklerini bozabileceği korkusudur. Karabağ  sorunu milliyetçi duygusal bir zemin oluşturmuş, İran’daki Azerbaycanlı  öğrencilerin, şairlerin ve aydınların birinci söylemi haline gelmiş ve  bu doğrultuda Tebriz ve Tahran’da “İran’ın Ermeni yanlısı”  politikalarını protesto eden gösteriler düzenlenmiştir. İran bir yandan  Karabağ bölgesinin Azerbaycan toprak bütünlüğü içinde olduğunu  açıklarken, diğer yandan buradaki çatışmaya Dağlık Karabağ’da yaşayan  Ermeniler ile Azerbaycan devletinin savaşı görünümü verme eğilimi içinde  olmuştur. Bu açıdan bakıldığında sorun Azerbaycan-Ermenistan  çatışmasından ziyade Karabağ’ın iç meselesi ve Ermenistan da, sadece  Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenileri destekleyen ülke olarak görmüştür.</p>
<p><strong>X. SONUÇ</strong></p>
<p>Sonuç olarak Karabağ krizi SSCB yıkıldığından beri ve enerji  politikaları çok büyük önem kazandığından beri uluslararası boyutta bir  hal almıştır. Sadece Azerbaycan ve Ermenistan’ın çabaları veya  istekleriyle çözülecek bir durumda değildir. Rusya bu krizle birlikte  Güney Kafkasya’daki etkinliğini sürdürmek hatta artırmak istemektedir.  Sorunun devamı en çok Rusya’ya fayda sağlayabilir diyebiliriz. Rusya  bölgedeki sorunla birlikte enerji hatları üzerinde bir kontrol  sağlayabilir sağlayamasa bile fiyat artırarak batılı sermayeyi buradan  uzak tutabilir. Aynı zamanda Ermenistan ve Azerbaycan’ı birbirlerine  karşı koz olarak kullanabilir. Avrupa bölgeye enerji nakil hatları  açısından bakmaktadır. Sadece Fransa bölgeye Ermenilere daha yakın bir  politika izleyerek bakıyor diyebiliriz. Bölgede demiryolu, karayolu ve  iletişim hatları projeleri (Transport Corridor Europe Caucasus Asia)  olan AB iki ülkedeki çözümden çok bu projenin nasıl daha iyi işleyeceği  açısından olaya bakmaktadır.  ABD açısından baktığımızda değişken  politikalar görmekteyiz. Eski Sovyet Cumhuriyetlerine ekonomik yardım  yaparken Azerbaycan’ı es geçen ABD, bugün enerji politikaları ve ayrıca  Türkiye ile arasındaki bazı kopuklulardan dolayı Azerbaycan’a daha büyük  önem vermektedir. Bölgede ekonomik bir güç haline gelen Azerbaycan eğer  Türkiye gibi bölgede lider bir konuma gelmeye başlarsa ABD’nin Türkiye  yerine Azerbaycan ile birlikte Büyük Ortadoğu ve Kafkasya projelerini  yürütmesi ve aynı zamanda Karabağ sorununu Azerbaycan lehine çözmesi  işten bile değildir. Türkiye ise bir an önce Karabağ sorununa dolaylı  değil doğrudan müdahil olmalıdır. Tenzile Rüstemhanlı’nın  “Karabağ  sadece bizim değil, Türkiye nin de sorunudur. Orası Türkiye için işgal  edildi.” Sözü açısından bakarak hem Kafkasya’da güçlü bir müttefik  olacak Azerbaycan’ın yerini sağlamlaştırmak hem de kültürel ve tarihi  bağlarımız açısından olaya bakarak çözümü düşünmek Türkiye için şarttır.  Karabağ’ın Azerbaycan’da kalması için hatta gerekiyorsa Nahçıvan’la  birlikte özel bir yapıya kavuşturulması için elinden geleni yapmalıdır.  Karabağ sorunu olası bir ABD’nin İran müdahalesi açısından da  incelenmelidir. Karabağ patlamaya hazır bir bomba gibidir. Kafkasya ve  enerji politikalarının geleceği doğrudan bu bombayı etkileyecektir.  Kafkasya’da hakimiyet kurmak isteyen ülkelerin politikaları ya çözümü  getirecektir ya da bölgedeki hakimiyeti sağlamak için çıkacak savaş  Karabağ bombasının patlamasıyla olacaktır.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkarabag-krizi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/karabag-krizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burcu Aybüke TEKGÜL &#8211;  Galip Ağabey&#8217;e: Şikayet</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-galip-agabeye-sikayet.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-galip-agabeye-sikayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 15:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Galip Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2113</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı, ‘geçmişten gelerek bugünü yorumladığına’ ve bundan yıllar sonra da hep bugünü ‘anlayan’ ve ‘anlatan’ olacağına gönülden ve kendisini okudukça gitgide daha çok inandığımız rahmetli Galip Ağabey’imizin Ülkücü Olabilmek Ülküsü isimli makalesine atıfla yazılmıştır… Galip Ağabey, Babalarımıza, amcalarımıza, bugün en çok sevip saydıklarımıza ve hatta bunların yanında bir de ziyadesiyle uzağımızda olanlara ‘ağabey’lik etmiş bir modern çağ bilgesi olarak bilirsin ki; bizler de, yani senin torunların da, katî bir ülkücülük iddiasıyla çıktık yola. Bize göre -aynı bizden öncekilere göre de olduğu gibi- hepimiz imanı tam, Türklük şuuruyla yoğrulmuş gerçek birer Türk- İslâm Ülkücüsü, birer alp-erendik. Ülkü yolunda her fedakârlığa hazır, mazisiyle gurur duyan ve atisine umutla bakan bir gençlik (ne kadar tanıdık, değil mi?)… Sonra bir gün, senin makalelerin, kitapların geçmeye başladı elimize. Hele o Ülkücünün Çilesi… Gururumuz artıyor, daha bir gür sesle “Ülkücüyüm!” diyorduk ki; bir gün Ülkücü Olabilmek Ülküsü’nü okuduk. Şüphem yok ki bu sözleri senden doğrudan duyanlar nasıl sarsıldılar ve ne kadar kızdılarsa sana, biz de onlardan eksik kalmadık. Zaman geçti, büyüdük; büyüdükçe genişledi dünyamız ve görmek istemediklerimizi gördük. (Hatta yine bizce, siz nesil olarak pek çok yönden daha şanslıydınız: Biz ne o hızlı çağlara yetişebildik; ne rahmetli Dündar Taşer’in konuşmasıyla coşabildik; ne senin seminerinden kafamız allak bullak, zihnimizde bin çeşit soru işareti ancak ‘iyi’ye bir adım daha yaklaşmış olarak çıkma şansına eriştik. Bugün bunlardan geçmişin birer hatırası olarak bahsedebiliyor ve Ülkücü Hareket’in mazisiyle övünüyorsak, haklarını yemeyelim, en azından ‘bir vakitler birilerinin onlar için yaptıklarını biyografi tadında aktarma’ eğiliminde olanlar büyüklerimizin sayesindedir. Buna da şükür, Allah razı olsun.) Görmek istemediklerimiz: Sizden sonra çok şey değişti. Geçmiş zaman kipinde o seminerlerin, konuşmaların, yürüyüşlerin ve mitinglerin muhatapları olanlar (bizi sahipsiz bırakmayanlar ve hâlâ kendilerini feda ederek bizlere bir şeyler kazandırmak gayesiyle “Önce ülkem ve milletim, sonra partim” diyenler müstesna), şimdiki zamanda –nasıl desem?- ikbal kaygısına kapıldılar sanki. Senin tarihe not düştüğün o ‘kesin ülkücü’ pervasızlığıyla davranmaktan imtina ederim: bizler henüz “ülkücü olabilmek” yolundayız. Benim şikâyetim, zamanında kendisinden büyükleri ülkücülüğe aykırı davranmakla suçlayanlara… İnan Ağabey, alenen ayırmaya çalışıyorlar bizi ve hatta daha kötüsü: nifak tohumları serpmeye çalışanlara destek oluyorlar. O tohumları içten içe yayıyor; kök salsın diye her gün ayrı koldan suluyorlar. ‘Kutsal’ ocağımızı ve ‘emanet’ partimizi her gün yeni bir suçla itham ediyorlar. Bir zamanlar kol kola, omuz omuza mücadele ettikleri dava arkadaşlarından bir hesap soruyorlar: Defalarca onların karşısına dikildiler, bin tane oyun ettiler, milletin mezarını kazanlara yardım ettiler; yetmedi. Anlaşılan o ki şu peşine düştükleri maddî kazancı elde etmeden durmamaya niyetliler, bunca hizbin nedeni ne olabilir başka? Şimdi onlar ‘bağımsız’lar ağabey, onlar ‘eski’; bundan gurur duyuyorlar hatta. ‘Lider’ onlar için yalnız kendi liderliklerini simgeliyor; başkasını kabul etmiyor ve bu ‘ara ülkü’lerine ulaşmada her şeye mubah gözüyle bakıyorlar. Dedim ya Ağabey, yalnız bıraktıkları insanları böyle kolay itham ediyor; sonra kendileri gittiği hâlde yine Lider’i suçluyorlar. İşte bu yüzden şimdi şikâyet zamanı ya: “Başbuğ’un emaneti?” dedik, destek olmadılar; “Dündar Bey?” dedik, hatırlamadılar; “Ülküdaşlık, kardeşlik?” dedik, onun da ‘eski’si icat oldu, biz bakakaldık. Şehitlerimizi saydık teker teker, onların aziz hatırasını dahi dikkate almadılar. Sene olmuş 2011, memleket nelerle yüz yüze;...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><em>Bu yazı, ‘geçmişten gelerek bugünü  yorumladığına’ ve bundan yıllar sonra da hep bugünü ‘anlayan’ ve  ‘anlatan’ olacağına gönülden ve kendisini okudukça gitgide daha çok  inandığımız rahmetli Galip Ağabey’imizin</em> Ülkücü Olabilmek Ülküsü <em>isimli makalesine atıfla yazılmıştır…</em><em><br />
</em></p>
<p>Galip Ağabey,</p>
<p>Babalarımıza, amcalarımıza, bugün en çok sevip saydıklarımıza ve  hatta bunların yanında bir de ziyadesiyle uzağımızda olanlara  ‘ağabey’lik etmiş bir modern çağ bilgesi olarak bilirsin ki; bizler de,  yani senin torunların da, katî bir ülkücülük iddiasıyla çıktık yola.  Bize göre -aynı bizden öncekilere göre de olduğu gibi- hepimiz imanı  tam, Türklük şuuruyla yoğrulmuş gerçek birer Türk- İslâm Ülkücüsü, birer  alp-erendik. Ülkü yolunda her fedakârlığa hazır, mazisiyle gurur duyan  ve atisine umutla bakan bir gençlik (ne kadar tanıdık, değil mi?)… Sonra  bir gün, senin makalelerin, kitapların geçmeye başladı elimize. Hele o <em>Ülkücünün Çilesi</em>… Gururumuz artıyor, daha bir gür sesle “Ülkücüyüm!” diyorduk ki; bir gün <em>Ülkücü Olabilmek Ülküsü</em>’nü  okuduk. Şüphem yok ki bu sözleri senden doğrudan duyanlar nasıl  sarsıldılar ve ne kadar kızdılarsa sana, biz de onlardan eksik kalmadık.  Zaman geçti, büyüdük; büyüdükçe genişledi dünyamız ve görmek  istemediklerimizi gördük.</p>
<p>(Hatta yine bizce, siz nesil olarak pek çok yönden daha şanslıydınız:  Biz ne o hızlı çağlara yetişebildik; ne rahmetli Dündar Taşer’in  konuşmasıyla coşabildik; ne senin seminerinden kafamız allak bullak,  zihnimizde bin çeşit soru işareti ancak ‘iyi’ye bir adım daha yaklaşmış  olarak çıkma şansına eriştik. Bugün bunlardan geçmişin birer hatırası  olarak bahsedebiliyor ve Ülkücü Hareket’in mazisiyle övünüyorsak,  haklarını yemeyelim, en azından ‘bir vakitler birilerinin onlar için  yaptıklarını biyografi tadında aktarma’ eğiliminde olanlar  büyüklerimizin sayesindedir. Buna da şükür, Allah razı olsun.)<br />
Görmek istemediklerimiz: Sizden sonra çok şey değişti. Geçmiş  zaman kipinde o seminerlerin, konuşmaların, yürüyüşlerin ve mitinglerin  muhatapları olanlar (bizi sahipsiz bırakmayanlar ve hâlâ kendilerini  feda ederek bizlere bir şeyler kazandırmak gayesiyle “Önce ülkem ve  milletim, sonra partim” diyenler müstesna), şimdiki zamanda –nasıl  desem?- ikbal kaygısına kapıldılar sanki. Senin tarihe not düştüğün o  ‘kesin ülkücü’ pervasızlığıyla davranmaktan imtina ederim: bizler henüz  “ülkücü olabilmek” yolundayız. Benim şikâyetim, zamanında kendisinden  büyükleri ülkücülüğe aykırı davranmakla suçlayanlara…</p>
<p>İnan Ağabey, alenen ayırmaya çalışıyorlar bizi ve hatta daha kötüsü:  nifak tohumları serpmeye çalışanlara destek oluyorlar. O tohumları içten  içe yayıyor; kök salsın diye her gün ayrı koldan suluyorlar. ‘Kutsal’  ocağımızı ve ‘emanet’ partimizi her gün yeni bir suçla itham ediyorlar.  Bir zamanlar kol kola, omuz omuza mücadele ettikleri dava  arkadaşlarından bir hesap soruyorlar: Defalarca onların karşısına  dikildiler, bin tane oyun ettiler, milletin mezarını kazanlara yardım  ettiler; yetmedi. Anlaşılan o ki şu peşine düştükleri maddî kazancı elde  etmeden durmamaya niyetliler, bunca hizbin nedeni ne olabilir başka?  Şimdi onlar ‘bağımsız’lar ağabey, onlar ‘eski’; bundan gurur duyuyorlar  hatta. ‘Lider’ onlar için yalnız kendi liderliklerini simgeliyor;  başkasını kabul etmiyor ve bu ‘ara ülkü’lerine ulaşmada her şeye mubah  gözüyle bakıyorlar.</p>
<p>Dedim ya Ağabey, yalnız bıraktıkları insanları böyle kolay itham  ediyor; sonra kendileri gittiği hâlde yine Lider’i suçluyorlar. İşte bu  yüzden şimdi şikâyet zamanı ya: “Başbuğ’un emaneti?” dedik, destek  olmadılar; “Dündar Bey?” dedik, hatırlamadılar; “Ülküdaşlık, kardeşlik?”  dedik, onun da ‘eski’si icat oldu, biz bakakaldık. Şehitlerimizi saydık  teker teker, onların aziz hatırasını dahi dikkate almadılar. Sene olmuş  2011, memleket nelerle yüz yüze; hâlâ bizi yıldırma gayretindeler.  Hükmü biz vermeyelim, sen söyle: Şimdi ‘ülkücülük yolunda sınıfta  kalanlar’ desek, yanılmış mı oluruz?</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fburcu-aybuke-tekgul-galip-agabeye-sikayet.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-galip-agabeye-sikayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısı&#8217;nda Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-7.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-7.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2011 14:51:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2101</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekilleri, Muhterem Basın Mensupları, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, 10 Ocak tarihi Gazeteciler Günü olarak kutlanmaktadır. Büyük bir fedakârlık ve özveriyle görevlerini yapmaya çalışan gazeteci kardeşlerimizin bu anlamlı gününü tekrar tebrik ediyorum. Bu meslek grubunda çalışanların birçok sıkıntısı olmasına rağmen, gece demeden gündüz demeden milletimizi bilgilendirmek ve haberdar etmek için çalıştıklarını iyi biliyorum. Günümüzde medyanın, demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesine ne kadar katkı sağladığı ve bu konuda vazgeçilmez niteliklere sahip olduğu kuşkusuzdur. Milletimizin gözü ve kulağı olan medyanın çok sesli ve tarafsız bir biçimde varlığını sürdürmesi, demokratik kültürün gelişmesinde ve kökleşmesinde büyük rolü olacaktır. Sahip oldukları bilgi ve deneyimlerle, kamuoyunu yönlendiren, yanlışı ayna gibi yansıtan ve özellikle siyasetin verdiği kararların millet hayrına olmasında emek ve mesai sarfeden gazeteci kardeşlerimin bizim açımızdan önemleri çok fazladır. Bu vesileyle burada bulunan ve bulunmayan tüm gazeteci arkadaşlarıma çalışmalarında başarılar diliyor, sağlıklı ve huzurlu bir hayat geçirmelerini Cenab-ı Allah’tan temenni ediyorum. Muhterem Milletvekilleri, Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da esnaf ve sanatkârlarımızla bir araya gelerek çok faydalı bir toplantı gerçekleştirdik. Esnaf ve sanatkârlarımız, bize karşı ilgilerini en üst düzeyde gösterdiler. Hepsine buradan teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum. Yaptığımız toplantıyla birlikte dikkat ve özenle takip ettiğimiz sorunlarını masaya yatırdık ve bunlara yönelik çözüm yollarımızı kendileriyle paylaştık. 491 iş kolunda faaliyet gösteren ve sayıları iki milyona ulaşan esnafımızın ağırlaşan problemlerinin artık beklemeye tahammülünün olmadığını bir kez daha yakından gördük. Özellikle İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odasına bağlı olarak faaliyet gösteren kardeşlerimizin, karşılaştığı zorlukların ne denli büyük olduğuna şahit olduk. Uzun bir süredir, esnaf ve sanatkârımız hükümet tarafından ihmal edilmekte ve ekonomik açmazlar karşısında savunmasız bırakılmaktadır. Bunu çok iyi biliyoruz ve gerekli hazırlıklarımızı ve projelerimizi sürekli güncelliyoruz. Maalesef AKP hükümetinin gözü ve idraki, konu esnafımız olduğu zaman kapanmakta ve politikalarına vurdumduymazlık hâkim olmaktadır. Esnafımızı vergi ve sigorta primleri rahatsız etmekte, bu çerçevede üst üste yığılan borçlar soluk aldırmaz bir hale getirmektedir. Elbette, uygulaması planlanan borçların taksitlendirilmesi ve kredi kartıyla ödenme imkânı bir kolaylıktır, ama esnafımızın derdine orta ve uzun vadede deva olması mümkün değildir. Meseleyi yalnızca devlete olan borçların tahsili mesabesine indirirsek, o zaman esnafımızın hangi güçlüklerle ve kronikleşen hangi sorunlarla boğuştuğunu anlamaktan uzaklaşmış oluruz. Bugünkü şartlarda esas gündem esnaf ve sanatkârımızın derinleşen; iş yapmasının ve müşterilerinin çoğalmasının önündeki engelleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Eğer vatandaşımızın satın alma gücü zayıfsa ve ekonomik olarak yetersizse, bu olumsuzluk doğrudan doğruya esnafımıza sirayet edecektir. Ekonomi yatırım ve tüketim harcamaları etrafında şekillenmekte ve bu ikisinin toplamı da millet olarak elde edeceğimiz geliri ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle, vatandaşlarımızın cebinde harcayacak parası olmadığı ya da ancak karnını doyuracak kadarına sahip olduğu zaman esnaf ve sanatkârımız da dara düşecek ve kepenklerini siftah yapmadan kapatmak durumunda kalacaklardır. Üstelik sosyal ve ekonomik yapının düzenleyicisi ve denge unsuru olan esnafımızın huzurlu ve mutlu olmadığı bir yerde istikrarı aramak nafile ve beyhude bir çaba olacaktır. Esnafımızın gerçekten de sorunları büyüktür ve iktidardan umduklarını bu zamana kadar bulamamışlardır. Mesela yayılan büyük alışveriş merkezlerinin, geleneksel iş kollarında çalışan kardeşlerimizi ciddi düzeyde tehdit etmesine Başbakan Erdoğan ve hükümeti sürekli bigâne kalmıştır. Bu zihniyete göre bakkallar kapanmalı, terziler işlememeli, manavlar kapısına kilit vurmalıdır. Nitekim AKP’nin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="../resimler/Liderden.jpg" alt="" width="300" height="240" /></p>
<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
document.write('<iframe id="mhptv-video" frameborder="0" height="400" width="500" src="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=259&#038;iframe=mhpvideo" scrolling="no" marginwidth="0" marginheight="0" >Tarayıcınız iFrame Desteklemiyor. Videoyu izlemek için lütfen <a href="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=259" target="_blank" >http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=259</a> adresini ziyaret ediniz.</iframe>');
// ]]&gt;</script></p>
<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p><strong>Muhterem Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, 10 Ocak tarihi Gazeteciler Günü olarak kutlanmaktadır.</p>
<p>Büyük bir fedakârlık ve özveriyle görevlerini yapmaya çalışan gazeteci kardeşlerimizin bu anlamlı gününü tekrar tebrik ediyorum.</p>
<p>Bu meslek grubunda çalışanların birçok sıkıntısı olmasına rağmen,  gece demeden gündüz demeden milletimizi bilgilendirmek ve haberdar etmek  için çalıştıklarını iyi biliyorum.</p>
<p>Günümüzde medyanın, demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesine ne  kadar katkı sağladığı ve bu konuda vazgeçilmez niteliklere sahip olduğu  kuşkusuzdur.</p>
<p>Milletimizin gözü ve kulağı olan medyanın çok sesli ve tarafsız bir  biçimde varlığını sürdürmesi, demokratik kültürün gelişmesinde ve  kökleşmesinde büyük rolü olacaktır.</p>
<p>Sahip oldukları bilgi ve deneyimlerle, kamuoyunu yönlendiren, yanlışı  ayna gibi yansıtan ve özellikle siyasetin verdiği kararların millet  hayrına olmasında emek ve mesai sarfeden gazeteci kardeşlerimin bizim  açımızdan önemleri çok fazladır.</p>
<p>Bu vesileyle burada bulunan ve bulunmayan tüm gazeteci arkadaşlarıma  çalışmalarında başarılar diliyor, sağlıklı ve huzurlu bir hayat  geçirmelerini Cenab-ı Allah’tan temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da esnaf ve sanatkârlarımızla bir araya gelerek çok faydalı bir toplantı gerçekleştirdik.</p>
<p>Esnaf ve sanatkârlarımız, bize karşı ilgilerini en üst düzeyde  gösterdiler. Hepsine buradan teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Yaptığımız toplantıyla birlikte dikkat ve özenle takip ettiğimiz  sorunlarını masaya yatırdık ve bunlara yönelik çözüm yollarımızı  kendileriyle paylaştık.</p>
<p>491 iş kolunda faaliyet gösteren ve sayıları iki milyona ulaşan  esnafımızın ağırlaşan problemlerinin artık beklemeye tahammülünün  olmadığını bir kez daha yakından gördük.</p>
<p>Özellikle İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odasına bağlı olarak faaliyet  gösteren kardeşlerimizin, karşılaştığı zorlukların ne denli büyük  olduğuna şahit olduk.</p>
<p>Uzun bir süredir, esnaf ve sanatkârımız hükümet tarafından ihmal  edilmekte ve ekonomik açmazlar karşısında savunmasız bırakılmaktadır.</p>
<p>Bunu çok iyi biliyoruz ve gerekli hazırlıklarımızı ve projelerimizi sürekli güncelliyoruz.</p>
<p>Maalesef AKP hükümetinin gözü ve idraki, konu esnafımız olduğu zaman  kapanmakta ve politikalarına vurdumduymazlık hâkim olmaktadır.</p>
<p>Esnafımızı vergi ve sigorta primleri rahatsız etmekte, bu çerçevede  üst üste yığılan borçlar soluk aldırmaz bir hale getirmektedir.</p>
<p>Elbette, uygulaması planlanan borçların taksitlendirilmesi ve kredi  kartıyla ödenme imkânı bir kolaylıktır, ama esnafımızın derdine orta ve  uzun vadede deva olması mümkün değildir.</p>
<p>Meseleyi yalnızca devlete olan borçların tahsili mesabesine  indirirsek, o zaman esnafımızın hangi güçlüklerle ve kronikleşen hangi  sorunlarla boğuştuğunu anlamaktan uzaklaşmış oluruz.</p>
<p>Bugünkü şartlarda esas gündem esnaf ve sanatkârımızın derinleşen; iş  yapmasının ve müşterilerinin çoğalmasının önündeki engelleri ortadan  kaldırmak olmalıdır.</p>
<p>Eğer vatandaşımızın satın alma gücü zayıfsa ve ekonomik olarak  yetersizse, bu olumsuzluk doğrudan doğruya esnafımıza sirayet edecektir.</p>
<p>Ekonomi yatırım ve tüketim harcamaları etrafında şekillenmekte ve bu  ikisinin toplamı da millet olarak elde edeceğimiz geliri ortaya  çıkarmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, vatandaşlarımızın cebinde harcayacak parası olmadığı ya  da ancak karnını doyuracak kadarına sahip olduğu zaman esnaf ve  sanatkârımız da dara düşecek ve kepenklerini siftah yapmadan kapatmak  durumunda kalacaklardır.</p>
<p>Üstelik sosyal ve ekonomik yapının düzenleyicisi ve denge unsuru olan  esnafımızın huzurlu ve mutlu olmadığı bir yerde istikrarı aramak nafile  ve beyhude bir çaba olacaktır.</p>
<p>Esnafımızın gerçekten de sorunları büyüktür ve iktidardan umduklarını bu zamana kadar bulamamışlardır.</p>
<p>Mesela yayılan büyük alışveriş merkezlerinin, geleneksel iş  kollarında çalışan kardeşlerimizi ciddi düzeyde tehdit etmesine Başbakan  Erdoğan ve hükümeti sürekli bigâne kalmıştır.</p>
<p>Bu zihniyete göre bakkallar kapanmalı, terziler işlememeli, manavlar kapısına kilit vurmalıdır.</p>
<p>Nitekim AKP’nin talana ve yalana dayalı politikaları esnaf ve sanatkarımızı dışlamış ve kendi kaderine terk etmiştir.</p>
<p>Buna karşılık bu iktidar uluslararası para baronlarını memnun etmiş,  hırsızları rahatlatmış, yağmacıları güldürmüş ve yandaşların servetine  servet katmalarına ortam hazırlamıştır.</p>
<p>Elbette zalimin bir hükmü varsa, esnafımızın da sandıkta söyleyecek bir sözünün olduğuna yürekten inanıyorum.</p>
<p>İnşallah önümüzdeki milletvekilliği genel seçimlerinden sonra iktidar  olduğumuz takdirde, esnaf ve sanatkârımızın sorunlarını mutlaka aşacak  ve hak ettikleri refahı kendilerine sunacağız.</p>
<p>Bu uğurda son derece kararlıyız, azimliyiz ve samimiyiz.</p>
<p>Esnafımızla el ele, çiftçimizle omuz omuza olacağız.</p>
<p>Memurumuzun arkasında, işçimizin yanında bulunacağız.</p>
<p>Emeklimizin umudu, dul ve yetimimizin destekçisi olarak tavizsiz bir duruş göstereceğiz.</p>
<p>Mutlaka başaracağız, hepsine kazandıracağız ve herkesi feraha kavuşturacağız.</p>
<p>Güçlü devleti, mutlu milleti ve huzurlu ferdi kesinkes vatansever Türkiye sevdalıları ile gerçekleştireceğiz.</p>
<p>İnanıyorum ki, aziz milletimiz Milliyetçi Hareket’e hizmet etme  fırsatı verecek ve yıkım taşeronu AKP zihniyetini ve kol kola girdiği  niyeti karanlık mihrakları sandıkta yapacağı tercihle de perişan  edecektir.</p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>2011 yılı ülkemiz açısından birçok gelişmeye ve önemli olaya sahne olacaktır.</p>
<p>Bunların en başında da bu yıl yapılacak olan 24.Dönem Milletvekilliği Genel Seçimleri gelmektedir.</p>
<p>Hedefimiz tek başına iktidara ‘Tam Yol İlerlemek’tir ve milletimizin artan sorunlarına çareler üretmektir.</p>
<p>Misak-ı Milli’nin 90. yıldönümünü idrak edeceğimiz 28 Ocak 2011 günü  saat 15.00’de, Anadolu Gösteri Merkezi’nde yapacağımız bir toplantıyla  seçim beyannamemizi açıklayacağız ve nasıl bir Türkiye amaçladığımızı,  milletimizin refaha ve mutluluğa ulaşması için neler yapacağımızı  inşallah burada duyuracağız.</p>
<p>Pek tabii olarak diğer siyasi partiler de ülkemizin geleceğiyle ilgili plan, program ve niyetlerini ortaya koyacaklardır.</p>
<p>Ve aziz milletimiz kendisine en yakın bulduğu ve inandırıcı gördüğü  partiyi oylarıyla yetkilendirecek ve iktidar sorumluluğunu teslim  edecektir.</p>
<p>Esasen demokrasinin güzelliği ve derin manası da burada kendisini göstermektedir.</p>
<p>Bu kapsamda son günlerde Başbakan Erdoğan’ın önümüzdeki seçime dönük  bazı konuşma ve beyanlarında dikkatimizi çeken ve kısaca da olsa  üzerinde durmamızı gerektiren bazı hedefleri bulunmaktadır.</p>
<p>Başbakan 27 Aralık 2010 tarihli Meclis Genel Kurulu konuşmasında 2023  vizyonunu ortaya koymuş ve bunu izleyen süreçlerde devam ettirmiş ve en  son geçtiğimiz haftaki grup konuşmasında da bu tutumunu sürdürmüştür.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın Cumhuriyetimizin 100.yıl dönümüne dönük bu hedef  ve öngörüleri, önünü dahi görmekten aciz, günü kurtarmanın arayışında  olan bir hükümet için sevindiricidir.</p>
<p>Ancak Başbakan’ın sözlerinde bir yenilik ve şaşıracağımız, imreneceğimiz farklı bir durum da bulunmamaktadır.</p>
<p>2023 tarihinde Türkiye’nin nerede olması gerektiğini ilk açıklayan,   ulaşılması gereken hedefleri ilk defa büyük Türk milletiyle paylaşan  Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım olmuştur.</p>
<p>Hatta 2023 hedefini, 2000 tarihinde, 2001 ile 2005 yıllarını kapsayan  Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na koyan bizatihi MHP’dir</p>
<p>Hatırlanacağı üzere, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı TBMM Genel  Kurulu’nun 27 Haziran 2000 tarihli ve 119’ncu birleşiminde kabul  edilmiştir.</p>
<p>2001-2023 yıllarını içine alan Uzun Vadeli Gelişmenin Temel Amaçları  ve Stratejisi’ni biz daha o yıllarda milletimizle paylaşmış ve devlet  politikası haline getirmiştik.</p>
<p>Bugün Başbakan’ın ısrarla bahsettiği, 2023’de ülkemizin dünyanın en  büyük on ekonomisinden birisi olma beyanı, bizim 2000 yılında tayin  ettiğimiz bir hedeftir.</p>
<p>Amacımız yıllık yüzde 7’lik bir büyümeyle, 2023’de 1,9 trilyon dolara  ulaşmış bir milli gelir hacmini yakalamak olarak somutlaşmıştı. Kişi  başına düşen gelir miktarı açısından da AB üyesi ülkelerin düzeyine  erişmeyi öngörmüştük.</p>
<p>Parti olarak 2023 hedeflerimizi yıllarca savunduk ve milletimize  gelişmiş ve küresel klasmanda lider Türkiye’yi kuracağımızın her  fırsatta sözünü verdik.</p>
<p>Burada, çok ayrıntısına girmek istemediğim 2023 hedeflerini merak  edenler, 57. hükümet döneminde tarafıma bağlı olarak çalışan Devlet  Planlama Teşkilatı’nın arşivinden Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma  Programı’nı temin ederek 2023 vizyonunun içeriğini ve asıl sahibinin kim  olduğunu açıklıkla görebilirler.</p>
<p>Başbakan’ın yıllar önce Türk milletinin önüne koyduğumuz 2023  hedefini benimsemesi kendisi için bir gelişmedir, ancak bu vizyonu  özümsemesine kalitesinin ve siyasi sicilinin de çok müsait olmadığını bu  vesileyle hatırlatmak isterim.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Türkiye AKP iktidarıyla tarihinin en sıkıntılı dönemlerini geçirmektedir.</p>
<p>Her alanda kökleşen bunalım ve kaos; devlet ve millet arasındaki  köprülerin temelini oymakta, vatandaşlarımızın yaşadığı hayal  kırıklıklarına durmadan yenisi eklemektedir.</p>
<p>En hayati özelliğe sahip ve özenle muhafaza etmemiz gereken ne varsa  AKP döneminde kuşatılmış, saldırıya maruz kalmış ve hayasızca tahrip  edilmiştir.</p>
<p>Milli kimliğimiz, dilimiz, üniter devlet yapımız, ekonomimiz,  hukukumuz, tarihimiz, Türklük gururumuz ve inançlarımız Başbakan  Erdoğan’ın yönetimi altındaki siyasi menfaat çetesi tarafından haciz  altına alınmış, hırpalanmış ve değersizleştirilmek için yoğun gayret  gösterilmiştir.</p>
<p>Millet olarak birlikte yaşamamızı sağlayan kurum, kural ve ilkeler bu hükümet tarafından linç edilmek istenmiştir.</p>
<p>En tehlikelisi ise yargı kurumlarına siyasi nüfuz edilmesi ve adalet duygusunun yıpratılması olmuştur.</p>
<p>Bildiğiniz gibi, AKP zihniyeti iktidara geldiği ilk zamanlarından  bugüne kadar özellikle hukukun üstünlüğü anlayışında büyük gedikler  açmış ve adalet kurumuna darbe üstüne darbe vurmuştur.</p>
<p>Kişiye özel anayasa değişiklikleri, yasa ve yönetmelik tanımayan  başına buyruk idari tasarruflar, yanlı ve yandaş yargı oluşturma  ısrarları AKP’nin kötü sicilinin bazı çirkinlikleri olarak  malumlarınızdır.</p>
<p>22 Aralık 2002 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan’ın sırf başbakan  olabilmesi için yapılan CHP destekli adrese teslim anayasa değişikliği  bunlardan birisidir.</p>
<p>Böylece Başbakan Erdoğan’ın nasıl ve ne şekilde olduğu mutlaka bir  gün anlaşılacak olan bir ara seçim oyunuyla, istifa eden partili  milletvekili arkadaşının yerine seçilerek TBMM’ne girmesinin önü  açılmıştır.</p>
<p>Diyebiliriz ki Başbakan Erdoğan; iktidarı süresince, karşısına çıkan  hukuki engelleri hiç önemsememiş, ciddiye bile almamış ve yalnızca soyut  yazılı hükümler olarak görerek sorumsuzca hareket etmeyi tercih  etmiştir.</p>
<p>Adalet bilinci ve hukuk anlayışı AKP’yle birlikte ağır darbe almış,  ruhunu ve yaptırım gücünü kaybetmiş; haksızlıkların ve usulsüzlüklerin  artmasını teşvik etmiştir.</p>
<p>Üzülerek söylemeliyim ki, yapılan her yanlışa hukuki kılıf bulunmuş,  adalet eğilip bükülmüş; güçlünün meşru ve haklı olduğu, zayıfın  korunaksız ve çaresiz olduğu bir düzenin tohumları AKP eliyle  saçılmıştır.</p>
<p>Hukuk alanında sonu gelmeyen tartışmaların hepsi toplumsal yapıya  misliyle yansımış ve insanımızın güvenini ve inancını sarmıştır.</p>
<p>Yolsuzluklara damardan giriyoruz iddialarıyla, devlet kaynakları peşkeş çekilmiş, fakirin, gurebanın rızkına el konulmuştur.</p>
<p>İhale mafyalarının mevzuat engeline takılmadan ve takılsa da himmet gösterilerek soygun düzeni meşrulaştırılmıştır.</p>
<p>Görevini kötüye kullananlar affedilmiş, itibarları AKP eliyle iade edilmiştir.</p>
<p>AKP hükümetleri döneminde bürokrasi, yandaş olmayanlar için eziyet  merkezine dönüşmüş, mahkeme kararları uygulanmamış ve özellikle milli  kaygıları olanların hakları gasp edilmiştir.</p>
<p>Sahte şikâyet mektupları ve uydurma isnatlarla düzmece raporlar  tanzim edilmiş ve birçok insanımız ancak sömürge yönetimlerinde  rastlayabileceğimiz bir mezalime maruz kalmıştır.</p>
<p>Türk milleti AKP hükümetleri döneminde mahkemelere düşmüş, devlet  organları kavgaya tutuşmuş, her tarafa yayılan cepheleşme eğilimleri  toplum ve devlet hayatını felç etmiştir.</p>
<p>AKP iktidarı, kendi çıkarları uğruna sahip olduğu siyasal gücü  ahlaksızca kullanmış, bunun sonucunda herkesin kendisine göre adalet  arayışında olduğu, müştereklerin kaybolduğu ve hukuk üstünlüğünün  sorgulandığı bir sosyal yapının filizlenmesine yol açmıştır.</p>
<p>Hukukun etkisizleştirilmesi ile Türk milletinin koruma duvarları iktidar zihniyet tarafından bir bir yıkılmıştır.</p>
<p>Bunun adına da demokratikleşme denilmiş, yabancı dayatmaların köle  sadakatiyle kabullenilmesi bir gelişme olarak takdim edilmiştir.</p>
<p>Türk Ceza          Kanunun 301.maddesindeki Türklük ifadesinin  çıkarılmasıyla; Türklük değerlerine ve Türklüğün varlığına yönelik  tahkir ve tezyiflerin yolu açılmış, ve hatta hakaret edilmesinin  kapıları ardına kadar aralanmıştır.</p>
<p>Azınlık vakıflarıyla ilgili değişikliklerin yapılması ve mahalli  düzeydeki dillerin radyo ve televizyon yayınlarında kullanılması yine  AKP’nin hukuk üzerindeki tahrifatıyla hayat bulmuştur.</p>
<p>Türk milletinin aleyhine olan ne varsa hukuk bunlara alet edilmiş,  elbette sonucunda adalet duygusuna olan itimat büyük oranda  zayıflamıştır.</p>
<p>Eğer bugün adalet kurumunun çökme aşamasına geldiğinden bahsediyorsak  ve verilen kararların vicdanlarda karşılık bulmadığını söylüyorsak  bundan öncelikle sorumlu şüphesiz Adalet ve Kalkınma Partisi  iktidarıdır.</p>
<p>Tabiidir ki yargı kurumlarının ve burada görev alan hukukçuların bu  marazi durumdan muaf olduklarını ileri sürmemiz de mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Biz, siyasi sorumlu olarak elbette hükümetin yakasından tutacağız;  ancak adalet dağıtan pozisyonda olanların kendilerini gözden  geçirmelerinde ve bir öz eleştiri yapmalarında da sonsuz yararlar  olacağına inanıyoruz.</p>
<p>AKP’yle birlikte yargı, adalet, hukuk kavram ve kurumları talihsiz ve  tehlikeli mecralara sokulmuş, asıl anlamlarından uzaklaştırılmış ve  iktidar savaşının ortasına itilmişlerdir.</p>
<p>12 Eylül Anayasa değişiklikleri ile ilgili Referandum öncesinde  üstünlülerin hukukundan, hukukun üstünlüğüne geçileceğini ilan eden  Başbakan Erdoğan’ın; buradaki amacının kendi hukukunu oluşturmak olduğu  açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Daha çok hukuk sözüyle ne kast edildiği bugün daha da netleşmiştir.</p>
<p>Demokrasinin sunduğu imkânların arkasına gizlenerek, aydınlığı ve  adaleti taşlayan bu zihniyetin hukuksuzluğu yaygınlaştırarak Türkiye  Cumhuriyeti’ni darp etmek istediği anlaşılmıştır.</p>
<p>AKP iktidarının yaptığı anayasa değişikliğiyle ileride hesap  vermekten kurtulmayı planladığı ve PKK açılımının hukuksal alt yapısını  oluşturmaya yönelik kirli bir niyet taşıdığı artık berraklaşmıştır.</p>
<p>Biz bu konudaki uyarılarımızı yaparken afakî konuşmamış ve AKP’nin yol haritasında ki puslu tarafları ışıtarak göstermiştik.</p>
<p>Ve daha o günlerde, Anayasa Mahkemesi’ne ya da Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kurulu’na kimin atanıp atanmayacağı konusuyla adalet sisteminin  sorunlarının bitirilemeyeceğini açıklıkla vurgulamıştık.</p>
<p>Acı da olsa görüşlerimizde ve uyarılarımızda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Hukukun siyasal amaçlar uğruna çarpıtılması ve kullanılması vahim gelişmeleri tetikleyecektir.</p>
<p>İnsaf, izan, merhamet ve utanma duygusu olmayan iktidar kadroları  kendilerini rahata erdirecek ve koruyacak hukuk normlarını ve hukuk  teknisyenlerini yargıya sızdırmanın ve yerleştirmenin arayışında  olmuşlardır.</p>
<p>Başbakan’ın hukukun üstünlüğüne geçildi dediği ülkemizde suçlar artmış, asayişsizlik doludizgin ilerlemiştir.</p>
<p>Hükümetin hiçbir ciddi tedbir alamadığı emniyet ve asayiş  hizmetlerinde yaşanan büyük kaos, vatandaşlarımızın güvenlik ve huzurunu  fazlasıyla kaçırmıştır.</p>
<p>AKP’nin kaderine terk ettiği sokaklar şiddetin ve suçun yuvaları  haline gelmiş, özellikle kapkaç, hırsızlık, cinayet ve cinsel içerikli  suçlarda muazzam artışlar yaşanmıştır.</p>
<p>İktidarın sorumsuz ve umursamaz tavırları sonucunda özellikle büyük  kentlerde vatandaşlarımız tehdide, şiddete maruz kalmış, asayişe yönelik  hadiseler artık vatandaşın günlük hayatını etkileyecek boyutlara  ulaşmıştır.</p>
<p>Her gün bir yöremizde ölüme varan trajediler meydana gelmiştir ve gelmeye de devam etmektedir.</p>
<p>Ancak Başbakan ve hükümetine göre her şey normaldir ve bu tespitler  zenginleşen ve huzura eren Türkiye’yi çekemeyenlerin marifetidir.</p>
<p>Ülkemizin huzur ve güvenliğinin, emniyet ve asayişinin tarihte  görülmediği kadar bozulduğu bu dönemde AKP zihniyeti hiçbir sorun yokmuş  gibi davranmaya, suçu olağan bir sonuç gibi algılamaya devam etmiştir.</p>
<p>Görevinde kalması artık sakıncalı olan İçişleri Bakanı hiçbir olaya müdahil olmadığı gibi böyle bir niyeti de yoktur.</p>
<p>Yıkım projesinin mesafe alması için çırpınan bu zatın, ülkenin içişlerini kanun kaçaklarına teslim ettiği görülmektedir.</p>
<p>Ülkemizde yaygınlaşan suç eğilimleri, en aşağılık cinayetlerdeki  artışlar ve ne yazık ki bunlara yönelik adaletin gecikmesi tam bir  skandaldır ve bu da AKP’nin eserinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Suçlular dışarıdadır ve masumlar tedirgindir.</p>
<p>Caniler işbaşındadır, uğursuzlar faaliyet içindedir, ama buna karşılık AKP yandaş yargı oluşturmanın peşindedir.</p>
<p>Şiddet zehirli sarmaşıklarıyla her tarafı sarmıştır, iyi ve dürüst vatandaş olmak neredeyse külfet haline dönüşmüştür.</p>
<p>Bölücülerin affedilerek konutlarda ağırlandığı günlerden itibaren her  şeyin çivisi çıkmış ve kuralsızlık hüküm sürmeye başlamıştır.</p>
<p>Demokratikleşme adı altında bölücülük propagandası ile teröre yardım  ve yataklığı suç olmaktan çıkaran AKP yönetimi, Türkiye’nin milli  birliğini ve üniter yapısını da böylelikle tartışmaya açmıştır.</p>
<p>Bu kapsamda Başbakan Erdoğan’ın sürekli Türk milletini azınlık  seviyesine indirgeyen hezeyanları duyulmuş, Türkiyelilik adı ile öne  sürülen zırvalar İmralı Canavarı tarafından memnuniyetle karşılanmış ve  desteklenmiştir.</p>
<p>Hukuk ve adalet, adi suçlarda olduğu kadar bölücülük karşısında da  etkisiz kalmış; ve milletimiz sırtı sıvazlanan suçluların  salıverilmesine alışmaya zorlanmıştır.</p>
<p>Geçekten de dokuzuncu yılının içine giren iktidar partisinin, bu süre  zarfında hukukun daha iyi işlemesi, adaletin gecikmemesi ve herkesin  hakkından memnun olması için attığı bir adım olmamıştır.</p>
<p>Bu iktidar döneminde hukukun üstünlüğü prensibine hiç sadık kalınmamış, yapılanları ‘<strong>hukuka uyduramadık o halde hukuku bunlara uyduralım</strong>’ sözleriyle meşrulaştırma girişimlerine tesadüf edilmiştir.</p>
<p>Unutmayalım ki; rüşvet, taraflılık, kayırmacılık fecaatlerinin olduğu  bir hukuk düzenin birlikte yaşamaya hizmet etmesi ve adaletin  dağıtılmasını sağlaması imkânsızdır.</p>
<p>Bugün durmadan hukuksal kararlardaki yanlışları konuşuyorsak ve  milletimizde adaletin yerini bulmadığına dönük derin bir kaygı  bulunuyorsa; biliniz ki bu durumda hukukun üstünlüğü tükenme noktasına  gelmiştir.</p>
<p>İşte AKP’nin kendinden menkul demokrasi boyasıyla çizdiği Türkiye  manzarasının hukuk ve adaletle ilgili kısımlarının karanlık ve tahammül  edilemez tarafları bunlardan ibarettir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın ‘gönül haritası üzerinde kardeşliğin resmini çizmekten’ anladığı budur.</p>
<p>Sözde kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın resmini çizme mücadelesi  verdikleri yalanını söyleyen Başbakan, aslında suçun, adaletsizliğin ve  kardeş kavgasının kanlı manzarasını kırdığı hukuk fırçasıyla  şekillendirmeye çabalamaktadır.</p>
<p>Ve kendisi de, yanına aldığı işbirlikçilerle birlikte bu resim  karşısında sırıtmakta, bunun adına gelişme ve istikrar demektedir.</p>
<p>Ne var ki mazlumun ağı, haklının bedduası, milletin kahrı, adaletin  şamarı bu iktidarın üzerine olacak ve hepsini Allah’ı izniyle siyasetten  silip süpürecektir.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Son günlerde, Ceza Muhakemesi Kanunun 102.maddesinin 31 Aralık 2010  tarihinde yürürlüğe girmesiyle, tutuklu bulunan bazı kişilerin serbest  kalması dikkatleri bir kez daha yargı alanına çevirmiştir.</p>
<p>2004 yılında bu kanunda yapılan değişiklikler 2005 yılında yürürlüğe  girmiş ve bu kapsamda daha önce olmayan tutuklukla ilgili süre  sınırlamasında belli bir kural getirilmiş ve uygulamaya konulmuştur.</p>
<p>Buraya kadar diyebileceğimiz bir şey yoktur.</p>
<p>Üstelik adil yargılama hakkının ihlal edilmesi ve Türkiye’nin  tazminat ödemeye mahkûm olması nedeniyle, tutukluluk süresine  sınırlandırma getirilmesi elbette doğru olmuştur.</p>
<p>Ancak asıl sorun bundan sonradır ve sancılı seyir izleyen süreçte daha da belirginlik kazanmıştır.</p>
<p>Ceza Muhakemesi Kanunun tutukluluk halinin sınırlandırmasıyla ilgili  hükmünün uygulanması; bekleyen dosyalar ve süren hukuki safhalar  nedeniyle geçiş dönemine ihtiyaç olduğu gerekçesiyle, 1 Nisan 2008’e  kadar ertelenmiştir.</p>
<p>Ancak bu tarihte de maksat hâsıl olmayınca, bu defa da 31 Aralık 2010 tarihine kadar yasa hükmünün hayata geçmesi uzatılmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak bu yılın ilk günlerinde, tutukluluk sürelerinin  dolmasıyla bazı suçluların tutuksuz yargılanmalarına karar verilmiş ve  serbest kalmaları sağlanmıştır.</p>
<p>Ne var ki örgütlü suçlar kapsamında en hunhar cinayetleri işleyen ve  insanlık dışı yöntemlerle canlara kıyan PKK ve Hizbullah teröristlerinin  tahliye edilmesi, ve bunların davul-zurnalı törenlerle karşılanması  milletimizde infial yaratmıştır.</p>
<p>Bu konu etrafında kamuoyunda yapılan tartışmalar, AKP hükümetinin  yüksek yargıyı hedef alan suçlamaları ve karşılıklı açıklamalar siyasi  gündemin merkezine oturmuştur.</p>
<p>Söz konusu vahim gelişmelerin münferit olaylarla sınırlandırılmış  soyut bir çerçevede ele alınması, karanlık resmin bütününün görülmesine  ve sağlıklı bir sonuca ulaşılmasına engel olacaktır.</p>
<p>Bu noktaya gelinmesinin nedenleri ve sorumlularının daha iyi  anlaşılması için konunun her yönüyle kapsamlı ve bir bütünlük içinde ele  alınması bizim açımızdan gerekli ve kaçınılmaz olmuştur.</p>
<p>Her şeyden önce açıklıkla ifade etmeliyim ki; adalet mülkün temelidir.</p>
<p>İnsan hakları ve özgürlüklerinin nihai teminatı ve devletin temel taşıdır.</p>
<p>Yargının yara alması, adalete duyulan güvenin zedelenmesi ve yargı  organlarının siyasi düşüncelerle ve baskı yöntemleriyle etkisiz hale  getirilmesi Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülüktür.</p>
<p>Türk hukuk sisteminin çözümsüz bırakılan ciddi yapısal sorun ve  sıkıntıları olduğu, bunların yılların birikimiyle kangren haline geldiği  bildiğimiz ve üzerinde durduğumuz gerçekler arasındadır.</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye sekiz yılı aşkın bir süredir büyük bir  Meclis çoğunluğuna sahip olan AKP hükümetleri tarafından  yönetilmektedir.</p>
<p>AKP’nin iktidar dönemi, tahribatı her alanda görülen ve giderek derinleşen bir yıkım dönemi olmuştur.</p>
<p>Türk yargısı, hukuk sistemimiz ve adalet mekanizmamız da bu yıkım ve tahribattan nasibini ziyadesiyle almıştır.</p>
<p>Yargının yapısal sorunlarını köklü çözümlere kavuşturacak, giderek  ağırlaşan ve katlanılamaz hale gelen sıkıntılarına çare bulacak olan  öncelikle yürütme ve yasama organlarıdır.</p>
<p>Hükümet etmek makamı ağlama duvarı, şikâyet etme ve bahane üretme makamı değildir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve hükümeti, yargının bugün içine düştüğü kısır  döngü ve çıkmazın nedenlerini ilk önce kendilerinde, önyargılı siyasi  hesaplarında ve çarpık siyaset zihniyetlerinde aramalıdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Dokuzuncu yılına giren AKP iktidarı döneminde;</span></p>
<p>√      Gerçek anlamda bir yargı reformu için hiçbir adım atılmamış,</p>
<p>√      İç hukuk mevzuatımız yenilenememiş, evrensel demokratik normlarla güçlendirilmemiş,</p>
<p>√      Yargının iş yükünün hafifletilmesi ve dava sürelerinin kısaltılması için gerekli tedbirler alınamamış,</p>
<p>√      Bölge Adliye Mahkemeleri hayata geçirilememiş ve,</p>
<p>√      Kolluk kuvvetleri idari yapılanması ve araç-gereçle donatılarak adli hizmet sunan etkin bir yapıya kavuşturulamamıştır.</p>
<p>-</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP’nin tek başına iktidar süresi içinde;</span></p>
<p>√      Hakim, savcı ve yardımcı personel açığı giderilememiş,</p>
<p>√      Hakim ve savcıların mali ve sosyal hakları ve diğer özlük haklarında gerekli iyileştirmeler yapılmamış,</p>
<p>√      Adli Tıp Kurumunun yargı bağımsızlığı anlayışıyla özerk  yapısının korunması ve güçlendirilmesi amacıyla düzenlemeler ve etkin  denetim gerçekleştirilememiş,</p>
<p>√      Yüksek yargının içtihat oluşturma işlevinin önündeki engellerin kaldırılması için gerekli adımlar atılmamıştır.</p>
<p>AKP siyasi hesap ve düşüncelerle sekiz yılı aşkındır yargıyı kuşatma  altına almış, her vesileyle karalamış ve suçlamış, toplum nezdinde  itibarsız hale getirmek için seferberlik başlatmıştır.</p>
<p>-</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP hükümetleri; </span></p>
<p>√      Yargının sorunlarıyla, giderek ağırlaşan bu <span style="text-decoration: underline;">sorunların çözümüyle uğraşmamış</span>, bunun yerine <span style="text-decoration: underline;">yargının yapısıyla uğraşmıştır.</span></p>
<p>√      Yargının <span style="text-decoration: underline;">kronik sorunlarının çözümüyle</span> ilgilenmemiş, bunun yerine <span style="text-decoration: underline;">yargının çözülmesine</span>, siyasi etki altına alınarak ele geçirilmesine çalışmıştır.</p>
<p>√      Adalet sarayları yaptım, fiziki sorunları hallettim diyerek  bununla övünmüş, ana yargının yapısal sorunlarının kemikleşerek kangren  haline gelmesine seyirci kalmıştır.</p>
<p>Bugün gelinen noktada yaşanan gelişmelerin arka planını anlamak için,  AKP’nin yargı alanındaki karanlık ve lekeli sicilinin hatırlanması  gerekli olacaktır.</p>
<p>Yargının yapısal sorunlarının çözümü için bugüne kadar kılını bile  kıpırdatmayan Başbakan ve hükümeti, şimdi kendisini kurtarabilmek için  herkese çamur atmakta, herkesi suçlamaktadır.</p>
<p>Yargının ağır işleyişi, Adli Tıp Kurumunun bu konuda takoz gibi  çalışması, Yargıtay’ın iş yükünün altından kalkamaması nedeniyle dava  dosyalarının sürüncemede kalmasında adalet mekanizmasının kusuru ve  ihmali varsa, bunu giderecek tedbirlerin süratle alınması en başta  hükümetin sorumluluğundadır.</p>
<p>Bu sorumluluğu da yerine getirmeyen hükümet hala laf yarışı ile  temize çıkacağı hesabını yapmakta ve bugün gelinen yargı çıkmazını  kullanarak Yüksek Yargı üzerinden operasyon yapmaya hazırlanmaktadır.</p>
<p>Bu konuda bugün karşımıza çıkarılan tablo her yönüyle karanlık, acı ve utanç vericidir.</p>
<p>√      Tahliye edilen Hizbullah ve PKK teröristleri bugün aramızda dolaşmaktadır.</p>
<p>√      Hizbullah teröristlerinin tutuklu bulundukları dönemde  cezaevinde internet üzerinden dışarıyla irtibat kurmalarına ve terör  faaliyetlerini hapishaneden de yönlendirmelerine izin verildiği ortaya  çıkmıştır.</p>
<p>Bu vahim durum karşısında yapılması gereken en öncelikli husus bu  teröristlerin dosyalarının süratle ele alınarak yargı süreçlerinin  sonuçlandırılmasıdır.</p>
<p>√      Bunun yanı sıra, Hizbullah teröristlerinin cezaevinde internet  aracılığıyla dışarıdakilerle haberleşmesinin sorumluları derhal ortaya  çıkarılmalı ve cezalandırılmalıdır.</p>
<p>√      Adalet Bakanlığı’nın başındaki Bakan da siyasi sorumluluğunun  gereğini yerine getirerek ya istifa etmeli, ya da görevden alınmalıdır.</p>
<p>√      Yargının acil sorunlarına acil çözümler için yürütme ile yargı  organları biran önce bir araya gelmeli ve bu konularda mutabık  kalınacak acil önlemler paketi TBMM’nin önüne getirilerek süratle  yasalaştırılmalıdır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda yapıcı bir tutum içinde olacak ve yargı çıkmazının aşılması için her desteği verecektir.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Yıllarca süren davaların karara bağlanamaması, adaletin gecikmesi ve  hukuka olan güvenin sarsılması bugünkü şartlarda karşı karşıya olduğumuz  en ciddi krizlerden birisidir.</p>
<p>Aziz millet fertlerinin içine düştükleri ihtilafları adaletli bir  şekilde çözülememekte ve adalete duydukları ihtiyaç bir türlü  karşılanamamaktadır</p>
<p>Mesele yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunun 102.maddesi kapsamında bazı katillerin serbest kalması değildir.</p>
<p>Bu yaşanan hadise hukuktaki sarsıntıların ve adaletteki gerilemenin yalnızca bir örneğidir.</p>
<p>Yoksa sırf bu gelişmelere bakarak AKP’yi suçlamamız doğru ve hakkaniyetli olmayacaktır.</p>
<p>Ancak, söz konusu maddenin 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmesi  nedeniyle, tutukluluk halleri devam edenlerin serbest kalacağı  bilinmesine rağmen, gerekli önlemlerin alınmaması ihmaldir, aymazlıktır  ve gafletten öte bir davranıştır.</p>
<p>Bu kadar ertelenen 102. maddenin yürürlük tarihi, biraz daha ileri  bir tarihe bırakılabilir ve iş yükünün fazlalığından kaynaklanan  mazeretlerin de önüne geçilebilirdi.</p>
<p>Domuz bağlarıyla insanların canlarına kast eden canilerin, bölücü  hainlerin elini kolunu sallayarak ve üstelik coşkulu kalabalıklar  eşliğinde karşılanması milletimizi öfkelendirmiştir.</p>
<p>Bu gelişme kuşkusuz adalete olan bağlılığın ve hukukun üstünlüğüne olan güvenin daha da azalmasına yol açmıştır.</p>
<p>AKP hukukunun ülkemizi düşürdüğü ilkel ve sorunlu yerin içinde adaletsizlik gün geçtikçe yayılmaktadır.</p>
<p>Bir zaman sonra, Allah korusun, herkesin kendi hukukunu uygulamaya  başlaması devlet ve millet hayatının parçalanmasına ve dağılmasına neden  olabilecektir</p>
<p>Bize göre AKP zihniyetinin adaletten ve hukuktan ne anladığı meçhul ve karanlıktır.</p>
<p>Türkiye’de hukukun üstünlüğünün yerine esasen üstünlerin hukukunun  geçmesi bu iktidar zamanında gerçekleşmiş ve hukuksal süreçler siyasal  müdahale ve etkilerle yönlendirilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Bakınız, hukukun objektifliğinin ve güvenirliğinin en ağır darbeyi  aldığı yer şüpheniz olmasın ki Habur’da tezgâh altı kurulan mahkemeler  olmuştur.</p>
<p>Hukuk burada katledilmiş ve Recep Tayyip Erdoğan’ın alnına kara bir leke olarak yapışmıştır.</p>
<p>‘Pişman değiliz’ diyen canilere, ısrarla Ceza Kanunundaki pişmanlık  hükümlerini uygulayan ve meydan okumalara sessiz kalarak sineye çeken  sözde hukukçuları ve bunlara fırsat veren AKP hükümetini dünya durdukça  Türk milleti nefretle hatırlayacaktır.</p>
<p>Milletimizin şerefini, itibarını ve haysiyeti iki paralık edenler,  hukuku yalama yapmışlar ve adalet kavramının çarpıtılmasına neden  olmuşlardır.</p>
<p>Habur’da teröristi anında affeden, ama sıra vatandaşlarımızın  haklarını almasına gelince yıllarca mahkeme kapılarında süründüren hukuk  sisteminin düzgünlüğünden ve etkinliğinden bahsetmek için yalnızca AKP  yandaşı olmak yeterli olacaktır.</p>
<p>İşte düzeltilmesi gereken bu hastalıklı yapıdır.</p>
<p>AKP’nin ileri demokrasi yalanları ve hukukun üstünlüğü sözlerinin  aslında istismar ve milletimizi kandırmaya dönük siyasi manevra olduğu  şimdi daha da belirginlik kazanmıştır.</p>
<p>Türkiye’nin Habur’da kırılan ve dağılan hukuk yapısına, Kandil  fitnesinin itmesiyle yürüyen barış sözlerine, İmralı patentli özgürlük  yutturmacısına ve AKP merkezli boyalı demokrasi anlayışına daha fazla  katlanması söz konusu değildir.</p>
<p>Gerçekler ortadadır. AKP hükümeti hukuku taraflı ve yanlı bir hale getirmiştir.</p>
<p>Vatandaşlarımız mahkemelerde adaletin dağıtıldığına itibar etmemekte,  güçlünün ve tanıdığı olanın her işini yürüteceğine inanmaktadır.</p>
<p>Bu şartlar altında millet birliği ve bütünlüğüyle devlet düzenin sağlanması ihtimal dâhilinde olmayacaktır.</p>
<p>Şayet yıkım projesinin gizli kalan taraflarında; hukuka güvenin  sarsılarak, farklı bir devlet yapılanması altında yeni bir hukuk  planlaması akıllardan geçiyorsa; o zaman bu niyeti taşıyanlara haddini  bildirmek bizim için siyasi namus meselesi olacaktır.</p>
<p>Gerekli tedbirler alınmadığı için; bugün yüzlerce insanın kanına  giren canilerin serbest kalması aslında başka hukuk facialarının  habercisidir.</p>
<p>Bununla birlikte, AKP’nin siyasi süreçte daha fazla bulunması halinde  ve yarın şartlar oluştuğunda İmralı’da yatan hainin salıverilmesi içten  bile olmayacaktır.</p>
<p>AKP hukuksuzdur, adaletsizdir, yolsuzluk markasıdır ve yoksulluğun  koruyucusudur. Ülkemizi risklerle dolu belirsizliğe ve içinden çıkılmaz  karmaşaya doğru hızla sürüklemektedir.</p>
<p>Ancak bilinmelidir ki, biz bunu önlemeye kararlı ve yeminliyiz.</p>
<p>Ve iktidarımızda hukukun üstünlüğünü sağlayarak, Recep Tayyip  Erdoğan’ın ve yandaşlarının yargılanmalarını sağlayıp milletimiz adına  yaptıklarından dolayı teker teker hesaba çekeceğimizden kimsenin  tereddüdü olmamalıdır.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Demokrasi olmadan hukuk devletinin var olması ve yaşaması çok zordur.</p>
<p>Etkili ve objektif kıstaslara göre kurgulanmış bir hukuk düzeninin özünde etik ve politik bir anlaşmanın olması gerekmektedir.</p>
<p>Takdir edersiniz ki hukuk sosyal olayların sonucudur. Ve kaynağını sosyal ilişkilerden almaktadır.</p>
<p>Hukuk normları doğal olarak örf, adet ve ahlakla bir bütünlük arz edecek ve milletin ihtiyaçlarını bu şekilde karşılayacaktır.</p>
<p>Dikkat etmemiz gereken önemli hususlardan <span style="text-decoration: underline;">birisi de şudur:</span></p>
<p>Hukuk kurallarının bilimsel bir yöntem çerçevesinde, kültür ve  felsefeyle değerlendirilmesi yapılmazsa, kapsayıcı hukuki sonuçlar  üretilmesi hayal olacaktır.</p>
<p>Uygulamada hukuksal hükümleri tatbik edenler; aklın, mantığın,  kültürün bakış açısı içinde hukuk düzeniyle sosyal realite arasındaki  bağı saptayamazsa, herkesin vicdanını rahatlatan kararlar ortaya  çıkmayacaktır.</p>
<p>Hukuk normlarının yalnızca fiilli bir şey, kanun koyucu ve toplum  tarafından önceden verilmiş bir olgu olarak görülmesi yanlış sonuçların  doğmasına neden olabilecektir.</p>
<p>Gözetilen amaçlar arasında adalet, özgürlük ve eşitlik fikirlerinin  hayata geçmesi hareket noktası olarak ele alınmıyorsa, bu şartlar  altında oluşan hukuki süreçler birlikte yaşama inancına zarar vermeye  başlayacaktır.</p>
<p>Çıkarların dengelenmesini ve ahlaksal temellendirmeyi ancak ve ancak  kaynağını sosyal gerçeklerden alan hukuk uygulamalarıyla yapmak  mümkündür.</p>
<p>Şüphesiz güç ve çıkar dengesinin kurulmasında beliren boşluklar,  hukuk devleti ilkesinin etkin işletilmesiyle doldurulabilecektir.</p>
<p>İyi yapılandırılmış ve planlanmış hukuk kuralları, farklı açılardan  bakıldığında hem bağlayıcı hem de özgürlüğün garantisi haline  geleceklerdir.</p>
<p>Ayrıca hukukla ahlak arasında birbirini bütünleyen bir ilişki söz konusudur.</p>
<p>Kabul etmek lazımdır ki, hukuksal düzenlemeler, dar anlamda sadece  ahlaksal sorunlara değil; pragmatik ve etik sorunların yanı sıra,  ihtilaflı çıkarlar arasındaki uzlaşmanın nasıl sağlanacağına da  odaklanır.</p>
<p>Bugün Türkiye’de, mevcut hukuk sisteminin bu söylediklerimizi dikkate  aldığını söylemekten çok uzak olduğumuz acı da olsa bir hakikattir.</p>
<p>Her şeyden önce gelişmeler, siyasi iktidarın hukukun etkin işlemesi gibi bir kaygısı ve hedefi olmadığını göstermektedir.</p>
<p>Bu zamana kadar edindiğimiz tecrübeler, AKP zihniyetinin yargıya  yalnızca kendi taraftarlarını yerleştirmek ve politikalarını gelecekte  karşısına çıkacak problemleri şimdiden etkisizleştirmek üzerine bina  ettiğine işaret etmektedir.</p>
<p>İktidarın uygulamaları ve tercihleri; Anayasa Mahkemesi’ne ya da  Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na yapılacak bir atamanın, hukukun  asıl sorunlarına eğilmekten daha önemli olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Üstelik hukukun siyasallaştırılmasıyla da inandırıcılığı ve  bağlayıcılığı zedelenmekte ve çıkan kararların objektifliği ciddi  anlamda tartışılmaktadır.</p>
<p>AKP’nin yargıyı kuşatması ve kendi yargısını oluşturmak için en  olmadık tertiplerin içine girmesi emin olun ki geleceğimiz açısından  tehlikelerle dolu bir ortamın vasat bulmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>Doğrudur, bugün yargıda uzman personel eksikliği ve fiziki şartlarla  ilgili problemler vardır ve bunların da uzun bir geçmişi bulunmaktadır.</p>
<p>Ancak sırf bu mazeretlere sığınarak, vatandaşlarımızın çözümünü  bekledikleri sorunlarının giderilememesi haksızlıktır, yanlıştır ve  kabul edilemez bir durumdur.</p>
<p>Hukukun gerçek anlamda üstünlüğü sağlanmak isteniyorsa herkes elini  taşın altına koyacak ve üzerine düşen sorumlulukları harfiyen yerine  getirecektir.</p>
<p>Bunun içinde kuşkusuz yargı erkinde görev yapan kişilerde olmalıdır  ve işi yükü bahane edilerek sorunların yıllarca halledilmeden kalmasına  müsaade edilmemelidir.</p>
<p>Madem yargının işleyişinde sorunlar vardır ve hukuk sistemi olması  gerektiği gibi çalışmamaktadır; o zaman sorumlu ve yetkili konumda  bulunanlar bu konuya mutlaka eğilmeli ve gerekli tedbirleri vakit  geçirmeksizin almalıdırlar.</p>
<p>Bu itibarla atışma ve çekişme yerine, Yargıtay Başkanı ile Başbakan  bir araya gelmeli ve yapılacaklar hakkında mutabakatla sonuçlanacak  karşılıklı bir diyalog zemini oluşturmalıdırlar.</p>
<p>Hiçbir gerekçeye aldırmadan, kanayan adalet sisteminin tedavisi  yapılmalı ve vatandaşlarımızın huzursuzluğu ve endişesi gecikmeksizin  giderilmelidir.</p>
<p>Adaletin zamanında ve herkesi rahatlatacak bir sonuca ulaşması Türk  milletinin devletine güvenini tahkim edecek ve haklının mağdur  edilmesine izin vermeyecektir.</p>
<p>Ayrıca yargının kapsamlı bir reforma tabi tutulabilmesi ve adaletin  aileden başlayarak toplum yapısına kadar tesis edilebilmesi için gerekli  sosyal, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik girişimler mutlaka hükümet  eliyle başlatılmalıdır.</p>
<p>Yapılması gerekenlerin içinde en önemli hususlardan birisi de suçun  ve suçlunun ürediği sosyal yapının düzeltilmesi ve insanımızın mahkeme  kapılarında ömür çürütmesinin önüne geçilmesidir.</p>
<p>Özgürlük ve yaptırım arasında kurulacak sağlıklı bir ilişki ağının  suçun kaynaklarını ve suçluyu oluşturan faktörleri zayıflatacağı ve  sorun çözme kültürünün hoşgörü ikliminde yaygınlaşmasıyla da adaletin  güçleneceğine inancım tamdır.</p>
<p>Ancak AKP’nin niyetinde ve gündeminde hukukun üstünlüğü gibi bir hedefinin olmadığı da açık ve bellidir.</p>
<p>Nitekim AKP iktidarıyla birlikte egemen bir hal alan güçlünün lehine  işleyen adalet anlayışı; doğrunun yanlış karşısında diz çökmesine ve  gerilemesine yol açmıştır.</p>
<p>İnşallah milletimiz partimize destek verdiği takdirde yargı kapsamlı  bir reforma tabi tutulacak ve adalet sisteminde belirlenen sorunların  giderilmesi için her türlü gayret gösterilecektir.</p>
<p><strong>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-7.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-7.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyyid Ahmet Arvasi anma programı basın bülteni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2097.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2097.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 20:10:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Ahmet Arvasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2097</guid>
		<description><![CDATA[BizimAntalya.com &#8211; Ülkücüler Seyyid Ahmet Arvasi&#8217;yi andı http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&#38;nid=77955 Haberiniz.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları Seyyid Ahmet Arvasi’yi andı http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&#38;view=article&#38;id=22397:antalya-uelkue-ocaklar-seyyid-ahmet-arvasiyi-and&#38;catid=147:spor&#38;Itemid=172 Akdenizim.net &#8211; Antalya Ülkü Ocakları Seyyid Ahmet Arvasi&#8217;yi andı http://www.akdenizim.net/haber/haber/11594-antalya-ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi39yi-andi.html AntalyaTV.com &#8211; Ülkü Ocakları Seyyid Ahmet Arvasi Andı http://www.antalyatv.com/ulke-gundemi/ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi-andi/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BizimAntalya.com &#8211; Ülkücüler Seyyid Ahmet Arvasi&#8217;yi andı</strong></p>
<p><em><a href="http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&amp;nid=77955">http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&amp;nid=77955</a></em></p>
<p><strong>Haberiniz.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları Seyyid Ahmet Arvasi’yi andı</strong></p>
<p><em><a href="http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=22397:antalya-uelkue-ocaklar-seyyid-ahmet-arvasiyi-and&amp;catid=147:spor&amp;Itemid=172">http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=22397:antalya-uelkue-ocaklar-seyyid-ahmet-arvasiyi-and&amp;catid=147:spor&amp;Itemid=172</a></em></p>
<p><strong>Akdenizim.net &#8211; Antalya Ülkü Ocakları Seyyid Ahmet Arvasi&#8217;yi andı</strong></p>
<p><a href="http://www.akdenizim.net/haber/haber/11594-antalya-ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi39yi-andi.html"><em><span style="text-decoration: underline;">http://www.akdenizim.net/haber/haber/11594-antalya-ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi39yi-andi.html</span></em></a></p>
<p><strong>AntalyaTV.com &#8211; Ülkü Ocakları Seyyid Ahmet Arvasi Andı</strong></p>
<p><em><a href="http://www.antalyatv.com/ulke-gundemi/ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi-andi/">http://www.antalyatv.com/ulke-gundemi/ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi-andi/</a></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F2097.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2097.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arif Nihat Asya anma basın bülteni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/arif-nihat-asya-anma-basin-bulteni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/arif-nihat-asya-anma-basin-bulteni.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 20:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Nihat Asya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2095</guid>
		<description><![CDATA[AntalyaGüncel.com &#8211; Kaya&#8217;dan Arif Nihat Asya anısına açıklama ! http://www.antalyaguncel.com/detay.asp?id=26728 Ajansbir.com &#8211; Arif Nihat Asya’yı rahmetle anıyoruz http://www.ajansbir.com/haber-40086&#8212;_Arif_Nihat_Asya_yi_rahmetle_aniyoruz_.html AntalyaSonHaber.com &#8211; Bayrak şairi Arif Nihat Asya&#8217;yı rahmetle anıyoruz http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=6084 MHP Haber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya, Arif Nihat Asya’yı vefatının 36. yılında yaptığı yazılı açıklama ile andı http://www.mhphaber.com/haber_detay.asp?ID=4484&#38;baslik_id=222]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AntalyaGüncel.com &#8211; Kaya&#8217;dan Arif Nihat Asya anısına açıklama !</strong></p>
<p><a href="http://www.antalyaguncel.com/detay.asp?id=26728"><em>http://www.antalyaguncel.com/detay.asp?id=26728</em></a></p>
<p><strong>Ajansbir.com &#8211; Arif Nihat Asya’yı rahmetle anıyoruz</strong></p>
<p><em><a href="http://www.ajansbir.com/haber-40086---_Arif_Nihat_Asya_yi_rahmetle_aniyoruz_.html">http://www.ajansbir.com/haber-40086&#8212;_Arif_Nihat_Asya_yi_rahmetle_aniyoruz_.html</a></em></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>AntalyaSonHaber.com &#8211; Bayrak şairi Arif Nihat Asya&#8217;yı rahmetle anıyoruz</strong></p>
<p><em><a href="http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=6084">http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=6084</a></em></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>MHP Haber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya, Arif Nihat Asya’yı vefatının 36.  yılında yaptığı yazılı açıklama ile andı</strong></p>
<p><a href="http://www.mhphaber.com/haber_detay.asp?ID=4484&amp;baslik_id=222"><em>http://www.mhphaber.com/haber_detay.asp?ID=4484&amp;baslik_id=222</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Farif-nihat-asya-anma-basin-bulteni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/arif-nihat-asya-anma-basin-bulteni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhi Kılıçkıran anma basın bülteni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruhi-kilickiran-anma-basin-bulteni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruhi-kilickiran-anma-basin-bulteni.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 19:47:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Kılıçkıran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2093</guid>
		<description><![CDATA[BizimAntalya.com &#8211; Ruhi Kılıçkıran&#8217;ı ülkücüler unutmadı http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&#38;nid=77491 ÜlkücüHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocaklarından Açıklama http://www.ulkucuhaber.com/2011/haber_detay.asp?haberID=74]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BizimAntalya.com &#8211; Ruhi Kılıçkıran&#8217;ı ülkücüler unutmadı</strong></p>
<p><a href="http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&amp;nid=77491"><em>http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&amp;nid=77491</em></a></p>
<p><strong>ÜlkücüHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocaklarından Açıklama</strong></p>
<p><a href="http://www.ulkucuhaber.com/2011/haber_detay.asp?haberID=74"><em>http://www.ulkucuhaber.com/2011/haber_detay.asp?haberID=74</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fruhi-kilickiran-anma-basin-bulteni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruhi-kilickiran-anma-basin-bulteni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mehmet Akif Ersoy&#8217;u anma basın bülteni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-akif-ersoyu-anma-basin-bulteni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-akif-ersoyu-anma-basin-bulteni.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 19:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2091</guid>
		<description><![CDATA[AntalyaGüncel.com &#8211; Mehmet Akif Ersoy&#8217;un vefatının 74. yılında kendisini rahmet ve minnetle andı http://www.antalyaguncel.com/haber-26499-Mehmet_Akif_Ersoyun_vefatinin_74_yilinda_kendisini_rahmet_ve_minnetle_andi_ Antalya Yerel.com &#8211; Ülkü Ocakları&#8217;ndan açıklama http://www.antalyayerel.com/haber/870/Ulku_Ocaklarindan_aciklama.html Antalya Son Haber.com &#8211; &#8220;Rahmet ve minnetle anıyoruz&#8221; http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=5731]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AntalyaGüncel.com &#8211; Mehmet Akif Ersoy&#8217;un vefatının 74. yılında kendisini rahmet ve minnetle andı</strong></p>
<p><em><a href="http://www.antalyaguncel.com/haber-26499-Mehmet_Akif_Ersoyun_vefatinin_74_yilinda_kendisini_rahmet_ve_minnetle_andi_">http://www.antalyaguncel.com/haber-26499-Mehmet_Akif_Ersoyun_vefatinin_74_yilinda_kendisini_rahmet_ve_minnetle_andi_</a></em></p>
<p><strong>Antalya Yerel.com &#8211; Ülkü Ocakları&#8217;ndan açıklama</strong></p>
<p><a href="http://www.antalyayerel.com/haber/870/Ulku_Ocaklarindan_aciklama.html"><em>http://www.antalyayerel.com/haber/870/Ulku_Ocaklarindan_aciklama.html</em></a></p>
<p><strong>Antalya Son Haber.com &#8211; &#8220;Rahmet ve minnetle anıyoruz&#8221;</strong></p>
<p><a href="http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=5731"><em>http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=5731</em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmehmet-akif-ersoyu-anma-basin-bulteni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-akif-ersoyu-anma-basin-bulteni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanuna İlişkin Değerlendirmeler</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanuna-iliskin-degerlendirmeler.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanuna-iliskin-degerlendirmeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 15:06:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[2011 Yılı Bütçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Bütçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2119</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Araştırma &#8211; Geliştirme Birimi Milli Bütçe Tahmin Raporu, 2011 Yılı Programının temel amaçları, ülkemizin refah seviyesinin artırılması nihai hedefi doğrultusunda; büyümeye istikrar kazandırmak, istihdamı artırmak, kamu dengelerini iyileştirmek ve fiyat istikrarını sağlamaktır. • 2011 Yılı Programında gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 4,5 oranında artacağı öngörülmüştür. • 2011 yılında toplam yurtiçi talebin sabit fiyatlarla yüzde 5,4 oranında artacağı, • toplam sabit sermaye yatırımlarındaki artış oranının ise yüzde 5,6 olacağı tahmin edilmektedir. Programda, toplam tüketimin sabit fiyatlarla yüzde 4,5 oranında artması öngörülmektedir. Bu oranın, • kamu tüketiminde yüzde 5,6 • özel tüketimde ise yüzde 4,4 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu kanuna göre; • Kamu İdarelerine 306.595.178.330 Türk Lirası, • Özel Bütçeli İdarelere 26.598.692.500 Türk Lirası, • Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlara 1.902.505.000 Türk Lirası ödenek verilirken; kurumların gelirleri sırası ile • Genel bütçe için 272.750.926.000 Türk Lirası, • Özel Bütçeli İdareler için 5.484.035.000 Türk Lirası öz gelir, 21.476.228.500 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 26.960.263.500 Türk Lirası, • Düzenleyici ve Denetleyici kurumlar için ise 1.892.505.000 Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Finansman açısından değerlendirdiğimizde • ÖBİ’lerin net finansmanı 146.330.000 Türk Lirası, • DDK’ların ise 10.000.000 Türk Lirası olarak ortaya çıkmaktadır. • Genel bütçe açısından ortaya çıkan 33.844.252.330 Türk Lirası fark ise borçlanma ile karşılanacaktır. I, II ve III nolu cetvelleri oluşturan bu üç kalemin toplamı ödenek olarak 335 milyar Türk Liralık bir rakama ulaşırken 2010 bütçe görüşmeleri sırasında 2011 için hesaplanan toplam bütçe tahmininden yaklaşık olarak  22 milyarlık bir fark ortaya çıkarmıştır. 2010 yılında 2011 yılı için ayrılan bütçenin ayrıntılı kalemleri aşağıdaki tabloda mevcuttur; KURUMLAR 2011 BÜTÇE ÖDENEKLERİ (Ekonomik Sınıflandırma) CUMHURBAŞKANLIĞI 116.900.000 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ 512.935.000 ANAYASA MAHKEMESİ 16.326.000 YARGITAY 76.418.000 DANIŞTAY 101.172.500 SAYIŞTAY 128.835.500 BAŞBAKANLIK 5.115.222.000 MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI 665.568.000 MİLLİ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ 13.640.400 BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 78.390.800 DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI 17.724.000 BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU 11.564.000 DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI 991.908.000 HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI 59.815.893.000 DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI 788.694.000 GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI 321.480.000 TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI 257.487.000 DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI 3.178.992.500 ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI 9.622.000 AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 7.297.000 KADININ STATÜSÜ  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 5.752.000 SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 19.844.000 SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 3.279.483.000 AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ 30.343.000 ADALET BAKANLIĞI 688.042.000 MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI 4.887.725.500 İÇİŞLERİ BAKANLIĞI 16.975.986.900 JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI 2.362.416.000 EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 4.566.661.600 SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI 10.578.334.400 DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI 316.246.500 MALİYE BAKANLIĞI 14.666.000 GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI 1.171.014.700 MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI 72.122.462.900 BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI 1.817.925.000 TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 34.112.163.000 SAĞLIK BAKANLIĞI 588.555.000 ULAŞTIRMA BAKANLIĞI 581.957.000 DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI 17.241.263.630 KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 6.525.810.000 TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI 109.710.000 TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 8.398.387.000 ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI 338.874.000 SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI 35.853.699.000 ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI 719.877.000 PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 451.760.000 KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI 6.176.500 ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI 1.510.066.000 DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.646.292.000 DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 134.435.000 GENEL BÜTÇELİ KURUMLAR   (I SAYILI CETVEL) 306.648.678.330 ÖZEL BÜTÇELİ KURUMLAR     (II SAYILI CETVEL) 26.598.692.500 DÜZENLEYİCİ VE DENETLEYİCİ KURUMLAR   (III SAYILI CETVEL) 1.902.505.000 I + II + III SAYILI CETVELE TABİ KURUMLAR TOPLAMI...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Araştırma &#8211; Geliştirme Birimi</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milli Bütçe Tahmin Raporu,</p>
<p style="text-align: justify;">2011 Yılı Programının temel amaçları, ülkemizin refah seviyesinin  artırılması nihai hedefi doğrultusunda; büyümeye istikrar kazandırmak,  istihdamı artırmak, kamu dengelerini iyileştirmek ve fiyat istikrarını  sağlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">• 2011 Yılı Programında gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 4,5 oranında artacağı öngörülmüştür.<br />
• 2011 yılında toplam yurtiçi talebin sabit fiyatlarla yüzde 5,4 oranında artacağı,<br />
• toplam sabit sermaye yatırımlarındaki artış oranının ise yüzde 5,6 olacağı</p>
<p style="text-align: justify;">tahmin edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Programda, toplam tüketimin sabit fiyatlarla yüzde 4,5 oranında artması öngörülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu oranın,</p>
<p style="text-align: justify;">• kamu tüketiminde yüzde 5,6<br />
• özel tüketimde ise yüzde 4,4</p>
<p style="text-align: justify;">olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kanuna göre;<br />
• Kamu İdarelerine 306.595.178.330 Türk Lirası,<br />
• Özel Bütçeli İdarelere 26.598.692.500 Türk Lirası,<br />
• Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlara 1.902.505.000 Türk Lirası ödenek verilirken;<br />
kurumların gelirleri sırası ile<br />
• Genel bütçe için 272.750.926.000 Türk Lirası,<br />
• Özel  Bütçeli İdareler için 5.484.035.000 Türk Lirası öz gelir,  21.476.228.500 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam  26.960.263.500 Türk Lirası,<br />
• Düzenleyici ve Denetleyici kurumlar için ise 1.892.505.000 Türk Lirası<br />
olarak belirlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Finansman açısından değerlendirdiğimizde<br />
• ÖBİ’lerin net finansmanı 146.330.000 Türk Lirası,<br />
• DDK’ların ise 10.000.000 Türk Lirası olarak ortaya çıkmaktadır.<br />
• Genel bütçe açısından ortaya çıkan 33.844.252.330 Türk Lirası fark ise borçlanma ile karşılanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">I, II ve III nolu cetvelleri oluşturan bu üç kalemin toplamı ödenek  olarak 335 milyar Türk Liralık bir rakama ulaşırken 2010 bütçe  görüşmeleri sırasında 2011 için hesaplanan toplam bütçe tahmininden  yaklaşık olarak  22 milyarlık bir fark ortaya çıkarmıştır. 2010 yılında  2011 yılı için ayrılan bütçenin ayrıntılı kalemleri aşağıdaki tabloda  mevcuttur;</p>
<table style="text-align: justify;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="675">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="516" valign="bottom"><strong>KURUMLAR</strong></td>
<td rowspan="2" width="159" valign="bottom"><strong>2011 BÜTÇE ÖDENEKLERİ<br />
(Ekonomik Sınıflandırma)</strong></td>
<td width="0" height="22"></td>
</tr>
<tr>
<td width="0" height="26"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">CUMHURBAŞKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>116.900.000</strong><strong> </strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ</td>
<td width="159"><strong>512.935.000</strong><strong> </strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">ANAYASA MAHKEMESİ</td>
<td width="159"><strong>16.326.000</strong><strong> </strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">YARGITAY</td>
<td width="159"><strong>76.418.000</strong><strong> </strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DANIŞTAY</td>
<td width="159"><strong>101.172.500</strong><strong> </strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">SAYIŞTAY</td>
<td width="159"><strong>128.835.500</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">BAŞBAKANLIK</td>
<td width="159"><strong>5.115.222.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI</td>
<td width="159"><strong>665.568.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">MİLLİ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ</td>
<td width="159"><strong>13.640.400</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>78.390.800</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>17.724.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU</td>
<td width="159"><strong>11.564.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI</td>
<td width="159"><strong>991.908.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI</td>
<td width="159"><strong>59.815.893.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI</td>
<td width="159"><strong>788.694.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI</td>
<td width="159"><strong>321.480.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>257.487.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>3.178.992.500</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>9.622.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>7.297.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">KADININ STATÜSÜ  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>5.752.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>19.844.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>3.279.483.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ</td>
<td width="159"><strong>30.343.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">ADALET BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>688.042.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>4.887.725.500</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">İÇİŞLERİ BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>16.975.986.900</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>2.362.416.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>4.566.661.600</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>10.578.334.400</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>316.246.500</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">MALİYE BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>14.666.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>1.171.014.700</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>72.122.462.900</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>1.817.925.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>34.112.163.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">SAĞLIK BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>588.555.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">ULAŞTIRMA BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>581.957.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI</td>
<td width="159"><strong>17.241.263.630</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>6.525.810.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>109.710.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>8.398.387.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>338.874.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>35.853.699.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>719.877.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>451.760.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>6.176.500</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI</td>
<td width="159"><strong>1.510.066.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>1.646.292.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom">DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</td>
<td width="159"><strong>134.435.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="20"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom"><strong> </strong></td>
<td width="159" valign="bottom"><strong> </strong></td>
<td width="0" height="17"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom"><strong>GENEL BÜTÇELİ KURUMLAR   (I SAYILI CETVEL)</strong></td>
<td width="159"><strong>306.648.678.330</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="27"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom"><strong>ÖZEL BÜTÇELİ KURUMLAR     (II SAYILI CETVEL)</strong></td>
<td width="159"><strong>26.598.692.500</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="27"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom"><strong>DÜZENLEYİCİ VE DENETLEYİCİ KURUMLAR   (III SAYILI CETVEL)</strong></td>
<td width="159"><strong>1.902.505.000</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="27"></td>
</tr>
<tr>
<td width="516" valign="bottom"><strong>I + II + III SAYILI CETVELE TABİ KURUMLAR TOPLAMI</strong></td>
<td width="159"><strong>335.149.875.830</strong><strong></strong></td>
<td width="0" height="27"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaynak: </strong><a href="http://www.bumko.gov.tr/">www.bumko.gov.tr</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<strong>2002-2009 YILLARI ARASINDA MERKEZI YÖNETIM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERI</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bütçe Açığı ve Faiz Dışı Fazlanın Gelişimi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kamu maliyesinin izlenen politikalar doğrultusunda ne ölçüde başarılı  olduğunu tespit etmek amacı ile önemli iki gösterge olan bütçe  dengesinin GSYH’ye oranını ve faiz dışı dengenin GSYH’ye oranını  incelemek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">2002 yılından itibaren bütçe açığı ve faiz dışı fazlanın seyrine  bakmak gerekirse, 2002 yılında yüzde 11.5 olan bütçe açığı oranı 2003’te  8.8, 2004’te 5.2, 2005’te ise yüzde 1.1 ve 2006 yılında 0.6’lık bir  orana gerilemiş fakat 2007 yılından itibaren yüzde 1.6, 2008 yılında  1.8, 2009’da 5.5’e ulaşarak tekrar yükselen bir trend meydana gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fazi dışı fazlayı incelediğimizde de, 2002’de yüzde 3.3 olan faiz  dışı fazlanın GSYH’ye oranı sırasıyla 2003’te 4, 2004’te 4.9, 2005’te  yüzde 6’ya ulaşmış 2006 yılından itibaren ise yüzde 5.4, 2007’de 4.2,  2008’de 3.5 ve nihayet 2009 yılında fazi dışı fazla binde 0.5 düzeyine  kadar gerilemiştir. Her iki göstergeninde 2009 yılında ki olumsuz  yöndeki ani hareketleri küresel krizle bağdaştırmak mümkündür. Fakat  tabii ki tek nedenin bu olduğunu söylemek yanlış olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşağıdaki grafikte hem fazi dışı fazlanın hem de bütçe açığının GSYH’ye oranını net bir şekilde görmek mümkündür,</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/yuklenenresimler/argebut1.jpg" alt="" width="630" height="265" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Bütçe Giderlerinin Gelişimi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yine mevcut hükümetin göreve ilk geliş tarihi olan 2002 yılından  itibaren Merkezi Yönetim Bütçe giderlerinin GSYH’ya oranlarını  incelediğimizde 2009 yılı için ortaya çıkan durumun çok başarılı  olmadığını tespit etmek mümkün olacaktır. Özellikle faiz dışı bütçe  giderlerinde gelinen  son nokta 2002 yılındaki durumdan daha kötüye  gitmiş bir durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">2002 yılında bütçe giderlerinin GSYH’ya oranı yüzde 34.1, 2003  yılında 31.1 gibi azalan bir seyir izlerken bu azalma 2006 yılına değin  devam etmiş ancak bu yıldan itibaren diğer göstergelerde olduğu gibi  yükselen bir trend izleyerek  yüzde 23.5 düzeyinden 2009 yılına  gelindiğinde yüzde 28.2 seviyesine ulaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fazi dışı bütçe giderlerinde ise durum daha olumsuz bir şekilde  gelişme kaydetmiştir. 2002 yılında yüzde 19.4 olan fazi dışı bütçe  giderleri 2006 yılına kadar ancak yüzde 17.4 seviyelerine kadar  indirilebilmiş yine bu tarihten itibaren tırmanışa geçen fazi dışı bütçe  giderlerinin GSYH’ya oranı 2009 yılı itibariyle yüzde 22.6 seviyesine  ulaşarak 2002 yılında ki duruma göre yüzde 3.2 oranında bir artış  kaydetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">2002-2009 yılları arasındaki ayrıntılı rakamlar aşağıdaki grafikte mevcuttur,</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/yuklenenresimler/argebut2.jpg" alt="" width="624" height="284" /></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bütçe Gelirlerinin Gelişimi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Merkezi yönetim bütçe gelirlerinin ve vergi gelirlerinin GSYH’ya  oranlarını 2002-2009 yılları arasında incelediğimizde karşılaştığımız  durum gelirlerin stabil konumu koruyarak çok büyük değişimlerin  gerçekleşmediğini göstermektedir. Özellikle vergi gelirlerinin bu  yılları zarfında hükümet tarafından çıkartılan vergi barışı kapsamında  uygulanan aflara rağmen artış göstermemesi başarısız bir durum ortaya  koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçe gelirlerinin GSYH’ya oranı 2002 yılında yüzde 22.7 iken 2009  yılına geldiğimizde binde 1lik bir düşüşle yüzde 22.6’ya gerilemiştir.  Vergi gelirlerine baktığımızda da 2002 yılında vergi gelirlerinin  GSYH’ya oranı yüzde 17.2 iken 2009 yılında yüzde 18.1 rakamına ulaşarak  binde 9’luk bir artış kaydetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradaki yıllara ait ayrıntılı rakamlar aşağıdaki grafikte mevcuttur,</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/yuklenenresimler/argebut3.jpg" alt="" width="620" height="222" /></p>
<p style="text-align: justify;">Burada dikkat edilecek husus 2003 yılında çıkarılan vergi barışı  kanunu ile 2008 yılındaki varlık barışı vergi gelirlerinin seyrinde  önemli bir değişiklik yaratmaktan oldukça uzak kalmıştır. Her ne kadar  2003 yılı için binde 9’luk bir artış sağlansa da 2009 yılına  gelindiğinde bu rakamın değişmemesi uygulanan politikanın tam manasıyla  başarılı olup olmadığını tartışmaya açık bir hale getirmektedir. Bu  açıdan bu yıl içerisinde uygulamaya konulan yeni vergi affının da  etkilerinin çok farklı olmayacağını kestirmek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Buraya kadar ki incelediğimiz 2002-2009 yılları arasındaki  göstergelere 2010 yılını da ilave ederek genel bir analiz yapmak faydalı  olacaktır. 2011 yılı bütçe gerekçesi raporunda 2010 yılı için öngörülen  ve tahmini rakamlar mevcut olduğu için kesin rakamları 2012 yılı bütçe  gerekçesi raporunda elde etmek mümkün olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2010 Yılı Bütçe Açığı ve Faiz Dışı Fazla</strong></p>
<p style="text-align: justify;">2010 yılı için öngörülen bütçe giderleri 286 milyar 981 milyon TL,  gelirler 236 milyar 794 milyon TL iken bütçe açığı 50 milyar 187 milyon  TL, faiz dışı fazla da  6 milyar 563 milyon TL olarak öngörülmüştür.  Fakat yıl sonu itibariyle kesin olmamakla birlikte bütçe açığı 44 milyar  178 milyon TL, faiz dışı fazla 5 milyar 322 milyon TL olarak tahmin  edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradaki hesaba göre bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 4, faiz dışı  fazlanın ise yüzde 0.5 olarak gerçekleşeceği hesaplanmaktadır. Her iki  göstergenin de 2009 yılına oranla kısmi bir iyileşme sağladığını  söylemek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2010 Yılı Bütçe Giderleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bütçe giderlerini yine öngörülen ve yıl sonu itibariyle tahmin edilen  şeklinde ortaya koyduğumuzda karşılaştığımız rakamlar bir önceki yıla  nazaran çok büyük değişiklikler kaydetmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öngörülen rakamlar 2010 yılı Merkezi yönetim bütçesi için bütçe  gideri olarak 286 milyar 981 milyon TL iken yıl sonu itibariyle tahmin  edilen rakam 296 milyar 980 milyon TL olarak hesaplanmıştır. Bu da  GSYH’ya oranladığımızda yüzde 27 gibi bir rakama tekabül etmekte ve 2009  yılına göre yüzde 1.2’lik bir azalmayı göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Faiz hariç bütçe giderlerini ele aldığımızda ise tahmini rakamlar 247  milyar 480 milyon TL olarak beklenmekte bunun GSYH’ya oranı yüzde 22.5  olarak tahmin edilmektedir. Bu da 2009 yılına göre binde 1’lik bir  azalma sağlandığını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2010 Yılı Bütçe Gelirleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Merkezi yönetim bütçe gelirleri 2010 yılı için 236 milyar 794 milyon  olarak öngörülmüş, yıl sonu itibariyle ise 16 milyar 8 milyon TL bir  artış sağlanacağı hesaplanarak 252 milyar 802 milyon TL’lik bir gelirin  elde edileceği hesaplanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vergi gelirleri ise yıl sonu itibariyle 210 milyar 168 milyon TL  olarak hesaplanmakta bu durumda merkezi bütçe gelirlerinde vergi dışı  gelirin payı 42 milyar 635 milyon TL olarak ortaya çıkmaktadır. Vergi  gelirlerinin GSYH’ya oranı yüzde 19.1, merkezi bütçe gelirlerinin oranı  ise yüzde 23 düzeyinde tahmin edilmiştir. 2009 yılına göre  değerlendirdiğimizde vergi gelirlerinde yüzde 1’lik bir artış, merkezi  bütçe gelirlerinde ise yüzde 0.5’lik bir artış kaydedilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">2002 yılından itibaren bütçe göstergelerini kıyaslama açısından aşağıdaki grafikte ayrıntılı rakamları görmek mümkündür,</p>
<p style="text-align: justify;"><img src="file:///C:/Users/Xpc/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-2.png" alt="" /><img class="alignnone" src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/yuklenenresimler/argebut4.jpg" alt="" width="737" height="227" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanuna-iliskin-degerlendirmeler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanuna-iliskin-degerlendirmeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aralık 2010 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aralik-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aralik-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 15:05:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2117</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Türk Dünyası Birimi Dünyanın en geniş çaplı güvenlik organizasyonu olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) üye ülkelerin devlet başkanları ve dışişleri bakanlarının katılımıyla Kazakistan’ın başkanlığında bu yılki son toplantısını 1 Aralık’ta Astana’da gerçekleştirdi. Toplantının ağırlıklı gündem maddesini Orta Asya’nın bölgesel güvenliği teşkil etti. Özellikle Orta Asya’nın güneyindeki mevcut istikrarsız durum, Özbekistan-Tacikistan-Kırgızistan hattındaki gerginlik ve Batı’nın bölgedeki çıkarları ışığında üzerine düşen sorumluluk vurgulandı. Bunun yanında Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’da muhalif gazeteci ve siyasi aktivistlere uygulanan hapis cezaları ve bu ülkelerdeki insan hakları ihlalleri ele alındı. Toplantıda söz alan Kazak, Özbek ve Türkmen yetkililer genel olarak ülkelerinde insan hakları, demokrasi ve sosyal haklar yönünden son yıllarda önemli aşamalar kaydedildiğini yineleseler de mevcut otoriter yönetimlerin muhalefete karşı devam eden hoşgörüsüzlüğü dünya kamuoyu nezdinde bilinen bir gerçek olmayı sürdürmektedir. Maalesef bu devletlerin insan hakları ve demokrasi açısından Batılı ülkeler seviyesine erişmeleri uzun yıllar alacak gibi görünmektedir. Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov geçtiğimiz 2 Aralık’ta ülkesinde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ı ağırladı. İki ülke arasında enerji, hafif sanayi ve taşımacılık sektörleri üzerinde yoğunlaşan ticari ilişkilerin gelişmesinden duyulan memnuniyet dile getirildi. Bilindiği üzere Özbekistan 2005 yılında ülkesindeki ABD üssünü kapatmış ve dış politikada Rusya yanlısı bir siyaset izlemeye başlamıştı. Ancak uzmanlar Özbekistan ve ABD ilişkilerinin kontrollü bir şekilde pozitif yönlü geliştiğin vurgulamakta ve Özbekistan’ın ABD’nin Afganistan’a gönderdiği kargoların topraklarından geçişine izin vermesini buna bir örnek olarak öne sürmekteler. Özbekistan’ın dış politikasında son yıllarda artan bir belirsizlik olduğu ve özellikle komşularıyla yaşadığı çeşitli problemlerin çözümünde ilerleyen yıllarda kendisine yeni destekçiler arayabileceği konuşulmaktadır. Hillary Clinton’un Özbekistan ziyareti ABD’nin Orta Asya ve Afganistan’daki çıkarları açısından ziyadesiyle önemli adımların atıldığı bir sürecin başlangıcı olabilir. Özbekistan ve ABD ilişkilerinin 2005’ten bu yana kopmadan gelişebilmesinin en önemli nedeni şüphesiz siyasal İslam’a karşı Orta Asya’da yürütülen operasyonlarda iki ülkenin “doğal müttefik” konumunda olmasıdır. Geçtiğimiz Aralık ayının ilk haftalarında ABD birliklerinin öncülüğünde Afgan ordusu tarafından yapılan operasyonda Özbekistan İslami Hareketi’ne mensup çok sayıda silahlı militan ölü olarak ele geçirildi. Afganistan’ın kuzeyindeki Kunduz vilayetinde konuşlanan Özbekistan İslami Hareketi’nin radikal İslamcı terör örgütleriyle yakın ilişki içinde olduğu biliniyor. Uzun yıllar Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’un kafasını karıştıran siyasal İslam sorunu ilerleyen günlerde de ABD-Özbekistan ilişkilerinin seyrinde önemli rol oynayacaktır. 11-12 Aralık’ta bir araya gelen Türkmenistan, Afganistan, Pakistan devlet başkanları ve Hindistan petrol bakanı bu dört ülkeyi birbirine bağlaması gündemde olan doğalgaz boru hatta üzerine görüşmeler yaptılar. Görüşmeler, TAPI boru hattının Afganistan’daki güvenliği üzerine mevcut kuşkuların giderilmesini henüz sağlamış görünmemektedir. Türkmenistan’ın enerji nakil hatları konusunda uyguladığı alternatifli politikanın en önemli ayaklarından biri olan TAPI projesinin gerçekleşmesi için Afganistan’da siyasi istikrarın bir an önce sağlanması ön şart olarak kabul edilmektedir. Kırgızistan’da geçtiğimiz ay gündemi meşgul eden konuların başında ABD’nin Manas üssü ve yeni ABD askeri projeleri geliyordu. ABD’nin Afganistan’da yürüttüğü işgal açısından fevkalade önemli bir stratejik konumda bulunan Kırgızistan’da ilerleyen yıllarda daha kapsamlı ABD askeri projelerinin hayata geçebileceği konuşulurken ABD ve Kırgızistan arasında Manas üssündeki askeri hareketliliği arttıracak yeni bir anlaşma gündeme geldi. Hali hazırda ABD Afganistan-Orta Doğu arasında seyahat eden askeri kargo uçaklarının Manas üssüne uğrayarak yakıt almasını...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="text-decoration: underline;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Türk Dünyası Birimi</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın en geniş çaplı güvenlik organizasyonu olan Avrupa Güvenlik  ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) üye ülkelerin devlet başkanları ve  dışişleri bakanlarının katılımıyla Kazakistan’ın başkanlığında bu yılki  son toplantısını 1 Aralık’ta Astana’da gerçekleştirdi. Toplantının  ağırlıklı gündem maddesini Orta Asya’nın bölgesel güvenliği teşkil etti.  Özellikle Orta Asya’nın güneyindeki mevcut istikrarsız durum,  Özbekistan-Tacikistan-Kırgızistan hattındaki gerginlik ve Batı’nın  bölgedeki çıkarları ışığında üzerine düşen sorumluluk vurgulandı. Bunun  yanında Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’da muhalif gazeteci ve  siyasi aktivistlere uygulanan hapis cezaları ve bu ülkelerdeki insan  hakları ihlalleri ele alındı. Toplantıda söz alan Kazak, Özbek ve  Türkmen yetkililer genel olarak ülkelerinde insan hakları, demokrasi ve  sosyal haklar yönünden son yıllarda önemli aşamalar kaydedildiğini  yineleseler de mevcut otoriter yönetimlerin muhalefete karşı devam eden  hoşgörüsüzlüğü dünya kamuoyu nezdinde bilinen bir gerçek olmayı  sürdürmektedir. Maalesef bu devletlerin insan hakları ve demokrasi  açısından Batılı ülkeler seviyesine erişmeleri uzun yıllar alacak gibi  görünmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov geçtiğimiz 2 Aralık’ta  ülkesinde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ı ağırladı. İki ülke  arasında enerji, hafif sanayi ve taşımacılık sektörleri üzerinde  yoğunlaşan ticari ilişkilerin gelişmesinden duyulan memnuniyet dile  getirildi. Bilindiği üzere Özbekistan 2005 yılında ülkesindeki ABD  üssünü kapatmış ve dış politikada Rusya yanlısı bir siyaset izlemeye  başlamıştı. Ancak uzmanlar Özbekistan ve ABD ilişkilerinin kontrollü bir  şekilde pozitif yönlü geliştiğin vurgulamakta ve Özbekistan’ın ABD’nin  Afganistan’a gönderdiği kargoların topraklarından geçişine izin  vermesini buna bir örnek olarak öne sürmekteler. Özbekistan’ın dış  politikasında son yıllarda artan bir belirsizlik olduğu ve özellikle  komşularıyla yaşadığı çeşitli problemlerin çözümünde ilerleyen yıllarda  kendisine yeni destekçiler arayabileceği konuşulmaktadır. Hillary  Clinton’un Özbekistan ziyareti ABD’nin Orta Asya ve Afganistan’daki  çıkarları açısından ziyadesiyle önemli adımların atıldığı bir sürecin  başlangıcı olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özbekistan ve ABD ilişkilerinin 2005’ten bu yana kopmadan  gelişebilmesinin en önemli nedeni şüphesiz siyasal İslam’a karşı Orta  Asya’da yürütülen operasyonlarda iki ülkenin “doğal müttefik” konumunda  olmasıdır. Geçtiğimiz Aralık ayının ilk haftalarında ABD birliklerinin  öncülüğünde Afgan ordusu tarafından yapılan operasyonda Özbekistan  İslami Hareketi’ne mensup çok sayıda silahlı militan ölü olarak ele  geçirildi. Afganistan’ın kuzeyindeki Kunduz vilayetinde konuşlanan  Özbekistan İslami Hareketi’nin radikal İslamcı terör örgütleriyle yakın  ilişki içinde olduğu biliniyor. Uzun yıllar Özbekistan Devlet Başkanı  İslam Kerimov’un kafasını karıştıran siyasal İslam sorunu ilerleyen  günlerde de ABD-Özbekistan ilişkilerinin seyrinde önemli rol  oynayacaktır.</p>
<p>11-12 Aralık’ta bir araya gelen Türkmenistan,  Afganistan, Pakistan devlet başkanları ve Hindistan petrol bakanı bu  dört ülkeyi birbirine bağlaması gündemde olan doğalgaz boru hatta  üzerine görüşmeler yaptılar. Görüşmeler, TAPI boru hattının  Afganistan’daki güvenliği üzerine mevcut kuşkuların giderilmesini henüz  sağlamış görünmemektedir. Türkmenistan’ın enerji nakil hatları konusunda  uyguladığı alternatifli politikanın en önemli ayaklarından biri olan  TAPI projesinin gerçekleşmesi için Afganistan’da siyasi istikrarın bir  an önce sağlanması ön şart olarak kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kırgızistan’da geçtiğimiz ay gündemi meşgul eden konuların başında  ABD’nin Manas üssü ve yeni ABD askeri projeleri geliyordu. ABD’nin  Afganistan’da yürüttüğü işgal açısından fevkalade önemli bir stratejik  konumda bulunan Kırgızistan’da ilerleyen yıllarda daha kapsamlı ABD  askeri projelerinin hayata geçebileceği konuşulurken ABD ve Kırgızistan  arasında Manas üssündeki askeri hareketliliği arttıracak yeni bir  anlaşma gündeme geldi. Hali hazırda ABD Afganistan-Orta Doğu arasında  seyahat eden askeri kargo uçaklarının Manas üssüne uğrayarak yakıt  almasını sağlamaktaydı. Aylık 12 milyon galon jet yakıtı sadece Manas  üssünden ABD ve NATO uçaklarının aldığı yakıt miktarıdır. Bu miktarın  ilerleyen yıllarda 96 milyon varile çıkarılması üzerine ABD’li ve Kırgız  yetkililer arasında görüşmeler devam ediyor. Kırgızistan’da Rus yanlısı  çevreler bu duruma şiddetle karşı çıkıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hazar enerji havzası üzerine bitmek bilmeyen tartışmaların son  yıllarda en çok yoğunlaştığı konu Hazar Denizi altındaki doğalgaz  rezervlerinin paylaşılması. Azerbaycan ve Türkmenistan’ın arasında uzun  yıllar boyunca soğuk rüzgarlar esmesine neden olan anlaşmazlığın çözümü  için Hazar Denizi’ne kıyısı olan ülkeler bir araya gelerek resmi bir  toplantı düzenlediler. İran, Rusya, Kazakistan, Azerbaycan ve  Türkmenistan’ın katıldığı toplantıda kıta sahanlığı meselesi ve Hazar  Denizi’nin statüsü ele alındı. Yapılan toplantıdan tüm tarafları memnun  eden bir çözüm ne yazık ki çıkmadı. Azerbaycan Hazar Denizi konusunda  diğer ülkelere nazaran masada yalnız kalmış gibi görünmektedir. Söz  konusu görüşmelerin tam içeriği bilinmese de Azerbaycan’ın aleyhine bir  istikamette ilerlediği uzmanlar tarafından ifade ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Faralik-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aralik-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>H.Kaan Kürşat GÖNÜL &#8211;  Çağın Yeni Kitle İmha Silahı: Medyatik Hipnoz</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/h-kaan-kursat-gonul-cagin-yeni-kitle-imha-silahi-medyatik-hipnoz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/h-kaan-kursat-gonul-cagin-yeni-kitle-imha-silahi-medyatik-hipnoz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 15:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kaan Kürşat GÖNÜL]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2111</guid>
		<description><![CDATA[1890 yılında, Guglielmo Marconi radyoyu icat ederken, icadının bugün bu denli önemli bir propaganda aracı olacağını muhtemelen düşünememiştir. Yine John Logie Baird da; 1925 yılında televizyonu icat ettiğinde, insanların saatlerce televizyon başında kilitlenip kalacağını kestirememiş olsa gerektir. Ancak bu iki icat da, yeni bilim dallarının ortaya çıkmasına ve yeni sosyolojik tespitler yapılmasına sebebiyet verecek kadar önemli buluşlardı. Günümüzde kitleleri etkilemek ve yönlendirmek için kullanılan en önemli silahlardan birisi olarak karşımıza çıkan “medya gücü” olgusunun doğmasına da, bu icatlar temel hazırlamıştır. Medya; her çeşit bilgiyi bireye ve topluluklara aktaran, eğlendirme, bilgilendirme ve eğitme gibi 3 temel sorumluluğa sahip olan araçlar bütünü diye tanımlansa da; bugün bu amaçlarından sapmış gözüküyor. İnsanlara işitsel, görsel, hem işitsel hem görsel olarak ulaşılmasını sağlayan medya organlarının, insanlar üzerindeki etkisi tartışılmaz bir gerçektir. Medya organları olarak adlandırdığımız radyo, televizyon, gazete ve internet gibi kitlesel iletişim araçlarının esas görevlerinin her ne kadar eğlendirme, bilgilendirme ve eğitim olduğu varsayılsa da; bu, artık çok da fazla gerçekliği kalmayan bir tanımlamadır. Günümüzün medya tanımını ortaya çıkaran süreç ise oldukça ilginçtir. Medya yani basın, ortaya çıktığı günden bu yana uygulanan doğrudan yasaklar veya sansürler sonucu sürekli siyasi otorite ile mücadele halinde olmuştur. Bu sebeple basın da siyasi otorite de kendine göre bir toplum yaratma çabasına girmiş ve bunun sonucunda da kitle iletişim araçlarının ve siyasetçilerin etkisinde kalan insanlar, düşünce bocalamasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu sonuç, bize günümüz medya tanımının da ipucunu vermektedir. Yani medya organlarının esas amaçlarından uzaklaşmasına ve çıkarları doğrultusunda hareket ederek yine işverenlerinin istediği gibi programlar ve yayınlar yapmasına sebep olmuştur. Son yıllarda ülkemizde de karşılaştığımız içi boş, reyting uğruna her türlü ahlaksızlığı göze alabilen, bellek boşaltıcı, beyin yıkayıcı ve nihayetinde mide bulandırıcı programlar sonucunda, toplumumuzun her yönüyle yozlaşması ve kültürel bir erozyona uğraması kaçınılmaz olmuştur. Tüm bunlar bilinçli bir şekilde yapılabilir mi? Yoksa hepsi bir reyting savaşının sonucu mu? Bu soruları kendimize sorduğumuz olmuştur. Ama hemen akabinde “Bana iki yüz adam verin; bu ülkeyi rahatlıkla yöneteyim” diyen siyasetçilerimiz aklımıza geliyor. O iki yüz adamla iki yüzlülüklerini nasıl gizlediklerini ve Türkiye Medyasını, prenslerinin eline nasıl verdiğini hatırlıyor insan. O prenslerini parmaklarının ucunda maddi ve siyasi menfaatleri için nasıl oynattığı geliyor akla. Sonuç: Patronlarının verdiği emirler doğrultusunda milletin ahlak ve kültür genlerine yumuşak dokunuşlarla yavaşça zarar veren bir medya güruhu. Patronlarının emirleri doğrultusunda hareket eden ve verilen icazetleri yerine getirmeye çalışan medya organlarına mensup çalışanlar(!) da; öyle bir görüntü verirler ki ne dikkatinizi başka yere verebilir ne de haber bültenlerinde anlatılan haberlerle ilgili, sağlıklı bir muhasebe yapabilirsiniz. Hele o her şeyi bildiğini göstermeye çalışan ve milletin görüşlerini temsil ettiğini söyleyen ama aslında şer odaklarına ve şahsi çıkarlarına hizmet ettiği aşikâr olan o yorumculara ve tartışmacılara ne demeli? Ya patronlarının patronlarına -medya tabiriyle- çanak sorular sorarak resmen basının tarafsızlığından anladığının, güçlünün yanında olmak olduğunu gösteren jöleli ve paralı laf cambazlarına ne demeli? Sabah kuşağı programlarımızı da unutmayalım. Hukuksuzluk, adaletsizlik son haddine dayanmış olacak ki; insanlar haklarını televizyon kanallarında arar olmuşlar. Kendi dili olan Türkçeyi bile düzgün bir şekilde konuşamayan program yapımcılarının ağzından çıkacak olan bir kelimeye bakan insanlarımıza ne demeli? Bu örnekler...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>1890 yılında, Guglielmo Marconi radyoyu icat  ederken, icadının bugün bu denli önemli bir propaganda aracı olacağını  muhtemelen düşünememiştir. Yine John Logie Baird da; 1925 yılında  televizyonu icat ettiğinde, insanların saatlerce televizyon başında  kilitlenip kalacağını kestirememiş olsa gerektir.</p>
<p>Ancak bu iki icat da, yeni bilim dallarının ortaya çıkmasına ve yeni  sosyolojik tespitler yapılmasına sebebiyet verecek kadar önemli  buluşlardı. Günümüzde kitleleri etkilemek ve yönlendirmek için  kullanılan en önemli silahlardan birisi olarak karşımıza çıkan “medya  gücü” olgusunun doğmasına da, bu icatlar temel hazırlamıştır.</p>
<p>Medya; her çeşit bilgiyi bireye ve topluluklara aktaran, eğlendirme,  bilgilendirme ve eğitme gibi 3 temel sorumluluğa sahip olan araçlar  bütünü diye tanımlansa da; bugün bu amaçlarından sapmış gözüküyor.  İnsanlara işitsel, görsel, hem işitsel hem görsel olarak ulaşılmasını  sağlayan medya organlarının, insanlar üzerindeki etkisi tartışılmaz bir  gerçektir. Medya organları olarak adlandırdığımız radyo, televizyon,  gazete ve internet gibi kitlesel iletişim araçlarının esas görevlerinin  her ne kadar eğlendirme, bilgilendirme ve eğitim olduğu varsayılsa da;  bu, artık çok da fazla gerçekliği kalmayan bir tanımlamadır.</p>
<p>Günümüzün medya tanımını ortaya çıkaran süreç ise oldukça ilginçtir.  Medya yani basın, ortaya çıktığı günden bu yana uygulanan doğrudan  yasaklar veya sansürler sonucu sürekli siyasi otorite ile mücadele  halinde olmuştur. Bu sebeple basın da siyasi otorite de kendine göre bir  toplum yaratma çabasına girmiş ve bunun sonucunda da kitle iletişim  araçlarının ve siyasetçilerin etkisinde kalan insanlar, düşünce  bocalamasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu sonuç, bize günümüz medya  tanımının da ipucunu vermektedir. Yani medya organlarının esas  amaçlarından uzaklaşmasına ve çıkarları doğrultusunda hareket ederek  yine işverenlerinin istediği gibi programlar ve yayınlar yapmasına sebep  olmuştur.</p>
<p>Son yıllarda ülkemizde de karşılaştığımız içi boş, reyting uğruna her  türlü ahlaksızlığı göze alabilen, bellek boşaltıcı, beyin yıkayıcı ve  nihayetinde mide bulandırıcı programlar sonucunda, toplumumuzun her  yönüyle yozlaşması ve kültürel bir erozyona uğraması kaçınılmaz  olmuştur.</p>
<p>Tüm bunlar bilinçli bir şekilde yapılabilir mi?</p>
<p>Yoksa hepsi bir reyting savaşının sonucu mu?</p>
<p>Bu soruları kendimize sorduğumuz olmuştur. Ama hemen akabinde “Bana  iki yüz adam verin; bu ülkeyi rahatlıkla yöneteyim” diyen  siyasetçilerimiz aklımıza geliyor. O iki yüz adamla iki yüzlülüklerini  nasıl gizlediklerini ve Türkiye Medyasını, prenslerinin eline nasıl  verdiğini hatırlıyor insan. O prenslerini parmaklarının ucunda maddi ve  siyasi menfaatleri için nasıl oynattığı geliyor akla. Sonuç:  Patronlarının verdiği emirler doğrultusunda milletin ahlak ve kültür  genlerine yumuşak dokunuşlarla yavaşça zarar veren bir medya güruhu.</p>
<p>Patronlarının emirleri doğrultusunda hareket eden ve verilen  icazetleri yerine getirmeye çalışan medya organlarına mensup  çalışanlar(!) da; öyle bir görüntü verirler ki ne dikkatinizi başka yere  verebilir ne de haber bültenlerinde anlatılan haberlerle ilgili,  sağlıklı bir muhasebe yapabilirsiniz.</p>
<p>Hele o her şeyi bildiğini göstermeye çalışan ve milletin görüşlerini  temsil ettiğini söyleyen ama aslında şer odaklarına ve şahsi çıkarlarına  hizmet ettiği aşikâr olan o yorumculara ve tartışmacılara ne demeli?</p>
<p>Ya patronlarının patronlarına -medya tabiriyle- çanak sorular sorarak  resmen basının tarafsızlığından anladığının, güçlünün yanında olmak  olduğunu gösteren jöleli ve paralı laf cambazlarına ne demeli?</p>
<p>Sabah kuşağı programlarımızı da unutmayalım. Hukuksuzluk,  adaletsizlik son haddine dayanmış olacak ki; insanlar haklarını  televizyon kanallarında arar olmuşlar. Kendi dili olan Türkçeyi bile  düzgün bir şekilde konuşamayan program yapımcılarının ağzından çıkacak  olan bir kelimeye bakan insanlarımıza ne demeli?</p>
<p>Bu örnekler arttırılabilir. Ancak sonucun içler acısı bir hal aldığını görmezlikten gelmemiz toplumsal bir intihar olur.</p>
<p>Medya organlarında yer alan programların insanlar üzerindeki etkisi  gün geçtikçe artmakta ve insanlarımızın zihinleri sanki bir  doldur-boşalt taktiği ile sulandırılmaktadır. Nihayetinde içerisi  bulanıklaştırılmış beyinler toplumsal reflekslerinden de mahrum  olmuştur. Hatırlayalım. 4 Temmuz 2003 tarihinde Türk askerinin başına  çuval geçirildiğinde verilen tepkileri hatırlayalım:</p>
<p>- Gazeteci: Nota verilecek mi?</p>
<p>- Tayyip Erdoğan: Ne notası? Müzik notası mı da verilsin</p>
<p>-     Abdullah Gül: Büyük devletler özür dilemez.</p>
<p>Vatandaş ise refleks olarak sert söylem ve davranışlar ile olayı şiddetle kınadı…</p>
<p>Ancak tüm bunlar yaşanırken medya organları da olanları ekranlara  taşırken o kadar yoğun bir ortam yarattılar ki, kimsenin aklına “neden  ABD dışişleri bakanının söylemesi gerekeni bizim bakanımız söylüyor”  sorusunu sormak gelmedi. Ya da şiir okumak ve şarkı söylemekte üstüne  olmayan Tayyip Erdoğan’ın notadan anladığının müzik notasından öteye  neden geçemediğini sormak, gelmedi kimsenin aklına. Çünkü medya  organlarında yapılan tartışmalarda yer alan kukla gazeteci, yazar ve  yorumcuların “siz zahmet etmeyin biz sizin yerinize zaten düşünüyoruz”  tavırları yıllardır inandırıcılık kazanmış olacak ki bu sorular aklımıza  gelmedi. Nitekim bizim sanal kahramanımız olan dağ gibi Polat  Alemdarımız var(!). Bir çuval atar o komutanın başına, her şey hallolur.  Bu tip örnekler onlarcası yazılarak çoğaltılabilir. Ama bu örneğin  hafızalarımızı tazelememiz açısından yeterli olacağı kanısındayım.</p>
<p>Velhasıl varoluşunu sistemin varoluşundan alan medya yazının başında  belirttiğim amaçlarından sapmış, sahiplerinin ve sahiplerinin  patronlarının kabarık yüz kızartıcı suç sicillerini örtmeye çalışan bir  araç hizmeti görmektedir. Bu bağlamda maalesef toplumsal bir hipnoza  dönen medya aktiviteleri ile başarıya ulaşan medya patronları ve yine  onların patronları kendilerini ülkenin sahibi sanmaya başlamış ve  işitsel ve görsel bir diktatörlüğe soyunmuşlardır. Ve gözüken odur ki  kısmen de bunda başarılı olmuşlardır. Tüm bu gerçekler ışığında  insanların tele-vole kültürü ile bulanıklaşan beyinlerini tekrar makul  seviyeye çekmek zaruri bir ihtiyaç olmuştur.</p>
<p>Bunun için ne mi yapmak gerekiyor?</p>
<p>…</p>
<p>Bu vesileyle, bu yoğunlukta ve hatalı metotlarla örgülü bir  atmosferde, dürüst kalan, ahlaklı olan ve her şeye rağmen ayakta kalan,  meslekî ve şahsî onuruna yakışacak biçimde faaliyet gösteren basın  mensuplarının, çalışan gazeteciler gününü kutluyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fh-kaan-kursat-gonul-cagin-yeni-kitle-imha-silahi-medyatik-hipnoz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/h-kaan-kursat-gonul-cagin-yeni-kitle-imha-silahi-medyatik-hipnoz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazi KARABULUT &#8211;  Sakın Ülkücü Olma!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazi-karabulut-sakin-ulkucu-olma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazi-karabulut-sakin-ulkucu-olma.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 14:59:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi KARABULUT]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2109</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de affedilmesi güç olan bazı suçlar vardır. Bu suçları işlediğin zaman hayatın boyunca birileri tarafından fişlenirsin. Ve ne yaparsan yap ne söylersen söyle artık sen “o”sundur. Artık sen iflah olmazsın. Sen ne dersen de hakim güç ve taşeronları seni nasıl görmek istiyorsa öyle anlatır. Ve seni oturttuğu suçlu sandalyesinde müebbede mahkum etmek için Bizans’tan kalma oyunlarla; yazarı, çizeri, basını, falanı filanı ile başlar senin ne büyük bir suçlu olduğunu anlatmaya… İşte bu büyük suçu ifşa ediyorum. Ülkücü olmak. Evet, bu ülkede en büyük suç ülkücü olmaktır. Veya Ülkücülüğün olmazsa olmazı olan değerleri siyasi bir kaygı duymadan alkışlamanız da o suça yakın bir dışlanmayı getirir. Yani suçu ve suçluyu övmekten siz de aynı ölçüde suçlu ilan edilirsiniz. Hakikaten Ülkücü olmak neden bu kadar büyük bir suçtur? Bu Ülkücüler hangi saiklere bağlıdır ve hangi gayeyi gütmektedir ki bu kadar tepki çekiyor? Ülkücü hareketin ülkemizdeki geçmişine baktığınız zaman garip Anadolu çocuklarının, aileleri tarafından gönderilen harçlıkları ile tuttukları evlerde, dumanını tüttürdükleri ocaklarında üç temel konu üzerinde durduklarına şahit oluruz. Vatan, millet ve din. Birileri bu kutsal değerleri – günümüzde olduğu gibi- yok etmek isterken bu çocuklar vatan çiçeğini kanları ile sulamışlar ve bugün o geçmişe ihanet edenlerin yada görmezden gelen tatlı su Müslümanlarının rahatlarını temin etmişlerdir. Kunduraları eski, mideleri boş ama başları dik bu insanlar hangi değerlerin mücadelesini verdiler ve bir mirası şimdiki nesle devrettiler? Onlar,  Allah rızasını kazanmak için İlay-i Kelimetullah yolunda cihana öncü bir Türkiye oluşturmak gayesini gütmüşlerdir. Onlar, bir kutlu davaya adanmış ve fena-fid dava olmuş, davanın içinde erimiş; milletinin felaketini felaketi, saadetini saadeti bilmiş insanlardır. Onlar, hizmette en önde olan ücrette ise en arkada durmayı bilen erdem abidesi bir karaktere sahiptir. Yaptığı hizmetler anlatılırken muvaffakiyetin kendisinden değil davasının yüceliğine münhasır Allah’ın lütfünden kaynaklandığına inanmışlardır. Onlar, Elhamdülillah inanmış samimi bir Müslüman’ım. Ben hiçbir beşeri gücün önünde eğilmedim ve eğilmem. Yarın huzuru ilahide vereceğim hesabın dışında hiçbir hesabın korkusunu taşımıyor ve hissetmiyorum..” haykırışını yaşayıp yaşatan  kişilerdir Onlar, ülkelerinin kara sevdalısı olmuş, ülkülerinin mukaddesatlığı karşısında ürpermiş, “onu incitirim” korkusu ile hep titiz davranmış, dava adamlığı vasfını hayatına nakşetmiş kişiler olarak hayat bulmuşlardır. Onlar, Türk milletini buhranlar anaforundan kurtarıp, milli-manevi bütünlüğünü sağlamış, ezel-ebed köprüsünü doğru kurmuş, kökü mazide olan bir ati harekete mensupturlar. Onlar, yok edilmek istenen bir nesli, YENİDEN MANEVİYATA DÖNÜŞ hareketi ile dirilişini sağlama mücadelesi veren vefa erleridir. Onlar, ele, bele, dile hakim olma; tevazu ve fedakarlığı hayata hakim kılma, yaratılanı sevme ve Yaratıcıya izafeten ona hizmet etme düsturları üzerine bir çizgiyi gaye edinmişlerdir. Onlar, Türk’ün tarihinden getirdiği Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresini diriltmek, Türk milletinin iktisadi, siyasi ve sosyal meselelerine çözüm üretmek, yok edilmek istenen bir nesli yeniden asli cevheri ile tanıştırmak ve barıştırmak, Türk gençliğini dini değerleri ile donatıp sarsılmaz bir iman sahibi kılarak milletinin hizmetine sunmak geçmişi ile bağları koparılan milletimizi tarihi ile barıştırıp geleceğin milliyetçi büyük Türkiye’sini kuracak nesiller yetiştirmek için yollara revan olmuşlardır. Onlar, batıcılığı bir taklitçilik müessesesi haline getiren ve bugün her türlü mesuliyet duygusundan yoksun, milletinin değerlerine küfrederek milletinin ekmeğini yiyenlere karşı milli bir bilincin diriltilmesi için vardırlar ve var olacaklardır. Onlar, bu toprakların bin yılı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye’de  affedilmesi güç olan bazı suçlar vardır. Bu suçları işlediğin zaman  hayatın boyunca birileri tarafından fişlenirsin. Ve ne yaparsan yap ne  söylersen söyle artık sen “o”sundur. Artık sen iflah olmazsın. Sen ne  dersen de hakim güç ve taşeronları seni nasıl görmek istiyorsa öyle  anlatır. Ve seni oturttuğu suçlu sandalyesinde müebbede mahkum etmek  için Bizans’tan kalma oyunlarla; yazarı, çizeri, basını, falanı filanı  ile başlar senin ne büyük bir suçlu olduğunu anlatmaya…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İşte bu büyük suçu ifşa ediyorum. Ülkücü olmak</strong>. <strong><em><span style="text-decoration: underline;">Evet, bu ülkede en büyük suç ülkücü olmaktır.</span></em></strong> Veya Ülkücülüğün olmazsa olmazı olan değerleri siyasi bir kaygı  duymadan alkışlamanız da o suça yakın bir dışlanmayı getirir. Yani suçu  ve suçluyu övmekten siz de aynı ölçüde suçlu ilan edilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakikaten Ülkücü olmak neden bu kadar büyük bir suçtur? <strong>Bu Ülkücüler hangi saiklere bağlıdır ve hangi gayeyi gütmektedir</strong> ki bu kadar tepki çekiyor?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkücü  hareketin ülkemizdeki geçmişine baktığınız zaman garip Anadolu  çocuklarının, aileleri tarafından gönderilen harçlıkları ile tuttukları  evlerde, dumanını tüttürdükleri ocaklarında üç temel konu üzerinde  durduklarına şahit oluruz. Vatan, millet ve din. Birileri bu kutsal  değerleri – günümüzde olduğu gibi- yok etmek isterken bu çocuklar vatan  çiçeğini kanları ile sulamışlar ve bugün o geçmişe ihanet edenlerin yada  görmezden gelen tatlı su Müslümanlarının rahatlarını temin etmişlerdir.  <strong>Kunduraları eski, mideleri boş ama başları dik bu insanlar  hangi değerlerin mücadelesini verdiler ve bir mirası şimdiki nesle  devrettiler?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Onlar,  Allah rızasını kazanmak için İlay-i Kelimetullah yolunda cihana öncü bir Türkiye oluşturmak gayesini gütmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, bir kutlu davaya adanmış ve fena-fid dava olmuş, davanın içinde erimiş; <strong>milletinin felaketini felaketi, saadetini saadeti bilmiş insanlardır</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar,  hizmette en önde olan ücrette ise en arkada durmayı bilen erdem abidesi  bir karaktere sahiptir. Yaptığı hizmetler anlatılırken <strong>muvaffakiyetin kendisinden değil davasının yüceliğine münhasır Allah’ın lütfünden kaynaklandığına inanmışlardır</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, Elhamdülillah inanmış samimi bir Müslüman’ım. Ben hiçbir beşeri gücün önünde eğilmedim ve eğilmem. <strong>Yarın huzuru ilahide vereceğim hesabın dışında hiçbir hesabın korkusunu taşımıyor ve hissetmiyorum</strong>..” haykırışını yaşayıp yaşatan  kişilerdir</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, ülkelerinin kara sevdalısı olmuş, ülkülerinin mukaddesatlığı karşısında ürpermiş, “<strong>onu incitirim” korkusu ile hep titiz davranmış, dava adamlığı vasfını hayatına nakşetmiş kişiler </strong>olarak hayat bulmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar,  Türk milletini buhranlar anaforundan kurtarıp, milli-manevi bütünlüğünü  sağlamış, ezel-ebed köprüsünü doğru kurmuş, kökü mazide olan bir ati  harekete mensupturlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, yok edilmek istenen bir nesli, YENİDEN MANEVİYATA DÖNÜŞ hareketi ile dirilişini sağlama mücadelesi veren vefa erleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar,  ele, bele, dile hakim olma; tevazu ve fedakarlığı hayata hakim kılma,  yaratılanı sevme ve Yaratıcıya izafeten ona hizmet etme düsturları  üzerine bir çizgiyi gaye edinmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, Türk’ün tarihinden getirdiği Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresini diriltmek, <strong>Türk milletinin iktisadi, siyasi ve sosyal meselelerine çözüm üretmek</strong>,  yok edilmek istenen bir nesli yeniden asli cevheri ile tanıştırmak ve  barıştırmak, Türk gençliğini dini değerleri ile donatıp sarsılmaz bir  iman sahibi kılarak milletinin hizmetine sunmak geçmişi ile bağları  koparılan milletimizi tarihi ile barıştırıp geleceğin milliyetçi büyük  Türkiye’sini kuracak nesiller yetiştirmek için yollara revan  olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, <strong>batıcılığı  bir taklitçilik müessesesi haline getiren ve bugün her türlü mesuliyet  duygusundan yoksun, milletinin değerlerine küfrederek milletinin  ekmeğini yiyenlere karşı milli bir bilincin diriltilmesi </strong>için vardırlar ve var olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, bu toprakların <strong>bin yılı aşan kardeşliğini gelecek bin yıllara taşımak</strong> için doğudan batıya, kuzeyden güneye bir kişiyi bile ayırmadan “bir  olmak, iri olmak ve diri olmak” için gerçek kardeşliğin meşalesini yakma  peşindeler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Günahı ile sevabı ile bu insanlar böyle bir gayeye matufturlar. Peki o zaman Ülkücüleri, “<strong>Bizim milliyetçiliğimiz kültür milliyetçiliğidir</strong>.”diyen bilge Lidere rağmen ırkçı göstermek isteyenler; Ülkücüleri “<strong>Onlar ne kadar Kürt ise biz de o kadar Kürt’üz. Biz ne kadar Türk isek onlar da o kadar Türk’tür</strong>” denilmesine rağmen Kürt düşmanı göstermek isteyenler; “<strong>İslamiyet’i ruhumuz, Türklüğü bedenimiz gören ve ruhsuz bedeni ceset olarak değerlendiren</strong>”  Ülkücüleri din dışı göstermek isteyenler, Ülkücüleri yada onları  sevenleri sindirmek, sürdürmek, görevlerinden almak isteyenler neyin  peşindeler acaba?&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz düşünmeye değmez mi?&#8230;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fgazi-karabulut-sakin-ulkucu-olma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/gazi-karabulut-sakin-ulkucu-olma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  MHP Demokrasi Yolundan Yürüyor, &#8220;Taraf&#8221; İhanet Yolundan Yürüyor</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-mhp-demokrasi-yolundan-yuruyor-taraf-ihanet-yolundan-yuruyor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-mhp-demokrasi-yolundan-yuruyor-taraf-ihanet-yolundan-yuruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Jan 2011 14:57:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2107</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kış kışlığını, puşt puştluğunu yapar&#8221; misali Taraf gazetesi de yine gayri-milli olmanın gereklerini yapmaya devam etmektedir. En belirgin özellikleri Türklüğe düşmanlık olan Taraf Gazetesi, bu değer etrafında hangi kurum ve kişi varsa onunla mücadele etmeyi birinci vazife edinmiştir. Kendilerine bu görevi veren iç ve dış odaklara karşı oldukça sadakatli olan Taraf Gazetesinin kadrosu, geçtiğimiz gün hedef seçtikleri MHP&#8217;ye hem manşetten, hem iç sayfadan çok geniş bir alan ayırarak saldırıya geçmiştir. Manşetten &#8220;MHP Ergenekon&#8217;a Geri Dönüyor&#8221; başlığını kullanan, gazetenin iç tarafında ve tam sayfa MHP&#8217;deki gelişmeleri kendi şeytani kalıplarına oturtmaya çalışan Taraf Gazetesi, MHP düşmanlığından dolayı gözünün dönmesine bağlı olarak saçmalama çeşitlerinin her boyutunu göstermiştir. Gazetenin (Yazarı ve Koordinatörü) Yıldıray Oğur ortalamış, gazetenin (Kurucu Genel Yayın Yönetmeni) Ahmet Altan topa kafasını uzatmış ama yine ofsaytta yakalanmıştır. Ömrünü Türklüğün kalesine gol atmaya adamış Ahmet Altan, yeni yetme kadrosu ile beraber milli olan ne varsa onu yıpratmak, zedelemek ve yok etmek için medyada yer tutmuş durumdadır. AKP, PKK ve cemaat çizgisinde yaramaz ve asi bir çocuk gibi büyütülmeye çalışılan Taraf Gazetesi, her halinden belli ki, sipariş yoluyla MHP üzerine haber üretmiştir. PKK&#8217;ya sempati ile bakan Taraf Gazetesi&#8217;nin, MHP&#8217;ye olumlu bakması mümkün değildir. MHP üzerinde başlayan imaj operasyonlarında çamur atma görevi üstlenen Taraf Gazetesi, çamur habercilikten örnek sunmaktadır. Gayri-milli ve gayri-ahlaki tüm konuları savunmakta, yaşamakta ve sahiplenmekte adeta uzman olan Ahmet Altan&#8217;ın AKP&#8217;nin çizgisine uygun bir şekilde MHP hakkında yazdığı yazının girişinde özetle &#8220;Terör biterse MHP&#8217;de biter.&#8221; demesine, bizde &#8220;Türklük biterse Ahmet Altan gibiler de biter mi?&#8221; demeliyiz. Ahmet Altan&#8217;ın MHP hakkındaki tezi, bilimsel olarak da ispatlanır bir iftiradır. Ama onun Türklük düşmanlığı ile beslendiği bir gerçektir. MHP&#8217;nin milli duruşundan ve bu manada kendi içinde bütünleşmesinden Taraf Gazetesine misyon yükleyenler rahatsızdır. O yüzden MHP&#8217;yi kamuoyunda olduğundan farklı göstermek için kendi içlerinde görev dağılımı yapmışlardır. PKK&#8217;ya sempati ile bakan, onlara haklar kazandırmaya çalışanlar, MHP&#8217;yi kendi hedeflerinde başarıya ulaşmak için yıpratma yayınlarını başlatmışlardır. Yasemin Çongar ile birlikte Kandil kampına ziyarete giden, oradaki dostları ile çok güzel pozlar veren Ahmet Altan&#8217;ın PKK kampından dönüşte yazdığı duygu yüklü(!) yazıları hafızalardadır. Ahmet Altan PKK&#8217;yı korumak adına endişesini şöyle dile getiriyordu:&#8220;Ben o köy evinin kapısında PKK&#8217;lıları bırakmadım; aynı odayı paylaştığım, konuştuğum şakalaştığım insanları bıraktım. Salih&#8217;i, Bozan&#8217;ı, Mizgin&#8217;i, Jiyan&#8217;ı, Roj&#8217;u, Adem&#8217;i bıraktım. Bir daha operasyon olursa eğer, sonuçlarını içim titreyerek okuyacağımı biliyorum; tanıdık bir isme rastlamaktan korkarak&#8230;&#8221; PKK&#8217;nın operasyona uğraması halinde üzücü bir haber almaktan korkan Ahmet Altan, MHP&#8217;nin eksenini sorgulayacak ve MHP&#8217;ye akıl verecek karakterde ve kapasitede biri değildir. MHP&#8217;nin haksız çıktığı, düşüncelerinde değişime uğrayan hiçbir konu yoktur. &#8220;MHP Ergenekon&#8217;a geri dönüyor&#8221; manşeti ve içeriğini bu tarzda doldurma anlayışı, önümüzdeki günlerde bu zihniyetin hangi propaganda merkezinde duracağını göstermektedir. MHP hangi konuda adım atarsa atsın, demokrasiyi, hukuku ve millet iradesini öncelikli tutan ve uygulayan bir siyasi harekettir. MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin bu manada ortaya koyduğu titizlik ve hassasiyet tartışılmaz bir boyuttadır. MHP&#8217;yi bu tür manşetlerle tanımlamaya çalışmak medya alanında siyasi komplo üretmekten başka bir şey değildir. Bu tür siyasi propagandaları yapan AKP&#8217;dir, Taraf Gazetesi de bunun tetikçiliğini yapmaktadır. Taraf Gazetesi&#8217;nde adı zikredilen isimlerden hiçbirinin sabitlenmiş bir suçu yokken, o isimlerle MHP&#8217;nin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>&#8220;Kış kışlığını</strong>, <strong>puşt puştluğunu</strong> <strong>yapar&#8221;</strong> misali Taraf gazetesi de yine gayri-milli olmanın gereklerini yapmaya  devam etmektedir. En belirgin özellikleri Türklüğe düşmanlık olan Taraf  Gazetesi, bu değer etrafında hangi kurum ve kişi varsa onunla mücadele  etmeyi birinci vazife edinmiştir. Kendilerine bu görevi veren iç ve dış  odaklara karşı oldukça sadakatli olan Taraf Gazetesinin kadrosu,  geçtiğimiz gün hedef seçtikleri MHP&#8217;ye hem manşetten, hem iç sayfadan  çok geniş bir alan ayırarak saldırıya geçmiştir.</p>
<p>Manşetten &#8220;<strong>MHP Ergenekon&#8217;a Geri Dönüyor&#8221;</strong> başlığını kullanan, gazetenin iç tarafında ve tam sayfa MHP&#8217;deki  gelişmeleri kendi şeytani kalıplarına oturtmaya çalışan Taraf Gazetesi,  MHP düşmanlığından dolayı gözünün dönmesine bağlı olarak saçmalama  çeşitlerinin her boyutunu göstermiştir. Gazetenin (Yazarı ve  Koordinatörü) Yıldıray Oğur ortalamış, gazetenin (Kurucu Genel Yayın  Yönetmeni) Ahmet Altan topa kafasını uzatmış ama yine ofsaytta  yakalanmıştır. Ömrünü Türklüğün kalesine gol atmaya adamış Ahmet Altan,  yeni yetme kadrosu ile beraber milli olan ne varsa onu yıpratmak,  zedelemek ve yok etmek için medyada yer tutmuş durumdadır. AKP, PKK ve  cemaat çizgisinde yaramaz ve asi bir çocuk gibi büyütülmeye çalışılan  Taraf Gazetesi, her halinden belli ki, sipariş yoluyla MHP üzerine haber  üretmiştir. PKK&#8217;ya sempati ile bakan Taraf Gazetesi&#8217;nin, MHP&#8217;ye olumlu  bakması mümkün değildir. MHP üzerinde başlayan imaj operasyonlarında  çamur atma görevi üstlenen Taraf Gazetesi, çamur habercilikten örnek  sunmaktadır.</p>
<p>Gayri-milli  ve gayri-ahlaki tüm konuları savunmakta, yaşamakta ve sahiplenmekte  adeta uzman olan Ahmet Altan&#8217;ın AKP&#8217;nin çizgisine uygun bir şekilde MHP  hakkında yazdığı yazının girişinde özetle <strong>&#8220;Terör biterse MHP&#8217;de biter.&#8221;</strong> demesine, bizde <strong>&#8220;Türklük biterse Ahmet Altan gibiler de biter mi?&#8221;</strong> demeliyiz. Ahmet Altan&#8217;ın MHP hakkındaki tezi, bilimsel olarak da  ispatlanır bir iftiradır. Ama onun Türklük düşmanlığı ile beslendiği bir  gerçektir.</p>
<p>MHP&#8217;nin  milli duruşundan ve bu manada kendi içinde bütünleşmesinden Taraf  Gazetesine misyon yükleyenler rahatsızdır. O yüzden MHP&#8217;yi kamuoyunda  olduğundan farklı göstermek için kendi içlerinde görev dağılımı  yapmışlardır. PKK&#8217;ya sempati ile bakan, onlara haklar kazandırmaya  çalışanlar, MHP&#8217;yi kendi hedeflerinde başarıya ulaşmak için yıpratma  yayınlarını başlatmışlardır.</p>
<p>Yasemin  Çongar ile birlikte Kandil kampına ziyarete giden, oradaki dostları ile  çok güzel pozlar veren Ahmet Altan&#8217;ın PKK kampından dönüşte yazdığı  duygu yüklü(!) yazıları hafızalardadır. Ahmet Altan PKK&#8217;yı korumak adına  endişesini şöyle dile getiriyordu:<strong>&#8220;Ben o köy evinin kapısında  PKK&#8217;lıları bırakmadım; aynı odayı paylaştığım, konuştuğum şakalaştığım  insanları bıraktım. Salih&#8217;i, Bozan&#8217;ı, Mizgin&#8217;i, Jiyan&#8217;ı, Roj&#8217;u, Adem&#8217;i  bıraktım. Bir daha operasyon olursa eğer, sonuçlarını içim titreyerek  okuyacağımı biliyorum; tanıdık bir isme rastlamaktan korkarak&#8230;&#8221;</strong></p>
<p>PKK&#8217;nın  operasyona uğraması halinde üzücü bir haber almaktan korkan Ahmet  Altan, MHP&#8217;nin eksenini sorgulayacak ve MHP&#8217;ye akıl verecek karakterde  ve kapasitede biri değildir.</p>
<p>MHP&#8217;nin haksız çıktığı, düşüncelerinde değişime uğrayan hiçbir konu yoktur. <strong>&#8220;MHP Ergenekon&#8217;a geri dönüyor&#8221;</strong> manşeti ve içeriğini bu tarzda doldurma anlayışı, önümüzdeki günlerde  bu zihniyetin hangi propaganda merkezinde duracağını göstermektedir.</p>
<p>MHP  hangi konuda adım atarsa atsın, demokrasiyi, hukuku ve millet iradesini  öncelikli tutan ve uygulayan bir siyasi harekettir. MHP Lideri Devlet  Bahçeli&#8217;nin bu manada ortaya koyduğu titizlik ve hassasiyet tartışılmaz  bir boyuttadır. MHP&#8217;yi bu tür manşetlerle tanımlamaya çalışmak medya  alanında siyasi komplo üretmekten başka bir şey değildir. Bu tür siyasi  propagandaları yapan AKP&#8217;dir, Taraf Gazetesi de bunun tetikçiliğini  yapmaktadır.</p>
<p>Taraf  Gazetesi&#8217;nde adı zikredilen isimlerden hiçbirinin sabitlenmiş bir suçu  yokken, o isimlerle MHP&#8217;nin hedef alınması manidardır. Tüm Türk  milliyetçileri bu konuda son derece dikkatli olmalıdır.</p>
<p>Bu  dikkat etme manasında Ortadoğu Gazetesi&#8217;nin de bu siyasi komplo ve kara  propaganda sürecinde çok titiz davranması gerekmektedir.</p>
<p>Ortadoğu  Gazetesi haber içeriği ve manşet başlığı farklı olan haberlerde  kullandığı resimlere oldukça dikkat etmeli ve Taraf gibi tetikçiliği  malum gazetelere malzeme verecek yayınlar yapmamalıdır. Taraf  Gazetesi&#8217;nin bir gün önceki manşetinden sonra Ortadoğu Gazetesi&#8217;nin dün  yayınlanan manşetinin bu manada yanlış bir sunuş olduğunu vurgulamak  istiyorum.</p>
<p>Ortadoğu  Gazetesi&#8217;nin manşetinde kullanılan sloganın altında yayınlanan  fotoğrafların yanlış anlaşılmalara vesile olabileceğini ve art niyetli  konulara malzeme yapılabileceği konusunda gazetemizin yöneticilerine  gereken uyarıları yaptım. Onlar da bunun yanlış olduğu konusunu kabul  ettiler.</p>
<p>Siyasi  pusu peşinde koşanların hedefinde MHP varken, kendi yazılı ve görsel  medyamızın tüm bunlara karşı refleksini canlı tutmalıdır.</p>
<p>Taraf  gibi tetikçiliği malum gazetelerin kimlere hizmet ettiği ortada iken,  onlara malzeme vermek, onlara nefes aldırır ki, doğrusu bu konuda  nefessiz kalmalarının sağlanması olmalıdır.</p>
<p>MHP  iktidar hedefi ile yolunda yürürken, millet iradesi ile bütünleşmişken  yürüdüğü tek yol, demokrasi ve hukuk yoludur. Türk milliyetçilerini de  kimse bu yolundan döndüremeyecektir.</p>
<p><em>Bu yazı</em> <a href="http://www.ortado%c4%9fugazetesi.net/">www.ortadoğugazetesi.net</a> <em>adresinden alınmıştır.</em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-mhp-demokrasi-yolundan-yuruyor-taraf-ihanet-yolundan-yuruyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-mhp-demokrasi-yolundan-yuruyor-taraf-ihanet-yolundan-yuruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan ÇAKICI &#8211;  Muhatabını Arayan Sorular&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-muhatabini-arayan-sorular.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-muhatabini-arayan-sorular.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 14:56:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2105</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Dest-bûsı arzusuyla ger ölsem dostlar Kûze eylen toprağım sunun anunla yâre su” Fuzuli Nedir zor olan? İlim yolunda ilerleyip, ilerleyip, ilerleyip de sonra, tam anlamı ile “kariyer müptelası” olduktan sonra; Yunus’tan öğrendiği ilk hikmeti, yani: “İlim, ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendin bilmezsen Bu nice okumaktır” Ölçüsünü unutup, unutup, unutup; “Çıktığı kabuğu beğenmemeyi” marifet saymak mı? Hayatın içinde nice zorluklara göğüs gererek, bir taraftan “gerekli olanı” diğer taraftan “olması gerekeni” yerine getirerek yaşamak mı? İnce hesaplarla örülmüş davranış kodlarının tamamını –kendinden önce- hep başkalarına havale etmek mi zor? “Zor zamanlardı, ömür törpüsüydü” diye anlatılan nice hatıraların gölgesinde kalıp ve fakat bir yandan da “sürekli şikâyet, sürekli huzursuzluk, sürekli ego tatmini” ile meşgul olmak mı? Denizlerden daha derin bir hüznü içinde taşıyıp, “her şeye rağmen” yüzüne candan bir tebessüm düşürebilmek mi? Aynaya her baktığında, neredeyse “ayna ayna söyle bana…” diye coşa gelmek mi zor? Yoksa her aynaya baktığında, Pir Sultan’ın; “Şu karşı yaylada göç katar katar Bir yiğidin derdi serimde tüter Bu ayrılık bana ölümden beter Geçti dost kervanı eyleme beni…” Türküsü ile diyardan diyara dolaşmak mı? İyi düşünün, nedir zor olan? Zor olan sadece sizin onay verdikleriniz ya da vermedikleriniz, sizin yaşadıklarınız, sizin “zorunuza gidenler” midir? İnanın bu sorular uzar gider… Çünkü kaynağı sağlamdır. Çetindir. Çünkü en başta sorduğumuz sorunun etrafında, esasa ilişkin bir yığın soru gelir ve hepsi “bize” dairdir; “nedir zor olan?” “Şimdi nereden çıktı bu sorular” diyenler olabilir… Siz bu soruları, “şimdiki zaman çekiminde bir ülkücünün”; “Bütün zamanların ülkücülerine” sorduğu sorular olarak kabul edin… Gidenler, gelenler, yaşlananlar, yetişenler, “eskiler”, “yeniler”, küsenler, yılmayanlar; Büyüklerimiz, küçüklerimiz; canlarımız be, hem de can içre canlarımız… İçinden “ah” geçenler, içten içe kin güdenler… Hepsi dâhil… Aynı sudan kananlar… Bir de benim içimden haykırmak istediklerim var, lakin sorularla kelama bürüyüp, “edeple” tutuyorum kendimi… Sizce bu satırları kaleme alan ben fakirin derdi, son dönemlerin anladığı dilden bir “duygusallık” yakalamak olabilir mi? Neyse, demem o ki efendiler, “bu kurşun adresine teslimdir”; Biz, bizi biliriz… “Bize kıymayın…”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><em>&#8220;Dest-bûsı arzusuyla ger ölsem dostlar<br />
Kûze eylen toprağım sunun anunla yâre su”</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Fuzuli</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Nedir zor olan?</p>
<p style="text-align: justify;">İlim yolunda ilerleyip, ilerleyip, ilerleyip de sonra, tam anlamı ile “kariyer müptelası” olduktan sonra;</p>
<p style="text-align: justify;">Yunus’tan öğrendiği ilk hikmeti, yani:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>“İlim, ilim bilmektir<br />
İlim kendin bilmektir<br />
Sen kendin bilmezsen<br />
Bu nice okumaktır” </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ölçüsünü unutup, unutup, unutup;</p>
<p style="text-align: justify;">“Çıktığı kabuğu beğenmemeyi” marifet saymak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatın içinde nice zorluklara göğüs gererek, bir taraftan “gerekli  olanı” diğer taraftan “olması gerekeni” yerine getirerek yaşamak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">İnce hesaplarla örülmüş davranış kodlarının tamamını –kendinden önce- hep başkalarına havale etmek mi zor?</p>
<p style="text-align: justify;">“Zor zamanlardı, ömür törpüsüydü” diye anlatılan nice hatıraların  gölgesinde kalıp ve fakat bir yandan da “sürekli şikâyet, sürekli  huzursuzluk, sürekli ego tatmini” ile meşgul olmak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Denizlerden daha derin bir hüznü içinde taşıyıp, “her şeye rağmen” yüzüne candan bir tebessüm düşürebilmek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Aynaya her baktığında, neredeyse “ayna ayna söyle bana…” diye coşa gelmek mi zor?</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa her aynaya baktığında, Pir Sultan’ın;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Şu karşı yaylada göç katar katar<br />
Bir yiğidin derdi serimde tüter<br />
Bu ayrılık bana ölümden beter<br />
Geçti dost kervanı eyleme beni…”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Türküsü ile diyardan diyara dolaşmak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">İyi düşünün, nedir zor olan?</p>
<p style="text-align: justify;">Zor olan sadece sizin onay verdikleriniz ya da vermedikleriniz, sizin yaşadıklarınız, sizin “zorunuza gidenler” midir?</p>
<p style="text-align: justify;">İnanın bu sorular uzar gider… Çünkü kaynağı sağlamdır. Çetindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü en başta sorduğumuz sorunun etrafında, esasa ilişkin bir yığın soru gelir ve hepsi “bize” dairdir; “nedir zor olan?”</p>
<p style="text-align: justify;">“Şimdi nereden çıktı bu sorular” diyenler olabilir…</p>
<p style="text-align: justify;">Siz bu soruları, “şimdiki zaman çekiminde bir ülkücünün”;</p>
<p style="text-align: justify;">“Bütün zamanların ülkücülerine” sorduğu sorular olarak kabul edin…</p>
<p style="text-align: justify;">Gidenler, gelenler, yaşlananlar, yetişenler, “eskiler”, “yeniler”, küsenler, yılmayanlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Büyüklerimiz, küçüklerimiz; canlarımız be, hem de can içre canlarımız…</p>
<p style="text-align: justify;">İçinden “ah” geçenler, içten içe kin güdenler…</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsi dâhil…</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı sudan kananlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir de benim içimden haykırmak istediklerim var, lakin sorularla kelama bürüyüp, “edeple” tutuyorum kendimi…</p>
<p style="text-align: justify;">Sizce bu satırları kaleme alan ben fakirin derdi, son dönemlerin anladığı dilden bir “duygusallık” yakalamak olabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Neyse, demem o ki efendiler, “bu kurşun adresine teslimdir”;</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, bizi biliriz…</p>
<p style="text-align: justify;">“Bize kıymayın…”</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-muhatabini-arayan-sorular.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-muhatabini-arayan-sorular.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faruk KELEŞTİMUR &#8211;  Adalet Gecikmez, Tez Verilmeli!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-adalet-gecikmez-tez-verilmeli.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-adalet-gecikmez-tez-verilmeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 14:55:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İslam Ülküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2103</guid>
		<description><![CDATA[Türk devlet felsefesinde, adalet müessesesi, tartışmasız bir ehemmiyete sahiptir. Devlet olabilmenin ve devlet idare edebilmenin esas prensibi olan bu kavram, milli dinamiklerimiz ve toplumsal huzurumuz açısından değerlendirildiğinde, “acele giden, ecele gider” hükmünün aksiyle hareket edilmesini, sistematik ve hızlı işleyebilmesini elzem kılan bir yapı oluşturmayı gerektirmektedir. Zira mülkün temeli olan adalet, beşerî kargaşaların önüne geçebilecek, hariçte ve dâhilde istikrarı sağlayabilecek en önemli yapıtaşıdır. İnsanlar arasındaki sosyolojik ve psikolojik bağı diri tutabilmek, devletin vatandaşıyla olan ilişkisini sağlam temeller üzerine inşa edebilmek; güçlü ve sistemli bir adalet mekanizmasıyla mümkün olabilmektedir. Meseleyi ideolojik ve siyasi mensubiyet ekseninde ele aldığımızda da durum aynıdır. Türk-İslam Ülküsü ve Türk Milliyetçiliği, devlet ve millet hayatında, adalet duygusunun pekişmesi lüzumunu öncelikleri arasında ifade etmektedir. Camiamızla özdeşleşen “Hak, Hukuk, Adalet” kavramları; ülkücülerin yıllarca meydanlarda ve her platformda haykırdığı, arzuladığı ve programladığı bir “temel hassasiyet” halini almıştır. Adalet, oyuncak değildir. Gecikmesine mazeret üretilebilecek türden bir basit uygulama da değildir. Gündeme damgasını vuran tahliyeler, bu zafiyetin yalnızca güncel bir emsalidir. Yakın tarihimiz, “adalet gecikmesi” vahametine çok defa, tersinden de şahit olmuştur. Cezaevlerinde yılları heba olan, ciğerleri iflas eden, gençliğini dört duvar arasında “Ya Sabır” çekerek yaşayan çok sayıda ülkücü, uzun zaman sonra, hiçbir ceza almadan beraat etmişlerdir. Ne var ki; “geciken adalet” sebebiyle düzenli bir hayat kuramayan ve sağlığı risk altında olan çok sayıda ülkücü, beraat edilişinin mutluluğunu dahi yaşayamamıştır. Diğer bir taraftan okunduğunda ise; yüzlerce insanın kanına giren, nice yuvalara ateş düşüren, Türkiye ve Türk Milleti düşmanı olan PKK terör örgütü mensupları, Habur’da alelade bir çadır töreniyle yargılanmış, basit bir asayiş sorununun dahi aşılamayacağı çabuklukla hüküm verilmiş ve yetmiş üç milyonun gözü önünde, milletimizle dalga geçilircesine salıverilmişlerdir. Hukuk adamlığının haysiyetiyle örtüşmeyecek bir davranış sergilenmiş ve sözde hukukçular, teröristlerin ayağına gidebilecek düzeyde bir karakteristik erozyonu uygulamaya geçirmişlerdir. Gündeme damgasını vuran tahliyelerin sebebi ise; yine “adalet gecikmesi” hususundan başka bir şey değildir. On yıl boyunca neticeye bağlanamayan davalarda, yasal düzenlemenin gerekliliği itibariyle sanıklar tahliye edilmiş, bahaneler, mazeretler dalgalar halinde kamuoyuyla paylaşılmıştır. Hadiseyi, hiçbir bahaneyi ve savunmayı dikkate almadan değerlendirdiğimizde, devlet ve millet düşmanları, Habur’da acele bir usulle, çadır mahkeme ilkesizliğiyle salındığına göre bugünkü manzaranın oluşmaması için bir çözüm geliştirmek de zor olmasa gerekirdi. Adalet Bakanı, “şu kadar daire daha açıp bu kadar yeni yargıç daha alalım” koşturmacasına, “yargıyı ele geçirelim” telaşesinden daha evvel de başlayabilirdi. Yüksek yargı, meseleyi iş işten geçmeden gündeme taşımalıydı. “Başörtüsü” konusunda takındığı hatalı tutumunda dâhi keskin açıklamalarda bulunabiliyorsa; bu konuyu da sert ve keskin bir üslupla dillendirebilir, hükümeti yasal yahut adli tedbirler almaya zorlayabilirdi. Velhasıl, adalet gecikmez. Gecikince de mazeret üretilmez. Hükümet ve yüksek yargı; ikiniz de kabahatlisiniz. Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu, ne güzel söylemiş: Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir. Temele taş bulmak gecikebilir. Devlete baş bulmak gecikebilir. Adalet gecikmez, tez verilmeli!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türk devlet felsefesinde, adalet müessesesi,  tartışmasız bir ehemmiyete sahiptir. Devlet olabilmenin ve devlet idare  edebilmenin esas prensibi olan bu kavram, milli dinamiklerimiz ve  toplumsal huzurumuz açısından değerlendirildiğinde, “acele giden, ecele  gider” hükmünün aksiyle hareket edilmesini, sistematik ve hızlı  işleyebilmesini elzem kılan bir yapı oluşturmayı gerektirmektedir. Zira  mülkün temeli olan adalet, beşerî kargaşaların önüne geçebilecek,  hariçte ve dâhilde istikrarı sağlayabilecek en önemli yapıtaşıdır.</p>
<p>İnsanlar arasındaki sosyolojik ve psikolojik bağı diri tutabilmek,  devletin vatandaşıyla olan ilişkisini sağlam temeller üzerine inşa  edebilmek; güçlü ve sistemli bir adalet mekanizmasıyla mümkün  olabilmektedir.</p>
<p>Meseleyi ideolojik ve siyasi mensubiyet ekseninde ele aldığımızda da  durum aynıdır. Türk-İslam Ülküsü ve Türk Milliyetçiliği, devlet ve  millet hayatında, adalet duygusunun pekişmesi lüzumunu öncelikleri  arasında ifade etmektedir. Camiamızla özdeşleşen “Hak, Hukuk, Adalet”  kavramları; ülkücülerin yıllarca meydanlarda ve her platformda  haykırdığı, arzuladığı ve programladığı bir “temel hassasiyet” halini  almıştır. Adalet, oyuncak değildir. Gecikmesine mazeret üretilebilecek  türden bir basit uygulama da değildir.</p>
<p>Gündeme damgasını vuran tahliyeler, bu zafiyetin yalnızca güncel bir  emsalidir. Yakın tarihimiz, “adalet gecikmesi” vahametine çok defa,  tersinden de şahit olmuştur. Cezaevlerinde yılları heba olan, ciğerleri  iflas eden, gençliğini dört duvar arasında “Ya Sabır” çekerek yaşayan  çok sayıda ülkücü, uzun zaman sonra, hiçbir ceza almadan beraat  etmişlerdir. Ne var ki; “geciken adalet” sebebiyle düzenli bir hayat  kuramayan ve sağlığı risk altında olan çok sayıda ülkücü, beraat  edilişinin mutluluğunu dahi yaşayamamıştır.</p>
<p>Diğer bir taraftan okunduğunda ise; yüzlerce insanın kanına giren,  nice yuvalara ateş düşüren, Türkiye ve Türk Milleti düşmanı olan PKK  terör örgütü mensupları, Habur’da alelade bir çadır töreniyle  yargılanmış, basit bir asayiş sorununun dahi aşılamayacağı çabuklukla  hüküm verilmiş ve yetmiş üç milyonun gözü önünde, milletimizle dalga  geçilircesine salıverilmişlerdir. Hukuk adamlığının haysiyetiyle  örtüşmeyecek bir davranış sergilenmiş ve sözde hukukçular, teröristlerin  ayağına gidebilecek düzeyde bir karakteristik erozyonu uygulamaya  geçirmişlerdir.</p>
<p>Gündeme damgasını vuran tahliyelerin sebebi ise; yine “adalet  gecikmesi” hususundan başka bir şey değildir. On yıl boyunca neticeye  bağlanamayan davalarda, yasal düzenlemenin gerekliliği itibariyle  sanıklar tahliye edilmiş, bahaneler, mazeretler dalgalar halinde  kamuoyuyla paylaşılmıştır.</p>
<p>Hadiseyi, hiçbir bahaneyi ve savunmayı dikkate almadan  değerlendirdiğimizde, devlet ve millet düşmanları, Habur’da acele bir  usulle, çadır mahkeme ilkesizliğiyle salındığına göre bugünkü manzaranın  oluşmaması için bir çözüm geliştirmek de zor olmasa gerekirdi. Adalet  Bakanı, “şu kadar daire daha açıp bu kadar yeni yargıç daha alalım”  koşturmacasına, “yargıyı ele geçirelim” telaşesinden daha evvel de  başlayabilirdi.</p>
<p>Yüksek yargı, meseleyi iş işten geçmeden gündeme taşımalıydı.  “Başörtüsü” konusunda takındığı hatalı tutumunda dâhi keskin  açıklamalarda bulunabiliyorsa; bu konuyu da sert ve keskin bir üslupla  dillendirebilir, hükümeti yasal yahut adli tedbirler almaya  zorlayabilirdi.</p>
<p>Velhasıl, adalet gecikmez. Gecikince de mazeret üretilmez. Hükümet ve yüksek yargı; ikiniz de kabahatlisiniz.</p>
<p>Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu, ne güzel söylemiş:</p>
<p><em>Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir.<br />
Temele taş bulmak gecikebilir.<br />
Devlete baş bulmak gecikebilir.<br />
Adalet gecikmez, tez verilmeli! </em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffaruk-kelestimur-adalet-gecikmez-tez-verilmeli.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-adalet-gecikmez-tez-verilmeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arif Nihat Asya’nın vefatının 36. yılında yapılan yazılı açıklama</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-arif-nihat-asya%e2%80%99nin-vefatinin-36-yilinda-yaptigi-yazili-aciklama.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-arif-nihat-asya%e2%80%99nin-vefatinin-36-yilinda-yaptigi-yazili-aciklama.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 13:47:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Nihat Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Bayrak Şairi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2059</guid>
		<description><![CDATA[Bayrak şairi Arif Nihat Asya’yı vefatının 36. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Bayrak şairi olarak anılan Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 tarihinde, İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Yüksek Öğretmen Okulu&#8217;nda, Edebiyat bölümünü bitirdikten sonra çok sayıda vilayette edebiyat öğretmenliği yaptı. Şiirlerinde, milliyetçilik vurgusunu hisli ve etkileyici biçimde yansıttı. &#8220;Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor&#8221;, &#8220;Bayrak&#8221;, &#8220;Fetih Marşı&#8221; gibi şiirleri, Türk milletine maloldu, 7&#8242;den 70&#8242;e, insanımızın dilinden düşmedi. &#8220;Fatih&#8217;in İstanbul&#8217;u fethettiği yaştasın ifadesi, adeta deyimleşti, büyüklerin gençlere verdikleri nasihatlerin ilk cümleleri arasında yer aldı. Türk edebiyatı, naatlarla doludur. Özellikle divan şairleri içerisinde ço sayıda ismin naat kaleme aldığı bilinmektedir. Lakin Arif Nihat Asya&#8217;nın naatı, 20. yüzyıla damgasını vurmuş, Türkçe&#8217;nin muazzam bir alkışla kullanıldığı, duygulu ve coşkulu bir eser olmuştur. Bu sebepten ötürü, hala, kandil gecelerinin, Ramazan aylarının ve manevi kıymet taşıyan vakitlerin dinleneni sevilen, etkilenilen bir şiiri konumunda yer almaktadır. Arif Nihat Asya, Adana&#8217;nın kurtuluş günü, bambaşka bir ruh halini yansıtmakta ve 5 Ocak&#8217;ta adeta bayram yapmaktaydı. &#8220;Bayrak şairi&#8221; unvanını taşımasına vesile olan &#8220;Bayrak&#8221; şiirini de bu günde kaleme almıştı. Asya; yine bu günde, 5 Ocak 1975&#8242;te Ankara&#8217;da vefat etti. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bayrak şairi Arif Nihat Asya’yı vefatının 36. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bayrak şairi olarak anılan Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 tarihinde, İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Yüksek Öğretmen Okulu&#8217;nda, Edebiyat bölümünü bitirdikten sonra çok sayıda vilayette edebiyat öğretmenliği yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şiirlerinde, milliyetçilik vurgusunu hisli ve etkileyici biçimde yansıttı. &#8220;Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor&#8221;, &#8220;Bayrak&#8221;, &#8220;Fetih Marşı&#8221; gibi şiirleri, Türk milletine maloldu, 7&#8242;den 70&#8242;e, insanımızın dilinden düşmedi. &#8220;Fatih&#8217;in İstanbul&#8217;u fethettiği yaştasın ifadesi, adeta deyimleşti, büyüklerin gençlere verdikleri nasihatlerin ilk cümleleri arasında yer aldı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk edebiyatı, naatlarla doludur. Özellikle divan şairleri içerisinde ço sayıda ismin naat kaleme aldığı bilinmektedir. Lakin Arif Nihat Asya&#8217;nın naatı, 20. yüzyıla damgasını vurmuş, Türkçe&#8217;nin muazzam bir alkışla kullanıldığı, duygulu ve coşkulu bir eser olmuştur. Bu sebepten ötürü, hala, kandil gecelerinin, Ramazan aylarının ve manevi kıymet taşıyan vakitlerin dinleneni sevilen, etkilenilen bir şiiri konumunda yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Arif Nihat Asya, Adana&#8217;nın kurtuluş günü, bambaşka bir ruh halini yansıtmakta ve 5 Ocak&#8217;ta adeta bayram yapmaktaydı. &#8220;Bayrak şairi&#8221; unvanını taşımasına vesile olan &#8220;Bayrak&#8221; şiirini de bu günde kaleme almıştı. Asya; yine bu günde, 5 Ocak 1975&#8242;te Ankara&#8217;da vefat etti.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-arif-nihat-asya%25e2%2580%2599nin-vefatinin-36-yilinda-yaptigi-yazili-aciklama.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-arif-nihat-asya%e2%80%99nin-vefatinin-36-yilinda-yaptigi-yazili-aciklama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Seyyid Ahmet Arvasi’yi andı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi%e2%80%99yi-andi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi%e2%80%99yi-andi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jan 2011 18:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Ahmet Arvasi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İslam Ülküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2057</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları tarafından Seyyid Ahmet Arvasi`nin vefat yıldönümünü dolayısıyla anma programı yapıldı. Anma programının açılışına saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunmasıyla başlandı. Program Arvasi Hoca’nın hayatını anlatan kısa bir belgesel gösterimi ile başladı. Üniversiteli ve liseli Ülkücü gençler Ahmet Arvasi’nin fikirleri ve hayatından kısa alıntı metinler okuyarak, Arvasi Hoca’yı ifade ettiler.  Ahmet Arvasi’nin, Türk milliyetçiliği ve İslamiyet hakkında görüşleri anlatılarak Türk milletinin geçmişi ve geleceğini etkileri kısa anekdotlarla anlatıldı. Program ardından Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya, “Seyyid Ahmet Arvasi Hoca, Türk-İslam Ülküsü eseriyle Türk Milliyetçilerinin dünyaya bakış açısına önemli bir seyir kazandırmıştır. Ülkücü Hareket onun fikirleri ile Büyük Türkiye idealine doğru hızla yol almaktadır. Türk gençliğinin ahlaklı, faziletli iman erleri olması yönünde örnek kişiliği ve idealist fikirleri katkı sağlamıştır. Kendisini bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="../etkinlik/AntalyaOcak-Arvasianma1.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları tarafından Seyyid Ahmet Arvasi`nin vefat yıldönümünü dolayısıyla anma programı yapıldı.</p>
<p>Anma  programının açılışına saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunmasıyla  başlandı. Program Arvasi Hoca’nın hayatını anlatan kısa bir belgesel  gösterimi ile başladı.</p>
<p>Üniversiteli ve liseli Ülkücü gençler Ahmet Arvasi’nin fikirleri ve  hayatından kısa alıntı metinler okuyarak, Arvasi Hoca’yı ifade ettiler.   Ahmet Arvasi’nin, Türk milliyetçiliği ve İslamiyet hakkında görüşleri  anlatılarak Türk milletinin geçmişi ve geleceğini etkileri kısa  anekdotlarla anlatıldı.</p>
<p><img src="../etkinlik/AntalyaOcak-Arvasianma2.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Program ardından Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya,  “Seyyid Ahmet Arvasi Hoca, Türk-İslam Ülküsü eseriyle Türk  Milliyetçilerinin dünyaya bakış açısına önemli bir seyir kazandırmıştır.  Ülkücü Hareket onun fikirleri ile Büyük Türkiye idealine doğru hızla  yol almaktadır. Türk gençliğinin ahlaklı, faziletli iman erleri olması  yönünde örnek kişiliği ve idealist fikirleri katkı sağlamıştır.  Kendisini bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı  cennet olsun.” dedi.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi%25e2%2580%2599yi-andi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-seyyid-ahmet-arvasi%e2%80%99yi-andi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-6.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jan 2011 16:15:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2086</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Parti Meclis grubumuzun yeni yıldaki bu ilk toplantısına başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Sorunlarla yüklü bir yılın arkasından ulaştığımız 2011 yılının milletimize, ülkemize, demokrasimize huzur, mutluluk, istikrar ve güzellikler getirmesini diliyorum. Bu yılın, Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli ve hayati gelişmelere sahne olacağı hepinizin malumudur. Ne var ki AKP’nin dokuzuncu yılına giren iktidar döneminde çok ağır sorunların altında ezilen aziz milletimiz 2011 yılına karanlığın, korkunun ve karamsarlığın toplumun her kesimini sardığı bir ortamda girmiştir. 2011 yılında; Türkiye’nin önündeki temel sorun ve sıkıntıların hafiflemesi bir yana, şartların daha da ağırlaşacağı, Her alanda yaşanan bunalımların tahribatının katlanılamaz boyutlara ulaşacağı, Ekonomik ve sosyal sorunların daha da derinleşeceği ve, Milli birliğimizin temellerini yıkmayı amaçlayan etnik tahriklerin ve hain saldırıların hız kazanacağı görülmektedir. Bildiğiniz üzere, önümüzdeki Haziran ayında milletvekili genel seçimleri yapılacak ve sonucunda 24.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi tecelli edecektir. Aziz milletimizin iradesi sandıkta somutlaşacak ve gelecek dört yılda görev yapacak olan siyasi iktidarı belirleyecek ve tayin edecektir. Bunun yanında, muhalefet görevini de üstlenecek olan siyasi partiler belli olacak ve millet egemenliği varlığını çok şükür bir kez daha gösterecektir. 1946 yılından bu tarafa ağır aksak da olsa işleyen çok partili siyasi hayatımız; seçimlerle birlikte demokratik tercihler ve desteklerle daha da olgunlaşarak yoluna devam edecektir. İnancım bu yöndedir. Elbette milletimiz beklediği, hak ettiği huzurun ve refahın gerçekleşmesini talep etmektedir. Çatışma ve kamplaşmadan, gerilim üreten iktidar politikalarından bezmiştir. İşsizlik ve yoksulluk altında ezilen ve sefalet şartlarında hayatlarını sürdüren milyonlarca vatandaşımız hükümetin ihmalinden ve iflas etmiş politikalarından artık bıkmıştır. Fakir-fukara küçük yardımlarla avutulmaktan ve istismar edilmekten yorulmuştur. Milletimiz yapacağı seçimle iyiyi, güzeli, doğruyu, zenginliği ve güvenliği güçlü bir şekilde istediğini ortaya koyacak ve doğal olarak bu alanlardaki tarafını açıklıkla belli edecektir. AKP tarafından, cepheleşmenin ileri aşamalarına taşınmış olan toplumsal yapı seçimlerle birlikte nefes alacak ve çıkacak neticeye göre geleceğini yorumlayacaktır. Ancak önümüzde her anlamda çok zor ve sıkıntılarla dolu bir süreç vardır. Türkiye seçimlere, iktidarın neden olduğu çok ciddi bir beka sorunuyla gitmektedir. AKP’nin yürüttüğü demokratik açılım adı verilen yıkım projesinin puslu ışığı altında şımaran ve büyüyen bölücülük, önümüzdeki en önemli meseleler arasında yer almaktadır. İktidar partisiyle bölücüler arasındaki kontrollü ve planlı gerginlik, seçimler yaklaştıkça daha da artacak ve perde gerisinde anayasa taslağı için pazarlıklar kızışacaktır. Maksat Türk milletini daha çok incitmek, eziyet etmek ve son aşamada bölmektir. Bu tezgâhın bir ucunda Adalet ve Kalkınma Partisi vardır; diğer tarafında ise etnik bölücülüğün tüm unsurları yer almaktadır. Ana Muhalefet Partisi de gelişmeleri duyarsız, tepkisiz izlemekte; bir anlamda iktidarın değirmenine su taşımaktadır. Zannedersiniz ki, AKP terörle ve bölücülükle mücadele etmektedir ve milletimizin hakkını savunmaktadır. Başbakan Erdoğan’ın unuttuğu, ancak seçimler yaklaşınca birden bire hatırladığı; ‘tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak’ ifadelerinin AKP zihniyeti bakımından inandırıcılığı ve karşılığı yoktur. İktidar partisi seçim hamlesi yapmakta; aldattığı, kandırdığı milliyetçi-muhafazakâr eğilimdeki vatandaşlarımıza şirin görünmeye çalışmaktadır. Eğer bugün Türkiye; hain projelerin cirit attığı bir yer haline gelmişse; ayrışma ve bölünme endişeleri doruk noktaya çıkmışsa bunun sorumlusu köksüz Adalet ve Kalkınma Partisinden başkası değildir. Şimdi de, daha düne kadar kol kola olduğu bölücülüğün siyasetteki uzantıları ile karşıt kutuplara çekilmişler...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
document.write('<iframe id="mhptv-video" frameborder="0" height="400" width="500" src="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=256&#038;iframe=mhpvideo" scrolling="no" marginwidth="0" marginheight="0" >Tarayıcınız iFrame Desteklemiyor. Videoyu izlemek için lütfen <a href="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=256" target="_blank" >http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=256</a> adresini ziyaret ediniz.</iframe>');
// ]]&gt;</script></p>
<div style="text-align: justify;">
<p>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</p>
<p>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</p>
<p>Parti Meclis grubumuzun yeni yıldaki bu ilk toplantısına başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Sorunlarla yüklü bir yılın arkasından ulaştığımız 2011 yılının  milletimize, ülkemize, demokrasimize huzur, mutluluk, istikrar ve  güzellikler getirmesini diliyorum.</p>
<p>Bu yılın, Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli ve hayati gelişmelere sahne olacağı hepinizin malumudur.</p>
<p>Ne var ki AKP’nin dokuzuncu yılına giren iktidar döneminde çok ağır  sorunların altında ezilen aziz milletimiz 2011 yılına karanlığın,  korkunun ve karamsarlığın toplumun her kesimini sardığı bir ortamda  girmiştir.</p>
<p>2011 yılında;</p>
<p>Türkiye’nin önündeki temel sorun ve sıkıntıların hafiflemesi bir yana, şartların daha da ağırlaşacağı,<br />
Her alanda yaşanan bunalımların tahribatının katlanılamaz boyutlara ulaşacağı,<br />
Ekonomik ve sosyal sorunların daha da derinleşeceği ve,<br />
Milli birliğimizin temellerini yıkmayı amaçlayan etnik tahriklerin ve hain saldırıların hız kazanacağı görülmektedir.<br />
Bildiğiniz  üzere, önümüzdeki Haziran ayında milletvekili genel seçimleri yapılacak  ve sonucunda 24.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi tecelli edecektir.</p>
<p>Aziz milletimizin iradesi sandıkta somutlaşacak ve gelecek dört  yılda görev yapacak olan siyasi iktidarı belirleyecek ve tayin  edecektir.</p>
<p>Bunun yanında, muhalefet görevini de üstlenecek olan siyasi partiler  belli olacak ve millet egemenliği varlığını çok şükür bir kez daha  gösterecektir.</p>
<p>1946 yılından bu tarafa ağır aksak da olsa işleyen çok partili siyasi  hayatımız; seçimlerle birlikte demokratik tercihler ve desteklerle daha  da olgunlaşarak yoluna devam edecektir.</p>
<p>İnancım bu yöndedir.</p>
<p>Elbette milletimiz beklediği, hak ettiği huzurun ve refahın gerçekleşmesini talep etmektedir.</p>
<p>Çatışma ve kamplaşmadan, gerilim üreten iktidar politikalarından bezmiştir.</p>
<p>İşsizlik ve yoksulluk altında ezilen ve sefalet şartlarında  hayatlarını sürdüren milyonlarca vatandaşımız hükümetin ihmalinden ve  iflas etmiş politikalarından artık bıkmıştır.</p>
<p>Fakir-fukara küçük yardımlarla avutulmaktan ve istismar edilmekten yorulmuştur.</p>
<p>Milletimiz yapacağı seçimle iyiyi, güzeli, doğruyu, zenginliği ve  güvenliği güçlü bir şekilde istediğini ortaya koyacak ve doğal olarak bu  alanlardaki tarafını açıklıkla belli edecektir.</p>
<p>AKP tarafından, cepheleşmenin ileri aşamalarına taşınmış olan  toplumsal yapı seçimlerle birlikte nefes alacak ve çıkacak neticeye göre  geleceğini yorumlayacaktır.</p>
<p>Ancak önümüzde her anlamda çok zor ve sıkıntılarla dolu bir süreç vardır.</p>
<p>Türkiye seçimlere, iktidarın neden olduğu çok ciddi bir beka sorunuyla gitmektedir.</p>
<p>AKP’nin yürüttüğü demokratik açılım adı verilen yıkım projesinin  puslu ışığı altında şımaran ve büyüyen bölücülük, önümüzdeki en önemli  meseleler arasında yer almaktadır.</p>
<p>İktidar partisiyle bölücüler arasındaki kontrollü ve planlı  gerginlik, seçimler yaklaştıkça daha da artacak ve perde gerisinde  anayasa taslağı için pazarlıklar kızışacaktır.</p>
<p>Maksat Türk milletini daha çok incitmek, eziyet etmek ve son aşamada bölmektir.</p>
<p>Bu tezgâhın bir ucunda Adalet ve Kalkınma Partisi vardır; diğer tarafında ise etnik bölücülüğün tüm unsurları yer almaktadır.</p>
<p>Ana Muhalefet Partisi de gelişmeleri duyarsız, tepkisiz izlemekte; bir anlamda iktidarın değirmenine su taşımaktadır.</p>
<p>Zannedersiniz ki, AKP terörle ve bölücülükle mücadele etmektedir ve milletimizin hakkını savunmaktadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın unuttuğu, ancak seçimler yaklaşınca birden bire  hatırladığı; ‘tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak’  ifadelerinin AKP zihniyeti bakımından inandırıcılığı ve karşılığı  yoktur.</p>
<p>İktidar partisi seçim hamlesi yapmakta; aldattığı, kandırdığı  milliyetçi-muhafazakâr eğilimdeki vatandaşlarımıza şirin görünmeye  çalışmaktadır.</p>
<p>Eğer bugün Türkiye; hain projelerin cirit attığı bir yer haline  gelmişse; ayrışma ve bölünme endişeleri doruk noktaya çıkmışsa bunun  sorumlusu köksüz Adalet ve Kalkınma Partisinden başkası değildir.</p>
<p>Şimdi de, daha düne kadar kol kola olduğu bölücülüğün siyasetteki  uzantıları ile karşıt kutuplara çekilmişler ve taktik gereği olarak  karşılıklı söz düellosuna tutuşmuşlardır.</p>
<p>Ancak milletimiz bu defa AKP’nin çirkin yüzünü kapatan makyajlara  kanmayacak ve demokrasinin er meydanı olan sandıkta sırtını yere  serecektir.</p>
<p>AKP’nin gerginlik üzerinden planlandığı politikaları artık başak vermeyecek ve iktidara nasıl geldiyse öyle gidecektir.</p>
<p>Değerli Milletvekilleri,</p>
<p>Sekiz yılı geride bırakan ve dokuzuncu yılına giren AKP iktidarının hesaba çekilmesi inşallah bu yıl gerçekleşecektir.</p>
<p>İktidar yandaşlarının devlet kaynaklarını yolsuzluk ve hırsızlıkla  talan etmelerine, yapılacak olan seçimlerle dur demek söz konusu  olacaktır.</p>
<p>Demokrasinin kurum ve kurallarıyla işlemesi, ayar ve ölçüleri kaçan  siyasi yapıyı önümüzdeki süreçte eski dengesine tekrar kavuşturacak,  milletimizin çözüm bekleyen sorunları birer birer ele alınabilecektir.</p>
<p>Biz buna talibiz ve Türkiye’ye her iddia sahibi siyasi partilerden  daha fazla hizmet etmek; gece demeden, gündüz demeden çalışmak için  milletimizin desteğini ve yetkilendirmesini istiyoruz.</p>
<p>Bugün maalesef iyi yönetilmeyen, üstelik problemleri çoğalmış ve yayılmış bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız.</p>
<p>Bunlar yetmiyormuş gibi Türk milletinin ve devletinin aşağılık  projelerle dağılmanın ve parçalamanın eşiğine kadar getirildiğine şahit  oluyoruz.</p>
<p>İşte bu tehlikeli ortamda milletimizin geleceği hakkında yapacağı  tercih ve seçim bir kez daha varlığını gösterecek ve kesin hüküm ortaya  çıkacaktır.</p>
<p>Demokrasinin yol göstericiliğinde yapılacak olan seçimle birlikte;</p>
<p>Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün sağlanıp sağlanamayacağı,<br />
Sarsılan kardeşlik bağının tesis edilip edilemeyeceği,<br />
Bölücülüğün ve kanlı terörün kökünün kurutulup kurutulamayacağı,<br />
Yolsuzluğun ve yoksulluğun hesabının sorulup sorulamayacağı,<br />
Kriz, kargaşa ve kaosun bitip bitmeyeceği,<br />
Çatışma ve istismar politikalarının sona erip ermeyeceği<br />
İşsizliğin, gelir dağılımındaki adaletsizliğin son bulup bulmayacağı,<br />
Hayalci ve teslimiyetçi dış politikanın devam edip etmeyeceği netlik kazanacak ve her şey berrak bir biçimde açığa çıkacaktır.<br />
Türk milleti geride kalan yılların ağır faturasını, bu seçimde iktidar partisinin önüne teker teker koyacaktır.</p>
<p>Ve kendisine yönelik oyunların ve senaryoların içinde olan AKP hükümetine hak ettiği dersi de mutlaka verecektir.</p>
<p>Demokrasinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi halinde, siyasetin akışı  ve ilerleyişi değişecek, özellikle milletimizin tercih ve müdahalesiyle  Türkiye girdiği karanlık tünelden çıkacaktır.</p>
<p>Bu kapsamda, üzerinde dikkatlice düşünmemiz gereken bir konu daha vardır.</p>
<p>Her iktidarın yıllar geçtikçe yozlaştığı ve heyecanını kaybettiği bir gerçektir.</p>
<p>Bu itibarla, ufku daralan, yapacakları biten ve takati kalmayan  hükümetlerin yerine daha dinamik ve hazırlıklı hükümetlerin gelmesi  demokrasinin doğası gereğidir.</p>
<p>Açıklıkla söylemeliyiz ki, iktidar değişimi ihtimalinin olmadığı ülkelerde demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.</p>
<p>Bu haliyle demokrasi her siyaset anlayışına hükümet etme umudu  kazandırır ve buna ulaşmak için gerekli vasıtaları da herkese eşit  olarak sunar.</p>
<p>Demokratik prensiplerin hüküm sürdüğü bir sistemde, iktidarda  bulunanlarla muhalefette yer alanlar sürekli yer değiştirirler. İşin  doğası böyledir.</p>
<p>Aksi takdirde adına demokrasi denilen; gerçekte ise otoriter yönetimlerin vasat bulduğu bir yapı belirecektir.</p>
<p>Bütün hatasına, yanlışına ve kötü idaresine rağmen iktidarın  mağduriyet alanına sığınıp el değiştirmeden sürmesi, demokrasinin  alanını daraltacak ve ilkelerini zedeleyecektir.</p>
<p>Bu şartlar altında AKP hükümetinin üçüncü dört yılda da ülkeyi  yöneteceğini iddia etmek ve hatta temenni etmek demokrasinin sunduğu  çarelere duyarsız kalmaktır ve alternatifleri dışlamak anlamına  gelecektir.</p>
<p>AKP hükümeti yetersiz kalmıştır ve ülkemizi karanlığın içine çekmiştir.</p>
<p>Bu iktidar zamanında milletimiz dağılmanın, devletimiz parçalanmanın sınırına dayanmıştır.</p>
<p>Ekonomi batmış, ahlak çökmüş, değerler erozyona uğramış, Türklük hiç muhatap olmadığı hakaretlere maruz kalmıştır.</p>
<p>Türkçe saldırıya uğramış, ikinci dilin kamusal alanda kullanılması ve  eğitim dili olmasının alt yapısı devlet eliyle oluşturulmuştur.</p>
<p>Toplumun her kesimi iktidarın politikalarından şikâyetçi hale gelmiştir.</p>
<p>Sırf bu sıraladığım hususlar dahi başlı başına bir iktidarın değişmesi için yeterlidir.</p>
<p>AKP hükümetinin enerjisi bitmiş, dermanı tükenmiş, tahammülsüz bir  ruh hali içinde kendi kendini yemeye başlayan siyasal bir garabete  dönüşmüştür.</p>
<p>Sorunları çözememiş, dertlere deva olmamış, özlemleri dindirememiş ve sofralardaki ekmeği büyütememiştir.</p>
<p>Bir iktidarın değişmesi için yeter ve gerek şartların hepsi oluşmuş, sıra bunun sandıkta gösterilmesine gelmiştir.</p>
<p>Bu kapsamda olmak üzere, son zamanlarda AKP lehine estirilmek istenen  suni rüzgârın ve bu partiye ait servisi yapılan yüksek oy oranlarının  hiçbir doğruluğu ve gerçekliği yoktur.</p>
<p>Kamuoyu oluşturulmasına dönük bu çabaların önümüzdeki genel seçimlerde yeniden bir AKP iktidarı çıkarmaya matuf olduğu açıktır.</p>
<p>Üstelik insaf ve vicdan tanımayan, ahlaken de çok sorunlu olan bu  girişimlerin, partimizin muazzam gücünü küçültmek gibi bir amaca da  hizmet ettiği aşikârdır.</p>
<p>Zira AKP’nin kurguladığı ihanet projelerinin sonuç alması ve  bölücülerle ile girdiği işbirliğinin meyvelerini toplayabilmesi için  Milliyetçi Hareket’in zayıflaması gerekmektedir.</p>
<p>MHP’nin güç kaybettiği yalanını sürekli pompalayan yozlaşmış AKP  hükümetinin; bizden devşirmeyi planladığı oylarla Türkiye’yi bölmek ve  etnik temelde ayrıştırmak için yeni bir dört yıla ihtiyaç duyduğu  anlaşılmaktadır.</p>
<p>Ve üniter yapıyı bozmak ve Türklüğün dışlanacağı yeni bir anayasa  yazmak için AKP’nin gelecek dört yıl daha iş başında olması  hedeflenmektedir.</p>
<p>PKK açılımının, Türkiye’nin temelini dinamitleyebilmesi için AKP’nin varlığına ihtiyaç vardır.</p>
<p>Türk milletinin etnik öbeklere ayrılarak yok olmasını iştahla  bekleyen iç ve dış mihraklar AKP’nin dört yıl daha yıkım işine devam  etmesini istemektedir.</p>
<p>Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı seçimleri için şimdiden hazırlık içine  giren Recep Tayyip Erdoğan; önümüzdeki genel seçimleri de kendisi için  bir dönüm noktası olarak görmektedir.</p>
<p>Bilinmelidir ki Başbakanlığı yozlaştıran, değersizleştiren ve işgal  ettiği makamı milletimizin hayrına kullanmayan bu zihniyet Çankaya  yokuşunda soluksuz, aciz ve bitmiş bir halde kalacaktır.</p>
<p>Milletimizin iradesine saygısızlık edercesine siyaset plan ve dizaynı  bir sonuç vermeyecek ve AKP iktidarı egemenliğin asıl sahibinden  gecikmiş olan şamarı mutlaka yiyecektir.</p>
<p>AKP’nin milli duyguları siyasi malzeme yapması sonuç vermeyecek, Türk milleti bu ikiyüzlülüğe aldanmayacaktır.</p>
<p>Önümüzdeki genel seçimde; zalimin azı dişi sökülecek, bölücünün  uzayan eli kesilecek, ihanetin beli kırılacak ve iki dilli hayat talebi  kursaklarda kalarak özerklik fitnesinin hayalleri kararacaktır.</p>
<p>Bunlara yol açan, kapı aralayan, teşvik eden, destek olan iktidar  partisi AKP’nin de defteri dürülecek ve hesap vermek üzere Yüce Divan  yolu ardına kadar açılacaktır.</p>
<p>Değerli Milletvekilleri,</p>
<p>Yeni yılın bu ilk günlerinde, geride kalan yılların miras bıraktığı  ve sürekli ivme kazanan tehdit ve tehlikeler üzerinde özenli bir şekilde  durmak gerekmektedir.</p>
<p>Bunlardan birinci derecede sorumlu olan da AKP iktidarından başkası değildir.</p>
<p>Özellikle sahibi ve uygulayıcısı AKP olan yıkım projesi sonucunda;  Türk milletinin bin yıllık kardeşlik duygusu travma geçirmiş, alt etnik  kimlik grupları seferber olmuş ve Türkiye bölücülüğün çıkmaz sokağına  hapsedilmiştir.</p>
<p>İki dilli hayat taleplerinin yaygınlaşması, bazı belediyelerde ikinci  dilin kullanılmasının önünün açılması, resmi işlemlerin Türkçe  dışındaki mahalli bir dilde yapılması esasında PKK açılımının bir  sonucudur.</p>
<p>İlaç kupürlerinin hazırlanmasında, nikâh işlemlerin yapılmasında,  camideki vaazların ya da sağlık işlemlerinin yürütülmesinde ve  tabelaların yazımında Türkçe dışında başka bir dilin kullanılması Türk  milletini etnik ayrışmanın eşiğine kadar getirecektir.</p>
<p>Bununla birlikte iki dilli eğitim ısrarları neticesinde, anaokulundan  üniversiteye kadar mahalli ölçekte kalması gereken bir dilin devreye  girmesi, Allah korusun birliğimizi ve bütünlüğümüzü tamamen ortadan  kaldıracaktır.</p>
<p>Kültürümüzün öğrenildiği, değerlerimizin öğretildiği; örflerimizin,  adetlerimizin ve ülkülerimizin verildiği yer eğitim sistemidir.</p>
<p>Milletimizi bir arada tutan, birlikte yaşamasına zemin hazırlayan,  vatandaşlarımız arasında ortak duygu, bilinç ve hislerin oluşmasına yol  açan da yine eğitim sistemidir.</p>
<p>Eğer farklı okullarda ve farklı lisanlarda eğitim verilecek olunursa;  unutulmasın ki bizi biz yapan, milletimizi bir araya getiren, müşterek  idealler etrafında toplayan ne varsa yıpranacak, içi boşalacak ve bir  anlam ifade etmeyecektir.</p>
<p>Bugün, iki dilli hayatın; yasa ve kural tanımadan uygulanmaya  geçildiği birileri tarafından söyleniyorsa, bu eşkıyalığın ve  başkaldırının cesaretlendiricisi kesinlikle Adalet ve Kalkınma  Partisi’dir.</p>
<p>Bu çerçevede olmak üzere, TRT Şeş’i açan ve faaliyete geçiren AKP hükümetidir.</p>
<p>Siyasi partilerin propaganda çalışmaları esnasında başka bir dili  kullanmalarının önünü açma girişimi ve çabası yine AKP hükümeti  tarafından gösterilmiştir.</p>
<p>Nitekim Başbakan Erdoğan ve hükümetinin ikinci dil isteklerine karşı  müsamahakâr tavırları, siyasi taktik icabı takındıkları hoş görülü  tutumları hepimizin bildiği gerçekler arasındadır.</p>
<p>AKP hükümetinin affı mümkün olmayan gafleti ve hıyanete uzanan  yanlışları neticesinde; siyasi bölücülük kimlik taleplerini  yoğunlaştırmış ve sözüm ona kitleselleştirmek için durmadan uğraş  vermiştir.</p>
<p>Bölücü terörün mesafe alması için önündeki bütün pürüzler bizatihi  hükümet eliyle kaldırılmış ve dağdaki canilerin rahat hareket  etmelerinin yolu açılmıştır.</p>
<p>Bu şartlar altında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ve burada  alınan kararlar yeni bir oyalama sürecinin hayata geçtiğini  göstermiştir.</p>
<p>Tek devlet, tek bayrak, tek millet ve tek vatana dönük vurgular  yalnızca sözde kalmış ve ufukta görünen seçim sandığı nedeniyle bir AKP  manevrası olduğuna dönük izlenimlerimizi kuvvetlendirmiştir.</p>
<p>Söz konusu Kurul bildirisinde ifade edilen; “halkımızın her zaman  ortaya koyduğu, kardeşlik ve huzur içinde bir arada yaşama  kararlılığının Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve beraberliğinin en güçlü  teminatı olduğu”yla ilgili kararlılık beyanları havanda su dövmekten  başka bir manaya gelmemiştir.</p>
<p>Bir defa, milletimizin birlikte kardeşçe yaşamasına karşı sergilenen  kötülüğün ve verilen tahribatın müsebbibi Milli Güvenlik Kurulu  sıralarında oturan AKP hükümetidir.</p>
<p>Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve toplumsal  barışı uygulamaya koydukları yıkım projesiyle sarsan Başbakan Erdoğan ve  hükümeti olmuştur.</p>
<p>Tahriklerin önünü açan, bölücü taleplerin azmasına kapı aralayan şüphesiz yine AKP zihniyetinden başkası değildir.</p>
<p>Sonuçsuz ve samimiyetten yoksun Kurul kararlarının göz boyamak ve  milletimizin milli hislerini istismar etmek için kurgulandığı açıktır.</p>
<p>Nitekim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçtiğimiz yılın son günlerinde  gerçekleştirdiği Diyarbakır gezisi ve ortaya çıkan vahim ve ibretlik  gelişmeler bize başka bir fikir vermemiştir.</p>
<p>Milli Güvenlik Kurulu kararları arasında Türkçenin öne çıkarılması,  Sayın Cumhurbaşkanı’nın karşılama törenleri sırasında pankartlarda ve  afişlerde Türkçe dışındaki bir dilin kullanılmasıyla çiğnenmiş ve  anlamsız bir hale getirilmiştir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada ise, Diyarbakır  Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan ziyaretin ne öncesinde ne de ziyaret  sırasında iki dilli tabelaya rastlanılmadığı ifade edilmiştir.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü karşılama törenleri esnasında; Türkçe  afişlerin yanında mahalli dilin de yazıldığı pankartların görülmediği  yönündeki sözlerin bizim açımızdan hiçbir hükmü yoktur.</p>
<p>Bu konuda 30 Aralık 2010 tarihinde yaptığımız basın açıklamasında  dile getirdiğimiz görüşlere üzüldüğünü söyleyerek Diyarbakır Büyükşehir  Belediyesinin iki dilli hizmet konusundaki uygulamalarını gizlemeye  çalışan Sayın Cumhurbaşkanı’na şu gerçekleri Türk milletinin önünde  hatırlatmak ve kendisinden açıklama beklediğimizi belirtmek isterim.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı’na ilk tavsiyemiz her şeyden önce Diyarbakır belediyesinin resmi internet sitesine bakmasıdır.<br />
Diyarbakır Belediyesi’nin resmi internet sitesi Türkçe ve Kürtçe iki dillidir.</p>
<p>Belediye hizmet birimleri Kürtçe ve Türkçe isimlerle sitede yer almaktadır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyareti de resmi sitede iki dilli yansıtılmıştır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Gül, Diyarbakır Belediyesi’ni ziyaretinde, Belediye  reklam panolarında Kürtçe ve Türkçe yazılı hoş geldiniz afişleriyle  karşılanmıştır.<br />
PKK’nın şehir yapılanması KCK, İmralı canisinin talimatıyla Diyarbakır Belediyesi’nde eş başkanlık uygulaması başlatmıştır.<br />
Teröristbaşının  atadığı eş başkan Cumhurbaşkanı Gül’ü Belediye’ye gelişinde karşılayan  resmi teşrifat ekibi arasında yer almıştır.<br />
Diyarbakır Belediye  Meclisi kararı ile 97 yerleşim biriminin trafik tabelalarına iki dilli  isim yazılması kararlaştırılmış, Valiliğin itirazı üzerine mahkemenin  yürütmeyi durdurma kararı almış olmasına rağmen iki dilli tabelalar  Sayın Cumhurbaşkanı’nın ziyareti sırasında da kaldırılmamış olup bugün  de yerinde durmaktadır.<br />
Diyarbakır Belediyesi su ve kanalizasyon idaresi 2011 yılında su faturalarının Kürtçe basılması kararı almıştır.<br />
Aynı  şekilde Diyarbakır Belediyesi nikâh, imar, su, kanalizasyon, ulaşım,  temizlik, zabıta, acil yardım, ambulans, defin, turizm, gençlik, spor,  meslek kursları, sosyal hizmetler, kültür ve sanat hizmetleri  alanlarında da Türkçe ve Kürtçe’nin bir arada kullanılmasını, belediyeye  ait toplu taşıma araçlarında güzergâhı gösteren tabelalarda yerleşim  birimlerinin Kürtçe isimlerinin yazılmasını kararlaştırmıştır.<br />
Diyarbakır Belediye başkanı şehrin tüm girişlerine Türkçe ve Kürtçe hoş geldiniz tabelaları asacaklarını açıklamıştır.<br />
Bunun yanı sıra, imar planına açılan yeni yerleşim birimlerine Kürt tarihini hatırlatan isimler vereceklerini de belirtmiştir.</p>
<p>Belediye Meclisi’nin yeni isimleri kabul etmesiyle cadde ve sokaklara iki dilli tabelalar asılacaktır.</p>
<p>Devlete, Anayasaya ve kanunlara meydan okuyarak fiili durum yaratmayı  amaçlayan bu kararlar Sayın Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır ziyaretinden  kısa bir süre önce Aralık 2010’un ikinci yarısında alınmıştır.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı bütün bunları bilerek bu belediyeyi ziyaret etmiştir.</p>
<p>Bu bakımdan Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki tespit ve eleştirilerimizden üzüntü duymasına gerek bulunmamaktadır.</p>
<p>Üzüntü ve endişe duyulacak bir durum varsa, bu da Sayın  Cumhurbaşkanı’nın etnik bölücülere cesaret ve meşruiyet kazandıracak  fiiller içine girmesi, bunun sonucu Cumhurbaşkanlığı makamının yara  almış olmasıdır.</p>
<p>Belediyeler kamu tüzel kişileridir. Belediye hizmetleri de kamu hizmetidir.</p>
<p>Bu durumda belediye hizmetlerinde resmi dil olan Türkçe’nin kullanılması zarureti tartışmaya açık değildir.</p>
<p>Cumhurbaşkanı’nın başkanı olduğu Milli Güvenlik Kurulu’nun 2010  yılının son toplantısından sonra yapılan açıklamada “Türkiye  Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmeye  yönelik hiçbir girişimin kabul edilemeyeceğinin bilinmesi gerektiğine  dikkat çeken” ifadelere herkesten önce Sayın Cumhurbaşkanı’nın uyması ve  saygı göstermesi gerekli ve kaçınılmazdır.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Gül iki dilli belediye hizmet uygulamasının birçok  örneğini sergileyen ve bölücülüğün odağı haline gelen Diyarbakır  belediyesini ziyaret ederken bunu unutmuştur.</p>
<p>Bunun sonucu Milli Güvenlik Kurulu bildirisi bizzat Cumhurbaşkanı tarafından delinmiş, sıfırlanmış ve hükümsüz hale gelmiştir.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı yukarıda sıraladığımız gerçekler ve haklı  endişeler ve görüşlerimiz karşısında neden rahatsız olmakta, neyi  üzüntüyle karşılamaktadır?</p>
<p>Ortada üzülecek, rahatsız olunacak bir şey varsa, o da Cumhurbaşkanı  Gül’ün devletin başı sıfatıyla Diyarbakır’da sergilediği tutum ve  davranışlardır.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır’da sivil toplum temsilcileriyle  yaptığı toplantıda dile getirdiği ve basına da yansıyan bazı beyanlarını  çok vahim bulduğumuzu açıkça ifade etmek isterim.</p>
<p>Bu çerçevede, 2 Ocak 2011 günkü basında yer alan Sayın  Cumhurbaşkanı’nın “ha diyince olmuyor, kullandığımız dile dikkat edelim,  toplumun diğer kesimlerini rahatsız etmeden, hazmettirerek sürecin  işlemesi lazım” sözleri üzerinde herkes çok iyi düşünmelidir.</p>
<p>Bu sözlerin anlamı açıktır:</p>
<p>√       Sayın Cumhurbaşkanı etnik bölücülerin taleplerinin bir anda karşılanamayacağını,</p>
<p>√       Her şeyin bir sırası ve zamanı olduğunu,</p>
<p>√       Türk milletinin sindirim ve hazım sorunu yaşayacağını bu  sürecin hazmettire hazmettire, alıştıra alıştıra ilerletilebileceğini  söylemektedir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın da 2009 yılında PKK açılımı konusunda ABD’de  yaptığı bir konuşmada aynı kelimeleri kullanarak hazım sürecinden  bahsettiği hatırlanırsa, PKK açılımında Sayın Cumhurbaşkanı ve  Başbakan’ın niyet ve amaç birliğinin ötesinde eylem birliği içinde  oldukları kendi ifadeleriyle ve bütün yönleriyle ortaya çıkmış  olacaktır.</p>
<p>Ankara’da Türkçe diyen Sayın Cumhurbaşkanı, bu sözlerini  Diyarbakır’daki tutum ve davranışlarıyla boşa çıkarmış ve devletin  itibarını deyim yerindeyse yerlere sermiştir.</p>
<p>Bu gelişmeler ışığında; Cumhurbaşkanlığı yeminde ifade edilen  hususlara riayet edilmemiş ve vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü  konusunda hassasiyet gösterilmemiştir.</p>
<p>Merakımız yanı başında sallandırılan afişlerdeki farklı bir dili fark  edemeyecek kadar gerçeklerden kopan birisinin; ettiği yemine bağlı  kalarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini bundan sonra nasıl  koruyacağıdır.</p>
<p>Ancak bilinmelidir ki; Milliyetçi Hareket Partisi var olduğu müddetçe  milletimizin dağılmasına yönelik beyhude girişimlerin sonuç vermesi,  Türkçe’nin zayıflatılması ve Türk kimliğinin yok edilmesi asla mümkün  olamayacaktır.</p>
<p>Daha önce defalarca söylediğimiz gibi; biz herkesin ana diline saygı  duyuyoruz ve konuşulmasında, kamusal alana çıkmaması ve eğitim dili  olmaması kaydıyla bir sakınca da görmüyoruz.</p>
<p>Bugünkü süreçte millet bütünlüğünü parçalayıcı bir özellik taşıyan  açılım denilen yıkım sürecinin acı ve vahim seyri ülkemizi bir felakete  sürüklemektedir.</p>
<p>Cumhurbaşkanı’nın beyanlarını, hükümetin inşa ettiği sonu meçhul  karanlıklar ve tuzaklarla dolu gidişatı bir de bu zaviyeden  değerlendirmek gerekmektedir.</p>
<p>Bu itibarla sorumluluk mertebesinde bulunanların söz ve  davranışlarıyla anayasa suçu işlediklerinin farkına varmaları kendi  hayırlarına olacaktır.</p>
<p>Türk’ü, Türkçeyi, Türk milletini; siyasi fantezileri uğruna  değersizleştirmeye, küçültmeye ve içini boşatmaya çalışanları emin olun  ki ne millet ne de yüce Allah affedecektir.</p>
<p>Böylesi bir alçalmanın içinde olanlardan hesap sormak da bizim en  öncelikli görevimizdir ve bu milli görevi yerine getireceğimizden de hiç  kimsenin kuşkusu olmamalıdır.</p>
<p>Muhterem Milletvekilleri,</p>
<p>Türkiye çalkantılı ve kırılgan bir dönemden geçmektedir.</p>
<p>Siyasi hayatımızdaki açmazlar ve bunalımlar, elbette ekonomideki  gelişmelere de yansımakta ve geleceğe dönük iyimser beklentileri tahrip  etmektedir.</p>
<p>Hali hazırda vatandaşlarımızın en büyük sorunu geçim zorluğudur ve ne  yazık ki hükümetin gündeminde bununla mücadele edecek bir niyet  bulunmamaktadır.</p>
<p>Kriz fırtınasından ağır darbe yemiş olan ve her tarafından dökülen  ekonomik sistem bir türlü ayağa kalkamamış, aş ve iş üretememiştir.</p>
<p>Bununla birlikte hükümetin geliştik, büyüdük ve zenginleştik  iddialarının vatandaşlarımız nezdinde hiçbir önemi ve kıymeti  olmamıştır.</p>
<p>Geride kalan yıl içinde yine işsizlik en büyük sorun olmuş, yoksulluk  ve gelirsizlik bir sel gibi her tarafı etkisi altına almıştır.</p>
<p>Sıcak para sahipleri geçtiğimiz yılda da çok kazanmışlar ve elde ettikleri karlarını ülke dışına çıkarmışlardır.</p>
<p>En son açıklanan dış ticaret rakamları, ihracattaki artışın ithalatın gölgesinde kaldığını göstermiştir.</p>
<p>Nitekim Kasım 2010’da yıllık bazda ihracat artışı yüzde 6 düzeyinde kalırken, ithalat yüzde 35,7 oranında yükselmiştir.</p>
<p>Ayrıca mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre 2009  yılının Kasım ayına göre ihracat yüzde 2,5 düşmüş, ithalat ise yüzde 5,1  artış göstermiştir.</p>
<p>İhracattaki temponun yavaşlamasının iç ve dış piyasalardaki olumsuzluklarla yakından ilgisi olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p>Bu itibarla Başbakan Erdoğan’ın 29 Aralık 2010 tarihli ‘Ulusa  Sesleniş’ konuşmasında dile getirdiği; ‘ihracatta tarihi rekorlar elde  edildi’ sözleri gerçeği yansıtmamaktır.</p>
<p>İthalat ve ihracat arasındaki makas iyice açılmış; 2009 yılında kriz  nedeniyle yüz milyar doların altına gerileyen ihracat geçtiğimiz Kasım  ayında bu miktarın az da olsa üstüne çıkmıştır.</p>
<p>Bu kapsamda, 2009 yılında 39 milyar dolar olan dış ticaret açığı, 2010 yılı Kasım ayında 68 milyar dolara ulaşmıştır.</p>
<p>Dış ticaret açığının çoğalması doğal olarak ithalat artışından  kaynaklanmış ve ülkemiz yeniden cari açığa dayalı bir büyüme sürecinin  içine hapsedilmiştir.</p>
<p>Sıcak paraya dayalı ve bağımlı ekonomik büyüme işsiz kardeşlerimizin  ve evine ekmek götürme çabasında olan yoksul vatandaşlarımızın  umutlarını yok etmiş ve hayallerin sönmesine neden olmuştur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın her fırsatta gündeme taşıdığı sözde yüksek büyüme  oranı, ekonominin güçlenmesine vesile olamamış ve yaygınlaşan problem  alanlarını azaltmamıştır.</p>
<p>Geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde yüzde 11,8 olan ekonomi büyüme,  ikinci çeyrekte yüzde 10,2, üçüncü çeyrekte ise yüzde 5,5 oranında  gerçekleşerek sürekli azalan bir seyir izlemiştir.</p>
<p>2009 yılında yüzde 6 oranında olan ekonomik büyümenin, 2010 yılında  yüzde 6 ile yüzde 8 arasında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.</p>
<p>Takdir edersiniz ki, inişli ve çıkışlı bir patika izleyen büyüme  oranının mevcut haliyle, insanımızın refahına olumlu bir katkıda  bulunması söz konusu olmayacaktır.</p>
<p>AKP iktidarı yönetimindeki ekonomi politikaları, vatandaşımızın cebine daha fazla para girmesine yol açmamıştır.</p>
<p>Üniversite mezunu gençlerimizin iş bulmaları neredeyse hayal olmuştur.</p>
<p>Çiftçimiz, esnafımız, işçimiz, memurumuz ve emeklimiz huzura ve rahata ne hazindir ki ulaşamamıştır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın her konuşmasında 2002 şartlarıyla bugünü karşılaştırması da insanımızın karnını doyurmamıştır.</p>
<p>Milletimiz istatistikî bilgileri değil, bereket ve bolluk artışının sağlanmasını beklemektedir.</p>
<p>İnsanı dışlayan ve sosyal kaygıları gözetmeyen ekonomi  politikalarının hiç kimsenin yararına ve lehine bir sonuç ortaya  çıkarmayacağı bugün net olarak anlaşılmış durumdadır.</p>
<p>Kredi kartı sorunlarının arttığı, tüketici kredilerindeki batağın  fazlalaştığı, gıda fiyatlarındaki zammın çoğaldığı, iflasların ve  feryatların yükseldiği, işsizliğin alev topu gibi yaktığı bir ekonomik  sistemin iyi işlediğini iddia etmek için ya şuursuz ya da devlet  kaynaklarını sömüren iktidar yandaşı olmak gerekecektir.</p>
<p>Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın içi boş iyimser mesajları ve pembe tablolar çizen sözleri aldatmadır, yalandır ve kandırmacadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan sahte bahar havası estirmek ve toplumun her kesimini manipüle etmek için her yolu denemektedir.</p>
<p>Mesela çiftçilerimiz biriken borçlarından dolayı kritik bir noktaya  gelmişken, Başbakan’ın Ziraat Bankası faiz oranlarının indirilmesiyle  ilgili müjde vermesi trajik komik bir durumdur.</p>
<p>1 Ocak 2011’den itibaren tarımsal kredi faiz oranının yüzde 13’den  yüzde 10’a çekilmesi yerindedir, ancak çiftçilerimizin meselesi tek  başına bu değildir.</p>
<p>Karşımızda, borç faizini düşürerek çiftçimizin yüzünün güleceğini düşünen bir Başbakan portresi bulunmaktadır.</p>
<p>Bu zihniyetin nedense aklına, çiftçilerimizin bankalara, tarım kredi kooperatifine dağ gibi biriken borçları gelmemektedir.</p>
<p>Haciz kıskacında bunalan, ürünü para etmeyen, ektiğini dahi alamayan üretici kardeşlerimiz AKP iktidarının gündeminde yoktur.</p>
<p>Takipteki tarımsal kredilerin tüm bankacılık sektörü içindeki payı bu  hükümet döneminde yükselmiş ve yüzde 4,13’ten, yüzde 5,14’e çıkmıştır.</p>
<p>Üzülerek ifade etmeyim ki, çiftçimiz borçlarının ağırlığı altında ömür tüketmektedir.</p>
<p>Traktör ipotekli, mazot ateş pahası, gübre zamlı ve ürün maliyetleri almış başını gitmiştir.</p>
<p>Bu şartlar altında tarımsal kredi faizlerinin düşürülmesinin hiçbir anlamı olmayacaktır.</p>
<p>Alacaklılar deyim yerindeyse çiftçimizin şapkasına dahi gözlerini dikmişlerdir.</p>
<p>Perişanlık diz boyudur ve kış aylarında çayı dahi veresiye içen,  pazara ayda bir giden çiftçi kardeşlerimizin hali içler acısıdır.</p>
<p>Eğer buna sevinen varsa, böylesi bir kendini bilmezliğin hesabını sormak da bizim boynumuzun borcu olacaktır.</p>
<p>Aynı şey esnafımız ve sanayicimiz için de geçerlidir.</p>
<p>Başbakan’a göre bankadan borçlanmak bir gelişmedir ve  vatandaşlarımızın iliklerine kadar faiz batağına saplanmaları yerinde  bir uygulamadır.</p>
<p>Bu devran Allah’ın izniyle Haziran ayında bitecektir.</p>
<p>Muhterem çiftçi kardeşlerimizin, değerli esnaflarımızın elleri AKP iktidarının yakasında olacaktır.</p>
<p>Bu yılın ilk altı ayında yüzde 4 maaş zammı alacak olan ve enflasyon  farkından kaynaklanan küçük zam farklarıyla avutulan memurlarımız AKP  hükümetine gününü mutlaka gösterecektir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’nin güçlü iktidarında ise herkesin sorunu  çözülecek, ekonomik problemler son bulacak ve refah her haneye yağmur  gibi yağacaktır.</p>
<p>Son olarak şunu söylemeliyim ki; Türkiye’nin; içinden geçtiği yüksek  gerilimi uzun süre taşıyamayacağı, bu yükü daha fazla kaldıramayacağı  ortadadır.</p>
<p>Bu felaket gidişatının ne pahasına olursa olsun önlenmesi Türkiye için çok ciddi bir beka meselesi haline gelmiştir.</p>
<p>Bu karanlık sürüklenişi durduracak, bu çıkmazı çözecek yegâne güç seçim sandığıdır.</p>
<p>Tek çıkış yolu milli iradenin hakemliğidir, Türk milletinin şaşmaz sağduyusuna başvurulmasıdır.</p>
<p>AKP dönemi ile sandık başında hesaplaşılmadan, bu devşirme kadrolar  milli irade yoluyla tasfiye edilmeden Türkiye’nin düzlüğe çıkması ve  ufkunun aydınlanması mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket, iktidarın yegâne alternatifi olarak Türkiye’yi  yönetmeye ve ayağa kaldırarak aydınlık bir geleceğe taşımaya hazır ve  kararlıdır.</p>
<p>Gayret bizden, himaye ve yardım Cenab-ı Allah’tan, takdir ve destek aziz milletimizdendir.</p>
<p>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmihan Kübra AKKAŞ &#8211;  Ruhi Ağabeye Münire Anadan Bakmak</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-ruhi-agabeye-munire-anadan-bakmak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-ruhi-agabeye-munire-anadan-bakmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jan 2011 15:56:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Kılıçkıran]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2076</guid>
		<description><![CDATA[Beyaz yazması, elinde hamuruyla kömbe yapıyordu Münire Ana. Birden hatıralar canlandı gözünün önünde… Kocasını çok genç yaşta kaybetmiş, dört çocuğunu bin bir güçlükle büyütmüştü. İkinci oğluydu Ruhi; umuduydu. Okuyan tek evladıydı…. Onu kaybedeli ise tam on dokuz yıl olmuştu. Dile kolay on dokuz yıl… Bu sürede Ruhi’si Münire Ananın aklından tek bir an bile çıkmamış, on dokuz yıl on dokuz asır gibi geçmişti… Hatıralardan bir demet geldi gözünün önüne: Muavinin kirli sesi duyuldu: “Angara yolcusu kalmasın…” “Ruhi’m sen gidiyon emme benim içim heç rahat değel bilesin. Bak oralar buralara benzemez, çok soğuk olur derler. Aman dikkat edesin oğlum. Sıkı giy üşütme he mi?” Münire Ana bunları söylerken sanki Ruhi’yi bekleyen kaderi özetliyordu: “Oralar çok soğuk olur derler; dikkat et…” 5 Ocak 1968. Evet, belki de Ankara’nın en soğuk günüydü. Ama Münire Ananın bağrına ateş, işte o en soğuk günde düşecekti… Nur yüzlü; güzel huylu Ruhi… Çok başka bir evlattı. Münire Ana onu okutmak için Osmaniye’nin o sıcağında tarlalarda çalışırdı. Ama Ruhi’de fazlasıyla kıymet bilir, okuldan arta kalan zamanlarda çalışır ve ailesine biraz da olsa destek olabilmenin mutluluğunu duyardı. Çalışkanlığı başkaydı Ruhi’nin. Hocaları, “Aman ha bacım okut bu çocuğu” derlerdi. Ya inancı… Seccadesine değen alnından adeta nur akardı… “Ah Ruhi’m, gözümün bebeği ah” gözlerinden yaşlar aktı Münire Ananın. Ama hayır, ağlamamalıydı. Hem cenazesine gelen onlarca hocanın hepsi de dememiş miydi: “ Ağlama bacım. Şehittir o. En yüksek mertebede, Peygamberimize(s.a.v) komşudur. Bize sevinmek düşer. Hem inşallah bizi de o kurtaracak…” İşte şimdi de bir başka anı: Cenaze günüydü. Halil gelmişti Münire Ananın yanına. Halil, Ruhi’nin en yakın arkadaşı; havası başka, suyu başka ama en çok da insanı başka koca Ankara’da en büyük sırdaşıydı. Ruhi’nin kanlı gömleğini uzatmıştı. “ Ana kardeşim şehittir. Bak kokla, kan değil vallahi gül kokuyor. Bu gömlek vallahi gül kokuyor ana…” Sonra cebinden bir mektup çıkarmış, “ Ana Ruhi şahadetinden önce bunu sana yazmış” deyivermiş ve yazanları okumaya başlamıştı: “Muhterem Anacığım… Derslerimin yoğunluğundan dolayı diğer bayrama gelememiştim, beni affet ama inşallah bu bayrama geleceğim… Anacığım okulum iyi gidiyor, derslerde bir problemim yok. Ama sizleri çok özlüyorum… Burada kar ve soğuk insanın iliklerine işliyor. Bacımın ördüğü kazak olmasa sanırım donardım, havadan dolayı biraz soğuk algınlıkları yaşıyorum ama bu önemli değil… ….son olarak Hüseyin ağabeyimin ve yengemin ellerinden öperken bacılarımın da gözlerinden öpüyorum… Bayramda ordayım, kömbe yapmayı unutma… Oğlun, Ruhi KILIÇKIRAN” Ruhi boş kalan yere ise şunları yazmıştı. Halil okumaya devam ediyordu: “Bayram dedi: Ben mutluların bayramıyım! Toplum dedi: Mutsuz kişiler toplamıyım.” Bunun altına ise bir şema yapmış ve baş tarafa “MİLLİYETÇİLİK” yazmıştı ve bundan ayrı oklar çıkararak birinci okun karşısına “ANA HAKKI” yazmıştı. Mutsuzluğu milliyetçilik anlayışının en büyük umdesi olan anasına olan hasretiyle ilgiliydi. Diğer okların karşısına ise, “DİN VE VATANDAŞLIK” yazmıştı. İşte şahadetini bu değerler üzerine kurmuştu. Halil bu şemayı göstererek açıklamış ve sözlerinin yerini hıçkırıkları almıştı. “ Affet anam affet! Koruyamadım gardaşımı…” Sonra bir ara başını kaldırdı Münire Ana. Yüzlerce genç yaşlı gözlerle bakıyordu ona. Hepsi de ne kadar Ruhi’ye benziyorlardı. Evet, evet o yiğitlerin hepsi de ağlıyordu ve belki de ağlamak nedir tam olarak işte o gün...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Beyaz yazması, elinde hamuruyla kömbe yapıyordu  Münire Ana. Birden hatıralar canlandı gözünün önünde… Kocasını çok genç  yaşta kaybetmiş, dört çocuğunu bin bir güçlükle büyütmüştü.</p>
<p>İkinci oğluydu Ruhi; umuduydu. Okuyan tek evladıydı…. Onu kaybedeli  ise tam on dokuz yıl olmuştu. Dile kolay on dokuz yıl… Bu sürede Ruhi’si  Münire Ananın aklından tek bir an bile çıkmamış, on dokuz yıl on dokuz  asır gibi geçmişti…</p>
<p>Hatıralardan bir demet geldi gözünün önüne:</p>
<p>Muavinin kirli sesi duyuldu:</p>
<p>“Angara yolcusu kalmasın…”</p>
<p>“Ruhi’m sen gidiyon emme benim içim heç rahat değel bilesin. Bak  oralar buralara benzemez, çok soğuk olur derler. Aman dikkat edesin  oğlum. Sıkı giy üşütme he mi?”</p>
<p>Münire Ana bunları söylerken sanki Ruhi’yi bekleyen kaderi  özetliyordu: “Oralar çok soğuk olur derler; dikkat et…” 5 Ocak 1968.  Evet, belki de Ankara’nın en soğuk günüydü. Ama Münire Ananın bağrına  ateş, işte o en soğuk günde düşecekti…</p>
<p>Nur yüzlü; güzel huylu Ruhi… Çok başka bir evlattı. Münire Ana onu  okutmak için Osmaniye’nin o sıcağında tarlalarda çalışırdı. Ama Ruhi’de  fazlasıyla kıymet bilir, okuldan arta kalan zamanlarda çalışır ve  ailesine biraz da olsa destek olabilmenin mutluluğunu duyardı.</p>
<p>Çalışkanlığı başkaydı Ruhi’nin. Hocaları, “Aman ha bacım okut bu  çocuğu” derlerdi. Ya inancı… Seccadesine değen alnından adeta nur  akardı…</p>
<p>“Ah Ruhi’m, gözümün bebeği ah” gözlerinden yaşlar aktı Münire Ananın.  Ama hayır, ağlamamalıydı. Hem cenazesine gelen onlarca hocanın hepsi de  dememiş miydi: “ Ağlama bacım. Şehittir o. En yüksek mertebede,  Peygamberimize(s.a.v) komşudur. Bize sevinmek düşer. Hem inşallah bizi  de o kurtaracak…”</p>
<p>İşte şimdi de bir başka anı: Cenaze günüydü. Halil gelmişti Münire  Ananın yanına. Halil, Ruhi’nin en yakın arkadaşı; havası başka, suyu  başka ama en çok da insanı başka koca Ankara’da en büyük sırdaşıydı.  Ruhi’nin kanlı gömleğini uzatmıştı. “ Ana kardeşim şehittir. Bak kokla,  kan değil vallahi gül kokuyor. Bu gömlek vallahi gül kokuyor ana…” Sonra  cebinden bir mektup çıkarmış, “ Ana Ruhi şahadetinden önce bunu sana  yazmış” deyivermiş ve yazanları okumaya başlamıştı:</p>
<p>“Muhterem Anacığım… Derslerimin yoğunluğundan dolayı diğer bayrama  gelememiştim, beni affet ama inşallah bu bayrama geleceğim… Anacığım  okulum iyi gidiyor, derslerde bir problemim yok. Ama sizleri çok  özlüyorum… Burada kar ve soğuk insanın iliklerine işliyor. Bacımın  ördüğü kazak olmasa sanırım donardım, havadan dolayı biraz soğuk  algınlıkları yaşıyorum ama bu önemli değil…<br />
….son olarak Hüseyin  ağabeyimin ve yengemin ellerinden öperken bacılarımın da gözlerinden  öpüyorum… Bayramda ordayım, kömbe yapmayı unutma…<br />
Oğlun, Ruhi KILIÇKIRAN”</p>
<p>Ruhi boş kalan yere ise şunları yazmıştı. Halil okumaya devam ediyordu:<br />
“Bayram dedi: Ben mutluların bayramıyım!<br />
Toplum dedi: Mutsuz kişiler toplamıyım.”</p>
<p>Bunun altına ise bir şema yapmış ve baş tarafa “MİLLİYETÇİLİK”  yazmıştı ve bundan ayrı oklar çıkararak birinci okun karşısına “ANA  HAKKI” yazmıştı. Mutsuzluğu milliyetçilik anlayışının en büyük umdesi  olan anasına olan hasretiyle ilgiliydi. Diğer okların karşısına ise,  “DİN VE VATANDAŞLIK” yazmıştı. İşte şahadetini bu değerler üzerine  kurmuştu. Halil bu şemayı göstererek açıklamış ve sözlerinin yerini  hıçkırıkları almıştı.</p>
<p>“ Affet anam affet! Koruyamadım gardaşımı…”</p>
<p>Sonra bir ara başını kaldırdı Münire Ana. Yüzlerce genç yaşlı  gözlerle bakıyordu ona. Hepsi de ne kadar Ruhi’ye benziyorlardı. Evet,  evet o yiğitlerin hepsi de ağlıyordu ve belki de ağlamak nedir tam  olarak işte o gün öğreniyordu…</p>
<p>Sonra tekrar Ruhi’nin yazdıklarını düşündü Münire Ana. “ Bayram dedi: Ben mutluların bayramıyım!”</p>
<p>Sahi ya, bayramdı. Ramazan Bayramı… Bayram tatiline gelecekti Ruhi.  Gittiğinden beri ilk defa bir bayram tatiline gelecekti… Hep derslerim  var derdi. Ama sonradan öğrenecekti Münire Ana; meğer otobüs parası  bulamaz ama güzel gönlünden dolayı bunu söylemezmiş… “Ah Ruhi’m kendi  güzel, kalbi daha da güzel oğlum ah… Nasıl kıydı sana kahpeler!?”</p>
<p>Ruhi, orucunu açmadan önce Ankara Site Yurdundaki Ülkücü Kardeşlerine  sofra duası yapmıştı. İşte yaptığı bu dua, rahatsız etmişti o komünist  kahpeleri. İftar yapıldıktan sonra bu da bizim duamız diyerek bağıra  bağıra Nazım Hikmet’in inançsızlıklarını anlatan şiiri kendi  inançsızlıklarıyla birleştirerek okumuşlar, küfre karşı gelen yiğit  Ruhi’yi ise kendileri gibi kahpe kurşunlarıyla şehit etmişlerdi.</p>
<p>Şehitler kervanının ilk yolcusuydu Ruhi. Ona da bu yakışırdı ya  zaten. Çünkü o en çok bizi anlatandı. Siz kimsiniz denildiğinde “ Biz  Yüce Allah’ın kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’in belirlediği çizgide  hareket eden ve Türk töresini yaşatmaya çalışan ülkücüleriz. Liderimiz,  Alparslan Türkeş’tir, onun çizgisinde yürüyoruz. Hüseyin Nihal Atsız’ın  1944’te başlattığı lider Türkiye idealini Türkeş’le yakalayacağımıza  inanıyoruz” cevabıyla, günde 5 vakit kıldığı namazıyla, beyefendi, nazik  tavrıyla, Osmaniye’nin bağrından kopmuş tam bir Anadolu Delikanlısı  oluşuyla, etkileyici ama bir o kadar da mütevazi konuşmasıyla bizdendi  Ruhi. Ülkücü kimdir sorusunun belki de en net cevabıydı…</p>
<p>Münire Ana, Ruhi şehit olduktan sonra sürekli onun en sevdiği şeyi  yani kömbeyi yapar, onun büyüdüğü sokaklarda oyun oynayan çocuklara  dağıtırdı. Bilirdi şehitti oğlu. Ama ana yüreği bu, dayanır mıydı?  Dayanamadı…</p>
<p>Yine kömbe yapıyordu ve bu hatıraları düşünüyordu. Sonra hafifçe yana  düştü Münire Ana. Geriye cansız bedeni ve dudağında bir gülümseme  kaldı. Ruhu ise bambaşka yerdeydi. 19 yıldır aradığı yüz işte git gide  yaklaşıyordu. Ve işte tam karşısındaydı Ruhi, gözünün bebeği  gülümseyerek karşılıyordu onu. “Hoş geldin anam, hoş geldin…”<br />
Bu yazı şehit kervanının yolbaşçısı Ruhi Kılıçkıran’a gönderilmiş bir selamdır.</p>
<p>Bu yazıda anılmış olan Ruhi Ağabey’in babası ve annesi gibi dostu  Halil’de gerçek tarafta şimdi. Her birinin ruhu şad; mekânı Cennet  olsun…</p>
<p>Bir söz vardır: “Şehit vurulunca değil, unutulunca ölür.”  Şahadetinden çok çok sonra doğmuş olan benim, yılın en soğuk günlerinden  olan bu 5 Ocak günü, 43 yıl geçmiş olmasına rağmen ciğerime bir ateş  düşüyorsa ve benim gibi daha birçok ağabeyimin, ablamın ve kardeşimin  içinde de aynı ateşi hissediyorsam; yemin olsun unutulmadın sen,  Osmaniye’nin yiğit delikanlısı… Ey Şehitler Kervanının yolbaşcısı, selam  olsun sana!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fismihan-kubra-akkas-ruhi-agabeye-munire-anadan-bakmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-ruhi-agabeye-munire-anadan-bakmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Ülkücü Şehit Ruhi Kılıçkıran’ın Şehadetinin 43. Yıldönümü Dolayısıyla Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ilk-ulkucu-sehit-ruhi-kilickiran%e2%80%99in-sehadetinin-43-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ilk-ulkucu-sehit-ruhi-kilickiran%e2%80%99in-sehadetinin-43-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Jan 2011 23:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Kılıçkıran]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2055</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları olarak ilk şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’ı şehadetinin 43. yılında rahmetle anıyoruz. 1946 Osmaniye doğumlu olan Ruhi Kılıçkıran; örnek bir Müslüman, güzel ahlâk timsali inançlı bir ülkü eriydi. Varlığıyla Türk düşmanlarının karşısında sarsılmaz bir bent olan büyük dava adamı, şehadetiyle de davası uğruna serden geçen bir neslin öncüsü olmuş, ülkücü hareketin kutlu neferlerinin sahip olduğu uhrevi makamın ilk sahiplerinden olmuştur. Ankara İlahiyat Fakültesi’nde okuyan büyük ülkünün yiğit neferi, mübarek Ramazan günü orucunu açtıktan kısa bir süre sonra Türklüğe karşı bin yıllık kinini kusan hain kurşunların hedefi olmuştu. Türk milletinin birliğine, vatanının bütünlüğüne kast eden satılmış eller Ruhi Kılıçkıran’ı vuruyordu… Çünkü O, Türk milletini asil kılan değerlerin cisimleşmiş haliydi. Çünkü O, milli birliğin ve vatanın bütünlüğünün anıtlaşmış bir sembolüydü. Çünkü O, Türklüğe hasım odakların korkulu rüyası, yavuz düşmanıydı. Çünkü O, ülkücüydü… 4 Ocak 1968’de hain eller tarafından şehit edilen, yiğit dava adamı, ilk ülkü şehidi, örnek insan Ruhi Kılıçkıran’ı ebediyete intikalinin 42. sene-i devriyesinde bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad, kabri nur, mekanı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak ilk şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’ı şehadetinin 43. yılında rahmetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">1946 Osmaniye doğumlu olan Ruhi Kılıçkıran; örnek bir Müslüman, güzel ahlâk timsali inançlı bir ülkü eriydi. Varlığıyla Türk düşmanlarının karşısında sarsılmaz bir bent olan büyük dava adamı, şehadetiyle de davası uğruna serden geçen bir neslin öncüsü olmuş, ülkücü hareketin kutlu neferlerinin sahip olduğu uhrevi makamın ilk sahiplerinden olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara İlahiyat Fakültesi’nde okuyan büyük ülkünün yiğit neferi, mübarek Ramazan günü orucunu açtıktan kısa bir süre sonra Türklüğe karşı bin yıllık kinini kusan hain kurşunların hedefi olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin birliğine, vatanının bütünlüğüne kast eden satılmış eller Ruhi Kılıçkıran’ı vuruyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü O, Türk milletini asil kılan değerlerin cisimleşmiş haliydi.<br />
Çünkü O, milli birliğin ve vatanın bütünlüğünün anıtlaşmış bir sembolüydü.<br />
Çünkü O, Türklüğe hasım odakların korkulu rüyası, yavuz düşmanıydı.<br />
Çünkü O, ülkücüydü…</p>
<p style="text-align: justify;">4 Ocak 1968’de hain eller tarafından şehit edilen, yiğit dava adamı, ilk ülkü şehidi, örnek insan Ruhi Kılıçkıran’ı ebediyete intikalinin 42. sene-i devriyesinde bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhu şad, kabri nur, mekanı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Filk-ulkucu-sehit-ruhi-kilickiran%25e2%2580%2599in-sehadetinin-43-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ilk-ulkucu-sehit-ruhi-kilickiran%e2%80%99in-sehadetinin-43-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan ÇAKICI &#8211;  Vicdan Muhasebesi…</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-vicdan-muhasebesi%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-vicdan-muhasebesi%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 15:54:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2074</guid>
		<description><![CDATA[Artık klişeleşmiş ve insanı garip bir kasvet havasına bürüyen “yeni yıl seremonileri” bir tarafa; dilerim Yüce Allah, milletimize ve insanlığa nasip ettiği “bir yıllık” bu yeni zaman diliminde huzur ve bereket ihsan eder. Geçtiğimiz yılın neler içerdiğini, gündeme nelerin geldiğini bu vesileyle gazetelerden ve televizyonlardan takip etmişsinizdir. Tahmin ederim “vay be zaman ne çabuk geçmiş” hayıflanmaları eşliğinde, gündemde akıp gidenlerin neler olduğunu görürken, kendi yaşadıklarınıza da şöyle bir bakmışsınızdır. O bakış çok mühim, aynı zamanda mahrem… Hani derler ya, “kendi özelinde…” Bu yüzden, geçmişe dönük okumalara ve kendi iç dünyamızdan yansıyanlara çevrilince gözler; işte o anları, tabiri caizse “çok damar” buluyorum. Çünkü neticesi ne olursa olsun, yapılan her “muhasebe”, adına “vicdan” denilen cevherle yeniden yüzleşmemize sebep oluyor. Vicdandan yükselen ses, ister sevap ve günah ölçüsünde, ister doğru ve yanlış ekseninde, ister iyi ve kötü seyrinde olsun; yaşananları gözden geçirirken hem hakkaniyetli ve hem de merhametli bir şekilde “karar” beyan ediyor. Görmeyi bilen, işte o anlarda kendi gerçeğini görüyor. Fert fert, kendi iç dünyamızla ilgili olsa da bu “vicdan muhasebesi”; parçalardan bütüne doğru ve elbette büyük fotoğrafa doğru uzanıyor. Neticede bu bütünlük, “millet vicdanını” oluşturduğu için, vicdan, ülke olarak “hal-i pür melalimize” dair de “karar” beyan ediyor. Fert fert vicdanlara sığmayan her ne var ise; en nihayetinde hepimizin karşısına çıkıyor. Çünkü vicdan ilahi bir lütuftur. “Kul” olarak yaratıldığımızın en naif hatırlatıcısıdır. Rabbimizin “ruhundan üfleyerek can verdiği” kişioğlunun tamamlayıcısıdır. Bu noktada “millet vicdanının” inkişaf etmesi, elbette fertlerin vicdanından geçer. Böylesi bir inkişaf, “idrakin” ve “ortak akıl” denen değerlerin de mimarıdır. Yani demem o ki, bugün Türkiye’nin nüfus toplamı yetmiş iki milyon ve bir Recep Tayyip Erdoğan’dan müteşekkil ise; kendi vicdanınızdan yükselen sesi yetmiş iki milyonla çarpın ve ister (+) ister (-) bir ekleyin, hatta bunların haricinde elde kalanı “ikiye bölme” çabasına da girebilirsiniz; işlem uzayıp gitse de, sonuç aynı çıkacaktır. Yani o ses, herkesin içinde yükselecektir: “Bu iş böyle gitmez aga…” Yanlış mıyım? Mavi Marmara… İbrahim Bilgen, 1949… Çetin Topçuoğlu, 1956… Cengiz Songür, 1963… Fahri Yıldız, 1967… Cengiz Akyüz, 1969… Ali Haydar Bengi, 1971… Cevdet Kılıçlar, 1972… Necdet Yıldırım, 1978… Ve Furkan Doğan, 1991… Onlar, Mavi Marmara’nın şehitleri… Uluslararası sularda, insani yardım için rotasını Gazze’ye çevirmiş olan gemiye İsrail tarafından, dünyanın gözleri önünde vahşice düzenlenen saldırı sonucu şehit oldular. Ve şimdi, Mavi Marmara ülkesine geri döndü. 6 ay sonra… Oysa sadece yardım eli uzatmak için rotasını Gazze’ye çevirmişti. Savunmasızdı. Silahsızdı. İdealistti. Onurlu tavrın timsaliydi. Mürettebatında hem Türkiye’den hem de bir çok ülkeden “aktivistler” vardı. Ve İsrail, ne denli soğukkanlı bir “seri katil” olduğunu dünyaya bir kez daha gösterdi. O günden bugüne bir çok şey söylendi. Tepkiler, protestolar, lanetlemeler… Sonuç itibari ile İsrail’in kalleşçe saldırısı, aziz şehitlerimizin hatırası, Mavi Marmara’nın dünyaya verdiği mesaj noktasında herkes hemfikir, hepimiz aynı hassasiyete sahibiz. Ancak, Türkiye’yi böyle bir saldırı ile karşı karşıya bırakan, önce Davos’ta “one minute” diye kükreyip, Mavi Marmara’ya yapılan saldırıdan sonra esip gürleyen, Lübnan’da “katile katil deriz” diye haykıran, İsrail’deki orman yangını sebebiyle derhal “yangın uçağı” göndermeyi “insani açıdan ihmal etmeyen” başbakanın; Her konuda olduğu gibi, bu konuda da samimiyeti yerle yeksan olmuştur. Türkiye’nin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Artık klişeleşmiş ve insanı garip bir kasvet  havasına bürüyen “yeni yıl seremonileri” bir tarafa; dilerim Yüce Allah,  milletimize ve insanlığa nasip ettiği “bir yıllık” bu yeni zaman  diliminde huzur ve bereket ihsan eder.</p>
<p>Geçtiğimiz yılın neler içerdiğini, gündeme nelerin geldiğini bu vesileyle gazetelerden ve televizyonlardan takip etmişsinizdir.</p>
<p>Tahmin ederim “vay be zaman ne çabuk geçmiş” hayıflanmaları  eşliğinde, gündemde akıp gidenlerin neler olduğunu görürken, kendi  yaşadıklarınıza da şöyle bir bakmışsınızdır.</p>
<p>O bakış çok mühim, aynı zamanda mahrem… Hani derler ya, “kendi özelinde…”</p>
<p>Bu yüzden, geçmişe dönük okumalara ve kendi iç dünyamızdan  yansıyanlara çevrilince gözler; işte o anları, tabiri caizse “çok damar”  buluyorum.</p>
<p>Çünkü neticesi ne olursa olsun, yapılan her “muhasebe”, adına “vicdan” denilen cevherle yeniden yüzleşmemize sebep oluyor.</p>
<p>Vicdandan yükselen ses, ister sevap ve günah ölçüsünde, ister doğru  ve yanlış ekseninde, ister iyi ve kötü seyrinde olsun; yaşananları  gözden geçirirken hem hakkaniyetli ve hem de merhametli bir şekilde  “karar” beyan ediyor.</p>
<p>Görmeyi bilen, işte o anlarda kendi gerçeğini görüyor.</p>
<p>Fert fert, kendi iç dünyamızla ilgili olsa da bu “vicdan muhasebesi”;  parçalardan bütüne doğru ve elbette büyük fotoğrafa doğru uzanıyor.</p>
<p>Neticede bu bütünlük, “millet vicdanını” oluşturduğu için, vicdan,  ülke olarak “hal-i pür melalimize” dair de “karar” beyan ediyor.</p>
<p>Fert fert vicdanlara sığmayan her ne var ise; en nihayetinde hepimizin karşısına çıkıyor.</p>
<p>Çünkü vicdan ilahi bir lütuftur.</p>
<p>“Kul” olarak yaratıldığımızın en naif hatırlatıcısıdır.</p>
<p>Rabbimizin “ruhundan üfleyerek can verdiği” kişioğlunun tamamlayıcısıdır.</p>
<p>Bu noktada “millet vicdanının” inkişaf etmesi, elbette fertlerin vicdanından geçer.</p>
<p>Böylesi bir inkişaf, “idrakin” ve “ortak akıl” denen değerlerin de mimarıdır.</p>
<p>Yani demem o ki, bugün Türkiye’nin nüfus toplamı yetmiş iki milyon ve  bir Recep Tayyip Erdoğan’dan müteşekkil ise; kendi vicdanınızdan  yükselen sesi yetmiş iki milyonla çarpın ve ister (+) ister (-) bir  ekleyin, hatta bunların haricinde elde kalanı “ikiye bölme” çabasına da  girebilirsiniz; işlem uzayıp gitse de, sonuç aynı çıkacaktır.</p>
<p>Yani o ses, herkesin içinde yükselecektir:</p>
<p>“Bu iş böyle gitmez aga…”</p>
<p>Yanlış mıyım?</p>
<p>Mavi Marmara…</p>
<p>İbrahim Bilgen, 1949…</p>
<p>Çetin Topçuoğlu, 1956…</p>
<p>Cengiz Songür, 1963…</p>
<p>Fahri Yıldız, 1967…</p>
<p>Cengiz Akyüz, 1969…</p>
<p>Ali Haydar Bengi, 1971…</p>
<p>Cevdet Kılıçlar, 1972…</p>
<p>Necdet Yıldırım, 1978…</p>
<p>Ve Furkan Doğan, 1991…</p>
<p>Onlar, Mavi Marmara’nın şehitleri… Uluslararası sularda, insani  yardım için rotasını Gazze’ye çevirmiş olan gemiye İsrail tarafından,  dünyanın gözleri önünde vahşice düzenlenen saldırı sonucu şehit oldular.</p>
<p>Ve şimdi, Mavi Marmara ülkesine geri döndü. 6 ay sonra…</p>
<p>Oysa sadece yardım eli uzatmak için rotasını Gazze’ye çevirmişti.</p>
<p>Savunmasızdı. Silahsızdı. İdealistti. Onurlu tavrın timsaliydi.</p>
<p>Mürettebatında hem Türkiye’den hem de bir çok ülkeden “aktivistler” vardı.</p>
<p>Ve İsrail, ne denli soğukkanlı bir “seri katil” olduğunu dünyaya bir kez daha gösterdi.</p>
<p>O günden bugüne bir çok şey söylendi. Tepkiler, protestolar, lanetlemeler…</p>
<p>Sonuç itibari ile İsrail’in kalleşçe saldırısı, aziz şehitlerimizin  hatırası, Mavi Marmara’nın dünyaya verdiği mesaj noktasında herkes  hemfikir, hepimiz aynı hassasiyete sahibiz.</p>
<p>Ancak, Türkiye’yi böyle bir saldırı ile karşı karşıya bırakan, önce  Davos’ta “one minute” diye kükreyip, Mavi Marmara’ya yapılan saldırıdan  sonra esip gürleyen, Lübnan’da “katile katil deriz” diye haykıran,  İsrail’deki orman yangını sebebiyle derhal “yangın uçağı” göndermeyi  “insani açıdan ihmal etmeyen” başbakanın;</p>
<p>Her konuda olduğu gibi, bu konuda da samimiyeti yerle yeksan olmuştur.</p>
<p>Türkiye’nin onurunun ve dış politikadaki iddialarının zedelendiği ve  Türkiye’nin “seyirci” konumuna düşürüldüğü iki hadise, AKP’nin 8 yıllık  iktidarındaki tutumunu özetlemektedir;</p>
<p>Birincisi 2003 yılında, ABD’nin Süleymaniye’deki “çuvallaması…”</p>
<p>İkincisi 2010 yılında, İsrail’in Mavi Marmara’ya yaptığı saldırı…</p>
<p>İlginçtir, her iki hadisede de ciğeri yanan Türk Milleti’nin  “ciğerini soğutma” vazifesini, “Kurtlar Vadisi” yapımcıları üstlendi.</p>
<p>Önce “Kurtlar Vadisi-Irak”; “çuval hadisesinin” intikamını aldı Polat Alemdar…</p>
<p>Şimdi de “Kurtlar Vadisi-Filistin”; Ocak ayında sinemalarda…</p>
<p>Eh, böyle hafızaya, böyle filmler…</p>
<p>Peki ya üçüncüsü…?</p>
<p>Üçüncüsünü henüz bilmiyoruz.</p>
<p>Ahmet Davutoğlu, “Mavi Marmara bizim 11 Eylül’ümüz” demiş…</p>
<p>Bak sen, demek öyle; peki hangi açıdan?</p>
<p>Yani hem bir tavır sergilemeyeceksin, hem de bizim “11 Eylül’ümüzden” bahsedeceksin…</p>
<p>Sonuçta ABD 11 Eylül’ü yaşadıktan sonra, “Büyük Ortadoğu Projesi”  diyerek iki yıl arayla önce Afganistan’ı sonra Irak’ı işgal etti;  milyonlarca müslümanın kanına girildi, olanlar malum…</p>
<p>Bu arada, o dönemlerde Tayyip Erdoğan gümbür gümbür “BOP’un eşbaşkanıyım” diyordu.</p>
<p>Siz önce kime hizmet ettiğinize karar verin; sonra hangi hadisenin tarihte hangi olaya tekabül edeceğini düşünürsünüz.</p>
<p>Zurnalarında üç delik var, biri olmazsa diğerine basıyorlar; şimdilerde de neymiş, “neo-Osmanlı” imiş…</p>
<p>Hadi ordan, “ne oldum delisi” protokol budalaları, şaşkın sünepeler, badem bıyıklı mıymıntılar…</p>
<p>Gençlik…</p>
<p>Bu ülkenin “nüfusunun yarıdan fazlası genç” diyoruz, “gençlik geleceğin teminatıdır” diyoruz.</p>
<p>Bu ülkede “çakmak gazı çekerek” ölen gençler var.</p>
<p>Bu ülkede tiner-bali bilmem ne çekerek köprü altlarında yaşayan ve  belki aklımıza gelen binlerce sebeple ama en acısı da soğuktan ölen  gençler var.</p>
<p>Bu ülkede bunalıma giren, boşluğa düşen, evinden kaçan ve kirli tezgâhlara yem olan gençler var.</p>
<p>Bu ülkede şiddet gören, şiddetle içiçe yaşayan,  şiddetin parçası olan gençler var.</p>
<p>Bu ülkede yozlaşmış, yabancılaşmış, kimliksizleşmiş ve inançsızlaşmış gençler var.</p>
<p>Anneler, babalar, emmiler, teyzeler biraz daha dikkat, biraz daha empati, biraz daha sağduyu…</p>
<p>Öğretmenler, biraz daha cesaret, biraz daha duyarlılık, biraz daha sorumluluk…</p>
<p>Yetkili makamlar, kravatlı ağalar, protokollerin birinci koltukları; biraz daha az uyku…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-vicdan-muhasebesi%25e2%2580%25a6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-vicdan-muhasebesi%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Siz Önce Siyaset Ahlak Barajını Geçin!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-siz-once-siyaset-ahlak-barajini-gecin.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-siz-once-siyaset-ahlak-barajini-gecin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2011 15:50:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milliyetçileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2072</guid>
		<description><![CDATA[Bir taraftan &#8220;MHP terörden besleniyor&#8221; diyorlar, diğer taraftan &#8220;MHP önümüzdeki seçimlerde barajı aşamayacak&#8221; diyorlar. MHP terörden besleniyorsa, sayenizde zafere doğru giden terör örgütünün azan bölücü faaliyetleri, MHP&#8217;ye oy patlaması yaptırmaz mı ey ampul kafalı yorumcular? Türkiye&#8217;nin hangi milli ve sosyal meselesinde doğru düzgün bir iş yapıyorsunuz da, MHP&#8217;nin oyları artmamış olsun… MHP girdiği son genel ve yerel seçimlerde oyunu 14&#8242;den 16&#8242;lara çıkararak istikrarlı bir şekilde oyunu artıran parti olmuştur. MHP&#8217;nin her konuda haklı çıkan politikaları önümüzdeki seçimlerde oy patlamasını sağlayacaktır. Artan oyların istikrarı ve haklı çıkan politikalar, zaten AKP&#8217;yi büyük bir sıkıntıya soktuğu için şu an MHP&#8217;nin barajı aşamayacağı propagandalarını sık sık tekrarlamaya başladılar. MHP mecliste olmasa, AKP ve küresel güçler için her şey güllük gülistanlık olacaktır. Türkiye üzerinde uygulanmak istenen her türlü plan rahat rahat uygulanacak, AKP, CHP, BDP birlikteliği, adeta gelişen olaylar karşısında 3 maymunu oynayacaktır. AKP ve onu yönlendiren küresel güçler, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra MHP&#8217;nin mecliste olmayışının rahatlığını görmüş ve tecrübesini yaşamıştır. MHP, Türkiye&#8217;nin milli ve sosyal meseleleri karşısında meclis dışında da özgün duruşunu sürdürmüş, ama mecliste olmanın avantajlarını 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra çok net kullanmıştır. Her konuda gündem belirleyen, gündem konularında etkisini gösteren parti olmuştur. AKP&#8217;nin istismarları karşısında, toplumun değer yargılarına bağlılığı nedeniyle, muhalefeti daha etkili olmakta ve daha anlaşılır bir duruş sergilemektedir. AKP&#8217;nin aradığı CHP gibi bir muhalefet olup, siyasi yavrusu BDP&#8217;nin de mecliste bulunması ile birlikte küresel paslaşmadır. MHP bu kareyi bozmaktadır. O yüzden mecliste bulunmaması demek AKP&#8217;nin siyasi kazancı, küresel güçlerin rahat hareketliliği demektir. Önümüzdeki dönem AKP&#8217;nin her yetkilisi ve yandaş medyası sürekli bir şekilde MHP&#8217;nin barajı geçemeyeceğini yönünde propagandaya sarılacaktır. Bu konuda eski Ülkücü-MHP&#8217;li sıfatını verdikleri soytarıları da yine piyasaya süreceklerdir. Bu fikir soytarıları, MHP&#8217;nin referandumda bir bir çıkan haklılıklarına rağmen hala MHP&#8217;ye saldırarak, AKP&#8217;ye bu konuda antrenmanlı olduklarını göstermektedir. MHP haklı olduğu konulara dayanarak, iktidar hedefine emin adımlarla yürüdüğünü sürekli kamuoyuna duyurmaktadır. AKP tek başına iktidarını korumak ve MHP&#8217;nin önünü kesmek için elinden geleni yapacak; iktidar olmanın gücünü kullanarak her türlü siyasi tezgâhı deneyecektir. Bu durum AKP&#8217;den beklenen ve kimseyi şaşırtmayacak bir davranış olacaktır. AKP&#8217;ye sorsunlar, &#8220;Elinizde fırsat olsa mecliste BDP&#8217;yi mi, yoksa MHP&#8217;yi mi görmek istersiniz?&#8221; diye muhakkak BDP&#8217;den yana tercihlerini kullanacaklardır. MHP&#8217;ye düşmanlıkları bu derecedir ve tedavisi mümkün olmayan bir MHP alerjisi taşımaktadırlar. AKP&#8217;nin en büyük siyasi hedefi MHP&#8217;nin önünü kesmek üzerine kurulu olduğu için, Türk milliyetçileri önümüzdeki süreçte oynanacak oyunlara ve oyunlarda kullanılacak figüranlara karşı çok dikkatli olmalıdır. AKP&#8217;nin oyun oynama konusunda pervasızlığı biliniyor. Ama Türk milliyetçileri, Türkiye üzerinde oynanan oyunlara karşı milli şuur potansiyelini MHP&#8217;de toplayacaktır. MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği&#8221; adı altında yapmış olduğu kucaklaşma, birlik olma çağrısı AKP&#8217;nin oyununu aslında bir ölçüde başlamadan bitirmiştir. Ama &#8220;Su uyur düşman uymaz.&#8221; misali Türk milliyetçiliğinin bir numaralı düşmanı olan ve bölücü Kürtçülerle, Türk milletini topyekun kucaklayan Türkçüleri bir tutan AKP&#8217;ye karşı tüm Türkiye genelinde dikkatli olmak Türk milliyetçilerinin en önemli vazifesi olmalıdır. Önümüzdeki altı ay çok önemlidir. Türk milliyetçileri seçimlere kadar attığı her adımda dikkatli davranarak, MHP&#8217;nin barajları nasıl patlattığını dosta-düşmana göstermeli ve Türk milletinin geleceği için sımsıkı kenetlenmelidir....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir taraftan &#8220;MHP terörden besleniyor&#8221;  diyorlar, diğer taraftan &#8220;MHP önümüzdeki seçimlerde barajı aşamayacak&#8221;  diyorlar. MHP terörden besleniyorsa, sayenizde zafere doğru giden terör  örgütünün azan bölücü faaliyetleri, MHP&#8217;ye oy patlaması yaptırmaz mı ey  ampul kafalı yorumcular?</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;nin hangi milli ve sosyal  meselesinde doğru düzgün bir iş yapıyorsunuz da, MHP&#8217;nin oyları artmamış  olsun… MHP girdiği son genel ve yerel seçimlerde oyunu 14&#8242;den 16&#8242;lara  çıkararak istikrarlı bir şekilde oyunu artıran parti olmuştur. MHP&#8217;nin  her konuda haklı çıkan politikaları önümüzdeki seçimlerde oy patlamasını  sağlayacaktır. Artan oyların istikrarı ve haklı çıkan politikalar,  zaten AKP&#8217;yi büyük bir sıkıntıya soktuğu için şu an MHP&#8217;nin barajı  aşamayacağı propagandalarını sık sık tekrarlamaya başladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP mecliste olmasa, AKP ve küresel  güçler için her şey güllük gülistanlık olacaktır. Türkiye üzerinde  uygulanmak istenen her türlü plan rahat rahat uygulanacak, AKP, CHP, BDP  birlikteliği, adeta gelişen olaylar karşısında 3 maymunu oynayacaktır.<br />
AKP  ve onu yönlendiren küresel güçler, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra  MHP&#8217;nin mecliste olmayışının rahatlığını görmüş ve tecrübesini  yaşamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP, Türkiye&#8217;nin milli ve sosyal  meseleleri karşısında meclis dışında da özgün duruşunu sürdürmüş, ama  mecliste olmanın avantajlarını 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra çok  net kullanmıştır. Her konuda gündem belirleyen, gündem konularında  etkisini gösteren parti olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP&#8217;nin istismarları karşısında,  toplumun değer yargılarına bağlılığı nedeniyle, muhalefeti daha etkili  olmakta ve daha anlaşılır bir duruş sergilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP&#8217;nin aradığı CHP gibi bir muhalefet  olup, siyasi yavrusu BDP&#8217;nin de mecliste bulunması ile birlikte küresel  paslaşmadır. MHP bu kareyi bozmaktadır. O yüzden mecliste bulunmaması  demek AKP&#8217;nin siyasi kazancı, küresel güçlerin rahat hareketliliği  demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki dönem AKP&#8217;nin her yetkilisi  ve yandaş medyası sürekli bir şekilde MHP&#8217;nin barajı geçemeyeceğini  yönünde propagandaya sarılacaktır. Bu konuda eski Ülkücü-MHP&#8217;li sıfatını  verdikleri soytarıları da yine piyasaya süreceklerdir. Bu fikir  soytarıları, MHP&#8217;nin referandumda bir bir çıkan haklılıklarına rağmen  hala MHP&#8217;ye saldırarak, AKP&#8217;ye bu konuda antrenmanlı olduklarını  göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP haklı olduğu konulara dayanarak, iktidar hedefine emin adımlarla yürüdüğünü sürekli kamuoyuna duyurmaktadır.<br />
AKP  tek başına iktidarını korumak ve MHP&#8217;nin önünü kesmek için elinden  geleni yapacak; iktidar olmanın gücünü kullanarak her türlü siyasi  tezgâhı deneyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum AKP&#8217;den beklenen ve kimseyi şaşırtmayacak bir davranış olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP&#8217;ye sorsunlar, &#8220;Elinizde fırsat olsa  mecliste BDP&#8217;yi mi, yoksa MHP&#8217;yi mi görmek istersiniz?&#8221; diye muhakkak  BDP&#8217;den yana tercihlerini kullanacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP&#8217;ye düşmanlıkları bu derecedir ve tedavisi mümkün olmayan bir MHP alerjisi taşımaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP&#8217;nin en büyük siyasi hedefi MHP&#8217;nin  önünü kesmek üzerine kurulu olduğu için, Türk milliyetçileri önümüzdeki  süreçte oynanacak oyunlara ve oyunlarda kullanılacak figüranlara karşı  çok dikkatli olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP&#8217;nin oyun oynama konusunda  pervasızlığı biliniyor. Ama Türk milliyetçileri, Türkiye üzerinde  oynanan oyunlara karşı milli şuur potansiyelini MHP&#8217;de toplayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Millet ve  Devlet Bekası İçin Güç Birliği&#8221; adı altında yapmış olduğu kucaklaşma,  birlik olma çağrısı AKP&#8217;nin oyununu aslında bir ölçüde başlamadan  bitirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama &#8220;Su uyur düşman uymaz.&#8221; misali Türk  milliyetçiliğinin bir numaralı düşmanı olan ve bölücü Kürtçülerle, Türk  milletini topyekun kucaklayan Türkçüleri bir tutan AKP&#8217;ye karşı tüm  Türkiye genelinde dikkatli olmak Türk milliyetçilerinin en önemli  vazifesi olmalıdır. Önümüzdeki altı ay çok önemlidir. Türk  milliyetçileri seçimlere kadar attığı her adımda dikkatli davranarak,  MHP&#8217;nin barajları nasıl patlattığını dosta-düşmana göstermeli ve Türk  milletinin geleceği için sımsıkı kenetlenmelidir.<br />
AKP&#8217;de MHP&#8217;nin olmayan baraj sıkıntısı ile kendini yoracağına, kendisinin siyasi ahlak barajını nasıl geçeceğini düşünsün&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">* Bu yazı <a href="http://www.ortadogugazetesi.net/"><em><span style="text-decoration: underline;">www.ortadogugazetesi.net</span></em></a>adresinden alınmıştır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-siz-once-siyaset-ahlak-barajini-gecin.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-siz-once-siyaset-ahlak-barajini-gecin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalçın GÜZELHAN &#8211;  Talabani, AKP &#8211; PKK İşbirliğini Deşifre Ederken</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yalcin-guzelhan-talabani-akp-pkk-isbirligini-desifre-ederken.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yalcin-guzelhan-talabani-akp-pkk-isbirligini-desifre-ederken.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Dec 2010 15:49:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın GÜZELHAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2070</guid>
		<description><![CDATA[AKP iktidara gelinceye kadar Kuzey Irakta kurulacak olan bir Kürt Devletinin Türkiye için bir savaş nedeni sayılacağı devlet politikası olarak tüm dünyaya ilan edilmişti. Çünkü böylesi bir durumun coğrafi ve etnik gerçeklerden dolayı, Türkiye&#8217;nin istikbalini ciddi şekilde tehdit edeceği, son derece açıktı. AKP&#8216;nin 2002 yılında iktidara gelişi sonrasında ABD önce Irak&#8217;ı işgal etti, sonrada Kuzey Irak&#8217;ta ki Kürdistanı kurdu. İşte Güneydoğumuzda da ne olduysa bundan sonra oldu. Bu Kürt Devletinin ve ABD&#8217;nin kanatları altında yeniden güçlenmeye başlayan PKK, aradan geçen süre içerisinde tarihinde ki en güçlü konumuna erişerek , bu gün güneydoğumuzda Özerk bir Kürdistan kuracağını ilan etme cüretini dahi gösterdi . Bu günkü gelinen noktada elde ki veriler, aradan geçen bu süreç içerisinde, AKP&#8217;nin Talabani aracılığıyla PKK ile yakın bir ilişki içerisine girdiğini ortaya koyuyor. İsterseniz Şimdi gelin bizi bu sonuca götüren gerçekleri birlikte gözden geçirmeye çalışalım. Öncelikle de işe geçen haftaki yaşananlar dan başlayalım. Ekonomik işbirliği teşkilatı 11. Devlet ve Hükümet başkanları zirvesine katılmak için İstanbul&#8217;a gelen Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani Çırağan sarayında görüştüğü Ahmet Türk , Sırrı Sakık ve Aysel Tuğluk&#8217;a &#8221; Türkiye yapacağı yasal düzenlemelerle 5 yıl içerisinde Kürtçe sorununu çözecek, Ocak ve Şubat ayında bu konu da bazı adımlar atılabilir. Türkiye bu amaçla Kürtçe bilen eleman ve personel yetiştirme çabalarına hız verdi. Bunların çoğu şu an da kuzey Irak&#8217;taki Üniversitelerde eğitim görüyor, onlara Kürtçe öğretiyoruz. Siz hiç endişe etmeyin . Hükümetin başlattığı açılım boş değil. AKP bu konuda büyük çaba harcıyor&#8221; diyor. Bu gelişme üzerine MHP grup başkan vekili Oktay Vural da TBMM&#8217;de yaptığı basın toplantısında Celal Talabani&#8217;nin bir Televizyon Kanalına verdiği röportajında ki &#8221; AKP&#8217;nin teklifi tarihi bir tekliftir ve PKK&#8217;nın bunu kaçırmaması gerekir&#8221; şeklinde ki sözlerini hatırlatarak, bu neyin teklifidir. ? Türkiye Cumhuriyeti hükümeti teklif yapmış ve kabul edin diyor. Ortada teklifler geziyor ama bizim hiç haberimiz yok . Talabani&#8217;yle yapılan görüşme de neler konuşulmuş ve de hangi teklifler gündeme getirilmiştir? Şeklinde ki Sorularını gündeme taşıyor. Şimdide 4 yıl öncesindeki yaşananları hatırlayarak, bu günkü olanların gerisindeki bağlantıları ortaya koyalım Yıl 2006. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani PKK ile görüştüklerini ve Terör örgütünün silah bırakacağını söylüyor. Bunun ardından ayağa kalkan Türk kamuoyu PKK&#8217;yı muhatap aldığı iiçin Talabani&#8217;ye ateş püskürüyor. Bu gelişmeler üzerine Celal Talabani&#8217;nin Partisi Irak Kürdistan Yurtseverler birliğinin Ankara temsilcisi Behruz Galali yaptığı açıklamasında &#8221; PKK ile görüşmemizi Türk hükümeti istedi. Talabani&#8217;nin hiç bir şeyi yalınız başına yapması söz konusu değildir. Bizim PKK ile masaya oturmamızı isteyen Türk yetkililer, şimdi ağızlarını açmıyorlar. Hatta dahası sayın Talabani&#8217;ye saldırıyorlar. Çıkıp her şeyi ve herkesi isim, isim açıklayacağım. PKK ateşkes kararını ilan edecek . Her şey Türk yetkililerle kararlaştırıldığı gibi adım, adım ilerliyor. Bu durumda Talabani&#8217;ye yönelik saldırılar da neyin nesi oluyor&#8221; diyor. Yani AKP&#8217;nin gizliden gizliye PKK ile görüştüğünü deşifre ediyor. Bu ise bize PKK&#8217;nın Özerklik ilanına kapı aralayan Kürt açılımının, aslında geçmişi olan bir AKP projesi olduğunu ,ve de bunu Talabani&#8217;yle sıkı bir işbirliği içinde yürüttüğünü gösteriyor. GÜNÜN SÖZÜ : SORULAR GERÇEKLERE GİDEN KAPILARI AÇARLAR, ÖN YARGILAR İSE BU KAPILARI KAPARLAR JOSEF KİRSCHNER * Bu yazı www.ortadogugazetesi.net adresinden alınmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>AKP iktidara gelinceye kadar Kuzey Irakta  kurulacak olan bir Kürt Devletinin Türkiye için bir savaş nedeni  sayılacağı devlet politikası olarak tüm dünyaya ilan edilmişti.</strong> Çünkü böylesi bir durumun coğrafi ve etnik gerçeklerden dolayı,  Türkiye&#8217;nin istikbalini ciddi şekilde tehdit edeceği, son derece açıktı.  <strong>AKP</strong>&#8216;nin 2002 yılında iktidara gelişi sonrasında <strong>ABD  önce Irak&#8217;ı işgal etti, sonrada Kuzey Irak&#8217;ta ki Kürdistanı kurdu. İşte  Güneydoğumuzda da ne olduysa bundan sonra oldu. Bu Kürt Devletinin ve  ABD&#8217;nin kanatları altında yeniden güçlenmeye başlayan PKK, aradan geçen  süre içerisinde tarihinde ki en güçlü konumuna erişerek</strong> , bu gün güneydoğumuzda <strong>Özerk bir Kürdistan</strong> kuracağını ilan etme cüretini dahi gösterdi . Bu günkü gelinen noktada elde ki veriler, aradan geçen bu süreç içerisinde, <strong>AKP&#8217;nin Talabani aracılığıyla PKK ile yakın bir ilişki içerisine girdiğini ortaya koyuyor.</strong> İsterseniz Şimdi gelin bizi bu sonuca götüren gerçekleri birlikte  gözden geçirmeye çalışalım. Öncelikle de işe geçen haftaki yaşananlar  dan başlayalım.</p>
<p>Ekonomik işbirliği teşkilatı 11. Devlet ve Hükümet başkanları zirvesine katılmak için İstanbul&#8217;a gelen Irak Cumhurbaşkanı <strong>Celal Talabani</strong> Çırağan sarayında görüştüğü <strong>Ahmet  Türk , Sırrı Sakık ve Aysel Tuğluk&#8217;a &#8221; Türkiye yapacağı yasal  düzenlemelerle 5 yıl içerisinde Kürtçe sorununu çözecek, Ocak ve Şubat  ayında bu konu da bazı adımlar atılabilir. Türkiye bu amaçla Kürtçe  bilen eleman ve personel yetiştirme çabalarına hız verdi. Bunların çoğu  şu an da kuzey Irak&#8217;taki Üniversitelerde eğitim görüyor, onlara Kürtçe  öğretiyoruz. Siz hiç endişe etmeyin . Hükümetin başlattığı açılım boş  değil. AKP bu konuda büyük çaba harcıyor&#8221;</strong> diyor. Bu gelişme üzerine <strong>MHP</strong> grup başkan vekili <strong>Oktay Vural da</strong> TBMM&#8217;de yaptığı basın toplantısında <strong>Celal Talabani&#8217;nin</strong> bir Televizyon Kanalına verdiği röportajında ki <strong>&#8221;  AKP&#8217;nin teklifi tarihi bir tekliftir ve PKK&#8217;nın bunu kaçırmaması  gerekir&#8221; şeklinde ki sözlerini hatırlatarak, bu neyin teklifidir. ?  Türkiye Cumhuriyeti hükümeti teklif yapmış ve kabul edin diyor. Ortada  teklifler geziyor ama bizim hiç haberimiz yok . Talabani&#8217;yle yapılan  görüşme de neler konuşulmuş ve de hangi teklifler gündeme getirilmiştir?</strong> Şeklinde ki Sorularını gündeme taşıyor.</p>
<p>Şimdide 4 yıl öncesindeki yaşananları hatırlayarak, bu günkü olanların gerisindeki bağlantıları ortaya koyalım<br />
Yıl 2006. Irak Cumhurbaşkanı<strong> Celal Talabani PKK</strong> ile görüştüklerini ve Terör örgütünün silah bırakacağını söylüyor. Bunun ardından ayağa kalkan Türk kamuoyu <strong>PKK&#8217;yı</strong> muhatap aldığı iiçin <strong>Talabani&#8217;ye</strong> ateş püskürüyor. Bu gelişmeler üzerine Celal Talabani&#8217;nin Partisi Irak Kürdistan Yurtseverler birliğinin Ankara temsilcisi <strong>Behruz Galali</strong> yaptığı açıklamasında<strong> &#8221; PKK ile görüşmemizi Türk hükümeti istedi. Talabani&#8217;nin hiç bir şeyi  yalınız başına yapması söz konusu değildir. Bizim PKK ile masaya  oturmamızı isteyen Türk yetkililer, şimdi ağızlarını açmıyorlar. Hatta  dahası sayın Talabani&#8217;ye saldırıyorlar. Çıkıp her şeyi ve herkesi isim,  isim açıklayacağım. PKK ateşkes kararını ilan edecek . Her şey Türk  yetkililerle kararlaştırıldığı gibi adım, adım ilerliyor. Bu durumda  Talabani&#8217;ye yönelik saldırılar da neyin nesi oluyor&#8221;</strong> diyor. Yani<strong> AKP&#8217;nin</strong> gizliden gizliye <strong>PKK</strong> ile görüştüğünü deşifre ediyor. <strong>Bu  ise bize PKK&#8217;nın Özerklik ilanına kapı aralayan Kürt açılımının,  aslında geçmişi olan bir AKP projesi olduğunu ,ve de bunu Talabani&#8217;yle  sıkı bir işbirliği içinde yürüttüğünü gösteriyor.<br />
</strong></p>
<p><strong>GÜNÜN SÖZÜ : SORULAR GERÇEKLERE GİDEN KAPILARI AÇARLAR, ÖN YARGILAR İSE BU KAPILARI KAPARLAR<br />
JOSEF KİRSCHNER<br />
</strong></p>
<p><em>* Bu yazı </em><a href="http://www.ortadogugazetesi.net/"><em>www.ortadogugazetesi.net</em></a><em> adresinden alınmıştır.</em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyalcin-guzelhan-talabani-akp-pkk-isbirligini-desifre-ederken.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yalcin-guzelhan-talabani-akp-pkk-isbirligini-desifre-ederken.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-5.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-5.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2010 16:04:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Devleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2082</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Konuşmama son günlerde artan şiddet ve tahrik yüklü gelişmelerden duyduğum rahatsızlığı belirterek başlamak istiyorum. Bunlardan birincisi, terör örgütü yandaşlarının, İstanbul Başakşehir Şahintepe Mahallesinde bulunan Velibaba Cemevine saldırmalarıdır. Cemevinin dış kısmında asılı olan Türk Bayrağını tahrik unsuru sayarak taş ve sopalarla içeride bulunan kardeşlerimiz hedef alınmıştır. Canice yapılan bu eylemin gerekçesi olarak da bayrağımızın işaret edilmesi, ülkemizin içine sürüklendiği vahim ortamı göstermesi bakımından ibretlik olmuştur. Bölücülerin artık her milli değerden tahrik olmaları ve şiddete başvurmaları üzerine AKP hükümeti şapkasını önüne koyup mutlaka düşünmelidir. Bu vesileyle söz konusu saldırıda yaralanan vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, acil şifalar diliyorum. Saldırganların da bir an önce yakalanarak adalet önüne çıkarılmasını beklediğimi ifade etmek istiyorum. Bir diğer konu ise, spor müsabakalarında artmaya başlayan şiddet eğilimleridir. Ülkemizin değişik yörelerinde, sporun centilmenliğine ve rekabetine yakışmayan kavga görüntüleri tehlikeli gelişmelerin adeta habercisi niteliğinde olmuştur. Toplumun şiddet ve gerginlik sarmalına girmesi de endişe verici olayları tetikleme riskini taşımaktadır. Bu itibarla, herkesi sağduyulu ve aklıselim davranmaya davet ediyor; kavgadan ve tahammülsüzlüklerden arınmanın çok önemli olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Değerli Milletvekilleri, Üç gün sonra, 2010 yılını geride bırakıp, yeni bir yıla adım atmış olacağız. Parti olarak bu yılın son Meclis grup toplantısını da bugün gerçekleştiriyoruz. 2010 yılı, siyasetten ekonomiye, güvenlikten dış politikaya, ahlaki yozlaşmadan toplumsal huzur ve dayanışmaya, milli birlik ve bütünlüğe kadar uzanan her alanda bunalım ve çalkantılarla geçen karanlık bir yıl olmuştur. Bu dönemde; Milletimiz için adeta kader haline gelen yoksulluk, işsizlik, açlık ve sefalet katlanılamaz boyutlara ulaşarak sürmüş, Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve uçurum giderek derinleşmiş, Üretim düşmüş, yatırım durmuş, tarım ve hayvancılık çökmüş, İşçi, memur, emekli, esnaf, çiftçi ve köylü çok ağır ekonomik sorunların altında ezilmiştir. 2010 yılında; AKP’nin kurumsal markası haline gelen yolsuzluk, vurgun ve talan hız kazanarak sürmüş, Kanunsuzluk ve asayişsizlik çığ gibi büyümüş, Türkiye hukuksuzlukların ve ahlaksızlıkların diyarı haline gelmiştir. AKP iktidarının samimiyetsizliği ve siyaset kurumunu yozlaştırması sonucu Türkiye’nin temel sorunlarının kalıcı çözümlere kavuşturulması, Türk milletinin beklentilerine cevap verilmesi ve yolsuzlukların üzerine etkili ve kararlı biçimde gidilmesi 2010 yılında da mümkün olmamıştır. Türk toplumu cephelere bölünen, ortak milli ve manevi değerler etrafında çatışan, sosyal bünyesi ağır tahribata uğrayan hasarlı bir toplum olarak kendi kaderine terk edilmiştir. Bu çerçevede üniversitelerde başörtüsü sorunu ve Alevi İslam inancını benimseyen kardeşlerimizin inanç ve kültürel temelli sorunları 2010 yılında da köklü ve kalıcı çözümlere kavuşturulamamış, AKP’nin istismar amaçlı politikaları nedeniyle kanayan bir yara olarak ortada ve sürüncemede bırakılmıştır. AKP döneminin milli bünyemizi, devlet ve toplum hayatımızı zehirleyen tahribatı ve devletin temel kurumlarını siyasi etki altına almak için başlattığı yıpratma ve kuşatma kampanyası 2010 yılında da hız kesmeden sürmüştür. Bu yılda yaşanan gelişmelerle Başbakan Erdoğan’ın ve hükümetinin; Milli bilincin karartıldığı, bütün unsurlarıyla baskı altına alındığı, korkutulmuş ve sindirilmiş bir toplum düzeni ile, Adaletin teslim alınarak siyasi otoriteye tabi kılındığı, hukukun üstünlüğü yerine AKP hukuku ve vesayetinin hüküm sürdüğü AKP’lileştirilen bir devlet düzeni peşinde koştuğu bütün çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. AKP’nin dış politikası da, Türkiye’nin sürekli zemin kaybettiği karanlık bir hezimet ve iflas tablosu olarak belirginlik kazanmıştır. AB ile ilişkiler Kıbrıs ipoteğinden kurtarılamamış, tam üyeliğin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
document.write('<iframe id="mhptv-video" frameborder="0" height="400" width="500" src="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=254&#038;iframe=mhpvideo" scrolling="no" marginwidth="0" marginheight="0" >Tarayıcınız iFrame Desteklemiyor. Videoyu izlemek için lütfen <a href="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=254" target="_blank" >http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=254</a> adresini ziyaret ediniz.</iframe>');
// ]]&gt;</script></p>
<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Konuşmama son günlerde artan şiddet ve tahrik yüklü gelişmelerden duyduğum rahatsızlığı belirterek başlamak istiyorum.</p>
<p>Bunlardan birincisi, terör örgütü yandaşlarının,  İstanbul Başakşehir Şahintepe Mahallesinde bulunan Velibaba Cemevine  saldırmalarıdır.</p>
<p>Cemevinin dış kısmında asılı olan Türk Bayrağını  tahrik unsuru sayarak taş ve sopalarla içeride bulunan kardeşlerimiz  hedef alınmıştır.</p>
<p>Canice yapılan bu eylemin gerekçesi olarak da  bayrağımızın işaret edilmesi, ülkemizin içine sürüklendiği vahim ortamı  göstermesi bakımından ibretlik olmuştur.</p>
<p>Bölücülerin artık her milli değerden tahrik  olmaları ve şiddete başvurmaları üzerine AKP hükümeti şapkasını önüne  koyup mutlaka düşünmelidir.</p>
<p>Bu vesileyle söz konusu saldırıda yaralanan  vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, acil şifalar  diliyorum. Saldırganların da bir an önce yakalanarak adalet önüne  çıkarılmasını beklediğimi ifade etmek istiyorum.</p>
<p>Bir diğer konu ise, spor müsabakalarında artmaya başlayan şiddet eğilimleridir.</p>
<p>Ülkemizin değişik yörelerinde, sporun  centilmenliğine ve rekabetine yakışmayan kavga görüntüleri tehlikeli  gelişmelerin adeta habercisi niteliğinde olmuştur.</p>
<p>Toplumun şiddet ve gerginlik sarmalına girmesi de endişe verici olayları tetikleme riskini taşımaktadır.</p>
<p>Bu itibarla, herkesi sağduyulu ve aklıselim  davranmaya davet ediyor; kavgadan ve tahammülsüzlüklerden arınmanın çok  önemli olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Üç gün sonra, 2010 yılını geride bırakıp, yeni bir yıla adım atmış olacağız.</p>
<p>Parti olarak bu yılın son Meclis grup toplantısını da bugün gerçekleştiriyoruz.</p>
<p>2010 yılı, siyasetten ekonomiye, güvenlikten dış  politikaya, ahlaki yozlaşmadan toplumsal huzur ve dayanışmaya, milli  birlik ve bütünlüğe kadar uzanan her alanda bunalım ve çalkantılarla  geçen karanlık bir yıl olmuştur.</p>
<p>Bu dönemde;</p>
<ul>
<li>Milletimiz için adeta kader haline gelen yoksulluk, işsizlik, açlık ve sefalet katlanılamaz boyutlara ulaşarak sürmüş,</li>
<li>Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve uçurum giderek derinleşmiş,</li>
<li>Üretim düşmüş, yatırım durmuş, tarım ve hayvancılık çökmüş,</li>
<li>İşçi, memur, emekli, esnaf, çiftçi ve köylü çok ağır ekonomik sorunların altında ezilmiştir.</li>
</ul>
<p>2010 yılında;</p>
<ul>
<li>AKP’nin kurumsal markası haline gelen yolsuzluk, vurgun ve talan hız kazanarak sürmüş,</li>
<li>Kanunsuzluk ve asayişsizlik çığ gibi büyümüş,</li>
<li>Türkiye hukuksuzlukların ve ahlaksızlıkların diyarı haline gelmiştir.</li>
</ul>
<p>AKP iktidarının samimiyetsizliği ve siyaset  kurumunu yozlaştırması sonucu Türkiye’nin temel sorunlarının kalıcı  çözümlere kavuşturulması, Türk milletinin beklentilerine cevap verilmesi  ve yolsuzlukların üzerine etkili ve kararlı biçimde gidilmesi 2010  yılında da mümkün olmamıştır.</p>
<p>Türk toplumu cephelere bölünen, ortak milli ve  manevi değerler etrafında çatışan, sosyal bünyesi ağır tahribata uğrayan  hasarlı bir toplum olarak kendi kaderine terk edilmiştir.</p>
<p>Bu çerçevede üniversitelerde başörtüsü sorunu ve  Alevi İslam inancını benimseyen kardeşlerimizin inanç ve kültürel  temelli sorunları 2010 yılında da köklü ve kalıcı çözümlere  kavuşturulamamış, AKP’nin istismar amaçlı politikaları nedeniyle kanayan  bir yara olarak ortada ve sürüncemede bırakılmıştır.</p>
<p>AKP döneminin milli bünyemizi, devlet ve toplum  hayatımızı zehirleyen tahribatı ve devletin temel kurumlarını siyasi  etki altına almak için başlattığı yıpratma ve kuşatma kampanyası 2010  yılında da hız kesmeden sürmüştür.</p>
<p>Bu yılda yaşanan gelişmelerle Başbakan Erdoğan’ın ve hükümetinin;</p>
<ul>
<li>Milli bilincin karartıldığı, bütün unsurlarıyla baskı altına alındığı, korkutulmuş ve sindirilmiş bir toplum düzeni ile,</li>
<li>Adaletin teslim alınarak siyasi  otoriteye tabi kılındığı, hukukun üstünlüğü yerine AKP hukuku ve  vesayetinin hüküm sürdüğü AKP’lileştirilen bir devlet düzeni peşinde  koştuğu bütün çıplaklığıyla açığa çıkmıştır.</li>
</ul>
<p>AKP’nin dış politikası da, Türkiye’nin sürekli  zemin kaybettiği karanlık bir hezimet ve iflas tablosu olarak  belirginlik kazanmıştır.</p>
<ul>
<li>AB ile ilişkiler Kıbrıs ipoteğinden  kurtarılamamış, tam üyeliğin nihai hedef olmaktan çıktığı sanal müzakere  süreci içi boş bir hayal yolculuğu olarak oksijen çadırında suni  teneffüsle beyhude yaşatılmaya çalışılmıştır.</li>
<li>Erivan’ın peşinden koşan AKP  hükümeti Ermenistan’la imzaladığı teslimiyet Protokollerini, Ermenistan  Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye üzerindeki iddia ve taleplerinin hiçbirini  etkilemediği yolunda aldığı karara rağmen, bunları onay için sevkettiği  TBMM’den çekmek cesaretini dahi gösterememiştir.</li>
<li>İsrail’in insanlık dışı Mavi  Marmara barbarlığı karşısında söylemleriyle mangalda kül bırakmayan AKP  hükümeti, aradan geçen altı ay içinde İsrail’in Türkiye’yi tatmin edecek  adım atmasını sağlayamamış, uluslararası camiayı bu yönde harekete  geçirememiş ve bu ülkeyle savunma alanındaki işbirliğini hiçbir şey  olmamış gibi sürdürmüştür.</li>
</ul>
<p>Bunun yerine ilişkileri düzeltmek konusunda  ricacı olmuş, kuru bir üzüntü beyanı ve tazminat karşılığında normal  ilişkiler için İsrail’in peşinden koşmuştur.</p>
<ul>
<li>AKP hükümetinin ABD ile ilişkilerdeki  ilkesiz ve teslimiyetçi tutumu 2010 yılında da devam etmiş, İran  konusunda yaşanan görüş ayrılığı dışında, ilişkilerin temel niteliği  değişmemiştir.</li>
<li>Kıbrıs milli davamızın sokulduğu karanlık süreç 2010 yılında ağırlaşarak sürmüştür.</li>
<li>AKP hükümetinin, Rumları ve Avrupa  Birliği’ni tatmin için Türkiye ve Kıbrıs Türklüğü’nün Kıbrıs’tan  tasfiyesiyle sonuçlanacak gaflet politikalarında özde bir değişiklik  yaşanmamıştır.</li>
<li>AKP’nin vizyonsuz ve tutarsız dış  politika anlayışı sonucu Türkiye Ermenistan’ın, Rumların ve İsrail’in  peşinde koşan, ABD ve AB’nin dümen suyunda sürüklenen bir ülke konumuna  düşürülmüştür.</li>
<li>Füze kalkanı projesiyle İsrail, İran’a karşı korunmaya alınmış ve bu konuda da tam bir acziyet sergilenmiştir.</li>
</ul>
<p>2010 yılı her anlamda unutulmayacak hazin  olaylara ve gelişmelere sahne olduğundan dolayı, milletimizin  hafızasından kolay kolay silinmeyecektir.</p>
<p>Bu bakımdan gelecekte bugünün tarihi  yazıldığında, son günlerini yaşadığımız bu yılın ayrı bir önemde ve  bağlamda ele alınacağından şüphe duymuyorum.</p>
<p>Gerçekten de Adalet ve Kalkınma Partisi  iktidarının yaşattığı hayal kırıklıklarına ve tahribatlara koca bir yıl  daha eklenmiş bulunmaktadır.</p>
<p>2010 yılı, Türkiye’nin sözde demokrasi ve  özgürlük iddiaları altında hırpalandığı, temellerinin sarsıldığı,  bölücülüğün hükümet eliyle zirve yaptığı karanlık bir döneme işaret  etmektedir.</p>
<p>Türk milletine düşmanlıkta birleşenlerin, Türk  devletine karşı öfkede buluşanların foyaları geride kalan aylarda bir  bir açığa çıkmıştır.</p>
<p>Bu yılda da yıkım ekibi tam mesai çalışmış, hükümetin fitneye gösterdiği tolerans en üst düzeye ulaşmıştır.</p>
<p>Milli kimliğimiz, üniter devlet yapımız, dilimiz  ve Cumhuriyetimizin kurum ve kuralları AKP yönetimi altında ağır bir  saldırıya uğramıştır.</p>
<p>Var olan tüm milli kabullerimiz bölücü güruhun  taciz ve tahrikiyle sarsılmış; milletimiz sözde barış, özgürlük ve insan  hakları maskesiyle boy gösteren alçakların hedefinde yer almıştır.</p>
<p>Türk devletinin hudut ve eşikleri teker teker aşılmış; geleceğimize çözülmesi güç olan düğüm üstüne düğüm atılmıştır.</p>
<p>Özellikle 12 Eylül Anayasa Referandumunun  öncesinde ve sonrasında, AKP’nin safında arka arkaya dizilmiş olan kirli  niyet ve ittifak bariz bir şekilde kendisini göstermiş ve yarınlarımızı  sakatlayacak hunhar girişimlerine hız vermişlerdir.</p>
<p>Türkiye ileri demokrasi fırtınasına böyle bir  atmosferde tutulmuş,  akıl hislere yenilmiş, sağduyu bozgunculuğa teslim  olmuş, şuur yılgınlık karşısında teslim bayrağını çekmiştir.</p>
<p>Türk milletinin etnik alt kimlikler bazında  ayrılmasını dileyenler ve bütünlüğümüzü bozmak için iştah ve hevesle  bekleyenler AKP’nin yaktığı fitne ateşinde ısınmışlar, güçlenmişler ve  buradan harekete geçmişlerdir.</p>
<p>Türk’ü küçülten, hakir gören, şerefli mazisini  lekeleyen, saklı kalmış kinlerini kusmak için fırsat kollayan kim varsa  iktidarın pusulası bozuk bölücülük gemisine binmiş ve Başbakan  Erdoğan’ın kaptanlığıyla dağılmayı sağlayacak yıldırımlar altında hızla  mesafe almaya başlamışlardır.</p>
<p>Dağdaki cani AKP’yle birlikte umutlanmış,  Türkiye’yi ortadan ikiye ayırmak için uygun zamanı bekleyenler bu  iktidarla heyecanlanmıştır.</p>
<p>Terörist elebaşısı Recep Tayyip Erdoğan’ın  başbakanlığında huzura ermiş, Mondros Mütarekesinden 92 yıl sonra zımnen  imzalanan İmralı mütarekesiyle devlet bu defada teröre boyun eğmiştir.</p>
<p>İnsaf, izan, merhamet ve milli duygulardan  nasibini almamış olan AKP zihniyeti; deyim yerindeyse İmralı sahillerine  beyaz bayrakla çıkarak, milletimizin haysiyetini iki paralık etmiştir.</p>
<p>Müebbet hapisle yatan eli kanlı katilin yattığı  yerden taşeron örgütünü yönetmesine müsamaha gösterilmiş, avukatları  aracılığıyla ve AKP’nin görevlendirdiği kimliği meçhul kişiler  vasıtasıyla dağdaki ve şehirdeki uzantılarına mesajlar ve hain projeler  ulaştırılmıştır.</p>
<p>Egemenlik haklarına sahip Türk devleti, kendi  cezaevinde yatan bir mahkûmun tehditlerine maruz kalmış, ancak hükümet  bunu üstüne almayarak her defasında topu devlete atmıştır.</p>
<p>Biz İmralı canavarıyla yapılan görüşmeleri  deşifre ettiğimizde, öfke nöbetlerine kapılan Başbakan bizi  şerefsizlikle itham ederek bu iddiamızı reddetmişti.</p>
<p>Ancak bugün kimin şerefli, kimin şerefsiz olduğu  artık ayan beyan ortaya çıkmış ve muhataplarının alnına nesillerinden  bile çıkmayacak kara bir leke olarak kazınmıştır.</p>
<p>Ne var ki hiçbir mazeret ve gerekçe hükümetin  ihanete kol kanat gerdiği gerçeğini değiştiremeyecek; yapılan sinsi  görüşmeleri, karanlık planları, milletimizi mahvetmeye dönük rezil  oyunları bertaraf edemeyecektir.</p>
<p>Her şey gün gibi ortadadır.</p>
<p>AKP, İmralı ve Kandil arasındaki iletişimi  sağlamış, siyasetteki bölücü mihrakların rahatça at oynatmalarına ve  cüretkâr olmalarına zemin hazırlamıştır.</p>
<p>Yeni anayasa vaatleriyle bölücülüğe ümit  verilmiş, umutlar tazelenmiş ve bin yıllık kardeşliğimiz sözde demokrasi  rüzgârının yaydığı dumanla soluk alamaz hale getirilmiştir.</p>
<p>Eğer bugün vatanımızın bir bölümü özerklik  zırvalarına konu oluyorsa, ana dilde eğitim taleplerindeki ısrarlar  çığırından çıkıyorsa bilinmelidir ki bunun tek sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinden başkası değildir.</p>
<p>İhanet projelerinin konuşulmasını çok seslilik  ve demokrasi icabı olarak gören ilkel ve çürümüş siyasi iktidar,  bölücülüğün dinamitlerini yurdumuzun her yanına özenle yerleştirmekten  zerre kadar utanç ve vicdan azabı duymamıştır.</p>
<p>AKP’yle birlikte çirkefliğin adı dik duruş,  ikiyüzlülüğün adı bariyerleri yıkmak, tavizin adı tabuları kırmak ve  sırnaşmanın adı ise ezberleri bozmak olmuştur.</p>
<p>Böylesi bir yönetim anlayışının; İmralı’dan  çıkan hıyanet projelerine, iğrenç tekliflere gözü ve dikkatinin kapalı  olması da eşyanın tabiatına son derece uygundur.</p>
<p>Bakınız, son günlerde ayrı bayrak, farklı dil ve  semboller ve özerk bir yönetim modelini içeriğine alan hıyanet projesi  Diyarbakır’da bir grup sözde aydın, gazeteci ve bölücülüğün siyasetteki  temsilcileri tarafından ele alınmış ve taslak kamuoyuna ulaştırılmıştır.</p>
<p>Bu tehlikeli projeler ne yenidir ne de ilk defa açığa çıkmaktadır.</p>
<p>Daha önce de benzer görüşler kanlı terörün  uzantıları ve onlara yardım ve yataklık yapan köksüz bazı sözde aydın  zevat tarafından dile getirilmiştir.</p>
<p>Türk milletinin sabrını ve tahammül sınırını  zorlayan bu yüzlerin ve fikirlerin son dönemlerde, özelikle yıkım  projesiyle daha da cesaretlendiği hepimizin bildiği gerçekler  arasındadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın mihmandarlığında başlatılan  demokratik açılım denilen yıkım projesi Türkiye’yi sonunda uçurumun  kenarına kadar getirmiştir.</p>
<p>Terör biterse bizimde biteceğimiz kehanetinde  bulunan ve bizimde kendisi hakkında yeterli bilgiye sahip olduğumuz  İçişleri Bakanı yıkımın ilk adımını 1 Ağustos 2009 tarihinde,  Gölbaşı’ndaki Polis Akademisinde gerçekleştirilen toplantı ile atmıştı.</p>
<p>2009 yılının Kasım ayında da Meclis Genel  Kurulunda yaptığı konuşmada yıkım projesinin bir anlam ifade etmeyen ve  bütünlükten uzak amaçlarını sıralamıştı.</p>
<p>Sözüm ona, yıllardır devam eden terörün  sonlandırılması, temel hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi ve  birlik ve dirliğimizin pekiştirilmesi amacıyla PKK açılımını  başlattıklarını ifade etmişti.</p>
<p>Bugün anlaşılmaktadır ki, bu kafa yapısının terörün bitmesinden anladığı güçlenmesidir.</p>
<p>Temel hak ve özgürlüklerin gelişmesinden muradı,  bölücülüğün kuvvetlenmesi ve dağılmayı sağlayacak dinamikleri harekete  geçirmesidir.</p>
<p>Birlik ve dirliğimizin pekiştirilmesinden beklentisi de; Türkiye’nin kardeş kanı dökme aşamasına gelmesidir.</p>
<p>Nitekim gelişmeler ve bir yılı aşkındır inatla  sürdürülen PKK açılımının ortaya çıkardığı gerçekler bize başka bir  fikir vermemiştir.</p>
<p>PKK açılımının üniter yapımıza kast edecek  eğilimlere pirim vermesi ve milli bütünlüğümüzü bozmak için pusuda  bekleyenlere adeta çağrıda bulunması, Türkiye’yi yıkımın alacakaranlık  ortamına sürüklemiştir.</p>
<p>Yine Damat Ferit kabinelerinin içişleri  bakanlarını aratmayan bir zihniyete sahip ilgili koordinatör bakan;  geçtiğimiz yıl açılım sürecinin iki somut sonucunun gerçekleşeceğinden  bahsetmişti.</p>
<p>Bunlardan birincisi terörün sonlandırılması ya  da minimum seviyeye indirilmesi; diğeri de demokrasi standartlarının  yükseltilmesidir.</p>
<p>Ne var ki bugün geldiğimiz bu aşamada, bölücü  terör devletle pazarlık yapar hale gelmiş ve demokrasi zedelenmiştir.  İşte Polis Akademisinden sonra ülkemizin geldiği manzaranın özeti kısaca  budur.</p>
<p>Açıkça itiraf ve kabul etmek lazımdır ki,  AKP’nin sözde demokratik açılımı iflas etmiş ve vatanımızı yıkım selinin  çamurları altında bırakmıştır.</p>
<p>Demokratik açılım peşinde koşan iktidar partisi,  teröre kollarını açmış ve sarmaş dolaş bir şekilde Türkiye’yi çökertmek  amacıyla el birliği yapmışlardır.</p>
<p>Bu kapsamda, partimizi zan ve töhmet altında  bırakarak; “terör biterse MHP’de biter, ekmeği suyu bu” diye  nitelendiren çürümüş zihniyetlere diyebileceğim şimdilik şudur:</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi, kandan,  karışıklıktan ve kavgadan beslenen ve bunların artmasını isteyen bir  çarpık anlayışa hiçbir zaman sahip olmamıştır.</p>
<p>Aksine iftiraları atanlar mahşeri vicdanda mahkûm olacaklar ve yalpalayıp düşmekten başka bir sonları olmayacaktır.</p>
<p>Sözümüz kardeşliğe, birliğe ve dirliğe yöneliktir.</p>
<p>Amacımız Türk milletinin bağımsız yaşaması, huzurlu olması ve sonsuza kadar son vatanında var olmasıdır.</p>
<p>Bunun hilafına, bize gıybette bulunanlar müfteridir ve kötü niyetlerine esir olanlardır.</p>
<p>Bizim ekmeğimiz de, suyumuz da Türk’tür, Türkçedir, Türk tarihidir ve Türk milletine ait olan her değerdir.</p>
<p>Bunu dışında, terörün ekmeğimiz ve suyumuz  olduğuna dönük hayâsızca iftira atanlar; önce ekmeğini yediği, suyunu  içtiği Türk vatanına ve Türk milletine yönelik ihanet girişimlerinin  hesabını vermelidirler ve sonra da yüzleri kalırsa bize laf yetiştirmeye  çalışmalıdırlar.</p>
<p>PKK açılımının koordinatörlüğü ve en hararetli militanlığını yapan bu şahsın da Yüce Divan’a gitmesi artık kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu da inşallah Milliyetçi Hareket’e nasip olacaktır ve adaletin terazisi herkese hak ettiği dersi verecektir.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Gündemi en üst sırada meşgul eden ve ülkemizi  karanlık bir meçhule götürecek olan ‘demokratik özerk Kürdistan’ zırvası  yalnızca bir avuç kendini bilmezin çalışması ya da hazırladığı taslak  değildir.</p>
<p>Türkiye’nin yönetim yapısını değiştirmek ve Türk  milletini ortadan ikiye yarmak için fikir ve eylem birliği içinde  olanların pis bir tuzağıdır.</p>
<p>Ve şüphesiz sütre gerisinde Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti bulunmaktadır.</p>
<p>Egemen Türk devletinin cezaevinde yatan müebbet  ceza almış bölücü bir mahkûm, eğer Türkiye’nin bölünmesine ve  ayrılmasına dönük projelerini, fikirlerini dışarıdaki yandaşlarına,  terör örgütüne ve taraftarlarına ulaştırabiliyorsa burada aklımıza iki  şey gelmektedir.</p>
<p>Ya muazzam bir güvenlik ve kontrol zafiyeti vardır ve bundan faydalanan İmralı canavarı dışarıyı yönlendirmektedir.</p>
<p>Ya da çok ciddi bir hükümet operasyonu vardır ve terör örgütü elebaşısı suflörlük yapmaktadır.</p>
<p>Zira aklımıza başkaca üçüncü bir şık gelmemektedir.</p>
<p>İmralı’dan hain projelerin dışarıya çıkmasına  müsamaha gösteriliyorsa, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü beka  düzeyinde tehlikelere atılıyorsa, o zaman AKP hükümetinin Türkiye  Cumhuriyeti’ni bildirimsiz feshetmek gibi bir niyeti olduğu ortaya  çıkacaktır.</p>
<p>Burada cevabını merakla beklediğimiz sorularımız şunlar olacaktır:</p>
<p>Dünyada, egemenlik haklarını kullanan hangi devlet, kendisini yıkacak ve yok edecek girişimlere müsaade edebilir mi?</p>
<p>Veya yönetim yapısını değiştirmeyi amaçlayan,  milletinin bütünlüğünü bozmayı hedefleyen ve bayrağını indirmeyi  aklından geçiren mihrakların faaliyetlerine açıkça izin ve fırsat  vermesi mümkün müdür?</p>
<p>Bugün, en geri ve devlet geleneği hiç olmayan  bir ülkeye gitseniz dahi bu sorulara sorumluluk mertebesinde olumlu  cevap verebilecek kişilerle karşılaşamazsınız.</p>
<p>O zaman binlerce yıllık devlet geleneğine sahip Türk devletinin bugünkü içler acısı halinin vebali kimin üzerinde olacaktır?</p>
<p>Şehirlerinde, sokaklarında, caddelerinde,  konferans salonlarında ve dağlarında kendisini yıkmayı amaçlayan eli  kanlı katillere, demokrasi havarisi olan fitne zihniyetlere müsaade  etmenin, hoşgörmenin ve siyasete kazandırmaya çalışmanın hesabını iki  cihanda kimler, nasıl verecektir?</p>
<p>Lütfen dikkat ediniz değerli arkadaşlarım, Türk devletinin kudreti bugün ayağa düşürülmüş ve itibarı yerlere batırılmıştır.</p>
<p>Şayet bugün cezaevinde yatan bir hainin  projeleri salonlara ulaşıyorsa, ülkenin parçalanmasının fikir  egzersizleri yapılıyorsa ve bu salonlardan virüs yayılıyorsa bundan  birinci derecede sorumlu, devleti bu hale düşüren siyasi iktidar  olacaktır.</p>
<p>Bu kapsamda, bugün Türkiye’yi geren ve  tehditlerle dolu bir sürece girmesine neden olan hıyanetin  cesaretlendiricisi Adalet ve Kalkınma Partisi’dir.</p>
<p>Proje mimarı ABD’dir, taşeronlar Kandil’dedir, uygulayıcısı ise Recep Tayyip Erdoğan’dır.</p>
<p>Ülkemiz üzerinde ‘ameliyat yaptırtmam’ diyen  Başbakan, esasen cerrah olarak eline körleştirdiği demokrasi bıçağı ile  paslandırdığı özgürlük neşterini almış ve Türk’e dair ne varsa kesmiş ve  kanatmıştır.</p>
<p>Bundan zerre kadar da rahatsızlık duymamış ve yüreği sızlamamıştır.</p>
<p>Çok değil, daha bir yıl önce Habur’daki aşağılık  terörist karşılama törenlerini ‘umut verici gelişmeler’ olarak  yorumlayan Başbakan Erdoğan’dan başkası değildir.</p>
<p>Bununla birlikte teröristlerin ‘pişman değiliz’  demelerine rağmen, Ceza Kanununun pişmanlık hükümlerini uygulatan da  Başbakan Erdoğan’ın başkanı olduğu AKP hükümetidir.</p>
<p>Türkiye bugünkü bölücülük çıkmazına ve devlete,  millete meydan okuyan küstahlıklara aşama aşama getirilmiş; geçmişteki  söz ve açıklamalar adeta yaşadığımız bunalımın habercisi niteliğinde  olmuştur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın ve Cumhurbaşkanı Abdullah  Gül’ün beyanları, hazırlıkları ve çalışmaları ülkemizi tartışmaların ve  kaosun içine çekmiştir.</p>
<p>Mesela, 2005 yılı Nisan ayında Norveç seyahatinde Başbakan Erdoğan Kürt sorununu sanal olarak tanımlamıştır.</p>
<p>2005 yılının Ağustos ayında da bu defa da  Diyarbakır’da; Kürt sorununu demokratikleşme sorunu olarak gördüğünü  ifade ederek, kısa zaman içinde sürekli çark eden ve fikir değiştiren  bir kişi olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Bugün de Başbakan Erdoğan, ‘Kürt sorununu savunuyorum ve savunmaya devam edeceğim’ demiştir.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, 2008 yılının Mart  ayında, Kürt sorunu Türkiye’nin sorunudur, diyerek içinden çıktığı  partisinin genel başkanıyla aynı noktada buluşmuştur.</p>
<p>Bu değerlendirme hataları, zihin bulanıklıkları  ve farklılıklara yoğun vurgu Türkiye’de bölücülüğün ateşini yükseltmiş;  Türk milletinin eşit ve onurlu bir kesiminin kendisini ayrı bir yerde  konumlandırmasına yol açmıştır.</p>
<p>Açıkça söylemeliyim ki, Türkiye’de bir Kürt sorunu değil, terör ve bölücülük sorunu vardır.</p>
<p>Esas itibariyle Kürt sorunu demek bir yönüyle,  Türk milletini oluşturan bir kısım vatandaşlarımızın sorun olduklarını  ikrar anlamına gelecektir.</p>
<p>Böylesi bir düşüncenin kaynağında; küresel alandan sipariş edilen görüşlerin belirleyici olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2009 yılının  Temmuz ayında yaptığı; ‘sorunu kendi inisiyatifimizle çözmezsek  başkalarının bunu istismar edeceğine’ dönük açıklamaları da bu  çerçevedeki tespitimizi güçlendirmiştir.</p>
<p>Burada aklımıza, kim ya da kimlerin AKP hükümetini sıkıştırdığı ve politikalarını yönlendirdiği hususu gelmektedir.</p>
<p>Anlaşıldığı kadarıyla, 22 Temmuz 2009 yılında  kurdelesi kesilerek açılışı yapılan, 1 Ağustos 2009 günü Polis  Akademisindeki toplantıyla da faaliyete geçen yıkım projesinin arkasında  çirkin bir koalisyon vardır ve bu orta oyununda figüranlık AKP’ye  düşmüştür.</p>
<p>Özellikle, ABD Başkanı Obama’nın 6 Nisan 2009  tarihinde TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmayı takip eden süre içinde  hem PKK açılımına hem de Ermeni’lerle mutabakat arayışlarına hız  verilmesi bir tesadüf olarak görülmemelidir.</p>
<p>Maalesef Türk milleti yıkım sürecinin öncesinde  ve sonrasında, devlet ve hükümet sorumluluğunu üstlenenler tarafından  dile getirilen hamasi ve içi boş sözlere birçok defa şahit olmuştur.</p>
<p>Bunlar arasında;</p>
<ul>
<li>‘Önümüzdeki günlerde çok iyi şeyler olacak.’</li>
<li>‘Mutlaka halledilmeli.’</li>
<li>‘Çok ümitliyim.’</li>
<li>‘Geleceğe dair umudumuz arttı.’</li>
<li>‘Başımızı kuma gömmeyelim, gerçeklere bakalım.’<strong> </strong></li>
<li><strong>‘</strong>Yolumuza devam edeceğiz.’<strong> </strong></li>
<li><strong>‘</strong>Kararlılığımız sürecek’</li>
<li><strong>‘</strong>Demiyoruz ki bizim her söylediğimiz doğrudur.’</li>
<li><strong>‘</strong>Geri adım atmayacağız. Taviz vermeyeceğiz.’<strong> </strong></li>
<li><strong>‘</strong>Her adımı cesaretle atacağız.’</li>
<li><strong>‘</strong>Türkiye kendi meselelerini kendi halledecektir’</li>
<li><strong>’</strong>Gelişmeleri dikkatli şekilde takip edeceğiz.’</li>
<li>‘Sil baştan yaparız.’</li>
<li><strong>‘</strong>Bugün iyi bir noktadayız.’</li>
</ul>
<p>Söz ve ifadelerine sıklıkla rastlanmıştır.</p>
<p>AKP hükümetinin dışarıdan ısmarlamayla yürüttüğü ihanet projesinin, Kürt sorununa indirgenmesi ayıptır, hezeyandır ve zırvadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın, Türk milletini 36’ya  ayırarak nasıl birleştireceğini uçağa binmekten vakit bulursa izah  etmesinde çok fayda olacaktır.</p>
<p>Farklılıkları tanımlayarak, birlik ruhunu nasıl sağlayacaklarını da belirtmesinde yarar vardır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın alt kimlikleri, kurulmuş  plak gibi sürekli sayıp, arkasından da Kürt sorununu dile getirmesi ve  peşinde de tek millet var demesi çelişkidir ve hiçbir anlam ifade  etmeyecektir.</p>
<p>Siyasi kararlarında bir öyle bir böyle hareket  eden, sabah kalkarken başka, akşam yatarken bir başka konuşan Başbakan  Erdoğan’ın, birbiriyle uyumsuz yaklaşımlarını aziz milletimiz çok iyi  bilmektedir.</p>
<p>En başta Türkçe ilgili sözleri ve düşünceleri samimiyetten yoksundur, siyasi ikiyüzlülüğünün apaçık göstergesidir.</p>
<p>TRT’nin bir kanalını yerel dile tahsis eden ve  kamusal alana devlet eliyle çıkmasını sağlayan hükümetin başında  Başbakan Erdoğan vardır.</p>
<p>Yine Türkçe dışındaki bir dilin öğrenilmesi için  kurslar açan, üniversitelerde enstitüler kuran hükümetin başkanı  Başbakan Erdoğan’dır.</p>
<p>Dilsel, kimliksel, kültürel hak talepleri üniter yapıyı daraltmaz diyen de yine Başbakan Erdoğan olmuştur.</p>
<p>Türkçenin dışındaki dillerin yayılması ve kamusal alana çıkması konusunda bizatihi kendi çabaları inkâr edilemez bir boyuttadır.</p>
<p>Ancak bugün, Başbakan Erdoğan’ın kalkıp da  dilimiz tektir demesi abestir, aldatmadır ve Türk milletini kandırmaktan  başka bir manaya gelmeyecektir.</p>
<p>Türkçeyi milletimizin dili olarak gören bir anlayış, Türk milletine ve onun değerlerine zarar vermez, aleyhine politika üretmez.</p>
<p>Ana dil düzeyinde kalması gereken ve mahalli  ölçekte kullanılan bir dilin yayılması ve neredeyse eğitim dili haline  gelmesi için düzenlenen çabalara zımnen destek vermez.</p>
<p>Eğer Başbakan ilkel bir kavmiyetçi körlüğüyle  meselelere bakmasaydı, dilin olduğu yerde milletin, milletin olduğu  yerde de milliyetçiliğin olacağını mutlaka idrak ederdi.</p>
<p>Ancak bunları fark etmeden milli devlet anlayışımızı arkadan hançerleyen hükümetin ismi Adalet ve Kalkınma Partisi olmuştur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın yürüttüğü yıkım projesi  sayesinde, Türk ve Türkçe’ye dair ne varsa tartışılmış, milliyetçilik ve  milletini sevme, bu kafa yapısına göre ırkçılıkla suçlanmıştır.</p>
<p>Meclis’teki en son 26 Aralık 2010 tarihli  konuşmasında da kendisi ibretlik ve sonunun nereye varacağını tahmin  etmediği talihsiz ve acı bir kıyaslama yapmıştır.</p>
<p>Kürtçülüğe karşı olduğu kadar, Türkçülüğe da karşı olduğunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan’a hatırlatmak isterim ki;</p>
<p>Karşı olduğun Türkçülük hiçbir zaman bölücü ve ayırıcı bir yanlışa düşmemiştir</p>
<p>Kan dökmek ve bölünmek için dağlara çıkmamıştır.</p>
<p>Irkçılıktan uzak kalmış, birleştirici ve bütünleştiricilikten ödün vermemiştir.</p>
<p>Zaten farklı bir durum olsaydı, emin ol ki sen bugün Başbakan olamazdın.</p>
<p>Sen ‘Türkçülüğün Esasları’nı yazan rahmetli Ziya  Gökalp’ın şiirini okuduğundan dolayı kısa süreli cezaevine girdin.  Sonra da bu mağduriyeti siyasi hayatın boyunca hep kullandın.</p>
<p>İstismar ettin, Türklükle ilgili her değeri fütursuzca karşına aldın.</p>
<p>Bu büyük milletin isminin Türk olduğunu hep ihmal ettin, görmezden geldin.</p>
<p>Şimdi de Türkçülükle, Kürtçülüğü karşı karşıya getirmek amacıyla yeni bir oyun oynamak için harekete geçtin.</p>
<p>Acaba aklının bir köşesinde Türklerle Kürtlerin çatışması için bir niyet mi taşıyorsun?</p>
<p>Biz bu tuzağa düşmeyeceğiz, birlik ve bütünlüğümüzü her şart altında savunacağız.</p>
<p>Bin yıllık kardeşlik hukukunu koruyacağız. Bozulmasına müsaade etmeyeceğiz.</p>
<p>Türklük sahipsiz değildir, Türk milleti yalnız değildir.</p>
<p>Yörüklerin, Türkmenlerin mahzun olmadığını herkes görecektir.</p>
<p>Asırları aşıp gelen Türk milletinin etnik alt öbeklere ayrılmasına, dağılmasına, ufalanmasına izin vermeyeceğiz.</p>
<p>‘Ne mutlu Türküm diyene’, haykırışını her  fırsatta dillendireceğiz ve bu tarihi kararlılığı çocuklarımıza ve  gelecek nesillere öğretmeye sonuna kadar devam edeceğiz.</p>
<p>Bilinmelidir ki hiçbir güç aziz Türk milletini  kavgaya, çatışmaya, kaosa ve kargaşaya sürükleyemeyecektir. Başbakan  Erdoğan’ın çabaları beyhudedir, girişimleri nafiledir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın 2011 Yılı Bütçe Kanunuyla  ilgili son görüşmelerde dile getirdiği bazı sözleri kendisi açısından  bir gelişme olsa da, sanaldır, dönemseldir ve günü kurtarmaya dönük  stratejik bir hamledir.</p>
<p>Bununla birlikte, bu konuşmayı, 12 Ağustos  2005’de Diyarbakır’da Recep Tayyip Erdoğan olarak yaptığı bölücülere  cesaret veren konuşmaya, 26 Aralık 2010’da Ankara’dan Başbakan sıfatıyla  verdiği cevap olarak görmeyi umut ediyoruz.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın ümit ettiğimiz gibi  gerçekleri görerek hatadan dönme iradesini taşıyıp taşımadığını, bunun  Anayasanın değişmez üç maddesine sadakatin ifadesi ve terörle etkili  mücadele için verilmiş bir söz olup olmadığını şüphesiz yaşanacak  gelişmeler gösterecektir.</p>
<p>Başbakan’ın bu konudaki dürüstlük ve  samimiyet sınavından geçmesi için önümüzdeki dönemde mihenk taşı  niteliğindeki şu sekiz ana hususun gereğinin yerine getirilmesini  zorunlu görüyoruz.</p>
<p>1.      Milli devlet olarak üniter siyasi yapıda  kurulmuş Cumhuriyetin temellerinin hiçbir şekilde sulandırılamayacağı  ve Anayasa’nın ilk üç maddesinde ifadesini bulan ilkelere sadık  kalınacağı tereddüde ve farklı yorumlara mahal bırakmayacak şekilde  Başbakan tarafından ortaya konulmalıdır.</p>
<p>2.      Başbakan, Türk milletini 36 etnik grup  olarak tasnif etmekten ve Türkiyelilik kavramının Türk milli kimliği  yerine geçmesi ısrarından artık vazgeçmek durumundadır.</p>
<p>3.      Türkçe’nin sadece resmi dil değil, aynı  zamanda eğitim dili olduğunu, bu nedenle Türkçe’den başka ikinci dil  isteklerinin Türk Milli Eğitim sistemi içine sokulmasının kabul  edilemeyeceğini açıkça söylemelidir.</p>
<p>4.      12 Haziran 2011’de yapılması beklenen  seçimler sonrası yeni Anayasa ile PKK’nın milli kimlik, dil ve yönetim  taleplerinin karşılanmayacağını şimdiden ilan etmelidir.</p>
<p>5.      İmralı ile yürütülen pazarlık ve  müzakere sürecini derhal kesmeli, teröristbaşının İmralı’dan örgütü  yönetmesi önlenmelidir.</p>
<p>6.      Başlattığı PKK açılımının tarihi bir hata olduğunu anlayarak bunu sonlandırmalıdır.</p>
<p>7.      Barzani ve Talabani’nin peşinden  sürüklenerek bunlara Türkiye’nin sorunları hakkında bilirkişi ve  arabulucu gibi söz söyleme imkanı vermekten vazgeçmelidir.</p>
<p>8.      Terörle etkili mücadele için siyasi  kararlılık sergilemeli, PKK unsurlarını barındıran Barzani’ye karşı  ekonomik ve askeri yaptırımlar içeren etkili bir caydırıcılık  stratejisini derhal uygulamaya koymalı Türkiye içindeki ve Irak’ın  kuzeyindeki PKK terör yuvalarına karşı etkili askeri önlemlerin önünü  açmalıdır.</p>
<p>9.      1 Ağustos 2009’da Polis Akademisi’nde  Türkiye için en uygun bölünme modellerini tartışmaya açan ve bu süreci  bölünme eşiğine kadar getiren PKK açılımı sürecinin koordinatörü  İçişleri Bakanının da bulunduğu makamda bir gün dahi durmayarak hemen  istifa etmesi ya da görevinden alınması gerekmektedir.</p>
<p>Ancak buna rağmen Başbakan’ın sicili ve niyeti bölücülükle mücadele etmeye yeterli değildir, kâfi de gelmeyecektir.</p>
<p>Yakın zaman içinde, özerklikle ilgili fitnenin  ortaya çıkmasından uzun bir süre suskun kalan Başbakan Erdoğan’ın,  gerçek yüzünü gören milletimizin ve AKP’ye oy veren kardeşlerimizin  desteklerini azaltması üzerine ve sanki bir yerlerden de talimat  almışçasına Bütçe görüşmelerinin son gününde konunun üzerine atlaması  inandırıcı değildir.</p>
<p>Bu vesileyle sarfettiği sözleri, kararlılık duruşları,  hiçbir gerçeği gizlemeye de yetmeyecektir.</p>
<p>Bu konuda 21 Aralık 2010 tarihinde yaptığımız  yazılı basın açıklaması Milliyetçi Hareket’in nerede durduğunu, bu  tahriklerin sürmesi halinde ne yapacağını bütün açıklığıyla dosta ve  düşmana ilan etmiştir.</p>
<p>Bu açıklamamızda Türkiye’nin varlığına  kastetmeyi amaçlayan hain tahrikler ve girişimler gemi azıya almışken  anamuhalefet partisi CHP’nin sessiz ve tepkisiz kalmasının endişe verici  bir gelişme olduğunu ve Türk milletinde çok ciddi soru işaretleri  yarattığını, bu durumu not ettiğimizi belirtmiştik.</p>
<p>CHP Genel Başkanı’nın gecikmeli olarak yaptığı  ve sadece dil konusu ve Belçika örneği üzerinde durduğu açıklamasının bu  soru işaretlerini gidermeye yetmeyeceği açıktır.</p>
<p>Ayrıca üzerinde durduğumuz önemli bir konu daha vardır.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Irak Cumhurbaşkanı bir  toplantı için ülkemize gelmiş ve İstanbul’da iç politikamızı yakından  ilgilendiren hayati konularda görüş ileri sürmüştür.</p>
<p>Ne var ki Cumhurbaşkanı sıfatını taşısa da,  aşiret reisliği karakteri olmuş bu şahsın ülkemizin iç politikasına  yönelik sözleri hükümet nezdinde hiçbir karşılık bulmamıştır.</p>
<p>Kendi ülkesi işgalin ve saldırının ortasındayken, ülkemizde demokrasiyle ilgili görüşler serdetmesi düşündürücü olmuştur.</p>
<p>Hiçbir yabancının, Türkiye’nin iç politikasıyla  ilgili görüş ileri sürmesi, yorum yapması ve tavsiyelerde bulunması  aymazlık ve densizliktir.</p>
<p>Bizim aşiret reisliğinden kurtulamamış zihniyetlerden alacağımız ve öğreneceğimiz bir şey de yoktur.</p>
<p>Herkes işine bakmalı ve kendi ülkesine odaklanmalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin milli ve üniter yapısını  tartıştıracak, zedeleyecek ve sarsacak mesajlara, fikirlere Türk milleti  bütünüyle karşı koyacak ve muhataplarının kafasına çarpacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin cezaevinde yatan bölücü bir mahkûma  milletimizin gözünün içine baka baka selam gönderilmesi diklenmektir,  tavır koymaktır.</p>
<p>Buna elbette rıza göstermemiz, bu ahlaksızlığa sessiz kalmamız mümkün değildir.</p>
<p>Kendi topraklarını işgal edenlerle sarmaş dolaş  olanların, benzer alçalmayı ülkemizde de sürdürmesi gafletten öte  kendini bilmezliktir, hayasızlığın daniskasıdır.</p>
<p>Elbette burada, bu düşüklüğe onay veren iktidar partisi öncelikli olarak sorumlu olacaktır.</p>
<p>Bu vebal, Türk milletine yıkım projesiyle darbe  üstüne darbe vuran, köklerinden koparmak isteyen, bin yıllık Türklük  bilincini bölücülükle eş değer tutan AKP yöneticilerinin omuzlarındadır  ve gereği gibi hareket edilmezse milletimiz asla affetmeyecektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Türkiye’nin milli bünyesine patlamaya hazır bir  saatli bomba gibi bırakılan “PKK açılımı” sürecinde Sayın  Cumhurbaşkanı’nın “Türkiye’de çok yakında güzel şeyler olacak”  sözleriyle öncü ve belirleyici rol oynadığı bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve hükümetinin rol paylaştığı izlemini veren gelişmeler yaşandığı da bir vakıadır.</p>
<p>Eğer bugün, iki dilli hayata kanun ve anayasa  tanımadan geçileceği iddia ediliyorsa bunda, Güroymak’a Norşin diyen  Sayın Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu çok fazladır.</p>
<p>Bu kapsamda, Başbakan Erdoğan’ın bazı  belediyelerde ikinci dilin kullanılmasından rahatsızlık duyması tam bir  kara mizah örneğidir.</p>
<p>Gelinen bugünkü noktada Sayın Cumhurbaşkanı’nın  2010 yılının son günlerinde Diyarbakır’a yapacağı ziyaret bu haliyle  önem kazanmıştır.</p>
<p>Devletin başı olan Sayın Cumhurbaşkanı’nın  Diyarbakır’da Anayasal konumuna ve yeminine uygun olarak bu konularda  gereken hassasiyeti göstereceğini beklediğimizi ifade etmek isterim.</p>
<p>Aksi takdirde, kaçınılmaz olarak Sayın  Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki rol paylaşımının devam ettiği  sonucuna varmamıza kimse karşı çıkamayacak, buna da itiraz  edilemeyecektir.</p>
<p>Bundan en başta yara alacak da Cumhurbaşkanlığı makamı olacaktır.</p>
<p>Bugünkü halde hepimizin üstünde titrememiz  gereken husus milli ve  üniter devlet yapımızın korunmasıdır ve iki  dilli hayata müsaade edilmemesidir.</p>
<p>Anayasa’nın üçüncü maddesinde ifadesini bulan;  “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili  Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al  bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.” milli  kararlarına ve vazgeçilmez ilkelere tam bir sadakatle sahip  çıkılmalıdır.</p>
<p>Eğer özerklik talepleri, ayrı bayrak ve dil  istekleri şirazesinden çıkarsa, milli ve üniter devlet yapısını muhafaza  etmek mümkün olmayacaktır.</p>
<p>İki dilli hayat talebi, siyasi bölücülerin Türk  devleti eliyle yeni bir millet yaratması girişimidir ve kesinkes  milletimizi ayıracaktır.</p>
<p>Eğer millet parçalanırsa, geriye ne devlet ne de vatan kalacaktır.</p>
<p>Millet olmazsa tam bir karanlık ve yok oluş süreci yaşanacaktır.</p>
<p>Türk milletinin tüm unsurları Türkçe’nin birleştirici otağında toplanmalıdır.</p>
<p>Türk milleti farklılıkların mayalandığı devasa bir kuluçka değildir.</p>
<p>Millet bir ruhtur, manevi bir prensiptir, kabuldür ve ağırlık merkezi kültürdür.</p>
<p>Biz milletimizi değerlendirirken hem maziye hem de hale bakarız.</p>
<p>Birisi zengin hatıralar mirasının müşterek  sahipliğini, diğeri de gelecekte birlikte yaşama arzusu konusundaki  mutabakatı gösterir.</p>
<p>Millet yapılan ya da yapılmaya hazır olunan fedakârlıklara ait duygunun yarattığı büyük bir dayanışmadır.</p>
<p>Birlikte yaşama konserine değerli bir nağme katmak ve büyük senfoniye katkıda bulunmak hepimiz için vazgeçilmez bir görevdir.</p>
<p>Milletimiz sağlam fikirlerden, ateşli  yüreklerden müteşekkil büyük bir kudrettir ve sahip olduğu manevi şuurla  her zaman ayakta kalacaktır.</p>
<p>Bu manevi şuur, her bir ferdin topluluk yararına  kendisinden vazgeçmek suretiyle yaptığı fedakârlıklarla kuvvetini teyit  ettiği ölçüde meşrudur ve şüphesiz var olma hakkına sahiptir.</p>
<p>Kahramanlıklarla dolu tarihimiz ve bu tarihi geleceğe taşıma iradesine sahip Türk milleti; sahip olduğumuz en büyük güçtür.</p>
<p>Dün birlikte ağladığımız, birlikte güldüğümüz,  birlikte büyük işler başardığımız, ortak şan ve şerefe eriştiğimiz  herkesle Türk milleti var olacak ve geleceğe birlikte uzanacaktır.</p>
<p>Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Türk milletinin  içinden kim farklı bir millet çıkarmanın arayışındaysa ve Türk vatanını  taksim etmenin kim peşindeyse, unutmasınlar ki karşılarında dağ gibi  Milliyetçi Hareket Partisi vardır ve bu emellerine asla geçit  vermeyecektir.</p>
<p>Türkiye’yi ateşe sürüklemeye, kutlu vatan  topraklarını ayırmaya, özerklik adı altında bağımsız dört parçalı bir  Kürdistan’ın temellerini atmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.</p>
<p>Türk milletinin birliği ve bütünlüğü hibe edilmemiştir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı ihale ile alınmamıştır.</p>
<p>Türk vatanı geçici menfaatlerin dönemsel  işbirliğiyle elde edilmiş, farklı çıkar sahiplerinin ittifaklarıyla  vücut bulmuş ve zamanı geldiğinde hak sahiplerine pay edilecek mirasyedi  hazinesi değildir.</p>
<p>Bu aziz Anadolu coğrafyasının her  santimetrekaresinde şehit kanı vardır, kutsal topraklarının altında  kefensiz yatan yiğitleri bulunmaktadır.</p>
<p>Bayrağımızın namusuna kirli ellerin uzanmaması  için çekilen çilelerin, ödenen bedellerin, gözyaşlarının, acıların aziz  hatıraları bizimledir.</p>
<p>Vurulup tertemiz alnından sere serpe yatanların,  bir hilal uğruna batan güneşlerin, cephe de mermisi bitse de ‘süngüm  var’ diyenlerin kutlu emanetini ayıracak, dağıtacak ve parçalayacak  birileri daha anasının karnından doğmamıştır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin içinden yeni bir  devleti, Türk milletinin bağrından farklı bir milleti çıkarmak için  seferber olanlar ve buna çanak tutanlar karşılarında her zaman  vatansever Türkiye sevdalılarını bulacaklardır.</p>
<p>İki dilli, iki bayraklı ve özerk bir yönetimi  esas alarak konfederasyon özlemlerini gerçekleştirmeye çalışanlar ve  bağımsızlığın duble yollarını şimdiden inşa etmeye yeltenenler Türk  milletinin ipek eldiven içindeki çelikten yumruğunu mutlaka  yiyeceklerdir.</p>
<p>Hiç kimse rüyaya kapılmasın, yanılıp yenilip hayaller kurmasın.</p>
<p>Bizim ne verilecek bir çakıl taşımız vardır, ne de arkamızı dönüp gideceğimiz toprak parçamız vardır.</p>
<p>Ne yüzüstü bırakıp gideceğimiz insanımız, ne de yeniden çizilecek sınırımız vardır.</p>
<p>Bu irademize rağmen, Türkiye’yi bölmeyi ve  milletimizi parçalamayı düşünenler varsa; bu şer ve fitne mahfillerin  hesabını sormak ve yakalarından yapışmak Milliyetçi Hareket Partisi’nin  bir şeref ve siyasi namus meselesi olacaktır.</p>
<p>Ve hadlerini bildirmek için de her daim hazır olacağız.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Dün itibariyle, iftiharla ve gururla sonsuza  kadar hatırlanması gereken bağımsızlık mücadelemizin manevi güç kaynağı  olan İstiklal Marşımızın yazarı ve vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un  vefatının 74. yıldönümünü andık.</p>
<p>Merhum milli şairimiz, milletimizin en zor  anlarında; harekete geçmesi gereken cesaret ve kuvvete, sabır ve  metanete kutlu mısralarında hayat vermiş ve Anadolu’yu bir güneş gibi  aydınlatarak ufuktaki muzaffer günlerin yakın olduğunu müjdelemiştir.</p>
<p>Yedi düvelin, esaret prangalarını vatan  coğrafyasına takmaya çalıştığı karanlık bir dönemde, milletimizin gür  sesi ve ayağa kalkışı istiklale duyduğu sarsılmaz bağlılıkla  gerçekleşmiş ve bunun manzum ifadesi de elbette İstiklal Marşımızla  vücut bulmuştur.</p>
<p>Kurtuluş Mücadelesinin en çetin ve kasvetli bir  döneminde, Türk’ün duygu ve azmi mısralarda şekillenmiş ve zaferin adeta  habercisi olmuştur.</p>
<p>Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un,  milletimizin hislerine tercüman olarak kaleme aldığı İstiklal Marşımız;  şafaklarda yüzen al sancağımızın, vatanımızda tüten en son ocak olduğu  sürece sönmeyeceğini herkese ilam etmiştir.</p>
<p>Ezelden beri hür yaşamış olan Türk milletinin,  sonsuza kadar da böyle yaşayacağına duyulan derin inanç, yabancılar  tarafından kurulan ve kurgulanan bütün oyunları çok şükür ki bozmuştur.</p>
<p>Bu vesileyle aziz vatan şairimizi rahmet, minnet  duygularımla yad ediyor, kendisiyle birlikte tüm milli mücadele  kahramanlarına, şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p><strong>Konuşmama son verirken hepinizin yeni yılını ayrı ayrı kutluyor, saygılarımı sunuyorum.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-5.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-5.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pusat SANCAK &#8211;  Türk&#8217;e Alerjisi Olanlar</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pusat-sancak-turke-alerjisi-olanlar.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pusat-sancak-turke-alerjisi-olanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Dec 2010 15:46:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2068</guid>
		<description><![CDATA[Türk Milleti; soyu, dili, dini, kültürü ve her türlü tekâmülüyle Asya’nın ortalarından Avrupa’nın ortalarına kadar büyük bir coğrafyada kök salmış, insanlık âleminin dününde büyük katkılar sunmuş, bugün ise kendi içindeki aymazlar ve kendini bilmezler vesilesiyle küresel sömürüye açılarak var olduğu coğrafyadan kopartılıp Asya’nın ortalarına geri gönderilmek istenilen ve fakat bütün bunlara rağmen var olduğu coğrafyada yarın da hayat sürmeye devam edip İslâm ve insanlık âlemine yeniden katkılar sunmaya devam edecek dinamik ve büyük bir gücün adıdır. Türk Milletini ‘millet’ yapan en büyük unsur şüphesiz ki sahip olduğu kimliğin bütünleştirici ve birleştirici yanıdır. Türk Milleti tarih boyunca birçok milleti himayesinde bulundurmuş, birçok milletle de yakından ilişki kurmuştur. Türk Milleti hiçbir millete ne zulmetmiş ne de sömürme gayesinde olmuştur. Türk Milleti kendi gelişiminin ve bütün diğer milletlerin kendi öz benlikleriyle varlığının, insanlığın gelişmesinde ortak katkı sağlayacağını düşünmüş ve bu çerçevede teşkilatlanmasını ve politikalarını geliştirmiştir. Böyle bir devlet ve kültür geleneğinden gelen Türk Milleti şüphesiz ki başta İslâm âlemi olmak üzere insanlık âlemi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bütün bunlara rağmen ne yazık ki Türk Milletini ‘millet’ yapan unsurlar bugün AKP zihniyeti tarafından bir bir ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bilinmektedir ki; AKP zihniyeti ve onun icarcıları en başından beri &#8216;Türk&#8217; lafzı başta olma üzere Türk’e dair ne varsa düşmanca tavır içerisindedirler. Bu durumu da her fırsatta ortaya koymaktadırlar. Son birkaç günden bu yana ise bu kirli zihin dünyalarını açıkça ortaya koyan iki örneği sergilemekten çekinmemişlerdir. İlk örnek Başbakan Erdoğan’ın TBMM’de 2011 bütçe görüşmelerinin kapanış görüşmesinde tekrar gün yüzüne çıkardığı zihin dünyası olmuştur. Başbakan Erdoğan bölücü zihniyetin özerklik taleplerine cevap verirken Kürtçülüğe karşı olduğunu ve aynı zamanda Türkçülüğe de karşı olduğunu söylemiştir. Bu bir tek cümleden ile anlaşılmaktadır ki; Erdoğan’ın sağlam bir “millet, milliyet, milliyetçilik ve Türkçülük” derslerine ihtiyacı vardır. Erdoğan kendi zihnî/fikrî/entelektüel çapını açıkça ortaya koyan bu ifadesiyle Türk Milletinin özü, tarihi ve kültürüyle ne denli kopuk olduğunu da gün yüzüne tamamen çıkarmıştır. Erdoğan binlerce yıllık devlet yönetme geleneği olan, onlarca siyasi teşekkül oluşturmuş, kıtalara hükmetmiş, dünyaya nizam vermiş, kültürleri etkilemiş, binlerce bilimsel buluşa imza atmış ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti gibi bir eseri ortaya koymuş Türk Milletini tanımamaktadır. Türk Milletini tanımadığı için de, en yalın ifadesiyle Türk Milletinin geçmişten bugüne taşıdığı kültürel ve siyasi bakiyeyi daha da geliştirerek yarına iletme isteği olan Türkçülüğe çarpık bir zihniyetle bakmaktadır. Erdoğan, Türkçülüğü büyük bir medeniyet tasavvuru olan birleştirici bir unsur olarak değil, kabilecilik hükmünde ayrışmacı bir sakatlık olarak görmek ve göstermek istemektedir. Erdoğan ve avanesi Türk’ü Anadolu’da tutunmaya çalışan sayısı azalmış bir etnik grup olarak algıladığı içindir ki; Türkçülüğü de buna mukabil az sayıda Türkün ayrışmacı ideolojisi olarak görmektedir. İkinci örnek ise AKP’nin sahip olduğu zihniyetin en önde sözcülerinden olan Egemen Bağış’ın açıklamaları olmuştur. Bağış katıldığı bir programda “Vatanı sevmek bu ülkenin kişi başına düşen gelirini arttırmakla olur.” demiştir. Bu kadar yalın bir ifadeyle aslında Bağış kendi bilinçaltlarını açıkça ortaya koymuştur. AKP zihniyetinin vatanı sevmeyi mide doygunluğuyla eşdeğer tuttuğu ortadadır. Bu zihniyet insanı insan yapan, bireyi bir milletin mensubu yapan bütün değerleri görmezden gelmektedir. Bireyi ve milleti sadece karnını doyurarak ve iktisadi anlamda rahatlatarak, vatana ve millete...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türk Milleti; soyu, dili, dini, kültürü ve her  türlü tekâmülüyle Asya’nın ortalarından Avrupa’nın ortalarına kadar  büyük bir coğrafyada kök salmış, insanlık âleminin dününde büyük  katkılar sunmuş, bugün ise kendi içindeki aymazlar ve kendini bilmezler  vesilesiyle küresel sömürüye açılarak var olduğu coğrafyadan kopartılıp  Asya’nın ortalarına geri gönderilmek istenilen ve fakat bütün bunlara  rağmen var olduğu coğrafyada yarın da hayat sürmeye devam edip İslâm ve  insanlık âlemine yeniden katkılar sunmaya devam edecek dinamik ve büyük  bir gücün adıdır.</p>
<p>Türk Milletini ‘millet’ yapan en büyük unsur şüphesiz ki sahip olduğu  kimliğin bütünleştirici ve birleştirici yanıdır. Türk Milleti tarih  boyunca birçok milleti himayesinde bulundurmuş, birçok milletle de  yakından ilişki kurmuştur. Türk Milleti hiçbir millete ne zulmetmiş ne  de sömürme gayesinde olmuştur. Türk Milleti kendi gelişiminin ve bütün  diğer milletlerin kendi öz benlikleriyle varlığının, insanlığın  gelişmesinde ortak katkı sağlayacağını düşünmüş ve bu çerçevede  teşkilatlanmasını ve politikalarını geliştirmiştir. Böyle bir devlet ve  kültür geleneğinden gelen Türk Milleti şüphesiz ki başta İslâm âlemi  olmak üzere insanlık âlemi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bütün  bunlara rağmen ne yazık ki Türk Milletini ‘millet’ yapan unsurlar bugün  AKP zihniyeti tarafından bir bir ortadan kaldırılmak istenmektedir.  Bilinmektedir ki; AKP zihniyeti ve onun icarcıları en başından beri  &#8216;Türk&#8217; lafzı başta olma üzere Türk’e dair ne varsa düşmanca tavır  içerisindedirler. Bu durumu da her fırsatta ortaya koymaktadırlar. Son  birkaç günden bu yana ise bu kirli zihin dünyalarını açıkça ortaya koyan  iki örneği sergilemekten çekinmemişlerdir.</p>
<p>İlk örnek Başbakan Erdoğan’ın TBMM’de 2011 bütçe görüşmelerinin  kapanış görüşmesinde tekrar gün yüzüne çıkardığı zihin dünyası olmuştur.  Başbakan Erdoğan bölücü zihniyetin özerklik taleplerine cevap verirken  Kürtçülüğe karşı olduğunu ve aynı zamanda Türkçülüğe de karşı olduğunu  söylemiştir. Bu bir tek cümleden ile anlaşılmaktadır ki; Erdoğan’ın  sağlam bir “millet, milliyet, milliyetçilik ve Türkçülük” derslerine  ihtiyacı vardır. Erdoğan kendi zihnî/fikrî/entelektüel çapını açıkça  ortaya koyan bu ifadesiyle Türk Milletinin özü, tarihi ve kültürüyle ne  denli kopuk olduğunu da gün yüzüne tamamen çıkarmıştır. Erdoğan binlerce  yıllık devlet yönetme geleneği olan, onlarca siyasi teşekkül  oluşturmuş, kıtalara hükmetmiş, dünyaya nizam vermiş, kültürleri  etkilemiş, binlerce bilimsel buluşa imza atmış ve nihayet Türkiye  Cumhuriyeti gibi bir eseri ortaya koymuş Türk Milletini tanımamaktadır.  Türk Milletini tanımadığı için de, en yalın ifadesiyle Türk Milletinin  geçmişten bugüne taşıdığı kültürel ve siyasi bakiyeyi daha da  geliştirerek yarına iletme isteği olan Türkçülüğe çarpık bir zihniyetle  bakmaktadır. Erdoğan, Türkçülüğü büyük bir medeniyet tasavvuru olan  birleştirici bir unsur olarak değil, kabilecilik hükmünde ayrışmacı bir  sakatlık olarak görmek ve göstermek istemektedir. Erdoğan ve avanesi  Türk’ü Anadolu’da tutunmaya çalışan sayısı azalmış bir etnik grup olarak  algıladığı içindir ki; Türkçülüğü de buna mukabil az sayıda Türkün  ayrışmacı ideolojisi olarak görmektedir.</p>
<p>İkinci örnek ise AKP’nin sahip olduğu zihniyetin en önde  sözcülerinden olan Egemen Bağış’ın açıklamaları olmuştur. Bağış  katıldığı bir programda “Vatanı sevmek bu ülkenin kişi başına düşen  gelirini arttırmakla olur.” demiştir. Bu kadar yalın bir ifadeyle  aslında Bağış kendi bilinçaltlarını açıkça ortaya koymuştur. AKP  zihniyetinin vatanı sevmeyi mide doygunluğuyla eşdeğer tuttuğu  ortadadır. Bu zihniyet insanı insan yapan, bireyi bir milletin mensubu  yapan bütün değerleri görmezden gelmektedir. Bireyi ve milleti sadece  karnını doyurarak ve iktisadi anlamda rahatlatarak, vatana ve millete en  büyük hizmeti ettiğini düşünen bu zihniyet ne yazık ki bugün Türkiye’yi  yönetmektedir. İnsanımızı insan olarak görmeyen, milletimizi kabile  olarak gören, milliyetçileri, Türkçüleri ayrışmacı olarak gören işte bu  zihniyettir. Bu zihniyettir Türk Milletini millet yapan değerlere düşman  olan, bu değerlere sahip çıkanlara düşman kesilen…</p>
<p>Büyük Türkçü Nihal ATSIZ böyleleri için yıllar önce şöyle demiştir:  “Milliyetçilik; bir milleti ‘millet’ olmaktan çıkarıp ‘halk yığını’  haline getirdikten sonra onun yalnız iktisadi refahını düşünmekle  olmaz.” Ve çok enteresandır, Atsız Ata bu sözü bireylerin iktisadi  taleplerinin karşılanmasını cemiyet hayatının en önemli unsuru gören  komünist yaklaşımlara karşı dile getirmiştir. Fakat yine de bu söz bugün  AKP’nin Türk Milletine hangi gözle baktığını ortaya koyması açısından  da gayet anlamlıdır.</p>
<p>Sadece bu iki olay bile AKP’nin Türk Milleti lafzından ve millete  hizmetten ne anladığını açıkça ortaya koymaktadır. AKP Türk Milletinin  sahip olduğu değerleri yıkarak milleti bir halk yığını haline getirip,  daha sonra da sadece bu halk yığının karnını doyurarak varlık sebebini  ortaya koyacağını düşünmektedir. Türk’ü Anadolu’da küçük bir etnik grup  olarak gösterip, Türk’e dair ne varsa sahip çıkanları da insanlık  düşmanı şeklinde izah etmeye çalışmak AKP’nin en belirgin çarpıklığı  olmaya devam edecektir. Fakat artık Yüce Türk Milleti çok da geç olmadan  kararını vermelidir. Türk Milleti, kendisini var eden değerlere karşı  her türlü hasmane tutumu ortaya koyan ve Türk Milletini millet olmaktan  çıkarıp küresel sömürüye açık bir kitle haline dönüştürmeye çalışan AKP  zihniyetine geçit vermemelidir. Şüphesiz, Türk Milleti, binlerce yıllık  birikimiyle insanlığa birçok defa ışık tutmuş milli bakiyesi sayesinde  böylesi basiretsiz oyunlarda harcanamayacak kadar kökü derinliklerde bir  millettir. Fakat İslâm ve insanlık âleminin her zamankinden daha fazla  Türk Milletine ihtiyaç duyduğu bir dönemde AKP ve onunla aynı zihniyete  sahip kişi ve topluluklar Türk Milletine ayak bağı olmaktadırlar. Türk  Milleti en kısa zamanda bu bağı çözmek zorundadır.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fpusat-sancak-turke-alerjisi-olanlar.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pusat-sancak-turke-alerjisi-olanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Recai COŞKUN &#8211;  Milliyetçilerin Ekonomi ile İmtihanı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/recai-coskun-milliyetcilerin-ekonomi-ile-imtihani.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/recai-coskun-milliyetcilerin-ekonomi-ile-imtihani.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Dec 2010 15:41:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[İktisadi Türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2066</guid>
		<description><![CDATA[Türk milliyetçilerinin ekonomi ile ilişkileri sorunlu olmuştur. Oysa Avrupa milliyetçiliğinin güçlü temsilcileri siyasal söylemlerini ekonomik bir modelle desteklemeyi ihmal etmemişlerdir. Modern zamanlardan konuşmak gerekirse, F. List&#8217;ten günümüze hiç kesintiye uğramadan milliyetçi ekonomi modelleri üzerine derin tahliller yapılmaktadır. Türk milliyetçiliğinin fikir öncülerinde ise milliyetçi ekonomiye ilişkin vurgulamalar o denli belirgin değildir. Zira Türkiye&#8217;de milliyetçilik Batılı muadillerinin çoğundan farklı olarak bir yükseliş dönemi sonrası değil, çöküş sonrası ortaya çıkmıştır. O nedenle milliyetçilerin öncelikli meselelerin başında vatanın birliği ve dirliği gibi konular gelmiştir. Bunun sağlanması için ise ön şart &#8220;milletin küllerinden yeniden doğması&#8221; için &#8220;kahramanlık ruhunu&#8221; tutuşturmaktır. Buna bağlı olarak ve anlaşılır bir şekilde milli yapının ön şartları mahiyetindeki kültür, ülkü, dil, tarih gibi olgulara öncelik verilmiştir. Bu tutumu en belirgin şekliyle Ziya Gökalp&#8217;te görürüz;  belirli belirsiz dokunur ekonomik hususlara. Türkçülüğün Esasların&#8217;da &#8220;İktisadi Türkçülük&#8221; başlığı altında özü itibariyle Türklerin iktisadi mevzulara hiç te yabancı olmadıkları vurgulanır ve sanayileşme gereği üzerinde durulur. Ama bunun toplumsal ve ekonomik gerekleri çok fazla kurcalanmaz. Gökalp, çalışmalarında ekonomik mevzuları takipçisi olduğu Durkheim kadar öncelemez. Ziya Gökalp ve ardından gelenlerin çalışmalarında muasırlaşmanın ön şartı mahiyetindeki teknoloji ve endüstrileşme olguları daha çok bir &#8220;eğitim&#8221; ve &#8220;milli kültür ile Batı medeniyetinin sentezlenmesi&#8221; sorunu olarak telakki edilir. Peki, teknolojinin kendisini yeniden üretebilmesi nasıl mümkün olacaktır? Bu soru boşlukta gibidir. Oysa Batı&#8217;nın M. Weber ve K. Marks gibi birçok sosyolog ve düşünürü farklı perspektiflerden toplumsal yapının şekillenmesinde ekonomik etmenlerin oynadığı rolü çok titiz tartışmalara konu etmişlerdir. Öyle görünüyor ki, özellikle Atatürk sonrası dönem Türkiye&#8217;sinde Marksistlerin çok gürültülü ve Türk toplumunun gerçekliğinden kopuk sınıf temelli ekonomik analizleri milliyetçileri bu tartışmaların uzağında tutmuş ve daha çok &#8220;tarihi maddeciliği reddiye&#8221; ekseninde tartışmalar ile bu husus geçiştirilmiştir. Bu durum da ayrıca tartışılmaya değerdir. Ziya Gökalp sonrasında Türk milliyetçiliğinin aksiyon ve fikir öncülerinden Atsız&#8217;da &#8220;ekonomiden söz etmek&#8221; &#8220;Çinlileşmek&#8221; ile eşdeğerde bir durum olsa gerektir. Atsız hem bilimsel hem de edebi eserleriyle gönüllerde Türklük ateşini yakarken, milletin bütün bireylerinin ömürleri boyunca millet için bütün fedakârlıkları üstlenebilecek karakterde olduklarını varsaymaktaydı. Oysa alanında en yetkin âlimlerden olan ve Gökalp sonrasında Sosyolojinin üniversite düzeyinde bir disipline dönüşmesinin öncüsü G. Kessler &#8220;sırf egoizmin sefaleti yok edemeyeceği gibi, sırf fedakârlık ile de sefaletin önlenemeyeceğini&#8221; belirtir. Atsız&#8217;ın Türk milliyetçiliğinin toplumsal gerçeklikten kopuşu üzerinde etkisi var mıdır ve ne boyuttadır? Bu da yine ayrı incelemelere konu edilmesi gereken bir başka sorudur. Oysa en iyi Atsız&#8217;ın bildiği gibi, Türk tarihinin en büyük kahramanlarından Bilge Kağan başarılarını anlatırken &#8220;aç budunu tok kıldım&#8221; der ve &#8220;Çin&#8217;in ipeklerinin Türklerin gözlerini kamaştırmasından&#8221; yakınır. Yine N. Yıldırım Gençosmanoğlu&#8217;nun muhteşem mısralarıyla Hoca Yesevi&#8217;ye yakıştırdığı &#8220;aça aş, açığa bez verilmeli&#8221; buyruğu devletin ekonomik temel üzerinden yaşayabileceğine dair örneklere denk gelmektedir. Şeyh Edebali&#8217;de ise bu durum &#8220;insanı yaşat ki devlet yaşasın&#8221; ibaresiyle resmedilir. 1960&#8242;ların sonlarına doğru Türk milliyetçiliği MHP çatısı altında siyasi bir organizasyona sahip olduğunda kaçınılmaz olarak daha toplumsal gerçeklikle örtüşen, bu gerekleri dikkate alan ve diğerleriyle birlikte ekonomik meselelere de çare üretmeyi amaçlayan bir söylem geliştirdiler. Bu söylem elbette Türklerin kahramanlık ruhunu ihmal etmiyordu. Ama aynı zamanda &#8220;fabrika yapan fabrika&#8221;, &#8220;tarım kentleri&#8221;, &#8220;üçüncü sektör-millet sektörü&#8221; gibi çözüm önerileriyle üretim, istihdam, gelir ve servetin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türk milliyetçilerinin ekonomi ile ilişkileri  sorunlu olmuştur. Oysa Avrupa milliyetçiliğinin güçlü temsilcileri  siyasal söylemlerini ekonomik bir modelle desteklemeyi ihmal  etmemişlerdir.</p>
<p>Modern zamanlardan konuşmak gerekirse, F. List&#8217;ten günümüze hiç  kesintiye uğramadan milliyetçi ekonomi modelleri üzerine derin tahliller  yapılmaktadır. Türk milliyetçiliğinin fikir öncülerinde ise milliyetçi  ekonomiye ilişkin vurgulamalar o denli belirgin değildir. Zira  Türkiye&#8217;de milliyetçilik Batılı muadillerinin çoğundan farklı olarak bir  yükseliş dönemi sonrası değil, çöküş sonrası ortaya çıkmıştır. O  nedenle milliyetçilerin öncelikli meselelerin başında vatanın birliği ve  dirliği gibi konular gelmiştir. Bunun sağlanması için ise ön şart  &#8220;milletin küllerinden yeniden doğması&#8221; için &#8220;kahramanlık ruhunu&#8221;  tutuşturmaktır. Buna bağlı olarak ve anlaşılır bir şekilde milli yapının  ön şartları mahiyetindeki kültür, ülkü, dil, tarih gibi olgulara  öncelik verilmiştir.</p>
<p>Bu tutumu en belirgin şekliyle Ziya Gökalp&#8217;te görürüz;  belirli  belirsiz dokunur ekonomik hususlara. Türkçülüğün Esasların&#8217;da &#8220;İktisadi  Türkçülük&#8221; başlığı altında özü itibariyle Türklerin iktisadi mevzulara  hiç te yabancı olmadıkları vurgulanır ve sanayileşme gereği üzerinde  durulur. Ama bunun toplumsal ve ekonomik gerekleri çok fazla  kurcalanmaz. Gökalp, çalışmalarında ekonomik mevzuları takipçisi olduğu  Durkheim kadar öncelemez. Ziya Gökalp ve ardından gelenlerin  çalışmalarında muasırlaşmanın ön şartı mahiyetindeki teknoloji ve  endüstrileşme olguları daha çok bir &#8220;eğitim&#8221; ve &#8220;milli kültür ile Batı  medeniyetinin sentezlenmesi&#8221; sorunu olarak telakki edilir. Peki,  teknolojinin kendisini yeniden üretebilmesi nasıl mümkün olacaktır? Bu  soru boşlukta gibidir. Oysa Batı&#8217;nın M. Weber ve K. Marks gibi birçok  sosyolog ve düşünürü farklı perspektiflerden toplumsal yapının  şekillenmesinde ekonomik etmenlerin oynadığı rolü çok titiz tartışmalara  konu etmişlerdir.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, özellikle Atatürk sonrası dönem Türkiye&#8217;sinde  Marksistlerin çok gürültülü ve Türk toplumunun gerçekliğinden kopuk  sınıf temelli ekonomik analizleri milliyetçileri bu tartışmaların  uzağında tutmuş ve daha çok &#8220;tarihi maddeciliği reddiye&#8221; ekseninde  tartışmalar ile bu husus geçiştirilmiştir. Bu durum da ayrıca  tartışılmaya değerdir.</p>
<p>Ziya Gökalp sonrasında Türk milliyetçiliğinin aksiyon ve fikir  öncülerinden Atsız&#8217;da &#8220;ekonomiden söz etmek&#8221; &#8220;Çinlileşmek&#8221; ile eşdeğerde  bir durum olsa gerektir. Atsız hem bilimsel hem de edebi eserleriyle  gönüllerde Türklük ateşini yakarken, milletin bütün bireylerinin  ömürleri boyunca millet için bütün fedakârlıkları üstlenebilecek  karakterde olduklarını varsaymaktaydı. Oysa alanında en yetkin  âlimlerden olan ve Gökalp sonrasında Sosyolojinin üniversite düzeyinde  bir disipline dönüşmesinin öncüsü G. Kessler &#8220;sırf egoizmin sefaleti yok  edemeyeceği gibi, sırf fedakârlık ile de sefaletin önlenemeyeceğini&#8221;  belirtir.</p>
<p>Atsız&#8217;ın Türk milliyetçiliğinin toplumsal gerçeklikten kopuşu  üzerinde etkisi var mıdır ve ne boyuttadır? Bu da yine ayrı incelemelere  konu edilmesi gereken bir başka sorudur. Oysa en iyi Atsız&#8217;ın bildiği  gibi, Türk tarihinin en büyük kahramanlarından Bilge Kağan başarılarını  anlatırken &#8220;aç budunu tok kıldım&#8221; der ve &#8220;Çin&#8217;in ipeklerinin Türklerin  gözlerini kamaştırmasından&#8221; yakınır. Yine N. Yıldırım Gençosmanoğlu&#8217;nun  muhteşem mısralarıyla Hoca Yesevi&#8217;ye yakıştırdığı &#8220;aça aş, açığa bez  verilmeli&#8221; buyruğu devletin ekonomik temel üzerinden yaşayabileceğine  dair örneklere denk gelmektedir. Şeyh Edebali&#8217;de ise bu durum &#8220;insanı  yaşat ki devlet yaşasın&#8221; ibaresiyle resmedilir.</p>
<p>1960&#8242;ların sonlarına doğru Türk milliyetçiliği MHP çatısı altında  siyasi bir organizasyona sahip olduğunda kaçınılmaz olarak daha  toplumsal gerçeklikle örtüşen, bu gerekleri dikkate alan ve diğerleriyle  birlikte ekonomik meselelere de çare üretmeyi amaçlayan bir söylem  geliştirdiler. Bu söylem elbette Türklerin kahramanlık ruhunu ihmal  etmiyordu. Ama aynı zamanda &#8220;fabrika yapan fabrika&#8221;, &#8220;tarım kentleri&#8221;,  &#8220;üçüncü sektör-millet sektörü&#8221; gibi çözüm önerileriyle üretim, istihdam,  gelir ve servetin dağılımı gibi kavramlar da çne çıkmaya başladı.  Toplumu sınıfsal analize tabii tutmadılar ama toplumda değişik  katmanların olduğunu da dile getirmekten kaçınmadılar.</p>
<p>Bu süreçte milliyetçi ekonomi konusu akademik bakımdan yine hak  ettiği ilgiyi görmemiştir. Bu alanda çalışmalara nüve teşkil edebilecek  İstanbul Üniversitesi bünyesinde yukarıda sözünü ettiğimiz Kessler&#8217;in  tedrisinden geçmiş ve iktisat sosyolojisi geleneğini sürdüren Z. F.  Fındıkoğlu ekibindeki Mehmet Eröz ve Amiran Kurtkan gibi akademisyenler  de araştırmalarını sosyolojiyi merkeze koyarak yürütmeyi tercih  etmişlerdir. Öyle ki Türk sosyolojisini &#8220;masa başı&#8221; çalışmalardan &#8220;saha  araştırmalarına&#8221; taşıma yönünde büyük çabaları olan M. Eröz &#8220;İktisat  Sosyolojisine Başlangıç&#8221; adlı muhteşem kitabında dahi yine milliyetçi  bir iktisat perspektifi ortaya koymaya çalışmamış, milliyetçiliği  &#8220;kalkınma için gerekli olan itici gücü sağlayan bir motivatör&#8221; olarak  betimlemekle yetinmiştir.</p>
<p>İktisat konusu Sabri Ülgener tarafından bir adım daha öne çekilmiş ve  zihniyet ve ideoloji (izmler) kavramları ile ilişkisi sorgulanacak  şekilde ele alınmış ama Ülgener hep esinlendiği Weber&#8217;in  çözümlemelerinin gölgesinde kalmıştır. Ne yazık ki Ülgener geleneğinden  beslenerek bu damardan da daha derinlemesine analizler üretecek  akademisyenler de pek çıkmamıştır. O noktada da bir tıkanma  yaşanmaktadır.</p>
<p>Milliyetçilik ve kültür eksenli mühim analizler yapan Erol Güngör  yine toplumsal psikoloji eksenli tartışmalarında ekonomik meseleleri  hemen tamamen ihmal etmiş gözükmektedir. Buna karşılık Orhan Türkdoğan  bu alanda çaba sarf eden akademisyenlerin başında gelmektedir. Ama  bunlar da daha &#8220;öz yönetim&#8221; örneğinde olduğu gibi &#8220;salt kapitalist veya  sıkı sosyalist&#8221; ekonominin dışında yeni arayışların Türkiye&#8217;ye  taşınmasından çok daha ileri bir anlam ifade etmediler.</p>
<p>Ayrıca 1980 sonrasında milliyetçi akademisyenlerin çok verimli  oldukları söylenemez. Türk Milliyetçiliğinin Türkiye&#8217;de baskına uğradığı  bu yıl, M. Thatcher ve R. Reagan öncülüğünde neo-liberal politikaların  yeniden dünyaya hızlı bir şekilde hâkim olacağı dönemin başlangıcı  anlamına gelmekteydi. Bu dönemde Japonların ekonomik mucizesi milliyetçi  ve muhafazakârlar için Batı dışında da bir kalkınma modelinin  olabileceğinin delili olarak çokça kullanıldı ama o kadarla yetinildi.  Türk milliyetçiliğinin suikasta uğradığı bu dönemde tabii olarak tarumar  edilmiş bir hareketin akademisyenlerinin de kafaları karışıktı. Bu  durum 1990&#8242;larda Türk milletinin karşısında çıkacak tarihi fırsata  hazırlıksız yakalanma bahtsızlığının da bir sebebidir.</p>
<p>Neo-liberal politikalar, Sovyetlerin çöküşü ve bilgisayarlaşma ile  birlikte &#8220;küreselleşme&#8221; olgusunun da giderek belirginleşmeye başladığı  1990&#8242;lı yıllarda Türk milliyetçiliği toparlanmaya başlamıştır. Ancak hem  geleneksel olarak ekonomiye mesafeli tavır, hem de 1980 darbesinden  kaynaklanan kopukluk ekonomi alanında kapitalizmin ulaştığı yeni evreyi  de soğukkanlı bir şekilde yorumlayacak ve yeni milliyetçi ekonomi  modellemeleri üzerinde tartışılabilecek bir vasatı engellemiştir.</p>
<p>Çok kaba fırça darbeleriyle resmettiğimiz milliyetçilerin ekonomi ile  imtihanı daha derinlemesine tartışmaları hak etmektedir. Burada  zikredilenlerin dışında birçok çalışma vardır. Ama genel manzara  milliyetçiler ile ekonomi arasında açıklığın genişliğine işaret  etmektedir. Türk milliyetçiliği ile milliyetçi ekonomi arasındaki  ilişkiyi kurabilecek çalışmaların gerekliliği aşikardır. Dünya yeni  üretim ve toplumsal örgütlenme evrelerini yaşarken bu iki alan  arasındaki kopukluk, milli ülkülerin gerçekleştirilmesinin önündeki en  önemli engellerden biri olarak görülmektedir. Konunun farklı yönleri ve  2000&#8242;li yıllara dair çözümlemeler başka yazıların konusu olacaktır.</p>
<p><em>* Bu yazı </em><a href="http://www.etikhaber.com/"><em>www.etikhaber.com</em></a><em> adresinden alınmıştır.</em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Frecai-coskun-milliyetcilerin-ekonomi-ile-imtihani.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/recai-coskun-milliyetcilerin-ekonomi-ile-imtihani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özcan YENİÇERİ &#8211;  Akıl ve Akıllı Olmak Üzerine</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ozcan-yeniceri-akil-ve-akilli-olmak-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ozcan-yeniceri-akil-ve-akilli-olmak-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Dec 2010 15:29:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan YENİÇERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2063</guid>
		<description><![CDATA[Tarih boyunca bireylerin en fazla ihtiyaç duydukları değerin &#8220;akıl&#8221; olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Yalnızca akıl menşei toprak olmayan en kıt elementtir. Bugün ileridekilerin geridekilere, yukarıdakileri de aşağıdakilere egemen kılan en muharrik gücün akıl denen meleke olduğu tartışılamaz. Aklı kullanma biçimine göre insanların ve toplumların kategorize edilmesinin nedeni de budur. Bu yüzden gelişmiş ülkelerin &#8220;akıl devleti&#8221; olarak nitelendirilmeleri sebepsiz değildir. Günümüzde imparatorluk devirlerinin sona erdiği hep söylenir. Bu yalın anlamıyla doğrudur. Ancak sona erenin bu anlamda yalnızca &#8220;duygu imparatorlukları&#8221; olduğu da bir gerçektir. Akıl imparatorlukları bugün de çağımıza egemen olmaya devam ediyor ve bundan sonra da devam edeceklerdir. Akıl imparatorlukları denince aklımıza batı ülkeleri gelir. İngiltere&#8217;nin &#8220;duygu imparatorluğu&#8221;nu akıl imparatorluğuna çevirerek dünya üzerinde bugün de önemli mevkiini sürdürmesi ilginçtir. Aklın uygarlığı belirlemede, toplum hayatlarını sürekli kılmada, özgürlüğü, ekonomik ve sosyal hayatı geliştirmede hayati bir fonksiyon üstlendiği bilinmektedir. Hatta aklı her şeyin ölçüsü yapan bir çok felsefi akımın varlığı dahi söz konusudur. Bugün öyle bir noktaya gelinmiştir ki bir çok yönü itibariyle akıl putlaştırılmıştır. Her şeyin aşırısının zararlı olduğunu da burada not etmemiz gerekir. Bu nedenle Montesquieu; &#8220;aklın çok aşırısının her zaman istenilebilir olmadığını ve insanların hemen her zaman kendilerini ortaya, uçlara olduğundan çok daha iyi uyarladıklarını&#8221; söylemiştir. Ancak unutmamak gerekir ki, zalim diktatörlerin yaptıkları kadar, adice işlenen bir cinayet ya da masum insanlara saldıran terörist veya herhangi bir sapkınlık hali de; aklın ahlak denetimi dışında tutulmasıyla ortaya çıkar. Kuşkusuz akıllı bir katil; akli melekelerini kullanmasını yeterince beceremeyen güçlü araçlara sahip sıradan bir katile göre çok daha etkilidir. Biz bu noktada ahlakın akıldan daha önemli olduğunu söylemekle yetiniyoruz. Ancak çoğu kez bireyin erdemini, ahlakını, faziletini ve değerlerini yüceltmek ya da muhafaza edebilmek için mutlak anlamda akli eylemlere ihtiyacı olduğunu belirtmekten de geçemiyoruz. Madem ki akıl psikolojik ve fizyolojik olarak adam gibi adam (daha doğrusu insan gibi insan) olmanın temel şartlarından birisidir. O halde aklımızı en yüksek seviyede korumak ve kullanmak durumunda olduğumuzu belirtmeliyiz. Ancak bunu yaparken de her şeyin ölçüsü olarak aklı alan &#8220;kartezyen rasyonalizm&#8221;in aşırılığına da düşmemek gerekir. Hiç kuşkusuz insanların eylem ve düşüncelerinden akli unsurları alırsanız onu &#8220;et ve kemik&#8221; yığınına dönüştürmüş olursunuz. Akılsız olarak nitelenen bir çok tavrın içinde bile negatif bir akıl yürütmenin olduğunu düşünmek mümkündür. Bizim burada üzerinde durduğumuz şey; aklın sistematik ve metodolojik kullanımı ile ilgilidir. Diğer yandan bireysel aklın olguları anlamaya ve açıklamaya yeterli olmadığı durumlarda toplumsal akla başvurmayı ve diğer insanların aklından yararlanmanın başarı için bir zorunluluk olduğuna dikkati çekmek istiyoruz. Yıllarca önce Kant şöyle demiştir: &#8220;Benim yerime anlayan bir kitabım, benim yerime vicdan taşıyan bir papazım, ne yiyeceğime karar veren bir hekimim varsa, benim zahmete girmeme ne gerek var. Düşünmem filan gerekmez, biraz para verdim mi başkaları bu sıkıcı işi benim yerime üstlenecektir.&#8221; Kendi aklını ve muhakeme gücünü yedeğe alan bu yaklaşım bireysel düşüncenin körleşmesi ve kötürümleşmesi sonucunu doğurursa da kendi muhakeme ve aklına başkalarınınki ile zenginleştirme ve boyutlandırma da kişiyi başarılı kılmada son derece avantajlı kılar. Shaw diyor ki: &#8220;akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.&#8221; İnsanlar çoğu kez hatalarını tekrarlamayacak kadar akıllı olmayabiliyor. Zira insanlarda kendi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Tarih boyunca bireylerin en fazla ihtiyaç duydukları değerin &#8220;akıl&#8221; olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.</p>
<p>Yalnızca akıl menşei toprak olmayan en kıt elementtir. Bugün  ileridekilerin geridekilere, yukarıdakileri de aşağıdakilere egemen  kılan en muharrik gücün akıl denen meleke olduğu tartışılamaz. Aklı  kullanma biçimine göre insanların ve toplumların kategorize edilmesinin  nedeni de budur. Bu yüzden gelişmiş ülkelerin &#8220;akıl devleti&#8221; olarak  nitelendirilmeleri sebepsiz değildir. Günümüzde imparatorluk  devirlerinin sona erdiği hep söylenir. Bu yalın anlamıyla doğrudur.  Ancak sona erenin bu anlamda yalnızca &#8220;duygu imparatorlukları&#8221; olduğu da  bir gerçektir. Akıl imparatorlukları bugün de çağımıza egemen olmaya  devam ediyor ve bundan sonra da devam edeceklerdir. Akıl  imparatorlukları denince aklımıza batı ülkeleri gelir. İngiltere&#8217;nin  &#8220;duygu imparatorluğu&#8221;nu akıl imparatorluğuna çevirerek dünya üzerinde  bugün de önemli mevkiini sürdürmesi ilginçtir.</p>
<p>Aklın uygarlığı belirlemede, toplum hayatlarını sürekli kılmada,  özgürlüğü, ekonomik ve sosyal hayatı geliştirmede hayati bir fonksiyon  üstlendiği bilinmektedir. Hatta aklı her şeyin ölçüsü yapan bir çok  felsefi akımın varlığı dahi söz konusudur. Bugün öyle bir noktaya  gelinmiştir ki bir çok yönü itibariyle akıl putlaştırılmıştır. Her şeyin  aşırısının zararlı olduğunu da burada not etmemiz gerekir. Bu nedenle  Montesquieu; &#8220;<strong>aklın çok aşırısının her zaman istenilebilir  olmadığını ve insanların hemen her zaman kendilerini ortaya, uçlara  olduğundan çok daha iyi uyarladıklarını</strong>&#8221; söylemiştir.</p>
<p>Ancak unutmamak gerekir ki, zalim diktatörlerin yaptıkları kadar,  adice işlenen bir cinayet ya da masum insanlara saldıran terörist veya  herhangi bir sapkınlık hali de; aklın ahlak denetimi dışında  tutulmasıyla ortaya çıkar. Kuşkusuz akıllı bir katil; akli melekelerini  kullanmasını yeterince beceremeyen güçlü araçlara sahip sıradan bir  katile göre çok daha etkilidir. Biz bu noktada ahlakın akıldan daha  önemli olduğunu söylemekle yetiniyoruz.</p>
<p>Ancak çoğu kez bireyin erdemini, ahlakını, faziletini ve değerlerini  yüceltmek ya da muhafaza edebilmek için mutlak anlamda akli eylemlere  ihtiyacı olduğunu belirtmekten de geçemiyoruz. Madem ki akıl psikolojik  ve fizyolojik olarak adam gibi adam (daha doğrusu insan gibi insan)  olmanın temel şartlarından birisidir. O halde aklımızı en yüksek  seviyede korumak ve kullanmak durumunda olduğumuzu belirtmeliyiz. Ancak  bunu yaparken de her şeyin ölçüsü olarak aklı alan &#8220;kartezyen  rasyonalizm&#8221;in aşırılığına da düşmemek gerekir.</p>
<p>Hiç kuşkusuz insanların eylem ve düşüncelerinden akli unsurları  alırsanız onu &#8220;et ve kemik&#8221; yığınına dönüştürmüş olursunuz. Akılsız  olarak nitelenen bir çok tavrın içinde bile negatif bir akıl yürütmenin  olduğunu düşünmek mümkündür. Bizim burada üzerinde durduğumuz şey; aklın  sistematik ve metodolojik kullanımı ile ilgilidir. Diğer yandan  bireysel aklın olguları anlamaya ve açıklamaya yeterli olmadığı  durumlarda toplumsal akla başvurmayı ve diğer insanların aklından  yararlanmanın başarı için bir zorunluluk olduğuna dikkati çekmek  istiyoruz.</p>
<p>Yıllarca önce Kant şöyle demiştir: &#8220;<strong>Benim yerime anlayan bir  kitabım, benim yerime vicdan taşıyan bir papazım, ne yiyeceğime karar  veren bir hekimim varsa, benim zahmete girmeme ne gerek var. Düşünmem  filan gerekmez, biraz para verdim mi başkaları bu sıkıcı işi benim  yerime üstlenecektir.</strong>&#8221; Kendi aklını ve muhakeme gücünü yedeğe  alan bu yaklaşım bireysel düşüncenin körleşmesi ve kötürümleşmesi  sonucunu doğurursa da kendi muhakeme ve aklına başkalarınınki ile  zenginleştirme ve boyutlandırma da kişiyi başarılı kılmada son derece  avantajlı kılar.</p>
<p>Shaw diyor ki: &#8220;<strong>akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.</strong>&#8221;  İnsanlar çoğu kez hatalarını tekrarlamayacak kadar akıllı  olmayabiliyor. Zira insanlarda kendi eylemlerinin her zaman etkisi  altında kalmak ya da duygusal değerlendirme yapmak hastalığı vardır.  Kişi bu subjektivizmden ancak kendi eylemlerine başkasının göz ve  gönlüyle bakabilirse kurtulabilir.</p>
<p>Halklar ve onu meydana getiren fertleri kendileri bizzat  özgürlüklerini altın tepsi içinde sunmazlarsa krallar ya da diktatörler  onlara asla zulüm edemez ve esaret altında tutamazlar. Zira Boetie şöyle  diyor: &#8220;&#8230; <strong>Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar  çok gözü nereden buldu? Eğer sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri  dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor?&#8230; Kulluk etmemeye karar verdiğiniz  an özgürsünüz demektir. Onu itmenizi ya da dengesini bozmanızı  istemiyorum. Fakat yalnızca onu desteklemeyin! Kendi kendini  kulluklaştıran, kendi boğazını kesen halk</strong>&#8220;. Düşünür bu durumun  insanların özgürlük istememesinden kaynaklandığı kanaatindedir. Bunun  nedeni olarak da özgürlüğün çok kolay ele geçirilebilir bir mal olmasını  göstermiştir.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki tarihin en büyük intiharı insan aklının ürünü  olan araçların insanlık aleyhine kullanılmasıyla gerçekleşmiştir. Bu  bakımdan örgütler, kurumlar ve toplumlar var olmak istiyorlarsa  mensuplarının ya da diğer insanların akıllarına yeterli önemi  vermelidir. Bu anlamda da farklı ses, görüş ya da tutumlar teşvik  edilmeli ve anlaşılmaya çalışılmalıdır. Yönetimler, egemenliklerini akıl  gücünü yönettiği toplumların yoksunlukları değil zenginlikleri üzerine  kurmalıdır.</p>
<p>Bu anlamda bugün &#8220;akıl devleti&#8221; olarak nitelenen gelişmiş ülkelerde  yöneticiler mümkün olduğu kadar çok insanın görüş, düşünce ve eyleminden  yönetimlerinde yararlanmaya çalışıyorlar. Bu yüzden bugünün devletleri  siyasi otorite olmaktan çok akıl şirketlerine dönüşmüştür.</p>
<p>Bu yüzden bugün vatana sahip çıkmanın yolunun her zamankinden çok  daha fazla aklımıza sahip çıkmaktan geçtiğinin altını kalın çizgilerle  çiziyoruz.</p>
<p><em>* Bu yazı </em><a href="http://www.etikhaber.com/"><em>www.etikhaber.com</em></a><em> adresinden alınmıştır.</em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fozcan-yeniceri-akil-ve-akilli-olmak-uzerine.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ozcan-yeniceri-akil-ve-akilli-olmak-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un Vefatının 74. Yıldönümü Dolayısıyla Yayımlanan Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/milli-sairimiz-mehmet-akif-ersoyun-vefatinin-74-yildonumu-dolayisiyla-yayimlanan-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/milli-sairimiz-mehmet-akif-ersoyun-vefatinin-74-yildonumu-dolayisiyla-yayimlanan-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Dec 2010 11:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Şair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2041</guid>
		<description><![CDATA[İstiklal marşımızı kaleme alan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un vefatının 74. yılında kendisini rahmet ve minnetle anıyoruz. Mehmet Akif, aradan yıllar geçmesine rağmen güçlü dili ve imanlı mısraları ile hala herkesin gönlünde taht kurmaktadır. Bu da Mehmet Akif’in sağlam karakteri ve mücadeleci bir insan olmasından kaynaklanmaktadır. Mehmet Akif&#8217; in hayatını ve ahlâkını oluşturan en önemli unsur, &#8220;kendi kendisi&#8221; olmaktır. Bu O&#8217;nun bütün hayatını yönlendiren bir ilkedir. İmanında, sanatında, yaşantısında, kendi adına ve toplum adına konuşurken hep aynı insandır ve neyse odur. Mehmet Akif, içinde yaşadığı toplumun, unutulmuş, kendi kaderine terkedilmiş kimsesiz ve sahipsiz insanların, dünya egemenlerinin yok etmeye çalıştığı bir milletin tanığıdır ama aynı zamanda vicdanıdır. Mithat Cemal’in ifadesi ile Mehmet Akif: &#8220;Yüz kahramana yetecek ahlak ve seciyesiyle sıradan bir insan gibi yaşıyor!&#8221; Akif&#8217; in şiir anlayışı ve şiir gücü kadar ancak bir sosyologda bulunabilecek bütünü ve ayrıntıları yakalayabilen gözlem gücü İstiklâl Marşını bu denli etkili bir milli mutabakat metni haline getiren en önemli belgedir. İstiklâl Marşı&#8217; nın şairi olarak Mehmet Akif &#8216;in bir başka önemli özelliği de sarsılmaz bir iman ve dava adamı olduğu kadar tam bir erdem kahramanı olmasıdır. Mehmet Akif, dinin toplum için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu bildiği kadar, yanlış anlaşılmış bir dinin daha doğrusu dinin yanlış anlaşılmasının getireceği felâketlerin de farkındaydı. İnançlı bir aydın olarak böyle bir duruma ne kendi adına ne de toplum adına ilgisiz kalamazdı. İnanç ve mefkûre adamı olarak dini ve milletin için elinden gelen gayreti son noktaya kadar ifa etmiştir. 59 yıllık ömrünü Türk ve İslam âleminin dertleriyle uğraşarak geçiren Mehmet Akif, özellikle de Kurtuluş Savaşı sırasında büyük yararlılıklar göstermiştir. Türk milleti de Mehmet Akif Ersoy&#8217;un hizmetlerini unutmamış, ona hak ettiği saygıyı ve ilgiyi göstermiştir. Milli ve dini konulardaki hassasiyeti, fedakârlığı ve örnek karakteri ile Türk milletinin gönlünde taht kuran Akif&#8217;e yüce Allah (cc)&#8217;tan rahmet dileriz. Ruhu şad, Mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İstiklal marşımızı kaleme alan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un vefatının 74. yılında kendisini rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mehmet Akif, aradan yıllar geçmesine rağmen güçlü dili ve imanlı mısraları ile hala herkesin gönlünde taht kurmaktadır. Bu da Mehmet Akif’in sağlam karakteri ve mücadeleci bir insan olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mehmet Akif&#8217; in hayatını ve ahlâkını oluşturan en önemli unsur, &#8220;kendi kendisi&#8221; olmaktır. Bu O&#8217;nun bütün hayatını yönlendiren bir ilkedir. İmanında, sanatında, yaşantısında, kendi adına ve toplum adına konuşurken hep aynı insandır ve neyse odur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mehmet Akif, içinde yaşadığı toplumun, unutulmuş, kendi kaderine terkedilmiş kimsesiz ve sahipsiz insanların, dünya egemenlerinin yok etmeye çalıştığı bir milletin tanığıdır ama aynı zamanda vicdanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mithat Cemal’in ifadesi ile Mehmet Akif: &#8220;Yüz kahramana yetecek ahlak ve seciyesiyle sıradan bir insan gibi yaşıyor!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Akif&#8217; in şiir anlayışı ve şiir gücü kadar ancak bir sosyologda bulunabilecek bütünü ve ayrıntıları yakalayabilen gözlem gücü İstiklâl Marşını bu denli etkili bir milli mutabakat metni haline getiren en önemli belgedir. İstiklâl Marşı&#8217; nın şairi olarak Mehmet Akif &#8216;in bir başka önemli özelliği de sarsılmaz bir iman ve dava adamı olduğu kadar tam bir erdem kahramanı olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Mehmet Akif, dinin toplum için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu bildiği kadar, yanlış anlaşılmış bir dinin daha doğrusu dinin yanlış anlaşılmasının getireceği felâketlerin de farkındaydı. İnançlı bir aydın olarak böyle bir duruma ne kendi adına ne de toplum adına ilgisiz kalamazdı. İnanç ve mefkûre adamı olarak dini ve milletin için elinden gelen gayreti son noktaya kadar ifa etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">59 yıllık ömrünü Türk ve İslam âleminin dertleriyle uğraşarak geçiren Mehmet Akif, özellikle de Kurtuluş Savaşı sırasında büyük yararlılıklar göstermiştir. Türk milleti de Mehmet Akif Ersoy&#8217;un hizmetlerini unutmamış, ona hak ettiği saygıyı ve ilgiyi göstermiştir. Milli ve dini konulardaki hassasiyeti, fedakârlığı ve örnek karakteri ile Türk milletinin gönlünde taht kuran Akif&#8217;e yüce Allah (cc)&#8217;tan rahmet dileriz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ruhu şad, Mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmilli-sairimiz-mehmet-akif-ersoyun-vefatinin-74-yildonumu-dolayisiyla-yayimlanan-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/milli-sairimiz-mehmet-akif-ersoyun-vefatinin-74-yildonumu-dolayisiyla-yayimlanan-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Siyaset ve Liderlik Okulu 3. Dönem Sertifika Töreni&#8217;nde yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulu-3-donem-sertifika-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulu-3-donem-sertifika-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Dec 2010 16:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[2023 lider ülke Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Semih YALÇIN]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Zühal Cafoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset ve Liderlik Okulu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2080</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Misafirler, Değerli Dava Arkadaşlarım, Eğitimlerini Tamamlayan Kıymetli Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bugün burada, 10 Ekim 2009 tarihinde açılışını yaptığımız partimizin “Siyaset ve Liderlik Okulu”nun, üçüncü döneminde eğitimlerini tamamlayan değerli katılımcıların sertifikalarını vermek için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Böylelikle eğitimlerini tamamlayan kardeşlerimiz, iki ayrı eğitim salonunda toplam 12 haftalık süre içinde ve 72 saat süren çalışmalarını başarıyla sonuçlandırmışlardır. Bu vesileyle hepsini ayrı ayrı tebrik ediyor, takdirlerimi sunuyorum. Özverili bir şekilde zamanlarını ve mesailerini ayırarak, siyasete duydukları ilgiyi gösteren ve bunu da aldıkları eğitimle taçlandıran arkadaşlarımın Türk siyasetine değişik düzeylerde değerli katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum. Partimizin eğitim faaliyetine katılanların bundan sonra, teorinin gücünü ihmal etmeden, pratiğin sağladığı zengin tecrübeleri de göz önüne alarak siyasal çalışmalarını daha şuurlu bir şekilde yapacaklarını düşünüyorum. Bu tip çalışmalar, uygulamada Türk siyasetine daha rasyonel ve bilinçli bir düzlemde işlevsellik kazandıracak ve hepsinden öncelikli olarak partimizin potansiyel gücüne önemli destekler sağlayacaktır. Huzurlarınızda, ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun koordinatörü ve Genel Başkan Başdanışmanı olan Sayın Prof.Dr.Zühal Cafoğlu’na, Eğitim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Prof.Dr.Semih Yalçın’a teşekkür ediyorum. Buraya kadar gelerek eğitimlere üst düzeyde katkı sağlayan; bilgi ve tecrübelerini esirgemeyen sayın misafir öğretim üyelerine şükranlarımı sunuyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Değerli Dava Arkadaşlarım, Muhterem Davetliler, Adı üstünde, ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun faaliyetlerinden bahsediyorsak, mutlaka siyaseti de genel hatlarıyla değerlendirmek durumundayız. Elbette siyasetin teorik izah ve açıklamalarına girmeye ne vaktimiz vardır, ne de buna şu an ihtiyaç bulunmaktadır. Üç aylık süre zarfında, bu alanda doyurucu ve tatmin edici bilgilerin verildiğini biliyorum. Ancak yine de, şahsım adına yalnızca siyasetçi özelliğimle değil, eğitime de çok önem veren birisi olarak; siyasetten ne anladığımızı ve nasıl bir anlam yüklediğimizi kısaca ifade etmekte yarar görüyorum. Öncelikle, siyaseti, birbirinden farklı ve birbirine rakip çıkarların, taleplerin ve eğilimlerin mücadele ve uzlaşma alanı olarak görmek gerekmektedir. Uzlaşmanın mümkün olabilmesi için başkalarını anlamaya ve kendimizi onların yerine koymamıza çok ihtiyaç vardır. Zira anlama ve mutabakata dayanmayan siyasal ilişkilerin hiçbir manası olmayacaktır. Siyaset, çoğulcu bir yapının izdüşümünde aynı zamanda alternatifleri de ortaya çıkaracak ve tercihlerin yapılmasına imkân tanıyacaktır. Bununla birlikte siyaset en yalın haliyle, şu anda olduğumuzdan daha iyi bir toplumsal seviyeye erişmeyi sağlayan bir ilişkiler ağı olarak tercihlere değer yükleyecektir. Bir bakıma insanın neden olduğu işsizlik, yoksulluk, savaş, sefalet, etnik ve mezhep temelli sosyo ekonomik problemlere, yine insanın kurguladığı siyaset metotlarıyla çözüm üretileceği aşikârdır. Siyaseti anlamamak ve siyasal ilişkilerden uzak durmak insanı kendi hayatının öznesi olmaktan çıkarır ve başkalarının vasiliğini peşinen kabullenmesine yol açar. Bu yüzden aziz Atatürk’ün sevk ve idare ettiği milli mücadele askeri olduğu kadar da, siyasal bir zaferdir. Mümkün olandan ziyade, iyi olana dönük ısrarlı ve idealist çağrılar siyasetin aydınlığında daha da gürleşir ve hedefe ulaşır. Kabul etmeliyiz ki, adaletli, adil, ahlaklı ve eşit bir toplumsal ilişkiler vizyonuna ulaşabilmek için hem inat etmeli hem de başkalarıyla diyalog içinde olmalıyız. Müzakere, uzlaşma ve tartışma kültürünün zayıf olduğu bir siyasal yapıda, sorunların kökünden çözülmesi neredeyse imkânsızdır. Meselenin daha mahsurlu tarafı ise, bu durum siyasetin tıkanmasına ve kendi kendisini vuracak bir bumeranga dönüşmesine neden olacaktır. Dikkat ederseniz, siyaset yapı itibariyle çatışmayı, yarışmayı ve uzlaşmayı esas...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
document.write('<iframe id="mhptv-video" frameborder="0" height="400" width="500" src="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=249&#038;iframe=mhpvideo" scrolling="no" marginwidth="0" marginheight="0" >Tarayıcınız iFrame Desteklemiyor. Videoyu izlemek için lütfen <a href="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=249" target="_blank" >http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=249</a> adresini ziyaret ediniz.</iframe>');
// ]]&gt;</script></p>
<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Misafirler,</strong></p>
<p><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Eğitimlerini Tamamlayan Kıymetli Arkadaşlarım,</strong><strong> Sayın Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Bugün burada, 10 Ekim 2009 tarihinde açılışını yaptığımız partimizin <strong>“Siyaset ve Liderlik Okulu”</strong><strong>nun</strong>, üçüncü döneminde eğitimlerini tamamlayan değerli katılımcıların sertifikalarını vermek için bir araya gelmiş bulunuyoruz.</p>
<p>Böylelikle eğitimlerini tamamlayan  kardeşlerimiz, iki ayrı eğitim salonunda toplam 12 haftalık süre içinde  ve 72 saat süren çalışmalarını başarıyla sonuçlandırmışlardır.</p>
<p>Bu vesileyle hepsini ayrı ayrı tebrik ediyor, takdirlerimi sunuyorum.</p>
<p>Özverili bir şekilde zamanlarını ve mesailerini  ayırarak, siyasete duydukları ilgiyi gösteren ve bunu da aldıkları  eğitimle taçlandıran arkadaşlarımın Türk siyasetine değişik düzeylerde  değerli katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum.</p>
<p>Partimizin eğitim faaliyetine katılanların  bundan sonra, teorinin gücünü ihmal etmeden, pratiğin sağladığı zengin  tecrübeleri de göz önüne alarak siyasal çalışmalarını daha şuurlu bir  şekilde yapacaklarını düşünüyorum.</p>
<p>Bu tip çalışmalar, uygulamada Türk siyasetine  daha rasyonel ve bilinçli bir düzlemde işlevsellik kazandıracak ve  hepsinden öncelikli olarak partimizin potansiyel gücüne önemli destekler  sağlayacaktır.</p>
<p>Huzurlarınızda, ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’nun  koordinatörü ve Genel Başkan Başdanışmanı olan Sayın Prof.Dr.Zühal  Cafoğlu’na, Eğitim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın  Prof.Dr.Semih Yalçın’a teşekkür ediyorum.</p>
<p>Buraya kadar gelerek eğitimlere üst düzeyde  katkı sağlayan; bilgi ve tecrübelerini esirgemeyen sayın misafir öğretim  üyelerine şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Hepiniz hoş geldiniz.</p>
<p><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Muhterem Davetliler,</strong></p>
<p>Adı üstünde,<strong> ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’</strong>nun faaliyetlerinden bahsediyorsak, mutlaka siyaseti de genel hatlarıyla değerlendirmek durumundayız.</p>
<p>Elbette siyasetin teorik izah ve açıklamalarına girmeye ne vaktimiz vardır, ne de buna şu an ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p>Üç aylık süre zarfında, bu alanda doyurucu ve tatmin edici bilgilerin verildiğini biliyorum.</p>
<p>Ancak yine de, şahsım adına yalnızca siyasetçi  özelliğimle değil, eğitime de çok önem veren birisi olarak; siyasetten  ne anladığımızı ve nasıl bir anlam yüklediğimizi kısaca ifade etmekte  yarar görüyorum.</p>
<p>Öncelikle, siyaseti, birbirinden farklı ve  birbirine rakip çıkarların, taleplerin ve eğilimlerin mücadele ve  uzlaşma alanı olarak görmek gerekmektedir.</p>
<p>Uzlaşmanın mümkün olabilmesi için başkalarını anlamaya ve kendimizi onların yerine koymamıza çok ihtiyaç vardır.</p>
<p>Zira anlama ve mutabakata dayanmayan siyasal ilişkilerin hiçbir manası olmayacaktır.</p>
<p>Siyaset, çoğulcu bir yapının izdüşümünde aynı  zamanda alternatifleri de ortaya çıkaracak ve tercihlerin yapılmasına  imkân tanıyacaktır.</p>
<p>Bununla birlikte siyaset en yalın haliyle, şu  anda olduğumuzdan daha iyi bir toplumsal seviyeye erişmeyi sağlayan bir  ilişkiler ağı olarak tercihlere değer yükleyecektir.</p>
<p>Bir bakıma insanın neden olduğu işsizlik,  yoksulluk, savaş, sefalet, etnik ve mezhep temelli sosyo ekonomik  problemlere, yine insanın kurguladığı siyaset metotlarıyla çözüm  üretileceği aşikârdır.</p>
<p>Siyaseti anlamamak ve siyasal ilişkilerden uzak  durmak insanı kendi hayatının öznesi olmaktan çıkarır ve başkalarının  vasiliğini peşinen kabullenmesine yol açar.</p>
<p>Bu yüzden aziz Atatürk’ün sevk ve idare ettiği milli mücadele askeri olduğu kadar da, siyasal bir zaferdir.</p>
<p>Mümkün olandan ziyade, iyi olana dönük ısrarlı ve idealist çağrılar siyasetin aydınlığında daha da gürleşir ve hedefe ulaşır.</p>
<p>Kabul etmeliyiz ki, adaletli, adil, ahlaklı ve  eşit bir toplumsal ilişkiler vizyonuna ulaşabilmek için hem inat etmeli  hem de başkalarıyla diyalog içinde olmalıyız.</p>
<p>Müzakere, uzlaşma ve tartışma kültürünün zayıf olduğu bir siyasal yapıda, sorunların kökünden çözülmesi neredeyse imkânsızdır.</p>
<p>Meselenin daha mahsurlu tarafı ise, bu durum  siyasetin tıkanmasına ve kendi kendisini vuracak bir bumeranga  dönüşmesine neden olacaktır.</p>
<p>Dikkat ederseniz, siyaset yapı itibariyle çatışmayı, yarışmayı ve uzlaşmayı esas alır ve kurumsallaştırır.</p>
<p>Bunu da siyasal hayatın asli unsuru olan partiler vasıtasıyla yerine getirir.</p>
<p>Fertlerden başlayarak millete kadar, gündelik  ihtiyaçların, beklentilerin, isteklerin, ideallerin ve arzuların karar  mekanizmalarına taşınması genelde siyaset, özelde ise partiler  aracılığıyla gerçekleşir.</p>
<p>Siyasetin bu haliyle karşılıklı müzakere ve ikna süreci olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>
<p>Konuya ülkemiz ölçeğinde baktığımızda, maalesef  siyasetin sürekli gerilim yaratan ve çatışma üreten özelliğiyle karşı  karşıya kaldığımız da bir gerçektir.</p>
<p>Bu itibarla, siyaset doğası gereğince çözüm ve  çare üretmesi gerekirken, son dönemlerde toplumsal kesimler arasındaki  kamplaşma dinamiklerini etkinleştirmiş ve ne yazık ki ihtilafları  yaygınlaştırmıştır.</p>
<p>Hal böyleyken, daha iyiye, daha güzele ve daha  rahata ulaşmayı arzulayan ve bunun için de siyasetin imkânlarını  kullanan insanlarımız ister istemez hayal kırıklıklarına uğramışlardır.</p>
<p>Siyasetin değer erozyonuna uğraması ve asıl  mecrasından sapması, siyasi sistem ve yönetime karşı duyulan güveni de  zedelemiş ve itibarsızlaşmasına yol açmıştır.</p>
<p>Devletle vatandaş arasındaki irtibatı ve  iletişimi sağlayan siyasetin, amacından uzaklaşması ve yozlaşmanın  kayalıklarına çarpması emin olun ki geleceğimiz açısından hayırlı  sonuçlar ortaya çıkarmayacaktır.</p>
<p>En basit anlatımıyla, sosyal ve toplumsal ilişkilerin kurulduğu yerde siyaset başlar ve buradan itibaren aşama aşama ilerler.</p>
<p>Ne var ki, siyaset toplumsal beklentileri nasıl  karşılayacağı üzerine değil de, devlet mekanizmasının ve kaynaklarının  ne şekilde kullanılacağı üzerine odaklanırsa hastalıklı ve hoyrat bir  içeriğe sahip olması kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>Elbette siyasetin esas itibariyle; ülke, devlet  ve insan yönetimi olduğunu ihmal etmiyorum. Ancak yalnızca iktidar  ilişkilerine sıkıştırılmasının çok yerinde olmayacağını düşünüyorum.</p>
<p>İlave olarak siyaset; karar alma, uygulama ve  uygulatma gücü olan iktidar olgusunu içeriğine alsa da, daha geniş ve  kapsayıcı bir sürece işaret ettiği tartışmasızdır.</p>
<p>Eğer siyaset, vatandaş ve toplum  beklentilerinden koparılıp, menfaat çarklarında keskinleştirilirse  ortaya çıkacak tahribata doğal olarak herkes maruz kalacaktır.</p>
<p>İşte Türk siyasetinin bugünkü açmazları burada aranmalıdır.</p>
<p>Gerçek manasını bulmuş ve hiçbir kötü niyete  korunak olmayan demokrasinin siyaseti güçlendireceği ve içine düştüğü  sorunlardan kurtulması için can simidi olacağı şüphesizdir.</p>
<p>Bunun olabilmesi için ise, demokrasi kültürünü  siyasal zeminde samimi bir şekilde sahiplenecek ve savunacak siyaset  aktörlerine çok ihtiyaç vardır.</p>
<p>Ancak söz ve cümle aralarına serpiştirilmiş  demokrasi ifadelerinin sahipleriyle, aşılamamış ideolojik önyargılarının  belirleyiciliği altında koltuk, statü ve zenginlik kollayan  zavallıların bu söylediklerimizi anlaması mümkün değildir.</p>
<p>Nitekim siyaseti kendi kabaran benliklerinin  tatmini ve bireysel tutkularının karşılanması olarak kabul edenler,  belirli dönemler içinde muktedir olsalar da, uzun dönemde muteber ve  saygın kalmaları söz konusu olmayacaktır.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki, Türk siyasi tarihi bunun ibretlik misalleriyle doludur.</p>
<p>Geçmişten bugüne, demokrasinin sunduğu  imkânlarla siyaseti yönlendirme fırsatı yakalamış ve millet desteğini  almış bazı entrikacı kişiliklerin, gücü ellerine aldıklarında milletin  değerlerine sırt çevirdiklerine, umutları boşa çıkardıklarına ve  gönülleri yıktıklarına çok defa şahit olduk.</p>
<p>Bundan dolayı huzur isteyen vatandaşlarımız karşılarında kavgayı buldu.</p>
<p>Sorunlarından bunalan insanımız, bizatihi kendisi sorun üreten bir siyasal yapıyla muhatap oldu.</p>
<p>Üstelik milletimizin yüzyılların bereketli  ikliminde emek emek olgunlaştırdığı milli kabullerine, sözüm ona sahip  olunan millet iradesi alanından ölümcül zehir enjekte edildi.</p>
<p>Eğer bugün vatanın birliği ve bütünlüğü tehlike  içindeyse, bunun sorumluları siyaseti yanlış ve ihanete varacak bir  zihniyetle yorumlayanlardan başkası olmadığı da açıktır.</p>
<p>Şayet siyaset vatandaşlarımızı birleştirmek  yerine ayırıyorsa, kavuşturmak yerine uzaklaştırıyorsa ve birlikte  yaşama inançlarına düzenlenen suikastlara mazeretler üretiyorsa, bunlar  biliniz ki siyasetin gerçek manasından tamamen koptuğuna delalet  edecektir.</p>
<p>Böyle bir durumda bile gelişme ve zenginleşmeden  bahsedilebilmesi ancak propaganda morfiniyle uyuşmuş biçarelerin  başvuracağı bir hezeyan olacaktır.</p>
<p>Eğitim faaliyetlerini yürüttüğümüz iki sınıftan birisine ismini vermekten gurur duyduğumuz rahmetli Prof.Dr. Mehmet Eröz, <strong>‘istiklali elden giden ülkenin kalkınması ne ifade eder’ </strong>derken, aslında tam da bunu kast etmiştir.</p>
<p>Bu söylediklerim bir hakikattir ve siyasetin bugün içinde olduğu yapının acı tasviridir.</p>
<p>Yine diğer sınıfımıza ismini vermekten onur duyduğumuz rahmetli Prof.Dr. Erol Güngör’ün sözleriyle ifade edecek olursak;<strong> ‘hakikatten kötülük çıkacağını zannetmek için ya sahtekâr ya da geri zekâlı olmak gerekecektir.’</strong></p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Kıymetli Davetliler,</strong></p>
<p>Siyaset en başta bir toplumsal faaliyet alanı, başka bir deyişle insan eyleminin kolektif teşkilatlanma biçimidir.</p>
<p>Doğal olarak hepimizi ilgilendiren müşterek  konularda alınan kararlara katılımı gerektirir ve birlikte yaşamanın  cazibesini artırır.</p>
<p>Değer ve ahlakla bağını koparmış olan siyaset anlayışlarının, kaos ve kavgaya ortam hazırlaması kaçınılmazdır.</p>
<p>Bu itibarla siyasetimizi mutlaka ahlak ilkeleriyle derinleştirmek ve değerlerle çevrelemek zorundayız.</p>
<p>Ancak son sekiz yıllık siyasal gelişmelere  baktığımızda, bunun gerçekleşme ihtimalinin ne kadar tartışmalı olduğu  da görülebilecektir.</p>
<p>Siyaset elbette, ‘nasıl’la ilgilendiği kadar,  ‘nasıl olması’ gerektiği üzerine da kafa yormalı ve geleceğin milli  beklentiler çerçevesinde dizaynını ve planlamasını şimdiden yapmalıdır.</p>
<p>Bizim ortaya koyduğumuz,<strong> ‘2023 Lider Ülke Türkiye’ </strong>hedefinin arkasında bu anlayış bulunmaktadır.</p>
<p>Dünyayı <strong>‘Türkçe okuma’</strong> kararlığımız ilhamını buradan almıştır.</p>
<p>Tam on yıl önce <strong>‘Yüzyılla sözleşme’</strong> beyanımızı ortaya koyarken, kafamızda bunlar vardı.</p>
<p>Ve <strong>‘Sonsuza kadar var ol Türkiye’ </strong>haykırışımızın altında da bugünden geleceğe uzanacak kudretli bir ülkeye duyulan özlem yatmaktadır.</p>
<p>İnanıyorum ki çok değil, yakın bir zaman içinde  siyasetimize yön veren milliyetçilik ve demokrasi ilkelerini bir  bütünlük ve program dâhilinde uygulamamız halinde, Türkiye’nin mumla  aradığı dayanışma ve bütünleşme sancıları kesinkes dinecektir.</p>
<p>Biz parti olarak hem Cumhuriyet’in kuruluş  felsefesinin, hem de siyasetin toplumsal merkezi olduğumuzu söylerken  motivasyonumuzun ikmal kaynağı burasıdır.</p>
<p>Değişim dinamiklerinin daha da hızlandığı  çağımızda, değişen şartlara değişmeyen tepkiler verilmesi tabii olarak  uyumsuzlukları, dengesizlikleri ve yanlış teşhisleri  billurlaştıracaktır.</p>
<p>Bu itibarla siyasetin her şey gibi gelişmesi için değişmesi gerekir.</p>
<p>Değişim başkalaşma olmadığı gibi, ilerlemek, gelişmek ve süreklilik kazanmak için elzemdir.</p>
<p>Yeniçağın sorunlarına eski kalıp ve yöntemlerle yaklaşılması, en başta kaynak ve emek israfına yol açacaktır.</p>
<p>Bu çerçevede, siyasetimizin vazgeçilmez prensibi  olan milliyetçiliğin, kırk yıllık birikim ve tecrübelerimizin yol  göstericiliğinde, sosyo ekonomik meselelere yönelik çözüm üretme  kabiliyetini arttırmaya çok ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bölgesel ve küresel eksende kökleri farklı  yerlere tutunan sorunlara karşı milli ve yerel ölçekte direnç  gösterilmesi, milliyetçiliğin gelişen ve değişen şartlar altında  olgunlaşan dinamik yapısıyla doğru orantılıdır.</p>
<p>Tunuslu İslam düşünürü İbn-i Haldun altı asır önce; <strong>“Evrenin ve toplumların durumları, ilişkileri, gidişleri bir tek süreç içinde ve değişmeyen bir çizgide kalmaz”</strong> tespitleriyle değişimin kaçınılmazlığına vurgu yapmıştı.</p>
<p>Milliyetçiliğin küreselleşme karşısındaki  pozisyonu, kimlik taleplerine yaklaşımı, etnik sorunlara yönelik  teklifleri, ekonomik krizlere karşı önerileri gözden geçirilmeli ve  üzerinde mutlaka çalışılmalıdır.</p>
<p>Çevre sorunlarından kadın haklarına, teknolojik  gelişmelerden pozitif ve negatif özgürlük alanlarına kadar özellikle  Türk milliyetçiliğinin, yeni şartlar altında söyleyeceği sözleri  olmalıdır.</p>
<p>Bu görev de şüphesiz hepimizin üzerindedir.</p>
<p>Mesela İzlanda’da patlayan bir yanardağın neden  olduğu doğal gelişmeler ve küresel ısınmayı da içine alan iklim  değişikliklerinin yol açacağı facialar elbette milliyetçiliğin  değerlendirmeleri arasında olmalıdır.</p>
<p>Türk milliyetçiliği bir pergel gibi, başkent  Ankara’yı merkezine alan ve 360 derecelik açıyla dünyayı görüş alanına  sokan bir vizyon genişliğine sahip olmalıdır.</p>
<p>Elbette yapılması gerekenler yalnızca bunlarla da sınırlı değildir.</p>
<p>İnsanlık artık dikkatini uzaya çevirmiş ve yeni galaksilerin, hayatların arayışına girmiştir.</p>
<p>Bir Türk’ün uzayın derinliklerinde çalışmalarda  bulunması ve bu alanda Türk milletinin de olduğunu göstermesi bana göre  sahip olduğumuz milliyetçiliğin en temel icaplarından birisi olmalıdır.</p>
<p>İşte böylesi bir siyaset;<strong> </strong>dünyayı  ve insanlığı nasıl algıladığımızı, çağın gidişatına hangi merkezden  baktığımızı, nasıl bir gelecek tasavvur ettiğimizi, nasıl bir insan ve  millet yapısını hedeflediğimizi de daha belirgin hale getirecektir.</p>
<p>Bu kapsamda bizim açımızdan, siyasetin ne  olduğunu söylemenin yanı sıra, ne olmadığını da ifade etmek, neye  inandığımızı ve neyin peşinde olduğumuzu açıklamak adına çok elverişli  bir zihinsel çerçeve oluşturacaktır.</p>
<p>Bizim için siyaset;</p>
<ul>
<li>Kısa vadeli ve ucuz kişisel çıkarların dirsek dirseğe yarıştığı bir koşu parkuru değildir.</li>
<li>Siyasi köklerini inkâr ederek yabancı çekim merkezlerine kapılmışların bekleme odası değildir.</li>
<li>Fikri tutarlığının olmadığı, ilkelerinin ayaklar altında çiğnendiği, meselelere günübirlik bakanların toplanma yeri değildir.</li>
<li>İnsan, millet ve dünyaya bakışın yabancı tesirlerle her gün, her saat değiştiği kaypak fikirlerin buluşma mekanı değildir.</li>
<li>Duruma göre şekilden şekle,  kılıktan kılığa girenlerin; durmadan kostüm değiştirenlerin ve nabza  göre şerbet verenlerin tiyatro sahnesi değildir.</li>
<li>Girdiği kabın şeklini alan, üst üste taktığı maskelerden gerçek yüzü görünmez hale gelmişlerin makyaj malzemesi değildir.</li>
<li>Dün söylediğini bugün yalanlayan, bugün söylediğini de yarın unutacak olanların siyaset borsası hiç değildir.</li>
</ul>
<p>Partimizin kırk yılı aşan mazisi ilkeli ve  tutarlı düşüncelerin, ufuk ötesini gören bir vizyon zenginliğinin,  sürekli haklı çıkan görüş derinliğinin, Türk milletine hizmet yoluna  kilitlenmiş hedeflerin ve bunlara inanmış kadroların eserleri ve  izleriyle doludur.</p>
<p>Partimizin kurulduğu ilk gününden beri Türk  milleti ailesini samimiyetle sevmek üzerine şekillenmiş milliyetçiliğin,  temiz ve erdemli, heyecanlı ve ilkeli tavırlarından, birleştirici ve  bütünleştirici rolünden başka bir amaç gütmedik.</p>
<p>Biz kırk yılı aşkın bir süredir yolumuza  istikrar ile devam ederken, bir zamanlar tek başına iktidarları  yakalamış, milyonlarca seçmenin dönemsel desteğini almış siyasal  partilerin yerlerinde bugün yeller esmektedir.</p>
<p>Bizi kırk yıldır var eden ahlaki ve ilkeli  zemin, taban ve tutarlılık, bugün siyasette olan diğer partileri  silerken, Milliyetçi Hareket Partisi daha asırlarca torunlarımızın  gönlünde yaşamaya mutlaka devam edecektir.</p>
<p>Bazen iktidarda, bazen muhalefette, siyasetin  inişli çıkışlı yollarında ama asla kırılmadan ilerleyen üç hilal,  milletinin güvencesi olarak yüzyıllarca mutlaka yaşayacaktır.</p>
<p>Zira bizim siyasetimizin yol haritasında hiçbir  zaman, istismar, aldatma, yalan, riya, iki yüzlülük olmayacak, yalnızca  ve yalnızca sabır, akıl, şuur, denge, ihtiyat, heyecan ve dava adamlığı  yer alacaktır.</p>
<p>Bu itibarla, vatan, millet, devlet ve bayrak sevdasıyla çıkılan yolda kirli ve ucuz siyasetin batağına saplanamayız.</p>
<p>Anlık başarıların umuduyla, bin bir meşakkatle bugünlere taşıdığımız siyasetimizin geleceğini heba edemeyiz.</p>
<p>Benim sık sık <strong>&#8220;Dibi görünmeyen kuyulardan su içmeyiz”</strong> derken kastım da budur.</p>
<p>Günlük siyaset algısının geçici cazibesine  kapılarak bu karanlık kuyudan içilecek suyun yalnızca partimizi ve  partililerimizi değil, milletimizin geleceğini de zehirleyebileceğini  aklımızdan bir an olsun çıkarmamalıyız.</p>
<p>Milliyetçi Hareket, çalışmaları ile yarım  yüzyıla yaklaşan siyasal birikimini, günlük hesaplar ve ucuz siyaset ile  heba etmeyecek bir siyasi akla, şuura, öz disipline ve yeterli  tecrübeye sahip olduğunu her zaman göstermiştir.</p>
<p>Dün ülkemize yönelik tehlikeler karşısında dik  duran kadrolarımız, bugün ise Türkiye’nin karşısındaki temel sorunlar  olan “milli beka, milli devlet ve milli kimlik” üzerinde oynanan  oyunları sabırla, akılla, sağduyuyla, metanetle, şuurla ve mutlaka  demokrasinin kurallarına uygun olarak bozmayı hedeflemiştir.</p>
<p>Bu tarihi aşamada görev üstlenecek olanlar,  yalnızca Milliyetçi Hareket Partisi’nin değil aynı zamanda Türkiye’nin  makûs talihinin dönüşü ve milletimizin yükselişinin de mimarları  olacaklardır. İnancımız budur. Gayretlerimiz bunun içindir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Muhterem Davetliler,</strong></p>
<p>12 hafta süresince eğitim verdiğimiz okul  yalnızca siyaset üzerine değil, siyasetin vazgeçilmez bağı olan  liderliği de müfredatına almış ve bu konuda da değerli katılımcılara  bilgi ve beceriler kazandırmayı amaçlamış bir eğitim ortamıdır.</p>
<p>Bu itibarla, liderlikle ilgili düşüncelerimi de sizlerle özet olarak paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Kabul edilmelidir ki, her fert asırları aşıp  gelmiş bir kültür birikiminin içine doğar, zamanla o birikimin  taşıyıcısı olur ve geliştirerek yeni bir nesle devreder.</p>
<p>Bizim milletin sürekliğinden anladığımız da budur.</p>
<p>Bu ortak kültürün içerisinde toplumca kabul  görmüş yerleşik inançlar ve değer yargıları, bu ortamın içine doğmuş  fertlerin de doğal olarak kabul ettiği manevi dayanaklardır.</p>
<p>Her insan için, yaradılışın doğal seyri içinde  oturaklılık, kararlılık, duruluk, sükûnet, alışılmışı sürdürmek  vazgeçilmez ihtiyaçtır.</p>
<p>Bu açıdan, töreler, gelenekler hayatımızı  düzenleme bakımından zembereğin saatte oynadığı rolü oynayarak geleneğe  uygun hareketin devinimini ve devamını sağlarlar.</p>
<p>Köklü değişimden, ani farklılaşmadan kaçınan  insanoğlu için kabul edilmiş bir felsefeyi, alışılagelmiş bir yaşantıyı  sürdürmek vazgeçilmez eğilimlerdendir.</p>
<p>Bu itibarla, tespit edilmiş amaçlar, belirlenmiş  inançlar, kalıplaşmış ve otomatikleşmiş düşünme ve sonuca varma  alışkanlıkları insanlar için hem huzur vericidir ve hem de hayatın  çetinliğini giderici rol oynarlar.</p>
<p>Gelenek de diyebileceğimiz bu genel sonuçlar,  giderek aynı olaylar karşısında aynı tepkileri veren bir toplum yapısını  ortaya çıkarır.</p>
<p>Bu itibarla geleneksel toplum yapıları, kendi  dinamiklerinden kuvvet almayan, doğal hızından daha süratli hareket eden  köklü değişimleri sorgularlar, değişim önerilerinden ürkerler veya  zorla değiştirilmek istenirse ağır travmalar yaşarlar.</p>
<p>Geleneksel eğilimlerin çok ağır bastığı  kitlelere, hazır olmadıkları veya arzu etmedikleri düşünceleri ve hayat  tarzını anlatmak, kabul ettirmek ve bir eyleme dönüştürmek liderlik  becerileri gerektirmektedir.</p>
<p>Bu ise, kendi kültür kökleriyle bağını sürdüren,  ileri hamleler yaparken milletle irtibatını kopartmamış, milli  değerlerle mesafesini açmamış, ancak yerinde de saymayan “lider  aydınlarla” mümkündür.</p>
<p>Geleneksel toplumda karşımıza çıkan kanaat önderleri varlığı saygı duyulması gereken bir vakıadır. Ne var ki sizleri onlardan ayıracak en önemli husus,</p>
<ul>
<li>Yalnızca mevcudu koruyan değil, kimin çıkarına dokunursa dokunsun, millet yararına ilerleten,</li>
<li>Gücünü ve otoritesini günlük toplumsal ilişkilerin menfaat ağından değil, binlerce yıllık kültür köklerinden alan,</li>
<li>Değişimi ve ilerlemeyi toplumun dinamikleri ile bütünleyen ve ön alan çalışma ve düşünceleriniz olacaktır.</li>
<li>Sizleri bulunduğunuz ortamın bir lideri yapacak ve liderliğinizin gücünü ortaya çıkaracak olanlar;</li>
<li>Hedeflere mutlaka ulaşmadaki içtenliğiniz ve tutkunuzun verdiğiniz mücadele ile uyumu,</li>
<li>İleriyi görmede yararlanacağınız sezgileriniz ile bilimsel donanımınızın durumu,</li>
<li>Geçmişle geleceği, olaylar ve süreçleri, sebepler ve sonuçları sentez yapma kabiliyetiniz,</li>
<li>Öz eleştiri yapma, erdem sahibi olma ve kararlılık gibi şahsınıza ait meziyetleriniz,</li>
<li>Sorgulama, yeniden yapılandırma, geleceği planlama konusundaki hazırlıklarınız,</li>
<li>Söyledikleriniz ile yaptıklarınız, düşündüklerinizle yaşadıklarınız arasındaki uyumluluk,</li>
<li>Özellikle unutulmaya yüz tutmuş köklü toplumsal değerleri keşfederek yeniye eklemleyebilme yeteneğiniz,</li>
<li>Ve bütün bu tasavvurlarınızı insanlara inandıracağınız ilişkiler ağı, ifade üslubu ve ahlakınız olacaktır.</li>
</ul>
<p>Bu itibarla, aydının toplumsal liderliği,</p>
<ul>
<li>Ne içinde bulunduğu toplum değerlerinin gerisindeki bir istasyonda kalmış arkadan gelecek yeni bir treni bekleyen bir yolcu;</li>
<li>Ne de toplumu orada bırakıp başka  bir tarifeye bakarak, farklı bir zamana başını alıp gitmiş bir  maceraperest olmamak durumundadır.</li>
</ul>
<p>Üstelik kendisine aydın diyebilen ve bu  sorumluluğu üstlenenler bir de milliyetçi olmakla ayrı bir sorumluluk da  almışlarsa, bu milleti oluşturan bütün değerleri gelecek asırlara  taşıyabilmenin görevi de omuzları üzerindedir.</p>
<p>Ülkemizde, dünyanın her alanında çalışacak  yetişmiş insan gücü vardır. Nereye gitseler en gelişmiş en ileri  bilimsel ve teknik kuruluşlar ve şirketlerde çalışacak donanıma  sahiplerdir.</p>
<p>Ne var ki bizim ihtiyacımız olan yalnızca  mükemmel donanıma sahip aydınların varlığı değil, aynı zamanda milletin  değerleri ile bağını kopartmamış ve Türk milleti için yeteneklerini  esirgemeyen “gerçek aydınların” vücut bulmasıdır.</p>
<p>Kanaatimce, Türk aydınlarının 18. yüzyıldan beri  batıda aradığı, bulduğunu sanarak getirdiği; ama bu toplumsal doku  naklinin milli bünyede bir türlü istenen sonuca ulaşamamasının en önemli  nedeni de budur.</p>
<p>En büyük temenninim, yalnızca bugün  yetiştirdiğimiz gençlerin değil, ülkemin her yanında yetişmekte olan,  dünyanın her yöresinde yetişmiş bulunan Türk aydınlarının geleceğe  koşarken geçmişle bağını kopartmadan, geleceği geçmişin dinamiklerinden  üreterek yol alabilmeleridir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Konuşmamın bu bölümünde sertifika alacak olan değerli arkadaşlarıma hitap etmek istiyorum.</p>
<p>Titiz incelemeler sonucu, çok sayıda adayın arasından seçilerek burada aldığınız eğitim bugün sona eriyor.</p>
<p>Ancak bilmelisiniz ki ömür boyunca sürecek bir  öğrenme, gelişme ve eğitim sürecinin kapıları sizlere ardına kadar  açılmış durumdadır.</p>
<p>Burada kazandığınız bilgileri ve yöntemleri  geliştirerek milletimizin ihtiyacı olan aydınlar olarak fedakârca hizmet  vereceğinizden kuşkum yoktur.</p>
<p>Kendi insanımızdan başlayarak, Türk milletini,  İslam alemini ve dünyayı anlamlandıracak, gelişmeleri yorumlayacak bir  ferasete kavuşmanız, Türk milletini ilelebet yaşatacak sırlara vakıf  olmanız en büyük beklentimdir.</p>
<p>Yıllardan beri büyük bir fedakârlıkla yaptığınız  çalışmalarınızın ve aldığınız eğitimlerin karşılığını bulacağınız bir  hayat sizleri bekliyor.</p>
<p>Çalışmaktan, araştırmaktan, sorgulamaktan geri  durmayınız, daha iyi, daha farklı, daha mükemmel nasıl olabilir  sorusunun cevabını ömür boyu arayınız.</p>
<p>Bundan sonraki dönemlerinizde Milliyetçi Hareket  Partisi’nin sizlerin çalışmalarına, araştırmalarına ve  değerlendirmelerine kapısı ardına kadar açık olacaktır.</p>
<p>Bu vesileyle, sizleri bir kez daha kutluyor, çalışmalarınızda üstün başarılar diliyorum.</p>
<p>Eğitim dönemi boyunca katkılarını esirgemeyen  değerli misafir öğretim üyesi arkadaşlarıma ve emeği geçen herkese bir  kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulu-3-donem-sertifika-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-siyaset-ve-liderlik-okulu-3-donem-sertifika-toreninde-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son günlerde hız kazanan provakasyonlara karşı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-son-gunlerde-hiz-kazanan-provakasyonlara-karsi-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-son-gunlerde-hiz-kazanan-provakasyonlara-karsi-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Dec 2010 11:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2039</guid>
		<description><![CDATA[Türk Milletinin birlik ve beraberliğini parçalayacak, Türkiye’nin geleceğini tehlikeye sokacak hain planlar ve saldırılar son günlerde yoğunluk kazanmıştır. Her geçen gün farklı provokasyonlar meydana getirilerek Türk halkının kışkırtılmaya çalışıldığını açıkladı. Türk Milletinin binlerce yıllık kardeşliğini ve bütünlüğü hedef alan alçak planlar Türkiye’yi etnik köken, dil ve mezhep ayrılıklarına dayalı fitnelerle ayrıştırmaya çalışmaktadır. PKK terör örgütü ve yandaşlarının ülkeyi bölme planları farklı yollar ve söylemlerle meşru zemin kazanma peşindedir. Bu gaye esasında eş zamanlı olarak yeni girişimlerle siyasi gündeme taşınmaktadırlar.  Kürtçenin yaşamın her alanında kullanılması için başlatılan iki dilli yaşam kampanyası, Demokratik Toplum Kongresi adı verilen oluşum ile Demokratik Özerlik Modeli Taslağı ve Cumhurbaşkanına sunulan PKK manifestosu nitelikli rapor bölünme hedeflerinin üç önemli planıdır. Bu güruhun girişimlerinin asıl hedefleri, Türk Milleti’nin birliğini ve bütünlüğü parçalayarak Kürt milleti varlığını yasalar dâhilinde kabul ettirmek, Kürtçeyi bir dil olarak kabul ederek her alanda kullanıma açmak, özerk bir devlet olma yolunda ayrı meclis, ayrı bayrak gibi birçok taviz kazanarak Kürdistanı kurmaktır. Tarihin hiçbir döneminde görülmemiş tavizler AKP Hükümeti tarafında açık bir şekilde verilmektedir. Günlük sıradan birçok olaya laf yetiştiren Sayın Başbakan, bu alçak girişimler karşısında sus pus olmuştur. PKK’nın milli kimlik, dil ve yönetim hakkı taleplerini kabul ettirmesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin tek millet, tek devlet, tek bayraklı üniter devlet yapısı yok edecektir. Başbakanın başlattığı demokratik açılım veya PKK açılımı ile terörist başının demokratik cumhuriyet projeleri artık açık bir şekilde örtüşmektedir.  PKK’nın bu taleplerinin yerine getirilmesi milletin ve devletin teminatı olan Anayasanın delinmesi ve yok olması yolunu açmaktadır. Anayasanın değiştirilemez ilk üç maddesi üzerinde oyunlar oynanmaktadır. Türk Milleti’nin milli bekası tehlikelere doğru sürüklemek üzere farklı kışkırtmalar yapılmaktadır. Bu kışkırtmaların temelinde yine PKK taleplerini meşrulaştırmak ve taleplere karşılık bulma isteği bulunmaktadır. Ülke içinde kaos ortamı yaratılmak istenirken, AKP hükümeti ve İçişleri Bakanlığı, yapılanlara karşı hiçbir ses çıkarmayarak bölücü odaklara prim sağlamaktadır. Bu kadar sessiz kalınması sonucu bölücü gruplar etnik temelde bölünme naralarıyla her gün yeni bir eylem peşindedir. Terör mücadele beklenirken, teröristle pazarlık düşüncesinde olan AKP hükümeti, daha fazla taviz verme yolunda ülkeyi kargaşaya sürüklemektedir. Türk Milletinin tarihi misyonunu taşıyan Ülkü Ocakları olarak ülkemizin bu denli parçalanma hedeflerine sürüklemesine karşı uyanık olacaktır. Ülkücü gençler, bölünme gayesi yolunda olanların kışkırtmalarına ve oyunlarına düşmeyecektir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin belirttiği üzere “Türkiye’nin milli birliği, dirliği, kuruluş ilkeleri ve bin yıllık kardeşliği bizim için her türlü düşünce ve hesabın önünde ve üstündedir. Türkiye’nin milli birliğinin temel harcı ve sigortası olan Milliyetçi Hareket Türkiye’nin etnik köken, dil, din ve mezhep temelinde ayrıştırılmasına, çatıştırılmasına ve bölünmesine sonuna kadar direnecektir.” Ülkü Ocakları olarak ülkemizin birliği ve bütünlüğü için her türlü tehlikeye karşı milli varlığı korumak için elimizden geleni son noktaya kadar yapma hedefi ve gayesindeyiz. Türkiye’yi içinde bulunduğu karanlık günlerden çıkararak 2023’ün lider ülkesi yapma ülküsüyle geleceğe doğru ilerleyeceğiz. Ne Mutlu Türk’üm Diyene!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk Milletinin birlik ve beraberliğini parçalayacak, Türkiye’nin geleceğini tehlikeye sokacak hain planlar ve saldırılar son günlerde yoğunluk kazanmıştır. Her geçen gün farklı provokasyonlar meydana getirilerek Türk halkının kışkırtılmaya çalışıldığını açıkladı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milletinin binlerce yıllık kardeşliğini ve bütünlüğü hedef alan alçak planlar Türkiye’yi etnik köken, dil ve mezhep ayrılıklarına dayalı fitnelerle ayrıştırmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">PKK terör örgütü ve yandaşlarının ülkeyi bölme planları farklı yollar ve söylemlerle meşru zemin kazanma peşindedir. Bu gaye esasında eş zamanlı olarak yeni girişimlerle siyasi gündeme taşınmaktadırlar.  Kürtçenin yaşamın her alanında kullanılması için başlatılan iki dilli yaşam kampanyası, Demokratik Toplum Kongresi adı verilen oluşum ile Demokratik Özerlik Modeli Taslağı ve Cumhurbaşkanına sunulan PKK manifestosu nitelikli rapor bölünme hedeflerinin üç önemli planıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu güruhun girişimlerinin asıl hedefleri, Türk Milleti’nin birliğini ve bütünlüğü parçalayarak Kürt milleti varlığını yasalar dâhilinde kabul ettirmek, Kürtçeyi bir dil olarak kabul ederek her alanda kullanıma açmak, özerk bir devlet olma yolunda ayrı meclis, ayrı bayrak gibi birçok taviz kazanarak Kürdistanı kurmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tarihin hiçbir döneminde görülmemiş tavizler AKP Hükümeti tarafında açık bir şekilde verilmektedir. Günlük sıradan birçok olaya laf yetiştiren Sayın Başbakan, bu alçak girişimler karşısında sus pus olmuştur. PKK’nın milli kimlik, dil ve yönetim hakkı taleplerini kabul ettirmesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin tek millet, tek devlet, tek bayraklı üniter devlet yapısı yok edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başbakanın başlattığı demokratik açılım veya PKK açılımı ile terörist başının demokratik cumhuriyet projeleri artık açık bir şekilde örtüşmektedir.  PKK’nın bu taleplerinin yerine getirilmesi milletin ve devletin teminatı olan Anayasanın delinmesi ve yok olması yolunu açmaktadır. Anayasanın değiştirilemez ilk üç maddesi üzerinde oyunlar oynanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti’nin milli bekası tehlikelere doğru sürüklemek üzere farklı kışkırtmalar yapılmaktadır. Bu kışkırtmaların temelinde yine PKK taleplerini meşrulaştırmak ve taleplere karşılık bulma isteği bulunmaktadır. Ülke içinde kaos ortamı yaratılmak istenirken, AKP hükümeti ve İçişleri Bakanlığı, yapılanlara karşı hiçbir ses çıkarmayarak bölücü odaklara prim sağlamaktadır. Bu kadar sessiz kalınması sonucu bölücü gruplar etnik temelde bölünme naralarıyla her gün yeni bir eylem peşindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Terör mücadele beklenirken, teröristle pazarlık düşüncesinde olan AKP hükümeti, daha fazla taviz verme yolunda ülkeyi kargaşaya sürüklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milletinin tarihi misyonunu taşıyan Ülkü Ocakları olarak ülkemizin bu denli parçalanma hedeflerine sürüklemesine karşı uyanık olacaktır. Ülkücü gençler, bölünme gayesi yolunda olanların kışkırtmalarına ve oyunlarına düşmeyecektir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin belirttiği üzere “Türkiye’nin milli birliği, dirliği, kuruluş ilkeleri ve bin yıllık kardeşliği bizim için her türlü düşünce ve hesabın önünde ve üstündedir. Türkiye’nin milli birliğinin temel harcı ve sigortası olan Milliyetçi Hareket Türkiye’nin etnik köken, dil, din ve mezhep temelinde ayrıştırılmasına, çatıştırılmasına ve bölünmesine sonuna kadar direnecektir.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları olarak ülkemizin birliği ve bütünlüğü için her türlü tehlikeye karşı milli varlığı korumak için elimizden geleni son noktaya kadar yapma hedefi ve gayesindeyiz. Türkiye’yi içinde bulunduğu karanlık günlerden çıkararak 2023’ün lider ülkesi yapma ülküsüyle geleceğe doğru ilerleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ne Mutlu Türk’üm Diyene!</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-son-gunlerde-hiz-kazanan-provakasyonlara-karsi-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kayanin-son-gunlerde-hiz-kazanan-provakasyonlara-karsi-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin MHP Eski Genel Başkan Yardımcısı rahmetli Gün Sazak hakkında bazı basın ve yayın organlarında çıkan haberler hakkında yaptığı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-mhp-eski-genel-baskan-yardimcisi-rahmetli-gun-sazak-hakkinda-bazi-basin-ve-yayin-organlarinda-cikan-haberler-hakkinda-yaptigi-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-mhp-eski-genel-baskan-yardimcisi-rahmetli-gun-sazak-hakkinda-bazi-basin-ve-yayin-organlarinda-cikan-haberler-hakkinda-yaptigi-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Dec 2010 15:57:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Gün Sazak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2078</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasi mücadele tarihinde müstesna ve unutulmaz bir yeri olan, 27 Mayıs 1980 tarihinde hain bir terör saldırısı sonucu şehit edilen MHP’nin Eski Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak bey hakkında bugün bazı basın ve yayın organlarında yer alan haberler büyük bir esef ve üzüntüyle karşılanmıştır. 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye’nin içine sürüklendiği anarşi ve kaos ortamında yapılan bir görüşme hakkında İngiliz Büyükelçiliği’nin hangi amaca yönelik olduğu bilinmeyen yanlış ve maksatlı değerlendirmelerini yansıtan bir metinden hareketle şehidimiz Gün Sazak beyin aziz hatırasını yaralamayı amaçlayan bu yayınları şiddetle kınıyorum. Son dönemde çeşitli vesilelerle şahit olduğumuz bu ve benzeri yayınların ve bunlardan maksatlı sonuç çıkarmayı amaçlayan gayretlerin siyaset ve basın ahlakı ve sorumluluğuyla bağdaşmadığı ortadadır. Büyük devlet, siyaset ve fikir adamı olan rahmetli Gün Sazak beyin Milliyetçi Hareket davasına büyük hizmet ve katkıları ebediyen hatırlanacak, aziz hatırası gönüllerimizde sönmeyen bir inanç ve iman meşalesi olarak Türkiye’nin milli birliği, huzuru ve kardeşliği için sürdürdüğümüz mücadelenin yolunu aydınlatacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’nin  siyasi mücadele tarihinde müstesna ve unutulmaz bir yeri olan, 27 Mayıs  1980 tarihinde hain bir terör saldırısı sonucu şehit edilen MHP’nin  Eski Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak bey hakkında bugün bazı basın ve  yayın organlarında yer alan haberler büyük bir esef ve üzüntüyle  karşılanmıştır.</p>
<p>12 Eylül 1980 öncesi Türkiye’nin içine  sürüklendiği anarşi ve kaos ortamında yapılan bir görüşme hakkında  İngiliz Büyükelçiliği’nin hangi amaca yönelik olduğu bilinmeyen yanlış  ve maksatlı değerlendirmelerini yansıtan bir metinden hareketle  şehidimiz Gün Sazak beyin aziz hatırasını yaralamayı amaçlayan bu  yayınları şiddetle kınıyorum.</p>
<p>Son dönemde çeşitli vesilelerle şahit olduğumuz  bu ve benzeri yayınların ve bunlardan maksatlı sonuç çıkarmayı  amaçlayan gayretlerin siyaset ve basın ahlakı ve sorumluluğuyla  bağdaşmadığı ortadadır.</p>
<p>Büyük devlet, siyaset ve fikir adamı olan  rahmetli Gün Sazak beyin Milliyetçi Hareket davasına büyük hizmet ve  katkıları ebediyen hatırlanacak, aziz hatırası gönüllerimizde sönmeyen  bir inanç ve iman meşalesi olarak Türkiye’nin milli birliği, huzuru ve  kardeşliği için sürdürdüğümüz mücadelenin yolunu aydınlatacaktır.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-mhp-eski-genel-baskan-yardimcisi-rahmetli-gun-sazak-hakkinda-bazi-basin-ve-yayin-organlarinda-cikan-haberler-hakkinda-yaptigi-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-mhp-eski-genel-baskan-yardimcisi-rahmetli-gun-sazak-hakkinda-bazi-basin-ve-yayin-organlarinda-cikan-haberler-hakkinda-yaptigi-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Milleti&#8217;nin Kutlu Güç Kaynaklarından; Ahlakçılık</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milletinin-kutlu-guc-kaynaklarindan-ahlakcilik.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milletinin-kutlu-guc-kaynaklarindan-ahlakcilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Dec 2010 11:24:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başbuğ'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlakçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2034</guid>
		<description><![CDATA[Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar vermeden, sağlıklarını koruyarak, tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi yararlanacak şekilde hareketlerini tanzim etmelerini sağlamaya yarayan kuralların toplamı ahlakı meydana getirir. Ahlak, kişinin davranışlarını ayarlayan, sınırlayan ve bu davranışların hem kendisi için yararlı olmasını, kendisine mutluluk sağlayacak şekilde düzenlenmesini hem de çevresini rahatsız etmeden, zarara sokmadan, çevresiyle uyuşmasını sağlamak üzere konulmuş olan kaidelerdir; münasebet prensipleridir, yaşama prensipleridir. Ahlak insanların inancından ve dünya görüşünden doğmakta ve kaynağını almaktadır. Bunun için, gerek toplumun gerekse toplumu meydana getiren kişilerin ayrı ayrı inançları, yaşama görüşleri, yaşama felsefeleri ahlakın kaynağını, temelini teşkil etmektedir. Bu bakımdan kişilerin ve toplumun dünya görüşü, yaşama felsefesi ve taşıdıkları inanç çok önemlidir. Biz, Türk toplumunun dünya görüşünün, yaşama felsefesinin, kendi dini inançlarından, İslamiyet’ten ve milli tarihten kökünü aldığını görmekteyiz. Bunlara ilave olarak, milletimizin geçirdiği tecrübeler ve yurdumuzun içinde bulunduğu şartlar da toplumumuzun düşünce ve inançlarında tesirli faktörlerdir. İşte bu kaynak ve faktörlerin tesiri altında, Türk Milletinin mutluluğunu sağlayacak, Türk millî ahlakına önem vermek mecburiyetiyle karşı karşıyayız. Ahlaksız kişi, ahlaksız toplum mutlu olamaz. Böyle bir toplum kalkınamaz, böyle bir toplum yüksek düşünceler, kutsal inançlar uğruna fedakârlık ve feragat gösteremez. İnsanlık tarihine şeref veren büyük eserler, insanların uzun sabır yıllarıyla güçlüklere göğüs gererek, katlanarak feragatle çalışmalarıyla meydana getirdikleri yüce hizmetler, inancın insanlığa kazandırdığı, köklü imanın ve yüce ülküye, ideale bağlanmanın kazandırdığı varlıklar olmuştur. Ahlakçılıkla kastettiğimiz şey, her şeyden önce kişilerin ve toplumun millî ahlak kurallarına bağlı olarak yetiştirilmesi ve millî ahlak kurallarına bağlı olarak yaşaması ilkesidir. Bu sağlanmadıkça toplumumuzun kalkınması ve toplum içinde haksızlık önlenmesi, ıstırapların giderilmesi, kişilerin ve toplumun mutluluğunun sağlanması mümkün olamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="margin: 2px;" src="../resimler/Basbugdan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar  vermeden, sağlıklarını koruyarak, tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi  yararlanacak şekilde hareketlerini tanzim etmelerini sağlamaya yarayan  kuralların toplamı ahlakı meydana getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlak, kişinin davranışlarını ayarlayan, sınırlayan ve bu  davranışların hem kendisi için yararlı olmasını, kendisine mutluluk  sağlayacak şekilde düzenlenmesini hem de çevresini rahatsız etmeden,  zarara sokmadan, çevresiyle uyuşmasını sağlamak üzere konulmuş olan  kaidelerdir; münasebet prensipleridir, yaşama prensipleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlak insanların inancından ve dünya görüşünden doğmakta ve kaynağını  almaktadır. Bunun için, gerek toplumun gerekse toplumu meydana getiren  kişilerin ayrı ayrı inançları, yaşama görüşleri, yaşama felsefeleri  ahlakın kaynağını, temelini teşkil etmektedir. Bu bakımdan kişilerin ve  toplumun dünya görüşü, yaşama felsefesi ve taşıdıkları inanç çok  önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, Türk toplumunun dünya görüşünün, yaşama felsefesinin, kendi dini  inançlarından, İslamiyet’ten ve milli tarihten kökünü aldığını  görmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlara ilave olarak, milletimizin geçirdiği tecrübeler ve yurdumuzun  içinde bulunduğu şartlar da toplumumuzun düşünce ve inançlarında  tesirli faktörlerdir. İşte bu kaynak ve faktörlerin tesiri altında, Türk  Milletinin mutluluğunu sağlayacak, Türk millî ahlakına önem vermek  mecburiyetiyle karşı karşıyayız. Ahlaksız kişi, ahlaksız toplum mutlu  olamaz. Böyle bir toplum kalkınamaz, böyle bir toplum yüksek düşünceler,  kutsal inançlar uğruna fedakârlık ve feragat gösteremez.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlık tarihine şeref veren büyük eserler, insanların uzun sabır  yıllarıyla güçlüklere göğüs gererek, katlanarak feragatle çalışmalarıyla  meydana getirdikleri yüce hizmetler, inancın insanlığa kazandırdığı,  köklü imanın ve yüce ülküye, ideale bağlanmanın kazandırdığı varlıklar  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlakçılıkla kastettiğimiz şey, her şeyden önce kişilerin ve toplumun  millî ahlak kurallarına bağlı olarak yetiştirilmesi ve millî ahlak  kurallarına bağlı olarak yaşaması ilkesidir. Bu sağlanmadıkça  toplumumuzun kalkınması ve toplum içinde haksızlık önlenmesi,  ıstırapların giderilmesi, kişilerin ve toplumun mutluluğunun sağlanması  mümkün olamaz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturk-milletinin-kutlu-guc-kaynaklarindan-ahlakcilik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-milletinin-kutlu-guc-kaynaklarindan-ahlakcilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Provokatör Provokasyon İçin Çırpınıyor!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-provokator-provokasyon-icin-cirpiniyor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-provokator-provokasyon-icin-cirpiniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Dec 2010 11:19:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2029</guid>
		<description><![CDATA[1978′deki Maraş olaylarının 32. yıldönümünde yine provokatörler Kahramanmaraş sokaklarında sahne aldı. Maraş olaylarının yıldönümünde bazı derneklerin 32 yıl sonra ilk defa düzenlediği anma etkinliğinde yaşananlara bakıldığında tam bir provokasyona zemin hazırlıkları yapılır gibiydi. 32 yıldır yapılmayan anma etkinliğinin ilk defa düzenlenmesi, MHP ve Ülkü Ocakları ile hiçbir bağlantısı olmayan kişilerin Ülkücülere ait sembolleri kullanarak protesto yürüyüşü yapması, Maraş olayları ile ilgili olarak adı anılan Ökkeş Şendiller&#8217;in kalabalık bir grupla birlikte balkondan anma etkinliğini ve protesto gösterilerini izlemesi, provokasyon ateşi yakmak isteyenlere kıvılcım yaratacak nitelikteki fotoğraf kareleriydi. Emniyet güçlerinin yerinde müdahalesi ve MHP&#8217;li yöneticilerin sağduyulu girişimleri sayesinde tezgâhlanan karanlık senaryo hayata geçirilmeden bitirildi. Anma etkinliğini vesile kılarak, Alevilerle-Ülkücüleri karşı karşıya getirmek için bir plan yapıldığı ortadadır. MHP ve Ülkü Ocakları teşkilatının hiçbir şekilde olmadığı protesto gösterisinde &#8220;Bozkurt&#8221; yaparak yürüyen kişiler kimlerdir, bunları kim organize etmiştir? Devletin yetkili birimleri bunu deşifre etmelidir. MHP&#8217;nin başında toplumsal her türlü çatışmaya, kutuplaşmaya karşı çıkan ve Aleviler konusunda oldukça hassas davranan Devlet Bahçeli gibi bir lider varken, zaten yapılan protesto gösterilerinin çok net bir karanlık bir oyun olduğu herkes tarafından anlaşılmaktadır. Kahramanmaraş&#8217;ta meydana gelen olaylar, yaklaşan seçimler öncesinde her zaman olduğu gibi, MHP ve Ülkücüler üzerinde oynanacak oyunların ısınma hareketleri idi. MHP ve Ülkücü Hareketle bir bağı ve bağlantısı olmayan kişilerden oluşan kalabalıkların Alevilerin düzenlediği anma etkinliğine yönelik saldırı girişimleri, MHP ve Ülkücüler üzerine yıkılmak istenen senaryonun bir parçasıdır. Anma etkinliklerinde meydana gelen ve gelebilecek olayların önünde MHP Kahramanmaraş İl Başkanlığının ve Ülkü Ocakları yöneticilerinin sağduyuyu çelik bir irade ile göstermesi, bu girişimlere bir darbe olmuştur. 1978′de meydana gelen Maraş olaylarında olduğu gibi, olayların 32. yıldönümünde de meydana gelenleri provokasyon dışında bir şeyle izah etmek mümkün değildir. Tarihte yaşananlar acı bir hatıra iken, o acıları tekrar etmek isteyenler, bu ülkenin acılar yaratmaktan beslenen sırtlanlarıdır. Bu sırtlanların, hep Türk-Kürt, Laik-Anti-laik, Alevi-Sünni gibi ayrışmalar yaratarak, toplumda çatışma meydana getirmeye çalıştığını öteden beri izlemekteyiz. Bu ayrıştırma konusunda çok büyük etki yaratmasalar da, acı izler bırakmışlardır. Hala da etkili olabilmek için her türlü karanlık yoldan yürümeye ve eylem üretmeye devam ediyorlar. Son yıllarda meydana gelen Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti, Türkiye&#8217;nin çeşitli illerinde meydana gelen etnik temeldeki provokasyon girişimleri, rahip ve misyoner cinayetlerinin hepsi emperyalist odakların laboratuar üretimidir. Bu tür olayların hepsini milliyetçi çevrelere yıkmaya çalışmaları da, Türkiye&#8217;deki milliyetçi refleksi kırmaya ve milliyetçilerin hareket alanını daraltmaya yönelik gerçekleştirilmiştir. Tarihi şanla-şerefle dolu olan ve adı Kahramanmaraş olarak belirlenmiş ilimizde bir Alevi-Sünni çatışmasının çıkmasından kimin fayda sağlayacağını anlayarak, bu ilimizde meydana gelen son olayların hangi amaca hizmet ettiğini tahlil edebilirsiniz. 32 yıldır yapılmayan anma niçin şimdi yapılmıştır ve toplanan o kalabalığı kim, nasıl yönlendirmiştir? Bu soruların cevabı her şeyi aydınlatacaktır. MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi&#8217;nin yaşanan olaylarla ilgili yapmış olduğu açıklamalar her şeyin aydınlanması için yeterli bir içerik taşımaktadır. Her MHP&#8217;li, Ülkücü seçim dönemine girdiğimiz şu süreçte çok dikkatli olmalıdır. Yaşanan ve yaşanabilecek her olayı MHP&#8217;ye, Ülkücülere bulaştırma düşüncesinde olan hareketli bir odak işbaşındadır. Yazımızı birliğe, kardeşliğe vesile olması dileğiyle büyük Türk milliyetçisi şair merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu&#8217;nun dizeleri ile bitirelim. Ta ezelden hür milletiz, Soyu sopu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>1978′deki Maraş olaylarının 32. yıldönümünde yine  provokatörler Kahramanmaraş sokaklarında sahne aldı. Maraş olaylarının  yıldönümünde bazı derneklerin 32 yıl sonra ilk defa düzenlediği anma  etkinliğinde yaşananlara bakıldığında tam bir provokasyona zemin  hazırlıkları yapılır gibiydi. 32 yıldır yapılmayan anma etkinliğinin ilk  defa düzenlenmesi, MHP ve Ülkü Ocakları ile hiçbir bağlantısı olmayan  kişilerin Ülkücülere ait sembolleri kullanarak protesto yürüyüşü  yapması, Maraş olayları ile ilgili olarak adı anılan Ökkeş Şendiller&#8217;in  kalabalık bir grupla birlikte balkondan anma etkinliğini ve protesto  gösterilerini izlemesi, provokasyon ateşi yakmak isteyenlere kıvılcım  yaratacak nitelikteki fotoğraf kareleriydi.</p>
<p>Emniyet güçlerinin yerinde müdahalesi ve MHP&#8217;li yöneticilerin  sağduyulu girişimleri sayesinde tezgâhlanan karanlık senaryo hayata  geçirilmeden bitirildi. Anma etkinliğini vesile kılarak,  Alevilerle-Ülkücüleri karşı karşıya getirmek için bir plan yapıldığı  ortadadır. MHP ve Ülkü Ocakları teşkilatının hiçbir şekilde olmadığı  protesto gösterisinde &#8220;Bozkurt&#8221; yaparak yürüyen kişiler kimlerdir,  bunları kim organize etmiştir? Devletin yetkili birimleri bunu deşifre  etmelidir.</p>
<p>MHP&#8217;nin başında toplumsal her türlü çatışmaya, kutuplaşmaya karşı  çıkan ve Aleviler konusunda oldukça hassas davranan Devlet Bahçeli gibi  bir lider varken, zaten yapılan protesto gösterilerinin çok net bir  karanlık bir oyun olduğu herkes tarafından anlaşılmaktadır.</p>
<p>Kahramanmaraş&#8217;ta meydana gelen olaylar, yaklaşan seçimler öncesinde  her zaman olduğu gibi, MHP ve Ülkücüler üzerinde oynanacak oyunların  ısınma hareketleri idi. MHP ve Ülkücü Hareketle bir bağı ve bağlantısı  olmayan kişilerden oluşan kalabalıkların Alevilerin düzenlediği anma  etkinliğine yönelik saldırı girişimleri, MHP ve Ülkücüler üzerine  yıkılmak istenen senaryonun bir parçasıdır.</p>
<p>Anma etkinliklerinde meydana gelen ve gelebilecek olayların önünde  MHP Kahramanmaraş İl Başkanlığının ve Ülkü Ocakları yöneticilerinin  sağduyuyu çelik bir irade ile göstermesi, bu girişimlere bir darbe  olmuştur.</p>
<p>1978′de meydana gelen Maraş olaylarında olduğu gibi, olayların 32.  yıldönümünde de meydana gelenleri provokasyon dışında bir şeyle izah  etmek mümkün değildir. Tarihte yaşananlar acı bir hatıra iken, o acıları  tekrar etmek isteyenler, bu ülkenin acılar yaratmaktan beslenen  sırtlanlarıdır. Bu sırtlanların, hep Türk-Kürt, Laik-Anti-laik,  Alevi-Sünni gibi ayrışmalar yaratarak, toplumda çatışma meydana  getirmeye çalıştığını öteden beri izlemekteyiz. Bu ayrıştırma konusunda  çok büyük etki yaratmasalar da, acı izler bırakmışlardır. Hala da etkili  olabilmek için her türlü karanlık yoldan yürümeye ve eylem üretmeye  devam ediyorlar.</p>
<p>Son yıllarda meydana gelen Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti,  Türkiye&#8217;nin çeşitli illerinde meydana gelen etnik temeldeki provokasyon  girişimleri, rahip ve misyoner cinayetlerinin hepsi emperyalist  odakların laboratuar üretimidir. Bu tür olayların hepsini milliyetçi  çevrelere yıkmaya çalışmaları da, Türkiye&#8217;deki milliyetçi refleksi  kırmaya ve milliyetçilerin hareket alanını daraltmaya yönelik  gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Tarihi şanla-şerefle dolu olan ve adı Kahramanmaraş olarak  belirlenmiş ilimizde bir Alevi-Sünni çatışmasının çıkmasından kimin  fayda sağlayacağını anlayarak, bu ilimizde meydana gelen son olayların  hangi amaca hizmet ettiğini tahlil edebilirsiniz.</p>
<p>32 yıldır yapılmayan anma niçin şimdi yapılmıştır ve toplanan o  kalabalığı kim, nasıl yönlendirmiştir? Bu soruların cevabı her şeyi  aydınlatacaktır.</p>
<p>MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin ve Ülkü Ocakları Genel  Merkezi&#8217;nin yaşanan olaylarla ilgili yapmış olduğu açıklamalar her şeyin  aydınlanması için yeterli bir içerik taşımaktadır. Her MHP&#8217;li, Ülkücü  seçim dönemine girdiğimiz şu süreçte çok dikkatli olmalıdır. Yaşanan ve  yaşanabilecek her olayı MHP&#8217;ye, Ülkücülere bulaştırma düşüncesinde olan  hareketli bir odak işbaşındadır.</p>
<p>Yazımızı birliğe, kardeşliğe vesile olması dileğiyle büyük Türk  milliyetçisi şair merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu&#8217;nun dizeleri ile  bitirelim.</p>
<p>Ta ezelden hür milletiz,</p>
<p>Soyu sopu gür milletiz,</p>
<p>Kandan, candan bir milletiz,</p>
<p>Bir temel, bir duvar, bir taş</p>
<p>Alevî, Sünnî, Kızılbaş!</p>
<p>Aynı mayadan yoğrulan,</p>
<p>&#8220;Türk&#8221;, &#8220;Türkmen&#8221; diye çağrılan,</p>
<p>Aynı kıbleye doğrulan,</p>
<p>Secdeye konan aynı baş</p>
<p>Alevî, Sünnî, Kızılbaş!</p>
<p>Dedemiz bir, torunlarız,</p>
<p>Dün, bugün ve yarınlarız</p>
<p>Yüceleriz, derinleriz&#8230;</p>
<p>Yunus Emre, Hacı Bektaş</p>
<p>Alevî, Sünnî, Kızılbaş!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-provokator-provokasyon-icin-cirpiniyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-provokator-provokasyon-icin-cirpiniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, son dönemde hız kazanan çok yönlü tahrikler hakkında yaptığı yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-donemde-hiz-kazanan-cok-yonlu-tahrikler-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-donemde-hiz-kazanan-cok-yonlu-tahrikler-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Dec 2010 11:22:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2032</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin ve Türk milletinin milli birliğini, dayanışma ve kardeşlik ruhunu, huzurunu ve güvenliğini hedef alan çok yönlü hain tahrikler son dönemde bilinçli ve planlı bir şekilde hız kazanmış ve yaygınlaşmıştır. Bunların amacı bin yıldır bir arada kardeşçe yaşayan Türk Milleti Ailesinin içine etnik köken, dil ve mezhep ayrılığına dayalı fitne sokmak ve aziz milletimizi bu farklılıklara göre ayrıştırarak bir çatışma ortamının şartlarını hazırlamaktır. İçinden geçtiğimiz bu tehlikeli süreçte herkes Türkiye’nin kaderi üzerinde alçakça oynanmak istenen bu oyunları görmeli ve büyük bir sorumluluk duygusu içinde hareket etmelidir. Son günlerde Kahramanmaraş’ta yaşananlar ve PKK’nın siyasallaşma stratejisi uyarınca siyasi gündeme taşınan tahrikler ve girişimler üzerinde herkes çok iyi düşünmelidir. ●     Kahramanmaraş’ta 1978 yılında meydana gelen müessif olayların 32. yıldönümü vesilesiyle 19 Aralık 2010 günü düzenlenen anma toplantısı ve bununla bağlantılı yaşanan gerginlikler Türk milletini derin bir endişeye sevketmiştir. Bu olayları vesile ederek başlatılan Milliyetçi Hareket’i ve Ülkücü camiayı zan ve töhmet altında bırakmayı amaçlayan organize karalama kampanyası esef ve ibret vericidir. Bazı basın ve yayın organlarının söz birliği etmişçesine anma toplantısını protesto eden bir grubu Milliyetçi Hareket ve Ülkücü camiaya maletme çabaları şiddetle kınadığımız bir art niyet ve sorumsuzluk örneği olmuştur. ●     Bu durum karşısında şu hususları aziz milletimizin huzurunda tüm taraflara ve ilgililere sormak ve AKP hükümetini göreve davet etmek istiyorum: -      1978 yılında Kahramanmaraş’ta yaşanan ve bu vatanı ve milleti seven herkesi kedere boğan olayları anmak için 32 yıl içinde anma toplantıları tertiplenmemişken, bu yıl böyle bir toplantıya neden gerek görülmüştür? -      Bu toplantıyı böyle bir zamanlamayla tertipleyen derneklerin yöneticilerinin Alevi-İslam inancını benimseyen kardeşlerimizin sorunlarının çözümünde nerede durdukları, Alevi toplumunu temsil durumları ve bu süreçte neyi amaçladıkları Türk milleti için merak konusudur. -      Kahramanmaraş’ta yaşanan gerginliklerin nereden kaynaklandığı, nasıl gerçekleştiği ve kimlerin ve hangi çevrelerin bu tahriklerin içinde yer aldığının Emniyet güçlerimizce bilinmesi gerekmektedir. ●     Bu çerçevede Başbakan ve İçişleri Bakanına çağrıda bulunmak ve şu soruları cevaplandırmalarını beklediğimizi belirtmek istiyorum: √     1978 olaylarının gündeme geldiği her vesilede sık sık adı geçen ve televizyonlarda konuşturulan bir kişinin son gerginliğin yaşandığı mahalde bulunması karşısında emniyet güçleri ne yapmışlar, bu konuda uyarı niteliğinde bir girişimde bulunmuşlar mıdır? √     Anma toplantısını protesto eden grubun içinde yer alan şahısların eşkali fotoğraflarda ve emniyet güçlerinin video çekimlerinde mevcuttur. İçişleri Bakanı’na çağrımız bu somut verilerden hareketle bu şahısların kimliklerini ve bağlantılarını biran önce ortaya çıkarmasıdır. Emniyet teşkilatımız olayla ilgili çok yönlü bir araştırma ve soruşturma başlatmalı ve tahrikçileri, failleri ve kimlerle bağlantılı olduklarını hiç vakit geçirmeden belirlemelidir. ●     Milliyetçi Hareket ve Ülkücü camia Türkiye üzerinde yapılan hesapların ve oynanan oyunların farkındadır. Bu nedenle çok yönlü tahriklere karşı teyakkuz halinde olup sokak olaylarının dışında kalmaya büyük bir dikkat ve özen göstermektedir. Hal böyle iken, protesto eden grubun içindeki bazı şahısların camiamızla özdeşmiş bazı sembol ve simgeleri kullanmalarından hareketle bu vahim olayı Milliyetçi Hareket’in üzerinde yıkma gayretleri siyaset ve basın ahlakıyla bağdaşmayan hezeyanlardır. Olayları soruşturmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak hükümetin öncelikli görev ve sorumluluğudur. İçişleri Bakanı ve emniyet teşkilatımız bu nedenle çok yönlü ve kapsamlı bir araştırmayla bütün bu hususları açığa çıkartmak zorundadır. Bu araştırma ve soruşturmanın sonuçlarını da herkes...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türkiye’nin ve Türk milletinin  milli birliğini, dayanışma ve kardeşlik ruhunu, huzurunu ve güvenliğini  hedef alan çok yönlü hain tahrikler son dönemde bilinçli ve planlı bir  şekilde hız kazanmış ve yaygınlaşmıştır.</p>
<p>Bunların amacı bin yıldır bir arada kardeşçe  yaşayan Türk Milleti Ailesinin içine etnik köken, dil ve mezhep  ayrılığına dayalı fitne sokmak ve aziz milletimizi bu farklılıklara göre  ayrıştırarak bir çatışma ortamının şartlarını hazırlamaktır.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz bu tehlikeli süreçte herkes  Türkiye’nin kaderi üzerinde alçakça oynanmak istenen bu oyunları görmeli  ve büyük bir sorumluluk duygusu içinde hareket etmelidir.</p>
<p>Son günlerde Kahramanmaraş’ta yaşananlar ve  PKK’nın siyasallaşma stratejisi uyarınca siyasi gündeme taşınan  tahrikler ve girişimler üzerinde herkes çok iyi düşünmelidir.</p>
<p>●     Kahramanmaraş’ta 1978 yılında meydana  gelen müessif olayların 32. yıldönümü vesilesiyle 19 Aralık 2010 günü  düzenlenen anma toplantısı ve bununla bağlantılı yaşanan gerginlikler  Türk milletini derin bir endişeye sevketmiştir.</p>
<p>Bu olayları vesile ederek başlatılan Milliyetçi  Hareket’i ve Ülkücü camiayı zan ve töhmet altında bırakmayı amaçlayan  organize karalama kampanyası esef ve ibret vericidir.</p>
<p>Bazı basın ve yayın organlarının söz birliği  etmişçesine anma toplantısını protesto eden bir grubu Milliyetçi Hareket  ve Ülkücü camiaya maletme çabaları şiddetle kınadığımız bir art niyet  ve sorumsuzluk örneği olmuştur.</p>
<p>●     Bu durum karşısında şu hususları aziz  milletimizin huzurunda tüm taraflara ve ilgililere sormak ve AKP  hükümetini göreve davet etmek istiyorum:</p>
<p>-      1978 yılında Kahramanmaraş’ta yaşanan ve  bu vatanı ve milleti seven herkesi kedere boğan olayları anmak için 32  yıl içinde anma toplantıları tertiplenmemişken, bu yıl böyle bir  toplantıya neden gerek görülmüştür?</p>
<p>-      Bu toplantıyı böyle bir zamanlamayla  tertipleyen derneklerin yöneticilerinin Alevi-İslam inancını benimseyen  kardeşlerimizin sorunlarının çözümünde nerede durdukları, Alevi  toplumunu temsil durumları ve bu süreçte neyi amaçladıkları Türk milleti  için merak konusudur.</p>
<p>-      Kahramanmaraş’ta yaşanan gerginliklerin  nereden kaynaklandığı, nasıl gerçekleştiği ve kimlerin ve hangi  çevrelerin bu tahriklerin içinde yer aldığının Emniyet güçlerimizce  bilinmesi gerekmektedir.</p>
<p>●     Bu çerçevede Başbakan ve İçişleri Bakanına  çağrıda bulunmak ve şu soruları cevaplandırmalarını beklediğimizi  belirtmek istiyorum:</p>
<p>√     1978 olaylarının gündeme geldiği her  vesilede sık sık adı geçen ve televizyonlarda konuşturulan bir kişinin  son gerginliğin yaşandığı mahalde bulunması karşısında emniyet güçleri  ne yapmışlar, bu konuda uyarı niteliğinde bir girişimde bulunmuşlar  mıdır?</p>
<p>√     Anma toplantısını protesto eden grubun  içinde yer alan şahısların eşkali fotoğraflarda ve emniyet güçlerinin  video çekimlerinde mevcuttur.</p>
<p>İçişleri Bakanı’na çağrımız bu somut verilerden  hareketle bu şahısların kimliklerini ve bağlantılarını biran önce ortaya  çıkarmasıdır.</p>
<p>Emniyet teşkilatımız olayla ilgili çok yönlü bir  araştırma ve soruşturma başlatmalı ve tahrikçileri, failleri ve  kimlerle bağlantılı olduklarını hiç vakit geçirmeden belirlemelidir.</p>
<p>●     Milliyetçi Hareket ve Ülkücü camia Türkiye üzerinde yapılan hesapların ve oynanan oyunların farkındadır.</p>
<p>Bu nedenle çok yönlü tahriklere karşı teyakkuz  halinde olup sokak olaylarının dışında kalmaya büyük bir dikkat ve özen  göstermektedir.</p>
<p>Hal böyle iken, protesto eden grubun içindeki  bazı şahısların camiamızla özdeşmiş bazı sembol ve simgeleri  kullanmalarından hareketle bu vahim olayı Milliyetçi Hareket’in üzerinde  yıkma gayretleri siyaset ve basın ahlakıyla bağdaşmayan hezeyanlardır.</p>
<p>Olayları soruşturmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak hükümetin öncelikli görev ve sorumluluğudur.</p>
<p>İçişleri Bakanı ve emniyet teşkilatımız bu  nedenle çok yönlü ve kapsamlı bir araştırmayla bütün bu hususları açığa  çıkartmak zorundadır.</p>
<p>Bu araştırma ve soruşturmanın sonuçlarını da herkes kabul etmek ve gereğini yapmak durumunda olacaktır.</p>
<p>Herkes çok iyi bilmelidir ki dayanaksız ve  maksatlı olarak Milliyetçi Hareket’i ve Ülkücü camiayı zan ve töhmet  altında bırakmaya yeltenmek hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.</p>
<p>Toplumsal olaylarda ve gösterilerde camiamızla  bağlantısı olamayan bazı şahısların bizimle özdeşleşen simge ve  sembolleri kullandıklarına geçmişte de şahit olunmuştur.</p>
<p>Bu karanlık amaçlı kişilere karşı bundan sonra  yerel teşkilatlarımızca gerekli tedbirler alınacak ve hak ettikleri  tepki gösterilecektir.</p>
<p>Herkesin bunu çok iyi bilmesi ve buna göre hareket etmesi yararlarına olacaktır.</p>
<p>●     Son dönemde PKK terör örgütü ve  uzantılarının başlattığı Türkiye’yi bölme projelerinin fiilen hayata  geçirilmesi girişimleri ve dayatmaları, Anayasa ve kanunlara meydan  okuyan bir ayaklanma hazırlığıdır.</p>
<p>Bu amaçla birbiriyle uyumlu üç girişim eş zamanlı olarak siyasi gündeme taşınmıştır:</p>
<p>-      PKK’nın sivil uzantılarının Kürtçe’nin  yaşamın her alanında kullanılması için başlattığı “iki dilli yaşam”  kampanyası ve TBMM çatısı altına taşınan tahrikler,</p>
<p>-      Demokratik Toplum Kongresi adı verilen kuruluşun tartışmaya açtığı “Demokratik Özerklik Modeli Taslağı” ve,</p>
<p>-      Bir sivil toplum kuruluşunun hazırladığı ve Cumhurbaşkanı’na birkaç gün önce sunulan PKK manifestosu niteliğindeki rapor,</p>
<p>PKK ve taşeronları tarafından başlatılan bu üç  girişimin ortak hedefi terör örgütünün Türkiye’yi bölme projesinin sözde  siyasi süreçlerle hayata geçirilmesi ve bunun için fiili durum  yaratılmasıdır.</p>
<p>●     Bu girişimlerin temeli ve ortak amacı:</p>
<p>√     PKK’nın Türk milletinin dışında ayrı bir  Kürt milletinin varlığının kabul edilmesi ve bunun devletin kurucu  ortağı olarak Anayasa’da tescil edilmesi,</p>
<p>√     Kürtçe’nin kamusal alanda ve eğitim sisteminde siyasi statü kazanması ve,</p>
<p>√     İlk aşama olarak demokratik özerklik adı  altında ayrı bayrağı, Parlamentosu ve savunma gücü olacak eyaletler  sistemine geçilmesidir.</p>
<p>Bu son köprübaşı tutulabilirse sıra nihai hedef  olan Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi kapsayacak birleşik ve bağımsız  Kürdistan devletinin kurulması gelecektir.</p>
<p>●     PKK’nın milli kimlik, dil ve yönetim hakkı  taleplerinin hayata geçilmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti’nin  kuruluşundan 87 yıl sonra tek millet-tek devlet esasına dayanan üniter  yapıdaki milli devlet yıkılacaktır.</p>
<p>Bunun yerine etnik temelde ayrıştırılmış çok  milletli, çok kimlikli, çok dilli ve coğrafi temelde özerk bölgelere  ayrılmış parçalı bir ortaklık devleti kurulacaktır.</p>
<p>İmralı canisi’nin “demokratik cumhuriyet”  projesinin ve Başbakan Erdoğan’ın “demokratik açılım” ambalajına sarılı  PKK açılımının anlamı ve sonucu bu olacaktır.</p>
<p>●     Bu taleplerin masum ve meşru bireysel kültürel hak talebi olmadığı açıktır.</p>
<p>Türkiye’den istenen Anayasa teminatında etnik ve siyasi azınlık hakları ve statüsüdür.</p>
<p>Nihai amaç gün gibi ortadır. Etnik temelde ayrı  bir millet ve milli azınlık olduğunun kabulü ve devletin niteliği ve  yapısının bu ayrıştırmaya hukuki ve siyasi temel kazandıracak şekilde  yeniden düzenlenmesi talep edilmektedir.</p>
<p>Kaynaştırıcı bir millet yapısı içinde bin yıldır  birlikte yaşayan Türk vatandaşlarının böyle bir zeminde ayrıştırılması  sürecinin başlatılması, özerklikten ayrılıkçılığa ve bölünmeye giden  yolu açacaktır.</p>
<p>●     Türkiye bugün milli birliğini,  Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini ve milli varlığını hedef alan böylesine  hain bir suikastla karşı karşıyadır.</p>
<p>Tahriklerin hayasızca sürdüren etnik bölücüler gemi azıya almıştır.</p>
<p>Teröristbaşı İmralı’dan terör örgütünü  yönetmekte, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünmesi için yol haritaları  hazırlamakta ve bu amaçla AKP hükümetiyle pazarlık ve müzakere  yürütmektedir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın terör maşalarının ayaklanma  hazırlığı niteliğindeki son girişim ve dayatmaları karşısında sessiz ve  tepkisiz kalması bu bakımdan şaşırtıcı olmamıştır.</p>
<p>Zira, PKK ve etnik bölücülerin en büyük cüret ve cesaret kaynağı Başbakan Erdoğan ve hükümetidir.</p>
<p>Siyasi gündeme taşınan bölünme reçeteleri ve hız  kazanan hayasız tahrikler Başbakan Erdoğan’ın başlattığı PKK açılımının  ilk meyveleri ve sonuçlarıdır.</p>
<p>Terörle mücadeleyi zaafa uğratan, İmralı canisi  ile pazarlık yapan, PKK açılımı ile etnik bölücülerin taleplerine sahip  çıkan ve 2011 seçimleri sonrası Anayasa’nın PKK taleplerini kapsayacak  şekilde değiştirileceği konusunda bölücülere vadeli çek veren Başbakan  ve hükümeti bu noktaya gelinmesinin baş sorumlusu ve suç ortağıdır.</p>
<p>Bu vahim gelişmeler yaşanırken anamuhalefet  partisi CHP’nin de sessiz ve tepkisiz kalması ve CHP’ye bu ihanet  sürecine katkı yapma çağrılarında bulunulurken Genel Başkan  Kılıçdaroğlu’nun suskunluğunu sürdürmesi Türk milletinde çok ciddi soru  işaretleri yaratmıştır.</p>
<p>Bu gerçeği bu aşamada not etmekle yetineceğiz.</p>
<p>●     Milliyetçi Hareket; etnik köken, dil, din  ve mezhep farklılıklarına bakmadan Büyük Türk Milletini ve bu büyük  ailenin eşit ve şerefli mensuplarını bir bütün olarak kucaklayan siyasi  misyonun adıdır.</p>
<p>Türkiye’nin milli birliği, dirliği, kuruluş  ilkeleri ve bin yıllık kardeşliği bizim için her türlü düşünce ve  hesabın önünde ve üstündedir.</p>
<p>Türkiye’nin milli birliğinin temel harcı ve  sigortası olan Milliyetçi Hareket Türkiye’nin etnik köken, dil, din ve  mezhep temelinde ayrıştırılmasına, çatıştırılmasına ve bölünmesine  sonuna kadar direnecektir.</p>
<p>Bu uğurda ödenecek bedel her ne ise, bunu da büyük bir gönül ve vicdan huzuru içinde ödemeye hazırdır.</p>
<p>Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu bu karanlık dönemde herkes aklını başına almalı, ayağını denk atmalıdır.</p>
<p>Türk milleti çaresiz değildir, Türkiye sahipsiz değildir.</p>
<p>Türkiye’nin kuruluşundan 87 yıl sonra bölünmesi  ve parçalanmasının tarihi süreçte kaçınılmaz bir sonuç olduğunu  düşünenler varsa, onlara söyleyeceğimiz tek söz şudur:</p>
<p>Tarih henüz nihai hükmünü vermemiş, Büyük Türk  Milleti ve bu vatanı ve milleti karşılıksız seven Milliyetçi Hareket  henüz son sözünü söylememiştir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-son-donemde-hiz-kazanan-cok-yonlu-tahrikler-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-son-donemde-hiz-kazanan-cok-yonlu-tahrikler-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aralık 2010 &#8211; SAYI: 90</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aralik-2010-sayi-90.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aralik-2010-sayi-90.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2010 23:25:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Merkezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2062</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi’nin 2010 yılının son sayısıyla karşınızdayız. Bu ayki kapak konumuz ilk ayına girmiş olduğumuz ve milli belleğimizde silinmez yeri olan ‘kış’ mevsimidir. Kış mevsiminin bütün acılarını sevinçlerini, sosyoekonomik boyutlarını göz önünde tutarak değerlendirmeye çalıştık. Kapak konumuzun hemen başında siz değerli okurlarımıza kış mevsiminin neden kapak konusu olduğunu açıklayan bir mektupla karşılaşıyoruz. “Kıymetli Okurlarımıza Kısa Bir Mektup ve Ahmet Hâşim’in Müzeyyen ‘Kış’ı Vesilesiyle: ‘Kış’ Üzerine Çalakalem Tahliller” adlı bu mektubumuzu büyük bir beğeniyle okuyacağınızdan eminiz. Ardından Ağustos’u “Zaferler Ayı” ilan eden bir milletin kışa dair serzenişiyle bir medeniyet tasavvurunu “Yarım Kalmış Cümlelerin Öznesi: Hüzünle Sarmalanmış Kış” adlı yazımızda okuyabilirsiniz. Bu tasavvurun ardından Balkanlar’da yaşayan kardeşlerimizin hasretini kış özelinde aktaran “Balkanlar ve Kış Yahut Memleket Üzerine Bir Hikâye” bir yazı sizleri bekliyor. Modern zamanlardan geçmişin saflığına ve köyün samimiyetine duyulan özlemin kış mevsiminin çağrıştırdıklarını “Modernizmin Menşei: Köy Kültürü” başlıklı yazıda siz de bulabilirsiniz. Kış deyince ister istemez Cengiz Dağcı’dan bahsetmeden olmaz, öyleyse sizi “Cengiz Dağcı Ve Kırım’dan Gitmeyen Bir Kış: ‘Korkunç Yıllar’” adlı yazımızla baş başa bırakıyoruz. Hemen ardından kışın düşündürdüklerini “Hayatı Kış Uykusuna Yatırdık” adlı yazımızda okuyabilirsiniz. Kış deyince ‘ocak’, ‘ocak’ deyince bizi “Türklerde Ocak Kültürü ve Ateşle İlgili İnançlar Üzerine” adlı yazımızda görebilirsiniz. Kışın gündemden hiç düşmeyen ‘enerji’ tartışmalarına “Ekonomimizin Kanayan Yarası: Yanlış Enerji Politikaları” adlı yazımızla farklı pencereden baktık. Doğalgazla birlikte unutulmaya başlayan kömürü “Büyük Gizlenme Yahut Kömürün İktidarı” adlı yazıda okuyacaksınız. Dosya konumuzun ardından, Gündem bölümümüzde sıkça tartışılan konu olan türbana “Nostaljik Bir Filmin Yine, Yeniden Gösterimi: Türban” adlı yazımızla, diğer gündemi meşgul eden konu olan füze kalkanı projesine “Füze Kalkanı Projesi ve Lizbon Zirvesi” adlı yazımızla değindik. Kanayan bir sosyal yara halinin alan dizilere “Bu Akşam Kimin Dizisi Var ?” adlı yazımızla bir eleştiri getirdik. Son günlerde hükümetin uygulamaya koyduğu sansürü “Aydınlığa Vurulan Pranga Sansür” adlı yazımızla mercek altına aldık. Turan’a Dair adlı bölümümüzde Türkçülük-Turancılık davasının önemli şahsiyetlerinden Zeki Velidi Togan’ı “‘2010 Ahmet Zeki Velidi Togan Yılı’ Sebebiyle Rahmetli Ahmet Zeki Velidi Togan’ın oğlu Prof. Dr. Sübidey Togan İle Yapılan Söyleşi” adlı yazımızla andık. Kültürden Portreler adlı bölümümüzde ünlü düşünürlerimizden H.Nihal Atsız’ı “Atsız ‘Lafzı’nın Düşündürdükleri” adlı yazımızla anımsayacağız. Ülkücü hareketin tarihine Seyyid Ahmet Arvasi özelinde “Arvas’ta Ezan, Fatih’te Sala: Elli Altı Yılın Asra Seslenişi” adlı yazımızla göz atacağız. Okuyorum bölümümüzde sizi birbirinden güzel üç kitabın künyesi bekliyor. Yarım Kalmış Cümlelerin Öznesi: Hüzünle Sarmalanmış Kış Kış henüz gelmediği halde kışa dair cümlelerim var ama nedense hep yarım kaldılar. Belki de yarım bırakıldılar. Beyazın saflığına bürünmese de toprak, düşlerimde kâinat artık başka bir haldeydi. Çünkü siyahtan beyaza doğru seyreyleyen âlemin tebdil-i kıyafetinde siyah kadar beyaz da o denli ahenkliydi. Siyahla örülü gecenin güzelliğine rağmen, siyahın temsili nedense hep ‘kötü’, ufacık bir lekede kirleniveren beyaz ise nedense hep ‘güz&#8230; Oğuz ERSAGUN “Modernizmin Menşei: Köy Kültürü” Günün tüm yorgunluğuyla eve dönmekteydim. Sokaklarda insanın burnunu sızlatan ağır kömür kokusu arasında insanın iştahını kabartan bir başka koku. İlerideki kestaneciden geliyor olmalı diye düşünerek yoluma devam ettim. Havadaki keskin ayaz da kararımda etkili oldu. Biran önce eve gidip sobanın o sıcak gövdesine yaklaşmayı hayal etmekteydim ki evimizde artık soba...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_1.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_1K.jpg" alt="" width="110" height="154" /> </a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_2.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_2K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_3.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_3K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_4.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_4K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_5.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_5K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-2062"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi’nin 2010 yılının son sayısıyla karşınızdayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  ayki kapak konumuz ilk ayına girmiş olduğumuz ve milli  belleğimizde  silinmez yeri olan ‘kış’ mevsimidir. Kış mevsiminin bütün  acılarını  sevinçlerini, sosyoekonomik boyutlarını göz önünde tutarak   değerlendirmeye çalıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapak konumuzun hemen başında siz  değerli okurlarımıza kış mevsiminin  neden kapak konusu olduğunu  açıklayan bir mektupla karşılaşıyoruz.  “Kıymetli Okurlarımıza Kısa Bir  Mektup ve Ahmet Hâşim’in Müzeyyen ‘Kış’ı  Vesilesiyle: ‘Kış’ Üzerine  Çalakalem Tahliller” adlı bu mektubumuzu  büyük bir beğeniyle  okuyacağınızdan eminiz. Ardından Ağustos’u “Zaferler  Ayı” ilan eden bir  milletin kışa dair serzenişiyle bir medeniyet  tasavvurunu “Yarım  Kalmış Cümlelerin Öznesi: Hüzünle Sarmalanmış Kış”  adlı yazımızda  okuyabilirsiniz. Bu tasavvurun ardından Balkanlar’da  yaşayan  kardeşlerimizin hasretini kış özelinde aktaran “Balkanlar ve Kış  Yahut  Memleket Üzerine Bir Hikâye” bir yazı sizleri bekliyor. Modern   zamanlardan geçmişin saflığına ve köyün samimiyetine duyulan özlemin kış   mevsiminin çağrıştırdıklarını “Modernizmin Menşei: Köy Kültürü”   başlıklı yazıda siz de bulabilirsiniz. Kış deyince ister istemez Cengiz   Dağcı’dan bahsetmeden olmaz, öyleyse sizi “Cengiz Dağcı Ve Kırım’dan   Gitmeyen Bir Kış: ‘Korkunç Yıllar’” adlı yazımızla baş başa bırakıyoruz.   Hemen ardından kışın düşündürdüklerini “Hayatı Kış Uykusuna Yatırdık”   adlı yazımızda okuyabilirsiniz. Kış deyince ‘ocak’, ‘ocak’ deyince bizi   “Türklerde Ocak Kültürü ve Ateşle İlgili İnançlar Üzerine” adlı   yazımızda görebilirsiniz. Kışın gündemden hiç düşmeyen ‘enerji’   tartışmalarına “Ekonomimizin Kanayan Yarası: Yanlış Enerji Politikaları”   adlı yazımızla farklı pencereden baktık. Doğalgazla birlikte  unutulmaya  başlayan kömürü “Büyük Gizlenme Yahut Kömürün İktidarı” adlı  yazıda  okuyacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dosya konumuzun ardından, Gündem  bölümümüzde sıkça tartışılan konu  olan türbana “Nostaljik Bir Filmin  Yine, Yeniden Gösterimi: Türban” adlı  yazımızla, diğer gündemi meşgul  eden konu olan füze kalkanı projesine  “Füze Kalkanı Projesi ve Lizbon  Zirvesi” adlı yazımızla değindik.  Kanayan bir sosyal yara halinin alan  dizilere “Bu Akşam Kimin Dizisi Var  ?” adlı yazımızla bir eleştiri  getirdik. Son günlerde hükümetin  uygulamaya koyduğu sansürü “Aydınlığa  Vurulan Pranga Sansür” adlı  yazımızla mercek altına aldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Turan’a  Dair adlı bölümümüzde Türkçülük-Turancılık davasının önemli   şahsiyetlerinden Zeki Velidi Togan’ı “‘2010 Ahmet Zeki Velidi Togan   Yılı’ Sebebiyle Rahmetli Ahmet Zeki Velidi Togan’ın oğlu Prof. Dr.   Sübidey Togan İle Yapılan Söyleşi” adlı yazımızla andık.</p>
<p style="text-align: justify;">Kültürden  Portreler adlı bölümümüzde ünlü düşünürlerimizden H.Nihal  Atsız’ı  “Atsız ‘Lafzı’nın Düşündürdükleri” adlı yazımızla anımsayacağız.  Ülkücü  hareketin tarihine Seyyid Ahmet Arvasi özelinde “Arvas’ta Ezan,   Fatih’te Sala: Elli Altı Yılın Asra Seslenişi” adlı yazımızla göz   atacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Okuyorum bölümümüzde sizi birbirinden güzel üç kitabın künyesi bekliyor.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="600">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="3" width="158" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_s1.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="572" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Yarım Kalmış Cümlelerin Öznesi: Hüzünle Sarmalanmış Kış</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p>Kış henüz gelmediği halde kışa   dair cümlelerim var ama nedense hep yarım kaldılar. Belki de yarım   bırakıldılar. Beyazın saflığına bürünmese de toprak, düşlerimde kâinat   artık başka bir haldeydi. Çünkü siyahtan beyaza doğru seyreyleyen âlemin   tebdil-i kıyafetinde siyah kadar beyaz da o denli ahenkliydi.</p>
<p>Siyahla örülü gecenin güzelliğine rağmen, siyahın temsili nedense hep   ‘kötü’, ufacık bir lekede kirleniveren beyaz ise nedense hep ‘güz&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p><strong>Oğuz ERSAGUN</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="158" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_s2.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="572" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> “Modernizmin Menşei: Köy Kültürü”</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p>Günün tüm yorgunluğuyla eve   dönmekteydim. Sokaklarda insanın burnunu sızlatan ağır kömür kokusu   arasında insanın iştahını kabartan bir başka koku. İlerideki   kestaneciden geliyor olmalı diye düşünerek yoluma devam ettim. Havadaki   keskin ayaz da kararımda etkili oldu. Biran önce eve gidip sobanın o   sıcak gövdesine yaklaşmayı hayal etmekteydim ki evimizde artık soba gibi   avam(!) bir ısı kaynağı kullanmadığımızı fark ettim. Oysa ne de güzel   olurdu&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p><strong>Fatma SEVİMLİ</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="158" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_s3.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="572" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Ekonomimizin Kanayan Yarası: Yanlış Enerji Politikaları</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p>Petrol fiyatlarındaki aşırı   artış ve hemen ardından gelen ekonomik kriz, dünyada giderek artan   enerji ihtiyacını yeniden gündeme getirdi. Ülkeler yeni enerji   politikaları oluşturmaya başladı, çünkü yapılan araştırmalar var olan   rezervlerin insanlığa uzun süre yetmeyeceğini gözler önüne seriyor.</p>
<p>Günümüzde dünyada üretilen enerjinin %85’i fosil yakıtlardan elde   edilmektedir. Dünyada, bilinen üretilebilir fosil yakıt rezervleri,   petrolde&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p><strong>Güntülü YILMAZ</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="158" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_s4.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="572" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Nostaljik Bir Filmin Yine, Yeniden Gösterimi: Türban</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin   Batılılaşma sürecinin önemli bir parçası olan laiklik tartışmaları ve bu   doğrultudaki modernleşme çabalarının doğurduğu en ciddi meselelerden   biri, özellikle 12 Eylül 1980 askerî darbesinden bugüne 30 yıllık   süreçte, türban olmuştur. Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre türban,   “ince kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür baş örtüsü”dür1.   Kurum’un yapmış olduğu tanımlama gereği, ‘türban’ kavramının aynı anda   birka&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p><strong>Burcu Aybüke TEKGÜL</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="158" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_s5.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="572" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Füze Kalkanı ve Lizbon Projesi</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>28 NATO üyesi ülkenin ve bilhassa   da tartışmaların odağı hâline gelen Türkiye’nin gündemini meşgul eden   ‘Füze Kalkanı’ projesi, geçtiğimiz günlerde düzenlenen Lizbon Zirvesi   ile farklı bir boyut kazandı. Kimi çevrelere göre Türk dış politikası   iflas etti, kimilerine göre ise proje Türkiye için büyük bir atılım olma   özelliğini taşıyor. Ancak ‘Füze Kalkanı’ tartışmalarının ortasında   gözden kaçan bir şey var; o da ‘Füze Kalkanı’nın kendisi. Henüz ta&#8230;</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p><strong>Çağrı ÖZKAN</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="158" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1012_s6.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="572" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Bu Akşam Kimin Dizisi Var?</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>Akşam yemeği yendikten sonra   ailenin bütün üyeleri odadaki yerlerini almış dizi izlemeye başlamıştır.   Ailenin her üyesi haftanın çeşitli günlerine denk gelen bir veya bir   kaç diziyi muhakkak takip etmesine rağmen diğer aile fertlerinin   hatırına evde izlenen bütün dizileri takip etmektedir. Tabi diziler   izlenirken kimseden sohbet etmesi hatta konuşması beklenmez ki üstelik   bu dizi etiğinde ceza gerektiren düşkün bir davranıştır. İzlenebilecek   bütü&#8230;</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="572">
<div>
<p><strong>Yavuz GÖKTÜRK</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Faralik-2010-sayi-90.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/aralik-2010-sayi-90.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yavuz GÖKTÜRK &#8211;  Aman Nazar Değmesin!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-aman-nazar-degmesin.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-aman-nazar-degmesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2010 11:18:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2027</guid>
		<description><![CDATA[Para sen nelere kâdirsin… Bu memlekette kimler kimler zengin olduğu için saçmalama hakkını bulmuştur kendinde. Misalleri çoktur güzel ülkemde. Misal zengin kuruluşları, dernekleri var her şey hakkında ahkâm kesen, her şey hakkında konuşan. Bunlar kendilerine para kazandırdığı müddetçe demokratiktirler, kendine para kazandırdığı ölçüde insan haklarını savunurlar. Türkiye’nin doğusuyla veya batısıyla pek alakaları yoktur aslında;  yurtdışında okurlar, yüksek yüksek plazalarda bolca paranın üzerinde oturup ülkeyi yönetmeye kalkarlar sonra kendi akıllarınca. Hatta yönetmek bir tarafa ülke kendilerinin sanırlar, tamamıyla bütün malı mülkü ve insanıyla. Ülkelerini onların işine mani olmadığı ölçüde severler, ülkedeki her soruna bu bize kar mı getirir zarar mı diye bakarlar. Demokrasi, insan hakları, özgürlük hiç ağızlarından düşürmedikleri kelimelerdir. Gerçi modadır ülkemizde bu kavramların arkasına saklanmak. Eli kanlı teröristler bile demokrasiden, insan haklarından falan dem vururlar. Bu kavramlar büyülüdür sanki ve yaptıkları her şeyi gizleyecektir onların aklınca. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, ne konuşurlarsa konuşsunlar milletimiz kimin ne olduğunu, eli kanlı teröristin ne olduğunu bildiği kadar bilmektedir. Bir hikâye anlatacağım şimdi size, bir başarı(!) hikâyesi. Geldiği konuma tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmiş, gece gündüz çalışmış, bu ülkeden kazandığını bu ülkeye harcamak için can atan, varı yoğu ülkesi olan bir insanın başarı hikâyesi (!). Hanımefendinin kısaca hayat hikâyesini yazmak sanırım söylediklerimizi kanıtlayacaktır. İşte size bu ülkenin değerleriyle yetişmiş bir insanın hikâyesi. Ümit Boyner Hanımefendi, Tüsiad yani Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin başkanı. Namı diğer Patronlar Kulübünün… 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Şimdiki adı Beyoğlu Anadolu Lisesi olan İngiliz Kız Ortaokulu’nda sonra liseyi ve üniversiteyi ABD’de okudu. ABD Rochester Üniversitesi’nden mezun oldu.  1985 yılında Türkiye’ye döndü. 20 yıl başta Chemical Bank olmak üzere çeşitli banka ve şirketlerde finansman yöneticisi olarak çalıştı. kick box dersleri sırasında tanıdığı Cem Boyner’le evlidir. Gördüğünüz gibi Türk kültürü içinde yetişmiş, bütün zorlukları bilen bir Hanımefendi karşımızdaki. Ortaokulu İngiliz Kız Ortaokulunda okuduktan sonra Amerika’ya gidiyor ve hem liseyi hem de üniversiteyi orda okuyor. İşte size inanılmaz (!) bir hikâye. Peki, TÜSİAD başkanı olmasından başka ve dolayısıyla zengin olmasından başka hangi özellikleri önemli kılıyor Ümit Hanım’ı. Ümit Hanım içinden yetiştiği ortam gereği Türkiye gerçeklerine ve Türk siyasetine çok yakın, bu sebeple olsa gerek sık sık demeçler veriyor ekranlar önünde. Mesela, şehit cenazelerinin sıklıkla geldiği günlerde ‘ben oğlumu askere göndermek istemiyorum’ diye bir çıkış yaptığını biliyoruz. Askerlik yaşında oğlu olduğu için bu feryatta bulunmuş hanımefendi. İşte bu kadar yakın bu millete ve bu kadar içten seviyor(!). Bizim asil Türk annelerimiz ise bu günlerde oğlunu davulla zurnayla askere göndermeye devam etti, hem de elini kınalayarak kurban benzetmesinden yola çıkıp, göğsünü gere gere benim oğlum askerde diyerek. Hak vaki olup oğlu şehit ya da gazi olursa da yine o bayrak gibi gururlu göğsüyle ‘vatan sağ olsun’ diyerek verdi toprağa oğlunu. Ümit Hanımın bu asaleti(!) Amerika’da aldığı üst düzey eğitimden kaynaklanıyor herhalde. En son Diyarbakır’a gitmiş Ümit Hanım, yemek yemiş belediye başkanıyla, milletvekilleriyle falan, halay çekmiş hatta. Sonra bir de konuşma yapmış âdeti üzere, ‘Diyarbakır evimizdir’ demiş ve konuşmasına Kürtçe başlamış. Çok otantik değil mi? Aman Allah’ım etli etli yemekler yeniliyor, halaylar çekiliyor… Valla çok otantik Ümit Hanım, siz bu milletin değerlerine hep otantizm gözüyle bakmadınız...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Para sen nelere kâdirsin… Bu memlekette kimler kimler zengin olduğu için  saçmalama hakkını bulmuştur kendinde. Misalleri çoktur güzel ülkemde.  Misal zengin kuruluşları, dernekleri var her şey hakkında ahkâm kesen,  her şey hakkında konuşan. Bunlar kendilerine para kazandırdığı müddetçe  demokratiktirler, kendine para kazandırdığı ölçüde insan haklarını  savunurlar. Türkiye’nin doğusuyla veya batısıyla pek alakaları yoktur  aslında;  yurtdışında okurlar, yüksek yüksek plazalarda bolca paranın  üzerinde oturup ülkeyi yönetmeye kalkarlar sonra kendi akıllarınca.  Hatta yönetmek bir tarafa ülke kendilerinin sanırlar, tamamıyla bütün  malı mülkü ve insanıyla. Ülkelerini onların işine mani olmadığı ölçüde  severler, ülkedeki her soruna bu bize kar mı getirir zarar mı diye  bakarlar.</p>
<p>Demokrasi, insan hakları, özgürlük hiç ağızlarından  düşürmedikleri kelimelerdir. Gerçi modadır ülkemizde bu kavramların  arkasına saklanmak. Eli kanlı teröristler bile demokrasiden, insan  haklarından falan dem vururlar. Bu kavramlar büyülüdür sanki ve  yaptıkları her şeyi gizleyecektir onların aklınca. Fakat ne yaparlarsa  yapsınlar, ne konuşurlarsa konuşsunlar milletimiz kimin ne olduğunu, eli  kanlı teröristin ne olduğunu bildiği kadar bilmektedir.</p>
<p>Bir  hikâye anlatacağım şimdi size, bir başarı(!) hikâyesi. Geldiği konuma  tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmiş, gece gündüz çalışmış, bu ülkeden  kazandığını bu ülkeye harcamak için can atan, varı yoğu ülkesi olan bir  insanın başarı hikâyesi (!). Hanımefendinin kısaca hayat hikâyesini  yazmak sanırım söylediklerimizi kanıtlayacaktır. İşte size bu ülkenin  değerleriyle yetişmiş bir insanın hikâyesi. Ümit Boyner Hanımefendi,  Tüsiad yani Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin başkanı. Namı diğer  Patronlar Kulübünün… 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Şimdiki adı Beyoğlu  Anadolu Lisesi olan İngiliz Kız Ortaokulu’nda sonra liseyi ve  üniversiteyi ABD’de okudu. ABD Rochester Üniversitesi’nden mezun oldu.   1985 yılında Türkiye’ye döndü. 20 yıl başta Chemical Bank olmak üzere  çeşitli banka ve şirketlerde finansman yöneticisi olarak çalıştı. kick  box dersleri sırasında tanıdığı Cem Boyner’le evlidir. Gördüğünüz gibi  Türk kültürü içinde yetişmiş, bütün zorlukları bilen bir Hanımefendi  karşımızdaki. Ortaokulu İngiliz Kız Ortaokulunda okuduktan sonra  Amerika’ya gidiyor ve hem liseyi hem de üniversiteyi orda okuyor. İşte  size inanılmaz (!) bir hikâye.</p>
<p>Peki, TÜSİAD başkanı olmasından  başka ve dolayısıyla zengin olmasından başka hangi özellikleri önemli  kılıyor Ümit Hanım’ı. Ümit Hanım içinden yetiştiği ortam gereği Türkiye  gerçeklerine ve Türk siyasetine çok yakın, bu sebeple olsa gerek sık sık  demeçler veriyor ekranlar önünde. Mesela, şehit cenazelerinin sıklıkla  geldiği günlerde ‘ben oğlumu askere göndermek istemiyorum’ diye bir  çıkış yaptığını biliyoruz. Askerlik yaşında oğlu olduğu için bu feryatta  bulunmuş hanımefendi. İşte bu kadar yakın bu millete ve bu kadar içten  seviyor(!). Bizim asil Türk annelerimiz ise bu günlerde oğlunu davulla  zurnayla askere göndermeye devam etti, hem de elini kınalayarak kurban  benzetmesinden yola çıkıp, göğsünü gere gere benim oğlum askerde  diyerek. Hak vaki olup oğlu şehit ya da gazi olursa da yine o bayrak  gibi gururlu göğsüyle ‘vatan sağ olsun’ diyerek verdi toprağa oğlunu.  Ümit Hanımın bu asaleti(!) Amerika’da aldığı üst düzey eğitimden  kaynaklanıyor herhalde.</p>
<p>En son Diyarbakır’a gitmiş Ümit Hanım,  yemek yemiş belediye başkanıyla, milletvekilleriyle falan, halay çekmiş  hatta. Sonra bir de konuşma yapmış âdeti üzere, ‘Diyarbakır evimizdir’  demiş ve konuşmasına Kürtçe başlamış. Çok otantik değil mi? Aman  Allah’ım etli etli yemekler yeniliyor, halaylar çekiliyor… Valla çok  otantik Ümit Hanım, siz bu milletin değerlerine hep otantizm gözüyle  bakmadınız mı?  Neyse, meselemiz bu değil. Konuşma yapmış Ümit Hanım,  Mecliste temsil adaletinin sağlanabilmesi için yüzde 10 barajın  indirilmesi, ifade özgürlüğü ile ilgili düzenlemelerin Türkiye  demokrasisi için ancak kazanım olacağını belirterek, “Diyarbakır  hapishanesinde olanlar için özür dilense; köy isimleri bir bir iade  edilse” falan filan demiş mesela. Hatta sonra çok yakınlık duyduğu  PKK’lı yavruları için dağlarda namazsız, abdestsiz gömülmesinler falan  demiş. Ve süpersonik güçlere sahip Hanımefendi bu sözleriyle bütün  sorunu ortadan kaldırmış.</p>
<p>Şimdi Ümit Hanım, gözlerinizi paradan  ayırıp ülkemize ne zaman samimiyetle bakacaksınız. Ne zaman gözleriniz  milletimize Türk olarak bakacak, ne zaman eli kanlı teröristleri değil  de bu ülke için can verenleri yavrunuz addedeceksiniz. Etmemeniz bizi  ayrı gururlandırıyor da orası ayrı mesele. Ne zaman milletimizi koşulsuz  şartsız seveceksiniz. Hülasa, Ümit Hanım siz değilsiniz bu ülkenin  sahibi, paranız hiç değil. Yurtdışında okuttuğunuz çocuklarınızı askere  göndermek istemeyebilirsiniz fakat bilmelisiniz ki biz yani bu milletin  evlatları askere gitmekle gurur duyarız, milletimize hizmet etmekle  gurur duyarız. Ha şehit olabilirsek ne mutlu bize… Siz bizi düşünmeyin,  paralarınız erimesin.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyavuz-gokturk-aman-nazar-degmesin.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-aman-nazar-degmesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Işıner HAMŞİOĞLU &#8211;  Kerbela</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-kerbela.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-kerbela.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2010 11:17:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2025</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kim Hasan ile Hüseyin’i severse beni sevmiş olur. Kim ona buğz ederse bana buğz etmiş olur&#8230;&#8221; Hadis-i Şerif Siyaset tarihinin yalan ve riyayla dolu sayfalarını bir kenara bırakıp yalnızca yüreğimizde yaşayan özlem ve acıyı yazmaya çalışmanın, bugünden düne yalnızca matemle bakmaya çabalamanın, doğru olacağı kanısındayım. Keza ne geçmişte yaşanan iktidar mücadelelerinin bizlere miras olarak bıraktığı gerginlik ve keşmekeş, ne de bu mirasın, süreç içerisinde yüzlerce kez tekrarlanan, dram ve acıları, bizlerin bir arada yaşamak arzu ve isteğini öldüremediğine göre, bu hataların üzerinde defalarca tartışmanın ve bir haklı aramanın da anlamı ve önemi yoktur… Kerbela’da bundan bin üç yüz otuz yıl öncesinde yaşanan katliamı her hangi bir vicdanın kabul edip sükûnetle karşılaması mümkün değildir ve mümkün olmayacaktır. O gün Kerbela’nın çöllerine dökülen her damla kan, bugün dahi gözlerde yaş olup akıyorsa, yürekleri dağlayan köz olup ciğerleri bugün dahi yakıyorsa, üzerinde düşünülmesi gereken; siyasi çekişmelerin, bir birine Allah sevgisi ile bağlı olması gerekenlerin, nasıl olup da bu noktaya varan bir öfkenin kurbanı olabildiklerinden daha fazlası değildir. Yerleri ve gökleri yaratan yüce Allah’ın son resulünün göz bebeği, kulaklarında onun dudaklarından dökülen ezan ve kametin çınladığı kıymetli torunu; Fatma ananın ve Esedullah Hz. Ali’nin evladı Hz. Hüseyin’in evlatları ve yoldaşları ile birlikte bir damla suya hasret bırakılarak şehit edilmesi nasıl kabul edilebilir. Hangi vicdan vardır ki Hz. Peygamberin torununun çocuğuna bir damla su vermek yerine onu okla vurmayı reva görenlere hak versin… Hangi vicdan o nur yüzlü yiğidin başının bir mızrağa takılarak gezdirilmesine sessiz kalabilsin… O yüzdendir, yüreğimizdeki yangının yüzlerce yıldır sönmeyişi. O yüzden bitmek bilmeyen bir matemle her yıl Muharrem aynın onuncu günü bu üzüntüyü ilk kez yaşıyorcasına sinelerini döven kardeşlerimizin göklere yükselen ağıtlarını yüreklerimiz burkularak dinleyebiliyoruz. Gözlerinden dökülen yaşlar sel olup yüz yılların ateşini söndürmeye yetmezken yüreğimizin onlarla birlikte yanışı da o yüzdendir. Bu acıyı yüreklerinde hisseden herkese sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Allah’ın bu denli büyük bir acıyı tekrar göstermemesini dilemek şimdilik tek yapabildiğimiz…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Kim Hasan ile Hüseyin’i severse beni sevmiş olur. Kim ona buğz ederse bana buğz etmiş olur&#8230;&#8221;</em></p>
<p style="text-align: right;"><em> Hadis-i Şerif</em></p>
<p style="text-align: justify;">Siyaset tarihinin yalan ve riyayla dolu sayfalarını bir kenara  bırakıp yalnızca yüreğimizde yaşayan özlem ve acıyı yazmaya çalışmanın,  bugünden düne yalnızca matemle bakmaya çabalamanın, doğru olacağı  kanısındayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Keza ne geçmişte yaşanan iktidar mücadelelerinin bizlere miras olarak  bıraktığı gerginlik ve keşmekeş, ne de bu mirasın, süreç içerisinde  yüzlerce kez tekrarlanan, dram ve acıları, bizlerin bir arada yaşamak  arzu ve isteğini öldüremediğine göre, bu hataların üzerinde defalarca  tartışmanın ve bir haklı aramanın da anlamı ve önemi yoktur…</p>
<p style="text-align: justify;">Kerbela’da bundan bin üç yüz otuz yıl öncesinde yaşanan katliamı her  hangi bir vicdanın kabul edip sükûnetle karşılaması mümkün değildir ve  mümkün olmayacaktır. O gün Kerbela’nın çöllerine dökülen her damla kan,  bugün dahi gözlerde yaş olup akıyorsa, yürekleri dağlayan köz olup  ciğerleri bugün dahi yakıyorsa, üzerinde düşünülmesi gereken; siyasi  çekişmelerin, bir birine Allah sevgisi ile bağlı olması gerekenlerin,  nasıl olup da bu noktaya varan bir öfkenin kurbanı olabildiklerinden  daha fazlası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerleri ve gökleri yaratan yüce Allah’ın son resulünün göz bebeği,  kulaklarında onun dudaklarından dökülen ezan ve kametin çınladığı  kıymetli torunu; Fatma ananın ve Esedullah Hz. Ali’nin evladı Hz.  Hüseyin’in evlatları ve yoldaşları ile birlikte bir damla suya hasret  bırakılarak şehit edilmesi nasıl kabul edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi vicdan vardır ki Hz. Peygamberin torununun çocuğuna bir damla su vermek yerine onu okla vurmayı reva görenlere hak versin…</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi vicdan o nur yüzlü yiğidin başının bir mızrağa takılarak gezdirilmesine sessiz kalabilsin…</p>
<p>O  yüzdendir, yüreğimizdeki yangının yüzlerce yıldır sönmeyişi. O yüzden  bitmek bilmeyen bir matemle her yıl Muharrem aynın onuncu günü bu  üzüntüyü ilk kez yaşıyorcasına sinelerini döven kardeşlerimizin göklere  yükselen ağıtlarını yüreklerimiz burkularak dinleyebiliyoruz.  Gözlerinden dökülen yaşlar sel olup yüz yılların ateşini söndürmeye  yetmezken yüreğimizin onlarla birlikte yanışı da o yüzdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu acıyı yüreklerinde hisseden herkese sabır dilemekten başka bir şey  gelmiyor elimizden. Allah’ın bu denli büyük bir acıyı tekrar  göstermemesini dilemek şimdilik tek yapabildiğimiz…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fali-isiner-hamsioglu-kerbela.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-kerbela.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulvi İZZET &#8211;  Bütçe Konuşmalarında Bahçeli Farkı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulvi-izzet-butce-konusmalarinda-bahceli-farki.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulvi-izzet-butce-konusmalarinda-bahceli-farki.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Dec 2010 11:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2022</guid>
		<description><![CDATA[Her yılın Aralık ayında, Meclis hem hareketli hem de gergin olur. Nedeni ise bütçe müzakereleridir. Bütçenin ekonomik bir tarafı olsa da, aslında değerlendirmeler çoğunlukla siyasal içeriklidir. Nitekim bütçenin siyasi bir işlevi de vardır. Mecliste görüşülmesi ve onaya tabi tutulması bile başlı başına siyasal olmasına kâfidir. İktidar partisi, hazırladığı bütçenin kabul edilmesi için mücadele verirken, muhalefet bütçenin reddini hedefler. Birkaç örnek dışında, demokrasi tarihimizde bütçenin Meclis Genel Kurulunda reddedildiğine tesadüf edilmemiştir. Bütçe görüşmeleri esnasında, siyasal partiler adeta görücüye çıkar gibidirler. Tüm kozlarını ortaya koyarlar. Meclis Genel Kurul kürsüsü sert ve hatta kavgaya varan tartışmalara sahne olur. İddialardaki kararlılık, ifadelerdeki seviyeyi belirler. Karşılıklı atışma ve gerginlikler, bütçenin akıbetini çok fazla etkilemez. Bunu herkes bilir. Ama siyasal mücadelede üstünlük kurma düşüncesi bir anda ortalığı toz dumana çevirebilir. Siyasetçiler her fırsatta kürsüden hünerlerini göstermeye çalışırlar. Siyasi rakiplerin etkisizleştirilmesi için derinlemesine tahlil yapılır. Söz ve teşbihte sınır tanınmaz. Her siyasetçi yeleleri kabarmış bir aslan gibi avının karşısına çıkar. Kimisi ava giderken avlanır, kimisi de zafer kazanmış kumandan edasıyla kürsüden ayrılır… Diyebiliriz ki, bütçe görüşmeleri demokrasinin en büyük arenalarından birisidir. Siyasetçilerin yıldızı burada parlar ya da söner. Parti liderlerinin ülke ve dünya gündemiyle ilgili tespit ve düşüncelerine ilk elden burada şahit olunur. Vizyonları ve liderlik kumaşları burada ortaya çıkar. Şahsım adına konuşacak olursam, yıllardır siyasi parti liderlerinin bütçe konuşmalarını izlerim. Nasıl bir Türkiye hedeflediklerini anlamaya çalışırım. 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi&#8217;yle ilgili görüşmelerde de benzerini yaptım. Özellikle parti liderlerinin konuşmalarını baştan sona dinledim. Açıklıkla ve samimiyetle söyleyebilirim ki, MHP lideri Devlet Bahçeli değerlendirmeleriyle ve vizyonuyla diğer parti genel başkanlarına açık ara fark attı… Bahçeli&#8217;nin konuşması, almasını bilenlere derslerle doluydu.  Sözlerinde, küreye başkent Ankara&#8217;dan bakan ve küresel gelişmeleri omurgasından yakalamış bir ustalığın izleri vardı. Ekonomik ilişkilerdeki adaletsizliği ve eşitsizliği temellerinden kavrayan bir zihin berraklığı görülüyordu. Bahçeli, bugünkü gelişmiş ülkelerin karanlık geçmişlerini ışık tutarak sömürgeci geleneğin, zenginliğin artmasında nasıl etken olduğunu teşhis etti. Ve küresel tasarımın altındaki haksızlığı ve ahlaksızlığı açık yüreklikle gözler önüne serdi… MHP lideri, ekonomik gücün öneminden bahsetti. Arkasına ekonomik gücünü alamamış, askeri caydırıcılığını sağlayamamış, coğrafyadan kaynaklanan üstünlüğünü gösterememiş ve beşeri varlığını huzura erdirememiş bir ülkenin küresel düzlemde belirleyici olduğuna tarihin henüz tanıklık etmediğini haklı olarak dile getirdi. ABD&#8217;nin, Dünya toplam gelirinden aldığı yüzde 21&#8242;lik payla kıtalar arasındaki sorun alanlarına doğrudan müdahale edebilme gücü elde ettiğini, ülkemizin ise yüzde 1,2&#8242;lik aldığı gelir payıyla bir şey yapamayacağını ifade etti. Bahçeli bunun için Osmanlı Milletler topluluğuyla ilgili beyanları saflık ve gerçeklerden kopukluk olarak değerlendirdi… Ayrıca, kalkınamayışımızın nedenleri üzerinde mükemmel bir fikir gezintisi yaptı. Şu sözler MHP liderine ait: &#8220;…Teknik buluşları ithal ederek gelişeceğimizi zanneden kafa yapısı, bunun arkasındaki zihniyet örgüsünü anlamak için nedense hiçbir zaman, mesai ve emek harcamamıştır. Kullanımına talip olduğumuz her kavramın, teorinin, teknik ilerlemenin bir zihniyete dayandığı, belirli ve somut bir ihtiyaçtan kaynaklandığı görmezden gelinmiş ya da anlaşılamamıştır…&#8221; İşte her şeyin özeti… Bahçeli bilge bir liderin ve sorumlu bir siyasetçinin tüm özelliklerini ortaya koydu. Sorun çözme kültüründeki zaafları, sanayileşmedeki gecikmelere bağlayarak çok önemli bir noktaya temas etti. Hülasa, bu bütçe görüşmelerinin parlayan yıldızı MHP lideriydi. Sözlerindeki isabet, düşüncelerindeki açıklık ve fikirlerindeki büyüklük onu diğerlerinin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Her yılın Aralık ayında, Meclis hem <strong>hareketli</strong> hem de gergin olur. Nedeni ise bütçe müzakereleridir. Bütçenin ekonomik  bir tarafı olsa da, aslında değerlendirmeler çoğunlukla siyasal  içeriklidir. Nitekim bütçenin siyasi bir işlevi de vardır. Mecliste  görüşülmesi ve onaya tabi tutulması bile başlı başına siyasal olmasına  kâfidir.</p>
<p>İktidar partisi, hazırladığı bütçenin kabul edilmesi  için mücadele verirken, muhalefet bütçenin reddini hedefler. Birkaç  örnek dışında, demokrasi tarihimizde bütçenin Meclis Genel Kurulunda  reddedildiğine tesadüf edilmemiştir.</p>
<p>Bütçe görüşmeleri  esnasında, siyasal partiler adeta görücüye çıkar gibidirler. Tüm  kozlarını ortaya koyarlar. Meclis Genel Kurul kürsüsü sert ve hatta  kavgaya varan tartışmalara sahne olur. İddialardaki kararlılık,  ifadelerdeki seviyeyi belirler. Karşılıklı atışma ve gerginlikler,  bütçenin akıbetini çok fazla etkilemez. Bunu herkes bilir. Ama siyasal  mücadelede üstünlük kurma düşüncesi bir anda ortalığı toz <strong>dumana</strong> çevirebilir. Siyasetçiler her <strong>fırsatta</strong> kürsüden hünerlerini göstermeye çalışırlar. Siyasi rakiplerin  etkisizleştirilmesi için derinlemesine tahlil yapılır. Söz ve teşbihte  sınır tanınmaz. Her siyasetçi yeleleri kabarmış bir aslan gibi avının  karşısına çıkar. Kimisi ava giderken avlanır, kimisi de zafer kazanmış  kumandan edasıyla kürsüden ayrılır…</p>
<p>Diyebiliriz ki, bütçe  görüşmeleri demokrasinin en büyük arenalarından birisidir.  Siyasetçilerin yıldızı burada parlar ya da söner. Parti liderlerinin  ülke ve dünya gündemiyle ilgili tespit ve düşüncelerine ilk elden burada  şahit olunur. Vizyonları ve liderlik kumaşları burada ortaya çıkar.  Şahsım adına konuşacak olursam, yıllardır siyasi parti liderlerinin  bütçe konuşmalarını izlerim. Nasıl bir Türkiye hedeflediklerini anlamaya  çalışırım. 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi&#8217;yle ilgili görüşmelerde de  benzerini yaptım. Özellikle parti liderlerinin konuşmalarını baştan  sona dinledim. Açıklıkla ve samimiyetle söyleyebilirim ki, MHP lideri  Devlet<strong> Bahçeli</strong> değerlendirmeleriyle ve vizyonuyla diğer parti genel başkanlarına açık ara fark attı…</p>
<p>Bahçeli&#8217;nin  konuşması, almasını bilenlere derslerle doluydu.  Sözlerinde, küreye  başkent Ankara&#8217;dan bakan ve küresel gelişmeleri omurgasından yakalamış  bir ustalığın izleri vardı. <strong>Ekonomik</strong> ilişkilerdeki  adaletsizliği ve eşitsizliği temellerinden kavrayan bir zihin berraklığı  görülüyordu. Bahçeli, bugünkü gelişmiş ülkelerin karanlık geçmişlerini  ışık tutarak sömürgeci geleneğin, zenginliğin artmasında nasıl etken  olduğunu teşhis etti. Ve küresel tasarımın altındaki haksızlığı ve  ahlaksızlığı açık yüreklikle gözler önüne serdi…</p>
<p>MHP lideri,  ekonomik gücün öneminden bahsetti. Arkasına ekonomik gücünü alamamış,  askeri caydırıcılığını sağlayamamış, coğrafyadan kaynaklanan üstünlüğünü  gösterememiş ve beşeri varlığını huzura erdirememiş bir ülkenin küresel  düzlemde belirleyici olduğuna tarihin henüz tanıklık etmediğini haklı  olarak dile getirdi. ABD&#8217;nin, Dünya toplam gelirinden aldığı yüzde  21&#8242;lik payla kıtalar arasındaki sorun alanlarına doğrudan müdahale  edebilme gücü elde ettiğini, ülkemizin ise yüzde 1,2&#8242;lik aldığı gelir  payıyla bir şey yapamayacağını ifade etti. Bahçeli bunun için Osmanlı  Milletler topluluğuyla ilgili beyanları saflık ve gerçeklerden kopukluk  olarak değerlendirdi…</p>
<p>Ayrıca, kalkınamayışımızın nedenleri üzerinde mükemmel bir <strong>fikir </strong>gezintisi yaptı. Şu sözler MHP liderine ait: <strong>&#8220;…Teknik  buluşları ithal ederek gelişeceğimizi zanneden kafa yapısı, bunun  arkasındaki zihniyet örgüsünü anlamak için nedense hiçbir zaman, mesai  ve emek harcamamıştır. Kullanımına talip olduğumuz her kavramın,  teorinin, teknik ilerlemenin bir zihniyete dayandığı, belirli ve somut  bir ihtiyaçtan kaynaklandığı görmezden gelinmiş ya da anlaşılamamıştır…&#8221;</strong> İşte her şeyin özeti…</p>
<p>Bahçeli bilge bir liderin ve sorumlu bir siyasetçinin tüm  özelliklerini ortaya koydu. Sorun çözme kültüründeki zaafları,  sanayileşmedeki gecikmelere bağlayarak çok önemli bir noktaya temas  etti. Hülasa, bu bütçe görüşmelerinin parlayan yıldızı MHP lideriydi.  Sözlerindeki isabet, düşüncelerindeki açıklık ve fikirlerindeki büyüklük  onu diğerlerinin arasından öne çıkardı. Kılıçdaroğlu müfettiş edasıyla  ve düşük profilli <strong>konuşmasıyla</strong> Meclis kürsüsünde eridi gitti.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, yalnızca bağırarak ve grubunun alkışlarını arkasına  alarak ayakta durmaya çalıştı. Ancak Bahçeli, bu iki liderle  kıyaslanmayacak kadar farklı ve öndeydi. Eğer Türkiye&#8217;nin içinde  bocaladığı sorunların bir bütünlük içinde görülmesi isteniyorsa önerim  Bahçeli&#8217;nin konuşmasına bakılmasıdır. Ve çözüme yönelik tekliflerdeki  derin hikmet için de yine aynı konuşmaya göz atılmalıdır. Devlet Bahçeli  bu bütçede de vizyonuyla herkesi kendisine hayran bıraktı. İşte Bahçeli  farkı derken kast ettiğim bunlardır…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulvi-izzet-butce-konusmalarinda-bahceli-farki.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulvi-izzet-butce-konusmalarinda-bahceli-farki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orhan KARATAŞ &#8211;  İki Dilli İhanete Nasıl Geldik?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-iki-dilli-ihanete-nasil-geldik.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-iki-dilli-ihanete-nasil-geldik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Dec 2010 10:53:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milliyetçileri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2019</guid>
		<description><![CDATA[Katil bölücülerin ortaya çıkış sebebi, Türkiye&#8217;yi parçalamak ve ayrı bir devlet kurmaktır. Bütün belgelerinde, bütün beyanlarında bu vardır. Terör ve katliamlar bu maksada yönelik olarak yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu maksadı da, bölücülerin çapını çok iyi bildiği için, en başından itibaren direnmiş ve bu hain güruhu ile mücadele etmiştir. 2000&#8242;li yıllara gelinirken bu mücadele sonuç vermiş ve bu ihanet bastırılmıştı. Bölücübaşı ele geçirilmiş, dağdakiler vazgeçmiş, şehirdekiler sinmişti. Bölge insanı hiçbir zaman terör örgütüne inanmamış ve arasına mesafe koymuştu. Yapılması gereken bu kararlılığı devam ettirmek ve bölgede terörün yeniden hayat bulmaması için yeni tedbirler almaktı. Özellikle istismar yollarını kesmek ve bölgedeki vatandaşa sahip çıkmak gerekiyordu. Nitekim, AKP öncesinde çok önemli ve çok doğru adımlar atılıyordu. Bölgede eğitim ve sağlık hizmetleri yeni baştan ele alınıyor, iş sahaları açılıyordu. Huzur ve refah birbirini tamamlayarak gidiyordu. &#8220;B&#8221; Planı Türkiye&#8217;nin bu oyunu bozduğunu ve bütünlüğünü koruduğunu gören Büyük Ortadoğu Projesinin sahipleri, yeni taktikler, yeni projeler geliştirdiler. MHP var oldukça bu hedeflerine hiçbir zaman ulaşamayacaklarını gördükleri için işe buradan başladılar. 57&#8242;nci koalisyon hükümeti bozmak, MHP&#8217;yi dışarıda bırakan ve kendi kontrollerinde bir hükümet oluşturmak için harekete geçtiler. Tam bunu başarmak üzerelerdi ki, MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli millete giderek oyunu bozdu. Bu defa &#8220;b&#8221; planını devreye soktular ve elleriyle kurdurdukları, portföyünde şehide &#8220;kelle&#8221; katile &#8220;sayın&#8221; iltifatı bulunan bir liderle AKP&#8217;yi iktidara taşıdılar. Aynı iktidarın başbakanına Büyük Oratdoğu Projesinin Eşbaşkanlığını verdiler. Böylece AKP iktidarı sadece bölücü hainler için değil, bu ülke ve milletle meselesi olan herkes ve her devlet için bulunmaz bir fırsat oldu. Ver kurtul, sat kurtul AKP hükümeti daha ilk günden, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan buyana kadar devam eden politikaları değiştireceğini peşinen ilan etti. Haklarını, önceliklerini, avantajlarını koruyan, bunun için herşeyi göze alan devlet anlayışı yerine, herşeyi masaya koyan, her tavizi vermeye hazır, her pazarlığa açık bir anlayış ortaya çıktı. Bütün kırmızı çizgilerimiz terk edildi. &#8220;Ver kurtul&#8221; ve &#8220;sat kurtul&#8221; tek politika oldu. Bu fırsatı ganimet bilen hain güruhu ve ülke-millet düşmanları yeniden harekete geçti. Kıbrıs&#8217;ın Rum adasına dönüşmesi için yeni bir seferberlik başlatılırken, Ermeni iftiralarının kabul görmesi maksadıyla içeriden ve dışarıdan hücum başlatıldı. Kuzey Irak yeniden bölücü örgütün kontrolüne girdi. Savaş sebebi sayacağımız bütün iddialarımızdan vazgeçtik. Peşmerge Barzani Kuzey Irak&#8217;daki Türkmen varlığına karşı bir soykırıma yöneldi ve bölücü hainlerin hamisi kesildi. Sinmiş, vazgeçmiş ve yok olma aşamasına gelmiş teröristler yeniden cesaret buldular. Yeniden silahlandı, yeniden toparlandılar. Saldırmaya ve katliamlara başladılar. Onlar bunu yaparken, AKP hükümeti içeride bir taraftan çeşitli isimlerle hainlere yönelik aflar çıkarıyor, diğer taraftan güvenlik güçlerinin yetkilerini sınırlayıp, ellerini kollarını bağlıyordu. Valiler, Emniyet Müdürleri, Genelkurmay Başkanları bu duruma defalarca isyan ettiler ve bu gidişin sonunu kötü olacağını söylediler. Her taviz elde var bir oldu ABD izin vermiyor gerekçesi ile senelerce sınırımızın bir metre ötesine geçemedik. Bu durum bölücü eşkıyanın işini o kadar kolaylaştırdı ki, askeri birlikleri hedef alamaya başladılar. Yapılması gereken belliydi. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda son derece deneyimli, güvenlik güçlerimiz birikimliydi. Kararlılıkla üzerlerine gidilmesi ve bu ateş büyümeden bastırılması gerekiyordu. Bırakın bastırmayı, zaten elini kolunu bağladıkları güvenlik güçlerimizi bu defa da siyasi olarak yıldırmaya başladılar. Diğer taraftan da bölücü hainlere siyasi zemin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Katil bölücülerin ortaya çıkış sebebi, Türkiye&#8217;yi  parçalamak ve ayrı bir devlet kurmaktır. Bütün belgelerinde, bütün  beyanlarında bu vardır. Terör ve katliamlar bu maksada yönelik olarak  yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu maksadı da, bölücülerin  çapını çok iyi bildiği için, en başından itibaren direnmiş ve bu hain  güruhu ile mücadele etmiştir. 2000&#8242;li yıllara gelinirken bu mücadele  sonuç vermiş ve bu ihanet bastırılmıştı. Bölücübaşı ele geçirilmiş,  dağdakiler vazgeçmiş, şehirdekiler sinmişti. Bölge insanı hiçbir zaman  terör örgütüne inanmamış ve arasına mesafe koymuştu. <strong>Yapılması gereken bu kararlılığı devam ettirmek ve bölgede terörün yeniden hayat bulmaması için yeni tedbirler almaktı.</strong> Özellikle istismar yollarını kesmek ve bölgedeki vatandaşa sahip çıkmak  gerekiyordu. Nitekim, AKP öncesinde çok önemli ve çok doğru adımlar  atılıyordu. Bölgede eğitim ve sağlık hizmetleri yeni baştan ele  alınıyor, iş sahaları açılıyordu. Huzur ve refah birbirini tamamlayarak  gidiyordu.</p>
<p><strong>&#8220;B&#8221; Planı<br />
</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin bu oyunu bozduğunu ve bütünlüğünü koruduğunu gören Büyük  Ortadoğu Projesinin sahipleri, yeni taktikler, yeni projeler  geliştirdiler. MHP var oldukça bu hedeflerine hiçbir zaman  ulaşamayacaklarını gördükleri için işe buradan başladılar. <strong>57&#8242;nci koalisyon hükümeti bozmak, MHP&#8217;yi dışarıda bırakan ve kendi kontrollerinde bir hükümet oluşturmak için harekete geçtiler.</strong> Tam bunu başarmak üzerelerdi ki, MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli  millete giderek oyunu bozdu. Bu defa &#8220;b&#8221; planını devreye soktular ve  elleriyle kurdurdukları, portföyünde şehide &#8220;kelle&#8221; katile &#8220;sayın&#8221;  iltifatı bulunan bir liderle AKP&#8217;yi iktidara taşıdılar.<strong> Aynı iktidarın başbakanına Büyük Oratdoğu Projesinin Eşbaşkanlığını verdiler.</strong> Böylece AKP iktidarı sadece bölücü hainler için değil, bu ülke ve  milletle meselesi olan herkes ve her devlet için bulunmaz bir fırsat  oldu.</p>
<p><strong>Ver kurtul, sat kurtul<br />
</strong></p>
<p>AKP hükümeti daha ilk günden, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan  buyana kadar devam eden politikaları değiştireceğini peşinen ilan etti. <strong>Haklarını,  önceliklerini, avantajlarını koruyan, bunun için herşeyi göze alan  devlet anlayışı yerine, herşeyi masaya koyan, her tavizi vermeye hazır,  her pazarlığa açık bir anlayış ortaya çıktı.</strong> Bütün kırmızı çizgilerimiz terk edildi.<strong> &#8220;Ver kurtul&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;sat kurtul&#8221;</strong> tek politika oldu. Bu fırsatı ganimet bilen hain güruhu ve ülke-millet  düşmanları yeniden harekete geçti. Kıbrıs&#8217;ın Rum adasına dönüşmesi için  yeni bir seferberlik başlatılırken, Ermeni iftiralarının kabul görmesi  maksadıyla içeriden ve dışarıdan hücum başlatıldı. Kuzey Irak yeniden  bölücü örgütün kontrolüne girdi. Savaş sebebi sayacağımız bütün  iddialarımızdan vazgeçtik. Peşmerge Barzani Kuzey Irak&#8217;daki Türkmen  varlığına karşı bir soykırıma yöneldi ve bölücü hainlerin hamisi  kesildi. Sinmiş, vazgeçmiş ve yok olma aşamasına gelmiş teröristler  yeniden cesaret buldular. Yeniden silahlandı, yeniden toparlandılar.  Saldırmaya ve katliamlara başladılar. <strong>Onlar bunu yaparken, AKP  hükümeti içeride bir taraftan çeşitli isimlerle hainlere yönelik aflar  çıkarıyor, diğer taraftan güvenlik güçlerinin yetkilerini sınırlayıp,  ellerini kollarını bağlıyordu.</strong> Valiler, Emniyet Müdürleri,  Genelkurmay Başkanları bu duruma defalarca isyan ettiler ve bu gidişin  sonunu kötü olacağını söylediler.</p>
<p><strong>Her taviz elde var bir oldu<br />
</strong></p>
<p>ABD izin vermiyor gerekçesi ile senelerce sınırımızın bir metre  ötesine geçemedik. Bu durum bölücü eşkıyanın işini o kadar kolaylaştırdı  ki, askeri birlikleri hedef alamaya başladılar. Yapılması gereken  belliydi. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda son derece deneyimli, güvenlik  güçlerimiz birikimliydi. Kararlılıkla üzerlerine gidilmesi ve bu ateş  büyümeden bastırılması gerekiyordu.<strong> Bırakın bastırmayı, zaten elini kolunu bağladıkları güvenlik güçlerimizi bu defa da siyasi olarak yıldırmaya başladılar.</strong> Diğer taraftan da bölücü hainlere siyasi zemin hazırladı, taviz üstüne  taviz verdiler. Siyasi uzantıları meclise girdi ve dağdakilerin  sözcülüğünü üstlendiler. Her taviz elde var bir oldu ve daha fazlasını  istediler. Bu isteklerine ulaşabilmek için de daha fazla kan dökmeye,  daha fazla saldırmaya yöneldiler. Hükümetin bu basiretsizliği, bu  teslimiyeti bölge halkını da çaresiz bıraktı. Bölücü örgüt karşısında  yalnız kaldıklarını görünce dirençleri azaldı. Bu şartlar hainlere  propaganda yapma ve hakimiyet kurma da yeni avantajlar sağladı.</p>
<p><strong>Yıkım projesi ve sonucu<br />
</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin hızla ayrışmaya doğru gitmesi karşısında tedbir alması  gereken AKP hükümeti, çok daha akıl almaz bir projeye yöneldi. Adına  açılım dediği, bir yıkım projesi ile ortaya çıktı. Bu projenin gereği  olarak dağdan terörist kıyafetleri ile inen eli kanlı katiller büyük  törenlerle karşılandı. Devletin üst düzey görevlileri bu hainlerin  ayağına gönderildi. <strong>Kurulan göstermelik çadır mahkemelerinde dünyada eşi emsali görülmemiş skandallar yaşandı.</strong> Dağdan inenler en küçük bir pişmanlık duymadıkları gibi, bölücü örgütün  görevlendirmesi ile geldiklerini söyleyip şartlar ileri sürdüler.  Devlet protokollerinde, şeref tribünlerinde ağırlandılar. Hükümet bu  hainlere her imkanı sağlarken, isyan eden şehit yakınları sokaklarda  sürüklendi.</p>
<p><strong>Devlet kim, hükümet kim?<br />
</strong></p>
<p>Hükümetin bu yıkım projesi bir dönüm noktası oldu. Bölücü hainler bu  fırsatı kaçırmadılar. Bir taraftan bölgede kontrolün kendilerinde  olduğunu gösterecek fiili durumlar oluşturmaya, diğer taraftan  şartlarını maddeler halinde sıralamaya başladılar. <strong>İkinci dil,  ikinci bayrak, İmralı&#8217;daki katilin affı gibi şartların kabul edilmesi  durumunda terör eylemlerini askıya alabileceklerini duyurdular.</strong> Hükümeti bunun için pazarlığa zorladılar. Bu pazarlık bir taraftan  mecliste siyasi uzantılarıyla, diğer taraftan İmralı ile sürdürüldü.  Başbakan önce küfürlü bir üslupla İmralı pazarlıklarını inkar etti.  Sonra, <strong>&#8220;biz değil devlet yapıyor&#8221;</strong> gibi, milletle alay eden açıklamalar yaptı. Defalarca, <strong>&#8220;hükümet kim, devlet kim. Hükümetin bilgisi olmadan bir devlet yetkilisi böyle bir görüşme yapabilir mi?&#8221;</strong> diye sorduk. Hiçbir cevap alamadık. Böylece şeref ortada kaldı.</p>
<p><strong>İhanete yol verip, MHP&#8217;ye saldırıyorlar<br />
</strong></p>
<p>Bugün artık o pazarlıklarda nelerin konuşulduğunu, nelerin kabul edildiğini yaşayarak görüyoruz.<strong> İmralı, örgütün ve partinin yönetildiği, daha da ileri gidilerek  Türkiye politikalarına yön verildiği bir siyasi parti genel merkezine  dönüşmüş durumdadır.</strong> Oranın talimatları ve AKP hükümetinin  onayı ile açılım sonucunda bölücülerin oluşturduğu fiili duruma bugün  siyasi ve hukuki boyutlar da kazandırılıyor. <strong>Yüksekova&#8217;da Türk devleti ve Anayasası terk edilmiş ve yerine bölücülerin sistemi konulmuştur.</strong> Bu yapının bütün bölgeye yaygınlaştırılması an meselesidir. <strong>BDP sözcüleri, iktidarı ciddiye almadıklarını ve iki dilli bir yapıyı hayata geçirdiklerini ilan etmişlerdir.</strong> Bunun adı ayrı bir devletin alt yapısını oluşturmaktır, yani ihanettir.  AKP bu ihanete yol verirken, bütün imkanları ile itiraz eden karşı  çıkan MHP&#8217;yi susturmaya ve yok etmeye uğraşmaktadır.</p>
<p><strong>Tek engel Türk milliyetçileri<br />
</strong></p>
<p>Artık her şey ortaya çıkmıştır. Bu ihanet burada da kalmayacaktır.  AKP bir defa daha iktidar olması durumunda bu ihanetin Anayasal  düzenlemesini de yapacak ve noktayı koyacaktır. <strong>Önlerindeki tek engel MHP ve Türk milliyetçileridir.</strong> Onun için hainlerle pazarlığı sürdürüp terörle mücadeleyi bir kenara  bırakırken, MHP ile mücadeleye yoğunlaşmışlardır. Şimdi bütün mesele  Türk milletinin bu rezil duruma ne diyeceğindedir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Forhan-karatas-iki-dilli-ihanete-nasil-geldik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-iki-dilli-ihanete-nasil-geldik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezer YOZGAT &#8211;  İsa Yusuf Alptekin Unutulamaz</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-isa-yusuf-alptekin-unutulamaz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-isa-yusuf-alptekin-unutulamaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Dec 2010 10:34:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Yusuf Alptekin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2017</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar vardır doğar yaşar ve ölürler… İnsanlar vardır yaşarlar mücadele adamı olurlar, isimleriyle isimsiz kahraman olurlar.. Ve İnsanlar vardır ki doğarlar yaşarlar ölürler ama dünyaya geldiğinde kendileri ağlarken vefat ettiğinde geride âlemi ağlatırlar. Tarihe mührünü vurup da giderler… İşte bu âcizane kaleme aldığımız satırlara konu olan İsa Yusuf Alptekin Bey’de tarih sahnesine mührünü vurup gitmiştir. Türk dünyasında kimi yerde Türkiye’de Başbuğ Alparslan Türkeş olarak çile yumağı ile boğuşarak Türk illerine sevda beslemişlerdir. Azer illerinde azatlık diyerek Ebulfez Elçibey olmuşlardır… Doğu Türkistan davasının yolbaşçılarından İsa Yusuf Alptekin olurda giderler Yüce Yaradana. Ve tarih sahnesinde Türkün adını her defasında altın harflerle yazdıran şahsiyetlerin hepsi idealist insanlardır. Ne güzel söylemiş söyleyen ancak ve ancak İdeal Sahibi Şahsiyetler “Kahraman” olurlar. 1901 yılında Türk Coğrafyasının güzide bir şehri olan Kaşgar’da çiftçilikle iştigal eden bir ailenin evladı olarak dünyaya gelen İsa Yusuf Bey hiçbir zaman milleti için mücadele azminden geri kalmamıştır. Bunun en güzel örneği 1991 yılında ziyarete gelen bir gurup milliyetçi mütefekkire “&#8221;90yaşındayım gözlerim görmüyor, ama mücadele azmimden ve vatana bağlılığımdan hiçbir şey kaybetmedim.” Sözleriyle yüreklere neşretmesi bu yaştaki bir insanın azminin, kararlılığının ve kahramanlığının beyinlere nakşedilişi olarak işlenmiştir. Her şart ve zeminde Doğu Türkistan’ın Hürriyeti ve Mücadelesi için mücadele veren hayatını Doğu Türkistan’ın Hürriyetine adayan bu değerli şahsiyet kah yeri gelmiş Çin’de bunun mücadelesini vermiş kah sürgünleri yaşamıştır. Mücadelesine ata yurttan ana yurda taşıyan İsa Yusuf Alptekin 1954 yılında Türkiye’ye yerleşmiş buradan mücadelesini daha geniş zeminlere duyurmak için bir an durmadan mücadelesine devam etmiştir. Bu mücadele adamının Doğu Türkistan’ın mücadelesini duyurmak üzere kaleme aldığı “ Esir Doğu Türkistan İçin” isimli eseri her Türkün okumasını tavsiye ediyorum. Çizdiğiniz yoldan gösterdiğiniz hedeften bir an olsun şaşarsak; Gök Girsin Kızıl Çıksın. Ruhun Şad Olsun… Bey oğlu Bey… İsa Yusuf Bey…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanlar vardır doğar yaşar ve ölürler…</p>
<p>İnsanlar vardır yaşarlar mücadele adamı olurlar, isimleriyle isimsiz kahraman olurlar..</p>
<p>Ve  İnsanlar vardır ki doğarlar yaşarlar ölürler ama dünyaya geldiğinde  kendileri ağlarken vefat ettiğinde geride âlemi ağlatırlar. Tarihe  mührünü vurup da giderler…</p>
<p>İşte bu âcizane kaleme aldığımız satırlara konu olan İsa Yusuf Alptekin Bey’de tarih sahnesine mührünü vurup gitmiştir.</p>
<p>Türk  dünyasında kimi yerde Türkiye’de Başbuğ Alparslan Türkeş olarak çile  yumağı ile boğuşarak Türk illerine sevda beslemişlerdir.</p>
<p>Azer illerinde azatlık diyerek Ebulfez Elçibey olmuşlardır…</p>
<p>Doğu Türkistan davasının yolbaşçılarından İsa Yusuf Alptekin olurda giderler Yüce Yaradana.</p>
<p>Ve  tarih sahnesinde Türkün adını her defasında altın harflerle yazdıran  şahsiyetlerin hepsi idealist insanlardır. Ne güzel söylemiş söyleyen  ancak ve ancak İdeal Sahibi Şahsiyetler “Kahraman” olurlar.</p>
<p>1901  yılında Türk Coğrafyasının güzide bir şehri olan Kaşgar’da çiftçilikle  iştigal eden bir ailenin evladı olarak dünyaya gelen İsa Yusuf Bey  hiçbir zaman milleti için mücadele azminden geri kalmamıştır. Bunun en  güzel örneği 1991 yılında ziyarete gelen bir gurup milliyetçi  mütefekkire “&#8221;90yaşındayım gözlerim görmüyor, ama mücadele azmimden ve  vatana bağlılığımdan hiçbir şey kaybetmedim.” Sözleriyle yüreklere  neşretmesi bu yaştaki bir insanın azminin, kararlılığının ve  kahramanlığının beyinlere nakşedilişi olarak işlenmiştir.</p>
<p>Her  şart ve zeminde Doğu Türkistan’ın Hürriyeti ve Mücadelesi için mücadele  veren hayatını Doğu Türkistan’ın Hürriyetine adayan bu değerli şahsiyet  kah yeri gelmiş Çin’de bunun mücadelesini vermiş kah sürgünleri  yaşamıştır.</p>
<p>Mücadelesine ata yurttan ana yurda taşıyan İsa  Yusuf Alptekin 1954 yılında Türkiye’ye yerleşmiş buradan mücadelesini  daha geniş zeminlere duyurmak için bir an durmadan mücadelesine devam  etmiştir.</p>
<p>Bu mücadele adamının Doğu Türkistan’ın mücadelesini  duyurmak üzere kaleme aldığı “ Esir Doğu Türkistan İçin” isimli eseri  her Türkün okumasını tavsiye ediyorum.</p>
<p>Çizdiğiniz yoldan gösterdiğiniz hedeften bir an olsun şaşarsak;</p>
<p>Gök Girsin Kızıl Çıksın.</p>
<p>Ruhun Şad Olsun… Bey oğlu Bey… İsa Yusuf Bey…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsezer-yozgat-isa-yusuf-alptekin-unutulamaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-isa-yusuf-alptekin-unutulamaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serik Ülkü Ocakları Üniversite Teşkilatından Örnek Davranış</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklari-universite-teskilatindan-ornek-davranis.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklari-universite-teskilatindan-ornek-davranis.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 23:46:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Serik Meslek Yüksekokulu]]></category>
		<category><![CDATA[Serik Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2006</guid>
		<description><![CDATA[Serik Meslek Yüksekokulu Öğrencileri Serik Ülkü Ocaklarının desteklediği organizasyonla Antalya&#8217;da kimsesiz çocukları ve yaşlıları ziyaret ettiler. Serik Meslek Yüksekokulu Öğrencileri, Serik Ülkü Ocaklarının desteklediği organizasyonla herkese örnek olacak bir ziyaret gerçekleştirdiler. Geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan organzisayonla yaklaşık 100 kişilik grup Fethi Bayçın Huzurevini ve Zübeyde Hanım Çocuk Sitesi&#8217;ni ziyaret ettiler. Sabah saatlerinde otobüslerle Serik&#8217;ten hareket eden Meslek Yüksekokulu Öğrencileri ilk olarak ve Zübeyde Hanım Çocuk Sitesi&#8217;ni ziyaret ettiler. Öğrenciler burada kendilerini karşılayan kurum müdürü Lütfi Güney&#8217;e çiçek verdiler ve hatıra fotoğrafı çektirdiler. Kimsesiz çocukları ziyaret eden öğrenciler onlara çeşitli hediyeler verdiler ve çocuklarla bir süre oynayıp sohbet ettiler. Meslek Yüksekokulu Öğrencileri&#8217;nin Antalya&#8217;daki ikinci durakları ise Fethi Bayçın Huzurevi oldu. Öğrenciler öncelikle ziyarette huzurevi sakinlerine hazırladıkları hediyeleri sundular. Daha sonra Fethi Bayçın Huzurevi&#8217;nde kalan yaşlılarla sohbet eden öğrenciler onlarla çiçekler verdiler gönüllerin aldılar. Kızlı erkekli öğrenci grubunun huzurevini ziyaret etmeleri huzurevi sakinlerin oldukça duygulandırdı ve mutlu etti. Uzun ve neşeli sohbetlerden ve içilen çaylardan sonra Meslek Yüksekokulu Öğrencileri Fethi Bayçın Huzurevi sakinlerine tekrar ziyaret sözü verdiler ve huzurevinden ayrıldılar. Serik Meslek Yüksekokulu öğrencileri Faysal Bozkurt ve Ufuk Sarkın arkadaşları ile birlikte düzenledikleri bu organzisyonun hem bir görev olduğunu hem de kendileri için önemli olduğunu söylediler. Meslek Yüksekokulu öğrencileri ziyaretlerden sonra Serik&#8217;e dönüşlerinde bundan böyle de bu tür sosyal sorumluluk çalışmalarının içerisinde bulunmak istediklerini belirttiler. Öğrenciler çok farklı, duygusal ve çok güzel bir gün geçirdiklerini ifade ederek, yaşlıların unutulmaması gerektiğini onların toplumun en önemli öğelerinden olduklarını vurguladılar. Ayrıca öğrenciler kimsesiz çocuklara da her zaman sahip çıkılması gerektiğini belirterek çocukların toplumun geleceği olduğunu da ifade ettiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="../etkinlik/serikocakmyo1.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>Serik  Meslek Yüksekokulu Öğrencileri Serik Ülkü Ocaklarının desteklediği  organizasyonla Antalya&#8217;da kimsesiz çocukları ve yaşlıları ziyaret  ettiler.</p>
<p>Serik Meslek Yüksekokulu Öğrencileri, Serik Ülkü  Ocaklarının desteklediği organizasyonla herkese örnek olacak bir ziyaret  gerçekleştirdiler. Geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan organzisayonla  yaklaşık 100 kişilik grup Fethi Bayçın Huzurevini ve Zübeyde Hanım Çocuk  Sitesi&#8217;ni ziyaret ettiler.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/serikocakmyo2.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>Sabah saatlerinde otobüslerle Serik&#8217;ten hareket eden  Meslek Yüksekokulu Öğrencileri ilk olarak ve Zübeyde Hanım Çocuk  Sitesi&#8217;ni ziyaret ettiler. Öğrenciler burada kendilerini karşılayan  kurum müdürü Lütfi Güney&#8217;e çiçek verdiler ve hatıra fotoğrafı  çektirdiler. Kimsesiz çocukları ziyaret eden öğrenciler onlara çeşitli  hediyeler verdiler ve çocuklarla bir süre oynayıp sohbet ettiler. Meslek  Yüksekokulu Öğrencileri&#8217;nin Antalya&#8217;daki ikinci durakları ise Fethi  Bayçın Huzurevi oldu. Öğrenciler öncelikle ziyarette huzurevi  sakinlerine hazırladıkları hediyeleri sundular. Daha sonra Fethi Bayçın  Huzurevi&#8217;nde kalan yaşlılarla sohbet eden öğrenciler onlarla çiçekler  verdiler gönüllerin aldılar. Kızlı erkekli öğrenci grubunun huzurevini  ziyaret etmeleri huzurevi sakinlerin oldukça duygulandırdı ve mutlu  etti. Uzun ve neşeli sohbetlerden ve içilen çaylardan sonra Meslek  Yüksekokulu Öğrencileri Fethi Bayçın Huzurevi sakinlerine tekrar ziyaret  sözü verdiler ve huzurevinden ayrıldılar.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/serikocakmyo4.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>Serik Meslek Yüksekokulu öğrencileri Faysal Bozkurt  ve Ufuk Sarkın arkadaşları ile birlikte düzenledikleri bu organzisyonun  hem bir görev olduğunu hem de kendileri için önemli olduğunu söylediler.  Meslek Yüksekokulu öğrencileri ziyaretlerden sonra Serik&#8217;e dönüşlerinde  bundan böyle de bu tür sosyal sorumluluk çalışmalarının içerisinde  bulunmak istediklerini belirttiler. Öğrenciler çok farklı, duygusal ve  çok güzel bir gün geçirdiklerini ifade ederek, yaşlıların unutulmaması  gerektiğini onların toplumun en önemli öğelerinden olduklarını  vurguladılar. Ayrıca öğrenciler kimsesiz çocuklara da her zaman sahip  çıkılması gerektiğini belirterek çocukların toplumun geleceği olduğunu  da ifade ettiler.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/serikocakmyo3.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fserik-ulku-ocaklari-universite-teskilatindan-ornek-davranis.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/serik-ulku-ocaklari-universite-teskilatindan-ornek-davranis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan ÇAKICI &#8211;  ŞİDDET DEMİŞKEN…</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-siddet-demisken%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-siddet-demisken%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 09:44:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2014</guid>
		<description><![CDATA[Şiddetin dili hâkim olunca, söylenilenler anlamsızlaşır. Bu hâkimiyet, konuşmanın ve susmanın hükmünü, bizatihi kendisi verir. Şiddetin ta kendisi… Çünkü kendince “kudretin” zirvesindedir. “Kudretin”, yani idealize edilmiş anlamıyla değil; zorbalığın, anlayışsızlığın, sabit fikirliliğin, kör idrakin… Şiddet dili, ilhamını çoğu zaman elbette silahların gölgesinden alır. Ancak sadece “silahların gölgesinde” tedavülde olduğu sanılmasın; Bu bir algılama biçimi, yaşamı yorumlama biçimi, kompleksli bir ruh halinin kendini tatmin etme biçimidir. Dayatmacı, baskıcı, saplantılı, ayrıştırıcı… Merhameti sağır, vicdanı körelmiş, adalet anlayışı çürümüş&#8230; Doğrunun, iyinin, güzelin değil; kendi doğrusunun altını çizen… Her haliyle abartılı, gösterişli, şekilci…, Karşıt görüşlere tahammülsüz, herkesi “teba” etme heveslisi… Bir kez olsun hata, kusur, yanlış ve kulluk itibarı ile “günah” mefhumlarını kendi açısından gözden geçirmeyen… Hakkaniyetsiz, umursamaz, yaftalayıcı bir homurtu… Mesele şu ki, bu algılayış, artık ülkemize hâkim olmuştur. Yakın zamanların tarihinden nice misalleri, yaşadıklarımızı, acı tecrübeleri şöyle bir hatırlayın; önümüzde duran “şiddet içerikli” bu büyük fotoğrafın içine sığan nice manzaralar göreceksiniz. Günümüz Türkiye’sinin içinde bulunduğu “cinnet halinin” bu şekilde fotoğraflanması, geleceğe yönelik umutları törpülemekte… Toplum, giderek “güç” denen o muazzam unsuru sorgulamaz bir şekilde kabullenmekte; kabullenmenin de ötesinde, yamanmakta, yapışmakta, beslenmekte ve benzeşmekte… “Güç” unsurunun ortaya koyduğu şiddet lisanı ile birbiri ile anlaşmakta…(!) Bambaşka bir toplumsal mukavele mi bu, “suskunluk sarmalı” içerisine gömülmüş olmak mı? Bilemedim şimdi… Daha silik, daha belirsiz, daha umursamaz bir algılama… Geleceğin Türkiye’si böyle mi şekillenecek? Dile getirdiğimiz bu hal, karamsarlıktan mı ibarettir? Daha da “ötesini” düşündükçe artan, etrafı kuşatan, virüs gibi yayılan kaygılar; bu kaygılar nispetinde hâkimiyetini sürdüren şiddet diline karşı ne yapılmalı? Mesela, şu “yumurtalı protestolar…” Hayır, hayır, “şiddet dilinden” kastettiğim, o çocukların gelene geçene attığı yumurtalar değil; öyle değil… En nihayetinde o çocuklar, adı üstünde bir protesto gerçekleştirmişlerdir. Doğru veya yanlış, belki münasebetsizce, belki muzip bir şekilde… Bu ayrı mesele… Ben, bu protestolardan sonra “yandaş zihniyetin” kullandığı dili “şiddet içerikli” buluyorum. Asıl mesele budur. Neymiş, “68 kuşağı geri geliyormuş…” Neymiş, “yaşanan acılardan ders çıkarılmamış…” Neymiş, “bazı örgütler perde arkasındaymış, provokatörler iş başındaymış…” Neymiş, “bugün yumurta, yarın mermi…” Bu minvalde uzayıp gidiyor söyledikleri… Yani meseleyi nasıl bu kadar abartılı, bu kadar hınzırca bir üslupla, böylesine tehlikeli hale getirebiliyorlar? Atılan yumurtalar nelere kadirmiş, nelere delaletmiş de haberimiz yok… Peki neden böyle, neden bu kadar kaygılandılar, ortalığı velveleye verdiler? Gücü, iktidarı, muktedir olmayı, buyurgan olmayı ironik bir şekilde bu dile borçlu oldukları için… “Şiddet dilinden” beslendikleri için… Ellerinde bulunan gücün sarsılmasının ihtimali dahi onları çıldırttığı için… Masumiyetlerini, samimiyetlerini, inandırıcılıklarını kaybettikleri için… Sığınacak limanları teker teker tahrip olduğu için; Seviyeleri en ufak bir gösteriden “mağduriyet” çıkarmaya kadar düşmüştür. Neredeyse, “sucuk getirdik oy-yumurta attılar oy” diye ağıtlar yakacaklar… “Oy” demişken, genel seçimler yaklaşıyor; Bakın “şiddet dilini” bu süreçte nasıl kullanacaklarını, nasıl bir “tribün amigosu” gibi davranacaklarını, bağırıp çağıracaklarını göreceksiniz… Hala bunların “mağdur” olduğuna inananlar, “muktedir” olduktan sonra “darbe girişimi, provokasyon, saldırı planı” diye diye millete dayatılan şiddet ve cinnet dilinden nasıl nemalandıklarını görsünler… Ama önce bir düşünsünler, bu süreçte ihtiyacımız olan bazı hasletler nerede şimdi; Mesela vicdan… Yoksa sızlamıyor mu? Yoksa “yok” mu?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Şiddetin dili hâkim olunca, söylenilenler anlamsızlaşır.</p>
<p>Bu hâkimiyet, konuşmanın ve susmanın hükmünü, bizatihi kendisi verir.</p>
<p>Şiddetin ta kendisi…</p>
<p>Çünkü kendince “kudretin” zirvesindedir.</p>
<p>“Kudretin”, yani idealize edilmiş anlamıyla değil; zorbalığın, anlayışsızlığın, sabit fikirliliğin, kör idrakin…</p>
<p>Şiddet dili, ilhamını çoğu zaman elbette silahların gölgesinden alır.</p>
<p>Ancak sadece “silahların gölgesinde” tedavülde olduğu sanılmasın;</p>
<p>Bu bir algılama biçimi, yaşamı yorumlama biçimi, kompleksli bir ruh halinin kendini tatmin etme biçimidir.</p>
<p>Dayatmacı, baskıcı, saplantılı, ayrıştırıcı…</p>
<p>Merhameti sağır, vicdanı körelmiş, adalet anlayışı çürümüş&#8230;</p>
<p>Doğrunun, iyinin, güzelin değil; kendi doğrusunun altını çizen…</p>
<p>Her haliyle abartılı, gösterişli, şekilci…,</p>
<p>Karşıt görüşlere tahammülsüz, herkesi “teba” etme heveslisi…</p>
<p>Bir kez olsun hata, kusur, yanlış ve kulluk itibarı ile “günah” mefhumlarını kendi açısından gözden geçirmeyen…</p>
<p>Hakkaniyetsiz, umursamaz, yaftalayıcı bir homurtu…</p>
<p>Mesele şu ki, bu algılayış, artık ülkemize hâkim olmuştur.</p>
<p>Yakın zamanların tarihinden nice misalleri, yaşadıklarımızı, acı  tecrübeleri şöyle bir hatırlayın; önümüzde duran “şiddet içerikli” bu  büyük fotoğrafın içine sığan nice manzaralar göreceksiniz.</p>
<p>Günümüz Türkiye’sinin içinde bulunduğu “cinnet halinin” bu şekilde fotoğraflanması, geleceğe yönelik umutları törpülemekte…</p>
<p>Toplum, giderek “güç” denen o muazzam unsuru sorgulamaz bir şekilde  kabullenmekte; kabullenmenin de ötesinde, yamanmakta, yapışmakta,  beslenmekte ve benzeşmekte…</p>
<p>“Güç” unsurunun ortaya koyduğu şiddet lisanı ile birbiri ile anlaşmakta…(!)</p>
<p>Bambaşka bir toplumsal mukavele mi bu, “suskunluk sarmalı” içerisine gömülmüş olmak mı?</p>
<p>Bilemedim şimdi…</p>
<p>Daha silik, daha belirsiz, daha umursamaz bir algılama…</p>
<p>Geleceğin Türkiye’si böyle mi şekillenecek?</p>
<p>Dile getirdiğimiz bu hal, karamsarlıktan mı ibarettir?</p>
<p>Daha da “ötesini” düşündükçe artan, etrafı kuşatan, virüs gibi  yayılan kaygılar; bu kaygılar nispetinde hâkimiyetini sürdüren şiddet  diline karşı ne yapılmalı?</p>
<p>Mesela, şu “yumurtalı protestolar…”</p>
<p>Hayır, hayır, “şiddet dilinden” kastettiğim, o çocukların gelene geçene attığı yumurtalar değil; öyle değil…</p>
<p>En nihayetinde o çocuklar, adı üstünde bir protesto  gerçekleştirmişlerdir. Doğru veya yanlış, belki münasebetsizce, belki  muzip bir şekilde…</p>
<p>Bu ayrı mesele…</p>
<p>Ben, bu protestolardan sonra “yandaş zihniyetin” kullandığı dili “şiddet içerikli” buluyorum.</p>
<p>Asıl mesele budur.</p>
<p>Neymiş, “68 kuşağı geri geliyormuş…”</p>
<p>Neymiş, “yaşanan acılardan ders çıkarılmamış…”</p>
<p>Neymiş, “bazı örgütler perde arkasındaymış, provokatörler iş başındaymış…”</p>
<p>Neymiş, “bugün yumurta, yarın mermi…”</p>
<p>Bu minvalde uzayıp gidiyor söyledikleri…</p>
<p>Yani meseleyi nasıl bu kadar abartılı, bu kadar hınzırca bir üslupla, böylesine tehlikeli hale getirebiliyorlar?</p>
<p>Atılan yumurtalar nelere kadirmiş, nelere delaletmiş de haberimiz yok…</p>
<p>Peki neden böyle, neden bu kadar kaygılandılar, ortalığı velveleye verdiler?</p>
<p>Gücü, iktidarı, muktedir olmayı, buyurgan olmayı ironik bir şekilde bu dile borçlu oldukları için…</p>
<p>“Şiddet dilinden” beslendikleri için…</p>
<p>Ellerinde bulunan gücün sarsılmasının ihtimali dahi onları çıldırttığı için…</p>
<p>Masumiyetlerini, samimiyetlerini, inandırıcılıklarını kaybettikleri için…</p>
<p>Sığınacak limanları teker teker tahrip olduğu için;</p>
<p>Seviyeleri en ufak bir gösteriden “mağduriyet” çıkarmaya kadar düşmüştür.</p>
<p>Neredeyse, “sucuk getirdik oy-yumurta attılar oy” diye ağıtlar yakacaklar…</p>
<p>“Oy” demişken, genel seçimler yaklaşıyor;</p>
<p>Bakın “şiddet dilini” bu süreçte nasıl kullanacaklarını, nasıl bir  “tribün amigosu” gibi davranacaklarını, bağırıp çağıracaklarını  göreceksiniz…</p>
<p>Hala bunların “mağdur” olduğuna inananlar, “muktedir” olduktan sonra  “darbe girişimi, provokasyon, saldırı planı” diye diye millete dayatılan  şiddet ve cinnet dilinden nasıl nemalandıklarını görsünler…</p>
<p>Ama önce bir düşünsünler, bu süreçte ihtiyacımız olan bazı hasletler nerede şimdi;</p>
<p>Mesela vicdan…</p>
<p>Yoksa sızlamıyor mu?</p>
<p>Yoksa “yok” mu?</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-siddet-demisken%25e2%2580%25a6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-siddet-demisken%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Işıner HAMŞİOĞLU &#8211;  An Gelir!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-an-gelir.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-an-gelir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 09:35:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2011</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’da bir akşam. Bir salonda onlarca kişi toplanmış… Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Sırrı Süreyya Önder, Şarkıcı Rojin, Fuat Saka, Rock müziğinin asi çocuğu Hayko Cepkin, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, BDP&#8217;li Sırrı Sakık, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Ufuk Uras, Hrant Dink&#8217;in eşi Rakel Dink, CHP&#8217;den  Mehmet Sevigen, AKP&#8217;li Dengir Mir Fırat, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Gülben Ergen&#8217;in eşi Mustafa Erdoğan, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Gazete Habertürk yazarı Balçiçek İlter, Yavuz Bingöl, Vedat Özdemiroğlu, Mehmet Aslantuğ, Banu Güven, Mor ve Ötesi, Moğollar ve Levent Yüksel, Kerem Alışık, Ezginin Günlüğü, Aylin Aslım ve Settar Tanrıöver, Hepsi oradaydılar… Tarihe not düşmek için yazıyorum tek tek isimlerini. Hafızayı beşer nisyanla maluldür derler ya. Öyle bir sorun tekrarlanmasın diye. Hani gün olurda her şeyi unutup, herkesi affetmeye başlarız diye korkum. Hani gün olur da konserinde el çırpar, şiirlerinde en saf aşklarımızı yaşar, şarkılarında kendimizi bulduk sanırız. Belki bir gün gelir de önlerinde ceket iliklememiz gerektiğini düşünürüz diye… Peki bunca insanı ölümünden on yıl sonra bir araya getiren Ahmet Kaya kimdir anımsar mısınız? &#8220;Bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği&#8221; iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi&#8217;nde toplam 10,5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açılan, Haziran 1999&#8242;da Türkiye&#8217;den ayrılan, yargılamaların sonucunda toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırılan; ancak yurt dışında olduğu için hapse girmeyen bir şarkıcı… Ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 215. Maddesi  “İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” der. Cumhuriyet savcılarını da, yüce Türk milleti adına karar verme yetkisine sahip hakimleri de göreve çağırıyorum. Milletin vicdanında mahkum olmuş bu zihniyetin, kanun karşısında da mahkum edilmesi için ne kadar geç kalınırsa, mevcut bulunan gerilim ve gerginlik o denli artacaktır. Mesele Ahmet Kaya’nın şahsı ve/veya hataları meselesi olmaktan çoktan uzaklaşmıştır. Mesele ajite edilmesi mümkün olan bir portre yaratıp, onun üzerinden önce bir mağduriyet oyununu sahnelemek, ardından da yumuşayan vicdanlara “ayrılıkçı Kürtçü” talepleri dayatmaktır. Kaldı ki gencecik bir üniversite öğrencisinin şehit edilmesini basit bir asayiş olayı gibi geçiştirmeye çalışanların, gidip bir terör suçlusunun anıldığı gecede gözlerinin doluşunu kameralara göstermek için harcadıkları gayreti de anlamak bizim tarafımızdan hiçbir vakit mümkün olmayacaktır. Bu hataya ortak olanlara sesleniyorum, Eğer bir geceye katılıp şiir okumak istiyorsanız buyurun sizleri Ahıska Türkleri’nin vatanlarından sürgün edildiği süreçte katledilen soydaşlarımız için düzenlediğimiz gecelerde misafir edelim, Eğer bir ayrılık şarkısı okumak isterseniz evladını kara toprağa 21 yaşındayken “vatan sağ olsun” diyerek gönderen anaların yararına bir gece düzenleyelim, Eğer yakılacak bir ağıtınız varsa buyurun esir Doğu Türkistan için yakın, Ve dökülecek göz yaşlarınızın tümünü bu milletin çektiği çileler için dökün. Ama ne olur bu milletin sabrını daha fazla tüketmeyin…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İstanbul’da bir akşam. Bir salonda onlarca kişi toplanmış…<br />
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay,<br />
Sırrı Süreyya Önder,<br />
Şarkıcı Rojin,<br />
Fuat Saka,<br />
Rock müziğinin asi çocuğu Hayko Cepkin,<br />
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir,<br />
BDP&#8217;li Sırrı Sakık, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Ufuk Uras,<br />
Hrant Dink&#8217;in eşi Rakel Dink,<br />
CHP&#8217;den  Mehmet Sevigen,<br />
AKP&#8217;li Dengir Mir Fırat,<br />
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin,<br />
Gülben Ergen&#8217;in eşi Mustafa Erdoğan,<br />
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu,<br />
Gazete Habertürk yazarı Balçiçek İlter,<br />
Yavuz Bingöl,<br />
Vedat Özdemiroğlu,<br />
Mehmet Aslantuğ,<br />
Banu Güven,<br />
Mor ve Ötesi,<br />
Moğollar ve Levent Yüksel,<br />
Kerem Alışık,<br />
Ezginin Günlüğü, Aylin Aslım ve Settar Tanrıöver,<br />
Hepsi oradaydılar…</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihe not düşmek için yazıyorum tek tek isimlerini. Hafızayı beşer  nisyanla maluldür derler ya. Öyle bir sorun tekrarlanmasın diye. Hani  gün olurda her şeyi unutup, herkesi affetmeye başlarız diye korkum. Hani  gün olur da konserinde el çırpar, şiirlerinde en saf aşklarımızı yaşar,  şarkılarında kendimizi bulduk sanırız. Belki bir gün gelir de önlerinde  ceket iliklememiz gerektiğini düşünürüz diye…</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bunca insanı ölümünden on yıl sonra bir araya getiren Ahmet Kaya kimdir anımsar mısınız?</p>
<p style="text-align: justify;">
&#8220;Bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk  farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği&#8221; iddiasıyla  hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi&#8217;nde toplam 10,5 yıl ağır  hapis istemiyle iki ayrı dava açılan, Haziran 1999&#8242;da Türkiye&#8217;den  ayrılan, yargılamaların sonucunda toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına  çarptırılan; ancak yurt dışında olduğu için hapse girmeyen bir şarkıcı…</p>
<p style="text-align: justify;">
Ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 215. Maddesi  “İşlenmiş olan bir  suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse,  iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” der.</p>
<p style="text-align: justify;">
Cumhuriyet savcılarını da, yüce Türk milleti adına karar verme  yetkisine sahip hakimleri de göreve çağırıyorum. Milletin vicdanında  mahkum olmuş bu zihniyetin, kanun karşısında da mahkum edilmesi için ne  kadar geç kalınırsa, mevcut bulunan gerilim ve gerginlik o denli  artacaktır. Mesele Ahmet Kaya’nın şahsı ve/veya hataları meselesi  olmaktan çoktan uzaklaşmıştır. Mesele ajite edilmesi mümkün olan bir  portre yaratıp, onun üzerinden önce bir mağduriyet oyununu sahnelemek,  ardından da yumuşayan vicdanlara “ayrılıkçı Kürtçü” talepleri  dayatmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Kaldı ki gencecik bir üniversite öğrencisinin şehit edilmesini  basit bir asayiş olayı gibi geçiştirmeye çalışanların, gidip bir terör  suçlusunun anıldığı gecede gözlerinin doluşunu kameralara göstermek için  harcadıkları gayreti de anlamak bizim tarafımızdan hiçbir vakit mümkün  olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Bu hataya ortak olanlara sesleniyorum,<br />
Eğer bir geceye katılıp  şiir okumak istiyorsanız buyurun sizleri Ahıska Türkleri’nin  vatanlarından sürgün edildiği süreçte katledilen soydaşlarımız için  düzenlediğimiz gecelerde misafir edelim,</p>
<p style="text-align: justify;">
Eğer bir ayrılık şarkısı okumak isterseniz evladını kara toprağa  21 yaşındayken “vatan sağ olsun” diyerek gönderen anaların yararına bir  gece düzenleyelim,</p>
<p style="text-align: justify;">
Eğer yakılacak bir ağıtınız varsa buyurun esir Doğu Türkistan için yakın,</p>
<p style="text-align: justify;">
Ve dökülecek göz yaşlarınızın tümünü bu milletin çektiği çileler için dökün.</p>
<p style="text-align: justify;">
Ama ne olur bu milletin sabrını daha fazla tüketmeyin…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fali-isiner-hamsioglu-an-gelir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-an-gelir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hüseyin Nihal Atsız’ın vefatının 35. yıldönümü dolayısıyla yayımlanan basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsiz%e2%80%99in-vefatinin-35-yildonumu-dolayisiyla-yayimladigi-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsiz%e2%80%99in-vefatinin-35-yildonumu-dolayisiyla-yayimladigi-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Dec 2010 11:29:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2037</guid>
		<description><![CDATA[Türk milliyetçiliği, Türkçülük hareketinin zirve isimlerinden H. Nihal Atsız Beğ&#8217;i vefatının 35. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Ömrünü Türkçülük hareketine vakfetmiş olan Atsız Ata, genç cumhuriyetimizin Türklükten uzaklaştığı bir dönemde Türk Gençliğine, Türklük adına ilham kaynağı olmuş, çizdiği Türk aydını portresiyle bizlere örnek teşkil etmiştir. Tavizsiz hayatı, hem kalemi hem de beşeri özellikleri ile tabiri caizse “dik bir duruş” ile ömrünü tamamlamış olan Atsız Ata, 12 Ocak 1905 İstanbul doğumludur. Babası bahriye (deniz) subayı Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır. İlköğrenimini Kadıköy&#8217;deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Buradan mezun olunca Askeri Terbiye&#8217;ye yazıldı. Bu okulun 3.sınıfında iken, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için okuldan çıkarıldı. Daha sonra İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi&#8217;ne yazıldı. Bu fakülteden 1930 yılında mezun olunca, Türkiyat Enstitüsü&#8217;nde, hocası Köprülüzade M.Fuat Beyin asistanı oldu. Ancak diğer hocası Zeki Velidi (Togan) Beyin Türk Dil Kurultayı&#8217;nda maruz kaldığı hücumlara tepki olarak çektiği telgraf sebebiyle asistanlıktan çıkarıldı (1933). Atsız, önce Malatya Ortaokulu&#8217;nda Türkçe, daha sonra Edirne Lisesi&#8217;nde Edebiyat hocalığına tayin edildi. Edirne&#8217;de iken Orhun dergisini yayımladı (1933-1934). Bu dergi, daha önce yine kendisinin yayımladığı Atsız Mecmua&#8217;nın (1931-1932) devamı niteliğindeydi. Her iki dergi de Türkçülük ülküsünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çıkarılmıştı. Ancak dil, edebiyat, tarih, halkbilim, yazım konularındaki yazılar ve şiirler de bu dergilerde yer alıyordu. Orhun&#8217;un 9.sayısındaki, resmi tarih tezini eleştiren bir yazı sebebiyle dergi kapatıldı. Atsız da bakanlık emrine alındı. Nihal Atsız, bundan sonra dört yıl kadar Deniz Gedikli Hazırlama Okulu&#8217;nda Türkçe öğretmenliği yaptı. 1938&#8242;de bu işinden de uzaklaştırıldı. Kendisine resmi hizmet kapısı kapanınca Özel Yüce-Ülkü ve Boğaziçi Liseleri gibi okullarda öğretmenlik yaptı. “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” ve “Türk Edebiyatı Tarihi” adlı ilmi kitapların yanı sıra birçok broşür yayımladı. O dönemin sol düşüncesine karşı şiddetli bir fikir mücadelesine girişti. Tanrıdağ, Çınaraltı gibi milliyetçi dergilerde yazılar yazdı. 1943&#8242;te Orhun&#8217;u yeniden yayımladı. Bu derginin 15-16. sayılarında dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben yayımladığı açık mektuplarda, Milli Eğitim Bakanı Hasan-Ali Yücel&#8217;in istifasını istedi. Atsız&#8217;ın Yücel&#8217;i eleştirisinin sebebi ise “Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nda tek taraflı bir kadrolaşma”dır. Bu yazıların bazılarında muarızlarına sert eleştirilerde bulunan Atsız, sonunda Sabahattin Ali&#8217;nin açtığı hakaret davasıyla yargılanmaya başlar. Ve yine bu davayla birlikte Orhun dergisi kapatılır. Atsız-Sabahattin Ali davası büyük yankılar uyandırır. Öğrenci olayları ve gösteriler baş gösterir bunun hemen akabinde de Atsız ve 22 arkadaşı hakkında “hükümet darbesine teşebbüs” suçlaması ile yargılandı. Askeri mahkeme, Türkçülerin birçoğunu çeşitli cezalara çarptırdı. Atsız da 6 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, Askeri Yargıtay bu kararları bozdu. Yeniden görülen dava sonucunda bütün Türkçüler ve bu arada Atsız da beraat ettiler. Ancak, Atsız, uzun süre öğretmenlik mesleğine dönemedi. Türkiye Yayınevi&#8217;nde çalıştı ve önemli Osmanlı tarihlerinin neşirlerini hazırladı. Tek parti iktidarının son yıllarında, fakülteden sınıf arkadaşı Prof Dr. Tahsin Banguoğlu&#8217;nun Milli Eğitim Bakanlığı zamanında yeniden öğretmenliğe tayin edildi. Fakat kendisine öğretmenlik hakkı tanınmadı ve Süleymaniye Kütüphanesi&#8217;nde uzman olarak görevlendirildi. 1950-1951 öğretim yılının başında Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da, 3 Mayıs&#8217;ın kutlanması için Ankara&#8217;da verdiği bir konferans nedeniyle öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesi&#8217;ndeki görevine iade edildi (1952). Burada 17 yıl...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçiliği, Türkçülük hareketinin zirve isimlerinden H. Nihal Atsız Beğ&#8217;i vefatının 35. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ömrünü Türkçülük hareketine vakfetmiş olan Atsız Ata, genç cumhuriyetimizin Türklükten uzaklaştığı bir dönemde Türk Gençliğine, Türklük adına ilham kaynağı olmuş, çizdiği Türk aydını portresiyle bizlere örnek teşkil etmiştir. Tavizsiz hayatı, hem kalemi hem de beşeri özellikleri ile tabiri caizse “dik bir duruş” ile ömrünü tamamlamış olan Atsız Ata, 12 Ocak 1905 İstanbul doğumludur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Babası bahriye (deniz) subayı Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır. İlköğrenimini Kadıköy&#8217;deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Buradan mezun olunca Askeri Terbiye&#8217;ye yazıldı. Bu okulun 3.sınıfında iken, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için okuldan çıkarıldı. Daha sonra İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi&#8217;ne yazıldı. Bu fakülteden 1930 yılında mezun olunca, Türkiyat Enstitüsü&#8217;nde, hocası Köprülüzade M.Fuat Beyin asistanı oldu. Ancak diğer hocası Zeki Velidi (Togan) Beyin Türk Dil Kurultayı&#8217;nda maruz kaldığı hücumlara tepki olarak çektiği telgraf sebebiyle asistanlıktan çıkarıldı (1933).</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Atsız, önce Malatya Ortaokulu&#8217;nda Türkçe, daha sonra Edirne Lisesi&#8217;nde Edebiyat hocalığına tayin edildi. Edirne&#8217;de iken Orhun dergisini yayımladı (1933-1934). Bu dergi, daha önce yine kendisinin yayımladığı Atsız Mecmua&#8217;nın (1931-1932) devamı niteliğindeydi. Her iki dergi de Türkçülük ülküsünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çıkarılmıştı. Ancak dil, edebiyat, tarih, halkbilim, yazım konularındaki yazılar ve şiirler de bu dergilerde yer alıyordu. Orhun&#8217;un 9.sayısındaki, resmi tarih tezini eleştiren bir yazı sebebiyle dergi kapatıldı. Atsız da bakanlık emrine alındı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Nihal Atsız, bundan sonra dört yıl kadar Deniz Gedikli Hazırlama Okulu&#8217;nda Türkçe öğretmenliği yaptı. 1938&#8242;de bu işinden de uzaklaştırıldı. Kendisine resmi hizmet kapısı kapanınca Özel Yüce-Ülkü ve Boğaziçi Liseleri gibi okullarda öğretmenlik yaptı. “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” ve “Türk Edebiyatı Tarihi” adlı ilmi kitapların yanı sıra birçok broşür yayımladı. O dönemin sol düşüncesine karşı şiddetli bir fikir mücadelesine girişti. Tanrıdağ, Çınaraltı gibi milliyetçi dergilerde yazılar yazdı. 1943&#8242;te Orhun&#8217;u yeniden yayımladı. Bu derginin 15-16. sayılarında dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben yayımladığı açık mektuplarda, Milli Eğitim Bakanı Hasan-Ali Yücel&#8217;in istifasını istedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Atsız&#8217;ın Yücel&#8217;i eleştirisinin sebebi ise “Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nda tek taraflı bir kadrolaşma”dır. Bu yazıların bazılarında muarızlarına sert eleştirilerde bulunan Atsız, sonunda Sabahattin Ali&#8217;nin açtığı hakaret davasıyla yargılanmaya başlar. Ve yine bu davayla birlikte Orhun dergisi kapatılır. Atsız-Sabahattin Ali davası büyük yankılar uyandırır. Öğrenci olayları ve gösteriler baş gösterir bunun hemen akabinde de Atsız ve 22 arkadaşı hakkında “hükümet darbesine teşebbüs” suçlaması ile yargılandı. Askeri mahkeme, Türkçülerin birçoğunu çeşitli cezalara çarptırdı. Atsız da 6 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, Askeri Yargıtay bu kararları bozdu. Yeniden görülen dava sonucunda bütün Türkçüler ve bu arada Atsız da beraat ettiler. Ancak, Atsız, uzun süre öğretmenlik mesleğine dönemedi. Türkiye Yayınevi&#8217;nde çalıştı ve önemli Osmanlı tarihlerinin neşirlerini hazırladı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tek parti iktidarının son yıllarında, fakülteden sınıf arkadaşı Prof Dr. Tahsin Banguoğlu&#8217;nun Milli Eğitim Bakanlığı zamanında yeniden öğretmenliğe tayin edildi. Fakat kendisine öğretmenlik hakkı tanınmadı ve Süleymaniye Kütüphanesi&#8217;nde uzman olarak görevlendirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">1950-1951 öğretim yılının başında Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da, 3 Mayıs&#8217;ın kutlanması için Ankara&#8217;da verdiği bir konferans nedeniyle öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesi&#8217;ndeki görevine iade edildi (1952). Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1969&#8242;da emekliye ayrıldı. Atsız, 11 Aralık 1975&#8242;te vefat etti.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Cenaze namazını kıldıran imam efendinin “ er kişiyi nasıl bilirdiniz?” diye sorması üzerine büyük Türkçü Fethi Gemuhluoğlu, “bu musalla taşı, musalla taşı olalı böyle bir er kişi görmedi” demesi, Atsız Ata&#8217;nın hayatı adına bir özettir desek yanlış olmaz herhalde.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ruhu şad mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhuseyin-nihal-atsiz%25e2%2580%2599in-vefatinin-35-yildonumu-dolayisiyla-yayimladigi-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsiz%e2%80%99in-vefatinin-35-yildonumu-dolayisiyla-yayimladigi-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hüseyin Nihal Atsız&#8217;ın Vefatının 35. Yıldönümü Basın Bülteni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsizin-vefatinin-35-yildonumu-basin-bulteni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsizin-vefatinin-35-yildonumu-basin-bulteni.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Dec 2010 22:25:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2049</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığının, Hüseyin Nihal Atsız’ın vefatının 35. yıldönümü dolayısıyla yayımladığı açıklama Türk milliyetçiliği, Türkçülük hareketinin zirve isimlerinden H. Nihal Atsız Beğ&#8217;i vefatının 35. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. http://www.antalyaguncel.com/haber-26060-Antalya_Ulku_Ocaklari_Il_Baskanliginin_Huseyin_Nihal_Atsizin_vefatinin_35_yildonumu_dolayisiyla_yayimladigi_aciklama]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div><strong>Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığının, Hüseyin Nihal Atsız’ın vefatının 35. yıldönümü dolayısıyla yayımladığı açıklama</strong></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<div>Türk milliyetçiliği, Türkçülük  hareketinin zirve isimlerinden H. Nihal Atsız Beğ&#8217;i vefatının 35.  yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.</div>
<div></div>
<div><a href="http://www.antalyaguncel.com/haber-26060-Antalya_Ulku_Ocaklari_Il_Baskanliginin_Huseyin_Nihal_Atsizin_vefatinin_35_yildonumu_dolayisiyla_yayimladigi_aciklama"><em>http://www.antalyaguncel.com/haber-26060-Antalya_Ulku_Ocaklari_Il_Baskanliginin_Huseyin_Nihal_Atsizin_vefatinin_35_yildonumu_dolayisiyla_yayimladigi_aciklama</em></a></div>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhuseyin-nihal-atsizin-vefatinin-35-yildonumu-basin-bulteni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/huseyin-nihal-atsizin-vefatinin-35-yildonumu-basin-bulteni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yavuz GÖKTÜRK &#8211;  Haydarpaşa Yangınının Düşündürdükleri</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-haydarpasa-yangininin-dusundurdukleri.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-haydarpasa-yangininin-dusundurdukleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Dec 2010 09:34:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2009</guid>
		<description><![CDATA[Televizyonlarda,son dakika haberi olarak geçti Haydarpaşa yangını. Aynı anda içimde belki Haydarpaşa’daki yangından çok daha büyük bir yangın başladı. Ne için yanmıştı ya da yakılmıştı Haydarpaşa acaba ? Yerine daha modern bir bina yapabilmek için mi? Yoksa binayı otel olarak kulanabilmek için mi ? Hangi amaçlar vardı acaba bu caniliğin içinde? Bir an trenle İstanbul’a gittiğim günleri ve o muhteşem mimariyi anımsadım.&#8221;Çocuklarım bu güzelliği göremeyecek mi acaba?&#8221; diye sordum kendime. Haydarpaşa Garı, 1908 yılında İstanbul-Bağdat Demiryolu hattının ilk istasyonu olarak yapılmış tren garıdır. II. Abdulhamit döneminde 1906&#8242;da yapıma başlandı  ve 2 yıl içinde bitirilerek 1908 yılında hizmete girdi. Binaya ismini III. Selim’in Paşalarından olan Haydar Paşa’nın adı verilmiştir. Binanın inşaatını &#8221;Anadolu -Bağdat&#8221; adında Alman bir şirket gerçekleştirdi. Haydarpaşa’nın projesi &#8221;Otto Ritter&#8221; ve &#8221;Helmuth Cuno&#8221; isminde iki Alman mimar tarafından çizilmiştir. Garın yapımında Alman ustalarla birlikte İtalyan taş ustaları da çalışmıştır. Binanın mimarisi neo-klasik Alman mimarisi tarzındadır. Anadolu’nun ve Orta Doğu’nun İstanbul’a açılan kapısıydı Haydarpaşa. Sadece Haydarpaşa’yı değil, çocuklarım daha yüzlerce eseri göremeyecek belki de. Ne büyük acı, ne büyük canilik. Beton yığınları kalacak İstanbul’dan Türkiye’den geriye. Ruhsuz bir şehir ruhsuz bir ülke. Haydarpaşa yangını, hem milletimizin hem devletimizin tarih bilincine ne kadar uzak olduğunu gözler önüne serdi tekrar. Haydarpaşa’yı bilmemizin sebebi de İstanbul’un orta yerinde oluşu, yoksa hergün kaybolan, yakılan, çalınan onlarca eserimiz var. Haydarpaşa son örnek. Yıllar sonra çocuklarımıza, torunlarımıza karşı ecdadımıza karşı mahcup olacağız, utanacağız. Bu toprakların bizim olduğuna dahi zor inandıracağız onları, gördükleri bizim olmayacak çünkü. İlk bulgular Haydarpaşa’nın ihmal sonucunda yandığına dair. Binanın restorasyonunu bir temizlik şirketi yaparken bu yangın vuku buluyor. Haydarpaşa’nın yanmasının sebebi kasıt da olsa ihmal de olsa meydana gelen sonuç ahlaksızcadır, canicedir. Bir şehrin kimliğini bozacak derecede önemlidir Haydarpaşa yangını. Tabi, şehri ceplerine giren parayla ölçenler için çok önemi yoktur şehrin kimliğinin, mimarisinin, tarihinin. Daha önce onlarca tarihi eser yakılıp yerine modern beton yığınları yapılmadı mı sanki ? Peki ya bize bizden kalanlar. Selçuklunun bıraktığı camiler, kervansaraylar, mezarlar. Osmanlı’nın bıraktıkları, yani bizim bu topraklar üzerindeki mührümüz. Kimliğimiz yani, geçmişimiz geleceğimiz. Onların farkında mıyız? Onların kıymetini biliyor muyuz? Hepimiz biliyoruz ki bu soruların cevabı da hayır. Atalarımızdan bize kalan eserler çoğu yerde inanılmaz bir bakımsızlık içinde; çalan, yakan, tahrip eden gırla gidiyor. Ahlat çürüyor, Ani kan ağlıyor ve daha niceleri. Akdamar’daki Ermeni Kilisesi’ne milyonlarca para akıtırken ki akıtalım, gözlerimiz niye görmüyor Selçuklu’dan, Osmanlı’dan kalanları. En azından Akdamar Kilisesi’ne gösterilen hassasiyet neden Selçuklu eserlerine, Osmanlı eserlerine gösterilmez. Akdamar Kilisesi ihya edilirken, neden hemen yanı başında bulunan Ahlat’taki en az bin yıllık Selçuklu Mezarlığı, Selçuklu Kümbetleri ölüme terkedilir. Aslında cevap basittir; ya çok büyük cehalet ya da çok ciddi hainlik olmalı ki insanda korumasın o eserleri. Bir geçmiş yok olup giderken kimsenin umurunda olmuyor. Şımarık mirasyedi gibi tüketiyoruz bize kalanları; yakıyoruz, yıkıyoruz, çalıyoruz, satıyoruz&#8230;Koruduğumuz eserlerde de salt koruma amacımız turizm, yani para. Hal böyle olunca Selçuklu eserleri, Anadolu’daki Osmanlı eserleri de pek turist çekmiyor. Tarih idrakimiz de olmayınca çok kolay unutabiliyoruz o eserleri. Allah atalarımızın mirasını cahillerin, hainlerin şerrinden korusun, bizlere onlara hak ettiği değeri verecek iktidarı nasip etsin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Televizyonlarda,son dakika haberi olarak geçti  Haydarpaşa yangını. Aynı anda içimde belki Haydarpaşa’daki yangından çok  daha büyük bir yangın başladı. Ne için yanmıştı ya da yakılmıştı  Haydarpaşa acaba ? Yerine daha modern bir bina yapabilmek için mi? Yoksa  binayı otel olarak kulanabilmek için mi ? Hangi amaçlar vardı acaba bu  caniliğin içinde? Bir an trenle İstanbul’a gittiğim günleri ve o  muhteşem mimariyi anımsadım.&#8221;Çocuklarım bu güzelliği göremeyecek mi  acaba?&#8221; diye sordum kendime.<br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><sub><span style="font-size: small;">Haydarpaşa Garı, 1908 yılında İstanbul-Bağdat  Demiryolu hattının ilk istasyonu olarak yapılmış tren garıdır. II.  Abdulhamit döneminde 1906&#8242;da yapıma başlandı  ve 2 yıl içinde  bitirilerek 1908 yılında hizmete girdi. Binaya ismini III. Selim’in  Paşalarından olan Haydar Paşa’nın adı verilmiştir. Binanın inşaatını  &#8221;Anadolu -Bağdat&#8221; adında Alman bir şirket gerçekleştirdi.  Haydarpaşa’nın projesi &#8221;Otto Ritter&#8221; ve &#8221;Helmuth Cuno&#8221; isminde iki  Alman mimar tarafından çizilmiştir. Garın yapımında Alman ustalarla  birlikte İtalyan taş ustaları da çalışmıştır. Binanın mimarisi  neo-klasik Alman mimarisi tarzındadır. Anadolu’nun ve Orta Doğu’nun  İstanbul’a açılan kapısıydı Haydarpaşa.<br />
</span></sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub><span style="font-size: small;">Sadece Haydarpaşa’yı değil, çocuklarım daha  yüzlerce eseri göremeyecek belki de. Ne büyük acı, ne büyük canilik.  Beton yığınları kalacak İstanbul’dan Türkiye’den geriye. Ruhsuz bir  şehir ruhsuz bir ülke. Haydarpaşa yangını, hem milletimizin hem  devletimizin tarih bilincine ne kadar uzak olduğunu gözler önüne serdi  tekrar. Haydarpaşa’yı bilmemizin sebebi de İstanbul’un orta yerinde  oluşu, yoksa hergün kaybolan, yakılan, çalınan onlarca eserimiz var.  Haydarpaşa son örnek. Yıllar sonra çocuklarımıza, torunlarımıza karşı  ecdadımıza karşı mahcup olacağız, utanacağız. Bu toprakların bizim  olduğuna dahi zor inandıracağız onları, gördükleri bizim olmayacak  çünkü.<br />
</span></sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub><span style="font-size: small;">İlk bulgular Haydarpaşa’nın ihmal sonucunda  yandığına dair. Binanın restorasyonunu bir temizlik şirketi yaparken bu  yangın vuku buluyor. Haydarpaşa’nın yanmasının sebebi kasıt da olsa  ihmal de olsa meydana gelen sonuç ahlaksızcadır, canicedir. Bir şehrin  kimliğini bozacak derecede önemlidir Haydarpaşa yangını. Tabi, şehri  ceplerine giren parayla ölçenler için çok önemi yoktur şehrin  kimliğinin, mimarisinin, tarihinin. Daha önce onlarca tarihi eser  yakılıp yerine modern beton yığınları yapılmadı mı sanki ?<br />
</span></sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub><span style="font-size: small;">Peki ya bize bizden kalanlar. Selçuklunun  bıraktığı camiler, kervansaraylar, mezarlar. Osmanlı’nın bıraktıkları,  yani bizim bu topraklar üzerindeki mührümüz. Kimliğimiz yani, geçmişimiz  geleceğimiz. Onların farkında mıyız? Onların kıymetini biliyor muyuz?  Hepimiz biliyoruz ki bu soruların cevabı da hayır. Atalarımızdan bize  kalan eserler çoğu yerde inanılmaz bir bakımsızlık içinde; çalan, yakan,  tahrip eden gırla gidiyor. Ahlat çürüyor, Ani kan ağlıyor ve daha  niceleri. Akdamar’daki Ermeni Kilisesi’ne milyonlarca para akıtırken ki  akıtalım, gözlerimiz niye görmüyor Selçuklu’dan, Osmanlı’dan kalanları.  En azından Akdamar Kilisesi’ne gösterilen hassasiyet neden Selçuklu  eserlerine, Osmanlı eserlerine gösterilmez. Akdamar Kilisesi ihya  edilirken, neden hemen yanı başında bulunan Ahlat’taki en az bin yıllık  Selçuklu Mezarlığı, Selçuklu Kümbetleri ölüme terkedilir.<br />
</span></sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub><span style="font-size: small;"> Aslında cevap basittir; ya çok büyük cehalet ya  da çok ciddi hainlik olmalı ki insanda korumasın o eserleri. Bir geçmiş  yok olup giderken kimsenin umurunda olmuyor. Şımarık mirasyedi gibi  tüketiyoruz bize kalanları; yakıyoruz, yıkıyoruz, çalıyoruz,  satıyoruz&#8230;Koruduğumuz eserlerde de salt koruma amacımız turizm, yani  para. Hal böyle olunca Selçuklu eserleri, Anadolu’daki Osmanlı eserleri  de pek turist çekmiyor. Tarih idrakimiz de olmayınca çok kolay  unutabiliyoruz o eserleri. Allah atalarımızın mirasını cahillerin,  hainlerin şerrinden korusun, bizlere onlara hak ettiği değeri verecek  iktidarı nasip etsin.</span></sub></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyavuz-gokturk-haydarpasa-yangininin-dusundurdukleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yavuz-gokturk-haydarpasa-yangininin-dusundurdukleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmihan Kübra AKKAŞ &#8211;  Üstte Gök Çöküyor; Altta Yer Deliniyor&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-ustte-gok-cokuyor-altta-yer-deliniyor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-ustte-gok-cokuyor-altta-yer-deliniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 21:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Semboller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2003</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 1921&#8230; İstiklal Savaşının en çetin yılları… Yaşanan tam anlamıyla bir ölüm kalım savaşı. Bu dönemde kurulan bir devlet… Salonda bir ses duyulur. Kürsüye çıkan Mehmet Akif, yeni kurulan devletin Millî Marş seçiminde elemeye 7. sırada giren şiirini okumaya başlar: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…” Şiir okunmakta, Mecliste bulanan milletvekilleri bir bir ayağa kalkmaktadır. Şiir bittiğinde tüm milletvekilleri ayakta ve alkışlamaktan elleri, ağlamaktan gözleri kızarmış vaziyettedir. İşte bu şiir, devletin resmi marşı olarak kabul edilecektir. İstiklal Savaşının yazıya dökülmüş hali olan bu şiir, o gün bir şiir olmaktan çıkıp “MİLLÎ MARŞ” vasfı kazanacaktır. İstiklal Savaşı’nın en zor yıllarında insanlara umut olacak, yüreklere inanç ve azim aşılayacaktır. Daha sonra gelen nesiller içinse bilinç, gurur ve millet sevgisi anlamını taşıyacaktır. İstiklal Marşı’nı her okuduğunda bir yandan tarihiyle övünen Türk genci, diğer yandan bin bir zorlukla kurulan bu devleti yüceltmek için elinden geleni yapacaktır. Tarih 23 Nisan 1933… Çankaya Köşkü’nün kapısı telaşla çalınmaktadır. Masasında oturan Ata’nın meraklı bakışları kapıya yönelir. Arkasından Ata’nın tok bir şekilde söylenmiş “Geliniz” sesi duyulur. İçeri giren dönemin Millî Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’tir. Elinde bir kâğıt tutmakta, yüzünde bu kâğıttan kaynaklanan mutluluk ve gurur okunmaktadır. Ata bir şey soramadan Dr. Galip söze girer. “Atam bugün sabah kızlarımla bayramlaşırken, onlara öğüt vermekteydim. Sonrasında ortaya bir ant çıktı.” Bunları söyledikten sonra ANDIMIZI okumaya başlar. “Ne Mutlu Türküm Diyene!” diyerek bitirdiğinde içinde büyük bir gurur, gözündeyse bir damla yaş vardır. Ata’nın görüşünü almak için başını kaldırdığında, onun da gözlerinde parlayan birkaç damla görecektir. Artık söze hacet yoktur. Dr. Reşit Galip Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilkokullarda bu andın her sabah okunması kararını alacaktır. Nedeni, çocukların her gün söyledikleri andı, yaşam felsefeleri hâline getirmektir. “Doğruluk, çalışkanlık, vatanını, milletini özünden çok sevmek…” Türk genci bu bilinçle yetişecek ve bu bilinçle çalışacaktır. Yıl 2010… Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu bir açıklama yapıyor: “Andımız kutsal bir metin değil, değiştirilebilir. Yenisini ben de yazabilirim. Bir çocuğun varlığı niye armağan olsun. İçerik olarak hoşuma gitmiyor. Türklük, bir üstünlük olarak vurgulanıyor…” Bu noktada, aynı zamanda hukukçu olan Sayın Nimet Çubukçuya Anayasa’mızın 66. maddesini hatırlatmak istiyorum : “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Aynı şekilde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk “Ne mutlu Türküm diyene&#8221; derken de aynı ilkeyi kastediyordu. Yani bu ifadede ırkî göndermeden ziyade bir mensubiyet bilinci işaret ediliyordu. Ayrıca Ata’nın “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” vecizesi de bu durumu gayet net olarak açıklamaktadır. Başbuğ Alparslan Türkeş’in Türk tanımı da Ata’nın tanımıyla paraleldir. Başbuğ 9 Işık Doktrini’nde Türklüğü şöyle tanımlamıştır: “Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak &#8220;Ben Türk&#8217;üm” diyen herkes Türk&#8217;tür. Türkçülük ve Türk&#8217;ün tayininde, sapık ölçülere, özellikle mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuar ırkçılığına inanmıyorum.&#8221; (10 Haziran 1973) “Türk” tanımı bu kadar açık ve net olarak belirlenmişken Sayın Başbakan’ın ve Sayın Millî Eğitim Bakanı’nın aksi yöndeki bazı ifadelerinden cesaret alan bazı çevrelere ise hainlik yapmak için fırsat doğmaktadır. “Benim varlığım neden Türk varlığına armağan olsun. Ben Türk değilim ki” şeklinde haddi aşan açıklamalar yapmaktadırlar. Bu tür açıklamalar yapan insanlar ya Türk tanımını bilmiyor ya da amaç çok başka… Ayrıca Millî Eğitim Temel Kanunu’nun amaçlar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Yıl 1921&#8230;</strong></p>
<p>İstiklal Savaşının en çetin yılları… Yaşanan tam anlamıyla bir ölüm kalım savaşı. Bu dönemde kurulan bir devlet…<br />
Salonda  bir ses duyulur. Kürsüye çıkan Mehmet Akif, yeni kurulan devletin Millî  Marş seçiminde elemeye 7. sırada giren şiirini okumaya başlar:</p>
<p><strong>“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…”</strong></p>
<p><strong> </strong><strong><br />
</strong>Şiir okunmakta, Mecliste bulanan  milletvekilleri bir bir ayağa kalkmaktadır. Şiir bittiğinde tüm  milletvekilleri ayakta ve alkışlamaktan elleri, ağlamaktan gözleri  kızarmış vaziyettedir. İşte bu şiir, devletin resmi marşı olarak kabul  edilecektir. İstiklal Savaşının yazıya dökülmüş hali olan bu şiir, o gün  bir şiir olmaktan çıkıp “MİLLÎ MARŞ” vasfı kazanacaktır. İstiklal  Savaşı’nın en zor yıllarında insanlara umut olacak, yüreklere inanç ve  azim aşılayacaktır. Daha sonra gelen nesiller içinse bilinç, gurur ve  millet sevgisi anlamını taşıyacaktır. İstiklal Marşı’nı her okuduğunda  bir yandan tarihiyle övünen Türk genci, diğer yandan bin bir zorlukla  kurulan bu devleti yüceltmek için elinden geleni yapacaktır.<br />
<strong>Tarih 23 Nisan 1933…</strong></p>
<p><strong> </strong><strong><br />
</strong>Çankaya Köşkü’nün kapısı telaşla  çalınmaktadır. Masasında oturan Ata’nın meraklı bakışları kapıya  yönelir. Arkasından Ata’nın tok bir şekilde söylenmiş “Geliniz” sesi  duyulur. İçeri giren dönemin Millî Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’tir.  Elinde bir kâğıt tutmakta, yüzünde bu kâğıttan kaynaklanan mutluluk ve  gurur okunmaktadır. Ata bir şey soramadan Dr. Galip söze girer. “Atam  bugün sabah kızlarımla bayramlaşırken, onlara öğüt vermekteydim.  Sonrasında ortaya bir ant çıktı.” Bunları söyledikten sonra ANDIMIZI  okumaya başlar. “Ne Mutlu Türküm Diyene!” diyerek bitirdiğinde içinde  büyük bir gurur, gözündeyse bir damla yaş vardır. Ata’nın görüşünü almak  için başını kaldırdığında, onun da gözlerinde parlayan birkaç damla  görecektir. Artık söze hacet yoktur.</p>
<p>Dr. Reşit Galip Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilkokullarda bu andın  her sabah okunması kararını alacaktır. Nedeni, çocukların her gün  söyledikleri andı, yaşam felsefeleri hâline getirmektir. “Doğruluk,  çalışkanlık, vatanını, milletini özünden çok sevmek…” Türk genci bu  bilinçle yetişecek ve bu bilinçle çalışacaktır.</p>
<p><strong>Yıl 2010…</strong></p>
<p>Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu bir açıklama yapıyor: “Andımız  kutsal bir metin değil, değiştirilebilir. Yenisini ben de yazabilirim.  Bir çocuğun varlığı niye armağan olsun. İçerik olarak hoşuma gitmiyor.  Türklük, bir üstünlük olarak vurgulanıyor…”<br />
Bu noktada, aynı zamanda hukukçu olan Sayın Nimet Çubukçuya Anayasa’mızın 66. maddesini hatırlatmak istiyorum :<strong> “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” </strong>Aynı şekilde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk<strong> “Ne mutlu Türküm diyene&#8221;</strong> derken de aynı ilkeyi kastediyordu. Yani bu ifadede ırkî göndermeden  ziyade bir mensubiyet bilinci işaret ediliyordu. Ayrıca Ata’nın <strong>“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”</strong> vecizesi de bu durumu gayet net olarak açıklamaktadır.</p>
<p>Başbuğ Alparslan Türkeş’in Türk tanımı da Ata’nın tanımıyla  paraleldir. Başbuğ 9 Işık Doktrini’nde Türklüğü şöyle tanımlamıştır:  “Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak &#8220;Ben Türk&#8217;üm” diyen herkes  Türk&#8217;tür. Türkçülük ve Türk&#8217;ün tayininde, sapık ölçülere, özellikle  mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuar ırkçılığına inanmıyorum.&#8221; (10  Haziran 1973)</p>
<p>“Türk” tanımı bu kadar açık ve net olarak belirlenmişken Sayın  Başbakan’ın ve Sayın Millî Eğitim Bakanı’nın aksi yöndeki bazı  ifadelerinden cesaret alan bazı çevrelere ise hainlik yapmak için fırsat  doğmaktadır. “Benim varlığım neden Türk varlığına armağan olsun. Ben  Türk değilim ki” şeklinde haddi aşan açıklamalar yapmaktadırlar. Bu tür  açıklamalar yapan insanlar ya Türk tanımını bilmiyor ya da amaç çok  başka…</p>
<p>Ayrıca Millî Eğitim Temel Kanunu’nun amaçlar kısmında; “Türk  Milleti’nin bütün fertlerini, Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada  ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milleti’nin millî,  ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve  geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye  çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere  dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye  Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış  haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek” maddesi yer almaktadır.  Andımız’ın içeriğine bakıldığında amacın yukarıdaki maddeyle aynı olduğu  görülecektir. O halde Andımız’ın kaldırılmasının istenmesi bir çelişki  değil midir?!</p>
<p>Nimet Hanım’ın açıklamaları sonrasında toplanan Millî Eğitim  Şûrasında söz alan bir Doçent ise “Andımızın kaldırılmasını talep  ediyorum” diyor. Bunun üzerine salondan yükselen birkaç itiraz sesi  üzerine Sayın Nimet Hanım’ın söyledikleri ne yazık ki şaşırtmıyor beni:  “Müdahale edilmesi gereken bir şey olursa ben ederim.”</p>
<p>Bu konuşmaların yapıldığı Şûra’da alınan kararlardan 33. madde şöyle :<strong> “Törenler ve toplantılar, paylaşma, bütünleşme, denetim ve kontrol  mekanizmaları olup okul yönetimi tarafından, kültürü etkileme,  değiştirme ve yeni değerlerin paylaşılması amacıyla rutin ve zoraki  katılıma dayalı etkinlikler olmaktan çıkarılıp yoğun olarak ortak duygu  ve değerlerin paylaşımını sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.”</strong> Yok yok bir daha okumanıza gerek yok, yanlış okumadınız. Madde tam  olarak bu… Peki neden böyle bir karar alındı mı diyorsunuz? Cevap basit  aslında… Bu Türk Devletinde Türk isminin sevilmiyor olması, birilerinin  Türk isminden rahatsızlık duyuyor olması. Bir milletin kendi devletinde,  kendi bayrağı altında yabancılaştırılma savaşı. Milletin sahip olduğu  değerleri kaybettirme, psikolojik bir harekâtla Türklük bilinci ve  şuurunun yok edilmeye çalışılması… Peki, neden tepki yok mu diyorsunuz?  Günlerdir benim de cevaplayamadığım soru tam olarak bu. Ama “lokal  anesteziden” “genel anesteziye” geçen canım milletim hala uyanamadı.  Hala anestezinin etkisinde…</p>
<p>Bu noktada Atsız hocanın “Millî Semboller” başlıklı yazısından bölümler geliyor aklıma: <strong>“Kutlu  sayılan nesneler bayrak gibi, arma gibi, millî marş gibi, şeref ve  namus gibi şeylerdir. (…) Milleti millet yapan kaidelerin içinde millî  semboller de bulunduğu için bir milleti yıkmak isteyenler, onun millî  sembollerine de hücum ederler…<br />
</strong></p>
<p><strong>Bir toplumun millî sembolleri olmadı mı artık sürüleşmiş  demektir. Bilginlerine, profesörlerine ve her şeyine rağmen onun koyun  sürüsünden veya karınca yuvasından farkı yoktur…<br />
</strong></p>
<p><strong>Millî sembollere saldıranlara dikkat edilmelidir: Bunu  cehalet veya hamakatlarından mı, yoksa gizli maksatlarından mı  yapıyorlar?”<br />
</strong></p>
<p>Atsız hocanın sözü üzerine benim bir şey söylemem hadsizlik olur.  Ancak tarihteki en büyük şahsiyetlerden Türk Atası Bilge Kağan’ın  sözlerini yazmanın tam vaktidir diye düşünüyorum.. Sonuç cümlesi, en çok  akılda kalan cümledir diye bir şey okumuştum bir yerlerde. İnşallah bu  sefer gerçekten öyle olur: <strong>&#8220;Ey Türk; üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir. TİTRE VE KENDİNE DÖN.&#8221;</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fismihan-kubra-akkas-ustte-gok-cokuyor-altta-yer-deliniyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismihan-kubra-akkas-ustte-gok-cokuyor-altta-yer-deliniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezer Yozgat &#8211; Metin Tokdemir İsmi Daim Yaşayacaktır</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-metin-tokdemir-ismi-daim-yasayacaktir.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-metin-tokdemir-ismi-daim-yasayacaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 21:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Tokdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2001</guid>
		<description><![CDATA[Sene 95&#8242;in 8&#8242;Aralık&#8217;ı&#8230; Acı bir haber duyulur tez elden. Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanlarından MHP Gümüşhane Milletvekili Adayı Metin Tokdemir Zigana&#8217;da geçirdiği trafik kazasında vefat etti diye düşmüştü ajanslara haber. Ülkücülerin yüreğini içten yakmıştı bu haber. Ahde vefasızlık İmansızlıktır… Bu sözü duyduğumda her dem Metin TOKDEMİR gelir aklıma… Hani diyor ya şair Adı Metin, Yüreği Çetin İşte öyle bir adamdır Metin Tokdemir… 1959 da memleketi Gümüşhane’de dünyaya gelen, Üniversite eğitimi için gittiği Eskişehir’de ülkücülere sembol olan ve daha sonra Ülkücü Hareketin tarihine adını altın harflerle yazdıran bir ismin adıdır Metin TOKDEMİR. Üniversiteye gittiği yıllar 1980 ihtilalinin hemen sonrasına tekamül etmesi sebebiyle ülke bir ihtilal geçirmiş akan kan sanki sihirli bir değnek değmiş gibi 12 Eylül 1980 günü kesilmiştir. İhtilal için olgunlaşmasını bekledik diyen beyler olgunlaşmasını beklemiş ve Eylülün 1980’ini tarihler gösterirken düğmeye basmışlardır. ABD’de ise başkanın kulağına şöyle fısıldanmıştır Bizim Çocuklar ihtilali yaptı. Böyle bir süreçte üniversiteye gelen gençler ailelerinin sıkı tembihleriyle yollanmıştır. Aman oğlum siyasete falan karışma okuluna git gel denilmiştir. Öyle bir atmosferde üniversite hayatına başlayan Metin TOKDEMİR bir çok defa okula giderken elinde taşıdığı Töre dergisiyle ülkücü arkadaşlarıyla göz göze gelerek tebessüm edişi ve dahi Ülkücünün keşfini yapan bir isimdir Metin TOKDEMİR. Öğrenci evlerinde yakılan Ülkü Ateşi öncelikle Eskişehir Ülkü Ocakları’nın kurulması ve Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevine gelen Metin TOKDEMİR’in başkanlığında Eskişehir’de bayrağın dalgalanmasıyla Ülkücü Harekete duyurur ismini. Ülkücüler zindanlardadır Metin Başkan ocak başkanıyken. Bir çok duruşmayı izlemeye giden Metin TOKDEMİR ismi cezaevinde yatan ülkücüleri de selamsız sabahsız ziyaretsiz bırakmaz. Bir çok defa ülkücülerin ziyaretlerine gider cezaevlerinde. On iki eylül ihtilalinin zihniyetiyle cezaevlerinde kendilerince çürümeye bırakılan Ülkücü Gençlik derisini yüzsen yüzüne güler deyimiyle kara zindanları taş medrese haline getirmiştir. O taş medreselilerin o Yusuf yüzlülerin dışarıdaki yol arkadaşı ülküdaşı gardaşıdır Metin TOKDEMİR. Seksenli yılların sonunda doksanlı yılların başında bir isim Ahdevefasızlık İmansızlık çağrısıyla bayrak olmuş Ülkücü Hareketin toparlanışına simge olmuştur. Üzerindeki ölü toprağını silken Ülkücü Gençlik “Her Dem Yeniden Doğarız, Bizden Kim Usanası” düsturu ve “Bir Öldük Bin Dirildik” haykırışlarıyla yola koyulmuşlardır. Başbuğun emriyle Eskişehirden Ankaraya gelerek Önce Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı görevine daha sonra Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevine gelen Metin TOKDEMİR kaçanlara cayanlara yorulup da yarı yolda nefessiz kalanlara biz de zamanında Ülkücüydük diyenlere en güzeli cevabı Ülkücülüğün gelip geçici bir heves değil yaşam felsefesi olduğunu yaşayışıyla duruşuyla vermiştir. Bu güzel insan 1995 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisinin Gümüşhane İli Birinci Sıra Milletvekili Adayı olur. Kar kış boran kopmuştur karadenizde. Ankara’da yapılan Gümüşhaneliler Derneğinin bir yemekli toplantısına katılmak üzere Gümüşhaneden çıktığı yola Zigana Geçidinde bekleyen hazin sonla karşılaşmıştır. Geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden bu güzel insanın hukukuna ülküdaşlığına doyamayan o samimi ülküdaşları acı haberle yıkılmış ve ahde vefasızlık imansızlıktır düsturuyla yaşayan Metin TOKDEMİR’in cenazesi için Gümüşhane’ye Ahde Vefa adına koşarcasına gitmişlerdir. Yolu Gümüşhaneden geçen her Ülkücünün uğrak yeri olmuştur Kelkit’de mezarı başı. Her dakikasını Ülkücü Hareket için yaşayan, her dakikasında Ülkücü Hareketi düşünen Necatibey Caddesinde Çelik Kapı dükkanında yanına gelen Ülkücülere Çelik gibi öğütler veren, Ülkücüleri Çeliğe Sarılmış İpek misali gören ve öyle yetiştiren Metin TOKDEMİR’e buradan Metin TOKDEMİR’in Genel Başkanlığını yaptığı teşkilatta nefer...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sene 95&#8242;in 8&#8242;Aralık&#8217;ı&#8230; Acı bir haber duyulur tez elden. Ülkü  Ocakları Eski Genel Başkanlarından MHP Gümüşhane Milletvekili Adayı  Metin Tokdemir Zigana&#8217;da geçirdiği trafik kazasında vefat etti diye  düşmüştü ajanslara haber. Ülkücülerin yüreğini içten yakmıştı bu haber.</p>
<p>Ahde vefasızlık İmansızlıktır…</p>
<p>Bu sözü duyduğumda her dem Metin TOKDEMİR gelir aklıma…</p>
<p>Hani diyor ya şair Adı Metin, Yüreği Çetin</p>
<p>İşte öyle bir adamdır Metin Tokdemir…</p>
<p>1959 da memleketi Gümüşhane’de dünyaya gelen, Üniversite eğitimi için  gittiği Eskişehir’de ülkücülere sembol olan ve daha sonra Ülkücü  Hareketin tarihine adını altın harflerle yazdıran bir ismin adıdır Metin  TOKDEMİR.</p>
<p>Üniversiteye gittiği yıllar 1980 ihtilalinin hemen sonrasına tekamül  etmesi sebebiyle ülke bir ihtilal geçirmiş akan kan sanki sihirli bir  değnek değmiş gibi 12 Eylül 1980 günü kesilmiştir. İhtilal için  olgunlaşmasını bekledik diyen beyler olgunlaşmasını beklemiş ve Eylülün  1980’ini tarihler gösterirken düğmeye basmışlardır. ABD’de ise başkanın  kulağına şöyle fısıldanmıştır Bizim Çocuklar ihtilali yaptı. Böyle bir  süreçte üniversiteye gelen gençler ailelerinin sıkı tembihleriyle  yollanmıştır. Aman oğlum siyasete falan karışma okuluna git gel  denilmiştir. Öyle bir atmosferde üniversite hayatına başlayan Metin  TOKDEMİR bir çok defa okula giderken elinde taşıdığı Töre dergisiyle  ülkücü arkadaşlarıyla göz göze gelerek tebessüm edişi ve dahi Ülkücünün  keşfini yapan bir isimdir Metin TOKDEMİR.</p>
<p>Öğrenci evlerinde yakılan Ülkü Ateşi öncelikle Eskişehir Ülkü  Ocakları’nın kurulması ve Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevine gelen  Metin TOKDEMİR’in başkanlığında Eskişehir’de bayrağın dalgalanmasıyla  Ülkücü Harekete duyurur ismini. Ülkücüler zindanlardadır Metin Başkan  ocak başkanıyken. Bir çok duruşmayı izlemeye giden Metin TOKDEMİR ismi  cezaevinde yatan ülkücüleri de selamsız sabahsız ziyaretsiz bırakmaz.  Bir çok defa ülkücülerin ziyaretlerine gider cezaevlerinde. On iki eylül  ihtilalinin zihniyetiyle cezaevlerinde kendilerince çürümeye bırakılan  Ülkücü Gençlik derisini yüzsen yüzüne güler deyimiyle kara zindanları  taş medrese haline getirmiştir. O taş medreselilerin o Yusuf yüzlülerin  dışarıdaki yol arkadaşı ülküdaşı gardaşıdır Metin TOKDEMİR.<br />
Seksenli yılların sonunda doksanlı yılların başında bir isim  Ahdevefasızlık İmansızlık çağrısıyla bayrak olmuş Ülkücü Hareketin  toparlanışına simge olmuştur. Üzerindeki ölü toprağını silken Ülkücü  Gençlik “Her Dem Yeniden Doğarız, Bizden Kim Usanası” düsturu ve “Bir  Öldük Bin Dirildik” haykırışlarıyla yola koyulmuşlardır. Başbuğun  emriyle Eskişehirden Ankaraya gelerek Önce Ülkü Ocakları Genel Başkan  Yardımcılığı görevine daha sonra Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevine  gelen Metin TOKDEMİR kaçanlara cayanlara yorulup da yarı yolda nefessiz  kalanlara biz de zamanında Ülkücüydük diyenlere en güzeli cevabı  Ülkücülüğün gelip geçici bir heves değil yaşam felsefesi olduğunu  yaşayışıyla duruşuyla vermiştir.</p>
<p>Bu güzel insan 1995 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisinin  Gümüşhane İli Birinci Sıra Milletvekili Adayı olur. Kar kış boran  kopmuştur karadenizde. Ankara’da yapılan Gümüşhaneliler Derneğinin bir  yemekli toplantısına katılmak üzere Gümüşhaneden çıktığı yola Zigana  Geçidinde bekleyen hazin sonla karşılaşmıştır. Geçirdiği trafik  kazasında hayatını kaybeden bu güzel insanın hukukuna ülküdaşlığına  doyamayan o samimi ülküdaşları acı haberle yıkılmış ve ahde vefasızlık  imansızlıktır düsturuyla yaşayan Metin TOKDEMİR’in cenazesi için  Gümüşhane’ye Ahde Vefa adına koşarcasına gitmişlerdir. Yolu Gümüşhaneden  geçen her Ülkücünün uğrak yeri olmuştur Kelkit’de mezarı başı.</p>
<p>Her dakikasını Ülkücü Hareket için yaşayan, her dakikasında Ülkücü  Hareketi düşünen Necatibey Caddesinde Çelik Kapı dükkanında yanına gelen  Ülkücülere Çelik gibi öğütler veren, Ülkücüleri Çeliğe Sarılmış İpek  misali gören ve öyle yetiştiren Metin TOKDEMİR’e buradan Metin  TOKDEMİR’in Genel Başkanlığını yaptığı teşkilatta nefer olan bizler  O’nun O Çelik gibi iradeleştirdiği duruşumuzla her dem yeniden  haykırıyoruz. Vefayı Süleymaniye de bir semt adı olarak görenlere inad  her dem Ülkücü Hareketi yaşıyoruz. Ocak Genel Başkanlığı görevinden  ayrıldıktan sonra semt ocaklara konferans vermeye körüklü halk  otobüsüyle giden Metin TOKDEMİR’in kendisini gördüğünde Düğününde yanına  gelerek takı takmak isteyen Ocak Genel Merkezi yöneticisine eski bir  Ocak Genel Başkanı olarak yakasındaki altınlardan çıkartıp vererek gidin  bunu ocağa harcayın diyecek ferasete sahip bir Eski Ocak Genel  Başkanımızı Rahmet ve Minnetle Anıyoruz.</p>
<p>Mekanın Cennet Olsun Metin Başkan…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsezer-yozgat-metin-tokdemir-ismi-daim-yasayacaktir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-metin-tokdemir-ismi-daim-yasayacaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yrd.Doç.Dr. Ruhi ERSOY &#8211;  Devlet Bahçeli’nin Baba Ocağı Osmaniye Ziyareti İzlenimleri</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-devlet-bahceli%e2%80%99nin-baba-ocagi-osmaniye-ziyareti-izlenimleri.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-devlet-bahceli%e2%80%99nin-baba-ocagi-osmaniye-ziyareti-izlenimleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 21:17:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Ruhi Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1999</guid>
		<description><![CDATA[MHP Lideri Devlet  Bahçeli referandum sonrası  Türk siyasi  hayatındaki AKP’nin yıkılamazlığı ve yeniden iktidar olacağı  şeklinde oluşturulan atmosferi ortadan kaldırmak adına malum olunduğu üzere çok önemli çıkışlar yapıp söz konusu algıyı ters yüz eden çıkışlarına adım adım memleket gezileriyle devam etmektedir. Bu gezi halkalarının en yenilerinden birisi de kendi memleketi olan OSMANİYE olmuştur. Bu gezilerde Lider Bahçeli ve MHP üst yönetimi, vatandaşla göz ve gönül temasını kurup endişe etmeye mahal yok biz buradayız hep vardık ve hep var olacağız hem de bundan sonra çok daha güçlü olarak varlığımızı sonsuza kadar var ol TÜRKİYE  marşıyla adım adım yurdumuzu dolaşıp sorunları yerinde görüp çözüm önerilerimizi anlatarak Tam Yol İleri gideceğiz demektedir. Lider Bahçeli’nin Osmaniye ziyaretinin başından sonuna iki gün boyunca gözlemcisi ve tarihi anların tanığı oldum. Osmaniye’nin siyasi, sosyal ve kültürel ikliminden hiç kopmamış bir Osmaniye çocuğu olarak benim için de bu gözlemler çok önemli ve anlamlı olmuştur. Çünkü Lider Bahçeli’nin vizyonuna dair analizler yapan birisinin onu kendi topraklarında hem de oranın dokusunu bilen birsi olarak izlemek çok haz vericiydi. Osmaniye İzlenimlerimize başlamadan önce ülkenin siyasi atmosferine dair bazı hatırlatmalarla yazı dizimize   başlamayı daha uygun buluyorum. 2011 GENEL SEÇİMLERİNE TÜRKİYE BUNDAN ÖNCEKİ SEÇİMLERDEN FARKLI BİR PSİKOLOJİK HAVAYLA GİRECEK 2011 Genel seçimlerine Türkiye bundan önceki seçimlerden farklı bir psikolojik havayla girecek. Zira AKP-CHP ve MHP arasında geçecek olan siyasal yarışın boyutları tam anlamıyla değişmiştir. Cumhuriyet, kurucu felsefe, laik ve ulus devlet vurgusunu içselleştirmiş olan Deniz Baykal tasfiye edildi ve yerine CHP’nin değil, SHP’nin dilini konuşan veya konuşmayı genel bir politika olarak benimsemesi çok muhtemel olan Kemal Kılıçdaroğlu geldi.  Bugünden sonra ana muhalefet genel bir siyasal politika olarak Türkiye’nin en hassas olduğu problemlere bir zamanlar TBMM’ye, Leyla Zanaları yani ilk bölücü temsilcileri taşımış olan SHP mantığıyla yaklaşacaktır. Kılıçdaroğlu’nun SHP çizgisi takip edeceği, alışılagelmiş bir CHP’nin dilini konuşmayacağı referandum süreciyle birlikte ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan görünen o ki AKP  iktidarı: Referandumun sağladığı psikolojik gücü, genel seçimlere yansıtmaya çalışacak ve siyasal dil açısından birçok köklü değişikliği seçim arifesine bırakma stratejisini takip edecektir. Mali af yasasından, kısa dönem askerliğe veya direkt sıcak para yardımlarına kadar her türlü popülist politika, günü kurtarma adına, milli beka duygusundan yoksun olarak kamuoyuna sunulacaktır. Çünkü bu seçim AKP’nin zihinsel haritasının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin seçimidir. Aslında 2011 seçimi Türk’ün 21.yüzyılın başında “ateşle imtihanı” olacaktır. Ya Meclis aritmetiğini sayısal olarak değiştirecek güçlü, Ankara merkezli, küresel odaklardan beslenmeyen, yönetme iktidarına sahip ve varlığıyla bir güven ortamı sunan, Ulus-devletten yana özlü bir tavır benimsemiş Milliyetçi yükseliş,  ya da Neo-İmparatorluk hevesiyle girişilmiş olan küresel ortaklığın Ortadoğu’yu inşa faaliyeti muhalefetsiz bir sürecin içine girecektir. AKP-CHP-BDP BİR YANA MHP  BİR YANA Önümüzdeki günlerde özellikle ülkemizin doğu bölgesinde ve Kürt vatandaşlarımızın üzerinde siyasal propaganda üçe bölünecek, yani üç parti bölgenin asıl temsilcisi biziz yarışıma girecek; AKP-CHP-DTP. İşte bu süreç itibariyle AKP’nin bölgede SHP’li CHP ye kısmi de olsa oy kaybedeceği kanaatindeyim. Ancak bugünkü reel ortamda AKP bu negatif durumu mutlaka aşmaya çalışacak ve bütün kaynaklarıyla ülkücü tabana yönelecektir. Duyduğumuz an işitmekten dahi iğreneceğimiz bir milliyetçi dil, milliyetçi düşmanları tarafından benimsenecek ve hayatı boyunca milliyetçiliği zihinsel hastalık olarak gören isimlerin milliyetçiliğin ipine...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>MHP Lideri Devlet  Bahçeli referandum sonrası  Türk siyasi  hayatındaki AKP’nin yıkılamazlığı ve yeniden iktidar olacağı  şeklinde  oluşturulan atmosferi ortadan kaldırmak adına malum olunduğu üzere çok  önemli çıkışlar yapıp söz konusu algıyı ters yüz eden çıkışlarına adım  adım memleket gezileriyle devam etmektedir. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu  gezi halkalarının en yenilerinden birisi de kendi memleketi olan  OSMANİYE olmuştur. Bu gezilerde Lider Bahçeli ve MHP üst yönetimi,  vatandaşla göz ve gönül temasını kurup endişe etmeye mahal yok biz  buradayız hep vardık ve hep var olacağız hem de bundan sonra çok daha  güçlü olarak varlığımızı sonsuza kadar var ol TÜRKİYE  marşıyla adım adım yurdumuzu dolaşıp sorunları yerinde görüp çözüm önerilerimizi anlatarak Tam Yol İleri gideceğiz demektedir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Lider  Bahçeli’nin Osmaniye ziyaretinin başından sonuna iki gün boyunca  gözlemcisi ve tarihi anların tanığı oldum. Osmaniye’nin siyasi, sosyal  ve kültürel ikliminden hiç kopmamış bir Osmaniye çocuğu olarak benim  için de bu gözlemler çok önemli ve anlamlı olmuştur. Çünkü Lider  Bahçeli’nin vizyonuna dair analizler yapan birisinin onu kendi  topraklarında hem de oranın dokusunu bilen birsi olarak izlemek çok haz  vericiydi.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osmaniye İzlenimlerimize başlamadan önce ülkenin siyasi atmosferine dair bazı hatırlatmalarla yazı dizimize   başlamayı daha uygun buluyorum.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2011 GENEL SEÇİMLERİNE TÜRKİYE BUNDAN ÖNCEKİ SEÇİMLERDEN FARKLI BİR PSİKOLOJİK HAVAYLA GİRECEK</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2011  Genel seçimlerine Türkiye bundan önceki seçimlerden farklı bir  psikolojik havayla girecek. Zira AKP-CHP ve MHP arasında geçecek olan  siyasal yarışın boyutları tam anlamıyla değişmiştir. Cumhuriyet, kurucu  felsefe, laik ve ulus devlet vurgusunu içselleştirmiş olan Deniz Baykal  tasfiye edildi ve yerine CHP’nin değil, SHP’nin dilini konuşan veya  konuşmayı genel bir politika olarak benimsemesi çok muhtemel olan Kemal  Kılıçdaroğlu geldi.  Bugünden sonra ana muhalefet  genel bir siyasal politika olarak Türkiye’nin en hassas olduğu  problemlere bir zamanlar TBMM’ye, Leyla Zanaları yani ilk bölücü  temsilcileri taşımış olan SHP mantığıyla yaklaşacaktır. Kılıçdaroğlu’nun  SHP çizgisi takip edeceği, alışılagelmiş bir CHP’nin dilini  konuşmayacağı referandum süreciyle birlikte ortaya çıkmıştır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Diğer taraftan görünen o ki AKP  iktidarı:  Referandumun sağladığı psikolojik gücü, genel seçimlere yansıtmaya  çalışacak ve siyasal dil açısından birçok köklü değişikliği seçim  arifesine bırakma stratejisini takip edecektir. Mali af yasasından, kısa  dönem askerliğe veya direkt sıcak para yardımlarına kadar her türlü  popülist politika, günü kurtarma adına, milli beka duygusundan yoksun  olarak kamuoyuna sunulacaktır. Çünkü bu seçim AKP’nin zihinsel  haritasının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin seçimidir. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Aslında  2011 seçimi Türk’ün 21.yüzyılın başında “ateşle imtihanı” olacaktır. Ya  Meclis aritmetiğini sayısal olarak değiştirecek güçlü, Ankara merkezli,  küresel odaklardan beslenmeyen, yönetme iktidarına sahip ve varlığıyla  bir güven ortamı sunan, Ulus-devletten yana özlü bir tavır benimsemiş  Milliyetçi yükseliş,  ya da Neo-İmparatorluk  hevesiyle girişilmiş olan küresel ortaklığın Ortadoğu’yu inşa faaliyeti  muhalefetsiz bir sürecin içine girecektir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>AKP-CHP-BDP BİR YANA MHP  BİR YANA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Önümüzdeki  günlerde özellikle ülkemizin doğu bölgesinde ve Kürt vatandaşlarımızın  üzerinde siyasal propaganda üçe bölünecek, yani üç parti bölgenin asıl  temsilcisi biziz yarışıma girecek; AKP-CHP-DTP. İşte bu süreç itibariyle  AKP’nin bölgede SHP’li CHP ye kısmi de olsa oy kaybedeceği  kanaatindeyim. Ancak bugünkü reel ortamda AKP bu negatif durumu mutlaka  aşmaya çalışacak ve bütün kaynaklarıyla ülkücü tabana yönelecektir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Duyduğumuz  an işitmekten dahi iğreneceğimiz bir milliyetçi dil, milliyetçi  düşmanları tarafından benimsenecek ve hayatı boyunca milliyetçiliği  zihinsel hastalık olarak gören isimlerin milliyetçiliğin ipine sarıldığı  bir döneme tanıklık edilecektir.  Çünkü hem  küresel aktörler bölge adına vaat edilenlerin artık gerçekleşmesi adına  AKP’yi kıskaca alacak hem de özellikle Sayın Başbakanın Neo-Osamanlı’  (yeni imparatorluğun ilk İmparatoru)’nın ilk Başkanı olma arzusu bu  hesabı daha da alevlendirecek. Bugün itibariyle MHP’nin yapması zaruri  olan şey: AKP içerisinde bu milliyetçi dili konuşacak olan muhtemel  isimlerin siyasi hayatları boyunca milliyetçilikle ilgili verdiği  beyanları ARGE imkanlarıyla toplamak ve yarın bu propaganda savaşında bu  isimlerin asıl düşüncelerini ortaya koymak olmalıdır. İfade ettiğimiz  bu beyan için ya insanlar zaten bunların milliyetçi olmadığını biliyor  gibi bir düşünce bizim toplumumuzu ve günümüz insanını tanımamak  anlamına gelir ki, en tehlikeli olan toplumunuzu tanımadan siyaset yapma  arzusudur. Kapitalist toplum insanının en belirgin özelliği  unutkanlıktır: kitle iletişim araçlarının önemi ise, bu türden  süreçlerde hafızayı canlı tutma konusunda temel enstrüman olmasıdır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Adalet  ve tam demokrasiden yana olan, Avrupa tarihine değil, kendi  medeniyetine güvenen, kontrol edilen değil, kontrol eden, Milli devlet  ve ünüter yapıdan taraf olan, Türk psikozu bulunmayan ve bunu bir kimlik  olarak içselleştiren herkes MHP’de siyaset yapmaya davet edilmelidir.  Lider Dr.Devlet Bahçeli’nin bu anlamda açmış oluğu kapıyı geri çeviren  herkes şunu bilmelidir ki: bu Türk’ün “ateşle en ağır imtihanlarından”  biridir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OSMANİYE LİDER BAHÇELİYİ BAĞRINA BASTI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Osmaniye&#8217;de  Belediye tarafından yapılan 44 proje ve yapımı devam eden 21 projenin  toplu açılışını gerçekleştiren Bahçeli, daha sonra, Valilik, Mezarlık  Ziyareti, Fidan Üreticileri Birliği Fuarı ve Gebeli Parkı açılışlarına  katıldı. MHP Osmaniye İl Başkanlığı tarafından Köşk Düğün salonunda  onuruna verilen yemeğe katılan Devlet Bahçeli&#8217;ye yemek sonrası bir  pastane işletmecisi tarafından üzerinde üç hilal şekli bunan  yerfıstığından yapılmış baklava ikram edildi. Sivil toplum kuruluşları  temsilcileri ve yaklaşık 3 bin kişilik partililerine konuşan Bahçeli,  daha sonra partiye katılanlara rozetlerini taktı”  Lider Bahçeli’nin Osmaniye gezisi haber merkezlerine yukarıdaki şekliyle düştü</p>
<p style="text-align: justify;">Evet  haber doğruydu ve haber olduğu için ancak bu şekilde verilirdi  verilmesine ya acaba her şey bu kadarla sınırlı mıydı yoksa bu bir  parağraflık haberin ardında çok anlı duygular mı yaşanmıştı işte biz  biraz bu kısmı irdelemk istiyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;">2-3  Aralık 2010 tarihlerinde Lider Devlet Bahçeli’nin Osmaniyemizi ziyaret  edeceği haberi günler öncesinden alınmış ve bu vuslat anı için MHP  Osmaniye İl başkanlığı, merkez ilçe teşkilatı ve Osmaniye Belediye  Başkanlığı adeta teyakkuza geçmiş ve bu tarihi günün kusursuz olması  için hummalı bir çalışma başlatmıştı. Sanırım MHP Osmaniye İl başkanı  Murat Kanlı rüyasında bile bu organizasyonla uğraşıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet  beklenen gün geldi çattı ve Toprakkale turnikelerinde Lider Bahçeli  karşılanmak üzere yola çıkıldı: Otoban turnikeleri çıkışının önü Kış  Güneşinin sıcaklığı ile ısınan siyaset sıcaklığının birleşmesiyle adeta  heyecanı yüksek, bir o kadar da kalabalık bir kitleyle genel başkanı  karşıladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta  Adana olmak üzere civar illerden gelen temsilcilerinde sıraya girdiği  karşılama esnasında genel başkan bütün nezaket ve zarafetiyle sıradaki  herkesle tek tek tokalaştı ve Toprakkale ilçesine hareket etti.  Toprakkale ilçesinde hazırlanan mütevazı kürsüden Toprak  kalelihemşerilerine gösterdikleri alakadan dolayı teşekkür eden kısa bir  selamlama konuşması yaptı. Akabinde Osmaniye merkeze doğru konvoy  hareket etti ama merkeze hemen ulaşmak ne mümkün yoldaki sevgi  gösterileri için konvoyun önünü kesen başta Osmaniye Sebze Hali esnafı  hemen akabinde Galericiler sitesi Esnafı Davullar ve zurnalar eşliğinde  sevgilerini ifade ettiler ve Lider Bahçeli de aracından inip tek tek bu  insanlarımıza teşekkür etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmaniye  Belediye Başkanı Kadir KARA ve çalışma arkadaşlarının ilk  icraatlarından birisi olan şehir girişindeki park’ın köşesi daha  eskilerin ülkübir’in köşesi dediği PTT ile  eski  vilayet arasındaki şehri ikiye bölen ana asfaltın olduğu mekandaki  kavşak düzenlemesi ve meydan çalışmasıyla kente adeta yeni bir çehre  kazandıran bu meydan adı sahibi Devlet BAHÇELİ&#8217;yle mehteran takımının  eşliğinde Osmaniyelilerin büyük bir coşkusuyla buluştu. Parkın köşeden  belediye binasına kadar yürüyerek hemşerilerini selamlayan Bahçeli iki  dakikada yürünen o mesafeyi 30 dakika da ancak yürüdü. Balkonlarda çiçek  atan bayrak sallayan ve tüm doğallığı ile yollara dökülen insanlar  adeta bir bayram günü havasını yaşadılar ve yaşattılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediye  binası önüne kurulan ekranlardan birazdan belediye başkanlığı makam  katı terasından yapılacak konuşmayı göremeyenler içindi. Başkan Kadir  Kara vatandaşı hoş bir hava teneffüs ettirmek için tüm detayları  düşünmüştü, gül suyunu dev bir fıskiye cihazıyla havalandırmak atmosferi  çok daha güzelleştirmişti. Bir müddet sonra kürsüye gelen başkan Kadir  Kara kısa ve öz bir konuşmayla genel başkanı takdim etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve beklenen an geldi lider kürsüye çıktı ve  hemşerilerine  içinden geldiği gibi bir konuşma yaptı. Öncelikle referandum sonrası  kaleler polemiğini hatırlatıp Osmaniyelilerin moral bozmamasını  gerektiğini ve kendilerine verdiği desteğin anlamını kendilerin çok iyi  bildiğini ifade etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediye  Başkanlığını MHP’ye kazandıran hemşerilerine tekrar teşekkür etti.  Doğrusu o arada şu gerçeği düşündüm. 2009 yerel seçimlerinde MHP  neredeyse beş yüze yakın belediye başkanlığını kazandı. 2007 genel  seçimlerinden yeni çıkmış bir iktidarın baskıcı gücü karşısında 2009  yılında bu kadar belediye başkanlığı kazanmak olağan üstü bir durumken  ülkenin içinde bulunduğu bu durumda 2011 de neden MHP iktidar olmasın  dedim kendi kendime. Ve haklıydım bu düşünceyi malum güç merkezleri de  böyle düşünüyor olmalı ki dedim referandum sonrası MHP üzerine bilinçli  bir oyun sergileyip bu gücü kırmaya çalışıyorlar. Ama Ülkücü irade bu  oyunu da ters yüz edecektir. Osmaniyedeki atmosfer bunun en büyük  göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediye  önündeki coşkulu programdan sonra Lider Bahçeli 57.hükümette  kendilerinin temelini attığı vilayet binasına valilik makamını ziyarete  ve akabinde mezarlık ziyareti ve oradan il başkanlığına geldi. İl binası  balkonundan kırmızı beyaz güllerle saçılarak karşılanan lider il  başkanlığı makamında burada hizmet üreten İl ve Merkez ilçe teşkilatında  görev alan arkadaşlarla sohbet etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Akşam  hava kararmasına rağmen Gebeli Mahallesine doğru yola çıkıldı. Fidan  üretme merkezi açılışını yapan lider Bahçeli burada bir traktöre bindi  ve gençlik yıllarında çok traktör sürdüğünü, bir çiftçi çocuğu olduğunu  hatırlattı yakınındaki arkadaşlarına.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">GEBELİ PARKININ AÇILIŞI</p>
<p style="text-align: justify;">Gebeli  Parkının açılışı ve bir buçuk asırlık ÇINAR’ın altındaki tarihi buluşma  çok anlamlıydı. Osmaniye’nin yerli halkı ki ova kısmı da yerlidir  buradan kastım fırka-i ıslahiye ile gavur dağlarında yaşayan Türkmen  boylarının şehir kurulduğunda ilk yerleştikleri yerler dağın etekleri  olmuştur ve şehrin güney kısmında yer alan bu alan  adeta bir hilal yay gibi bu alandaki köy ve mahalleri ile  Osmaniye’yi  yarım daire şeklinde içine alır o yarım dairenin ortasında yer alan  Gebeli, Karaçay,Alibekirli, Ulaşlı, Haraz, Başmahalle, aslında benimde  çocukluk şuur altımın geçtiği yerler olduğu için Lider Bahçelinin Çınar  altı sohbetinde çok daha heyecan duydum. Söz konusu bu çınar adeta bu  yörenin bir “<strong>hafıza mekanı</strong>” niteliğindedir. Dün Milli  Mücadale’de bu çınar altı direnişçi halk kahramanlarının buluşma yeri  iken bugün siyasal mücadelede benzer bir duruma ev sahipliği yapmaktaydı  adeta.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>AKŞAMKİ TARİHİ  YEMEKLİ SALON TOPLANTISI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Osmaniye’mize  hep değer katan değerli ağabeylerimizden Osman Karayiğit’in  Osmaniye’mize kazandırdığı İlk halı sahasından sonra hemen onun yamacına  kurduğu sosyal tesisle nihayet büyük toplantılar yapılacak bir  salonumuzda olmuştu artık. Ve bu salon ilk önemli konuk olarak Liderine  hazırlanmıştı o geceki yemek için. Bin iki yüz kişilik yemek düzenli  oturumu olan bu salon haricinde arka bahçeye kurulan çadırlar ve  masalarla dışarıyı da sayarsak üç bin kişilik bir yemekli toplantı kolay  olmasa gerek. Muhteşem gecenin  her sosyal  kesimden Osmaniyelileri Liderleri ve gururları Devlet Bahçeli ortak  paydasında bir araya getirmiş olması ayrı bir güzellik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmaniyeliler  sezgisi,  irfanı güçlü vakti gelediğinde yapması gereken hareketi yapabilen  insanlardır. Dün cebel-i Bereket iken Çanakkale’ye, henüz Osmaniye  olmuşken Kuvvayi- milliye’ye kızıl tehlikede Ülkücü harekete ve bugün  yine demokrasi oyunuyla yapılmak istenen bölünme ayrışma ve milli  zafiyete müsaade etmemek adına oyunu görmüş ve siyasi yelpazenin daha  önce neresinde yer alırsa alsın bugün itibariyle olması gereken  liderliğini hemşerisi ve gururu Devlet Bahçeli’nin yapmış olduğu MHP  olduğunun farkındadır ve gerekeni yapacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Lider  Bahçeli’nin Salon konuşmasındaki ana temayı, ilke,ülkü , samimiyet ve  istikrar diye özetleyebiliriz.21.dönem TBMM’de yer alan siyasi partiler  ve vekil sayılarından hareketle başlayan değerlendirmelerini 21. yüzyıla  girerken yeni yüzyılda yeni bir anayasa için toplumun her kesiminin  temsil edildiği 21.dönem TBMM’si ile yapılacak olan anayasa toplumsal  uzlaşıyla çıkacak ve yeni çağa yeni anayasayla girilecekti ifadeleri  anayasa değişikliğine MHP’nin inancı ve bu konudaki samimiyetinin nişanı  olarak gösterilebilir şeklindeki benzetmelerden sonra AKP’nin anayasa  değişikliğini ülke gündemine getiriş biçimi ve meclisteki dayatma ve  akabinde referandum sürecinin serencamını anlatan Lider Bahçeli hayır  oyu kullanan on altı milyon vatandaşla kaygılarımız örtüşmüştür diyerek  süreci değerlendiren bakış açısını ortaya koydu. Salonun pür dikkat  kendisini dinlediğini hisseden lider Bahçeli hemşerilerinin huzurunda  olmanın hazzıyla siyaset ilkelerinin adeta destanını yazdı o gece.</p>
<p style="text-align: justify;">Lider  Bahçeli’nin bu ifadelerinin dışında hatta kendilerinin başka  konuşmalarında da vurguladığı üzere evet oyu veren yüzde elli sekizlik  kitleden referandum sonrası AKP’nin, samimiyetsizliğini,  tezgahını  gören ve MİLLİ BEKA sorununu daha iyi kavrayan kitleyi de bu on altı  milyona dahil ettiğinizde oran gittikçe artacaktır. Zira Lider  Bahçeli’nin gezilerinde ona karşı gösterilen ilgi ve MHP’ye olan  teveccüh Referandum sonrası İnsanlarımızda AKP Oyunu’nu daha bir fark  ediş olarak değerlendirilebilir kanısındayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Lider Devlet Bahçeli  o geceki yemekte ilkeli ve gerçekten istismar götürmeyen siyaset  anlayışını ortaya koyan değerlendirmelerden birisini de gündemden  düşmeyen Wikileaks internet sitesindeki iddialarla ilgiliydi. Söz konusu  çarpıcı açıklamalarda. Lider Bahçeli, “İnternet sayfasıyla Türkiye&#8217;ye  zehir saçıyorsa, sevsen de sevmesen de interneti değil, Amerika&#8217;nın  dışişleri mensuplarını değil, bu milletin iradesiyle kurulmuş AKP&#8217;yi  tutmak bir vatan görevi olur. İşte milliyetçilik budur” dedi. “ABD’ye  karşı tutarsın getirir sandıkta millet iradesiyle sen yıkarsın” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Öte yandan o akşamki tarihi  mesajlarına askere bakış ilkesini de ekledi ve:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Silahlı  kuvvetler’deki darbeci, ara rejimci zihniyeti ayıklamalıyız. Ama kar  kış demeden, yazın sıcağına aldırmadan terörle mücadele veren ve her  ilimize şehitler gönderen bir mücadelenin temel unsurlarını  sarsmamalıyız. Allah bize iktidar nasip ederse, terörle mücadelede çok  açık üstün başarı göstermiş komutan ve askerlerimiz üzerindeki yıpratma  faaliyetinin hesabını adalet önünde esas biz soracağız. Bir komutan  düşünün, Güneydoğu Anadolu’da kahramanca mücadele vermiş, ancak bu  komutan terfi sırası gelmiş medyanın önünde iftira ve yalanlarla ne  idüğü belirsiz konularla yıpratılıyor. Terörle mücadeledeki milli direnç  kırılmaya çalışılıyor. Altında yatan oyun budur. Eğer bunu yaparsanız  terörle mücadeleyi kim verecek?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  bir yol ayrımında bulunuyor. Bu yüzden önümüzdeki seçimler, kavgaya,  çatışmaya, cepheleşmeye ve gerilime yol açan hükümetten kurtulmak için  önemli bir fırsat olacak. AK Partililere sesleniyorum. Ülkeyi ve Ak  Parti’yi felaketlerden kurtarmak için iktidarı dinlendirin. Her gün bir  toplumsal cinayetle karşı karşıya olunduğu görülüyor. <strong>Türk  milletinde görülmeyen davranış bozuklukları şimdi başını almış gidiyor.  Sebebi Türkiye’deki kargaşa ve adaletsizlik, yolsuzluk ve  yoksulluktur”diyerek   anlamlı mesajlar verdi.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Lider  Bahçeli, Referanduma dair hemşerilerine şu açıklamaları yaptı:  “Referandumda, evet oyunun fazla çıkması, gizli gündemi ve tuzakları  harekete geçirebilmek için sayın başbakan devletin tüm imkanlarını TOKİ  aracılığıyla, devletin diğer makul imkanlarının bazı sosyal yardım  fonlarıyla, valisi, kaymakamı, bürokratıyla ve yoksul halkımızın zaruri  ihtiyaçlarının belli yöntemlerle karşılanması yoluyla yüzde 58&#8242;lik sonuç  almıştır. Buna rağmen kalbinin bir tarafını da korku salmıştır.  İstanbul&#8217;da en son yapılan mitinglerden sayın başbakan orada konuşuyor;  ‘Halkım yalvarıyorum size, yalvarıyorum milletin sandığa gittiğiniz  vakit orada bir siyasi partinin oylaması yok. Orada oy pusulasında AKP  ve diğer partiler yok. Evet veya Hayır var. Evet veya Hayır&#8217;ı tercih  ettiğiniz vakit bu bir partinin tercihi olmayacaktır. Onun için evet  oyunun fazla çıkması için sizden destek istiyorum’ demiştir. Ama aynı  başbakan, televizyonlardaki yandaşlarıyla, besleme programcılarıyla  seçim sonuçları henüz daha açıklanmadan bir kara propaganda başlatılmış,  bu halk oylamasının mağlubu MHP&#8217;dir, MHP taban kaybına uğramıştır, MHP  kalelerini yitirmiştir, MHP gelecek seçimde barajı aşamayacaktır ve MHP  yüzde 42&#8242;nin içerisinde yüzde 7 kadar oy alabilmiştir deniliyor. Şimdi  burayı şereflendiren aziz hemşerilerime, dava arkadaşlarıma  sesleniyorum. Şu bir oy pusulası, bunun bir kanadı evet bir kanadı  hayır. Eğer hayır üzerinde oyunuzu kullanmaya tercihini  belirlediğinizde, bunun neresine tercih mührünüzü evet vurursanız CHP&#8217;ye  yazılır, ya da MHP&#8217;ye yazılır. Bunu bir bilen Allahın kulu var mıdır?  Öyleyse neden yüzde 7&#8242;sini MHP&#8217;ye yüzde 42&#8242;nin kalanını ana muhalefet  partisine yazıyorsunuz. Buradaki amacın nedir? Türkiye&#8217;yi nereye  götürmek istiyorsunuz. MHP&#8217;siz bir Türkiye ve bir meclis hangi açılım  safsatasını, zırvasını sonuçlandırmak için kendinize imkan ve fırsat  verecektir. İki partili bir parlamenter sistem içerisinde, bir takım dış  unsurlarında yönlendirmesiyle Türkiye&#8217;de başlatılmış olan bir yıkım  projesinin yani bir ihanet projesinin bir bölünme projesinin neticeye  varabilmesi için buna karşı dik ve kararlı duran bir MHP&#8217;yi bileğinizle  yıkamıyorsunuz, televizyon aracılığıyla, internetle, yalan dolanla,  iftiralarla ortadan kaldırmaya çalışıyorsun” dedi</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">BAHÇE İLÇESİNE HAREKET</p>
<p style="text-align: justify;">Osmaniye’de ilk gün akşamki muhteşem, yemekli salon  toplantısıyla  sonlanmış ertesi sabah 8.45 itibarıyla Bahçe ilçesine hareket  edilmişti. Bahçe ilçesi malum olunduğu gibi Lider Devlet Bahçeli’nin  soyadını aldığı ve büyük dedeleri Fettahoğlular’ın yurdu Bahçe ilçesinde  Çalışkan tabir yerindeyse Atom Karınca bir belediye başkanı var MHP’nin  Murat Altındiş. Bahçenin girişinde karşıladılar liderleri hemşerileri,  emmi oğularını. Lider Bahçeli ilk iş olarak dedelerinin Selçuklu  kümbetli mezarlarını ziyaret edip dua okuyarak ve mezarlarına çiçek  bırakarak başladı Bahçe ziyaretine. Daha sonra Bahçe girişinde belediye  binasına kadar yürüyerek selamlaştı, kucaklaştı hemşerileriyle. Havası  hoş,suyu güzel insanları berrak, güzel Bahçemizden ülke gündemini ve  Bahçe gibi kısıtlı imkanlara sahip yerlerimizin sorunlarıyla devam etti  sözlerine işsizlik ve göç’ün toplumu ne hale getirdiğini bildiklerini ve  İktidar olduklarında bu sorunları çözeceklerini anlattı bir bir  emmioğullarına.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi  kökleri Selçukluya kadar inan bu küçük ama bir o kadar da yayla yürekli  Türk Çocuklarının yaşadığı dağın eteğindeki Türkmen diyarından Düziçine  gitmek üzere ayrıldı Lider Bahçeli Zira Cuma Namazı Düziçi’nde  kılınacaktı çünkü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DÜZİÇİ’NE GEÇİŞ VE “NAMLI”BAŞKANIN İCRAATLARI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Düz  içine otoban gişelerinden çıkıp doğruca giriş yapabilirsiniz fakat  konvoy Düziçi’ne doğru girmeyip baraj yoluna, çevre yoluna saptı  birazdan anladık neden olduğunu zira Belediye Başkan’ı  Ökkeş Namlı Bey haklı olarak henüz yirmi ayında vaat ettiği  işlerin  çoğunu bitirmenin gururuyla çehresi değişen düziçi’ni liderine  göstermek istemişti. Devlet Bahçeli adı verilen bulvarın açılışından  sonra belediye binasına geçildi ve Başkan Ökkeş Namlı Lider Bahçeli’ye  icraatlarını anlattı bu değişimi bizlerde biliyorduk zira Karacaoğlan  şenlikleri kapsamında ve teşkilat konferansları bağlamında  sürekli  uğradığımız  bir ilçemiz olan Düziçi yirmi ayda belirgin düzenlenmiş ve  güzelleşmişti haklıydı Namlı Başkan havasını atmakta. Zira siyaseten  parti içi konularda bazen ters düşsek de Düziçi’nde belediyecilik  hizmetleri namına başımız dik geziyoruz diyordu Düziçili arkadaşlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Cuma  namazına mütakip Düziçi meydanında Düldül dağının eteklerinde  Karacoğla’nın torunları Harun Reşid’in uç beylerinin çocuklarına tarihi  bir hitap da bulunda Lider Bahçeli, coşku çok yüksekti elbetteki coşku  lideri yani hitap edeni de etkiliyor ve ülkenin sorunlarının çözümü için  ülkeye bir bakım onarım için MHP iktidarına olan ihtiyacı Lider Bahçeli  tüm açıklığı ile ortaya koyuyordu. 24.dönem de her ülkücüden 24 oy  istiyor ilkokul ortaokul lise üniversite askerlik arkadaşlarınızı  arayınız izah adiniz ikna ediniz ülke gerçekten bir dönüm noktasında bu  sorunun adı milli beka sorunudur diyerek tarihi sorumluluğunu ortaya  koyuyordu lider Bahçeli. Dr. Akif Küçükcan’ın koşturduğu sıcak pideye  namı diğer  Kablo Mustafa(Mustafa TOPRAK)  ağabeyimiz peyniri yetiştirdi tıpkı Kars “Anı” Cuma çıkartmasındaki  ekmek arası kaşar gibi yine bir Cuma namazı sonrası sıcak pide arası  tulum peyniri dürümüyle çıktık yola, sağlı sollu koridor oluşturmuş  hemşerilerimizin sevgi halkaları arasından   coşkuyla uğurlandık Düziçi’nden Kadirli’ye doğru.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">KADİRLİNİN KADİRŞİNASTLIĞI</p>
<p style="text-align: justify;">Konvoy  Kadirliye girene kadar sanırım üç yerde yol kesilip sevgi gösterildi  lider Bahçeli’ye İlk yolu Cevdetiye Kasabası Belediye Başkanı İlhami  Önal ve Cevdetiye’li vatandaşlar kesip bir mola verdirdiler lidere.  İlhami Önal Başkan da Ökkeş Namlı Başkan gibi babadan siyasetçi ve  rahmetli babasından devraldığı bir hizmet geleneği olan çok renkli ve  samimi bir kişilik zira rahmetli babasıyla babamın dostluğundan bilirim  aileyi ve Çukurova’nın toprakları gibi ülkeye hizmet sevdasında kaliteli  insan verimliliğini de düşünmüşümdür bu aileden gelen siyaset adamlığı  istikrarını.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet  kadirliye giriyor konvoy ama ne giriş adeta gelinlik kız gibi süslenmiş  kadirli vuslat anını bekler gibi saf, temiz ve bir o kadar heyecan dolu  bir hazırlık yapmış Dr.Ömer TARHAN Başkan. İnsanla büyük bir coşkuyla  yollarda lider aracından inip ana cadde de yürümeye başlıyor kucaklıyor  toprağının insanları onu ve hoş geldin diyor liderine. Büyük bir  coşkuyla ilerlerken Belediye binasına referandum sonrası vaat edilen  değişikliğin sadece hükümetin işine gelen maddeler olduğunu ama onun  dışında hiçbir şeyin değişmediğini Kenan Evreni cezalandıramayan ve 12  eylül cuntacılarını zora koyamayan   AKP’nin  şapkası kadirlide de düşmüştü artık. Geçen 7 Mart Kadirli Kurtuluş  Bayramında belediyenin konuğu olmuş ve çok anlamlı bir program yapmıştık  Ömer Tarhan ve ekibiyle Türkülerle kadirlinin kurtuluşunu yaşamış ve  yaşatmıştık hemşerilerimize adeta o geceki Sülemiş tesislerindeki coşku  ve duygu halini gördüm tüm Kadirli sokaklarında bu ziyarette.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediyede  alınan brifingden sonra lider ve konuklar yeni belediye ve kültür  sarayı hizmet binası temel atma töreni için s Kozan yolu boyuna  çıkıyoruz aman Allahım o da ne muhteşem bir platform ve on bine yakın  insan meydanı doldurmuş yolları kapatmış coşkuyla liderini gavur dağlı  bilge lider Bahçeliyi bekliyor. Helal olsun Dr.Ömer Tarhan ve ekibine  dedim,  Kadirlinin seksen öncesi eğitimcilerinden  olan ilçe başkanının gayretleri ve belediye ile uyumlu çalışmaları  elbette gözümüzden kaçmadı ve atmosferden  duygulandım demek ki gönülden istenirse oluyormuş dedim  ve  şimdi Lider kararlı bir şekilde İktidar olmak istiyoruz demekte ve  ülkücüler de artık buna inanmakta zira ülkücüler iktidara olacağına bir  kez inandığı zaman mutlaka sonuç alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Liderin Çukurova toprakları gezisinde ondaki ve ülkücülerdeki  bu inancı her halinde görmek mümkündü. Geçen haftaki  Antalya,  Serik ve civar ilçelerdeki atmosferinde aynı coşkuda olduğu haberini  almıştık inanıyoruz ki bu dalga dalga tüm yurda yayılacak ve gittiği  yere enerji götüren lider aynı zamanda kendisi de buradan şarz olarak  yeni gönül fetihlerine çıkacak ve Adım Adım Anadolu gezileriyle hala  tuzun kokmadığı hala mayanın bozulmadığını inşallah ortaya koyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>SUMBAS İLÇESİ OSMANİYE’DE SONDURAKTI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sumbas Osmaniyemizin en son ilçelerinden birisi  katkısız  ve tüm organikliği ile kendini muhafaza eden Yörük Türkmen diyarı olan  bu ilçemiz eğitim gönüllüsü memleket ve hizmet aşığı bir belediye  başkanına sahip. Referandum sürecinde çadır kurulu yaylalara broşür  dağıtan ilçe başkanıyla el ele mütevazı Sumbas’ta hareketi en güzel  noktaya taşıyıp yüzde yetmiş hayır oyu çıkarmışlardır. Elbette bundan  eski ilçe başkanları ve milli şuuru yüksek aydın bir kesmin bu ilçede  yaşıyor olması da çok etkili olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediye  başkanı sayın Nuhoğlu çıktı önce kürsüye ve tüm samimiyetiyle en sade  ve insani olan hizmetlerini anlattı çocuğu olan herkese bir küçük altın  takdım üniversitede genci okuyanlara burs verdim demesi yetti bu  güzelliği hissetmek için. Lider Bahçeli Kürsüye çıktığında hava  kararmıştı uzatmadı konuşmasını Lider de Başkandan ve ortamdaki şalvarlı  yemenili yazmalı abla ve teyzelerden almıştı taptaze doğallık kokusunu  ki sadece teşekkür konuşması yaptı girmedi memleket meselesine zaten  görmüştü Sambasın o kunudaki samimiyetini.</p>
<p style="text-align: justify;">Lider  ve eşliğindeki konvoy Erzin, Dörtyol, Payas üzerinde aynı temasla  Hatay’a doğru yol almıştı gece orada geçirilecek ve ertesi gün aynı hava  orada teneffüs edilecekti biz Osmaniye ziyaretiyle sınırlamıştık  kendimizi zira bu izlenimlerin sıcak gündemden kopmadan ulaşması için  yoğunlaşmak gerekiyordu yazmak için.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolun ve bahtın açık olsun memleket sevdalısı Bilge lider gönlümüz, ruhumuz sizinle dedik ve konvoydan koptuk.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>SONUÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Devlet  adamı Lider Bahçeli eğer özünde ve yetişme şartlarında fazlasıyla var  olan katıksız ve riyasız millet adamı Devlet Bahçeli kimliğini de bu  süreçte tıpkı bu gezilerde olduğu gibi ortaya koyarsa MHP, millet ve  devlet barışının, kurumlar arası kutuplaşmaların aşılmasının da  habercisi bir iktidarın en büyük potansiyelidir ve Türk toplumunun en  güçlü sosyal yapıştırıcısı Devlet Bahçelidir iddiasını her kesim daha  yüksek sesle dillendirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kendilerinden  Türk Milletinin beklentisi, var olan organik yani doğal burcu burcu  Anadolu kokan gönül dünyasını insanlara her platformda açması ve bu  uygulamayı siyaset ilkeleri adına popülist  algılanır endişesiyle ortaya koymama anlayışından geri durması İnanıyorum ki çok olumlu karşılanacaktır.  Ve  inancım o ki bu durum dalga dalga önce camiada sonra tüm yurt sathında  ses getirecektir. Hele bir de buna uygun zaman ve zemindeki TV  programları da eklenirse MHP tüm oyunları alt üst edecek ve milli umut  haline gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkenin  sekiz yıllık AKP İktidarıyla yaşadığı sorunlar; değerler manzumesini  altüst etmiş, ülkede toplumsal bir şizofreni yaşanmakta ,akıl  tutulmaları hat safhaya gelmekte, sorunlara çözüm üretmesi gereken  üniversiteler susmakta, kafa,kol,bacak kopartan insan tipleri haberlerde  ve bütün bunların üstüne ülke etnik anlamda ayrışmaya doğru hızla  sürüklenmekte İmralı canisi hükümeti kontrol etmekte o halde tüm  bunların olduğu yerde Lider Bahçeli’ye göre sorun bir kavramla ifade  edilirse “MİLLİ BEKA” sorunudur söz konusu bu kavram sadece bölünmeyi  içermez yukarıdaki sayılan tüm sorunlar yumağından hareketle milletin  çözülmesini ve geleceğe yürüme iradesini elinden kaçırmasına neden olur  ki bu da milli felaketin en büyüğüdür. Toplumun grameri bozulur ve  yüklemsiz cümle gibi anlamsız kelime yığınlarına döner.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte  böylesi bir ortamda eğitimcisinden, esnafına, akademisyenin den  doktoruna her sosyal kesimin milleti aydınlatmak üzere duruma vaziyet  etmesi şarttır. İlkelerim var bu yaptığım siyasete girer demek dünde  kaldı süreç milli aydınlanma ve uçurumun eşiğinden ülkeyi kurtarma  sürecidir bunun yolu da milli vicdanı harekete geçirecek faaliyet  sayısını artırma ve yüce Türk Milletiyle göz ve gönül teması kurup  farkındalık katsayısını artırarak Lider Bahçeli’nin Başbakan olmasına  katkı koymanın bu gün için milli hizmetlerin en anlamlılarından birisi  olduğuna olan  inancımızla  değerlendirmeleri burada sonlandırıyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyrd-doc-dr-ruhi-ersoy-devlet-bahceli%25e2%2580%2599nin-baba-ocagi-osmaniye-ziyareti-izlenimleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-devlet-bahceli%e2%80%99nin-baba-ocagi-osmaniye-ziyareti-izlenimleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-4.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 20:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1985</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekilleri, Basınımızın Değerli Temsilcileri, Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, Peygamber efendimizin sevgili torunu Hz Hüseyin’in ve yanındakilerin hicri 1371 yıl önce Kerbela’da şehit edildiği Muharrem ayına girmiş bulunuyoruz. İslam tarihi içinde, her Müslüman’ı derinden yaralayan; adalet, vicdan ve ahlak ölçüleriyle bağdaşmayan bu elim hadiseyi aradan geçen asırlar sonra bile, aynı keder ve acıyla anmayı sürdürmek hem insanlığın hem de inançlarımızın bir icabıdır. Bu vesileyle bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyor ve bu ayda yapılacak ibadet, anma ve duaların Cenab-ı Allah katında kabul görmesini niyaz ediyorum. Değerli Milletvekilleri, Geride kalan hafta da, sonuçları itibariyle çok yararlı ve faydalı olacağına inandığım ziyaretlere ve milletimizle kucaklaşmaya devam ettik. Bu kapsamda Osmaniye il merkezi ve ilçelerinde, Hatay il merkezi ve ilçelerinde, İçel’in Tarsus ilçesinde değerli dava arkadaşlarımızla ve aziz vatandaşlarımızla bir araya geldik ve hasret giderdik. Gittiğimiz vatan köşelerindeki partimize mensup belediye başkanlarımızın çalışmalarını görme, bu zamana kadar yapılanlar hakkında yerinde bilgi alma fırsatımız oldu. Ayrıca belediyelerimizin bazı tesislerinin açılışını gerçekleştirdik ve bazılarının da temel atma törenlerine iştirak ettik. Ve kendileriyle bir kez daha iftihar ettik ve yörelerine yaptıkları hizmetlerden dolayı gurur duyduk. Bu seyahatimizin işaret ettiği en çarpıcı netice ise milletimizin AKP’den umudunu kestiğini ve sorunlarının artık bu iktidarla çözülemeyeceğine kesin kanaat getirdiğini ortaya çıkarmış olmasıdır. Ucuz popülizm ve sanal başarı hikayeleriyle ülkemiz içinden çıkılması zor bir alana girmiştir. Yalan ve riyaya dayalı AKP politikaları artık ilgi ve destek görmemekte ve bir karşılılık da bulmamaktadır. Sonu gelmeyen temelsiz ve içi boş vaatlerle çözümü sürekli ertelenen problemler, milletimizin kızgınlıklarını artırmış ve öfke duygularını kabartmıştır. Çiftçilerimizin derdi büyümüş, esnafımızın şikâyetleri fazlalaşmış, insanımızın cepleri boşalmış, evlerdeki hüzün katlanılmaz bir boyuta ulaşmıştır. İşsiz kalmış kardeşlerimizin yanı sıra, bir gelir veya kazançtan mahrum halde çileyle hayatlarını sürdüren vatandaşlarımızın içler acısı hali bizi en çok üzen olumsuzlukların başında gelmiştir. Nitekim AKP’nin sekiz yıllık iktidarı sonucunda,   hakkını teslim ve takdir edeceğimiz bir gelişmeye, zenginleşmeye ve refah artışına gittiğimiz yerlerde maalesef tesadüf edilememiştir. Anlaşılan, AKP’nin istismardan ve mağduriyetten güç alan siyasi duruşu çatırdamaya yüz tutmuş ve milletimiz, bu zihniyetle arasına mesafe koymaya başlamıştır. Gelişmeler bize iktidarın yorulduğunu, heyecanını ve dermanını tükettiğini kanıtlamaktadır. AKP’nin yapacakları bitmiş, ufku kararmış ve bir kısır döngüye hapsolmuş durumdadır. Kendisine oy veren AKP’li kardeşlerimin dahi gönlünden ve gündeminden hızla çıkan hükümetin, bundan sonra ortaya koyacağı hayırlı bir icraatına, değerli çabasına şahit olmamız mümkün olmayacaktır. Aziz millet iradesinin kendisine verdiği hükümet etme fırsatını husumetleri artırarak ve cepheleşmeleri teşvik ederek yıpratan bugünkü iktidarın dinlenmesinin, yaptıklarıyla ya da yapamadıklarıyla ilgili siyasi bir muhasebe içine girmesinin zamanı gelmiştir. İnancım odur ki, önümüzdeki yıl yapılacak olan milletvekilliği genel seçimleri bunun için değerli bir imkân sunacaktır ve bunu gerçekleştirecek olan büyük milletimizin eşsiz sağduyusu güvenebileceğimiz yegâne kudrettir. Gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde, Milliyetçi Hareket Partisi’ne yönelik bendini aşan bir sevginin ve hızla yayılan güven duygusunun varlığı bizleri hem sevindirmiş hem de yüreklendirmiştir. İnşallah milletimiz bu sefer partimizi tek başına iktidara taşıyacak ve huzuruna, rahatına, parasına ve hayallerine verilen zararların karşılıksız kalmayacağını mutlaka gösterecektir. AKP gidecek; bolluk ve bereket bizimle gelecektir. AKP gidecek; sarsılan kardeşlik bağları tekrar sağlamlaştırılacak ve birlikte yaşama...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
document.write('<iframe id="mhptv-video" frameborder="0" height="400" width="500" src="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=244&#038;iframe=mhpvideo" scrolling="no" marginwidth="0" marginheight="0" >Tarayıcınız iFrame Desteklemiyor. Videoyu izlemek için lütfen <a href="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=244" target="_blank" >http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=244</a> adresini ziyaret ediniz.</iframe>');
// ]]&gt;</script></p>
<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p><strong>Basınımızın Değerli Temsilcileri,</strong></p>
<p>Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, Peygamber efendimizin sevgili  torunu Hz Hüseyin’in ve yanındakilerin hicri 1371 yıl önce Kerbela’da  şehit edildiği Muharrem ayına girmiş bulunuyoruz.</p>
<p>İslam tarihi içinde, her Müslüman’ı derinden  yaralayan; adalet, vicdan ve ahlak ölçüleriyle bağdaşmayan bu elim  hadiseyi aradan geçen asırlar sonra bile, aynı keder ve acıyla anmayı  sürdürmek hem insanlığın hem de inançlarımızın bir icabıdır.</p>
<p>Bu vesileyle bütün şehitlerimizi bir kez daha  rahmetle anıyor ve bu ayda yapılacak ibadet, anma ve duaların Cenab-ı  Allah katında kabul görmesini niyaz ediyorum.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Geride kalan hafta da, sonuçları itibariyle çok  yararlı ve faydalı olacağına inandığım ziyaretlere ve milletimizle  kucaklaşmaya devam ettik.</p>
<p>Bu kapsamda Osmaniye il merkezi ve ilçelerinde,  Hatay il merkezi ve ilçelerinde, İçel’in Tarsus ilçesinde değerli dava  arkadaşlarımızla ve aziz vatandaşlarımızla bir araya geldik ve hasret  giderdik.</p>
<p>Gittiğimiz vatan köşelerindeki partimize mensup  belediye başkanlarımızın çalışmalarını görme, bu zamana kadar yapılanlar  hakkında yerinde bilgi alma fırsatımız oldu.</p>
<p>Ayrıca belediyelerimizin bazı tesislerinin açılışını gerçekleştirdik ve bazılarının da temel atma törenlerine iştirak ettik.</p>
<p>Ve kendileriyle bir kez daha iftihar ettik ve yörelerine yaptıkları hizmetlerden dolayı gurur duyduk.</p>
<p>Bu seyahatimizin işaret ettiği en çarpıcı netice  ise milletimizin AKP’den umudunu kestiğini ve sorunlarının artık bu  iktidarla çözülemeyeceğine kesin kanaat getirdiğini ortaya çıkarmış  olmasıdır.</p>
<p>Ucuz popülizm ve sanal başarı hikayeleriyle ülkemiz içinden çıkılması zor bir alana girmiştir.</p>
<p>Yalan ve riyaya dayalı AKP politikaları artık ilgi ve destek görmemekte ve bir karşılılık da bulmamaktadır.</p>
<p>Sonu gelmeyen temelsiz ve içi boş vaatlerle  çözümü sürekli ertelenen problemler, milletimizin kızgınlıklarını  artırmış ve öfke duygularını kabartmıştır.</p>
<p>Çiftçilerimizin derdi büyümüş, esnafımızın  şikâyetleri fazlalaşmış, insanımızın cepleri boşalmış, evlerdeki hüzün  katlanılmaz bir boyuta ulaşmıştır.</p>
<p>İşsiz kalmış kardeşlerimizin yanı sıra, bir  gelir veya kazançtan mahrum halde çileyle hayatlarını sürdüren  vatandaşlarımızın içler acısı hali bizi en çok üzen olumsuzlukların  başında gelmiştir.</p>
<p>Nitekim AKP’nin sekiz yıllık iktidarı  sonucunda,   hakkını teslim ve takdir edeceğimiz bir gelişmeye,  zenginleşmeye ve refah artışına gittiğimiz yerlerde maalesef tesadüf  edilememiştir.</p>
<p>Anlaşılan, AKP’nin istismardan ve mağduriyetten  güç alan siyasi duruşu çatırdamaya yüz tutmuş ve milletimiz, bu  zihniyetle arasına mesafe koymaya başlamıştır.</p>
<p>Gelişmeler bize iktidarın yorulduğunu, heyecanını ve dermanını tükettiğini kanıtlamaktadır.</p>
<p>AKP’nin yapacakları bitmiş, ufku kararmış ve bir kısır döngüye hapsolmuş durumdadır.</p>
<p>Kendisine oy veren AKP’li kardeşlerimin dahi  gönlünden ve gündeminden hızla çıkan hükümetin, bundan sonra ortaya  koyacağı hayırlı bir icraatına, değerli çabasına şahit olmamız mümkün  olmayacaktır.</p>
<p>Aziz millet iradesinin kendisine verdiği hükümet  etme fırsatını husumetleri artırarak ve cepheleşmeleri teşvik ederek  yıpratan bugünkü iktidarın dinlenmesinin, yaptıklarıyla ya da  yapamadıklarıyla ilgili siyasi bir muhasebe içine girmesinin zamanı  gelmiştir.</p>
<p>İnancım odur ki, önümüzdeki yıl yapılacak olan  milletvekilliği genel seçimleri bunun için değerli bir imkân sunacaktır  ve bunu gerçekleştirecek olan büyük milletimizin eşsiz sağduyusu  güvenebileceğimiz yegâne kudrettir.</p>
<p>Gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde, Milliyetçi  Hareket Partisi’ne yönelik bendini aşan bir sevginin ve hızla yayılan  güven duygusunun varlığı bizleri hem sevindirmiş hem de  yüreklendirmiştir.</p>
<p>İnşallah milletimiz bu sefer partimizi tek  başına iktidara taşıyacak ve huzuruna, rahatına, parasına ve hayallerine  verilen zararların karşılıksız kalmayacağını mutlaka gösterecektir.</p>
<p>AKP gidecek; bolluk ve bereket bizimle gelecektir.</p>
<p>AKP gidecek; sarsılan kardeşlik bağları tekrar  sağlamlaştırılacak ve birlikte yaşama kararlılığı Milliyetçi Hareket’le  birlikte kuvvetlenecektir.</p>
<p>Ve Üç Hilal’in iktidar olmasıyla; teslimiyet,  taviz, boyun eğme, teröristle pazarlık, kriz ve kargaşa Allah’ın izniyle  kesinlikle son bulacaktır.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>3 Aralık tarihinde ‘Dünya Engelliler Günü’nü  idrak ettik ve engelli olmanın ortaya çıkardığı sorunlar üzerine daha  fazla düşünme imkânı bulduk.</p>
<p>Elbette engelli kardeşlerimizin önemli düzeyde  sıkıntıları ve problemleri olduğunu biliyoruz. Ve bunların aşılması için  samimi niyet ve istek taşıyoruz.</p>
<p>Özellikle Engelliler Günü’nde mesaj  yayımlamakla, törenler düzenleyerek plaket vermekle ve hatıra  fotoğrafları çektirmekle engelli vatandaşlarımızın sorunlarının  bitmediğini ve azalmadığını görmek lazımdır.</p>
<p>Böylesi zamanlarda engellilerimizin  hatırlanması, sevgi ve ilgi gösterilmesi yerindeyse de, bunları yılın  tüm günlerine yaymak hepimizin sorumlulukları arasında olmalıdır.</p>
<p>Ya da engelli kardeşlerimize yönelik kanunlar  çıkararak, belirli yılları, mesela 2005 yılını engelliler yılı ilan  ederek ve sosyal sorumluluk kampanyaları ve şuraları düzenleyerek  engelli kardeşlerimizin sorunlarını dindirmek mümkün değildir.</p>
<p>Bu sözlerimizden, yapılanları küçümsediğimiz sonucu da çıkarılmamalıdır.</p>
<p>Engelli kardeşlerimize tüm hayatları boyunca  gösterilecek şefkat ve sevginin, onları normal birer insan olarak  değerlendiren yaklaşımların her şeyden öncelikli ve önemli olduğunu  düşünüyorum.</p>
<p>Asıl engelin bedende ya da zihinde değil;  algıda, davranışta ve insanlık değerlerinden mahrum olmakla  belirginleşeceğini bilmek gerekmektedir.</p>
<p>Engelli kardeşlerimizi en çok üzen ve rahatsız eden hususun ise, karşılarına dikilen aşılmaz engeller olduğu açıktır.</p>
<p>Anaokulundan başlayarak; eğitim sürecinin her  aşamasında, sosyal ve ekonomik ilişkilerinde, iş ve meslek hayatlarında  engelli kardeşlerimizin muhatap oldukları zorlukları aşmada yardımcı  olmak, hepimizin hem insani, hem de vicdani görevleri arasındadır.</p>
<p>Parti Programımızda da anlam ve karşılık bulduğu  üzere; engelli kardeşlerimizin toplumla bütünleşmeleri, başkalarının  yardımına muhtaç olmadan hayatlarını idame ettirebilmeleri için fiziki  ve sosyal çevrenin oluşturduğu engellerin kaldırılması öncelikli  amaçlarımız arasındadır.</p>
<p>İlave olarak, gerekli eğitim altyapısı ve  teknolojik imkânların artırılması esas olacak şekilde, imar mevzuatının  engelli kardeşlerimizi konu alan ilgili bölümlerinin de etkin biçimde  uygulanması için azami çaba gösterilmelidir.</p>
<p>Engelli bakım hizmetlerinin üst düzeyde  sağlanmasının yanı sıra, engeli bulunan kardeşlerimize işe yerleştirmede  öncelik verilmesi ve gerekli araç ve gereç desteğinin sağlanması  maksadıyla lazım gelen tedbirler biran önce alınmalıdır.</p>
<p>Biliyoruz ki, bugün kendisini sağlam gören her  birey aslında bir engelli adayıdır ve yarının herhangi birimize ne  getireceğini yalnızca Cenab-ı Allah bilecektir.</p>
<p>Bu nedenle engelli kardeşlerimizle  münasebetlerde, empati kurmak ve onların yerine kendimizi koymak  sanıyorum en doğru davranışlardan birisi olacaktır.</p>
<p>Onların da seveceğini, heyecanlanacağını,  üzüleceğini, özlem çekeceğini, bekleyeceğini, umut edeceğini,  kırılacağını hiç unutmamız gerekmektedir.</p>
<p>Hiç kimse engelli olmayı tercih etmemiştir; ama engelli olmak da bir son ve ah vah edeceğimiz bir durum değildir.</p>
<p>Milletimizin eşit ve onurlu fertleri olarak  engelli kardeşlerimizin, ülkemizin gelişmesi ve kalkınması yolunda çok  değerli katkılar sağlayacağına inanıyorum.</p>
<p>Hepsinin yaşadıkları sorunların bilincindeyiz ve  ihtiyaçlarının nelerden ibaret olduğunu takip ediyoruz ve gerekli  notlarımızı şimdiden alıyoruz.</p>
<p>Bu vesileyle, tüm engelli kardeşlerimizin  Engelliler Günü’nü bir kez daha kutluyor; muhatap oldukları hiçbir  engelin huzurlarına, ümitlerine ve heveslerine mani olmamasını Yüce  Allah’tan diliyorum.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Bir toplumda siyasi diyalog ve müzakere  kanallarının açık olması; tartışma, konuşma ve uzlaşma süreçlerinin  etkin işlemesiyle güçlenecek ve medeni ilişkilerin kurulmasını ve  yürümesini de sağlayacaktır.</p>
<p>Dinleme ve ikna etme de siyasetin vazgeçilmez  bir öğesidir; bunlar olmadan siyasal ilişki tesis edilmesi, en azından  pratikte mümkün değildir.</p>
<p>Elbette siyaset her şeyden önce kararlara  katılmayı, fikir ve kanaat bildirmeyi gerektirir ve başkalarının da  katılmasına tahammül gösterilmesi demektir.</p>
<p>Eğer siyasal tutumlar, davranışlar, talepler ve  görüşler kısıtlı ve dar bir alanda kalır, bazı kesimlere kapalı olursa;  bundan en başta demokrasi zarar görecektir ve yönetim denilen iktidara  dayalı alan, bir avuç seçkin zümrenin kontrol ve hâkimiyeti altında  bulunmaktan kurtulamayacaktır.</p>
<p>Çok şükür ki ülkemiz böyle bir durum ve geri bir  sosyal form içinde değildir ve geniş siyasal katılımı bazı sorunları  içinde barındırmasına rağmen gerçekleştirebilmiştir.</p>
<p>Bu süreçte Türk kadının seçme ve seçilme hakkını  elde etmesi ve kendisini ilgilendiren ya da ilgilendirebilecek  süreçlere doğrudan doğruya dahil olması çok etkili olmuştur.</p>
<p>Nitekim 5 Aralık tarihinde kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 76. yıldönümünü gururla kutlamış bulunuyoruz.</p>
<p>Bu iftihar edeceğimiz tarihi olay demokrasimiz  açısından da bir milattır ve gururla sahipleneceğimiz en önemli hakkın  doğumuna işaret eder.</p>
<p>Siyasetin cinsiyete saplanmış türevi ve  kadınları dışlayan yorumu böylelikle ortadan kaldırılmış ve insan  olmanın herkes için sağladığı eşit sorumluluk ve haklar kadın-erkek  ayırımına takılmadan sahiplerine kazandırılmıştır.</p>
<p>Bunun kolay olmadığı dönemin sosyal ve siyasal özellikleri dikkate alındığında daha iyi anlaşılabilecektir.</p>
<p>Maalesef yüzyıllar içinde kadınların grup olarak  kolektif bir kimliği oluşmamış; cinsiyete göre ayrılmış iptidai şartlar  altında, yalnızca çocuk büyütmekten ve günlük işlerin kısır döngüsüne  sıkışıp kalmaktan başka bir seçenekleri bulunmamıştır.</p>
<p>Takdir edersiniz ki cinsiyet farklılığına  yapılan göndermeler gereklidir; ancak belirleyici ve tayin edici  olmayacağı da açıktır.</p>
<p>İnsanlık artık kadınlar ya da erkekler olarak  doğaları gereğince tasnife tabi tutulmayacakları bir geleceğe doğru  gitmektedir. Bu kaçınılmazdır.</p>
<p>Böyle bir gelecekte, kadın ya da erkek tüm  fertlerin, önceliklerinde veya deneyimlerinde cinsiyetlerine göre değil;  bireyler olarak farklılaşacakları ve başta siyaset olmak üzere hayatın  her alanına somut bireyler olarak ve eşit biçimde katılacakları fikrini  taşıyorum.</p>
<p>Çok değil, Türk tarihinin yakın mazisine bile  baktığımızda, gelecek diye öngördüklerimizin, geçmişimizin kutlu  sayfalarında yer aldığına da şahit olmak mümkündür.</p>
<p>Yüzlerce yıl önce; kimi zaman hükümdar, kimi  zaman da hakan olan eşinin yanında devlet yönetiminde söz sahibi olan ve  eşitlik temeline göre bir sosyal ilişkinin içinde bulunan Türk kadının  varlığını hepimiz biliyoruz.</p>
<p>Ayrıca bugün burada ve bu çağda bağımsız  yaşıyorsak; cephede mermi taşıyan, cephe gerisinde yaralılara şifa  dağıtan, tarlasında emek veren, geceleri çocuğunun beşiğini sallayan,  dua eden, tespih çekerek şükreden, sevgi ve şefkati bakışlarından ve  yüreğinden eksik etmeyen annelerimizin ve Türk kadınlarının sayesinde  olduğunu unutmamız gerekir.</p>
<p>Milli mücadele kahramanı Kara Fatma’nın, Aziziye  Tabyasını yiğitçe savunan Nene Hatun’un,  ‘Ben kadın olduğum halde  ayakta duruyorum da, siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor  musunuz?’ diyerek adını Türk tarihine yazdıran elleri öpülesi Tayyar  Rahmiye’nin ve Gaziantepli Yirik Fatma’nın haklarını inanın bana  ödeyemeyiz.</p>
<p>Adını burada daha sayamadığım kahraman Türk  kadınlarının, vatanı için neleri göze aldıklarına saymakla yetişemeyiz,  söylemekle bitiremeyiz.</p>
<p>İşte bu muhterem ve hürmetle yâd ettiğimiz analarımızdan sonra, seçme ve seçilme hakkı kadınlarımıza verilmiştir.</p>
<p>Bize göre Türk kadınının aldığı bu hak bir lütuf değildir, insan olmanın, eşit bir fert halinde yaşamasının mecburi sonucudur.</p>
<p>Dönem itibariyle, bugünkü gelişmiş ülkelerin  birçoğunda kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmadığını  düşündüğümüzde, ne kadar modern ve önemli bir reformun yerine  getirildiği çok daha iyi anlaşılabilecektir.</p>
<p>Yeni dönemin yerel ve küresel siyaset  belirleyicileri arasında kadınların ve kadın haklarının büyük bir yeri  vardır ve olacaktır.</p>
<p>Çok yönlü faktörlerin bileşkesinde gelişme  gösteren siyasal ilişkiler ve siyasal temsil; kadınlar olmadan mesafe  alamaz ve ilerleme kaydedemez.</p>
<p>Kabul etmeliyiz ki, kadın hakları, evrensel,  bölünmez ve birbiriyle ilişki içinde olan insan hakları arasındadır. Bu  itibarla, toplumsal, siyasal, kültürel bütün haklar alanını kuşatır.</p>
<p>Tabii olarak, kadın haklarını, tek başına ve yalıtılmış biçimde ele almamalıyız.</p>
<p>Bu hakların, ancak kadınları çevreleyen  toplumsal, ekonomik ve siyasal şartların elverişli kılınmasıyla hayata  geçirilebileceğinin de şuurunda olmalıyız.</p>
<p>Kadınların da erkeklerle birlikte, içinde  yaşadıkları toplumun ve mensup oldukları Türk milletinin gelişmesi  yolunda ellerinden geleni yapacaklarını biliyor ve buna canı gönülden  inanıyorum.</p>
<p>Tür kadının siyasal hayatta daha fazla etkin ve  belirleyici olması için parti olarak üzerimize düşen sorumlulukları  yerine getireceğimizi de bildirmek istiyorum.</p>
<p>Seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 76.  yıldönümünün vatanımızın her yöresindeki hanımefendilere hayırlı uğurlu  olmasını diliyor, hepsini sevgi ve hürmetle selamlıyorum.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri</strong></p>
<p>Türkiye, AKP iktidarının siyasi ayak oyunları ve  hamasi nutukları eşliğinde kritik ve sorunlu bir sürece adım adım  sürüklenmiş bulunmaktadır.</p>
<p>İçeriğinin ne olduğu belirsiz olan ileri  demokrasi sözlerinin, sahte özgürlük savunuculuğuyla birleşmesi  gerçekleri tersyüz etmiş ve gizli kapaklı ilişki ve niyetlere sığınak  olması bakımından da dikkat çekici olmuştur.</p>
<p>Kendini emniyete almak maksadıyla küresel çekim  alanına fazlasıyla kapılan ve şimdiye kadar aldığı dış destekle  ülkemizde karşılaştığı sorunları aşmaya çalışan AKP hükümetinin, yolun  sonuna yaklaştığı yaşanan gelişmelerle iyice netleşmiştir.</p>
<p>Avrupa Birliği’yle sarmaş dolaş olmanın ve  ayakta kalmak için ABD’nin himmetine sığınmanın faturası AKP’nin önüne  çıkmaya başlamıştır.</p>
<p>Uluslararası koalisyon ortaklarıyla arasına kara  kediler girmeye başlayan iktidarın; köksüz, onursuz, şahsiyetsiz,  ilkesiz ve haysiyetsiz siyaseti hem kendisini, hem de ülkemizi  tehlikelerle dolu bir maceranın içine itmiştir.</p>
<p>AKP’nin, sözde medeniyetler ittifakı denkleminde  yer aldığı bağımlı değişken rolüyle, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında  içine savrulduğu tuzaklar milletimizi zor ve sıkıntılarla dolu bir  kıskaca sokmuştur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan; bir tarafta bölgemizde huzur,  refah ve barış temennilerinde bulunurken; diğer tarafta kanlı küresel  operasyonların uydusu ve taşeronu haline gelmesi; çelişkinin de  ötesinde, göz göre göre düşülen tezgâhın ibretlik bir vesikası olmuştur.</p>
<p>Her fırsatta yabancı muhataplarına ülkemizi  doğrudan ilgilendiren ve iç meselemiz olan konularla ilgili dert yanan,  muhalefeti şikâyet eden, hatta bir ara aldığı maaşın bile  yetersizliğinden dem vuran bu zihniyetin, uluslararası alanda beğenilmek  ve takdir görmek için neleri yaptığını, hangi tavizleri verdiğini  herkes çok iyi bilmektedir.</p>
<p>Türk milletiyle asırlarca süren mücadelelerinden  ve sonucunda aldıkları tarihi derslerden dolayı kin ve garaz yüklü olan  çevreler, Başbakan’ın sızlanmalarını daha da tahrik etmişler, böylesi  bir küçülmeyi ise demokratik gelişme adına olumlu bulma kurnazlığıyla  tevil etmeye çalışmışlardır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, gittiği yabancı ülkelerde,  ülkemize dönük eleştiri odaklı değerlendirmelerini fütursuzca yapmış,  gösterilen her ilgiyi, sunulan her ödülü ve verilen her desteği bu  şekilde duruş sergileyerek karşılıksız bırakmamıştır.</p>
<p>Bunun en son örneğini ise kendisine ikram edilen  ‘Kaddafi İnsan Hakları Ödülü’ vesilesiyle yaptığı konuşmada görmek ve  şahit olmak mümkün olmuştur.</p>
<p>Nitekim Dünya’nın neresinde olursa olsun, zulme,  haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı çıktığı ve sesini  yükselttiği için ülkemizde de eleştiriye maruz kaldığını söyleyen  Başbakan; vicdandan, ahlaktan ve dürüstlükten azade olduğunu bir kez  daha göstermiştir.</p>
<p>Zannedersiniz ki, ülkemiz zulüm taraftarıdır, haksızlılıklardan ve adaletsizliklerden memnundur.</p>
<p>Yalnızca Recep Tayyip Erdoğan bundan istisnadır  ve karşısında dikilen yersiz, mesnetsiz ve insanlık dışı engelleri aşmak  için çaba göstermektedir.</p>
<p>Bu yalan ve iftirayla bezenmiş bulanık bakış  açısının, milletimizi nasıl ilkel bir seviyeye düşürmeye uğraştığı bizim  açımızdan bellidir ve bu bağlamda herhangi bir izah ve açıklamaya da  mahal yoktur.</p>
<p>Pusuda bekleyen ve milletimizi yok etmek için  uygun zemin kollayan küresel mihraklar, AKP’nin güçlenmesi uğruna emek  ve mesai harcadığı işbirlikçi anlayıştan dolayı ümitlidirler ve devamını  dilemektedirler.</p>
<p>Bu sürecin parolaları arasında da, bildiğiniz  üzere, daha çok demokrasi, daha fazla özgürlük ve sözde barış  hezeyanları şimdilik rakipsizdir.</p>
<p>Dışarıda haktan, hukuktan, adaletten,  insanlıktan bahseden Başbakan, içeride totaliter bir siyasetçi görüntüsü  çizmekte, kendisine yapılan muhalefeti sindirmek için elinden geleni  arkasına koymamaktadır.</p>
<p>Coplanan ve yerlerde süründürülen öğrenciler,  haklarını aramaktan başka bir kaygısı olmayan işçilere yönelik sert  müdahaleler, eğer gelişmiş bir demokrasinin göstergeleriyse,  diyebileceğimiz sadece olmaz olsun böyle demokrasi anlayışı olacaktır.</p>
<p>Ülkemiz artık kanunsuzluğun, asayişsizliğin,  adaletsizliğin, tarafgirliğin, kaba kuvvetin, toplumsal suçların, en  aşağılık cinayetlerin boy attığı bir yer haline gelmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın yönettiği Türkiye manzarasında;</p>
<ul>
<li>Yalnızca ‘yan baktın’, ‘düz baktın’ gerekçeleriyle insanların birbirini katletmesine,</li>
<li>Aile içi şiddet ve ayrılıkların körüklenmesine,</li>
<li>Küçücük çocukların, kadınların hunharca tecavüz ve taciz mağduru olmalarına,</li>
<li>En ufak bir kıvılcımın toplumsal tansiyonu arttırmasına ve kavga ortamını tetiklemesine,</li>
<li>Ve karşılıklı nefretlerin bilenmesine, sinirli ve asabi kişiliklerin çoğalmasına şahit olunmaktadır.</li>
</ul>
<p>Suç ve suçlunun AKP’den sağladığı ikmal ve  destek, toplumsal hayatı kargaşaya itmiş, iğrenç ve akıllara durgunluk  veren insanlık dışı eğilimler bu dönemde dal budak vermiştir.</p>
<p>Buna rağmen, Başbakan Erdoğan’ın, suçun nüfusa  oranı bakımından Türkiye’nin dünyanın en güvenilir, en emniyetli  ülkelerinden birisi olduğunu iddia etmesi de, esasen bedeni burada, ruhu  dışarıda olan birisinin karmaşık zihnini göstermesi bakımından ibretlik  olmuştur.</p>
<p>Eğer bunlar bir sorunsa ki asla şüphemiz yoktur,  o halde Başbakan’ın, yönettiği ülkenin gerçeklerinden bihaber olması  daha ciddi ve ağır bir sorunun varlığına delalet etmektedir.</p>
<p>Anlaşıldığı kadarıyla dışarıya gide gele, ülke gündeminden ve asıl meselelerden uzaklaşmış ve kopmuştur.</p>
<p>Toplumsal yapı yangın yerine dönmüşken, her  şeyin güllük gülistanlık olduğuna dönük propaganda yapılması; kendi  dışındakileri bir şeyden anlamaz, kafası çalışmaz olarak gören işgüzar  bir politikacının küstahlığıyla aynı anlama gelecektir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın eziyete uğrayanları,  adaletsizlikleri ve dehşet verici vahşetleri görmesi için başka yerlere  bakmasına gerek yoktur.</p>
<p>Her şey ortadadır ve aziz vatanımız AKP’yle birlikte kan ağlamaktadır.</p>
<p>Vicdanlar sızlamakta; analar, bacılar, babalar,  çocuklar her yeni gün başlarına ne geleceğini bilemeden kaygı ve telaş  içinde hayatlarını geçirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Hal böyleyken, soyut ve hakkında kimsenin tam  olarak malumat sahibi olmadığı kavramlarla, hükümet tarafından  milletimizin gözü boyanmakta ve asıl sorunlarının üstü örtülmeye  uğraşılmaktadır.</p>
<p>AKP hükümetin zaafları ve aymazlıkları,  yetersizlikleri ve becerisizlikleri toplumsal güveni, karşılıklı  işbirliği ve yardımlaşma duygularını köreltmiş ve idam sehpasına  koymuştur.</p>
<p>Manzara vahimdir, her yönüyle endişe ve utanç vericidir.</p>
<p>İşte böylesi bir karanlık Türkiye tablosu  varken, Başbakan Erdoğan’ın yabancı ülkelerde demokrasi ve özgürlük  savunucusu haline gelmesi tek kelimeyle münafıklık alametidir.</p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>AKP iktidarının uluslararası diyaloglarında ve  irtibatlarında ülkemizi hakir gören, tenkit eden söz ya da  davranışlarına biraz önce de değindiğim gibi, sıklıkla tanık olunmuştur.</p>
<p>Buradaki amaç destek ve yandaş bulmaktır, siyasi hasımlarına karşı mevzi genişletmektir.</p>
<p>Küresel toplantılarda muhataplarına yüz süren,  sırnaşan, aman dileyen AKP zihniyetinin, sıra milli bir meselemize  geldiğinden nasıl yüzünü buruşturduğunu ve oralı bile olmadığını biz iyi  biliyoruz.</p>
<p>Nitekim Kıbrıs konusunda böyle olmuştur, Ermenistan’la normalleşme arayışları bu şekilde gerçeklemiştir.</p>
<p>Kerkük ve Musul konularında benzer eğilimler görülmüştür.</p>
<p>Teröre karşı verilen sözde mücadele de bu çerçevede somutlaşmıştır.</p>
<p>AKP hükümeti ülkemizin milli konularını  kendisine yük gibi görmüş ve ancak sömürge yönetimlerinde  rastlayabileceğimiz bir çürümüşlüğe ve teslimiyetçi anlayışa prim vermiş  ve siyasetinin öznesi yapmıştır.</p>
<p>Üstelik uluslararası toplantı ve konferans  salonlarında, karanlık odalarda, ikili ilişkilerde sırtı sıvazlanarak  eline tutuşturulan sözde çözüm reçeteleriyle; <strong>‘sorun çözüyorum, ezberleri bozuyorum, ön alıyorum’</strong> diyerek işi milli birliğimizi yıkmaya, Cumhuriyetimizi tahrip etmeye kadar götürmüştür.</p>
<p>Ülkemiz, AKP’yle birlikte, küresel politika  tasarımcılarının, rejimleri yıkmak için oyunlar tertip edenlerin,  haritaları değiştirmek için masa başında zehir kusanların adeta  operasyon merkezi haline gelmiş; hiç düşünmeyeceğimiz, aklımıza dahi  gelmeyecek alçaklıklar ve zilletler iktidarın öncülüğünde açığa ve  ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Emin olun ki, AKP’nin milli ve ahlaki bir  zihniyeti olmadığından dolayı, dışarıdaki dostlarıyla kol kola girerek  ülkemizde çevirmeyeceği dolap, kurmayacağı düzen, atmayacağı iftira ve  çalmayacağı kara yoktur.</p>
<p>Bu kötü ve iğrenç manevraların bazılarına en başta Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz maruz kaldık ve hedef haline geldik.</p>
<p>MHP’siz bir Meclis’in yalnızca iktidarın gündeminde ve kafasında olmadığını elbette iyi biliyoruz.</p>
<p>AKP’nin bu şirretliğin feyzini, hangi mahfillerden aldığını basireti ve feraseti olan herkes bilmekte ve görmektedir.</p>
<p>AKP hükümeti, karşısında kimi tehdit ve engel  görüyorsa, hemen dışarıdan çantasına özenle yerleştirilen ve üzeri  demokratikleşmeyle ciro edilmiş açık çeki devreye sokmuş ve ülkemizi  yabancı odakların iştahlı arzularına peşkeş çekmiştir.</p>
<p>İç siyasetimize Brüksel’i, Vashington’u,  Erbil’i, Erivan’ı dâhil etmiş, bunlarla diz dize, yanak yanağa ülkemizin  meselelerini konuşmuş, sırlarımızı hayâsızca servis etmiş ve özellikle  muhalefeti gammazlamaktan bir an olsun çekinmemiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, gittiği ülkelerde, başta biz  olmak üzere, muhalefet partilerinin, iktidarına karşı sözde çıkardığı  zorlukları ifşa ederek ve sözüm ona demokratikleşme yolundaki  hazımsızlık gösterenleri kendi mayasına ve cibilliyetine uygun olarak  ihbar etmeye tevessül ederek seviyesizlikte nerelere kadar  düşebileceğini acı bir şekilde gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Bu itibarla, yabancı bir internet sitesinin en  son ki yayınları kapsamında Başbakan Erdoğan ve yakın çalışma  arkadaşlarıyla ilgili takındığımız tavrın ve duruşun bu zihniyet  tarafından anlaşılmadığı ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Nitekim gelişmeler ve iktidar partisinin görüşleri de bu yönde cereyan etmektedir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan hala, malum internet sitesinin  yayınlarına itibar etmeyeceğimizi, AKP’yi ve kendisini buradan  edineceğimiz bilgiler ışığında değerlendirmeyeceğimizi kafasına  sokamamıştır.</p>
<p>Geçen hafta da söylediğimiz gibi, biz Adalet ve Kalkınma Partisi’ni tanıyoruz, biliyoruz.</p>
<p>Bu nedenle hiç kimseden ve hiçbir yayın  organından öğrenebileceğimiz, duyabileceğimiz yeni bir şey yoktur ve bu  zamana kadar da olmamıştır.</p>
<p>Biz Recep Tayyip Erdoğan’ın ve yakın çalışma  arkadaşlarının zor durumlarından faydalanacak kadar ve düştükleri zaman  üzerlerine basarak geçecek kadar siyasi terbiyeden yoksun değiliz.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi olarak, çok  eleştirsek de, milletimizin oylarıyla siyasi sorumluluk alan AKP  hükümetini, fırsatı ganimete çevirerek hedefimize almamız doğru  olmayacaktır, milliyetçilik anlayışımızla da asla bağdaşmayacaktır.</p>
<p>Aynı tutum ve siyasi nezaketi, kararlı milli  duruşu Başbakan’dan ve partisinden görmek bizim hakkımızdır ve bu konuda  da rüştünü ispatlama sırası kendilerindedir.</p>
<p>Ancak bugünkü iktidar kadrolarından, gelecek  yılki seçimlerden sonra ihanete varan siyasi uygulamalarının,  yolsuzluklarının, usulsüzlüklerinin hesabını milletimiz adına iki  yakasına yapışarak sormak ve arkasından da Yüce Divan’a göndermek bizim  boynumuzun borcu ve siyasi namusumuzun bir icabıdır. Bundan asla şüphe  duyulmamalıdır.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın kuşkulu, çelişkili ve  şaibeli siyaseti, ülkemizi yeni açmaz ve sorunlarla yüz yüze bırakmış,  özellikle uluslararası ilişkilerde itibarını sakatlayıcı bir işlev  görmüştür.</p>
<p>Sıfır sorun söylemleriyle, Türkiye’nin  bölgesinde güçlü ve sözü dinlenir bir ülke olacağı iddiaları sadece  lafta kalmış ve iç politikaya da alet olmaktan öte bir anlam  taşımamıştır.</p>
<p>Nitekim bu yılın başında, bölgemizin tüm  ülkeleriyle saygın ve seviyeli ilişkiler sürdürmekten bahsederek aklına  estiği gibi konuşmayı tercih eden Başbakan Erdoğan, füze kalkanıyla,  ülkemizi gerilimli küresel sistemin ortasına özenle yerleştirmekte bir  beis görmemiştir.</p>
<p>Özellikle İran’dan gelebilecek tehditlere karşı  kalkan olan AKP hükümeti, İsrail’in de aralarında bulunduğu ülkeleri  korumak için kendisine yapılan ricayı emir telakki etmiş ve gereğini de  yerine getirmiştir.</p>
<p>Ancak değişik dönem ve zamanlarda Başbakan  Erdoğan’ın İsrail’le olan kavgası ve bu ülkeye dönük sert sözleri  hepimizin hatırındadır.</p>
<p>Şüphesiz İsrail yönetiminin Müslüman  kardeşlerimize yönelik devlet terörü dünya durdukça kabul etmeyeceğimiz  bir insanlık suçudur.</p>
<p>Filistinli kardeşlerimizin yıllardan beri maruz kaldıkları mezalimler yüreğimizi kanatmış ve bizleri de derinden üzmüştür.</p>
<p>Bizim bu konudaki samimiyetimizin ve içtenliğimizin ispata ihtiyacı yoktur ve yaşanan her acı kalplerimizi dağlamıştır.</p>
<p>Ancak Başbakan Erdoğan’ın, Ortadoğu sokaklarında  meşhur olmak ve bu meseleyi ülkemizde istismar etmek için İsrail  düşmanlığını ileri bir aşamaya götürdüğü malumlarınızdır.</p>
<p>Bu zihniyet öylesine kendisinden geçmiştir ki,  geçtiğimiz günlerde Lübnan’da katil dediği İsrail’den hesap bile  soracağını ağzından kaçırmıştır.</p>
<p>Ortadoğu’da kendisine sultan denmesinden büyük  keyif alan Başbakan, şuurunu kaybetmiş ve aklına ne geliyorsa Müslüman  kardeşlerimizi aldatmak için sarfetmiştir.</p>
<p>Elbette beklentimiz Başbakan’ın, nasıl ve hangi  yöntemlerle yapacağını şimdilik bilemediğimiz hesap sorma girişimini  gecikmeksizin başlatmasıdır.</p>
<p>Ancak son gelişmeler, sahte diklenmelerle ve  titrek bir kabadayılıkla İsrail’e kafa tutan Başbakan’ın hesap sormaktan  kastının başka olduğunu göstermiştir.</p>
<p>İsrail’in Hayfa kentinde çıkan ve bizimde  üzüldüğümüz orman yangını sonucunda, hemen bu ülkeye iki uçak  gönderilmesinin, yıpranan ilişkilerin tekrar düzeltilmesi amacına matuf  olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Neresi olursa olsun, elbette doğal bir afet  sonucunda yaşanan dramlar ve facialar üzüntü vericidir ve imkânlar  nispetinde yardımda bulunmak yerinde olacaktır.</p>
<p>Ancak AKP iktidarının İsrail karşıtlığı bu kadar  yoğun ve aşırıyken, birden bire ilişkileri normalleştirmek adına adım  atılması bizim açımızdan tuhaf bulunmuştur.</p>
<p>Nitekim Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’den  gönderdiği uçaklar İsrail’e ulaşmış, bunlardan birisine binen İsrail  Başbakan’ı, AKP’nin uzattığı eli tutmuş ve üstü kapalı barışma teklifini  kabul ederek iyi niyet temennisinde bulunmuştur.</p>
<p>Lübnan’da, İsrail’den hesap soracağını haykıran  Başbakan Erdoğan, ülkemizden iki uçakla yangın söndürmeye koşmuş, bu  iltifata mazhar girişimi sayesinde İsrail Başbakanı’nın takdirini  kazanmıştır.</p>
<p>İsrail hükümetine, çok değil, yakın bir zaman  içinde; zorba, korsan, katil, terörist, kural tanımaz, pervasız,  sorumsuz, alçak, yalancı, hileci, zulüm eden, saldırgan, hukuk tanımaz,  katliamcı diyen kişinin ismi Recep Tayyip Erdoğan’dır.</p>
<p>İsrail’i lanetleyen, elinde kan olduğunu söyleyen, öldürmeyi, cinayeti iyi bildiklerini ifade eden de yine ayını kişidir.</p>
<p>İsrail’e bedel ödetmekten bahsedip, uçak  göndererek ölüm döşeğindeki ilişkilere can simidi atan da Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan olmuştur.</p>
<p>Bunu da insani ve İslami açıdan gerekçelendirmeye çalışan Başbakan’ın bu sözleri öteki yüzünü gizlemeye yetmeyecektir.</p>
<p>İsrail’deki orman yangınına insani yardım  gönderilmesi son derece doğru ve yerindedir. Ancak eleştirdiğimiz nokta  hükümetin ikircikli ve tutarsız yaklaşımlarıdır.</p>
<p>Diğer taraftan Başbakan’ın kafa karışıklığı bunlarla da sınırlı değildir.</p>
<p>El uzatanın elini havada bırakmayacaklarını,  adım atana adım atacaklarını, ama önce samimiyete bakacaklarını söyleyen  Başbakan Erdoğan, İsrail’in özür dilemesi ve tazminat ödemesi  gerektiğine de vurgu yapmıştır.</p>
<p>Görülmektedir ki, Başbakan Erdoğan daha önce  şart olarak koştuğu; İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargoyu kaldırması  gerekliliğini unutmuştur.</p>
<p>İşte AKP budur, istismarcı bir zihniyetin zavallı çırpınışları bunlardan ibarettir.</p>
<p>Gazze’de körüklenen ateşi dindirmeye gücü  yetmeyen Başbakan Erdoğan, can havliyle işlerin sıkıştığını ve ters  köşeye yatacağını anlayınca Hayfa’daki yangını söndürmek için seferber  olmuştur.</p>
<p>Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket Partisi  olarak, devlet yönetimini maskaralık haline getiren, hafiflikleriyle  değerini düşüren, milletimizin özgüvenini yaralayan, karışıklıktan ve  belirsizlikten güç alarak, hamasetle ayakta durmaya çalışan bu iktidarın  hakkından bir gün mutlaka geleceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır.</p>
<p>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-4.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yrd.Doç.Dr. Ruhi ERSOY &#8211;  Ülkücülerin Siyaset Anlayışında Vazgeçilmez İlkeler</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-ulkuculerin-siyaset-anlayisinda-vazgecilmez-ilkeler.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-ulkuculerin-siyaset-anlayisinda-vazgecilmez-ilkeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Dec 2010 21:14:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[2023 lider ülke Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Alpaslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Ruhi Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1997</guid>
		<description><![CDATA[Liderin çağrısıyla kararlı adımlarla Ankara yoluna düşen ülkücüler solana giriş için toplandıkları spor salonunun bahçesinde ve giriş turnikeleri için girdikleri sırada adeta birbirlerine nezaket ve zarafetin, birliğin ve beraberliğin en güzel örneklerini sergilediler. Ülkemizin son zamanlarda artarak devam eden çok yönlü bir kuşatma ve kargaşa iklimine sürüklendiği malumunuz. Türk Milleti&#8217;nin milli mücadelesi ve milli iradesiyle kurulmuş ve günümüze gelmiş olan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş felsefesini zamanın ruhuna ve küresel politikaların çıkarına uygun bulmayanlar, söz konusu bu kuşatmanın her biri kendi alanının aktörü olarak milli devletimizi tasfiye etmek için gayret etmekteler. Referandum süreci ve sonrasında bir gerçek daha gün gibi ortaya çıktı ki; Türk Milleti merkezli kurulan Milli, Üniter Türk Cumhuriyeti&#8217;nin en samimi temsilcisi ve savunucusu olan görüş Türk Milliyetçiliği ve onun siyasal parti olarak temsilcisi olan MHP&#8217;dir. O halde milli devleti tasfiye etmek isteyen odaklar ne yapmalıydı, MHP&#8217;yi kaos teorisiyle ve medya manipülasyonları vasıtasıyla kamuoyunda modern psikolojik harekatlara maruz bırakıp etkisiz hale getirmeliydiler elbette. Bunun çalışmalarını da malum medyada sürekli işlenen ve MHP&#8217;yi saf dışı etmeye yönelik olan AKP-CHP nişanlılığında görmekteyiz. Evet bunu yapmayı denediler ve denemeye de devam edecekler. Bu odaklar kendilerince Ülkücü Hareketi hedefe koydular ve atışlara başladılar hem de topla, tüfekle, makineliyle hatta kimyasal silahla; ama silahları ne kadar güçlü olursa olsun Ülkücülerin bu saldırılara karşı mukavemeti gelişmiştir. Unutmasınlar ki düşmanın topuna, tüfeğine karşı soba borusundan top yapıp sahan&#8217;dan el bombası yaparak direnmeye alışkın olan Türk Milleti&#8217;nin çocukları, bu siyasal ve medyatik savaşlar karşısında da samimiyetle ve milletiyle birebir yüzleşerek bu oyunu bozacaktır. Söz konusu ekibin oyununu bozacak olan Ülkücü irade ve MHP&#8217;nin üst yöneticileri Ankara&#8217;daki Millet Devlet Bekası İçin Güç birliğinde ciddi bir enerji almış olmalılar ki 1 kasım itibariyle o enerjiyi dalga dalga yaymak için bir kısmı Anadolu yollarına düştü bir kısmı onlara fırsat veren ekranlara koştu. Dün sabah diğer kanallara göre nispeten daha objektif yayın yapan TV8&#8242;de Erkan Tan&#8217;ın konuğu olan MHP Genel sekreteri Cihan PAÇACI Bey&#8217;deki heyecan, inanç ve kararlılık, MHP politikalarındaki tutarlığı anlatış tarzı, olayları halk dilinde somutlaştırması, tek kelimeyle muhteşemdi, liderden ve Pazar günkü toplantıdan alınmış enerji adeta ekrandan dışarıya taşıyordu. İnancımız o ki bu enerji en tavandan en tabana kendisini 5 Haziran 2011 Pazar günü Ülkücü iradenin Milli iradeye tezahürüyle tek başına ipi göğüslediği ana kadar sürecek ve ondan sonrada Liderin ortaya koyduğu vizyon doğrulturunda 24.25. ve 26. dönemlerle 2023 Lider Ülke Türkiye Ülküsünü hayata geçirecek ÜLKÜ ENERJİSİ olarak devam edecektir. &#8220;31 EKİM 2010 PAZAR&#8221; ANKARA TARİHE TANIK BİR GÜN YAŞADI Adeta bozkurtların dirilişi sahnesini andıran bu tarihi toplantı Türk Siyasi tarihinde bir dönüm noktası olarak anılacaktır düşüncesindeyim. Liderin çağrısıyla kararlı adımlarla Ankara yoluna düşen ülkücüler solana giriş için toplandıkları spor salonunun bahçesinde ve giriş turnikeleri için girdikleri sırada adeta birbirlerine nezaket ve zarafetin, birliğin ve beraberliğin en güzel örneklerini sergilediler. Birbirini daha önce hiç görmemiş farklı şehirlerden gelen insanlar ülküdaşlık ortak paydasını salona giriş sırası beklerken paylaştıkları simitte ve sıra düzeninde hiçbir statü göz önüne almadan en doğal kaynaşmada bile kendini tüm saflığı ile gösterdiler. Salonda MHP Genel merkezi Foto Film Merkezinin hazırladığı çok anlamlı ve belgesel niteliğinde gösterilen 10...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Liderin çağrısıyla kararlı adımlarla Ankara yoluna düşen ülkücüler  solana giriş için toplandıkları spor salonunun bahçesinde ve giriş  turnikeleri için girdikleri sırada adeta birbirlerine nezaket ve  zarafetin, birliğin ve beraberliğin en güzel örneklerini sergilediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin son zamanlarda artarak devam eden çok yönlü bir kuşatma ve  kargaşa iklimine sürüklendiği malumunuz. Türk Milleti&#8217;nin milli  mücadelesi ve milli iradesiyle kurulmuş ve günümüze gelmiş olan Türkiye  Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş felsefesini zamanın ruhuna ve küresel  politikaların çıkarına uygun bulmayanlar, söz konusu bu kuşatmanın her  biri kendi alanının aktörü olarak milli devletimizi tasfiye etmek için  gayret etmekteler.</p>
<p style="text-align: justify;">Referandum süreci ve sonrasında bir gerçek daha gün gibi ortaya çıktı  ki; Türk Milleti merkezli kurulan Milli, Üniter Türk Cumhuriyeti&#8217;nin en  samimi temsilcisi ve savunucusu olan görüş Türk Milliyetçiliği ve onun  siyasal parti olarak temsilcisi olan MHP&#8217;dir. O halde milli devleti  tasfiye etmek isteyen odaklar ne yapmalıydı, MHP&#8217;yi kaos teorisiyle ve  medya manipülasyonları vasıtasıyla kamuoyunda modern psikolojik  harekatlara maruz bırakıp etkisiz hale getirmeliydiler elbette. Bunun  çalışmalarını da malum medyada sürekli işlenen ve MHP&#8217;yi saf dışı etmeye  yönelik olan AKP-CHP nişanlılığında görmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet bunu yapmayı denediler ve denemeye de devam edecekler. Bu  odaklar kendilerince Ülkücü Hareketi hedefe koydular ve atışlara  başladılar hem de topla, tüfekle, makineliyle hatta kimyasal silahla;  ama silahları ne kadar güçlü olursa olsun Ülkücülerin bu saldırılara  karşı mukavemeti gelişmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmasınlar ki düşmanın topuna, tüfeğine karşı soba borusundan top  yapıp sahan&#8217;dan el bombası yaparak direnmeye alışkın olan Türk  Milleti&#8217;nin çocukları, bu siyasal ve medyatik savaşlar karşısında da  samimiyetle ve milletiyle birebir yüzleşerek bu oyunu bozacaktır. Söz  konusu ekibin oyununu bozacak olan Ülkücü irade ve MHP&#8217;nin üst  yöneticileri Ankara&#8217;daki Millet Devlet Bekası İçin Güç birliğinde ciddi  bir enerji almış olmalılar ki 1 kasım itibariyle o enerjiyi dalga dalga  yaymak için bir kısmı Anadolu yollarına düştü bir kısmı onlara fırsat  veren ekranlara koştu. Dün sabah diğer kanallara göre nispeten daha  objektif yayın yapan TV8&#8242;de Erkan Tan&#8217;ın konuğu olan MHP Genel sekreteri  Cihan PAÇACI Bey&#8217;deki heyecan, inanç ve kararlılık, MHP  politikalarındaki tutarlığı anlatış tarzı, olayları halk dilinde  somutlaştırması, tek kelimeyle muhteşemdi, liderden ve Pazar günkü  toplantıdan alınmış enerji adeta ekrandan dışarıya taşıyordu. İnancımız o  ki bu enerji en tavandan en tabana kendisini 5 Haziran 2011 Pazar günü  Ülkücü iradenin Milli iradeye tezahürüyle tek başına ipi göğüslediği ana  kadar sürecek ve ondan sonrada Liderin ortaya koyduğu vizyon  doğrulturunda 24.25. ve 26. dönemlerle 2023 Lider Ülke Türkiye Ülküsünü  hayata geçirecek ÜLKÜ ENERJİSİ olarak devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;31 EKİM 2010 PAZAR&#8221; ANKARA TARİHE TANIK BİR GÜN YAŞADI</p>
<p style="text-align: justify;">Adeta bozkurtların dirilişi sahnesini andıran bu tarihi toplantı Türk  Siyasi tarihinde bir dönüm noktası olarak anılacaktır düşüncesindeyim.  Liderin çağrısıyla kararlı adımlarla Ankara yoluna düşen ülkücüler  solana giriş için toplandıkları spor salonunun bahçesinde ve giriş  turnikeleri için girdikleri sırada adeta birbirlerine nezaket ve  zarafetin, birliğin ve beraberliğin en güzel örneklerini sergilediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirini daha önce hiç görmemiş farklı şehirlerden gelen insanlar  ülküdaşlık ortak paydasını salona giriş sırası beklerken paylaştıkları  simitte ve sıra düzeninde hiçbir statü göz önüne almadan en doğal  kaynaşmada bile kendini tüm saflığı ile gösterdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Salonda MHP Genel merkezi Foto Film Merkezinin hazırladığı çok  anlamlı ve belgesel niteliğinde gösterilen 10 dakikalık kısa film  aslında her şeyi anlatmaya ve Ankara&#8217;da olup o salon atmosferinde  ülküdaşlarla sadece o filmi izlemek bile yeterdi derken ardından Liderin  Büyük bir coşku seliyle salonu teşrifi ve akabinde kürsü de başlayan o  tarihi konuşma bugün imkan olsaydı milyonlar bu konuşmayı canlı dinlese  dediğim, gözyaşlarının sele gittiği ama akabinde aklın hakim olduğu;  duygu, bilgi, akıl, ahlak, ve tüm bunların harmanlamasından hareketle  Büyük Ülkü Şuurunun ete kemiğe bürünüp Liderinde tezahür ettiğine tanık  olmak, kendisini ülkücü mensubiyete ait hisseden insanların davayı  temsil noktasında Liderini bayraklaştırması için tek başına yeterliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Liderin konuşmaları esnasında yer yer gözlerimiz yaşarırken yer yer  de &#8220;Ne zaman ki ülkücü camiaya mensup ülküdaşlar liderin ortaya koyduğu  vizyona ve onun sahip olduğu şuura yaklaşır ve bunu yaşam pratiği yapar  işte o zaman biz iktidarız dedim içimden&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;FEDAKÂRLIĞIN MÜMTAZ NEFERLERİ AZİZ ÜLKÜDAŞLARIM</p>
<p style="text-align: justify;">DEĞERLİ DAVA ARKADAŞLARIM&#8221; diye konuşmasına başlayan Lider BAHÇELİ,</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle devam etti:</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün buraya Türk milletinin umutlarını tazelemek için geldiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türklüğün şahlanışını ve gücünden hiçbir şey kaybetmediğini haykırmak için geldiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Karanlığı aydınlatmak, melanetin hakkından gelmek için toplandınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Metehan&#8217;ın hükümranlığını, Batı&#8217;ya diz çöktüren Atilla&#8217;nın kutlu hatıralarını canlandırdınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ötüken Ormanı&#8217;nın mesajını; &#8216;Aç milleti tok, az milleti çok hale getirdim diyen&#8217; Bilge Kağan&#8217;ın buyruğunu getirdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Adaletin ve hakkaniyetin doruk isimleri olan Tuğrul Bey ve Çağrı Beylerin çağları aşan zaferlerini bir kez daha hatırlattınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizans&#8217;a haddini bildiren ve Anadolu&#8217;yu bize yurt yapan Sultan  Alparslan&#8217;ın kutsal emanetini savunmak için bu salonda bir araya  geldiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Allah&#8217;ın, cihan halklarının dizginlerini Türklerin eline  verdiğini asırlar önce dile getiren Kaşgarlı Mahmud&#8217;un düşüncelerini  getirdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Azız diye kendimizi niçin küçümsüyoruz&#8217; diyen Tonyukuk&#8217;un ve zulümle  ayakta kalınamayacağına asırlar öncesinden işaret eden Nizamülmülk&#8217;ün  öğütlerini özümsediniz ve zihninize nakış ettiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğru ve adil olmayı tavsiye den Yusuf Has Hacip&#8217;in duruşunu gösterdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyerek konuşlarına başladı lider ve devamını bu uslupla sürdürüdü.  Biz de Liderden ilham alarak hafıza tazeleme niteliğinde şu dizelerle  Ülkücü Hareketin Müktesebatını ifade etsek doğru olur mu acaba:</p>
<p style="text-align: justify;">Yenisey&#8217;den çıktık yola</p>
<p style="text-align: justify;">Horasan&#8217;da otağ kurduk</p>
<p style="text-align: justify;">Yesevi&#8217;nin kutlu ocağında piştik,</p>
<p style="text-align: justify;">Alptik Alperen olduk,</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu&#8217;da beklenen ışık</p>
<p style="text-align: justify;">Malazgirt&#8217;te yaydan çıkan ok</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul&#8217;da Hazreti peygamberin müjdelediği komutan olduk</p>
<p style="text-align: justify;">Yedi düvele meydan okuduk,</p>
<p style="text-align: justify;">Çanakkale&#8217;de koca seyit,</p>
<p style="text-align: justify;">Gaziantep&#8217;te Şahinbey</p>
<p style="text-align: justify;">Adana&#8217;da kara Fatma</p>
<p style="text-align: justify;">Osmaniye&#8217;de Rahime BACI</p>
<p style="text-align: justify;">Erzurum&#8217;da Nene Hatun Olduk</p>
<p style="text-align: justify;">Tek bir vücutta birleştik</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu&#8217;da Mustafa Kemal Olduk</p>
<p style="text-align: justify;">44&#8242;te tabutlukta çile doldurup</p>
<p style="text-align: justify;">Esir Türklere HÜRRİYET dedik</p>
<p style="text-align: justify;">İslam&#8217;ı ruhuna nakşeden Türk&#8217;e yön gösteren BAŞBUĞ Alparslan Türkeş olduk&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">65&#8242;te köylü millet</p>
<p style="text-align: justify;">69&#8242;da kalbimizde üç hilal, Adana&#8217;da MHP olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">70&#8242;te şahadet şerbetini içtik.</p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf İmamoğlu, Ruhi Kılıçkıran olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılıçlara versek de boynumuzu vermedik o zaman kızıllara yurdumuzu</p>
<p style="text-align: justify;">80&#8242;de zindanlarda Yusufiyeliydik</p>
<p style="text-align: justify;">Emanetleri ehline teslim edip ardında milyonlar bırakan tarihin haklı çıkardığı Başbuğ&#8217;un takipçisi olduk</p>
<p style="text-align: justify;">Ve, ve&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Emanetleri teslim alan, önce ülkem ve milletim diyen, ömrünü millete adayan,</p>
<p style="text-align: justify;">Aydınlanmış Türk Rönesanssının temsilcisi Lider Devlet Bahçeli olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">O lider ki; tarifsiz acılar ve anılarla dolu tecrübelerden hareketle,  her birimizi kem gözlerden sakınıp ünümüze koyduğu &#8220;2023 Lider Ülke  Türkiye&#8221; Ülküsüyle bizi onurlu, gururlu ve bilgili bir nesil olarak Türk  Milletinin geleceğine hazırlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Varlığımız, Türk Varlığına Armağan Olsun, Ne Mutlu Türküm Diyene&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">DÜN BAŞBUĞ ALPASLAN TÜRKEŞ</p>
<p style="text-align: justify;">BUGÜN LİDER DEVLET BAHÇELİ</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tıpkı bugün Lider Bahçeli&#8217;nin hitabı gibi bundan kırkbiryıl önce başbuğ Büyük Adana Kurultayında hitabe diyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Adana Kurultayı, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi&#8217;nin son  kongresi Milliyetçi Hareket Partisi&#8217;nin ise ilk kongresi olmuştur. Bu  kongrede yapılan genel başkanlık seçimine Alpaslan Türkeş ve Aziz  Alpagut adaylıklarını koydular. Yapılan oylama sonrası Alpaslan Türkeş  Milliyetçi Hareket Partisi&#8217;nin Genel Başkanı oldu. Büyük alkışlar ve  sloganlar arasında kürsüye çıkarak özetle Kapitalist ve Komünist  rejimlerin ortaya koyduğu tehlikelerden ve Türk Milliyetçilerinin bu  rejimlere bakış açısının ne olması gerektiğini anlattıktan sonra, dokuz  ışık doktrinini anlattı. Konuşmasını teşekkür ederek şu şekilde  tamamladı:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8220;Muhterem arkadaşlarım, şu manzara büyük Türkiye&#8217;nin müjdecisidir.  Öyle bir Türkiye ki, herkes mesut, hür ve şahsiyet sahibi olacaktır.  Demokrasi en kâmil manasında işleyecektir. Ne Mutlu Türk İnsanına.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aziz Türk Milliyetçileri,</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçiliğin esası, millet ve devletin bağımsızlığıdır. Milliyetçi  hareketler, milliyetçi devletle olur. Kalkınız kervan yola çıkmıştır.  Ona katılınız. Şafak sökmeden önce davaya katılınız. Yaşasın yüz  milyonluk güçlü Türkiye. Yaşasın Türk Ülküsünün Dönmez İnsanları.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu millet devlet bütünleşmesinde sancılı ve sıkıntılı geçen  bu süreçte sıkıntıların tabutluklarda tan yerini ağarttığı bir güneş,  Türk siyasetine ve devlet adamlığına yeni bir karakter olarak Başbuğ  Alparslan Türkeş&#8217;i doğuruyordu ve O, Türk Milliyetçiliği fikir sistemini  demokratik ortamda tekrar partileştirip milletine Türkiye Cumhuriyeti  Devletini ve yüce Türk Milletini muktedir yapmak için sesleniyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Türk milleti yeni bir yolun yolcusu ve yeni bir kaderin sahibi olmak  durumundadır. Bu yol Türkiye&#8217;yi ilimde, ahlâkta, teknikte ve sanayide  yeryüzünün en ileri ülkesi yapmak isteyenlerin yolu olacaktır. En az iki  yüz yıldan beri soysuzlaşma, millî benliğinden koparak başkalarına  sığıntı olmak, yabancıları taklit etmek, Batının sefalet ve kaba dış  görünüşüne özenmek, başka diyarların gerçeklerinden doğmuş sistemleri  kopya etmeye kalkışmak gibi hareketler ezilip bir daha hortlamamak üzere  yok edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8220;Biz eskicilerin döküntülerini kapışan, başkalarının sırtından  çıkardığı elbiseleri giyerek efendiliğe kalkışan, arsız aydın tipini  Türk milletinin baş düşmanı saymaktayız. Geceyi gündüze katıp emek  harcayarak, ter dökerek kendi düşünce eserlerini meydana getirecek ve  Türk milletini kökünden koparmadan; ilimde, sanatta kanatlandırıp,  çağlar üzerinden uçuracak gerçek aydınlara muhtaç bulunmaktayız. Tarihin  seyri içerisinde Türk milletinin kudretli ve muhteşem bir hayatı  vardır. Onu bugünkü düşkün durumdan çekip çıkarmak, iyiye doğru hızla  yöneltmek gerekir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Türk töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne  pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her  çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden,  şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet  için feda ederler. Türk Milleti&#8217;nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu  sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde  el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bedeli kanla ödenerek kazanılmış Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin temel  değerleri, aldığı bedelle verilebilir ki; onu da alacak güç henüz  keşfedilmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Başkent Ankara&#8217;dan yönetilen &#8220;üniter devlet&#8221; yapısına,</p>
<p style="text-align: justify;">- Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen &#8220;milli devlet&#8221; yapısına,</p>
<p style="text-align: justify;">§ İnançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği &#8220;laik devlet&#8221; yapısına dayanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapı Cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından  çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile  belirlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 1923 yılında konulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı Al  Bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız  tarafından da güvence altına alınmıştır. Aksi yöndeki söylemler akla,  ahlaka ve ilme uygun değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">BOZKURLARIN LİDERİ HAFIZA TAZELEYİP TÜRK İSLAM ÜLKÜSÜ NEFERLERİNE ÇAĞRI DA BULUNDU</p>
<p style="text-align: justify;">Lider Devlet Bahçeli&#8217;nin siyasal tavrı içinde dini duygu ve motifleri  dışa yansıtmadığı ve içselleşmiş bir din ve ahlak anlayışına sahip  olduğunu onu yakından takip edenler çok iyi bilirler. Fakat onun bu  konudaki hassasiyetinin bilincinde olmayanlar veya bunu fitne merkezleri  üzerinden çalışarak ülkücülerin kafasını karıştırmak adına piyasaya  sunarak san ki MHP ve liderinin Türk İslam Çizgisinde sorun varmış gibi  propaganda malzemesi yap maktalardı. 31 Ekim 2010 Pazar günki milli beka  toplantısı ve Liderin oradaki konuşmasının tamamı ve özelinde de  aşağıda aldığımız bölüm adeta Ülkücü hafızanın bir manifestosu  niteliğindeydi:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Onlar rahmetli Hüseyin Nihal Atsız&#8217;ın dediği gibi;</p>
<p style="text-align: justify;">Yataklarında ölmeyi akıllarından çıkaran büyük ruhlardı.Döşekleri  kara toprak, yorganları da kar oldu.Ve ruhlarını Tanrı Dağı&#8217;nda  buluşturmak için adeta söz birliği etmişçesine bedenlerine veda  ettiler.Göçüp gittiler en taze zamanlarında.Feda ettiler hayatlarını,  armağan ettiler Türk milletine canlarını.&#8217;Bozkurtların Ölümü&#8217;nde konu  edilen; Onbaşı Karabudak&#8217;ın oklanışı, Yüzbaşı Sancar&#8217;ın son gülüşü  onlarda somutlaştı.Kuru simidi paylaştılar.Ülküyuvalarında yere  serdikleri gazete parçaları üzerinde peyniri ekmeklerine  katıkettiler.Tanımayan bilmez, içimizde olmayan anlamaz. Ülkücülerin  hayatı bambaşkadır.Sözlüklerinde rahatlık kelimesine yer yoktur.Dünya  nimetlerinden yana nasipsizdirler.Herkesin istediğini istemezler, ne  istediklerini de herkes fark edemez.Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti,  hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer.Kara sevdalıdır  milletine, vatanına.Doğu Türkistan&#8217;ın acılarını içinde bir kor gibi  muhafaza eder.Sibirya steplerinde sürülmüş Türkleri düşünür.Issık Göl&#8217;ü  düşler, Orhun&#8217;u ister, Türkistan diyarından gelecek mutlu haberleri  bekler.Çin sarayını basan Kürşat&#8217;ın kırk yiğidi içinde kendisini  görür.Elbette yalnızca bunlarla da sınırlı değildir hayalleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Bedir&#8217;in aslanlarını, Uhud&#8217;un cengâverlerini hürmetle yâd eder.Yurt  köşelerinde, okul koridorlarında, parti odalarında ya da cami  avlularında vatan dediler, Allah&#8217;ın birliğine imanla millete kendilerini  adadılar.Arkadaşlarının naaşlarını omuzladılar ve sıranın ne zaman  kendilerine geleceğine ise hiç aldırmadılar.İmkânsızlıklara teslim  olmadılar.Vazgeçmediler. Anadolu&#8217;nun yağız nesli olarak büyük Türkiye  ülküsüne inandılar. Yüce Allah&#8217;a samimiyetle bağlandılar.Hiç hesap  yapmadılar.Şehadet mertebesine yüzlerinde hilaller açarak ulaştılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce Allah&#8217;a erkenden kavuştular.Türklük şuur ve vakarıyla; İslam  iman, aşk ve ahlakını bütünleştirdiler.Küfrün bütün oyunlarını bozmak,  saldırısını def etmek ve yok etmek için analarından, babalarından,  yarlarından ve evlatlarından vakitsiz ayrıldılar.Ülkücülerin ipeğe  sarılmış çelik olduğunu en iyi gösteren onlardı.Beşeri zaaflarını  aştılar. Maddi zevkleri hayatlarının gayesi olmaktan  çıkardılar.Arkalarında gözü yaşlı aileler bırakmak uğruna da olsa;  rahata, kolaya değil; çileye, zora talip oldular.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben &#8216;Ülkücüyüm&#8217; diyen hiç kimsenin ömrü hayatında aklından  çıkarmayacağı gerçeklerdir bunlar.Ve birçoğumuz binlerce ülkü şehidiyle  bu fani hayatta tanışmak ve dava arkadaşı olmak şerefine  ulaştık.Ülkücülük en ulvi makamdır ve sahip olabileceğimiz en kıymetli  değerdir.Şehitliktir, sevgidir, bağlanıştır ve karşılık gözetmeden  yapılan fedakârlıktır.Adını burada sayamadığım aziz şehitlerimiz  haklarını helal etsinler.Dava gazilerimiz işte buradalar ve  içimizdeler.Yine Üç Hilalin gölgesi altındalar ve tek başına iktidarı  için var güçleriyle çalışıyorlar.Ülkücünün yerinin yalnızca ve yalnızca  Milliyetçi Hareket olduğunu dosta düşmana gösteriyorlar.Şanlı  mücadeleleri pusulamız olacak, hatıraları yolumuzu aydınlatacak.Yüzü  nurlu, yüreği gururlu bu kahramanlar her daim bizimledir. Milletlimize  mal oldular.Tüm şehitlerimiz Türklüğün kutlu tarihine kurt bakışlarıyla  geçtiler.Şimdi vatan topraklarına emanetler.Allah hepsinden bin kere  razı olsun.Mekânları cennet, ruhları şad olsun</p>
<p style="text-align: justify;">BAHÇELİ&#8217;YE GÖRE MİLLETİMİZE HİZMET YOLUNDA SİYASET BİR TERCİH OLACAK İSE:</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle; Dünya nereye gidiyor? İnsanlığın yaşadığı buhranın  kaynakları nelerdir? Dünyada oynanan büyük oyun nedir, aktörleri  kimlerdir? Türkiye&#8217;nin dünyadaki yeri ve konumu neresidir? Türk milleti  gelecekte nerede olmalıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Milletim için hedeflerim nelerdir ve bunu nasıl başaracağım?  Sorularına cevap aramak durumundasınız ve çalışmaktan bıkmayacaksınız,  araştırmaktan uzak durmayacaksınız, zorluklardan yılmayacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyadaki gelişmeleri, milletimizin değerleri ile buluşturmanın yollarını sürekli aramakla mükellefsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gideceğiniz her yerde, alacağınız her görevde ülkü yolunda  öğrendiklerinize yenilerini katacak, kendinizi gösterecek, emsalleriniz  arasından tebarüz edecek bir siyaset ve bilim disiplini aldığınızı  hissettireceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, küresel senaryolara figüran olmamak için ülkücülerin imanla  yürüyüşünü beklemektedir. Milletimizi yokluktan, yoksulluktan,  yolsuzluktan, yozlaşmadan kurtaracak kadroların ülkücü hareket olduğuna  sarsılmaz bir iman duyacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücüler, üzerine düşen görevleri layıkıyla yaptığında Türk Milleti,  geleceğinden emin, hür ve bağımsız, onurlu ve müreffeh bir Türkiye&#8217;de  yaşamanın ilk adımını da atmış olacaktır. Milletin kaderi ülkücülerin  elindedir; o yüzden yükü ağırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milliyetçileri, Türk Devletini, Türk milletinden aldığı güç ve  ilham ile müreffeh, kudretli, bilgili ve teknoloji üreten, uygarlığın  öncüsü, barış, adalet ve güvenliğin güvencesi, onurlu bir ülke  yapacaklardır. Bundan kimse kuşku duymasın, yeter ki vazife şuuru ve  imanla hareket edelim.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;2023: YÜKSELEN GÜÇ TÜRKİYE&#8221; &#8216;Mutlu millet, Güçlü Devlet ve Huzurlu fert&#8217; bir hayal değildir&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Henüz hiçbir siyasi lider telafuz dahi etmezken yıllar öncesinden  Lider Bahçeli 2023 lider ülke Türkiye Vizyonunda bahsetti ve özelde  Ülkücü gençliğe ve genelde Türk Gençliğinin önüne bir vizyon koydu ve  her fırsatta bu konuyu dile getirip geçmişin gücünden ve tecrübesinden  hareketle şimdinin imkanlarını birleştirip yarınları kurmanın  zaruretinin bilincinde şuurlu bir siyasi lider olarak gündelik  söylemlerin dışında bir tasavvuru da ortaya koymaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konudaki düşüncelerinin bir nevi özeti mahiyetindeki yaklaşımı ise yaptıkları konuşmada bir kez daha şu şekilde yer aldı:</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Ülküdaşlarım,</p>
<p style="text-align: justify;">İçinden geçtiğimiz &#8220;Yeni Çağ&#8221;ın dinamikleri üzerinde söz sahibi  olmanın yolu, güçlü bir milli kimliğe ve özgüvene sahip bir millet  olmaktan geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milletinin ve bütün insanlığın barış ve mutluluk içinde insanca  yaşayacağı bir dünya ideali, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet  projesinin hayata geçirilmesiyle mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkesi ve milletiyle bir bütün olarak Türkiye Cumhuriyetini geleceğe  taşımak, yeni nesilleri Türk-İslam kültürüyle, vatan sevgisiyle  yetiştirmek ve milletimizin refah ve mutluluğunu her zaman en üst  seviyede tutmak için milli bir tavır belirlemek kaçınılmaz olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya  tesis etme anlayışını kendimize siyasi misyon olarak kabul ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu misyon inşallah, Türkiye&#8217;yi lider ülke konumuna taşıyacak, başta  Avrasya coğrafyasındakiler olmak üzere, bütün mazlum milletlerin de hür  ve onurlu bir şekilde yaşamasına vesile olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu başarmanın şartı, öncelikle Türkiye&#8217;nin teslimiyetçi ruh  hâlinden kurtulması ve Türk Milletinin özünü temsil eden değerlere  yönelmesinden geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">· Kendi milli ve tarihi değerleri ile barışık,</p>
<p style="text-align: justify;">· Sorun çözme kabiliyeti olan etkin bir devlet düzeni kurmuş,</p>
<p style="text-align: justify;">· Ülkenin kaynaklarını seferber edecek milli bir ekonomi modeli uygulamaya koymuş,</p>
<p style="text-align: justify;">· Ve küresel sistemde saygın konuma gelmiş güçlü bir Türkiye; 21&#8242;inci  yüzyılda dünya siyasetinde ve ekonomik hayatında söz sahibi olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle ve mutlaka Türkiye&#8217;nin; dış ilişkileri, eşitlik ve  karşılıklı sorumluluk ilkesine uygun olarak farklı bir bakış açısıyla  yeniden şekillendirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin hayrına olmayan hiçbir projenin içinde ya da destekçisi olunmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu doğrultuda; her bakımdan güçlenme ve kalkınma hamlesi yapacak olan  Türkiye&#8217;yi 2023 yılında, &#8220;Lider Ülke&#8221; konumuna taşımayı siz değerli  dava arkadaşlarımla birlikte hedefliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Amacımız lider ve güçlü bir Türkiye&#8217;ye ulaşmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin her sorununu biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve üstesinden gelmek için de çözüm ve çarelerimizi tamam ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin her meselesini gidermek için büyük bir kararlılık taşıdığımızı ifade etmeliyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki yıl yapılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi 24. Dönem  seçimleriyle birlikte, Cumhuriyetimizin 100. yıldönümüne oniki yıllık  bir süre kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu seçimlerden sonra 2023 yılına kadar 25. ve 26. Türkiye Büyük  Millet Meclisi dönemleri için de iki genel seçim daha söz konusu  olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket Partisi&#8217;nin Türkiye vizyonu, &#8220;2023: YÜKSELEN GÜÇ TÜRKİYE&#8221; amacında yer ve anlam bulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">TÜRK MİLLETİ&#8217;NİN VE ÜLKÜCÜLERİN DİNİ REFERANS KAYNAKLARI EMEVİCİ ZİHNİYET DEĞİL İMAM MATURİDİ VE EBU HANİFE YOLUDUR</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti&#8217;nin beslenmiş olduğu ana kaynak ve onun her zaman bir  bilinç ve pratik olarak gördüğü yegâne inanç, kuşkusuz İslam Dini&#8217;dir.  (Allah İnancı-Kuran-Hz. Muhammet s.a.v). Herhangi bir siyasal yönetim  ortaya koymayan İslam dini, rasyonel ve imani olanı birbirinden ayırmış,  siyasal yönetimin toplumsal ihtiyaçlar ve çağın realitesiyle uygun  olması için yapılacak yorumlara olanak tanımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bireysel olandan, toplumsal olana kadar bütün yönleriyle pratik  hayata müdahale eden İslam dini, her türlü yönetim anlayışının referans  alabileceği &#8220;adalet kavramını&#8221; referans noktası kılmış daha açık bir  ifadeyle onu &#8220;anahtar bir&#8221; kavram olarak vurgulamıştır. Aslında İslam  dininin her hangi bir politik yönetim biçimi önermemesinin temel nedeni,  din-siyaset ilişkisinde dinin araçsallaşmaması içindir. Ancak dinin  temel değerleri açısından kaçınılan bu durum, din-siyaset ilişkisinde  dinin araçsallaşmasını önleyememiş ve Din&#8217;in ilk siyasallaşması veya ilk  defa siyaset adına dinin araçsallaşması, Emeviler&#8217;de söz konusu  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yönetim adına yürütülen faaliyetlerdeki bireysel eksiklikler veya  iktidar erkinin yanlış politikalarına, Emeviler döneminde sahte dinciler  alet edilmiş, toplumsal tepki &#8220;dini&#8221; manipülasyonla önlenmeye  çalışılmıştır. Klasik İslam anlayışımız bu dönemde dinin siyaset adına  nasıl araçsallaştığını araştırmanın yollarını tıkamış, yine bu dönemde  dinin siyaset için bir araç kılınmaması gerektiği noktasından hareket  eden kişilerin özgün metinleri üzerine ciddi çalışmalar yapılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">En basit örnek: Mezhep kurucumuz olan İmam Ebu Hanife&#8217;ye, İmam  Maturidi&#8217;ye dair bugünkü bütün çalışmalar çok kısır olmakla birlikte  özellikle de Emevi ve Abbasilerin uyguladığı Mevali politikasına veya  dinin siyasete nasıl alet edildiği hususuna İmam Ebu Hanife bağlamında  değinilmekten kaçınıldığı görülmektedir. Çünkü böyle bir değini, bugünkü  İslam anlayışımızın Arapçı köklerini ortaya koyacak ve hatta reel  politikada dini siyaset için araçsallaştıranların ve her türlü  siyasi-hukuki meseleleri din ile manipüle edenlerin önü kapanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihai olarak, eğer özgün bir Türk-İslam düşüncesi ve din&#8217;in başlı  başına bir değer olduğu, ona yapılacak en büyük kötülüğün her türlü  araçsallaştırma olduğu, zikredilen kişilerin metinlerinden hareketle  kurulabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">LİDER BAHÇELİ&#8217;NİN DUASIYLA SON VERELİM</p>
<p style="text-align: justify;">Hak Taala,</p>
<p style="text-align: justify;">Huzurumuzu bozmasın, birliğimizi zedelemesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Hilalimizi dalgalandırsın, azmimizi artırsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımızın düzenini sağlasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayrağımız çekildiği gönderden inmesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşmesin, üzülmesin, el uzanmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkümüzün yolunu açık etsin. Ülkücünün yardımcısı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Bozkurtun başını dik etsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Türklüğü payidar etsin, İslam&#8217;ı mutlu kılsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Topraklarımızı kem gözlerden korusun.</p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşliğimizi muhafaza etsin.</p>
<p style="text-align: justify;">İki cihanda yüzümüzü güldürsün.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanız elbet, varsa bir kusurumuz, onu da affetsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehitlerim, yiğitlerim, analarım, bacılarım, gardaşlarım haklarını helal etsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Gönlünümüzden ülküyü, yüreğimizden sevgiyi, kalbimizden inancı eksiltmesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletini sonsuza kadar korusun, kollasın ve yolunu açık etsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Her dava arkadaşımdan ayrı ayrı razı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolunuz bahtınız ve alnınız açık olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ olun, var olun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu Türküm diyene.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyrd-doc-dr-ruhi-ersoy-ulkuculerin-siyaset-anlayisinda-vazgecilmez-ilkeler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-ulkuculerin-siyaset-anlayisinda-vazgecilmez-ilkeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mazhar GÜNDOĞ &#8211;  İdrak Noktası</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mazhar-gundog-idrak-noktasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mazhar-gundog-idrak-noktasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Dec 2010 21:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1995</guid>
		<description><![CDATA[Çok iyi incelediğimizde göreceğiz ki ne zaman ufuksuz , hedefsiz, büyük düşünebilme melekesinden mahrum, korkak, bencil, kendisini ve ailesini düşünmekten millete zaman ayıramayan, zevke ve sefaya düşkün, sadece gününü gün etmeyi becerebilen insanlar devlet yönetiminde başa gelmişlerse, o devletlerin sonu dünya sahnesinden çekilmek şeklinde tecelli etmiştir. Tarih artık bugün adı bile unutulmuş böyle yüzlerce devletin nasıl yok olduğuna tanıklık etmiştir. Ama cesur, fedakar, ileri görüşlü, inançlı, ülkü sahibi, ülke , vatan, ve millet menfaatlerini her türlü hesabın üzerinde tutabilme özelliklerinde olan liderlerin öncülüğünde yeni kurulan devletlerin bile kısa sürede nasıl büyüdüklerine ve &#8220;Büyük devlet&#8221; olduklarına da tarih şahittir. Gerçek manada devlet adamı, tarlada ekilip büyüyen buğdaydan, pancardan, yoncadan, ayçiçeğinden, onu ekip yetiştiren çiftçinin duyduğu hazzı, heyecanı hissedebilen, onun kazancını kendi kazancı gibi görebilendir. Fabrikaların bacasının tütmesinden, üretilen ürünlerin dış ve iç pazarlarda alıcı bulmasından , üretim esnasında çalışan işçiden ve ürünleri satarak paraya dönüştüren müteşebbisin başarısından haz ve mutluluk duyabilendir. Bilimde , teknikte, sanatta, sporda, kültür ve edebiyat alanlarında önemli başarılar elde edilebilmesi için katkı koyan, teşvikçi olan, elde edilen başarılar neticesinde oluşan toplumsal alkışları muhatabı ile birlikte işitebilendir. Milletine , ülkesine ve vatanına ait olan değerlerin kıymetini bilendir. Ülkenin parasını da vatan toprağı gibi kutsal görebilen ve asla ülke dışına kaçırılıp götürülmesine müsaade etmeyendir. Beytülmalın sorumluluğunda olan , tüyü bitmedik yetimin hakkını yedirtmeyen , devlete ait zenginliklerin partili, yandaş, arkadaş, hısım, akraba, aile mensupları dahil hiç kimse tarafından talan edilmesine asla fırsat vermeyendir. En önemlisi de ülkesindeki meseleleri, iktidarın durumunu , iç ve dış politikaları başka ülkelerin temsilcileri ile asla konuşup tartışmayan ve hatta kendisi ne kadar hatalı görürse görsün , bu görüşlerini devletlerarası arenaya taşımayandır. Son günlerin en önemli konusu haline gelen &#8220;Wikileks&#8221; adı altında ABD nin ortaya attığı &#8220;yeniden oluşum&#8221; projesi bağlamında meydana gelen gelişmelerden konumuzla ilgili olan kısmını örnekleme yapacak olursak; Türkiye Başbakanının İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabının olduğu ile ilgili ifadelerin ilgili sitede yer alması karşısında CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ne yapmıştır? Hemen Başbakana yüklenmiş ve iddiaları cevaplandırmaya davet etmiştir. Bu bir lider portresidir. Peki Sayın Başbakan Erdoğan buna nasıl karşılık vermiştir? Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;na gayet sert bir üslupla cevap vererek ispata davet etmiş, iddialar doğruysa istifa edeceğini , eğer doğru değilse Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun istifa etmesi gereğini vurgulamıştır. Bu da ikinci bir lider portresidir. Üçüncü bir lider portresini ise MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ortaya koymuştur. Sayın Bahçeli başka ülkelerin sitelerinde yer alan , ellerinde olan bilgi ve belgelerle, o ülkelerin bakışları ve değerlendirmeleri ile kendi başbakanımızın, siyasetçilerimizin ve iktidarın değerlendirilmesinin asla doğru olmayacağını, bu bakımdan wikileks belgelerini iç politika malzemesi yapmayacaklarını en açık ve kararlı bir şekilde yüksek sesle ifade etmiştir. Her fırsatta iktidarı uyaran , en sert en kararlı muhalefeti yapan , hatta zamanı gelince yüce divanın yolunu gösteren Sayın Bahçeli , bir başka ülkeye karşı bu konuda iktidara sahip çıkmıştır. Bu sahip çıkma elbette mevcut iktidarın icraatlarını tasdik ve tasvip anlamına gelmemektedir. MHP iktidarla hesaplaşmanın yolunun meşru yollar olduğunu yani seçimler ve seçim sandıkları olduğunu her fırsatta ifade etmiştir. Ancak başka ülkelerin bu tür cambazlıklarla ülkemizde siyasi yargılama , fikir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çok iyi incelediğimizde göreceğiz ki ne zaman ufuksuz , hedefsiz,  büyük düşünebilme melekesinden mahrum, korkak, bencil, kendisini ve  ailesini düşünmekten millete zaman ayıramayan, zevke ve sefaya düşkün,  sadece gününü gün etmeyi becerebilen insanlar devlet yönetiminde başa  gelmişlerse, o devletlerin sonu dünya sahnesinden çekilmek şeklinde  tecelli etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih artık bugün adı bile unutulmuş böyle yüzlerce devletin nasıl yok olduğuna tanıklık etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama cesur, fedakar, ileri görüşlü, inançlı, ülkü sahibi, ülke ,  vatan, ve millet menfaatlerini her türlü hesabın üzerinde tutabilme  özelliklerinde olan liderlerin öncülüğünde yeni kurulan devletlerin bile  kısa sürede nasıl büyüdüklerine ve &#8220;Büyük devlet&#8221; olduklarına da tarih  şahittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçek manada devlet adamı, tarlada ekilip büyüyen buğdaydan,  pancardan, yoncadan, ayçiçeğinden, onu ekip yetiştiren çiftçinin duyduğu  hazzı, heyecanı hissedebilen, onun kazancını kendi kazancı gibi  görebilendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fabrikaların bacasının tütmesinden, üretilen ürünlerin dış ve iç  pazarlarda alıcı bulmasından , üretim esnasında çalışan işçiden ve  ürünleri satarak paraya dönüştüren müteşebbisin başarısından haz ve  mutluluk duyabilendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilimde , teknikte, sanatta, sporda, kültür ve edebiyat alanlarında  önemli başarılar elde edilebilmesi için katkı koyan, teşvikçi olan, elde  edilen başarılar neticesinde oluşan toplumsal alkışları muhatabı ile  birlikte işitebilendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletine , ülkesine ve vatanına ait olan değerlerin kıymetini  bilendir. Ülkenin parasını da vatan toprağı gibi kutsal görebilen ve  asla ülke dışına kaçırılıp götürülmesine müsaade etmeyendir. Beytülmalın  sorumluluğunda olan , tüyü bitmedik yetimin hakkını yedirtmeyen ,  devlete ait zenginliklerin partili, yandaş, arkadaş, hısım, akraba, aile  mensupları dahil hiç kimse tarafından talan edilmesine asla fırsat  vermeyendir.</p>
<p style="text-align: justify;">En önemlisi de ülkesindeki meseleleri, iktidarın durumunu , iç ve dış  politikaları başka ülkelerin temsilcileri ile asla konuşup tartışmayan  ve hatta kendisi ne kadar hatalı görürse görsün , bu görüşlerini  devletlerarası arenaya taşımayandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son günlerin en önemli konusu haline gelen &#8220;Wikileks&#8221; adı altında ABD  nin ortaya attığı &#8220;yeniden oluşum&#8221; projesi bağlamında meydana gelen  gelişmelerden konumuzla ilgili olan kısmını örnekleme yapacak olursak;</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Başbakanının İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabının olduğu  ile ilgili ifadelerin ilgili sitede yer alması karşısında CHP Genel  Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ne yapmıştır? Hemen Başbakana yüklenmiş  ve iddiaları cevaplandırmaya davet etmiştir. Bu bir lider portresidir.  Peki Sayın Başbakan Erdoğan buna nasıl karşılık vermiştir? Sayın  Kılıçdaroğlu&#8217;na gayet sert bir üslupla cevap vererek ispata davet etmiş,  iddialar doğruysa istifa edeceğini , eğer doğru değilse Sayın  Kılıçdaroğlu&#8217;nun istifa etmesi gereğini vurgulamıştır. Bu da ikinci bir  lider portresidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bir lider portresini ise MHP Genel Başkanı Sayın Devlet  Bahçeli ortaya koymuştur. Sayın Bahçeli başka ülkelerin sitelerinde yer  alan , ellerinde olan bilgi ve belgelerle, o ülkelerin bakışları ve  değerlendirmeleri ile kendi başbakanımızın, siyasetçilerimizin ve  iktidarın değerlendirilmesinin asla doğru olmayacağını, bu bakımdan  wikileks belgelerini iç politika malzemesi yapmayacaklarını en açık ve  kararlı bir şekilde yüksek sesle ifade etmiştir. Her fırsatta iktidarı  uyaran , en sert en kararlı muhalefeti yapan , hatta zamanı gelince yüce  divanın yolunu gösteren Sayın Bahçeli , bir başka ülkeye karşı bu  konuda iktidara sahip çıkmıştır. Bu sahip çıkma elbette mevcut iktidarın  icraatlarını tasdik ve tasvip anlamına gelmemektedir. MHP iktidarla  hesaplaşmanın yolunun meşru yollar olduğunu yani seçimler ve seçim  sandıkları olduğunu her fırsatta ifade etmiştir. Ancak başka ülkelerin  bu tür cambazlıklarla ülkemizde siyasi yargılama , fikir oluşturma ve  toplumsal yönlendirme planlarına iştirak etmenin milliyetçilik ülküsüyle  bağdaşmayacağının en güzel örneğini koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizdeki bütün vatandaşlarımız bizimdir, bu vatan bizimdir, yer  altı ve yer üstü zenginliklerimiz bize aittir, bütün siyasi partilerimiz  ve siyasilerimiz bizimdir. Anayasa ve yasalarımız gereği siyasi  faaliyetler, politik rekabetler kendi ülkemizin hak ve menfaatleri  uğruna, sağlam bir hukuk zemini üzerinde yapılmalıdır. Kendi içimizde  politik çekişmelerimizi yaparız ama asla bir başka ülkenin iç işlerimize  ve değerlerimize müdahale etmesine, baskı, etki ve sempati  oluşturmasına müsaade etmeyiz, anlayışı gerçek bir lider ve hakiki bir  devlet adamı portresinin ta kendisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu anlayışla Sayın Bahçeli ülkemizde demokratikleşme ve buna  benzer adlarla ileri sürülen ve ülkemizi bölmeyi amaçlayan ABD ve AB  dayatmalarını şiddetle reddetmekte, bu konularda eş başkan, stratejik  ortak, model ortak rollerine soyunan siyasi iktidarı da en sert şekilde  uyarmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Askeri yargıtaya yürütmeyi durdurmak için başvuran iki general ve bir  amiralin müracaatları hususunda dün &#8220;bir general emir verir, askeri  yargı da emri yerine getirir&#8221; diyen, askeri yargıtayın müracaatları  reddetmesi karşısında ise bu gün ağız değiştirip karardan duyduğu  mutluluğu ifade eden Bülent Arınç&#8217;ı Sayın Bahçeli&#8217;nin kınamasının ana  felsefesi de bu noktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani ne yazık ki bugün ülkemiz dün söylediğini bugün değiştirmek zorunda kalanlar tarafından yönetilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğerlerinden farklı bir lider portresini oluşturan MHP Genel Başkanı  Sayın Devlet Bahçeli, bu münasebetle bir kez daha iktidara, ana  muhalefete, Türk siyasetine ve bütün dünya siyasetçilerine &#8220;Devlet adamı  nasıl olunur?&#8221; un en bariz dersini vermiştir. Türklük şuurunun,  milliyetçi düşüncenin, ülkücü dünya görüşünün ve duruşunun ne olduğunu  göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz sırası yavaş yavaş millete gelmektedir. Umuyorum ki milletimiz de  söz sırasını aldığı gün gereğini yapacak ve gerçek bir devlet adamını  başbakan olarak işbaşına getirecektir. Ülkemizin hızla artan  problemlerinin, dış politika yanlışlıklarından hızla geri dönülmesinin,  ekonomik çarpıklıkların kalıcı olarak tedavi edilmesinin, bölücülüğün ve  PKK terörünün bir an önce son bulmasının, adaletin ve hukukun  üstünlüğünün her alanda yeniden sağlanmasının başka yolu kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözün millete geçeceği ve o tarihi günün milletin günü olacağı ana  kadar ülkücü- milliyetçi kadrolara zevk, sefa, uyku, istirahat, gaflet  ve gevşeklik haramdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Asla unutulmamalıdır ki &#8220;Zafer inananlarındır&#8221;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmazhar-gundog-idrak-noktasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mazhar-gundog-idrak-noktasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan ÇAKICI &#8211;  Neo-Osmanlı…</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-neo-osmanli%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-neo-osmanli%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Dec 2010 21:09:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1993</guid>
		<description><![CDATA[‘Wikileaks’ belgeleri yayınladığından beri, adeta bilgi bombardımanı var. Herkes görüş beyan ediyor, yorum yapıyor, doğrular ve gerçekler üzerine yoğun bir mesai var; o ayrı mesele… Belgelerin yayınlanmasının ardından, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ABD’de, mevkidaşı Hillary Clinton ile görüştü. Gündemde fazla durmadı bu görüşme… Bombalardan biri olarak sunmak istedim; işte o görüşmenin, ‘alternatif içerik tutanağı’; - Hiç oldu mu şimdi bu belgeler Hillary? - Ne desen haklısın Ahmet, rezil olduk vallaha… - Bana da neler neler demişler… - Ama sen de çok tehlikeli ve delisin Ahmet! - Öyleyim di mi? - Öylesin tabi, politikaların bölgedeki gücümüzü zayıflatıyor… - O kadar olsun, “Neo-Osmanlıyız very şanlıyız…” - Hadi bakalım… (Gülüşmeler…) Velhasıl, iddialar son derece ibretlik olsa da, mevzu biraz bu ayarda seyrediyor. Elbette ki hakikat, sadece bu belgelerin içeriğinden ibaret değil. Bu belgeler, bir kapı aralamıştır. Karanlığa doğru bir ışık, mesela; Başbakana, dışişleri bakanına, kabineyi oluşturan diğer isimlere ve iktidar partisi AKP’ye ilişkin iddialar sizce de bir nevi ‘eleştirel övgü’ tadında değil mi? ABD’li diplomatların hükümeti ‘eleştirmiş(!)’ olması, toplum nezdinde neye tekabül eder? Diğer taraftan ABD’li diplomatların hükümetin bakanlarına “İsviçre’de hesabı var.” gibi, ‘avantacı’ gibi, ‘pragmatist’ gibi, ‘sapkın’ ve ‘düşkün’ gibi ifadelerle tanımlamış olması ‘dedikodu’ denilip geçiştirilebilir mi? Bir de belgelerde hükümetin ‘Neo-Osmanlıcılığı’ var tabi; öyle ya ‘Osmanlı’ dendi mi, akan sular durur. İyi de ‘katile katil’ dediğini söyleyen başbakan, ‘katile sayın’ diyen ve dedirten icraatları ile acaba ‘Osmanlı’ya’ nereden bakıyor? Sözün özü; Oluşturulan bu gündemin arka planında, kirli hesaplar yok mu? Sizce de bu sisli ve puslu ortamda, bilgi bombardımanı altında kalmamız hakikati perdelemiyor mu? Kötü kokular geliyor, kötü… Bu arada, Osmanlı’nın cihanda gerçekleştirdiği nizamı bir ‘ego tatmini’ ya da ‘iman alanı’ hâline getirerek, tarihe bu şekilde bakarak anlayamayız; o ki ‘anka kuşudur’, küllerinden doğacak ise böyle nesebi gayri sahih ‘neo’ yaklaşımlarla, akbaba zihniyetlilerle doğmaz, vesselam… ÖZEL BİR MAÇ BEYANINDA YA DA BARÇA’YA BİR ÜLKÜCÜ BAKIŞ… “Barça okuldur, Real bankadır” diyor bir spor yazarı; “Okul bankayı ezdi; 5-0” ‘El classico’ namı ile anılan bu maç hakkındaki en iyi tespitlerden biri bu olsa gerek… Bu zamana kadar futbol hakkında ya da bir futbol maçı hakkında yazmadım. Açıkçası aklımdan da geçmedi. Ancak böyle bir ilki, böyle bir müstesna maçın ardından yapmak istedim. Ahkâm kesecek değilim, sadece görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Maçı izlerken, daha önce hiçbir futbol maçını 90 dakika seyretmemiş olan birinin dahi bu futbol şöleninin ardından sıkı bir seyirci haline geleceğini düşündüm. Gerçekten Barcelona takımı, ‘dünyanın en iyisi’ olduğunu gösterdi. ‘Dünyanın en iyisi’, bu çok önemli; çünkü ortaya koydukları futbolda alın teri ile çalışarak kazanılmış bir uyum var ve fakat bunun ötesinde kabiliyetin doğaçlama ile harmanlandığı, sınırları zorlayan, hayran bırakan ve seyredeni adeta kendi akışına kilitleyen bir anlayış var. Maç içerisinde rakip takımın alabileceği bütün önlemleri anlamsız hâle getiren, hız ve tekniği, zekâ ve yeteneği, fizik gücü ve estetiği buluşturan; tazelenen, yenilenen, skor ne olursa olsun, anlayışından vazgeçmeyen bir takım… ‘Yenilmez armada’ değil bu, elbette ki yenilir. Ancak bu takım, oyunuyla “mağlup olsa da galiptir” . Kendini alkışlatır, mücadelesi ile misal teşkil eder. Barcelona takımında mücadele eden futbolcular zamanla değişebiliyor, hatta Barcelona bazı dönemlerde inişe geçebiliyor; ancak işte böyle dönemlerde ‘efsanelerin şekil...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>‘Wikileaks’ belgeleri yayınladığından beri, adeta bilgi bombardımanı var.</p>
<p>Herkes görüş beyan ediyor, yorum yapıyor, doğrular ve gerçekler üzerine yoğun bir mesai var; o ayrı mesele…</p>
<p>Belgelerin yayınlanmasının ardından, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ABD’de, mevkidaşı Hillary Clinton ile görüştü.</p>
<p>Gündemde fazla durmadı bu görüşme…</p>
<p>Bombalardan biri olarak sunmak istedim; işte o görüşmenin, ‘alternatif içerik tutanağı’;</p>
<p>- Hiç oldu mu şimdi bu belgeler Hillary?<br />
- Ne desen haklısın Ahmet, rezil olduk vallaha…<br />
- Bana da neler neler demişler…<br />
- Ama sen de çok tehlikeli ve delisin Ahmet!<br />
- Öyleyim di mi?<br />
- Öylesin tabi, politikaların bölgedeki gücümüzü zayıflatıyor…<br />
- O kadar olsun, “Neo-Osmanlıyız very şanlıyız…”<br />
- Hadi bakalım… (Gülüşmeler…)</p>
<p>Velhasıl, iddialar son derece ibretlik olsa da, mevzu biraz bu ayarda seyrediyor.</p>
<p>Elbette ki hakikat, sadece bu belgelerin içeriğinden ibaret değil. Bu belgeler, bir kapı aralamıştır.</p>
<p>Karanlığa doğru bir ışık, mesela;</p>
<p>Başbakana, dışişleri bakanına, kabineyi oluşturan diğer isimlere ve  iktidar partisi AKP’ye ilişkin iddialar sizce de bir nevi ‘eleştirel  övgü’ tadında değil mi?</p>
<p>ABD’li diplomatların hükümeti ‘eleştirmiş(!)’ olması, toplum nezdinde neye tekabül eder?</p>
<p>Diğer taraftan ABD’li diplomatların hükümetin bakanlarına “İsviçre’de  hesabı var.” gibi, ‘avantacı’ gibi, ‘pragmatist’ gibi, ‘sapkın’ ve  ‘düşkün’ gibi ifadelerle tanımlamış olması ‘dedikodu’ denilip  geçiştirilebilir mi?</p>
<p>Bir de belgelerde hükümetin ‘Neo-Osmanlıcılığı’ var tabi; öyle ya  ‘Osmanlı’ dendi mi, akan sular durur. İyi de ‘katile katil’ dediğini  söyleyen başbakan, ‘katile sayın’ diyen ve dedirten icraatları ile acaba  ‘Osmanlı’ya’ nereden bakıyor?</p>
<p>Sözün özü;</p>
<p>Oluşturulan bu gündemin arka planında, kirli hesaplar yok mu?</p>
<p>Sizce de bu sisli ve puslu ortamda, bilgi bombardımanı altında kalmamız hakikati perdelemiyor mu?</p>
<p>Kötü kokular geliyor, kötü…</p>
<p>Bu arada, Osmanlı’nın cihanda gerçekleştirdiği nizamı bir ‘ego  tatmini’ ya da ‘iman alanı’ hâline getirerek, tarihe bu şekilde bakarak  anlayamayız; o ki ‘anka kuşudur’, küllerinden doğacak ise böyle nesebi  gayri sahih ‘neo’ yaklaşımlarla, akbaba zihniyetlilerle doğmaz,  vesselam…</p>
<p><strong>ÖZEL BİR MAÇ BEYANINDA YA DA BARÇA’YA BİR ÜLKÜCÜ BAKIŞ…</strong></p>
<p>“Barça okuldur, Real bankadır” diyor bir spor yazarı; “Okul bankayı ezdi; 5-0”</p>
<p>‘El classico’ namı ile anılan bu maç hakkındaki en iyi tespitlerden biri bu olsa gerek…</p>
<p>Bu zamana kadar futbol hakkında ya da bir futbol maçı hakkında yazmadım. Açıkçası aklımdan da geçmedi.</p>
<p>Ancak böyle bir ilki, böyle bir müstesna maçın ardından yapmak istedim.</p>
<p>Ahkâm kesecek değilim, sadece görüşlerimi paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Maçı izlerken, daha önce hiçbir futbol maçını 90 dakika seyretmemiş  olan birinin dahi bu futbol şöleninin ardından sıkı bir seyirci haline  geleceğini düşündüm.</p>
<p>Gerçekten Barcelona takımı, ‘dünyanın en iyisi’ olduğunu gösterdi.</p>
<p>‘Dünyanın en iyisi’, bu çok önemli; çünkü ortaya koydukları futbolda  alın teri ile çalışarak kazanılmış bir uyum var ve fakat bunun ötesinde  kabiliyetin doğaçlama ile harmanlandığı, sınırları zorlayan, hayran  bırakan ve seyredeni adeta kendi akışına kilitleyen bir anlayış var.</p>
<p>Maç içerisinde rakip takımın alabileceği bütün önlemleri anlamsız  hâle getiren, hız ve tekniği, zekâ ve yeteneği, fizik gücü ve estetiği  buluşturan; tazelenen, yenilenen, skor ne olursa olsun, anlayışından  vazgeçmeyen bir takım…</p>
<p>‘Yenilmez armada’ değil bu, elbette ki yenilir. Ancak bu takım,  oyunuyla “mağlup olsa da galiptir” . Kendini alkışlatır, mücadelesi ile  misal teşkil eder.</p>
<p>Barcelona takımında mücadele eden futbolcular zamanla değişebiliyor,  hatta Barcelona bazı dönemlerde inişe geçebiliyor; ancak işte böyle  dönemlerde ‘efsanelerin şekil değiştirdiğini’ tekrar hatırlatıyor.</p>
<p>Evet, Barça bir okul, sadece ‘olanı’ öğretmiyor; ‘olması gerekeni’ de zihinlere nakşediyor.</p>
<p>Etkileyici, dönüştürücü, abidevî…</p>
<p>Seyrederken sanki hayatın her alanında ‘Barça gibi’ olunması gerektiğini düşündürüyor.</p>
<p>Şimdi Barça’nın bu performansından hareketle siyasî bir tespit çıkar mı? Neyse, zorlamayalım…</p>
<p>O kadar sıkı, o kadar öncü, o kadar güzel bir takım ki; Barça’yı  seyrettikten sonra, Türkiye Ligindeki maçları seyretmek külfet hâline  geliyor.</p>
<p>Dünyanın en iyisi, evet, ancak ‘rüya takım’ diye bir tabir vardır ya hani; Barça rüyadan da iyi…</p>
<p>Bir şarkı vardı ya hani; “işte öyle bir şey…”</p>
<p>Abarttığımı sanmıyorum, hakkını vermek lazım.</p>
<p><strong>AH HAYDARPAŞA, VAH HAYDARPAŞA…</strong></p>
<p>Yandı…</p>
<p>Gözlerimizin önünde, canlı canlı seyrettik; cayır cayır yanışını…</p>
<p>Yangının ardından ortaya konan tepkiler var. Bu tepkilerin en dikkat  çekici olanı şu soru temelinde şekilleniyor; “Haydarpaşa’nın kaderi ne  olacak?”</p>
<p>Kirli ilişkilerin ve kirli bir hesabın sonucunda mı böyle bir manzara ile karşı karşıya kaldık?</p>
<p>Haydarpaşa yanarken, ellerini ovuşturup bekleyenlerin muradı ne?</p>
<p>Kaza mı bu, yoksa bu yangının ardından başbakan, tıpkı Zonguldak’ta  enkaz altında kalan madenciler için söylediği “madencilerin kaderi  böyle” gibi bir açıklama ile “Haydarpaşa’nın kaderi böyle” mi diyecek?</p>
<p>Bir millet, ortak hafızasında yer eden izler kadar büyüktür.</p>
<p>Haydarpaşa, en nihayetinde bir tren garı, bir bina…</p>
<p>Ancak ortak hafızamızda Haydarpaşa’nın naif bir yeri var; sevinçler,  hüzünler, ayrılıklar, kavuşmalar ve dahi nice ömürlerin tanığı olan bir  tarih var.</p>
<p>Şehr-i İstanbul’un dokusunda müstesna bir yeri var Haydarpaşa’nın…</p>
<p>Şimdi Haydarpaşa’nın çatısı yandı ve fakat ‘kül olan’ ya da ‘kül’ edilmek istenen bir Haydarpaşa var.</p>
<p>Kimse geçiştirmesin, karşımızda alçakça bir plana kurban edilmeye çalışılan, peşkeş çekilen bir Haydarpaşa var.</p>
<p>Haydarpaşa yanıp ‘kül’ olurken seyirci kaldık; şimdi bu ‘külün kedisi’ AKP olurken de seyirci kalmayalım.</p>
<p>Hadd-i zatında Haydarpaşa Türkiye’dir.</p>
<p>Seyredin, seyredin…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-neo-osmanli%25e2%2580%25a6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-neo-osmanli%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;3 Aralık Dünya Engelliler Günü&#8221; Nedeniyle Yayınladıkları Mesaj</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-3-aralik-dunya-engelliler-gunu-nedeniyle-yayinladiklari-mesaj.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-3-aralik-dunya-engelliler-gunu-nedeniyle-yayinladiklari-mesaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Dec 2010 20:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Engelliler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1983</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği üzere “3 Aralık Dünya Engelliler Günü”; engelli vatandaşlarımızın biriken sorunlarının tartışılmasında ve bunların giderilmesi için yapılması gerekenler hususunda hepimize bir vicdan muhasebesi yapma fırsatı vermektedir. Bu anlamlı gün, engelli kardeşlerimizi daha iyi tanımak ve onlar hakkında samimi bir şekilde düşünmek için de değerli bir imkân sunmaktadır. Hayatlarını zorluklar içinde idame ettirmeye çabalayan ve birçok sıkıntıya göğüs geren bu kardeşlerimizin bizim için önemi ve kıymeti çok büyüktür. Elbette toplumumuzun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan engelli vatandaşlarımızın değerini ve önemini, yalnızca bir günle sınırlamak mümkün olmadığı gibi akla ve mantığa da uygun değildir. Bu itibarla engelli vatandaşlarımızın arzu, istek ve ihtiyaçları milletimizin tüm fertlerince her fırsatta dikkate alınmalı ve karşılanması için de azami özen gösterilmelidir. Hiçbir ayrıma takılmadan, insan olmanın sağladığı tüm imkânlar engelli kardeşlerimize de sunulmalı ve onlara milletimizin muhterem birer ferdi oldukları davranış ve yaklaşımlarla ispat edilmelidir. Ancak engelli olmayı dışlanmak ve toplumsal ilişkilerden ayrı tutulmak için bir bahane olarak görmek; insani olmayacağı gibi, ahlak ve vicdanla da asla bağdaşmayacaktır. Ne yazık ki bugünkü şartlarda, engelli kardeşlerimize gösterilen ilgi ve itina çok yetersizdir ve bu konuda alınması gereken daha çok mesafe bulunmaktadır. Nitekim ülkemizde engelli vatandaşlarımız; sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, istihdam, ulaşabilirlik ve erişebilirlik, politik haklar, sosyal yaşama katılım gibi birçok alanda türlü sıkıntılar içinde yaşamaya devam etmektedirler. Ayrıca engelli kardeşlerimizin yaşadıkları bu sorunların ailelerini, yakınlarını ve çevrelerini içine alan geniş bir etki alanına sahip olduğu da bilinmektedir. Var olan bu sorunların çözümünde devletin, özel teşebbüsün ve sivil toplum kuruluşlarının ortak bir çaba sarf etmeleri ve el birliği yapmaları mecburidir ve üstelik bu alanda gecikilmesinin toplumsal maliyetleri de ağır olacaktır. Engelli vatandaşlarımızın bağımsız, ayakları üstünde durabilen ve mutlu birer birey olarak yaşayabilmeleri için yapılması gerekenlerin daha çok olduğu şüphesizdir. Unutulmaması gereken asıl husus, engelli olmanın bir tercih ya da isteyerek ulaşılan bir netice olmadığıdır. Hayatın normal akışında bir engeli bulunmayanların dahi, iradeleri ve beklentileri dışında engelli olmalarının da her an mümkün olabileceğini akıllardan asla çıkarmamak lazımdır. Engelli kardeşlerimizin, kendilerinde eksiklik görmemeleri ve toplumsal yapıda üretken, verimli ve hak ettikleri sosyal konumda olmaları için hepimizin hassasiyet ve duyarlılık göstermesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu çerçevede sorumluluklarımızın daha da arttığı ve bu bilinçle hareket edilmesinin zorunluluk haline geldiği aşikârdır. Bundan sonra da, engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak yapılacak olan her iyi ve olumlu düzenlemenin yanında ve arkasında duracağımızı, problemlerinin çözülmesi için üzerimize düşen görevi eksiz yerine getireceğimizi herkes bilmelidir. Önümüzdeki süreçte, vatanımızın her yöresindeki engelli vatandaşlarımızın sorunlarının aşılmasını, yüzlerinin gülmesini, umutlarının yeşermesini diliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle engelli kardeşlerimize sevgi ve saygılarımı sunuyor, hepsinin ‘3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü içtenlikle kutluyor, Cenab-ı Allah’tan huzurlu ve mutlu bir hayat geçirmelerini niyaz ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Bilindiği üzere “3 Aralık Dünya Engelliler Günü”;  engelli vatandaşlarımızın biriken sorunlarının tartışılmasında ve  bunların giderilmesi için yapılması gerekenler hususunda hepimize bir  vicdan muhasebesi yapma fırsatı vermektedir.</p>
<p>Bu anlamlı gün, engelli kardeşlerimizi daha iyi tanımak ve onlar  hakkında samimi bir şekilde düşünmek için de değerli bir imkân  sunmaktadır.</p>
<p>Hayatlarını zorluklar içinde idame ettirmeye çabalayan ve birçok  sıkıntıya göğüs geren bu kardeşlerimizin bizim için önemi ve kıymeti çok  büyüktür.</p>
<p>Elbette toplumumuzun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan engelli  vatandaşlarımızın değerini ve önemini, yalnızca bir günle sınırlamak  mümkün olmadığı gibi akla ve mantığa da uygun değildir.</p>
<p>Bu itibarla engelli vatandaşlarımızın arzu, istek ve ihtiyaçları  milletimizin tüm fertlerince her fırsatta dikkate alınmalı ve  karşılanması için de azami özen gösterilmelidir.</p>
<p>Hiçbir ayrıma takılmadan, insan olmanın sağladığı tüm imkânlar  engelli kardeşlerimize de sunulmalı ve onlara milletimizin muhterem  birer ferdi oldukları davranış ve yaklaşımlarla ispat edilmelidir.</p>
<p>Ancak engelli olmayı dışlanmak ve toplumsal ilişkilerden ayrı  tutulmak için bir bahane olarak görmek; insani olmayacağı gibi, ahlak ve  vicdanla da asla bağdaşmayacaktır.</p>
<p>Ne yazık ki bugünkü şartlarda, engelli kardeşlerimize gösterilen ilgi  ve itina çok yetersizdir ve bu konuda alınması gereken daha çok mesafe  bulunmaktadır.</p>
<p>Nitekim ülkemizde engelli vatandaşlarımız; sosyal güvenlik, sağlık,  eğitim, istihdam, ulaşabilirlik ve erişebilirlik, politik haklar, sosyal  yaşama katılım gibi birçok alanda türlü sıkıntılar içinde yaşamaya  devam etmektedirler.</p>
<p>Ayrıca engelli kardeşlerimizin yaşadıkları bu sorunların ailelerini,  yakınlarını ve çevrelerini içine alan geniş bir etki alanına sahip  olduğu da bilinmektedir.</p>
<p>Var olan bu sorunların çözümünde devletin, özel teşebbüsün ve sivil  toplum kuruluşlarının ortak bir çaba sarf etmeleri ve el birliği  yapmaları mecburidir ve üstelik bu alanda gecikilmesinin toplumsal  maliyetleri de ağır olacaktır.</p>
<p>Engelli vatandaşlarımızın bağımsız, ayakları üstünde durabilen ve  mutlu birer birey olarak yaşayabilmeleri için yapılması gerekenlerin  daha çok olduğu şüphesizdir.</p>
<p>Unutulmaması gereken asıl husus, engelli olmanın bir tercih ya da isteyerek ulaşılan bir netice olmadığıdır.</p>
<p>Hayatın normal akışında bir engeli bulunmayanların dahi, iradeleri ve  beklentileri dışında engelli olmalarının da her an mümkün olabileceğini  akıllardan asla çıkarmamak lazımdır.</p>
<p>Engelli kardeşlerimizin, kendilerinde eksiklik görmemeleri ve  toplumsal yapıda üretken, verimli ve hak ettikleri sosyal konumda  olmaları için hepimizin hassasiyet ve duyarlılık göstermesi kaçınılmaz  bir ihtiyaçtır.</p>
<p>Bu çerçevede sorumluluklarımızın daha da arttığı ve bu bilinçle hareket edilmesinin zorunluluk haline geldiği aşikârdır.</p>
<p>Bundan sonra da, engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak yapılacak  olan her iyi ve olumlu düzenlemenin yanında ve arkasında duracağımızı,  problemlerinin çözülmesi için üzerimize düşen görevi eksiz yerine  getireceğimizi herkes bilmelidir.</p>
<p>Önümüzdeki süreçte, vatanımızın her yöresindeki engelli  vatandaşlarımızın sorunlarının aşılmasını, yüzlerinin gülmesini,  umutlarının yeşermesini diliyorum.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle engelli kardeşlerimize sevgi ve saygılarımı  sunuyor, hepsinin ‘3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü içtenlikle  kutluyor, Cenab-ı Allah’tan huzurlu ve mutlu bir hayat geçirmelerini  niyaz ediyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-3-aralik-dunya-engelliler-gunu-nedeniyle-yayinladiklari-mesaj.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-3-aralik-dunya-engelliler-gunu-nedeniyle-yayinladiklari-mesaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezer YOZGAT &#8211;  Türk&#8217;ün Yolbaşçısı Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-turkun-yolbascisi-basbug-alparslan-turkes.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-turkun-yolbascisi-basbug-alparslan-turkes.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 20:49:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1963</guid>
		<description><![CDATA[25 Kasım tarihi Ülkücüler için Türk Milliyetçileri için hafızalara kazılmış bir günü işaret etmektedir. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in Türk Coğrafyasının güzide bir yeri olan Lefkoşe’de dünyaya gözlerini açtığı tarihi ifade etmektedir. Tarih sahnesine ilk olarak H.Nihal Atsız’ın Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektupların ardından başlayan 3 Mayıs 1944 Türkçülük Turancılık Davasında yargılanan genç bir üsteğmen olarak çıkmıştır. Tarihe yazılan 23 sanığın arasında bulunan genç bir üsteğmendir O. Adı Alparslan TÜRKEŞ Çıktığı kutlu yoldan bir an olsun geri dönmeyi ar edinen Genç Üsteğmen tarih sahnesine 1960 yılında yeniden çıkar. 27 Mayıs’ın Kudretli Albayıdır Alparslan TÜRKEŞ… Radyodan ihtilali ilan eden o tok sesin sahibidir O… İhtilalin ardından Yeni Delhi’ye sürgün ve geri yurda dönüş ki tarih sahnesine yazılışın adıdır. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine katılışın ardından kısa zaman sonra partinin başına gelir. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı olarak 1969 yılında yapılan Adana’ki kurultayda partinin adını ilan eder. Milliyetçi Hareket Partisi ismi amblemi kırmızı zemin üzerinde üç hilaldir. O kongreden bu yanada Ülkücüler Başbuğlarının yolunda yürümeye and içmiştir. Sene bindokuz yüz altmış sekiz ve altmış dokuzdur. Yer Parti Genel Merkezidir. Parti Genel Merkezinin küçük toplantı salonunda bir toplantı yapılacaktır Gençlik Kolları tarafından. Toplantıya ellinin üzerinde gencin katılması beklenir. Ankara’da hava şartlarının çok kötü olması sebebiyle toplantıya bir elin sayısı kadar ancak genç katılmıştır. Onlarda Gençlik Kolları yöneticileridir. Başbuğ Alparslan Türkeş emin adımlarla merdivenlerden iner. Telaşlı bir şekilde olan gençlere aynen şöyle hitap eder. “Evlatlarım bugün bir avuçsunuz. Siz de gelmeseydiniz ben bu dersi tek başıma yapacaktım. Bugün bu kadarsınız gün gelecek meydanlar almayacak sizleri. Gelecek dersin konusunu ilan ediyorum. SEN İSTERSEN O HAYAL GERÇEK OLACAK… Gençlik Başbuğunun etrafında kenetlenmiştir. Analarının babalarının hayır dualarını alarak vatanına milletine hayırlı evlat olmak için geldikleri büyük şehirlerde üniversitelerde Türk Milliyetçiliği Mefkuresi etrafında gönüllerini korlamışlardır. Başbuğun evlatları yaktıkları ocak ateşinde Türklük Gurur ve Şuuru – İslam Ahlak ve Fazileti ile tarihler ötesinden geleceğe yönelmişlerdir. Gün gelmiş kızıl kurşunlarla şehadete ermiş gün gelmiş zindanlarda çarmıha gerilmiş kan kusmuş kızılcık şerbeti içtik demiştir. Başbuğlarının etrafında yetişen Ülkücü Gençlik ihtilal çarmıhlarında Başbuğlarının emrinde gittiğini yürümüştür. Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının ilk duruşmasında Başbuğumuz salona en son alınmış ve salona girdiği anda Ülkücü Gençlik hep bir ağızdan İstiklal Marşını okumaya başlamıştır. Ülkücüler zindanlardan dünyaya mesajı vermiştir. Başbuğun Bozkurtları Hep bir ağızdan haykırmıştır… Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak! Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül&#8230; ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan milletimin istiklal. Cezaevinden çıkıp rotayı şaşıranlara, Başbuğun gölgesinde adam olduklarını zannedenler sıfatlarından payelenmek isteyerek başka yerlerde makamlara değişmişlerdir kimliklerini ve kişiliklerini. O Başbuğ ki… Üzerinden bir ihtilal geçen Hareketin üzerinden ölü toprağını serpmiş ve haykırmıştır. Gerekirse 14 yaşında çocukları alır yola devam ederim demiştir. Bu kararlılıkla yeniden yola koyulmuş ve cezaevinden çıktıktan sonra 1986 yılında bir sohbette hedefi işaret etmiştir evlatlarına Başbuğu Hareketin Kalesi Yozgattan. 10 sene sonra iktidar olacağız demiştir. Başbuğ iktidarı işaret ederken Başbuğun gölgesinde kendine kimlik...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>25 Kasım tarihi Ülkücüler için Türk Milliyetçileri  için hafızalara kazılmış bir günü işaret etmektedir. Başbuğumuz  Alparslan Türkeş’in Türk Coğrafyasının güzide bir yeri olan Lefkoşe’de  dünyaya gözlerini açtığı tarihi ifade etmektedir.</p>
<p>Tarih sahnesine ilk olarak H.Nihal Atsız’ın Başbakan Şükrü  Saraçoğlu’na yazdığı açık mektupların ardından başlayan 3 Mayıs 1944  Türkçülük Turancılık Davasında yargılanan genç bir üsteğmen olarak  çıkmıştır. Tarihe yazılan 23 sanığın arasında bulunan genç bir  üsteğmendir O. Adı Alparslan TÜRKEŞ</p>
<p>Çıktığı kutlu yoldan bir an olsun geri dönmeyi ar edinen Genç  Üsteğmen tarih sahnesine 1960 yılında yeniden çıkar. 27 Mayıs’ın  Kudretli Albayıdır Alparslan TÜRKEŞ… Radyodan ihtilali ilan eden o tok  sesin sahibidir O…</p>
<p>İhtilalin ardından Yeni Delhi’ye sürgün ve geri yurda dönüş ki tarih sahnesine yazılışın adıdır.</p>
<p>Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine katılışın ardından kısa zaman  sonra partinin başına gelir. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel  Başkanı olarak 1969 yılında yapılan Adana’ki kurultayda partinin adını  ilan eder. Milliyetçi Hareket Partisi ismi amblemi kırmızı zemin  üzerinde üç hilaldir. O kongreden bu yanada Ülkücüler Başbuğlarının  yolunda yürümeye and içmiştir.</p>
<p>Sene bindokuz yüz altmış sekiz ve altmış dokuzdur. Yer Parti Genel  Merkezidir. Parti Genel Merkezinin küçük toplantı salonunda bir toplantı  yapılacaktır Gençlik Kolları tarafından. Toplantıya ellinin üzerinde  gencin katılması beklenir. Ankara’da hava şartlarının çok kötü olması  sebebiyle toplantıya bir elin sayısı kadar ancak genç katılmıştır.  Onlarda Gençlik Kolları yöneticileridir. Başbuğ Alparslan Türkeş emin  adımlarla merdivenlerden iner. Telaşlı bir şekilde olan gençlere aynen  şöyle hitap eder.</p>
<p>“Evlatlarım bugün bir avuçsunuz. Siz de gelmeseydiniz ben bu dersi  tek başıma yapacaktım. Bugün bu kadarsınız gün gelecek meydanlar  almayacak sizleri. Gelecek dersin konusunu ilan ediyorum. SEN İSTERSEN O  HAYAL GERÇEK OLACAK…</p>
<p>Gençlik Başbuğunun etrafında kenetlenmiştir. Analarının babalarının  hayır dualarını alarak vatanına milletine hayırlı evlat olmak için  geldikleri büyük şehirlerde üniversitelerde Türk Milliyetçiliği  Mefkuresi etrafında gönüllerini korlamışlardır. Başbuğun evlatları  yaktıkları ocak ateşinde Türklük Gurur ve Şuuru – İslam Ahlak ve  Fazileti ile tarihler ötesinden geleceğe yönelmişlerdir.</p>
<p>Gün gelmiş kızıl kurşunlarla şehadete ermiş gün gelmiş zindanlarda  çarmıha gerilmiş kan kusmuş kızılcık şerbeti içtik demiştir.  Başbuğlarının etrafında yetişen Ülkücü Gençlik ihtilal çarmıhlarında  Başbuğlarının emrinde gittiğini yürümüştür. Milliyetçi Hareket Partisi  ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının ilk duruşmasında Başbuğumuz salona en son  alınmış ve salona girdiği anda Ülkücü Gençlik hep bir ağızdan İstiklal  Marşını okumaya başlamıştır. Ülkücüler zindanlardan dünyaya mesajı  vermiştir.</p>
<p>Başbuğun Bozkurtları Hep bir ağızdan haykırmıştır…</p>
<p>Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak<br />
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak!</p>
<p>Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!<br />
Kahraman ırkıma bir gül&#8230; ne bu şiddet, bu celâl?<br />
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.<br />
Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan milletimin istiklal.</p>
<p>Cezaevinden çıkıp rotayı şaşıranlara, Başbuğun gölgesinde adam  olduklarını zannedenler sıfatlarından payelenmek isteyerek başka  yerlerde makamlara değişmişlerdir kimliklerini ve kişiliklerini.<br />
O  Başbuğ ki… Üzerinden bir ihtilal geçen Hareketin üzerinden ölü toprağını  serpmiş ve haykırmıştır. Gerekirse 14 yaşında çocukları alır yola devam  ederim demiştir. Bu kararlılıkla yeniden yola koyulmuş ve cezaevinden  çıktıktan sonra 1986 yılında bir sohbette hedefi işaret etmiştir  evlatlarına Başbuğu Hareketin Kalesi Yozgattan. 10 sene sonra iktidar  olacağız demiştir. Başbuğ iktidarı işaret ederken Başbuğun gölgesinde  kendine kimlik ve kişilik edinip kişiliklerini kaybedenler ise Ülkücü  Hareketin misyonunu tamamladığını zırvalamaktadır.</p>
<p>Daha düne kadar Başbuğumuz Alparslan Türkeş için “Türkeş’de yanında  üç beş gençle siyaset yapmaya çalışıyor.” Diyenler tarih sahnesinden  silinirken Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ’i tarih haklı çıkartıyor ve Türki  Cumhuriyetler SSCB’den ayrılarak devletlerini ilan ediyordu.</p>
<p>Ahdevefa düsturuyla bir araya gelen Ülkücüler yeniden bayraklarını  dalgalandırmış Bizim Ocak ve Gençlik Kültür Sanat Ocakları olarak  bayrağı yeniden göndere çekmiştir.</p>
<p>Siyasi yasakların kalkmasıyla yeniden Hareketin başına geçen Başbuğ, o  samimi atmosferde Milliyetçi Çalışma Partisi ile meclise giriyor ve  kaçanlara cayanlara soluğu kesilip yarı yolda kalanlara gerekli dersi  veriyordu.</p>
<p>Her hareketi işaret olan Başbuğun vefatı da yeniden Ülkücüler için  işaret oluyordu. 25 Kasım 1917 tarihinde bir Müslüman Türk evladı olarak  dünyaya gelen Alparslan, ebediyete uğurlanırken yetiştirdiği evlatları  Başbuğlarına iktidar olma sözü veriyorlar ve hep bir ağızdan  haykırıyorlardı;</p>
<p>Başbuğum Dün Emrindeydik Bugün İzindeyiz Yarın Yanındayız…</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsezer-yozgat-turkun-yolbascisi-basbug-alparslan-turkes.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sezer-yozgat-turkun-yolbascisi-basbug-alparslan-turkes.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Işıner HAMŞIOĞLU &#8211;  Gökyüzünde Başörtüsü Salvoları</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-gokyuzunde-basortusu-salvolari.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-gokyuzunde-basortusu-salvolari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 20:48:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1961</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan’ın Beyrut dönüşü kendisi ile birlikte seyahat etmekte olan gazetecilerin sorusu üzerine yaptığı açıklama gündemi birkaç gündür meşgul etmeye devam ediyor. Esasen her seçim öncesi adet olduğu üzere, başörtüsü meselesinin çözümsüzlüğü üzerinden siyaset yapmak ve böylelikle çözümü basit bir meseleyi derin bir tartışma konusu halinde toplumsal kutuplaşmaya taşımak, üzülerek görüyoruz ki yine Başbakanın iştahını kabartıyor. Bu açıdan başörtüsü meselesi üzerinde çözümü defalarca dile getiren Sn. Devlet Bahçeli’nin sözlerine hafızalarda paslanmaya mahal vermemek adına bir göz atalım: &#8221;12 Eylül 2010 Anayasa halk oylamasında, CHP liderinin içi boş olduğu şimdi daha iyi anlaşılan sözde çıkışıyla, yeniden başörtüsüne sarılan Başbakan, yine bunun arkasını getirememiş ve kaçmıştır. Başbakan Erdoğan&#8217;ın başörtüsü sorununu çözme niyeti olmadığı, genç kızlarımızın başörtüsünü, AKP&#8217;nin su alan köhne teknesinin siyaset yolculuğunda, yelkenini dolduracak bir malzeme olarak gördüğü ve 2011 seçimleri sonrasını adres göstererek önümüzdeki yıl yapılacak seçim sürecinde başörtüsü istismarını sürdüreceği bir kere daha anlaşılmış ve tescil edilmiştir. Artık başörtüsü mağdurlarının AKP ve CHP mağduru olduğu ortaya çıkmıştır. Maalesef üniversitelerde başörtüsü sorunu, bu iki siyasi zihniyetin istismar ve rant hesabına kurban edilmiştir. Başbakan Erdoğan&#8217;ın, &#8216;gelin çözelim, desteğe hazırız&#8217; çağrılarımız karşısında arkasına bakmadan kaçması ve bir de bizimle samimiyet tartışmasına girmesi, sahip olduğu ikiyüzlülüğü ve siyasi ahlak düşüklüğünü bir kez daha gözler önüne sermesi bakımından anlamlı olmuştur. Parti olarak, 70 milletvekilimizle başörtüsü sorununun çözümü için sonuna kadar destek vereceğimiz ortadayken, AKP ve CHP tarafından adım atılmaması milletimizi kandırmaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Ancak, bizim unuttuğumuz ya da ihmal ettiğimiz hakikat ise AKP ve CHP&#8217;nin iyi niyet, samimiyet, dürüstlük, vicdandan mahrum oldukları gerçeğidir.&#8221; Açıklamanın yapıldığı tarihin 2 Kasım 2010 olduğunu göz önünde bulundurursak Sn. Bahçeli’nin konuya dair tespitlerinin doğruluğunun Erdoğan tarafından teyit edilmesinin beklenenden de erken olduğunu görebiliriz. Gelelim Erdoğan’ın açıklamalarına; Kendisine “başörtülü vekil” görebilir miyiz şeklinde yöneltilen soruya cevaben oradaki iki bayan gazeteciyi kastederek; “bu yolu siz açacaksınız” ve ardından da “siyasette her şey olabilir” demiştir.  Aslına bakılırsa tespitlerine katılmamak mümkün değil. Doğrudur siyasette her şey olabilir. Ancak bir durumun olabilme ihtimaline inanabilmek için o konu üzerinde bir gayret sarf edilmesi gerekliliği de veri kabul edilir. Kısacası ortadaki sorunun çözümü sorunun sahibine değil, iktidar yetkisini elinde bulunduran sorunun muhatabına, başbakana, aittir. Aslında üniversitelerdeki başörtüsü sorununa temel teşkil eden Yüksek Öğrenim Kanunu’nun geçici 17. maddesi doğrudan başörtüsünü yasaklama ifadesi içermemekte, yalnızca “yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğrenim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir” demekte olsa da, çıkarılan yönetmelikler ile meydana getirilen suni sıkıntı sekiz yıllık iktidar döneminde devam etmiştir. Burada çözümsüzlüğün kendisine fayda sağladığının bilincinde olan Erdoğan mutabakata varılan metnin Meclis’e sunulması tekliflerine kulak tıkamaya devam ederek, çözüm için 2011 seçimlerinden sonrasını işaret etmektedir. Başbakan’ın rant öngörülü yeni açıklamalarına gelince… Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü gayet açık. Kıyafet konusunu belirleyen 56. Madde: “Başkanlık kürsüsünde Başkan, beyaz kelebek kravat ve siyah yelek üstüne siyah frak giyer. Görevli kâtip üyeler de, koyu renk elbise giyerler. Genel Kurul salonunda yer alan milletvekilleri, bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Teşkilatı memurları ve diğer kamu personeli ceket giymek ve kravat takmak zorundadırlar. Bayanlar tayyör giyerler. Görevlilerin kıyafeti Başkanlık Divanınca tespit edilir.” Diyerek aslında Erdoğan’ın söylediğinin önünde bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Başbakan  Erdoğan’ın Beyrut dönüşü kendisi ile birlikte seyahat etmekte olan  gazetecilerin sorusu üzerine yaptığı açıklama gündemi birkaç gündür  meşgul etmeye devam ediyor. Esasen her seçim öncesi adet olduğu üzere,  başörtüsü meselesinin çözümsüzlüğü üzerinden siyaset yapmak ve  böylelikle çözümü basit bir meseleyi derin bir tartışma konusu halinde  toplumsal kutuplaşmaya taşımak, üzülerek görüyoruz ki yine Başbakanın  iştahını kabartıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  açıdan başörtüsü meselesi üzerinde çözümü defalarca dile getiren Sn.  Devlet Bahçeli’nin sözlerine hafızalarda paslanmaya mahal vermemek adına  bir göz atalım:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221;12  Eylül 2010 Anayasa halk oylamasında, CHP liderinin içi boş olduğu şimdi  daha iyi anlaşılan sözde çıkışıyla, yeniden başörtüsüne sarılan  Başbakan, yine bunun arkasını getirememiş ve kaçmıştır. Başbakan  Erdoğan&#8217;ın başörtüsü sorununu çözme niyeti olmadığı, genç kızlarımızın  başörtüsünü, AKP&#8217;nin su alan köhne teknesinin siyaset yolculuğunda,  yelkenini dolduracak bir malzeme olarak gördüğü ve 2011 seçimleri  sonrasını adres göstererek önümüzdeki yıl yapılacak seçim sürecinde  başörtüsü istismarını sürdüreceği bir kere daha anlaşılmış ve tescil  edilmiştir. Artık başörtüsü mağdurlarının AKP ve CHP mağduru olduğu  ortaya çıkmıştır. Maalesef üniversitelerde başörtüsü sorunu, bu iki  siyasi zihniyetin istismar ve rant hesabına kurban edilmiştir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan&#8217;ın, &#8216;gelin çözelim, desteğe hazırız&#8217; çağrılarımız karşısında  arkasına bakmadan kaçması ve bir de bizimle samimiyet tartışmasına  girmesi, sahip olduğu ikiyüzlülüğü ve siyasi ahlak düşüklüğünü bir kez  daha gözler önüne sermesi bakımından anlamlı olmuştur. Parti olarak, 70  milletvekilimizle başörtüsü sorununun çözümü için sonuna kadar destek  vereceğimiz ortadayken, AKP ve CHP tarafından adım atılmaması  milletimizi kandırmaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Ancak, bizim  unuttuğumuz ya da ihmal ettiğimiz hakikat ise AKP ve CHP&#8217;nin iyi niyet,  samimiyet, dürüstlük, vicdandan mahrum oldukları gerçeğidir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklamanın  yapıldığı tarihin 2 Kasım 2010 olduğunu göz önünde bulundurursak Sn.  Bahçeli’nin konuya dair tespitlerinin doğruluğunun Erdoğan tarafından  teyit edilmesinin beklenenden de erken olduğunu görebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelelim Erdoğan’ın açıklamalarına;</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisine  “başörtülü vekil” görebilir miyiz şeklinde yöneltilen soruya cevaben  oradaki iki bayan gazeteciyi kastederek; “bu yolu siz açacaksınız” ve  ardından da “siyasette her şey olabilir” demiştir.  Aslına  bakılırsa tespitlerine katılmamak mümkün değil. Doğrudur siyasette her  şey olabilir. Ancak bir durumun olabilme ihtimaline inanabilmek için o  konu üzerinde bir gayret sarf edilmesi gerekliliği de veri kabul edilir.  Kısacası ortadaki sorunun çözümü sorunun sahibine değil, iktidar  yetkisini elinde bulunduran sorunun muhatabına, başbakana, aittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında  üniversitelerdeki başörtüsü sorununa temel teşkil eden Yüksek Öğrenim  Kanunu’nun geçici 17. maddesi doğrudan başörtüsünü yasaklama ifadesi  içermemekte, yalnızca “yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile  yükseköğrenim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir” demekte olsa da,  çıkarılan yönetmelikler ile meydana getirilen suni sıkıntı sekiz yıllık  iktidar döneminde devam etmiştir. Burada çözümsüzlüğün kendisine fayda  sağladığının bilincinde olan Erdoğan mutabakata varılan metnin Meclis’e  sunulması tekliflerine kulak tıkamaya devam ederek, çözüm için 2011  seçimlerinden sonrasını işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın rant öngörülü yeni açıklamalarına gelince…</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü gayet açık. Kıyafet konusunu belirleyen 56. Madde:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“</strong>Başkanlık  kürsüsünde Başkan, beyaz kelebek kravat ve siyah yelek üstüne siyah  frak giyer. Görevli kâtip üyeler de, koyu renk elbise giyerler.</p>
<p style="text-align: justify;">Genel  Kurul salonunda yer alan milletvekilleri, bakanlar, Türkiye Büyük  Millet Meclisi Teşkilatı memurları ve diğer kamu personeli ceket giymek  ve kravat takmak zorundadırlar. Bayanlar tayyör giyerler.</p>
<p style="text-align: justify;">Görevlilerin  kıyafeti Başkanlık Divanınca tespit edilir.” Diyerek aslında Erdoğan’ın  söylediğinin önünde bir engel olmadığını gösteriyor. Diyelim ki buradan  da bir yasak öngörüsünde bulundunuz ve mümkün olmadığını dile  getirdiniz…</p>
<p style="text-align: justify;">Meclis içtüzüğünü değiştirmek sizin elinizde…</p>
<p style="text-align: justify;">Mesele Meclis’e başörtüsü ile girebilmek meselesi değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortada  bulunan yaklaşımın hastalıklı ve samimiyetsiz oluşunun kaynağı iki  temel damardan beslenmektedir. İlki Türkiye Cumhuriyeti’ne yükletilmek  istenen okyanus ötesi projenin eş başkanlığı çerçevesinde oluşturulmak  istenen “Ilımlı İslam” modeline geçiş alıştırmaları, diğeri ise yüce  dinimize reva görülen ucuz siyasete alet etmenin samimi Müslümanlar  tarafından kabul edilemeyişidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Akıllardan  çıkmış olabilir endişesiyle bir kez daha hatırlatma ihtiyacı hissederek  Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 2ye bakmakta fayda görüyorum:  “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet  anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine  bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik  ve sosyal bir hukuk Devletidir”.</p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısı ile bu andan itibaren yapılması gereken,</p>
<p style="text-align: justify;">Milletin inançlarıyla,</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumun dinamikleriyle,</p>
<p style="text-align: justify;">Halkın  zaafları ile oynamaktan vazgeçerek, doğru,dürüst ve seviyeli siyasete  yönelmektir. Zira ülkeyi kişisel hırslar ve gayrı milli hesaplarla  gerginliğe ve kutuplaşmaya çekmenin kimseye faydası olmayacağı  aşikârdır…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fali-isiner-hamsioglu-gokyuzunde-basortusu-salvolari.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-gokyuzunde-basortusu-salvolari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadriye Önkuzu Şahin &#8211; Önde Gider Önkuzu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kadriye-onkuzu-sahin-onde-gider-onkuzu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kadriye-onkuzu-sahin-onde-gider-onkuzu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 20:46:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Durdun Önkuzu]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Kılıçkıran]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf İmamoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1959</guid>
		<description><![CDATA[1970 yılının 23 Kasım2ında mübarek bir Ramazan sabahı… Okulu kızıl komünistlerce işgal edilen, gayesi okuyup vatanına, milletine ve ailesine hizmet etmek olan ülkücü bir genç… İsmi Dursun Önkuzu… Önkuzu, okumakta olduğu Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun son sınıfındadır. Can güvenliği olmadığı için gruplar halinde derse girmeye çalışan ülkücü öğrenciler sürekli tehdit altındadır. Komünist öğrencilerin amacı sadece gözdağı vermek değil, zaten işgal ettikleri okulu tamamen ele geçirmektir. Devrimcilerin amacı sadece okullarda değil, mahallelerde, şehirlerde, köylerde, fabrikalarda ve devletin her kademesinde hakimiyet kurmak; eşitlik, halklara özgürlük sloganları ile düzeni değiştirmek, devrimi gerçekleştirmekti. Rusya gibi, Çin gibi ve bunların peykleri olan Romanya, Macaristan, Bulgaristan, Vietnam, Kore’de olduğu gibi komünist bir rejimi Türkiye’ye getirmek en büyük hayalleri idi. Bu emellerine ulaşmak için de her türlü terör, zorbalık mübahtı. Rejim değiştikten sonra halklara özgürlük sunan bir yönetim olacaktı. Din ortadan kalkacaktı, çünkü onlara göre din afyondu. Vatan, millet, bayrak, din gibi kutsal değerlerin en büyük düşmanıydılar. Mukadderatımızı hiçe sayan, manevi değerlerimize küfreden komünistlere karşı çıkan, canını, her şeyini ortaya koyan, ülkücü, vatansever insanlar yurdun her yerinde, her kesiminde kendilerini büyük bir mücadele içinde buldular. Ya kendileri de devrimci olacaklar ya da mücadele edeceklerdi. “Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin, eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalben buğzetsin. İmanın asgari gereği budur.” Hadis-i Şerif’te buyrulduğu gibi imanlı ülkücü insanlar haksızlık karşısında, zulüm karşısında dilsiz şeytan olmak istemiyorlardı. Yapılanlara sessiz kalan, güya dindar gözüken korkak insanlar gibi olmak onlara yakışmazdı. Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Malazgirt’te ve nice cephelerde akıtılan kanlar boşuna mıydı! Atalarımız bir hiç uğruna mı çarpıştılar! Tarihimiz boyunca haçlı ruhuna karşı mücadele eden ecdadın evlatları vatanımızı Rusya’ya, Çin’e peşkeş çekmek isteyen hainlere mi teslim edeceklerdi. Bunu Allah’a inanan, vatan ve millet aşkı ile dolu hangi insan kabul edebilirdi! 1944 yıllarından beri sol zihniyetin milliyetçilere uyguladıkları baskı politikaları solcu ve dinsiz olanları dış güçlerin de büyük desteği ile kuvvetlendirmişti. Artık meydan onlarındı. Nasıl olsa iktidar da onlara müdahale etmeyerek onlara destek oluyordu. 1968-1970 yıllarından itibaren okula, iş yerlerine gidemeyen, yaşadıkları mahalleler kurtarılmış bölge ilan edilen milliyetçi-ülkücüler emniyete, milli eğitime, devlet yetkililerine defalarca gittikleri halde ne yazık ki elleri boş dönüyordu. Yatılı okulların pek çoğu komünistlerin işgali altındaydı. Ülkücü öğrenciler dışarıda sefilleri oynuyordu. Derslere girmek istediklerinde can güvenlikleri yoktu. Devrimcilere ses çıkarmayan bir takım İslami gruplar hiç sene kaybı olmadan devrimcilerle okudular, okullarını bitirip kariyer yaptılar. Kimlerin sayesinde? Nasıl olsa geçmişte olduğu gibi Çanakkale ruhu taşıyan yürekli, canlarını ortaya koyan ülkücüler vardı. Tarih boyunca böyle gelmiş, böyle gidecektir. Değişen fazla bir şey yoktur. Dünün devrimcileri, bugünün PKK’lısıdır.Dün Moskof’a, Ermeni’ye, Rum’a, Çin’e karşı verilen savaş değişik adlar altında hazmettire hazmettire Türk Milleti uyutularak devam ediyor. Amaç yine vatanımızı bölmek; Avrupa’nın, Amerika’nın kulu-kölesi olmak; açılım, demokrasi, dialog adları altında üç kıtaya adalet, insanlık götüren ecdadımızın emanetine ihanet etmektir. Vatanımızın bir karışını vermemek, Hatay’ı kurtarmak için ağır hasta olduğu halde sağlığını tehlikeye atan Atatürk ne ise, ülkücü gençlik O’dur. Anadolu’yu Müslümanlaştırmak-Türkleştirmek için yola çıkıp atının kuyruğunu düğümleyerek secdeye vardığında: “Ya Rabbi sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor, senin uğrunda cihat ediyorum. Bana...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">1970 yılının 23  Kasım2ında mübarek bir Ramazan sabahı… 	Okulu kızıl komünistlerce işgal edilen, gayesi okuyup vatanına,  milletine ve ailesine hizmet etmek olan ülkücü bir genç… İsmi Dursun  Önkuzu… 	Önkuzu, okumakta olduğu Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun son  sınıfındadır. Can güvenliği olmadığı için gruplar halinde derse girmeye  çalışan ülkücü öğrenciler sürekli tehdit altındadır. 	Komünist öğrencilerin amacı sadece gözdağı vermek değil, zaten işgal  ettikleri okulu tamamen ele geçirmektir. Devrimcilerin amacı sadece  okullarda değil, mahallelerde, şehirlerde, köylerde, fabrikalarda ve  devletin her kademesinde hakimiyet kurmak; eşitlik, halklara özgürlük  sloganları ile düzeni değiştirmek, devrimi gerçekleştirmekti.  	Rusya gibi, Çin gibi ve bunların peykleri olan Romanya, Macaristan,  Bulgaristan, Vietnam, Kore’de olduğu gibi komünist bir rejimi Türkiye’ye  getirmek en büyük hayalleri idi. Bu emellerine ulaşmak için de her  türlü terör, zorbalık mübahtı. Rejim değiştikten sonra halklara özgürlük  sunan bir yönetim olacaktı. Din ortadan kalkacaktı, çünkü onlara göre  din afyondu. 	Vatan, millet, bayrak, din gibi kutsal değerlerin en büyük  düşmanıydılar. 	Mukadderatımızı hiçe sayan, manevi değerlerimize küfreden komünistlere  karşı çıkan, canını, her şeyini ortaya koyan, ülkücü, vatansever  insanlar yurdun her yerinde, her kesiminde kendilerini büyük bir  mücadele içinde buldular. Ya kendileri de devrimci olacaklar ya da  mücadele edeceklerdi. 	“Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin, eğer buna gücü  yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalben buğzetsin.  İmanın asgari gereği budur.” Hadis-i Şerif’te buyrulduğu gibi imanlı  ülkücü insanlar haksızlık karşısında, zulüm karşısında dilsiz şeytan  olmak istemiyorlardı. Yapılanlara sessiz kalan, güya dindar gözüken  korkak insanlar gibi olmak onlara yakışmazdı. Çanakkale’de,  Dumlupınar’da, Malazgirt’te ve nice cephelerde akıtılan kanlar boşuna  mıydı! Atalarımız bir hiç uğruna mı çarpıştılar!  	Tarihimiz boyunca haçlı ruhuna karşı mücadele eden ecdadın evlatları  vatanımızı Rusya’ya, Çin’e peşkeş çekmek isteyen hainlere mi teslim  edeceklerdi. 	Bunu Allah’a inanan, vatan ve millet aşkı ile dolu hangi insan kabul  edebilirdi! 	1944 yıllarından beri sol zihniyetin milliyetçilere uyguladıkları baskı  politikaları solcu ve dinsiz olanları dış güçlerin de büyük desteği ile  kuvvetlendirmişti. Artık meydan onlarındı. Nasıl olsa iktidar da onlara  müdahale etmeyerek onlara destek oluyordu.  	1968-1970 yıllarından itibaren okula, iş yerlerine gidemeyen,  yaşadıkları mahalleler kurtarılmış bölge ilan edilen  milliyetçi-ülkücüler emniyete, milli eğitime, devlet yetkililerine  defalarca gittikleri halde ne yazık ki elleri boş dönüyordu. Yatılı  okulların pek çoğu komünistlerin işgali altındaydı. Ülkücü öğrenciler  dışarıda sefilleri oynuyordu. Derslere girmek istediklerinde can  güvenlikleri yoktu. Devrimcilere ses çıkarmayan bir takım İslami gruplar  hiç sene kaybı olmadan devrimcilerle okudular, okullarını bitirip  kariyer yaptılar. Kimlerin sayesinde? Nasıl olsa geçmişte olduğu gibi  Çanakkale ruhu taşıyan yürekli, canlarını ortaya koyan ülkücüler vardı.  Tarih boyunca böyle gelmiş, böyle gidecektir. Değişen fazla bir şey  yoktur. Dünün devrimcileri, bugünün PKK’lısıdır.Dün Moskof’a, Ermeni’ye,  Rum’a, Çin’e karşı verilen savaş değişik adlar altında hazmettire  hazmettire Türk Milleti uyutularak devam ediyor. Amaç yine vatanımızı  bölmek; Avrupa’nın, Amerika’nın kulu-kölesi olmak; açılım, demokrasi,  dialog adları altında üç kıtaya adalet, insanlık götüren ecdadımızın  emanetine ihanet etmektir.  	Vatanımızın bir karışını vermemek, Hatay’ı kurtarmak için ağır hasta  olduğu halde sağlığını tehlikeye atan Atatürk ne ise, ülkücü gençlik  O’dur. 	Anadolu’yu Müslümanlaştırmak-Türkleştirmek için yola çıkıp atının  kuyruğunu düğümleyerek secdeye vardığında: “Ya Rabbi sana tevekkül  ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor, senin uğrunda cihat  ediyorum. Bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret. Şehit  olursam bu beyaz elbise kefenim olsun.” Diye dua eden Sultan Alparslan  ne ise, ülkücü gençlik O’dur. 	1514 yılında Çaldıran Seferi’nde isyan eden yeniçeriye: “Biz buraya  geri dönmek için gelmedik. Rahatına düşkün olanlar, ölümden korkanlar  (eşlerinin yanına) geri dönsün. Düşmanla çarpışacak mertler bizimle  gelsin. Eğer içinizde er yoksa yoksa ben yalnız giderim.” diye seslenen  Yavuz Sultan Selim Han ne ise ülkücü de O’dur.  	Ülkücülerin 1980 öncesi verdiği mücadele; şuuru, kültürü, ruhu ve gönlü  ile Türk olanlarla; Türklük gurur ve şuuru, İslam Ahlâk ve fazileti  taşıyanlarla, bütünüyle bu şuuru reddedenlerin savaşıydı. 	Tarih tekerrürden ibarettir. Asırlar boyu milyonlarca Türk evladı “bir  gül bahçesine girercesine” gaza meydanlarına koşmuş, şahadet şerbetini  içmişlerdir.  	İstanbul surlarında gemileri karadan denize indiren Fatih’in torunları  olduğumuzu unutmamalıyız… 	Ülkücülük lafla olmaz, ülkücü olmak yürek ister. Ülkücü şahsi menfaat  peşinde koşmaz. Gerektiğinde er, gerektiğinde lider, gerektiğinde şehit  olmasını bilir. 	Merhum Liderimiz Başbuğ Alparslan Türkeş diyor ki: 	“Fikir, ülkü ve dava bakımından en güçlüyüz. En meşru, en haklı dava  bizim davamızdır.  	Biz dünyanın asil, şerefli, aynı zamanda mazlum bir milletin davasının,  onun haklarını çiğnetmeme davasının onun köleliğe sürüklenmesini önleme  davasının sahibiyiz. Bu kadar yüksek, bu kadar asil hedefleri olan  başka bir dava düşünülemez. 	İftiralar ne olursa olsun, nasıl anlatmak isterlerse istesinler Türk  milletinin gücü, enerjisi, daima bu şekilde tezahür etmiştir. Cenab-ı  Allah’ın daima bizi destekleyeceğinden eminim.” 	4 Ocak 1968. Ankara Site Yurdu’nda şahadete ulaşan şehitler kervanının  ilki olan Ruhi Kılıçkıran bir sene önce Kurban Bayramı’nda memleketi  olan Osmaniye’ye maddi imkansızlıktan gidememiş ve “Bensiz geçen Kurban  Bayramınızı kutlar, ellerinizden saygıyla öperim.” diyordu annesi Münire  Hanıma ve kendisini okutmaya çalışan ağabeyi Hüseyin Beye. 	Henüz iftarını yapıp kantine inen Ruhi Kılıçkıran’a önce Kur’an-ı  Kerim’e dil uzatan hainlarin manevi saldırılara, sonra solcuların kızıl  tabancalarından çıkan kızıl kurşunlara karşı “Sana geliyorum…” diye  Rabb’ine seslenerek ölümlerin en güzeline talip oldu.  		“Ey Ruhi krdeşim uğurlar olsun. 		Hakk’tan sana rahmet, nur istiyoruz.”</div>
<div style="text-align: justify;">•	22 Eylül 1969’da MTTB’ye atılan bomba sonucu şehit edilen Mustafa  Bilgi, tam bir iman abidesiydi.</div>
<div style="text-align: justify;">•	5 Haziran 1969’da Teknik Öğretmen Okulu öğrencisi olan Mustafa  Kahramanoğlu Giresun Şebinkarahisar’da saldırıya uğrayıp komünistlerce  şehit ediliyor.</div>
<div style="text-align: justify;">•	11 Temmuz 1969’da Ankara’da eski TRT binası önünde hainlerin bıçaklı  ve silahlı saldırıları sonucunda şehit edilen Mehmet Büyüksevinç  dördüncü şehidimizdi.</div>
<div style="text-align: justify;">•	13 Ağustos 1969’da İstanbul mimarlık öğrencisi Kafkas kökenli  Bahaeddin Dedeşen!i şehit eden 12 kişilik komünist grubun başında Hayko  adlı Ermeni canisi vardı. Dünün katilleri ne yazık ki bugün ellerini,  kollarını sallayarak geziyorlar.</div>
<div style="text-align: justify;">•	Adana, Kozan’da ülkücülüğün ilk sancaktarlarından olan, kendini  yetiştirip davaya adayan Kenan Ertürk, 20 Ekim 1969’da ikindi namazı  sonrası camiden çıkınca Allahsızların silahlı saldırısı sonucu şehit  edildi.</div>
<div style="text-align: justify;">•	21 Mart 1970’de yetim büyüyen Süleyman Özmen Ankara Yüksek Öğretmen  Okulu’nda komünistlerce rehin alınan ve üç gün aç, susuz bırakılan  ülküdaşlarına elindeki file ile peynir, ekmek götürürken komünist grubun  binasından açılan ateş sonucu şahadete erdi. “Özmenem, Özmenem 		Onlar kabuk, öz menem. 		Ülkü uğrunda şehit 		Men Süleyman Özmen’em.”</div>
<div style="text-align: justify;">•	13 Nisan 1970’de Ankara’da bazı ülkü ocaklı gençler silah tehdidi ile  Siyasal Bilgiler, ODTÜ ve Hacettepe Üniversitelerinde işkenceye tabi  tutulur. Ülküdaşlarının Hacettepe Üniversitesi Morfoloji Bölümü’nde  işkence gördüğü haberi üzerine ülkü ocaklı gençler harekete geçer.  İktidarın emniyet güçleri duyarsızdır. Başvurular cevapsız kalır. İşte  çatışma esnasında Dr. Necdet Güçlü şahadet şerbetini içer.</div>
<div style="text-align: justify;">•	Büyük Ülkü Davası’nın 9. şehidi İnegöllü Yusuf İmamoğlu… 8 Haziran  1970’de İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde sağ elinde küçük bir Kur’an-ı  Kerim varken kurşunlanınca, gelen ambulansı içeri almayan Allahsızların  kan gölüne çevirdikleri okul koridorunda Rabbi’ne kavuşuyordu. Şehidimizin  üzerinde sadece 35 kuruş… Otopsi sonucu ortaya çıkan boş bir mide…  Cesaretin, sabrın, tevekkülün, imanın sembolü ve aldığı mükâfat… “Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki Allah’ın  mağrifeti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha  hayırlıdır.” (Ali İmran-157)</div>
<div style="text-align: justify;">•	19 Haziran 1970’de Ülkücü Hareket, Site Yurdu çıkışında komünistlerin  saldırısı sonucu şehit olan Kayaşlı Zeki Erdoğan’ı toprağa veriyordu.  Sağlam bir karakter abidesi, dürüst ve vatansever Zeki Erdoğan  vurulduğunda ülkücü dernekler şu bildiriyi yayınlamıştı: “Türk Milleti’nin verdiği vergilerle yaşayan TRT ve aynı ağızdan  propogada yapan satılık basın, bu ihtilal provasını Türk Milleti’ne  masum bir davranış olarak göstermeye çalışmaktadır. Türk ordusuna her fırsatta saldıran Marksistler, Doğu Anadolu’da asayişi  temin ile görevli komando birliklerini bahane ederek ordumuza ‘faşist  ordu’ ismini takmışlardır. Kızıl propaganda yapan dergi, kitap ve broşürler serbestçe satılmakla  kalmayıp her fırsatta üniversitelere ve sokaklara Mao’nun, Lenin’in  resimlerini asmaktadırlar. Birçok öğürenci yurdu silah ve patlayıcı  madde yatağı haline getirilmiştir. Büyük Türk Milleti! Üniversitelerimizi bir anarşi yuvasına çeviren, işçilerimizi bir  komünist ihtilali için kışkırtan bu satılmışlar önlerine çıkan tek  kuvveti, Ülkü Ocaklarını ve genç ülkücüleri de ezip geçmek  istemektedirler. Basını ve radyosu satılmış, iktidar başında bulunanlar gaflet uykusundan  uyanmayanlar Türkiye’nin hızla korkunç bir uçuruma doğru  sürüklendiğinin farkında değillerdir. Lanet milletini, tarihini, mazisini, ecdadını inkar edelere…”                                                                     Ülkü  Gençlik Dernekleri  	Ve… 	Önkuzu 	Hey Önkuzu 	Önde gider Önkuzu 	Anası dursun demiş 	Durmaz gider Önkuzu 		Kuzu yürür… Kuzu yürür… 		Önde Önkuzu yürür! 		Kuzular meledikçe 		Gönlümde sızı yürür! 	Önkuzu! Hey Önkuzu! 	Önde gider Önkuzu 	Bu bayrak düşmez yere 	Ölmedilçe son kuzu! 		Dursun adı, Dursun adı 		O gitti, dursun adı 		Dillerde türkü olsun 		Yürekte vursun adı! 	Kuzular koç olacak 	Toy, düğün, göç olacak 	Bu yılki kuzuların 	Adları öç olacak.  	Büyük Ülkü Davası’nın ilk on şehidini kısa kısa yad ettik. Ruhi  Kılıçkıran’dan Dursun Önkuzu’ya uzanan tam on kutlu şehidimiz… On  birinci Ertuğrul Durdun Önkuzu… 	Günlerden pazartesi… 23 Kasım 1970. Ramazan Bayramı’na bir hafta var… 	Ankara Yenimahalle’de yeni tuttuğu evinden okuluna, derse girmek için  Beşevler’de arkadaşları ile buluşamadan komünistler Dursun’un yolunu  keser. Okulun üst katındaki köycülük odasına götürürler. Tam 12 kişi,  “işkence nasıl yapılır” kitabının sayfalarını çevire çevire sorgu, sual  içinde sefil ruhlarının zehirlerini dökerler.  	Önce onu yere yatırıp vurmaya başladılar. Hızlarını alamayıp jiletle  rastgele yaralar dildiler ve tuz bastılar. Tüm vücudu iyice morartıldı.  Bayılan Önkuzu’nun ağzına hortum sokup ciğerlerini patlattılar. Ölümle  pençeleşen Önkuzu’yu; önce okul dışında arzı endam eden, sonra okulun  bahçesine gelen emniyet kuvvetlerinin önüne üçüncü katın penceresine,  başına bir çuval geçirerek atıverdiler. 	Neydi Önkuzu’nun ve Önkuzuların suçu? Tek suçları vardı: Türk  Milleti’ni seviyorlardı. Türk olmanın gururu ile doluydular. Allah’a  inanıyorlardı. Milletlerini böldürtmemek, vatanlarını parçalatmamak  yegane gayeleriydi. 	Önkuzuların günahı egemen sınıf olmamaktı. Büyük iş adamlarının  tüccarların, fabrikatörlerin, geniş arazi sahiplerinin, zengin doktor ve  müteahhitlerin, mimarların, mühendislerin, profesörlerin, yüksek yargı  organlarının mensuplarının, müsteşarlarının, genel müdürlerin,  valilerin, gazete patronlarının çoçuğu olmamalarıydı. 	Önkuzuların günahı parlamenterlerin, bakanların çocukları ile bir arada  bile bulunamamalarıydı. 	Egemen sınıflara karşı devrimci girişimlerde bulunanlar onları yaşatır  mıydı? 	Hafta sonlarında lüks gazinolarda, mevsim tatillerini yurt dışında  geçiren, vergi kaçakçılığı ve rüşvete göz yuman, haksız kredi ve usulsüz  döviz tahsislerini dağıtan, vatandaşı hastane kuyruklarında bekleten,  yabacı üslere müsaade eden egemen güçlere karşı çıktığın için suçluydun! 	Bozuk düzeni değiştirmek için devrimci atılımlar yapan çoğu kolej  züppeleri ile sosyete zibidileri olan devrimciler hiç sana ve senin gibi  temiz Anadolu çocuklarına hayat hakkı tanırlar mıydı? 	Şu halk çocuğu geçinen devrimciler devrimciler ne diye güçlü, kuvvetli  kişilerin çocuklarına dokunmazlar? Niçin kolay, haksız ve çok  kazananların su gibi para harcadıkları otellere ve gazinolara değil de  ya halkın parasıyla alınan devlet malına ya da gecekondu semtindeki Ülkü  Ocağı barakasına saldırırlar, bomba atarlar? 	Çünkü dünya doğmak ve ölmek arasında bir imtihan mekanı… 	İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, hayır ile şerrin, Hakk ile küfrün  çarpışması. 	Bugün Önkuzu’yu, İmamoğlu’nu, Kılıçkıran’ı, Özmen’i milletimize  layıkıyla anlatamamış olabiliriz. Gençliğini, kanını, canını gözlerini  kırpmadan ortaya koyan, karşılıksız sevenlerin mücadeleleri gelecekte  nesillere rehber olacaktır. Haksızlığa uğrayanlar, haksız yere  öldürülenler haklarını ebedi alemde arayacaklar. Onlar bizimledir. Onlar  diridirler. Asıl acınacak olan zulmü alkışlayanlardır. “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şeye sahip olmak üzere  dahi olsa tekrar dünyaya dönmeyi istemez. Bundan şehit müstesnadır.  Çünkü o, şehit olmanın faziletinde gördüğü şeylerden dolayı tekrar  dünyaya dönmeyi ve on kere daha öldürülmeyi temenni eder.” (Hadis-i  Şerif) 	Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkadriye-onkuzu-sahin-onde-gider-onkuzu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kadriye-onkuzu-sahin-onde-gider-onkuzu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları’nın yeni il binasının açılışını yaptı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/liderimiz-sayin-devlet-bahceli-antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nin-yeni-il-binasinin-acilisini-yapti.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/liderimiz-sayin-devlet-bahceli-antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nin-yeni-il-binasinin-acilisini-yapti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 20:27:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Sevimli]]></category>
		<category><![CDATA[Feridun Bahşi]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet GÜNAL]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Antalya İl Başkanı Ali Adnan Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Antalya İl Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tunca Toskay]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Olcay Kılavuz]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1956</guid>
		<description><![CDATA[MHP Genel Başkanı, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Sayın Harun Öztürk 27 Kasım 2010 günü Antalya Ülkü Ocakları’nın yeni il binasının açılışını yaptı. Binlerce kişinin katıldığı açılış töreninde, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli uzun bir kortej eşliğinde karşılandı. Açılış kurdelesini Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Sayın Harun Öztürk ile birlikte kesen MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya ile binayı gezdi. Açılış törenine MHP Genel Sekreteri Sayın Cihan Paçacı, MHP Genel Başkan Yardımcıları Sayın Bülent Didinmez, Sayın Prof. Dr. Tunca Toskay, Sayın Deniz Bölükbaşı, Sayın Ümit Şafak, Sayın Mehmet Ekici, MHP Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Mehmet Taytak, MHP MYK Üyeleri Sayın Kemal Çelik, Sayın Kadir Şekerci, MHP MDK Üyesi Sayın Feridun Bahşi, MHP Antalya Milletvekilleri Sayın Hüseyin Yıldız, Sayın Mehmet Günal, Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Sayın Olcay Kılavuz, Ülkü Ocakları Genel Merkezi Bayanlar Birimi Başkanı Sayın Fatma Sevimli, Ülkü Ocakları Genel Merkez Yöneticileri, MHP Antalya İl Başkanı Sayın Ali Adnan Kaya, MHP Antalya İl Yönetimi, MHP Antalya İlçe Başkanları, çok sayıda MHP’li ve Ülkücü genç katılmıştır. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları’nın böyle güzel ve büyük bir eğitim ve hizmet ortam sağladığı için Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya, yönetimine ve emeği geçen herkesi tebrik etti. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, binayı gezdikten sonra Antalya, Isparta, Burdur il ve ilçe Ülkü Ocakları temsilcileri ile Antalya Ülkü Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda istişare toplantısı düzenledi. Toplantından çıkışında Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, İl Ocak binası önünde Ülkücü gençlerle toplu fotoğraf çektirmiştir. Ülkücü gençlerin, partililerin ve halkın yoğun ilgisiyle alkış ve sevgi gösterileri ile uğurlandı. Yeni İl Banımız]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis1.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">MHP Genel Başkanı, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları  Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Sayın Harun Öztürk 27 Kasım 2010  günü Antalya Ülkü Ocakları’nın yeni il binasının açılışını yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">Binlerce kişinin katıldığı açılış töreninde, Liderimiz Sayın Devlet  Bahçeli uzun bir kortej eşliğinde karşılandı. Açılış kurdelesini Ülkü  Ocakları Genel Başkanımız Sayın Harun Öztürk ile birlikte kesen MHP  Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı  Lokman Kaya ile binayı gezdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis2.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">Açılış törenine MHP Genel Sekreteri Sayın Cihan Paçacı, MHP Genel  Başkan Yardımcıları Sayın Bülent Didinmez, Sayın Prof. Dr. Tunca Toskay,  Sayın Deniz Bölükbaşı,  Sayın Ümit Şafak, Sayın Mehmet Ekici, MHP Genel Sekreter Yardımcısı  Sayın Mehmet Taytak, MHP MYK Üyeleri Sayın Kemal Çelik, Sayın Kadir  Şekerci, MHP MDK Üyesi Sayın Feridun Bahşi, MHP Antalya Milletvekilleri  Sayın Hüseyin Yıldız, Sayın Mehmet Günal, Ülkü Ocakları Genel Başkan  Yardımcısı Sayın Olcay Kılavuz, Ülkü Ocakları Genel Merkezi Bayanlar  Birimi Başkanı Sayın Fatma Sevimli, Ülkü Ocakları Genel Merkez  Yöneticileri, MHP Antalya İl Başkanı Sayın Ali Adnan Kaya, MHP Antalya  İl Yönetimi, MHP Antalya İlçe Başkanları, çok sayıda MHP’li ve Ülkücü  genç katılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis3.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis4.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis5.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis6.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis7.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis8.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları’nın böyle güzel  ve büyük bir eğitim ve hizmet ortam sağladığı için Antalya Ülkü  Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya, yönetimine ve emeği geçen herkesi  tebrik etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, binayı gezdikten sonra Antalya,  Isparta, Burdur il ve ilçe Ülkü Ocakları temsilcileri ile Antalya Ülkü  Ocakları Şehit İmdat Sarıca Konferans Salonu’nda istişare toplantısı  düzenledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplantından çıkışında Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, İl Ocak binası  önünde Ülkücü gençlerle toplu fotoğraf çektirmiştir. Ülkücü gençlerin,  partililerin ve halkın yoğun ilgisiyle alkış ve sevgi gösterileri ile  uğurlandı.</p>
<p><img src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis13.jpg" alt="" width="375" height="550" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis9.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis10.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis11.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis14.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p><img src="../ocakacilis/AntalyaUlkuOcaklariacilis12.jpg" alt="" width="550" height="375" /></p>
<p><em><strong>Yeni İl Banımız</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Baskan_Odasi1.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/BaskanOdasi2.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Universite_Birimi.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Ahde_Vefa_Odasi_ve_Basin_Birimi.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Bayanlar_Birimi.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Yonetim_Odasi.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Ortaogretim_Birimi.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Egitim_Birimi.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Kutuphane.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Bilgisayar_ve_calisma_salonu.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/mescid.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Sehit_Imdat_Sarica_Konferans_Salonu.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/ocakacilis/Ocak_Dis_Cephe.jpg" alt="" width="550" height="400" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fliderimiz-sayin-devlet-bahceli-antalya-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599nin-yeni-il-binasinin-acilisini-yapti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/liderimiz-sayin-devlet-bahceli-antalya-ulku-ocaklari%e2%80%99nin-yeni-il-binasinin-acilisini-yapti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları açılışı haberi bülteni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-acilisi-haberi-bulteni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-acilisi-haberi-bulteni.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 19:39:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1978</guid>
		<description><![CDATA[Yeniçağ Gazetesi &#8211; Bahçeli gençleri dinliyor Selcan Taşçı &#8211; Antalya ziyareti boyunca en geniş zaman aralığını “gençler”e ayırıyor Bahçeli. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk ile birlikte Antalya Ülkü Ocakları’nın açılışını yaptıktan sonra, bu bölgedeki il ocak başkanları ile iki saate yakın süren, basına kapalı bir toplantı gerçekleştiriyor. Ser veriyor sır vermiyor toplantının katılımcıları&#8230; &#62;&#62;&#62; haber: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=42803 BengüTürkTV.com &#8211; ANTALYA ÜLKÜ OCAKLARI&#8217;NIN GÖRKEMLİ AÇILIŞI YAPILDI AÇILIŞ MHP GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ VE ÜLKÜ OCAKLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI GENEL BAŞKANI HARUN ÖZTÜRK&#8217;ÜN KATILIMIYLA GERÇEKLEŞTİ. &#62;&#62;&#62;haber: http://www.benguturk.com/haber_detay.php?haber_id=25770 AntalyaGüncel.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları’nın Görkemli Açılışı Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası’nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk’ün katılımıyla açıldığını söyledi. &#62;&#62;&#62; haber: http://www.antalyaguncel.com/haber-25752-Antalya_Ulku_Ocaklarinin_Gorkemli_Acilisi AntalyaTV.com &#8211; Antalya Ülkü Ocaklarından Görkemli Açılış – Video Haber (Haber: Ahmet Çakıl) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları yeni hizmet binasının açılışını yaptı. Açılış törenine Antalya’nın ilçelerinden ve çevre illerden gelen MHP’liler yoğun ilgi gösterirken MHP Lideri Bahçeli’ye büyük destek verildi. &#62;&#62;&#62; haber: http://www.antalyatv.com/siyaset/antalya-ulku-ocaklarindan-gorkemli-acilis-video-haber/ BizimAntalya.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları’nın Görkemli Açılışı Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası’nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk’ün katılımıyla açıldığını söyledi. &#62;&#62;&#62; haber: http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&#38;nid=40794 AntalyaSonHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Görkemli Açılışı Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası&#8217;nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk&#8217;ün katılımıyla açıldığını söyledi. &#62;&#62;&#62; haber: http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=4674 ÜlkücüHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Görkemli Açılışı Yapıldı (ÜHA) Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binas&#8217;nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk&#8217;ün katılımıyla açıldığını söyledi. &#62;&#62;&#62; haber: http://www.ulkucuhaber.com/haber_detay.asp?haberID=8173 BestHaber.com.tr &#8211; Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Görkemli Açılışı Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası&#8217;nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk&#8217;ün katılımıyla açıldığını söyledi. &#62;&#62;&#62; haber: http://www.besthaber.com.tr/haber_detay.asp?haberID=14548 AntalyaBugün.com &#8211; BAHÇELİ ATSO&#8217;YA ZİYARET ETTİ,ÜLKÜ OCAKLARI&#8217;NI AÇTI ATSO Meclis üyelerinin de sorularını yanıtlayan Devlet Bahçeli, daha sonra Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın yeni il binasının açılış törenine katıldı. Binanın açılışını gerçekleştiren Bahçeli, Ülkü Ocakları yöneticileriyle basına kapalı bir istişare toplantısı gerçekleştirdi. &#62;&#62;&#62; haber: http://www.antalyabugun.com/index.php?page=haber_detay&#38;NID=18797 AntalyaClass.com &#8211; Bahçeli il Ocak Açılışını Yaptı Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın yeni il binasının açılış törenine katıldı &#62;&#62;&#62; haber: http://www.antalyaclass.com/Haber-1526-Bahceli_il_Ocak_Acilisini_Yapti.html Doğan Haber Ajansı &#8211; Devlet Bahçeli Ülkü Ocakları Antalya İl Hizmet Binasının açılışını yaptı Bahçeli dana sonra Ülkü Ocakları Antalya İl Hizmet Binasının açılışını yaptı. Dualar eşliğinde yapılan açılışta, ilgiden dolayı küçük çaplı izdiham yaşandı. Yeni binayı gezen Bahçeli, daha sonra MHP Bölge İstişare Toplantısı&#8217;na katıldı. ANTALYA- DHA &#62;&#62;&#62; haber: http://www2.dha.com.tr/mhp-devlet-bahceli-antalya-flashaber_125685.html TaşağılRüzgarı.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya Açılış kurdelesini Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk ile birlikte kesen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya ile binayı gezdi. &#62;&#62;&#62;haber: http://www.tasagilruzgari.com/haber_oku.asp?ID=3402 MHPHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları’nın Görkemli Açılışı Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası’nın MHP Genel Başkanı Devlet...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span id="more-1978"></span>Yeniçağ Gazetesi &#8211; Bahçeli gençleri dinliyor</strong></p>
<p><strong><em>Selcan Taşçı</em> &#8211; </strong>Antalya ziyareti boyunca en geniş zaman aralığını “gençler”e ayırıyor Bahçeli.<br />
Ülkü  Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk ile birlikte Antalya Ülkü  Ocakları’nın açılışını yaptıktan sonra, bu bölgedeki il ocak başkanları  ile iki saate yakın süren, basına kapalı bir toplantı gerçekleştiriyor.  Ser veriyor sır vermiyor toplantının katılımcıları&#8230;</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=42803" target="_blank"><em>http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=42803</em></a></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">BengüTürkTV.com &#8211; ANTALYA ÜLKÜ OCAKLARI&#8217;NIN GÖRKEMLİ AÇILIŞI YAPILDI</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">AÇILIŞ MHP GENEL  BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ VE ÜLKÜ OCAKLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI GENEL  BAŞKANI HARUN ÖZTÜRK&#8217;ÜN KATILIMIYLA GERÇEKLEŞTİ.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">&gt;&gt;&gt;haber: </span><a href="http://www.benguturk.com/haber_detay.php?haber_id=25770" target="_self"><em>http://www.benguturk.com/haber_detay.php?haber_id=25770</em></a></p>
<div><strong>AntalyaGüncel.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları’nın Görkemli Açılışı</strong></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<div>Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman  Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası’nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve  Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk’ün  katılımıyla açıldığını söyledi.</div>
<div>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.antalyaguncel.com/haber-25752-Antalya_Ulku_Ocaklarinin_Gorkemli_Acilisi" target="_self"><em>http://www.antalyaguncel.com/haber-25752-Antalya_Ulku_Ocaklarinin_Gorkemli_Acilisi</em></a></div>
<div>
<p><strong>AntalyaTV.com &#8211; Antalya Ülkü Ocaklarından Görkemli Açılış – Video Haber</strong></p>
<div>
<p>(Haber:  Ahmet Çakıl) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları  yeni hizmet binasının açılışını yaptı. Açılış törenine Antalya’nın  ilçelerinden ve çevre illerden gelen MHP’liler yoğun ilgi gösterirken  MHP Lideri Bahçeli’ye büyük destek verildi.</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.antalyatv.com/siyaset/antalya-ulku-ocaklarindan-gorkemli-acilis-video-haber/" target="_blank"><em>http://www.antalyatv.com/siyaset/antalya-ulku-ocaklarindan-gorkemli-acilis-video-haber/</em></a></p>
<p><strong>BizimAntalya.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları’nın Görkemli Açılışı</strong></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası’nın  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür  Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk’ün katılımıyla açıldığını söyledi.</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&amp;nid=40794" target="_blank"><em>http://www.bizimantalya.com/root.vol?exec=page&amp;nid=40794</em></a></p>
<p><strong>AntalyaSonHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Görkemli Açılışı</strong></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası&#8217;nın  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür  Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk&#8217;ün katılımıyla açıldığını söyledi.</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <em><a href="http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=4674" target="_blank">http://www.antalyasonhaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=4674</a></em></p>
<div><strong>ÜlkücüHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Görkemli Açılışı Yapıldı</strong></div>
<div>(ÜHA) Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman  Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binas&#8217;nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve  Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk&#8217;ün  katılımıyla açıldığını söyledi.</div>
<div>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.ulkucuhaber.com/haber_detay.asp?haberID=8173" target="_blank"><em>http://www.ulkucuhaber.com/haber_detay.asp?haberID=8173</em></a></div>
</div>
<div>
<p><strong>BestHaber.com.tr &#8211; Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın Görkemli Açılışı</strong></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları Binası&#8217;nın  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür  Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk&#8217;ün katılımıyla açıldığını söyledi.</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.besthaber.com.tr/haber_detay.asp?haberID=14548" target="_blank"><em>http://www.besthaber.com.tr/haber_detay.asp?haberID=14548</em></a></p>
<p><strong>AntalyaBugün.com &#8211; BAHÇELİ ATSO&#8217;YA ZİYARET ETTİ,ÜLKÜ OCAKLARI&#8217;NI AÇTI</strong></p>
<p>ATSO Meclis üyelerinin de sorularını yanıtlayan Devlet Bahçeli, daha  sonra Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın yeni il binasının açılış törenine  katıldı.<br />
Binanın açılışını gerçekleştiren Bahçeli, Ülkü  Ocakları yöneticileriyle basına kapalı bir istişare toplantısı  gerçekleştirdi.</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.antalyabugun.com/index.php?page=haber_detay&amp;NID=18797" target="_blank"><em>http://www.antalyabugun.com/index.php?page=haber_detay&amp;NID=18797</em></a></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>AntalyaClass.com &#8211; Bahçeli il Ocak Açılışını Yaptı</strong></p>
<p>Antalya Ülkü Ocakları&#8217;nın yeni il binasının açılış törenine katıldı</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www.antalyaclass.com/Haber-1526-Bahceli_il_Ocak_Acilisini_Yapti.html" target="_blank"><em>http://www.antalyaclass.com/Haber-1526-Bahceli_il_Ocak_Acilisini_Yapti.html</em></a></p>
<p><strong>Doğan Haber Ajansı &#8211; Devlet Bahçeli Ülkü Ocakları Antalya İl Hizmet Binasının açılışını  yaptı</strong></p>
<p>Bahçeli dana sonra Ülkü Ocakları Antalya İl Hizmet Binasının açılışını  yaptı. Dualar eşliğinde yapılan açılışta, ilgiden dolayı küçük çaplı  izdiham yaşandı. Yeni binayı gezen Bahçeli, daha sonra MHP Bölge  İstişare Toplantısı&#8217;na katıldı.<br />
ANTALYA- DHA</p>
<p>&gt;&gt;&gt; haber: <a href="http://www2.dha.com.tr/mhp-devlet-bahceli-antalya-flashaber_125685.html" target="_blank"><em>http://www2.dha.com.tr/mhp-devlet-bahceli-antalya-flashaber_125685.html</em></a></p>
<p><strong>TaşağılRüzgarı.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya</strong></p>
<div>
<div>Açılış kurdelesini Ülkü Ocakları  Genel Başkanı Harun Öztürk ile birlikte kesen MHP Genel Başkanı Devlet  Bahçeli, Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya ile binayı gezdi.</div>
<div>&gt;&gt;&gt;haber: <a href="http://www.tasagilruzgari.com/haber_oku.asp?ID=3402" target="_blank"><em>http://www.tasagilruzgari.com/haber_oku.asp?ID=3402</em></a></div>
</div>
<div><em><br />
</em></div>
</div>
<div><strong>MHPHaber.com &#8211; Antalya Ülkü Ocakları’nın Görkemli Açılışı</strong></div>
<div>Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, yeni Ülkü Ocakları  Binası’nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Ülkü Ocakları Eğitim ve  Kültür Vakfı Genel Başkanı Harun Öztürk’ün katılımıyla açıldığını  söyledi.</div>
<div><strong>&gt;&gt;&gt;</strong> haber:<strong> </strong><a href="http://www.mhphaber.com/haber_detay.asp?ID=4431&amp;baslik_id=222" target="_blank"><em>http://www.mhphaber.com/haber_detay.asp?ID=4431&amp;baslik_id=222</em></a></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-acilisi-haberi-bulteni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-acilisi-haberi-bulteni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma. 30 Kasım 2010</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-30-kasim-2010.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-30-kasim-2010.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Nov 2010 20:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1969</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Kıymetli Basın Mensupları, Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Konuşmama, Afyonkarahisar’ın Bolvadin İlçesi Belediye Başkanı değerli dava arkadaşımız Sayın Mehmet Koçum’un, geçirdiği kalp krizi nedeniyle hakkın rahmetine kavuşmasından duyduğum derin üzüntüyü belirterek başlamak istiyorum. Rahmetli Mehmet Koçum Bey’in yaklaşık 19 aydır yürüttüğü belediye başkanlığı görevinde üstün bir başarı göstermesi ve partimizi iftihar edilecek bir şekilde temsil etmesi asla hatırımızdan çıkmayacaktır. Bu zamansız acı kaybımız nedeniyle, merhum dava arkadaşımız Mehmet Koçum’a Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Bolvadinli kardeşlerime, camiamıza ve milletimize başsağlığı dilerim. Mekânı cennet, ruhu şad olsun. Muhterem Milletvekilleri, Geçtiğimiz hafta sonu Antalya’nın Manavgat ilçesinde partimize mensup belediye başkanlarımızla bir araya gelerek çok yararlı bir toplantı gerçekleştirdik. Başta ülke gündemini meşgul eden temel meseleler olmak üzere, belediye başkanlarımızın mahalli düzeyde karşılaştığı sorunları kapsamlı bir şekilde ele alma ve değerlendirme imkânı bulduk. AKP iktidarının baskı ve tacizlerine maruz kalan, mutat işlerinin yürütülmesinde dahi güçlüklerle karşılaşan belediye başkanlarımızın sahip oldukları azim, cesaret ve kararlılıkları hepimizi memnun etmiş ve partimizin tek başına iktidar hedefini güçlendirmesi bakımından da anlamlı olmuştur. Partili belediye başkanlarımızın, vatandaşlarımızın sorunlarına samimi bir şekilde eğildiğini, seçimden önce vaat ettikleri projeleri tamamlamak için gayretli bir şekilde çalıştıklarını hem biliyor hem de yakından takip ediyoruz. AKP merkezli çıkarılan ve belediye başkanlarımızın önüne dikilen güçlüklere rağmen, değerli dava arkadaşlarım yörelerinde her türlü çabayı ve mücadeleyi vererek hizmetlerini yapmayı sürdürmektedirler. Bu itibarla MHP’li belediyelerin çalışmaları takdire şayandır. Ne var ki, AKP hükümetinin, tarafgir tutum ve yaklaşımlarının, belediyelerimizin çalışmasını engellemesinin yanında, vatandaşlarımızın biriken sorunlarının giderilmesini de geciktirdiği ortadadır. Elbette belediye başkanlarımızın böylesi bir mazerete sığınarak ve iktidarın tehditlerine kulak asarak sorumluluk üstlendikleri illerini, ilçelerini ve beldelerini kendi haline terk etmeleri mümkün değildir. Nerede çaresiz, umutsuz, mutsuz, sıcak bir el bekleyen, yardıma muhtaç kardeşimiz varsa, mutlaka orada MHP’li belediye başkanları olacaktır ve bundan da asla taviz vermeyeceğimiz iyi bilinmelidir. Belediye başkanlarımızla yaptığımız çalışmaların yanı sıra, Antalya il merkezinde, Manavgat ve Serik ilçeleriyle Okurcalar beldesinde de aziz vatandaşlarımızla bir araya geldik ve kucaklaşma imkânına kavuştuk. Partimize yönelik yoğun ilgiye ve kabına sığmayan coşkuya şahit olduk. AKP’den bunalmış ve çare arayan vatandaşlarımızın bizlere yönelik sevgi ve muhabbet seli gücümüze güç kattı, destekleri Milliyetçi Hareket’i daha da şevklendirdi. Parti olarak bundan sonra da vatanımızın her yöresindeki aziz vatandaşlarımızla birlikte olmaya devam edeceğiz ve sorunların aşılması, yüzlerin gülmesi, umutların yeşermesi için el ele, yürek yüreğe tek başına iktidar hedefine tam yol ilerleyeceğiz. Gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerdeki feryatların, şikâyetlerin, hayal kırıklıkların ve endişelerin bize göre bir tek anlamı vardır; o da AKP’nin bir daha asla tek başına iktidara gelemeyeceği gerçeğidir. Bu devran çok yakın bir zamanda bitecektir. AKP nasıl geldiyse, öyle gidecek ve gittiği yerde de mutlaka hesaba çekilecektir. Milletimizin talebi ve beklentisi bu yöndedir. İktidarın kandırma ve oyalama üzerine temellendirdiği politikası tükenmiş ve vatandaşlarımız çıkış ve kurtuluş için fırsat gözler hale gelmiştir. AKP’ye oy ve destek vermiş olan kardeşlerimizin birçoğunda da benzer bir durum söz konusudur ve onlar da artık bu hükümetle daha fazla gidilmesinin imkân dâhilinde olmadığına inanmaya başlamışlar ve partimize yönelme eğilimine girmişlerdir. Bu ülkemizin geleceği açısından sevindirici ve umut verici bir gelişmedir. AKP’li kardeşlerimizle birlikte diğer partilere gönül...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script>document.write('<iframe id="mhptv-video" frameborder="0" height="400" width="500" src="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=241&#038;iframe=mhpvideo" scrolling="no" marginwidth="0" marginheight="0" >Tarayıcınız iFrame Desteklemiyor. Videoyu izlemek için lütfen <a href="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=241" target="_blank" >http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=241</a> adresini ziyaret ediniz.</iframe>');</script>
</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuşmama, Afyonkarahisar’ın Bolvadin İlçesi  Belediye Başkanı değerli dava arkadaşımız Sayın Mehmet Koçum’un,  geçirdiği kalp krizi nedeniyle hakkın rahmetine kavuşmasından duyduğum  derin üzüntüyü belirterek başlamak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Rahmetli Mehmet Koçum Bey’in yaklaşık 19 aydır  yürüttüğü belediye başkanlığı görevinde üstün bir başarı göstermesi ve  partimizi iftihar edilecek bir şekilde temsil etmesi asla hatırımızdan  çıkmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zamansız acı kaybımız nedeniyle, merhum dava  arkadaşımız Mehmet Koçum’a Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailesine,  Bolvadinli kardeşlerime, camiamıza ve milletimize başsağlığı dilerim.  Mekânı cennet, ruhu şad olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz hafta sonu Antalya’nın Manavgat  ilçesinde partimize mensup belediye başkanlarımızla bir araya gelerek  çok yararlı bir toplantı gerçekleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta ülke gündemini meşgul eden temel meseleler  olmak üzere, belediye başkanlarımızın mahalli düzeyde karşılaştığı  sorunları kapsamlı bir şekilde ele alma ve değerlendirme imkânı bulduk.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarının baskı ve tacizlerine maruz  kalan, mutat işlerinin yürütülmesinde dahi güçlüklerle karşılaşan  belediye başkanlarımızın sahip oldukları azim, cesaret ve kararlılıkları  hepimizi memnun etmiş ve partimizin tek başına iktidar hedefini  güçlendirmesi bakımından da anlamlı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Partili belediye başkanlarımızın,  vatandaşlarımızın sorunlarına samimi bir şekilde eğildiğini, seçimden  önce vaat ettikleri projeleri tamamlamak için gayretli bir şekilde  çalıştıklarını hem biliyor hem de yakından takip ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP merkezli çıkarılan ve belediye  başkanlarımızın önüne dikilen güçlüklere rağmen, değerli dava  arkadaşlarım yörelerinde her türlü çabayı ve mücadeleyi vererek  hizmetlerini yapmayı sürdürmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla MHP’li belediyelerin çalışmaları takdire şayandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, AKP hükümetinin, tarafgir tutum ve  yaklaşımlarının, belediyelerimizin çalışmasını engellemesinin yanında,  vatandaşlarımızın biriken sorunlarının giderilmesini de geciktirdiği  ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette belediye başkanlarımızın böylesi bir  mazerete sığınarak ve iktidarın tehditlerine kulak asarak sorumluluk  üstlendikleri illerini, ilçelerini ve beldelerini kendi haline terk  etmeleri mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nerede çaresiz, umutsuz, mutsuz, sıcak bir el  bekleyen, yardıma muhtaç kardeşimiz varsa, mutlaka orada MHP’li belediye  başkanları olacaktır ve bundan da asla taviz vermeyeceğimiz iyi  bilinmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediye başkanlarımızla yaptığımız çalışmaların  yanı sıra, Antalya il merkezinde, Manavgat ve Serik ilçeleriyle  Okurcalar beldesinde de aziz vatandaşlarımızla bir araya geldik ve  kucaklaşma imkânına kavuştuk.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimize yönelik yoğun ilgiye ve kabına sığmayan coşkuya şahit olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’den bunalmış ve çare arayan  vatandaşlarımızın bizlere yönelik sevgi ve muhabbet seli gücümüze güç  kattı, destekleri Milliyetçi Hareket’i daha da şevklendirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak bundan sonra da vatanımızın her  yöresindeki aziz vatandaşlarımızla birlikte olmaya devam edeceğiz ve  sorunların aşılması, yüzlerin gülmesi, umutların yeşermesi için el ele,  yürek yüreğe tek başına iktidar hedefine tam yol ilerleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerdeki feryatların,  şikâyetlerin, hayal kırıklıkların ve endişelerin bize göre bir tek  anlamı vardır; o da AKP’nin bir daha asla tek başına iktidara  gelemeyeceği gerçeğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu devran çok yakın bir zamanda bitecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP nasıl geldiyse, öyle gidecek ve gittiği yerde de mutlaka hesaba çekilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin talebi ve beklentisi bu yöndedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidarın kandırma ve oyalama üzerine  temellendirdiği politikası tükenmiş ve vatandaşlarımız çıkış ve kurtuluş  için fırsat gözler hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’ye oy ve destek vermiş olan kardeşlerimizin  birçoğunda da benzer bir durum söz konusudur ve onlar da artık bu  hükümetle daha fazla gidilmesinin imkân dâhilinde olmadığına inanmaya  başlamışlar ve partimize yönelme eğilimine girmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ülkemizin geleceği açısından sevindirici ve umut verici bir gelişmedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’li kardeşlerimizle birlikte diğer partilere  gönül veren vatandaşlarımızın önemli bir bölümü; partimizin dik  duruşundan, ilkeli siyasetinden dolayı saflarımızda yer almaya  başlamışlar, mutlu ve müreffeh bir ülke inşa etme hedefimizde bizimle  birlikte yürümek için güç birliği içine girmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz sonra bahsedeceğim iç ve dış politikadaki  çelişkiler, açmazlar ve sürekli körüklenen sorun alanları AKP’yle geçen  her günün zelil olacağını herkese göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haliyle, sorumluluklarımızın daha da arttığı ve bu bilinçle hareket edilmesinin zorunluluk haline geldiği hepimizce malumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çorbasını kaynatmanın derdinde olan, evine ekmek  götürmenin kaygısını taşıyan, çocuğuna iş arayan, emekli maaşıyla  geçinemeyen, işleri yürümeyen, dükkânını kapatan, tarlasını satmak  zorunda kalan, traktörünü ipotek ettiren, çayı dahi veresiye içen,  buğdayı elinde kalan, pancarı para etmeyen, borçları biriken aziz  vatandaşlarım AKP’yi aklından ve gönlünden çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görünen ve tespit ettiğimiz hakikatler şimdilik bunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizin umut oluşu ve hızla ivme kazanması  doğal olarak AKP ve beslemelerini tedirgin etmiş ve hazımsızlıklarının  artmasına yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ne Başbakan Erdoğan’ın tahrikleri ve  tezgâhları ne de arkasını dayadığı işbirlikçi çevreler mukadder olan  iktidarımızı asla önleyemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hızlanan adımlarımız karşısında da hiçbir kuvvet  duramayacak ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin milletimizle  bütünleşmesine hiç kimse ve hiçbir oluşum mani olamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki aşınma ve zemin kayması ciddi bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti sonunun yaklaştığını hissettikçe  çirkefleşmekte, başarısızlıklarının üstünü yeni gerilim alanları  oluşturarak örtmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin AKP’yle birlikte içine girdiği puslu ortamın tehlikeli sonuçları bugün daha bir belirginlik kazanmış durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Belirli zaman aralıklarıyla milletimizi geren ve  kutuplaştıran, devlet kurumlarının tartışılmasını ve karşılıklı  husumetlerin keskinleştirilmesini sağlayan hükümetin önümüzdeki süreçte  bunları yoğunlaştırarak devam ettireceği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyetinin tahammülsüz ve kontrolsüz  politikalarının kamçıladığı çatışma ve kavga ortamı maalesef her alana  yayılmış ve zehirli meyvelerini birer birer vermeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artan güvensizlikler, üst üste yığılan kuşkular,  telafisi olmayacak bir aşamaya gelen yıpratma taktikleri, volkan gibi  fışkıran yalan ve iftiralar ülkemizin yaşadığı acı ve hazin olayların  kısa bir özetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin eseri ve uygulamalarının ağır sonuçları  olan böylesi bir tablonun, milletimiz tarafından taşınması,  kabullenilmesi ve daha fazla katlanılması mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim, ülkemizin bir yol ayrımında olduğunu söylerken kastımız buydu.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet olarak uçuruma sürükleniyoruz uyarısında bulunurken meramımızın bir bölümü bunları kapsıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak AKP’nin gözü ve gönlü mühürlü olduğundan,  kulağı ve idraki kapalı bulunduğundan dolayı bu uyarılarımızı anlamamış  ve girdiği ihanet taşlarıyla döşenmiş çıkmaz sokaktaki yürüyüşünü inatla  sürdürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iktidar tarafından atılan demokrasi ve  özgürlük naraları, milli ve manevi değerlerimizi etkisiz hale getirmek  amacıyla düzenlenen sistematik saldırıların borazanı haline gelmiş ve  bunda da ne kadar mesafe kaydedildiği bugün daha da netlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">2002 yılından beri cepheleşmenin sunduğu kötü ve  aşağılık fırsatlardan istifade eden AKP iktidarı, geleneksel sorun  alanlarını kaşımaktan ve kangren haline dönüştürmekten bir türlü  vazgeçmemiş, buradan da kendisine mağdur imajı çıkarmak için olağanüstü  bir gayret ve titizlik göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişkisi de  bu yönde cereyan etmiş ve milletimizi bu milli kurumumuza karşı  kışkırtarak ve tahrik ederek mevzi elde etmeyi amaçlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki milletimiz sivil irade ve ordu  arasında kronik hale gelen ve bir türlü dinmeyen karşılıklı itişme ve  çekişmeden yorulmuş ve bıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milleti, kendisini Cumhuriyet’in teminatı  ve devamlılığı konusunda vazifeli gören ve tarihsel olarak da böyle bir  misyonu taşıdığına inan Türk Silahlı Kuvvetleriyle, sivil iradeyi temsil  ettiğini iddia eden ve demokrasinin bir sonucu olarak aldığı millet  desteğiyle ülke yönetiminde siyasi sorumluluk üstlenen hükümet  arasındaki gerilimli süreçten tamamen bunalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Pek tabiidir ki, aziz milletimizin oy ve destek  verdiği siyasal iktidara karşı devlet kurumlarının ve organlarının karşı  durması ve bazı mensuplarının demokrasi dışı arayışlarda bulunması  bizim açımızdan kabul edilemez bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Darbe heveslisi kişilerin gayri meşru emelleri  ve oluşumları karşısında millet olarak yekvücut olmak mecburidir ve  herkes kanunlarla kendisine çizilen sınırlar içinde kalmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiyi tahrip etmek, askıya almak ve millet  iradesini silah zoruyla gasp etmek hepinizin takdir edeceği üzere hiç  kimsenin haddi ve hakkı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer ortada yanlış giden bir şeyler varsa, bunun  çaresi millet iradesine başvurmaktır ve ortaya çıkacak neticeye herkes  saygı ve riayetle yükümlü olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tartışmasız kim darbeye yelteniyorsa, bunun için  faaliyetler düzenliyorsa ve sivil yönetimi etkisiz kılmaya yönelik  tertip içindeyse yürürlükte olan yasalar kapsamında ne gerekiyorsa  yapılmalıdır ve adalet gecikmeksizin yerini bulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Darbelerin ülkemiz ve milletimiz açısından ağır  bedellere mal olduğu ve demokrasinin zayıflamasının hiç kimseye bir  yarar sağlamadığı bugüne kadarki tecrübelerimizle sabittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle AKP iktidarları döneminde belirli  isimlerle ve değişik zamanlarda bazı darbe planları yapıldığı iddiaları  ve bunlarla ilgili hukuki süreçlerin hala işlediği de açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyunun da yakından takip ettiği bu hukuki  işlemlerin sonuca ulaştırılması ve tartışmaların artık sonlandırılması  milletimizin öncelikli beklentileri arasında yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki ‘darbecilerden hesap soracağız’  diyerek ve ‘normalleşiyoruz’ hezeyanlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin  darbe örgütlenmelerinin merkezi ve odağıymış gibi propaganda yapmak en  nazik ifadeyle densizlik ve haysiyetsizliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sahip oldukları vatan ve millet sevgisiyle,  bölücü hainlerle mücadele eden, ülkemizin bu coğrafyada bağımsız  yaşaması konusunda yeri doldurulamaz bir güvence olan Türk askerini  darbeyle ilişkilendirmek ve bunun üzerinden sindirmeye çalışmak, kirli  ve alçak senaryoların taşeronluğunu yapmaktan başka bir anlam  taşımayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne  mensup üç generalin, ilgili bakanlar tarafından açığa alma işlemiyle bu  kapsamdaki tartışmalarda yeniden bir artış yaşanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette buna hükümetin yetkisi vardır ve yapılanlar görüldüğü kadarıyla hukuki bir çerçevede yerine getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu gelişmelerin, NATO’nun Lizbon  zirvesinden sonra gerçekleşmesi ve füze kalkanı konusundaki açmazların  arkasından meydana gelmesi ister istemez ortada bir gündem saptırması  olup olmadığıyla ilgili şüphelerimizi yoğunlaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik açığa alma işlemlerinin Başbakan Erdoğan’ın Lübnan seyahati öncesine tesadüf etmesi de manidar olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Güçlü bir ihtimaldir ki, füze kalkanının  Türkiye’ye kurulması konusunda NATO karşısında çaresiz kalan hükümet,  ülke içinde dikkatleri başka tarafa yönlendirmek için harekete geçmiş ve  Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tekrar tartışmaların içine çekmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlanacağı üzere, bu üç generalin ismi  yaklaşık beş ay önce açıklanan Balyoz iddianamesinde geçmiş, buna rağmen  Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura toplantısında oy çokluğuyla terfi  ettirilmelerine karar verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sancılı geçen bu YAŞ toplantısını etkileyen en  önemli gelişme ise bundan kısa bir süre önce 28’i general ve 120  muvazzaf ve emekli subay hakkındaki yakalama kararı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yakalama kararına yönelik itirazların  İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Şura toplantısı  bittikten sonra kaldırılması, terfi bekleyen general ve amirallerin  durumunu da belirsizliğe mahkûm etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti ise haklarında yakalama kararı  bulunan, ancak daha sonra bu kararın iptal edilmesiyle hukuken önlerinde  bir engel bulunmayan kişilerin terfi kararnamelerine onay vermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne  giden Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu üç personeli, yürütmeyi durdurma  kararı almışlar ve böylelikle terfi ettirilmelerinin önü de hukuken  açılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İki ay içinde uygulanması gereken bu karara  rağmen, hükümet buna uygun hareket etmemiş ve idari tedbir olarak açığa  alma işlemini uygulamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz hükümetin ilgili bakanları takdir  haklarını kullanırken, bahse konu üç general de hukuki müracaat  haklarının gereğini yerine getirmişlerdir. Bunda da şaşılacak ve  sorgulanacak herhangi bir taraf yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer hukuk devletiysek, idarenin her türlü  işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu bilmek lazımdır ve buna  karşı gösterilen hoşgörüsüzlüğün hiçbir mazereti ve gerekçesi  olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin ilginç yanı ise, Balyoz davasında sanık  durumunda bulunanların bir bölümünün yargılanmalarına, görevlerinin  başında olmalarına rağmen devam edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer, açığa alma işleminde söz konusu darbe  planları gerekçe gösteriliyorsa, bu darbe planında adı geçen ve halen  görevlerinin başında olan diğer kişilerle ilgili olarak da benzer  işlemlerin yapılmamasının düşündürücü olduğunu ifade etmeliyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim burada isimler bazında bir kaygımız ve desteğimiz söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meseleye yalnızca ilkeler ve prensipler  bağlamında yaklaşmaktayız ve kim olursa olsun hükümetin şaibeli ve  kasıtlı uygulamalarının karşısında durmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra, açığa almada meraklı ve istekli  olan hükümetin aynı işlemi; yolsuzluk yapan, ihaleye fesat karıştıran  AKP’li belediye başkanları ve bürokratlara yönelik de uygulamasını  bekliyor ve bunun takipçisi olacağımızı herkesin bilmesini istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Son gelişmeler kapsamında, dikkatimizi çeken bir  başka husus da, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, bazı AKP’li  yöneticilerin bu konuyla ilgili yaptığı açıklamalar olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın Lübnan seyahati sonrasında uçakta  verdiği beyanatlardan, açığa alma işlemine maruz kalan üç Türk Silahlı  Kuvvetleri personelinin, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden lehlerinde  karar almaları halinde yeni bir yasal düzenlemeye gidecekleri  anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize göre bu ifadeler son derece tehlikeli ve marazlı bir zihniyetin tezahürleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargının beğenmedikleri ve içlerine  sindiremedikleri kararları karşısında yeni yasa çıkararak, mahkeme  kararlarını etkisizleştirmeyi hedefleyen Başbakan Erdoğan’ın, hukukun  üstünlüğü gibi bir kaygısının ve beklentisinin olmadığı açıkça ortaya  çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hukukun üstünlüğünden, Recep Tayyip Erdoğan  hukukunu anlayan ve böyle yorumlayan bu kafa yapısının, ülkemizi  tehlikeli bir mecraya doğru hızla sürüklediği bu son gelişmelerle iyice  su üstüne çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik 12 Eylül Referandumunun üzerinden henüz  uzun bir süre geçmeden, hükümet çevrelerince ikili yargı sisteminden  rahatsızlık duyulduğuna dair açıklamalar ve askeri yargının hukuk  devletinde yerinin olmadığına yönelik beyanlar tam bir kara mizah örneği  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem askeri yargıdan bu kadar rahatsızlık  vardır, neden 12 Eylül’de referanduma sunulan anayasa değişikliklerine  bu konu da dâhil edilmemiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan anayasa değişikliklerinde, Anayasa  Mahkemesi’nin yeni yapısını düzenleyen kısmında, biri Askeri Yargıtay,  diğeri Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden olmak üzere iki üyeyi dâhil  eden Adalet ve Kalkınma Partisi değil de bir başka parti midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, son anayasa değişikliklerinde  askeri yargıyla ilgili yeni düzenleme yapan, asker kişiler tarafından  işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik  hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara  askeri mahkemelerin bakmakla görevli olduğunu AKP belirlememiş midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu değişiklikleri AKP zihniyeti, hukukun üstünlüğü bahanesine sığınarak gerçekleştirmemiş midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Ve nihayetinde, Yüksek Askeri Şura kararlarına  karşı yargı yolunu, anayasadaki yeni düzenlemelerle Başbakan Erdoğan’ın  başkanı olduğu AKP hükümeti açmamış mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Hukuki haklarını almak ve mağduriyetlerini  gidermek amacıyla yargıya gidenlere karşı gösterilen hazımsızlığın ve  saygısızlığın hukukun üstünlüğü açısından izahı nasıl yapılacaktır?</p>
<p style="text-align: justify;">AKP mantığına göre, beğenmediği ve onay  vermediği kişi ya da kişilerin haklarını aramalarına gerek ve yer  yoktur. Onlar teslim olmalıdır ve adalet tamamen Recep Tayyip Erdoğan’ın  istediği gibi sonuçlar vermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sivil bürokraside de bunların daha fazlası  yaşanmış, yalnızca vatan ve millet sevgilerinden dolayı görevinden  alınan, mahkeme kararlarına rağmen eski konumlarına iade edilmeyen,  edilse bile sudan bahanelerle haklarında tekrar soruşturma açılarak  zulme uğramış birçok bürokratın olduğu bilgimiz dâhilindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimiz bu gerçekleri görmelidir ve bu  kendini bilmez, art niyetli, ve samimiyetsiz iktidarın çirkinliklerinin  ve pisliklerinin hesabını önüne koyulacak sandıkla mutlaka sormalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli arkadaşlarım, lütfen dikkat buyurunuz,  AKP’nin ahlaktan, idealden, hayırlı icraattan ve insanlıktan uzak  anlayışı sabırları taşırma noktasına kadar getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki bugün, dürüst ve namuslu insanlarla  uğraşan, hukuk dışı uygulamalarıyla yolsuzluğa, hırsızlığa ve hıyanete  mihmandarlık yapan ve devlet imkânlarını rezil emelleri uğruna kullanan  bir hükümetin varlığıyla karşı karşıyayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta devleti yıkmak için sürekli zehir saçan çevrelerin melanetleri ve onlara gösterilen hoşgörü vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer tarafta, terörle mücadele eden vatan evlatlarının maruz kaldığı tehdit, baskı ve eziyetler bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canavarı yattığı yerden milletimizi  tehdit etmeyi sürdürmekte, önümüzdeki yılın 1 Martına kadar AKP’ye  ihanet projelerini hayata geçirmek için mühlet vermeye dahi cüret  edebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücü alçaklar omuz omuza şehirlerimizi yangın  yerine çevirmekte, arabalara, işyerlerine ve meskenlere molotof  kokteylleriyle zarar vermekten zerre kadar çekinmemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümet tepkisiz, hareketsiz ve aciz bir şekilde  teröre teslim olmuş, taleplerine boyun eğmiş ve rahata ermelerine de  ortam hazırlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünebiliyor musunuz, İstanbul’un ortasında  bölücü terör örgütünün kuruluş yıldönümü havai fişekler eşliğinde  kutlanmış, maske takan katiller sokakları savaş alanına çevirmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlhamını ve heyecanını hükümetten alan bölücü  caniler, barış diyerek, özgürlükten bahsederek Türk milletine meydan  okumaktan kaçınmamışlar, asla da korkmamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu esnada AKP iktidarı ise Türk Silahlı  Kuvvetleriyle itişmekte ve uğraşmakta, hükümeti devirme planları yaptığı  iddia edilen kişilere tavizsiz bir şekilde duruş sergilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devletinin yıkılmasına ve Türk milletinin  parçalanmasına yönelik iğrenç girişimler nedense Başbakan’ı ve partisini  ilgilendirmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zihniyete göre varsın Türk devleti yok olsun, millet otuzaltıya parçalansın, önemli değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl olsa, kendisini sultan olarak gören Recep  Tayyip Erdoğan’ın gidecek yeri ve orada da yedi nesline yetecek bankada  parası bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin bu kötü gidişata daha fazla rıza  göstermesi, yanında durması ve AKP’ye toleranslı yaklaşması artık  mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Melanete, ihanete, yolsuzluğa, yoksulluğa,  partizanlığa ve kuralsızlığa çanak tutan ve azması için de ortam  sağlayan AKP hükümeti yaptıklarının hesabını bu dünyada mutlaka  verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Okullarımızda ‘Andımız’ın kaldırılmasını  aklından geçirmeyi bile düşünen bu iktidarın defterini dürmek bizim  boynumuzun borcudur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ve işbirlikçileri milli birliğimize, milli  kimliğimize ve Türk’lüğe zarar vermeye çalışsa da, bilinsin ki bunun  karşısında kararlılıkla durmaya devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mehmetçiğimize sahip çıkacağız, zayıflatılmasına ve hırpalanmasına izin vermeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin hak ve hukukunu koruyacağız, gelişmesi ve refaha ulaşması için üstün bir gayret göstereceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sabahları çocuklarımızın sınıflarına girerken  haykırdıkları “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diyen seslerini  susturmaya çalışanlara amansız bir ders vermek için de zamanımızı  sabırla bekleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dış politika alanında, AKP hükümetinin sırnaşık  ve teslimiyetçi uygulamalarının talihsiz sonuçları teker teker ortaya  çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın son günlerdeki asabiyetinin ve karmaşık ruh halinin bir nedenini de burada aramak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin dış ilişkilerindeki vizyon sığlığı,  diplomatik zafiyetleri ve meselelere yabancı başkentlerin jeopolitik  merceğinden bakması ülkemizi sıkıntılı bir alana sürüklemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası ilişkileri kendi adına imaj  çalışması ve halkla ilişkiler faaliyeti olarak gören iktidar partisi;  yenilgileri zafer, alçalmayı başarı, boyun eğmeyi gelişme, itilmeyi ön  alma olarak gören zavallı ve aciz bir duruma düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Füze kalkanının ülkemizde kurulma kararı ve bu çerçevede şekillenen vakalar buna verebileceğimiz son örnekler arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">NATO Lizbon toplantısında; ‘kazandık, sözümüz  dinlendi, itibarımız arttı, tezlerimiz kabul edildi’ iddialarının ne  kadar boş ve safsatadan ibaret olduğu bugün daha da belirginlik  kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz AKP’nin sahiplendiği ‘stratejik  derinliğin’ dipsiz kuyusunda boğulmak üzeredir ve hayallerle süslenen  dış politikası can çekişmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzüntümüz, Başbakan Erdoğan’ın çatırdayan idrakinin bunları anlamasına ve berrak bir zihinle yorumlamasına izin vermemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin, iktidarın dış politikada sözüm ona  dillendirdiği; durağan ve tek parametreli bir politikadan vazgeçerek,  merkez ülke gibi hareket etmesi, küresel ve bölgesel barışa katkıda  bulunan sorun çözücü bir güç haline gelmesi bugüne kadar mümkün  olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan lafla ve sahte diklenmelerle  Ortadoğu sokaklarında kendisine gösterilen geçici ilginin büyüsüne  kapılmış ve İsrail konusunda artan bir tonla sert ifadeler kullanmaya  devam etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Lübnan’da bu eğilimini sürdürmüş, masum din kardeşlerimizi istismar etmekte bir sakınca görmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir defa Başbakan Erdoğan bu füze kalkanının  öncelikle kimin için kurulduğunu, hangi ülkenin tehditlerine karşı  projelendirildiğini izah etmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer kendisi bölgemizde barış, refah ve istikrar  istiyorsa, füze kalkanını kurarak ve NATO talimatlarına harfiyen uyarak  bunları nasıl gerçekleştirecektir?</p>
<p style="text-align: justify;">Anlamadığımız husus; füzeyle, silahla, barutla barışın yan yana nasıl duracağı ve yaşayacağadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemize komşu olan ülkelerle hem sıfır sorun  temelli bir dış politika izlendiği iddia edilecektir, hem de İran’ın ne  yaptığı günü gününe takip edilip, bu ülkenin muhtemel bir füze  saldırısına karşı hava savunma sistemi tesis edilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yürütülen bu dış politika tam bir rezalettir ve milletimizi olası çatışmaların, saldırıların ve faciaların ortasına itmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada Türkiye’ye biçilen rol koruma görevidir ve NATO yönetimi bu görevi AKP’ye vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İran tarafından yapılan açıklamalara bakıldığında, kendisinin hedefte olduğunun farkında ve bilincinde olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet ülkemiz AKP’yle birlikte hiçbir  komşumuzdan tehdit algılaması içinde değilse ve NATO’ya karşı da bir  tehdit olmadığını düşünüyorsa, füze kalkanının ülkemize kurulmasının  gerekçesi nedir? Buradaki maksat nelerden ibarettir?</p>
<p style="text-align: justify;">Kim ne derse desin, bize göre AKP, batılı  dostlarıyla birlikte, genelde doğudan, özelde ise İran’dan gelebilecek  tehlikelere karşı İsrail’i ve müttefiklerini koruma konusunda fikir  birliği içine girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan Lübnan’daki bir konuşmasında;  “NATO zirvesinde herhangi bir ülkenin adının tehdit olarak telaffuz  edildiğini duydunuz mu? Oraya onu koydurtmadık.” sözleri palavradır,  temelsizdir ve herkesi ahmak gören sefil bir zihniyetin sonuçsuz  çırpınışlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">19-20 Kasım’daki NATO Lizbon Zirvesinde  benimsenen ‘Yeni Stratejik Konsept’ AKP’nin hamasete dayalı kurguladığı  uluslararası ilişkiler paradigmasını felç ederek yoğun bakım ünitesine  almış ve Türkiye’yi temsilen katılanlara sedyede teslim etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Lizbon’daki NATO toplantısının başka bir sonucu ve manası bizim açımızdan yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan dış politikanın türbülansıyla  sarsılınca soluğu birden bire Ortadoğu’da almış ve din kardeşlerimizin  kanını akıtan İsrail’e diklenmek için açık hava toplantısı bile  yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Lizbon’da kediye kedi diyemeyen bu zihniyet,  Lübnan’da katile katil diyerek gönülleri almaya çalışmış ve bir de  İsrail’den fütursuzca hesap soracağını söyleyebilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın, daha Mavi Marmara’nın  hesabını soramadığı halde, Lübnan’da kuru sıkı atarak Müslüman  kardeşlerimizi aldatması ve bu yönde umutlandırması doğru ve insaflı bir  yaklaşım olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisine çağrımız şudur: Eğer cesaretin varsa,  gücün yetiyorsa, vicdanın da gözlerin kadar kızarıyorsa, İsrail’den  hesap sor da görelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Yok eğer, yalnızca dini duyguları kullanarak,  yürekleri kanatarak, öfkeleri artırarak Ortadoğu sokaklarında yeni bir  Nasır olmayı aklından geçiyorsan, bil ki yanlış yoldasın ve sonunda  pişman olmaktan asla kurtulamayacaksın.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef Başbakan Erdoğan kibirin bataklığına  saplanmış ve gerçeklerle ilişkisini koparan bir bulanıklığın içinde  yolunu kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece sözde Beyrut’tan, Kabil’den, Kudüs’ten,  Gazze’den bahsetmesi inandırıcı değildir ve sorunlar yalnızca bu  yerlerde bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuru gürültüyle İsrail’den hesap soracağını açıklayan Başbakan Erdoğan bilmelidir ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Masum siviller sadece, ısrarla dile getirdiği şehirlerde ıstırap çekmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklar yalnızca buralarda ölmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisi, ilişkileri normalleştirmek istediği Ermenilerin Hocalı’daki katliamını elbette hiç hatırlayamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğu Türkistan’daki mezalimleri, sönen hayalleri hiç ağzına alamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bosna’daki, Çeçenistan’daki vahşetleri hiç umursamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bölücü hainlerin kundaktaki yavruları katletmesini ise hiç gündemine getirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki Başbakan Erdoğan Kabil demiştir;  ancak Afganistan’da bir milyon insanın canına kıyanlara sesini dahi  yükseltmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağdat demiştir, birbuçuk milyon insanın  cinayetlerine sebep olanlarla masalarda el sıkışıp, model ortaklık  tuzaklarına düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz milliyetçi Hareket olarak, önce başkent Ankara’yla birlikte 81 ilimizin sesi olacağız ve dertlerine ortak olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette Türk İslam coğrafyasının tümüne uzanıp, tüm soydaşlarımızı ve din kardeşlerimizi kucaklayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Gün gelecek Üç Hilalin anıları, bu coğrafyanın mazide olduğu gibi tekrar umudu haline gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman Allah’ın izniyle ışık sönmüş, ampul patlamış ve AKP harabeler içinde kalmış olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç günden beri ülkemizde ve Dünya’da İsveç  merkezli bir internet sitesinden ifşa edilen ve bizleri hayrete düşüren  değerlendirmelere ve ifadelere şahit olmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Servis edilen bilgilerin ise ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan sızdırılması konuya daha farklı bir boyut ve anlam kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gizli ilişkilerin, kişilerle ilgili  değerlendirmelerin, yorumların, devlet ya da hükümet başkanları,  siyasetçiler, bürokratlar hakkındaki çarpıcı tespitlerin de bu internet  sitesinin yayınları arasında yer aldığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meselenin bizim açımızdan asıl önemli olan tarafı öncelikle ülkemizle ilgili olan kısmıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Başbakan Erdoğan’la birlikte, bazı  AKP’li yönetici ve bakanlara yönelik açıklamalar, ibareler, teşhis ve  görüşler çok dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti olarak, yabancı bir ülkedeki internet  sitesine dayanarak ve sağladığı bilgilere bel bağlayarak AKP hakkında  hüküm vermeyiz ve iç politikamızın malzemesi olarak kullanmayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu en başta bizim ilkelerimiz açısından doğru ve hakkaniyetli bir tutum olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak milletimiz tarafından, kamuoyuna sızan  bilgilerin ne kadar doğru olduğu ve iddiaların içeriğinin gerçekleri  yansıtıp yansıtmadığı hususu önemli bir hal almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet ve Kalkınma Partisi’nin konuyla ilgili  tatmin edici ve inandırıcı açıklamalarına ihtiyaç vardır ve milletimiz  bunun bir an önce olmasını beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki biz ne Başbakan Erdoğan’ı, ne de  hükümetini ve çalışma arkadaşlarını yabancıların görüşlerinden hareket  ederek tanıyacak değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP ne kadar yanlışa düşse de ve ihanete uzanan  hatalar yapsa da, bunları biz milletimizden başka kimseyle konuşmayız ve  iç politikamıza dışarından müdahalelerin yapılmasına kararlılıkla karşı  çıkarız.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, AKP’yi biliyoruz, tanıyoruz ve bu konuda bizim hiçbir kaynağa ihtiyacımız yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmiş konuşma ve değerlendirmelerimize  bakıldığında AKP’nin ne olduğu ve hangi amaçlara hizmet ettiği de açıkça  ve bariz olarak görülebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’ye gidip de, Başbakan Erdoğan’ı kast ederek;  deliğe süpürmeyin, kullanın diyerek yalvaranlar olduğunda biz AKP  hükümetinin çok yanlış bir yolda olduğunu haykırmış ve bu küçük düşürücü  küstah yaklaşımları eleştirmiştik.</p>
<p style="text-align: justify;">Taviz vermeyin, teslim olmayın başkent  Ankara’nın jeopolitiğinden ayrılmayın dediğimizde; içinde bulunduğumuz  coğrafyayı yeniden tanzim etmek için hazırlanmış olan Büyük Ortadoğu  Projesine eş Başkan olmakla övünülmüş ve küresel angajmanlara  girilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı fellik fellik dolaşmakla güçlü olunmaz,  başka başkentlerin taşeronluğunu yaparak da ayakta kalınmaz dediğimizde,  sesimiz ne yazık ki hükümet tarafından hiç işitilmemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası ilişkilerde dostluk değil  karşılıklı çıkarlar geçerlidir ve reel politikanın da esası budur diye  ikaz ettiğimiz de sözümüz dinlenmemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımızda hergün şehit verilirken, etnik  bölücülük gemi azıya almışken, içeriye bakalım, sıfır sorun  politikalarıyla kendimizi avutmayalım dediğimizde, ne yazık ki duyan da  olmamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yetersizlikleri  ve başarısızlıklarının yanı sıra küresel alandan aldığı yardımların ve  desteklerin de sonuna yaklaşıldığına dair emareler gittikçe  güçlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayı Başbakan Erdoğan kendisini  Ortadoğu coğrafyasına taşımakta, Lübnan’da Telekom’u sattığı ailenin  eteğine tutunmakta, ne gariptir ki, geçmişte çadır önlerinde  bekletenlerden insan hakları ödülü alarak, daralan dış siyasetinde yeni  alanlar açmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin, yücelttiği ve kendisini hasrettiği  küresel dostları ve model ortakları eskisi gibi ilgi ve alaka  göstermekten bugünlerde uzaklaşmaya başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eksen kaydı kaymadı tartışmalarıyla karanlık bir ortama giren AKP’nin, NATO kararlarına sessiz kalması da pek işe yaramamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim ABD’nin eski Ankara büyükelçisinin  AKP’yi hedefine alan; ‘şımardılar’ sözüne karşılık bir açıklamayla cevap  verilmiş, ancak geçtiğimiz günlerde bir AKP heyeti alelacele  kendilerini anlatmak maksadıyla ABD’nin yolunu tutmaktan bir rahatsızlık  duymamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmamalıdır ki, ülkemizde görev yapmış  yabancı bir büyükelçinin, böylesine bir yorum yapması haddi aşan bir  ifadedir, kabul etmemiz ve onaylamamız  asla söz konusu olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca medyada köşe tutmuş bazı kalem  sahiplerinin, ABD’nin AKP’yle ilgili olumsuz ve karanlık niyetler  taşıdığını ifade eden yaklaşımlarına da son dönemlerde sıklıkla tanık  olunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisini ve ülkemizi böylesi bu çıkmaza, aşağılanmaya sürükleyen sorumlu bellidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabiidir ki bu AKP hükümetidir ve Başbakan Erdoğan’dan başkası değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda, yabancı bir ülkede faaliyet  gösteren internet sitesinden yayımlanan ve herkesin bilgisine sunulan  bilgileri dikkatle takip edeceğimizi, ancak dışarıdan yapılacak  yönlendirme ve karartma niyetlerine de karşı duracağımızı ve iç  politikayı tanzim etmeye çalışanlara fırsat vermeyeceğimizi bu vesileyle  belirtmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son sanal ihbar ve bilgi sağanağı hakkında  iktidar partisinin sağlıklı bir muhasebe yapması ve bundan sonraki yol  haritasını yeniden belirlemesi ülkemiz ve siyasi hayatımız açısından çok  yararlı olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İç ve dış politika alanında iflas noktasına  gelen AKP hükümeti artık aklını başına almalı, girdiği şaibeli ilişkiler  ağından ve teslimiyetçi bakış açısından süratle kurtulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizi bölmekten ve ayırmaktan vazgeçmeli, devletimizin itibarını zedelemeyi gecikmeksizin bir kenara bırakmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımızı kandırmaya ve gerçekleri  çarpıtmaya da bir son vermeli ve bu zamana kadar yaptıklarından dolayı  hukuk karşısında mutlaka hesap vereceğini hatırından asla  çıkarmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-30-kasim-2010.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-30-kasim-2010.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://server2.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/3c5ee165c8eeb05c5ba39c77b5d2cb394b69676ac7f7a6ebafa2d4d360eb3e12750a716ddb30051b4b97a9404d27a3f1b99eba4abdc992978780a549f0a76861/30_11_2010_Tarihli_TBMM_Grup_Toplantisi_Konusmasi/video.flv?start=0" length="113059583" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, Belediye Başkanları Toplantısında yapmış oldukları konuşma metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-belediye-baskanlari-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-belediye-baskanlari-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Nov 2010 20:51:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP'li Belediye Başkanları]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1966</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Dava Arkadaşlarım, Değerli Belediye Başkanları, Sayın Basın mensupları, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bugün burada, sizlerle bir araya gelmekten duyduğum mutluluğu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Partimizden seçilen ve milletimize hizmet yolunda imrenilecek başarılar sergileyen belediye başkanlarımızla, belirli aralıklarla bir araya gelip, ülke gündemini ve mahalli sorunları etraflıca değerlendirme imkanı bulmaktayız. Bunlardan birisini daha, Akdeniz’in bu güzel yöresinde gerçekleştirmekteyiz. 29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçimleriyle, milletimizin teveccühünü kazanıp yerel yönetimlerde sorumluluk üstlenen partimize mensup il, ilçe ve belde belediye başkanlarımızla yapacağımız bu toplantının milletimize, ülkemize, demokrasimize ve siyasi hayatımıza hayırlı olmasını diliyorum. Her bir belediye başkanı arkadaşımı bu zamana kadar göstermiş oldukları özverili, tutkulu, iyi niyetli ve gayretli çalışmalarından dolayı ayrı ayrı tebrik ediyorum. Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Değerli Dava Arkadaşlarım, Muhterem Basın Mensupları, Ülkemiz ve milletimiz tehlikeli ve tehditlerle dolu bir dönemin tüm sancılarını yaşamaktadır. AKP iktidarının neden olduğu karmaşa ve kargaşa her zeminde filiz vermekte ve sürekli mesafe almaktadır. Endişe verici huzursuzluk ve gerilim hattı, milletimizi çepeçevre kuşatmış durumdadır. AKP’yle birlikte merhamet ve hoşgörü ucuzlamış ve içi boşaltılmış; milli ve insani değerler çarpıtılmış ve yıpratılmıştır. Hayal kırıklıkları yaygınlaşmış, umutsuzluk girdabı genişlemiş, milletimizin gelecekle ilgili olumlu bekleyişleri karamsarlıkla yer değiştirmiştir. Vatandaşlarımızın refahında gözle görülür bir iyileşme, hissedilir ve sevineceğimiz bir gelişme ne yazık ki yaşanmamıştır. AKP zihniyeti devlet ve organlarını, geçmişten kalan kini doğrultusunda hesaplaşma arenasına çevirmiş, milletimizin inançlarını, milli ve manevi değerlerini ise arsızca istismar malzemesi haline getirmiştir. Gündemi meşgul eden hiçbir konu samimi ve soğukkanlılıkla ele alınamamış, hiçbir sorun vicdanları rahatlatacak ve herkesi tatmin edecek bir içerikle çözülememiştir. AKP’nin gerginlikten beslenen ve kökü çatışma dinamiklerine bağlı olan siyasi uygulamaları rahatsızlıkları, kaygıları, kuşkuları artırmış ve taşınması zor bir noktaya getirmiştir. Teröre teşrifatçılık yapan, teröristle müzakere eden, İmralı’ya saygınlık kazandıran AKP hükümetinin; sıra başka meselelere geldiğinde inanılmaz bir tahammülsüzlük ve öfke hali gösterdiği açıktır. Nitekim AKP’nin, zayıflatmak ve hırpalamak amacıyla uzun süredir sistemli bir biçimde hedef tahtasına yerleştirdiği Türk Silahlı Kuvvetleri bundan kendi payına düşen hisseyi fazlasıyla almıştır. En son olarak, ilgili bakanların, görevleri başında bulunan üç Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunu açığa almasıyla yeni bir tartışmanın fitili ateşlenmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla, Yüksek Askeri Şura’da terfi ettirilmeyen bu kişilerin, daha sonra yargıdan lehlerinde olumlu karar çıkmasına ve terfi kararnamelerinin hazırlanmasına rağmen hükümetçe bu durum uygun görülmemiş ve idari tedbir olarak açığa alma işlemi uygulanmıştır. Meselenin bu aşamaya gelmesinde, kamuoyunca Balyoz darbe planıyla ilgili hazırlanan iddianamede, söz konusu kişilerin bulunmasının belirleyici olduğu görülmektedir. Şüphesiz kim demokrasinin varlığından rahatsız ve buna karşı duruyorsa; ek olarak mevcut hukuk düzenini yıkmak ve hükümeti devirmek için gayrimeşru faaliyetlerde bulunuyorsa bunlara tevessül edenlerin, cezaların şahsiliği prensibine sadık kalarak haklarında mutlaka hukuki işlemler yapılmalıdır. Darbe niyetinde, düşüncesinde ve çalışmasında bulunanların yakasından yapışmak için kimsenin elini tutan yoktur ve bunun da gereği bir an önce yerine getirilmelidir. Halen süren davaların da bir an önce sonuçlandırılması, mahkemelerin hızlı çalışması için icap eden tedbirlerin ivedilikle alınması zorunluluk arz etmektedir. Bunlar hepimizin üzerinde mutabık olduğu ve asla tartışma kabul etmeyeceğimiz prensip, yöntem ve kurallardır. Ne var ki yargının hakkını teslim ettiği ve terfilerinde bir engel görmediği kişileri de mağdur etmek...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript">// <![CDATA[
document.write('<iframe id="mhptv-video" frameborder="0" height="400" width="500" src="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=239&#038;iframe=mhpvideo" scrolling="no" marginwidth="0" marginheight="0" >Tarayıcınız iFrame Desteklemiyor. Videoyu izlemek için lütfen <a href="http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=239" target="_blank" >http://www.mhp-tv.com/index.php?sub=showvideo&#038;id=239</a> adresini ziyaret ediniz.</iframe>');
// ]]&gt;</script></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Belediye Başkanları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Basın mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün burada, sizlerle bir araya gelmekten duyduğum mutluluğu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimizden seçilen ve milletimize hizmet  yolunda imrenilecek başarılar sergileyen belediye başkanlarımızla,  belirli aralıklarla bir araya gelip, ülke gündemini ve mahalli sorunları  etraflıca değerlendirme imkanı bulmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlardan birisini daha, Akdeniz’in bu güzel yöresinde gerçekleştirmekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçimleriyle,  milletimizin teveccühünü kazanıp yerel yönetimlerde sorumluluk üstlenen  partimize mensup il, ilçe ve belde belediye başkanlarımızla yapacağımız  bu toplantının milletimize, ülkemize, demokrasimize ve siyasi hayatımıza  hayırlı olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Her bir belediye başkanı arkadaşımı bu zamana  kadar göstermiş oldukları özverili, tutkulu, iyi niyetli ve gayretli  çalışmalarından dolayı ayrı ayrı tebrik ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Basın Mensupları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz ve milletimiz tehlikeli ve tehditlerle dolu bir dönemin tüm sancılarını yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarının neden olduğu karmaşa ve kargaşa her zeminde filiz vermekte ve sürekli mesafe almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Endişe verici huzursuzluk ve gerilim hattı, milletimizi çepeçevre kuşatmış durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’yle birlikte merhamet ve hoşgörü ucuzlamış ve içi boşaltılmış; milli ve insani değerler çarpıtılmış ve yıpratılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayal kırıklıkları yaygınlaşmış, umutsuzluk  girdabı genişlemiş, milletimizin gelecekle ilgili olumlu bekleyişleri  karamsarlıkla yer değiştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vatandaşlarımızın refahında gözle görülür bir iyileşme, hissedilir ve sevineceğimiz bir gelişme ne yazık ki yaşanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyeti devlet ve organlarını, geçmişten  kalan kini doğrultusunda hesaplaşma arenasına çevirmiş, milletimizin  inançlarını, milli ve manevi değerlerini ise arsızca istismar malzemesi  haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gündemi meşgul eden hiçbir konu samimi ve  soğukkanlılıkla ele alınamamış, hiçbir sorun vicdanları rahatlatacak ve  herkesi tatmin edecek bir içerikle çözülememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin gerginlikten beslenen ve kökü çatışma  dinamiklerine bağlı olan siyasi uygulamaları rahatsızlıkları, kaygıları,  kuşkuları artırmış ve taşınması zor bir noktaya getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Teröre teşrifatçılık yapan, teröristle müzakere  eden, İmralı’ya saygınlık kazandıran AKP hükümetinin; sıra başka  meselelere geldiğinde inanılmaz bir tahammülsüzlük ve öfke hali  gösterdiği açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim AKP’nin, zayıflatmak ve hırpalamak  amacıyla uzun süredir sistemli bir biçimde hedef tahtasına yerleştirdiği  Türk Silahlı Kuvvetleri bundan kendi payına düşen hisseyi fazlasıyla  almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">En son olarak, ilgili bakanların, görevleri  başında bulunan üç Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunu açığa almasıyla  yeni bir tartışmanın fitili ateşlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşıldığı kadarıyla, Yüksek Askeri Şura’da  terfi ettirilmeyen bu kişilerin, daha sonra yargıdan lehlerinde olumlu  karar çıkmasına ve terfi kararnamelerinin hazırlanmasına rağmen  hükümetçe bu durum uygun görülmemiş ve idari tedbir olarak açığa alma  işlemi uygulanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Meselenin bu aşamaya gelmesinde, kamuoyunca  Balyoz darbe planıyla ilgili hazırlanan iddianamede, söz konusu  kişilerin bulunmasının belirleyici olduğu görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz kim demokrasinin varlığından rahatsız  ve buna karşı duruyorsa; ek olarak mevcut hukuk düzenini yıkmak ve  hükümeti devirmek için gayrimeşru faaliyetlerde bulunuyorsa bunlara  tevessül edenlerin, cezaların şahsiliği prensibine sadık kalarak  haklarında mutlaka hukuki işlemler yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Darbe niyetinde, düşüncesinde ve çalışmasında  bulunanların yakasından yapışmak için kimsenin elini tutan yoktur ve  bunun da gereği bir an önce yerine getirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Halen süren davaların da bir an önce  sonuçlandırılması, mahkemelerin hızlı çalışması için icap eden  tedbirlerin ivedilikle alınması zorunluluk arz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar hepimizin üzerinde mutabık olduğu ve asla tartışma kabul etmeyeceğimiz prensip, yöntem ve kurallardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki yargının hakkını teslim ettiği ve  terfilerinde bir engel görmediği kişileri de mağdur etmek doğru ve  insaflı bir tutum olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne yazık ki uzun bir süredir Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sindirme ve hırpalama sürecinin işlediği ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sahip oldukları vatan sevgisi ve millet aşkıyla,  bölücü hainlerle mücadele eden, birliğimiz ve bütünlüğümüz için  gece-gündüz çaba gösteren ve görevini yaparken birçok şehit veren  ordumuzun, mütecaviz girişimlerle etkisiz ve aciz bir pozisyona  sürüklemesinin hesabını bu iktidardan sormaya kararlıyız ve ihanete kol  kanat gerip, Mehmetçiği darbeciymiş gibi gösterenlere mutlaka şamarı  indireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletimiz nezdinde  zor duruma düşürülmesine, fesadın ve fitnenin AKP ikmalli taarruzuyla  sırtının yere getirilmesi için pusuda bekleyenlere asla izin ve fırsat  vermeyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca bizim açımızdan çok ciddi bir çelişki de  ortada durmaktadır ve Adalet ve Kalkınma Partisi nedense bunu hiç  hatırına ve gündemine getirmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer hükümeti yıkmayı düşünen şüpheliler ve bu  sebeple de darbe planları yaptığı iddia edilenler varsa ve bunlarla  ilgili haklı olarak lazım gelen tedbirler alınıyorsa; o zaman Türk  devletini yıkmayı ve milletimizi bölmeyi amaçlayan alçaklarla nasıl olur  da pazarlığa cüret edilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta hükümetin varlığının korunmasına  yönelik haklı gayret ve titizlik gösterilirken, öbür tarafta  milletimizin birliğinin ve devletimizin bütünlüğünün hiç dikkate  alınmamasının kabul edilebilir hiçbir makul ve geçerli mazereti  bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Madem Başbakan Erdoğan darbe girişimlerine karşı  bu kadar hassas ve tepkilidir, o halde Türk milletine ve devletine  yönelik saldırıları nasıl ve hangi bağlamda ele almaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çürümüş zihniyetin sorularımıza vereceği  cevabı elbette tahmin ediyoruz, ancak darbe girişimleri bahanesiyle Türk  Silahlı Kuvvetlerinin tümünün zan ve itham altında bulunmasına şiddetle  karşı durduğumuzu da bilmelerinde fayda görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kim darbe oluşumlarının içindeyse, bu ilişki  ağında yer almışsa, suçu şahsidir ve gecikmeksizin hakkındaki  yaptırımlar yerine getirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, bölücülerle sarmaş dolaş olan AKP  zihniyetinin, el altından Türk Silahlı Kuvvetlerini taciz etmesine,  yıpratmasına ve gayri meşru örgütlenmelerin merkeziymiş gibi sunmasına  asla müsamaha göstermeyeceğimizi ve sonuna kadar da bununla mücadele  edeceğimizi Manavgat’tan muhataplarına bildirmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetleri döneminde yalan hiçbir dönemde  olmadığı kadar hâkim ve görünür olmuş, gerçekler hiç olmadığı kadar  karartılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her zaman söylediğimiz gibi, taviz bu dönemde başarı, teslimiyet zafer, kriz fırsat olarak değerlendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Katiller, bölücüler ve Türk’lük düşmanları  iktidarın inşa ettiği özgürlük ve demokrasi paravanının arkasına  gizlenmişler, AKP’nin koruyucu kalkanları arkasında rahata ermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın sahip olduğu niyetin ve  kafasındaki hesapların, yalnızca partisinin ve yanındaki çıkarcıların  yararına işlediği bugün daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, hamasi sözlerin büyüsüyle  kendisinden geçen Başbakan ve hükümetinin, milletimizin lehine ve  faydasına takdir edilecek bir icraatta bulunması artık mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem iç politika, hem de dış politika alanında  iflas eden AKP iktidarının aldatmalarına milletimizin daha fazla  katlanması ve tahammül etmesi mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">NATO karşısında pusan, Avrupa Birliği’nin  talimatlarına ve boyunduruğuna sessiz kalan, konu ABD olduğunda geri  çekilen Başbakan Erdoğan, ne acıdır ki, ne zaman Ortadoğu’ya gitse  birden bire İsrail’e karşı şahin kesilmekte, oradaki Müslüman  kardeşlerimizi tıpkı ülkemizde olduğu gibi kandırmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim Füze kalkanın ülkemize kurulma kararını  bir türlü izah edemeyen ve bu çerçevede, mazlum din kardeşlerimizi  kıyıma uğratan İsrail’in korunmaya alındığı itirafından da ısrarla  kaçınan Başbakan’ın, sahte kabadayılıklarının milletimiz açısından  hiçbir anlam ve önemi olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet Başbakan Erdoğan İsrail’e katil diyorsa, o  zaman füze kalkanının öncelikle kimi muhafaza etmek için planladığını  açık ve dürüstçe milletimize açıklamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi takdirde arkada İsrail’le el altından  pazarlık eden, önde de İsrail düşmanlığı yapan münafık ve şahsiyetsiz  siyasetçi özelliği yakasına bir daha çıkmamak üzere yapışacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sultan olmaya kendisini kaptıran ve Ortadoğu  sokaklarında şahsının, böyle propaganda yapılmasından da son derece  keyifli olan Başbakan’ın, başını ülkemize çevirip, kalan iktidar  yıllarında milletimizin sorunlarına kafa yorması bizim en büyük  dileğimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Darfur’dan, Kabil’den, Ramallah’tan, Bağdat’tan  ya da Haiti’den bahsedince küresel bir bakış açısına sahip olacağını  zanneden Başbakan’a hatırlatmak isterim ki;</p>
<p style="text-align: justify;">Vatanımızın dört bir tarafında açlıktan,  sefaletten, yoksulluktan en az bu yerler kadar, belki de buralardan daha  fazla muzdarip şehirlerimiz, ilçelerimiz, köylerimiz olduğu bir  hakikattir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan Darfur’dan söz edeceğine, önce  Antalya’nın, Burdur’un, Ağrı’nın, Hakkâri’nin problemlerini  halletmelidir ve başkent Ankara vizyonuyla dünyaya bakmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanal kahramanlık düzmecesine ve senaryosuna  iyiden iyiye kapılan ve alışan Başbakan, milletimizin gerçeklerine ve  acil çözüm bekleyen sorunlarına bir an önce eğilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel düzlemdeki ekonomik adaletsizliklerden,  zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasından ülkemiz dışında  şikâyet ederken, aynaya bakmasını ve Türk milletini ne hale getirdiğiyle  ilgili bir vicdan muhasebesinde bulunmasını kendisine bu vesileyle  tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Belediye Başkanları,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">29 Mart 2009 tarihinde yapılan Mahalli İdareler seçimlerinin üzerinden tam 19 ay 28 gün geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partimiz, bu demokratik yarıştan başarıyla ve  alnının akıyla çıkmış ve göstermiş olduğu adaylara aziz milletimizin  verdiği destekle gücüne güç katmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket’e verilen her oy bizim için  eşsiz bir kıymete sahiptir. Hiçbir zaman heba olmayacak bir kararlılığın  ifadesidir ve siyasi şerefimize emanettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurdumuzun değişik yörelerinde partimizin  değerli adaylarına vatandaşlarımız tarafından gösterilen ilgi ve alaka;  çözülmeye ve çöküşe karşı dik duruşun ve yüksek erdemin bir kanıtı  olmuş; ahlaksızlığa, yolsuzluğa, yoksulluğa güçlü ve haklı bir itirazın  adeta belgesi niteliğini taşımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">En zor şartlar altında ve iktidarın ağır baskı,  yıldırma ve tahrikleri karşısında; Milliyetçi Hareket Partisi önemli  sayıda il, ilçe ve belde belediye başkanlıkları kazanmış ve buralarda  siyasi sorumluluk üstlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Halen biri büyükşehir olmak üzere 9’u il, 119’u  ilçe ve 313’ü belde belediyesi olmak üzere 441 vatan beldesinin belediye  yönetimi, aziz dava arkadaşlarım tarafından gerçekleştirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlave olarak, 412 il genel meclis üyesiyle, 5  bin 896 belediye meclisi üyesi arkadaşımız partimizi temsilen  görevlerini yürütmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugüne kadar, yerel yönetimlerin her kademesinde  gösterilen ve ortaya konulan performansın sevindirici ve milletimiz  açısından ümit verici olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle, AKP iktidarının partimiz üzerinde  çevirdiği dolaplar ve tertiplediği tezgâhlar dikkate alındığında,  aslında değerli dava arkadaşlarımın ne kadar büyük zorluklar ve tuzaklar  karşısında mücadele ettiği daha iyi anlaşılabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlarsanız, 12 Eylül Referandumunun öncesinde  ve sonrasında MHP’li belediyeler üzerinde alçakça ve hiçbir dönemde  olmadığı kadar karanlık senaryolar projelendirilmiş ve iktidar gücü  kullanılarak bazı belediye başkanlarımızın partimizden istifa etmeleri  sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP, belediye başkanlıklarımızı içine almak  maksadıyla kirli bir karaborsa kurmuş; hükümet imkânlarını, teftiş ve  soruşturma silahını, kaynakların tahsisi hususunu hayâsızca aleyhimize  kullanmaya yeltenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesnetsiz ve temelsiz şikâyet ve ihbarlar;  tetikçi denetim elemanlarının yanlı raporları, belediyelerimizin ilgili  kanunlardan kaynaklanan hak ettiği parasal gelirlerinin gasp edilmesi,  merkezi yönetimle bağı ve bağlantısı olan işlerin kasıtlı olarak  geciktirilmesi ve savsaklanması, sizlerin yaşadığı ve bizlerin de  bildiği en bariz sorunlardan bazılarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef, AKP’nin siyasi oyunlarına gelen,  tehditlerine boyun eğen ve partimizden ayrılarak cephe alması sağlanan  bazı belediye başkanlarımızın varlığına şahit olduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik bunların bir kısmı, partimizi  eleştirerek, sözüm ona ilkelerden bahsetme talihsizliğine düşmüşler ve  AKP’nin siyasi kumpasının çekim alanına göz göre göre kapılmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, partimizden aday olarak seçilen, ancak daha  sonra nefesleri ve mücadele azimleri yetersiz olduğundan dolayı  aramızdan ayrılan belediye başkanlarımıza haklarımızı helal ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, kendilerine üç hilalin kutlu çatısı  altında destek veren, sahiplenen, himmet gösteren ve arkalarında duran  aziz milletimizin aynı derecede hoşgörülü olacağına da ihtimal  vermediğimizi buradan bildirmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Beraber yola çıktığımız, vatan ve millet yolunda  omuz omuza olduğumuz, AKP iktidarının hepimizce malum olan tahripkâr  politikalarına yönelik birlikte tavır geliştirdiğimiz bazı belediye  başkanlarımızın yarı yolda düşüp kalmaları ve bizimle yollarını  ayırmaları, en başta kendilerinin gerçek niyet ve duruşlarını ispat  etmesi bakımından hepimize önemli bir fikir vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyoruz ki, gerek siyasi namusları, gerekse de  dava ve mensubiyet bilinci aşınmış olanlar gittikleri yerlerde de  itibar ve saygı görmeyecekler, inanmasalar da halen saflarında  bulundukları siyasi zihniyet aciz bir konuma düştüğünde, aceleyle  sığınacakları yeni yerler aramaya başlayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün MHP’yi terk edenin, yarın AKP’yi de yüzüstü bırakacağı şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki ilkesiz ve köksüz AKP zihniyeti için  böylesi bir durum önemli olmayabilir, ancak bizim açımızdan siyaset  öncelikle inanç, dürüstlük, ahlak ve milli kabuller kapsamında ele  alındığından dolayı, yapılanlar ve sorumlular asla unutulmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi mücadelede mesele yalnızca bir koltuk elde etmek ya da seçim kazanmak değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer siyaseti bu dar ve sığ alana kıstırırsak, o  zaman belirlenen her amaca ulaşmayı mubah gören fırsat düşkünü,  anaforcu, değerlerle kavgalı, davranışlarıyla düşündükleri arasında  kapanmaz çelişkiler bulunan anlayış ve şahsiyetlere de üremeleri için  uygun ortam sağlamış oluruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hedefimiz vatandaşlarımızı huzurlu ve mutlu  etmek, onların sorunlarını samimi bir şekilde belirleyip çözmekse, önce  dikkat ve itina göstermemiz gereken husus iradeli ve haysiyetli olmak ve  bu konularda da asla taviz vermemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, siyasi ahlak ve  terbiye konusundaki zavallılığı elbette bu söylediklerimizi bırakın  idrak etmeyi, hissetmesine bile mani olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla partimizi zayıflatmak, küçültmek,  milletimiz nezdinde dağılıyormuş gibi imaj oluşturmaya çalışmak bir AKP  projesidir ve bunun için de bazı belediye başkanlarımızın hükümet  kancasına tutunmaları tesadüf olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediye başkanlıklarımıza yönelik bitmeyen bir  taciz ve sinsi faaliyet sürdüren, siyasi hırsızlıktan da sabıka yiyen bu  iktidar zihniyetinin şirret amaçlarına asla ulaşamayacağına, uzanan  kirli elinin aziz dava arkadaşlarım ve milletimiz tarafından kırılıp  atılacağına yürekten inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Belediye hizmetlerinin niteliği, boyutu,  etkinliği ve her haneye erişme hızı, doğaldır ki siyasi partilerin  yönetim kudretini, çalışma ve başladığı projeleri tamamlama kabiliyetini  ve bununla beraber kadrosunun düzeyini yakından gösteren en önemli  yollardan birisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kuşkunuz olmasın ki, bunlardan dolayı  yörelerinizdeki aziz vatandaşlarımız, siyasi karar ve niyetlerini  belediyelerin başarı durumuna göre şekillendirmekte, sonucunda da  partileri bu minvalde kantara vurmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayı yapacağınız her çalışma partimizin  daha da güçlenmesini sağlayacak ve tek başına iktidar hedefine biraz  daha yakınlaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerel yönetimler, merkezi iktidar için bir test  sürüşüdür ve buradan edineceğimiz tecrübe, birikim ve aziz millet  desteğiyle Allah’ın izniyle Milliyetçi Hareket’in tek başına iktidarı  gerçekleşecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada bulunan her dava arkadaşımın bu şuurda  olduğunu biliyorum. Ve kendilerine bağlanan umutları, iletilen  talepleri, yardım bekleyen yürekleri süreleri içinde ve tam bir  hakkaniyet dâhilinde boşa çıkarmayacaklarını ümit ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Belediye yönetimlerinde partimizin millet  sevgisini, hoşgörülü tutumunu, mütevazı özelliğini, sağduyulu  yaklaşımını, şevkle çalışmasını, sorun çözen bir zihniyete sahip  olduğunu tartışmasız gösterecek ve en iyi şekilde ortaya koyacak  sizlersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yeri mamur hale getirip güzelleştirmek,  tarihi ve kültürel eserleri koruyup geliştirmek; yoksulun, darda  kalmışın şartlar ne olursa olsun yanında ve yakınında bulunmak,  sobasında yakacağı olmayanı, mutfağında aşı pişmeyeni mutlaka ama  mutlaka tespit edip partimizin esas gayesinin onları mutlu ve rahat  ettirmek olduğunu göstermelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Etkin ve verimli bir yönetim modeliyle, israftan  kaçınarak, yönlendirdiğiniz kaynakları isabetli ve adaletli tahsisini  yaparak önemli mesafeler alacağınızı düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bürokratik hantallığa aldırış etmeden, ama  kuralsızlığa da prim vermeden vatandaşlarımıza belediye hizmetlerini  mesai mefhumuna da saplanmadan götüreceğinizden eminim.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir ayrımcılık yapmadan, her daim yanınızda,  yakınınızda ve arkanızda durmuş olan kardeşlerimizi de ihmal etmeden;  dini, dili, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun herkesi kucaklayarak yerel  yönetimlerdeki vizyonumuzu ortaya koymalısınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Müşfik tavrınızla, hukuka ve fazilete  bağlılığınızla, adaletli ve vakarlı yapınızla vatandaşlarımızın huzur ve  esenliği uğruna üzerinize düşenleri fazlasıyla yapacağınızdan kuşku  duymuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki süreçte önce merkezi hükümete, sonra da yerel yönetimlerde güçlü bir temsil kudretine ulaşmak en büyük amacımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık başta üç büyük şehir belediyesi olmak  üzere, tüm il ve ilçe belediye yönetimlerine talip olduğumuzu ve bu  yolda başarılı olmak için tüm dava arkadaşlarımın çalışmalarını şimdiden  yoğunlaştırmalarını içtenlikle ve kararlıkla istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda olmak üzere, 19 ay 28 gündür AKP  iktidarının hiçbir baskı ve zulmüne aldırmadan, gözdağına kulak asmadan,  engellere takılmadan milletimizin size verdiği görevi layıkıyla yerine  getirdiniz ve getirmeye de devam ediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Onurluca partimizin vazgeçilmez ilkelerine bağlı kaldınız.</p>
<p style="text-align: justify;">En aşağılık propaganda ve sindirme taktiklerine itibar etmediniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğru bildiğiniz yoldan şaşmadınız ve Türk  milliyetçilerinin şartlar ne olursa olsun nasıl mücadele vereceğini  fazla söze hacet kalmadan ispat ettiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cesaretin ve fedakârlığın muhterem örneklerini şahsınızda somutlaştırdınız, uygulamalarınızla da gösterdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliniz ki sizlerle iftihar ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi Hareket hepinizle gurur duyuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle siz muhterem dava arkadaşlarımı kutluyor ve başarılarınızın devamını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepinizi Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne Mutlu Türküm Diyene.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-belediye-baskanlari-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-belediye-baskanlari-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kasım 2010 &#8211; SAYI: 89</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kasim-2010-sayi-89.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kasim-2010-sayi-89.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 21:43:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Merkezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1953</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi’nin ‘Kasım’ sayısıyla bir kez daha merhabalar… Bu ayki kapak konumuz; ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin müreffehlik durumu ve halkın refah seviyesi üzerine incelemeler’den oluşuyor. Bu çalışmaların ilkini ise; ‘Müreffeh Bir Yığınlaşmanın Eleştirisi: Maddi Medeniyet Üzerine Bir Mülahaza’ isimli çalışma oluşturuyor. Bu çalışma, kapitalist süreçlerin etkilediği ve küresel süreçlerde aşınmış, dolayısıyla yıpranmış insanî değerlerin analizine ilişkin çarpıcı tespitler içeriyor. Bu yazının akabinde ise karşınıza  ‘Türk milletinin refah seviyesini etkileyen bir faktör olarak hukuk sistemi’ başlıklı makale çıkıyor. Türk Hukuk sisteminin halkın refah seviyesine yönelik etkileri ve kanun koyucu olarak, yasama ve yürütme erklerini ellerinde bulunduranların takındıkları genel durumun müreffehlik için belirleyiciliğine yönelik tutumlar ve bu tutumların hukuki meşruluğuna dair görüşler bulacaksınız. Ardından ‘Türk Sağlık Sistemi Üzerine Bir Potpori’ başlıklı çalışma ile olması gereken sosyal devlet anlayışının sunumu ile bu anlayışın refah seviyesi ve insanların almaları gereken sağlık hizmetleri arasındaki ilişkileri belirten görüşlerle karşılaşacaksınız. Aynı zamanda bu çalışmada, mevcut iktidarın sosyal devlet perspektifinden bir eleştirisini bulacaksınız. ‘Yeni nesil kimin eseri?’ başlıklı makalede ise devletimizin sosyal politikalarının eğitim politikalarına olan etkilerini, zaaflarını, eksikliklerini ve olması gerekenlerini bulacaksınız.  Ardı sıra gelen; ‘Değişen bir şey yok!’ başlığıyla kaleme alınan yazıda ise hali hazırda sorunlar yumağı halinde yoluna devam etmeye çalışan, üniversite sistemimizin tarihsel arka planıyla desteklenen bir eleştirisini bulacaksınız. Dosya konumuzun son makalesi durumunda olan ‘“Müreffeh Türkiye” Hayalinin Kanayan Yarası: Sanayi’ başlıklı çalışmada ise Türk Sanayii’nin durumu ve müreffehleşemeyen ülkemizin sanayi kökenli müreffehleşememe nedenlerini analiz eden güzel bir çalışma ile karşılaşacaksınız. Dosya konularımızı bitirdikten sonra, gündem bölümümüzde ilk olarak; referandum tartışmalarına aktörlük eden anayasa hukuku tartışmalarına atıfla bir anayasa teorisi çalışması olan ‘Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Çerçevesinde Leviathana Gidiş’ isimli son derece güzel bir yazı sizleri bekliyor. Hemen peşinde ise ‘Kansız Bölünmenin Adı: Demokratik Özerklik Projesi’ başlıklı ‘malûm’ tartışmaların ürünü olan bir yazı çıkıyor. ‘Yüreğimin Doğusu Boğulurken ya da Vatanım Nuh’un Gemisi’ başlıklı makale ise ‘çeşitli’ hassasiyetlere temas eden edebi bir üslupla karşılaşacaksınız. Ulu Önder’in vefatının yıldönümüne atıfla kaleme alınan ‘Sen!’ başlıklı güzel çalışma sizleri bekliyor. ‘Bir Büyük Türk, Mustafa Kemal Atatürk’ başlıklı çalışmada Mustafa Kemal Paşa’dan Atatürk’e uzanan tarihsel bir evrimin kırılma noktalarını bulacaksınız. ‘Bozuk Bir Sistemin Emekçileri Öğretmenlerimiz’ isimli kısa çalışmada ise öğretmenler gününe atıfla öğretmenlerimizin ve eğitim sistemimizin genellik arz eden eleştirilerine tanıklık edeceksiniz. Tûrân’a Dair bölümünde ise, ‘Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10. Zirve Toplantısı Hakkında Görüşler’ isimli çalışmayı bulacaksınız. Dergimizin son bölümü olan İman-idrak bölümünde ise ‘Muhammedi Ölçü ve Hayat’ başlıklı makale sizleri bekliyor. Bir sonraki sayımızda görüşmek dileğiyle… Müreffeh Bir Yığınlaşmanın Eleştirisi: Maddi Medeniyet(1) Üzerine Bir Mülazaha “Çok değerli ve kısacık dünya hayatımızın bir tek anını bile boşa harcamamalıyız, tek ödülümüz Tanrı’nın bize yüklediği görevde elimizden geleni yapmamızda yatar, onun bize uygun gördüğü yerde çalışmalıyız. Kimin kurtarılacağını ve kimin cehenneme gideceğini Tanrı önceden bilir; ama kişinin mesleğindeki başarısı onun seçkinler arasında olduğunun işaretidir. Servet kazanan tacir başarısında, Tanrı’nın onu seçmiş olduğunun kanıtını görür.” (&#8230; Oğuz ERSAGUN Türk Milletinin Refah Seviyesini Etkileyen Bir Faktör Olarak Hukuk Sistemi “Hükümet, memlekette yasayı egemen kılmak ve adaleti iyi dağıtmakla görevlidir. Bu itibarla adalet işi pek önemlidir. Bu sebeple adalet...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_1.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_1K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_2.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_2K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_3.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_3K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_4.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_4K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_5.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_5K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a><span id="more-1953"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi’nin ‘Kasım’ sayısıyla bir kez daha merhabalar…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ayki kapak konumuz; ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin müreffehlik  durumu ve halkın refah seviyesi üzerine incelemeler’den oluşuyor. Bu  çalışmaların ilkini ise; ‘Müreffeh Bir Yığınlaşmanın Eleştirisi: Maddi  Medeniyet Üzerine Bir Mülahaza’ isimli çalışma oluşturuyor. Bu çalışma,  kapitalist süreçlerin etkilediği ve küresel süreçlerde aşınmış,  dolayısıyla yıpranmış insanî değerlerin analizine ilişkin çarpıcı  tespitler içeriyor. Bu yazının akabinde ise karşınıza  ‘Türk milletinin  refah seviyesini etkileyen bir faktör olarak hukuk sistemi’ başlıklı  makale çıkıyor. Türk Hukuk sisteminin halkın refah seviyesine yönelik  etkileri ve kanun koyucu olarak, yasama ve yürütme erklerini ellerinde  bulunduranların takındıkları genel durumun müreffehlik için  belirleyiciliğine yönelik tutumlar ve bu tutumların hukuki meşruluğuna  dair görüşler bulacaksınız. Ardından ‘Türk Sağlık Sistemi Üzerine Bir  Potpori’ başlıklı çalışma ile olması gereken sosyal devlet anlayışının  sunumu ile bu anlayışın refah seviyesi ve insanların almaları gereken  sağlık hizmetleri arasındaki ilişkileri belirten görüşlerle  karşılaşacaksınız. Aynı zamanda bu çalışmada, mevcut iktidarın sosyal  devlet perspektifinden bir eleştirisini bulacaksınız. ‘Yeni nesil kimin  eseri?’ başlıklı makalede ise devletimizin sosyal politikalarının eğitim  politikalarına olan etkilerini, zaaflarını, eksikliklerini ve olması  gerekenlerini bulacaksınız.  Ardı sıra gelen; ‘Değişen bir şey yok!’  başlığıyla kaleme alınan yazıda ise hali hazırda sorunlar yumağı halinde  yoluna devam etmeye çalışan, üniversite sistemimizin tarihsel arka  planıyla desteklenen bir eleştirisini bulacaksınız. Dosya konumuzun son  makalesi durumunda olan ‘“Müreffeh Türkiye” Hayalinin Kanayan Yarası:  Sanayi’ başlıklı çalışmada ise Türk Sanayii’nin durumu ve  müreffehleşemeyen ülkemizin sanayi kökenli müreffehleşememe nedenlerini  analiz eden güzel bir çalışma ile karşılaşacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dosya konularımızı bitirdikten sonra, gündem bölümümüzde ilk olarak;  referandum tartışmalarına aktörlük eden anayasa hukuku tartışmalarına  atıfla bir anayasa teorisi çalışması olan ‘Kuvvetler Ayrılığı İlkesi  Çerçevesinde Leviathana Gidiş’ isimli son derece güzel bir yazı sizleri  bekliyor. Hemen peşinde ise ‘Kansız Bölünmenin Adı: Demokratik Özerklik  Projesi’ başlıklı ‘malûm’ tartışmaların ürünü olan bir yazı çıkıyor.  ‘Yüreğimin Doğusu Boğulurken ya da Vatanım Nuh’un Gemisi’ başlıklı  makale ise ‘çeşitli’ hassasiyetlere temas eden edebi bir üslupla  karşılaşacaksınız. Ulu Önder’in vefatının yıldönümüne atıfla kaleme  alınan ‘Sen!’ başlıklı güzel çalışma sizleri bekliyor. ‘Bir Büyük Türk,  Mustafa Kemal Atatürk’ başlıklı çalışmada Mustafa Kemal Paşa’dan  Atatürk’e uzanan tarihsel bir evrimin kırılma noktalarını bulacaksınız.  ‘Bozuk Bir Sistemin Emekçileri Öğretmenlerimiz’ isimli kısa çalışmada  ise öğretmenler gününe atıfla öğretmenlerimizin ve eğitim sistemimizin  genellik arz eden eleştirilerine tanıklık edeceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tûrân’a Dair bölümünde ise, ‘Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları<br />
10. Zirve Toplantısı Hakkında Görüşler’ isimli çalışmayı bulacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dergimizin son bölümü olan İman-idrak bölümünde ise ‘Muhammedi Ölçü ve Hayat’ başlıklı makale sizleri bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sonraki sayımızda görüşmek dileğiyle…</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="590">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_s1.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="894" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Müreffeh Bir Yığınlaşmanın Eleştirisi: Maddi Medeniyet(1) Üzerine Bir Mülazaha </strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p><em>“Çok değerli ve kısacık   dünya hayatımızın bir tek anını bile boşa harcamamalıyız, tek ödülümüz   Tanrı’nın bize yüklediği görevde elimizden geleni yapmamızda yatar, onun   bize uygun gördüğü yerde çalışmalıyız. Kimin kurtarılacağını ve kimin   cehenneme gideceğini Tanrı önceden bilir; ama kişinin mesleğindeki   başarısı onun seçkinler arasında olduğunun işaretidir. Servet kazanan   tacir başarısında, Tanrı’nın onu seçmiş olduğunun kanıtını görür.” (&#8230;</em></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Oğuz ERSAGUN</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/Dergi/1011_s2.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="894" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Türk Milletinin Refah Seviyesini Etkileyen Bir Faktör Olarak Hukuk Sistemi</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p><em>“Hükümet, memlekette yasayı   egemen kılmak ve adaleti iyi dağıtmakla görevlidir. Bu itibarla adalet   işi pek önemlidir. Bu sebeple adalet siyasetimizi de açıklamayı faydalı   buluyorum. Adliye siyasetimizde izlenecek amaç, evvelâ halkı yormaksızın   hızla, isabetle, güvenle adaleti dağıtmaktır.” M. Kemal Atatürk </em></p>
<p><strong>Girizgâh: Hukuk Devleti Temelinde Müreffeh Hayat</strong></p>
<p>Devlet, sözlük anlamı itibariyle ‘toprak bütünl&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Bercu Aybüke TEKGÜL</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_s3.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="894" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Yeni Nesil Kimin Eseri?</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Devlet olarak nitelenen sistemin   içerisinde yaşayan insanların kuşkusuz bu sistemden birtakım   beklentileri mevcuttur. Beklentilerin karşılandığı durumlarda ‘sosyal   devlet’ varlığından bahsetmek gerekir. Sosyal devlet olduğumuz gerçeği   göz önüne alındığında, bu gerçekliğin ne oranda tezahür ettiğinin   tespiti de önemlidir. Bu sebeple yazımızda ele alacağımız husus, ‘sosyal   devlet’ anlayışının temel prensiplerinden olan eğitim hizmetleri   olacak; &#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Osman Ertürk ÖZEL</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_s4.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="894" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Kansız Bölünmenin Adı: Demokratik Özerklik Projesi</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Son dönemde Türk kamuoyunda öne   çıkan gündem maddelerinden biri olarak “demokratik özerklik projesi”,   bölücü terörün parti siyasetindeki temsilcisi olan Barış ve Demokrasi   Partisi’nin programında yer alan ve Türkiye’nin hâlihazırdaki   ulus-devlet formasyonunda bir değişikliğe gidilerek federatif, diğer bir   deyişle yerinden yönetimci bir devlet yapısına geçilmesini ön gören   siyasal, sosyal ve kültürel talepler seti olarak karşımıza çıkmaktadır.   &#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Cihangir ERKİN</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_s5.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="894" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Büyük Bir Türk: Mustafa Kemal ATATÜRK</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Kimliğine, rengine, dinine,   diline bakılmaksızın tüm fanilerin yol aldığı ve nihayetinde buluştuğu,   buluşacağı ortak adresin adıdır ölüm… Hiçbir yaratılanın değiştiremediği   ve hiçbir fani için değiştirilemeyen bir olgudur ölüm… Her ne kadar   insanların çoğu, yaşamanın sonu olarak değerlendirse de aslında   sonsuzluğun başlangıç noktasıdır ölüm…</p>
<p>Yıl 1881…</p>
<p>Selanik’te bir Milletin yeniden şahlanış hikâyesinin Başkahramanı dünyaya aya&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Emrah TAŞKIN</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_s6.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="894" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Bozulmuş Bir Sistemin Emekçisi: Öğretmenlerimiz</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Asırlara ulaşmış kronik   dertlerimiz olan ‘eksik demokrasi’, ‘geri kalmışlık’ ve geri kalmışlığın   getirdiği ‘kalkınma ve sanayileşme problemleri’yle hayli zaman kaybeden   ülkemizin, ayriyeten en önemli güncel problemlerinden birisi olarak   duran eğitim sisteminin, vakit kaybetmeden hızlı bir yeniden yapılanmaya   gitmesi gerekiyor.</p>
<p>Yeniden yapılanma yapılmadığı zaman -dün ve bugün olduğu gibi- ilköğrenim yıllarında zeki ve çalışkan öğrencil&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Ülkü Ocakları Dergisi</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1011_s7.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="894" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Muhammedi Ölçü ve Hayat</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Beşerin zamanla raksı ve beşer   gölgeleri… On sekiz bin âlem ve her âlemde “sücut”. Cümlesi; bir beşer   üstü beşerin yüzü suyu hürmetine… Her zerrenin zikri ve her ışıkta Nur-u   Muhammedi huzmesi. Ses, koku, rüya, doku… Yaratılmıştan Yaradana hamd,   Yaradan’dan Yaratılana rızık. Su, aş, mevsim, gece, güneş, yıldız, ağaç,   toprak ve hepsi ve her şey. Ölçü, nizam ve intizam… “Külfet” ve   beraberinde “nimet”, “emek” ve beraberinde “rahmet”, “kulluk” ve&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="894">
<div>
<p>Faruk KELEŞTİMUR</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkasim-2010-sayi-89.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kasim-2010-sayi-89.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlama Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-24-kasim-ogretmenler-gunu-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-24-kasim-ogretmenler-gunu-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 21:26:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım Öğretmenler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1950</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyetimizin kurucusu ve başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem insanlarıdır.” sözüyle önemini ve yüceliğini belirttiği öğretmenlerimiz, Türk milletini aydınlık ufuklara taşıyacak eli öpülesi, cefakâr insanlardır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi, milli ve manevi değerleri benimseyen, çağımızın gereklerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilen “üstün vasıflı şahsiyetler” olarak yetiştirmek hepimiz için onurlu bir sorumluluktur. Bu sorumluluktaki en büyük pay şüphesiz öğretmenlerimizindir. Atatürk, “Öğretmenler, sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” diyerek öğretmenlere verdiği değeri ifade etmiştir. Bu bakımdan toplumun en müstesna şahsiyetlerinden oluşan eğitimcilerimize hak ettiği değer ve önem verilmelidir. Yurdumuzun dört bir yanında, fedakârca bu kutsal mesleği icra eden ve gittiği her yerde ilim ve irfanıyla hizmet eden öğretmenlerimize karşı; milletçe vefa borcumuzun olduğu unutulmamalıdır. Ülkemizin içinde bulunduğu bu süreçte, mevcut iktidarın her alandaki kimliksiz tutumu; milli eğitimi “milli kimliğinden” uzaklaştırmış ve yabancılaştırmıştır. Günümüz Türkiye’sinde öğretmenlere çok iş düşmektedir. Cumhuriyet ve Cumhuriyetin Millilik karakterine sahip çıkmak her dönemden daha büyük önem ve aciliyet taşımaktadır. Ülkeyi yöneten AKP iktidarının, gayrı milli politikaları sonucunda, eğitimin “Milli olmak” özelliği sorgulanmaktadır. Türkiyelilik kimliği Milli Eğitim üzerinden, öğretmenlerin emeği ile gerçekleştirilmek istenilmektedir; buna Türk öğretmenleri müsaade etmeyecektir. Toplumun en müstesna şahsiyetlerinden oluşan eğitimcilerimiz, “irfan ordusu” hak ettiği değer ve öneme de sahip olmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetimizin kurucusu ve başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem insanlarıdır.” sözüyle önemini ve yüceliğini belirttiği öğretmenlerimiz, Türk milletini aydınlık ufuklara taşıyacak eli öpülesi, cefakâr insanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuklarımızı ve gençlerimizi, milli ve manevi değerleri benimseyen, çağımızın gereklerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilen “üstün vasıflı şahsiyetler” olarak yetiştirmek hepimiz için onurlu bir sorumluluktur. Bu sorumluluktaki en büyük pay şüphesiz öğretmenlerimizindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk, “Öğretmenler, sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” diyerek öğretmenlere verdiği değeri ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bakımdan toplumun en müstesna şahsiyetlerinden oluşan eğitimcilerimize hak ettiği değer ve önem verilmelidir. Yurdumuzun dört bir yanında, fedakârca bu kutsal mesleği icra eden ve gittiği her yerde ilim ve irfanıyla hizmet eden öğretmenlerimize karşı; milletçe vefa borcumuzun olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin içinde bulunduğu bu süreçte, mevcut iktidarın her alandaki kimliksiz tutumu; milli eğitimi “milli kimliğinden” uzaklaştırmış ve yabancılaştırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüz Türkiye’sinde öğretmenlere çok iş düşmektedir. Cumhuriyet ve Cumhuriyetin Millilik karakterine sahip çıkmak her dönemden daha büyük önem ve aciliyet taşımaktadır. Ülkeyi yöneten AKP iktidarının, gayrı milli politikaları sonucunda, eğitimin “Milli olmak” özelliği sorgulanmaktadır. Türkiyelilik kimliği Milli Eğitim üzerinden, öğretmenlerin emeği ile gerçekleştirilmek istenilmektedir; buna Türk öğretmenleri müsaade etmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumun en müstesna şahsiyetlerinden oluşan eğitimcilerimiz, “irfan ordusu” hak ettiği değer ve öneme de sahip olmalıdır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-24-kasim-ogretmenler-gunu-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-lokman-kaya%e2%80%99nin-24-kasim-ogretmenler-gunu-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faruk KELEŞTİMUR &#8211;  Sensiz Geçen Kırk Yıl</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-sensiz-gecen-kirk-yil.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-sensiz-gecen-kirk-yil.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 21:23:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Önkuzu]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk KELEŞTİMUR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1947</guid>
		<description><![CDATA[Tarih: 23 Kasım 1970… Yiğit Anadolu evladı Dursun Önkuzu’nun Şehadet iklimine göçü ve tekbirler eşliğinde Site Yurdu’na yürüyen binlerce ülkü eri… Omuzlar üzerinde genç bir cenaze, gözlerde yaş, yüreklerde ağır bir hüzün ve aşk seli… Akıl almaz işkenceler akabinde, bir fakülte penceresinden ebediyete yolculuk… Tüyler ürperten bir çığlık… Ama sessiz, ama nefessiz… Durmaz gider Önkuzu! Bir sonbahar yaprağının ailesine, ülküdaşlarına ve sevdalısı olduğu Türk milletine elvedasıydı; bu Kasım şehadeti. Ancak Hakk’ın huzurunda eğilen bir başın Hakk’a yürüyüşüydü. Sükutun kıvrıldığı bir fotoğraf geçidinde, hafızalarımıza nakşeden tefekkür akisli bir simaydı geride kalan… Ve her birinin gözlerinde bir Dursun kıvılcımı parlayan yüz binlerce ülkücünün duaları. Aradan kırk yıl geçti. Seccaden, alnındaki tılsımlı dokunuşa şahitlik ederken, muhterem validene emanet ederek, “bunu sakla, mahşerde şahitlik edecek” dediğin ceketlere omuz değdirebilmek için çırpınan bu gençlik de, ruhundaki yüceliğe şahitlik ediyor. 1970’den 2010 yılına kadar geçen her sene, sensizliğin hasret kumaşında, senin yoluna şahitlik ediyor. Teknik Öğretmen okulundaki o hain ellerin, mübarek vücuduna her değişinde, ıstırabı göklerde yankılanan melekler, bugün bir kez daha adına ve andına şahitlik ediyor. Atideki rüzgârlara ısmarladığın hoş seda, üç hilalin haykırışına şahitlik ediyor. Şehidimin son örtüsünde, hürriyetin aktığı al, hilale ve yıldıza şahitlik ediyor. Sensiz geçen kırk yıla, seninle geçen yıllar bir kez daha sesleniyor: Dursun adı, dursun adı… Lise yıllarından itibaren üzerine titrediğin nazlı gelin, başucu sayfalarımızda, noktasından virgülüne, aynı ad aynı şevkle, yazmasındaki elif, hırkasındaki desenle, yüce Allahın izni ve ülkücülerin gayretiyle maziden istikbale gülümsüyor, eylülden nisanlara koşuyor. Oğuz ellerinin mahzun kalan bülbülleri Anadolu coğrafyasına ağlamaklı seslerle söylediği şarkılarda Çırpınırdı Karadeniz’i söylerken, Tanrı Dağlarından Hira Dağlarına en coşkun haliyle dalgalanan ırmağımızda, hala senin parmaklarından süzülen kan, saçlarından süzülen hilaller var. Zile’de okunan sala; Bayburt’ta edilen yeminlere, Bursa’da çalan mehtere, Diyarbakır’da çekilen besmelelere, Trabzon’da okunan destanlara ve memleketin dört bir yanında yekvücut haykırılan aşk mısralarına taze bir şuur katarken Zile’den yükselen sesle Türkistan’dan akan sevdamızın vuslatını cihan seyrediyor. Kırk yılın ilk on beş yılına, serden geçenler kafilesine yeni destanlarla iştirak eden Esendağlar, Duracıklar, Pehlivanoğlular damlıyor. Kırk yılın yirmi yedincisinde Başbuğlar ölmez diye haykırıyor, yağan karla sönmeyen, yürek yangınını hissediyoruz. Nice şehitler, nice yiğitler uğurluyoruz. Fani olanın içinde hapsolmuş küçük dünyalara inat, asırlara el ediyor, çağlara haykırıyoruz: Bu bayrak düşmez yere, ölmedikçe son kuzu… 1970’te kanlı başıyla, sonsuzluk örtüsünden çağlara hitap eden şehidimizin şefaatine nail olabilmek, izine diz vurabilmek, yoluna baş koyabilmek ve tahayyülündeki memleket nizamına mimar olabilmek duası ile… Toprak, çakıl taşlarından müteşekkil kalmamalı. Onu alnındaki izle, damarındaki kanla ve yüreğindeki imanla harmanlayan, gönül pirlerine, ahlak ve şahsiyet abidelerine selam olsun!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Tarih: 23 Kasım  1970… Yiğit Anadolu evladı Dursun Önkuzu’nun Şehadet iklimine göçü ve  tekbirler eşliğinde Site Yurdu’na yürüyen binlerce ülkü eri… Omuzlar  üzerinde genç bir cenaze, gözlerde yaş, yüreklerde ağır bir hüzün ve aşk  seli… Akıl almaz işkenceler akabinde, bir fakülte penceresinden  ebediyete yolculuk… Tüyler ürperten bir çığlık… Ama sessiz, ama  nefessiz… Durmaz gider Önkuzu!</p>
<p>Bir sonbahar yaprağının ailesine, ülküdaşlarına ve sevdalısı olduğu  Türk milletine elvedasıydı; bu Kasım şehadeti. Ancak Hakk’ın huzurunda  eğilen bir başın Hakk’a yürüyüşüydü. Sükutun kıvrıldığı bir fotoğraf  geçidinde, hafızalarımıza nakşeden tefekkür akisli bir simaydı geride  kalan… Ve her birinin gözlerinde bir Dursun kıvılcımı parlayan yüz  binlerce ülkücünün duaları.</p>
<p>Aradan kırk yıl geçti. Seccaden, alnındaki tılsımlı dokunuşa şahitlik  ederken, muhterem validene emanet ederek, “bunu sakla, mahşerde  şahitlik edecek” dediğin ceketlere omuz değdirebilmek için çırpınan bu  gençlik de, ruhundaki yüceliğe şahitlik ediyor. 1970’den 2010 yılına  kadar geçen her sene, sensizliğin hasret kumaşında, senin yoluna  şahitlik ediyor. Teknik Öğretmen okulundaki o hain ellerin, mübarek  vücuduna her değişinde, ıstırabı göklerde yankılanan melekler, bugün bir  kez daha adına ve andına şahitlik ediyor. Atideki rüzgârlara  ısmarladığın hoş seda, üç hilalin haykırışına şahitlik ediyor. Şehidimin  son örtüsünde, hürriyetin aktığı al, hilale ve yıldıza şahitlik ediyor.  Sensiz geçen kırk yıla, seninle geçen yıllar bir kez daha sesleniyor:  Dursun adı, dursun adı…</p>
<p>Lise yıllarından itibaren üzerine titrediğin nazlı gelin, başucu  sayfalarımızda, noktasından virgülüne, aynı ad aynı şevkle, yazmasındaki  elif, hırkasındaki desenle, yüce Allahın izni ve ülkücülerin gayretiyle  maziden istikbale gülümsüyor, eylülden nisanlara koşuyor. Oğuz  ellerinin mahzun kalan bülbülleri Anadolu coğrafyasına ağlamaklı  seslerle söylediği şarkılarda Çırpınırdı Karadeniz’i söylerken, Tanrı  Dağlarından Hira Dağlarına en coşkun haliyle dalgalanan ırmağımızda,  hala senin parmaklarından süzülen kan, saçlarından süzülen hilaller var.</p>
<p>Zile’de okunan sala; Bayburt’ta edilen yeminlere, Bursa’da çalan  mehtere, Diyarbakır’da çekilen besmelelere, Trabzon’da okunan destanlara  ve memleketin dört bir yanında yekvücut haykırılan aşk mısralarına taze  bir şuur katarken Zile’den yükselen sesle Türkistan’dan akan sevdamızın  vuslatını cihan seyrediyor. Kırk yılın ilk on beş yılına, serden  geçenler kafilesine yeni destanlarla iştirak eden Esendağlar,  Duracıklar, Pehlivanoğlular damlıyor. Kırk yılın yirmi yedincisinde  Başbuğlar ölmez diye haykırıyor, yağan karla sönmeyen, yürek yangınını  hissediyoruz. Nice şehitler, nice yiğitler uğurluyoruz. Fani olanın  içinde hapsolmuş küçük dünyalara inat, asırlara el ediyor, çağlara  haykırıyoruz: Bu bayrak düşmez yere, ölmedikçe son kuzu…</p>
<p>1970’te kanlı başıyla, sonsuzluk örtüsünden çağlara hitap eden  şehidimizin şefaatine nail olabilmek, izine diz vurabilmek, yoluna baş  koyabilmek ve tahayyülündeki memleket nizamına mimar olabilmek duası  ile…</p>
<p>Toprak, çakıl taşlarından müteşekkil kalmamalı. Onu alnındaki izle,  damarındaki kanla ve yüreğindeki imanla harmanlayan, gönül pirlerine,  ahlak ve şahsiyet abidelerine selam olsun!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffaruk-kelestimur-sensiz-gecen-kirk-yil.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-sensiz-gecen-kirk-yil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yücel COŞKUN &#8211;  157 Numaralı Yatak / Dursun Önkuzu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yucel-coskun-157-numarali-yatak-dursun-onkuzu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yucel-coskun-157-numarali-yatak-dursun-onkuzu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 21:22:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Önkuzu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1945</guid>
		<description><![CDATA[Tam 40 yıl geçti üzerinden. İnsan ömrü kadar! Kısa süren ömrü, unutulmayacak bir zalimlikle noktalandı. İnanmanın, inandığı gibi yaşamanın bedelini en ağırından ödeyenler arasındaki yerini aldı. Birkaç tane siyaset kalpazanına demokrasi kahramanı diye tapınanlar hatırlamasa da, unutulmadığını hatırlatalım istedik. DURSUN ÖNKUZU Bundan tam 40 yıl önce katledildi. 23/24 Kasım 1970 tarihinde. Nasıl ve ne şekilde şehit edildiğini tekrar tekrar anlatmaya gerek var mıdır? O&#8217;nu tanımayan, O&#8217;nun son anlarını bilmeyen bir milliyetçi var mıdır? Sanmam. O&#8217;nu katledenlerden Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Ali BAŞPINAR&#8217;IN kendi beyanlarına göre: &#8220;23 Kasım 1970 tarihinde Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Dursun ÖNKUZU&#8217;YU önce kaçırarak hapsetmişler sonra bilahare feci şekilde dövmüşlerdir. Bununla da yetinmeyen sanıklar bir bıçakla Dursun Önkuzu&#8217;nun bilek damarlarını kesmişler, ağzına lastik hortum takarak pompayla şişirmek suretiyle vahşiyane bir şekilde öldürüp 3.Kattaki odanın penceresinden atmışlardır&#8221; İşte böyle katledilmiştir ÖNKUZU. *** Yanda görülen resim Dursun ÖNKUZU&#8217;NUN talihsiz olay sonrasında getirildiği hastane odasında çekilmiş resmidir. Birçok kişi için bu resim belki de bir ilktir. Hastane görevlileri için 157 numaralı yataktaki hasta olması dışında bir anlamının olmadığı anlardır. 157 numaralı hasta, şahadeti ile birlikte Türk Milliyetçileri için mücadelenin, azmin ve kararlığının sembolü olmuştur. *** Herkesin artık bitti dediği anlarda, YENİ BİR BAŞLANGIÇ Son nefesteki GÜÇLÜ HAYKIRIŞTIR ÖNKUZU. Artık tamam, benden bu kadar diyenler. O&#8217;nun hatırı ile Bismillah demişlerdir bir kez daha, bir kez daha&#8230; Ülkü denilen güftenin, hiç unutulmayacak bestesidir o artık&#8230; Gözü yaşlı anasının biricik evladı, Şehadetin Cennet&#8217;e açılan kapısıdır. Büyük ideallerin bütün kapıları açan kilidi, Son neferin son nefesi, Şahadet şerbetinin değişmez sakisidir. Can verenler kuşku yok ki O&#8217;nun elinden içtiler şerbeti, O buyur etti ardından gelenleri&#8230; Dündar Taşer&#8217;i, Gün Sazak&#8217;ı, Selçuk DURACIK&#8217;I Galip ERDEM&#8217;İ, Pehlivanoğlu&#8217;nu, Halil ESENDAĞ&#8217;I, Ve binlerce adı anılmayanı O karşıladı CENNETİN kapısında. Bir gün nasip olacak biliyoruz, Ölüm Allah&#8217;ın emri ise korkmuyoruz, Can verip faniden ayrıldığımızda, Önkuzu önden giderken, bütün sevdiklerimiz yanı başımızda, Ayak sürüyeceğiz Cennet&#8217;in insanı yormayan yokuşlarında. *** Dursun ÖNKUZU&#8217;YU katledenlere ne oldu merak eden vardır elbette! Bu davaya Tuğgeneral ALİ ELVERDİ baktı. Hani şu Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının davasına bakan hakim.. Savcısı ise Hâkim Hava Kıdemli Yüzbaşı Askeri Savcı ALİ HÜNER idi. Yargılama DEV-GENÇ davası ile birleştirildi. Askeri Savcı Hukuk Tarihine geçecek mütalaasında şöyle diyordu: &#8220;Dursun ÖNKUZUYU sorguya çekip tehdit eden sanıklar, polisin gelmesiyle telaşa kapılmışlar, gerek yapılan hazırlık tahkikatında, gerekse son tahkikatta dinlenen tanık beyanlarından kat&#8217;i olarak Önkuzu&#8217;nun sanıklar tarafından pencereden atıldığı yolunda bir beyanda bulunulmamış, sadece maktulün pencereden düşerken ve düştükten sonra görüldüğü tanıklarca beyan edilmiştir. Maktulün sanıklarca pencereden atıldığını gören ya da beyan eden her hangi bir şahit yoktur. Dursun Önkuzu sanıklar tarafından pencereden atılarak öldürülmüş müdür? Dursun Önkuzu kendisini pencereden atmış mıdır? Bu iki husus yapılan bütün tahkikatlar boyunca açıklığa ve aydınlığa kavuşturulamamıştır.  Soruşturmada Önkuzu&#8217;nun sanıklarca pencereden atılarak öldürüldüğüne dair  kesin, mukni bir delile rastlanılmamış olması nedeniyle sanıklara isnat edilen Dursun ÖNKUZU&#8217;YU öldürme fiili tekevvün ve teşekkül etmemiştir&#8221; Öyle ya Ali Başpınar&#8217;ın ve diğer sanıkların ifadeleri yeterli delil değildir. Bu kadar süre bir insana işkence yaptıkları, ciğerlerine bisiklet pompası ile hava basacak kadar canileştikleri kabul edilenlerin ÖNKUZU&#8217;YU camdan atarak ölümüne sebebiyet verdikleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Tam 40 yıl geçti üzerinden.<br />
İnsan ömrü kadar!</p>
<p>Kısa süren ömrü, unutulmayacak bir zalimlikle noktalandı.</p>
<p>İnanmanın, inandığı gibi yaşamanın bedelini en ağırından ödeyenler arasındaki yerini aldı.</p>
<p>Birkaç tane siyaset kalpazanına demokrasi kahramanı diye tapınanlar hatırlamasa da, unutulmadığını hatırlatalım istedik.</p>
<p><strong>DURSUN ÖNKUZU</strong></p>
<p>Bundan tam 40 yıl önce katledildi.</p>
<p><strong>23/24 Kasım 1970 tarihinde.</strong></p>
<p>Nasıl ve ne şekilde şehit edildiğini tekrar tekrar anlatmaya gerek var mıdır?</p>
<p>O&#8217;nu tanımayan, O&#8217;nun son anlarını bilmeyen bir milliyetçi var mıdır?</p>
<p>Sanmam.</p>
<p>O&#8217;nu katledenlerden Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Ali BAŞPINAR&#8217;IN kendi beyanlarına göre:</p>
<p>&#8220;<strong>23 Kasım 1970 tarihinde Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu  öğrencisi Dursun ÖNKUZU&#8217;YU önce kaçırarak hapsetmişler sonra bilahare  feci şekilde dövmüşlerdir. Bununla da yetinmeyen sanıklar bir bıçakla  Dursun Önkuzu&#8217;nun bilek damarlarını kesmişler, ağzına lastik hortum  takarak pompayla şişirmek suretiyle vahşiyane bir şekilde öldürüp  3.Kattaki odanın penceresinden atmışlardır</strong>&#8221;</p>
<p>İşte böyle katledilmiştir ÖNKUZU.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yanda  görülen resim Dursun ÖNKUZU&#8217;NUN talihsiz olay sonrasında getirildiği  hastane odasında çekilmiş resmidir. Birçok kişi için bu resim belki de  bir ilktir.</p>
<p><strong>Hastane görevlileri için 157 numaralı yataktaki hasta olması dışında bir anlamının olmadığı anlardır. </strong></p>
<p>157 numaralı hasta, şahadeti ile birlikte Türk Milliyetçileri için mücadelenin, azmin ve kararlığının sembolü olmuştur.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p><strong>Herkesin artık bitti dediği anlarda, </strong></p>
<p><strong>YENİ BİR BAŞLANGIÇ</strong></p>
<p><strong>Son nefesteki GÜÇLÜ HAYKIRIŞTIR ÖNKUZU.</strong></p>
<p><strong>Artık tamam, benden bu kadar diyenler.</strong></p>
<p><strong>O&#8217;nun hatırı ile Bismillah demişlerdir bir kez daha, bir kez daha&#8230;</strong></p>
<p><strong>Ülkü denilen güftenin, hiç unutulmayacak bestesidir o artık&#8230;</strong></p>
<p><strong>Gözü yaşlı anasının biricik evladı,</strong></p>
<p><strong>Şehadetin Cennet&#8217;e açılan kapısıdır.</strong></p>
<p><strong>Büyük ideallerin bütün kapıları açan kilidi,</strong></p>
<p><strong>Son neferin son nefesi,</strong></p>
<p><strong>Şahadet şerbetinin değişmez sakisidir.</strong></p>
<p><strong>Can verenler kuşku yok ki O&#8217;nun elinden içtiler şerbeti,</strong></p>
<p><strong>O buyur etti ardından gelenleri&#8230;</strong></p>
<p><strong>Dündar Taşer&#8217;i, Gün Sazak&#8217;ı, Selçuk DURACIK&#8217;I</strong></p>
<p><strong>Galip ERDEM&#8217;İ, Pehlivanoğlu&#8217;nu, Halil ESENDAĞ&#8217;I,</strong></p>
<p><strong>Ve binlerce adı anılmayanı</strong></p>
<p><strong>O karşıladı CENNETİN kapısında.</strong></p>
<p><strong>Bir gün nasip olacak biliyoruz,</strong></p>
<p><strong>Ölüm Allah&#8217;ın emri ise korkmuyoruz,</strong></p>
<p><strong>Can verip faniden ayrıldığımızda,</strong></p>
<p><strong>Önkuzu önden giderken, bütün sevdiklerimiz yanı başımızda,</strong></p>
<p><strong>Ayak sürüyeceğiz Cennet&#8217;in insanı yormayan yokuşlarında.</strong></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Dursun ÖNKUZU&#8217;YU katledenlere ne oldu merak eden vardır elbette!</p>
<p>Bu davaya Tuğgeneral ALİ ELVERDİ baktı.</p>
<p>Hani şu Deniz GEZMİŞ ve arkadaşlarının davasına bakan hakim..</p>
<p>Savcısı ise Hâkim Hava Kıdemli Yüzbaşı Askeri Savcı ALİ HÜNER idi.</p>
<p>Yargılama DEV-GENÇ davası ile birleştirildi.</p>
<p>Askeri Savcı Hukuk Tarihine geçecek mütalaasında şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;<strong>Dursun ÖNKUZUYU sorguya çekip tehdit eden sanıklar, polisin  gelmesiyle telaşa kapılmışlar, gerek yapılan hazırlık tahkikatında,  gerekse son tahkikatta dinlenen tanık beyanlarından kat&#8217;i olarak  Önkuzu&#8217;nun sanıklar tarafından pencereden atıldığı yolunda bir beyanda  bulunulmamış, sadece maktulün pencereden düşerken ve düştükten sonra  görüldüğü tanıklarca beyan edilmiştir. Maktulün sanıklarca pencereden  atıldığını gören ya da beyan eden her hangi bir şahit yoktur. Dursun  Önkuzu sanıklar tarafından pencereden atılarak öldürülmüş müdür? Dursun  Önkuzu kendisini pencereden atmış mıdır? Bu iki husus yapılan bütün  tahkikatlar boyunca açıklığa ve aydınlığa kavuşturulamamıştır.   Soruşturmada Önkuzu&#8217;nun sanıklarca pencereden atılarak öldürüldüğüne  dair  kesin, mukni bir delile rastlanılmamış olması nedeniyle sanıklara  isnat edilen Dursun ÖNKUZU&#8217;YU öldürme fiili tekevvün ve teşekkül etmemiştir</strong>&#8221;</p>
<p>Öyle ya Ali Başpınar&#8217;ın ve diğer sanıkların ifadeleri yeterli delil değildir.</p>
<p>Bu kadar süre bir insana işkence yaptıkları, ciğerlerine bisiklet  pompası ile hava basacak kadar canileştikleri kabul edilenlerin  ÖNKUZU&#8217;YU camdan atarak ölümüne sebebiyet verdikleri konusunda ikna  edici delil olmadığını söyleyen bir anlayış en nazik ifadesi ile vicdan  yoksunudur. Bu mütalaa bir hukuk ayıbı olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p>Peki, yargılama sonunda ne oldu?</p>
<p>Dev-Genç Sanıklardan bir kısmının aldığı cezalar şu şekilde:</p>
<p>Örgüt üyeliğinden,</p>
<p><strong>Mehmet ALİ KABAKOĞLU 20 YIL</strong></p>
<p><strong>Adnan ALTIPARMAK 20 YIL</strong></p>
<p><strong>SABRİ UYAR 20 YIL</strong></p>
<p><strong>MEHMET ÖZDEMİR 20 YIL</strong></p>
<p><strong>SABRİ UÇAR 8 YIL 4 AY</strong></p>
<p><strong>ŞEFİK ŞENEL 13 YIL 4 AY</strong></p>
<p><strong>AKİF ATASAYAR 13 YIL 4 AY</strong></p>
<p><strong>CEM UYAR 12 YIL</strong></p>
<p><strong>ALİ BAŞPINAR 10 YIL </strong></p>
<p><strong>FİKRİ AYTAN 10 YIL</strong></p>
<p><strong>FERİDUN TAMİRER 12 YIL</strong></p>
<p>Kararın verildiği tarihten kısa bir süre sonra Mayıs 1974 tarihinde GENEL AF çıktığını da belirtmekte yarar var.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Son olarak</p>
<p>Kaderin milliyetçilere bir hatırlatması olsa gerek,</p>
<p>40 yıl sonra</p>
<p>Yine bir Kasım Ayında</p>
<p>Memleketin tertemiz, gencecik ve namuslu bir evladı daha toprağın kara bağrına düştü..</p>
<p><strong>Hasan ŞİMŞEK&#8230;</strong></p>
<p>Allah mekânını Cennet etsin.</p>
<p>Bir daha yaşanmasın ölümler&#8230;</p>
<p><em>Bu yazı</em> <a href="http://www.etikhaber.com/">www.etikhaber.com</a> <em>sitesinden alınmıştır.</em></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyucel-coskun-157-numarali-yatak-dursun-onkuzu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yucel-coskun-157-numarali-yatak-dursun-onkuzu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-6.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 21:19:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1940</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları, Bu haftaki grup konuşmama başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Bir Kurban Bayramını daha geride bırakmış bulunmaktayız. Bayramlar; sevinçlerimizin paylaşılmasında, kederlerimizin azalmasında, özlemlerimizin dinmesinde bizlere çok değerli fırsatlar sunmaktadır. Ne var ki, her bayram öncesi ve sonrasında olduğu gibi, bu bayramda da trafik terörünün neden olduğu ağır bilanço milletimizi derinden üzmüştür. Yurdumuzun değişik yörelerinde meydana gelen kazalarda, çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır. Artık vahim bir boyut kazanan ve çok büyük acılara sebep olan trafik facialarının önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması bir zorunluluk haline gelmiştir. Bayramda gülmesi gereken yüzlerin ağlamasına, kavuşması gereken yüreklerin dağlanmasına ve umutların yollarda kaybolup gitmesine bir son verilmesi önümüzdeki en acil konular arasındadır. İnsan hayatının değersiz olmadığını göstermek için, iktidar partisinin sorumluluk alması kaçınılmaz bir hal almıştır. Duble yol yapmakla övünen AKP iktidarını, kazaların nedenleri ve önleyici tedbirlerin bir an önce alınması üstüne düşünmeye, özellikle şehir içi trafiğindeki artan yoğunluğun hafifletilmesi amacıyla lazım gelen girişimleri başlatması için gecikmeksizin harekete geçmeye davet ediyorum. Bu vesileyle, bayram tatili süresince meydana gelen kazalarda Hakk’ın rahmetine kavuşan vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara ise acil şifalar diliyorum. Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Bildiğiniz gibi yarın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlayacağız ve muhterem öğretmenlerimizin üzerlerimizdeki emeklerini bir kez daha hayırla ve hürmetle yâd edeceğiz. Böylelikle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Başöğretmenlik unvanının verilişinin 82. ve bu anlamlı günün ‘Öğretmenler Günü’ olarak kutlanmaya başlanmasının da 29. yıl dönümünü idrak etmiş olacağız. Elbette öğretmenlerimizin değerini ve önemini yalnızca bir günle sınırlamak mümkün değildir, doğru da olmayacaktır. Onların fedakâr ve özverili çalışmalarını, milletimizin gelişmesi ve aydınlanması amacıyla gösterdikleri eşsiz çabayı her fırsatta takdir etmek ve haklarını teslim etmek hepimize düşen en temel sorumluluklardan birisi olmalıdır. Geleceğimizin güvenceleri olan çocuklarımızı hayata hazırlayan, bilgiyle tanıştıran ve onlara irfan kazandıran öğretmenlerimizin bizim için önemi çok büyüktür. Sahip oldukları bilgi, kültür ve tecrübeyi; anlatarak, göstererek, benimseterek çocuklarımıza kazandıran, böylece kuşaklar arası sürekliliğin sağlanmasına da büyük bir katkı sağlayan öğretmenlerimiz, bu özelliklerinden dolayı yaşadıkları çevrenin öncüsüdürler. Bilgiyle doldurulmuş zihinlerin yanında, zekâyla duyguları birleştirerek evlatlarımızın kendilerini tanımalarına ortam hazırlayan, beyin ve kalbin terkibinden filizlenmiş bir eğitim sürecini de hayata geçirmek için uğraşan değerli öğretmenlerimizin bu gayretleri bizim açımızdan takdire şayandır. Adı üstünde, milli eğitim sistemimizin işleyişi, gelişmesi ve geniş toplum kesimlerine bir bütünlük ve kural dâhilinde ulaşması en başta öğretmenlerimiz vasıtasıyla olacaktır. Vatandaşlarımızın millet ve devlet hayatındaki hak ve yükümlülüklerinin farkına varmaları tabiidir ki ilk önce öğretmenlerimiz sayesinde gerçekleşmektedir. Açıktır ki, milli kimliğin oluşmasında, tarih şuurunun özümsenmesinde, millet bilincinin anlaşılmasında ve yerleşmesinde öğretmenlerin önemli bir işlevi vardır. Ne var ki, kısıtlı imkânlar çerçevesinde ve hayatın getirdiği birçok zorluklara takılmadan gelecek nesillerin hazırlanmasını ve yetişmesini sağlayan öğretmenlerimizin gereken ilgiye mazhar olduklarını söylemekten çok uzakta olduğumuz da bir gerçektir. Maddi sorunların baskısı altında ezilen, itibar ve saygınlığı her geçen gün zayıflayan bir mesleğin Türkiye’nin güçlenmesi, milletimizin ilerlemesi yolunda ne denli katkı sağlayacağı tartışmalı bir konu olarak karşımızdadır. Her şeyin en iyisine layık olan öğretmenlerimizin hala en temel ihtiyaçlarını gidermekte zorluk çekmeleri, ekonomik problemler karşısında çaresiz kalmaları en başta iktidar partisinin bir ayıbıdır ve boynuna asılmış utanç...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Değerli Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Bu haftaki grup konuşmama başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Bir Kurban Bayramını daha geride bırakmış bulunmaktayız.</p>
<p>Bayramlar; sevinçlerimizin paylaşılmasında, kederlerimizin  azalmasında, özlemlerimizin dinmesinde bizlere çok değerli fırsatlar  sunmaktadır.</p>
<p>Ne var ki, her bayram öncesi ve sonrasında olduğu gibi, bu bayramda  da trafik terörünün neden olduğu ağır bilanço milletimizi derinden  üzmüştür.</p>
<p>Yurdumuzun değişik yörelerinde meydana gelen kazalarda, çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır.</p>
<p>Artık vahim bir boyut kazanan ve çok büyük acılara sebep olan trafik  facialarının önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması bir zorunluluk  haline gelmiştir.</p>
<p>Bayramda gülmesi gereken yüzlerin ağlamasına, kavuşması gereken  yüreklerin dağlanmasına ve umutların yollarda kaybolup gitmesine bir son  verilmesi önümüzdeki en acil konular arasındadır.</p>
<p>İnsan hayatının değersiz olmadığını göstermek için, iktidar partisinin sorumluluk alması kaçınılmaz bir hal almıştır.</p>
<p>Duble yol yapmakla övünen AKP iktidarını, kazaların nedenleri ve  önleyici tedbirlerin bir an önce alınması üstüne düşünmeye, özellikle  şehir içi trafiğindeki artan yoğunluğun hafifletilmesi amacıyla lazım  gelen girişimleri başlatması için gecikmeksizin harekete geçmeye davet  ediyorum.</p>
<p>Bu vesileyle, bayram tatili süresince meydana gelen kazalarda Hakk’ın  rahmetine kavuşan vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet,  yakınlarına başsağlığı ve yaralılara ise acil şifalar diliyorum.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Bildiğiniz gibi yarın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlayacağız ve  muhterem öğretmenlerimizin üzerlerimizdeki emeklerini bir kez daha  hayırla ve hürmetle yâd edeceğiz.</p>
<p>Böylelikle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e,  Başöğretmenlik unvanının verilişinin 82. ve bu anlamlı günün  ‘Öğretmenler Günü’ olarak kutlanmaya başlanmasının da 29. yıl dönümünü  idrak etmiş olacağız.</p>
<p>Elbette öğretmenlerimizin değerini ve önemini yalnızca bir günle sınırlamak mümkün değildir, doğru da olmayacaktır.</p>
<p>Onların fedakâr ve özverili çalışmalarını, milletimizin gelişmesi ve  aydınlanması amacıyla gösterdikleri eşsiz çabayı her fırsatta takdir  etmek ve haklarını teslim etmek hepimize düşen en temel sorumluluklardan  birisi olmalıdır.</p>
<p>Geleceğimizin güvenceleri olan çocuklarımızı hayata hazırlayan,  bilgiyle tanıştıran ve onlara irfan kazandıran öğretmenlerimizin bizim  için önemi çok büyüktür.</p>
<p>Sahip oldukları bilgi, kültür ve tecrübeyi; anlatarak, göstererek,  benimseterek çocuklarımıza kazandıran, böylece kuşaklar arası  sürekliliğin sağlanmasına da büyük bir katkı sağlayan öğretmenlerimiz,  bu özelliklerinden dolayı yaşadıkları çevrenin öncüsüdürler.</p>
<p>Bilgiyle doldurulmuş zihinlerin yanında, zekâyla duyguları  birleştirerek evlatlarımızın kendilerini tanımalarına ortam hazırlayan,  beyin ve kalbin terkibinden filizlenmiş bir eğitim sürecini de hayata  geçirmek için uğraşan değerli öğretmenlerimizin bu gayretleri bizim  açımızdan takdire şayandır.</p>
<p>Adı üstünde, milli eğitim sistemimizin işleyişi, gelişmesi ve geniş  toplum kesimlerine bir bütünlük ve kural dâhilinde ulaşması en başta  öğretmenlerimiz vasıtasıyla olacaktır.</p>
<p>Vatandaşlarımızın millet ve devlet hayatındaki hak ve  yükümlülüklerinin farkına varmaları tabiidir ki ilk önce öğretmenlerimiz  sayesinde gerçekleşmektedir.</p>
<p>Açıktır ki, milli kimliğin oluşmasında, tarih şuurunun  özümsenmesinde, millet bilincinin anlaşılmasında ve yerleşmesinde  öğretmenlerin önemli bir işlevi vardır.</p>
<p>Ne var ki, kısıtlı imkânlar çerçevesinde ve hayatın getirdiği birçok  zorluklara takılmadan gelecek nesillerin hazırlanmasını ve yetişmesini  sağlayan öğretmenlerimizin gereken ilgiye mazhar olduklarını söylemekten  çok uzakta olduğumuz da bir gerçektir.</p>
<p>Maddi sorunların baskısı altında ezilen, itibar ve saygınlığı her  geçen gün zayıflayan bir mesleğin Türkiye’nin güçlenmesi, milletimizin  ilerlemesi yolunda ne denli katkı sağlayacağı tartışmalı bir konu olarak  karşımızdadır.</p>
<p>Her şeyin en iyisine layık olan öğretmenlerimizin hala en temel  ihtiyaçlarını gidermekte zorluk çekmeleri, ekonomik problemler  karşısında çaresiz kalmaları en başta iktidar partisinin bir ayıbıdır ve  boynuna asılmış utanç vesikasıdır.</p>
<p>Ülkemizde dört kişilik bir ailenin ortalama gıda ve barınma  harcamalarının bin ikiyüz lirayı geçtiği düşünüldüğünde,  öğretmenlerimizin nasıl bir ekonomik açmaz ve çelişkilerle görevlerini  yapmaya çalıştıklarını daha iyi anlamamız mümkün olacaktır.</p>
<p>Hepimizin üzerinde eşsiz hakları olan öğretmenlerin, katlanan ve  derinleşen sorunlarına çözüm ve çare bulunmazsa, geleceğin mutlu ve  müreffeh ülke idealine ulaşmamamız imkânsız olacaktır.</p>
<p>Meselenin yalnızca parasal boyutunun olmadığı, eğitim sisteminin ve  öğretmenlerimizin çok yönlü bir reforma ve iyileştirmeye tabi  tutulmalarının gerektiği de ortadadır.</p>
<p>Eğer millet olarak, bugün karşımıza dikilen sorunlar yumağını etkili  ve temelli bir şekilde çözemiyorsak, bunda çatırdayan eğitim yapısının  ve kendi kaderine terk edilen ve bir kenara itilen öğretmenlerimize hak  ettikleri şartların hazırlanmamasının büyük bir payı olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p>Bir toplumun muhatap olduğu problemlerin ortadan kaldırılması,  değilse bile azaltılması için, entelektüel düzeyde tartışmanın ve  ulaşılacak sonuçların kavramsallaştırılmasının çok büyük bir katkısı  olacağını unutmamız gerekmektedir.</p>
<p>Bu konuda öğretmenlerimize ne kadar büyük bir görev düştüğü malumunuzdur.</p>
<p>Sorgulayan, sorumluluk alan, birlikte yaşamanın asgari şartlarını  benimsemiş, çağın yönelimlerini ve eğilimlerini berrak bir zihinle  kavrayan, eleştirisel bir bakış açısına sahip ve analitik düşünme  yeteneğine kavuşmuş nesiller tartışmasız öğretmenlerimizin eseri  olacaktır.</p>
<p>Ayrıca, sürekli değişen ve her yıl yeni baştan ele alınan sınav ve  öğretim sistemi, iktidar partisinin ders kitaplarına kadar giren siyasi  propagandası ve eğitimin milli niteliğinin hiçbir dönemde olmadığı kadar  aşınması, elbette öğretmenlerimizi sıkan ve bunaltan diğer sorun  alanları olmuştur.</p>
<p>Bundan dolayı, öncelikle ilköğretim çağındaki evlatlarımız yalnızca  adı milli olarak kalmış eğitim yapısı altında, ne yapacaklarını  şaşırmış, aileler umutsuz ve karamsar bir duruma gelmişlerdir.</p>
<p>Eğitim sistemini yapboz tahtasına çeviren AKP hükümeti, aklında ve  hedefinde olan milli niteliği zayıflatılmış, öğretmeni huzursuz ve  mutsuz olan bir eğitim ve öğretim yapısını hayata geçirmek için var  gücüyle uğraşmaktadır.</p>
<p>Eğer ülkemizi yeniden ayağa kaldırmak, sözü dinlenen ve kudretli bir  konuma getirmek istiyorsak, mutlaka eğitim ve öğretimin sorunlarını ve  öğretmenlerimizin sıkıntılarını bitirmek durumundayız.</p>
<p>Görünen o ki, AKP’yle birlikte, bunlara ulaşmak artık mümkün değildir.</p>
<p>Hükümetin baskı ve zulümleri, görevden alınmalar, sürgünler, yandaş  bir sendikanın tehdit yoluyla üye kazanmaya çalışması öğretmenlerimizin  yaşadığı hazin ve dramatik olaylar arasındadır.</p>
<p>Sırf vatan ve millet sevgisinden dolayı siyasi eziyetlere maruz  kalan, dışlanan, üzülen, hakaretamiz davranışlara muhatap olan,  düşüncelerinden ve milli duruşlarından dolayı hak kayıplarına uğrayan  değerli öğretmenlerimizin hesabını da mutlaka soracağımızı, bunları  yapanların yanına asla bırakmayacağımızı da bu vesileyle hatırlamak ve  ilgililerine duyurmak istiyorum.</p>
<p>Bize göre, öğretmenlerimizin elinden tutulmasının ve layık oldukları  ekonomik ve sosyal seviyeye taşınmalarının vakti gelmiştir ve hatta  geçmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu kapsamda olmak üzere parti olarak öğretmenlerimize yönelik önerilerimiz şimdilik şunlardan ibaret olacaktır:</span></p>
<p>√     Yetersiz ve komik bir hal alan ek ders ücretlerinin yükseltilmesi ve tatillerde de verilmesi,</p>
<p>√     Öğretmenlerin yıpranma tazminatı almaları,</p>
<p>√     Eğitim ve öğretim tazminatının yükseltilmesi</p>
<p>√     Öğretmen taban aylığının artırılması,</p>
<p>√     Büyük şehirlerde lojman imkânının sağlanması,</p>
<p>√     Sözleşmeli öğretmenliğin çoğalan sorunlarının bitirilmesi,</p>
<p>√     Ve aday öğretmenlerin atanmasıyla ilgili engellerin ortadan  kaldırılması ve karşılaştıkları güçlüklerin bertaraf edilmesi  gerekmektedir.</p>
<p>Bizim, öğretmenlerimize yapılacak olan her iyi ve olumlu düzenlemenin yanında ve arkasında duracağımızı herkes bilmelidir.</p>
<p>Bunların yanı sıra eli, gözü, dikkati, muhakemeyi eğiten; duyguları  geliştiren, iradeyi güçlendiren, girişimciliği teşvik eden, azim ve  dayanıklılığı kuvvetlendiren bir eğitim anlayışının gelişmesi ve  yerleşmesi için, öğretmenlerimizin üzerlerine düşen sorumlulukları  yerine getireceklerine yürekten inanıyorum.</p>
<p>24 Kasım Öğretmenler Günü’nün tüm öğretmenlerimize hayırlı uğurlu  olmasını temenni ediyor, hepsini kutluyor, sevgi ve saygılarımı  sunuyorum.</p>
<p>Cumhuriyetimizin kurucusu ve Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e  ve hayatta olmayan muhterem öğretmenlerimize de Cenab-ı Allah’tan  rahmet diliyorum.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Türkiye, son elli yılının en uzun süreli tek başına iktidarını Adalet ve Kalkınma Partisiyle birlikte görmüş ve yaşamıştır.</p>
<p>18 Kasım 2010 tarihi itibariyle AKP iktidarının sekizinci yılı dolmuş ve dokuzuncu yılından gün almaya başlamıştır.</p>
<p>Bu süre zarfında; 58, 59 ve 60. Cumhuriyet hükümetleri AKP tarafından kurulmuştur.</p>
<p>Takdir edersiniz ki, sekiz yıl bir iktidar için uzun süredir ve  milletimizin sorunlarının çözülmesi için son derece elverişli bir zaman  aralığıdır.</p>
<p>Özellikle, 2007 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanlığı makamına AKP’de  görev yapmış siyasi bir kişinin seçilmesi de, ileri sürülebilecek her  türlü mazereti ortadan kaldırmış; kararların alınması, projelerin  uygulanması ve vaatlerin yerine getirilmesi konusunda tam bir mutabakat  ortamının doğmasına neden olmuştur.</p>
<p>Her ne kadar görünürdeki manzara böyle olsa da, AKP hükümeti her  alandaki başarısızlığının ve siyasi yetersizliğinin acı faturasını  milletimize pahalıya ödetmiştir.</p>
<p>AKP, demokrasinin imkânları sayesinde elde ettiği hükümet etme  görevini layıkıyla yerine getirememiş; döneminde yozlaşma, yoksulluk ve  yolsuzluk genel geçer bir kural haline gelmiştir.</p>
<p>3 Kasım 2002 seçimlerinin öncesinde ve sonrasında sağduyunun hâkim  olacağı bir Türkiye inşa edeceklerini ısrarla iddia eden Başbakan  Erdoğan, bunun yerine herkesin birbirinden kuşku duyduğu, toplumsal  güven ve işbirliğinin öldürücü darbeler aldığı bir ülke haline  gerilememize ön ayak olmuştur.</p>
<p>AKP’yle geçen yıllar milletimizi yormuş, hırpalamış, bunaltmış ve umutsuzluğa sevk etmiştir.</p>
<p>Ekonomiden kültüre, spordan sanata, dış politikadan güvenliğe, milli  kimlikten bin yıllık kardeşliğimize kadar tahrip olmamış ve zedelenmemiş  hiçbir alan kalmamıştır.</p>
<p>Türkiye’nin AKP’yle birlikte deyim yerindeyse çivisi çıkmış; en adi  suçlarda, cinayetlerde ve toplumsal huzursuzlukta endişe verici bir  artış görülmüştür.</p>
<p>Milletimiz mutsuz ve rahatsız, kurumlar kavgalı ve gerilimli, adalet  sancılı ve taraflı, ekonomi tükenmiş ve krizlerle aciz bir hale  gelmiştir.</p>
<p>AKP’yle birlikte; demokrasi, özgürlük, millet iradesi gibi olumlu  kavramlar asıl anlamlarından uzaklaştırılmış ve her fırsatta istismar  edilmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın yönetiminde milli ve vicdanı bütün ayar ve  ölçüler bozulmuş; teslimiyetin başarı, krizin fırsat, tavizin zafer,  bölücülüğün hak, kutuplaşmanın millet iradesi, çürümüşlüğün gelişme  olarak sunulduğu karanlık bir dönem geride kalmıştır.</p>
<p>İddiaları ile yaptıkları arasında derin bir çelişki olan AKP  zihniyeti, Türkiye’yi geri ve içinden çıkılması zor bir çıkmaza  sürüklemiştir.</p>
<p>Milli meselelere duyarsız ve vurdumduymaz yaklaşan iktidar  partisinin, küresel destekçilerinin gözüne girebilmek maksadıyla  girmeyeceği kılık, vermeyeceği zarar ve yıkmayacağı değer olmayacağı  geçmiş yıllarda çok net olarak anlaşılmıştır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP’yle geçen sekiz talihsiz yılın içerisinde;</span></p>
<p>√     Ermeni Kiliseleri onarılmış ve maç bahanesiyle tarihi tezlerimiz tartışmaya açılmış,</p>
<p>√     ‘İnançlarımıza güveniyoruz’ sözleriyle, yıllarca kapalı tutulan Ortodoks Kilisesinin ibadete başlaması sağlanmış,</p>
<p>√     Patrikhane övülmüş, Heybeliada Ruhban okulunun faaliyete geçmesi için çalışmalara başlanmış,</p>
<p>√     Milli davamız Kıbrıs AB, ABD ve Rumların merhametine terk edilmiş,</p>
<p>√     Peşmerge reisleri kırmızı halılarla karşılanmış ve abi denilerek saygı gösterilmiş,</p>
<p>√     AB’nin dayatma ve talimatlarına boyun eğilmiş, sessiz kalınmış,</p>
<p>√     Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı sıfatıyla, yakın  coğrafyalarımızdaki Müslüman kardeşlerimizin katline göz yumulmuş ve  sorumlularıyla demokratik ortaklık bağı oluşturulmuş,</p>
<p>√     Başörtüsü sürekli olarak istismar edilmiş ve belirsizliğe mahkûm edilmiş,</p>
<p>√     Teröristler davul zurnayla sınırlarda karşılanmış ve adrese teslim mahkemeler kurulmuş,</p>
<p>√     Teröristler ümitlendirilmiş, İmralı canavarıyla masaya oturulmuş,</p>
<p>√     PKK terör örgütünün siyasallaşması için bütün şartlar olgunlaştırılmış,</p>
<p>√     Medya baskı altına alınmış, kamu kaynakları yandaşlara peşkeş çekilmiş,</p>
<p>√     İş âlemi devlet imkânlarıyla sindirilmiş ve siyasi haciz altına alınmış,</p>
<p>√     Ve kayırmacılık, partizanlık en ileri aşamaya taşınmış ve  ‘bizden sizden’ ayrımı hiçbir dönemde olmadığı kadar hayat bulmuştur.<br />
Adalet  ve Kalkınma Partisi’nin hükümet sorumluluğu taşıdığı yılların  hafızalarda kalan acı, ama bir o kadar da gerçek özellikleri özet olarak  bunlardan ibarettir.</p>
<p>Bunların daha fazlasının olduğunu sizler çok iyi biliyorsunuz.</p>
<p>AKP’yle birlikte Cumhuriyetimizin temelleri sarsılmış, milli kabullerimizle hesaplaşmak isteyen çevreler iştahlanmışlardır.</p>
<p>Milletimizin hiç şahit olmadığı rezaletler bu dönemde vasat bulmuş,  hıyanet saklandığı mahzenden başını çıkartmış, fitne belini doğrultmuş,  Türk’e düşman çevreler AKP’nin sönmeye yüz tutmuş ampulünün altında bir  araya gelmişlerdir.</p>
<p>Bu iktidarla birlikte milletimiz otuz altıya bölünmüş, Türk kimliği  eğilmiş ve bükülmüş, Türkçenin karşısına mahalli düzeyde kullanılan bir  dilin çıkarılmasına ve devlet eliyle açılan bir televizyon kanalıyla da  toplumsallaştırılma çabalarına şahit olunmuştur.</p>
<p>Milli devlet yapımız AKP’yle birlikte arkadan hançer üstüne hançer  yemiş, bölücü mihraklar kolları sıvayarak hain taleplerini birer birer  kendilerine çanak tutan bu iktidarın önüne koymuşlardır.</p>
<p>Türkiye AKP’yle yıllarca süren davalara şahit olmuş, toplumsal  cepheleşme zincirlerinden boşanırcasına her tarafa yayılmış ve milli  birliğimizi tehdit eder bir hale gelmiştir.</p>
<p>Telefon dinlemeleriyle ilgili kuşkular her bir vatandaşımızı  kaygılandırmış, özel hayatın mahremiyetine hiçbir saygı  gösterilmemiştir.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidar yıllarında kriz olmuş, kaos olmuş, toplumsal kargaşayı tetiklemiş ve artırmıştır.</p>
<p>Ve bunun adına da ‘her şey Türkiye için’ denilmiş, ‘beraber yürüdük  biz bu yollarda’ sözleriyle milletimiz aldatılmış, kandırılmış ve  yıllarca oyalanmıştır.</p>
<p>Gelişme, zenginleşme, büyüme ve kalkınma yalnızca sözde kalmış;  bunların yerine ortaya milyonlarca işsizin ve yoksulun bulunduğu hazin  bir Türkiye gerçeği çıkmıştır.</p>
<p>Ekonomi üzerindeki toplumsal denetimler ortadan kalkmış, güçlünün  zayıfı ezmesine, sosyolojik anlamda çevreyle merkez arasındaki mesafenin  büyümesine bu hükümet döneminde daha fazla şahit olunmuştur.</p>
<p>AKP iktidarları süresince yeni ekonomik ufuklar belirlenememiş,  geleneksel kalıpların dışına çıkılamamış, üreten ve istihdamı artıran  bir ekonomi modeli tesis edilememiştir.</p>
<p>Vatandaşlarımızın hayat standartları AKP döneminde gerilemiş, borçlar  yükselmiş, gelirler azalmış ve çiftçiden sanayiciye, esnaftan emekliye,  işçiden memura kadar halinden ve durumundan dolayı memnuniyet içinde  olan hiç kimseye rastlanılmamıştır.</p>
<p>Ülkemizin Dünya’nın gelişmiş ilk 20 ekonomisi arasında yer almasıyla  iftihar edilmiş, ancak İnsani Gelişme Raporu’nda 169 ülke arasında 83.  sırada olması ve kişi başına gelir büyüklüğü bakımından da 191 ülke  arasında 41. sırada bulunması nedense hiçbir AKP’li yöneticinin ve  Başbakan’ın aklına ve gündemine gelmemiştir.</p>
<p>Geldiğimiz bugünkü aşamada, belirsizlik sarmalı, cepheleşme  eğilimleri ve umutsuzluk dalgası, korku girdabı, kavga ortamı eğer bir  gelişmeyse, doğrudur ülkemiz bu konularda fazlasıyla palazlanmış ve  bendini aşmıştır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, hırçın ve uzlaşmadan uzak siyasi özellikleriyle,  her meseleyi çatışma zeminine çekmiş, zalimin nasıl mazlum rol  takınacağını devri iktidarında en açık biçimde göstermiştir.</p>
<p>Bu zihniyetin yaptıkları neticesinde, değerlerle ve ahlakla iç içe  olması gereken siyasi hayat, gerçeklerle bağını koparmış ve kısır  çekişmelerin, sonu olmayan polemiklerin, yalanın ve talanın merkez üssü  haline dönüşmüştür.</p>
<p>Nitekim adil ve adaletli bir toplum vizyonuna ulaşmak maksadıyla, her  durumda doğru davranış biçimini bulabilmek için diyalog ve uzlaşma  niyetlerini somutlaştırması gereken siyaset kurumu dejenere olmuş,  yıpranmış ve değer üretemez bir duruma düşmüştür.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşları, aldıkları yetkiyi yerinde,  düzgün ve hakkaniyetli bir şekilde kullanmamışlar; milletimizin  beklentilerine cevap üretememişlerdir.</p>
<p>Nihayetinde AKP hükümetleri döneminde, milletimize verilen sözlerin  hiçbiri tam olarak tutulamamış, vatandaşlarımızın huzur ve refaha  ulaşmaları sağlanamamıştır.</p>
<p>2002 yılı seçimleri öncesinde, ‘tek başına iş başına’ sloganıyla  meydanlarda sesini duyuran AKP zihniyetinin, bu hedefinin arkasındaki  sır perdesi bugün aralanmış ve netlik kazanmıştır.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi ülkemizi soymak ve milletimizin kardeşliğini sakatlamak için tek başına iktidar olmak istemiştir. <span style="text-decoration: underline;">Ve bunda şimdiye kadar başarılı olmuştur.</span></p>
<p>Türk’ü etnik yapı mertebesine indirmek için iş başına gelmesi istenmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Bu uğursuz yolda da kararlılıkla devam etmektedir.</span></p>
<p>Bağımsızlığımızı, egemenliğimizi Brüksel’e devretmek için tek başına olması gerekmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Bugüne kadar bu uğurda emin adımlarla ilerlemiştir.</span></p>
<p>Eşkıyayı ovaya indirmesi, Kandil’le mutabakat sağlaması, İmralı canavarının affedilmesi için iş başında olması gerekmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Bu siparişlerin gereğini yapmak kaydıyla kendisini destekleyen küresel çevreleri hiç yanıltmamıştır.</span></p>
<p>Irak’ın işgal edilmesine, milyonlarca Müslüman kardeşimizin seri  cinayetlerle kurban edilmesine, yüzbinlerce Irak’lı kadının dul  kalmasına neden olacak kanlı küresel projelerin hayat bulması için tek  başına olması gerekmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Ve bütün bu vahşet iktidara gelişinden hemen sonra maalesef gerçekleşmiştir.</span></p>
<p>Tarihimizin sorgulanması, milletimizin ayrışması ve üniter devlet  yapımızın zayıflatılması için AKP’nin iş başına gelmesi arzulanmıştır. <span style="text-decoration: underline;">Geride kalan yıllar bu alçak hedeflere ulaşılmak için nelerin yapıldığını bizlere açıkça kanıtlamıştır.</span></p>
<p>PKK açılımının kurdelesinin kesilmesi, peşmerge reislerinin kabul  görmesi ve bin yıllık kardeşliğimizin tarumar edilmesi için AKP’nin iş  başında olması istenmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Bu şer emelleri projelendirenlerin ne kadar doğru bir seçim yaptıkları şimdi daha da iyi anlaşılmıştır.</span></p>
<p>Bayrağımızın, dilimizin, birliğimizin, dirliğimizin ve vazgeçilmez  milli ilkelerimizin alaşağı edilmesi için AKP’nin tek başına olması için  çaba sarf edilmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Yapılan tercihin ne kadar yerinde olduğu bugün daha da belirginlik kazanmıştır.</span></p>
<p>Türkiye’nin sıfır sorun politikasıyla, küresel projelerin  taşeronluğunu yapması için AKP’nin iş başında olması gerekli  görülmüştür. <span style="text-decoration: underline;">Gelişmeler ve acı gerçekler ne yazık ki bu yönde olmuştur.</span></p>
<p>Erbil’in, Erivan’ın, Kandil’in, Vashington’un, Brüksel’in  umutlanmasına karşılık Ankara’nın kararması için AKP’nin tek başına  olması icap etmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Gerçekten de süreç istenildiği ve beklenildiği gibi işlemiştir.</span></p>
<p>İsrail’e sahte diklenmeler yapılması, mazlum Filistinli  kardeşlerimizin istismar edilmesi ve bu yolla da küresel operasyonların  İslam coğrafyasında rahatlıkla karşılık bulmasını temin etmek için Recep  Tayyip Erdoğan’ın tek başına iktidar olması istenmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Bunun acı ve insanlık dışı sonuçları da tüm açıklığıyla ortadadır.</span></p>
<p>ABD’nin, enerji hatlarının ve ulaştırma yollarının güvenliğini teslim  edeceği ve koridor olmayı kabullenmiş bir iktidar varlığı için AKP’nin  iş başına gelmesi gerekmiştir. <span style="text-decoration: underline;">Gelişmeler nasıl başarılı ve doğru bir seçim yapıldığını bizlere hazin bir biçimde göstermiştir.</span></p>
<p>Yüksek faiz, düşük kur ve gidecek istikamet arayan sıcak paranın  sonucu olarak; yerli sanayimizin çökmesi, milli varlıklarımızın elden  çıkarılması, ithal malların sel gibi ülkemizin üretimini tehdit etmesi  için AKP’nin tek başına olması öngörülmüştür. <span style="text-decoration: underline;">Tecrübelerimiz ve yaşadıklarımız AKP’yle belirlenen hedeflere ulaşıldığına işaret etmektedir.</span></p>
<p>Türkiye’yi yıkmak, bölünmüş, ayrışmış, ufalanmış ve dağılmış bir  millet haline gerilememiz için AKP’nin tek başına, Recep Tayyip  Erdoğan’ın da iş başına gelmesi projelendirilmiş ve oluşturulan bu  karanlık iktidar döneminin sancıları sekiz yıldır alabildiğine  yaşanmıştır.</p>
<p>İşte AKP budur, iş başına gelmesinin, iktidar olmasının çirkin ve dayanılmaz sonuçları bunlardan ibarettir.</p>
<p>AKP halen iş başında olsa da, tek başına aziz milletimize ve  devletimize ne kadar zarar verse de, yaptıklarından dolayı hesaba  çekileceği gün yakındır.</p>
<p>Hiçbir küresel angajmana ve çekim alanına kapılmayan Milliyetçi  Hareket Partisi, yalnızca büyük Türk milletinden aldığı güç ve destekle  arka arkaya sıralanmış AKP ve yardakçılarına hak ettikleri milli dersi  vermek amacıyla uygun zamanı ve ortamı beklemektedir.</p>
<p>Biz, iktidar limanına yanaşmak uğruna, bir yüzüyle milletimize  demokrasi ve özgürlük nutukları atıp, onlardan birisiymiş gibi  propaganda yapan; öbür yüzüyle de, Sevr’de akılları kalan emperyalist  çevrelerle kol kola giren AKP projesine haddini bildirmek ve  yaptıklarını misliyle ödetmek için sabırsızlık içindeyiz.</p>
<p>Unutulmasın ki; Türk milletini bölmeye kimsenin gücü ve nefesi yetmeyecektir.</p>
<p>Türk bayrağını çekildiği gönderden indirmeye hiçbir kirli el cesaret edemeyecektir.</p>
<p>Üniter milli devlet yapımızı yıkmaya çalışanlara asla müsaade edilmeyecektir.</p>
<p>Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarını, aralarında taksim etmeye niyetlenenlere dünya durdukça fırsat verilmeyecektir.</p>
<p>Milletimizi yüceltmeye ve birlikte kardeşçe yaşamasına yeminliyiz.</p>
<p>Devletimizi korumaya azimliyiz.</p>
<p>Ne mutlu Türküm demeye de sonuna kadar kararlıyız.</p>
<p>Milletimiz emin olsun, Milliyetçi Hareket Partisi; Türk tarihinin tüm haşmet ve heybetini varlığında bütünleştirmiştir.</p>
<p>Haçlı zihniyetine haddini bildiren kutlu mücadelenin hatıraları bizimledir.</p>
<p>Niğbolu’da dünyayı titreten kuvvet yanı başımızdadır.</p>
<p>Kosova biziz, Varna adımızdır bizim.</p>
<p>Çanakkale’nin ruhu, Sakarya’nın kudreti, Dumlupınar’ın şanı yüreğimizdedir.</p>
<p>Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket olarak, milli kaygıları olan  AKP’ye oy vermiş kardeşlerimizi ve diğer partilere destek vermiş  vatanseverleri de yanımıza alıp tam bir güç birliği yaparak ihanete asla  geçit vermeyeceğiz.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Hepinizin yakında bildiği gibi son günlerin en önemli gündem  maddeleri arasında geçtiğimiz hafta Lizbon’da yapılan NATO toplantısı ve  bu toplantıda alınan kararlar olmuştur.</p>
<p>NATO’nun Lizbon zirvesinden sonra, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak  üzere, AKP çevrelerinde zafer kazanılmış gibi söz ve tavırlara tesadüf  edilmesi bu konunun etraflıca değerlendirilmesini gerekli kılmıştır.</p>
<p>NATO toplantısından sonra, sanki Türkiye’nin tezlerinin belirleyici  olduğu ve bu yönde sonuç bildirgesinin hazırlandığı gibi yanlış ve  aldatıcı bir bilgi verilmeye çalışılması talihsizlik olmuştur.</p>
<p>En başta dikkatimizi çeken husus, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Lizbon’a giderken yaptığı bazı açıklamalarda ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Geçmişteki sözleriyle çelişen bir görüntü çizen Sayın Cumhurbaşkanı,  NATO-Avrupa Birliği ilişkileri bağlamında sorulan bir soruya; ısrarla  kendisinin NATO toplantısına gittiğini, Avrupa Birliği zirvesine  gitmediğini üstüne basa basa cevap vermiştir.</p>
<p>Nitekim zaman zaman da NATO zirvelerinin AB zirvesi olmadığını  muhataplarına hatırlatma gereği duyduklarını bu kapsamda dile  getirmiştir.</p>
<p>Ne var ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan olarak görev yaptığı 19  Kasım 2002 tarihindeki, NATO Parlamenter Asamblesi 48.Genel Kurul  Kapanış oturumunda sarfettiği sözleri, bugünkü düşünceleriyle çelişmekte  ve bazı farklılıklar olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Sayın Gül, o tarihte NATO ve AB’nin rollerini birbirlerini  tamamlayacak şekilde oluşturmaları ve işbirliği ruhuyla hareket etmeleri  halinde endişe etmeye gerek olmadığını vurgulamıştır.</p>
<p>Üstelik NATO ve AB’nin, demokratik değerleri daha da geliştirmek,  refahı artırmak, istikrarı getirmek, özellikle de uluslararası  topluluğun desteğine ihtiyaç olan hassas bölgelerde bunları  gerçekleştirebilmek için bir arada çalışmak durumunda olduğunu  belirtmiştir.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı daha o günlerde, NATO ve AB’yle birlikte ilgili  örgütlerin bir arada çalışarak krizleri önlemek için ortak politikalar  takip etmelerini istemiştir.</p>
<p>NATO ile AB’nin kaderini adeta örtüştüren bu yaklaşımlardan sonra,  bugün daha farklı bir noktada bulunulması dış politikadaki sapmaların,  kırılmaların ve teşhis hatalarının bir kanıtı olmuştur.</p>
<p>19-20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da yapılan NATO zirvesinde  ittifakın önümüzdeki dönem stratejine ilişkin bir dizi önemli karar  alınmıştır.</p>
<p>NATO’nun değişen global şartlarına uyum sağlaması ve yeni tehdit  değerlendirmesini esas alan stratejiler belirlenmesi amacıyla “Yeni  Stratejik Konsept” belgesinin kabul edilmesi önemli bir gelişme  olmuştur.</p>
<p>Bu kapsamda alınan ilke kararları arasında balistik füze tehdidi  karşısında hayata geçirilecek füze savunma sistemi Türkiye’de en fazla  tartışılan konu olarak öne çıkmıştır.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği güvenlik yapılanmalarıyla ilişkisi,  NATO-AB savunma düzenlemeleri de Lizbon zirvesinde Türkiye’yi doğrudan  ilgilendiren diğer konular olmuştur.</p>
<p>Füze kalkanı olarak bilinen füze savunma sistemi etrafında Türkiye’de  yapılan tartışmalarda, AKP hükümetinin ortaya koyduğu görüşlerin bu  konuda NATO’da alınan kararlar ışığında değerlendirilmesi önem  taşımaktadır.</p>
<p>AKP hükümetinin bu konudaki gerçek amaçları ve hesapları ancak böyle  bir değerlendirmeyle daha iyi anlaşılabilecek, milletimizi yönlendirmek  için sarfettiği çabaların arkasındaki niyetler ve gerçekler daha açık  olarak görülebilecektir.</p>
<p>Bu itibarla yapılacak objektif bir değerlendirme, Başbakan Erdoğan’ın  büyük bir önem taşıyan NATO Lizbon zirvesine katılmayarak Türkiye’yi  Cumhurbaşkanı Gül’ün temsil etmesinin arkasındaki düşünce ve hesaplara  da ışık tutabilecektir.</p>
<p>NATO Füze Savunma Sistemi’nin ittifakın yeni tehdit, tehlike ve risk  değerlendirmesine dayanan, bu tehdit ve tehlikelere karşı geliştirilen  bir savunma düzenlemesi olduğu ortadadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan Lizbon Zirvesi öncesinde bu konuda kamuoyu  oluşturmak için Türkiye’nin bu yeni sisteme onay vermesinin bazı ön  şartlara bağlı olduğunu söylemiştir.</p>
<p>Hatta Başbakan’ın “Komuta kontrol mekanizmasında biz de rol almak  için düğmeye basan taraf olmak istiyoruz” sözleri, füze savunma  sistemindeki bastırılmış isteğini açığa çıkarması bakımından anlamlı  olmuştur.</p>
<p>Bu çerçevede Türkiye’nin üç ön şartının karşılanması gerektiğini  ifadeyle, adeta Türkiye’nin bu konuda NATO ile kıran kırana bir  pazarlığa girdiğini ve direndiği izlenimini yaratmaya çalışmıştır.</p>
<p>NATO savunma planlamasında füze savunma sisteminin potansiyel bir  tehdide karşı geliştirileceği, bu tehdit kaynağının operasyonel açıdan  önceden belirlenmesi gerektiği, afaki tehdide karşı füze kalkanı  olmayacağı herkesin bildiği bir gerçektir.</p>
<p>Füze savunma sisteminin hangi ülkeden gelecek potansiyel balistik füze tehdidine karşı öngörüldüğü NATO içinde ele alınmıştır.</p>
<p>Füze kalkanının operasyonel planlaması bu somut tehdit kaynağına göre yapılacaktır.</p>
<p>Türkiye, NATO içinde bugün itibariyle en büyük tehdit kaynağının İran  olduğu konusundaki değerlendirmelere katılmış, füze savunma sisteminin  bu temelde geliştirilmesine onay vermiştir.</p>
<p>Merakımız, bundan sonra AKP’nin komşularıyla sıfır sorun politikasını  nasıl yürüteceği ve bu konuda ne kadar samimi olacağı noktasında  somutlaşmıştır.</p>
<p>NATO Lizbon zirvesi öncesi Başbakan Erdoğan ve bu konuda da hükümetle  rol paylaşımında üzerine düşeni yapan Cumhurbaşkanı Gül’ün herhangi bir  ülke adının tehdit olarak belirtilmesine karşı oldukları söylemi,  fiiliyatta hiçbir anlam ve değer taşımamaktadır.</p>
<p>Oysaki Sayın Gül’ün 19 Kasım 2002 tarihli NATO Parlamenter Asamblesi  48.Genel Kurul Kapanış oturumunda, Başbakan sıfatıyla yaptığı  konuşmasında; potansiyel kriz olabilecek olan bölgelerin, ülkemiz  etrafında konuşlandığını ifade ederek, aslında üstü kapalı da olsa bir  hedef gösterdiği bilinmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte zımnen de olsa bugün, AKP hükümeti füze savunma  sistemini gerektiren potansiyel tehdit kaynağının İran olduğunu kabul  etmiş, ancak bu ismin kamuoyuna açıklanacak metinlerde açıkça  zikredilmemesini isteyerek görüntüyü kurtarmaya çalışmıştır.</p>
<p>Türk milletinin aklı ve idrakiyle alay edercesine hiçbir komşumuzu tehdit ve hedef tanımlaması içinde göremeyiz diyen <span style="text-decoration: underline;">Başbakan Erdoğan’a buradan sormak isterim ki:</span></p>
<p>Siyasi hesaplarla kendinizin gitmeye cesaret edemediği Lizbon  zirvesinde Cumhurbaşkanı tarafından onay verilen füze savunma sistemi  İran’a karşı değilse, hangi potansiyel tehdit kaynağı ülkeye karşıdır?</p>
<p>Tehdit kaynağı İran değilse Senegal midir, Küba mıdır, yoksa Rusya mıdır?</p>
<p>Türkiye NATO ittifakının Doğu’daki kanat ülkesidir.</p>
<p>Füze Savunma Sistemi’nin operasyonel unsurları Türkiye’ye  konuşlandırılacağına göre, coğrafi bakımdan bu düzenlemeler İran dışında  hangi ülkeyi hedef alacaktır?</p>
<p>İran değilse, hedef Afganistan mıdır, Hindistan mıdır?</p>
<p>Bu soruların cevabı açıktır, Başbakan’ın bu konuda tevil ve takiye yapması artık mümkün değildir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve Lizbon senaryosunda rol paylaştığı Cumhurbaşkanı  Gül zirve öncesi sanal ve sözde itirazlarını Türk kamuoyunda  tartıştırarak, NATO içinde onay verdikleri kararları maskelemek, bu  konudaki gerçek niyetlerini gizlemek yoluna gitmişlerdir.</p>
<p>Gerçekler gün gibi ortadadır.</p>
<p>Ve füze kalkanının kurulacağı ülke Türkiye olarak belirlenmiş, adeta  başta AB olmak üzere, NATO üyesi ülkelerin güvenliğini sağlamak için  bütün riskler üstlenilmiştir.</p>
<p>Bu kapsamda, 30’dan fazla ülkenin balistik füze sistemlerine sahip ve  bunlardan bazılarının Avrupa ve Atlantik bölgesini vurabilecek durumda  bulunuyor olması AKP’ye yeni bir rol ve sorumluluk yüklemiştir.</p>
<p>Balistik füzelere karşı kurulacak savunma sistemlerinin merkezi  olarak, bundan önce değişik ülkelerin ismi gündeme geldiyse de, AKP’nin  küresel destekçileri, bu konuda Türkiye’de karar kılarak, Sayın  Cumhurbaşkanı’na ve hükümete bunu kabul ettirmişlerdir.</p>
<p>Burada aklımıza takılan husus ülkemizin bu meselede, iddia edildiği  gibi tarihini ve coğrafyasını nasıl ve ne şekilde kullandığıdır?</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı’na göre, Türkiye şimdi tarihini ve jeopolitik  önemi kavramışsa, bundan önce ülkemiz hangi jeopolitik kabullerle  yönetilmiştir ve neyi kavramıştır?</p>
<p>AKP iktidarının, atanmasına direnç gösterdiği ve itiraz ettiği, en  sonunda da pes ettiği NATO Genel Sekreteri Rasmussen’le aynı noktada ve  zeminde buluşması da son zirvenin en ilginç noktalarından birisi  olmuştur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın füze savunma sistemine onay verilmesi için  komuta-kontrol sisteminin Türkiye’de olması sözde önşartı Lizbon  kararlarıyla havada kalmış, bunu sanal bir kamuoyu yönlendirme aracı  olduğu açığa çıkmıştır.</p>
<p>NATO savunma sistemlerinde komuta-kontrol sorumluluğunun münferit  ülkelere değil NATO askeri karargâhına ait olduğu bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Kaldı ki, Allah korusun, böyle bir an geldiğinde butona kimin  basacağının ve kimin kontrol edeceğinin bir önemi ve kıymeti harbiyesi  çok fazla olmayacaktır.</p>
<p>Savunma sistem kontrolünün Recep Tayyip Erdoğan’da ya da, bir  başkasında olması hiçbirşeyi değiştirmeyecek ve milletimiz tüm vahşetin  ve felaketin tam ortasında kalmaktan kurtulamayacaktır.</p>
<p>Hal böyle iken Başbakan’ın düğmeye basacak ülkenin Türkiye olması  yönündeki açıklamaları, pratikte hiçbir anlamı olmayan içi boş  sözlerdir.</p>
<p>Lizbon kararları bunu teyit etmiş, komuta-kontrol komutlarının ele alınmasını ileri bir tarihe bırakmıştır.</p>
<p>Başbakan’ın bu sanal ön şartı da boşa çıkmıştır.</p>
<p>Lizbon zirvesinde Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin savunma ve işbirliği  sisteminin içinde olmaması, buna bağlı sorunlar ve NATO – AB  işbirliğinin önündeki zorluklar konularında da Türkiye’yi tatmin edecek  bir ilerleme sağlanamadığı görülmektedir.</p>
<p>AB üyesi Kıbrıs Rum yönetiminin ve başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerin bu konudaki itirazları Lizbon’da da aşılamamıştır.</p>
<p>Bu durumun sürmesinin Türkiye’nin NATO ile AB arasındaki güvenlik  alanında işbirliği sürecinde zemin kaybetmesine yol açması ciddi bir  ihtimal olarak karşımızdadır.</p>
<p>Lizbon kararlarında yer alan AB üyesi olmayan NATO müttefiklerinin  NATO ile AB arasındaki stratejik ortaklığın geliştirilmesi çabalarına  tam olarak katılmasının gerekli olduğu yolundaki ifadelerin Türkiye için  yeterli olmadığı ortadadır.</p>
<p>Türkiye’nin AB ile güvenlik anlaşması imzalaması, Avrupa Savunma  Ajansı’nın katılımı ve NATO imkân ve kabiliyetlerinin kullanıldığı ortak  operasyonlarda karar mekanizması içinde yer alması konularında herhangi  bir ilerleme kaydedilememiştir.</p>
<p>Soyut ve genel ifadelerle niyet beyanları bunun için yetersiz kalacaktır.</p>
<p>NATO Lizbon zirvesi kararları bu bakımdan da Türkiye için tatmin edici olmaktan çok uzaktır.</p>
<p>Ve ortada ne bir başarı diye sunulacak gelişme ne de zafer diye yutturulacak diplomatik netice vardır.</p>
<p>Biz olmasaydık NATO toplantısı on dakikada biterdi sözlerinin de hiçbir anlamı ve değeri yoktur.</p>
<p>Sürekli sahte diklenmelerle, hamasi sözlerle iç politikaya dönük  mesaj veren AKP iktidarı, NATO toplantısında ağzına bir parmak bal  sürülerek geri gönderilmiştir.</p>
<p>Her konuda konuşan Başbakan Erdoğan’ın ise, son bir haftadır konuyla  ilgili hiçbir yorum yapmadan geri planda durması, kendisini unutturarak  tartışmalarını merkezinden uzakta durmaya çalışması kendisine ve  partisine hiçbir şey kazandırmayacaktır.</p>
<p>AKP hükümet yetkililerinin “görüş ve beklentilerimiz daha güçlü  ifadelerle karşılık buldu” sözleri de kamuoyunu etkilemek amacını  taşıyan içi boş klişeler olarak kalmaya mahkûm olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Lizbon zirvesi öncesi ve sonrası AKP hükümetinin  yönlendirdiği haber ve değerlendirmeler AKP’nin aldatma, yanıltma ve göz  boyamaya dayanan dış politika anlayışının yeni tezahürlerinden başka  bir anlam taşımamıştır.</p>
<p>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metin ÖZKAN &#8211;  Dikiliş, Toplanış, Haykırış, İktidara Yürüyüş</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/metin-ozkan-dikilis-toplanis-haykiris-iktidara-yuruyus.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/metin-ozkan-dikilis-toplanis-haykiris-iktidara-yuruyus.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Nov 2010 21:20:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Metin ÖZKAN]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1942</guid>
		<description><![CDATA[MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın ile MHP&#8217;nin 26-28 Kasım tarihleri arasında Manavgat Sueno Otel&#8217;de düzenleyeceği kamp öncesinde sohbet ediyoruz. Yalçın, &#8216;hayali gerçek kılacak güç: Ülkücü güç harekete geçmiştir&#8221; dedi. Yani; dedim. &#8216;Yani&#8217;si sevgili Metin, genel başkanımız Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;duruşu ve kararlılığı, gayri milli çevrelere korku salmış, Türk varlığının devamı adına da umut olmuştur&#8221; dedi. &#8216;Antalya kampının amacı nedir?&#8217; dedim. Yalçın, dört cümle ile özetledi; &#8220;Dikiliş, Toplanış, Haykırış, İktidara yürüyüş&#8221; &#8216;Biraz açar mısınız?&#8217; dedim. Anlattı; Bu dikiliş; Türk milletiyle asırlık hesabı olan bütün çevrelere bir mesajdır. Bu toplanış, AKP zihniyetinin kirli emellerine karşı çıkıştır. Bu çıkış; geleceğimizin şekillenmesinde hayati rol oynayacak kararlılığımızın ifadesidir. Bu haykırış; &#8216;Bu davet bizim; geleceğini hazırladığımız bu ülke hepimizin&#8217; diyen Türk milliyetçilerinin 2023 yılına yaptığı atıftır. Kısacası bu buluşma Türkiye&#8217;nin &#8216;lider ülke&#8217; olmasına inancın görüntüsü ve Türk milliyetçilerinin karar verdiği ve iktidar yürüyüşünün başlatıldığı gündür. Bu buluşma yaşadığı acı tecrübelerle kader birliği yapan tüm vatandaşlarımıza &#8216;Sen olmazsan, tam değiliz&#8217; diyerek milletin ve devletin bekası için veriler &#8216;tam yol ileri&#8217; komutunun başlama noktasıdır. Ve dünya alem bilmelidir ki, &#8216;Bu hesaptan kaçış yoktur!&#8217;. Evet, Semih Yalçın böyle anlatıyordu hafta sonu yapılacak MHP&#8217;nin Antalya kampını. Türkiye&#8217;nin dört bir yanından gelecek olan Belediye Başkanları, İl Başkanları, Parti yöneticileri ve Milletvekilleri ile görünen o ki MHP Antalya dan önemli mesajlar verecek. Son bir not; MHP&#8217;nin parti kurmaylarından edindiğim bilgiye göre MHP&#8217;ye katılmak isteyen bazı Milletvekilleri ve Belediye Başkanları varmış. Ancak bu katılımın Antalya kampında olup olmayacağı henüz kararlaştırılmamış. Görünen o ki MHP gerçekten tam yol ileri gidiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın ile MHP&#8217;nin 26-28 Kasım  tarihleri arasında Manavgat Sueno Otel&#8217;de düzenleyeceği kamp öncesinde  sohbet ediyoruz.<br />
Yalçın, &#8216;hayali gerçek kılacak güç: Ülkücü güç harekete geçmiştir&#8221; dedi.<br />
Yani; dedim.<br />
&#8216;Yani&#8217;si  sevgili Metin, genel başkanımız Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;duruşu ve  kararlılığı, gayri milli çevrelere korku salmış, Türk varlığının devamı  adına da umut olmuştur&#8221; dedi.<br />
&#8216;Antalya kampının amacı nedir?&#8217; dedim.<br />
Yalçın, dört cümle ile özetledi;<br />
&#8220;Dikiliş, Toplanış, Haykırış, İktidara yürüyüş&#8221;<br />
&#8216;Biraz açar mısınız?&#8217; dedim.<br />
Anlattı;<br />
Bu dikiliş; Türk milletiyle asırlık hesabı olan bütün çevrelere bir mesajdır.<br />
Bu toplanış, AKP zihniyetinin kirli emellerine karşı çıkıştır.<br />
Bu çıkış; geleceğimizin şekillenmesinde hayati rol oynayacak kararlılığımızın ifadesidir.<br />
Bu  haykırış; &#8216;Bu davet bizim; geleceğini hazırladığımız bu ülke hepimizin&#8217;  diyen Türk milliyetçilerinin 2023 yılına yaptığı atıftır.<br />
Kısacası  bu buluşma Türkiye&#8217;nin &#8216;lider ülke&#8217; olmasına inancın görüntüsü ve Türk  milliyetçilerinin karar verdiği ve iktidar yürüyüşünün başlatıldığı  gündür.<br />
Bu buluşma yaşadığı acı tecrübelerle kader birliği yapan tüm  vatandaşlarımıza &#8216;Sen olmazsan, tam değiliz&#8217; diyerek milletin ve  devletin bekası için veriler &#8216;tam yol ileri&#8217; komutunun başlama  noktasıdır. Ve dünya alem bilmelidir ki, &#8216;Bu hesaptan kaçış yoktur!&#8217;.<br />
Evet, Semih Yalçın böyle anlatıyordu hafta sonu yapılacak MHP&#8217;nin Antalya kampını.<br />
Türkiye&#8217;nin  dört bir yanından gelecek olan Belediye Başkanları, İl Başkanları,  Parti yöneticileri ve Milletvekilleri ile görünen o ki MHP Antalya dan  önemli mesajlar verecek.<br />
Son bir not; MHP&#8217;nin parti kurmaylarından  edindiğim bilgiye göre MHP&#8217;ye katılmak isteyen bazı Milletvekilleri ve  Belediye Başkanları varmış. Ancak bu katılımın Antalya kampında olup  olmayacağı henüz kararlaştırılmamış.<br />
Görünen o ki MHP gerçekten tam yol ileri gidiyor.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmetin-ozkan-dikilis-toplanis-haykiris-iktidara-yuruyus.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/metin-ozkan-dikilis-toplanis-haykiris-iktidara-yuruyus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan Parlamento Seçimleri Üzerine Değerlendirme</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/azerbaycan-parlamento-secimleri-uzerine-degerlendirme.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/azerbaycan-parlamento-secimleri-uzerine-degerlendirme.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 13:56:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Parlamento Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1937</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyası Birimi Seçimleri ulusal ve uluslararası açıdan stratejik önemi 7 Ekim 2010 tarihinde Azerbaycan’da gerçekleştirilen Parlamento seçimleri ülkenin demokrasi adına geleceği ve bununla direkt bağlantısı bulunan, stratejik açıdan da önem arz eden uluslararası alanda kazanacağı/kaybedeceği destek acısından büyük önem arz etmekteydi.  2008’den itibaren 7 Kaslım Parlamento seçimlerine kadar ülkede baş tutan (Cumhurbaşkanlığı, Anayasa referandumu, yerel seçimler) seçimler uluslararası alanda düşük demokrasi notu almıştı. Ülkedeki insan hakları savunucularının hapsi, hukuk dışı eğilimlerin cezalandırılmaması ve basın özgürlüğünün kısıtlı oluşunu göz önüne alan iktidar, demokrasi adına olumlu not alacak bir seçim gerçekleştirmeği amaç edinmişti. Özellikle, 2013 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadarki 3 yılda uluslararası camianın “desteğine” ihtiyaç duymayacak hükümet, bu seçimlerden “iyi” not almayı ummaktaydı. Bu sebeple, yabancı basın mensupları için Uluslararası Bilgi Merkezi projesini başlattı ve Azerbaycan&#8217;daki seçim döneminde uluslararası gazetecilerin çalışması için tüm ortam ve koşulları hazırlanmıştı. Seçimlere Hazırlık Seçimlere hazırlık hem muhalefet, hem de iktidar partisi için Ocak ayında itibaren resmen başlatılmıştı. Mevcut iktidar partisi (YAP-Yeni Azerbaycan Partisi) muhalif partilerine nazaran büyük üstünlüğe sahipti. En son 2005 seçimlerinde Meclise 65 milletvekili çıkaran, bağımsız adayların iktidar güdümlü olanların Meclis’e girmesini sağlamış hâkim parti için hedef Meclis’e daha çok parti üyesinin seçimini sağlamak ve muhalif liderlerin katılımını engellemek olmuştur. YAP’ tan, bu dönemde üst düzey yöneticileri demokratik görünmek adına “ pilot partiler” ile anlaşmadıklarını, “seçimlere girecek aday listeleri gizli”, “demokratik değerlere” önem veriyoruz gibi açıklamalar yapılmıştır. Seçimlerin propaganda dönemi Ocak-Eylül aylarına denk gelmiştir. Muhalefet acısından seçimler Meclis’e girmekten daha çok “güç” gösterisi niteliği taşımaktaydı. Şöyle ki, muhalefet partileri arasında tek koalisyon kurarak seçimlerde ortak katılım sağlamak ve iktidara karşı mücadele yürütmek ana eksen olarak dikkat çekmekteydi. Geçmişteki tecrübelerin başarılı olmaması- 1998 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 67 STÖ “Seçki Reformu ve Demokratik Seçimler Uğrunda Harekât”, yine 2003 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 30 parti ve 70 sivil toplum örgütünü birleştiren “Galebe” Bloğu mağlubiyet yaşamıştı. 2010 Parlamento seçimlerinde en büyük hedef: muhalefetin en büyük partileri Müsavat ve Halk Cephesi’nin koalisyonunu kurarak, iktidara karşı gövde gösterisi yapmak olmuştur.  Ne var ki, Müsavat-Halk Cephesi bloğu kurulması adına yapılan tartışmalarda her iki partinin lider kadrosunun önemli isimleri bu düşünceye pek sıcak yaklaşmayarak, belli safhalarda bunun muhalefetin mücadelesine olumlu katkısının olmayacağının ifade ederek tepki göstermişlerdir. Müsavat-Halk Cephesi bloğu tartışmaları sürerken, Muhalefet dâhilinde Azerbaycan Liberal Partisi önderliğinde “Azatlık”, 30 partinin oluşturduğu “Reform” bloğu oluşturulmuştur. Ne var ki, bu koalisyonların kapasitesinin istenen düzeyde olmaması seçimlerde başarı kazanmaya olanak sağlamamaktaydı. İktidar partisi ve iktidar adına hareket eden “muhalifler” diğer seçimlerden farklı olarak Bakü dışında adaylıklarını ileri sürmeye özen göstermişlerdir. Aday Listeleri: Seçimler Öncesinde Son Durum Hem muhalefet, hem de iktidar aday listelerini Eylül ayının başlarında açıkladı. Buna göre, iktidar partisi önceki seçilmede milletvekili seçilen 18 üyenin bu seçimlerde aday olarak göstermeyerek, yeni adayları-toplamda 24 kadının da olduğu- öne sürmeğe çalışmıştır. İşbu seçim listelerinde 9 Üniversite rektörü, akademik kesimlerin temsilcileri, üst düzey parti yöneticileri YAP’ın “ağır taşları” olarak seçilmiştir. Muhalefet cephesinde seçimler öncesinde yaşanan en önemli gelişme, 8 Eylül tarihinde Halk Cephesi-Müsavat seçim bloğunu oluşturulması ve ortak adayların belirlenmesi olmuştur.  11 Eylül tarihinde anılan partiler açıklama yaparak, toplam 125 daire( 125 sandalye) için 92 ortak aday belirlenmiştir. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Türk Dünyası Birimi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Seçimleri ulusal ve uluslararası açıdan stratejik önemi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">7 Ekim 2010 tarihinde Azerbaycan’da gerçekleştirilen Parlamento  seçimleri ülkenin demokrasi adına geleceği ve bununla direkt bağlantısı  bulunan, stratejik açıdan da önem arz eden uluslararası alanda  kazanacağı/kaybedeceği destek acısından büyük önem arz etmekteydi.   2008’den itibaren 7 Kaslım Parlamento seçimlerine kadar ülkede baş tutan  (Cumhurbaşkanlığı, Anayasa referandumu, yerel seçimler) seçimler  uluslararası alanda düşük demokrasi notu almıştı. Ülkedeki insan hakları  savunucularının hapsi, hukuk dışı eğilimlerin cezalandırılmaması ve  basın özgürlüğünün kısıtlı oluşunu göz önüne alan iktidar, demokrasi  adına olumlu not alacak bir seçim gerçekleştirmeği amaç edinmişti.  Özellikle, 2013 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadarki 3 yılda  uluslararası camianın “desteğine” ihtiyaç duymayacak hükümet, bu  seçimlerden “iyi” not almayı ummaktaydı. Bu sebeple, yabancı basın  mensupları için Uluslararası Bilgi Merkezi projesini başlattı ve  Azerbaycan&#8217;daki seçim döneminde uluslararası gazetecilerin çalışması  için tüm ortam ve koşulları hazırlanmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Seçimlere Hazırlık</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Seçimlere hazırlık hem muhalefet, hem de iktidar partisi için Ocak  ayında itibaren resmen başlatılmıştı. Mevcut iktidar partisi (YAP-Yeni  Azerbaycan Partisi) muhalif partilerine nazaran büyük üstünlüğe sahipti.  En son 2005 seçimlerinde Meclise 65 milletvekili çıkaran, bağımsız  adayların iktidar güdümlü olanların Meclis’e girmesini sağlamış hâkim  parti için hedef Meclis’e daha çok parti üyesinin seçimini sağlamak ve  muhalif liderlerin katılımını engellemek olmuştur. YAP’ tan, bu dönemde  üst düzey yöneticileri demokratik görünmek adına “ pilot partiler” ile  anlaşmadıklarını, “seçimlere girecek aday listeleri gizli”, “demokratik  değerlere” önem veriyoruz gibi açıklamalar yapılmıştır. Seçimlerin  propaganda dönemi Ocak-Eylül aylarına denk gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhalefet acısından seçimler Meclis’e girmekten daha çok “güç”  gösterisi niteliği taşımaktaydı. Şöyle ki, muhalefet partileri arasında  tek koalisyon kurarak seçimlerde ortak katılım sağlamak ve iktidara  karşı mücadele yürütmek ana eksen olarak dikkat çekmekteydi. Geçmişteki  tecrübelerin başarılı olmaması- 1998 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 67  STÖ “Seçki Reformu ve Demokratik Seçimler Uğrunda Harekât”, yine 2003  Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 30 parti ve 70 sivil toplum örgütünü  birleştiren “Galebe” Bloğu mağlubiyet yaşamıştı. 2010 Parlamento  seçimlerinde en büyük hedef: muhalefetin en büyük partileri Müsavat ve  Halk Cephesi’nin koalisyonunu kurarak, iktidara karşı gövde gösterisi  yapmak olmuştur.  Ne var ki, Müsavat-Halk Cephesi bloğu kurulması adına  yapılan tartışmalarda her iki partinin lider kadrosunun önemli isimleri  bu düşünceye pek sıcak yaklaşmayarak, belli safhalarda bunun muhalefetin  mücadelesine olumlu katkısının olmayacağının ifade ederek tepki  göstermişlerdir. Müsavat-Halk Cephesi bloğu tartışmaları sürerken,  Muhalefet dâhilinde Azerbaycan Liberal Partisi önderliğinde “Azatlık”,  30 partinin oluşturduğu “Reform” bloğu oluşturulmuştur. Ne var ki, bu  koalisyonların kapasitesinin istenen düzeyde olmaması seçimlerde başarı  kazanmaya olanak sağlamamaktaydı. İktidar partisi ve iktidar adına  hareket eden “muhalifler” diğer seçimlerden farklı olarak Bakü dışında  adaylıklarını ileri sürmeye özen göstermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aday Listeleri: Seçimler Öncesinde Son Durum</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hem muhalefet, hem de iktidar aday listelerini Eylül ayının  başlarında açıkladı. Buna göre, iktidar partisi önceki seçilmede  milletvekili seçilen 18 üyenin bu seçimlerde aday olarak göstermeyerek,  yeni adayları-toplamda 24 kadının da olduğu- öne sürmeğe çalışmıştır.  İşbu seçim listelerinde 9 Üniversite rektörü, akademik kesimlerin  temsilcileri, üst düzey parti yöneticileri YAP’ın “ağır taşları” olarak  seçilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhalefet cephesinde seçimler öncesinde yaşanan en önemli gelişme, 8  Eylül tarihinde Halk Cephesi-Müsavat seçim bloğunu oluşturulması ve  ortak adayların belirlenmesi olmuştur.  11 Eylül tarihinde anılan  partiler açıklama yaparak, toplam 125 daire( 125 sandalye) için 92 ortak  aday belirlenmiştir.  Bu, muhalefet için seçimlerde ortak hareket  etmenin bir kaidesi olarak nitelendirilmiştir. Fakat muhalefet dâhilinde  birçok kişiler bu birliği “suni” birlik olarak nitelendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Genel olarak değerlendirirsek, muhalefetin seçim öncesi durumu aşağıdaki grafikteki gibi olmuştur:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p><strong>Son hazırlıklar ve seçkiler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Genel olarak, seçimlerin uluslar arası standartlara cevap vermesi  adına yapılan uygulamalar teknik olaylardan ibaret olmuştur. Adaylara  televizyonda konuşma hakkı verilmesi, seçimlerden şikâyetçiler için  “sıcak hat” kurulması, medya merkezinin oluşturulması gibi nesneler  teknik içeriğe sahip olmuştur.  İktidar partisi tüm basın yayın  organlarını kontrol ettiğinde propaganda kampanyasını istediği gibi  yürütebilmiştir. Dahası, resmi yayın organları (<a href="http://www.yap.org.az/view">http://www.yap.org.az/view</a>; http:// <a href="http://www.yeni/">www.yeni</a> azerbaycan.com; <a href="http://www.azerbaijan-news.az/">http://www.azerbaijan-news.az</a>).  İlginçtir, iktidar muhalefetin daha çok medya organlarına sahip  olduğunu ve daha çok insanlar tarafından okunduğu/izlendiğini iddia  etmiştir. Aslında, bu söylemde gerçek payı vardır. Fakat bunun sebebi  muhalefetin büyük maliyeye sahip olmasında değil, iktidar aleyhinde olan  kitlenin okur-yazar, eğitim oranının üst düzeyde olmasıyla ilişkilidir.  Dahası, adaylara verilen televizyon konuşmalarının kısa süresi (4  dakika) ve kalitesiz oluşu muhalefetin itirazları ile karşılanmıştır.  Uluslararası kurumlar, yabancı devletler, dış basın genelde önceki  seçimlere nazaran daha az gözlemci atamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Seçimler ve sonuçları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Seçimlerin sonuçlarım genelde beklenen bir gelişmeyi ortaya  koymuştur: iktidar partisi 125 sandalyeli Meclis’e 68 milletvekili  çıkarabilmiştir. Kendini “bağımsız” gibi gösteren çoğu sayıda kişi yine  Meclis’te yer almıştır. Gerçekteyse bu kişilerin iktidar yönümle olduğu  bilinmektedir. Seçimlerde yapılan usulsüzlükler, AGİT, AP ve diğer kurum  ve kuruluşlarca eleştirilmiştir. ABD tarafından açıklanan seçimlerle  ilgili beyanat bazı gerçeklerin doğru yansıması olmuştur. Buna göre,  seçimlerde “teknik” açıdan büyük gelişmelere olsa da, tüm dairelerde  seçim usulsüzlükleri yapılmıştır. Parlamento’ya hiçbir muhalif liderinin  girmemesi “muhalefetsiz” Parlamento ortaya çıkarmıştır. Halkın genç  kesimleri arasında seçimlerin sonuçlarını kınayanlar internet medyası  üzerinden iktidarı eleştirmiş, usulsüzlükleri kanıtlayan videoları  paylaşmışlardır. Ama seçimlere halkın katılımının yüzde 52 civarında  olduğu ilan edilse de, gerçekte bu rakamın yüzde 35’in üzerinde olmadığı  bilinmektedir. Bazı genç kesimleri bir kenara bıraksak, halkın zaten  seçimlerden olumlu bir değişim beklemediği anlaşılmıştır. Bu aslında,  post-Sovyet mantığının bir yansıması: İnsanlar 125 milletvekilinden daha  çok 1 kişinin, yani Cumhurbaşkanının değişiminin daha önemli olduğunu  varsaymaktalar. Bu sebepten, Parlamento’nun değişim getireceği insanılar  için “hipotetik” bir anlam taşımaktadır. Sonuç olarak, Parlamento  seçimlerinin usulsüzlüklerin yapıldığını Türkiye ve Rusya delegasyonları  dışında tüm gözlemciler ağır eleştiriler yaparak ilan etmişlerdir.  Seçimlerin en olumlu yanı, 1 yılı aşkındır adil olmayan sebeplerle hapis  yatan genç sivil toplum liderleri Emin Milli ve Adnan Hacızade’nin  salıverilmesidir. İktidar, bununla uluslar arası camiadan gelen  tepkileri frenlemeyi amaçlamıştır. Sonuç olarak, seçimler halk açısından  “beklendiği” gibi gerçekleşmiştir ve katılımın az olmasının ana sebebi  budur. Azerbaycan’da kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı seçimleri daha büyük önem  arz etmiş ve edecektir. “Değişimin” ne olduğunu, nasıl gerçekleştiğini  görmeyen kitleden daha fazlasını beklemek yanılgı olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
<p style="text-align: justify;">1 <a href="http://www.az.apa.az/">www.az.apa.az</a> 04.09.2010<br />
2 <a href="http://www.olaylar.az/haber/axcp_musavat_eli_ruclu_.html">http://www.olaylar.az/haber/axcp_musavat_eli_ruclu_.html</a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fazerbaycan-parlamento-secimleri-uzerine-degerlendirme.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/azerbaycan-parlamento-secimleri-uzerine-degerlendirme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Hüzünlü Yolculuk, Şehide Dua Ve Şehit Ailesi İle Samimi Kucaklaşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-huzunlu-yolculuk-sehide-dua-ve-sehit-ailesi-ile-samimi-kucaklasma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-huzunlu-yolculuk-sehide-dua-ve-sehit-ailesi-ile-samimi-kucaklasma.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Nov 2010 13:49:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Şehidimiz Hasan Şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1932</guid>
		<description><![CDATA[MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin önderliğinde Ankara’dan Kütahya’ya doğru hüzünle yola koyulduk…21 yaşında kara toprağa verdiğimiz şehidimiz Hasan Şimşek’in mezarını ziyaret etmek ve oradan ailesine başsağlığı dilemek için koyulduğumuz yolda, konvoy ilerlerken gözümün önünde hep şehidimizin o tertemiz yüzü ve cenaze töreninde annesinin yüreğinin acısını yansıtan fotoğrafı canlandı. Geçirdiğim birçok trafik kazasından dolayı yolculuk yapmayı pek seven bir insan değilim..Ama hain eller tarafından şehit edilen Ülküdaşımızın mezarı başında bir Fatih-a okumak ve ailesine başsağlığı dilemek için,MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin samimiyet ve şehide vefa yolculuğunda bende yerimi aldım. Yolculukta ilk durağımız şehidimizin köyündeki mezarı oldu.Köye giriş yolunda MHP Lideri Bahçeli’yi, MHP ve Ülkü Ocakları’nın Kütahya il yöneticileri ve kalabalık bir vatandaş topluluğu karşıladı.Oradan da hüzün çökmüş köyün mezarlığına doğru konvoy ilerledi.Mezarlığın girişinde de köy halkı toplanmış bir şekilde konvoyda gelenleri karşıladı.Mezarlığın içine girildiğinde ve şehidimizin mezarına doğru ilerlendiğinde de hüzünlü hava herkesin yüreğini kaplamış haldeydi. 9 Kasım gününe kadar genç olmanın heyecanını yaşayan,geleceğine dair planlar yapan,ailesine ve topluma yararlı bir evlat olma arzusundaki 21 yaşındaki Hasan Şimşek’in taşlarla çevrilmiş,kara toprakla örtülmüş mezarı başında dualar okundu, MHP Lideri Devlet Bahçeli,Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk ve Kütahya Ülkü Ocakları Başkanı Selçuk Alıç tarafından mezarına güller döşendi,mezar toprağı sulandı. MHP Lideri Devlet Bahçeli ve yanında bulunan kalabalık, mezar başında gerçekleşen bu törenden sonra şehidimizin ailesine taziye ziyaretinde bulunmak üzere Kütahya şehir merkezine doğru harekete geçti.Konvoy şehidimizin ailesinin yaşadığı eve doğru ilerledi ve evin önüne gelindiğinde ise şehidimizin babası Mehmet Şimşek,MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi çok samimi bir şekilde sarılarak karşıladı. Evin içine girildiğinde ise aileye başsağlığı dileklerini ileten MHP Lideri Devlet Bahçeli “Evladımızın Türkiye’yi karıştırmak isteyen hainler tarafından şehit edilmesine çok üzüldük.Her zaman için,her konuda yanınızda olacağız.” sözleri ile ailenin acısını paylaşmıştır. Şehidimizin babası Mehmet Şimşek de ,MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye gösterdiği ilgiden ve vefadan dolayı defalarca “Allah razı olsun” temennileri ile teşekkürlerini sunmuştur.Hüzün ve samimiyetin buluştuğu bu atmosfer ,orada bulunan herkesin gözlerini yaşarmıştır. MHP Lideri Devlet Bahçeli,Anadolu’nun samimi her özelliğini barındıran ve vatan hainleri tarafından evlatları kendilerinden koparılan Şimşek ailesinin evinden ayrıldıktan sonra, Kütahya MHP İl binasını ziyaret ederek,burada basın mensuplarına yaşanan olaylarla ilgili önemli açıklamalarda bulunmuştur. MHP Lideri Devlet Bahçeli, üniversitelerde gerekli önlemlerin alınmasını isteyerek şunları söyledi: “Gelişmeler üzücüdür. Üniversitelerde tekrar terörü yaygınlaştırmak istenme gayretleri bulunmaktadır. Her üniversitede 15-20 kişiyi geçmeyen çapulcular, üniversitedeki huzuru eğitimi güveni ortadan kaldırabilecek eylem denemeleri ortaya koymaktadırlar. Bugünkü siyasi iktidar bu gelişmeler konusunda kayıtsız kalmakta, demokratik açılım zırvasıyla da bu tür eylemleri yapmak isteyenleri cesaretlendirmektedir.” Konunun çok yönlü incelenmesini isteyen Bahçeli, “Üniversitelerde yayılma eylemi gösteren PKK çapulcularına fırsat tanımayacak, göz açtırmayacak her türlü tedbiri almalarını beklemekteyiz” dedi. Olayı yakından takip ettiklerini belirten MHP Lideri, “Burada ihmali olan, göz kapatan, bölücü terörlere karşı gelen bilgiler karşısında sessiz kalan, onları örtülü bir şekilde himaye eden emniyet güçleri varsa da bilinmelidir ki bir gün bunun hesabı mutlaka sorulacaktır&#8221; diye konuştu. Eğitim ve bilim yuvası üniversitelerde, PKK’lı teröristlerin cirit attığı ve Hasan Şimşek isimli Ülküdaşımızın da bu hainler tarafından şehit edildiği ortada iken,,MHP Liderinin bu açıklamaları çok yerinde tespitler olmaktadır. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin aynı gün yayınladığı genelgede tüm Ülkücüler için dikkatle...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin önderliğinde Ankara’dan Kütahya’ya doğru  hüzünle yola koyulduk…21 yaşında kara toprağa verdiğimiz şehidimiz Hasan  Şimşek’in mezarını ziyaret etmek ve oradan ailesine başsağlığı dilemek  için koyulduğumuz yolda, konvoy ilerlerken gözümün önünde hep  şehidimizin o tertemiz yüzü ve cenaze töreninde annesinin yüreğinin  acısını yansıtan fotoğrafı canlandı.</p>
<p>Geçirdiğim birçok trafik  kazasından dolayı yolculuk yapmayı pek seven bir insan değilim..Ama hain  eller tarafından şehit edilen Ülküdaşımızın mezarı başında bir Fatih-a  okumak ve ailesine başsağlığı dilemek için,MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin  samimiyet ve şehide vefa yolculuğunda bende yerimi aldım.</p>
<p>Yolculukta  ilk durağımız şehidimizin köyündeki mezarı oldu.Köye giriş yolunda MHP  Lideri Bahçeli’yi, MHP ve Ülkü Ocakları’nın Kütahya il yöneticileri ve  kalabalık bir vatandaş topluluğu karşıladı.Oradan da hüzün çökmüş köyün  mezarlığına doğru konvoy ilerledi.Mezarlığın girişinde de köy halkı  toplanmış bir şekilde konvoyda gelenleri karşıladı.Mezarlığın içine  girildiğinde ve şehidimizin mezarına doğru ilerlendiğinde de hüzünlü  hava herkesin yüreğini kaplamış haldeydi.</p>
<p>9 Kasım gününe kadar  genç olmanın heyecanını yaşayan,geleceğine dair planlar yapan,ailesine  ve topluma yararlı bir evlat olma arzusundaki 21 yaşındaki Hasan  Şimşek’in taşlarla çevrilmiş,kara toprakla örtülmüş mezarı başında  dualar okundu, MHP Lideri Devlet Bahçeli,Ülkü Ocakları Genel Başkanı  Harun Öztürk ve Kütahya Ülkü Ocakları Başkanı Selçuk Alıç tarafından  mezarına güller döşendi,mezar toprağı sulandı.</p>
<p>MHP Lideri Devlet  Bahçeli ve yanında bulunan kalabalık, mezar başında gerçekleşen bu  törenden sonra şehidimizin ailesine taziye ziyaretinde bulunmak üzere  Kütahya şehir merkezine doğru harekete geçti.Konvoy şehidimizin  ailesinin yaşadığı eve doğru ilerledi ve evin önüne gelindiğinde ise  şehidimizin babası Mehmet Şimşek,MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi çok samimi  bir şekilde sarılarak karşıladı.</p>
<p>Evin içine girildiğinde ise aileye başsağlığı dileklerini ileten MHP Lideri Devlet Bahçeli <strong>“Evladımızın  Türkiye’yi karıştırmak isteyen hainler tarafından şehit edilmesine çok  üzüldük.Her zaman için,her konuda yanınızda olacağız.”</strong> sözleri ile ailenin acısını paylaşmıştır.</p>
<p>Şehidimizin babası Mehmet Şimşek de ,MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye gösterdiği ilgiden ve vefadan dolayı defalarca <strong>“Allah razı olsun”</strong> temennileri ile teşekkürlerini sunmuştur.Hüzün ve samimiyetin buluştuğu  bu atmosfer ,orada bulunan herkesin gözlerini yaşarmıştır.</p>
<p>MHP  Lideri Devlet Bahçeli,Anadolu’nun samimi her özelliğini barındıran ve  vatan hainleri tarafından evlatları kendilerinden koparılan Şimşek  ailesinin evinden ayrıldıktan sonra, Kütahya MHP İl binasını ziyaret  ederek,burada basın mensuplarına yaşanan olaylarla ilgili önemli  açıklamalarda bulunmuştur.</p>
<p>MHP Lideri Devlet Bahçeli, üniversitelerde gerekli önlemlerin alınmasını isteyerek şunları söyledi:<strong> “Gelişmeler üzücüdür. Üniversitelerde tekrar terörü yaygınlaştırmak  istenme gayretleri bulunmaktadır. Her üniversitede 15-20 kişiyi geçmeyen  çapulcular, üniversitedeki huzuru eğitimi güveni ortadan kaldırabilecek  eylem denemeleri ortaya koymaktadırlar. Bugünkü siyasi iktidar bu  gelişmeler konusunda kayıtsız kalmakta, demokratik açılım zırvasıyla da  bu tür eylemleri yapmak isteyenleri cesaretlendirmektedir.”</strong> Konunun çok yönlü incelenmesini isteyen Bahçeli, <strong>“Üniversitelerde  yayılma eylemi gösteren PKK çapulcularına fırsat tanımayacak, göz  açtırmayacak her türlü tedbiri almalarını beklemekteyiz”</strong> dedi. Olayı yakından takip ettiklerini belirten MHP Lideri, <strong>“Burada  ihmali olan, göz kapatan, bölücü terörlere karşı gelen bilgiler  karşısında sessiz kalan, onları örtülü bir şekilde himaye eden emniyet  güçleri varsa da bilinmelidir ki bir gün bunun hesabı mutlaka  sorulacaktır&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Eğitim ve bilim yuvası  üniversitelerde, PKK’lı teröristlerin cirit attığı ve Hasan Şimşek  isimli Ülküdaşımızın da bu hainler tarafından şehit edildiği ortada  iken,,MHP Liderinin bu açıklamaları çok yerinde tespitler olmaktadır.</p>
<p>MHP  Lideri Devlet Bahçeli’nin aynı gün yayınladığı genelgede tüm Ülkücüler  için dikkatle uygulayacağı bir zengin içerik taşımaktadır.Ülkücüyüm  diyen herkes o genelgeyi okumalı ve herkese okutmalıdır.</p>
<p>Türkiye,AKP  iktidarı ile karanlık bir tünele sokulmuştur.Karanlık günlerin  aydınlığa dönüşmesi ve hainlerden bir bir hesap sorulması için Türk  milletinin MHP’nin iktidarına ihtiyacı vardır.Üniversitelerde bile  öğrenci öldürmeye başlayan PKK’nın rahatlığı,Türkiye’nin ne hale  geldiğini göstermektedir.</p>
<p>AKP’nin açılım politikaları ve ihanet projeleri bu süreci tetiklemektedir.</p>
<p>Ankara’dan  hüzünle çıktığımız yolculuk, Kütahya’dan Ankara’ya kadar da aynı hüzünle  sürmüştür. Ama şehit ailesinin evindeki samimiyet fotoğrafı ülkenin  yarınları adına umudumuzu artırmıştır.</p>
<p>Kütahya’ya doğru yola  çıkmadan önce Facebook adresimin mesaj bölümüne MHP Lideri Devlet  Bahçeli’nin şehit edilen Ülküdaşımız Hasan Şimşek’in mezarını ziyaret  edeceğini ve ailesine taziyede bulunmaya gideceğine dair bir not  yazmıştım. Döndükten sonra o notun altında yazılan yorumlar beni oldukça  duygulandırdı.Ve şunu bir kez daha gördüm ki, Ülkücünün Ülkücüden başka  asla dostu yoktur.</p>
<p>Hasan Şimşek! Kahpe eylülden önceki ve  sonraki, kara toprağın bağrına verdiğimiz gönüldaşlarımızı asla  unutmadığımız gibi seni de asla unutmayacağız.</p>
<p>Unutmak Tükenmektir…</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-huzunlu-yolculuk-sehide-dua-ve-sehit-ailesi-ile-samimi-kucaklasma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-huzunlu-yolculuk-sehide-dua-ve-sehit-ailesi-ile-samimi-kucaklasma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Kurban Bayramı Nedeniyle Yayınladıkları Kutlama Mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Nov 2010 13:39:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam Âlemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1919</guid>
		<description><![CDATA[Millet olarak; sevgi ve hürmetin, yardımlaşma ve dayanışmanın, inanç ve ihlâsın eşsiz örneklerine şahit olacağımız mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmanın heyecanı içindeyiz. Bayramla birlikte, büyükler ziyaret edilecek, küçükler şefkat ve sevgiyle kucaklanacak, kutlu dinimizin bir gereği olan kurban ibadeti huşu içinde yerine getirilecektir. Vatandaşlarımız arasındaki karşılıklı ikram ve iltifatlar, güzel söz ve dilekler, iyi niyet ve anlayışlı yaklaşımlar kardeşlik duygularını perçinleyecek, birlikte yaşama iradesine çok değerli katkılar sağlayacaktır. Kurban Bayramı’nda darda kalan, yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimize daha çok ilgi ve alaka gösterilecek; unutulmaya yüz tutmuş insani değerler varlığını bir kez daha ispat edecektir. Ne var ki sosyal hayattaki gerilimler; endişe verici bir aşamaya gelen cinnet ve cinayet haberleri, yozlaşmanın ulaştığı korkutucu boyut, ahlaki değerlerdeki çöküntü ve insanımızın birbirinden hızla uzaklaşması hepimizin üzerinde düşünmesi gereken vahim gelişmeler olarak karşımızdadır. Bu kötü tablonun fark edilmemesi ve sürekli olarak olumsuzlukların görmezden gelinerek ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranılması doğaldır ki hayırlı sonuçlar vermeyecektir. Bu kutlu bayram günlerinde içinde bulunduğumuz ağır şartların ve sorunların sağlıklı bir muhasebesinin yapılmasında çok yarar bulunmaktadır. Elbette Kurban Bayramı millet olarak çok ihtiyacımız olan huzur ve esenlik ortamının bir nebze de olsa sağlanmasına destek olacaktır. Ancak dirlik ve düzenliğin kalıcı olması, güvenlik ve mutluluğun daim kılınması için her şeyin yeni baştan ele alınması gerekmektedir. Yüce Allah’a kulluk bilincinin bir gereği olarak yaptığımız kurban ibadetinin; manen arınmak ve aklanmak; kırgınlıkların, küskünlüklerin ve anlamsız çekişmelerin son bulması için de iyi bir fırsat olacağı şüphesizdir. Kurban Bayramı’nın derin hikmeti çerçevesinde; vatanımızın her yöresindeki aziz vatandaşlarımızın her konuda ve sorun karşısında birleşmelerini, bütünleşmelerini, kardeşçe yaşamalarını ve toplumsal yapımızda ayrık otu gibi kök salmaya başlayan ayrılıkçı eğilimlere karşı durmalarını içtenlikle temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve Türk-İslam âleminin mübarek Kurban Bayramı’nı kutluyor, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan diliyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Millet olarak; sevgi ve hürmetin, yardımlaşma ve  dayanışmanın, inanç ve ihlâsın eşsiz örneklerine şahit olacağımız  mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmanın heyecanı içindeyiz.</p>
<p>Bayramla birlikte, büyükler ziyaret edilecek, küçükler şefkat ve  sevgiyle kucaklanacak, kutlu dinimizin bir gereği olan kurban ibadeti  huşu içinde yerine getirilecektir.</p>
<p>Vatandaşlarımız arasındaki karşılıklı ikram ve iltifatlar, güzel söz  ve dilekler, iyi niyet ve anlayışlı yaklaşımlar kardeşlik duygularını  perçinleyecek, birlikte yaşama iradesine çok değerli katkılar  sağlayacaktır.</p>
<p>Kurban Bayramı’nda darda kalan, yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimize  daha çok ilgi ve alaka gösterilecek; unutulmaya yüz tutmuş insani  değerler varlığını bir kez daha ispat edecektir.</p>
<p>Ne var ki sosyal hayattaki gerilimler; endişe verici bir aşamaya  gelen cinnet ve cinayet haberleri, yozlaşmanın ulaştığı korkutucu boyut,  ahlaki değerlerdeki çöküntü ve insanımızın birbirinden hızla  uzaklaşması hepimizin üzerinde düşünmesi gereken vahim gelişmeler olarak  karşımızdadır.</p>
<p>Bu kötü tablonun fark edilmemesi ve sürekli olarak olumsuzlukların  görmezden gelinerek ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranılması doğaldır ki  hayırlı sonuçlar vermeyecektir.</p>
<p>Bu kutlu bayram günlerinde içinde bulunduğumuz ağır şartların ve  sorunların sağlıklı bir muhasebesinin yapılmasında çok yarar  bulunmaktadır.</p>
<p>Elbette Kurban Bayramı millet olarak çok ihtiyacımız olan huzur ve  esenlik ortamının bir nebze de olsa sağlanmasına destek olacaktır. Ancak  dirlik ve düzenliğin kalıcı olması, güvenlik ve mutluluğun daim  kılınması için her şeyin yeni baştan ele alınması gerekmektedir.</p>
<p>Yüce Allah’a kulluk bilincinin bir gereği olarak yaptığımız kurban  ibadetinin; manen arınmak ve aklanmak; kırgınlıkların, küskünlüklerin ve  anlamsız çekişmelerin son bulması için de iyi bir fırsat olacağı  şüphesizdir.</p>
<p>Kurban Bayramı’nın derin hikmeti çerçevesinde; vatanımızın her  yöresindeki aziz vatandaşlarımızın her konuda ve sorun karşısında  birleşmelerini, bütünleşmelerini, kardeşçe yaşamalarını ve toplumsal  yapımızda ayrık otu gibi kök salmaya başlayan ayrılıkçı eğilimlere karşı  durmalarını içtenlikle temenni ediyorum.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve Türk-İslam âleminin  mübarek Kurban Bayramı’nı kutluyor, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı  Allah’tan diliyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-kurban-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pusat SANCAK &#8211;  Ahıska&#8217;ya Dönme Zamanı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pusat-sancak-ahiskaya-donme-zamani.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pusat-sancak-ahiskaya-donme-zamani.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Nov 2010 13:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ahıska]]></category>
		<category><![CDATA[Ahıska Türkleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1930</guid>
		<description><![CDATA[Tarih 14 Kasım 1944, insanlık tarihinin gördüğü en acımasız olaylardan biri yaşanmıştır Sovyetler Birliğinde. Soğuk bir kış gecesi çoğu kadın ve yaşlılardan oluşan on binlerce insan evlerinden ve topraklarından sökülerek trenlere bindirilip sonu belli olmayan bir yolculuğa çıkarılıyor. Bu olay Sovyetler Birliği bünyesinde yer alan Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde yaşandı. Kendisi de aslen bir Gürcü olan Sovyet diktatörü Stalin’in imzasını taşıyan 31 Temmuz 1944 günlü 6279 sayılı “Sovyetler Birliği Devlet Savunma Komitesi Kararı”  ile on binlerce Ahıskalı Türk yerinden edilerek Sovyet coğrafyasının çeşitli yerlerine dağıtılmıştır. Stalin, İkinci Dünya Savaşı boyunca birçok Kafkas halkına aynı acıyı yaşatmıştır. Buradaki maksadı; Türkiye ile girişeceği muhtemel bir savaşta güvenlik koridoru oluşturmaktır. Bu sebeple İkinci Dünya Savaşı’na kadar askere alınmayan Ahıskalı Türk erkekler bu dönemde askere alınmıştır. Böylece bölgede Türkiye lehine tavır alabilecek önemli bir potansiyel kontrol altına alınmıştır. Geriye kalan kadın ve yaşlılar ise demiryolu inşaatlarında çalıştırılmıştır. İster kaderin acı bir oyunu deyin ister planlanmış sinsi bir oyunun ilk parçası; Ahıskalı Türkler kendi elleriyle yaptıkları raylar üzerinde giden trenlerle sürgün edilmişlerdir. Ahıska bölgesinde bir ve bütün yaşayan onbinlerce Ahıskalı iki gece içinde Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Sibirya bölgelerine dağıtılmışlardır. Üstelik soğuk bir kış gecesi yaşanan bu sürgün esnasında nüfusun yarısı da soğuktan hayatını kaybetmiştir. Geriye kalanlar ise yeni yerleştikleri yerlerde hayata tutunmuşlar ve bir gün tekrar vatana dönebilecek olmanın ümidini sürekli taşımışlardır. Ahıska’da Türklerden boşalan topraklara ise Gürcü ve Ermeniler yerleştirilmiştir. Stalin’in ölümü sonrası, sürgüne maruz kalan birçok halk sürgün öncesi vatanlarına dönme şansını elde edebilmişken Ahıskalı Türklere bu fırsat bir türlü verilmemiştir. Fakat Sovyetler Birliğinin 1991’de dağılmasıyla birlikte Ahıskalı Türklerde vatana geri dönme ümidi daha da artmıştır. Ama ne yazık ki bugüne kadar bu amaca hala ulaşılamamıştır. Geçen 66 sene içinde Ahıskalı Türklerin canını acıtan sadece vatanlarından uzak kalmaları olmamıştır. Bunun yanında gittikleri yerlerde beraber yaşadıkları toplumların baskı ve şiddetini de birçok defa üzerlerinde hissetmişlerdir. Ve ne yazıktır ki Ahıskalı kardeşlerimizin maruz kaldıkları baskı ve şiddet yine soydaşımız olan başka kardeşlerimizden gelmiştir. Mayıs 1989’da Özbekistan’ın Fergana bölgesinde çıkan olaylarda yüzlerce Ahıskalı Türkün evleri yakılmış, mallarına el konulmuş ve canlarına kast edilmiştir. Yine Taşkent/Özbekistan’da Ocak 1990’da benzer hadiseler yaşanmış ve Ahıskalı Türkler mağdur olmuşlardır. Ahıskalı Türklerin sürgünde yaşadıkları son acı olay ise Nisan 2010’da Kırgızistan’ın Mayevka bölgesinde çıkan ayaklanmada maruz bırakıldıkları olmuştur. Ahıskalının gözyaşı 66 senedir dinmemiştir. Ahıskalının sorunu en başından beri ne sürgüne maruz kalan onbinlerin sorunudur ne de topyekun Türklerin sorunudur. Ahıskalının yaşadığı sorun en başından beri insanlığın ortak sorunudur. İnsanlık tarihinin yaşadığı en kanlı savaş olan İkinci Dünya Savaşı’nın yarasını o dönemi yaşayan bütün halklar sarmıştır. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımdan kurtulamayan tek kesim Ahıskalı Türkler olmuştur. Artık Ahıskalının vatanına dönme zamanı gelmiştir. Gerek Stalin sonrası Sovyetler zamanında gerekse de Sovyetler dağıldıktan sonra Gürcistan Devleti zamanında birçok halk vatanına geri dönmüştür. Özellikle sürgüne gönderilen Gürcü ve Rumlar sorunsuz bir dönüşle vatanlarına yerleştirilmişlerdir. Hatta sadece vatanlarına yerleştirilmekle kalmayıp Türklerden boşalan Ahıska toprakları da kendilerine verilmiştir. Gürcistan Hükümeti Ahıska topraklarını hızla Gürcüleştirmektedir. Maksat açıktır; Türkler bir gün döndüğünde beraber yaşabilecek bir alan bulamayarak Gürcistan içine dağılsınlar ve Gürcü toplumu içinde asimile olsunlar....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tarih 14 Kasım 1944, insanlık tarihinin gördüğü en  acımasız olaylardan biri yaşanmıştır Sovyetler Birliğinde. Soğuk bir kış  gecesi çoğu kadın ve yaşlılardan oluşan on binlerce insan evlerinden ve  topraklarından sökülerek trenlere bindirilip sonu belli olmayan bir  yolculuğa çıkarılıyor. Bu olay Sovyetler Birliği bünyesinde yer alan  Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde yaşandı. Kendisi de aslen bir  Gürcü olan Sovyet diktatörü Stalin’in imzasını taşıyan 31 Temmuz 1944  günlü 6279 sayılı “Sovyetler Birliği Devlet Savunma Komitesi Kararı”   ile on binlerce Ahıskalı Türk yerinden edilerek Sovyet coğrafyasının  çeşitli yerlerine dağıtılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Stalin, İkinci Dünya Savaşı boyunca birçok Kafkas  halkına aynı acıyı yaşatmıştır. Buradaki maksadı; Türkiye ile girişeceği  muhtemel bir savaşta güvenlik koridoru oluşturmaktır. Bu sebeple İkinci  Dünya Savaşı’na kadar askere alınmayan Ahıskalı Türk erkekler bu  dönemde askere alınmıştır. Böylece bölgede Türkiye lehine tavır  alabilecek önemli bir potansiyel kontrol altına alınmıştır. Geriye kalan  kadın ve yaşlılar ise demiryolu inşaatlarında çalıştırılmıştır. İster  kaderin acı bir oyunu deyin ister planlanmış sinsi bir oyunun ilk  parçası; Ahıskalı Türkler kendi elleriyle yaptıkları raylar üzerinde  giden trenlerle sürgün edilmişlerdir. Ahıska bölgesinde bir ve bütün  yaşayan onbinlerce Ahıskalı iki gece içinde Kazakistan, Kırgızistan,  Özbekistan ve Sibirya bölgelerine dağıtılmışlardır. Üstelik soğuk bir  kış gecesi yaşanan bu sürgün esnasında nüfusun yarısı da soğuktan  hayatını kaybetmiştir. Geriye kalanlar ise yeni yerleştikleri yerlerde  hayata tutunmuşlar ve bir gün tekrar vatana dönebilecek olmanın ümidini  sürekli taşımışlardır. Ahıska’da Türklerden boşalan topraklara ise Gürcü  ve Ermeniler yerleştirilmiştir.<br />
Stalin’in ölümü sonrası, sürgüne  maruz kalan birçok halk sürgün öncesi vatanlarına dönme şansını elde  edebilmişken Ahıskalı Türklere bu fırsat bir türlü verilmemiştir. Fakat  Sovyetler Birliğinin 1991’de dağılmasıyla birlikte Ahıskalı Türklerde  vatana geri dönme ümidi daha da artmıştır. Ama ne yazık ki bugüne kadar  bu amaca hala ulaşılamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen 66 sene içinde Ahıskalı Türklerin canını acıtan  sadece vatanlarından uzak kalmaları olmamıştır. Bunun yanında  gittikleri yerlerde beraber yaşadıkları toplumların baskı ve şiddetini  de birçok defa üzerlerinde hissetmişlerdir. Ve ne yazıktır ki Ahıskalı  kardeşlerimizin maruz kaldıkları baskı ve şiddet yine soydaşımız olan  başka kardeşlerimizden gelmiştir. Mayıs 1989’da Özbekistan’ın Fergana  bölgesinde çıkan olaylarda yüzlerce Ahıskalı Türkün evleri yakılmış,  mallarına el konulmuş ve canlarına kast edilmiştir. Yine  Taşkent/Özbekistan’da Ocak 1990’da benzer hadiseler yaşanmış ve Ahıskalı  Türkler mağdur olmuşlardır. Ahıskalı Türklerin sürgünde yaşadıkları son  acı olay ise Nisan 2010’da Kırgızistan’ın Mayevka bölgesinde çıkan  ayaklanmada maruz bırakıldıkları olmuştur. Ahıskalının gözyaşı 66  senedir dinmemiştir. Ahıskalının sorunu en başından beri ne sürgüne  maruz kalan onbinlerin sorunudur ne de topyekun Türklerin sorunudur.  Ahıskalının yaşadığı sorun en başından beri insanlığın ortak sorunudur.  İnsanlık tarihinin yaşadığı en kanlı savaş olan İkinci Dünya Savaşı’nın  yarasını o dönemi yaşayan bütün halklar sarmıştır. Fakat İkinci Dünya  Savaşı’nın yarattığı yıkımdan kurtulamayan tek kesim Ahıskalı Türkler  olmuştur. Artık Ahıskalının vatanına dönme zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek Stalin sonrası Sovyetler zamanında gerekse de  Sovyetler dağıldıktan sonra Gürcistan Devleti zamanında birçok halk  vatanına geri dönmüştür. Özellikle sürgüne gönderilen Gürcü ve Rumlar  sorunsuz bir dönüşle vatanlarına yerleştirilmişlerdir. Hatta sadece  vatanlarına yerleştirilmekle kalmayıp Türklerden boşalan Ahıska  toprakları da kendilerine verilmiştir. Gürcistan Hükümeti Ahıska  topraklarını hızla Gürcüleştirmektedir. Maksat açıktır; Türkler bir gün  döndüğünde beraber yaşabilecek bir alan bulamayarak Gürcistan içine  dağılsınlar ve Gürcü toplumu içinde asimile olsunlar. Gürcü Hükümetinin  bu yaklaşımının soykırımdan öte bir anlamı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gürcistan 29 Nisan 1999 tarihinde Avrupa Konseyi’ne  üye olmuştur. Gürcistan Konsey’e üye olma aşamasında Ahıskalı Türklerin  geri dönüşünü kabul edeceğini ve onlara vatandaşlık vereceğini kabul  etmiştir. 20 Mayıs 1999 tarihinde Gürcistan Avrupa İnsan Hakları  Sözleşmesine de taraf olmuş ve 7 Temmuz 2002’de de Ahıska Türklerini  yakından ilgilendiren bir konu olan mülkiyet hakkıyla ilgili 1 Nolu  Protokolü imzalamıştır. Bütün bu süreçte Gürcistan Hükümeti hem uluslar  arası kamuoyuna hem de Ahıskalı Türklere olumlu mesajlar verme çabasında  olmuştur. Fakat aradan gecen uzun zamana rağmen sorunun çözümü için  Gürcistan hiçbir adım atmamıştır. Aksine sorunu çözülemez bir noktaya  getirmek için de elinden geleni yapmaktadır. Gürcistan, Ahıskalı  Türklerin vatanlarına geri dönerek eskiden sahip oldukları topraklara  yerleşmelerinden rahatsızlık duymaktadır. Çünkü artık bu topraklara  Gürcü ve Ermeniler hakimdir. Gürcistan, Gürcü ve Ermenileri karşısına  almaktansa Ahıskalıların dramının devam etmesini tercih etmektedir. Bu  sebeple Gürcistan Hükümeti Ahıskalı Türklere makul ölçülerin dışında  teklifler sunmaktadır. Bunlardan en dikkat çekeni ise; Ahıskalı  Türklerin Gürcistan içerisinde farklı yerlere dağıtılması teklifidir.  Buradaki amaç; Türkleri birbirinden ayırarak ortak kültürlerini devam  ettirmelerinin önüne geçmek ve Türkleri, Gürcü ve Ermenilerin arasında  asimile etmektir. Şu bilinmelidir ki; gurbetteki Ahıskalı Türkün gönlünü  kavuran hasret Gürcistan topraklarının tamamı değildir. Ahıskalı Türkün  artık beklediği tek şey vardır; ecdad mirası Ahıska topraklarında  yeniden yurt kurmak. Bunun dışında kalan herhangi bir çözüm Ahıskalı  Türkün sürgün hayatının devam etmesi anlamına gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gürcistan 20 yıla yakındır Ahıskalı Türkleri  oyalamaktadır. Gürcistan, Avrupa Konseyi’ne üye olurken verdiği sözleri  yerine getirmek durumundadır. Fakat görülmektedir ki; Gürcü Hükümeti  kendi inisiyatifiyle bu sürece yanaşmayacaktır. Öyleyse tek çare uluslar  arası kamuoyunun Gürcistan’a baskı yapmasıdır. Bu noktada en önemli  görev Türkiye’ye düşmektedir. Dünyanın dört bir yanına dağılmış Ahıskalı  Türkün Türkiye’den başka tutunacak dalı kalmamıştır. Ama ne yazık ki;  Akp hükümeti dış politikada “komşularla sıfır sorun” mantığıyla hareket  ederek Karabağ’da Ermeni’ye, Kerkük’te peşmergeye, Kıbrıs’ta Rumlara  olduğu gibi Ahıska konusunda da Gürcülere boyun eğmektedir. Bilindiği  gibi Ocak 2010’da Türkiye, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi(AKPM)  Başkanlığını kazanmıştır. AKPM’nin başkanlığını Akp Antalya Milletvekili  Mevlüt Çavuşoğlu yürütmektedir. Aynı zamanda 10 Kasım 2010 itibariyle  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığı altı aylığına  Türkiye’ye geçmiştir. Görevi bizzat Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu  devralmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mademki Gürcistan üyesi olduğu Avrupa Konseyi’ne 11  yıl önce söz vermiştir. Mademki Türkiye şu anda Avrupa Konseyinin hem  dönem başkanlığına hem de AKPM başkanlığına sahiptir. Öyleyse Türk  Hükümeti bu fırsatı iyi değerlendirmeli ve gerekeni yapmalıdır.  Gerekirse Gürcistan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne  getirtilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">14 Kasım 2010 Pazar günü acı sürgün olayının 66.  Yıldönümü. Sürgüne maruz kalanların belki birçoğu hayatta değil. Ama  geride bıraktıkları çocukları ve torunları bu acı hatırayı silmek için  zorla kopartıldıkları vatan topraklarına geri dönmek istiyorlar. Bu  mücadele sadece Ahıskalı Türkün mücadelesi değildir. Aynı zamanda bütün  Türk Milletinin ve elbette ki insanlığın ortak mücadelesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">300 bin Ahıskalı Türkün verdiği bu mücadele  neticeleninceye kadar bu kutsal mücadelenin her daim destekçisi ve  takipçisi olma görevi Türkiye Türklerinin milli ve vicdani vazifesi  olmalıdır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fpusat-sancak-ahiskaya-donme-zamani.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/pusat-sancak-ahiskaya-donme-zamani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alper ŞAHİN &#8211;  Kutlu Şimşek</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/alper-sahin-kutlu-simsek.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/alper-sahin-kutlu-simsek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Nov 2010 13:47:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehit Hasan ŞİMŞEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1928</guid>
		<description><![CDATA[9 Kasım akşamı eve geçer geçmez koltuğuma uzandım, bir haber kanalını açtım. Apansız bir düşünceye dalmış buldum kendimi. Şehadete kavuşmuş Ülkü erlerinin bıraktığı hatıralar gözlerimin önünden geçerken, bir sual ile ruhumun irkildiğini hissettim: 21. yüzyılda bu kervana katılıp, ağabeylerimize bu dönemden bir komşu olma şerefine nail olabilmek ne büyük bahtiyarlık olurdu değil mi? Ruhumdaki tını etkisini kaybetmemiş iken henüz, kendimi eksiklerim doğrultusunda sorgulamaya koyuldum. Çok geçmeden uyuya kalmışım… 10 Kasım sabahında telefonuma gelen mesaj ve aldığım haber ile fark ettim: Hasan Şimşek, 21. yüzyılda Ülküsü için şehadete erişmişti. Evet; bu şerefe nail olacak şanlı neferler hâlâ varmış içimizde ve ne büyük bahtiyarlıkmış. Kutlu kervana bir güneş daha katıldı. Bu güneş karanlığa düşen neferlerin yoluna ışık, ruhlarına nur olacak… İrkilişim tekerrür etti, şaşkındım. Aynı anda hem sevinci, hem hüznü yaşadım. Sevinci yaşadım; çünkü dün kendime sorduklarımın cevabı artık ortada idi. Heyecanımdan sıyrılıp düşündüm: ve üzüldüm; çünkü şehadet bu zamanda tam bir tahrik ve kışkırtmaya yönelik bir olgu idi (Olgudur çünkü bu ölüm bir bitiş değil, bilakis hakikatin tam bağrına açılan yolculuk kapısıdır.). Biz gençlerin, bu hususta üstüne düşen en büyük ve en zor vazife, kendi çağlayan duygularımıza, Hak yolunda ve Hak için bir set olmak. Deli kanımızı dizginleyip bu hususun ciddiyetini ve ne yüce manalar içerdiğini, hayat dersimize yeni bir perde açtığını idrak etmemizdir ki, bu artık bizlere farzdır. Artık omuzlarımızdaki sorumluluklarımızın arttığını ve bunların vehametini anlamalı; lakin bunun etkisi ile omuzlarımızı eğmemeli, aksine daha dik durmalı, bu kutlu yolda daha kararlı, azimli yürümeliyiz! Hain ellerin, o soysuzların oyunlarına bir oyuncu değil, oyun bozanlar olarak katılmanın zamanı gelip çatmıştır. Bizlere düşen kendimizi Türk-İslâm şuuru ile bilemek ve önümüzdeki büyük fikrî ve manevî cihatlara kendimizi hazırlamaktır. Hainlerin boynuna Zülfikar olma şerefine nail olabilmek için kaybedilecek saniyemiz bile kalmamıştır. Gözlerdeki perdenin kalkmasının, sen-ben olgusunun silinmesinin, yek ve tek vücut olan ‘biz’ kavramına kavuşulmasının gerekliliğini ve faziletini bu kutlu olgu ile bir kez daha anlamış olmalı. İnancım şudur ki; bu şehadet Ülkü yolundaki bizlerin yaşamında yeni birer sayfa açacak ve içeriğini; azim, kararlılık, iman ve bunların temellendirdiği dik duruş ile dolduracaktır. Canciğer kardeşim Hasan Şimşek’e Yüce Rabbimden rahmet, ailesine sabır dilerim. Hepimizin başı sağ olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>9 Kasım akşamı eve geçer geçmez koltuğuma uzandım,  bir haber kanalını açtım. Apansız bir düşünceye dalmış buldum kendimi.  Şehadete kavuşmuş Ülkü erlerinin bıraktığı hatıralar gözlerimin önünden  geçerken, bir sual ile ruhumun irkildiğini hissettim: 21. yüzyılda bu  kervana katılıp, ağabeylerimize bu dönemden bir komşu olma şerefine nail  olabilmek ne büyük bahtiyarlık olurdu değil mi? Ruhumdaki tını etkisini  kaybetmemiş iken henüz, kendimi eksiklerim doğrultusunda sorgulamaya  koyuldum. Çok geçmeden uyuya kalmışım…</p>
<p>10 Kasım sabahında telefonuma gelen mesaj ve aldığım haber ile fark  ettim: Hasan Şimşek, 21. yüzyılda Ülküsü için şehadete erişmişti. Evet;  bu şerefe nail olacak şanlı neferler hâlâ varmış içimizde ve ne büyük  bahtiyarlıkmış. Kutlu kervana bir güneş daha katıldı. Bu güneş karanlığa  düşen neferlerin yoluna ışık, ruhlarına nur olacak…</p>
<p>İrkilişim tekerrür etti, şaşkındım. Aynı anda hem sevinci, hem hüznü  yaşadım. Sevinci yaşadım; çünkü dün kendime sorduklarımın cevabı artık  ortada idi. Heyecanımdan sıyrılıp düşündüm: ve üzüldüm; çünkü şehadet bu  zamanda tam bir tahrik ve kışkırtmaya yönelik bir olgu idi (Olgudur  çünkü bu ölüm bir bitiş değil, bilakis hakikatin tam bağrına açılan  yolculuk kapısıdır.). Biz gençlerin, bu hususta üstüne düşen en büyük ve  en zor vazife, kendi çağlayan duygularımıza, Hak yolunda ve Hak için  bir set olmak. Deli kanımızı dizginleyip bu hususun ciddiyetini ve ne  yüce manalar içerdiğini, hayat dersimize yeni bir perde açtığını idrak  etmemizdir ki, bu artık bizlere farzdır. Artık omuzlarımızdaki  sorumluluklarımızın arttığını ve bunların vehametini anlamalı; lakin  bunun etkisi ile omuzlarımızı eğmemeli, aksine daha dik durmalı, bu  kutlu yolda daha kararlı, azimli yürümeliyiz!</p>
<p>Hain ellerin, o soysuzların oyunlarına bir oyuncu değil, oyun  bozanlar olarak katılmanın zamanı gelip çatmıştır. Bizlere düşen  kendimizi Türk-İslâm şuuru ile bilemek ve önümüzdeki büyük fikrî ve  manevî cihatlara kendimizi hazırlamaktır. Hainlerin boynuna Zülfikar  olma şerefine nail olabilmek için kaybedilecek saniyemiz bile  kalmamıştır. Gözlerdeki perdenin kalkmasının, sen-ben olgusunun  silinmesinin, yek ve tek vücut olan ‘biz’ kavramına kavuşulmasının  gerekliliğini ve faziletini bu kutlu olgu ile bir kez daha anlamış  olmalı. İnancım şudur ki; bu şehadet Ülkü yolundaki bizlerin yaşamında  yeni birer sayfa açacak ve içeriğini; azim, kararlılık, iman ve bunların  temellendirdiği dik duruş ile dolduracaktır.</p>
<p>Canciğer kardeşim Hasan Şimşek’e Yüce Rabbimden rahmet, ailesine sabır dilerim. Hepimizin başı sağ olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Falper-sahin-kutlu-simsek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/alper-sahin-kutlu-simsek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Teşkilatlara Göndermiş Oldukları Genelge</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gondermis-olduklari-genelge.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gondermis-olduklari-genelge.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Nov 2010 13:39:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1916</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Dava Arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla ülkemiz çok tehlikeli ve sonuçları her bakımdan ağır olacak bir uçuruma doğru hızla ilerlemektedir. Gün geçtikçe vahim boyut kazanan ve düne göre daha da içler acısı bir içeriğe bürünen hazin bir Türkiye manzarası, üzerinde hepimizin ittifak ettiği bir kara tablo olarak karşımızdadır. Her tarafı saran dağınıklık, düzensizlik, adaletsizlik ve asayişsizlik beka düzeyindeki sorunların yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Aziz millet fertlerinin kafalarında belirginleşen ‘biz ve öteki’ şablonu gittikçe keskinleşmekte, çatışma ve kavga riski gün geçtikçe kuvvetlenmektedir. AKP hükümetinin dışarıdan güdümlü olarak imal ettiği sözde ‘demokratik açılım projesi’, milletimizin bin yıllık kardeşliğini ve beraberliğini yıkmak için fırsat kollayan mihraklara üreyecekleri derin ve geniş bir alan açmıştır. Barıştan, insan haklarından, özgürlükten ve adaletten bahsederek ellerinden kan damlayan bölücü mihraklar, yıkım projesinin kendilerine sunduğu iğrenç imkânları sonuna kadar kullanmaya başlamışlar ve cinayetlerine her ortamda devam etmişlerdir. Bu kapsamda, Dumlupınar Üniversitesi’nde yaşanan son insanlık dışı hadise ülkemizin nereye sürüklendiğinin apaçık bir göstergesi olmuştur. Vatanını ve milletini canından aziz bilen Hasan Şimşek isimli Ülkücü öğrencimiz, dağdaki eşkıyanın üniversitedeki uzantısı olan katiller tarafından hunharca katledilmiştir. Bu vesileyle Ülkücü kardeşimize Cenab-ı Allahtan rahmet, ailesine, yakınlarına, camiamıza ve milletimize başsağlığı dilerim. Söz konusu acı olay, Türkiye’nin daha fazla özgürlük ve ileri demokrasi sözleriyle geldiği kanlı tablonun son örneğini teşkil etmiştir. Eğer yıkım projesinin sürdürülmesinde daha fazla ısrar edilirse, bölücü hainler tarafından sistematik ve planlı seri cinayetler her tarafa sıçratılacak ve kanlı bir iç hesaplaşmanın kapıları ardına kadar aralanacaktır. Üstelik AKP ile PKK arasında süren müzakere ve mütareke süreci canileri aklayacak, siyasallaşmalarının önünü açacak ve İmralı canisinin salıverilmesinin şartlarını teker teker olgunlaştıracaktır. Geldiğimiz bugünkü aşamada hükümet, PKK’ya teslim olmuş; millet ve devlet hayatımızda neden olduğu tahribatın karşılığını da, dışarından övücü sözlerle almıştır. AKP, Türk milletinin birliğine şarlatan bir demokrasi zihniyetiyle tuzak kurmuş, taşlar bağlanmış ve katiller maalesef başıboş bırakılmıştır. Farklılıkların hatırlatılması, etnik kimliklerin umutlandırılması, bölücülerin cesaretlendirilmesi Türkiye’yi süratli bir şekilde kardeş kavgasının çekim alanına sokmuştur. Nitekim dizginlerinden boşalan kutuplaşma eğilimleri, milletimizin bir arada yaşama hedefine darbe üstüne darbe vurmakta; öfke, kin ve tahammülsüzlük toplumsal yapıyı etki ve tesir altına almaktadır. İhanetin kılavuzluğunu yaptığı, iktidarın sahiplendiği sözde demokratikleşme hezeyanları, toplumsal yapıda artan gerginlikten ve yayılan etnik tahrikten dolayı birikmiş olan ayrılıkçı fay hatlarını çatırdatmaya ve çatlatmaya başlamıştır. AKP hükümetinin uygulamalarıyla milletimizin değerleri, devletimizin ilkeleri kopma noktasına kadar esnetilmiş ve bükülmüş, bin yıllık kardeşliğimiz açılım denilen pimi çekilmiş bomba ile menfur bir suikasta uğramıştır. Cumhuriyet tarihinde hiçbir iktidar AKP kadar yalanla gerçeği yer değiştirmemiş, hiçbir hükümet AKP kadar milletimizin kutsallarına zarar vermemiştir. Türklük bilinci bu iktidar zamanında hor görülmüş ve zayıflatılmış, adalet duyguları dumura uğratılmış ve zedelenmiş, insanlık değerleri çarpıtılmış ve meta haline dönüştürülmüştür. Her şeyi gösteriş uğruna feda eden Başbakan Erdoğan, Türk milletinin kendi etrafında halkalanmış koruyucu düzeneklerini bir bir yıkmaktan hicap duymamış, bunu da süslü sözlerle ve gerçek niyetlerini gizleyerek yapmaktan sakınmamıştır. Milliyetçilik, millet, milli tarih ve Türk kimliği Başbakan ve yol arkadaşlarının ağır bir saldırısına uğramış; bekamız büyük bir tehdide maruz kalmıştır. Milli varlıklarımıza ve değerlerimize hakaret ne hazindir ki ucuz, kolay ve maliyetsiz bir duruma ulaşmıştır. Bölücülüğün itibar ve değer kazandığı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla ülkemiz çok tehlikeli ve  sonuçları her bakımdan ağır olacak bir uçuruma doğru hızla  ilerlemektedir.</p>
<p>Gün geçtikçe vahim boyut kazanan ve düne göre daha da içler acısı bir  içeriğe bürünen hazin bir Türkiye manzarası, üzerinde hepimizin ittifak  ettiği bir kara tablo olarak karşımızdadır.</p>
<p>Her tarafı saran dağınıklık, düzensizlik, adaletsizlik ve  asayişsizlik beka düzeyindeki sorunların yoğunlaşmasına neden  olmaktadır.</p>
<p>Aziz millet fertlerinin kafalarında belirginleşen ‘biz ve öteki’  şablonu gittikçe keskinleşmekte, çatışma ve kavga riski gün geçtikçe  kuvvetlenmektedir.</p>
<p>AKP hükümetinin dışarıdan güdümlü olarak imal ettiği sözde  ‘demokratik açılım projesi’, milletimizin bin yıllık kardeşliğini ve  beraberliğini yıkmak için fırsat kollayan mihraklara üreyecekleri derin  ve geniş bir alan açmıştır.</p>
<p>Barıştan, insan haklarından, özgürlükten ve adaletten bahsederek  ellerinden kan damlayan bölücü mihraklar, yıkım projesinin kendilerine  sunduğu iğrenç imkânları sonuna kadar kullanmaya başlamışlar ve  cinayetlerine her ortamda devam etmişlerdir.</p>
<p>Bu kapsamda, Dumlupınar Üniversitesi’nde yaşanan son insanlık dışı  hadise ülkemizin nereye sürüklendiğinin apaçık bir göstergesi olmuştur.</p>
<p>Vatanını ve milletini canından aziz bilen <strong>Hasan Şimşek</strong> isimli Ülkücü öğrencimiz, dağdaki eşkıyanın üniversitedeki uzantısı olan katiller tarafından hunharca katledilmiştir.</p>
<p>Bu vesileyle Ülkücü kardeşimize Cenab-ı Allahtan rahmet, ailesine, yakınlarına, camiamıza ve milletimize başsağlığı dilerim.</p>
<p>Söz konusu acı olay, Türkiye’nin daha fazla özgürlük ve ileri  demokrasi sözleriyle geldiği kanlı tablonun son örneğini teşkil  etmiştir.</p>
<p>Eğer yıkım projesinin sürdürülmesinde daha fazla ısrar edilirse,  bölücü hainler tarafından sistematik ve planlı seri cinayetler her  tarafa sıçratılacak ve kanlı bir iç hesaplaşmanın kapıları ardına kadar  aralanacaktır.</p>
<p>Üstelik AKP ile PKK arasında süren müzakere ve mütareke süreci  canileri aklayacak, siyasallaşmalarının önünü açacak ve İmralı canisinin  salıverilmesinin şartlarını teker teker olgunlaştıracaktır.</p>
<p>Geldiğimiz bugünkü aşamada hükümet, PKK’ya teslim olmuş; millet ve  devlet hayatımızda neden olduğu tahribatın karşılığını da, dışarından  övücü sözlerle almıştır.</p>
<p>AKP, Türk milletinin birliğine şarlatan bir demokrasi zihniyetiyle  tuzak kurmuş, taşlar bağlanmış ve katiller maalesef başıboş  bırakılmıştır.</p>
<p>Farklılıkların hatırlatılması, etnik kimliklerin umutlandırılması,  bölücülerin cesaretlendirilmesi Türkiye’yi süratli bir şekilde kardeş  kavgasının çekim alanına sokmuştur.</p>
<p>Nitekim dizginlerinden boşalan kutuplaşma eğilimleri, milletimizin  bir arada yaşama hedefine darbe üstüne darbe vurmakta; öfke, kin ve  tahammülsüzlük toplumsal yapıyı etki ve tesir altına almaktadır.</p>
<p>İhanetin kılavuzluğunu yaptığı, iktidarın sahiplendiği sözde  demokratikleşme hezeyanları, toplumsal yapıda artan gerginlikten ve  yayılan etnik tahrikten dolayı birikmiş olan ayrılıkçı fay hatlarını  çatırdatmaya ve çatlatmaya başlamıştır.</p>
<p>AKP hükümetinin uygulamalarıyla milletimizin değerleri, devletimizin  ilkeleri kopma noktasına kadar esnetilmiş ve bükülmüş, bin yıllık  kardeşliğimiz açılım denilen pimi çekilmiş bomba ile menfur bir suikasta  uğramıştır.</p>
<p>Cumhuriyet tarihinde hiçbir iktidar AKP kadar yalanla gerçeği yer  değiştirmemiş, hiçbir hükümet AKP kadar milletimizin kutsallarına zarar  vermemiştir.</p>
<p>Türklük bilinci bu iktidar zamanında hor görülmüş ve zayıflatılmış,  adalet duyguları dumura uğratılmış ve zedelenmiş, insanlık değerleri  çarpıtılmış ve meta haline dönüştürülmüştür.</p>
<p>Her şeyi gösteriş uğruna feda eden Başbakan Erdoğan, Türk milletinin  kendi etrafında halkalanmış koruyucu düzeneklerini bir bir yıkmaktan  hicap duymamış, bunu da süslü sözlerle ve gerçek niyetlerini gizleyerek  yapmaktan sakınmamıştır.</p>
<p>Milliyetçilik, millet, milli tarih ve Türk kimliği Başbakan ve yol  arkadaşlarının ağır bir saldırısına uğramış; bekamız büyük bir tehdide  maruz kalmıştır.</p>
<p>Milli varlıklarımıza ve değerlerimize hakaret ne hazindir ki ucuz, kolay ve maliyetsiz bir duruma ulaşmıştır.</p>
<p>Bölücülüğün itibar ve değer kazandığı bugünkü ortamda, millet ve  devlet bekasına her zamankinden daha fazla sahip çıkılması bir  mecburiyet haline gelmiştir.</p>
<p>Çürümüş AKP iktidarının daha fazla nifak saçmaması, kirli emellerine  ulaşamaması için tüm milliyetçi-Ülkücü vatanseverlerin güç birliği  yapması artık kaçınılmaz olmuştur.</p>
<p>Ülkemizin kaygan zeminli kumlara dikilen bir kulübe ya da rüzgârda  savrulan bir çadır olmadığının açık ispatı, Türkiye sevdalısı yüreklerin  inançlı mücadelesiyle gerçekleşebileceğinden kimse kuşku duymamalıdır.</p>
<p>Türk milletinin etnik toplulukların koalisyonu olarak görenlere, Türk  devletini terör örgütünün muhatabı seviyesine düşürenlere verilecek bir  milli cevap mutlaka vardır ve onun da yolu, millet ve devlet bekası  için güç birliği yapmaktan geçmektedir.</p>
<p>Bundan dolayı partimiz 31 Ekim 2010 tarihinde; <strong>‘Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği’</strong> yapmak maksadıyla ve milletimizle tam olarak bütünleşmek düşüncesiyle büyük bir heyecan ve azimle yola koyulmuştur.</p>
<p>Bu çerçevede, önümüzdeki sürecin çok tehlikeli ve kritik gelişmelere gebe olması nedeniyle; <span style="text-decoration: underline;">bütün teşkilat yöneticilerimiz ve partililerimiz aşağıda belirtilen hususlara azami derecede dikkat edecekler ve uyacaklardır.</span></p>
<p><em>1-    Türk milletinin ayrıştırılmasına ve parçalanmasına dönük  alçakça tertiplerin artacağı ve yayılacağı risklerle dolu bir dönemin  tüm belirtileri şimdiden görülmektedir.</em></p>
<p><em>Devletimizin, AKP eliyle terör örgütüne denk bir konuma  düşürülmesi, sahip olduğu itibar ve kudrete ciddi düzeyde zarar  vermektedir.</em></p>
<p><em>Süreç, milletimizin çözülmesi ve dağılmasına, devletimizin tahrip  ve imha edilmesine neden olacak dinamikleri harekete geçirmiştir.</em></p>
<p><em>Bu nedenle, vatanımızın her yöresinde; milletimizin ve  devletimizin kalıcılığına ve ebediliğine kendini adamış, buna inanmış ve  var gücüyle mücadele etmeye niyetli tüm vatanseverlere ulaşılacak,  partimizin düşünceleri berrak bir şekilde aktarılacak, güç birliği  yapmak için milli çağrımız tekrarlanacaktır.</em></p>
<p><em>2-    Türkiye’nin hali hazırdaki siyasi, sosyal ve ekonomik  durumu; milliyetçi ve Ülkücülerin ön şartsız bir araya gelmelerini  gerektirmektedir.</em></p>
<p><em>Kaos ve kargaşanın girdabına düşmenin eşiğinde bulunan aziz  milletimize sahip çıkılması, melanete haddinin bildirilmesi, dilimize ve  bayrağımıza destek olunması ve ihanetle aynı safta birleşen iktidar  partisine ders verilmesi tarihi bir vazife haline gelmiştir.</em></p>
<p><em>Milliyetçi Hareket Partisi; milli ve tarihi kabullerimizin  ışığında, milletimizi ve devletimizi korumaya ve ayağa kaldırmaya  yeminlidir.</em></p>
<p><em>Bu itibarla; var olan kırgınlıklar, küskünlükler, dargınlıklar  bir tarafa bırakılmalı ve Türkiye’ye sahip çıkmak için üç hilalin  altında toplanılmalıdır.</em></p>
<p><em>Teşkilat yöneticilerimiz ve mensuplarımız; partimizle gönül bağı  olan, geçmişte bir arada olduğumuz; sevinç ve acılarımızın müşterek  olduğu, davamızın ilkelerinden hiç ödün vermemiş kim varsa  kucaklayacaklar ve güç birliği yapmanın önem ve aciliyetini içtenlikle  anlatacaklardır.</em></p>
<p><em>3-    Gelişmeler, toplumsal gerilim ve kaos emarelerinin yoğunlaştığını göstermektedir.</em></p>
<p><em>En son Taksim’deki canlı bomba rezaleti, terörün şehir merkezlerini hedefine aldığına işaret etmektedir.</em></p>
<p><em>Sokakların, caddelerin, iş ve alışveriş merkezlerinin,  meydanların, üniversitelerin bölücü terör örgütü eylemlerinin  yoğunlaşacağı yeni alanlar olacağı anlaşılmaktadır.</em></p>
<p><em> Özellikle milliyetçi-Ülkücülere yönelik tahrik ve saldırıların  artacağı, kavga ve kargaşa ortamının doğması için yeni tezgâhların  yapılacağı anlaşılmaktadır.</em></p>
<p><em>Her ne sebeple olursa olsun, hiçbir milliyetçi-Ülkücü dava  arkadaşım gerilimin ve çatışmanın tarafı olmayacak, kardeş kanının  akmasını isteyen mihrakların oyunlarına gelmeyeceklerdir.</em></p>
<p><em>Karşılıklı tartışma, atışma ve kaba kuvveti teşvik edecek her  türlü ortamdan mutlaka uzak durulacak, provokasyonlara gelinmeyecek,  güvenlik görevlilerinin harekete geçmesi sabırla beklenecek ve teşvik  edilecektir.</em></p>
<p><em>4-    AKP hükümetinin partimiz ve mensuplarımız üzerinde yeni oyun ve siyasi faaliyet içinde olacağı şimdiden belli olmuştur.</em></p>
<p><em>Özellikle genel seçimlere hazırlık kampanyası esnasında bunları fazlasıyla görmek mümkün olacaktır.</em></p>
<p><em>Partimize yönelen saldırıların özünde; etkinliği ve siyasi gücü  zayıflatılmış, aynı zamanda Meclis dışında bırakılmış bir MHP özlemi  bulunmaktadır.</em></p>
<p><em>Böylelikle PKK terör örgütünün siyasete dâhil edileceği, genel  seçimler sonrası hazırlanacak yeni anayasada Türk ibaresinin  çıkarılacağı ve İmralı canavarının serbest kalacağı bir siyasi iklim  vasat bulmuş olacaktır.</em></p>
<p><em>Baraj konusunun ısıtılıp tekrar gündeme taşınmasının yegâne nedeni de bunlardır.</em></p>
<p><em>Elbette bu şer niyet ve iftiranın hayat bulması mümkün değildir.</em></p>
<p><em>AKP merkezli yürütülen bu senaryonun amacına ulaşamayacağını ve  milliyetçi-Ülkücü iradeye çarparak yok olacağını herkes görecektir.</em></p>
<p><em>Bu itibarla, olumsuz propaganda, haber ve yorumlara itibar  edilemeyecek, mahalli düzeydeki ithamlara ise anında cevap verilerek  Genel Merkez bilgilendirilecektir.</em></p>
<p><em>5-    Milliyetçi Hareket Partisi 2011 yılında yapılacak seçimlere çok iddialı bir şekilde hazırlanmaktadır.</em></p>
<p><em>Hedef tartışmasız tek başına iktidara ulaşmaktır ve bunun dışındaki her olasılık bizim dışımızdadır.</em></p>
<p><em>Milletimize, partimizin politikaları ve yapacakları anlatılırken;  içten, anlayışlı ve kararlı olmak vazgeçilmez davranış ilkeleri  olacaktır.</em></p>
<p><em>Muktedir bir Türkiye’ye ulaşmak için temel sorun alanlarının  çözüleceği; güvenliğin, esenliğin, rahatın, huzurun ve refahın her  haneye üç hilalle birlikte gireceği müjdesi vatandaşlarımıza  ulaştırılacaktır.</em></p>
<p><em>Seçimlere kadar her teşkilatımız faaliyet raporlarını bugünden  başlayarak planlayacak ve sonuçlarını, hangi çalışmaların yapıldığını  ana başlıklar halinde ve bir rapor formatında aylık olarak ‘Teşkilat  İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na bildireceklerdir.</em></p>
<p><em>6-    Bundan önceki Genelgeler de yürürlükte olup onların gereğinin yerine getirilmesine devam edilecektir.</em></p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi; Türk milletini bir ve bütün halinde yaşatmaya, devleti ayakta ve güçlü kılmaya kararlıdır.</p>
<p>Milletimizin karnı tok, başı dik ve onurlu bir şekilde yaşaması için ne gerekiyorsa yapılacak ve mutlaka başarılacaktır.</p>
<p>Küresel rekabette edilgen ve figüran değil; sürükleyici, belirleyici,  etkin ve tayin edici bir güce ulaşmamız ve özlemini çektiğimiz ihtişama  kavuşmamız için her çaba gösterilecektir.</p>
<p>Bu nedenle, gelecek yıl yapılacak olan seçimler milletimizin kaderini  belirleyecek ve bekamıza yönelen tehditlere milli bir cevap olacaktır.</p>
<p>Partimizin, geciken tek başına iktidar amacına ulaşması için,  muhterem dava arkadaşlarımın verecekleri desteğin, yapacakları  çalışmaların başarıya ulaşmasını diliyor, hepsinin mübarek Kurban  Bayramını şimdiden kutluyorum.</p>
<p><strong>‘Mutlu Millet, Güçlü Devlet ve Huzurlu Fert’</strong> hedefine ulaşmamızı Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<p>Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gondermis-olduklari-genelge.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gondermis-olduklari-genelge.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Solan Ülkü Gülü: Hasan Şimşek</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-solan-ulku-gulu-hasan-simsek.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-solan-ulku-gulu-hasan-simsek.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Nov 2010 13:46:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dumlupınar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Gülü Hasan Şimşek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1926</guid>
		<description><![CDATA[Haber sitelerinde “Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde kavga:1 Öğrenci hayatını kaybetti.” haberini okuyunca yüreğime bir sızı düşmüştü. Karşıt görüşler olarak yansıtılan haber içinde şehit edilen Ülküdaşımızın görüşü ifade edilmese de, nedense bu sızı yüreğime hançer gibi saplanmış, o haberi okuduktan 5 dakika sonra Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk ile karşılaşmış ve onun üzüntülü halinden ve “Dumlupınar Üniversitesi’nde Şehit edilen öğrenci bizim Ülküdaşımız”sözlerinden 21 yaşındaki Hasan Şimşek’in bölücü PKK’lı öğrenciler tarafından şehit edilen bir Ülküdaşımız olduğunu öğrenmiştim. Her genç ölüm beni hüzne boğduğu gibi, daha hayatının baharında, henüz 21 yaşındaki bir Ülküdaşımızın genç yaşta şehit edilmesi, her Ülküdaşımızı büyük bir üzüntüye sevk ettiği gibi, beni de çok derinden etkiledi. Şehidimiz Hasan Şimşek’in acılı annesinin gazetelere yansıyan fotoğrafı da yüreğimizdeki acıyı daha bir dağladı. Onun “Oğlumun katillerini bulun, cezalandırın onları” feryadı da öfkenin, acının en trajik bir manzarası olmuştur. Ana ve babasının tertemiz Anadolu yüreğindeki güzelliği şehit oğulları, Ülküdaşımız Hasan Şimşek’in yüzüne yansımış adeta… Şimdi o yok… Onun güzel yüzünü anası, babası, dostları, arkadaşları ve Ülküdaşları bir daha göremeyecek artık… Beyni zehirlenmiş kahpe eller tarafından bıçaklanarak şehit edildi o. Kahpe çocukları, 21 yaşındaki ülkü gülümüzü dalından kopardı. Ülkücü Hareket zaten şehitler kervanı&#8230; Bu dünyada soldurulan o ülkü güllerinin her biri cennette tekrar açmaktadır. Ülkücü Hareket Türk-İslam yolunda mücadeleye çıktığı günden bu yana şehidi, gazisi eksik olmayan ve bundan sonra da bu yolda şehitleri, gazileri olacak bir harekettir. Ülkücü şehidimiz Hasan Şimşek’in acısı Ülkücü Hareketin acısıdır. Onun anası, babası, kardeşleri hepimizin ailesidir. Kütahya’da bulunan Ülküdaşlarımız her daim ailenin yanında olmalıdır. Onlara sahip çıkmak hepimize namustur, şereftir. Şehidimiz Hasan Şimşek’in ailesine, aziz hatırasına ve mücadelesine sahip çıkmak bir ölen, bin dirilen Ülkücü Hareketin anlamlı portresi olacaktır. Ülkücü Hareketin mensupları bundan sonra çok dikkatli olmalıdır. Oynanan ve oynanacak her oyun Ülkücüler üzerinde yapılan kara ve kahpe planların bir yansımasıdır. Üniversitelerde sağ-sol kavgası diye bir durum yoktur. PKK’lı kahpelerin tahrikleri ve saldırıları söz konusudur. Medyanın geneli yaşanan olayları sağ-sol kavgası diye perdeleyerek, PKK’nın üniversitelerdeki yapılanmalarını gizlemeye çalışmaktadır. PKK’lı öğrenciler Türkiye genelindeki üniversitelerde yuvalanmakta ve en rahat dönemlerini yaşamaktadır. Üniversitelerde PKK’lı öğrenciler bölücü propagandaları elini kolunu sallayarak yapıyor, ODTÜ gibi Ankara’nın göbeğindeki bir üniversitenin stadında bile ateşten “PKK ve Apo” isimlerini rahatlıkla yazabiliyorlar. Bebek katili İmralı’dan örgütünü yönetebiliyor, AKP hükümeti ile pazarlık masasına oturabiliyorsa, PKK’nın çocukları da üniversitelerde bölücülük mücadelesini çok rahat bir şekilde yapabilirler. AKP iktidarının teslimiyetçi ve taviz yüklü politikaları yüzünden Emniyet teşkilatı üniversitelerdeki bölücü oluşumlara karşı adeta felç edilmiş durumdadır. PKK’lılarla yaşamak nefes alıp-vermek gibi doğallaştırılmıştır. Türk devletinin milli unsurları refleks göstererek üniversitelerdeki bölücü mikropları temizlemelidir. Hasan Şimşek gibi tertemiz vatan evlatlarının şehit edilmesinin önüne geçilmelidir. Bugün 21 yaşındaki Hasan Şimşek, yarın daha kaç tane Hasan Şimşekler bu vurdumduymaz tavır yüzünden hayatının baharında soldurulmaya mahkûm edilecektir. Türk milletinin sabrını zorlayan bu manzaralar artık ortadan kaldırılmalıdır. AKP iktidarı sayesinde bölücüler artık her yerde rahat hareket ederken, Türk milletinin sabrı nasıl zorlanmasın ki? Hasan Şimşek isimli Ülküdaşımıza tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine ve Ülküdaşlarına da Allah sabır versin.. Mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Haber sitelerinde <strong>“Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde kavga:1 Öğrenci hayatını kaybetti.”</strong> haberini okuyunca yüreğime bir sızı düşmüştü. Karşıt görüşler olarak  yansıtılan haber içinde şehit edilen Ülküdaşımızın görüşü ifade edilmese  de, nedense bu sızı yüreğime hançer gibi saplanmış, o haberi okuduktan 5  dakika sonra Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk ile karşılaşmış  ve onun üzüntülü halinden ve <strong>“Dumlupınar Üniversitesi’nde Şehit edilen öğrenci bizim Ülküdaşımız”</strong>sözlerinden 21 yaşındaki Hasan Şimşek’in bölücü PKK’lı öğrenciler tarafından şehit edilen bir Ülküdaşımız olduğunu öğrenmiştim.</p>
<p>Her genç ölüm beni hüzne boğduğu gibi, daha hayatının baharında,  henüz 21 yaşındaki bir Ülküdaşımızın genç yaşta şehit edilmesi, her  Ülküdaşımızı büyük bir üzüntüye sevk ettiği gibi, beni de çok derinden  etkiledi.</p>
<p>Şehidimiz Hasan Şimşek’in acılı annesinin gazetelere yansıyan fotoğrafı da yüreğimizdeki acıyı daha bir dağladı. Onun <strong>“Oğlumun katillerini bulun, cezalandırın onları”</strong> feryadı da öfkenin, acının en trajik bir manzarası olmuştur.</p>
<p>Ana ve babasının tertemiz Anadolu yüreğindeki güzelliği şehit oğulları, Ülküdaşımız Hasan Şimşek’in yüzüne yansımış adeta…</p>
<p>Şimdi o yok… Onun güzel yüzünü anası, babası, dostları, arkadaşları  ve Ülküdaşları bir daha göremeyecek artık… Beyni zehirlenmiş kahpe eller  tarafından bıçaklanarak şehit edildi o. Kahpe çocukları, 21 yaşındaki  ülkü gülümüzü dalından kopardı.</p>
<p>Ülkücü Hareket zaten şehitler kervanı&#8230; Bu dünyada soldurulan o ülkü  güllerinin her biri cennette tekrar açmaktadır. Ülkücü Hareket  Türk-İslam yolunda mücadeleye çıktığı günden bu yana şehidi, gazisi  eksik olmayan ve bundan sonra da bu yolda şehitleri, gazileri olacak bir  harekettir. Ülkücü şehidimiz Hasan Şimşek’in acısı Ülkücü Hareketin  acısıdır. Onun anası, babası, kardeşleri hepimizin ailesidir.</p>
<p>Kütahya’da bulunan Ülküdaşlarımız her daim ailenin yanında olmalıdır.  Onlara sahip çıkmak hepimize namustur, şereftir. Şehidimiz Hasan  Şimşek’in ailesine, aziz hatırasına ve mücadelesine sahip çıkmak bir  ölen, bin dirilen Ülkücü Hareketin anlamlı portresi olacaktır.</p>
<p>Ülkücü Hareketin mensupları bundan sonra çok dikkatli olmalıdır.  Oynanan ve oynanacak her oyun Ülkücüler üzerinde yapılan kara ve kahpe  planların bir yansımasıdır. Üniversitelerde sağ-sol kavgası diye bir  durum yoktur. PKK’lı kahpelerin tahrikleri ve saldırıları söz konusudur.  Medyanın geneli yaşanan olayları sağ-sol kavgası diye perdeleyerek,  PKK’nın üniversitelerdeki yapılanmalarını gizlemeye çalışmaktadır.</p>
<p>PKK’lı öğrenciler Türkiye genelindeki üniversitelerde yuvalanmakta ve  en rahat dönemlerini yaşamaktadır. Üniversitelerde PKK’lı öğrenciler  bölücü propagandaları elini kolunu sallayarak yapıyor, ODTÜ gibi  Ankara’nın göbeğindeki bir üniversitenin stadında bile ateşten <strong>“PKK ve Apo”</strong> isimlerini rahatlıkla yazabiliyorlar.</p>
<p>Bebek katili İmralı’dan örgütünü yönetebiliyor, AKP hükümeti ile  pazarlık masasına oturabiliyorsa, PKK’nın çocukları da üniversitelerde  bölücülük mücadelesini çok rahat bir şekilde yapabilirler.</p>
<p>AKP iktidarının teslimiyetçi ve taviz yüklü politikaları yüzünden  Emniyet teşkilatı üniversitelerdeki bölücü oluşumlara karşı adeta felç  edilmiş durumdadır. PKK’lılarla yaşamak nefes alıp-vermek gibi  doğallaştırılmıştır.</p>
<p>Türk devletinin milli unsurları refleks göstererek üniversitelerdeki  bölücü mikropları temizlemelidir. Hasan Şimşek gibi tertemiz vatan  evlatlarının şehit edilmesinin önüne geçilmelidir. Bugün 21 yaşındaki  Hasan Şimşek, yarın daha kaç tane Hasan Şimşekler bu vurdumduymaz tavır  yüzünden hayatının baharında soldurulmaya mahkûm edilecektir.</p>
<p>Türk milletinin sabrını zorlayan bu manzaralar artık ortadan  kaldırılmalıdır. AKP iktidarı sayesinde bölücüler artık her yerde rahat  hareket ederken, Türk milletinin sabrı nasıl zorlanmasın ki?</p>
<p>Hasan Şimşek isimli Ülküdaşımıza tekrar Allah’tan rahmet diliyorum.  Ailesine ve Ülküdaşlarına da Allah sabır versin.. Mekânı cennet olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-solan-ulku-gulu-hasan-simsek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-solan-ulku-gulu-hasan-simsek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşrefhan ÖZBAY &#8211;  Kandan Mürekkep</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/esrefhan-ozbay-kandan-murekkep.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/esrefhan-ozbay-kandan-murekkep.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Nov 2010 13:44:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Şehit Hasan ŞİMŞEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1924</guid>
		<description><![CDATA[Şehit Ülküdaşım Hasan ŞİMŞEK’İN Aziz Hatırasına; Ve kilitlenir parmaklarınız… Bir türlü yutkunamayan boğazınızda nice kelimeler tıkanır… Durup düşünürken dalan gözleriniz, nemlenir aniden. Çokça hukukî, siyasî ve toplumsal değerlendirmeler gelirken aklınıza, bir küfür çığlığıyla dağılır yine zihniniz. “Haksızlık bu!” diye yakınırsınız; arkasından yazmak bize düşmemeliydi, arkasından yürümek ne kadar haksa bize, arkasından yazmak o kadar haksızlık. Bir de ‘keşke’ler zinciri başlar hemen arkasından, hiçbir şeyi değiştiremeyecek keşkeler… Ah o kahpe keşkeler… Hiç tanışmadık ya; çok yalvardık gayb âleminde helalleşmek niyetiyle. Ardından çokça rahmetler okuduk, belki hiç erişemeyeceğimiz ruhuna çokça rahmet istedik ve nice sabırlar diledik kalanlara; ama ne haddimize… İmrenerek bakmak düşmeli bize ve nihayet dua etmek. Zira ne diyebilecek sözümüz, ne konuşabilecek ağzımız kalacak huzurda; yegâne vakfedebileceğimiz duamız olacak ve duamızı daha nice Hasan’lara vakfedeceğiz. Bir haber bülteninde ara verilir dualara, “karşıt görüşlü öğrenciler…” diye başlayan o iğrenç anons küfürlere mecbur eder ağzınızı, asabiyet ve şaşkınlık teslim alır zihninizi. Nice Hak’lara ev sahipliği yapmış bu topraklarda; ‘Hak’ ve ‘küfür’, ‘mukaddes’ ve ‘sapkın’ nihayet ‘doğru’ ve ‘yanlış’, karşıt iki görüş olarak yutturulur insanlara ve yine bu toprakların insanları buna göz yumar. Peki bu topraklar kaldırır mı bu hakareti, şu içtiğimiz su geçer mi boğazımızdan yine eskisi gibi, ciğerlerimiz yine ihya olur mu şehadet kokan havayı teneffüs ederken? Dedim ya ülküdaşım, kimine şehadet düştü, kimine hasret, kimine özlem… Sana ne ağlamak, ne diz dövmek, ne öfke kusmak düşecek; şehidinin taşıdığı sancağı düşürmemek için varlığının sınırlarını zorlamaktır senin payın, en zorudur senin payın! Unutmuş görünürsün, “Unuttu!” derler, bilmezler ki her an zihnindeler. Bil ki; Hasan’lar ne terörist nefretinden, ne komünist öfkesinden aldıkları hazla yürüdüler şehadete; gönülleri kinle değil aşkla attı: Allah aşkıyla, vatan aşkıyla… Ve bir garip vakanüvis Hasan’ların kanıyla tarihe not düşecek: “Bizim çocuklardı!” Selam olsun Hasan’lara, selam olsun ‘bizim çocuklar’a, selam olsun dökülen kanlarına ve düştükleri toprağa…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şehit Ülküdaşım Hasan ŞİMŞEK’İN Aziz Hatırasına;</p>
<p style="text-align: justify;">Ve kilitlenir parmaklarınız… Bir türlü yutkunamayan boğazınızda nice  kelimeler tıkanır… Durup düşünürken dalan gözleriniz, nemlenir aniden.  Çokça hukukî, siyasî ve toplumsal değerlendirmeler gelirken aklınıza,  bir küfür çığlığıyla dağılır yine zihniniz. “Haksızlık bu!” diye  yakınırsınız; arkasından yazmak bize düşmemeliydi, arkasından yürümek ne  kadar haksa bize, arkasından yazmak o kadar haksızlık. Bir de  ‘keşke’ler zinciri başlar hemen arkasından, hiçbir şeyi değiştiremeyecek  keşkeler… Ah o kahpe keşkeler…</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç tanışmadık ya; çok yalvardık gayb âleminde helalleşmek niyetiyle.  Ardından çokça rahmetler okuduk, belki hiç erişemeyeceğimiz ruhuna  çokça rahmet istedik ve nice sabırlar diledik kalanlara; ama ne  haddimize… İmrenerek bakmak düşmeli bize ve nihayet dua etmek. Zira ne  diyebilecek sözümüz, ne konuşabilecek ağzımız kalacak huzurda; yegâne  vakfedebileceğimiz duamız olacak ve duamızı daha nice Hasan’lara  vakfedeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir haber bülteninde ara verilir dualara, “karşıt görüşlü  öğrenciler…” diye başlayan o iğrenç anons küfürlere mecbur eder  ağzınızı, asabiyet ve şaşkınlık teslim alır zihninizi. Nice Hak’lara ev  sahipliği yapmış bu topraklarda; ‘Hak’ ve ‘küfür’, ‘mukaddes’ ve  ‘sapkın’ nihayet ‘doğru’ ve ‘yanlış’, karşıt iki görüş olarak yutturulur  insanlara ve yine bu toprakların insanları buna göz yumar. Peki bu  topraklar kaldırır mı bu hakareti, şu içtiğimiz su geçer mi boğazımızdan  yine eskisi gibi, ciğerlerimiz yine ihya olur mu şehadet kokan havayı  teneffüs ederken?</p>
<p style="text-align: justify;">Dedim ya ülküdaşım, kimine şehadet düştü, kimine hasret, kimine  özlem… Sana ne ağlamak, ne diz dövmek, ne öfke kusmak düşecek; şehidinin  taşıdığı sancağı düşürmemek için varlığının sınırlarını zorlamaktır  senin payın, en zorudur senin payın! Unutmuş görünürsün, “Unuttu!”  derler, bilmezler ki her an zihnindeler. Bil ki; Hasan’lar ne terörist  nefretinden, ne komünist öfkesinden aldıkları hazla yürüdüler şehadete;  gönülleri kinle değil aşkla attı: Allah aşkıyla, vatan aşkıyla…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bir garip vakanüvis Hasan’ların kanıyla tarihe not düşecek:<br />
<strong>“Bizim çocuklardı!” </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Selam olsun Hasan’lara, selam olsun ‘bizim çocuklar’a, selam olsun dökülen kanlarına ve düştükleri toprağa…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fesrefhan-ozbay-kandan-murekkep.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/esrefhan-ozbay-kandan-murekkep.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faruk KELEŞTİMUR &#8211;  Medyada &#8216;Sağ-Sol&#8217; ve &#8216;Karşıt Görüş&#8217; İfadeleri</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-medyada-sag-sol-ve-karsit-gorus-ifadeleri.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-medyada-sag-sol-ve-karsit-gorus-ifadeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Nov 2010 13:42:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Şehit ülküdaşımız Hasan Şimşek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1922</guid>
		<description><![CDATA[Şehit ülküdaşımız Hasan Şimşek, Kütahya Altıntaş’ta defnedildi, tekbirlerle, gözyaşlarıyla uğurlandı. Türk milletinin başı sağ olsun. Hain saldırıyı gerçekleştirenler, terör örgütüyle bağlantılı eşkıya bozmalarıdır. Güpegündüz, yerleşke içerisinde meydana gelen bu hadise; Kuran ve bayrak düşmanı, Türk milletinin hayatiyetini hazmedemeyen çamur zihinlerin kanlı elleriyle gerçekleşmiştir. Yiğit Anadolu evladı, aziz gönüldaşımız; haklı davanın imanlı bir mensubu olarak Allahın izniyle şu an cennette huzur ve refah içerisindedir. Hak olan, hakikat olan değerlendirme biçimi böyledir, bu şekildedir. ‘Sağ-sol kavgası’; bir siyasî çekişmenin tezahürü biçiminde algılanabilecek talihsiz bir ifadedir. Kasıtlı veya kasıtsız, medya kuruluşlarının içerisinde meseleyi bu şekilde tarif eden haber merkezleri olmuştur. Bir üniversite sınırlarında, düzeni bozmaya programlı, öğrencilikle hiçbir alakası olmayan, kendi kafasında şartlandığı şiddet takıntısına itaat ederek her tarafa öfke saçan bir çeteleşmenin ve anarşist zümrenin; vatan evladı bir yiğide, milletini ve devletini aşkla seven Hasan Şimşek kardeşimize olan hain saldırısını farklı siyasî tercihlerin çekişmesi olarak lanse edip ‘sağ-sol’ ifadesiyle değerlendiren medya kuruluşlarını ‘dürüst haber’ anlayışına davet ediyoruz. ‘Karşıt görüşlüler çatışması’ da yine bir cehalet, bir hatalı yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. İdeolojik, etnik, mezhepsel veya şu- bu; herhangi bir zıddiyetten doğan, iki ayrı kutup hâlinde duran bir farklılık cepheleşmesi söz konusu değildir. Bir tarafta devletiyle, emniyetiyle, köylüsüyle, talebesiyle büyük Türk milleti; diğer tarafta dağ, şehir, ilçe, köy, okul ve üniversite bünyesine ısmarladığı çapulcularla huzur bozmak gayesinde olan terör yapılanması… Bir tarafta İslâmî, millî değerleri iliklerine kadar hissetmiş, devletin bekası, milletin refahı ilkesini başucu etmiş memleket evlatları; diğer tarafta Ezan sesine bile tahammülü olmayan, şanlı bayrağımızın görüntüsünden dahi rahatsız olan, yasadışı eylem ve faaliyetlerin tam odağında yer alan bir ihanet şebekesi… Bu iki husus ayrı saflar, karşıt görüşler, iki cephe değil; tek ve net bir tarifle iman ve küfür arasındaki çizgi, hak ve batıl ayrımındaki uçurum, millet sevgisi ve millet düşmanlığı ölçüsündeki aykırılık hâlidir. Bu topraklarda yaşayan, bu memleketin havasını soluyan medya mensupları, köşe yazarları, televizyon sunucuları, yorum sorumluları vs. böyle hassas bir konuyu iki taraflı muhataplık düzeyinde gösterip yorumladıkları müddetçe, bütünüyle bir terör propagandasına hizmetkârlık vazifesi içerisinde bulunmaktadırlar. Bunu maksatlı yapanlar, ihanet şebekesinin rotasına otomatik teslim olmuştur; maksatsız yapanlar da gafil bir davranış içerisinde bulunmuştur. Bu ve buna benzer hatalardan geç olmadan dönülmesi ‘mecburiyet’ iktiza etmektedir. Dualarımız; şehidimiz Hasan Şimşek’ledir. Cenab-ı Allah şefaatine nail eylesin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Şehit ülküdaşımız Hasan Şimşek,  Kütahya Altıntaş’ta defnedildi, tekbirlerle, gözyaşlarıyla uğurlandı.  Türk milletinin başı sağ olsun.</p>
<p>Hain saldırıyı gerçekleştirenler, terör örgütüyle  bağlantılı eşkıya bozmalarıdır. Güpegündüz, yerleşke içerisinde meydana  gelen bu hadise; Kuran ve bayrak düşmanı, Türk milletinin hayatiyetini  hazmedemeyen çamur zihinlerin kanlı elleriyle gerçekleşmiştir. Yiğit  Anadolu evladı, aziz gönüldaşımız; haklı davanın imanlı bir mensubu  olarak Allahın izniyle şu an cennette huzur ve refah içerisindedir. Hak  olan, hakikat olan değerlendirme biçimi böyledir, bu şekildedir.</p>
<p>‘Sağ-sol kavgası’; bir siyasî çekişmenin tezahürü  biçiminde algılanabilecek talihsiz bir ifadedir. Kasıtlı veya kasıtsız,  medya kuruluşlarının içerisinde meseleyi bu şekilde tarif eden haber  merkezleri olmuştur. Bir üniversite sınırlarında, düzeni bozmaya  programlı, öğrencilikle hiçbir alakası olmayan, kendi kafasında  şartlandığı şiddet takıntısına itaat ederek her tarafa öfke saçan bir  çeteleşmenin ve anarşist zümrenin; vatan evladı bir yiğide, milletini ve  devletini aşkla seven Hasan Şimşek kardeşimize olan hain saldırısını  farklı siyasî tercihlerin çekişmesi olarak lanse edip ‘sağ-sol’  ifadesiyle değerlendiren medya kuruluşlarını ‘dürüst haber’ anlayışına  davet ediyoruz.</p>
<p>‘Karşıt görüşlüler çatışması’ da yine bir cehalet,  bir hatalı yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. İdeolojik, etnik, mezhepsel  veya şu- bu; herhangi bir zıddiyetten doğan, iki ayrı kutup hâlinde  duran bir farklılık cepheleşmesi söz konusu değildir. Bir tarafta  devletiyle, emniyetiyle, köylüsüyle, talebesiyle büyük Türk milleti;  diğer tarafta dağ, şehir, ilçe, köy, okul ve üniversite bünyesine  ısmarladığı çapulcularla huzur bozmak gayesinde olan terör yapılanması…  Bir tarafta İslâmî, millî değerleri iliklerine kadar hissetmiş, devletin  bekası, milletin refahı ilkesini başucu etmiş memleket evlatları; diğer  tarafta Ezan sesine bile tahammülü olmayan, şanlı bayrağımızın  görüntüsünden dahi rahatsız olan, yasadışı eylem ve faaliyetlerin tam  odağında yer alan bir ihanet şebekesi… Bu iki husus ayrı saflar, karşıt  görüşler, iki cephe değil; tek ve net bir tarifle iman ve küfür  arasındaki çizgi, hak ve batıl ayrımındaki uçurum, millet sevgisi ve  millet düşmanlığı ölçüsündeki aykırılık hâlidir.</p>
<p>Bu topraklarda yaşayan, bu memleketin havasını  soluyan medya mensupları, köşe yazarları, televizyon sunucuları, yorum  sorumluları vs. böyle hassas bir konuyu iki taraflı muhataplık düzeyinde  gösterip yorumladıkları müddetçe, bütünüyle bir terör propagandasına  hizmetkârlık vazifesi içerisinde bulunmaktadırlar. Bunu maksatlı  yapanlar, ihanet şebekesinin rotasına otomatik teslim olmuştur;  maksatsız yapanlar da gafil bir davranış içerisinde bulunmuştur. Bu ve  buna benzer hatalardan geç olmadan dönülmesi ‘mecburiyet’ iktiza  etmektedir.</p>
<p>Dualarımız; şehidimiz Hasan Şimşek’ledir. Cenab-ı Allah şefaatine nail eylesin.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffaruk-kelestimur-medyada-sag-sol-ve-karsit-gorus-ifadeleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-medyada-sag-sol-ve-karsit-gorus-ifadeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulu Önderimiz Atatürk’ün Ölüm Yıldönümü Nedeniyle Yapılan Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulu-onderimiz-ataturk%e2%80%99un-olum-yildonumu-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulu-onderimiz-ataturk%e2%80%99un-olum-yildonumu-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Nov 2010 17:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1910</guid>
		<description><![CDATA[Türklüğün sönmeyen güneşi, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 72. yıldönümünü andığımız bugünde, O’na olan özlem ve O’nun Türk’ün ufkuna açtığı yol aranır hale gelmiştir. Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiği milli mücadele ile bağımsızlığını, milli birlik ve beraberliğini güçlendirme, devletini sonsuza kadar yaşatma azim ve kararlılığını tüm dünyaya sergilemiştir. Mustafa Kemal Atatürk, bugün dünyanın önünde saygıyla eğildiği müstesna bir isimdir. Onun eşsiz askeri dehası ve milletine yol gösteren engin fikirleri hâlâ tazeliğini korumaktadır. Atatürk&#8217;ün, Türk Milletine hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve demokrasi, barış ve özgürlük içerisinde yaşayan güçlü ve milli bir devlet olma yolunda milletimiz büyük mesafeler kat etmiştir. Ancak, bugün küreselleşmenin ve yenidünya düzeninde ülkelerarası ilişkilerin mahiyet değiştirmesinin de etkisi ile ülkemiz kritik bir dönemi yaşamaktadır. Özellikle siyasi iradenin Avrupa Birliği yolunda uyguladığı gayri milli politikalar, milletimizi ikinci bir Kurtuluş Savaşı şartlarıyla karşı karşıya bırakmıştır. Terör olaylarının ülkemizde yeniden dirilişe geçmesi, her gün bu acının anne ve babaların yüreklerini dağlaması, ekonomide özelleştirme adına kritik yerlerin yabancı sermayelere pazarlamacı havasıyla peşkeş çekilmesi, Türklük bilincinden uzaklaşılması, Ulu Önderin politikalarından ne kadar saptığımızın birer göstergesidir. Bu noktada, Türk tarihine altın harflerle ismini yazdıran büyük devlet adamlarımızdan ve komutanlarımızdan birisi olan Mustafa Kemal Atatürk, azim ve kararlılık içinde, en imkânsız zamanlarda bile nelerin yapılabileceğini tüm dünyaya en iyi bir şekilde ispatlamış büyük bir devlet adamıdır. Günümüz iktidar sahipleri, Türk milletinin birliği ve beraberliği için, Mustafa Kemal Atatürk’ün göstermiş olduğu bu onurlu ve milli duruşu kendilerine örnek almalıdır. Türk gençliği; Atatürk’ün gençliğe hitabesinde bize işaret ettiği “gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunan” iktidar sahipleri karşısında daima uyanıktır; milli menfaatlerini, düşmanlarına ve bu iktidar sahiplerine rağmen her şartta savunmaya hazırdır. Bu gibi anlamlı günler, milli birlik ve beraberliğimizin hatırlanması bakımından özel bir önem taşımaktadır. Atamızı ebediyete uğurladığımız bu günde Yüce Önderimizin şu sözünü hatırlayalım: ‘Vatan mevzu bahis ise gerisi teferruattır.’ Bu duygu ve düşüncelerle Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü ve bu cennet vatanın bağımsızlığı için canlarını veren eden silah arkadaşlarını bir kez daha minnet, şükran ve rahmetle anıyor, manevi huzurunda saygıyla eğiliyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türklüğün sönmeyen güneşi, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 72. yıldönümünü andığımız bugünde, O’na olan özlem ve O’nun Türk’ün ufkuna açtığı yol aranır hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiği milli mücadele ile bağımsızlığını, milli birlik ve beraberliğini güçlendirme, devletini sonsuza kadar yaşatma azim ve kararlılığını tüm dünyaya sergilemiştir. Mustafa Kemal Atatürk, bugün dünyanın önünde saygıyla eğildiği müstesna bir isimdir. Onun eşsiz askeri dehası ve milletine yol gösteren engin fikirleri hâlâ tazeliğini korumaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Atatürk&#8217;ün, Türk Milletine hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve demokrasi, barış ve özgürlük içerisinde yaşayan güçlü ve milli bir devlet olma yolunda milletimiz büyük mesafeler kat etmiştir. Ancak, bugün küreselleşmenin ve yenidünya düzeninde ülkelerarası ilişkilerin mahiyet değiştirmesinin de etkisi ile ülkemiz kritik bir dönemi yaşamaktadır. Özellikle siyasi iradenin Avrupa Birliği yolunda uyguladığı gayri milli politikalar, milletimizi ikinci bir Kurtuluş Savaşı şartlarıyla karşı karşıya bırakmıştır. Terör olaylarının ülkemizde yeniden dirilişe geçmesi, her gün bu acının anne ve babaların yüreklerini dağlaması, ekonomide özelleştirme adına kritik yerlerin yabancı sermayelere pazarlamacı havasıyla peşkeş çekilmesi, Türklük bilincinden uzaklaşılması, Ulu Önderin politikalarından ne kadar saptığımızın birer göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu noktada, Türk tarihine altın harflerle ismini yazdıran büyük devlet adamlarımızdan ve komutanlarımızdan birisi olan Mustafa Kemal Atatürk, azim ve kararlılık içinde, en imkânsız zamanlarda bile nelerin yapılabileceğini tüm dünyaya en iyi bir şekilde ispatlamış büyük bir devlet adamıdır. Günümüz iktidar sahipleri, Türk milletinin birliği ve beraberliği için, Mustafa Kemal Atatürk’ün göstermiş olduğu bu onurlu ve milli duruşu kendilerine örnek almalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk gençliği; Atatürk’ün gençliğe hitabesinde bize işaret ettiği “gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunan” iktidar sahipleri karşısında daima uyanıktır; milli menfaatlerini, düşmanlarına ve bu iktidar sahiplerine rağmen her şartta savunmaya hazırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu gibi anlamlı günler, milli birlik ve beraberliğimizin hatırlanması bakımından özel bir önem taşımaktadır. Atamızı ebediyete uğurladığımız bu günde Yüce Önderimizin şu sözünü hatırlayalım: ‘Vatan mevzu bahis ise gerisi teferruattır.’</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü ve bu cennet vatanın bağımsızlığı için canlarını veren eden silah arkadaşlarını bir kez daha minnet, şükran ve rahmetle anıyor, manevi huzurunda saygıyla eğiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulu-onderimiz-ataturk%25e2%2580%2599un-olum-yildonumu-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulu-onderimiz-ataturk%e2%80%99un-olum-yildonumu-nedeniyle-yapilan-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-5.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-5.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2010 17:40:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1913</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Bildiğiniz üzere, yarın Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat yıldönümünüdür. Hayatını içinden yetiştiği Türk milletine adayan aziz Atatürk’ün ebediyete intikal edişinin üzerinden tam 72 yıl geçmiş bulunuyor. Varlığı sona ermiş kabul edilen büyük milletimizi, temellerinden çökmüş ve ömrü tamamlanmış bir imparatorluğun enkazı altından çekip çıkararak, hürriyetine kavuşturan bu büyük devlet adamını minnet ve şükran duygularımızla bir kez daha yâd ediyoruz. Yaktığı bağımsızlık meşalesinin altına milletimizi toplayarak; işgale, esarete ve teslimiyete başkaldıran ve haddini bildiren Gazi Mustafa Kemal’e çok şey borçlu olduğumuz hepinizin malumudur. Yıllarca süren savaşlardan ve her tarafı saran yoksulluktan dolayı yorulmuş, yıpranmış ve hırpalanmış Türk milletine, sahip olduğu kudreti ve haşmeti hatırlatıp ayağa kaldıran şüphesiz o’nun yüksek liderliği ve eşsiz azmi olmuştur. Samsundan attığı ilk adımla başlayan milli bekaya sahip çıkma kararlılığı, yaklaşık 150 yıldır geri çekilen milletimizi Sakarya kıyısında tutundurmuş ve Büyük Taarruzla sonuçlanacak kutlu zaferimize zemin hazırlamıştır. Nitekim zulüm ve eziyeti kendilerine vasıta yapan emperyalist mihrakların, Türk’ün iman örsünde dövülmüş inancıyla vatanımızdan sürüp çıkarılması tabiidir ki üzerimizde hesapları olanları şaşkına çevirmiş ve beklemedikleri bir mağlubiyetle tanıştırmıştır. Mustafa Kemal Atatürk; cesareti, fedakârlığı, hamiyeti ve ileri görüşlülüğü şahsında temerküz ettirmiş; milletiyle tek vücut olarak kurtuluş mücadelesini ne mutlu ki Cumhuriyetle taçlandırmıştır. Öyle ki dönemin şartlarını düşündüğümüzde, yapılanların ne kadar eşsiz olduğunu ve hangi bedelleri ödeyerek bugünlere geldiğimizi çok daha iyi anlayabiliriz. Bunun için Atatürk önemlidir, muhteremdir ve bizim gönlümüzde müstesna bir yeri vardır. Kendisi, millet adına attığı her adımın, aldığı her kararın, gerçekleştirdiği her icraatın mutlaka meşruiyetine dikkat ve özen göstermiştir. Buna, milli uyanışı sağlamak üzere Anadolu’nun bağrında, milletimizin maddi ve manevi gücünü harekete geçirirken bile riayet etmiş ve pusulası yapmıştır. Ömrü hayatındaki uygulamalarında ihtiyatlı davranışın, derinlemesine düşüncenin, yerinde bir mantığın ve basiretli bir aklın, detaylara takılmayan, ama ihmal de etmeyen geniş bir vizyonun tüm parıltıları o’nda bütünleşmiştir. Türk milletinin şeref ve haysiyetini her şeyin üstünde tutmuş ve korumak için yokluklara ve nice imkânsızlıklara asla boyun eğmemiştir. Bir tarafta dış düşmanlara karşı olağanüstü bir direniş gösterirken, diğer tarafta içerideki ihanet çeteleriyle, iflas etmiş ve işgalcilerle işbirliği yapmış olan çevrelerle uğraşmış; ama asla inandığı yoldan dönmemiştir. Türk milletine, geçmişindeki zaferlerini tekrarlayabileceğini bıkmadan, usanmadan anlatmış ve ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ diyerek tarihe geçen bir irade göstermiştir. Derin kavrayışı, geniş kültür ve köklü tarih şuuru kapsamında, milletimizin ihtiyaç ve beklentilerini milli mücadele kahramanlarıyla birlikte tespit etmiş ve bunların gereklerini yerine getirmek için hayatının sonuna kadar çaba sarf etmiştir. Türk milletinin hak ettiği muasır medeniyet seviyesi onun için ulaşılabilecek bir amaçtı. Gelişmemiz, kalkınmamız ve Türk kimliğiyle ilerlememiz onun beklentisiydi ve vasiyetiydi. Türk olmanın gururunu ve gereklerini her daim taşınmasını öğütlemişti ve bunu da “Ne Mutlu Türk’üm” diyerek özetlemişti. Tarihten ders alan ve bunu da bir an olsun aklında çıkarmayan yine kendisiydi. Milli mücadelenin başarıya ulaşmasında; asırlardan beri çekilen milli felaketlerin neden olduğu uyanıklığın ve aziz vatanımızın her yöresini sulayan şehit kanlarının belirleyici olduğunu iyi biliyordu. Kazanma iradesine sahip ve bağımsızlığına düşkün olan bir milletin ayağa kalkınca hangi mucizeleri gerçekleştirebileceğini en iyi o gösterdi. Milletimize inandı ve güvendi....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p>Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, yarın Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat yıldönümünüdür.</p>
<p>Hayatını içinden yetiştiği Türk milletine adayan aziz Atatürk’ün  ebediyete intikal edişinin üzerinden tam 72 yıl geçmiş bulunuyor.</p>
<p>Varlığı sona ermiş kabul edilen büyük milletimizi, temellerinden  çökmüş ve ömrü tamamlanmış bir imparatorluğun enkazı altından çekip  çıkararak, hürriyetine kavuşturan bu büyük devlet adamını minnet ve  şükran duygularımızla bir kez daha yâd ediyoruz.</p>
<p>Yaktığı bağımsızlık meşalesinin altına milletimizi toplayarak;  işgale, esarete ve teslimiyete başkaldıran ve haddini bildiren Gazi  Mustafa Kemal’e çok şey borçlu olduğumuz hepinizin malumudur.</p>
<p>Yıllarca süren savaşlardan ve her tarafı saran yoksulluktan dolayı  yorulmuş, yıpranmış ve hırpalanmış Türk milletine, sahip olduğu kudreti  ve haşmeti hatırlatıp ayağa kaldıran şüphesiz o’nun yüksek liderliği ve  eşsiz azmi olmuştur.</p>
<p>Samsundan attığı ilk adımla başlayan milli bekaya sahip çıkma  kararlılığı, yaklaşık 150 yıldır geri çekilen milletimizi Sakarya  kıyısında tutundurmuş ve Büyük Taarruzla sonuçlanacak kutlu zaferimize  zemin hazırlamıştır.</p>
<p>Nitekim zulüm ve eziyeti kendilerine vasıta yapan emperyalist  mihrakların, Türk’ün iman örsünde dövülmüş inancıyla vatanımızdan sürüp  çıkarılması tabiidir ki üzerimizde hesapları olanları şaşkına çevirmiş  ve beklemedikleri bir mağlubiyetle tanıştırmıştır.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk; cesareti, fedakârlığı, hamiyeti ve ileri  görüşlülüğü şahsında temerküz ettirmiş; milletiyle tek vücut olarak  kurtuluş mücadelesini ne mutlu ki Cumhuriyetle taçlandırmıştır.</p>
<p>Öyle ki dönemin şartlarını düşündüğümüzde, yapılanların ne kadar  eşsiz olduğunu ve hangi bedelleri ödeyerek bugünlere geldiğimizi çok  daha iyi anlayabiliriz.</p>
<p>Bunun için Atatürk önemlidir, muhteremdir ve bizim gönlümüzde müstesna bir yeri vardır.</p>
<p>Kendisi, millet adına attığı her adımın, aldığı her kararın,  gerçekleştirdiği her icraatın mutlaka meşruiyetine dikkat ve özen  göstermiştir.</p>
<p>Buna, milli uyanışı sağlamak üzere Anadolu’nun bağrında, milletimizin  maddi ve manevi gücünü harekete geçirirken bile riayet etmiş ve  pusulası yapmıştır.</p>
<p>Ömrü hayatındaki uygulamalarında ihtiyatlı davranışın, derinlemesine  düşüncenin, yerinde bir mantığın ve basiretli bir aklın, detaylara  takılmayan, ama ihmal de etmeyen geniş bir vizyonun tüm parıltıları  o’nda bütünleşmiştir.</p>
<p>Türk milletinin şeref ve haysiyetini her şeyin üstünde tutmuş ve  korumak için yokluklara ve nice imkânsızlıklara asla boyun eğmemiştir.</p>
<p>Bir tarafta dış düşmanlara karşı olağanüstü bir direniş gösterirken,  diğer tarafta içerideki ihanet çeteleriyle, iflas etmiş ve işgalcilerle  işbirliği yapmış olan çevrelerle uğraşmış; ama asla inandığı yoldan  dönmemiştir.</p>
<p>Türk milletine, geçmişindeki zaferlerini tekrarlayabileceğini  bıkmadan, usanmadan anlatmış ve ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ diyerek tarihe  geçen bir irade göstermiştir.</p>
<p>Derin kavrayışı, geniş kültür ve köklü tarih şuuru kapsamında,  milletimizin ihtiyaç ve beklentilerini milli mücadele kahramanlarıyla  birlikte tespit etmiş ve bunların gereklerini yerine getirmek için  hayatının sonuna kadar çaba sarf etmiştir.</p>
<p>Türk milletinin hak ettiği muasır medeniyet seviyesi onun için ulaşılabilecek bir amaçtı.</p>
<p>Gelişmemiz, kalkınmamız ve Türk kimliğiyle ilerlememiz onun beklentisiydi ve vasiyetiydi.</p>
<p>Türk olmanın gururunu ve gereklerini her daim taşınmasını öğütlemişti ve bunu da “Ne Mutlu Türk’üm” diyerek özetlemişti.</p>
<p>Tarihten ders alan ve bunu da bir an olsun aklında çıkarmayan yine kendisiydi.</p>
<p>Milli mücadelenin başarıya ulaşmasında; asırlardan beri çekilen milli  felaketlerin neden olduğu uyanıklığın ve aziz vatanımızın her yöresini  sulayan şehit kanlarının belirleyici olduğunu iyi biliyordu.</p>
<p>Kazanma iradesine sahip ve bağımsızlığına düşkün olan bir milletin  ayağa kalkınca hangi mucizeleri gerçekleştirebileceğini en iyi o  gösterdi.</p>
<p>Milletimize inandı ve güvendi. Ve Türk milletinin kendi geleceği  hakkındaki tek söz ve yetkinin yine kendisinde olmasını Cumhuriyetle  birlikte sağladı.</p>
<p>İftihar ettiğimiz ve her şart altında sahip çıkacağımız bu kutsal emanetle ne kadar övünsek azdır.</p>
<p>Bugün Cumhuriyetimiz tehlikelere maruz kalsa da, dişini gösteren  mihraklar şehit kanıyla sınırları çizilen vatan topraklarımızı pay  etmeye hazırlansalar da, bilsinler ki karşılarında gücünü dün olduğu  gibi Türk milletinden alan ve milli mücadelenin hatıralarını içinde  taşıyan Milliyetçi Hareket vardır ve hain emellere asla geçit  vermeyecektir.</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıldönümünde aziz  hatırasını hürmetle anıyor; kendisine, kurucu kahramanlara ve muhterem  şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Türkiye, sekiz yıldır AKP hükümeti tarafından yönetilmektedir ve bu  zaman zarfı bir siyasi partinin programını uygulaması için son derece  yeterli bir süredir.</p>
<p>Bu uzun iktidar yıllarında, ülkemizin temel sorun alanlarına dönük  değerli ve olumlu bulabileceğimiz çok az şeyin yapıldığını üzülerek  ifade etmek istiyorum.</p>
<p>AKP’yle birlikte gelişmiş, kalkınmış ve güçlenmiş Türkiye özlemleri  yalnızca sözde kalmış; umutlar, beklentiler maalesef hep boş çıkmıştır.</p>
<p>Bunları söylerken her şeyi eleştiren ve her yapılana karşı çıkan bir  muhalefet anlayışıyla hareket etmediğimizi belirtmekte yarar görüyorum.</p>
<p>AKP iktidarı milletimizin hak ettiği refahı getirememiş; çatışma,  kamplaşma ve kutuplaşmadan beslenen siyaset uygulamasıyla sekiz koca  yılı israf ve heba etmiştir.</p>
<p>Vatandaşla devlet arasındaki gerilimin yükseldiği, milletimizin bin  yıllık kardeşliğinin sorgulandığı, kriz ve kargaşayla geçen yılların  altında ezilen bir millet gerçeği bulunduğunu görmek lazımdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP iktidarları süresince;</span></p>
<ul>
<li>Ekonomi girdiği ağır bir krizle tahrip olmuş ve istikrarını kaybetmiş,</li>
<li>Sürdürülebilir kalkınma ortamı tesis edilememiş,</li>
<li>Yoksulluk ve yolsuzluk her tarafı sarmış,</li>
<li>Siyasetin alanı daralmış, devlet ile toplum arasındaki güven sorunu derinleşmiş,</li>
<li>Milletimiz farklılıklar temelinde tanımlanmış ve etnik tahrikler hız kazanmış,</li>
<li>Bölücülük şımarmış, yayılmış ve kuvvetlenmiş,</li>
<li>Milli varlıklar haraç mezat elden çıkarılmış,</li>
<li>Küresel projelerin kanlı niyetlerine ortak olunarak teşrifatçılık yapılmış,</li>
<li>Ve yalan ve karalamayla iç içe geçmiş bir yönetim anlayışı maalesef vasat bulmuştur.</li>
</ul>
<p>Ne yazık ki bu iktidar döneminde; vatandaşlarımız dünden daha mutlu, daha müreffeh ve daha huzurlu bir düzeyde değildir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın sekiz yıldır sergilediği hükümet etme anlayışıyla  altı oyulmamış, dejenere edilmemiş hiçbir değer kalmamış; kanunsuzluk,  vurgun ve yıkım bir kural haline gelmiştir.</p>
<p>Demokratikleşme diyerek etnik bölücülüğün, özgürlük diyerek canilerin  cüret kazanmasına ortam hazırlanmış; bunları da ileri demokrasi  maskesiyle örtme kurnazlığına şahit olunmuştur.</p>
<p>Milletimizin birlikte yaşama ülküsü AKP hükümetinin elinde bir  oyuncak haline dönüşmüş ve etnik kimliklerin özgürleşmesi için büyük bir  gayret gösterilmiştir.</p>
<p>Hakikaten Türkiye AKP iktidarıyla yorulmuş ve dermanı tükenmiştir.</p>
<p>Her mesele ve üzerinde durulması gereken her sorun Başbakan  Erdoğan’ın sinirli ve asabi siyaset tarzı yüzünden cepheleşmeleri teşvik  etmiş ve toplumsal yapıyı birbirinden ayırmıştır.</p>
<p>Bugün bize üslup ve hoşgörü dersi vermeye çalışan Başbakan’ın  bunlardan ne kadar nasipsiz olduğu herkesin bildiği gerçeklerdir ve tüm  çıplaklığıyla milletimizin malumudur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bizim üslubumuzdan şikâyet eden Başbakan’a hatırlatmak isterim ki,</span></p>
<p>Eğer edep ve izandan mahrum birisi varsa, o da sözleriyle her şeyi gözler önüne seren kendisinden başkası değildir.</p>
<p>Hırçın ve vicdandan azade bir siyaset anlayışının yegane sahibi yine aynı Başbakan’dır.</p>
<p>Çiftçimize, ‘ananı da al git’ diyen; ‘şehide kelle, katile sayın’  diyen bir şahsın bize seviye dersi vermesi mümkün değildir, haddi de  olmayacaktır.</p>
<p>Özellikle bugünlerde iyice su üstüne çıkan terör örgütüyle  görüşmeleri daha önce ifşa ettiğimizde; buna tahammülsüzlük gösterip bu  iddiamızı şerefsizlikle, alçaklıkla suçlayacak kadar ağzı bozuk olan  birisinin, birden bire masum bir rol takınması içine düştüğü  ikiyüzlülüğü göstermesi bakımından anlamlı olmuştur.</p>
<p>Aynı minvaldeki sözlerini Kosova seyahati öncesinde de yineleyen bu  tükenmiş ruh halinin; siyasi haysiyet ve kalite açısından nasıl bir geri  seviyede bulunduğuna artık şüphemiz kalmamıştır.</p>
<p>Başbakanlığı asma ve kesme yeri olarak gören ve küçücük çocuklara bu  şekilde öğüt veren, en galiz hakaretleri peşi sıra siyasi muhataplarına  sıralayan, iftira ve çamur atma konusunda kimsenin boy ölçüşemeyeceği  kişi de yine Recep Tayyip Erdoğan’dır.</p>
<p>Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanlığını yapan bu zatın sahip olduğu  siyasi nezaket ve saygı konusundaki sicili, bize tavsiye vermeye asla  yetmeyecektir.</p>
<p>Adap ve seviye konusunda bizimle boy ölçüşmesi söz konusu dahi olmayacaktır.</p>
<p>Bizim Başbakan Erdoğan’dan öğreneceğimiz bir şey de yoktur.</p>
<p>Önerim, bir bildiği ve inandığı varsa kendisine saklamasıdır ve fitne saçan diline hâkim olmasıdır.</p>
<p>Milletimizi zifiri karanlık bir ortama sürükleyen Başbakan’ın marazi  ve çelişkilerle yüklü siyasi zihniyeti; Milliyetçi hareket’in şerefli  ismini ve aziz mensuplarını ağzına almasıyla düzelmeyecek ve  aklanmayacaktır.</p>
<p>Biz ne söylüyorsak, neyi eleştiriyorsak; bunu milletimiz için yapıyoruz ve engin hissiyatına tercüman oluyoruz.</p>
<p>Bu itibarla siyasetimizin öznesi olan insanımızın mutluluğu,  güvenliği ve esenliği uğruna; muhatabımız kim olursa olsun, doğruları  yüzüne söylemekten, gerçekleri haykırmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.</p>
<p>Başbakan’ın iftiralarının ve yaymaya çalıştığı fesadın bu haliyle  milletimizde sonuç bulması ve karşılık görmesi mümkün değildir.</p>
<p>İnanıyorum ki, siyaseti kirleten ve erozyona uğratan bu şahsın; bizi  karalamaya çalışmasına, hoşgörü ve erdemden bahsederek asıl suratını  gizlemeye çabalamasına aziz milletimiz kanmayacak ve bu işgüzarlığı  misliyle kendisine ödetecektir.</p>
<p>Partimize yönelik olarak kullanılan kötü sözlerin mutlaka hesabı  sorulacak, gönül veren milyonlarca kardeşimiz bu sinsi siyaset  bezirgânlığının haddini mutlaka bildirecektir.</p>
<p>Değerli arkadaşlarım, bizim hedef ve gayemiz bellidir.</p>
<p>Parti olarak misyonumuz, devletin ülkesi ve milletiyle  bölünmezliğini, birlik ve bütünlüğünü, hak ve menfaatlerini korumak;  büyük Türk milletinin milli ve manevi değerleri ile tarihi ve kültürel  zenginliklerine sahip çıkmaktır.</p>
<p>Bunun dışında, bizi kendi pis gündemlerine çekmek isteyenler, kavga  ortamına sokmaya çabalayanlar amaçlarına ulaşamayacaklar ve  körükledikleri hizip ve nifak dumanında boğulup gideceklerdir.<br />
<strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Milletimizi derinden sarsan Taksim meydanındaki canlı bombanın  kimliği belirlenmiş ve bu caninin terör örgütü PKK’ya mensup olduğu  yapılan açıklamalarla ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Elbette bu bizim için şaşırtıcı olmamış ve tespitlerimiz teyit edilmiştir.</p>
<p>Kanlı terör örgütünün, sivil ve masum vatandaşlarımızı hedef alan eylemleri, geçen hafta da ifade ettiğim gibi yeni değildir.</p>
<p>Ülkemizin dört bir yanında, katillerin canlı bomba olarak nasıl ölüm  saçtıkları ve huzurumuza kast etmek için geçmişte hangi eylemleri  gerçekleştirdikleri bildiğimiz acı gerçekler arasındadır.</p>
<p>Ne var ki, Taksim’deki hunhar eylemden hemen sonra yapılan kafa  karıştırıcı ve hedef saptırıcı açıklamalar, PKK terör örgütünü aklamak  için kolektif bir faaliyetin olduğunu da bizlere göstermiştir.</p>
<p>PKK’nın, şehir örgütlenmesi olan TAK’la önce paklaştırılması; sonra  aklaştırılması, arkasından da siyasallaştırılması amaçlanmaktadır.</p>
<p>Gelişmeler bir iyi, bir de kötü PKK imajı verilmek için yoğun bir propagandanın yapıldığına işaret etmektedir.</p>
<p>Bölücü çevreler ve AKP hükümeti; Taksim vahşetini provokasyon olarak  niteleyerek bir anlamda terör örgütü PKK’yı temize çıkarmak için el  birliği yapmışlardır.</p>
<p>Ortada PKK’nın şehir örgütlenmesinin düzenlediği hain bir suikast vardır ve bunun tevil edilmeye çalışılması abesle iştigaldir.</p>
<p>Ortada, cesedi parçalanmış olsa da, Kandil’de eğitilmiş ve  sınırlarımız içine girip saldırılar düzenleme konusunda görevlendirilmiş  bir terörist bulunmaktadır.</p>
<p>Bu cani rahatlıkla İstanbul’a gelmiş, ev tutmuş ve hatta hastalığı nedeniyle sahip olduğu yeşil kartla tedavi dahi olmuştur.</p>
<p>Bu süre zarfında, yapacağı cinayetler için planlar yapmıştır.</p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da, PKK’lı  teröristin; hiçbir takibata uğramadan, elini kolunu sallayarak  Taksim’deki menfur eylemi için hazırlık yapmasıdır.</p>
<p>Toplumda herkesin telefonunu dinleyen, takip eden AKP hükümeti;  nedense, böylesi bir ortamda caninin eylem planını fark edememiş ve  saldırıyı önleyememiştir.</p>
<p>Burada bizim, ileri sürülecek gerekçelere kulak asmamız ve ciddiye almamız mümkün değildir.</p>
<p>Zira terör saldırısının ne zaman ve hangi vasıtaları kullanarak  gerçekleşeceği genel hatlarıyla önceden tespit edilemiyorsa, aklımıza  güvenlik teşkilatının ne yaptığı ve hangi işlerle uğraştığı konusu  gelecektir.</p>
<p>Meydana gelen olayda, önemli düzeyde istihbarat eksikliği ve  zafiyetiyle birlikte, habis emellerin rahata ermesine ortam hazırlayan;  ileri demokrasi sözlerinin neden olduğu puslu atmosfer belirleyici  olmuştur.</p>
<p>Şüphesiz PKK terör örgütünün masum vatandaşlarımıza yönelik  geçmişteki menfur saldırıları biliniyorken; bu eylemin sanki PKK’dan  bağımsız ve habersiz yapıldığının dillendirilmesi ve terör örgütünün de  bu şekilde kamuoyuna açıklama yapması tehlikeli bir rol paylaşımının  varlığını ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Canlı bombacı kimliğinin gecikmeyle açıklanması ve dikkatlerin  PKK’dan uzaklaştırılmaya çalışılması bu düşüncemizi doğrular  niteliktedir.</p>
<p>AKP yetkililerinin, PKK’yı koruma ve aklama refleksi gösterdikleri ibretle görülmektedir.</p>
<p>PKK’nın Tokat Reşadiye saldırısında, hedef saptırmaya çalışarak terör  örgütüne kol-kanat gerenin AKP hükümetinin başbakan yardımcısı olduğu  unutulmamıştır.</p>
<p>İskenderun Deniz üssüne yapılan PKK saldırısında, üçüncü ülkeleri  işaret ederek canileri himaye edenin AKP’nin bir genel başkan yardımcısı  olduğu hatırlardadır.</p>
<p>Ve 31 Ekim 2010 günü, İstanbul Taksim meydanındaki PKK canlı bomba  saldırısı sonrasında, bunun arkasında PKK’nın olduğu konusunda soru  işaretleri ve kafa bulanıklığı yaratmak için sahneye çıkan da ne yazık  ki bizzat Başbakan Erdoğan olmuştur.</p>
<p>Açıktır ki, Taksim vahşetine neden olan hain saldırı, bölücü terör  örgütünün şehirlerdeki bir uzantısı tarafından üstlenilmiştir.</p>
<p>Kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde PKK terör örgütü, canlı bombayı  masum insanlarımızın üzerine göndermiş; arkasından da bunu reddetmiştir.</p>
<p>Bu terör eylemini, PKK içindeki otonom kişilerin ya da grupların  yaptığını iddia etmek, terör örgütünün psikolojik harekâtının sonuç  verdiğini göstermektedir.</p>
<p>Bir tarafta, hükümetle diyalogdan müzakere aşamasına geçen, yıkım  projesine dolaylı olarak omuz veren bir PKK vardır; öbür tarafta da  kendi içinde kafasına göre hareket eden ve ölüm kusan başka bir PKK yer  almaktadır.</p>
<p>Bizim, oluşturulmaya çalışılan ‘iyi PKK ve kötü PKK’ tasnifinden kastımız budur.</p>
<p>Terör şebekesinin kanlı sicili ve katlettiği onbinlerden sonra böyle bir konuma ulaşması utanç ve endişe vericidir.</p>
<p>Bütün kabahatin ve suçun PKK terör örgütü içindeki sözde kontrol  edilemeyen gruplara yüklenmesi vahim gelişmelerin peşi sıra ortaya  çıkacağını göstermektedir.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanının ise, barış yolunda ilerlerken provokasyonların  tuzağına düşülmemesini ve bu konuda kararlı olunmasını tavsiye eden  sözleri kaygılarımızı ister istemez daha da artmıştır.</p>
<p>Üstelik dağdaki canilere, yanlışlarını düzeltme hususunda fırsat  verilmesinden bahsetmesi, PKK terör örgütüne bakıştaki değişikliğin  nerelere kadar uzandığını açıklıkla kanıtlamıştır.</p>
<p>İşte Türkiye’nin geldiği manzaranın ibretlik görüntüsü bu şekildedir.</p>
<p>PKK vahşetinin, milli birliğimizi ve bütünlüğümüzü bozmaya  çalışmasına karşı gösterilen en bariz tepki ise, İmralı canavarıyla  müzakere aşamasına gelen görüşmeler olmuştur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Başbakan Erdoğan’a buradan sormak isterim ki;</span></p>
<ul>
<li>Dünyanın neresinde müebbet cezaya çarptırılan bir ayrılıkçı terör  elebaşısı, hücresinden gündem belirleyebilmektedir ve örgütüne  talimatlar yağdırmaktadır? Bu düşüklüğü hangi şeref ve haysiyetle izah  etmek imkân dâhilinde olacaktır?</li>
<li>Türk milletinin geleceğini ve Türk devletinin kaderini, kod adı  balıkçı diye servis edilen meçhul ve karanlık bir kendini bilmez mi  tayin edecektir?</li>
<li>Devlet işleri ne zamandan beri bu kimliği ve sicili meçhul  zevatlar tarafından yürütülmektedir? Başbakan’ın devlet yönetiminden  anladığı bu mudur?</li>
<li>Şehitlerimizin vebali, gazilerimizin hakkı bundan sonra nasıl  taşınacak ve ne şekilde karşılanacaktır? İki cihanda bu muhterem  kahramanların yüzüne nasıl bakılacaktır?</li>
</ul>
<p>Gazetelerde yüzünü dahi göstermeyen ve AKP’den aldığı talimatla  aracılık yaptığı anlaşılan bir çürümüş zavallı tarafından; Türkiye  Cumhuriyeti’nin müzakere masalarına oturtulması en hafif tabirle  densizliktir ve alçaklıktır.</p>
<p>İmralı canavarıyla ilgili görüşmelerin sorumluluğunu devlete atan  Başbakan Erdoğan; sanki başkanı olduğu hükümeti hiçbir şeye  karışmıyormuş gibi izlenim vermeye çalışmaktadır.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı’nın da benzer eğilimde olması bizce çok manidardır.</p>
<p>Zannedersiniz ki devletin bürokratları gündemlerini kendileri belirlemekte ve akıllarına estiği gibi hareket etmektedirler.</p>
<p>Bütün devlet kuruluşları Başbakan’a bağlı olduğuna göre; kendisinin  bilgisi ve onayı olmadan, bebek katiliyle görüşme yapılabilmesi ihtimal  dâhilinde bile olmayacaktır.</p>
<p>O halde İmralı’yla, Başbakanlık arasındaki aracıların, devlet adına  hangi kuruluşların ve kimlerin görüştüğünü Başbakan’ın açıklaması siyasi  namus meselesi haline gelmiştir.</p>
<p>Geldiğimiz bugünkü aşamada, AKP’yle PKK masaya oturmuş, kanlı bir pazarlık içine girmişlerdir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın, “Güvenlik güçlerinin görevi durup dururken  operasyon yapmak değildir” sözleri PKK ile yapılmakta olan pazarlığı  berraklaştırmıştır.</p>
<p>İmralı canavarı yattığı yerden tehditlerini sürdürmekte ve hükümette bunu sineye çekmektedir.</p>
<p>Katillerin topluma nasıl kazandırılacağı ve hangi projelerin hayata geçirileceği de gündemde en üst düzeyde yer bulmuştur.</p>
<p>Bu kapsamda Suriye’yle yapılan suçluların iadesi anlaşması tam bir  kepazeliktir ve vatanımıza saldırılar düzenleyen Suriye asıllı PKK’lı  teröristler böylelikle zımnen affa tabi tutulacaklardır.</p>
<p>İster istemez burada hatırımıza, aynı sürecin ülkemizde de uygulanıp uygulanmayacağı hususu gelmektedir.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı’na göre, canileri ihanet yolundan çevirmek için  yol göstericiliği dahi yapılmalıdır ve bunu da gerçekleştireceklerini  açıklıkla beyan etmiştir.</p>
<p>Merakımız, teröristlere mihmandarlık yapmaya talip bir devlet  yönetimi anlayışının, milli niteliğinden, milleti temsil ettiğinden  bundan sonra nasıl bahsedileceği noktasında odaklanmıştır.</p>
<p>TBMM’nde edilen yeminlere böyle mi sadakat gösterilecektir? Milletimizin bunu görmezden geleceği mi düşünülmektedir?</p>
<p>İyi şeyler olacak sözlerinin bizi getirdiği ve içine soktuğu karanlık tablo budur.</p>
<p>Açılım denen yıkım projesinin neden olduğu tahribatın ve çöküşün izleri burada aranmalıdır.</p>
<p>Milli birlik ve kardeşlik projesi diyerek ısrarla sürdürülen PKK  açılımı, maalesef Türk devletinin her kademesinde akıl tutulmasına ve  gerçek niyetlerin belirmesine yol açmaktadır.</p>
<p>Bugünkü ortamda terörün cesaret kazanmasının yegâne sorumlusu AKP Hükümeti ve açılım denilen yıkım projesidir.</p>
<p>Biz bunun için, Taksim’deki canlı bomba ne ise, açılım da aynısıdır demiştik.</p>
<p>Nitekim Başbakan Erdoğan bu sözlerimizin hezeyan olduğunu ifade ederek, çirkin bir üslupla bize saldırmaktan geri durmadı.</p>
<p>Eğer ortada bir hezeyan varsa bunun tarafı ve kaynağı İmralı’yla el  sıkışan ve Kandil’e barış çubukları uzatan siyasi güruhtan başkası  değildir.</p>
<p>İşin hazin tarafına bakın ki, tam karşımızda, eşkıyaya ses  çıkarmayan; ama sıra Milliyetçi Hareket Partisi ve mensuplarına geldiği  zaman gözlerine kan yürüyen, öfkeden yüzü değişecek kadar kontrolünü  yitiren bir Başbakan portresi bulunmaktadır.</p>
<p>Sorarım sizlere; milli birliğin ve kardeşliğin projesi nasıl  olacaktır? Ismarlama raporlarla bütünlüğümüz ne şekilde sağlanacaktır?</p>
<p>Biz konferans salonlarında hazırlanan, bakanlıklarda yapılan çalışmalarla mı millet varlığını koruyacağız?</p>
<p>Kardeşliğimiz ya da milli birliğimiz metinler düzenlenerek nasıl yaşatılacaktır?</p>
<p>Açılımın muhteviyatını bilen ve bu haliyle varacağı noktayı bugünden  öngörebilen var mıdır? Karar ve vicdanına güvendiğim birçok değerli  AKP’li milletvekillerinden hangileri gerçekten de açılımın içeriğine  vakıftır?</p>
<p>Milli birliğimiz; sahip çıkılarak, desteklenerek ve bütünlüğümüzü  bozmaya çalışan hainlere hak ettikleri dersler verilerek muhafaza  edilecekken, hükümetin aymazlığı ve art niyeti yalnızca Türk milletini  bölmeye yarayacaktır.</p>
<p>Bize göre yıkım projesi, küresel güçlerin hazırlayıp AKP’ye teslim  ettiği ve terör örgütüyle mütareke yapmak için uydurulmuş ve sürece  sokulmuş, <strong>altın kâseyle servisi yapılan bir zehirdir.</strong></p>
<p>Elbette bunu AKP’ye oy vermiş muhterem vatandaşlarımız önümüzdeki  seçimlerde iyi değerlendirecek ve dağılmaya, parçalanmaya ve ufalanmaya  kapı aralayan bu hükümete dersini vereceklerdir.</p>
<p>Hiçbir AKP’li kardeşimin, Başbakan Erdoğan’ın yalanlarına kanacağını artık düşünmüyorum. Onların ferasetine güveniyorum.</p>
<p>Her şey ortadadır. Ve yıkım koalisyonu Türk milletinin tarihi kudretine çarpıp yok olmaya mahkûmdur.</p>
<p>Başbakan ve hükümetinin İmralı’nın ipine sarıldığı, Barzani’nin  peşine takıldığı ve Kandil’in ağzına baktığı milli vicdanda tescil  edilecektir.</p>
<p>Milletimizin birliğine açılım adıyla pimi çekilmiş bomba atanlar,  geciken karşılığı en başta AKP’ye oy vermiş değerli vatandaşlarımızdan  mutlaka alacaklardır.</p>
<p>Bu takdirde Kandil sönecek, İmralı tükenecek, Erbil korkacak, Erivan  ürkecek ve ihanete kol kanat gerenler geldikleri gibi gideceklerdir.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Millet ve devlet olarak sıkıntılı bir dönem ve süreçten geçiyoruz.</p>
<p>Her gün milletimizi hayrete düşüren ve kaygılandıran olaylara muhatap oluyoruz.</p>
<p>Demokrasinin yalnızca biçimsel düzeyde savunulması, içerik ve özünün  devamlı ihmal edilmesi, birçok soruna davetiye çıkarmaktadır.</p>
<p>Siyasi ahlaktaki zayıflama, işbirliği ve uzlaşma zeminindeki kayma ve  her konunun milletimizi ayıran bir çıbanbaşı haline gelmesi AKP  iktidarı döneminde fazlasıyla tesadüf ettiğimiz olumsuzluklar olmuştur.</p>
<p>Parti olarak, bu dönemde milletimizin bize verdiği muhalefet görevini  en iyi şekilde yerine getirme çabasında olduk ve ilkelerimize bağlı  kalarak doğru bildiklerimizi her ortamda dile getirdik.</p>
<p>Ancak Türk siyasetinde bir türlü dengeye oturmayan iktidar-muhalefet  ilişkilerinden kaynaklanan sorunları doğal olarak biz de yaşadık.</p>
<p>Takdir edersiniz ki, bunun en başta gelen nedenlerinden birisi belki  de en önemlisi; siyasi rekabet içinde olan partiler arasındaki güven  bunalımıdır.</p>
<p>İktidar ve muhalefet arasında karşılıklı işbirliği ve değer üreten  bir siyasi rekabet ortamının tesis edilemeyişi birçok sorunun  yaşanmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Şüphesiz ihtiyacımız olan iyi niyet ve uzlaşma ortamını öncelikle  siyasi sorumluluk taşıyan ve parlamentoda sayıca üstün bulunan iktidar  partisi yerine getirmelidir.</p>
<p>Ne var ki, AKP hükümeti bu adımı hiç atmamış ve derin meselelerle ilgili görüş ve önerilerimize sürekli kapalı kalmıştır.</p>
<p>Gerek Meclis çalışmalarında, gerekse de milletimizi yakından  ilgilendiren ve çözüm bekleyen acil konularda iktidar partisi  çağrılarımıza duyarsız kalmış ve kendi bildiği gibi hareket etmiştir.</p>
<p>Böyle olduğu içindir ki, demokratik kültür gelişememiş, aksine var olan da tarumar olmuştur.</p>
<p>Muhalefet anlayışımızda, sürekli hükümet partisiyle çatışmak ve  karalayıcı bir yaklaşım sergilemek hiç olmamıştır. Böylesi bir  sorumsuzluğa da asla itibar edilmemiştir.</p>
<p>Yarışmacı bir siyaset geleneğinin kurumsallaşmaması, ister istemez  kaba ve hoşgörüsüz bir siyaset dilinin ortaya çıkmasına yol açmıştır.</p>
<p>Şayet iktidar-muhalefet ilişkileri, milli konularda asgari mutabakatı  yakalayamazsa, emin olun ki, siyaset itidali terk eden ve karşılıklı  kör dövüşüne dönen bir yapıya bürünecektir.</p>
<p>Bu bir çıkmazdır ve kendi kendi tüketen ilkellikten başka bir şey değildir.</p>
<p>Bize göre, iktidar-muhalefet arasındaki irtibatın sağlıklı bir  şekilde yürütülebilmesi, taraflar arasındaki tıkanmış olan diyalog  kanallarını da açacaktır.</p>
<p>Madem demokrasiyi yaşatmak istiyoruz, o halde, iktidar ve muhalefet  arasındaki sorunların da mutlaka makul ve meşru bir çerçevede aşılması  gerekmektedir.</p>
<p>Bu haliyle önümüzdeki genel seçimler ve oluşacak 24.dönem TBMM yapısı  önemlidir ve şimdiden tüm partiler uzlaşma zemini etrafında tavır  göstermelidir.</p>
<p>Bu itibarla gelecek yıl 12 Haziran’da yapılacağı anlaşılan genel seçimlerin önemi ve kıymeti daha da artmıştır.</p>
<p>Artık yeni Meclis yapısında geleneksel çatışma dinamiklerinin ortadan  kaldırılmasına ve geniş bir perspektifle uygulanacak uzlaşma çabalarına  çok ihtiyaç olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p>Kabul etmeliyiz ki milletimiz kavga değil, huzur; kriz değil, refah;  çatışma değil, işbirliği ve cepheleşme değil birlik talep etmektedir.</p>
<p>Bu sayede milletimizin ve devletimizin karşısına çıkarılan beka  sorunları da kolaylıkla aşılabilecek, çoğalan sorun alanları teker teker  giderilecektir.</p>
<p>Türkiye’nin güçlü olması pasaportuna bakarak değil, bütünlüğüne ve  milli birliğine sarsılmaz bir inançla sahip çıkılarak gösterilecektir.</p>
<p>Vatandaşı yoksul ve çaresiz olup ama devleti güçlü olan bir millete henüz insanlık tarihi şahit olmamıştır.</p>
<p>Bu çerçevede, parti olarak buna ilk adımı kararlı bir şekilde atmış bulunmaktayız.</p>
<p>31 Ekim 2010 tarihinde, Ankara’da gerçekleştirdiğimiz ‘Millet ve  Devlet Bekası İçin Güç Birliği’ toplantımız aziz milletimizde ve  partimize gönül verenlerde büyük bir ilgi ve umut uyandırmıştır.</p>
<p>Geçmişte beraber olup da, bir sebeple ayrı düştüğümüz tüm dava  arkadaşlarımızı içine alan bir güç birliği yapmak maksadıyla yola çıkmış  bulunuyoruz.</p>
<p>Üç hilali gönlünde taşıyan, yanımızda olmasa da başarımız için dua  eden ve uzaktan destek olan, şerefli mazimizde davamıza birlikte omuz  verdiğimiz, ancak arzu etmediğimiz nedenlerden dolayı belirli dönemlerde  bir arada olamadığımız dava arkadaşlarımızla tam bir kucaklaşma  sağlayarak millet ve devlet bekasına sahip çıkacağız.</p>
<p>İmansız bir kuvvetin yürümeyeceğini, kuvvetsiz bir imanın galip  gelemeyeceğini idrak eden vatansever yüreklerle bütünleşip emin  adımlarla ilerleyeceğiz.</p>
<p>Biz uçurumun kenarında güreş tutulmayacağını bilecek kadar farkındalığa ve basirete sahibiz.</p>
<p>Türk milletine bağlılıkta birleşenlerin, aynı çatı altında da bir  araya gelebileceğine yürekten inanıyoruz. Kaldı ki bunu da zorunlu  görüyoruz.</p>
<ul>
<li>Türkiye’yi yaşatmak,</li>
<li>Türk milletini var etmek,</li>
<li>Devletimizi muktedir kılmak,</li>
<li>Ve bekamız için güç birliği yapmak için tavizsiz ve ön şartsız yola koyulduk.</li>
</ul>
<p>Karşımızdakilerin nasıl bir düzen kurmak istedikleri belli iken kazanmaya ve başarmaya mecbur olduğumuz aşikârdır.</p>
<p>Ülkemiz, birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır mevzilere bölünmüşken,  üzerimizde hesapları olanlar rahatça hareket edebilecekleri vasatı  bulmuşken, bizim böylesi bir tehdide duyarsız kalmamız elbette mümkün  değildir.</p>
<p>Hiç şüpheniz olmasın ki, milli devlet ülküsüne bağlı, milletimizi bir  bütün kabul eden; mazlumun, ezilmişin ve mağdurun tarafında olan,  refahı sağlamak için sürekli çalışan, zalime göz açtırmayan ve haksızlık  yapanı cezalandırma kararlılığında olan kim varsa yeri ve adresi  Milliyetçi Hareket Partisi’dir.</p>
<p>Yaklaşık 1300 yıldır aynı kıbleye dönmüş, aynı ağıtları yakmış, aynı  türkülerle coşmuş; Yemen’den Cezayir’e; Bağdat’tan Viyana kapılarına,  Kırım’dan Arabistan çöllerine ve Türkistan diyarına kadar anıları olan  büyük milletimizin güç birliği yapmasının vakti gelmiştir.</p>
<p>İpliği kopmuş tespih taneleri gibi darmadağın olmaya karşı durmak için bekamıza sahip çıkmalıyız.</p>
<p>Bin yıllık kardeşliğimizi telef etmek için sıraya girmişlere fırsat vermemek için bir araya gelmeliyiz.</p>
<p>Gafilleri uyandırmak, hainlere mukadder silleyi indirmek için güç birliği yapmalıyız.</p>
<p>İnanıyorum ki, vatanı için kalbi atan, muzaffer bir milleti tekrar  ayağa kaldırmak için çare arayan, bayrağım diyen herkesin buluşacağı yer  Milliyetçi Harekettir.</p>
<p>Üç hilal ecdadımızın ihtişamıydı, gururuydu, namusuydu. İnşallah  gelecek nesillerimizin de azameti olacaktır. Türkiye’nin son kalesi,  aşılmaz burcu ve albayrağımızı sonsuza kadar dalgalandırmaya kararlı  cesaretin hareket merkezi olmaya da Allah’ın izniyle kararlılıkla devam  edecektir.</p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Konuşmamın bu bölümünde ekonomideki gelişmeleri kısaca değerlendirmek istiyorum.</p>
<p>18 Kasım 2010 tarihi itibariyle AKP iktidarının sekizinci yılı dolmuş olacaktır.</p>
<p>Geride kalan yıllar, maalesef Türkiye ekonomisinde kalıcı ve etkili  bir dönüşüm sağlayamamış, problemler artarak bugünlere kadar  gelinmiştir.</p>
<p>AKP hükümetinin yola çıkarken verdiği sözlerin çoğu bir yıl geçtikten  sonra bile unutulmuş ve vatandaşlarımız ekonomik olarak kötü duruma  gerilemişlerdir.</p>
<p>Evet, doğrudur; Türkiye ekonomisi rakamsal ve oransal bakımından 2002 yılının ilerisindedir ve bu da son derece doğaldır.</p>
<p>Ancak, insanımızın hayat standartlarında sevineceğimiz bir iyileşme ve takdir edeceğimiz ilerleme ne yazık ki görülmemiştir.</p>
<p>Bakınız, Başbakan Erdoğan tarafından 16 Kasım 2002 tarihinde AKP hükümetinin Acil Eylem Planı açıklanmıştır.</p>
<p>Burada, hedeflenen kalkınmadan kaynaklanan gelirin adil bir şekilde  dağıtılacağı, yoksulluk ve yolsuzluğun giderileceği vaat edilmiştir.</p>
<p>İlave olarak, vergi yükünün tabana yayılması için gerekli tedbirlerin  alınacağı ve vergi mevzuatının basitleştirileceği hedeflenmiştir.</p>
<p>Üstelik uygulanacak para ve maliye politikalarıyla, reel sektör için  acil önlemler alınacağı ve gerçek anlamda bir yatırım seferberliği için  lazım gelen ortamın sağlanacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Takdir edersiniz ki, bunların hiçbirisi gerçekleşmediği gibi,  milletimize verilen diğer sözlerin de yerine getirilmediğini yaşayarak  gördük.</p>
<p>Sosyal politikalardan kopuk olan ve insanımızı merkezine almayan ekonomi politikalarıyla ülkemiz bugünkü girdaba sürüklenmiştir.</p>
<p>Yatırım, üretim ve istihdam arasındaki irtibatı kuramamış olan AKP  hükümetinin, sekiz yılın sonunda ekonomide tam bir başarısızlık örneği  sergilediği ortadadır.</p>
<p>Hükümetin yapmakta geciktiği yapısal reformlar, makro ekonomik istikrarın tesis edilmesini engellemiştir.</p>
<p>Ekonominin iç ve dış şoklar karşısındaki dayanıklılığının iyice  zayıflaması, vatandaşlarımızın refahına çok olumsuz etkiler yapmıştır.</p>
<p>Hafife alınan ekonomik kriz sonucunda da milletimiz yoksulluğun ve işsizliğin acımasız pençesine düşmüştür.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz süreçte her hanede en az bir işsiz kardeşimiz varsa bunun müsebbibi hükümettir.</p>
<p>Yoksul vatandaşlarımız daha fazlasını hak etmelerine rağmen, yardım  paketleriyle, erzak torbalarıyla avutuluyorsa bunun sorumlusu yine AKP  iktidarıdır.</p>
<p>Pazarlarda fileler dolmuyorsa, çocukların yüzleri gülmüyorsa,  ekmekler dilim dilim azalmışsa başka yerlerde suçlu aramaya gerek yoktur  ve AKP tüm beceriksizliğiyle ortadadır.</p>
<p>Yandaşını abat eden, milletimizi fakirleştiren bu zihniyetin haktan,  adaletten ve insanlıktan dem vurması kabahatlerini örtmeye yetmeyecek;  işsizliğin ve yoksulluğun alevi AKP’yi sandıkta yakıp kül edecektir.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri, </strong></p>
<p>AKP’nin sıcak paraya dayalı büyüme stratejisi, üretim sektörüne zarar  vermiş, çalışan, alın teri döken, vergi veren, kira ödeyen  girişimcilerimiz çok sıkıntılı günler yaşamıştır.</p>
<p>Ve hatta birçoğu ya işini tasfiye etmek zorunda kalmış ya da iflas etmekten kurtulamamıştır.</p>
<p>Toplumun her kesimi ekonominin hastalıklı yapısından payına düşen  hisseyi almış; garip gurebanın, yetimin, mazlumun, mağdurun hayatı harap  olmuştur.</p>
<p>Tarlasının başında, şapkasını yere vurarak ‘bu senede karnım doymayacak’ diyerek feryat eden çiftçimiz muhatap bulamamıştır.</p>
<p>Ürünü para etmemiş, ektiğinin karşılığını alamamıştır.</p>
<p>Esnafımız, raflarında satamadığı mallarının derdine düşmüş, her sabah  umutla dükkânını açmış, her akşam hüzünle kapısına kilit vurmuştur.</p>
<p>Cepler boş, haneler mutsuz, yarınlar karanlıktır.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl sayıları 238 olan ve bu yılda 313’e ulaşması beklenen  alıveriş merkezleri esnaf ve sanatkârımızın hayat alanlarını tehdit eder  hale gelmiştir.</p>
<p>Mahalle aralarına açılan marketler esnafımızın rızkını engellemiş;  kırtasiyecilik yapan, bakkal işleten, terzilikle geçinen, kasap ve  manavlıkla hayatlarını geçindiren kardeşlerimiz evlerine ekmek götüremez  olmuşlardır.</p>
<p>Yaptığı işlerde para kazanamayan esnafımızın sigorta primleri ve vergi borçları canından bezdirmiştir.</p>
<p>Şimdi de kredi kartıyla borçlarının taksitlendirilmesi gündeme  gelmiş, sanki çok önemli bir imkân sunulmuş gibi milyonlarca esnafımız  istismar edilmiştir.</p>
<p>Peki, kredi kartına yüklenen borçlar ödenemediği zaman ne olacaktır?  Birde banka faizleri esnafımızın sırtına binince bunun hesabını kim,  nasıl verecektir?</p>
<p>Elbette borçlar taksitlendirilmelidir; ama borç yükünün hafifletilmesinin de çarelerine bir an önce bakılmalıdır.</p>
<p>AKP alacakların tahsiline değil, esnafımızın mutluluğuna dikkat kesilmelidir.</p>
<p>Borcu dağ gibi birikmiş olan esnaflarımız istihdam teşvikinden yararlanamamaktadır.</p>
<p>Kendisini ve ailesini sağlık imkânlarından faydalandıramayan esnaflarımızın üzücü durumları yüreklerimizi burkmaktadır.</p>
<p>İşini döndürme kaygısından olanlar ise devlete olan borçlarından ve  bankalardaki sicil kayıtlarından dolayı istedikleri krediye  ulaşamamaktadır.</p>
<p>Vergi ve prim borçlarının yeniden ve adaletli şekilde  yapılandırılması esnafımızın en temel beklentisidir. Bu kapsamda  gündemde olan prim affının doğru, ama yeterli olmadığı da açıktır.</p>
<p>AKP hükümeti döneminde; protestolu senet ve karşılıksız çek  miktarlarında görülen artışlar ile esnaf sicilinden silinenlerin  sayısındaki artışlar; başta esnaf ve sanatkârımız olmak üzere, ticaretle  uğraşan vatandaşlarımızın perişan halini gözler önüne sermesi  bakımından önemlidir.</p>
<p>Değerli arkadaşlarım, hükümetin gerilemesinden memnun olduğu  enflasyon oranı, vatandaşlarımıza bir türlü yansımamış; en çok tüketilen  gıda ürünlerindeki fiyat artışları alıverişleri azaltmıştır.</p>
<p>Nitekim son bir yıl içinde tüketici fiyatları yüzde 8,62 artarken; gıda fiyatları yüzde 17 oranında yükselmiştir.</p>
<p>Mutfakların ve sofraların vazgeçilmezleri devamlı zamlanmaktadır.</p>
<p>Ayrıca üretim hala yerlerde sürünmektedir.</p>
<p>Nitekim AKP’nin gelişme hikâyesine konu edilen Türkiye ekonomisinde;  mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi eylül ayında,  bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,4 azalmıştır.</p>
<p>Her tarafı dökülen ekonomik sistemin, son sekiz yılda geldiği  sorunlarla dolu süreç gizlenemeyecek kadar belirginlik kazanmıştır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP hükümetinin ekonomi politikalarının sonucunda;</span></p>
<ul>
<li>Milletimiz işsiz ve yoksul kalmıştır.</li>
<li>Üretim durmuş ve yere çakılmıştır.</li>
<li>Memurumuz huzursuz ve mutsuz olmuştur.</li>
<li>İşçimiz bitkin ve heyecansız hale gelmiştir.</li>
<li>Emeklimiz dertli ve gözü yaşlı bir duruma gerilemiştir.</li>
</ul>
<p>Eğer bunlar başarı ise ve eğer hala rakamlara bakarak büyümeden  bahsediliyorsa ve krizin fırsata çevrilmesi böyle oluyorsa,  diyebileceğimiz bir şey yoktur.</p>
<p>Milletimizi bu hale getiren bir hükümete bizim saygı duymamız, alkış tutmamız elbette mümkün değildir.</p>
<p>Unutulmasın ki, yoksulluğu ve çaresizliği her tarafa yayan bu  iktidarla mücadelemiz her zemin ve şart altında kararlılıkla devam  edecektir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Son olarak bir konuya daha değinerek konuşmamı tamamlamak istiyorum: </span></p>
<p>Başbakan Erdoğan bugünlerde ikide bir; ‘yabancı ülkeler nezdinde  gördüğü saygıyı, hürmeti ülkemizde göremediğini’ ifade ederek, kendince  sızlanmaktadır.</p>
<p>Biz esasen, Başbakan Erdoğan ve partisine yabancıların neden saygı duyduğunu iyi biliyoruz.</p>
<p>Küresel güçlerin çıkarlarına ve menfaatlerine bu kadar hizmet eden  siyasi zihniyetin, bu çevrelerden takdir görmesi şaşırtıcı  görülmemelidir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’dan beklentimiz; dışarıda saygı görmeyi ve bundan  dolayı kabaran gururunu bir kenara bırakarak, kendisine milletimizin  önemli bir bölümü tarafından neden saygı duyulmadığı üzerine biraz  düşünmesidir.</p>
<p>Tavsiyemiz bakışını Brüksel’e, Vashington’a değil; küçümsediği başkent Ankara’ya çevirmesidir.</p>
<p>İşte o zaman, bizce gerçek saygıyı hak edecektir.</p>
<p>Milletimizin ve siz değerli milletvekili arkadaşlarımın önümüzdeki  hafta idrak edeceğimiz mübarek Kurban Bayramı’nı şimdiden kutluyor; bu  mana yüklü özel günlerin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan  niyaz ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-5.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-5.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Gürbüz &#8211; MHP&#8217;de küs kalmayacak</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fatih-gurbuz-mhpde-kus-kalmayacak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fatih-gurbuz-mhpde-kus-kalmayacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Nov 2010 10:29:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Gürbüz]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1907</guid>
		<description><![CDATA[AntalyaGuncel.com MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 31 Ekim tarihinde Ankara’da partilileriyle buluştuğu toplantıda vermiş olduğu mesajın MHP tabanında ve küskünler diye tabir edilen partililerde büyük heyecan yarattı. MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Ülkücülere seslenerek, “Bugün, böyle bir zamanda partiye gelmeyecekseniz, ne zaman geleceksiniz? Partimizin kapıları herkese açık” diyerek davetiye çıkartması MHP’de “Genel Afın” açıkça ilanı oldu. Belki Türk siyaset tarihinde ilk defa kavgalı olan, birbirlerinin siyasetini benimsemeyerek parti dışına itilen, başka mecralarda siyaset yapan kişilere af çıkartıldı ve partiye davet edildi. Referandum sonuçları ile Ülkücülerin varlığının çok önemli olduğunu gören MHP üst yönetiminin farklı siyasi argümanlar üreterek politikalarını yenilediklerini görüyoruz. Devletçi yaklaşımlarla siyaset üreten ancak bu yaklaşımın vatandaşta olumlu etki yaratmaması üzerine MHP yönetiminin sokakta ki vatandaş gibi düşünmeye başlaması, değişimin bir başka parçası sanırım. Genel Af ilanın ardından MHP üst yönetiminin Genel merkez’de harıl harıl çalıştığı haberleri duyulmaya başladı. MHP Genel Başkan adayı olan ve o andan itibaren hain ilan edilen Prof. Dr. Ümit Özdağ, MHP hükümeti döneminde Bayındırlık Bakanlığı yapan Koray Aydın, AKP’den ayrılan Murat Başeskioğlu ve MHP döneminde yine Tarım ve Köyişleri Bakanı olan Hüsnü Yusuf Gökalp gibi önemli isimlerin tabanlarıyla birlikte MHP’ye katılacakları fısıltıdan öteye gidiyor. Tabi üst yönetimde bunlar gerçekleşirken MHP Antalya teşkilatında da partiye ya da bir başka şekilde partililere küserek giden geçmişte hizmet edenlerin tekrar partiye döndürme çalışması içinde olduklarını duyuyoruz.. 31 Ekim’i bir milat olarak gören MHP yöneticilerinin parti tabanını harekete geçirmek için büyük bir çalışma içinde olduğu ve bunun yakın sürede patlamaya dönüşeceği aleni bir şekilde görülüyor. Burada en büyük görev Ülkü Ocaklı gençlere düşüyor. Partinin jandarması olarak görülen Ülkücü gençlerin dün savunma rolünü üstlenirken, şimdi de partinin büyümesi için gerekli tüm alt yapıyı oluşturacakları ve küskün ülkücü ağabeylerine davet çıkaracaklarını duyuyoruz. Mevcut Ülkü Ocaklı gençlerin küskün Reisleriyle yakın zamanda bir araya gelerek, MHP’nin tek başına iktidar olması için çalışacaklar. MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin açık daveti ve Genel af ilanının parti içindeki heyecanına Antalya’da tanık olmaya başladık. Sanırım bu davet hem partiyi büyütme çalışması, hem de geçmişte hizmet edip partiden uzaklaşmış kişilerin her kademe de siyaset yapabileceğinin işaretidir. Bu işaretin MHP’de nasıl hareketlilik sağlayacağını MHP yönetimi ve Ülkücü gençler yakında zamanda kamuoyuna duyuracaktır. http://www.antalyaguncel.com/kose_yazisi-25193-MHPde_%E2%80%9CGenel_Af%E2%80%9D_donemi MHP&#8217;de küs kalmayacak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.antalyaguncel.com/images/author/fatih.JPG" alt="" width="113" height="170" /><a href="http://www.antalyaguncel.com" target="_blank"><em><strong>AntalyaGuncel.com</strong></em></a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MHP  Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 31 Ekim tarihinde Ankara’da  partilileriyle buluştuğu toplantıda vermiş olduğu mesajın MHP tabanında  ve küskünler diye tabir edilen partililerde büyük heyecan yarattı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>MHP  Genel Başkanı Bahçeli’nin Ülkücülere seslenerek, “Bugün, böyle bir  zamanda partiye gelmeyecekseniz, ne zaman geleceksiniz? Partimizin  kapıları herkese açık” diyerek davetiye çıkartması MHP’de “Genel Afın”  açıkça ilanı oldu.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Belki  Türk siyaset tarihinde ilk defa kavgalı olan, birbirlerinin siyasetini  benimsemeyerek parti dışına itilen, başka mecralarda siyaset yapan  kişilere af çıkartıldı ve partiye davet edildi.<span id="more-1907"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Referandum  sonuçları ile Ülkücülerin varlığının çok önemli olduğunu gören MHP üst  yönetiminin farklı siyasi argümanlar üreterek politikalarını  yenilediklerini görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Devletçi  yaklaşımlarla siyaset üreten ancak bu yaklaşımın vatandaşta olumlu etki  yaratmaması üzerine MHP yönetiminin sokakta ki vatandaş gibi düşünmeye  başlaması, değişimin bir başka parçası sanırım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Genel Af ilanın ardından MHP üst yönetiminin Genel merkez’de harıl harıl çalıştığı haberleri duyulmaya başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>MHP  Genel Başkan adayı olan ve o andan itibaren hain ilan edilen Prof. Dr.  Ümit Özdağ, MHP hükümeti döneminde Bayındırlık Bakanlığı yapan Koray  Aydın, AKP’den ayrılan Murat Başeskioğlu ve MHP döneminde yine Tarım ve  Köyişleri Bakanı olan Hüsnü Yusuf Gökalp gibi önemli isimlerin  tabanlarıyla birlikte MHP’ye katılacakları fısıltıdan öteye gidiyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tabi  üst yönetimde bunlar gerçekleşirken MHP Antalya teşkilatında da partiye  ya da bir başka şekilde partililere küserek giden geçmişte hizmet  edenlerin tekrar partiye döndürme çalışması içinde olduklarını  duyuyoruz..</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">31  Ekim’i bir milat olarak gören MHP yöneticilerinin parti tabanını  harekete geçirmek için büyük bir çalışma içinde olduğu ve bunun yakın  sürede patlamaya dönüşeceği aleni bir şekilde görülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Burada en büyük görev Ülkü Ocaklı gençlere düşüyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Partinin  jandarması olarak görülen Ülkücü gençlerin dün savunma rolünü  üstlenirken, şimdi de partinin büyümesi için gerekli tüm alt yapıyı  oluşturacakları ve küskün ülkücü ağabeylerine davet çıkaracaklarını  duyuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Mevcut  Ülkü Ocaklı gençlerin küskün Reisleriyle yakın zamanda bir araya  gelerek, MHP’nin tek başına iktidar olması için çalışacaklar.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin açık daveti ve Genel af ilanının parti içindeki heyecanına Antalya’da tanık olmaya başladık.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sanırım  bu davet hem partiyi büyütme çalışması, hem de geçmişte hizmet edip  partiden uzaklaşmış kişilerin her kademe de siyaset yapabileceğinin  işaretidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu işaretin MHP’de nasıl hareketlilik sağlayacağını MHP yönetimi ve Ülkücü gençler yakında zamanda kamuoyuna duyuracaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaguncel.com/kose_yazisi-25193-MHPde_%E2%80%9CGenel_Af%E2%80%9D_donemi" target="_blank"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><a href="http://www.antalyaguncel.com/kose_yazisi-25193-MHPde_%E2%80%9CGenel_Af%E2%80%9D_donemi" target="_blank">http://www.antalyaguncel.com/kose_yazisi-25193-MHPde_%E2%80%9CGenel_Af%E2%80%9D_donemi</a></em><br />
</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 1019px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">MHP&#8217;de küs kalmayacak</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffatih-gurbuz-mhpde-kus-kalmayacak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fatih-gurbuz-mhpde-kus-kalmayacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekim 2010 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekim-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekim-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Nov 2010 13:55:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1935</guid>
		<description><![CDATA[Bu ayki değerlendirmemizi, Rus emperyalizminin 21.yüzyıldaki adı, Yeni Avrasyacılık hareketi ve bu hareketin günümüzdeki temsilcileri Putin-Medvedev ikilisinin Türk Dünyasına yönelik uyguladıkları politikalara ayırıyoruz. Avrasyacılık bilindiği üzere 19. yüzyıl Rusya’sı içerisindeki başlıca siyasî akımlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok kültürlü Rus İmparatorluğu içerisindeki gayri-Rus etnik grupların 1800’lerde yükselen Milliyetçilik akımının etkisiyle ayrılıkçı düşüncelere yönelmelerini engellemek amacıyla ortaya atılmış ve Çarlığın resmi ideolojisi hâlini almıştır. Rus hegemonyası altındaki Doğu Türklüğü ile yakından ilişkili olan bu hareket, özünde romantik ve gerçekçi olmayan bir tarih anlayışına ve bilinen coğrafî terimlerin dışında Avrupa ve Asya arasında sosyo-kültürel bir kıtanın var olduğu tezine dayanmaktadır. Buna göre Avrasya kavramı, Rus entelektüelleri tarafından ne Asyalı ne de Avrupalı olan fakat kendi içinde sosyal, tarihsel ve siyasal bir bütünlüğe sahip yeknesak bir kara ülkesi olarak tanımlanmıştır. 19. yüzyılda Klasik Avrasyacılar, bu kara ülkesinin M.S 3. ve 4. yüzyıllardan bu yana, yani Hunların fethinden itibaren, tek bir siyasî irade tarafından yönetildiğini iddia ettiler. Hunların ardından çeşitli göçebe ve yarı göçebe kavimler tarafından federatif bir sistemle idare edilen Avrasya, daha sonra Türk-Moğol fetihleriyle Altınorda Hanlığı’nın hâkimiyetine girer. Avrasyacılar, Altınorda’nın dağılması ile güçlenen ve Avrasya’yı yeniden birleştiren Rus İmparatorluğu’nu, Hunların ve Tatarların halefi olarak görmektedirler. Rus Çarlığını, 3. Roma İmparatorluğu olarak tanımlayan Klasik Ortodoks entelijansiyasının aksine Avrasyacılar, Türk-Moğol kültürüne ve devlet geleneğine pragmatist bir yakınlık beslemektedirler. Gerçekte tezlerinde haklı oldukları noktalar da mevcuttur. Zira Viking geleneğinden gelen Novgorod Cumhuriyeti’ne nazaran Moskova Knezliği, Türk-Tatar devlet felsefesinden fazlasıyla etkilenmiştir. Rus Çarlığı’nın çekirdeğini oluşturan Knezliğin büyümesi ve Tatar illerini de kapsamasıyla kurulan imparatorlukta Rus hükümdarının Tatar Hakanlarının tacını giymesi bu etkileşimin en açık ispatı olarak karşımızda durmaktadır. Klasik Avrasyacıların, Slav ve Türk halklarının sözde ortak vatanı olan Avrasya’nın merkezine Rusya’yı koymaları, bahsi geçen kara imparatorluğunun Rusların yönetiminde yükseleceği iddialarının bir tezahürüydü. Geçmişte birer kara kolonisi olarak görülen Türk yurtları, Avrasyacılığın getirdiği yeni algıyla birlikte artık Rusların öz vatanı olarak tanımlamaktaydı. Çarlığın gayri-Hıristiyan unsurları Ortodokslaştırma stratejisinin yerini 19. yüzyılda ortak bir kimliği benimsetme politikasının alması, şüphesiz Klasik Avrasyacılığın Çarlığın resmi ideolojisi olmasından kaynaklanıyordu. Kurgulanan bu strateji ile 1800’lerde Osmanlı ve Avusturya gibi iki büyük imparatorluğu parçalayan milliyetçilik akımı Rus İmparatorluğu sınırları içerisinde aynı ölçüde etkili olamadı. Aksine Rusların Sibirya ve Orta Asya’daki ilerleyişinin de önünü açtığı iddia edilebilir. Bolşevik Devrimi ile rafa kalmış gibi görünen Avrasyacılık, sanılanın aksine Sovyetlerin temel dayanaklarından biri olarak yaşamaya devam etti. Avrasya kavramı 20. yüzyılda isim değiştirerek ‘birleşik bir Proleter Vatanı’ olarak anılmaya başlandı. Kimlik noktasında ise ‘Avrasyalı olmanın’ yerini onunla büyük ölçüde örtüşen homo-Sovieticus (Sovyet adamı) kimliği aldı. Bu açıdan özellikle Stalin sonrası Sovyetlerin, 19. yüzyıl Rus emperyalizminin ve irredantizminin mirasçısı olması Klasik Avrasyacılık ile doğrudan bağlantılıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 2000’lere kadar olan dönem, bir bakıma Rusya’nın krizlerle boğuştuğu bir var olma süreci olarak geride kaldı. Boris Yeltsin’in görev süresini tamamlayıp yerini Vladimir Putin’e bırakması, Avrasyacılığın Rusya’da yeniden iktidara gelmesi anlamına gelmekteydi. Bu yıllarda Rus entelektüelleri, Rus emperyalizminin doğasını, 21. yüzyıl konjonktürüne uyarlayarak Putin dönemi Rus dış politikasına yön verecek yeni tip bir Avrasyacılığı kurguladılar. Bu yeni tip Avrasyacılık, Klasik dönemden sembolik birçok öğe devraldı. Örneğin Türklerin Ergenekon’dan çıkışını simgeleyen...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Bu ayki değerlendirmemizi, Rus emperyalizminin  21.yüzyıldaki adı, Yeni Avrasyacılık hareketi ve bu hareketin  günümüzdeki temsilcileri Putin-Medvedev ikilisinin Türk Dünyasına  yönelik uyguladıkları politikalara ayırıyoruz.</p>
<p>Avrasyacılık bilindiği üzere 19. yüzyıl Rusya’sı içerisindeki başlıca  siyasî akımlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok kültürlü Rus  İmparatorluğu içerisindeki gayri-Rus etnik grupların 1800’lerde yükselen  Milliyetçilik akımının etkisiyle ayrılıkçı düşüncelere yönelmelerini  engellemek amacıyla ortaya atılmış ve Çarlığın resmi ideolojisi hâlini  almıştır. Rus hegemonyası altındaki Doğu Türklüğü ile yakından ilişkili  olan bu hareket, özünde romantik ve gerçekçi olmayan bir tarih  anlayışına ve bilinen coğrafî terimlerin dışında Avrupa ve Asya arasında  sosyo-kültürel bir kıtanın var olduğu tezine dayanmaktadır. Buna göre  Avrasya kavramı, Rus entelektüelleri tarafından ne Asyalı ne de Avrupalı  olan fakat kendi içinde sosyal, tarihsel ve siyasal bir bütünlüğe sahip  yeknesak bir kara ülkesi olarak tanımlanmıştır. 19. yüzyılda Klasik  Avrasyacılar, bu kara ülkesinin M.S 3. ve 4. yüzyıllardan bu yana, yani  Hunların fethinden itibaren, tek bir siyasî irade tarafından  yönetildiğini iddia ettiler. Hunların ardından çeşitli göçebe ve yarı  göçebe kavimler tarafından federatif bir sistemle idare edilen Avrasya,  daha sonra Türk-Moğol fetihleriyle Altınorda Hanlığı’nın hâkimiyetine  girer.</p>
<p>Avrasyacılar, Altınorda’nın dağılması ile güçlenen ve Avrasya’yı  yeniden birleştiren Rus İmparatorluğu’nu, Hunların ve Tatarların halefi  olarak görmektedirler. Rus Çarlığını, 3. Roma İmparatorluğu olarak  tanımlayan Klasik Ortodoks entelijansiyasının aksine Avrasyacılar,  Türk-Moğol kültürüne ve devlet geleneğine pragmatist bir yakınlık  beslemektedirler. Gerçekte tezlerinde haklı oldukları noktalar da  mevcuttur. Zira Viking geleneğinden gelen Novgorod Cumhuriyeti’ne  nazaran Moskova Knezliği, Türk-Tatar devlet felsefesinden fazlasıyla  etkilenmiştir. Rus Çarlığı’nın çekirdeğini oluşturan Knezliğin büyümesi  ve Tatar illerini de kapsamasıyla kurulan imparatorlukta Rus  hükümdarının Tatar Hakanlarının tacını giymesi bu etkileşimin en açık  ispatı olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>Klasik Avrasyacıların, Slav ve Türk halklarının sözde ortak vatanı  olan Avrasya’nın merkezine Rusya’yı koymaları, bahsi geçen kara  imparatorluğunun Rusların yönetiminde yükseleceği iddialarının bir  tezahürüydü. Geçmişte birer kara kolonisi olarak görülen Türk yurtları,  Avrasyacılığın getirdiği yeni algıyla birlikte artık Rusların öz vatanı  olarak tanımlamaktaydı. Çarlığın gayri-Hıristiyan unsurları  Ortodokslaştırma stratejisinin yerini 19. yüzyılda ortak bir kimliği  benimsetme politikasının alması, şüphesiz Klasik Avrasyacılığın Çarlığın  resmi ideolojisi olmasından kaynaklanıyordu. Kurgulanan bu strateji ile  1800’lerde Osmanlı ve Avusturya gibi iki büyük imparatorluğu parçalayan  milliyetçilik akımı Rus İmparatorluğu sınırları içerisinde aynı ölçüde  etkili olamadı. Aksine Rusların Sibirya ve Orta Asya’daki ilerleyişinin  de önünü açtığı iddia edilebilir.</p>
<p>Bolşevik Devrimi ile rafa kalmış gibi görünen Avrasyacılık, sanılanın  aksine Sovyetlerin temel dayanaklarından biri olarak yaşamaya devam  etti. Avrasya kavramı 20. yüzyılda isim değiştirerek ‘birleşik bir  Proleter Vatanı’ olarak anılmaya başlandı. Kimlik noktasında ise  ‘Avrasyalı olmanın’ yerini onunla büyük ölçüde örtüşen homo-Sovieticus  (Sovyet adamı) kimliği aldı. Bu açıdan özellikle Stalin sonrası  Sovyetlerin, 19. yüzyıl Rus emperyalizminin ve irredantizminin mirasçısı  olması Klasik Avrasyacılık ile doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 2000’lere kadar olan dönem, bir  bakıma Rusya’nın krizlerle boğuştuğu bir var olma süreci olarak geride  kaldı. Boris Yeltsin’in görev süresini tamamlayıp yerini Vladimir  Putin’e bırakması, Avrasyacılığın Rusya’da yeniden iktidara gelmesi  anlamına gelmekteydi. Bu yıllarda Rus entelektüelleri, Rus  emperyalizminin doğasını, 21. yüzyıl konjonktürüne uyarlayarak Putin  dönemi Rus dış politikasına yön verecek yeni tip bir Avrasyacılığı  kurguladılar. Bu yeni tip Avrasyacılık, Klasik dönemden sembolik birçok  öğe devraldı. Örneğin Türklerin Ergenekon’dan çıkışını simgeleyen demir  dövme geleneği Vladimir Putin tarafından sahipleniliyor, modern Rus  Çarı’nın Avrasya’daki egemenliği vurgulanıyordu.</p>
<p>Yeni Avrasyacılık olarak adlandırılan bu hareket, Rusların  1990’lardaki geri çekilişinin neticesinden elden çıkan Sovyet toprakları  üzerinde post-modern bir hegemonya tesis etme amacı gütmektedir. Yeni  Avrasyacılık bu bağlamda özellikle Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Avrupa  üzerine yoğunlaşmıştır. İçeri de ise Rusya’nın en büyük sanayi  merkezlerinden biri olan İdil-Ural bölgesi üzerindeki iktidarını  perçinlemeyi amaçlamaktadır. Özetle Yeni Avrasyacılığın büyük ölçüde  Türk halklarını konu aldığı su götürmez bir gerçektir.</p>
<p>Yeni Avrasyacılık, klasik köklerinin aksine geçmişte Rus egemenliğine  girmeyen İran, Türkiye ve Çin ile de yakından ilişkilidir. Nitekim  bahsi geçen ülkelerde Yeni Avrasyacılık fikrini doğrudan ve dolaylı  yollarla savunan pek çok kurum, kuruluş veya şahıs gizlice veya açıkça  Rusya tarafından finanse edilmiştir, edilmektedir. Orta Asya, Kafkasya  ve Doğu Avrupa’yı da kapsayacak şekilde Rusya, Çin, İran ve Türkiye’nin  Avrasyacılık ekseninde bir birlik tesis ederek, batıya alternatif yeni  bir doğu bloğunu inşa etmesi fikri 2000-2005 yılları arasında adı geçen  bölgelerde hararetle savunulmuştur. Ülkemizde “Ulusalcılık” kisvesi  altında yeşeren bu gayri-milli hareketin, son yıllarda ABD yanlısı  cemaat ve benzeri grupların hedef tahtası hâline gelmesi, uluslar arası  çıkar çatışmalarının Türkiye özelindeki yansımasından ibarettir. Aynı  şekilde 2004-2005 yıllarında ABD sermayesi tarafından desteklenen  Gürcistan, Kırgızistan ve Ukrayna’daki post-modern devrimler, Putin’in  Yeni Avrasyacı emperyal dış siyasetine yönelik ABD emperyalizminin birer  misillemesidir.</p>
<p>Güncel dış siyaset açısından irdelendiğinde Putin ve onun gölgesinde  iktidara gelen Medvedev için Rus dış siyasetinin üzerinde durduğu en  önemli konu Hazar enerji havzasıdır. Orta Doğu petrol ve doğalgaz  rezervlerinin ilerleyen dönemde tükenecek olması enerjide petrole  bağımlı dünyanın gözünü zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahip Orta  Asya ve Kafkaslara çevirmesine neden olmakta ve bu bölgeler Rusya ile  Batı arasında giderek alevlenen bir çıkar çatışmasının merkezi konumuna  gelmektedir.</p>
<p>Geçtiğimiz Ekim ayı, Medvedev’in Orta Asya ve Kafkasya üzerine iki  önemli atılımı gerçekleştirdiği bir dönem oldu. Önce, Türkmenistan’a  çıkarma yapan Rus Devlet Başkanı Çin ile enerji hususunda sıcak  ilişkiler içinde olan ve aynı zamanda Batı destekli Nabucco projesine de  sıcak bakan Türkmenistan’la doğalgaz ticareti üzerine görüşen Medvedev,  bölgede elini sağlamlaştırma niyetindeydi. Nabucco’ya alternatif olarak  geliştirilen, Türkiye ve AB üyesi Balkan ülkelerini enerji nakil  güzergâhı olma noktasında saf dışı bırakmayı hedefleyen Güney Akım  Projesi için Türkmen doğalgazı, İran ve Azerbaycan doğalgazı  rezervleriyle birlikte kilit öneme sahip olması Medvedev’in  Türkmenistan’a ayrı bir önem vermesine neden olmaktadır. Nitekim  Medvedev, bu yıl içerisinde pek çok kez Türkmen lider Berdimuhammedov  ile enerji ve ekonomik işbirliği üzerine görüşmeler gerçekleştirmiştir.</p>
<p>29 Ekim’de Rusya’nın Kafkasya bölgesindeki etkinliğinin bir  göstergesi olarak Ermenistan ve Azerbaycan Devlet Başkanları Astrahan  kentinde Medvedev’in ev sahipliğinde bir araya gelerek Karabağ Sorununun  çözümü üzerine müzakerelerde bulundular. Daha önce yine Medvedev’in  hamiliğinde bir araya gelen iki ülke liderleri bu görüşmelerde olumlu  sonuç alamamışlar ve Rusya’nın arabuluculuk girişimleri bir anlamda  sonuçsuz kalmıştı. Ancak son görüşmeden çıkan açıklama bir anda gözlerin  Rusya’ya çevrilmesine neden oldu. Yapılan açıklamada tarafların çözüme  çok yakın oldukları ve ilerleyen günlerde karşılıklı mutabakatın  sağlanabileceği iddia edildi. Rusya’nın Azerbaycan ve Ermenistan  üzerindeki etkisinin, Rus menşeli bir çözümün sağlanmasının ardından hiç  olmadığı kadar artacağı kuşkusuzdur. Bu açıdan Türkiye’nin Orta Asya’ya  açılan kapısı konumundaki Azerbaycan’ın Rus enerji politikasının  güdümüne girmesi kaçınılmaz bir hâl alacaktır.</p>
<p>Orta Asya’da Sovyetlerin dağılmasından bu yana güçlü bir Rus  etkisinin olduğu malumdur. Ancak Rusya özellikle son yıllara kadar  Kafkasya’da aynı rolü oynayamamaktaydı. Bizler için mühim olan bu  durumun nasıl Rusya’nın lehine döndüğüdür. Esasen süreç 2008 yazında  Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ile başlamıştır. Gürcistan’a yapılan  askeri müdahale karşısında Batı’nın Gürcistan’a verdiği destek cılız  kalmış, Rusya bölge ülkeleri nazarında ciddi bir itibar elde etmiştir.  Müdahale öncesinde ABD savaş gemilerinin Türkiye ve Gürcistan’la  Karadeniz’de ortak bir askeri tatbikat yapması ve AB’nin her fırsatta  Gürcistan’a arka çıkması gibi tamamen gösterişe yönelik eylemler  Rusya’nın müdahalesi karşısında adeta erimiştir.</p>
<p>Gürcistan Savaşı’nın ortaya koyduğu bir diğer gerçek ise enerji  konusunda AB’nin Rusya’ya olan bağımlılığının gözler önüne serilmesidir.  Zira Rusya’nın üstü kapalı tehditleri karşısında köşeye sıkışan AB,  savaşın başında gösterdiği sert tutumu bırakarak, söylemini yumuşatmak  zorunda kalmıştır. 2008 yılı öncesinde gündemden düşen Nabucco Projesi  ise söz konusu müdahalenin ardından yeniden desteklenmeye başlanmıştır.  AB, Rusya’dan satın aldığı doğalgaz ve petrole alternatif bir güzergâh  olarak Nabucco’ya yeniden bel bağlamış, bu noktada Türkiye ile  durdurulan üyelik müzakereleri de yeniden gündeme gelmiştir.</p>
<p>Sürecin ikinci ayağı, Neo-Con’ların ABD’de iktidarı Demokratların  adayı Barack Obama karşısında kaybetmesiyle başlamıştır. Yeni ABD  başkanı şahinlerin Rusya’yı kuşatma stratejisini terk etmiş, bunun  yerine Rusya ile uzlaşmayı tercih etmiştir. ABD’nin bu tutumunu  Rusya’nın zaferi olarak algılamak ABD’li kurnaz politika yapıcıları  (policy-makers) küçümsemek olur. Zira Orta Doğu’da ipleri eline alan ve  özellikle Afganistan’da yürütülen harekâta odaklanan ABD’nin bu sürecin  sonunda Hazar pastasından nasıl bir pay alacağı merak konusu olmaya  devam etmektedir. Bizler için bilinen bir gerçek şudur ki; “komşularla  sıfır sorun” adı altında yürütülen dış siyaset, kurtlar sofrasında  Türkiye’nin bir piyon olarak istenileni yapmasından ibarettir. Nitekim  Barack Obama ve Medvedev’in uzlaşması, Türkiye’nin en gerçek müttefiki  Azerbaycan’a rağmen Ermenistan’la masaya oturmasını beraberinde getirmiş  ve Azerbaycan’ı bir anlamda Rusya’nın ve ABD’nin kucağına itmiştir.  Gelinen noktada görünen köy ne yazık ki kılavuz istememektedir…</p>
<p>Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fekim-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekim-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2010 21:20:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1886</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Kıymetli Basın Mensupları, Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Geçtiğimiz pazar günü, İstanbul Taksim’de meydana gelen terör eylemi milletimizi derinden sarsmış ve endişelendirmiştir. Bu menfur saldırıda, 15 polisimiz ve 17 vatandaşımız yaralanmıştır. Hain saldırıda can kaybının olmaması ise üzüntümüzü bir nebze de olsa hafifleten tek teselli kaynağı olmuştur. Bu hunhar girişimin, kimler tarafından planlandığı ve gerçekleştirildiğinin yanı sıra, arkasındaki güçlerin biran önce ortaya çıkartılması, AKP iktidarının önündeki en acil görev ve sorumluluktur. Konuyla ilgili hükümet yetkililerinin milletimizi bilgilendirirken şifreli ifadeler kullanması ve açıkça bir tespit yapmaktan kaçınmaları; farklı ve maksatlı yorumlara zemin ve imkân hazırlamakta, PKK’yı aklamak için hazır bekleyen odaklara istismar alanı yaratmaktadır. Bu bakımdan sorumlular eğer biliniyorsa, biran önce açıklanmalı ve puslu ortam bekleyen hainlere fırsat verilmemelidir. Kanlı terörün ölüm saçan yüzü, masum insanımızı hedef alan bu saldırısıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Taksim’deki vahşetin, PKK terör örgütünün eylemsizlik kararının biteceği son güne rastlaması da son derece dikkat çekici olmuştur. Terör örgütünün yeni bir eylemsizlik haberine kendilerini ve milletimizi hazırlayanlar canlı bomba rezilliğiyle sarsılmışlardır. Dün itibariyle ilan edilen ve 2011 yılı genel seçimlerine kadar uzatılan sözde eylemsizlik kararının da milletimiz açısından bu haliyle hiçbir anlam ve önemi bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyet’ini ateşkes yapmaya çağıracak kadar haddini aşan kanlı terör, AKP’ye beş şarttan oluşan dayatma listesini iletmiştir. Bunlar arasında; √       Askeri ve siyasi alanlara dönük operasyonların durdurulması, √       KCK operasyonunda tutuklanan kişilerin serbest bırakılması, √       İmralı canisinin sürece aktif olarak katılmasının önünün açılması ve yürütülen kirli diyalogun müzakere düzeyine çıkarılması, √       Sürecin ilerlemesi için anayasa ve hakikatleri araştırma komisyonlarının kurulması, √       Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması yer almıştır. Terör örgütünün bu konularda AKP hükümetine somut adım atma çağrısında bulunması, Türkiye’nin nereye sürüklendiğini açıkça ortaya koymuştur. Terörle pazarlık çıkmaz bir sokaktır. Kendisine saygısı olan hiçbir devletin ve hükümetin başvurmayacağı bir zillettir. Geldiğimiz bu aşamada Taksim’deki canlı bomba ne ise, Başbakan’ın PKK açılımı da aynısıdır. Bunun yanında PKK terör şebekesi, İstanbul’da gerçekleştirilen saldırıyı kabul etmeyerek, kafaları bulandırmaya ve kendisini aklamaya çalışmıştır. Ne var ki, PKK terör örgütünün karanlık geçmişinde benzer hunhar vakıalara çok defa şahit olunmuş, bunların en başında da 1999 yılında, İstanbul Kadıköy’deki Mavi Çarşı faciası gelmiştir. Hatırlayacağınız üzere, 12 Eylül Referandumunda hemen sonra, Hakkâri’nin Durankaya Beldesi Geçitli Köyü yakınlarında, uzaktan kumandalı bir mayının teröristlerce patlatılması sonucunda, dokuz vatandaşımızın hayatını kaybetmesi terör örgütünün bir başka kanlı hadisesidir. Ne acıdır ki bu kalleşçe saldırıda, ölenler arasında küçük çocuklar da yer almış ve katillerin nasıl acımasız olabilecekleri açıklıkla görülmüştür. Kundaktaki bebeklerin, henüz yeni yürümeye başlayan yavruların canlarına kast edecek kadar insanlıktan, hayâdan ve Allah korkusundan mahrum hainlerin işte gerçek yüzü budur. İşin düşündürücü tarafına bakın ki, bu ağızlardan, gerçek anlamından uzaklaştırılmış barış talepleri çıkmakta, insan hakları yalanları duyulmaktadır. Adalet, eşitlik ve insan onuru gibi saygıdeğer değerler bu çürümüşlüğün sloganı haline gelmiştir. Nerede bir ihanete uşaklık etmeye yeltenen varsa, demokrasi kahramanı kesilmiş, özgürlük savaşçısı olarak kendisini takdim etmeye çabalamıştır. Geçitli’de, üç yaşındaki çocuğu öldürenler ve onların siyasi uzantıları sevgiden, hoşgörüden, karşılıklı anlayıştan bahsedecek kadar münafıkça bir tavra sahip olduklarını sürekli ortaya koymuşlardır. Üstelik bu tip alçakça eylemlerin provokasyon ya da devlet tertibi olduğunu ileri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p><strong>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
<p><strong>Geçtiğimiz pazar günü, İstanbul Taksim’de meydana gelen terör eylemi milletimizi derinden sarsmış ve endişelendirmiştir.</strong></p>
<p><strong>Bu menfur saldırıda, 15 polisimiz ve 17 vatandaşımız yaralanmıştır.</strong></p>
<p><strong>Hain saldırıda can kaybının olmaması ise üzüntümüzü bir nebze de olsa hafifleten tek teselli kaynağı olmuştur.</strong></p>
<p><strong>Bu hunhar girişimin, kimler tarafından planlandığı ve  gerçekleştirildiğinin yanı sıra, arkasındaki güçlerin biran önce ortaya  çıkartılması, AKP iktidarının önündeki en acil görev ve sorumluluktur.</strong></p>
<p><strong>Konuyla ilgili hükümet yetkililerinin milletimizi  bilgilendirirken şifreli ifadeler kullanması ve açıkça bir tespit  yapmaktan kaçınmaları; farklı ve maksatlı yorumlara zemin ve imkân  hazırlamakta, PKK’yı aklamak için hazır bekleyen odaklara istismar alanı  yaratmaktadır.</strong></p>
<p><strong>Bu bakımdan sorumlular eğer biliniyorsa, biran önce açıklanmalı ve puslu ortam bekleyen hainlere fırsat verilmemelidir.</strong></p>
<p>Kanlı terörün ölüm saçan yüzü, masum insanımızı hedef alan bu saldırısıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Taksim’deki vahşetin, PKK terör örgütünün eylemsizlik kararının  biteceği son güne rastlaması da son derece dikkat çekici olmuştur.</p>
<p>Terör örgütünün yeni bir eylemsizlik haberine kendilerini ve milletimizi hazırlayanlar canlı bomba rezilliğiyle sarsılmışlardır.</p>
<p>Dün itibariyle ilan edilen ve 2011 yılı genel seçimlerine kadar  uzatılan sözde eylemsizlik kararının da milletimiz açısından bu haliyle  hiçbir anlam ve önemi bulunmamaktadır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet’ini ateşkes yapmaya çağıracak kadar haddini aşan  kanlı terör, AKP’ye beş şarttan oluşan dayatma listesini iletmiştir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bunlar arasında;</span></p>
<p>√       Askeri ve siyasi alanlara dönük operasyonların durdurulması,</p>
<p>√       KCK operasyonunda tutuklanan kişilerin serbest bırakılması,</p>
<p>√       İmralı canisinin sürece aktif olarak katılmasının önünün  açılması ve yürütülen kirli diyalogun müzakere düzeyine çıkarılması,</p>
<p>√       Sürecin ilerlemesi için anayasa ve hakikatleri araştırma komisyonlarının kurulması,</p>
<p>√       Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması yer almıştır.</p>
<p>Terör örgütünün bu konularda AKP hükümetine somut adım atma  çağrısında bulunması, Türkiye’nin nereye sürüklendiğini açıkça ortaya  koymuştur.</p>
<p>Terörle pazarlık çıkmaz bir sokaktır. Kendisine saygısı olan hiçbir devletin ve hükümetin başvurmayacağı bir zillettir.</p>
<p>Geldiğimiz bu aşamada Taksim’deki canlı bomba ne ise, Başbakan’ın PKK açılımı da aynısıdır.</p>
<p>Bunun yanında PKK terör şebekesi, İstanbul’da gerçekleştirilen  saldırıyı kabul etmeyerek, kafaları bulandırmaya ve kendisini aklamaya  çalışmıştır.</p>
<p>Ne var ki, PKK terör örgütünün karanlık geçmişinde benzer hunhar  vakıalara çok defa şahit olunmuş, bunların en başında da 1999 yılında,  İstanbul Kadıköy’deki Mavi Çarşı faciası gelmiştir.</p>
<p>Hatırlayacağınız üzere, 12 Eylül Referandumunda hemen sonra,  Hakkâri’nin Durankaya Beldesi Geçitli Köyü yakınlarında, uzaktan  kumandalı bir mayının teröristlerce patlatılması sonucunda, dokuz  vatandaşımızın hayatını kaybetmesi terör örgütünün bir başka kanlı  hadisesidir.</p>
<p>Ne acıdır ki bu kalleşçe saldırıda, ölenler arasında küçük çocuklar  da yer almış ve katillerin nasıl acımasız olabilecekleri açıklıkla  görülmüştür.</p>
<p>Kundaktaki bebeklerin, henüz yeni yürümeye başlayan yavruların  canlarına kast edecek kadar insanlıktan, hayâdan ve Allah korkusundan  mahrum hainlerin işte gerçek yüzü budur.</p>
<p>İşin düşündürücü tarafına bakın ki, bu ağızlardan, gerçek anlamından  uzaklaştırılmış barış talepleri çıkmakta, insan hakları yalanları  duyulmaktadır.</p>
<p>Adalet, eşitlik ve insan onuru gibi saygıdeğer değerler bu çürümüşlüğün sloganı haline gelmiştir.</p>
<p>Nerede bir ihanete uşaklık etmeye yeltenen varsa, demokrasi kahramanı  kesilmiş, özgürlük savaşçısı olarak kendisini takdim etmeye  çabalamıştır.</p>
<p>Geçitli’de, üç yaşındaki çocuğu öldürenler ve onların siyasi  uzantıları sevgiden, hoşgörüden, karşılıklı anlayıştan bahsedecek kadar  münafıkça bir tavra sahip olduklarını sürekli ortaya koymuşlardır.</p>
<p>Üstelik bu tip alçakça eylemlerin provokasyon ya da devlet tertibi  olduğunu ileri sürebilecek denli de müfteri ve çürümüş bir görüntü  çizebilmişlerdir.</p>
<p>Nitekim Kandil çetesi elebaşlarının, yakın bir zaman içinde, bir  gazeteye verdikleri demeçlerinde, vatandaşlarımıza yönelik  saldırılarından pişmanlık duyduklarına dönük bir izlenim vermeye  çalıştıklarını da hepimiz gördük ve okuduk.</p>
<p>Bölücü terör örgütünün söz konusu beyanatıyla, yapacağı hain  eylemlerin odak noktası olmaktan kurtulabilmek için hükümet ve kamuoyu  üzerinde psikolojik bir harekât yürütmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Terör artık herkesi doğrudan doğruya tehdit etmektedir.</p>
<p>Bu işin şakaya gelir tarafı, hafife alınacak yanı kalmamıştır.</p>
<p>Kaynağı ne olursa olsun, teröre karşı mutlaka milli bir duruş gösterilmelidir.</p>
<p>İktidar partisi aklını başına almalı, ayrılıkçı emellere ümit vermekten tamamen uzaklaşmalıdır.</p>
<p>Ve özellikle bölücülerle yaptığı görüşmeleri bitirmeli, terörün  kökünü kurutmak ve son mensubuna kadar etkisiz hale getirmek için  milletimizin kendisine verdiği yetkiyi sonuna kadar kullanmalıdır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın en son yaptığı açıklamalarından meseleyi hala tam ve sağlıklı bir şekilde idrak edemediği anlaşılmaktadır.</p>
<p>AKP hükümetinin terörün hayat alanlarını beslediği ve genişlettiği  bir süreçte, meydana gelen eylemlere esasen şaşırmamak da lazımdır.</p>
<p>Bir taraftan sözde milli birlik ve kardeşlik projesi adı altında  canilere umut vereceksiniz, verdikçe de daha fazla azan bölücü taleplere  boyun eğeceksiniz, diğer taraftan da saldırıları kınayacaksınız.</p>
<p>Elbette bu sahte ve riya yüklü siyasi duruşa kimsenin inanması beklenmemelidir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, terörün asıl hedefinin hoşgörü zeminini ve ortak  yaşam kültürünü yok etmek olduğunu söylemesi, ifadeye çalıştığımız bu  marazi zihniyetin son örneğini teşkil etmiştir.</p>
<p>Dışarıda medeniyetleri buluşturmak için ülke ülke gezerek küresel  projelere taşeronluk yapan, sıfır sorundan bahseden bu kafa yapısının;  kendi ülkesindeki çalkantıları ve hızla artan bölücü menşeli sorunları  teşhis ve tedavi edememesi tam bir acizliktir ve tam bir başarısızlık  örneğidir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Buradan milletimiz adına sormak isterim:</span></p>
<p>Hani nerede, iktidarın sözde dost ülkelerle dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma kararlılıkları?</p>
<p>AKP’nin küresel yol arkadaşları terör konusunda nereye sindiler ve hangi tezgâhlarla meşguller?</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın terör karşısında, dost olarak gördüğü ülkelerden  aman dilenmesi ve yardım beklemesi de çaresizliğin ve ezikliğin geldiği  noktayı göstermesi bakımından ibretliktir.</p>
<p>Terörü destekleyen, etnik bölücülüğü körükleyen ve PKK’ya himaye sağlayan ülkeler ve odaklar tüm çıplaklığıyla bilinmektedir.</p>
<p>Bunların bir kısmı Başbakan’ın hayali AB yolculuğunda yol  arkadaşlarıdır. Kardeşi Silviyo ve Yorgo’dur, arkadaşı Sarkozi’dir,  dostu Merkel’dir.</p>
<p>Irak’ın kuzeyinde PKK’nın en büyük destekçisi de Dışişleri Bakanı’nın  “ağabey” olarak hitap ettiği, Başbakan’ın ayaklarının altına kırmızı  halı serdiği peşmerge reisi Barzani’dir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan kimi kime şikâyet etmektedir?</p>
<p>Türk milletinin Başbakan’dan beklentisi; ağlamayı, sızlanmayı,  şikâyeti bir kenara bırakıp, Türkiye’nin milli varlığına yönelen bu  suikastı boşa çıkaracak inandırıcı adımlar atmasıdır.</p>
<p>Başkalarından somut hamleler bekleyen Başbakan; öncelikle kendisi  bölücü mihraklar karşısında gerçekçi, milli ve şahsiyetli duruş  sergilemelidir.</p>
<p>Şayet bunu yapabilirse, kimseden yardım talep etmesine gerek  olmayacaktır ve zaten milletimiz ihtiyacı olan himmeti kendisine  ziyadesiyle gösterecektir.</p>
<p>AKP hükümeti bilmelidir ki, Türk milleti artık terörün cepheden ve  doğrudan doğruya hedefindedir. Birliğimiz ve bekamız bozulmak  istenmektedir.</p>
<p>Bunlara ilave olarak, Kandil’e gidip, terör maşalarının sözlerini  milletimize taşıyanlar da, terörün sözcülüğünü yaptıklarını artık fark  etmelidirler.</p>
<p>Milletimizin bölücü katillerin ne düşündüğü ve meselelere nasıl  baktığıyla ilgili bir kaygısı yoktur. Böyle bir beklentisi de  bulunmamaktadır.</p>
<p>PKK elebaşlarının yaptıkları en son açıklamalarında; geçmişte  sivillere yönelik eylemlerinden dolayı açıkça özür dilemedikleri halde,  özür dilemiş gibi sunulması, bir anlamda teröre ortak olmak ve  saldırılarını meşrulaştırmak anlamına gelecektir.</p>
<p>Herkes aklını başına toplamalıdır.</p>
<p>Metroda, alışveriş merkezlerinde, kalabalık meydanlarda, sokak  aralarında sinsi ve karanlık niyetli caniler ölüm kusmak için uygun  ortam gözlemektedir.</p>
<p>Nitekim İstanbul’un en işlek ve kalabalık semtlerinden birisi olan  Taksim’in hedef seçilmesi, teröristlerin bundan sonra eylemlerini büyük  şehirlere taşıyacağına da işaret etmiştir.</p>
<p>Gelişmeler, pis bedenlerine bombaları sararak ve ellerindeki uzaktan  kumandalarla ölüm saçmaya niyetlenenlerin; şimdi metropollerde,  şehirlerde uygun ortamı beklemeye koyulduğunu göstermektedir.</p>
<p>Milletimizin üzüntüsü tazeyken ve faillerin ele geçirilmesi henüz  sağlanamamışken Taksim’deki saldırıyı etraflıca değerlendirmemiz elbette  çok kolay değildir.</p>
<p>Ancak bir gerçek vardır ve o da, terör artık milletimizin her bir  ferdini hedef almaktadır ve kan akıtmak için adeta fırsat kollamaktadır.</p>
<p>AKP hükümetinin ise artık yıkım projesinden tamamıyla vazgeçmesinin  ve İmralı’dan örgütünü yönetmeye devam eden canavarın ağzını  kapatmasının vakti gelmiş ve hatta geçmektedir.</p>
<p>İnanın değerli arkadaşlarım, ülkemizin bu şekilde terörü sineye çeke çeke ilerlemesi mümkün değildir.</p>
<p>Milletimizin teröre ve sözcülerinin yalanlarına ve alçaklıklarına daha fazla dayanması ihtimal dâhilinde olmayacaktır.</p>
<p>İleri demokrasi vaatleriyle Türkiye’nin geldiği aşama burasıdır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın terörün zemininin çürüdüğünü, bataklığının kuruduğunu iddia etmesinin hiçbir faydası bulunmamaktadır.</p>
<p>Gerçekler ortadır. Ve katiller işbaşındadır.</p>
<p>Ortada Başbakan’ın deyimiyle kuruyan, kökü kazınan bir şey de yoktur.</p>
<p>Aksine azan, hızla yayılan ve her tarafı sarmak üzere olan etnik bölücülük vardır.</p>
<p>Müsebbipler belidir. Suçlular rahat içindedir. İşbirlikçi suratlar  hepimizin gözünün içine baka baka ayrılıkçılığı körüklemeye devam  etmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Milliyetçi Hareket Partisi olarak;</span></p>
<p>√       Cumhuriyet’in kuruluş ilke ve esaslarını sakatlamaya çalışanlarla,</p>
<p>√       Aziz millet fertleri arasına fitne tohumları saçmaya çabalayanlarla,</p>
<p>√       Vatan topraklarını parsellemeyi aklından geçirenlerle,</p>
<p>√       Devletin varlığına tahammülsüzlük gösterenlerle,</p>
<p>√       Türk milletini bölmeyi amaçlayanlarla ve bunlara çanak tutanlarla,</p>
<p>√       Elbette etnik tahrike zemin ve ortam hazırlayan AKP  zihniyetiyle amansız bir hesabımız vardır ve bu hesabı da mutlaka  göreceğiz.</p>
<p>Terörle yapılacak mücadelenin bundan sonra bütün yönleriyle gözden  geçirilmesi; millet ve devlet dayanışmasının tam olarak sağlanabilmesi  için AKP hükümeti bir an önce harekete geçmelidir.</p>
<p>Devlet birimleri arasında tam bir mutabakat ve güven duygusu  yaratılmalı, her türlü ihbarın mutlaka değerlendirilmesi temin  edilmelidir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Başbakan’a çağrımız ve kendisinden beklentimiz;</span></p>
<p>√       Terörün iç ve dış unsurlarını,</p>
<p>√       Siyasi destek ve finans kaynaklarını ve,</p>
<p>√       Sorunun ekonomik ve sosyal boyutlarını bir bütünlük içinde ve  kapsamlı bir şekilde kavrayan bir stratejiyi biran önce ortaya koyması  ve terörle topyekûn mücadele dönemi başlatmasıdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu kapsamda; </span></p>
<p>√       ABD’nin Irak’ın Kuzeyi’ndeki terör tehdidinin tasfiyesi için müttefikliğin gereği olan adımları biran önce atması,</p>
<p>√       Terör yöneticilerinin siyasi sığınak bulduğu ve terör  finansmanının merkezi konumuna gelen Avrupa Birliği ülkelerinin, terörle  gerçek anlamda mücadele için harekete geçmesi amacıyla gerekli  girişimlerin kararlılıkla başlatılması,</p>
<p>√      Ve terörün her bakımdan hamisi ve destekçisi olan Barzani’nin  yola getirilmesi için ciddi bir caydırıcılık stratejisinin uygulamaya  konulması artık kaçınılmazdır.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin son olarak 17 Ekim 2010 tarihinden  itibaren bir yıl süreyle uzattığı askeri harekât izninin kâğıt üstünde  kalmaması için gereğinin yapılması da bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi, AKP hükümetinin terörle yapacağı mücadele  için alacağı etkili tedbirleri ve atacağı adımları desteklemeye ve bu  sürece olumlu katkıda bulunmaya hazırdır.</p>
<p>Bu vesileyle İstanbul Taksim’deki terör saldırısını nefretle  lanetleniyor; yaralanan tüm vatandaşlarımıza ve güvenlik görevlilerimize  geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve kendilerine acil şifalar  diliyorum.</p>
<p>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</p>
<p>Takdir edersiniz ki, ülkemizin içinde bulunduğu vahim gidişat, her  Türkiye sevdalısını tedirgin etmekte, her vatanseveri  kaygılandırmaktadır.</p>
<p>Bunun için parti olarak sorumluluğumuz büyüktür, görevimiz çok fazladır.</p>
<p>Devletimiz ve milletimiz ölümcül tehdit ve tehlikelerle karşı karşıyadır.</p>
<p>Şüphesiz buna duyarsız kalmamız ve her şeyi kendi haline bırakmamız mümkün değildir.</p>
<p>Özellikle etnik bölücülüğün, bin yıllık kardeşliğimizin ışıklı yoluna  döşediği mayınlar teker teker infilak ederken, bizi yolumuzdan  alıkoyacak bir boş vermezliğe asla tevessül etmeyiz.</p>
<p>Milletimizin geleceğini karartan, ufkunu perdeleyen ve devletimizin  temelinden sarsılmasına yol açan süreç var gücüyle ilerlemektedir.</p>
<p>Doğaldır ki bundan sonra, akıbetimizi ve kaderimizi belirleyecek  dramatik ve trajik gelişmelerle karşılaşmamız içten bile olmayacaktır.</p>
<p>Zaten bunun birçok belirtisi şimdiden görülmeye ve ortaya çıkmaya başlamıştır.</p>
<p>Böylesi alacakaranlık ve müşkülatlarla dolu bir süreçte, milletimizin  ve devletimizin boğuştuğu badireleri aşmak için ihtiyacı olan en önemli  güç kaynakları;</p>
<p>√       Milli tarih ve kültür bilinci,</p>
<p>√       Ortak milli ve manevi değerleri ve,</p>
<p>√       Bunlar etrafında kenetlenerek milli bir şahlanışla ülkenin kaderine sahip çıkma iradesi olacaktır.</p>
<p>Eğer devlet ve millet olarak, karşımıza çıkan talihsizlikleri ve  hıyanetleri aşmak niyetindeysek, ki başka türlüsünü de düşünmek asla  mümkün değildir, o zaman; milli birlik ve beraberlik ruhumuzu ve bunu  her şart altında gösterme azim ve kararlığımızı ortaya koymamamız  gerekmektedir.</p>
<p>Bu takdirde, milletler mücadelesinde; iddialı, itibarlı ve güçlü bir  yerimiz olur ve küresel alanda gerçekten de belirleyici lider bir ülke  haline gelebiliriz.</p>
<p>Parti olarak inancımız ve beklentimiz bu yöndedir.</p>
<p>Mazideki övündüğümüz ihtişamı, gelecek vizyonumuzla bütünleştirip ve  bir noktadan sonra da aşamazsak; tabiidir ki, dayatmalara sessiz kalıp,  baskılar karşısında sinen bir yenilmişlik psikolojisine ortam hazırlamış  oluruz.</p>
<p>Nitekim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gerçekte durumu aynen böyledir  ve politikalarının ortaya çıkardığı manzaranın özeti budur.</p>
<p>Değerli Arkadaşlarım,</p>
<p>Millet ve devlet arasındaki kopmaz bağ ve bağlantının aşındırılması,  incelmesi ve zayıflatılması birçok soruna davetiye çıkaracaktır.</p>
<p>Özellikle milletimizin kutlu geçmişinde, millet ve devlet arasındaki  bütünlüğün ve üst üste çakışmışlığın çok önemli ve vazgeçilmez bir yeri  vardır.</p>
<p>Bu bağın korunması ve güçlendirilmesi bizim hedeflerimiz arasındadır.</p>
<p>Zira millet ve devlet bekasının muhafazası bunda çok etkili olacaktır.</p>
<p>Hiçbir zaman milletimiz ve devletimiz arasında bir tercih yapmadık. İkisinin kaderini her zaman bir gördük.</p>
<p>Bugün millet ve devlet bekamızın üst düzeyde sarsıldığı ve  saldırılara maruz kaldığı ne yazık ki hepimizin yaşadığı acı gerçekler  olarak karşımızdadır.</p>
<p>Rıza göstermeyeceğimiz ve tüm vatanseverler olarak ayağa kalkıp tepki  göstereceğimiz bu puslu sürecin karşısında durmak için Güç Birliği  yapmak için yola koyulduk.</p>
<p>Bu kapsamda, geçtiğimiz pazar günü, Türkiye için çarpan yürekler,  vatan ve millet sevgisini bayrak yapan gönüller burada, başkentimiz  Ankara’da “Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği” adı altında bir  araya geldiler.</p>
<p>Vatanımızın her yöresinden gelen muhterem dava arkadaşlarım coşkuyla toplandılar ve güç birliği yaptılar.</p>
<p>Ve Türkiye sevdalıları Ankara’da tarih yazdılar.</p>
<p>Bekamıza yönelen tehditleri alaşağı etmek için milli bir tavır gösterdiler.</p>
<p>Vatanseverlerin, milliyetçi-Ülkücülerin gür sesini duyurdular.</p>
<p>Hepsiyle övünüyorum ve huzurlarınızda vatan sevgisini yüreğinde taşıyan her bir kardeşime takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p>Bu kutlu toplantımızla, partimizin gücünü Türk milletinin milli ve manevi değerlerinden aldığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket’in, Türkiye’nin milli birliğinin temel harcı olduğunu bir kez daha gösterdik.</p>
<p>Devletimizin kuruluş ilkelerinin teminatı olduğumuzu bir kez daha ispat ettik.</p>
<p>Ortak milli ve manevi değerleri temsil ettiğimizi bir kez daha haykırdık.</p>
<p>Ve elbette Milliyetçi Hareket Partisi’nin, Türk milletinin yegâne  ümidi, tek dayanak ve son kalesi olduğunu kararlılıkla ortaya koyduk.</p>
<p>Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da; geleceğini ay yıldızlı  bayrağın altında gören herkesi kucaklamak için çok yoğun bir çaba  göstereceğiz. Azimle yolumuzda yürüyeceğiz ve Türkiye’yi huzura  erdireceğiz.</p>
<p>Hangi etnik kökene, dine, inanca ve dile sahip olursa olsun Büyük  Türk Milletini bir bütün olarak görerek; kapsayıcı ve kavrayıcı bir  anlayışla milletimizin ve devletimizin bekasına her şart altında sahip  çıkacağız.</p>
<p>Farklılıklara dayalı ayrımcılığı ve dışlamayı reddeden; Türk  milletinin tüm bireylerini eşit haklara sahip onurlu vatandaş olarak  gören birleştirici bir millet anlayışımızla tam yol ilerleyeceğiz.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Diyarbakır’ın, Van’ın, Maraş’ın, Samsun’un,  Sinop’un, İzmir’in, Isparta’nın, Edirne’nin, Mersin’in, Hatay’ın,  Çorum’un, Kayseri’nin, Erzurum’un, Batman’ın, Türkiye’nin 81 ilinin,  Doğu’su, Batı’sı, Kuzey’i ve Güneyiyle tüm Türkiye’nin partisidir.</p>
<p>Sivas’ın ve Gavurdağı’nın doğusu da, batısı da bizimdir.</p>
<p>Sünni’si de bizimdir, Alevi’si de bizimdir.</p>
<p>Hangi etnik kökenden gelirse gelsin tüm Türk vatandaşları bizimdir. Biz onlarız.</p>
<p>Başörtülü kardeşlerimiz de bizimdir, başı açık kardeşlerimiz de bizimdir.</p>
<p>Gayri Müslim vatandaşlarımız da bizimdir.</p>
<p>Biz biriz ve beraberiz. Biz Türkiye’yiz, Türk milletiyiz; ‘Millet ve  Devlet Bekası İçin’ sonuna kadar güç birliği yapmaya da devam edeceğiz.</p>
<p>Muhterem Milletvekilleri,</p>
<p>Üniversitelerde başörtüsü sorununun kanayan bir toplumsal yaramız olduğu artık herkesin malumudur.</p>
<p>Başörtüsü konusunun, bugün hapsedildiği çıkmaz sokak bu konuyu farklı  hesap ve niyetlerle istismar edenlerin kimler olduğunu açıkça  göstermiştir.</p>
<p>Sorunu, kangrene dönüştürerek çözümsüz kalmasına neden olanların sahte maskeleri düşmüştür.</p>
<p>AKP ve CHP’nin başörtüsünü siyasi amaçlarla kullanan, “başörtüsü  rantiyecileri” ve “istismar ikizleri” olduğunu aziz milletimiz şimdi  daha iyi görmüştür.</p>
<p>“Ulema ve moda tasarımcıları, vagon ve lokomotif” sözleriyle  göstermelik kayıkçı kavgası yapan, bu konudaki siyasi, vicdani ve ahlaki  sorumluluklarından kaçmak için çamur atma yarışına giren bu iki  zihniyetin gerçek yüzleri net olarak belirginleşmiştir.</p>
<p>İktidara geldiği 2002 yılından 2008’e kadar altı yıl seçim meydanlarında bunu çözmek namusumuzdur diye Başbakan Erdoğan’dır.</p>
<p>Ancak başörtüsü konusunda hiçbir adım atmayan da yine aynı Başbakan’dır.</p>
<p>Ne var ki, bu sorun karşısında hareketsiz kalan Başbakan Erdoğan,  2008’e gelindiğinde partimizin zoruyla kerhen bir adım atmış, ancak  varılan mutabakatın iki unsurundan birisinden cayarak bizi yarı yolda  bırakmış, çözüm sürecini de sakatlamıştır.</p>
<p>12 Eylül 2010 Anayasa halkoylamasında, CHP liderinin içi boş olduğu  şimdi daha iyi anlaşılan sözde çıkışıyla, yeniden başörtüsüne sarılan  Başbakan, yine bunun arkasını getirememiş ve kaçmıştır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">26 Ekim 2010 Meclis Grubunda yaptığı konuşma ile Başbakan Erdoğan’ın;</span></p>
<p>√       Başörtüsü sorununu çözme niyeti olmadığı,</p>
<p>√       Genç kızlarımızın başörtüsünü, AKP’nin su alan köhne  teknesinin siyaset yolculuğunda, yelkenini dolduracak bir malzeme olarak  gördüğü ve,</p>
<p>√       2011 seçimleri sonrasını adres göstererek önümüzdeki yıl  yapılacak seçim sürecinde başörtüsü istismarını sürdüreceği bir kere  daha anlaşılmış ve tescil edilmiştir.</p>
<p>Artık başörtüsü mağdurlarının AKP ve CHP mağduru olduğu ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Maalesef üniversitelerde başörtüsü sorunu, bu iki siyasi zihniyetin istismar ve rant hesabına kurban edilmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın, “gelin çözelim, desteğe hazırız” çağrılarımız  karşısında; arkasına bakmadan kaçması ve bir de bizimle samimiyet  tartışmasına girmesi, sahip olduğu ikiyüzlülüğü ve siyasi ahlak  düşüklüğünü bir kez daha gözler önüne sermesi bakımından anlamlı  olmuştur.</p>
<p>Parti olarak, 70 milletvekilimiz ile başörtüsü sorununun çözümü için  sonuna kadar destek vereceğimiz ortada iken, AKP ve CHP tarafından adım  atılmaması milletimizi kandırmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.</p>
<p>Ancak, bizim unuttuğumuz ya da ihmal ettiğimiz hakikat ise; AKP ve  CHP’nin iyi niyet, samimiyet, dürüstlük, vicdandan mahrum oldukları  gerçeğidir.</p>
<p>İnancım odur ki, bunları da aziz milletimiz AKP ve CHP’ye mutlaka  öğretecek ve hak ettikleri dersi önümüzdeki seçimlerde inşallah  verecektir.</p>
<p>Muhterem Arkadaşlarım,</p>
<p>Ekonomideki gelişmelere geçmeden önce, önemli gördüğüm bir konuyla ilgili hatırlatma yapmak istiyorum.</p>
<p>Başbakan Erdoğan geçtiğimiz hafta yeni bir yalan ve kara  propagandayla milletimizi aldatmayı ve gerçekleri saptırarak aktarmayı  tercih etmiştir.</p>
<p>Nitekim Gebze-Orhangazi-İzmir otoyolunun temel atma törenindeki konuşması bu çerçevede iyi bir misal olmuştur.</p>
<p>434 kilometre uzunluğundaki İstanbul-Bursa-Balıkesir-İzmir otoyol  projesi 1993 yılında planlanmış ve uygulama projesi 1997 yılında  bitirilmiştir.</p>
<p>2000 yılında, partimizin ortağı olduğu 57.Hükümet döneminde de ihalesi yapılmıştır.</p>
<p>Söz konusu ihaleyi yapan yatırımcı bakanlık ise o tarihlerde partimizin sorumluluğundadır ve görev alanı içerisindedir.</p>
<p>Uygulama sözleşmesi için belirlenen firmaların teklifleri incelenmiş,  ancak o tarihlerde Fransa’nın Ermeni politikasındaki sorunlar nedeniyle  ihale doğal olarak askıya alınmıştır.</p>
<p>Bunlar devletin ve ilgili kurumların kayıtlarında mevcuttur.</p>
<p>Eğer bu iş, AKP iktidara geldiğinde tekrar ihale edilebilmiş olsaydı;  Başbakan’ın sahiplendiği ve sanki kendi dönemlerinin bir icraatıymış  gibi sunduğu projenin Körfez Geçiş Köprüsü ayağı 2006 yılında, projenin  tümü ise 2010 yılında tamamlanmış olacaktı.</p>
<p>Her türlü alt yapısı hazır olan bu projenin, 2010 yılında ihale  edilip 2017 yılında bitirilecek olması, devletin 10 yıl zarara  uğratılmasına ve milletimizin de bu hizmetten mahrum olmasına neden  olmuştur.</p>
<p>Bu proje yeni değildir.</p>
<p>Ancak Başbakan’ın, kendisinden önceki dönemlerde projeyi planlayıp  belirli bir aşamaya getirenlere teşekkür etmek yerine, bütünüyle yeni  bir şey gibi sahiplenmesi ve büyük bir proje olarak takdim etmesi tam  bir şovdur ve kandırmacadır.</p>
<p>Milletimiz esasen her şeyi hazır olan bir otoyol projesini kendisine  mal etmeye çalışan bu siyasi kurnazlığın oyunlarına elbette gelmeyecek  ve boş sözlerine asla inanmayacaktır.</p>
<p>Değerli Milletvekilleri,</p>
<p>Önümüzdeki süreçte Meclisimizde, yoğun bir bütçe müzakeresi olacaktır.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta içinde, partimizin Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi  olan değerli arkadaşlarımız, 2011 bütçesi hakkında bir çalışma yapmışlar  ve kamuoyuna açıklamışlardır.</p>
<p>Bütçenin ciddi hedeflerden mahrum olması, önümüzdeki yıl için iktidar  partisinin nasıl bir niyet ve amaç içinde olduğunu kuşkusuz ortaya  koymuştur.</p>
<p>Üzülerek ifade etmeliyim ki, bütçenin güvenilirliği şimdiden tartışmaya açıktır.</p>
<p>Gelecek yıl için hedeflenen yüzde 4,5’lik büyüme oranı hiçbir derde  deva olmayacaktır. Bu büyüme seviyesiyle işsizliğin üstesinden gelmekte  neredeyse imkânsızdır.</p>
<p>Ayrıca değerlenen Türk lirasıyla da, 2011 yılı için hedeflenen yüzde  13,7’lik ihracat artışına AKP’li kadroların dahi inanmadıklarını  düşünüyorum.</p>
<p>Özellikle tehlike sinyallerini çoktandır veren cari açığa ve oransal  bir gerileme içinde olsa da, gerçekte çok ciddi boyutlarda bulunan  işsizliğe yönelik olarak bütçede ümit verici bir çare yoktur.</p>
<p>Cari açığa dayalı olarak sürdürülen ekonomik büyümenin,  sağladıklarından fazlasını geri alma riski önümüzdeki süreçte daha da  belirginlik kazanacaktır.</p>
<p>Bu yıl için öngörülen cari açığın yaklaşık 40 milyar dolara ulaşacağı  ve milli gelirimizin de yüzde 5,4’üne tekabül edeceği bugünden belli  olmuştur.</p>
<p>Emin olun ki, başkasının tasarruflarını kullanarak, milletimizin  istikrarlı ve sürdürülebilir bir refaha ulaşmasını temin etmek çok  zordur.</p>
<p>Kaldı ki bu cari açığın, orta ve uzun vadede çözümü için gerekli  tedbirleri aldıklarını ifade eden AKP hükümetinin, nasıl bir yol ve  yöntem izleyeceği iş olsun kabilinden ilan edilse de, bunların ne  şekilde sonuç vereceği belirsizdir ve son derece de şüphelidir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bunlardan birincisi olan;</span> yüksek oranlı yenilenebilir enerji  kaynağının harekete geçirilmesi düşüncesi önemlidir, ancak sekiz yılda  bu alanda önemli hiçbir adım atmayan AKP hükümetinin, bundan sonra  konuyla ilgili ciddi bir mesafe alması son derece zordur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Cari açığın azaltılması yolunda ikinci olarak</span> planlanan ileri  teknoloji üreten ve daha yüksek katma değer yaratan bir üretim yapısına  kavuşma hedefi de boş bir hayalden ibarettir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Üçüncü olarak ise;</span> teşvik sisteminin cari açığı azaltıcı  olarak yeniden yapılandırılması iddiası temelsizdir ve eğer gerçekten de  konuyla ilgili bir şeyler yapabiliyorlarsa ellerini tutan yoktur.</p>
<p>Bir diğer problem odağı olan işsizlik konusunda, AKP iktidarının ne  kadar başarısız ve aynı zaman da vurdumduymaz olduğu milletimiz  tarafından çok iyi bilinmektedir.</p>
<p>İşsizliğe çözüm bulamayacağını tam olarak idrak eden AKP hükümeti, bu  soruna karşı gerekçeler oluşturma kolaylığıyla milletimizi oyalamayı  bir kez daha tercih etmiştir.</p>
<p>Eğer, ekonomi politikaları doğru ve basiretli bir şekilde belirlenmiş  olsaydı, işsizlik bu kadar artmayacak ve vatandaşlarımızın canı bu  kadar yanmayacaktı.</p>
<p>Hala, Türkiye ekonomisinin krizden güçlenerek çıktığını iddia eden  Başbakan Erdoğan ve arkadaşları, işsizliğin yol açtığı sosyal faciayı  fark edemeyecek kadar milletimizin sorunlarından bihaberdiler.</p>
<p>Yatırım ve sermaye arasındaki köprüyü bir türlü kuramamış olan AKP  zihniyeti en başta bu nedenden dolayı yeni iş sahalarının oluşmasını  sağlayamamıştır.</p>
<p>Faizciler, rantiyeciler, Sorosçular AKP’nin ekonomi zihniyetine yön  ve istikamet vermiş ve doğal olarak vatandaşımız sürekli olarak ihmal  edilmiştir.</p>
<p>Kim ne derse desin, hükümet ne yalan söylerse söylesin; milletimiz için işsizlik çok büyük bir sorundur.</p>
<p>Bundan dolayı yuvalar dağılmakta, hizipler çoğalmakta, toplumsal tansiyon gün geçtikçe yükselmektedir.</p>
<p>Buna karşılık, hükümet, Temmuz ayında yüzde 10,6’ya düşen işsizlik rakamına sevinmektedir.</p>
<p>İşsizlik oranının gerilemesinde, elbette sırf mevsimlik nedenlerden dolayı iş bulan kardeşlerimizin büyük bir payı vardır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan buna başarı demektedir. Bunun üzerinden işsizlerimizi aldatmaktadır.</p>
<p>Evlenmeyi bekleyen çocuklarımız işsizdir.</p>
<p>Okullarından yeni mezun olmuş evlatlarımız yarınsızdır.</p>
<p>Kazançları olmadığından, babalarından harçlık almayı gururuna yediremeyen gençlerimiz hüzün içerisindedir.</p>
<p>Bir de işin içine KPSS sınavındaki yolsuzluklar girince, yalnızca  bilgisi ve çalışkanlığıyla bir işe yerleşmeyi umut edenler hayal  kırıklığına uğramışlardır.</p>
<p>Babalar evlerine akşam ekmek götürememekten muzdariptir.</p>
<p>Çocuklar üzgündür.</p>
<p>Kiralar ödenememekte, eve giren ekmek sayısı gittikçe düşmektedir.</p>
<p>Mutfaklarda kaynayan sıcak çorba, artık eski tadını vermemektedir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve abat ettiği yandaşları için ise hiçbir sorun görünmemektedir. Onların rahatlarına diyecek de yoktur.</p>
<p>Zaten milletimizin malı onlar için birbirlerine ikram edilmeye hazırdır.</p>
<p>Her şey normaldir, krizden daha da yoksullaşarak çıkan  kardeşlerimizin cebindeki son liralar AKP’li hortumcuların banka  hesaplarını kabartmıştır.</p>
<p>Girmekte olduğumuz kış aylarıyla birlikte eller üşüyecek, haneler soğuyacaktır.</p>
<p>Vatandaşlarımızın borçları birikmiş ve üst üste yığılmıştır.</p>
<p>2002 yılında 225 milyar dolar olan toplam iç ve dış borç stoku, 2009  sonu itibarıyla 500 milyar doları aşmıştır. Daha bu yıl tamamlanmadan  toplam borç stoku 495 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır.</p>
<p>İthalatın hızla artmasından dolayı dış ticaret açığı Eylül ayında, son on iki aylık zaman diliminde 60 milyar dolara ulaşmıştır.</p>
<p>Hacizler artmış, vatandaşlarımızın hayatı perişan olmuştur.</p>
<p>Hayat pahalılığı sürekli mesafe kaydetmektedir.</p>
<p>√       İşçimiz ve memurumuz çok zor bir durumdadır.</p>
<p>√       Emeklimiz ekmek alamayacak duruma gerilemiştir.</p>
<p>√       Esnafımız borç ve vergi yükü altında ezilmiştir.</p>
<p>√       Çiftçimiz tükenmiş ve yılgındır.</p>
<p>√       Sanayicimiz hükümet baskısından bunalmıştır.</p>
<p>√       Dul ve yetimlerimiz uzanacak bir el beklemektedir.</p>
<p>Ne büyük bir talihsizliktir ki; Başbakan ve arkadaşlarının mağdur  ettikleri milyonların çığlıkları ve acıları karşısında gözleri kör,  kulakları sağır, kalpleri ve vicdanları mühürlüdür.</p>
<p>Türk milleti kan ağlarken AKP hanedanlığı şahsi ve siyasi ikbal ve çıkar peşinde koşmakta, gününü gün etmektedir.</p>
<p>AKP döneminde yolsuzluk, kanunsuzluk, vurgun, soygun ve talan  korkutucu boyutlar kazanmış, yaygın bir yönetim anlayışı olarak kök  salmış ve kurumsallaşmıştır.</p>
<p>Ancak, artık bu kara düzene son vermenin zamanı gelmiştir.</p>
<p>AKP yaptıklarının hesabını misliyle verecektir ve bunu yapacak olan  Milliyetçi Hareket bu milli vazifeyi üstlenmek konusunda  sabırsızlanmaktadır.</p>
<p>Milletimizin fazlasıyla hak ettiği huzur, mutluluk ve esenlik  inşallah bizimle birlikte gelecek; yolsuzluk ve yoksulluk kader olmaktan  mutlaka çıkacaktır.</p>
<p>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burcu Aybüke TEKGÜL &#8211;  &#8220;Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği&#8221; Toplantısı- Hatırda Kalanlar</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisi-hatirda-kalanlar.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisi-hatirda-kalanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:25:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü Gençlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1902</guid>
		<description><![CDATA[31 Ekim 2010 tarihinde Ankara Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirilen “Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği” Toplantısı özelde Ülkücü Hareket, genelde Türk milleti için adeta bir yeniden diriliş kurultayı oldu. Memleketin dört bir yanından katılan binlerce Ülkücü, 10 bin kişilik salona sığmadığından; salonun çevresi ve etrafındaki cadde ve sokakların tamamı adeta mahşerî bir kalabalığa ev sahipliği yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tehlikeli ve zor bir süreçten geçtiği şu günlerde Milliyetçi Hareket’in Lideri Sayın Dr. Devlet Bahçeli halka seslenişleriyle, salondaki binlerin şahsında Türk milletinin tamamının yüreklerini titretmiş; tüm Türk milletini devlet ve millet bekası için güç birliğine ve yeniden dirilişe davet etmiştir. Milliyetçi Hareket’in önde gelenlerinin geniş katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda Milliyetçi Hareket’in Lideri Sayın Bahçeli halktan çok büyük ilgi gördü ve salona girişinde “Devletin Başına Devlet Gelecek” sloganlarıyla karşılandı. Sayın Bahçeli’ye gösterilen ilgi adeta Milliyetçi Hareket’in o gün içinde bulunduğu birlik ve beraberliğin tezahürü; geçmişin hatırası ve geleceğin teminatıydı. Sayın Devlet Bahçeli yapmış oldukları konuşma ve konuşmanın içerdiği birlik çağrısıyla Türk milletinin tüm katmanlarını gözyaşlarına boğacak noktalara temas etti; öyle ki salondaki davetlilerle ve televizyonlarının karşısındaki milyonlar pek çok noktada gözyaşlarını tutamadı. Konuşmayı bu kadar etkili hâle getirenin ne olduğunu merak edenler olabilir, söyleyelim: Milliyetçi Hareket’in Liderinin anlattıkları Milliyetçi Hareket’in 41 yıllık şanlı mazisinin kısa bir özeti mahiyetindeydi ve ’80 öncesinin cefakâr Ülkücüleriyle mücadele ruhunu onlardan miras almış yeni neslin arasında adeta imandan bir köprü kurdu. Zira binlerle şehadete yürüyen Ülkücü Hareket’in şehit deryasından ilk ülkü şehidimiz Ruhi Kılıçkıran, henüz bir lise öğrencisiyken bu kutlu mertebeye eren Mustafa Bilgi; Yusuf İmamoğlu, Recep Haşatlı, Cemil Çöllü, Bekir Sendilmen anıldığında, geriye hâlen ismi anılmamış binlerce ülkü devi kalıyordu. İnsanlığın bittiği noktada günlerce işkence görüp ciğerlerine hava basılarak Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun penceresinden atılan Dursun Önkuzu’yu hatırına getirenler, mahsur kalan arkadaşlarına yemek götürmek isterken tek kurşunla vurularak şehit edilen Süleyman Özmen’in adı geçtiğinde gözyaşlarına boğuldu. Ülkücü Hareket şehitlerinin ellerini öpemedikleri ana- babalarına, kavuşamadıkları nişanlılarına, hiç sahip olamadıkları yuvalarına ağladı; Sayın Bahçeli’nin de altını çizdiği gibi, ağabeylerini, kardeşlerini asla unutmadığını bir kez daha gösterdi. Zira “Unutsak Allah affetmez, kul bağışlamaz. Beddualar, kahırlar yakamızı bırakmaz”dı. Üstelik Devlet Bey konuşmasında yalnız ülkü şehitlerini anmakla kalmayıp Türk milletinin şanlı mazisinin büyük kahramanlarını yalnız faaliyetleriyle değil, düşünceleriyle de andı. Türk milletinin yolunu aydınlatanlar; ‘aç milleti tok, az milleti çok hâle getiren’ Bilge Kağan, adalet ve doğruluklarıyla önder olan Tuğrul ve Çağrı Beyler, Anadolu’nun kapılarını Türklüğe açan Sultan Alparslan, İstanbul’u fetheden Fatih, “Geldikleri gibi giderler” diyen Mustafa Kemal ve daha niceleri anılırken; kalabalıklar onların yaradılışındaki fevkaladeliğe yaklaşabilme arzusuyla doldu. Üstelik o kalabalık ki; her biri yurdun bir başka köşesinden bir nefes, bir ses, bir güzellik getirmiştir. Öyle ki Milliyetçi Hareket Partisi’nin Güç Birliği toplantısı, Erciyes’le Cudi’nin; Van Gölü’yle Beyşehir Gölü’nün; Aras’la Dicle’nin beraberliğine şahit olmuş ve bu beraberliğin ilanına bir kez daha vesile olmuştur. Binlerce yıllık bir mazinin büyük kahramanlarının verdiği şevk ve ülkü şehitlerini anmanın tazelediği imanla tek yürek, tek yumruk olan binler; Liderlerinden bir kez de bugüne dair –doğruluğuna zamanın şahitlik edeceği- tespitleri dinledi ve geleceğe dair planlarını hep bir ağızdan yineledi. Türk milletinin her katmanından, her bölgesinden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">31 Ekim 2010 tarihinde Ankara Atatürk Spor Salonu’nda  gerçekleştirilen “Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği” Toplantısı  özelde Ülkücü Hareket, genelde Türk milleti için adeta bir yeniden  diriliş kurultayı oldu. Memleketin dört bir yanından katılan binlerce  Ülkücü, 10 bin kişilik salona sığmadığından; salonun çevresi ve  etrafındaki cadde ve sokakların tamamı adeta mahşerî bir kalabalığa ev  sahipliği yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tehlikeli ve zor bir süreçten  geçtiği şu günlerde Milliyetçi Hareket’in Lideri Sayın Dr. Devlet  Bahçeli halka seslenişleriyle, salondaki binlerin şahsında Türk  milletinin tamamının yüreklerini titretmiş; tüm Türk milletini devlet ve  millet bekası için güç birliğine ve yeniden dirilişe davet etmiştir.  Milliyetçi Hareket’in önde gelenlerinin geniş katılımıyla  gerçekleştirilen toplantıda Milliyetçi Hareket’in Lideri Sayın Bahçeli  halktan çok büyük ilgi gördü ve salona girişinde “Devletin Başına Devlet  Gelecek” sloganlarıyla karşılandı. Sayın Bahçeli’ye gösterilen ilgi  adeta Milliyetçi Hareket’in o gün içinde bulunduğu birlik ve  beraberliğin tezahürü; geçmişin hatırası ve geleceğin teminatıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Devlet Bahçeli yapmış oldukları konuşma ve konuşmanın içerdiği  birlik çağrısıyla Türk milletinin tüm katmanlarını gözyaşlarına boğacak  noktalara temas etti; öyle ki salondaki davetlilerle ve  televizyonlarının karşısındaki milyonlar pek çok noktada gözyaşlarını  tutamadı. Konuşmayı bu kadar etkili hâle getirenin ne olduğunu merak  edenler olabilir, söyleyelim: Milliyetçi Hareket’in Liderinin  anlattıkları Milliyetçi Hareket’in 41 yıllık şanlı mazisinin kısa bir  özeti mahiyetindeydi ve ’80 öncesinin cefakâr Ülkücüleriyle mücadele  ruhunu onlardan miras almış yeni neslin arasında adeta imandan bir köprü  kurdu. Zira binlerle şehadete yürüyen Ülkücü Hareket’in şehit  deryasından ilk ülkü şehidimiz <strong>Ruhi Kılıçkıran</strong>, henüz bir lise öğrencisiyken bu kutlu mertebeye eren <strong>Mustafa Bilgi</strong>; <strong>Yusuf İmamoğlu</strong>, <strong>Recep Haşatlı</strong>, <strong>Cemil Çöllü</strong>, <strong>Bekir Sendilmen </strong>anıldığında,  geriye hâlen ismi anılmamış binlerce ülkü devi kalıyordu. İnsanlığın  bittiği noktada günlerce işkence görüp ciğerlerine hava basılarak Ankara  Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun penceresinden atılan <strong>Dursun Önkuzu</strong>’yu hatırına getirenler, mahsur kalan arkadaşlarına yemek götürmek isterken tek kurşunla vurularak şehit edilen <strong>Süleyman Özmen</strong>’in  adı geçtiğinde gözyaşlarına boğuldu. Ülkücü Hareket şehitlerinin  ellerini öpemedikleri ana- babalarına, kavuşamadıkları nişanlılarına,  hiç sahip olamadıkları yuvalarına ağladı; Sayın Bahçeli’nin de altını  çizdiği gibi, ağabeylerini, kardeşlerini asla unutmadığını bir kez daha  gösterdi. Zira</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>“Unutsak Allah affetmez, kul bağışlamaz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Beddualar, kahırlar yakamızı bırakmaz”</strong>dı.</p>
<p style="text-align: justify;">
Üstelik Devlet Bey konuşmasında yalnız ülkü şehitlerini anmakla  kalmayıp Türk milletinin şanlı mazisinin büyük kahramanlarını yalnız  faaliyetleriyle değil, düşünceleriyle de andı. Türk milletinin yolunu  aydınlatanlar; ‘aç milleti tok, az milleti çok hâle getiren’ Bilge  Kağan, adalet ve doğruluklarıyla önder olan Tuğrul ve Çağrı Beyler,  Anadolu’nun kapılarını Türklüğe açan Sultan Alparslan, İstanbul’u  fetheden Fatih, “Geldikleri gibi giderler” diyen Mustafa Kemal ve daha  niceleri anılırken; kalabalıklar onların yaradılışındaki fevkaladeliğe  yaklaşabilme arzusuyla doldu. Üstelik o kalabalık ki; her biri yurdun  bir başka köşesinden bir nefes, bir ses, bir güzellik getirmiştir. Öyle  ki Milliyetçi Hareket Partisi’nin Güç Birliği toplantısı, Erciyes’le  Cudi’nin; Van Gölü’yle Beyşehir Gölü’nün; Aras’la Dicle’nin  beraberliğine şahit olmuş ve bu <strong>beraberliğin ilanına bir kez daha vesile olmuştur.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Binlerce yıllık bir mazinin büyük kahramanlarının verdiği şevk ve  ülkü şehitlerini anmanın tazelediği imanla tek yürek, tek yumruk olan  binler; Liderlerinden bir kez de bugüne dair –doğruluğuna zamanın  şahitlik edeceği- tespitleri dinledi ve geleceğe dair planlarını hep bir  ağızdan yineledi. Türk milletinin her katmanından, her bölgesinden  gelip Ankara’da buluşan ülkü neferleri, <strong>‘2023: YÜKSELEN GÜÇ TÜRKİYE’</strong> hedefinin kapsamlı planının açıklanmasına da şahitlik ettiler:  Milliyetçi Hareket Partisi’nin ‘Lider Ülke Türkiye’ vizyonuna göre, 24.,  25. ve 26. yasama dönemlerinde Milliyetçi Hareket Partisi iktidara  gelecek; birinci dönemde milletin ve devletin bugüne kadar aldığı  yaralar onarılacak, <strong>Türk- İslâm kültür geleceği</strong>nin  tesisi için çalışmalar yapılacaktır. İkinci dönemde ekonomik ve sosyal  sorunlar açısından kalkınma başarılacak ve üçüncü dönemde ‘Lider Ülke  Türkiye’ hedefine ulaşma çalışmaları devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atalarından aldığı kutlu mirasa müteşekkir olan ve torunlarına  bırakacağı ‘Lider Ülke Türkiye’ye özlem ve hasretle yürümek gayesindeki  Ülkücü Gençlik olarak bizler ise, binlerce yılın birikimi olarak  rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in açtığı yol ve Liderimiz Devlet  Bahçeli’nin işaret ettiği hedefler doğrultusunda çalışmak azim ve  kararlılığındayız. Çünkü bizler, kırk çeriyle zulme karşı çıkan  nesillerin, kıtalara hükmetmiş imparatorlukların, tarihin hiçbir  döneminde devletsiz kalmamış bir milletin evlatlarıyız. Çünkü bizler <strong>“Azız diye kendimizi niçin küçümsüyoruz?”</strong> diyen Tonyukuk’un izinde giderek çoğalmaya and içtik; <strong>“Ne mutlu Türk’üm diyene!”</strong> dedik. Ve bizler <strong>“Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile.”</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin ve Ülkücülerin 31 Ekim 2010 günü yaptıkları toy ve  yaktıkları ateşin ışığında Ülkücü Gençlik olarak bizlere düşen, Sayın  Bahçeli’nin işaret ettiği Türk- İslâm kültürünün faziletleriyle yaşamaya  çalışmak; bilimle, sanatla ve teknikle uğraşmak; öncelikle kendi  çevremize ve milletimize, daha sonra ise tüm insanlığa örnek olacak bir  tavır geliştirmek; özetle çalışmaktır. Bilmeliyiz ki Türk milletini  lider yapacak gelecek, Türk gençliğinin ellerinde yükselecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fburcu-aybuke-tekgul-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisi-hatirda-kalanlar.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/burcu-aybuke-tekgul-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisi-hatirda-kalanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa MERT &#8211;  Kutlu Yürüyüş, Kutlu Dava, Büyük Lider</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-mert-kutlu-yuruyus-kutlu-dava-buyuk-lider.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-mert-kutlu-yuruyus-kutlu-dava-buyuk-lider.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Dava]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1900</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda gerçekleştirdiğimiz “Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği” toplantısına doğudan batıya, kuzeyden güneye Türkiye’nin dört bir yanından gelen ülkücüler; MHP’nin iktidar olması için omuz omuza verdi. Yüz binlerce “Vatan Sevdalısı” ülküdaşımız, “Lider Ülke Türkiye” parolası ile yola çıkan büyük lider Devlet Bahçeli’nin yaklaşık 2 saat süren konuşmasını pür dikkat dinledi. Yaşlısından gencine, büyüğünden küçüğüne her yaştan ülküdaşımız kol kola, omuz omuza iktidar yeminleri ederek kollarını sıvadı. Hiçbir fedakârlıktan kaçınmayıp kilometrelerce yol kat ederek Ankara’ya gelen ülküdaşlarımız, “geleceği inşa etmek” için her türlü göreve hazır olduklarını, zor bir süreçten geçen ülkemizin “ne idüğü belirsiz” iktidarlara bırakılamayacak kadar “büyük ve şerefli” bir tarihe ve inanca sahip olduğunu belirttiler. MHP’nin kurulduğu günden bu güne pek çok olayla sınandığını, ülkücülerin yıpratılmaya çalışıldığını; fakat her geçen gün çığ misali büyüdüğünü söyleyen Lider Devlet Bahçeli zor günlerin geride kaldığını, geleceğin aydınlık olacağını, insanların, artık akla karayı seçebilecek durumda olduğunu ve önümüzdeki seçimlerde, MHP’nin tek başına iktidarının elzem olduğunu belirtti. İnsanların inançlarının sömürüldüğüne, duygularıyla oynandığına, zamanı geçiştiren ve hiçbir tutar yanı olmayan söylemlerle halkı kandıran iktidarların modasının geçtiğine değinen Bahçeli; terör örgütleriyle, ülkeyi parçalamak isteyen güç odaklarıyla, dirlik ve düzenimizi bozmak isteyenlerle ortaklaşa hareket eden AKP iktidarının bu ülkeye ciddi zararlar verdiğini söyledi. Sözlerine; “Türk bayrağının yanında bir bayrak daha olsa ne olur diyen bir zihniyet bu ülkeyi bölmek, kuşlara yem etmek istiyor, biz iktidara gelmedikçe bu topraklarda şiddet dinmeyecektir, kardeşlik bağları korunamayacaktır, ülke bir yıkım sürecine girecektir. MHP olarak hiçbir zaman, Şanlı Bayrağımızın yanında ikinci bir bayrağa müsaade etmeyeceğiz. Bunun hayalini kuranlar yataklarında rahat uyumayacak, gözlerine uyku girmeyecektir. Her kimin böyle bir projesi varsa karşılarında MHP’yi bulacaklardır”, şeklinde devam etti. Referandum sürecinde ülkücü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunu okuyup timsah gözyaşları akıtan Başbakan’a, “sen ülkücülerin neler çektiğini, hangi sınavlardan geçip hangi işkencelere maruz kaldığını nereden bileceksin, yeşil sahalarda top koşturmakla, eziyet edilenlere, işkence yapılanlara gülmekle ülkücülük anlaşılmaz. Ülkücülük kutsaldır, zamanı geldiğinde ölümü göze almaktır, sevdiğinle göz göze gelemeden şahadet şerbetini içmektir, sen nereden bileceksin bunları Sayın Başbakan” şeklinde kararlı üslubuyla seslendi. “Sayın Başbakan elini ülkücülerin üzerinden çeksin, kendi işi ile ilgilensin” diyerek Dursun Önkuzu’yu bilmeyen, Yusuf İmamoğlu’nun acısını yüreğinde hissetmeyen, tekbirlerle darağacına yürüyen Halil Esendağ’ın sesinin kulağında yankılanmayanın ülkücülükle alakasının olmadığını söyledi. Cumhuriyetin 100. yılında “Lider Ülke” sıfatını almamız için MHP’nin İktidar olması gerektiğini söyleyen Bahçeli, dünya ile yarışır halde olan bir Türkiye, yalnızca bizim iktidarımızla vücut bulabilir, dedi. Konuşmasını, Aziz Türk Milleti’nin, bekası için birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiği şeklinde sürdüren Bahçeli, MHP’ye ve Ülkücülüğe gönül vermiş herkesi MHP iktidarı için çalışmaya davet ederek konuşmasını noktaladı. Böylesine coşkulu, böylesine kararlı bir duruş karşısında kimse duramayacaktır. Ülkücü Hareketin mensuplarına; bizlere düşen görev, azimle çalışmak ve 2023 Lider Ülke Türkiye yolunda önümüze çıkan engelleri birer birer aşmaktır. Yüce Türk Milleti’nin bizlerden beklentisi de bu yöndedir. Bu kutlu yürüyüş, bu haklı dava ve bu büyük lider öncülüğünde; zafer yakındır!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bugün, Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda gerçekleştirdiğimiz “Millet  ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği” toplantısına doğudan batıya, kuzeyden  güneye Türkiye’nin dört bir yanından gelen ülkücüler; MHP’nin iktidar  olması için omuz omuza verdi. Yüz binlerce “Vatan Sevdalısı”  ülküdaşımız, “Lider Ülke Türkiye” parolası ile yola çıkan büyük lider  Devlet Bahçeli’nin yaklaşık 2 saat süren konuşmasını pür dikkat dinledi.  Yaşlısından gencine, büyüğünden küçüğüne her yaştan ülküdaşımız kol  kola, omuz omuza iktidar yeminleri ederek kollarını sıvadı. Hiçbir  fedakârlıktan kaçınmayıp kilometrelerce yol kat ederek Ankara’ya gelen  ülküdaşlarımız, “geleceği inşa etmek” için her türlü göreve hazır  olduklarını, zor bir süreçten geçen ülkemizin “ne idüğü belirsiz”  iktidarlara bırakılamayacak kadar “büyük ve şerefli” bir tarihe ve  inanca sahip olduğunu belirttiler.</p>
<p>MHP’nin kurulduğu günden bu  güne pek çok olayla sınandığını, ülkücülerin yıpratılmaya çalışıldığını;  fakat her geçen gün çığ misali büyüdüğünü söyleyen Lider Devlet Bahçeli  zor günlerin geride kaldığını, geleceğin aydınlık olacağını,  insanların, artık akla karayı seçebilecek durumda olduğunu ve önümüzdeki  seçimlerde, MHP’nin tek başına iktidarının elzem olduğunu belirtti.  İnsanların inançlarının sömürüldüğüne, duygularıyla oynandığına, zamanı  geçiştiren ve hiçbir tutar yanı olmayan söylemlerle halkı kandıran  iktidarların modasının geçtiğine değinen Bahçeli; terör örgütleriyle,  ülkeyi parçalamak isteyen güç odaklarıyla, dirlik ve düzenimizi bozmak  isteyenlerle ortaklaşa hareket eden AKP iktidarının bu ülkeye ciddi  zararlar verdiğini söyledi. Sözlerine; “Türk bayrağının yanında bir  bayrak daha olsa ne olur diyen bir zihniyet bu ülkeyi bölmek, kuşlara  yem etmek istiyor, biz iktidara gelmedikçe bu topraklarda şiddet  dinmeyecektir, kardeşlik bağları korunamayacaktır, ülke bir yıkım  sürecine girecektir. MHP olarak hiçbir zaman, Şanlı Bayrağımızın yanında  ikinci bir bayrağa müsaade etmeyeceğiz. Bunun hayalini kuranlar  yataklarında rahat uyumayacak, gözlerine uyku girmeyecektir. Her kimin  böyle bir projesi varsa karşılarında MHP’yi bulacaklardır”, şeklinde  devam etti. Referandum sürecinde ülkücü şehidimiz Mustafa  Pehlivanoğlu’nun mektubunu okuyup timsah gözyaşları akıtan Başbakan’a,  “sen ülkücülerin neler çektiğini, hangi sınavlardan geçip hangi  işkencelere maruz kaldığını nereden bileceksin, yeşil sahalarda top  koşturmakla, eziyet edilenlere, işkence yapılanlara gülmekle ülkücülük  anlaşılmaz. Ülkücülük kutsaldır, zamanı geldiğinde ölümü göze almaktır,  sevdiğinle göz göze gelemeden şahadet şerbetini içmektir, sen nereden  bileceksin bunları Sayın Başbakan” şeklinde kararlı üslubuyla seslendi.  “Sayın Başbakan elini ülkücülerin üzerinden çeksin, kendi işi ile  ilgilensin” diyerek Dursun Önkuzu’yu bilmeyen, Yusuf İmamoğlu’nun  acısını yüreğinde hissetmeyen, tekbirlerle darağacına yürüyen Halil  Esendağ’ın sesinin kulağında yankılanmayanın ülkücülükle alakasının  olmadığını söyledi. Cumhuriyetin 100. yılında “Lider Ülke” sıfatını  almamız için MHP’nin İktidar olması gerektiğini söyleyen Bahçeli, dünya  ile yarışır halde olan bir Türkiye, yalnızca bizim iktidarımızla vücut  bulabilir, dedi. Konuşmasını, Aziz Türk Milleti’nin, bekası için birlik  ve beraberlik içerisinde olması gerektiği şeklinde sürdüren Bahçeli,  MHP’ye ve Ülkücülüğe gönül vermiş herkesi MHP iktidarı için çalışmaya  davet ederek konuşmasını noktaladı.</p>
<p>Böylesine coşkulu, böylesine  kararlı bir duruş karşısında kimse duramayacaktır. Ülkücü Hareketin  mensuplarına; bizlere düşen görev, azimle çalışmak ve 2023 Lider Ülke  Türkiye yolunda önümüze çıkan engelleri birer birer aşmaktır. Yüce Türk  Milleti’nin bizlerden beklentisi de bu yöndedir. Bu kutlu yürüyüş, bu  haklı dava ve bu büyük lider öncülüğünde; zafer yakındır!</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmustafa-mert-kutlu-yuruyus-kutlu-dava-buyuk-lider.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-mert-kutlu-yuruyus-kutlu-dava-buyuk-lider.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güntülü YILMAZ &#8211;  Kalbimiz Japonya&#8217;da</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/guntulu-yilmaz-kalbimiz-japonyada.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/guntulu-yilmaz-kalbimiz-japonyada.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:22:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1898</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye spor dallarının pek çoğunda adını başarılarıyla duyurmayı sürdürüyor. Bizi başarılarıyla gururlandıran takımlarımızdan biri de bayan voleybol takımımız. En önemli voleybol organizasyonu olarak kabul edilen ve Uluslararası Voleybol Federasyonları Birliği (FIVB) tarafından bu yıl 16.’sı düzenlenen Dünya Bayanlar Voleybol Şampiyonası’na bu yıl Japonya ev sahipliği yapıyor. Hatırlanacağı gibi (A) Milli Bayan Voleybol Takımımız karşılaşmaya ilk kez 2006 yılında katılmış ve 10. olmuştu. Bu yıl ikinci kez şampiyonaya katılan Milli Takımımız karşılaşmalara D grubunda başladı. Grupta bizim dışımızda Çin, Rusya, Güney Kore, Dominik Cumhuriyeti ve Kanada yer alıyordu. İlk maçını olimpiyat ve dünya şampiyonluğu bulunan Çin ile yapan Milli Takımımız galip geldi. Bu galibiyeti bir mağlubiyet izledi. (A) Milli Takımımız, 4 olimpiyat, 7 dünya ve 17 Avrupa şampiyonluğu bulunan Rusya’ya 3-1 yenildi. Üçüncü maçında Dominik Cumhuriyeti’ni 3-2 yenen bayan voleybol takımımız grupta 3. oldu. Millilerimizi zorlayan Dominik Cumhuriyeti maçında 27 sayı kaydeden Neslihan Darnel, maçın en skorer ismi oldu. Mehmet Bedestenlioğlu antrenörlüğünde çalışan takımımızın sıradaki rakibi Kanada. 2 Kasım’da oynanacak olan maçta diğer milli takımlarımızı desteklediğimiz coşku ile bayan voleybol takımımızı da gönülden desteklemeliyiz. Ülkemizi layıkıyla temsil eden takımımıza başarılar diliyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Türkiye spor dallarının pek çoğunda adını  başarılarıyla duyurmayı sürdürüyor. Bizi başarılarıyla gururlandıran  takımlarımızdan biri de bayan voleybol takımımız.</p>
<p>En önemli voleybol organizasyonu olarak kabul edilen ve Uluslararası  Voleybol Federasyonları Birliği (FIVB) tarafından bu yıl 16.’sı  düzenlenen Dünya Bayanlar Voleybol Şampiyonası’na bu yıl Japonya ev  sahipliği yapıyor.</p>
<p>Hatırlanacağı gibi (A) Milli Bayan Voleybol  Takımımız karşılaşmaya ilk kez 2006 yılında katılmış ve 10. olmuştu. Bu  yıl ikinci kez şampiyonaya katılan Milli Takımımız karşılaşmalara D  grubunda başladı. Grupta bizim dışımızda Çin, Rusya, Güney Kore, Dominik  Cumhuriyeti ve Kanada yer alıyordu.</p>
<p>İlk maçını olimpiyat ve dünya şampiyonluğu bulunan Çin ile yapan  Milli Takımımız galip geldi. Bu galibiyeti bir mağlubiyet izledi. (A)  Milli Takımımız, 4 olimpiyat, 7 dünya ve 17 Avrupa şampiyonluğu bulunan  Rusya’ya 3-1 yenildi.</p>
<p>Üçüncü maçında Dominik Cumhuriyeti’ni 3-2 yenen bayan voleybol  takımımız grupta 3. oldu. Millilerimizi zorlayan Dominik Cumhuriyeti  maçında 27 sayı kaydeden Neslihan Darnel, maçın en skorer ismi oldu.</p>
<p>Mehmet Bedestenlioğlu antrenörlüğünde çalışan takımımızın sıradaki  rakibi Kanada. 2 Kasım’da oynanacak olan maçta diğer milli takımlarımızı  desteklediğimiz coşku ile bayan voleybol takımımızı da gönülden  desteklemeliyiz.</p>
<p>Ülkemizi layıkıyla temsil eden takımımıza başarılar diliyoruz.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fguntulu-yilmaz-kalbimiz-japonyada.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/guntulu-yilmaz-kalbimiz-japonyada.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faruk KELEŞTİMUR &#8211;  Kim Bu Amerikalılar!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-kim-bu-amerikalilar.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-kim-bu-amerikalilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:21:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1896</guid>
		<description><![CDATA[Referandum öncesinde aldığımız duyumlara göre, Amerikan Büyükelçiliği, Türkiye topraklarında yaşayan vatandaşlarını e-posta yoluyla uyarıyor: “Büyük şehirlerde terör saldırıları olabilir, dikkatli olun!” Sonrasında hükümetin bilgisi dâhilinde PKK ile görüşmeler yapılıyor ve Referandum sürecini sakin bir biçimde geçirmek adına yapılan pazarlıklar, medyada ve kamuoyunda açığa çıkıyor. Neticede eylemsizlik kararı alınıyor ve Referandum sürecinde istisnai terör eylemleri dışında infial uyandıracak bir hadise yaşanmıyor. Referandum bitiyor, üzerinden yaklaşık bir buçuk ay geçiyor, eylemsizlik süreci sona eriyor ve İstanbul Taksim meydanında, tüyleri ürperten bir teşebbüse şahit olunuyor. Cenab-ı Allah’a şükürler olsun; teröristin asıl planı gerçekleşmiyor, tabutlar kalkmıyor, şehit vermiyoruz; lakin azımsanamayacak sayıda yaralı vatandaşımız var. Ülke bu habere kilitlenirken önemli medya kuruluşlarında yeni bir iddia ortaya atılıyor ve gözlerimiz o tarafa çevriliyor: “Amerikan Elçiliği Amerikan vatandaşlarını uyardı; Taksim’de bomba patlayabilir&#8230;” Şimdi parçaları birleştiriyoruz: 12 Eylül 2010 tarihinden bir müddet önce Amerikan Büyükelçiliği, Türkiye’deki vatandaşlarını, “Büyük şehirlerde terör eylemleri yaşanabilir” ikazıyla, e-posta göndererek uyardı. Devamında ülke gündeminde büyük bir yankıyla, hükümetin PKK ile müzakere sürecinde bulunduğu iddiası ortaya çıktı. O süreçte büyükşehirler sakindi. Eylemsizlik bitti, Taksim’de bomba patladı, haberlerde yine Amerikan Büyükelçiliği, yapılan ikaz ve ülkemizde yaşayan Amerikan vatandaşları… Fotoğrafın bütününe bakıldığı vakit; referandum sürecinde yapılması planlanan terör eylemi, -tarz aynı veya farklı- 31 Ekim’de gerçekleşti. Eylem, bir pazarlık neticesinde ertelendi, fakat bu zırva pazarlığın sekteye uğraması neticesinde tekrar ortaya çıktı. Diğer bir taraftan bütün bu tablo içerisine serpiştirilmiş Amerikan Büyükelçiliğinin ikazları… Pazarlık ne? Vatan haini, din, bayrak ve namus düşmanı PKK nereden cesaret alıyor ve kim bu Amerikalılar? Hükümet yetkililerine ve devlet büyüklerine sesleniyoruz! İdaresine talip olduğunuz kurumsal yapı on kişiden müteşekkil bir apartman değil; milyonlarca insanın yaşadığı, binlerce yıllık geleneğe sahip büyük Türk devletidir. Dirayetli olun!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Referandum öncesinde aldığımız duyumlara göre,  Amerikan Büyükelçiliği, Türkiye topraklarında yaşayan vatandaşlarını  e-posta yoluyla uyarıyor: “Büyük şehirlerde terör saldırıları olabilir,  dikkatli olun!” Sonrasında hükümetin bilgisi dâhilinde PKK ile  görüşmeler yapılıyor ve Referandum sürecini sakin bir biçimde geçirmek  adına yapılan pazarlıklar, medyada ve kamuoyunda açığa çıkıyor. Neticede  eylemsizlik kararı alınıyor ve Referandum sürecinde istisnai terör  eylemleri dışında infial uyandıracak bir hadise yaşanmıyor.</p>
<p>Referandum bitiyor, üzerinden yaklaşık bir buçuk ay geçiyor,  eylemsizlik süreci sona eriyor ve İstanbul Taksim meydanında, tüyleri  ürperten bir teşebbüse şahit olunuyor. Cenab-ı Allah’a şükürler olsun;  teröristin asıl planı gerçekleşmiyor, tabutlar kalkmıyor, şehit  vermiyoruz; lakin azımsanamayacak sayıda yaralı vatandaşımız var. Ülke  bu habere kilitlenirken önemli medya kuruluşlarında yeni bir iddia  ortaya atılıyor ve gözlerimiz o tarafa çevriliyor:</p>
<p>“Amerikan Elçiliği Amerikan vatandaşlarını uyardı; Taksim’de bomba patlayabilir&#8230;”</p>
<p>Şimdi parçaları birleştiriyoruz: 12 Eylül 2010 tarihinden bir müddet  önce Amerikan Büyükelçiliği, Türkiye’deki vatandaşlarını, “Büyük  şehirlerde terör eylemleri yaşanabilir” ikazıyla, e-posta göndererek  uyardı. Devamında ülke gündeminde büyük bir yankıyla, hükümetin PKK ile  müzakere sürecinde bulunduğu iddiası ortaya çıktı. O süreçte  büyükşehirler sakindi. Eylemsizlik bitti, Taksim’de bomba patladı,  haberlerde yine Amerikan Büyükelçiliği, yapılan ikaz ve ülkemizde  yaşayan Amerikan vatandaşları…</p>
<p>Fotoğrafın bütününe bakıldığı vakit; referandum sürecinde yapılması  planlanan terör eylemi, -tarz aynı veya farklı- 31 Ekim’de gerçekleşti.  Eylem, bir pazarlık neticesinde ertelendi, fakat bu zırva pazarlığın  sekteye uğraması neticesinde tekrar ortaya çıktı. Diğer bir taraftan  bütün bu tablo içerisine serpiştirilmiş Amerikan Büyükelçiliğinin  ikazları… Pazarlık ne? Vatan haini, din, bayrak ve namus düşmanı PKK  nereden cesaret alıyor ve kim bu Amerikalılar?</p>
<p>Hükümet yetkililerine ve devlet büyüklerine sesleniyoruz!</p>
<p>İdaresine talip olduğunuz kurumsal yapı on kişiden müteşekkil bir  apartman değil; milyonlarca insanın yaşadığı, binlerce yıllık geleneğe  sahip büyük Türk devletidir. Dirayetli olun!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffaruk-kelestimur-kim-bu-amerikalilar.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/faruk-kelestimur-kim-bu-amerikalilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abbas BOZYEL &#8211;  Bahçeli Konuşurken Tüm Ülkücü Şehitlerin Ruhları da Bizimleydi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/abbas-bozyel-bahceli-konusurken-tum-ulkucu-sehitlerin-ruhlari-da-bizimleydi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/abbas-bozyel-bahceli-konusurken-tum-ulkucu-sehitlerin-ruhlari-da-bizimleydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 19:20:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milliyetçileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1894</guid>
		<description><![CDATA[Her biri kendini milletine adayan tarladaki çiftçiden, fabrikadaki işçiye kadar, kahvehanedeki garsondan, inşaattaki duvar ustasına kadar, lisedeki öğrenciden üniversitedeki milliyetçi ilim, fikir ve sanat adamlarına varıncaya kadar, yüz binlerce ülkücü dava erleri; her türlü çile, işkence, ölümler ve idamlar pahasına ölümsüz bir mücadelenin altını imzaladılar. Ocağımızı söndürmek isteyenlerin karşısında kendi gençliklerini söndürülmesinden gocunmadılar. Yeter ki, yurdumuz, yuvamız yabana, yabancıya kurban olmasın diyerek kendilerini kurban verdiler. Ergenekon destanının kahramanları, milli mücadelenin korkusuz ve asil mensupları gibi adlarını ölümsüzleştirdiler, tarihin şerefli köşesinde yerlerini aldılar. Elbette ki, ülkü dedikleri bu yüce hedefe yürürken, ülkücü dava adamlarının işleri kolay değildi . Nasıl ki, daha yakın tarihimizde, İstanbul, İzmir gibi Anadolu&#8217;nun şehit, şüheda yatağı şehirleri, binlerce köy ve kasabası işgal edilirken onlarla işbirliği yapan ihanet çevreleri vardıysa, Türk milliyetçilerinin de karşısında; Moskof uşaklığı yapan, eli kanlı komünist militanlara alkış tutan, &#8216;Rus askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur&#8217; diyenlerle ortak hareket eden bir yığın ihanet çevresi, kor-kopuk alçaklar vardı. Vatanseverlere kurşun sıkan hainleri kışkırtan, onları destekleyen, onlara arka çıkan şerefsizler vardı. Türk kimliğini bu coğrafyadan kazımak isteyenleri gazete köşelerinde göklere çıkaran kalemi kiralık, vicdanı satılık nice soysuz ve kimliksiz menfaat şebekesi vardı. Bunlar; Mutasarrıf Kemal Bey&#8217;i yargılayan, Mustafa Kemal&#8217;in hakkında idam fetvası çıkaran, daha sonra Ziya Gökalp&#8217;ları Malta&#8217;ya sürgün edenlerin adeta temsilcileriydiler. Bunlar 1944&#8242;ün 3 Mayıs&#8217;ında Türk Milliyetçilerini 500 voltluk işkence odalarında ölüme terk edenlerdi. Bunlar 12 Eylül 1980 İhtilalı&#8217;nda Ülkücüleri yağlı urganda sallandırmaktan zevk alanlardı. Tamamı aynı fabrikanın ürünü, yabancı servislerin içimizdeki cellâtlarıydılar. Fikri, zikri ve ruhlarıyla dönme ve devşirmeydiler. Onların kürsüsüne oturmuşlar, aynı alçak emellerle donanmışlardı. Sadece isim ve simaları farklıydı. Memnun etmek istedikleri yine İngiliz, Fransız, Rus ve Amerikan localarıydı. Ancak ne yaptılarsa nafile… Türk milliyetçileri inandıkların uğrunda kimi vakitler cami önlerinde, sokak aralarında halkımızın huzuru için nöbet tuttular, kimi zamanda baş koydukları dava uğrunda baş verdiler. Gönüllerinde yar yerine, ülkü denilen sevda vardı. Bu sevda yolunda, gençliklerini verdiler. Hem de, yılmadan, bıkmadan, usanmadan, asla karamsarlığa düşmeden ümitsizliğe gark olmadan; türlü engellerle, mücadele ettiler. Evet. Bu destan kahramanları, hiçbir maddi menfaat gözetmeden yaşadılar. Tıpkı 7 Ağustos 1977 yılında bir ramazan günü, oruçluyken komünist kurşunlarla şehit olan Iğdırlı Rahmi Akbulut&#8217;un kendine uzatılan suyu içmeyip; &#8220;ceddim Peygamber&#8217;in yanına ağzı oruçlu varmak istiyorum&#8221; deyip, şahadeti böyle kucaklaması gibi… Onlar attıkları her adımda, aldıkları her nefeste bir Allah&#8217;ın rızasını birde milletin selametini düşündüler. Ölürken çoğunun cebinden ya kuruşlar çıktı, yahut bomboş cüzdan. Mensubu oldukları büyük Türk milletinin sonsuza kadar hür, bağımsız ve refah içinde yaşaması için, karşılaştıkları hiçbir engel onları yolundan alıkoymadı. Onların yolunu aydınlatan tek rehber Kuran ve en büyük miras milli tarih şuuru oldu. Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur dediler. &#8220;Sizi hak yolu hakikat yolu; Allah Yoluna davet ediyorum&#8221; diyen Başbuğ Alpaslan Türkeş&#8217;in izinden yürüdüler. Milli ahlak, milli siyaset, milli kültür ve milli eğitim sisteminin hakim kılındığı bir Türkiye&#8217;ye ulaşmak için karınlarından önce ruhlarını ve kafalarını doyurdular. Bu nedenle yol parasını, azık paralarını kitaplara verdiler. Ülkücü düşünce ve fikriyatın kök salması için bu yolda da gayret sarf ettiler. Göz nuru döktüler. Bir tarafta sokulmadıkları okul kapılarında engelleri yarıp, sınıflara girebilmek için baş ve göz yardırırlarken,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Her biri kendini milletine adayan tarladaki  çiftçiden, fabrikadaki işçiye kadar, kahvehanedeki garsondan, inşaattaki  duvar ustasına kadar, lisedeki öğrenciden üniversitedeki milliyetçi  ilim, fikir ve sanat adamlarına varıncaya kadar, yüz binlerce ülkücü  dava erleri; her türlü çile, işkence, ölümler ve idamlar pahasına  ölümsüz bir mücadelenin altını imzaladılar. Ocağımızı söndürmek  isteyenlerin karşısında kendi gençliklerini söndürülmesinden  gocunmadılar. Yeter ki, yurdumuz, yuvamız yabana, yabancıya kurban  olmasın diyerek kendilerini kurban verdiler. Ergenekon destanının  kahramanları, milli mücadelenin korkusuz ve asil mensupları gibi  adlarını ölümsüzleştirdiler, tarihin şerefli köşesinde yerlerini  aldılar.</p>
<p>Elbette ki, ülkü dedikleri bu yüce hedefe yürürken, ülkücü dava  adamlarının işleri kolay değildi . Nasıl ki, daha yakın tarihimizde,  İstanbul, İzmir gibi Anadolu&#8217;nun şehit, şüheda yatağı şehirleri,  binlerce köy ve kasabası işgal edilirken onlarla işbirliği yapan ihanet  çevreleri vardıysa, Türk milliyetçilerinin de karşısında; Moskof  uşaklığı yapan, eli kanlı komünist militanlara alkış tutan, &#8216;Rus  askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur&#8217; diyenlerle ortak hareket  eden bir yığın ihanet çevresi, kor-kopuk alçaklar vardı. Vatanseverlere  kurşun sıkan hainleri kışkırtan, onları destekleyen, onlara arka çıkan  şerefsizler vardı. Türk kimliğini bu coğrafyadan kazımak isteyenleri  gazete köşelerinde göklere çıkaran kalemi kiralık, vicdanı satılık nice  soysuz ve kimliksiz menfaat şebekesi vardı. Bunlar; Mutasarrıf Kemal  Bey&#8217;i yargılayan, Mustafa Kemal&#8217;in hakkında idam fetvası çıkaran, daha  sonra Ziya Gökalp&#8217;ları Malta&#8217;ya sürgün edenlerin adeta  temsilcileriydiler.</p>
<p>Bunlar 1944&#8242;ün 3 Mayıs&#8217;ında Türk Milliyetçilerini 500 voltluk işkence  odalarında ölüme terk edenlerdi. Bunlar 12 Eylül 1980 İhtilalı&#8217;nda  Ülkücüleri yağlı urganda sallandırmaktan zevk alanlardı. Tamamı aynı  fabrikanın ürünü, yabancı servislerin içimizdeki cellâtlarıydılar.  Fikri, zikri ve ruhlarıyla dönme ve devşirmeydiler. Onların kürsüsüne  oturmuşlar, aynı alçak emellerle donanmışlardı. Sadece isim ve simaları  farklıydı. Memnun etmek istedikleri yine İngiliz, Fransız, Rus ve  Amerikan localarıydı.</p>
<p>Ancak ne yaptılarsa nafile… Türk milliyetçileri inandıkların uğrunda  kimi vakitler cami önlerinde, sokak aralarında halkımızın huzuru için  nöbet tuttular, kimi zamanda baş koydukları dava uğrunda baş verdiler.  Gönüllerinde yar yerine, ülkü denilen sevda vardı. Bu sevda yolunda,  gençliklerini verdiler. Hem de, yılmadan, bıkmadan, usanmadan, asla  karamsarlığa düşmeden ümitsizliğe gark olmadan; türlü engellerle,  mücadele ettiler.</p>
<p>Evet. Bu destan kahramanları, hiçbir maddi menfaat gözetmeden  yaşadılar. Tıpkı 7 Ağustos 1977 yılında bir ramazan günü, oruçluyken  komünist kurşunlarla şehit olan Iğdırlı Rahmi Akbulut&#8217;un kendine  uzatılan suyu içmeyip; &#8220;ceddim Peygamber&#8217;in yanına ağzı oruçlu varmak  istiyorum&#8221; deyip, şahadeti böyle kucaklaması gibi… Onlar attıkları her  adımda, aldıkları her nefeste bir Allah&#8217;ın rızasını birde milletin  selametini düşündüler. Ölürken çoğunun cebinden ya kuruşlar çıktı, yahut  bomboş cüzdan. Mensubu oldukları büyük Türk milletinin sonsuza kadar  hür, bağımsız ve refah içinde yaşaması için, karşılaştıkları hiçbir  engel onları yolundan alıkoymadı.</p>
<p>Onların yolunu aydınlatan tek rehber Kuran ve en büyük miras milli  tarih şuuru oldu. Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur dediler. &#8220;Sizi  hak yolu hakikat yolu; Allah Yoluna davet ediyorum&#8221; diyen Başbuğ  Alpaslan Türkeş&#8217;in izinden yürüdüler. Milli ahlak, milli siyaset, milli  kültür ve milli eğitim sisteminin hakim kılındığı bir Türkiye&#8217;ye ulaşmak  için karınlarından önce ruhlarını ve kafalarını doyurdular. Bu nedenle  yol parasını, azık paralarını kitaplara verdiler. Ülkücü düşünce ve  fikriyatın kök salması için bu yolda da gayret sarf ettiler. Göz nuru  döktüler. Bir tarafta sokulmadıkları okul kapılarında engelleri yarıp,  sınıflara girebilmek için baş ve göz yardırırlarken, diğer taraftan da,  ilime, irfana, insani ve ahlaki değerlerle kendilerini mücehhez  kıldılar. Güzel ahlak ve milli tefekkürle donanmış birer ülkü erleri  olarak, hayallerindeki Türkiye ve Türk Birliği idealine ulaşmak  arzusuyla yanıp tutuştular..</p>
<p>Evet. Neyi, nasıl anlatsam ki. Bizim kuşağın gençlik yılları; kimi  zaman her tarafı yakan kızgın güneşin kavurucu sıcaklığı gibi dayanılmaz  şartlarda, kimi zaman da her şeye kök söktüren kışın dondurucu,  fırtınalı günlerini andırır tarzda zorluklar içinde geçti. Acılar içinde  yaşadık. Çok çetin ve çileyle dolu günlerin ayrılmaz arkadaşı olduk.  Gençlik nedir, bilmeden; gençliğimizi kara toprakla kucaklaştırdık.  Davamız insanlık davası, insanlık alemi içinde de; Türk milletini baş  kılma davasıydı. Bu nedenle Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi amacımızdı.  İçimizdeki bu sönmez ateş; milletimizin, tüm Türk İslam ülkeleriyle  beraber insanlık âleminin saadet ve huzuru için kutlu bir mücadele  demekti. Sonuçta; Türk tarihine kanımızla yazdırdığımız, adına ülkücü  hareket dediğimiz destanımızı, gelecek nesillerimize ve evlatlarımıza  gurur duyacakları bir şeref belgesi olarak takdim ettik. Büyük Türk  milliyetçisi Nihal Atsız&#8217;ın dediği gibi;</p>
<p>Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!</p>
<p>Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?</p>
<p>Mefkûresinden başka her varlığı unutan,</p>
<p>Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın&#8230;</p>
<p>Tüm ülkücü kahramanların ruhu şad olsun. Kahramanlarımızı şerefle yâd  eden Türk milliyetçilerinin lideri Sayın BAHÇELİ de; var olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fabbas-bozyel-bahceli-konusurken-tum-ulkucu-sehitlerin-ruhlari-da-bizimleydi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/abbas-bozyel-bahceli-konusurken-tum-ulkucu-sehitlerin-ruhlari-da-bizimleydi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, 31 Ekim 2010 &#8220;Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği&#8221; Toplantısı&#8217;nda yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-31-ekim-2010-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-31-ekim-2010-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 17:34:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Önkuzu]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Kılıçkıran]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1877</guid>
		<description><![CDATA[Sevdasını Taşımaktan ve Mensubu Olmaktan İftihar Ettiğimiz Büyük Türk Milleti, Yurdumun Her Yöresinden Heyecanlarıyla Koşup Gelen Kıymetli Vatanseverler, Hayatlarını Türk-İslam Davasına Adayan Cefakâr Ülküdaşlarım, Milliyetçi Hareket’in Her Kademesinde Azimle Görev Yapan Muhterem Arkadaşlarım, Üç Hilalin Gelecekteki Güvenceleri Sevgili Bozkurtlar, Asenalar, Yazılı ve Görsel Medyamızın Değerli Temsilcileri, Bu muhteşem toplantıda sizlerle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bizleri bir kez daha kavuşturan Cenab-ı Allah’a şükrediyorum. Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Türklüğün kalbi bugün burada atıyor. Mazlum İslam âlemi buradan yiğit bir ses bekliyor. Dik duruşun vakarı, inancın asaleti, imanın kudreti bu salondan fışkırıyor. Gözlerinizdeki kararlılık, yüreklerinizdeki coşku tüm dünyaya meydan okuyor. Bozkurt bir kez daha başını kaldırıyor ve Üç Hilal’in iktidara talip olduğunu haykırıyor. Millet ve Devlet bekası için yapılacak güç birliği Ülkücülerin onayını istiyor. Elbette buradan çıkacak gür ses zalimi korkutacak. İhanetin kafasına Seyit Onbaşı’nın güllesi gibi düşecek. Şımaran ve cüret kazanan hıyanet sinecek. Bölücü mihraklar ve bunlara çanak tutan gafiller pusacak. Hüküm süren eşkıya titreyecek ve inine saklanacak. İnanıyorum ki, Türk milletinin özlemlerine bugün tercüman olacağız. Hüzünleri, endişeleri ve korkuları Allah’ın izniyle bitireceğiz. Taşan sevinçleri sel gibi her tarafa yayacağız. Ve hep birlikte ‘Ne Mutlu Türküm’ diyeceğiz. ‘Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez’ nidalarıyla cihana sesleneceğiz. Türk milleti birdir, devleti tektir, dili Türkçe’dir, başkenti Ankara’dır kabul ve inancıyla durmaksızın tam yol ilerleyeceğiz. Rüzgâr bekleyen Türk bayrağını bedeli ne olursa olsun sonsuza kadar dalgalandıracağız. Türkiye’yi yaşatacağız, milletimizi koruyacağız. İşte Ülkücüler bunun için var, Milliyetçi Hareket’in esas gayesi bunlardan ibaret. Vatanımın her köşesinden hilalleri getirdiniz ve üst üste yığdınız. Ülkülerinizi taşıdınız, milletimizi umutlandırdınız. Üç Hilal’i coşturdunuz, yüreklendirdiniz. Asla pes etmediniz, katiyen geri çekilmediniz, hiç bir tereddüt göstermediniz. Kurulan tuzakları muhataplarının başına geçirdiniz. Oynan oyunları, çevrilen dolapları, düzenlenen tertipleri hilal bakışınızla bozdunuz. Düzenbazları durdurmak ve fitneyi mağlup etmek için güç birliği yaptınız. Bugün yeni bir güç birliğine destek vermek için buradasınız. Yılmadınız, yıkılmadınız, yorulmadınız, yenilmediniz. Kim aksini düşünüyorsa gelsin bu muhteşem coşkuya baksın. Ülkücülerin, Türk milliyetçilerinin vatanına ve ilkelerine nasıl sahip çıktığını eğer biraz hayâları kalmışsa görsün ve itiraf etsin. Siz muhterem ülkü arkadaşlarımla ne kadar övünsem azdır. Ne kadar gururlansam yetersizdir. Bugün buraya vatana sahip olmak, Türkiye’ye arka çıkmak ve Türk milletine umut vermek için koştunuz. Milletimiz rahat olsun, şehitlerimiz ve gazilerimiz emin olsun ki Ülkücüler tüm heybetiyle bugün Ankara’dadır. Bu salondadır. Fedakârlığın Mümtaz Neferleri Aziz Ülküdaşlarım, Değerli Dava Arkadaşlarım, Bugün buraya Türk milletinin umutlarını tazelemek için geldiniz. Türklüğün şahlanışını ve gücünden hiçbir şey kaybetmediğini haykırmak için geldiniz. Karanlığı aydınlatmak, melanetin hakkından gelmek için toplandınız. Metehan’ın hükümranlığını, Batı’ya diz çöktüren Atilla’nın kutlu hatıralarını canlandırdınız. Ötüken Ormanı’nın mesajını; ‘Aç milleti tok, az milleti çok hale getirdim diyen’ Bilge Kağan’ın buyruğunu getirdiniz. Adaletin ve hakkaniyetin doruk isimleri olan Tuğrul Bey ve Çağrı Beylerin çağları aşan zaferlerini bir kez daha hatırlattınız. Bizans’a haddini bildiren ve Anadolu’yu bize yurt yapan Sultan Alparslan’ın kutsal emanetini savunmak için bu salonda bir araya geldiniz. Yüce Allah’ın, cihan halklarının dizginlerini Türklerin eline verdiğini asırlar önce dile getiren Kaşgarlı Mahmud’un düşüncelerini getirdiniz. ‘Azız diye kendimizi niçin küçümsüyoruz’ diyen Tonyukuk’un ve zulümle ayakta kalınamayacağına asırlar öncesinden işaret eden Nizamülmülk’ün öğütlerini özümsediniz ve zihninize...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong><p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-31-ekim-2010-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p></strong></p>
<p><strong>Sevdasını Taşımaktan ve Mensubu Olmaktan İftihar Ettiğimiz <span style="text-decoration: underline;">Büyük Türk Milleti,</span></strong></p>
<p><strong>Yurdumun Her Yöresinden Heyecanlarıyla Koşup Gelen Kıymetli <span style="text-decoration: underline;">Vatanseverler,</span></strong></p>
<p><strong>Hayatlarını Türk-İslam Davasına Adayan Cefakâr <span style="text-decoration: underline;">Ülküdaşlarım,</span></strong></p>
<p><strong>Milliyetçi Hareket’in Her Kademesinde Azimle Görev Yapan <span style="text-decoration: underline;">Muhterem Arkadaşlarım,</span></strong></p>
<p><strong>Üç Hilalin Gelecekteki Güvenceleri <span style="text-decoration: underline;">Sevgili Bozkurtlar, Asenalar,</span></strong></p>
<p><strong>Yazılı ve Görsel Medyamızın <span style="text-decoration: underline;">Değerli Temsilcileri,</span></strong></p>
<p>Bu muhteşem toplantıda sizlerle bir araya gelmiş bulunuyoruz.</p>
<p>Bizleri bir kez daha kavuşturan Cenab-ı Allah’a şükrediyorum.</p>
<p>Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Türklüğün kalbi bugün burada atıyor.</p>
<p>Mazlum İslam âlemi buradan yiğit bir ses bekliyor.</p>
<p>Dik duruşun vakarı, inancın asaleti, imanın kudreti bu salondan fışkırıyor.</p>
<p>Gözlerinizdeki kararlılık, yüreklerinizdeki coşku tüm dünyaya meydan okuyor.</p>
<p>Bozkurt bir kez daha başını kaldırıyor ve Üç Hilal’in iktidara talip olduğunu haykırıyor.</p>
<p>Millet ve Devlet bekası için yapılacak güç birliği Ülkücülerin onayını istiyor.</p>
<p>Elbette buradan çıkacak gür ses zalimi korkutacak.</p>
<p>İhanetin kafasına Seyit Onbaşı’nın güllesi gibi düşecek.</p>
<p>Şımaran ve cüret kazanan hıyanet sinecek.</p>
<p>Bölücü mihraklar ve bunlara çanak tutan gafiller pusacak.</p>
<p>Hüküm süren eşkıya titreyecek ve inine saklanacak.</p>
<p>İnanıyorum ki, Türk milletinin özlemlerine bugün tercüman olacağız.</p>
<p>Hüzünleri, endişeleri ve korkuları Allah’ın izniyle bitireceğiz.</p>
<p>Taşan sevinçleri sel gibi her tarafa yayacağız.</p>
<p>Ve hep birlikte <strong>‘Ne Mutlu Türküm’</strong> diyeceğiz.</p>
<p><strong>‘Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez’</strong> nidalarıyla cihana sesleneceğiz.</p>
<p>Türk milleti birdir, devleti tektir, dili Türkçe’dir, başkenti Ankara’dır kabul ve inancıyla durmaksızın tam yol ilerleyeceğiz.</p>
<p>Rüzgâr bekleyen Türk bayrağını bedeli ne olursa olsun sonsuza kadar dalgalandıracağız.</p>
<p>Türkiye’yi yaşatacağız, milletimizi koruyacağız.</p>
<p>İşte Ülkücüler bunun için var, Milliyetçi Hareket’in esas gayesi bunlardan ibaret.</p>
<p>Vatanımın her köşesinden hilalleri getirdiniz ve üst üste yığdınız.</p>
<p>Ülkülerinizi taşıdınız, milletimizi umutlandırdınız.</p>
<p>Üç Hilal’i coşturdunuz, yüreklendirdiniz.</p>
<p>Asla pes etmediniz, katiyen geri çekilmediniz, hiç bir tereddüt göstermediniz.</p>
<p>Kurulan tuzakları muhataplarının başına geçirdiniz.</p>
<p>Oynan oyunları, çevrilen dolapları, düzenlenen tertipleri hilal bakışınızla bozdunuz.</p>
<p>Düzenbazları durdurmak ve fitneyi mağlup etmek için güç birliği yaptınız.</p>
<p>Bugün yeni bir güç birliğine destek vermek için buradasınız.</p>
<p>Yılmadınız, yıkılmadınız, yorulmadınız, yenilmediniz.</p>
<p>Kim aksini düşünüyorsa gelsin bu muhteşem coşkuya baksın.</p>
<p>Ülkücülerin, Türk milliyetçilerinin vatanına ve ilkelerine nasıl  sahip çıktığını eğer biraz hayâları kalmışsa görsün ve itiraf etsin.</p>
<p>Siz muhterem ülkü arkadaşlarımla ne kadar övünsem azdır.</p>
<p>Ne kadar gururlansam yetersizdir.</p>
<p>Bugün buraya vatana sahip olmak, Türkiye’ye arka çıkmak ve Türk milletine umut vermek için koştunuz.</p>
<p>Milletimiz rahat olsun, şehitlerimiz ve gazilerimiz emin olsun ki Ülkücüler tüm heybetiyle bugün Ankara’dadır. Bu salondadır.</p>
<p><strong>Fedakârlığın Mümtaz Neferleri Aziz Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Bugün buraya Türk milletinin umutlarını tazelemek için geldiniz.</p>
<p>Türklüğün şahlanışını ve gücünden hiçbir şey kaybetmediğini haykırmak için geldiniz.</p>
<p>Karanlığı aydınlatmak, melanetin hakkından gelmek için toplandınız.</p>
<p>Metehan’ın hükümranlığını, Batı’ya diz çöktüren Atilla’nın kutlu hatıralarını canlandırdınız.</p>
<p>Ötüken Ormanı’nın mesajını; <strong>‘Aç milleti tok, az milleti çok hale getirdim diyen’</strong> Bilge Kağan’ın buyruğunu getirdiniz.</p>
<p>Adaletin ve hakkaniyetin doruk isimleri olan Tuğrul Bey ve Çağrı Beylerin çağları aşan zaferlerini bir kez daha hatırlattınız.</p>
<p>Bizans’a haddini bildiren ve Anadolu’yu bize yurt yapan Sultan  Alparslan’ın kutsal emanetini savunmak için bu salonda bir araya  geldiniz.</p>
<p>Yüce Allah’ın, cihan halklarının dizginlerini Türklerin eline  verdiğini asırlar önce dile getiren Kaşgarlı Mahmud’un düşüncelerini  getirdiniz.</p>
<p><strong>‘Azız diye kendimizi niçin küçümsüyoruz’</strong> diyen  Tonyukuk’un ve zulümle ayakta kalınamayacağına asırlar öncesinden işaret  eden Nizamülmülk’ün öğütlerini özümsediniz ve zihninize nakış ettiniz.</p>
<p>Doğru ve adil olmayı tavsiye den Yusuf Has Hacip’in duruşunu gösterdiniz.</p>
<p>Farabi’nin bilgeliğini, Biruni’nin dehasını, İbni Sina’nın  basiretini, Hoca Ahmet Yesevi’nin takva erliğini, Mevlana’nın aşkını,  Hacı Bektaşi Veli’nin hoşgörüsünü, Pir Sultan Abdal’ın deyişlerini,  Taptuk Emre’nin gönül ateşini, Yunus Emre’nin adanmışlığını  buluşturdunuz.</p>
<p>Duasıyla Osman Gazi’nin arkasında duran Şeyh Edebalı’nın ve  hikmetiyle Fatih’e güç veren Akşemsettin’in derin irfanını getirdiniz.</p>
<p>Nasrettin Hoca’nın mizahını, Evliya Çelebi’nin gördüklerini, Katip Çelebi’nin temennilerini burada topladınız.</p>
<p>Horasan’dan Balkanlara, Ortadoğu’dan Kafkaslara kadar uzanmış Türk-İslam kudretinin naralarını getirdiniz.</p>
<p>Adriyatik kıyılarından Çin Seddi’ne geniş coğrafyaları içine alan mazideki iddiaları diriltiniz.</p>
<p>Osman Gazi’nin göğsünden yükselen ve dünyayı kaplayan çınar rüyasını gördüğü günün özlemini,</p>
<p>Fatih’in İstanbul’a ilk baktığı günün mağrurluğunu,</p>
<p>Ve Mustafa Kemal’in, ‘geldikleri gibi giderler’ diyerek boğaza baktığı günün muhteşem kararlılığını Ankara’ya getirdiniz.</p>
<p>Ülkemin dört bir yanından, akınlarda tıpkı çocuklar gibi şen olan bin atlı gibi geldiniz.</p>
<p>Her yöremizin güzelliklerini, kokusunu, sevinçlerini, seslerini, ağız tadını ve coşkusunu bu salona taşıdınız.</p>
<ul>
<li>Menderes’in bereketini,</li>
<li>Yüzüstü çok sürünen ve ayağa kalkma vakti gelen Sakarya’nın gururunu,</li>
<li>Aras’ın hasretini,</li>
<li>Fırat’ın türküsünü,</li>
<li>Dicle’nin ağıtlarını,</li>
<li>Bozbulanık sularıyla Çoruh’un şarıltısını <span style="text-decoration: underline;">getirdiniz.</span></li>
<li>Van Gölü’nün enginliğini,</li>
<li>Beyşehir Gölünün tutkusunu,</li>
<li>İznik Gölü’nün ümitlerini <span style="text-decoration: underline;">getirdiniz.</span></li>
<li>Nemrut’un diklenişini,</li>
<li>Erciyes’in heybetini,</li>
<li>Ağrı’nın büyüklüğünü,</li>
<li>Toroslar’ın desteğini,</li>
<li>Cudi’nin gözyaşlarını beraberinizde <span style="text-decoration: underline;">getirdiniz.</span></li>
</ul>
<p>Bingöl’den aşırmayı, Bitlis’ten goraniyi, Artvin’den ata barını,  Kars’tan derbendiyi, Rize’den acabatı, Aydın’dan zeybeği, Balıkesir’den  bengiyi, Ağrı’dan bicanıyı, Erzurum’dan başbarıyı, Urfa’dan sinsiyi ve  depçeyi, Kütahya’dan çenberiyi, Çanakkale’den dolamayı, Diyarbakır’dan  durikiyi, Çorum’dan fidaydayı, Kastamonu’dan Kınığı, Samsun’dan  ortaoyununu, Bilecik’ten varageleyi, Giresun’dan yürümeyi, Elazığ’dan  çayda çırayı, Iğdır’dan hoş gelişler olayı, Tekirdağ’dan karşılamayı,  Trabzon’dan horonu getirdiniz.</p>
<p>Türk milletinin tüm güzelliklerini ve tüm hasletlerini burada topladınız.</p>
<p>Davul ve zurnayla halay çektiniz.</p>
<p>Def ve kemençeyle güldünüz.</p>
<p>Bağlama ve tamburayla dertlendiniz.</p>
<p>Sipsi ve balabanın sesiyle bir araya geldiniz.</p>
<p>Doğudan batıya, kuzeyden güneye; bir olmak, iri olmak ve diri olmak için Ankara’ya koştunuz.</p>
<p><strong>‘Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile’</strong> diyen Ülkücülerin toyudur bugün.</p>
<p>Devlet ve millet bekası için güç birliği yapmanın zamanıdır bugün.</p>
<p>Hepiniz hoş geldiniz.</p>
<p>Sefalar getirdiniz.</p>
<p>Şerefler verdiniz.</p>
<p><strong>Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Yalanla gerçeğin iç içe geçtiği, iyi ile kötünün birbirine karıştığı uğursuz bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Öyle ki, fitne ve iftira sürekli üremektedir ve hüküm sürmektedir.</p>
<p>Kutsallarımız, milli kıymetlerimiz alçakça tahrip edilmektedir.</p>
<p>Ahlak, fazilet ve vatan mücadelesinde hiç kimsenin boy ölçüşmeye dahi cüret edemeyeceği Ülkücü Hareket saldırıların odağındadır.</p>
<p>Milliyetçi Hareketle, dünden kalan hesaplarını kapatmak için aşağılık  yöntemlere başvuranlar aynı bataklıkta toplanmışlar ve emel birliği  içine girmişlerdir.</p>
<p>Hakk’a hizmet yolunda serden geçenlerin, millete candan bağlananların  ve cihan hâkimiyetine gönül verenlerin son kalesi yıkılmak  istenmektedir.</p>
<p>Biz bunların benzerlerine daha önce de şahit olduk.</p>
<p>Birileri top oynarken Ülkücüler ölümle sınandılar.</p>
<p>Kör kurşunların hedefi oldular.</p>
<p>Binlerce ülkü abidesi vatan, millet ve iman uğruna canından oldu.</p>
<p>Elbette Allah yolunda şehit olanlar ölmüş değildirler. O azametli ruhlar hayattadır, ancak bunu yalnızca bizler hissedemeyiz.</p>
<p>Şüphesiz bugün her biri aramızdadır ve bizimle omuz omuza burada Üç Hilal’in zaferi için dua etmektedirler.</p>
<p>Saflar halinde dizilerek, Milliyetçi Hareket’in hayattayken göremedikleri iktidarının artık gerçekleşmesini dilemektedirler.</p>
<p>Hangi birisini sayalım, hangisinin ismini dile getirelim?</p>
<p>Yüreklerimiz dayanmaz, nefesimiz yetmez, kalplerimiz dağlanır ve acılarımız depreşir.</p>
<p>Binlerce dava arkadaşımızın bir hilal uğruna toprağa düşmesini sorarım sizlere gözlerimiz yaşarmadan nasıl anlatalım?</p>
<ul>
<li>1968 yılı Ocak ayının 4’ünde, damarlarındaki kanın en hızlı aktığı  bir zamanda, Ankara Site Yurdunda kahpe kurşunlara hedef olan ilk  şehidimiz İlahiyat Fakültesi öğrencisi <strong>Ruhi Kılıçkıran’ı</strong> aklımızdan bir an olsun çıkarmayız.</li>
<li>12 Eylül 1969 yılında henüz bir lise öğrencisi iken şehit edilen <strong>Mustafa Bilgi’yi</strong> asla unutmayız. Unutamayız.</li>
<li>8 Haziran 1970’de şehit olduğunda 24 saattir aç olduğu anlaşılan  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi Yusuf İmamoğlu’nu  yüreğimizde taşırız.</li>
<li>3 Ekim 1978 tarihinde, işinden evine döndüğünde arabasından inerken,  17 yaşındaki oğlu Mustafa Haşatlı ile birlikte katledilen İstanbul İl  Başkanımız Recep Haşatlıyı her daim içimizde yaşatırız.</li>
<li>24 Haziran 1979 tarihinde eczanesinde şehit edilen Manisa İl Başkanımız Cemil Çöllü’nün emanetini ruhumuzda hissederiz.</li>
<li><strong>‘Biz buraya başkan değil, şehit adayı seçiyoruz’</strong> diyecek kadar inanmışlık gösteren ve 29 Haziran 1979 tarihinde de şehit  edilen Zeytinburnu İlçe Başkanımız Avukat Bekir Sendilmen’i gönlümüzde  muhafaza ederiz.</li>
<li>25 Aralık 1979 tarihinde Çankaya İlçe Başkanlığımızı yürütürken  şehit olan Hamza Uzgören’in muhterem anısına her daim sahip çıkarız.</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sorarım sizlere hangi birimiz;</span></p>
<p>21 Mart 1970’de, mahsur kalan arkadaşlarına ekmek götürmek isterken  alçakların kurşunlarına hedef olan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi  öğrencisi Süleyman Özmen’i aklından çıkarabilir?</p>
<p>Ya da 23 Kasım 1970’de, ciğerlerine hava basılıp üç gün süreyle  işkence yapıldıktan sonra pencereden atılarak şehit edilen Ankara Erkek  Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Zileli <strong>Dursun Önkuzu’yu</strong> unutabilir?</p>
<p>Unutacak mıyız bu ülkü abidelerini? Hafızamızdan çıkaracak mıyız?</p>
<p>Unutsak Allah affetmez, kul bağışlamaz.</p>
<p>Beddualar, kahırlar yakamızı bırakmaz.</p>
<p>Bugün yolumuz tehlikelerle dolu olsa da sorumluluğumuz büyük, görevimiz ağır, üzerimizdeki vebal çok fazladır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Onlar rahmetli Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi;</span></p>
<p>Yataklarında ölmeyi akıllarından çıkaran büyük ruhlardı.</p>
<p>Döşekleri kara toprak, yorganları da kar oldu.</p>
<p>Ve ruhlarını Tanrı Dağı’nda buluşturmak için adeta söz birliği etmişçesine bedenlerine veda ettiler.</p>
<p>Göçüp gittiler en taze zamanlarında.</p>
<p>Feda ettiler hayatlarını, armağan ettiler Türk milletine canlarını.</p>
<p>‘Bozkurtların Ölümü’nde konu edilen; Onbaşı Karabudak’ın oklanışı, Yüzbaşı Sancar’ın son gülüşü onlarda somutlaştı.</p>
<p>Kuru simidi paylaştılar.</p>
<p>Ülkü yuvalarında yere serdikleri gazete parçaları üzerinde peyniri ekmeklerine katık ettiler.</p>
<p>Tanımayan bilmez, içimizde olmayan anlamaz. Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesine yer yoktur.</p>
<p>Dünya nimetlerinden yana nasipsizdirler.</p>
<p>Herkesin istediğini istemezler, ne istediklerini de herkes fark edemez.</p>
<p>Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer.</p>
<p>Kara sevdalıdır milletine, vatanına.</p>
<p>Doğu Türkistan’ın acılarını içinde bir kor gibi muhafaza eder.</p>
<p>Sibirya steplerinde sürülmüş Türkleri düşünür.</p>
<p>Issık Göl’ü düşler, Orhun’u ister, Türkistan diyarından gelecek mutlu haberleri bekler.</p>
<p>Çin sarayını basan Kürşat’ın kırk yiğidi içinde kendisini görür.</p>
<p>Elbette yalnızca bunlarla da sınırlı değildir hayalleri.</p>
<p>Bedir’in aslanlarını, Uhud’un cengâverlerini hürmetle yâd eder.</p>
<p>Yurt köşelerinde, okul koridorlarında, parti odalarında ya da cami  avlularında vatan dediler, Allah’ın birliğine imanla millete kendilerini  adadılar.</p>
<p>Arkadaşlarının naaşlarını omuzladılar ve sıranın ne zaman kendilerine geleceğine ise hiç aldırmadılar.</p>
<p>İmkânsızlıklara teslim olmadılar.</p>
<p>Vazgeçmediler. Anadolu’nun yağız nesli olarak büyük Türkiye ülküsüne inandılar. Yüce Allah’a samimiyetle bağlandılar.</p>
<p>Hiç hesap yapmadılar.</p>
<p>Şehadet mertebesine yüzlerinde hilaller açarak ulaştılar.</p>
<p>Yüce Allah’a erkenden kavuştular.</p>
<p>Türklük şuur ve vakarıyla; İslam iman, aşk ve ahlakını bütünleştirdiler.</p>
<p>Küfrün bütün oyunlarını bozmak, saldırısını def etmek ve yok etmek  için analarından, babalarından, yarlarından ve evlatlarından vakitsiz  ayrıldılar.</p>
<p>Ülkücülerin ipeğe sarılmış çelik olduğunu en iyi gösteren onlardı.</p>
<p>Beşeri zaaflarını aştılar. Maddi zevkleri hayatlarının gayesi olmaktan çıkardılar.</p>
<p>Arkalarında gözü yaşlı aileler bırakmak uğruna da olsa; rahata, kolaya değil; çileye, zora talip oldular.</p>
<p>Ben ‘Ülkücüyüm’ diyen hiç kimsenin ömrü hayatında aklından çıkarmayacağı gerçeklerdir bunlar.</p>
<p>Ve birçoğumuz binlerce ülkü şehidiyle bu fani hayatta tanışmak ve dava arkadaşı olmak şerefine ulaştık.</p>
<p>Ülkücülük en ulvi makamdır ve sahip olabileceğimiz en kıymetli değerdir.</p>
<p>Şehitliktir, sevgidir, bağlanıştır ve karşılık gözetmeden yapılan fedakârlıktır.</p>
<p>Adını burada sayamadığım aziz şehitlerimiz haklarını helal etsinler.</p>
<p>Dava gazilerimiz işte buradalar ve içimizdeler.</p>
<p>Yine Üç Hilalin gölgesi altındalar ve tek başına iktidarı için var güçleriyle çalışıyorlar.</p>
<p>Ülkücünün yerinin yalnızca ve yalnızca Milliyetçi Hareket olduğunu dosta düşmana gösteriyorlar.</p>
<p>Şanlı mücadeleleri pusulamız olacak, hatıraları yolumuzu aydınlatacak.</p>
<p>Yüzü nurlu, yüreği gururlu bu kahramanlar her daim bizimledir. Milletlimize mal oldular.</p>
<p>Tüm şehitlerimiz Türklüğün kutlu tarihine kurt bakışlarıyla geçtiler.</p>
<p>Şimdi vatan topraklarına emanetler.</p>
<p>Allah hepsinden bin kere razı olsun.</p>
<p>Mekânları cennet, ruhları şad olsun</p>
<p><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin 87.yıldönümünü iki gün önce kutladık. Böylelikle yüzüncü yıl dönümüne 13 yıl kalmış bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugüne kadar hiç bu kadar karanlık ve tehlikelerle dolu bir dönemden geçmedi.</p>
<p>Milletimiz hiç bu kadar sıkıntılarla dolu bir döneme muhatap olmadı.</p>
<p>İhanet hiç bu kadar başıboş bırakılmadı ve vatan hiç bu kadar sahipsiz kalmadı.</p>
<p>Cumhuriyeti yıkmaya, milletimizi parçalamaya ve geleceğimizi  karartmaya hazır olan mihraklar emel ve eylem birliği içinde zehir  saçmaktadır.</p>
<p>Ve Türkiye’yi yöneten AKP iktidarı bunlarla kol koladır ve destek çıkmaktadır.</p>
<p>Geleceğimizi imha etmeye kararlı olan odaklar AKP’yle aynı tarafta buluşmuşlardır.</p>
<p>Türkiye bu iktidarla yorulmuştur, hırpalanmıştır, ezilmiştir ve mağdur olmuştur.</p>
<p>Milletimiz aldatılmış, kandırılmış ve ileri demokrasi sözleriyle ayrışmanın eşiğine kadar getirilmiştir.</p>
<p>Ekonomiden güvenliğe, sanattan spora, siyasetten kültüre tahrip olmadık alan, çivisi çıkmamış değer kalmamıştır.</p>
<p>AKP iktidarının, Türkiye’yi sekiz yılın sonunda içine soktuğu tablo her yönüyle utanç ve endişe vericidir.</p>
<p>Sekiz yıldır kesintisiz bir şekilde tek başına iktidarda olan AKP,  milletten aldığı desteği; barış, kardeşlik, huzur, kalkınma ve refahın  tesisi yönünde kullanmamıştır.</p>
<p>İşçiden çiftçiye, memurdan emekliye, esnaf ve sanatkârdan sanayiciye,  her kesimin sorunları artırmış, şikâyetleri çoğalmış, kaygıları  yoğunlaşmıştır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP’yle birlikte;</span></p>
<ul>
<li>Krizlerin normalleşme,</li>
<li>Devlete meydan okumanın özgürleşme,</li>
<li>Yoksulluğun rahatlama,</li>
<li>Yıkımın açılım,</li>
<li>Bölücülüğün insan hakları,</li>
<li>Eşkıyalığın kimlik arayışı,</li>
<li>Farklılaşmanın ise sözde kucaklaşma olarak çarpıtıldığı aldatma ve kandırmadan ibaret bir dönem yaşanmıştır.</li>
</ul>
<p>Karşımızda bin yıllık kardeşliğimizin zedelenmek istendiği ve  Türkiye’nin hızla itibar ve güç kaybettiği, aziz millet fertlerinin  problemlerinin her geçen gün ağırlaştığı ve umutlarının kaybolduğu hazin  bir ülke manzarası vardır.</p>
<p>Her tarafı saran çürümüşlük, çöküntü, çözülme ve çöküş hali Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığında zincirlerinden boşanmıştır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP’nin sekiz yıllık karanlık bilançosunda;</span></p>
<ul>
<li>Ekonomi krizlere teslim olmuştur.</li>
<li>Yoksulluk ve işsizlik her haneye ulaşmıştır.</li>
<li>Milli varlıklarımız peşkeş çekilmiştir.</li>
<li>Milli değerlerimiz tahrip edilmiştir.</li>
<li>Milli kimliğimiz yıpratılmıştır.</li>
<li>Devletimiz kuşatılmıştır.</li>
<li>Adalet duygusu zedelenmiş, hukuk siyasallaştırılmıştır.</li>
<li>Kurumlar çatıştırılmış ve itibarları tükenmiştir.</li>
<li>Siyaset kirlenmiş, ahlak çökme aşamasına gelmiştir.</li>
<li>Milli onurumuz ayaklar altına alınmıştır.</li>
</ul>
<p>Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşları, yolsuzluk ve hırsızlık  yapanların hamiliğini ve bölücülerin kılavuzluğunu yapmaktan asla  utanmamışlardır.</p>
<p>ABD ve AB’ye tam teslimiyet içinde, küresel cinayet projelerinin eşbaşkanlığını ve taşeronluğunu yapmaktan ar etmemişlerdir.</p>
<p>Ve bunun da üstünü ‘itibarımız arttı, sözümüz dinlendi, medeniyetler buluştu’, hezeyanlarıyla örtmeye çalışmışlardır.</p>
<p>Her fırsatta ve tartışma konusunda, milletimiz cephelere bölünmüş, kamplara ayrılmış ve sosyal yapısı ağır hasara uğramıştır.</p>
<p>Huzursuzluk ve gerginlik kaynağı haline gelen toplumsal sorun ve  sıkıntılar ortak akıl, karşılıklı hoşgörü ve iyi niyetle bir türlü  çözüme kavuşturulamamıştır.</p>
<p>Üstelik her sorun alanı hükümetçe kaşınmış, kanatılmış, istismar edilmiş ve kangren haline getirilmiştir.</p>
<p>Başörtüsü sorunu bunlardan birisidir.</p>
<p>İnanç guruplarımızın sorunları bunlar arasındadır.</p>
<p>Şimdi de bu kervana ana muhalefet CHP’de katılmış ve AKP’nin yanında yer ve pozisyon almıştır.</p>
<p>Hepinizin bildiği gibi, terörle mücadele ve cesaret kazanan etnik tahrikler AKP’nin en karanlık tarafı olmuştur.</p>
<p>Sekiz yıl içinde, terör sıfır noktasından hızla tırmanmış ve hain eylemleriyle ölüm saçmıştır.</p>
<p>Analar ağlamasın sloganı, dağdaki caniyi gözetirken, Mehmetçiği hiç umursamamıştır.</p>
<p>Analar AKP’yle daha çok ağlamış, ağıtlar daha çok yakılmış; gelinler, bacılar, evlatlar, babalar feryat etmiştir.</p>
<p>Bayrağa sarılı şehitler vatan topraklarına açılım denilen rezaletin gölgesinde verilmiştir.</p>
<p>Her ocağa bir ateş düşmüştür.</p>
<p>Ancak Başbakan Erdoğan için terör bir provokasyondur.</p>
<p>Sekiz yıllık icraatlarına bir tepkidir.</p>
<p>AKP’nin hizmetlerini çekemeyenlerin tertibidir.</p>
<p>Bu kafa yapısının teröre bakışı işte budur.</p>
<p>Milletimiz kan ağlamış, ama Başbakan hala meseleyi tam olarak kavrayamamıştır.</p>
<p>Referandum öncesinde, AKP’nin İmralı canisiyle ve terör şebekesiyle  pazarlık yaptığını söylediğimizde Başbakan kendini kaybetmişti.</p>
<p>Ağzından hakaretler dökülmüş ve bizim bu iddiamızı şerefsizlikle suçlamıştı.</p>
<p>Artık canilerle yapılan pazarlıkların bütün yönleri kamuoyunda ifşa ediliyor.</p>
<p>Kandil’deki bölücü elebaşlarının kirli beyanatları gazetelerde çarşaf çarşaf yer buluyor.</p>
<p>Hükümetin PKK’yla müzakere ve mütareke arayış ve çabaları tüm çirkinliğiyle ortaya çıkıyor.</p>
<p>Başbakan Erdoğan binlerce yıllık Türk devlet geleneğini, kendisinin yetiştiği kabile anlayışıyla bir görüyor.</p>
<p>Coğrafyaları kumaş gibi kesen Türk milletini ve devletini çapulcularla aynı seviyeye indiriyor.</p>
<p>Teröristleri umutlandırıyor, federasyona giden rezil sürecin kurdelesini kendi elleriyle kesiyor.</p>
<p>Peki, bizim iddiamızı şerefsizlikle suçlayarak reddeden Başbakan,  bundan sonra şereften nasıl bahsedecektir? Siyasi namus ve haysiyeti  ağzına nasıl alacaktır?</p>
<p>PKK’yla görüşmek, mutabakat arayışlarında bulunmak, teröristlere af  için zemin hazırlamak ve Avrupalı dostlarının, İmralı canisinin siyasete  girmesini tavsiye etmelerine sessiz kalmak şerefli bir duruş mudur?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bugün geldiğimiz bu aşamada;</span></p>
<ul>
<li>Milli dilimiz tartışılmaktadır.</li>
<li>Türk bayrağının yanında ikinci bayrak ve Türkçemize eş bir başka dilin kullanılma talepleri artmaktadır.</li>
<li>İstiklal Marşımızın karşısına, ‘ey rakip’ diyerek başka bir marşı dillendirme alçaklıklarına şahit olunmaktadır.</li>
</ul>
<p>Türk’e düşmanlık gösterenlerin, bölünmeyi bekleyenlerin Başkent  Ankara’da siyasi kongrelerinin yapıldığı salonda, Başbakan’ın  partisinden milletvekilleri ayakta ihanet marşlarına saygı duruşuna  geçmişlerdir.</p>
<p>Bu kara ve aşağılık görüntü her şeyi netleştirmiştir.</p>
<p>PKK’nın ve ayrılıkçı niyetlerin, kimlerden destek aldığı somut olarak açığa çıkmıştır.</p>
<p>Başbakan ve arkadaşları suçüstü yakalanmıştır.</p>
<p>Ve bu küstahlıklar AKP’nin alnına, nesillerinden dahi çıkmayacak kara bir leke olarak yapışmıştır.</p>
<p><strong>Muhterem Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Milliyetçi Hareket Partisi’nin Aziz Mensupları,</strong></p>
<p>Adına önce demokratik açılım denilen, sonra da milli birlik ve  kardeşlik ismiyle yoluna devam eden yıkım projesi, AKP’nin gizli kalan  niyetlerini bir bir ortaya dökmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu kapsamda;</span></p>
<ul>
<li>PKK’nın bölücü talepleri siyaset sahnesine taşınmış,</li>
<li>Türk milletinin etnik temelde ayrışmasını ve Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin kuruluş ilke ve esaslarını ve milli birliğini felç etmeyi  amaçlayan tehlikeli bir süreç hızla mesafe almıştır.</li>
</ul>
<p>Karşımızda artık çok ciddi bir varlık ve beka sorunu bulunmaktadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın başlattığı PKK açılımı, bölücü dinamikleri  harekete geçirmiş, milletin ve devletin bekası risklerle dolu bir  aşamaya gelmiştir.</p>
<p>Bölücü talepleri karşılamaya hazır ve Türkiye’nin ayrışma  modellerinin siyasi mihmandarlığını yapan bu hükümete Türk milletinin  daha fazla tahammül etmesi mümkün değildir.</p>
<p>Doğru da olmayacaktır.</p>
<p>12 Eylül 2010 Anayasa Referandum sürecinde;</p>
<p>Bebek katili ve Kandil çetesiyle pazarlık yapan bu hükümettir.</p>
<p>PKK’nın taleplerini 2011 seçimlerinden sonra yeni ve kapsamlı bir  Anayasa değişiklikleriyle yerine getirme sözü ve ümidi veren de bu  hükümettir.</p>
<p>Kendi geleceğini kurtarmak için Türkiye’yi ateşe atmaya hazırlanan Başbakan bu hükümetin başkanıdır.</p>
<p>Bedeli ne olursa olsun sürdürmekte kararlı oldukları yıkım projesinin;</p>
<ul>
<li>İhale sahibi Okyanus ötesidir.</li>
<li>Destekçileri ağabeyleri peşmerge reisidir.</li>
<li>Yardımcıları ve rol paylaşımı içinde oldukları Kandil fitnesidir, İmralı canavarıdır.</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;">Eğer PKK açılımındaki inat ve ısrar devam ederse;</span></p>
<ul>
<li>Türk milleti, etnik depremle felakete uğrayacak, husumet tohumları her tarafa saçılacaktır.</li>
<li>İki milletli, iki dilli, iki bayraklı ve çok kültürlü bir devlet  yapısının doğmasıyla da milli devletimiz ölümcül bir darbe alacaktır.</li>
<li>Doğal olarak devletin temel yapısı siyasi, hukuki ve Anayasal zeminde yeniden tanzim edilecektir.</li>
<li>Bu süreç, bir kardeş kavgası, kanlı bir iç çatışma yaşanmadan  ilerletilebilirse; tek millet-tek devlet esasına dayalı üniter yapı  Allah korusun ama yıkılacaktır.</li>
<li>Bunun sonucunda Türk milleti köklerinden, tarihinden, milli  kültüründen koparılmış, kişiliksiz ve silik bir halk yığınına  dönüştürülecektir.</li>
</ul>
<p>Gelişmeler maalesef bu yöndedir.</p>
<p>PKK’nın, İmralı canisinin ve bölücü niyetlerin demokratik özerklikten beklentileri de bunlardır.</p>
<p>Bundan sonra Cumhuriyet’ten bahsetmek nasıl mümkün olacaktır?</p>
<p>İşte bu yüzden ‘Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği’ yapmak ve bu milli tavrı almak bize göre zorunlu hale gelmiştir.</p>
<p>Dış politika alanında da vahim gelişmelere; hezimet ve iflasla dolu bir sürece şahit olmaktayız.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AKP hükümetleri döneminde;</span></p>
<ul>
<li>Milli davalarımız yük ve kambur olarak görülmüştür.</li>
<li>Milli çıkarlarımız ucuz pazarlıklarla harcanmış ve ver-kurtul anlayışıyla heba edilmiştir.</li>
<li>Sıfır sorun adı verilen garabet politikalar sonucunda Türkiye’nin onuru zedelenmiştir.</li>
<li>Devletimiz ABD ve AB güdümüne sokulmuştur.</li>
<li>Ve maalesef Kıbrıs’ta Rumlara, Irak’ta Barzani’ye, Kafkasya’da da Ermenilere teslim olunmuştur.</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;">Başbakan Erdoğan ve hükümeti;</span></p>
<ul>
<li>Erivan açılımıyla Ermenistan’ın taleplerini karşılamış,</li>
<li>Kuzey Irak ve PKK açılımıyla Barzani’nin isteklerine boyun eğmiş,</li>
<li>Rumları ve Avrupa Birliği’ni memnun etmek için Kıbrıs Türklüğü’nün tasfiye sürecinin önünü açmış,</li>
<li>Kerkük’ü, Türkmenleri, Bakü’yü, Dağlık Karabağ’ı, Azerbaycanlı  kardeşlerimizi, Batı Trakya Türklüğünü unutmuş ve bunlara sırt  çevirmiştir.</li>
</ul>
<p>Özellikle Ruhban okulunun açılması konusunda ABD ve AB kaynaklı  isteklere AKP hükümeti tarafından olumlu yaklaşılmış, bu konuda kamuoyu  oluşturulmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Nitekim demokratik açılım adı altında ortaya konulan yıkım projesi  kapsamında Patrikhane ile de görüşülerek taahhütlerde bulunulduğu  hepimizin malumudur.</p>
<p>Rumlara ve Ermenilere şirin görünmek adına, senelerdir ibadete kapalı  olan tarihi kalıntı niteliğindeki Sümela Manastırında ve Akdamar  Kilisesinde ayin yapılmasına izin verilmiştir.</p>
<p>Sümela ve Akdamar’da başlayan ayinler, diğer tarihi kiliselerde de  ayin yapılması beklentisi içine girenleri cesaretlendirmiştir.</p>
<p>Ecdadımızın fethettiği tarihi yerlerdeki camiler harap ve bakımsız  haldeyken, AKP hükümeti kiliseleri onararak kimlerle yan yana durduğunu  göstermiştir.</p>
<p>Biz bu ayıbı yüzlerine vurmak için Anı Kalesine gittik.</p>
<p>Cenab-ı Allah’a dua ve niyazlarda bulunduk.</p>
<p>Anı’dan başını Anadolu’ya uzatan kutlu ecdadımızı saygı ve hayranlıkla yâd ettik.</p>
<p>Tavır gösterdik, duruş sergiledik ve muhataplarına dimdik ayakta  olduğumuzu ve inançlarımızı savunmak için her fedakârlığı yapacağımızı  samimiyetle haykırdık.</p>
<p>AKP, küresel projeleri sahiplenirken ve onların talimatlarını yerine getirirken, biz de dedik ki; <strong>“can feda olsun, gerekirse Anadolu’yu yeniden fetih için yollara düşeriz”</strong></p>
<p>AKP Okyanus ötesine sırnaşırken, AB’ye yanaşırken, peşmergeye şirin  görünürken, biz Türk dedik, Türk milletinin haklarını savunduk.</p>
<p>Bu tükenmiş ve köksüz iktidar kadroları, Haçlı zihniyetinin için için  yanan emellerine hizmet ederken; biz tüm vatanseverlerle bütünleştik.</p>
<p>Millet dedik, mazlum Müslüman kardeşlerimizin katillerine lanet okuduk.</p>
<p>Artık AKP’yle geçen her gün, taşınamayacak bir vebal haline gelmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğanla kaybedilecek her gün, milletimizi sonu belirsiz ve tehlikelerle dolu bir mecraya sürükleyecektir.</p>
<p>AKP demek, teslimiyet demektir.</p>
<p>AKP demek, Türk’ün daha çok ağlaması demektir.</p>
<p>AKP demek; taviz, buhran, boyun eğme, kan, acı, açlık, işsizlik demektir.</p>
<p>AKP demek; kriz, kargaşa, kaos, korku, kutuplaşma, kavga ve karanlık demektir.</p>
<p>AKP demek; yolsuzluk, yoksulluk, yozlaşma ve yabancılaşma demektir.</p>
<p>Ve AKP demek Müslüman’ın ezilmesi demektir.</p>
<p>Buradan sormak ve siz değerli dava arkadaşlarımın yüksek sesle cevabını duymak istiyorum:</p>
<ul>
<li>Bunlara daha fazla katlanacak mısınız? (HAYIR)</li>
<li>AKP’nin daha fazla tahribatına göz yumacak mısınız? (HAYIR)</li>
<li>Bölücülere, şehit haberlerine ve küresel cinayetlere eyvallah edecek misiniz? (HAYIR)</li>
<li>Milliyetçi Hareket’in iktidara gelmesi için daha fazla bekleyecek misiniz? (HAYIR)</li>
</ul>
<p>Elbette hayır aziz dava arkadaşlarım.</p>
<p>Türk- İslam davasının mümtaz temsilcileri olarak; AKP denilen siyasi zihniyete mutlaka dersini vereceksiniz.</p>
<p><strong>‘Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği’</strong> yaparak, Türkiye’yi ayağa kaldıracaksınız. Bundan eminim ve asla şüphe duymuyorum.</p>
<p><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Biliyorsunuz, son dönemde yaşanan en önemli hadiselerden birisi de  AKP’nin hazırlayıp 12 Eylül 2010 tarihinde halkoylamasına götürdüğü  anayasa değişiklikleri olmuştur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve yandaşları, sahte bir demokrasi maskesi  eşliğinde; sözde hukukun üstünlüğünü sağlamak ve özgürlükleri  artırabilmek amacıyla her türlü yalan, riya ve iftiraya başvurmuştur.</p>
<p>Biz başından beri AKP’nin ve Başbakan’ın gizli gündemi olduğunu söyledik ve bunu da aziz milletimize her fırsatta anlattık.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın amacının, devri iktidarı döneminde yapılan yolsuzlukların hesabını vermekten kaçmak,</p>
<p>Ve bu nedenle de yandaş yargı oluşturmak için yola koyulduğunu söyledik.</p>
<p>Aynı zamanda, yıkım projesinin hukuksal alt yapısının şekillendirilmesinin de planlandığını ifade ettik.</p>
<p>Biz bu konularda müsterihiz.</p>
<p>Allah’a çok şükür veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur.</p>
<p>Referandumdan sonraki gelişmelere baktığımızda ne kadar haklı ve doğru bir tercihte bulunduğumuz çok daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<p>Nitekim Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeniden teşkiliyle ve  Anayasa Mahkemesi’ne yapılan seçimlerle geçmişteki sözlerimizin isabeti  bir kez daha teyit edilmiştir.</p>
<p>Gelişmeler, Başbakan’ın amacının; üstünlerin hukukuna son vermek  değil; AKP hukukunun üstünlüğünü tescil etmek olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Maske düşmüş ve hükümetin art niyetli suratı artık deşifre olmuştur.</p>
<p>12 Eylül Referandumundan sonra, çıkan evet oylarını yıkıma destek  olarak gören AKP hükümeti fütursuzca bölücülerle aynı karede fotoğraf  vermiştir.</p>
<p>Arka arkaya Irak’ın kuzeyine gönderilen heyetler, İmralı canisiyle  görüşmeler, Okyanus ötesine yapılan ziyaretler, siyasi bölücülerle yeni  anayasa yapımı için uzlaşma arayışları hepimizin gözü önünde cereyan  etmiştir.</p>
<p>Önüne konulan sandıkta evet oyu kullanan vatandaşlarımız, elbette AKP  hükümeti İmralı canisiyle pazarlık yapsın, Kandil’le buluşsun,  Barzani’nin önünde eğilsin diyerek Anayasa değişikliklerine onay  vermemiştir.</p>
<p>Veya yıkım projesinin ilerletilmesi, etnik ayrışmanın  derinleştirilmesi ve Türkiye’nin dağılma girdabına sokulması için de  Anayasa değişikliklerini kabul etmemiştir.</p>
<p>Değişikliklere verilen evetler, terörü temize çıkaracak ve İmralı canisine siyaset yolunu açacak bir ruhsatta değildir.</p>
<p>Kim aksini düşünüyorsa bilsin ki ihanetin ortağıdır, hıyanetin yol arkadaşıdır.</p>
<p>Bizi kandan besleniyorlar diyerek itham eden Başbakan Erdoğan, asıl  kendisinin kandan medet umduğunu söz ve politikalarıyla ispat etmiştir.</p>
<p>Hepiniz şahitsiniz; referandum öncesinde partimize ve dava arkadaşlarımıza akıl almadık iftiralar atıldı.</p>
<p>Oyunlar oynandı.</p>
<p>Özellikle 12 Eylülle hesaplaşmak adına üzerimizden kara bir  propaganda yapıldı ve kutlu hatıralarımız AKP ve Başbakan tarafından  istismar edildi.</p>
<p>Her gün bir televizyon ekranından, kerameti kendinden menkul ve eski  sıfatıyla AKP saflarında yer bulmuşlar, partimizin Referandumdaki hayır  tercihini eleştirdi.</p>
<p>Yandaş basın ve kalem sahipleri kinlerini kustular ve bize 12 Eylül’le ilgili akıl vermeye yeltendiler.</p>
<p>Şerefli mensuplarımıza her fırsatta kafatasçı, uluyanlar, faşist,  ırkçı, mafya, namaz kılmayanlar diyerek, aslında kendisinin ve yanında  bulunanların sıfatlarını sayan Recep Tayyip Erdoğan birden bire Ülkücü  kardeşlerim diyerek sahte nedamet gösterileri yaptı.</p>
<p>Başbakan Erdoğan hatta işi daha da ileri götürüp, Meclis Grup  toplantısında rahmetli dava şehidimiz Mustafa Pehlivaoğlu’nun mektubunu  okuyarak timsah gözyaşları döktü.</p>
<p>Ömrü hayatında Ülkücülere iyi gözle bakmayan Başbakan’a hatırlatmak  isterim ki; 12 Eylül rejiminde darağacına gönderilen yalnızca rahmetli  Pehlivanoğlu değildir.</p>
<p>12 Eylül yönetiminin alçakça ve kalleşçe idam ettiği ülküdaşlarımız içimizde hala derin biri sızıdır.</p>
<p>Vatanımızın semalarından bir yıldız gibi kayıp kara toprağa giren yiğitler hala gözlerimizi yaşartmaktadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Buradan Başbakan Erdoğan’a seslenmek isterim;</span></p>
<p>İhtilal mahkemesi önünde tek başına savunmasını yapan ve 4 Haziran 1981’de asılan Cevdet Karakuş’un sevdasını, <span style="text-decoration: underline;">sen nereden bileceksin?</span></p>
<p>20 Ağustos 1981’de darağacında vedalaştığımız İsmet Şahin’in Türk-İslam davasına kendini adamışlığını <span style="text-decoration: underline;">sen nereden bileceksin?</span></p>
<p>27 Mart 1982’de şerefsiz ellerce boğazına ilmik geçirilen Fikri Arıkan’ın vatan aşkını <span style="text-decoration: underline;">sen nereden bileceksin?</span></p>
<p>2 Mayıs 1982’de idam sehpasına vakarlıca yürüyen ve 12 Eylül’ün  arkadan kumandalı taşeronlarına meydan okuyan Cengiz Baktemur’un Türklük  şuurunu, <span style="text-decoration: underline;">sen nasıl anlayacaksın?</span></p>
<p>13 Ağustos 1982’de yağlı urganla şehit edilen Ali Bülent Orkan’ın ne çektiğini <span style="text-decoration: underline;">sen nereden bileceksin?</span></p>
<p>31 Ocak 1983’de henüz yirmi yaşındayken anasının dahi bakmaya  kıyamadığı bir çağda, darağacına çıkarılan Ahmet Kerse’nin neleri  arkasında bıraktığını <span style="text-decoration: underline;">sen nereden bileceksin?</span></p>
<p>5 Haziran 1983’te tekbir getirerek darağacına, arka arkaya cesaretle yürüyen Selçuk Duracık’ın ve Halil Esandağ’ın ülkülerini <span style="text-decoration: underline;">sen nereden bileceksin?</span></p>
<p>Milletimizi lime lime etmek için şer güçlerle işbirliği yapan AKP  yönetimi sorarım sizlere, nereden bileceksiniz ülkücü şehitlerin  mukaddesata duydukları derin bağlılığı?</p>
<p>Bizim ülkü şehitlerimizin mücadelelerini anlamak, şerefli isimlerini  ağzına almak PKK’yla aynı çizgide bulaşan, milletimizi otuz altıya bölen  bir zihniyetin haddi değildir.</p>
<p>‘Çırpınırdı Karadeniz’ sözleriyle heyecanlanan, ‘Çankaya yokuşunda  balam’ diyen kahramanlar AKP’nin oyuncağı ve politika vasıtası  olmayacaktır ve bunun için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıyız.</p>
<p>12 Eylül’ün acılarını yaşamamış, hiçbir sıkıntı çekmemiş, sadece  yeşil sahalarda top koşturmuş olan Başbakan Erdoğan elini dava  şehitlerimizden ve ülküdaşlarımızdan çekmelidir.</p>
<p>Kirli niyetler, karanlık odaklar, katil eller, Türklük değerlerine ve  İslam inancına düşman çevreler biz ağlarken arkamızdan gülüyordu.</p>
<p>Allah’ın izniyle artık bunlara öyle bir şamar indirelim ki, pişmanlık  duyan bunlar olsun; Milliyetçi Hareket iktidar olsun, şehitlerimiz  yattıkları yerlerde huzur bulsun.</p>
<p><strong>Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Halkoylamasının ilk sonuçlarının geldiği 12 Eylül gecesinde  başlatılan MHP’yi tasfiye kampanyası, Türkiye’nin içine alındığı hain  kuşatmadan bağımsız olarak görülmemelidir.</p>
<p>Psikolojik harekat boyutlarına ulaşan yalana ve ahlaki ve vicdani  temeli olmayan suçlamalara dayalı bu kampanya ile sistemli ve organize  saldırılara maruz kalmamız hiçbir şekilde de yadırganmamalıdır.</p>
<p>Bu kampanyanın, 12 Eylül halkoylaması sürecinde Başbakan Erdoğan’ın  ve yandaşlarının MHP’yi hedef alan yıpratma ve istismar stratejisinin  bir devamı olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p>Senaryo aynıdır; aktörler, figüranlar ve kirli suratlar aynıdır.</p>
<p>Başbakan’ın, PKK açılımını destekleyen ihanet ve husumet cephesi ile  MHP’yi tasfiye kampanyasında görev alan cephenin aynı olması elbette  tesadüf değildir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu şer odakları için;</span></p>
<ul>
<li>PKK açılımını ilerletebilmenin, terörle pazarlık ve müzakereyi sürdürebilmenin,</li>
<li>Türk milletini etnik parçalara ayırıp yok etmenin,</li>
<li>Bin yıllık kardeşliğimizi yıkıp, etnik ayrışma ve bölünme yolunu açmanın,</li>
<li>Türkiye Cumhuriyeti devletini tasfiye etmenin,</li>
<li>Milli vicdanın sesini kesmenin,</li>
<li>Milli bilinç ve refleksi kırmanın ve taşların bağlandığı,  bölücülerin, hırsızların ve soyguncuların cirit attığı bir ortamı  yaratmanın yolu, Milliyetçi Hareket’i etkisiz hale getirmekten  geçmektedir.</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bunların, partimizden duydukları rahatsızlıkların nedeni;</span></p>
<ul>
<li>Türkiye’nin milli birliği ve bütünlüğünü ne pahasına olursa olsun koruma azim ve irademizde,</li>
<li>Türkiye’yi böldürmemek için her bedeli ödemeye hazır olmamız ve  Türkiye’yi soyanların yakasına mutlaka yapışma kararlılığımızda  aranmalıdır.<br />
İhanet cephesinin, Milliyetçi Hareket kâbusunun nedeni budur, özünde yatan bunlardır.</li>
</ul>
<p>Ancak hevesleri kursaklarında kalacak, seçim sandığı gelince neye uğradıklarını şaşıracaklardır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket’in tarihi kökleri ve fikir yapısı güçlüdür.</p>
<p>İlhamını Türk milletinden ve dinimizden alan ve bütün saldırılara  rağmen 40 yılı aşan süredir Türk siyasetinde yer alan bir siyasi fikir  hareketidir.</p>
<p>İmanımız ve inancımız tamdır, cesaretimiz ve irademiz sağlamdır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi dimdik ayaktadır.</p>
<p>Türk milletinin iman, inanç ve son milli direniş kalesi hiçbir şart altında düşürülemeyecektir.</p>
<p>Bilinsin ki, Türkiye ve Milliyetçi Hareket sonsuza kadar var olacaktır.</p>
<p><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Demokratik parlamenter rejimlerde siyasi iktidarların ülkeyi yönetme  görevine gelmesinin ve buradan uzaklaştırılmasının yegâne meşru yolu ve  yöntemi seçim sandığı ve burada ifadesini bulacak milli iradedir.</p>
<p>Egemenliğin tek ve mutlak sahibi millet, ülkesinin geleceği hakkında karar verecek biricik güç ve varlıktır.</p>
<p>Krizlerin anaforunda sürekli hırpalanan, ciddi düzeyde tehlike ve  tehditler altında kör bir karanlığa sürüklenen Türk milleti; tarihi bir  yol ayrımına, ülke ve millet olarak kaderini belirleyecek bir kavşağa  gelmiştir.</p>
<p>Anayasamıza göre önümüzdeki milletvekili seçimlerinin yapılması gereken tarih en geç 17 Temmuz 2011’dir.</p>
<p>Ancak hükümetin bunu biraz erkene alacağı ve seçimlerin Haziran ayında olacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p>2011 seçimleri Türkiye ve Türk milleti için her anlamda bir kader seçimidir ve Türkiye’nin son şansıdır.</p>
<p>Aziz milletimiz nasıl bir gelecek beklentisi içinde olduğuna ve nasıl  bir Türkiye’de yaşamak istediğine seçim sandığında yapacağı tercihle  karar verecektir.</p>
<p>Sandık başında vicdanıyla baş başa kalacak milletimizin her bir ferdi;</p>
<ul>
<li>2011 yılında dokuz yıla yaklaşacak olan AKP döneminin ekonomik,  siyasi, sosyal, milli birlik ve güvenlik alanlarında yaşanan bütün  sıkıntıları ve sancıları ile,</li>
<li>Türkiye’nin karşı karşıya bırakıldığı badireler, önüne çıkarılan  tehditler, tuzaklar ve tehlikeler hakkında değerlendirme yapacak ve hür  vicdanıyla bir karar verecektir.</li>
</ul>
<p>Millet ve devlet olarak karşımızdaki beka sorunlarının en önemli ve  öncelikli olanlarını üç ana başlık altında toplanmamız mümkündür:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bunlardan birincisi</span> ekonomik sıkıntılar, iş ve aş sorunları ve yoksulluk açmazıdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">İkincisi</span> sosyal bünyemizi habis bir kanser uru gibi saran sorunlardır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Üçüncüsü</span> de; milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden kanlı terörden beslenen etnik bölücülüktür.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Önümüzdeki seçimlerde;</span></p>
<ul>
<li>İşsizlik, açlık ve yoksulluğun milletimiz için bir kader olup olmayacağı belirlenecek,</li>
<li>Türkiye’nin etnik temelde bir ayrışma, çatışma ve bölünme sürecine mahkûm edilip edilmeyeceği oylanacak,</li>
<li>Terörle müzakere ve pazarlık yaparak milli birliğin parçalanacağı,  milli kimliğin yok olacağı bir bölünme modeli dayatmasına teslim olunup  olunmayacağı belli olacak,</li>
<li>Yolsuzluğun, hırsızlığın, vurgunun ve talanın aklanıp aklanmayacağına karar verilecek,</li>
<li>Türkiye’nin ABD ve AB’nin taşeronu, Barzani’nin oyuncağı ve  Erivan’ın maskarası olmayı sürdürüp sürdürmeyeceği açıklık kazanacaktır.</li>
</ul>
<p><strong>Aziz Ülküdaşlarım,</strong></p>
<p>İçinden geçtiğimiz “Yeni Çağ”ın dinamikleri üzerinde söz sahibi  olmanın yolu, güçlü bir milli kimliğe ve özgüvene sahip bir millet  olmaktan geçmektedir.</p>
<p>Türk Milletinin ve bütün insanlığın barış ve mutluluk içinde insanca  yaşayacağı bir dünya ideali, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet  projesinin hayata geçirilmesiyle mümkündür.</p>
<p>Ülkesi ve milletiyle bir bütün olarak Türkiye Cumhuriyetini geleceğe  taşımak, yeni nesilleri Türk-İslam kültürüyle, vatan sevgisiyle  yetiştirmek ve milletimizin refah ve mutluluğunu her zaman en üst  seviyede tutmak için milli bir tavır belirlemek kaçınılmaz olmuştur.</p>
<p>Parti olarak, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya  tesis etme anlayışını kendimize siyasi misyon olarak kabul ettik.</p>
<p>Bu misyon inşallah, Türkiye’yi lider ülke konumuna taşıyacak, başta  Avrasya coğrafyasındakiler olmak üzere, bütün mazlum milletlerin de hür  ve onurlu bir şekilde yaşamasına vesile olacaktır.</p>
<p>Bunu başarmanın şartı, öncelikle Türkiye’nin teslimiyetçi ruh  hâlinden kurtulması ve Türk Milletinin özünü temsil eden değerlere  yönelmesinden geçmektedir.</p>
<ul>
<li>Kendi milli ve tarihi değerleri ile barışık,</li>
<li>Sorun çözme kabiliyeti olan etkin bir devlet düzeni kurmuş,</li>
<li>Ülkenin kaynaklarını seferber edecek milli bir ekonomi modeli uygulamaya koymuş,</li>
<li>Ve küresel sistemde saygın konuma gelmiş güçlü bir Türkiye; 21’inci  yüzyılda dünya siyasetinde ve ekonomik hayatında söz sahibi olacaktır.</li>
</ul>
<p>Öncelikle ve mutlaka Türkiye’nin; dış ilişkileri, eşitlik ve  karşılıklı sorumluluk ilkesine uygun olarak farklı bir bakış açısıyla  yeniden şekillendirilmelidir.</p>
<p>Ülkemizin hayrına olmayan hiçbir projenin içinde ya da destekçisi olunmamalıdır.</p>
<p>Bu doğrultuda; her bakımdan güçlenme ve kalkınma hamlesi yapacak olan  Türkiye’yi 2023 yılında,  “Lider Ülke” konumuna taşımayı siz değerli  dava arkadaşlarımla birlikte hedefliyoruz.</p>
<p>Amacımız lider ve güçlü bir Türkiye’ye ulaşmaktır.</p>
<p>Ülkemizin her sorununu biliyoruz.</p>
<p>Ve üstesinden gelmek için de çözüm ve çarelerimizi tamam ettik.</p>
<p>Milletimizin her meselesini gidermek için büyük bir kararlılık taşıdığımızı ifade etmeliyim.</p>
<p>Önümüzdeki yıl yapılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi 24. Dönem  seçimleriyle birlikte, Cumhuriyetimizin 100. yıldönümüne oniki yıllık  bir süre kalacaktır.</p>
<p>Bu seçimlerden sonra 2023 yılına kadar 25. ve 26. Türkiye Büyük  Millet Meclisi dönemleri için de iki genel seçim daha söz konusu  olacaktır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye vizyonu,<strong> “2023: YÜKSELEN GÜÇ TÜRKİYE”</strong> amacında yer ve anlam bulmaktadır.</p>
<p>Bu idealin gerçekleştirilmesi için, 2023 yılına kadar Türkiye’nin şu temel hedeflere ulaştırılmasını <span style="text-decoration: underline;">amaçlıyoruz</span></p>
<ul>
<li>Ekonomik ve teknolojik gelişmeyi sağlamak; üretim kapasitesini,  sanayi ve enerji alt yapısını dünya ölçülerinin üzerine çıkarmak,</li>
<li>Tarımda kendi kendine yeterli hale gelmek,</li>
<li>İşsizlik ve yoksulluğu ortadan kaldırmak,</li>
<li>Gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek,</li>
<li>Sosyal güvenlik ve sosyal adaleti bütün icaplarıyla tesis etmek,</li>
<li>Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması ve vergi adaletini sağlamak</li>
<li>Doğal kaynakları en rasyonel ve optimum düzeyde değerlendirmek,</li>
<li>Köklü bir eğitim reformu gerçekleştirmek ve bilgi toplumu dönüşümünü tamamlamak,</li>
<li>Vatandaşlarımızın kimseye muhtaç olmayacağı ve insanca yaşayacağı bir düzeni oluşturmaktır.</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bunları sağlamış bir Türkiye’de;</span></p>
<ul>
<li>Siyasi, ekonomik, toplumsal istikrar yakalanmış,</li>
<li>Etnik ve inanç temelindeki cepheleşmeler geride bırakılmış,</li>
<li>Toplumsal yaralar sarılmış, kronik huzursuzluk alanları çözülmüş,</li>
<li>Ortak milli ve manevi değerler etrafında buluşulmuş,</li>
<li>Milli birliğin siyasi, sosyal ve kültürel temelleri güçlendirilmiş,</li>
<li>Bölücü terör tehdidi gündemden çıkarılmış,</li>
<li>Terörü besleyen kaynaklar kurutulmuş,</li>
<li>Sosyo-ekonomik sorunlar köklü ve kalıcı çözümlere kavuşturulmuş,</li>
<li>Cumhuriyet’in temel nitelikleri ve milli ve manevi değerleri siyasi ve toplumsal çatışma alanı ve aracı olmaktan çıkarılmış,</li>
</ul>
<p>Ve dil, din ve etnik köken farklılıklarını aşan ortak bir milli  şuurun oluşturduğu Türk milletinin eşit ve onurlu bireylerinin huzur  içinde yaşayacağı,</p>
<p>Husumetin yerini kardeşliğin, ayrışmanın yerini bütünleşmenin aldığı  ve bin yıllık kardeşlik hukukunun yüceltildiği bir Türkiye’dir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Gelişmiş ve güçlenmiş Türkiye idealimizin merkezinde;</span></p>
<ul>
<li>Temiz ve dürüst toplum-siyaset ve yönetim anlayışının hâkim kılmak,</li>
<li>Siyasi ahlakı tesis etmek,</li>
<li>Yolsuzluk ve yozlaşmanın kökünü kurutmak,</li>
<li>Yüksek demokrasi standartlarını yakalamak,</li>
<li>Hak ve özgürlükleri dünya standartlarına çıkarmak,</li>
<li>Gerçek anlamda demokratik bir hukuk devletine bütün yönleriyle işlerlik kazandırmak,</li>
<li>Yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü teminat altına almak,</li>
<li>Din-toplum, din-siyaset ilişkilerini gerçek zeminine oturtmak,</li>
<li>Hem Cumhuriyeti, hem demokrasiyi, hem laikliği, hem dini inançları  ve din ve vicdan özgürlüğünü bir arada yaşatmak ve yüceltmek,</li>
<li>İçerde huzurlu ve güvenli, dışarıda onurlu ve itibarlı bir millet ve devlet anlayışına ulaşmak bulunmaktadır.</li>
<li>Bizim gelecek tasarımımız bunlardır.</li>
</ul>
<p>‘Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği’ yapmayı bunun için çok önemsiyoruz ve önceliğimize alıyoruz.</p>
<p>Milletimizin beklenti ve ihtiyaçlarını tam olarak karşılamak için gerekli her türlü çabayı göstereceğiz.</p>
<p>Devlet ve millet uyumunu sağlamak ve daha da güçlendirmek için problem alanlarını ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz.</p>
<p><strong>‘Mutlu millet, Güçlü Devlet ve Huzurlu fert’</strong> bir hayal değildir.</p>
<p>Ekonomi politikalarının merkezine insanı koyan; eşitlik, ahlak ve  adalet ilkelerini gözeten bir anlayışla refahın artması için sürekli  gayret göstereceğiz.</p>
<p>Siyaseti çalkantılardan uzaklaştırarak; insanımızın sorunlara tam  olarak eğilmesi, çözüm ve değer üretmesi için çaba sarf edeceğiz.</p>
<p>Devleti ve kurumları yeni baştan ele alacağız ve köhnemişliği ortadan kaldıracağız.</p>
<p>Elbette güçlü Türkiye’ye ulaşmak, yeni bir başlangıçla çürümüşlüğü yok etmekle mümkün olacaktır.</p>
<p>Parti olarak, 2023’de, küresel alanda güç merkezi haline gelmiş bir Türkiye’yi oluşturmaya kararlıyız.</p>
<p>İstikrar için de kesintisiz ve sürdürülebilir tek başına iktidara talibiz.</p>
<p>En az 12 yılı kapsayan 24–25 ve 26. yasama dönemlerindeki MHP  iktidarlarında, Türkiye’nin önce milli güç, sonra bölgesel güç ve  nihayet de Küresel güç olması gerçekleştirilecektir.</p>
<p>2011–2015 yıllarını kapsayan birinci MHP dönemi, “onarım ve toparlanma” dönemi olacaktır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu ilk dönemde;</span></p>
<ul>
<li>AKP yönetiminde geçen yıkım yıllarının devlet ve toplum hayatımızda,  ekonomide, siyasette, güvenlik ve dış politika alanlarındaki tahribatı  giderilecektir.</li>
<li>Toplumsal yaraların sarılması, huzurun ve güvenliğin tesisi sağlanacaktır.</li>
<li>Türkiye’nin milli tarih ve kültür bilincinin, varisi olduğu  Türk-İslam kültür geleceğinin ve milli değerlerinin rehberliğinde çağı  kavrayan ve kuşatan yeni ve büyük atılımların hayata geçirilmesi  başarılacaktır.</li>
</ul>
<p>Her bakımdan toparlanmanın sağlanacağı bu dönemde; öncelikle  toplumsal uzlaşma niteliği taşıyan bir anayasa yapılacaktır. Terör  tamamen bitirilerek toplumsal huzur ve güven tesis edilecektir.</p>
<p>Devletin ve milletin bütünlüğünü esas alacak şekilde devlet teşkilatı yeniden yapılandırılacaktır.</p>
<p>Demokrasi tüm kurum ve kurallarıyla işler hale getirilecek, temel  haklar teminat altına alınacak, bireysel özgürlükler güçlendirilecektir.</p>
<p>İktidara talip olduğumuz 2015–2019 yılları da “Yeniden inşa ve Ayağa Kalkma” dönemi olacaktır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu ikinci dönem;</span></p>
<p>Türkiye’nin sosyo- ekonomik sorunlarının çözüldüğü, sürdürülebilir  bir ekonomik büyüme ile sosyal gelişmenin sağlandığı, milli bütünleşme  ve kaynaşmanın tesis edildiği tarih aralığı olacaktır.</p>
<p>Türkiye tüm vatandaşları ile birlikte yaşama arzusunu ortaya koyan  temel kabullerini belirleyerek, iç mücadele ile harcadığı enerjisini  Türkiye’nin kalkındırılmasına yöneltme başarısını bu dönemde  gösterecektir.</p>
<p>Ülkemizin milletler camiasında saygınlığı artacak, vatandaşlık  bilincinin geliştirilerek herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı  olmaktan gurur duyacağı sosyal ve siyasal düzen tam olarak  sağlanacaktır.</p>
<p>Üçüncü olarak milletimizden talep ettiğimiz 2019-2023 yıllarını  kapsayan üçüncü iktidar yılları ise “Lider Ülke Türkiye” hedefine ulaşma  dönemi olacaktır.</p>
<p>2023 yılını hedefleyen uzun vadeli stratejimizin temel amacı,  ülkemizin çağdaş değerlere sahip, küresel düzeyde etkili ve ekonomide  dünyanın ilk 10 ülkesinden birisi olan “lider ülke” konumuna  yükseltilmesidir.</p>
<p>Bir kısmını burada açıkladığım gelecek vizyonumuzu milletimizin desteği ve Cenab-ı Allah’ın izniyle mutlaka hayata geçireceğiz.</p>
<p>Bunları başaracağız ve milletimizin makûs talihini mutlaka değiştireceğiz.</p>
<p>Umutla, heyecanla ve şevkle çalışacağız.</p>
<p>İnsanımızı güldüreceğiz, sorunlarını bitireceğiz.</p>
<p>Bereket ve bollukla dolu; huzur ve esenlikle yüklü yeni ve büyük bir Türkiye’yi aziz dava arkadaşlarımla birlikte inşa edeceğiz.</p>
<p>Benimle bu yolda yürümeye var mısınız? Bu uğurda her güçlüğe meydan okumaya hazır mısınız?</p>
<p>Gece demeden, gündüz demeden tek başına iktidar hedefimize ulaşmak için var gücünüzle çalışacak mısınız?</p>
<p>Her haneye ulaşıp, her kapıyı çalıp, her gönüle girip Üç Hilal’in mesajlarını ulaştıracak mısınız?</p>
<p>Yarınlarını ay yıldızlı bayrağımızın altında gören herkesi kucaklayacak mısınız?</p>
<p>Hangi etnik kökene, dine, inanca ve dile sahip olursa olsun herkesin sevgisini kazanmak için gayret gösterecek misiniz?</p>
<p>İllerimizi, ilçelerimizi, beldelerimizi, köylerimizi adım adım gezecek misiniz?</p>
<p>İşçimize, esnafımıza, memurumuza, emeklimize, çiftçimize, köylümüze,  ev kadınımıza, iş adamlarımıza, serbest meslek erbabımıza,  sanatkârlarımıza, gencimize, işsizimize, dul ve yetimlerimize bizimle  daha güzel ve müreffeh günlere ulaşacaklarını anlatacak mısınız?</p>
<p>Boynu bükük, benzi sarı Anadolu insanımıza daha huzurlu, güvenli ve  onurlu bir şekilde yaşayacakları haberini yorulmadan iletecek misiniz?</p>
<p>Geciken ve şehitlerimizin hasretle beklediği Üç Hilal’in tek başına  iktidar olması için dargınlıkları küskünlükleri, çekişmeleri bir tarafa  bırakacak mısınız?</p>
<p>Fitneye karşı duracak mısınız?</p>
<p>Kötü sözleri hiç dinlemeden muhatabına iade edecek misiniz?</p>
<p>Türkiye’ye sahip çıkacak mısınız?</p>
<p>Bir kez daha, kutlu davamızın mücadele tarihinde aramızda bulunmuş,  emeği ve hizmeti geçmiş, ancak çeşitli nedenlerle ayrı ve uzak  kaldığımız, bütün dava arkadaşlarımı, Türkiye’nin bugün geldiği tarihi  yol ayrımında Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönmeleri için çağrıda  bulunmak istiyorum.</p>
<p>Bir araya gelme günü bugün değilse ne zamandır?</p>
<p>Kapımız ve gönlümüz herkese ardına kadar açıktır.</p>
<p>Vatan ve millet sevgisi ve Türkiye’nin onurlu ve huzurlu geleceği  ortak paydasında aynı duyguları, hassasiyetleri ve endişeleri  paylaştığımız, başka siyasi partilere oy veren, siyaset yapan veya  mensup olan kardeşlerimizi de “Millet ve Devlet Bekası İçin  Güçbirliği”ne davet ediyorum.</p>
<p>İnancım odur ki, bugün bu salonda ayağa kalkan milli ruh ve coşku  Milliyetçi Hareket’in tek başına iktidarının habercisi ve müjdecisidir.</p>
<p>Buradan taşacak olan heyecan, azim ve kararlılık şimdi dalga dalga Anadolu’ya yayılacaktır.</p>
<p>Gelenek haline getirdiğim üzere; Dedem Korkut’tan ilhamını aldığım yeni bir “Hayır Duası” ile konuşmamı tamamlıyorum.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hak Taala,</span></strong></p>
<p>Huzurumuzu bozmasın, birliğimizi zedelemesin.</p>
<p>Hilalimizi dalgalandırsın, azmimizi artırsın.</p>
<p>Vatanımızın düzenini sağlasın.</p>
<p>Bayrağımız çekildiği gönderden inmesin.</p>
<p>Düşmesin, üzülmesin, el uzanmasın.</p>
<p>Ülkümüzün yolunu açık etsin. Ülkücünün yardımcısı olsun.</p>
<p>Bozkurtun başını dik etsin.</p>
<p>Türklüğü payidar etsin, İslam’ı mutlu kılsın.</p>
<p>Topraklarımızı kem gözlerden korusun.</p>
<p>Kardeşliğimizi muhafaza etsin.</p>
<p>İki cihanda yüzümüzü güldürsün.</p>
<p>İnsanız elbet, varsa bir kusurumuz, onu da affetsin.</p>
<p>Şehitlerim, yiğitlerim, analarım, bacılarım, gardaşlarım haklarını helal etsin.</p>
<p>Gönlünümüzden ülküyü, yüreğimizden sevgiyi, kalbimizden inancı eksiltmesin.</p>
<p>Türk milletini sonsuza kadar korusun, kollasın ve yolunu açık etsin.</p>
<p>Her dava arkadaşımdan ayrı ayrı razı olsun.</p>
<p>Yolunuz bahtınız ve alnınız açık olsun.</p>
<p><strong>Sağ olun, var olun.</strong></p>
<p><strong>Ne mutlu Türküm diyene.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-31-ekim-2010-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-31-ekim-2010-millet-ve-devlet-bekasi-icin-guc-birligi-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://server2.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/811d5c024ebfa1ef33c635aaae6c852c897fa633a981e3f94bf59a68b393092c9ab870cb375952490f4b9b570109990b/Millet_ve_Devlet_Bekasi_Icin_Guc_Birligi_Toplantisi_Konusmasi___31_Ekim_2010/video.flv?start=0" length="800350949" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Orhan KARATAŞ &#8211;  Cumhuriyet Bayramı&#8217;nda Cumhuriyet&#8217;in Durumu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-cumhuriyet-bayraminda-cumhuriyetin-durumu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-cumhuriyet-bayraminda-cumhuriyetin-durumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2010 17:21:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1875</guid>
		<description><![CDATA[Bu topraklarda yaşayan, bu bayrağın dalgalanmasından onur duyan, Türk kimliği taşımayı şeref sayan herkesin büyük bir sevinç ve coşku yaşaması gereken bir günü idrak ediyoruz. Böyle bir günde iyi şeyler yazmak, sevinçlerimizi paylaşmak isterdik. Ne yazık ki, böyle bir imkanımız yok. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır şartlarını yaşıyor. Siyasi ortam giderek hainlerin, bölücülerin, vatan-millet düşmanlarının lehine dönüyor. Bölücü terör ve etnik tahrikler gittikçe ivme kazanıyor. İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun nasıl yok edildiğini, şer ve ihanet cephesinin yeni maskelerle, yeni oyunlar sergilediğini içimiz yanarak izliyoruz. Yaptıkları yanlarına kalıyor Cumhuriyet Bayramı günü Türkiye&#8217;nin Başkenti&#8217;nden yaşananları, vicdanlı ve namuslu hiçbir vatandaşın kabul etmesi mümkün değildir. Anamuhalefet partisi Cumhurbaşkanını protesto ediyor. Anıtkabir&#8217;deki törenler de yine küskünlüklerin ve özel hesaplaşmaların öne çıkacağı anlaşılıyor. İktidarın yetersizliğini, teslimiyetini ve yanlışlarını fırsat bilen Cumhuriyet düşmanları her gün işi biraz daha ileri götürüyor. Geçmiş yıllarda bazı il ve ilçelerimizde devleti temsil eden seçilmişlerin kasıtlı biçimde törenlere katılmadığını görmüştük. Yine benzer manzaralar yaşamamız kuvvetle muhtemeldir. Katılsalar da verdikleri mesajlar tehdit ve ihanetten başka bir şey olmayacaktır. Türkçe dışında dil dayatmasının yeni versiyonlarını izleyebiliriz. &#8220;Bu bizim Cumhuriyetimiz değil&#8221; demeye getiriyorlar. Her yaptıkları yanlarına kalıyor. Milli değerler yok ediliyor Bütün milli değerlerimizin altı boşaltıldı. Heyecanı, milli ruhu, milli direnci dinamitlediler. Belli bir yaşın üzerindeki herkes artık milli bayramlarımızda eski heyecanı, eski coşkuyu yaşayamadıklarını kolayca fark edeceklerdir. Bizim bayramlarımız bu değildi, böyle değildi. Küskünlükleri, kırgınlıkları unutup kucaklaşırdık. Onurla, gururla, coşkuyla kutlardık. Şanlı tarihimizi, milli kahramanlarımızı hatırlar, yarınlara daha bir güvenle bakar, milli dayanışmanın en mükemmel örneklerini yaşardık. Cumhuriyeti iliklerimize kadar hissederdik. En önemli günlerimiz, en anlamlı bayramlarımız AKP ile birlikte anlam değiştirdi, vahim tartışmaların ve acı gelişmelerin yaşandığı günlere dönüştü. Sadece bu kadarı bile bu milletin ortak değerlerden nasıl koparıldığının, nasıl ayrıştırıldığının, nasıl ruhsuzlaştırıldığının ispatıdır. İşte bunun sonucudur ki, ihanet bu kadar sıradanlaşıyor, vatan-millet düşmanları bu kadar geniş alan bulabiliyor. Bunun adına da özgürleşme, demokratikleşme, ilerleme diyorlar. Türküm demenin, Türkçe konuşmanın, birlik ve bütünlüğü savunmanın suç olduğu bu dönemde, özgürleşen sadece hainler, demokratikleşen bölücüler, ilerleyenler teröristlerdir. Besleme ve yanaşmalar memnun Cumhuriyetin karşısındaki odaklar çok geniş hareket imkanlarına kavuşmuş ve her yere sirayet etmişlerdir. Türk milletinin çok büyük bir kesimi derin endişe içindeyken, yandaşlar, yanaşmalar ve beslemeler hallerinden son derece memnundurlar. Ülkenin ağır sorunlarına bugüne kadar en küçük bir ilgi göstermemişlerdir, ama Cumhuriyet karşıtlığı konusunda çok kolayca ve hiç vakit kaybetmeden biraraya gelebilmişlerdir. Bu durum varlık sebeplerinin gereğidir ve fazla şaşırmamak lazımdır. Aslına bakarsanız, bunlar yeni de değildir. Belli bir neslin devamıdırlar. AKP&#8217;nin varlığı ve devamı bunlar için bulunmaz bir fırsat olmuştur. Onun için de her ne pahasına olursa olsun, bugünkü iktidarın devamını ister, bunun için çırpınırlar. Sureti haktan görünerek Cumhuriyetin bütün değerlerini tartışmaya açar, başına numara vererek gerçek niyetlerine uygun bir düzen kurulmasını ister, üniter yapıyı parçalamak için türlü oyunlar tezgahlarlar. MHP liderinin tespitleri Bu noktada MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli&#8217;nin Salı günü grup toplantısında yaptığı konuşmanın Cumhuriyet ve Cumhuriyet bayramı ile ilgili bir bölümünü değerli okuyucularımla tekrar paylaşmak istiyorum: Cumhuriyet&#8217;i içine sindiremeyenlerin, nesiller boyunca aktardıkları öfke ve garaz, her fırsatta kendisine yeni ittifaklar bulmuş ve sürekli olarak mutasyona uğrayarak...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu topraklarda yaşayan, bu bayrağın dalgalanmasından onur duyan, Türk  kimliği taşımayı şeref sayan herkesin büyük bir sevinç ve coşku  yaşaması gereken bir günü idrak ediyoruz. Böyle bir günde iyi şeyler  yazmak, sevinçlerimizi paylaşmak isterdik. Ne yazık ki, böyle bir  imkanımız yok. <strong>Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır şartlarını yaşıyor.</strong> Siyasi ortam giderek hainlerin, bölücülerin, vatan-millet düşmanlarının  lehine dönüyor. Bölücü terör ve etnik tahrikler gittikçe ivme  kazanıyor. İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun nasıl yok  edildiğini, şer ve ihanet cephesinin yeni maskelerle, yeni oyunlar  sergilediğini içimiz yanarak izliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Yaptıkları yanlarına kalıyor<br />
</strong>Cumhuriyet  Bayramı günü Türkiye&#8217;nin Başkenti&#8217;nden yaşananları, vicdanlı ve namuslu  hiçbir vatandaşın kabul etmesi mümkün değildir. Anamuhalefet partisi  Cumhurbaşkanını protesto ediyor. Anıtkabir&#8217;deki törenler de yine  küskünlüklerin ve özel hesaplaşmaların öne çıkacağı anlaşılıyor. <strong>İktidarın  yetersizliğini, teslimiyetini ve yanlışlarını fırsat bilen Cumhuriyet  düşmanları her gün işi biraz daha ileri götürüyor.</strong> Geçmiş  yıllarda bazı il ve ilçelerimizde devleti temsil eden seçilmişlerin  kasıtlı biçimde törenlere katılmadığını görmüştük. Yine benzer  manzaralar yaşamamız kuvvetle muhtemeldir. Katılsalar da verdikleri  mesajlar tehdit ve ihanetten başka bir şey olmayacaktır. Türkçe dışında  dil dayatmasının yeni versiyonlarını izleyebiliriz. &#8220;Bu bizim  Cumhuriyetimiz değil&#8221; demeye getiriyorlar. Her yaptıkları yanlarına  kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Milli değerler yok ediliyor<br />
</strong>Bütün milli  değerlerimizin altı boşaltıldı. Heyecanı, milli ruhu, milli direnci  dinamitlediler. Belli bir yaşın üzerindeki herkes artık milli  bayramlarımızda eski heyecanı, eski coşkuyu yaşayamadıklarını kolayca  fark edeceklerdir. Bizim bayramlarımız bu değildi, böyle değildi.  Küskünlükleri, kırgınlıkları unutup kucaklaşırdık. Onurla, gururla,  coşkuyla kutlardık. Şanlı tarihimizi, milli kahramanlarımızı hatırlar,  yarınlara daha bir güvenle bakar, milli dayanışmanın en mükemmel  örneklerini yaşardık. Cumhuriyeti iliklerimize kadar hissederdik. <strong>En  önemli günlerimiz, en anlamlı bayramlarımız AKP ile birlikte anlam  değiştirdi, vahim tartışmaların ve acı gelişmelerin yaşandığı günlere  dönüştü.</strong> Sadece bu kadarı bile bu milletin ortak değerlerden  nasıl koparıldığının, nasıl ayrıştırıldığının, nasıl  ruhsuzlaştırıldığının ispatıdır. İşte bunun sonucudur ki, ihanet bu  kadar sıradanlaşıyor, vatan-millet düşmanları bu kadar geniş alan  bulabiliyor. Bunun adına da özgürleşme, demokratikleşme, ilerleme  diyorlar. Türküm demenin, Türkçe konuşmanın, birlik ve bütünlüğü  savunmanın suç olduğu bu dönemde, özgürleşen sadece hainler,  demokratikleşen bölücüler, ilerleyenler teröristlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Besleme ve yanaşmalar memnun<br />
</strong>Cumhuriyetin  karşısındaki odaklar çok geniş hareket imkanlarına kavuşmuş ve her yere  sirayet etmişlerdir. Türk milletinin çok büyük bir kesimi derin endişe  içindeyken, yandaşlar, yanaşmalar ve beslemeler hallerinden son derece  memnundurlar. <strong>Ülkenin ağır sorunlarına bugüne kadar en küçük bir  ilgi göstermemişlerdir, ama Cumhuriyet karşıtlığı konusunda çok kolayca  ve hiç vakit kaybetmeden biraraya gelebilmişlerdir. </strong>Bu durum  varlık sebeplerinin gereğidir ve fazla şaşırmamak lazımdır. Aslına  bakarsanız, bunlar yeni de değildir. Belli bir neslin devamıdırlar. <strong>AKP&#8217;nin varlığı ve devamı bunlar için bulunmaz bir fırsat olmuştur.</strong> Onun için de her ne pahasına olursa olsun, bugünkü iktidarın devamını  ister, bunun için çırpınırlar. Sureti haktan görünerek Cumhuriyetin  bütün değerlerini tartışmaya açar, başına numara vererek gerçek  niyetlerine uygun bir düzen kurulmasını ister, üniter yapıyı parçalamak  için türlü oyunlar tezgahlarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>MHP liderinin tespitleri<br />
</strong>Bu noktada MHP Genel  Başkanı Dr. Devlet Bahçeli&#8217;nin Salı günü grup toplantısında yaptığı  konuşmanın Cumhuriyet ve Cumhuriyet bayramı ile ilgili bir bölümünü  değerli okuyucularımla tekrar paylaşmak istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">
Cumhuriyet&#8217;i içine sindiremeyenlerin, nesiller boyunca  aktardıkları öfke ve garaz, her fırsatta kendisine yeni ittifaklar  bulmuş ve sürekli olarak mutasyona uğrayarak kılıktan kılığa girmekte  bir sakınca görmemiştir. Geleneklere saygı altında maskelenmiş  ikiyüzlülükler, inançlara bağlılık ekseninde üzeri örtülmüş  tahammülsüzlükler, geçmişin yüceltilmesi etrafında gizlenmiş derin  nefretler ve demokrasinin geniş perspektifine tutunmuş kötü emeller.  Açıklıkla söylemek lazımdır ki; Samsun&#8217;da doğan bağımsızlık sevdasını  yüreğinde taşıyanların arasında bunları gören yoktur. Sakarya Meydan  Muharebesindeki fedakârlıkları yapan vatan evlatları arasında yer  aldıklarına şahit olan da bulunmamaktadır. Dumlupınar&#8217;da, Türk&#8217;ün  yumruğu esaretin kafasına inerken, bunların milli şahlanışa destek  olduklarına dair en ufak bir emare görülmemiştir. Milletimizin acısını  paylaşmayanlar, sevincine ortak olmayanlar şimdi kalkıp, hiçbir katkıda  bulunmadıkları Cumhuriyet&#8217;i yıkmak için tertipler içine  girebilmektedirler. Böylesi alçaklığı da, demokrasi ve özgürlük kisvesi  altına saklamaktan hicap duymamaktadırlar. Ve buna da AKP hükümeti  sessiz kalmayı yeğlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Bu neyin marşı?<br />
</strong>Bakınız, Ankara&#8217;da bölücü  menşeli bir siyasi partinin kongresinde, Türkçe dışındaki bir başka  dilde marş okunmuş ve burada konuk olarak bulunan iktidar partisine  mensup milletvekilleri bu marşı ayakta dinleyecek kadar alçalmışlardır.  Şanlı bayrağımızın dahi salona asılmadığı bir kongrede, ayakta kimlere  saygı gösterilmiştir? Bu neyin marşıdır ve kime aittir? Hayatlarında bir  kez olsun gözleri yaşararak, ruhları kabararak kutlu İstiklal Marşımızı  dinlememiş bu zevatların, bölücü taleplerin dillendirildiği yerlerde  huşuyla saygı duruşuna geçmeleri, Cumhuriyetimizin yıl dönümünde rezalet  ve küstahlık olarak her daim hatırlardan çıkmayacaktır. Türk milletinin  bir tane marşı vardır ve o da şehitlerin aziz hatıralarından feyz  alarak yazılmış İstiklal Marşımızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
Anlaşıldığı kadarıyla, bu şafaklarda yüzen alsancağın  sönmeyeceğini malum mihraklar bir türlü kabul etmemektedir. Milletimizin  yıldızına kem gözle bakanlar, uydurma marşlarla kendi ihanetlerine  mazeretler arayanlar, &#8216;ey rakip&#8217; diyerek Türk&#8217;e kinlerini kusanlar  AKP&#8217;nin yanında saf tutmuşlardır. Tarih elbet hükmünü çok yakın bir  zamanda verecek ve yurdumuzu alçaklara uğratanlar gövdelerini siper  etseler bile milletimizin azametli şamarından asla muaf  olamayacaklardır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Forhan-karatas-cumhuriyet-bayraminda-cumhuriyetin-durumu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-cumhuriyet-bayraminda-cumhuriyetin-durumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2010 08:20:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1871</guid>
		<description><![CDATA[Şanlı bir tarihe ve büyük bir medeniyet birikimine sahip olan aziz milletimizin, özgürlük ve bağımsızlığının simgesi olan Cumhuriyetimizin 87. yıldönümünü büyük bir gurur, coşku ve mutlulukla kutluyoruz. Cumhuriyet, Büyük Atatürk’ün gerçekleştirdiği en büyük inkılâp ve milli tarihimizin kaydettiği en kapsamlı atılımdır. Büyük Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın ardında Cumhuriyeti kurarak, Türk milletini, layık olduğu bir yönetim şekline kavuşturmuştur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra milli benliğinden ve milli gururundan başka elinden her şeyi alınmış, dünyaya açılan kapıları ve pencereleri kapanmış, denizlerden mahrum edilip, Anadolu’nun ortasına itilmiş bir avuç Türk, sınırları bugün Edirne’den Kars’a; Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan topraklar üstünde bağımsız ve milli bir devlet kurmuştur. Bağımsız ve hür yaşama arzusuyla, her türlü yokluk ve zorluğa rağmen büyük bir inanç ve iman gücüyle elde edilen bu zaferi sürekli kılmak isteyen; milletimizi bu mücadele’ye götüren şartları ve zafere kadar geçen süreci çok iyi bilen, hedefi en baştan tam bağımsızlık ve muasır medeniyetler seviyesini aşma olarak belirleyen Atatürk, bu hedeflere ancak cumhuriyet ve demokrasi ile varılabileceğini görmüştür. Devletin meşruti yönetimle devamı veya çeşitli devletlerin manda ve himayelerinde varlığını sürdürmesi gibi öneri ve alternatifleri şiddetle reddetmiş; Türk milletinin yaşamasının yalnız ve ancak hür ve bağımsız Türk devleti ile mümkün olacağına olan inancını ortaya koymuştur. Cumhuriyetimizi, tıpkı kuruluş felsefesinde olduğu gibi, tam bağımsız, güçlü ve demokrasi içinde bir dünya devleti olarak yaşatmak için bugün hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bu sebeple de, İmparatorluktan Cumhuriyet’e doğru giden süreci çok iyi bilmek, anlamak, kavramak ve her zaman hatırda tutmak zorundayız. Çünkü bu süreç devletimizin bekası ve milletimizin geleceği, huzur ve mutluluğu açısından çok önemli bir rehberdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının sarsılmaz bir vatan sevgisi ve istiklal aşkıyla büyük zorlukları aşarak yükselttikleri Türkiye Cumhuriyeti, aynı ideallere büyük bir sadakatle sahip çıkan yeni nesillerin omuzlarında yeni ufuklara doğru ilerlemektedir. Ülkücü Hareket olarak hedefimiz, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023′de ülkemizi ‘lider ülke Türkiye’ yapmaktır. Dün olduğu gibi bugün de milletimizin üzerine çökmek isteyen kara bulutları, Türk Milliyetçileri dağıtacak ve Türk Milleti’ni aydınlığa kavuşturacaktır. Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne kast eden hainler karşılarında Ülkücü Hareket’i bulacaklardır. Ülkücüler; Türk Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı uğruna üzerine düşen her türlü fedakârlığı yapmaya hazırdır. Ülkemiz, Büyük Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının kuruluşta ortaya koydukları temel amaçlara ve hedeflere ulaşacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, bu büyük günün 87. yıldönümünde, bütün vatandaşlarımızın bayramını kutluyor, aziz şehitlerimizi rahmet ve şükranla anıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şanlı bir tarihe ve büyük bir medeniyet  birikimine sahip olan aziz  milletimizin, özgürlük ve bağımsızlığının  simgesi olan Cumhuriyetimizin  87. yıldönümünü büyük bir gurur, coşku ve  mutlulukla kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet, Büyük Atatürk’ün  gerçekleştirdiği en büyük inkılâp ve milli  tarihimizin kaydettiği en  kapsamlı atılımdır. Büyük Atatürk, Kurtuluş  Savaşı’nın ardında  Cumhuriyeti kurarak, Türk milletini, layık olduğu bir  yönetim şekline  kavuşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra  milli benliğinden ve milli gururundan  başka elinden her şeyi alınmış,  dünyaya açılan kapıları ve pencereleri  kapanmış, denizlerden mahrum  edilip, Anadolu’nun ortasına itilmiş bir  avuç Türk, sınırları bugün  Edirne’den Kars’a; Karadeniz’den Akdeniz’e  uzanan topraklar üstünde  bağımsız ve milli bir devlet kurmuştur.<br />
Bağımsız ve hür yaşama  arzusuyla, her türlü yokluk ve zorluğa rağmen  büyük bir inanç ve iman  gücüyle elde edilen bu zaferi sürekli kılmak  isteyen; milletimizi bu  mücadele’ye götüren şartları ve zafere kadar  geçen süreci çok iyi bilen,  hedefi en baştan tam bağımsızlık ve muasır  medeniyetler seviyesini aşma  olarak belirleyen Atatürk, bu hedeflere  ancak cumhuriyet ve demokrasi  ile varılabileceğini görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin meşruti yönetimle devamı  veya  çeşitli devletlerin manda ve himayelerinde varlığını sürdürmesi  gibi  öneri ve alternatifleri şiddetle reddetmiş; Türk milletinin  yaşamasının  yalnız ve ancak hür ve bağımsız Türk devleti ile mümkün  olacağına olan  inancını ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetimizi, tıpkı  kuruluş  felsefesinde olduğu gibi, tam bağımsız, güçlü ve demokrasi  içinde bir  dünya devleti olarak yaşatmak için bugün hepimize büyük görev  ve  sorumluluklar düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple de, İmparatorluktan   Cumhuriyet’e doğru giden süreci çok iyi bilmek, anlamak, kavramak ve her   zaman hatırda tutmak zorundayız. Çünkü bu süreç devletimizin bekası ve   milletimizin geleceği, huzur ve mutluluğu açısından çok önemli bir   rehberdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve  arkadaşlarının sarsılmaz  bir vatan sevgisi ve istiklal aşkıyla büyük  zorlukları aşarak  yükselttikleri Türkiye Cumhuriyeti, aynı ideallere  büyük bir sadakatle  sahip çıkan yeni nesillerin omuzlarında yeni  ufuklara doğru  ilerlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Hareket olarak hedefimiz, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023′de ülkemizi ‘lider ülke Türkiye’ yapmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün  olduğu gibi bugün de milletimizin  üzerine çökmek isteyen kara  bulutları, Türk Milliyetçileri dağıtacak ve  Türk Milleti’ni aydınlığa  kavuşturacaktır. Türk Milleti’nin birlik ve  bütünlüğüne kast eden  hainler karşılarında Ülkücü Hareket’i  bulacaklardır. Ülkücüler; Türk  Milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin  bağımsızlığı uğruna üzerine düşen  her türlü fedakârlığı yapmaya  hazırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz, Büyük Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının kuruluşta ortaya koydukları temel amaçlara ve hedeflere ulaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  duygu ve düşüncelerle, bu büyük  günün 87. yıldönümünde, bütün  vatandaşlarımızın bayramını kutluyor,  aziz şehitlerimizi rahmet ve  şükranla anıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle yayınladıkları kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 21:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1868</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizin kritik ve endişe verici bir döneminde Cumhuriyetimizin kuruluşunun 87.yıldönümüne ulaşmış bulunmaktayız. Aziz milletimiz, bağımsızlığına göz diken düşman unsurlarına karşı verdiği kararlı ve onurlu mücadeleyle, kendi kaderi üzerinde hiç kimsenin müdahil olamayacağını kanıyla ve canıyla göstermiştir. Köleliği elinin tersiyle iten, esareti reddeden ve boyunduruk altına alınmayı asla kabul etmeyen bu yüksek ruhun, Cumhuriyetle bütünleşmesi elbette son derece normaldir. Nitekim milletimizin kendi geleceği hakkındaki tek söz ve yetkiye sahip olması, bu muazzam hamleyle gerçekleşmiş ve egemenlik gerçek sahibine böylelikle kavuşmuştur. Ne var ki, Cumhuriyetimiz, ilan edildiğinden bugüne kadar, hiç bu kadar engebeli ve tuzaklarla dolu bir dönemden geçmemiştir. Mazileri şaibeli, amaçları karanlık ve niyetleri kötü olan geniş bir şer ittifakı; Türk milleti ve Cumhuriyetiyle hesaplaşmak maksadıyla emel ve eylem birliği içinde sürekli faaliyet halindedir. Demokratikleşme ve özgürlük paravanı arkasına gizlenen bu tehlikeli sürecin hedefinde ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kimliği ve kuruluş ilkelerinin olduğu artık gün gibi ortadadır. Ve nihai amaç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin milli devlet niteliğinin ve üniter yapısının tartışmaya açılarak, dağılmış ve parçalanmış bir biçimde yeniden tanzim ve teşkil edilmek istendiği anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’ten yana görünüp sırtına hançer vuranlarla, demokrasinden taraf olduğunu iddia edip milletimizin birliğine kast etmeye çalışanlar aynı puslu iklim ve ortamda buluşmuşlardır. Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyet’i ebediyete kadar yaşayacak ve bu kutlu emanet her daim dimdik ayakta kalacaktır. Bu tarih hüküm, Türk milletinin 29 Ekim 1923 tarihinde verdiği milli bir karardır ve müzakeresi asla söz konusu olmayacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, büyük milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bütün kurucu kahramanları ve şehitlerimizi hayranlıkla ve minnetle anıyor, hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ülkemizin kritik ve endişe verici bir döneminde Cumhuriyetimizin kuruluşunun 87.yıldönümüne ulaşmış bulunmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz milletimiz, bağımsızlığına göz diken düşman  unsurlarına karşı verdiği kararlı ve onurlu mücadeleyle, kendi kaderi  üzerinde hiç kimsenin müdahil olamayacağını kanıyla ve canıyla  göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Köleliği elinin tersiyle iten, esareti reddeden  ve boyunduruk altına alınmayı asla kabul etmeyen bu yüksek ruhun,  Cumhuriyetle bütünleşmesi elbette son derece normaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim milletimizin kendi geleceği hakkındaki  tek söz ve yetkiye sahip olması, bu muazzam hamleyle gerçekleşmiş ve  egemenlik gerçek sahibine böylelikle kavuşmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki, Cumhuriyetimiz, ilan edildiğinden bugüne kadar, hiç bu kadar engebeli ve tuzaklarla dolu bir dönemden geçmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mazileri şaibeli, amaçları karanlık ve niyetleri  kötü olan geniş bir şer ittifakı; Türk milleti ve Cumhuriyetiyle  hesaplaşmak maksadıyla emel ve eylem birliği içinde sürekli faaliyet  halindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratikleşme ve özgürlük paravanı arkasına  gizlenen bu tehlikeli sürecin hedefinde ne yazık ki, Türkiye  Cumhuriyeti’nin kurucu kimliği ve kuruluş ilkelerinin olduğu artık gün  gibi ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve nihai amaç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin  milli devlet niteliğinin ve üniter yapısının tartışmaya açılarak,  dağılmış ve parçalanmış bir biçimde yeniden tanzim ve teşkil edilmek  istendiği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’ten yana görünüp sırtına hançer  vuranlarla, demokrasinden taraf olduğunu iddia edip milletimizin  birliğine kast etmeye çalışanlar aynı puslu iklim ve ortamda  buluşmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyet’i ebediyete kadar yaşayacak ve bu kutlu emanet her daim dimdik ayakta kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tarih hüküm, Türk milletinin 29 Ekim 1923 tarihinde verdiği milli bir karardır ve müzakeresi asla söz konusu olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle, büyük milletimizin  Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak  üzere, bütün kurucu kahramanları ve şehitlerimizi hayranlıkla ve  minnetle anıyor, hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahceli%25e2%2580%2599nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-nedeniyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 20:58:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1864</guid>
		<description><![CDATA[Şanlı bir tarihe ve büyük bir medeniyet birikimine sahip olan aziz milletimizin, özgürlük ve bağımsızlığının simgesi olan Cumhuriyetimizin 87. yıldönümünü büyük bir gurur, coşku ve mutlulukla kutluyoruz. Cumhuriyet, Büyük Atatürk&#8217;ün gerçekleştirdiği en büyük inkılâp ve milli tarihimizin kaydettiği en kapsamlı atılımdır. Büyük Atatürk, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın ardında Cumhuriyeti kurarak, Türk milletini, layık olduğu bir yönetim şekline kavuşturmuştur. Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra milli benliğinden ve milli gururundan başka elinden her şeyi alınmış, dünyaya açılan kapıları ve pencereleri kapanmış, denizlerden mahrum edilip, Anadolu&#8217;nun ortasına itilmiş bir avuç Türk, sınırları bugün Edirne&#8217;den Kars&#8217;a; Karadeniz&#8217;den Akdeniz&#8217;e uzanan topraklar üstünde bağımsız ve milli bir devlet kurmuştur. Bağımsız ve hür yaşama arzusuyla, her türlü yokluk ve zorluğa rağmen büyük bir inanç ve iman gücüyle elde edilen bu zaferi sürekli kılmak isteyen; milletimizi bu mücadele&#8217;ye götüren şartları ve zafere kadar geçen süreci çok iyi bilen, hedefi en baştan tam bağımsızlık ve muasır medeniyetler seviyesini aşma olarak belirleyen Atatürk, bu hedeflere ancak cumhuriyet ve demokrasi ile varılabileceğini görmüştür. Devletin meşruti yönetimle devamı veya çeşitli devletlerin manda ve himayelerinde varlığını sürdürmesi gibi öneri ve alternatifleri şiddetle reddetmiş; Türk milletinin yaşamasının yalnız ve ancak hür ve bağımsız Türk devleti ile mümkün olacağına olan inancını ortaya koymuştur. Cumhuriyetimizi, tıpkı kuruluş felsefesinde olduğu gibi, tam bağımsız, güçlü ve demokrasi içinde bir dünya devleti olarak yaşatmak için bugün hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bu sebeple de, İmparatorluktan Cumhuriyet&#8217;e doğru giden süreci çok iyi bilmek, anlamak, kavramak ve her zaman hatırda tutmak zorundayız. Çünkü bu süreç devletimizin bekası ve milletimizin geleceği, huzur ve mutluluğu açısından çok önemli bir rehberdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının sarsılmaz bir vatan sevgisi ve istiklal aşkıyla büyük zorlukları aşarak yükselttikleri Türkiye Cumhuriyeti, aynı ideallere büyük bir sadakatle sahip çıkan yeni nesillerin omuzlarında yeni ufuklara doğru ilerlemektedir. Ülkücü Hareket olarak hedefimiz, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023&#8242;de ülkemizi &#8216;lider ülke Türkiye&#8217; yapmaktır. Dün olduğu gibi bugün de milletimizin üzerine çökmek isteyen kara bulutları, Türk Milliyetçileri dağıtacak ve Türk Milleti’ni aydınlığa kavuşturacaktır. Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne kast eden hainler karşılarında Ülkücü Hareket’i bulacaklardır. Ülkücüler; Türk Milleti&#8217;nin ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bağımsızlığı uğruna üzerine düşen her türlü fedakârlığı yapmaya hazırdır. Ülkemiz, Büyük Atatürk&#8217;ün ve silah arkadaşlarının kuruluşta ortaya koydukları temel amaçlara ve hedeflere ulaşacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, bu büyük günün 87. yıldönümünde, bütün vatandaşlarımızın bayramını kutluyor, aziz şehitlerimizi rahmet ve şükranla anıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img src="file:///C:/Users/Xpc/AppData/Local/Temp/moz-screenshot.png" alt="" /><img src="file:///C:/Users/Xpc/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-1.png" alt="" />Şanlı bir tarihe ve büyük bir medeniyet birikimine sahip olan aziz  milletimizin, özgürlük ve bağımsızlığının simgesi olan Cumhuriyetimizin  87. yıldönümünü büyük bir gurur, coşku ve mutlulukla kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet, Büyük Atatürk&#8217;ün gerçekleştirdiği en büyük inkılâp ve milli  tarihimizin kaydettiği en kapsamlı atılımdır. Büyük Atatürk, Kurtuluş  Savaşı&#8217;nın ardında Cumhuriyeti kurarak, Türk milletini, layık olduğu bir  yönetim şekline kavuşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra  milli benliğinden ve milli gururundan başka elinden her şeyi alınmış,  dünyaya açılan kapıları ve pencereleri kapanmış, denizlerden mahrum  edilip, Anadolu&#8217;nun ortasına itilmiş bir avuç Türk, sınırları bugün  Edirne&#8217;den Kars&#8217;a; Karadeniz&#8217;den Akdeniz&#8217;e uzanan topraklar üstünde  bağımsız ve milli bir devlet kurmuştur.<br />
Bağımsız ve hür yaşama  arzusuyla, her türlü yokluk ve zorluğa rağmen büyük bir inanç ve iman  gücüyle elde edilen bu zaferi sürekli kılmak isteyen; milletimizi bu  mücadele&#8217;ye götüren şartları ve zafere kadar geçen süreci çok iyi bilen,  hedefi en baştan tam bağımsızlık ve muasır medeniyetler seviyesini aşma  olarak belirleyen Atatürk, bu hedeflere ancak cumhuriyet ve demokrasi  ile varılabileceğini görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Devletin meşruti yönetimle devamı  veya çeşitli devletlerin manda ve himayelerinde varlığını sürdürmesi  gibi öneri ve alternatifleri şiddetle reddetmiş; Türk milletinin  yaşamasının yalnız ve ancak hür ve bağımsız Türk devleti ile mümkün  olacağına olan inancını ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetimizi, tıpkı  kuruluş felsefesinde olduğu gibi, tam bağımsız, güçlü ve demokrasi  içinde bir dünya devleti olarak yaşatmak için bugün hepimize büyük görev  ve sorumluluklar düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple de, İmparatorluktan  Cumhuriyet&#8217;e doğru giden süreci çok iyi bilmek, anlamak, kavramak ve her  zaman hatırda tutmak zorundayız. Çünkü bu süreç devletimizin bekası ve  milletimizin geleceği, huzur ve mutluluğu açısından çok önemli bir  rehberdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının sarsılmaz  bir vatan sevgisi ve istiklal aşkıyla büyük zorlukları aşarak  yükselttikleri Türkiye Cumhuriyeti, aynı ideallere büyük bir sadakatle  sahip çıkan yeni nesillerin omuzlarında yeni ufuklara doğru  ilerlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Hareket olarak hedefimiz, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023&#8242;de ülkemizi &#8216;lider ülke Türkiye&#8217; yapmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün  olduğu gibi bugün de milletimizin üzerine çökmek isteyen kara  bulutları, Türk Milliyetçileri dağıtacak ve Türk Milleti’ni aydınlığa  kavuşturacaktır. Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne kast eden  hainler karşılarında Ülkücü Hareket’i bulacaklardır. Ülkücüler; Türk  Milleti&#8217;nin ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bağımsızlığı uğruna üzerine düşen  her türlü fedakârlığı yapmaya hazırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemiz, Büyük Atatürk&#8217;ün ve silah arkadaşlarının kuruluşta ortaya koydukları temel amaçlara ve hedeflere ulaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  duygu ve düşüncelerle, bu büyük günün 87. yıldönümünde, bütün  vatandaşlarımızın bayramını kutluyor, aziz şehitlerimizi rahmet ve  şükranla anıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kaya%25e2%2580%2599nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-il-baskani-sayin-lokman-kaya%e2%80%99nin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yrd. Doç. Dr. Ruhi ERSOY &#8211;  Küresel Siyaset Terzileri Yazı Dizisi (1)</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-kuresel-siyaset-terzileri-yazi-dizisi-1.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-kuresel-siyaset-terzileri-yazi-dizisi-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 20:51:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Ruhi ERSOY - Küresel Siyaset Terzileri Yazı Dizisi (1)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1862</guid>
		<description><![CDATA[KÜRESEL SİYASET TERZİLERİ “YENİ TÜRKİYE” GÖMLEĞİ BİÇERKEN,  MHP’NİN &#8220;MİLLET VE DEVLET BEKASI İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ&#8221; VE “TAM YOL İLERİ” ÇIKIŞLARI NE ANLAM İFADE EDİYOR. Yrd. Doç. Dr. Ruhi ERSOY 29 Ekim 1923’te kurulan Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti çeşitli badireler atlatarak bu güne kadar geldi ve bu hafta Cumhuriyet’in 87. kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz. 87 yıl gibi devlet hayatı için kısa sayılabilecek bir sürede ortaya konulan birikim, Türk milletinin övünebileceği kutsal bir birikimdir. Cumhurun sözcüsü ve yegane temsilcisi olduğunu iddia eden zihniyetin önder kadrosu Kayserili bir soğuk demircinin oğlu Abdullah GÜL ve Rizeli bir taka kaptanının oğlu Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet  projesinin başarısına gösterilebilecek iki önemli örnektir. Her iki ismin de son halifenin ve padişah efendimizin rejimi devam ediyor olsaydı, bugün büro olarak kullandıkları Dolmabahçe Sarayı&#8217;nın bırakın bahçıvanı olmayı, yanından bile geçmeleri mümkün olmazdı. Evet, Cumhuriyetin serüveni başlamasına başladı da akıbeti nasıl olacak ve  serüvenine bundan sonra nasıl ve hangi sistemle devam edecek soruları da cevap arayan sorunlar olarak bugün karşımızda durmaktadır. Cumhurun cumhuriyetini var eden felsefi-fikri altyapının kutsal mücadele geleneğini saygıyla yad etmek gerekir. Kulluktan vatandaşlığa, tebaadan  millete evrilen sürecin, geldiğimiz noktada çağın ufku ve birikimine ters düşecek bir yaklaşımla birey ve vatandaş hukukundan, cemaat ve teba  anlayışına doğru geri gittiği gözlenmektedir. Bu durum bir anda olup biten bir süreç değildir. Ülkenin siyasal ve sosyal dokusundaki dönüşüm bunu göstermektedir. Sayın Başbakanın ifadesiyle cumhurun, yani halkın giremeyeceği yer yoktur. Evet, olmamalıdır da doğru söylüyor. Başörtüsü, Köşk’e de girmeli üniversitelere de; fakat bu sorun bir yandan inanç özgürlüğü ve insan hakları temelli yürütülürken öte yandan &#8220;Gelin bu sorunu mecliste çözelim, polemik yapmayın.&#8221; diyen MHP’nin çağrısına neden kulak verilmez veya Üniversite eğitimi maduru olan kızlarımızın sorunu çözülmek üzereyken aslında tüm kamuda bu düzenleme yapılmalı gibi bir anlayışa girip olgunlaşmış olan mutabakat neden geri tartışmalı hale getirilir bunun da ayrıca düşünülmesi lazım. Öte yandan &#8220;Cumhuriyetin temeli halktır ve halkın istediği olur.&#8221; denilirken Cumhuriyetin mayası olan ve tartışılması dahi teklif edilemeyecek olan Anayasa’nın ilk üç maddesini hem de onu korumaya yeminli başkanı vasıtasıyla sulandırmak nereden çıkıyor o halde? MHP Lideri Bahçeli’nin ifadesiyle Anayasayı korumak ve savunmaktan sorunlu bu başkan siyasete çok hevesliyse cübbesini çıkartıp bir siyasi partide siyaset yapsın o halde. 66. MADDEDEKİ TÜRKLÜK TANIMIYLA OYNAMAYA KALKMAK 66. maddedeki Türklük tanımıyla oynamaya kalkmak ve bu ülkeyi bin yılı aşkın bir sürecin sonucunda meydana getiren Türk Milli Kimliği tanımlı “Türk” kavramını anayasadan çıkartmak için 2011’i beklemek ne anlam ifade ediyor? Burada yeri gelmişken tekrar etmekte fayda var: Sayın Başbakan: &#8220;Egemenliğin bir milletin aidiyetini gösteren milli kimlik yerine, milletin bir unsuru olan coğrafyaya aidiyetini gösteren “Türkiye vatandaşlığı”nı koyacağız&#8221; demektedir. Coğrafya üst kimlik olursa, bunun altına birden çok ulusu yerleştirebilirsiniz. Artık, bir millete ait olan bin yıllık egemenlik paylaşılabilir. Eski Yugoslavya, şimdiki Irak ve fiilen bölünmüş olan Belçika gibi. Dünyada, bu sorunlu birkaç istisnanın dışında bütün egemenlikler; bir millet, bir devlet, eşit vatandaş esasına göre inşa edilmiştir. Bunun için egemenlik paylaşılamaz. Evrensel ve bilimsel bu gerçeğe rağmen eğer çok etnikli bir rejimin kurulması hedefleniyorsa, anayasanın değiştirilmesi mecburiyeti vardır. Yani bir millete göre kurulmuş olan devletin temellerinin değiştirilmesi gerekir. Bunun...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">KÜRESEL SİYASET TERZİLERİ “YENİ TÜRKİYE”  GÖMLEĞİ BİÇERKEN,  MHP’NİN &#8220;MİLLET VE DEVLET BEKASI İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ&#8221;  VE “TAM YOL İLERİ”</p>
<p style="text-align: justify;">ÇIKIŞLARI NE ANLAM İFADE EDİYOR.</p>
<p style="text-align: justify;">Yrd. Doç. Dr. Ruhi ERSOY</p>
<p style="text-align: justify;">29   Ekim 1923’te kurulan Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti çeşitli   badireler atlatarak bu güne kadar geldi ve bu hafta Cumhuriyet’in 87.   kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">87   yıl gibi devlet hayatı için kısa sayılabilecek bir sürede ortaya   konulan birikim, Türk milletinin övünebileceği kutsal bir birikimdir.   Cumhurun sözcüsü ve yegane temsilcisi olduğunu iddia eden zihniyetin   önder kadrosu Kayserili bir soğuk demircinin oğlu Abdullah GÜL ve Rizeli   bir taka kaptanının oğlu Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet  projesinin   başarısına gösterilebilecek iki önemli örnektir. Her iki ismin de son   halifenin ve padişah efendimizin rejimi devam ediyor olsaydı, bugün büro   olarak kullandıkları Dolmabahçe Sarayı&#8217;nın bırakın bahçıvanı olmayı,   yanından bile geçmeleri mümkün olmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Evet,  Cumhuriyetin serüveni başlamasına başladı da akıbeti nasıl olacak ve   serüvenine  bundan sonra nasıl ve hangi sistemle devam edecek soruları  da cevap  arayan sorunlar olarak bugün karşımızda durmaktadır. Cumhurun   cumhuriyetini var eden felsefi-fikri altyapının kutsal mücadele   geleneğini saygıyla yad etmek gerekir. Kulluktan vatandaşlığa, tebaadan   millete  evrilen sürecin, geldiğimiz noktada çağın ufku ve birikimine  ters  düşecek bir yaklaşımla birey ve vatandaş hukukundan, cemaat ve  teba  anlayışına  doğru geri gittiği gözlenmektedir. Bu durum bir anda  olup biten bir  süreç değildir. Ülkenin siyasal ve sosyal dokusundaki  dönüşüm bunu  göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sayın   Başbakanın ifadesiyle cumhurun, yani halkın giremeyeceği yer yoktur.   Evet, olmamalıdır da doğru söylüyor. Başörtüsü, Köşk’e de girmeli   üniversitelere de; fakat bu sorun bir yandan inanç özgürlüğü ve insan   hakları temelli yürütülürken öte yandan &#8220;Gelin bu sorunu mecliste   çözelim, polemik yapmayın.&#8221; diyen MHP’nin çağrısına neden kulak verilmez   veya Üniversite eğitimi maduru olan kızlarımızın sorunu çözülmek   üzereyken aslında tüm kamuda bu düzenleme yapılmalı gibi bir anlayışa   girip olgunlaşmış olan mutabakat neden geri tartışmalı hale getirilir   bunun da ayrıca düşünülmesi lazım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Öte   yandan &#8220;Cumhuriyetin temeli halktır ve halkın istediği olur.&#8221;   denilirken Cumhuriyetin mayası olan ve tartışılması dahi teklif   edilemeyecek olan Anayasa’nın ilk üç maddesini hem de onu korumaya   yeminli başkanı vasıtasıyla sulandırmak nereden çıkıyor o halde? MHP   Lideri Bahçeli’nin ifadesiyle Anayasayı korumak ve savunmaktan sorunlu   bu başkan siyasete çok hevesliyse cübbesini çıkartıp bir siyasi partide   siyaset yapsın o halde.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>66. MADDEDEKİ TÜRKLÜK TANIMIYLA OYNAMAYA KALKMAK</strong></p>
<p style="text-align: justify;">66.   maddedeki Türklük tanımıyla oynamaya kalkmak ve bu ülkeyi bin yılı   aşkın bir sürecin sonucunda meydana getiren Türk Milli Kimliği tanımlı   “Türk” kavramını anayasadan çıkartmak için 2011’i beklemek ne anlam   ifade ediyor? Burada yeri gelmişken tekrar etmekte fayda var: Sayın   Başbakan: &#8220;Egemenliğin bir milletin aidiyetini gösteren milli kimlik   yerine, milletin bir unsuru olan coğrafyaya aidiyetini gösteren “Türkiye   vatandaşlığı”nı koyacağız&#8221; demektedir. Coğrafya üst kimlik olursa,   bunun altına birden çok ulusu yerleştirebilirsiniz. Artık, bir millete   ait olan bin yıllık egemenlik paylaşılabilir. Eski Yugoslavya, şimdiki   Irak ve fiilen bölünmüş olan Belçika gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dünyada,   bu sorunlu birkaç istisnanın dışında bütün egemenlikler; bir millet,   bir devlet, eşit vatandaş esasına göre inşa edilmiştir. Bunun için   egemenlik paylaşılamaz. Evrensel ve bilimsel bu gerçeğe rağmen eğer çok   etnikli bir rejimin kurulması hedefleniyorsa, anayasanın değiştirilmesi   mecburiyeti vardır. Yani bir millete göre kurulmuş olan devletin   temellerinin değiştirilmesi gerekir. Bunun için yapılacak   değişikliklerin de, Anayasa Mahkemesi’nden dönmemesi şarttır. Bu da bu   değişikliği yapmak isteyen zihniyetin Anayasa Mahkemesi üzerindeki   gücüne bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu   zihniyetin, referandum sonuçlarından sonra HSYK’nın yapısı ile ilgili   çalışmalarda görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi’nin yapısını da     değiştirebileceği  görülmektedir. Şimdi büyük ölçüde değişmiş, hatta  sıfır kilometre  anayasa söylemiyle 2011 seçimlerinin sonuçları  beklenmektedir. Eğer  bekledikleri sonucu alırlarsa Türk Milleti esasına  dayanan Milli Türk  Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti artık, başkalaşmış  ve bağışıklık  sistemi çözülmüş, her türlü yayılmacı güçlere zemin  oluşturmuş Anadolu  cumhuriyetler birliğine doğru yol alacaktır. İşte,  MHP ve Lider Devlet  Bahçeli’nin devlet politikası kılıfına  büründürülmüş bu zihniyetle iki  yıldır sürdürdüğü mücadelesinin  arkasındaki sebep budur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bilindiği   gibi ülkemizin yaklaşık sekiz yıllık yönetim anlayışı kimilerine göre   ülkeye çağ atlattı; kimilerine göre de çağdaş Türkiye’yi çağdan  koparttı  ve ülkenin sisteminin genetiği ile oynandı. Yaşanan süreç  herkesin  malumu; komşularla sıfır sorun, iç barış sağlanarak sıfır  terör, dünyada  saygın bir konumda kararlı bir biçimde ilerleme olarak  iktidar  tarafından sunulan ülke görüntüsünün aslı gerçekten bu mu  acaba.Söz  konusu bu görüntünün arkasında; milli kimliği kırılmış,  sınırları ve  sinirleri gevşetilmiş milli devlet yapısı tasfiye sürecine  girmiş,  bilmem kaç etnik gruptan oluşan -turşu misali-  nereden  gelip  nereye gittiği belli olmayan yığınlar gibi tanımlanan millet   tanımlarıyla ne yapılmaya çalışılıyor, isterseniz bu sürecin arka   planına kısaca bakıp, asıl konumuza ondan sonra dönelim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>ABD’NİN YENİ DÖNEM KANSIZ SAVAŞ STRATEJİLERİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">ABD,   Vietnam’da kaybettiği savaştan sonra bütün savaş stratejilerini  yeniden  gözden geçirdi ve kullandığı yöntemleri yeniden düzenledi.  ABD’nin  dünyada -Vietnam- sonrası uygulayacağı savaş taktiklerinin (ABD  için  uyguladığı taktiklerden nihai sonuç alamazsa yine silaha başvurma   zihniyeti her zaman hazırdır. Irak ve Afganistan’da olduğu   gibi)çerçevesini Amerika’daki strateji okullarında da okutulan,   Sun-Tzu’nun “Savaş Sanatı” adlı kitabı şu şekilde çizmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">—Adi ve aşağılık kişilerin iş birliğinden yararlanınız.</p>
<p style="text-align: justify;">—Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz.</p>
<p style="text-align: justify;">—Düşman halkın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız.</p>
<p style="text-align: justify;">—Hasım   ülkelerin Hakan olma potansiyelindeki liderlerini küçük göstererek   şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının   onları hor görmesini sağlayınız.</p>
<p style="text-align: justify;">—Hasım ülkelerde iyi olan şeyleri gözden düşürünüz.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece   bir ülkeyle topyekûn bir savaşa girmektense psikolojik harp yöntemleri   kullanılarak ülkenin kültürel-sinirsel zemini altından kaydırılacak ve   silahsız-kansız istenilen amaca zaten ulaşılacaktır</p>
<p style="text-align: justify;">﻿</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyrd-doc-dr-ruhi-ersoy-kuresel-siyaset-terzileri-yazi-dizisi-1.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yrd-doc-dr-ruhi-ersoy-kuresel-siyaset-terzileri-yazi-dizisi-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-3.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 20:48:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Durmuş Hocaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1860</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Kıymetli Basın Mensupları, Bu haftaki grup konuşmama başlarken, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Geçtiğimiz günlerde bilim ve fikir hayatının eşsiz bir insanını daha kaybettik. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi olan ve milliyetçilikle ilgili yorum ve değerlendirmelerle temayüz etmiş dava arkadaşımız Durmuş Hocaoğlu’nun ani ve zamansız vefatı hepimizi derinden üzmüştür. Yaptığı çalışmalarla ve felsefi alandaki gayretleriyle, Türk düşünce hayatına çok büyük katkılar sağlayan Sayın Hocaoğlu’nun gönlümüzdeki yeri her zaman ayrıcalıklı olacaktır. Bizi üzen bir başka hadise ise, partimizin Denizli’nin Buldan ilçesi Yenicekent Beldesi Belediye Başkanı Nail Sancak’ın hunharca bir saldırıyla hayatını kaybetmesidir. Şimdilik bizi teselli eden tek olumlu gelişme ise bu saldırıyı gerçekleştiren şahısların yakalanarak adalete teslim edilmiş olmasıdır. Bu vesileyle camiamızın bu iki değerli ismine Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine, sevenlerine ve milletimize başsağlığı dileklerimi iletirim. Değerli Milletvekilleri, Millet olarak çok önemli tarihi bir olayın yıl dönümünü önümüzdeki Cuma günü gururla kutlayacağız. Böylelikle Cumhuriyetimizin 87. yıldönümünü idrak edip, derin manası üzerinde bir kez daha düşünme fırsatı bulacağız. Bugünün optiğinden geçmişe baktığımızda, milli mücadele kahramanlarının, Cumhuriyeti kurmakla ne denli önemli ve büyük bir hamle yaptığını söylememiz mümkündür. Dünyanın siyasi dengelerinin yeniden tesis edildiği bir dönemde, gücünü ve ilhamını mensup olduğu Türk milletinden alan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları, millet egemenliğinin kurumsallaşması için 29 Ekim 1923’de iftihar edeceğimiz bir girişimde bulunmuşlardır. Elbette dönemin şartlarını ve sıkıntılarını dikkate aldığımızda bu hiç de kolay olmamıştır. Cumhuriyet’in ilanına gelesiye kadar; bağımsızlık mücadelesi uğruna dökülen şehit kanları, çekilen çileler, katlanılan acılar, akan gözyaşları her vatan sevdalısının bildiği ve gönlünde taşıdığı tarihi hakikatlerdir. Asırlarca üst üste yığdıkları kinlerini, demir ve çeliğin namlusuyla birleştirip üzerimize çeviren yedi düvele karşı yapılan kurtuluş mücadelesi, Cumhuriyet’in ilanıyla taçlanmış ve çok şükür ki milletimizin hürriyetine uzanan eller kırılıp atılmıştır. Samsun’dan başlayan milli mücadele süresince; Uyanıklığın sabırla takviyesi, Kahramanlığın akılla tahkimi, Şuurun imanla örtüşmesi, Gayretin heyecanla bütünleşmesi, Umutların fedakârlıklarla canlanması, Cumhuriyet’in zihinlerde önce olgunlaşmasına, sonra da tüm dünyaya bildirilmesine zemin hazırlamıştır. Bu stratejik ve olağanüstü önemdeki dönüşüm, yüzyıllarca edilgen bir durumda olan beşeri varlığı belirleyici bir konuma ulaştırmış ve siyasal anlamda sorumlu bir mertebeye yükseltmiştir. Tebaa ya da kul anlayışından, vatandaş olmaya uzanan aydınlıklı ve onurlu yol Cumhuriyet’in ilanıyla vasat bulmuş ve bugünlere gelmiştir. Bu haliyle Cumhuriyetle demokrasinin yoğun ve çok yönlü bir irtibatının ve bağının olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Cumhuriyet’i demokrasiden, demokrasiyi de Cumhuriyetten ayrı düşünmek ve yorumlamak neredeyse imkânsızdır. Biliyoruz ki, Cumhuriyet’i kurarak bizlere emanet eden milli mücadele zihniyeti, egemenliğin kaynağı olarak her zaman milleti görmüş ve bu meşruiyetçi karakterinden de asla ödün vermemiştir. Milletin tek belirleyici olduğu ve tüm kudreti kendisinde topladığı bir yönetim biçimiyle köhnemiş ve küflenmiş yaklaşımlar, alışkanlıklar, anlayışlar ve bekleyişler doğal olarak büyük bir darbe yemiş ve kendilerine korunaklı yer bulmanın çabasına girmişlerdir. Bunda da bir nebze başarılı olduklarını bugün daha iyi görmemiz mümkündür ve her şey tüm berraklığıyla zaten ortadadır. Cumhuriyet’i içine sindiremeyenlerin, nesiller boyunca aktardıkları öfke ve garaz, her fırsatta kendisine yeni ittifaklar bulmuş ve sürekli olarak mutasyona uğrayarak kılıktan kılığa girmekte bir sakınca görmemiştir. Geleneklere saygı altında maskelenmiş ikiyüzlülükler, İnançlara bağlılık ekseninde üzeri örtülmüş tahammülsüzlükler, Geçmişin yüceltilmesi etrafında gizlenmiş derin nefretler, Ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Bu haftaki grup konuşmama başlarken, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde bilim ve fikir hayatının eşsiz bir insanını daha kaybettik.</p>
<p>Marmara  Üniversitesi öğretim üyesi olan ve milliyetçilikle ilgili yorum ve  değerlendirmelerle temayüz etmiş dava arkadaşımız Durmuş Hocaoğlu’nun  ani ve zamansız vefatı hepimizi derinden üzmüştür.</p>
<p>Yaptığı  çalışmalarla ve felsefi alandaki gayretleriyle, Türk düşünce hayatına  çok büyük katkılar sağlayan Sayın Hocaoğlu’nun gönlümüzdeki yeri her  zaman ayrıcalıklı olacaktır.</p>
<p>Bizi  üzen bir başka hadise ise, partimizin Denizli’nin Buldan ilçesi  Yenicekent Beldesi Belediye Başkanı Nail Sancak’ın hunharca bir  saldırıyla hayatını kaybetmesidir.</p>
<p>Şimdilik  bizi teselli eden tek olumlu gelişme ise bu saldırıyı gerçekleştiren  şahısların yakalanarak adalete teslim edilmiş olmasıdır.</p>
<p>Bu  vesileyle camiamızın bu iki değerli ismine Cenab-ı Allah’tan rahmet,  ailelerine, sevenlerine ve milletimize başsağlığı dileklerimi iletirim.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Millet olarak çok önemli tarihi bir olayın yıl dönümünü önümüzdeki Cuma günü gururla kutlayacağız.</p>
<p>Böylelikle Cumhuriyetimizin 87. yıldönümünü idrak edip, derin manası üzerinde bir kez daha düşünme fırsatı bulacağız.</p>
<p>Bugünün  optiğinden geçmişe baktığımızda, milli mücadele kahramanlarının,  Cumhuriyeti kurmakla ne denli önemli ve büyük bir hamle yaptığını  söylememiz mümkündür.</p>
<p>Dünyanın  siyasi dengelerinin yeniden tesis edildiği bir dönemde, gücünü ve  ilhamını mensup olduğu Türk milletinden alan Gazi Mustafa Kemal Atatürk  ve dava arkadaşları, millet egemenliğinin kurumsallaşması için 29 Ekim  1923’de iftihar edeceğimiz bir girişimde bulunmuşlardır.</p>
<p>Elbette dönemin şartlarını ve sıkıntılarını dikkate aldığımızda bu hiç de kolay olmamıştır.</p>
<p>Cumhuriyet’in  ilanına gelesiye kadar; bağımsızlık mücadelesi uğruna dökülen şehit  kanları, çekilen çileler, katlanılan acılar, akan gözyaşları her vatan  sevdalısının bildiği ve gönlünde taşıdığı tarihi hakikatlerdir.</p>
<p>Asırlarca  üst üste yığdıkları kinlerini, demir ve çeliğin namlusuyla birleştirip  üzerimize çeviren yedi düvele karşı yapılan kurtuluş mücadelesi,  Cumhuriyet’in ilanıyla taçlanmış ve çok şükür ki milletimizin  hürriyetine uzanan eller kırılıp atılmıştır.</p>
<p>Samsun’dan başlayan milli mücadele süresince;</p>
<ul>
<li>Uyanıklığın sabırla takviyesi,</li>
<li>Kahramanlığın akılla tahkimi,</li>
<li>Şuurun imanla örtüşmesi,</li>
<li>Gayretin heyecanla bütünleşmesi,</li>
<li>Umutların  fedakârlıklarla canlanması, Cumhuriyet’in zihinlerde önce  olgunlaşmasına, sonra da tüm dünyaya bildirilmesine zemin hazırlamıştır.</li>
</ul>
<p>Bu  stratejik ve olağanüstü önemdeki dönüşüm, yüzyıllarca edilgen bir  durumda olan beşeri varlığı belirleyici bir konuma ulaştırmış ve siyasal  anlamda sorumlu bir mertebeye yükseltmiştir.</p>
<p>Tebaa  ya da kul anlayışından, vatandaş olmaya uzanan aydınlıklı ve onurlu yol  Cumhuriyet’in ilanıyla vasat bulmuş ve bugünlere gelmiştir.</p>
<p>Bu haliyle Cumhuriyetle demokrasinin yoğun ve çok yönlü bir irtibatının ve bağının olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Nitekim Cumhuriyet’i demokrasiden, demokrasiyi de Cumhuriyetten ayrı düşünmek ve yorumlamak neredeyse imkânsızdır.</p>
<p>Biliyoruz  ki, Cumhuriyet’i kurarak bizlere emanet eden milli mücadele zihniyeti,  egemenliğin kaynağı olarak her zaman milleti görmüş ve bu meşruiyetçi  karakterinden de asla ödün vermemiştir.</p>
<p>Milletin  tek belirleyici olduğu ve tüm kudreti kendisinde topladığı bir yönetim  biçimiyle köhnemiş ve küflenmiş yaklaşımlar, alışkanlıklar, anlayışlar  ve bekleyişler doğal olarak büyük bir darbe yemiş ve kendilerine  korunaklı yer bulmanın çabasına girmişlerdir.</p>
<p>Bunda da bir nebze başarılı olduklarını bugün daha iyi görmemiz mümkündür ve her şey tüm berraklığıyla zaten ortadadır.</p>
<p>Cumhuriyet’i  içine sindiremeyenlerin, nesiller boyunca aktardıkları öfke ve garaz,  her fırsatta kendisine yeni ittifaklar bulmuş ve sürekli olarak  mutasyona uğrayarak kılıktan kılığa girmekte bir sakınca görmemiştir.</p>
<ul>
<li>Geleneklere saygı altında maskelenmiş ikiyüzlülükler,</li>
<li>İnançlara bağlılık ekseninde üzeri örtülmüş tahammülsüzlükler,</li>
<li>Geçmişin yüceltilmesi etrafında gizlenmiş derin nefretler,</li>
<li>Ve  demokrasinin geniş perspektifine tutunmuş kötü emeller Cumhuriyet’in  karşısındaki odaklar olarak varlığını her geçen güçlendirmektedir.</li>
</ul>
<p>Kurulduğundan  bugüne kadar, Cumhuriyet’e karşı oluşan ve yıllar içinde de devamlı  çoğalan hazımsızlığın nefesi hiç kesilmemiş ve fitne merkezleri hiç boş  durmamıştır.</p>
<p>Her  şey bir tarafa, milletimizin yıllar içinde biriken sorunlarına alaka  göstermeyen samimiyet ve ahlak fukarası çevreler, ne gariptir ki mesele  Cumhuriyet karşıtlığı olunca anında bir araya gelebilmişlerdir.</p>
<p>Bunda esasen şaşılacak bir taraf yoktur. Böylesi tavır ve eğilim ihanetin doğasına ve haysiyetsizliğin yol haritasına uygundur.</p>
<p>İşte iktidar partisi AKP bunlara çanak tutmaktadır ve açıktan açığa da destek vermektedir.</p>
<p>Bugün  Cumhuriyet’imizi tartışanların, başına numara vermeye çalışanların,  üniter yapıyı parçalamayı arzulayanların, ayrılmaya ve dağılmaya rumuzlu  mesajlarla davetiye çıkaranların, önceki nesilleri de bugünkünden  farksızdır ve özellikle milli mücadele yıllarında melanet  taraftarlarının zehirli eylemlerine fazlasıyla tanık olunmuştur.</p>
<p>Açıklıkla söylemek lazımdır ki;</p>
<ul>
<li>Samsun’da doğan bağımsızlık sevdasını yüreğinde taşıyanların arasında bunları gören yoktur.</li>
<li>Sakarya Meydan Muharebesindeki fedakârlıkları yapan vatan evlatları arasında yer aldıklarına şahit olan da bulunmamaktadır.</li>
<li>Dumlupınar’da,  Türk’ün yumruğu esaretin kafasına inerken, bunların milli şahlanışa  destek olduklarına dair en ufak bir emare görülmemiştir.</li>
</ul>
<p>Milletimizin  acısını paylaşmayanlar, sevincine ortak olmayanlar şimdi kalkıp, hiçbir  katkıda bulunmadıkları Cumhuriyet’i yıkmak için tertipler içine  girebilmektedirler.</p>
<p>Böylesi alçaklığı da, demokrasi ve özgürlük kisvesi altına saklamaktan hicap duymamaktadırlar.</p>
<p>Ve buna da AKP hükümeti sessiz kalmayı yeğlemektedir.</p>
<p>Bakınız,  Ankara’da bölücü menşeli bir siyasi partinin kongresinde, Türkçe  dışındaki bir başka dilde marş okunmuş ve burada konuk olarak bulunan  iktidar partisine mensup milletvekilleri bu marşı ayakta dinleyecek  kadar alçalmışlardır.</p>
<p>Şanlı bayrağımızın dahi salona asılmadığı bir kongrede, ayakta kimlere saygı gösterilmiştir?</p>
<p>Bu neyin marşıdır ve kime aittir?</p>
<p>Hayatlarında  bir kez olsun gözleri yaşararak, ruhları kabararak kutlu İstiklal  Marşımızı dinlememiş bu zevatların, bölücü taleplerin dillendirildiği  yerlerde huşuyla saygı duruşuna geçmeleri, Cumhuriyetimizin yıl  dönümünde rezalet ve küstahlık olarak her daim hatırlardan  çıkmayacaktır.</p>
<p>Türk milletinin bir tane marşı vardır ve o da şehitlerin aziz hatıralarından feyz alarak yazılmış İstiklal Marşımızdır.</p>
<p>Anlaşıldığı kadarıyla, bu şafaklarda yüzen alsancağın sönmeyeceğini malum mihraklar bir türlü kabul etmemektedir.</p>
<p>Milletimizin  yıldızına kem gözle bakanlar, uydurma marşlarla kendi ihanetlerine  mazeretler arayanlar, ‘ey rakip’ diyerek Türk’e kinlerini kusanlar  AKP’nin yanında saf tutmuşlardır.</p>
<p>Tarih  elbet hükmünü çok yakın bir zamanda verecek ve yurdumuzu alçaklara  uğratanlar gövdelerini siper etseler bile milletimizin azametli  şamarından asla muaf olamayacaklardır.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in  tahrip olması için zaman ve fırsat kollayanlar, AKP’nin sağladığı  imkânlardan istifade etmişler, inşa ettiği duble puslu yollardan emin  adımlarla yürümeye başlamışlardır.</p>
<p>AKP’nin, PKK ile yaptığı mutabakat tüm iğrençliğiyle medyaya yansımıştır.</p>
<p>Biz,  Referandum öncesinde AKP ile PKK arasındaki ilişkiye ve müzakereye  dikkat çekerken, Başbakan kendisinden geçercesine bunu reddetmiş ve bu  iddiayı şerefsizlikle suçlamıştı.</p>
<p>Görüldüğü  kadarıyla,  PKK terör şebekesinin aldığı eylemsizlik kararı, AKP  hükümetiyle karşılıklı mutabakat çerçevesinde olgunlaşmıştır.</p>
<p>Tarafların  uymak ve uygulamak üzere, birbirlerine taahhüt ettikleri hususlar  olduğu açıklamalarla ortaya çıkmış ve altı konu hakkında anlaşmaya  varıldığı belirginleşmiştir.</p>
<p>Bu demektir ki, PKK, AKP’yle masaya oturmuş ve kan üzerinden pazarlık yapmıştır.</p>
<p>AKP hükümeti de buna çanak tutmuş ve zillete boyun eğmiştir.</p>
<p>Şimdi sıra kimin şereften mahrum olup olmadığı konusuna gelmiştir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan bize şerefi ve haysiyeti öğretecek kadar sicili ve niyeti  berrak biri değildir ve kötü sözlerini aynısıyla kabullenmek  durumundadır.</p>
<p>Bundan  sonra, görüşmelerin devlet tarafından yapıldığını söyleyerek işin  içinden sıyrılması da mümkün değildir ve bu işin peşini  bırakmayacağımızı iyi bilmelidir.</p>
<p>Milletimize  verilen yardımlar söz konusu olduğunda her şeyi AKP yaptı olacak, ancak  sıra PKK’yla müzakereye gelince top devlete atılacak.</p>
<p>Sayın  Başbakan yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa buna da sahip çıkarsın ve  mertçe ortaya atılarak PKK’yla yapılan görüşmeleri milletimize  anlatırsın.</p>
<p>Eğer  PKK’ya verilen tavizlerle ve tam teslimiyetle terörle mücadele  edileceği sanılıyorsa, bilinsin ki şehitlerimizin ve yakınlarının kahır  ve bedduaları her zaman AKP’nin üzerinde olacaktır.</p>
<p>Şu  tesadüfe bakın ki, Büyük Taarruzla birlikte Akdeniz’e koşan  kahramanların o anda saflarında bulunmayarak ihanet tohumlarını saçan  zihniyet bugün tekrar işbaşındadır.</p>
<p>Ve  bunlar Cumhuriyet idealini kalbinde ve gönlünde taşıyanlara yıllardır  tuzaklar kurmaktan, iftiralar atmaktan yorulmamışlardır.</p>
<p>Bugün  itibariyle hem Türk milletinin birliğine hem de devletin bütünlüğüne  karşı güçlenen ve mesafe alan tehlikeleri hepimiz net olarak artık  görüyoruz. Ve bundan da son derece rahatsızız ve kaygılıyız.</p>
<p>Milletimize de yorulmadan, bıkmadan, usanmadan anlatacağız.</p>
<p>Ancak  bu olumsuzlukların mücadele azmimize zarar vermesini ve inandığımız  yoldan geri çevirmesini kimse beklemesin, aklından dahi geçirmesin.</p>
<p>Bizim için Cumhuriyetle ilgili son ve kesin karar verilmiştir ve bunun üzerinden de 87 yıl geçmiştir.</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle ifade edecek olursak, <strong>“Milli  egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve  tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş  müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.”</strong></p>
<p>Egemenliğin  milletimize ait olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisine  vatandaşlık bağıyla bağlı olan eşit ve özgür fertlerden oluşur ve bunlar  da Türk milletinin şerefli birer mensubudur.</p>
<p>Bu  milli bilinç ve sarsılmaz kabulle, huzur ve refahımızı artıracağız,  zorlukları aşacağız, kardeşlik bağlarımızı güçlendireceğiz ve <strong>sonsuza kadar var olacağız.</strong></p>
<p>Kim  buna mani olmaya çalışır ve kim bu yüksek hedefi bozmaya ve birliğimizi  zedelemeye çabalarsa, bedeli neyle ödenirse ödensin, Milliyetçi Hareket  Partisi olarak ayağa kalkar ve hepsine haddini bildiririz.</p>
<p>İhanetle kol kola girerek Cumhuriyet’in korunmayacağının ve milletimizin hakkının savunulmayacağının farkındayız.</p>
<p>Federasyon  özlemi çekenleri, ikinci cumhuriyet rüyası görenleri ve hayalleri  uygulanmayan Sevr paçavrasının yapraklarında kalanları çok yakından  takip ettiğimizi ve bizim de Cumhuriyet’in ayakta kalması için her şeyi  göze aldığımızı herkese bildirmek isterim.</p>
<p>Bu vesileyle, milletimizin Cumhuriyet Bayramını içtenlikle kutluyor; <strong>‘Mutlu Millet, Güçlü Devlet, Huzurlu Fert’</strong>amacına ulaşmayı içtenlikle Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Türkiye maalesef sorunları üretmede ve kronikleştirmede maharet sahibi bir siyasi iktidar tarafından yönetilmektedir.</p>
<p>AKP  iktidarının klasik bir siyasi yaklaşımı haline gelen istismarcı  anlayışı, toplumsal dirliğimize ve düzenimize üst düzeyde zarar  vermektedir.</p>
<p>Sorun  alanlarını önce tartıştıran, sonra da bunun üzerinden cepheleştirici  dinamikleri harekete geçiren bu kafa yapısının aslında çözüm odaklı bir  yaklaşım tarzına sahip olduğunu ileri sürmek gerçekten de mümkün  değildir.</p>
<p>Yetersiz ve ağır aksak olsa da, demokrasiyle yönetilen hangi ülkede, mazisi otuz yılı bulan bir sorun çözülememiştir.</p>
<p>Ne  büyük bir çelişkidir ki, birçok konuda meydana gelen kamusal tartışma  ve müzakereyi bir türlü müşterek akıl yörüngesine sokamıyoruz.</p>
<p>Bunda elbette iktidar-muhalefet arasındaki gerilimin ve enerjisi şişmiş toplumsal fay hatlarının etkileri de vardır.</p>
<p>Başörtüsü konusundaki son gelişmelere bakarak ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<p>AKP’nin  yanında yer almak için içten içe heveslenen ana muhalefet partisi  CHP’nin de, başörtüsü yasağının kalkması konusunda gerekli istek ve  samimiyete sahip olmadığı bugüne kadar ki gelişmelerden belli olmuştur.</p>
<p>Her meselede, başı ve sonu belli olmayan bir siyasi yaklaşımla, <strong>‘önce ben yaparım’</strong> diyerek  öne çıkan ana muhalefetin, şimdiye kadar temel sorun alanlarına yönelik  olarak hiçbir değerli fikir beyan ettiğine şahit olunmamıştır.</p>
<p>Ne  yazık ki CHP, AKP’yle birlikte milletimizi hayal kırıklığına uğratmakta  ve anlayışındaki bulanıklıkları özellikle başörtüsü konusunda  fazlasıyla açığa çıkarmaktadır.</p>
<p>Öyle ki çarşaf giymiş hanımefendilere parti rozeti takarak, samimiyet ve siyasi dürüstlük ispat edilemeyecektir.</p>
<p>Veya  Referandum öncesinde sırf siyasi kaygılar gözetilerek ‘Başörtüsü  sorununu biz çözeriz’ diyerek ortalığa atılmak ve arkasından bu  meselenin akıbetini, mesela, seçim barajının düşürülmesine ya da YÖK  meselesine bağlamak esasında başörtüsü sorununu çözmemek için  oluşturulan şark kurnazlığından başka bir anlam ifade etmeyecektir.</p>
<p>İçi  boş ‘çözeriz’ sözlerini takip eden bilim kurulları çalışmalarının da,  şu ana kadar ana muhalefet partisinin başörtüsü meselesine yönelik  bakışını değiştirdiğine ve ortaya herkesin ilgisini çekecek bir yöntem  koyduğuna tanık olan da görülmemiştir.</p>
<p>İnançlarından  dolayı başını örten kızlarımızın, eğitim ve öğretim haklarının önündeki  engellerin kaldırılması içinden geçtiğimiz zaman diliminde bizim en  öncelikli konumuz olmalıdır.</p>
<p>Kabul  edemeyeceğimiz bir boyuta ulaşmaya başlayan başörtüsü sorununu, fırsatı  ganimet gören bir anlayışla pazarlık malzemesi yapmak ana muhalefet  partisinin düştüğü çukurun derinliğini göstermesi bakımından  ibretliktir.</p>
<p>Bir tarafta kızlarımız üniversiteye giremiyorlar, kılık kıyafetlerinden dolayı bu en temel insan hakkından mahrum kalıyorlar.</p>
<p>Öbür tarafta da ana muhalefet partisi ve AKP, çözüm karşısında direnç olmak için ellerinden gelen her türlü engeli çıkarıyor.</p>
<p>Başörtüsü sorununun odaklandığı alanın üniversiteler olduğu malumdur.</p>
<p>Bu  kapsamda sorunun merkezi de burasıdır. İşin içine, kafa karışıklığı  yaratacak ve şüpheleri tetikleyecek başka hususları sokmak, başörtüsü  sorunu üzerinden korkuları depreştirmek, en başta çözümsüzlüğe lojistik  destek sağlayacaktır.</p>
<p>Yoksa CHP’nin ve AKP’nin istediği bu mudur?</p>
<p>Elbette başörtüsüyle ilgili yapılacak düzenlemenin yeri ve adresi ortadadır.</p>
<p>Özellikle  bazı illerimizde, ilköğretim çağındaki çocukların okula başörtüsüyle  girmeye çalışmaları ve ailelerinin de bunu körüklemesi, meselenin bu  safhasında endişeleri haklı olarak artıracak ve çözüme yönelik umutları  zedeleyecektir.</p>
<p>Böylesi  hassas bir zamanda kaygıyı tetikleyen, ayrışmayı derinleştiren,  toplumsal barışı zedeleyen niyet sahiplerine karşı azami ölçüde  hazırlıklı olmak gerekmektedir.</p>
<p>Bu  tip provokasyon niteliğindeki girişimlerin, önlenmesi ve gerekli  tedbirlerin alınması kuşkusuz hükümetin işidir ve sorumluluğu  altındadır.</p>
<p>Ancak  AKP’nin, çözüme yaklaşıldıkça, önemli bir istismar konusunun elinden  kaçacağı zehabına kapılması, kontrolünü yitirmesine neden olmaktadır.</p>
<p>Eğer  hükümet, başörtüsü serbestîsinin sınırlarını kesin çizgilerle ortaya  koymaz ve yapılacak düzenlemenin yalnızca üniversitelerle sınırlı  kalacağını kamuoyuna taahhüt etmezse, tabiidir ki toplumsal tansiyon  yükselecektir ve konuyu kaşımak isteyen çevreler harekete geçecektir.</p>
<p>Artık başörtüsü sorununun beklemeye ve gecikmeye tahammülü kalmamıştır.</p>
<p>Bu  çağda, kılık kıyafetlerinden dolayı kızlarımızın üniversite eğitiminden  mahrum edilmeleri son derece ilkel ve geri bir yaklaşımdır.</p>
<p>Ve  bundan dolayı laikliğin tehlikeye düştüğünü kim iddia ediyorsa ve bunun  üzerinden milletin temsilcilerini açıkça kim tehdide yelteniyorsa  unutulmasın ki çözümsüzlüğün devam etmesini en başta onlar istiyordur.</p>
<p>Bizim tehditlere ve yüksek perdeden söylenen sözlere teslim olmamız ve buna göz yummamız mümkün değildir.</p>
<p>Laikliğin  en önemli teminatı; vicdan, inanç, din ve din dışı her türlü inanış  konusundaki özgürlüğü sağlaması ve güvenceye almasıdır.</p>
<p>Buradan  hareketle, başörtüsü sorununun çözümüne yönelik girişimlerin laikliğe  aykırı olduğunu iddia etmek ölçüsü kaçmış ve insafla bağdaşmayan bir  yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamayı kabul etmemiz mümkün değildir.</p>
<p>21  Ekim 2010 tarihinde yaptığımız basın açıklamasında vurguladığımız gibi,  TBMM üzerinde “yargı kayyumluğu” tesisi anlamına gelecek bu tip  açıklamaların TBMM’nin görev ve yetkilerine kabul edilemez müdahaleler  olacağı da açıktır.</p>
<p>Israrla,  milletimizin kahir ekseriyeti tarafından çözülmesi istenilen başörtüsü  sorununun artık bir an önce gündemden çıkarılması öncelikli beklentimiz  haline gelmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın kendi sorumluluğunu unutmuşçasına; başı açık hanımefendileri zan altında bırakan;<strong>‘Başını örtmeyen hanım kardeşim, kalkıp başı örtülü olan için &#8216;Senin için bu mücadeleyi vereceğim&#8217; diyemiyor&#8221; </strong>sözlerini tam bir kendini bilmezlik olarak gördüğümüzü de ifade etmeliyim.</p>
<p>Bu  seviyesiz ve başkalarına görev hatırlatan değerlendirme sahibinin, bu  ülkede Başbakanlık makamını işgal ediyor olması inanın bana büyük bir  talihsizliktir.</p>
<p>Sayın  Başbakan, bu sorunun çözüm yeri nettir. Vatandaşlarımızı itham  etmekten, özellikle başı açık hanımefendileri suçlamaktan bir an önce  vazgeçmek senin ve partinin hayrına olacaktır.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan’ın kendisinde ve çevresinde olmayan hoşgörüsüzlüğü ve  samimiyetsizliği başkalarına yıkmaya ve ihale etmeye çabalaması da  mutlaka geri tepecek ve bu zihniyete Türk kadını en güzel cevabı mutlaka  verecektir.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Başörtüsü  konusunda, CHP ve AKP çözümsüzlüğün iki ucundan tutan tükenmiş ve  istismarcı siyaset anlayışları olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>Bizim bu meselenin çözümü konusundaki görüşlerimiz kamuoyunca bilinmektedir.</p>
<p>Tekraren ifade etmem lazım gelirse; biz, iktidar partisi AKP’yle 2008 yılında yaptığımız mutabakatın tüm unsurlarına bağlıyız.</p>
<p>Ve başörtüsü sorununun da bu kapsamda ele alınıp çözüleceğine inanmaktayız.</p>
<p>CHP’nin  uzlaşma sürecine aktif katılımı olmadığı takdirde, AKP’nin daha önceden  belirlediğimiz esaslar çerçevesinde TBMM çatısı altında başlatacağı  girişimi her şart altında desteklemeye hazır olduğumuzu taraflarına  duyurmak isterim.</p>
<p>Milliyetçi  Hareket Partisi olarak bu konuda hiçbir siyasi hedef ve çıkar  gözetmeden, başörtülü kızlarımızın eğitim hakkının engellenmesine  mutlaka dur demenin vaktinin çoktan geldiğini düşünüyoruz. Ve AKP’yi  adım atmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Bu  mesele yeter ki çözülsün; siyasal anlamda kimin hanesine ne yazılacağı  ve ne çıkar sağlayacağı samimi olarak söylemek isterim ki bizim konumuz  ve merakımız değildir. Asla da olmayacaktır.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Bildiğiniz  üzere, geçtiğimiz hafta Almanya Cumhurbaşkanı ülkemize resmi bir  ziyarette bulunmuş ve Meclis Genel Kurulunda bir konuşma yapmıştır.</p>
<p>Benzer  ziyaretler ve hitaplar daha önce de olmuş ve ülkeler arasındaki  diplomatik ilişkilerin seyri ve gelişimi açısından da önemli sonuçlar  doğurmuştur.</p>
<p>Ancak,  TBMM’nde konuşma imkânına kavuşan herhangi bir ülkenin devlet başkanı,  mutlaka sözü milli konularımıza da getirmekte ve bize akıl vermeye  çalışmaktan bir an olsun kaçınmamaktadır.</p>
<p>Doğaldır ki bu yolu açan öncelikle AKP hükümetidir ve onun teslimiyetçi ve aciz siyasi duruşudur.</p>
<p>Bu  çerçevede Almanya Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında temas ettiği konu  başlıklarıyla, 6 Nisan 2009 tarihindeki ABD Başkanı’nın yine TBMM’nde  dile getirdiği hususların benzerlikler göstermesi haklı olarak  dikkatimizi çekmiştir.</p>
<p>Başta  Kıbrıs olmak üzere, Ermenistan sınırının açılması meselesine kadar  konuk Cumhurbaşkanı görüşlerini dile getirmiş ve tespitlerini  sıralamıştır.</p>
<p>Şunu söylemeliyim ki, Sayın Cumhurbaşkanı’nın düşünce ve yaklaşımlarına elbette saygılıyız.</p>
<p>Ancak,  Türkiye Cumhuriyeti başkalarının teşviki, cesaretlendirmesi ve yol  göstericiliğiyle yürüyecek ve mesafe alacak kadar sonradan olma ve  gevşek ilkeleri olan bir devlet değildir.</p>
<p>Aksini düşünenler elbette yanılmaya ve yanlışa düşmeye mahkûmdur.</p>
<p>Konuşmasında  ne hikmetse, kültürel çoğulculuktan bahseden Almanya Cumhurbaşkanı;  sıra Almancanın öğrenilmesi ve Alman yaşam biçiminin kabul edilmesiyle  ilgili değerlendirmeye geldiğinde tavizsiz bir duruş sergilediği  görülmüştür.</p>
<p>Bu  bakış açısı tabii olarak kendi ülkesinin ve milletinin hak ve  menfaatlerini savunan ve Almanlığı merkezine koyan bir devlet adamı için  önemlidir ve bir aşamaya kadar saygıdeğerdir.</p>
<p>Ne  var ki kendi devlet, millet gerçeklerinden ve ilkelerinden ödün  vermeyen bu zihniyet sahibinin, Türk milleti için aynı hassasiyeti  göstermiyor olması da çelişkili ve çifte standartlı bir Batılı yaklaşımı  olarak hafızalarımıza kazınmıştır.</p>
<p>AKP’nin uluslararası alanda <strong>‘geliştik, sözümüz dinlendi, bölgesel güç olduk’</strong> sözleri, ne yazık ki milletimizin hak ve menfaatlerini savunmak konusunda hiçbir değerli imkân sunmamıştır.</p>
<p>İktidar  partisinin bu yalanlarla kendisini kandırması doğal olabilir. Ancak,  bizi ve milletimizi aldatması asla doğru ve adil değildir.</p>
<p>Üzerinde  durduğumuz bir diğer konu da CHP liderinin Avrupa Birliği Komisyonu’nun  Genişlemeden Sorumlu Üyesiyle yaptığı görüşme ve sonrasında kamuoyuna  yansıyan beyanatlarıdır.</p>
<p>Ana  muhalefet lideri, bu görüşmede Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda  yapılan seçimleri ve bu seçimlerden duydukları kaygıları iletmiştir.</p>
<p>İlave  olarak medya üzerindeki baskıları ve bu baskılardan kaynaklanan  sorunları dile getirmiştir. Ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu  Üyesine bu konularda da birer rapor vermiştir.</p>
<p>Medyaya yansıyan bilgiler bu yöndedir.</p>
<p>Biz de Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na yapılan seçimleri eleştirdik ve AKP tarafından yargının kuşatıldığını dile getirdik.</p>
<p>Evet, doğrudur, medya üzerinde de baskılar vardır ve demokrasiyi ağzından düşürmeyen AKP hükümetinin bu bir ayıbıdır.</p>
<p>Ancak  bizim aklımızdan hiçbir zaman ülkemizde ki bir konunun, sorunun ya da  iç politika alanına giren bir meselenin yabancı ülkelerin temsilcilerine  iletilmesi gelmemiştir.</p>
<p>Gelse  bile, bunu asla yapmayız ve böylesi bir kendini bilmezliğe tevessül  etmeyiz. İşte CHP ile AKP’yi ortak kılan ve bir araya getiren  hususlardan birisi de burada ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Biz  AKP hükümetinin yanlışlarını ve hıyanete uzanan politikalarını yüzüne  vururuz ve arkasından da yalnızca büyük Türk milletine anlatırız ve  şikâyetimizi ona yaparız.</p>
<p>Yabancı muhataplar yerine, destek ve ilgiyi milletimizden bekleriz.</p>
<p>Ve  Milliyetçi Hareket olarak, kendi jeopolitiğimizin merceğinden başkent  Ankara’yı merkezimize alarak dünyaya bakar ve Türk milletini insanlığın  öznesi yapmak için olağanüstü bir gayret gösteririz.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Konuşmamın bu bölümünde kısaca Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri de değerlendirmek istiyorum.</p>
<p>Vatandaşlarımız AKP’nin çarpık, bozuk ve yanlış ekonomi politikalarından dolayı hayatın tüm zorluklarına maruz kalmışlardır.</p>
<p>Son  zamanlarda artan fiyat artışları sofraların bereketini kaçırmış ve  pahalanan yiyecek ürünleri mutfaklara pimi çekilmiş bomba gibi  düşmüştür.</p>
<p>Artık insanımızın domates almaya bile gücü yetmemektedir.</p>
<p>Salatalar, yemekler renksizleşmiş; ekmeklere katık yapılan domates evlere girmez olmuştur.</p>
<p>Etin zamlı satışı devam etmekte; kıyma, kuşbaşı gramla alınmaktadır.</p>
<p>İnsanımız yeterli ve olması gerektiği gibi beslenmekten şimdilik çok uzaktadır.</p>
<p>Çocukların kursaklarından, sağlıklı olabilmeleri ve iyi yetişebilmeleri için gerekli ve zorunlu gıdalar geçmemektedir.</p>
<p>Anneler perişan, babalar çaresiz, dedeler ümitsizdir.</p>
<p>Bu kara tablo AKP’nin eseridir ve hala ekonomideki gelişmeden, büyümeden bahsetmekten geri durmamaktadır.</p>
<p>Bir  tarafta pembe tablolarla milletimizi kandırmayı sürdürmeye çalışan,  diğer tarafta da varlıklarımızı satarak ekonomiye moral vermeye çalışan  AKP’nin saklayacağı ve gizleyeceği hiçbir şey kalmamıştır.</p>
<p>Her  şeyi satıp savan hükümet, şimdi de gözü köprü ve otoyollara dikmiş ve  buradan sağlanacak paralarla açıklarını kapatmaya niyetlenmiştir.</p>
<p>Vatandaşlarımızın  her gün işine, evine ve gezmesine gitmek için kullandığı yolların  satılması için hazırlıklar tüm hızıyla yapılmış ve bu karar Resmi  Gazete’de ilan edilerek düğmeye basılmıştır.</p>
<p>2010  yılında başta enerji dağıtım şirketlerinin satışı olmak üzere, yaklaşık  11 milyar dolarlık bir özelleştirme yapan hükümet, iki bin kilometrelik  otoyolu ve iki boğaz köprüsünü yandaşlarına peşkeş çekmek için gerekli  şartları sağlamak için harekete geçmiştir.</p>
<p>Ve sözü edilen alanlardaki ihale sürecinin bu yılsonunda yapılması kuvvetli bir ihtimaldir.</p>
<p>AKP  hükümetinin milletimizin alın teriyle kazandıklarını elden çıkararak  ekonomiyi ayakta tutmaya çalıştığı şimdi daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<p>Elbette parti olarak özelleştirmeye karşı değiliz ve belirli ilkeler çerçevesinde yapılmasını da gerekli görürüz.</p>
<p>Nitekim parti programımızda, özelleştirme konusundaki amaçlarımız;</p>
<p><strong>1-</strong> Devletin ekonomiye doğrudan müdahalesinin sınırlandırılması,</p>
<p><strong>2-</strong> Verimliliğin artırılması,</p>
<p><strong>3-</strong> Ekonomide rekabet ortamının tesisi,</p>
<p><strong>4-</strong> Kamu maliyesi üzerindeki yükün hafifletilerek kaynakların etkin kullanılması,</p>
<p><strong>5-</strong> Üretim ve istihdam artışının sağlanması,</p>
<p><strong>6-</strong> Teknoloji transferiyle ihracat kapasitesinin geliştirilmesi,</p>
<p><strong>7-</strong> Sermayenin tabana yayılması şeklinde yer ve ifade bulmuştur.</p>
<p>Şayet yapılan özelleştirmelerde bu ilkeler takip ediliyorsa, diyebileceğimiz bir şey yoktur.</p>
<p>Ancak  bu zamana kadar, kamuya ait kaynakların satışında bu hassasiyetlerin  gözetilmediğini de etrafa yayılan pis kokulardan, şaibeli ilişkiler  ağından ve yandaşların kayrıldığına dönük iddialardan net olarak anlamak  mümkündür.</p>
<p>Beklentimiz ve dileğimiz özelleştirme uygulamalarında;</p>
<ul>
<li>Kapsam ve öncelikler yeniden belirlenmeli,</li>
<li>Kamuoyunun desteği ile birlikte uzlaşma ve şeffaflık temin edilmeli,</li>
<li>Özelleştirme sonrası yeni yatırım ve istihdam imkânları yaratılmalı,</li>
<li>Ekonomi  ve milli güvenlik açısından stratejik öneme sahip olan kuruluşlarda,  kamunun gerektiğinde müdahale ve yönlendirme yapabilmesi mutlaka dikkate  alınmalıdır.</li>
</ul>
<p>Özelleştirme  konusunda, şeffaflık ilkesi tam anlamıyla uygulanmalı ve kamu vicdanını  rahatsız edecek hiçbir uygulamaya izin verilmemelidir.</p>
<p>Ne var ki AKP hükümetleri döneminde, bu görüşlerimizin karşılık bulduğunu söylemek bugünkü şartlarda ihtimal dahilinde değildir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan miras yedi gibi, önüne geleni satmakta ve milletin kazandığını düşüncesizce harcamaktadır.</p>
<p>Hadi diyelim, enerji sektöründe ne varsa satıyorsunuz da, söyler misiniz otoyollardan, köprülerden ne istiyorsunuz?</p>
<p>Yoksa üzerinde gelinip geçilmesinden mi rahatsız oluyorsunuz?</p>
<p>Bu nasıl bir özelleştirme mantığıdır?</p>
<p>Yalnızca gelir yaratmak hedefiyle mi özelleştirme yapılır?</p>
<p>Artık milletimizin köprüsünden, yolundan, barajından elinizi çekin. Yoksa aziz milletimiz o eli çektirmesini iyi bilecektir.</p>
<p>Buradan Özelleştirme İdaresi’nin bürokratlarına da bir çağrıda bulunmak istiyorum.</p>
<p>AKP dönemi bir gün mutlaka bitecektir. Bu zamanda çok uzak değildir.</p>
<p>İktidara  yaranmak ve göze girmek için olmayacak işleri proje diye sunmayın ve  yapacağınız her ihalenin ve atacağınız her imzanın mutlaka hesabının  sorulacağını aklınızdan bir an olsun çıkarmayın.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri</strong></p>
<p>2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısı 15 Ekim 2010 tarihi itibariyle kamuoyuna açıklanmıştır.</p>
<p>Bugün itibariyle de Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda sunumu yapılacaktır.</p>
<p>Bütçenin şimdiden milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Konuyla  ilgili değerlendirme ve analizleri partimizin Meclis Plan ve Bütçe  Komisyonu üyeleri komisyon toplantılarında ayrıntılı bir şekilde  yapacaklardır.</p>
<p>Özellikle  içinde bulunduğumuz bütçe yılıyla ilgili tam ve sağlıklı  değerlendirmede bulunabilmek ve belirlenen hedeflere ne kadar  ulaşıldığıyla ilgili yorum yapabilmek ileriki günlerde daha mümkün  olacaktır.</p>
<p>Ancak  2010 yılının Ocak-Eylül döneminde gerçekleşen bütçe açığının 21,3  milyar TL olarak gerçekleştiğini de vurgulamanın şimdilik yerinde  olacağı kanaatindeyim.</p>
<p>Bilindiği üzere, önümüzdeki yıl için hedeflenen bütçe açığı 33,5 milyar dolar olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Bu miktara ulaşılmasında yaklaşık 14 milyar dolara ulaşan özelleştirme gelirinin etkili olacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hatırlanacağı  üzere, 2010 yılı için öngörülen 50,1 milyar TL’lik açık, başta  ithalattan alınan vergilerin artması nedeniyle ilk dokuz ayda 21,3  milyar TL düzeyinde oluşmuştur.</p>
<p>Ve Eylül ayı itibariyle, merkezi yönetim borç stoku 461 milyar TL’ye ulaşmıştır.</p>
<p>Geçen  yıl bu rakamın 442 milyar TL olduğu göz önüne alındığında, hükümetin  övündüğü kamu maliyesindeki görünürdeki iyileşme belirtilerinin, nominal  borç miktarına sirayet etmediği bariz olarak anlaşılacaktır.</p>
<p>İşçimize,  çiftçimize, memurumuza, esnafımıza ve emeklimize bir umut vaat etmeyen  2011 yılı bütçesinin AKP’nin hazırladığı son bütçe olmasını diliyor  hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziya Gökalp’i Ülkücüler unutmadı &#8211; AntalyaGuncel.com</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ziya-gokalp%e2%80%99i-ulkuculer-unutmadi-antalyaguncel-com.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ziya-gokalp%e2%80%99i-ulkuculer-unutmadi-antalyaguncel-com.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2010 20:06:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1858</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Başkanlığı Türk Tarihine düşünceleriyle, eseleriyle damgasını vuran Ziya Gökalp’in 86 ölüm yıldönümünde unutmadı. Antalya Ülkü Ocakları Başkanlığı düzenlemiş olduğu basın açıklamasında şunları söyledi; Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makalelerinde ve şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitim birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmeyen ilkeleri savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini sistemli bir biçimde ideoloji haline getirmiştir. Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. II. Meşrutiyet&#8217;ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır. Öğrenimine Diyarbakır&#8217;da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye&#8217;yi (1890) ve Askeri İdadi&#8217;yi bitirdi (1894). II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp&#8217;ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909&#8242;da partinin Selanik&#8217;teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik&#8217;e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul&#8217;a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul&#8217;a yerleşti. O yıl Ergani&#8217;den milletvekili seçildi. Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun&#8217;da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki&#8217;nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul&#8217;un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta&#8217;da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır&#8217;da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı. 1923&#8242;te Diyarbakır&#8217;dan milletvekili seçildi. Hâkimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp&#8217;ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp&#8217;ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973). Ömrünü Türk Milliyetçiliği hareketine veren Ziya Gökalp geçirdiği rahatsızlık sonucu 1924&#8242;te İstanbul&#8217;da hayatını kaybetti. Ziya Gökalp&#8217;ı Vefatının 86. yıldönümünde yeniden rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. haber: http://www.antalyaguncel.com/haber-24924-Ziya_Gokalpi_Ulkuculer_unutmadi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.antalyaguncel.com/images/news/ulkuculer111.jpg" alt="" width="314" height="132" />Antalya Ülkü Ocakları Başkanlığı Türk Tarihine düşünceleriyle,  eseleriyle damgasını vuran Ziya Gökalp’in 86 ölüm yıldönümünde unutmadı.</strong></p>
<div>Antalya Ülkü Ocakları Başkanlığı düzenlemiş olduğu basın  açıklamasında şunları söyledi; Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce  yazdığı makalelerinde ve şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık,  devletçilik, laiklik, eğitim birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir  şey kaybetmeyen ilkeleri savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini  sistemli bir biçimde ideoloji haline getirmiştir. <span id="more-1858"></span><br />
Ünlü fikir adamı  ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. II.  Meşrutiyet&#8217;ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi  sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli  Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil  yönünden yenileşmesini sağlamıştır.</div>
<p>Öğrenimine Diyarbakır&#8217;da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri  Rüştiye&#8217;yi (1890) ve Askeri İdadi&#8217;yi bitirdi (1894). II. Meşrutiyetin  ilanından sonra, Ziya Gökalp&#8217;ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı  İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır,  Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu  dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909&#8242;da partinin  Selanik&#8217;teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul  Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği  yaptıktan sonra, yeniden Selanik&#8217;e gitti. Katıldığı parti kongresinden  sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni  Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve  dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli  duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her  şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu.  İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul&#8217;a taşınınca (1912), Gökalp da  İstanbul&#8217;a yerleşti. O yıl Ergani&#8217;den milletvekili seçildi.</p>
<p>Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı  Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının  ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze  varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak  1918), Darülfünun&#8217;da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve  Terakki&#8217;nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp,  Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön  veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul&#8217;un işgali üzerine  tutuklanarak iki yıl Malta&#8217;da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra,  Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar  Diyarbakır&#8217;da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı.</p>
<p>1923&#8242;te Diyarbakır&#8217;dan milletvekili seçildi. Hâkimiyeti Milliye, Yeni  Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923),  Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini  izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu  yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı.  O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı  (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış  yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939),  Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp&#8217;ın  neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp&#8217;ın  Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk  masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin  Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973).</p>
<p>Ömrünü Türk Milliyetçiliği hareketine veren Ziya Gökalp geçirdiği  rahatsızlık sonucu 1924&#8242;te İstanbul&#8217;da hayatını kaybetti. Ziya Gökalp&#8217;ı  Vefatının 86. yıldönümünde yeniden rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu  şad, mekânı cennet olsun.</p>
<p><em><strong>haber: <a href="http://www.antalyaguncel.com/haber-24924-Ziya_Gokalpi_Ulkuculer_unutmadi" target="_blank">http://www.antalyaguncel.com/haber-24924-Ziya_Gokalpi_Ulkuculer_unutmadi</a></strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fziya-gokalp%25e2%2580%2599i-ulkuculer-unutmadi-antalyaguncel-com.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ziya-gokalp%e2%80%99i-ulkuculer-unutmadi-antalyaguncel-com.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülkücüler Ziya Gökalp’i Andı &#8211; AntalyaTV.com</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkuculer-ziya-gokalp%e2%80%99i-andi-antalyatv-com.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkuculer-ziya-gokalp%e2%80%99i-andi-antalyatv-com.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2010 20:03:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1855</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları’nın Ziya Gökalp’in vefatının 86. yıldönümü dolayısıyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Ziya Gökalp düşünceleriyle, eseleriyle Türk Tarihine damgasını vurmuştur. Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makalelerinde ve şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitim birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmeyen ilkeleri savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini sistemli bir biçimde ideoloji haline getirmiştir. Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876′da Diyarbakır’da doğdu. II. Meşrutiyet’ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır. haber: http://www.antalyatv.com/siyaset/ulkuculer-ziya-gokalpi-andi/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.antalyatv.com/wp-content/uploads/2010/10/ness52-400x262.jpg" alt="" width="240" height="157" />Antalya Ülkü Ocakları’nın Ziya Gökalp’in vefatının 86. yıldönümü dolayısıyla ilgili bir basın açıklaması yaptı.</p>
<p>Ziya  Gökalp düşünceleriyle, eseleriyle Türk Tarihine damgasını vurmuştur.  Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makalelerinde ve  şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitim  birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmeyen ilkeleri  savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini sistemli bir biçimde  ideoloji haline getirmiştir.<span id="more-1855"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden  olan Ziya Gökalp, 1876′da Diyarbakır’da doğdu. II. Meşrutiyet’ten  başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce  ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde  verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini  sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>haber: <a href="http://www.antalyatv.com/siyaset/ulkuculer-ziya-gokalpi-andi/" target="_blank">http://www.antalyatv.com/siyaset/ulkuculer-ziya-gokalpi-andi/</a></strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulkuculer-ziya-gokalp%25e2%2580%2599i-andi-antalyatv-com.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulkuculer-ziya-gokalp%e2%80%99i-andi-antalyatv-com.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülkü Ocakları Ziya Gökalp&#8217;i andı &#8211; BizimAntalya.com</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulku-ocaklari-ziya-gokalpi-andi-bizimantalya-com.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulku-ocaklari-ziya-gokalpi-andi-bizimantalya-com.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2010 08:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1851</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Ziya Gökalp&#8217;ı Vefatının 86. yıldönümünde bir bildiri ile andı. Ziya Gökalp düşünceleriyle, eseleriyle Türk Tarihine damgasını vurmuştur. Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makalelerinde ve şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitim birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmeyen ilkeleri savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini sistemli bir biçimde ideoloji haline getirmiştir.  Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. II. Meşrutiyet&#8217;ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır. Öğrenimine Diyarbakır&#8217;da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye&#8217;yi (1890) ve Askeri İdadi&#8217;yi bitirdi (1894). II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp&#8217;ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909&#8242;da partinin Selanik&#8217;teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik&#8217;e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul&#8217;a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul&#8217;a yerleşti. O yıl Ergani&#8217;den milletvekili seçildi. Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun&#8217;da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki&#8217;nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul&#8217;un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta&#8217;da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır&#8217;da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı. 1923&#8242;te Diyarbakır&#8217;dan milletvekili seçildi. Hâkimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp&#8217;ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp&#8217;ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973). Ömrünü Türk Milliyetçiliği hareketine veren Ziya Gökalp geçirdiği rahatsızlık sonucu 1924&#8242;te İstanbul&#8217;da hayatını kaybetti. Ziya Gökalp&#8217;ı Vefatının 86. yıldönümünde yeniden rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Haber: http://www.bizimantalya.com/ulku_ocaklari_ziya_gokalpi_andi-29130.html]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" src="http://www.bizimantalya.com/pictures/1287933714.jpg" alt="" width="200" height="128" />Antalya Ülkü Ocakları Ziya Gökalp&#8217;ı Vefatının 86. yıldönümünde bir bildiri ile andı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ziya  Gökalp düşünceleriyle, eseleriyle Türk Tarihine damgasını vurmuştur.  Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makalelerinde ve  şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitim  birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmeyen ilkeleri  savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini sistemli bir biçimde  ideoloji haline getirmiştir. <span id="more-1851"></span></p>
<p>Ünlü  fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876&#8242;da Diyarbakır&#8217;da  doğdu. II. Meşrutiyet&#8217;ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük  temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle  etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk  edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır.</p>
<p>Öğrenimine Diyarbakır&#8217;da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye&#8217;yi (1890) ve Askeri İdadi&#8217;yi bitirdi (1894).</p>
<p>II.  Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp&#8217;ın kurduğu gizli cemiyetin  yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı.  Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle  görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman  gazetelerine yazıyordu. 1909&#8242;da partinin Selanik&#8217;teki kongresine il  temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji  okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden  Selanik&#8217;e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez  üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi  ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme  hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih  bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde  tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki  Genel Merkezi İstanbul&#8217;a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul&#8217;a  yerleşti. O yıl Ergani&#8217;den milletvekili seçildi.</p>
<p>Türk  Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni  Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini  saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını  şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918),  Darülfünun&#8217;da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki&#8217;nin  yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919)  kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin  başında yer aldı. İstanbul&#8217;un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl  Malta&#8217;da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Tercüme Heyeti  başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır&#8217;da kaldı ve  küçük Mecmuayı yayımladı.</p>
<p>1923&#8242;te  Diyarbakır&#8217;dan milletvekili seçildi. Hâkimiyeti Milliye, Yeni Gün,  Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923),  Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini  izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu  yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı.  O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı  (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış  yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939),  Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp&#8217;ın  neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp&#8217;ın  Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk  masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin  Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973).</p>
<p>Ömrünü  Türk Milliyetçiliği hareketine veren Ziya Gökalp geçirdiği rahatsızlık  sonucu 1924&#8242;te İstanbul&#8217;da hayatını kaybetti. Ziya Gökalp&#8217;ı Vefatının  86. yıldönümünde yeniden rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı  cennet olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Haber: <a href="http://www.bizimantalya.com/ulku_ocaklari_ziya_gokalpi_andi-29130.html" target="_blank">http://www.bizimantalya.com/ulku_ocaklari_ziya_gokalpi_andi-29130.html</a></strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulku-ocaklari-ziya-gokalpi-andi-bizimantalya-com.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulku-ocaklari-ziya-gokalpi-andi-bizimantalya-com.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziya Gökalp’in Vefatının 86. Yıldönümü Dolayısıyla Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ziya-gokalp%e2%80%99in-vefatinin-86-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ziya-gokalp%e2%80%99in-vefatinin-86-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2010 08:36:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1847</guid>
		<description><![CDATA[Ziya Gökalp düşünceleriyle, eseleriyle Türk Tarihine damgasını vurmuştur. Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makalelerinde ve şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitim birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmeyen ilkeleri savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini sistemli bir biçimde ideoloji haline getirmiştir. Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. II. Meşrutiyet&#8217;ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır. Öğrenimine Diyarbakır&#8217;da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye&#8217;yi (1890) ve Askeri İdadi&#8217;yi bitirdi (1894). II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp&#8217;ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909&#8242;da partinin Selanik&#8217;teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik&#8217;e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul&#8217;a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul&#8217;a yerleşti. O yıl Ergani&#8217;den milletvekili seçildi. Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun&#8217;da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki&#8217;nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul&#8217;un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta&#8217;da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır&#8217;da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı. 1923&#8242;te Diyarbakır&#8217;dan milletvekili seçildi. Hâkimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp&#8217;ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp&#8217;ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973). Ömrünü Türk Milliyetçiliği hareketine veren Ziya Gökalp geçirdiği rahatsızlık sonucu 1924&#8242;te İstanbul&#8217;da hayatını kaybetti. Ziya Gökalp&#8217;ı Vefatının 86. yıldönümünde yeniden rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp düşünceleriyle, eseleriyle Türk Tarihine damgasını vurmuştur. Ziya Gökalp Cumhuriyet kurulmadan önce yazdığı makalelerinde ve şiirlerinde milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, eğitim birliği gibi bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmeyen ilkeleri savunmuştur. Bu bağlamda Türkçülük düşüncesini sistemli bir biçimde ideoloji haline getirmiştir.</p>
<p>Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. II. Meşrutiyet&#8217;ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır.</p>
<p>Öğrenimine Diyarbakır&#8217;da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye&#8217;yi (1890) ve Askeri İdadi&#8217;yi bitirdi (1894).</p>
<p>II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp&#8217;ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909&#8242;da partinin Selanik&#8217;teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik&#8217;e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul&#8217;a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul&#8217;a yerleşti. O yıl Ergani&#8217;den milletvekili seçildi.</p>
<p>Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun&#8217;da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki&#8217;nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul&#8217;un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta&#8217;da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır&#8217;da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı.</p>
<p>1923&#8242;te Diyarbakır&#8217;dan milletvekili seçildi. Hâkimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp&#8217;ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp&#8217;ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973).</p>
<p>Ömrünü Türk Milliyetçiliği hareketine veren Ziya Gökalp geçirdiği rahatsızlık sonucu 1924&#8242;te İstanbul&#8217;da hayatını kaybetti. Ziya Gökalp&#8217;ı Vefatının 86. yıldönümünde yeniden rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fziya-gokalp%25e2%2580%2599in-vefatinin-86-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ziya-gokalp%e2%80%99in-vefatinin-86-yildonumu-dolayisiyla-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-2.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Oct 2010 08:37:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1849</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekilleri, Değerli Basın Mensupları, Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Geçtiğimiz hafta bölücü terörün acı ve vahşi yüzü bir kez daha kendisini göstermiş ve meydana gelen menfur hadise milletimizi derinden yaralamıştır. Bu kapsamda, Tunceli’nin Ovacık ilçesinde vuku bulan hain saldırıda iki Mehmetçiğimiz şehit olmuştur. Hayatlarının baharında, vatan uğruna şahadet mertebesine ulaşan; Uzman Çavuş Yasin Mergen ve Er İbrahim İşçan memleketlerinde dualarla son yolculuklarına uğurlanmışlardır. Bu vesileyle aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet; kederli ailelerine, yakınlarına, silah arkadaşlarına ve milletimize başsağlığı dilerim. Değerli Arkadaşlarım, Türk milleti, AKP iktidarıyla birlikte; tarihi kökleri çok gerilere giden ve adım adım ilerletilen hıyanet projeleri karşısında çaresiz, ezik ve savunma hatları çökmüş bir duruma sokulmuştur. Maalesef, son sekiz yıldır devlet ve millet hayatında tam bir kargaşa ve kuşatmışlık hali yaşanmış ve aşınmadık hiçbir milli ve manevi değerimiz kalmamıştır. Bu süre zarfında; Önümüzdeki hafta 87. yıldönümünü kutlayacağımız Cumhuriyet’in temel kabulleri ve direnç noktaları acımasızca linç edilmiş, Bu coğrafya üzerinde, aynı tarihle yoğrulmuş, ortak anılara sahip olmuş; sevinçleri, kederleri, kıvançları müşterek Türk milletini oluşturan fertler arasına nifak tohumları ekilmiş, Asırların şahitliğinde; milletimizin göz nuruyla, şehit kanıyla ve karşılaştığı binbir meşakkati aşarak olgunlaştırdığı milli kimliği bütünüyle sarsılmış, Demokrasi diyerek geleceğimiz, insan hakları ve özgürlük sözleriyle bütünlüğümüz imha edilmeye çalışılmış, Ve açılım denilen yıkım projesiyle milletimiz bölünme ve dağılmanın eşiğine kadar getirilmiştir. Bu ortamdan cüret ve cesaret kazanan bölücü niyetler, içinden geçtiğimiz süreçte rahata ermiş ve bin yıllık Türk milletini etnik kaosun dipsiz kuyusuna çekmek için AKP hükümetiyle birlikte dayanışma içine girmişlerdir. Şu hale bakın ki, İmralı’da ömür boyu hapis cezasıyla yatan bebek katili, hükümetin adeta siyasi muhatabı haline gelmiş ve avukatları aracılığıyla düşünce ve isteklerini dayatır bir konuma yükselmiştir. PKK terör örgütünün, sözde eylemsizlik kararı üzerinde yürütülen pazarlıklar şimdi kızışmaya başlamış ve 31 Ekim 2010 tarihiyle ilgili rencide edici mesajlar kamuoyuna ulaştırılmıştır. Hükümetle yapılan müzakerelerin beklediği gibi gitmezse, 31 Ekim’den sonra süreçte olmayacağını söyleyen İmralı canisi, orta yoğunluklu bir savaşın kapıda durduğunu söyleyerek yattığı yerden milletimizi tehdit etmeyi ihmal etmemiştir. Sicilinde dayatma ve tavizlere boyun eğmeyle ilgili sayısız örnek bulunan AKP zihniyetinin, bundan sonra nasıl bir yol ve yöntem izleyeceği bizim açımızdan önem kazanmıştır. Ne var ki, küresel güçlerin talimatıyla hareket eden ve politikalarını buna göre tayin eden AKP hükümetinin, terör örgütünün kan damlayan elini kolay kolay bırakmayacağı ve birlikte oturdukları anlaşma masalarından kalkmayacağı bu zamana kadarki tecrübelerimizle sabittir. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın; yıkım projesinin kılıfı olarak kullandığı ‘milli birlik ve kardeşlik’ uydurmasının, kararlılıkla devam edeceğine yönelik sözleri başka türlü düşünmemize fırsat vermemektedir. Hükümet cenahından gelen, açılımdan taviz verilmeyeceğinin ısrarlı beyanları; bir bakıma terör örgütüne kırpılan göz ve kan üzerinden planlanan sinsi mutabakatın ifşası olarak da değerlendirilmelidir. Süreç ne yazık ki, PKK’nın ve İmralı canisinin siyasi anlamda güçlenmesine ve yığınak yapmasına yol açmaktadır. Öyle ki, Irak’ın kuzeyindeki peşmerge yönetimi bile, sanki meşru bir aktörmüş gibi PKK ile Türkiye arasındaki anlaşmazlığın çözümüne şartlı bir şekilde destek olacağını ifade etmiştir. Elbette bu alçalmaya muhatap olmak hükümet adına normaldir ve benzer sözleri bundan sonra daha sık duymak mümkün olacaktır. Çünkü Erbil’e sürekli gönderilen heyetler, ilişkilerin normalleştirilmesi adına verilen sözler, diplomatik...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong></p>
<p><strong>Değerli Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Bu haftaki konuşmama başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Geçtiğimiz  hafta bölücü terörün acı ve vahşi yüzü bir kez daha kendisini göstermiş  ve meydana gelen menfur hadise milletimizi derinden yaralamıştır.</p>
<p>Bu kapsamda, Tunceli’nin Ovacık ilçesinde vuku bulan hain saldırıda iki Mehmetçiğimiz şehit olmuştur.</p>
<p>Hayatlarının  baharında, vatan uğruna şahadet mertebesine ulaşan; Uzman Çavuş Yasin  Mergen ve Er İbrahim İşçan memleketlerinde dualarla son yolculuklarına  uğurlanmışlardır.</p>
<p>Bu  vesileyle aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet; kederli  ailelerine, yakınlarına, silah arkadaşlarına ve milletimize başsağlığı  dilerim.</p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Türk  milleti, AKP iktidarıyla birlikte; tarihi kökleri çok gerilere giden ve  adım adım ilerletilen hıyanet projeleri karşısında çaresiz, ezik ve  savunma hatları çökmüş bir duruma sokulmuştur.</p>
<p>Maalesef,  son sekiz yıldır devlet ve millet hayatında tam bir kargaşa ve  kuşatmışlık hali yaşanmış ve aşınmadık hiçbir milli ve manevi değerimiz  kalmamıştır.</p>
<p><strong>Bu süre zarfında;</strong></p>
<ul>
<li>Önümüzdeki hafta 87. yıldönümünü kutlayacağımız Cumhuriyet’in temel kabulleri ve direnç noktaları acımasızca linç edilmiş,</li>
<li>Bu  coğrafya üzerinde, aynı tarihle yoğrulmuş, ortak anılara sahip olmuş;  sevinçleri, kederleri, kıvançları müşterek Türk milletini oluşturan  fertler arasına nifak tohumları ekilmiş,</li>
<li>Asırların  şahitliğinde; milletimizin göz nuruyla, şehit kanıyla ve karşılaştığı  binbir meşakkati aşarak olgunlaştırdığı milli kimliği bütünüyle  sarsılmış,</li>
<li>Demokrasi diyerek geleceğimiz, insan hakları ve özgürlük sözleriyle bütünlüğümüz imha edilmeye çalışılmış,</li>
<li>Ve açılım denilen yıkım projesiyle milletimiz bölünme ve dağılmanın eşiğine kadar getirilmiştir.</li>
</ul>
<p>Bu  ortamdan cüret ve cesaret kazanan bölücü niyetler, içinden geçtiğimiz  süreçte rahata ermiş ve bin yıllık Türk milletini etnik kaosun dipsiz  kuyusuna çekmek için AKP hükümetiyle birlikte dayanışma içine  girmişlerdir.</p>
<p>Şu  hale bakın ki, İmralı’da ömür boyu hapis cezasıyla yatan bebek katili,  hükümetin adeta siyasi muhatabı haline gelmiş ve avukatları aracılığıyla  düşünce ve isteklerini dayatır bir konuma yükselmiştir.</p>
<p>PKK  terör örgütünün, sözde eylemsizlik kararı üzerinde yürütülen  pazarlıklar şimdi kızışmaya başlamış ve 31 Ekim 2010 tarihiyle ilgili  rencide edici mesajlar kamuoyuna ulaştırılmıştır.</p>
<p>Hükümetle  yapılan müzakerelerin beklediği gibi gitmezse, 31 Ekim’den sonra  süreçte olmayacağını söyleyen İmralı canisi, orta yoğunluklu bir savaşın  kapıda durduğunu söyleyerek yattığı yerden milletimizi tehdit etmeyi  ihmal etmemiştir.</p>
<p>Sicilinde  dayatma ve tavizlere boyun eğmeyle ilgili sayısız örnek bulunan AKP  zihniyetinin, bundan sonra nasıl bir yol ve yöntem izleyeceği bizim  açımızdan önem kazanmıştır.</p>
<p>Ne  var ki, küresel güçlerin talimatıyla hareket eden ve politikalarını  buna göre tayin eden AKP hükümetinin, terör örgütünün kan damlayan elini  kolay kolay bırakmayacağı ve birlikte oturdukları anlaşma masalarından  kalkmayacağı bu zamana kadarki tecrübelerimizle sabittir.</p>
<p>Nitekim  Başbakan Erdoğan’ın; yıkım projesinin kılıfı olarak kullandığı ‘milli  birlik ve kardeşlik’ uydurmasının, kararlılıkla devam edeceğine yönelik  sözleri başka türlü düşünmemize fırsat vermemektedir.</p>
<p>Hükümet  cenahından gelen, açılımdan taviz verilmeyeceğinin ısrarlı beyanları;  bir bakıma terör örgütüne kırpılan göz ve kan üzerinden planlanan sinsi  mutabakatın ifşası olarak da değerlendirilmelidir.</p>
<p>Süreç ne yazık ki, PKK’nın ve İmralı canisinin siyasi anlamda güçlenmesine ve yığınak yapmasına yol açmaktadır.</p>
<p>Öyle  ki, Irak’ın kuzeyindeki peşmerge yönetimi bile, sanki meşru bir  aktörmüş gibi PKK ile Türkiye arasındaki anlaşmazlığın çözümüne şartlı  bir şekilde destek olacağını ifade etmiştir.</p>
<p>Elbette bu alçalmaya muhatap olmak hükümet adına normaldir ve benzer sözleri bundan sonra daha sık duymak mümkün olacaktır.</p>
<p>Çünkü  Erbil’e sürekli gönderilen heyetler, ilişkilerin normalleştirilmesi  adına verilen sözler, diplomatik girişimler peşmergeyi şımartmış ve  haddini aşmasına yol açmıştır.</p>
<p>Ne  var ki, AKP hükümetinin, verdiği bütün tavizlere ve boyun eğmelere  rağmen, Kandil’deki bataklığın kurutulmaması ve hainlerin inlerinde,  cinayetleri için hazırlık yapmaları tam bir kepazelik olarak hükümetin  yakasına asılmıştır.</p>
<p>AKP  iktidarı, yıkım konusunda ısrarlı oldukça, daha çok PKK’nın muhatap  alınması için peşmerge abisinden nasihat alacak, sırtı sıvazlanacak ve  ülkemizin haysiyetini iki paralık etmeye devam edecektir.</p>
<p>Bu  zillete sessiz kalan Başbakan Erdoğan’ın; Mavi Marmara’da hunharca  saldırarak vatandaşlarımızı katleden İsrail’i, Amerika Birleşik  Devletleri’nin kınamamasını, teröre verilen bir destek olarak  yorumlaması çok inandırıcı değildir.</p>
<p>Elbette bu mesele bizim için de önemlidir ve İsrail’in özür dilemesi ve tazminat ödemesi bir an önce gerçekleşmelidir.</p>
<p>Ancak, masumlar yalnızca Mavi Marmara gemisinde ölmemiştir.</p>
<p>Irak’ın kuzeyinin hamiliğini kimin yaptığı bellidir.</p>
<p>Kandil’e kimin operasyon yaptırmadığı, istihbarat paylaşımı yapılıyor diyerek süreci kimin oyaladığı ayan beyan ortadadır.</p>
<p>Irak’tan  çekilmek için düğmeye basan ABD’nin, AKP’yi hangi karanlık odalarda  ikna ettiği ve her defasında nasıl elini boş çevirdiği hepimizin malumu  olduğu gerçeklerdir.</p>
<p>Peki,  Kandil’den sınırlarımız içine girerek ölüm saçan PKK terör örgütüne  müsamaha gösterenlere, ortam hazırlayanlara, teşvik edenlere ve  eylemlerini rahatça yapmasına rıza gösterenlere, ABD’nin yıllardan beri  duyarsız kalması nasıl izah edilecektir?</p>
<p>ABD’yi,  İsrail’in küstahça saldırısı konusunda eleştiren Başbakan Erdoğan,  Irak’ın kuzeyinden sızan terörist unsurlara göz yumulmasına neden aynı  öfkeyle karşılık vermemektedir?</p>
<p>Eğer  ABD’nin, İsrail’i kınamadığı için teröre destek verdiği iddia  ediliyorsa; o zaman, vatan evlatlarını hunharca katleden canilere sınır  ötesinde gerekli müdahale yapılmamasına da aynı tavırla tepki  gösterilmesi ahlaki yükümlülük ve tutarlılık icabı olacaktır.</p>
<p>Bir  tarafta, Gazze’ye yardım götüren gemilere düzenlenen alçakça  saldırıları tenkit eden ve ABD’yi İsrail’e destek çıktığı konusunda  haklı olarak eleştiren Başbakan; öbür tarafta aynı tutumu, Irak’ın  kuzeyindeki terör yuvalarının imha edilmesindeki kayıtsızlığa  göstermiyorsa, bilinsin ki ikiyüzlü siyasetçi sıfatına sahip olmaktan  asla kurtulamayacaktır.</p>
<p>Kaldı  ki bu şartlar altında, ABD’nin suni teneffüsüyle soluk alıp veren,  peşmerge kalıntısı da teröre destek vermekte ve bunu da hayâsızca  sürdürmektedir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan İsrail meselesinde sahte diklenmeler, ucuz kabadayılıklar  yaparken, Irak’ın kuzeyindeki fitnenin arkasındaki güçle model ortaklığı  yapmaktan geri durmamaktadır.</p>
<p>Zannedersiniz  ki, 31 Mayıs 2010 tarihinden bu tarafa milletimizin selameti için 60  güvenlik görevlimiz boşu boşuna hayatını kaybetmiştir.</p>
<p>Bu kahramanların hesabını kim verecektir?</p>
<p>Yerdeki şehit kanının bedelini kim, nasıl ödeyecektir?</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın ağzından, Irak’ın kuzeyindeki terör imal merkezine ve arkasında duran güce karşı tek kelime çıkmış değildir.</p>
<p>Müslüman  coğrafyasında yüzbinlerce masum din kardeşimizin dökülen kanıyla ve  işlenen vahşi cinayetlerle ilgili bir tavır, duruş ve kararlılık da  gösterilmemiştir.</p>
<p>Üstelik Büyük Ortadoğu Eşbaşkanı sıfatıyla, bunlara ortak dahi olunmuştur.</p>
<p>Kim bunları inkâr edebilir, kim görmezden gelebilir?</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın bu kokuşmuş siyasetini artık aziz milletimiz tam anlamıyla farkına varmalıdır.</p>
<p>Mehmetçik  toprağa düşerken sessiz kalacaksın ve hatta canileri dağdaki gençler  diyerek masumlaştıracaksın; sonra da dönüp ABD’ye, sırf İsrail’i  kınamadığı gerekçesiyle teröre destek vermesi konusunda tepki  göstereceksin.</p>
<p>Bu traji komik bir durumdur ve iflas etmiş siyasi zihniyetin hezeyanlarından başka bir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p>Peki,  Sayın Başbakan; bir dağ doruğunda ya da bir vadide topraklarımızda kol  gezen hainlerle mücadele eden vatan evlatları sahipsiz mi kalacak?</p>
<p>Onların  hak ve hukuklarını kim gözetecek? Onların kanını dökenlere sığınak  sağlayanlar ve koruyanlar teröre destek vermiyorlar mı?</p>
<p>Peşmerge reisini ülkemizde kırmızı halılar eşliğinde karşılayarak mı şehitlerimizin hesabını soracaksınız?</p>
<p>Böylesi bir küçülmeyi ve çifte standardı Türk milleti asla hak etmemektedir.</p>
<p>AKP’nin,  ülkemizi içine düşürdüğü girdap gittikçe genişlemekte ve milletimizin  onurunu, şerefini ve kudretini ne yazık ki zayıflatmaktadır.</p>
<p>Buna ne Başbakan’ın, ne de işbirlikçi yandaşlarının hakkı yoktur.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi olarak böylesi bir tükenmişliği ve art niyetli siyasi zihniyeti mazur görmemiz asla mümkün değildir.</p>
<p>Geldiğimiz  bugünkü aşamada; Adalet ve Kalkınma Partisi, artık tarafını, kimlerle  birlikte yürüdüğünü ve güç birliği yaptığını açıkça gözler önüne  sermiştir.</p>
<ul>
<li>Arkasında siyasi taşeronluğunu yaptığı stratejik ortağı,</li>
<li>Yanından hiç eksik etmediği siyasi bölücüler,</li>
<li>Cumhuriyet düşmanları, federasyon sevdalıları,</li>
<li>Çok dilli ve çok kültürlü bir devlet arzulayan yandaş medya ve kalem sahipleri,</li>
<li>Irak’ın kuzeyinde mukim abisi peşmerge reisi,</li>
<li>Yıllardan beridir destek veren Avrupalı dostları bulunmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Zaman dediğimiz soyut mefhumun, her gün aleyhimize işlediği bir dönemden geçmekteyiz.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan’ın gerçekleri çarpıtan yalan dolu sözleri, ülkemizin içinde  çırpındığı endişe verici manzarayı gizlemeye yetmemektedir.</p>
<p>Hamaset  içerikli boş sözlerle milletimizi aldatmayı sürdüren Başbakan’ın,  Türkiye’nin artan sorunlarından ne denli bihaber olduğu bugün daha da  iyi anlaşılmaktadır.</p>
<p>Türk  milletinin bir ve bütün yaşayabilmesi süreç ilerledikçe daha da  zorlaşmakta ve asgari tahammül ve saygı üzülerek ifade etmeliyim ki  zafiyet geçirmektedir.</p>
<p>Özellikle ikinci dil konusunda ki dayatmaları hepiniz yaşayarak görüyorsunuz.</p>
<p>Ve  hatta Türkçenin, tarifi yapılan bir coğrafya parçasında, ikinci dil  olarak kullanılacağına dönük küstahça ve aşağılık ifadelere şahit  oluyorsunuz.</p>
<p>Unutmamalıyız  ki, resmileşmiş ve kamuya mal olmuş ayrı diller etrafında toplanan alt  etnik grupları, tek millet idealinde ve tarafında tutmak mümkün  değildir.</p>
<p>Dilini  eğitimde, mahkemede, sağlıkta ve her alanda kullanan alt kimlik  unsurlarının, millet olmasının ve sonucunda kaçınılmaz olan siyasi  bağımsızlıklarının önüne nasıl geçileceğiyle ilgili bir değerlendirmesi  olan hali hazırda var mıdır?</p>
<p>Allah  muhafaza, iki milletin, üniter yapı içerisinde nasıl kardeşçe  yaşayacağını ve bunun neticesinde hangi felaketlerin ortaya çıkacağını  şimdiden hesap eden bulunmakta mıdır?</p>
<p>Eğer  yüzyılların imbiğinden süzülerek vücut bulmuş millet yapısında,  kırılma, dağılma ve ayrılma baş gösterirse; bunun vebalini ve vicdan  azabını bugünkü iktidar partisi acaba ne kadar hissedecektir?</p>
<p>Sosyolojik ufalanma riski şaka ya da bir vehmin ürünü değildir.</p>
<p>Kamusal alanda, Türkçe dışındaki bir dilin kullanımı konusundaki ısrarlar, millet oluşturma yolunda atılan tehlikeli adımlardır.</p>
<p>Demokratikleşme  ve özgürlük adına bunu alkışlayan bedbahtlar ise, nasıl bir karanlığın  ve bunalımın yaklaşmakta olduğunu göremeyecek kadar ahlaklarını ve  seciyelerini kaybetmişlerdir.</p>
<p>Alt  kimliklerin duygusal boyut kazanması, öncelikle Başbakan Erdoğan’ın ve  hükümetinin kirli politikaları sonucunda gerçekleşmiştir.</p>
<p>Ve süreç hızlanmıştır.            Bölücü talepler ise şantajların gölgesinde yoğunlaşmaktadır.</p>
<p>Nitekim<strong> ‘Demokratik Türkiye, özerk Kürdistan’</strong> beklentileri  eşliğinde, milletimizi ve devletimizi parçalayacak öneriler, hükümetin  hoşgörülü tutumundan dolayı gemi azıya almıştır.</p>
<p>Bu noktaya gelinmesinde elbette Başbakan Erdoğan’ın affedilemez hataları ve pişkince söz ve tavırları etkili olmuştur.</p>
<p>Suçlu tüm ayıbıyla bellidir ve ortadadır.</p>
<p>Başka yerlerde sorumlu aramaya, mazeretler üretmeye ve gerekçeler bulmaya gerek yoktur.</p>
<p>Her  fırsatta milletimizi oluşturan unsurları isim isim sayıp, hepsine eşit  mesafede durduğunu ispata çalışarak, kardeşliğin yüceleceğini sanma  gafletine kapılan Başbakan Erdoğan, teröre verdiği umut ve sunduğu  imkânlarla bölücülük ateşini körüklemiştir.</p>
<p>Farklılıkları kaşıyarak ortaklıkların belireceğini zannedecek kadar bilgi, bilinç ve seviye kaybına uğramıştır.</p>
<p>Önce  ayırıp, sonra birleştirmeye çalışan bu zihniyetin, milletimizin önüne  mayınlarla döşeli bir yol inşa ettiğine dair şüphemiz artık kalmamıştır.</p>
<p>Meselelere sıkıştığı dar ve kavmiyetçi alandan yaklaşan Başbakan Erdoğan, eğer hala yıkım projesinde ısrar ederse;</p>
<p>Uyandırdığı ve güçlendirdiği alt etnik kimliklerin kardeşliğimizi nasıl sakatlayacağını da er geç mutlaka görecektir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan’ın, siyasetini farklıklar ekseninde kurması ve milletimizi  otuzaltıya bölmekten zevk almasının tabiidir ki sonuçları ağır  olacaktır.</p>
<p>Birlikte  kardeşçe yaşamanın tek çaresi ve yolu sanki farklılıkları,  müştereklerimizin önüne geçirmekle mümkün olacakmış gibi bir anlayış  AKP’de hâkim yaklaşım haline gelmiştir.</p>
<p>Ne var ki, Başbakan Erdoğan’ın bu konuda da çelişkili ve kuşkulu bir duruşu vardır ve sözleriyle delilli ve ispatlıdır.</p>
<p>Mesela, çok değil, yakın bir zamanda;</p>
<ul>
<li><em>“Bütün ayrılıkları, gayrılıkları, ihtilafları, farklılıkları bir tarafa bırakıyoruz.”</em> diyen Başbakan Erdoğan’dır.</li>
<li><em>“Gökkuşağı</em><em> ne kadar güzelse, ne kadar muhteşemse, ne kadar etkileyiciyse, farklılık da o kadar güzeldir, o kadar muhteşemdir.”</em> sözleri Başbakan’a aittir.</li>
<li><em>“Birlik mefkûresi, ancak farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışla hayata geçirilebilir.”</em> ifadeleri aynı Başbakan’ın ağzından çıkmıştır.</li>
<li><em>“Farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışın adresi AB olmalıdır.”</em> değerlendirmesi de aynı kişi tarafından yapılmıştır.</li>
<li>Başbakan’ın,  farklılıkları öven bu sözlerine karşılık kullandığı şu ibareler  esasında kafasının ne kadar karışık ve bulanık olduğunu da göstermiştir.</li>
<li>“<em>Bize yakışan, farklılıklarımız üzerinde değil, müştereklerimiz üzerinde yoğunlaşmak, kardeşlik hukukumuzu geliştirmektir.”</em> düşüncesi bizatihi Başbakan Erdoğan tarafından dillendirilmiştir.</li>
<li><em>“Bizler bu coğrafyada, bu ülkede, asırlar boyu bu anlayışla, bu inançla farklılıklarımızı vahdet içinde erittik.”</em> görüşü de ne gariptir ki Recep Tayyip Erdoğan’dan çıkmıştır.</li>
<li><em>“</em><em>Bütün farklılıklarımızı bir tarafa bırakır, bir ve bütün oluruz.”</em> sözlerinin mazisi de çok eski değildir.</li>
</ul>
<p>Başbakan  Erdoğan’ın, en son olarak partisinin Kızılcıhamam’daki toplantısında;  farklılıkların değil, ortaklıkların öne çıkarılmasından bahsetmesi ve  bunun önemine vurgu yapması; bugüne kadarki söz ve değerlendirmelerinin  tutarlı hiçbir tarafı olmadığına işaret etmiştir.</p>
<p>Bunlardan hangisi Başbakan Erdoğan’ın gerçek fikridir?</p>
<p>Bize göre, bu zihniyetin milletimizi ayırmada, etnik tasniflerle tanımlamada maharet sahibi olduğu kuşkusuzdur.</p>
<p>Merakımız,  AKP kadrolarına egemen olan, farklılıkları hortlatarak benzerliklerin  nasıl ortaya çıkartılacağı noktasında düğümlenmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın unuttuğu çok önemli bir hakikati buradan kendisine hatırlatmak istiyorum:</p>
<p>Milletimizi  oluşturan alt kimlik gurupların, farklılık ekseninde tanımlanması;  bunların temsiliyet ve tanınma heyecanlarını hiç olmadığı kadar  artıracaktır.</p>
<p>Ve çeşitliliklere vurgu yapılarak; ortak duygular ve birlikte yaşama iradesi güçlenmeyecek, aksine zayıflayacaktır.</p>
<p>Anadolu  coğrafyasında yaşayan her bir vatandaşımız hiçbir ayrılığa prim  vermeden aynı ülkü, ideal, kimlik ve milli kültür çevresinde toplanmış  ve millet olmamızı sağlamıştır.</p>
<p>Kız  alıp, kız veren ve büyük bir aile haline gelen, aynı hatıralara sahip,  birlikte ağlamış, birlikte gülmüş, aynı ufka odaklanan Türk milletinin  hiçbir ferdi, elbette farklıkların tahrik edilmesine daha fazla müsamaha  göstermeyecektir. İnancım ve beklentim bu yöndedir.</p>
<p>Türk  tarihinin belli bir döneminde, iktidarı eline alan bir avuç  teslimiyetçi istiyor ve teşvik ediyor diye de hiçbir kardeşimiz millet  olmaktan taviz vermeyecektir.</p>
<p>AKP iktidarı yıkımda ve farklıkları azdıran politikalarında inat ederse;</p>
<ul>
<li>Vatan coğrafyasının bir ve bütün olarak kalması,</li>
<li>Milletimizin daha fazla kardeşçe yaşaması,</li>
<li>Bugünkü beşeri zenginliğin, bu sınırlar çerçevesinde bir arada tutulması çok zor olacaktır.</li>
</ul>
<p>Bu tehlikeyi görmek lazımdır.</p>
<p>Böylesi bir zihniyet tarafından ülkemizin yönetiliyor olması ve çivilerinin birer birer sökülmesi tam bir talihsizliktir.</p>
<p>Bunları milletimize anlatmak bizim en öncelikli vazifemizdir.</p>
<p>Elbette biz bölünmenin, ayrışmanın, farklılaşmanın sonuna kadar karşısında durmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Ve  hiç kimse şüphe etmesin ki, milletimizden aldığımız destekle, melanete  çanak tutanlardan, ihanete kol kanat gerenlerden ve bizi birbirimizden  koparmaya çalışan demokrasi maskeli fitne zihniyetlerden mutlaka hesap  soracağız.</p>
<p>Yaşananları  herkes unutsa da Milliyetçi Hareket unutmayacak, herkes vazgeçse de Üç  Hilal asla vazgeçmeyecektir. Ve Türk’ün, şimdilerde hafife alınan  kudretini, görmek ve tatmak isteyen ve hak eden muhataplarına bildirecek  ve şamarını da üst üste indirecektir. Bundan herkes emin olmalıdır.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Gelecek ideali ve vizyonu olmayan siyasi yönetimlerin, geçmişteki meselelere saplanıp kalması bir dereceye kadar normaldir.</p>
<p>Böylesi bir durum aslında milletler için de geçerlidir.</p>
<p>Yarınlarından  endişe eden toplumların, kendilerini rahat ettirmek adına dünün  zaferlerine sığınmaları, sürekli olarak düne takılı kalan ve geleceği  okuyamayan bir zihniyetin doğmasına da kapı aralayacaktır.</p>
<p>Aynı  zamanda geçmişte tereddüt uyandıracak bazı olayların ve şüpheli  vakaların bugüne taşınarak tartışılması ve gündemi en üst düzeyde meşgul  etmesi işin doğrusunu isterseniz çok makul olmayacaktır.</p>
<p>Son günlerde, 1990’lı yıllarda yaşanılan ve üzerinde kuşkular bulunan bazı olaylar tekrar ısıtılıp gündeme taşınmıştır.</p>
<p>Bunlardan en önemlisi ve birinci olarak; sekizinci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın ölümüne dair iddialardır.</p>
<p>Başta  ailesi olmak üzere, rahmetli Özal’ın bir suikasta kurban gittiğine  dönük beyanatlar ve görüşler sürekli olarak dillendirilmektedir.</p>
<p>Bu meseleyle ilgili etraflı bir değerlendirme yapmamız doğal olarak mümkün değildir.</p>
<p>Ancak  bahsedilen kişinin, 17 Nisan 1993 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyorken hayata veda etmesi ve ölüm şekli  üzerindeki esrar perdesinin aralanamamasının iddia edilmesi bizim konuya  dair bakışımızı etkilemektedir.</p>
<p>Değerli arkadaşlarım, merhumun en başta ailesi olmak üzere, birçok kişi ölümü ile ilgili şüphelerini dile getirmektedir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı’nı koruyamayacak kadar aciz ve takatsiz bir ülke değildir.</p>
<p>Çankaya Köşkü, mütareke döneminin işbirlikçi sarayı gibi çaresiz, güçsüz ve zavallı bir mekân olmamıştır.</p>
<p>Orada kim bulunursa bulunsun, vücut bütünlüğü, güvenliği milletimizin namusuna ve şerefine emanettir.</p>
<p>Bu  tartışmaların son bulması için, yürütülen soruşturma bir an önce  sonuçlandırılmalı ve milletimizin kafasında oluşan soru işaretleri  ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>Bu mesele gündemi işgal ederken, dikkatimizi bir konu daha çekmiştir.</p>
<p>İmralı  canisinin, rahmetli Özal’ın ölümüyle ilgili yorum yapması ve Hakk’a  kavuştuğu aynı günde kendisiyle görüşüleceğini dile getirmesi ilginç ve  manidar bir durumu da ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Yani burada, terör konusuyla Özal’ın ölümü ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Lütfen  dikkat buyurunuz, geçmişte PKK terörüyle müzakere arayışları ve görüşme  ortamlarının tesisi için gösterilen yoğun gayret, deyim yerindeyse  rahmetli Özal’ın ölümüne neden olmuş gibi bir izlenim ortaya çıkmıştır.</p>
<p>İddialar ve imalar bu yöndedir.</p>
<p>Gerçekten  de böyle bir şey varsa, terörle tıpkı bugünkü gibi uzlaşma arayışlarını  onaylamamız her ne pahasına olursa olsun mümkün değildir.</p>
<p>Ancak  bunun için de, bir Cumhurbaşkanı’nın hayatına kast edildiğini düşünmek  ve bu yönde kamuoyunu yönlendirmeye çalışmak ise bizim açımızdan başka  maksatlara zemin hazırlamak anlamına gelecektir.</p>
<p>Artık  rahmetli Turgut Özal’ın ölümünün üzerindeki sır ve gizem mutlaka  aralanmalı, milletimizin şüpheleri bir an önce giderilmelidir.</p>
<p>Geçmişte yaşanan ve bugün devamlı tartışılan bir diğer konu ise rahmetli Eşref Bitlis’in ölümüyle ilgili iddialardır.</p>
<p>Terörün  tırmandığı bir dönemde Jandarma Genel Komutanlığı görevini icra eden bu  değerli şahsın, bir uçak kazasında ölmesi, doğal olarak bazı kuşkuları  beraberinde doğurmuştur.</p>
<p>Terörle  mücadele hedefine gölge düşürmeden ve dedikoduların önüne geçmek  maksadıyla rahmetli Eşref Bitlis’in ölümüyle ilgili tereddütler de  ivedilikle giderilmeli, konu bütün yönleriyle açığa kavuşturulmalıdır.</p>
<p>Geldiğimiz bugünkü aşamada, AKP hükümetini, bu iki önemli mesele üzerine kararlılıkla eğilmeye davet ediyorum.</p>
<p>Ve  hükümette yer alan bir başbakan yardımcısına düzenlendiği iddia edilen  suikast girişiminin ise gerçek olup olmadığının ve bu konuda hangi bilgi  ve belgelere ulaşıldığının da bir an önce açıklanması gerektiğine  inanıyorum.</p>
<p>Türkiye’yi  bir ara en üst düzeyde meşgul eden ve kozmik odalara girilmesinin de  gerekçesi olan bu suikast iddiasının, ne boyutta olduğunu milletimiz  bilmelidir ve aynı zamanda da gerçekleri öğrenmesi hakkıdır.</p>
<p>Türkiye bu şaibelerden kesin olarak kurtulmalıdır.</p>
<p>Karanlık mihrakların operasyon arenası olmaktan sıyrılmalıdır.</p>
<p>“Faili  meçhullerin, işkencelerin, suikastların, darbe girişimlerinin, karanlık  senaryoların sorgulandığı, karanlık noktaların aydınlığa kavuştuğu  artık bir Türkiye olduğunu” ileri süren Başbakan Erdoğan, ilk önce  gündemi meşgul eden ve hakkında birçok fikir beyan edilen kuşkulu  vakaları gecikmeksizin çözüme kavuşturmalıdır.</p>
<p>Aksi  takdirde, Başbakan Erdoğan’ın böylesi belirsizlikle yüklü bir ortamdan  ve suni çekişmelerden memnun olduğu sonucuna varacağız ve bu ve benzeri  tartışmaların da sürmesini istediği kanaatine ulaşacağız.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Bilindiği üzere, geride kalan 17 Ekim 2010 tarihi, Dünya Yoksullukla Mücadele günüdür.</p>
<p>Bu  anlamlı günü, başka gündem konuları yüzünden unutulan yoksul ve aç  insanlarımızın hatırlanması ve haklarının savunulması için önemli bir  fırsat olarak gördüğümüzü bu vesileyle ifade etmek isterim.</p>
<p>Ülkemizde  olduğu gibi, Dünyanın birçok yöresinde şiddeti farklı da olsa, açlık ve  yoksulluk içinde hayata tutunma mücadelesi veren insanların varlığı acı  da olsa bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>Küreselleşme  nimetlerinin eşitsiz dağılımı ve kaynakların adalet içinde pay  edilmemesi, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin maruz kaldığı yoksulluk  şiddetini artırmaktadır.</p>
<p>Küresel  işleyişin dengesiz ve eşitlikten yoksun düzeni, ne hazindir ki  yoksulluk belasının çoğalmasını ve yayılmasını hızlandırmaktadır.</p>
<p>Partimizin  ‘yaşa ve yaşat’ ilkesi ile inancımızın bir gereği olan, “komşusu aç  iken tok yatan bizden değildir” kutlu tebliği, yoksulluk içinde çare  arayan, mahzun ve çaresiz kalan vatandaşlarımıza bakışımızın temelini  oluşturmaktadır.</p>
<p>Elbette  biz bu yaklaşımımızı, nerede yardıma ve desteğe muhtaç bir insan varsa,  onları da kapsayacak bir şekilde yorumlamaktayız.</p>
<p>Takdir  edersiniz ki, hem ülkemiz bağlamında, hem de küresel alanda özlenen ve  beklenen barışa ve huzura ancak bu şekilde ulaşabiliriz.</p>
<p>Özellikle  son sekiz yıllık AKP hükümetleri döneminde, vatandaşımızı yoksulluktan  kurtaracak ve dengeli ve adil bir gelir dağılımını sağlayacak bir  ekonomik ve sosyal düzen tesis edilememiştir.</p>
<p>AKP’nin  uyguladığı sosyal içeriklerden yoksun ve insanı temel almayan  politikaları, bir tarafta dolar milyarderleri sayısını hızla artırırken,  diğer tarafta, yoksulu daha da yoksullaştırmış ve vatandaşlarımızı  muhannete muhtaç bir hale getirmiştir.</p>
<p>Maalesef  2002 yılında yüzde 14,7 olan göreli yoksulluk oranı, 2008 yılında yüzde  15,1 düzeyine çıkmış ve sayıları 11 milyon ulaşan insanımız yoksulluğa  mahkûm edilmiştir.</p>
<p>2009  yılında yaşanan ağır ekonomik krizi de dikkate aldığımızda yoksul  sayısının 15 milyona yaklaştığını söylememiz abartılı olmayacaktır.</p>
<p>Dünyada  hangi ülke vardır ki, kişi başına geliri 3 bin dolardan 10 bin dolara  yaklaşmış, ama buna rağmen yoksul sayısı da milyonlarca artmış olsun.</p>
<p>Anlaşılan  Başbakan’ın iftihar ettiği sosyal ve ekonomik sistem ve politikalar;  yoksulu daha yoksul, zengini ise daha zengin yapmıştır.</p>
<p>Gerçek budur ve yoksulluğun dayanılmaz yüzü bariz olarak meydandadır.</p>
<p>Parti  olarak, yoksullukla mücadelenin, yoksulların üretici konuma geçmesi ve  kendi kazandıkları ile geçinmesini sağlayıcı nitelikte olmasına  inanmaktayız.</p>
<p>Ve  mutlaka, bu şartları sağlayana kadar ise devletin, aileleri ve  vatandaşları etkili bir sosyal koruma sistemi altına almasının zorunlu  olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Hiç kimse aldığı yardımlardan mahrum edilmemelidir ve daha çoğunu her yoksul kardeşimiz fazlasıyla hak etmektedir.</p>
<p>İnşallah,  milletimiz bize iktidar olma fırsatını verdiğinde, her yoksul  vatandaşımıza ulaşacağız ve hak ettiklerini ziyadesiyle vermeye devam  edeceğiz.</p>
<p>Nitekim  Parti programımızda ifadesini bulan yoksulla mücadelede temel  politikalar olarak benimseyeceğimiz hususlar özet ve ana başlık halinde şunlar olacaktır:</p>
<p><strong>1-</strong> İstikrarlı  bir ekonomik büyüme ve güçlü üretim ekonomisi tesis edilmek suretiyle;  üreten, istihdam yaratan ve üretilen katma değerden her kesimin katkısı  ölçüsünde adil pay almasını sağlayan bir sosyal rafah devletinin  oluşturulması,</p>
<p><strong>2-</strong> Katma  değerin yaratılmasında payı olanların, bölüşümden eşit ve adaletli bir  şekilde yararlanmaları, üretim sürecinde yer almayan muhtaç  kardeşlerimizin ise sosyal koruma programlarıyla desteklenmeleri ve  yoksulluktan kurtarılmalarının esas olması,</p>
<p><strong>3-</strong> Yoksul vatandaşlarımızın sosyal yardım programlarından etkili bir şekilde yararlanması ve hiç kimsenin aç ve açıkta kalmaması,</p>
<p><strong>4-</strong> Muhtaç  durumdaki işsiz aile reislerine iş sağlanana kadar işsizlik yardımı  ödeme programı başlatılarak ailelere sosyal koruma uygulaması yapılması,</p>
<p><strong>5-</strong> Yardıma  muhtaç, yaşlı, kimsesiz, güçsüz, özürlü ve özel ilgiye muhtaç  vatandaşlara yönelik olarak farklı kuruluşlar tarafından yürütülen  sosyal yardımlar ve sosyal hizmetlerin, çağdaş ve entegre bir sistem  olarak yapılandırılması başlıca hedeflerimiz arasındadır.</p>
<p>Yoksulluk çözemeyeceğimiz ve üstesinden gelemeyeceğimiz bir sorun değildir. Yeter ki istensin ve samimi olunsun.</p>
<p>Biz parti olarak, yoksulluğu ve işsizliği çözmeye hazırız ve milletimizin refahı için var gücümüzle çalışmaya kararlıyız.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Yakından  biliyorsunuz ve şahitsiniz, Türkiye ekonomisi ağır bir krizden çıkmanın  sancılarını ve sıkıntılarını halen yaşamaktadır.</p>
<p>Kriz, ekonominin istikrarını mahvetmiş, bütün ölçü ve ayarlarını bozmuştur.</p>
<p>Ekonomideki  yangından etkilenmeyen hiç kimse kalmamış, oluşan tahribatın faturası  özellikle dar gelirli vatandaşlarımızın ceplerine ateş topu gibi  düşmüştür.</p>
<p>Ekonominin  önümüzdeki üç yılda takip edeceği yolu ve hedeflerini ortaya koyan Orta  Vadeli Program’ın umut vaat etmediğini geçen haftaki konuşmamda  vurgulamıştım.</p>
<p>Programda  temel olarak belirlenen; büyümeye istikrar kazandırmak, istihdamı  artırmak ve kamu dengelerini iyileştirmek amaçlarının bir karşılığının  olmayacağını yaşayarak göreceğiz.</p>
<p>İş üretmeyen ve üretime dayanmayan bir büyüme stratejisiyle daha fazla yol alınması takdir edersiniz ki çok zordur.</p>
<p>AKP  tarafından, ithalata bağımlı hale getirilen ekonomik yapının bütünüyle  sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde refah üretmesi emin olun ki mümkün  değildir.</p>
<p>Türkiye  ekonomisinin, başkalarının tasarruflarını kullanarak daha ne kadar yol  alabileceği üzerine mutlaka düşünmek ve bir karar değişikliğine gitmek  lazımdır.</p>
<p>Sahip  olduğumuz ekonomik modelden, uygulanacak politikalara kadar birçok  alanda, değişiklik yapılması ve her şeyin baştan sona gözden geçirilmesi  artık elzem bir hale gelmiştir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan’ın ve yol arkadaşlarının rakamlardan medet umarak ‘geliştik,  büyüdük, bize bir şey olmadı’ sözleri, vatandaşlarımız açısından hiçbir  anlam ifade etmemektedir.</p>
<p>Sorunların  yakıcılığını yaşayan, ağırlığı altında ezilen milyonlarca Türk insanı,  ekonomide estirilmeye çalışılan sanal iyimserlik havasına aldırış  etmemektedir.</p>
<p>Zira bu aldatmacalara kanacak ve inanacak da kalmamıştır.</p>
<p>Her şey ortadadır. Yoksulluk ve sefalet her tarafa yayılmıştır.</p>
<p>İşsizlik  oranına bakarak sahte umut tacirliği yapan Başbakan Erdoğan’ın,  ülkemizin her hanesinde çaresiz bir şekilde iş arayanları ve ancak bir  türlü bulamayanları gündemine aldığı yoktur.</p>
<p>Onları dikkate değer de bulmamaktadır.</p>
<p>Hatta her üniversiteyi bitirenin, iş bulacak diye bir kuralı olmadığını söyleyecek kadar şefkat ve merhametini kaybetmiştir.</p>
<p>Elbette kendi mahdumları için gelecek sıkıntısı yoktur. İşsizlik sorunu bulunmamaktadır.</p>
<p>Ne var ki milyonlarca gencimiz bu kadar şanslı olmamıştır.</p>
<p>Ve  mısır ticaretine erkenden atılan, yumurta üretiminde gözleri kamaştıran  bir hünere sahip olan ve ne hikmetse enerji işine genç yaşlarda  girenler kadar da talihleri yaver gitmemiştir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan ekonomideki sahte ve sanal başarı hikâyesini bir kenara  bırakmalı ve elini vicdanına koyarak milletimizin perişan haline  odaklanmalıdır.</p>
<p>Bakınız, vatandaşlarımız, fırlayan altın fiyatlarından dolayı; eşinin, dostunun düğününe dahi katılamayacak duruma gelmişlerdir.</p>
<p>Hayat  pahalılığı almış başını yürümüş ve gıda fiyatlarındaki artış,  pazarlardaki, marketlerdeki alışverişlerin gramla yapılmasına neden  olmuştur.</p>
<p>İğneden ipliğe her şeyin fiyatı Temmuz ayından bu tarafa hızla yükselmektedir.</p>
<p>Nitekim  işlenmemiş gıdadaki yıllık bazda fiyat artışları yüzde 22,9’a  ulaşmıştır. Özellikle Ağustos ve Eylül aylarında gıda fiyatları yüzde  7,8 oranında artış göstermiştir.</p>
<p>Tabaklar boşalmış, tencereler boş kaynayamaya başlamıştır.</p>
<p>Buzdolaplarının kapıları açılmaz olmuştur.</p>
<p>Domatesteki fiyat artışını görüyorsunuz. Kıyma ve kuşbaşı fiyatlarındaki rezaletlere tanık oluyorsunuz.</p>
<p>Son günlerde ekmeğe yapılan zammı da biliyorsunuz.</p>
<p>Sofralardan doyarak kalkmak ve dengeli beslenmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir.</p>
<p>Bunun sorumlusu şüphesiz Başbakan Erdoğan’dır ve ekonomi politikalarındaki derin çatlaklardır.</p>
<p>Boş sözlere herkesin karnı toktur ve hayalleri gerçekmiş gibi sunma kurnazlığına kapılacak kimse de bulunmamaktadır.</p>
<p>Ancak  milletimiz, ekonomik sorunlardan dolayı kan ağlarken ve dayanacak gücü  kalmamışken, “artık kendisine güvenen, özgüveni yüksek, büyüklüğünü,  direncini ispat etmiş güçlü bir ekonomi var” diyen Başbakan tam bir akıl  tutulmasına ve hayâ kaybına uğramıştır.</p>
<p>Tekirdağlı  kardeşim bunalmış, Karamanlı vatandaşım yorulmuş, Şırnaklı kardeşim aç  uyumuş; ama Başbakan’a göre her şey güllük gülistanlık olmuştur.</p>
<p>İşte  şuurunu kaybetmiş bir Başbakan’ın resmi tam da budur, bu şekildedir. Bu  hazin ve ibretlik siyasi zihniyet, milletimizle açıkça alay etmektedir.</p>
<p>Buna katlanmamız mümkün değildir, doğru da olmayacaktır.</p>
<p>Bu  kapsamda, kara delikleri kapattıklarını, israfı önlediklerini,  yolsuzluklara aman vermeyerek yetimin hakkına, milletin emeğine, alın  terine sahip çıktıklarını iddia eden Başbakan Erdoğan’a diyeceğim şudur:</p>
<p>Eğer  yetimin, garibin, fukaranın hakkına el uzatılmışsa; bu elin sekiz  yıldır sarmaş dolaş olduğun çıkarcı ve menfaatçi çevrelerin doymak  bilmeyen açgözlülükleri olduğunu çok yakın bir zamanda acı bir şekilde  göreceksin ve bunun bedelini de ödeyeceksin.</p>
<p>Milletin  alın terini, yolsuzluk kanallarıyla yandaşlarına sevk etmenin,  söndürdüğün hayallerin, aç bıraktığın gariplerin, ekmeğini aldığın  biçarelerin hesabını da mutlaka vereceksin.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Tarım  ve hayvancılık alanında yaşanan sorunlar gün geçtikçe çoğalmakta ve  milletimizin kendi kendisini beslemesi dahi riske girmektedir.</p>
<p>Özellikle hayvancılık alanındaki kaos milletimizin tamamını olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Bildiğiniz  gibi, AKP hükümeti, geçtiğimiz Nisan ayında, 16 bin ton canlı hayvan ve  7 bin 500 ton da et ithalatı için karar vermiş ve düğmeye basmıştır.</p>
<p>Daha sonra bu miktar yeterli görülmeyerek 100 bin tonluk ikinci bir et ithalatı kararı daha almıştır.</p>
<p>İthalatın gerekçesi olarak sunulan ucuz et alım politikası, tam bir uydurmadan ibaret olmuştur.</p>
<p>Dışarıdan  getirilen hayvanlar, üreticilerimizde büyük sıkıntılara yol açmış ve  panik halinde besilerini ucuz fiyatlara satmak zorunda kalmışlardır.</p>
<p>Üstelik gümrük vergilerini sıfırlayarak yapılan canlı hayvan ithalatı ise hayvan yetiştiricilerimize büyük zararlar vermiştir.</p>
<p>Uluslararası  alanda ülkelerin, hayvancılık sektöründeki üretimlerini korumak  maksadıyla belli bir gümrük tarifesi uyguladıkları bir vakıadır.</p>
<p>Oysaki  ülkemizde gümrük vergilerinin sıfırlanmasıyla yerli üreticimiz tam bir  çıkmaza sokulmuş ve kendi kaderine terk edilmiştir.</p>
<p>Et ithalatıyla birlikte ülkemize, çok değişik ve sağlıksız et türlerinin girme riski de artmıştır.</p>
<p>Hayvancılığın biriken sorunları, ithalatla beraber daha da karmaşık bir boyut kazanmıştır.</p>
<p>Büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısı da gün geçtikçe azalmaktadır.</p>
<p>Bu itibarla, önümüzdeki Kurban Bayramında, birçok sıkıntının yaşanacağı da şimdiden belli olmuştur.</p>
<p>Ve vatandaşlarımız AKP’nin marazi hayvancılık politikasından dolayı pahalı et yemeye mahkûm ve mecbur hale getirilmiştir.</p>
<p>Elbette  et konusundaki sancılar, süt üreticilerini de olumsuz etkilemekte,  zincirleme problemlerin ortaya çıkmasına kapı aralamaktadır.</p>
<p>Hayvansal  üretim potansiyeli fazla olan ülkemizin, bu alanda muhatap olduğu ve  gün geçtikçe katlanan ve yayılan açmazları, önümüzde sağlıklı beslenme  ve nesillerin iyi yetişmesi açısından tehlikelerle dolu bir sürecin  durduğunu göstermektedir.</p>
<p>Hayvancılıkla  uğraşan üreticilerimizin öncelikle; ucuz yeme ulaşma imkânı  sağlanmadan, pazar şartları düzeltilmeden, lazım gelen desteklemeler  yapılmadan boğuştukları sorunlarının azalması kısa vadede ihtimal  dâhilinde değildir.</p>
<p>AKP,  milletimize pahalı et yedirmenin ve hayvancılığı perişan etmenin siyasi  faturasına mutlaka maruz kalacak ve bunun altından da kalkamayacaktır.</p>
<p>Bugün, kasaptan, manavdan kim boynu bükük çıkıyorsa, bilsin ki bunun sebebi hükümettir.</p>
<p>Emeklilerimizi  komik zamlarla avutan Başbakan Erdoğan, verdiğini, etten, yumurtadan,  peynirden, sütten, yoğurttan ve sebzeden fazlasıyla çıkarmaktadır.</p>
<p>Kaşıkla verip, kepçeyle geri alan asıl bu iktidardır.</p>
<p>Refah  artışının göstergesi olarak; araba satışlarını, beyaz eşya ve konut  alımlarını gösteren Başbakan Erdoğan; fakirden alarak zengine vermekte  ve gelir ve servet dağılımındaki adaleti muazzam derecede bozmaktadır.</p>
<p>Artık AKP iktidarının heyecanı, dermanı ve yürüyecek mecali kalmamıştır.</p>
<p>İktidar yılgını ve bıkkını olduğunu açıkça gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Manzara budur. İktidarın yorgun yüzü artık iyice belirginleşmiştir.</p>
<p>Elbette  çok yakın bir zamanda yapamayan ve milletimizi zamlarla perişan eden  AKP gidecek; yapacak olan, hizmet ve çalışmada çok azimli olan  Milliyetçi Hareket işbaşına gelecektir.</p>
<p>Buna yürekten inanıyor ve bunu sağlayacak aziz milletimizin şaşmaz sağduyusuna ve doğruya bağlılığına sonuna kadar güveniyorum.</p>
<p>Konuşmama son vermeden önce bir konuyu daha huzurlarınızda kısaca ifade etmek istiyorum.</p>
<p>Geçtiğimiz  hafta yapılan Meclis Grup toplantımızda AKP’nin yargıyı siyasallaştırma  niyetlerine dikkat çekmiş, bu konudaki görüşlerimizi dile getirmiştim.</p>
<p>Türkiye,  Başbakan Erdoğan patentli bir yargı kuşatması ve kriziyle karşı  karşıyadır. Yargının siyaset yörüngesine oturtulması ve AKP zihniyetinin  adalet mekanizmasında egemen kılınması için sürdürülen sistemli  çabalarda yeni ve ileri bir aşamaya geçilmiştir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan’ın ilk hedef olarak gördüğü Hâkimler ve Savcılar Yüksek  Kurulu’nun yeniden tanziminde önemli bir merhale geride bırakılmıştır.</p>
<p>17 Ekim 2010 günü birinci sınıf Hâkim ve Savcıların katıldığı seçimlerle bu kurulun on asil ve altı yedek üyesi belirlenmiştir.</p>
<p>12  Eylül 2010 Anayasa değişikliği paketi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek  Kurulu’na seçim sürecinin hükümetin istediği biçimde yürütülmesi  sağlanmış, iki gün önce yapılan seçimle de Adalet Bakanlığı’nın  hazırladığı liste blok olarak seçilmiştir.</p>
<p>Ve  Adalet Bakanı’nın atadığı, doğrudan siyasi iktidara bağlı olan bazı  bürokratlar da bu yolla kurula girmişlerdir. Bu şekilde yargıdaki siyasi  operasyon da büyük ölçüde tamamlanmıştır.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kuşatmasının tamamlanmasını takiben sıranın Yargıtay ve Danıştay’a gelmesi beklenmektedir.</p>
<p>Bilinmelidir  ki, siyasetin yargıya müdahalesi, yargıyı yandaş hale getirmesi ve  yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını kaybederek siyasi  düşüncelerden etkilenmesi Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülüktür.</p>
<p>AKP’nin  kendi yargısını oluşturma çabalarının ise hayırlarına olmayacağını ve  bir gün ters tepeceğini herkes mutlaka yaşayarak görecektir.</p>
<p><strong>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekim 2010 &#8211; SAYI: 88</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekim-2010-sayi-88.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekim-2010-sayi-88.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Oct 2010 22:25:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1841</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi’nin Ekim sayısıyla bir kez daha merhaba. Bu ayki kapak konumuzda modern zamanların karşı konulmaz getirisi olan yalnızlığı tüm bizleri etkilediği şekliyle sosyoloji ve psikoloji bilimleri çerçevesinde ele almaya çalıştık. İlk olarak “Bir Ekzantirik Adam’ın Anatomisi ya da Kendisi İçin Yalnızlık Üzerine Jurnaller” adlı yazımızla yalnız kalmış bir kişinin yaşadığı iç çekişmeleri, toplumun bu adama karşı aldığı tavrı ve yalnızlığın insan üzerinde etkilerini size yansıtmaya çalıştık. Hemen ardından ülküsüne doğru çetin yolları aşmakta olan bir adamın yalnızlığını anlatan ve Enver Paşa‘ya ithaf olunan “Kurt Bakışında Yalnızlık Güncesi” adlı yazı ile karşılayacağız sizleri. “İnsanlar ve Yalnızlar” adlı yazımız ile yalnızlığın toplumsal boyutunu düşünürlerin söylemleri çerçevesinde değerlendirirken, yalnızlık ve aşk arasındaki paradoksu “İstikbal – i Teferrüt” adlı yazımızla incelemeye çalıştık. “Güneşe Göç Var da Kalan Biz Miyiz” ve “Dönsek mi Bu Aşkın Şafağından?” adlı yazılarımız ülkü yolunda yürüyen pervasız yiğitlerin yalnızlığından söz etmeye çalıştık. “Yalnızlığın Ahlaklı İsyanı” adlı yazımız ile yalnızlığın getirdiği/gerektirdiği tefekkürden bahsetmeye çalıştık. Türkiye ve dünya gündemine ilişkin başlıkların değerlendirildiği ‘Gündem’ bölümümüzde ise ilk olarak kısa süre önce yapılan ve anayasamızda kısmi değişiklik meydana getiren halk oylamasının kısa analizini “Bir Müşahidin Kaleminden 12 Eylül” adlı makalemizle yapmaya çalıştık. Son zamanlarda çokça tartışılan bir diğer toplum öğesi olan medyayı “Bir Toplum Mühendisliği Olarak Medya” adlı yazımızla kıskaca aldık. Anayasa değişikliğinin ardından kimi çevrelerce gündeme getirilen başkanlık sistemini “Türkiye İçin Riskli Bir Tercih Başkanlık Sistemi” adlı yazımızla siz okuyucularımıza aktarmaya çalıştık. “Korku İmparatorluğundan Totalitarizme: Türkiye’nin İktidar Muhasebesi” adlı yazımızla ülkemiz iktidarlarının durumlarını irdelemeye çalıştık. Cumhuriyetin ülkemizdeki uygulanışı ve anlaşılmasını “Türkiye ve Cumhuriyet” adlı inceleme yazımızda değerlendirdik. “Türklerde “adlı bölümümüzde bu ay milli çalgılarımızdan bağlamanın tarihini ve fiziksel yapısını ‘Türk Müziği Çalgıları Bağlama’ adlı yazımızla sizlere aktarmaya çalıştık. Bu ay ilk kez karşınıza çıkacak olan “Turana Dair” adlı bölümümüzde ‘Türk Cumhuriyetleri ve Jeopolitik Konumumuz’ başlığı adı altında ülkemizin turan açısından stratejik önemini değerlendirdik. “Okuyorum” bölümümüzde ise sizler için seçtiğimiz birkaç kitabın künyesini bulacaksınız. Bir sonraki sayımızda buluşmak üzere. . . Bir &#8220;Ekzantirik Adam&#8221;ın Anatomisi Ya da &#8220;Kendisi İçin Yalnızlık&#8221; Üzerine Jurnaller Benim de buydu olacağım Tersim, benzemem kimseye Bulunmaz bana şerik Ekzantiriğim ben ekzantirik! “Yalnızlık”, pek çok zaman pejoratif/kötüleyici manada irdelenmek üzere seçilir ve arabesk bir üslûpla bedduaya muhatap kılınır; ama böyle bir “yalnızlık” telakkisi, “yalnızlık” mefhumunun paletine doldurulan renklerin sadece birini, hem de vülgarize edilmiş, keyfiyet miktarı noksan olduğu ölçüde kemiyet &#8230; Fırat KARGIOĞLU Kurt Bakışında Yalnızlık Güncesi “Tüm zamanların yalnız kurdu” Enver Paşa’ya ithaf olsun; selam ve dua ile&#8230; Bahar’dan: Dibace… “Nerdesin ey dokuz şavklı yıldızım?” Dilaver Cebeci “Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için; Gidecek yer ne kadar uzak olabilir?” İsmet Özel …Zaman denizinden bana düşen damlaları avucumda toplayıp, kana kana içmek isterdim, o tadı alıp susuzluğumun dindiği &#8230; Erkan ÇAKICI Güneşe Göç Var da Kalan Biz Miyiz? Ekim 1980 Bir Ekim sabahı iniyorum trenden. Geldiğim şehrin istasyonu ile kıyaslanınca devasa görünüyor Ankara Garı. Lacivert küçük plastik valizim epey ağır, zor şer indiriyorum trenin merdivenlerinden. Oraya buraya telaşla koşuşturan kalabalık çarparak geçiyor sağımdan solumdan, hangi kapıdan çıkacağımı bile bilmiyorum. Sorsam mı? Kime? Karşılaştığım bu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_1.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_1K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_2.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_2K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_3.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_3K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_4.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_4K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_5.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_5K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a><span id="more-1841"></span></p>
<div>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Dergisi’nin Ekim sayısıyla bir kez daha merhaba.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ayki kapak konumuzda modern zamanların karşı konulmaz getirisi  olan yalnızlığı tüm bizleri etkilediği şekliyle sosyoloji ve psikoloji  bilimleri çerçevesinde ele almaya çalıştık. İlk olarak “Bir Ekzantirik  Adam’ın Anatomisi ya da Kendisi İçin Yalnızlık Üzerine Jurnaller” adlı  yazımızla yalnız kalmış bir kişinin yaşadığı iç çekişmeleri, toplumun bu  adama karşı aldığı tavrı ve yalnızlığın insan üzerinde etkilerini size  yansıtmaya çalıştık. Hemen ardından ülküsüne doğru çetin yolları aşmakta  olan bir adamın yalnızlığını anlatan ve Enver Paşa‘ya ithaf olunan  “Kurt Bakışında Yalnızlık Güncesi” adlı yazı ile karşılayacağız sizleri.  “İnsanlar ve Yalnızlar” adlı yazımız ile yalnızlığın toplumsal boyutunu  düşünürlerin söylemleri çerçevesinde değerlendirirken, yalnızlık ve aşk  arasındaki paradoksu “İstikbal – i Teferrüt” adlı yazımızla incelemeye  çalıştık. “Güneşe Göç Var da Kalan Biz Miyiz” ve “Dönsek mi Bu Aşkın  Şafağından?” adlı yazılarımız ülkü yolunda yürüyen pervasız yiğitlerin  yalnızlığından söz etmeye çalıştık. “Yalnızlığın Ahlaklı İsyanı” adlı  yazımız ile yalnızlığın getirdiği/gerektirdiği tefekkürden bahsetmeye  çalıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ve dünya gündemine ilişkin başlıkların değerlendirildiği  ‘Gündem’ bölümümüzde ise ilk olarak kısa süre önce yapılan ve  anayasamızda kısmi değişiklik meydana getiren halk oylamasının kısa  analizini “Bir Müşahidin Kaleminden 12 Eylül” adlı makalemizle yapmaya  çalıştık. Son zamanlarda çokça tartışılan bir diğer toplum öğesi olan  medyayı “Bir Toplum Mühendisliği Olarak Medya” adlı yazımızla kıskaca  aldık. Anayasa değişikliğinin ardından kimi çevrelerce gündeme getirilen  başkanlık sistemini “Türkiye İçin Riskli Bir Tercih Başkanlık Sistemi”  adlı yazımızla siz okuyucularımıza aktarmaya çalıştık. “Korku  İmparatorluğundan Totalitarizme: Türkiye’nin İktidar Muhasebesi” adlı  yazımızla ülkemiz iktidarlarının durumlarını irdelemeye çalıştık.  Cumhuriyetin ülkemizdeki uygulanışı ve anlaşılmasını “Türkiye ve  Cumhuriyet” adlı inceleme yazımızda değerlendirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">“Türklerde “adlı bölümümüzde bu ay milli çalgılarımızdan bağlamanın  tarihini ve fiziksel yapısını ‘Türk Müziği Çalgıları Bağlama’ adlı  yazımızla sizlere aktarmaya çalıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ay ilk kez karşınıza çıkacak olan “Turana Dair” adlı bölümümüzde  ‘Türk Cumhuriyetleri ve Jeopolitik Konumumuz’ başlığı adı altında  ülkemizin turan açısından stratejik önemini değerlendirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">“Okuyorum” bölümümüzde ise sizler için seçtiğimiz birkaç kitabın künyesini bulacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sonraki sayımızda buluşmak üzere. . .</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="590">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="3" width="127" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_s1.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="527" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Bir &#8220;Ekzantirik Adam&#8221;ın Anatomisi Ya da &#8220;Kendisi İçin Yalnızlık&#8221; Üzerine Jurnaller</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><strong><em>Benim de buydu olacağım</p>
<p>Tersim, benzemem kimseye</p>
<p>Bulunmaz bana şerik</p>
<p>Ekzantiriğim ben ekzantirik!</em></strong></p>
<p>“Yalnızlık”, pek çok zaman pejoratif/kötüleyici manada irdelenmek   üzere seçilir ve arabesk bir üslûpla bedduaya muhatap kılınır; ama böyle   bir “yalnızlık” telakkisi, “yalnızlık” mefhumunun paletine doldurulan   renklerin sadece birini, hem de vülgarize edilmiş, keyfiyet miktarı   noksan olduğu ölçüde kemiyet &#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><strong>Fırat KARGIOĞLU</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="127" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_s2.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="527" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Kurt Bakışında Yalnızlık Güncesi</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><em>“Tüm zamanların yalnız kurdu” Enver Paşa’ya ithaf olsun; selam ve dua ile&#8230;</em></p>
<p>Bahar’dan: Dibace…</p>
<p>“Nerdesin ey dokuz şavklı yıldızım?”</p>
<p>Dilaver Cebeci</p>
<p>“Uzak nedir?</p>
<p>Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için;</p>
<p>Gidecek yer ne kadar uzak olabilir?”</p>
<p>İsmet Özel</p>
<p>…Zaman denizinden bana düşen damlaları avucumda toplayıp, kana kana içmek isterdim, o tadı alıp susuzluğumun dindiği &#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><strong>Erkan ÇAKICI</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="127" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_s3.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="527" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Güneşe Göç Var da Kalan Biz Miyiz?</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><em>Ekim 1980</em></p>
<p>Bir Ekim sabahı iniyorum trenden. Geldiğim şehrin istasyonu ile   kıyaslanınca devasa görünüyor Ankara Garı. Lacivert küçük plastik   valizim epey ağır, zor şer indiriyorum trenin merdivenlerinden. Oraya   buraya telaşla koşuşturan kalabalık çarparak geçiyor sağımdan solumdan,   hangi kapıdan çıkacağımı bile bilmiyorum. Sorsam mı? Kime? Karşılaştığım   bu kalabalık çabucak dağılıyor. Aceleleri var insanların. Ayaklarım   şişmiş&#8230;.</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><strong>Nilüfer TANRISEVSİN</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="127" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_s4.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="527" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Bir Toplum Mühendisliği Öğesi Olarak : &#8220;MEDYA&#8221;</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><em>Medya, bir sokak köpeğidir. Mahalle ondan sorulur ama iyi ailelerin bahçesine giremez.</em></p>
<p><strong>Jacques Beliérdette</strong></p>
<p>Demokrasi kültürünün en büyük getirilerinden birisi de   basın hürriyetidir. Basın hürriyeti; Anayasamızın 28. maddesinde “Basın   hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat   yatırma şartına bağlanamaz.” ifadesi açıkça kullanılarak güvence altına   alınmış bir an&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><strong>Bakir HASTÜRK</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="127" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_s5.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="527" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Türkiye İçin Riskli Bir Tercih: Başkanlık Sistemi</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>Türkiye, yüz yılı aşkın bir   demokrasi tecrübesine ve aynı uzunlukta bir siyasî parti geleneğine   sahiptir. Bir asrı aşan bu süreç, aynı zamanda Türkiye’nin   parlamentarizm deneyimini ifade etmektedir. Zira Kanun-i Esasi’den 1982   Anayasasına kadar bütün kurucu metinlerimiz, hükümet sistemi olarak   parlamentarizmi tercih ve tesis edegelmişlerdir. Kurucu metinlere, yani   anayasalara bağlı olarak normlar hiyerarşisinin kanun, tüzük, yönetmelik   gibi diğer&#8230;</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><strong>Alperen SÖNMEZ</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="127" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1010_s6.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="527" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Türk Cumhuriyetleri ve Jeopolitik Konumumuz</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p>Balkanlar’dan Sibirya’ya uzanan   250 milyonluk Türk Dünyası, tarih boyunca birbiriyle mücadele içinde   bulunmuş, etkileşime girmiş Türk boylarının gelecekte bir arada   yaşamasını tavsiye eden kadim bir ülkünün konusudur. Tarihte hiç   olmadığı kadar mantıklı bir zeminde yükselen bu ülküyü gerçek kılmak   için Türk Dünyası’nın önünde duran engelleri ortadan kaldırarak siyasî,   ekonomik ve kültürel yakınlaşmayı arttırmak gerekmektedir. Çağımızın en   önem&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="527">
<div>
<p><strong>Enver ÖZCAN</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fekim-2010-sayi-88.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekim-2010-sayi-88.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  &#8220;Bağımsız Ülkücüleri&#8221; Uzaylılar mı Kaçırdı?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-bagimsiz-ulkuculeri-uzaylilar-mi-kacirdi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-bagimsiz-ulkuculeri-uzaylilar-mi-kacirdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2010 22:10:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1837</guid>
		<description><![CDATA[İstismar ustası Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın referandum süreci boyunca kullandığı ve &#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221; adını verdiği bir takım kişiler vardı. Bu kişiler, o günlerde AKP&#8217;nin televizyonlarında ve gazetelerinde görünmek, konuşmak için birbiri ile yarışıyordu. AKP&#8217;nin referandum oyunlarına destek olabilmek için gündemden düşmüyorlardı. Recep Tayyip Erdoğan referandum sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığı konuşma içinde &#8220;Bağımsız Ülkücülere teşekkür ediyorum&#8221; şeklinde bir cümle kurdu. O günden sonra bu kullanılan kişileri anan olmadı, bu kullanılan kişiler de şimdilerde ortalıkta görünmüyor. Hergün manşetleri süsleyen, ekranları kaplayan bu kişiler, AKP&#8217;nin &#8220;12 Eylül 1980 ihtilalinin hesabını Kenan Evren&#8217;den soracağız. &#8220; yalanına taşeronluk yaptılar. Bugün ortalıkta kendileri yok, ama taşeronluk yaptıkları yalanları kaldı. Vicdanları bu yalana hizmet etmekten dolayı rahat mı bilmiyoruz. Ama AKP&#8217;nin çizgisinde kampanya figüranı olmaktan dolayı karakterlerinin büyük leke aldığını söyleyebiliriz. Türk milliyetçiliğine ve Ülkücü Harekete düşmanlık konusunda kabarık bir sicil sahibi olan AKP&#8217;nin oyunlarında figüranlık yapabilmek, gerçekten &#8220;Bağımsız Ülkücü&#8221; etiketli kişiler için karakterlerinden taviz vermenin ve fedakârlık yapmanın bir sınavı olmuştur. Referandum sürecinde MHP hangi tespiti yaptıysa hepsinde haklı çıkmışken, bu &#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221; bunun karşısında vicdanlarında bir sorgulama yapıyorlar mı, yoksa önümüzdeki seçim sürecinde AKP tarafından tekrar kullanılmak için kendilerini mi hazırlıyorlar? Herhalde bunların birçoğu AKP&#8217;den milletvekili olabilmenin hayali ile yanıp tutuşuyorlardır. Bunların birçoğuna &#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221; etiketi yapıştırılmış olsa da, çoktan AKP bağımlısı hale getirildiklerini referandum sürecindeki açıklamalarından, ilişkilerinden anlamaktayız. Yıllardır ağızlarına &#8220;Ülkücülük, Türk milliyetçiliği&#8221; gibi kavramları almayanlar, bu kavramları terk ettikleri gibi yıllardır bu kavramlara düşmanlık besleyenler, referandum sürecinde hem AKP&#8217;ye bağımlılıklarını hizmete çevirme hem de kendilerini pazarlama fırsatını kaçırmamışlardır. Kimi herhalde ödülünü peşin almıştır; kimi de milletvekili olma hayalini taksitlere bölmüş, seçimleri beklemektedirler. Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın siyasi tezgâhlarında bir başarı olduğu tartışmasız bir gerçektir. O başarıda &#8220;Bağımsız Ülkücü&#8221; etiketini verdiği bu kişileri, &#8220;Bağımsız Türkiye&#8217;nin&#8221; temeline dinamitler yerleştirirken bile destekçisi, şakşakçısı yapabilmek vardır. Recep Tayyip Erdoğan &#8220;Anayasa değişikliği sürecini Milli Birlik ve Kardeşlik Projesinin (Kürt Açılımı, PKK açılımı) önemli bir adımı olarak da değerlendiriyoruz. Bununla orada uzun vadede atacağımız adımların önü açılıyor.&#8221; sözleri ile televizyon ekranlarından niyetini açıkça bildirirken, bu niyete hizmet edenlerin &#8220;Ülkücülük ve Türk milliyetçiliği&#8221; gibi sıfatları kullanması karakter kokuşmuşluğundan başka bir şey değildir. Bu kokuşmuşluk AKP&#8217;yi bile rahatsız etmiş olmalı ki, referandumdan sonra bunları televizyonlarında, gazetelerinde gezdirmeyi bıraktılar. Gerçi AKP bunları süreç itibariyle kullandı. Referandumdan sonra asıl ve gerçek dostlarına döndüler. BDP ile gizli görüşme planlarının Hakkari&#8217;de mayın patlamasından sonra açıktan görüşmeye dönmesi ve BDP ile önümüzdeki süreçte daha geniş Anayasa Değişikliği için anlaşmalar yapmaları &#8220;Bağımsız Ülkücülerin&#8221; aval aval bakışı mı, yoksa &#8220;AKP ne yaparsa alkış tutarız&#8221; hali mi oldu, bilemiyoruz. Çünkü bu &#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221; sanki yer yarıldı içine girdiler… Sustular, kayboldular… Ortada olsalar da AKP-PKK arasındaki pazarlıkları, AKP-BDP arasındaki görüşmeleri, Kenan Evren&#8217;den sorulmayan-sorulamayacak hesabı hatırlatsak kendilerine… Zaten biraz karakter sahibi olsalar, çıkarlar ortaya ve MHP&#8217;den bu konular için özür dilerler… Recep Tayyip Erdoğan tarafından &#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221; etiketi yapıştırılmış kişiler kullanılıp atıldıklarını fark edip &#8220;MHP&#8217;den özür dileyeceğiz ama referandumdan önce bize kapılarını açanlar, referandumdan sonra tamamen kapattılar, özür dileklerimizi yansıtacak medya yok&#8221; diyorsa, Ortadoğu Gazetesi özür beyanlarını yayınlamaya hazırdır. Bakalım sözde &#8220;Bağımsız Ülkücü&#8221; etiketi kullananlar, özde AKP bağımlısı mankurtlar mı olmuşlar?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İstismar ustası Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın referandum süreci boyunca kullandığı ve <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221;</strong> adını verdiği bir takım kişiler vardı. Bu kişiler, o günlerde AKP&#8217;nin   televizyonlarında ve gazetelerinde görünmek, konuşmak için birbiri ile   yarışıyordu. AKP&#8217;nin referandum oyunlarına destek olabilmek için   gündemden düşmüyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Recep Tayyip Erdoğan referandum sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığı konuşma içinde <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücülere teşekkür ediyorum&#8221;</strong> şeklinde bir cümle kurdu. O günden sonra bu kullanılan kişileri anan   olmadı, bu kullanılan kişiler de şimdilerde ortalıkta görünmüyor. Hergün   manşetleri süsleyen, ekranları kaplayan bu kişiler, AKP&#8217;nin <strong>&#8220;12 Eylül 1980 ihtilalinin hesabını Kenan Evren&#8217;den soracağız. &#8220;</strong> yalanına taşeronluk yaptılar. Bugün ortalıkta kendileri yok, ama   taşeronluk yaptıkları yalanları kaldı. Vicdanları bu yalana hizmet   etmekten dolayı rahat mı bilmiyoruz. Ama AKP&#8217;nin çizgisinde kampanya   figüranı olmaktan dolayı karakterlerinin büyük leke aldığını   söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçiliğine ve  Ülkücü Harekete düşmanlık konusunda kabarık  bir sicil sahibi olan  AKP&#8217;nin oyunlarında figüranlık yapabilmek,  gerçekten <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücü&#8221;</strong> etiketli kişiler için karakterlerinden taviz vermenin ve fedakârlık yapmanın bir sınavı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Referandum sürecinde MHP hangi tespiti yaptıysa hepsinde haklı çıkmışken, bu <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221;</strong> bunun karşısında vicdanlarında bir sorgulama yapıyorlar mı, yoksa   önümüzdeki seçim sürecinde AKP tarafından tekrar kullanılmak için   kendilerini mi hazırlıyorlar? Herhalde bunların birçoğu AKP&#8217;den   milletvekili olabilmenin hayali ile yanıp tutuşuyorlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların birçoğuna <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221; </strong>etiketi  yapıştırılmış  olsa da, çoktan AKP bağımlısı hale getirildiklerini  referandum  sürecindeki açıklamalarından, ilişkilerinden anlamaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardır ağızlarına <strong>&#8220;Ülkücülük, Türk milliyetçiliği&#8221;</strong> gibi  kavramları almayanlar, bu kavramları terk ettikleri gibi yıllardır  bu  kavramlara düşmanlık besleyenler, referandum sürecinde hem AKP&#8217;ye   bağımlılıklarını hizmete çevirme hem de kendilerini pazarlama fırsatını   kaçırmamışlardır. Kimi herhalde ödülünü peşin almıştır; kimi de   milletvekili olma hayalini taksitlere bölmüş, seçimleri   beklemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın siyasi tezgâhlarında bir başarı olduğu tartışmasız bir gerçektir. O başarıda <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücü&#8221;</strong> etiketini verdiği bu kişileri, <strong>&#8220;Bağımsız Türkiye&#8217;nin&#8221; </strong>temeline dinamitler yerleştirirken bile destekçisi, şakşakçısı yapabilmek vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Recep Tayyip Erdoğan <strong>&#8220;Anayasa  değişikliği sürecini Milli Birlik  ve Kardeşlik Projesinin (Kürt  Açılımı, PKK açılımı) önemli bir adımı  olarak da değerlendiriyoruz.  Bununla orada uzun vadede atacağımız  adımların önü açılıyor.&#8221; </strong>sözleri ile televizyon ekranlarından niyetini<strong> </strong>açıkça<strong> </strong>bildirirken, bu niyete hizmet edenlerin <strong>&#8220;Ülkücülük ve Türk milliyetçiliği&#8221;</strong> gibi sıfatları kullanması karakter kokuşmuşluğundan başka bir şey   değildir. Bu kokuşmuşluk AKP&#8217;yi bile rahatsız etmiş olmalı ki,   referandumdan sonra bunları televizyonlarında, gazetelerinde gezdirmeyi   bıraktılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçi AKP bunları süreç  itibariyle kullandı. Referandumdan sonra  asıl ve gerçek dostlarına  döndüler. BDP ile gizli görüşme planlarının  Hakkari&#8217;de mayın  patlamasından sonra açıktan görüşmeye dönmesi ve BDP  ile önümüzdeki  süreçte daha geniş Anayasa Değişikliği için anlaşmalar  yapmaları <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücülerin</strong>&#8221; aval aval bakışı mı, yoksa <strong>&#8220;AKP ne yaparsa alkış tutarız&#8221;</strong> hali mi oldu, bilemiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü bu <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221;</strong> sanki yer yarıldı içine girdiler… Sustular, kayboldular…</p>
<p style="text-align: justify;">Ortada olsalar da AKP-PKK  arasındaki pazarlıkları, AKP-BDP  arasındaki görüşmeleri, Kenan  Evren&#8217;den sorulmayan-sorulamayacak hesabı  hatırlatsak kendilerine… Zaten  biraz karakter sahibi olsalar, çıkarlar  ortaya ve MHP&#8217;den bu konular  için özür dilerler…</p>
<p style="text-align: justify;">Recep Tayyip Erdoğan tarafından <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücüler&#8221;</strong> etiketi yapıştırılmış kişiler kullanılıp atıldıklarını fark edip <strong>&#8220;MHP&#8217;den   özür dileyeceğiz ama referandumdan önce bize kapılarını açanlar,   referandumdan sonra tamamen kapattılar, özür dileklerimizi yansıtacak   medya yok&#8221;</strong> diyorsa, Ortadoğu Gazetesi özür beyanlarını yayınlamaya hazırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakalım sözde <strong>&#8220;Bağımsız Ülkücü&#8221; </strong>etiketi kullananlar, özde AKP bağımlısı mankurtlar mı olmuşlar?</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-bagimsiz-ulkuculeri-uzaylilar-mi-kacirdi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-bagimsiz-ulkuculeri-uzaylilar-mi-kacirdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metnsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metnsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 22:08:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1836</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Konuşmama, geçtiğimiz günlerde kardeş ülke Kırgızistan’da yapılan seçimlerin demokratik bir olgunluk içinde geçmesinden duyduğum memnuniyeti ifade ederek başlamak istiyorum. Bu seçimlerle birlikte soydaş Kırgızlı kardeşlerimiz, gelişmiş bir demokraside görülebilecek özverili tutumu, karşılıklı siyasi tahammülü ve hoşgörüyü açıkça kanıtlamışlardır. Kardeş ülke Kırgızistan’da yapılan seçimlerde başarı göstererek, meclislerinde temsil imkânına kavuşan siyasi partileri kutluyor, sonuçların Kırgızlı soydaşlarımıza ve büyük Türk milletine hayırlı olmasını temenni ediyorum. Değerli Milletvekilleri, Türkiye çıkarcı, çatışmacı ve istismarcı bir siyasi zihniyetin neden olduğu çok sancılı günler yaşamaktadır. Her tarafa sirayet eden bunalım milletimizi derinden etkilemekte ve endişeye sevk etmektedir. Yıllardan beridir siyasetini kamplaştırma ve cepheleştirme üzerine bina eden AKP iktidarının, bunun için kullanmadığı yöntem, başvurmadığı yol, içini boşaltmadığı değer neredeyse kalmamıştır. Son zamanlarda bu sürece anamuhalefet partisi CHP’de katılmış; renksiz, temelsiz ve istismarcı bir anlayışla AKP’nin yanında konum almaya başlamıştır. Nitekim bu iki partinin, özellikle toplumsal bir sorun haline dönüşen ve bir türlü çözüme kavuşturulamayan başörtüsü meselesiyle ilgili yaklaşımları ibretlik bir hal almıştır. Üniversite eğitimlerini sırf başörtülerinden dolayı yapamayan kızlarımızın, bu durumlarından istifade ederek siyasete alet edilmeleri bizim açımızdan kabulü mümkün olmayan bir seviye kaybı olacaktır. ‘Çözerdim, çözemezdin’ sözlerinin kalıcı bir sonuç doğurmadığı gün gibi ortadadır. Başörtüsü konusuyla ilgili dile gelen her sözün, önümüzdeki yıl yapılacak olan Genel Seçimlere yönelik siyasi bir yığınaktan ibaret olduğuna yönelik kuşkularımız gün geçtikçe çoğalmaktadır. Şu ana kadar da, bize aksini düşündürecek bir gelişmeye tesadüf edilebilmiş değiliz. Bunun en başta inançlarından dolayı başlarını kapatan muhterem hanımefendilere büyük bir saygısızlık ve haksızlık olduğu düşüncesindeyiz. Bu meselede vagon olmaya hazır olan Başbakan Erdoğan ise Meclis’teki sayısal üstünlüğünü unutup sürekli olarak sorunu kaşımayı tercih etmektedir. Başka alanlarda lokomotif olma iddiası taşıyan Başbakan’ın, şimdi vagon olmaya talip olması, bu konuda tedirgin ve çelişkilerle dolu bir ruh haline sahip olduğunun göstergesi olmuştur. Anamuhalefet partisi ise hamle yapmak yerine ‘başörtüsü sorununu ancak biz çözeriz’ sözleriyle, umutlu bekleyiş içinde olanları devamlı oyalamaktadır. Konuyu inanç temelinde bir ayrıştırmaya götüren bu ikili siyasi zihniyet, Referandum öncesinden başlayarak başörtüsü üzerinden siyaset yapmaktan geri durmamış ve konuyu kronik bir hale tekrar getirmişlerdir. Kimi zaman İran modeli, kimi zaman Pakistan tarzı baz alınarak, tartışmalar bu dar ve yapay zemine oturtulmuş ve adeta çözüm lehine adım atmamak için sudan bahaneler üretilmiştir. Hatırlanacağı üzere, çok ciddi toplumsal bir huzursuzluk kaynağı haline gelen başörtüsü konusuna samimi bir şekilde eğilmiş ve 17 Ocak 2008 tarihinde yaptığımız bir basın açıklamasıyla tekliflerimizi kamuoyuna ve muhataplarına iletmiştik. Ve devamında iktidar partisi AKP’yle vardığımız bir mutabakat gereğince; Anayasa’nın 10. ve 42. maddeleriyle, Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek 17.maddesinin değiştirilmesi hususunda anlaşmıştık. Bu anlaşmanın Anayasa değişikliklerine ilişkin kısmı da 9 Şubat 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 411 milletvekilinin oylarıyla kabul edilmişti. Ne var ki, AKP’nin Yüksek Öğretim Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliğe yanaşmaması, aramızdaki uzlaşmasının bir ayağını sakatlamıştır. Bugün, başörtüsü sorununu çözme konusunda iştahlı olan CHP, o günlerde Anayasa Mahkemesi’ne müracaat ederek, yapılan değişikliklerin iptaline neden olmuştu. Doğal olarak, başörtüsü konusunda ki samimi ve kararlı tutumumuz Mahkeme’nin kararından dolayı akamete uğramıştı. Mademki, hâlihazırda hem iktidar partisi hem de anamuhalefet partisi başörtüsü sorununun çözümüyle ilgili görüş açıklıyor ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Konuşmama,  geçtiğimiz günlerde kardeş ülke Kırgızistan’da yapılan seçimlerin  demokratik bir olgunluk içinde geçmesinden duyduğum memnuniyeti ifade  ederek başlamak istiyorum.</p>
<p>Bu  seçimlerle birlikte soydaş Kırgızlı kardeşlerimiz, gelişmiş bir  demokraside görülebilecek özverili tutumu, karşılıklı siyasi tahammülü  ve hoşgörüyü açıkça kanıtlamışlardır.</p>
<p>Kardeş  ülke Kırgızistan’da yapılan seçimlerde başarı göstererek, meclislerinde  temsil imkânına kavuşan siyasi partileri kutluyor, sonuçların Kırgızlı  soydaşlarımıza ve büyük Türk milletine hayırlı olmasını temenni  ediyorum.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Türkiye çıkarcı, çatışmacı ve istismarcı bir siyasi zihniyetin neden olduğu çok sancılı günler yaşamaktadır.</p>
<p>Her tarafa sirayet eden bunalım milletimizi derinden etkilemekte ve endişeye sevk etmektedir.</p>
<p>Yıllardan  beridir siyasetini kamplaştırma ve cepheleştirme üzerine bina eden AKP  iktidarının, bunun için kullanmadığı yöntem, başvurmadığı yol, içini  boşaltmadığı değer neredeyse kalmamıştır.</p>
<p>Son  zamanlarda bu sürece anamuhalefet partisi CHP’de katılmış; renksiz,  temelsiz ve istismarcı bir anlayışla AKP’nin yanında konum almaya  başlamıştır.</p>
<p>Nitekim  bu iki partinin, özellikle toplumsal bir sorun haline dönüşen ve bir  türlü çözüme kavuşturulamayan başörtüsü meselesiyle ilgili yaklaşımları  ibretlik bir hal almıştır.</p>
<p>Üniversite  eğitimlerini sırf başörtülerinden dolayı yapamayan kızlarımızın, bu  durumlarından istifade ederek siyasete alet edilmeleri bizim açımızdan  kabulü mümkün olmayan bir seviye kaybı olacaktır.</p>
<p><strong>‘Çözerdim, çözemezdin’</strong> sözlerinin kalıcı bir sonuç doğurmadığı gün gibi ortadadır.</p>
<p>Başörtüsü  konusuyla ilgili dile gelen her sözün, önümüzdeki yıl yapılacak olan  Genel Seçimlere yönelik siyasi bir yığınaktan ibaret olduğuna yönelik  kuşkularımız gün geçtikçe çoğalmaktadır.</p>
<p>Şu ana kadar da, bize aksini düşündürecek bir gelişmeye tesadüf edilebilmiş değiliz.</p>
<p>Bunun  en başta inançlarından dolayı başlarını kapatan muhterem  hanımefendilere büyük bir saygısızlık ve haksızlık olduğu  düşüncesindeyiz.</p>
<p>Bu  meselede vagon olmaya hazır olan Başbakan Erdoğan ise Meclis’teki  sayısal üstünlüğünü unutup sürekli olarak sorunu kaşımayı tercih  etmektedir.</p>
<p>Başka  alanlarda lokomotif olma iddiası taşıyan Başbakan’ın, şimdi vagon  olmaya talip olması, bu konuda tedirgin ve çelişkilerle dolu bir ruh  haline sahip olduğunun göstergesi olmuştur.</p>
<p>Anamuhalefet partisi ise hamle yapmak yerine <strong>‘başörtüsü sorununu ancak biz çözeriz’</strong> sözleriyle, umutlu bekleyiş içinde olanları devamlı oyalamaktadır.</p>
<p>Konuyu  inanç temelinde bir ayrıştırmaya götüren bu ikili siyasi zihniyet,  Referandum öncesinden başlayarak başörtüsü üzerinden siyaset yapmaktan  geri durmamış ve konuyu kronik bir hale tekrar getirmişlerdir.</p>
<p>Kimi  zaman İran modeli, kimi zaman Pakistan tarzı baz alınarak, tartışmalar  bu dar ve yapay zemine oturtulmuş ve adeta çözüm lehine adım atmamak  için sudan bahaneler üretilmiştir.</p>
<p>Hatırlanacağı  üzere, çok ciddi toplumsal bir huzursuzluk kaynağı haline gelen  başörtüsü konusuna samimi bir şekilde eğilmiş ve 17 Ocak 2008 tarihinde  yaptığımız bir basın açıklamasıyla tekliflerimizi kamuoyuna ve  muhataplarına iletmiştik.</p>
<p>Ve  devamında iktidar partisi AKP’yle vardığımız bir mutabakat gereğince;  Anayasa’nın 10. ve 42. maddeleriyle, Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek  17.maddesinin değiştirilmesi hususunda anlaşmıştık.</p>
<p>Bu  anlaşmanın Anayasa değişikliklerine ilişkin kısmı da 9 Şubat 2008  tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 411 milletvekilinin oylarıyla  kabul edilmişti.</p>
<p>Ne  var ki, AKP’nin Yüksek Öğretim Kanunu’nda yapılması planlanan  değişikliğe yanaşmaması, aramızdaki uzlaşmasının bir ayağını  sakatlamıştır.</p>
<p>Bugün,  başörtüsü sorununu çözme konusunda iştahlı olan CHP, o günlerde Anayasa  Mahkemesi’ne müracaat ederek, yapılan değişikliklerin iptaline neden  olmuştu.</p>
<p>Doğal olarak, başörtüsü konusunda ki samimi ve kararlı tutumumuz Mahkeme’nin kararından dolayı akamete uğramıştı.</p>
<p>Mademki,  hâlihazırda hem iktidar partisi hem de anamuhalefet partisi başörtüsü  sorununun çözümüyle ilgili görüş açıklıyor ve bu konuda kararlılık  mesajları veriyor; o zaman gelirsiniz, bu kangren haline gelen meseleyi  Meclis zemininde hep birlikte kökünden çözeriz.</p>
<p><strong>‘Türbandı, başörtüsüydü’</strong> ayrışmasına  takılmadan; başka bahanelere aldırmadan ve kamu hizmetlerinin sunumunda  eşitlik ilkesine sadık kalarak,  üniversitelerde başörtüsü sorununun  giderilmesine biz varız. Ve buradayız.</p>
<p>Elbette başörtüsü en başta inanç özgürlüğüyle ilgilidir ve bundan dolayı meseleyi başka yerlere çekmeye gerek yoktur.</p>
<p>Konu özünde ve önceliğinde üniversite eğitimi alan kızlarımızı ilgilendirmektedir.</p>
<p>Temel  bir insan hakkı hak olan eğitim sürecinin, sırf kılık ve kıyafetten  dolayı engellenmesini, gerekçesi ne olursa olsun maruz görmeyiz, onay  vermeyiz.</p>
<p>Özellikle,  başörtüsü konusu gündeme geldiğinden beridir; mahalle baskısından  bahsedenlerin ve Anadolu’daki üniversitelerde başı açık olarak okuyan  kızlarımızın olumsuz etkileneceğinden dem vuranların bu kaygıları şu  haliyle yersizdir ve çözümsüzlük için dayanak arayanlara destek  sağlamaktadır.</p>
<p>Her  şeyden önce, başörtüsü takmak bir inanç özgürlüğü ise, takmamak da bir  insanın en tabii ve herkesin saygı duyması gereken bir tercihidir.</p>
<p>Buna hiç kimsenin karışması ve müdahale etmesi mümkün değildir.</p>
<p>Demokratik,  laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde; başka  türlü bir düşünceye kapılmak, vehimlerle hareket etmek kimseye bir şey  kazandırmayacaktır.</p>
<p>İlk  öncelikle, başörtüsünün kullanılıp kullanılmaması laikliğin teminatı  altındadır ve devletin uygulamaları herkese eşit mesafede olmalıdır.</p>
<p>Ve başörtüsünün serbest kalması da ne laikliği zedeleyecektir, ne de bu alandan ödün verilmesi anlamına gelecektir.</p>
<p>Başörtüsü takanda, takmayan da bizim açımızdan kıymetlidir ve milletimizin değerli bir mensubudur.</p>
<p>Şayet  laikliğin, başörtüsü kullanımının yalnızca üniversitelerde serbest  kalmasından dolayı tahrip olacağını düşünen varsa, elbette bu  vatandaşlarımızın süreç içinde ikna edilmesi de gerekir ve bunun için  AKP hükümeti sorumluluk almalıdır.</p>
<p>Bakınız,  Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı tarafından bir üniversiteye gönderilen  yazıyla, öğrencilerin kılık kıyafetlerinin gerekçe gösterilerek dersten  çıkarılamayacağı bildirilmiştir.</p>
<p>Herhangi  bir evladımızın yalnızca kılık kıyafetinden dolayı sınıfından  çıkarılması ve eğitim hakkının gasp edilmesi, eminim ki herkesin tepki  göstereceği ve hoş görmeyeceği vahim bir hata olacaktır.</p>
<p>Bazı  tartışmalara açık olsa da, bu yazı fiili bir durum yaratmış ve  meselenin uygulamadaki çözümüne yeni bir ivme kazandırmıştır.</p>
<p>Nitekim birkaç üniversite yönetimi de, YÖK’ün bu tutumundan cesaret alarak, başörtüsüyle girilmesine rıza göstermiştir.</p>
<p>Bundan  Cumhuriyetimizin laik yapısının zarar görmesi mümkün değildir. Laiklik  bu kadar da basit ve kolaylıkla zarar görecek bir anlayış da olmamıştır.</p>
<p>Aksini  ısrarla iddia edenler varsa, bu eğilimlerinin, konunun halline yönelik  işleyen süreci zedelemekten başka bir işe yaramayacağını bilmelerinde  fayda vardır.</p>
<p>Eğer <strong>‘başörtüsü takıyor, takmıyor’</strong> kısa menzilinden meseleye yaklaşılırsa, korkular körüklenecek ve yeni bir ayrışmanın fitili ateşlenmiş olacaktır.</p>
<p>Hiçbir endişeye yer yoktur, buna gerek de olmayacaktır.</p>
<p>Kaldı  ki yapılması gerekli olan düzenleme yalnızca üniversitelerle sınırlı  olmalıdır ve bu konuda asgari mutabakat özenle ortaya konulmalıdır.</p>
<p>Ve  başörtüsünün nasıl kullanılacağı hususunda da moda tasarımcılarına ya  da Diyanet işleri Başkanlığı’na sormaya ve görüş istemeye mahal olmadığı  açıktır.</p>
<p>Bu  fantezi görüşleri ileri sürenleri, esasında konuyu sürüncemede bırakmak  için fırsat kollayanlar olarak gördüğümüzü bu vesileyle de belirtmek  istiyorum.</p>
<p>Başörtüsü  sorununun bir an önce çözülmesi için Meclis’te bulunan partileri bir an  önce harekete geçmeye ve uzlaşma zemininde buluşmaya çağırıyorum.</p>
<p>Ve  bundan sonra da konunun istismarının yapılmaması ve çözüme  kavuşturulması maksadıyla; üniversiteye giremeyen kızlarımızın bu  çilelerinin bitirilmesi için AKP hükümeti ve anamuhalefet partisini  sorumluluk almaya davet ediyorum.</p>
<p>Oluşturulacak uzlaşma ve çözüm sürecine Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vermeye hazır ve kararlıyız.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Ülkemiz, AKP hükümetinin neden olduğu yeni bir krizle karşıya kalmıştır.</p>
<p>Bu krizin merkezinde bir adalet kurumunun yer alıyor olması kaygılarımızı daha da arttırmıştır.</p>
<p>Dün itibariyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ikisi yedek, dördü de asil, altı üyesi görevlerinden istifa etmişlerdir.</p>
<p>Böylelikle  asil üye olarak, bakan ve müsteşarın dışında bir üye kalmıştır. Ayrılan  yedek üyelerden sonra da, Kurul’da geriye üç üye yer almıştır.</p>
<p>Geçtiğimiz  yaz ayları boyunca, hükümetle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  arasındaki gerilim ve çatışma işi bu noktaya kadar getirmiştir.</p>
<p>Hükümetin  kendi yandaş yargısını oluşturma girişimleri ve niyetleri sonunda  meyvelerini vermiş ve engeller teker teker bertaraf edilmeye  başlanmıştır.</p>
<p>Elbette bu çok ciddi bir vakıadır ve yargı alanında ki büyük bir sorunun varlığına işarettir.</p>
<p>Adaleti, siyasi hırslarına feda eden Başbakan Erdoğan ve ilgili bakanı bu istifaların yegâne sorumlusudur.</p>
<p>Bundan sonra sırada, AKP yargısının en üst düzeyde tanzimine gelmiştir ve bu süreç adım adım ilerletilmektedir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın, hukukun üstünlüğü derken kendi partisinin üstülüğünü kast ettiği şimdi daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<p>Amaç,  Referandum süresince AKP hükümetinin propagandasını yaptığı; ‘kişilerin  üstünlüğü’ne son vermek değil, Recep Tayyip Erdoğan hukukunu başlatmak  olduğu bugün daha da netleşmiştir.</p>
<p>Mesele ciddidir. İhmale gelmeyecek kadar önemli bir boyut kazanmıştır.</p>
<p>Unutulmamalıdır  ki, devlet ve millet olarak bizi ayakta tutan en temel unsurların  başında gelen adalet duygusunun tahribi ve hukukun siyasallaşması hiç  kimsenin hayrına olmayacaktır.</p>
<p>Allah  korusun, herkesin kendi hukukunu tesis etmesi ve bunu savunması bu  coğrafyadaki varlığımıza beka düzeyinde darbe vuracaktır.</p>
<p>AKP açılım denen yıkımla milletimizi ufalamaya, adaleti tarumar ederek de devleti çökertmeye hızla devam etmektedir.</p>
<p>Özellikle  12 Eylül Referandumundan itibaren, yeni atama ve seçimlerden dolayı  yargı sürekli gündeme gelmiş ve bu alandaki çekişmeler herkesin gözü  önünde cereyan etmiştir.</p>
<p>Hâkimler  ve Savcılar Yüksek Kurulu’na ve Anayasa Mahkemesi’ne kimlerin  atanacağı; hukukun iyi çalışıp çalışmadığından, adaletin tarafsız bir  şekilde uygulanıp uygulanmadığından daha önemli hale gelmiştir.</p>
<p>AKP kendi yargısını kurmaktadır. Tehlike had safhaya ulaşmıştır.</p>
<p>Mahkemeler  bekleyen dosyalardan geçilmezken, yıllarca süren davalardan dolayı  vatandaşlarımız adliye koridorlarında ömür tüketirken, AKP için önemli  olan yüksek yargıya kimlerin seçilip seçilmediği noktasında  düğümlenmiştir.</p>
<p>AKP iktidarıyla birlikte hukuk devleti anlayışı, darbe üstüne darbe almıştır.</p>
<p>Rüşvet ve kayırmacılıkla ilgili pis kokular her tarafa yayılmıştır.</p>
<p>Adalet vicdanlarda karşılık bulamamakta, verilen kararlar sürekli olarak sorgulanmaktadır.</p>
<p>Buna neden elbette AKP hükümetidir. Başbakan Erdoğan’ın kural ve hukuk tanımaz tavrıdır.</p>
<p>Bu  son olaydan sonra, Sayın Cumhurbaşkanı mutlaka ve bir an önce devreye  girmeli ve konunun muhteviyatı devlet krizine dönüşmeden kurumların  ahenkli çalışmasını sağlayıcı girişimlerde bulunmalıdır.</p>
<p>Aksi  takdirde, yargıdaki başka istifalar, çekilmeler ve öfkeyle karışık  atılacak bazı yanlış adımlar çok ciddi sonuçlara yol açabilecektir.</p>
<p>Doğal olarak bunun bedeli de herkes için ağır olacaktır.</p>
<p>Değerli milletvekilleri,</p>
<p>Konuşmamın  bu bölümünde Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri değerlendirmek ve  bu alandaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>AKP  hükümetinin uyguladığı ekonomi politikalarındaki dengesizlik ve  basiretsizlik, yaşadığımız kriz sürecinde birçok olumsuzluğun ortaya  çıkmasına neden olmuştur.</p>
<p>Başlangıç olarak bu tespiti ortaya koymadan sağlıklı bir değerlendirme yapabilmemiz zordur.</p>
<p>Bu kapsamda aziz vatandaşlarımız, yoksulluğun, ihmal edilmişliğin ve ekonomik çaresizliğin içine adeta hapsolmuşlardır.</p>
<p>Özgürlük  ve demokratikleşme eksenli propaganda yapan AKP zihniyeti; yoksulluğun,  özgürlüğü yıkıma uğratan başlıca açmaz olduğunu fark edemeyecek kadar  gerçeklerle bağ ve bağlantısını koparmıştır.</p>
<p>Her  vatandaşımızın ekonomik olarak güçlü ve kendine yetebilir olması, hem  kişisel özgüveni açısından hem de kendisi hakkında karar verebilmesi  bakımından önemlidir, vazgeçilmez bir değerdedir.</p>
<p>Takdir  edersiniz ki, yardıma muhtaç bırakılmış insanımızın özgür  düşünebilmesinden, hür iradesiyle hareket edebilmesinden ve sağlıklı bir  demokrasi algısından bahsetmek imkân dâhilinde olmayacaktır.</p>
<p>Üzülerek  söylemeliyim ki, AKP iktidarı özellikle ekonomik bağımlılığın artması  ve yaygınlaşması için dikkat çekici bir özen göstermiş ve bu olumsuz  süreci siyasetinin öznesi haline getirmekten çekinmemiştir.</p>
<p>Bu zamana kadar uygulanan ve ısrarla savunulan ekonomi politikalarının yol açtığı ağır hasarın merkezinde;</p>
<ul>
<li>İşsizliğe mahkûm hale gelen milyonlarca insanımız,</li>
<li>Sürekli oyalanan ve boş sözlerle kandırılan esnafımız,</li>
<li>Ömrü hayatında gün yüzü görmemiş memurlarımız,</li>
<li>Ektiğini alamayan, sattığını borçlarına yatıran çiftçimiz,</li>
<li>Umutları tükenen emekli, dul ve yetimler yer almıştır.</li>
</ul>
<p>AKP’nin  tükenmiş politikaları ve istismara dayalı siyasi zihniyeti ekonominin  harap olmasını hızlandırmış ve aziz vatandaşlarımızı içinden çıkılması  zor bir duruma sokmuştur.</p>
<p>Bu  hükümetle birlikte Türkiye, ekonomi başta olmak üzere her alanda ikili  yapıya savrulmuş; gelir adaletsizliği, refahın dağıtımındaki dengesizlik  eşliğinde, toplumsal huzursuzluğun üst üste yığıldığı tehlikeli bir  mecraya girmiştir.</p>
<p>Tam tüketenle, eksik tüketen arasındaki çelişki ve fark, AKP iktidarı döneminde hiç olmadığı kadar yoğunlaşmıştır.</p>
<p>Bu  itibarla Başbakan Erdoğan’ın; ‘bir kesim, sınır tanımaksızın  tüketirken, sınır tanımaksızın hırsla kazanırken, diğer bir kesimin,  küreselleşmenin aracı olan televizyon ve internetten bunu sadece  seyrediyor’ şeklindeki sözleri tam bir kara mizah örneği olarak  görülmelidir.</p>
<p>Nitekim ülkemiz ölçeğinde buna neden olan bizatihi Başbakan Erdoğan’dır ve hükümetidir.</p>
<p>Eğer  böylesi bir tablodan dolayı vicdanların yaralandığını ve adalet  duygusunun zedelendiğini Başbakan iddia edebiliyorsa, buna sebep  olanları uzakta aramasına gerek yoktur.</p>
<p>Aynaya bakması yeterlidir. Ve bu sayede tüm karanlık ve işbirlikçi zihniyetin akislerini kolaylıkla fark edebilecektir.</p>
<p>Dünyayı  baz alarak, yoksulun daha yoksullaştığı, zenginin ise daha da  zenginleştiği bir sistemin sürdürülebilir olmadığını ifade eden Başbakan  Erdoğan, kendi yönetimi altındaki Türkiye’de, zengin ile yoksul  arasındaki eşitsizliğin sekiz yıllık bir sürede anormal bir şekilde  arttığını da kabul etmesi geride kalan siyasi haysiyetinin bir gereği  olacaktır.</p>
<p>Muhterem Milletvekilleri,</p>
<p>Türkiye ve dünya ekonomisinde önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.</p>
<p>Ülkemizde,  önümüzdeki üç yılın ekonomik ve mali hedeflerini içeren Orta Vadeli  Program ve Orta Vadeli Mali Plan, geçtiğimiz haftanın son gününe ait  Resmi Gazete’de ilan edilmiş bulunuyor.</p>
<p>Bunlar  hakkındaki değerlendirmeme geçmeden önce, ülkemize doğrudan etkisi  bakımından, küresel ekonomik gelişmelerle ilgili bazı tespitlerimi  sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Özellikle  son zamanlarda, ülkeler arasında döviz kurları eksenli başlayan  tartışma, karşılıklı ticaret kanallarının tıkanacağına dair endişeleri  arttırmış ve tam bir çıkmaza sürüklemiştir.</p>
<p>Başta  ABD, Japonya ve bazı Avrupa ülkelerindeki ekonomik problemler bir türlü  azalmamış ve buna karşı alınan önlemler ise yeni sorunların belirmesine  yol açmıştır.</p>
<p>Özellikle  Çin, ulusal parasının değerlenmesine izin vermeyerek küresel  ekonomideki gerilimin taraflarından birisi haline gelmiştir.</p>
<p>Yakın  bir geçmişe kadar, dolar karşısında zayıflayan Avrupa para biriminin,  şimdilerde değerlenmesi başka bir sorun alanı olarak kendisini  göstermeye başlamıştır.</p>
<p>Değerli  ulusal paraların, ülkeler arasındaki ticari ilişkilere zarar vererek  dış gelirlere darbe vuracağı yönündeki ağırlıklı görüş hızla mesafe  almaktadır.</p>
<p>Ve  uluslararası alanda döviz kurları üzerinden yapılan mücadelelerin,  ikinci dip yapıp yapmayacağı yönünde sürekli yorumlar yapılan küresel  ekonomiyi, daha da kırılgan hale getireceği konusunda yaygın bir fikir  birliği oluşmuştur.</p>
<p>Buna karşılık birçok ülke de, kurlara müdahale ederek, ulusal para birimlerinin değer kazanmasına mani olmaya çalışmıştır.</p>
<p>Doğaldır  ki, gelişmiş ülkelerdeki faizlerin çok düşük seyretmesi, aralarında  Türkiye’nin de bulunduğu faiz oranları yüksek olan bazı ülkelere sıcak  para girişlerini artırmış ve normal olarak bu ülke paralarının  değerlenmesine kapı aralamıştır.</p>
<p>Böylesi  bir ortamda, geçtiğimiz günlerde yapılan IMF ve Dünya Bankası yıllık  toplantılarında; IMF’ye, küresel ekonominin denetlenmesi, kur  hareketlerinin yakından izlenmesi ve yeni bir finansal krizi önlemede  daha etkin rol oynaması çağrısı yapılmıştır.</p>
<p>Ayrıca,  dünya ticareti ve yatırımının küresel ekonomik toparlanma ve büyümenin  yeniden canlandırılmasında taşıdığı önem vurgulanmış, tüm üye ülkelerden  her türlü korumacı tedbirlerden kaçınmaları tavsiye edilmiştir.</p>
<p>Değerli Milletvekilleri,</p>
<p>Malumunuz  olacağı üzere, küresel kriz türbülansından çıkmak için sürekli arayış  içinde olan ve ekonomi politikalarını bu hedefe yönlendiren ABD ve diğer  ülkeler, piyasalara muazzam derecede sermaye enjekte etmişlerdir.</p>
<p>Nitekim  dünya üzerinde 4 trilyon doları aşan kontrolü zor olan bir sermaye  akını sürekli yer değiştirerek, kendisine uygun ekonomik iklim bulmanın  arayışına girmiştir.</p>
<p>Bu  süreç gelişmiş ülkelerdeki faiz oranlarının düşmesiyle birleşince  tabiidir ki, bizim gibi ülkelere akan sermaye, az öncede ifade ettiğim  gibi ulusal paralara değer kazandırmıştır.</p>
<p>Bu  itibarla, Başbakan Erdoğan’ın ‘değerli para iyidir’ sözünün güzel bir  temenni, ancak gerçekte içi boş ve temeli olmayan bir değerlendirme  olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Elbette  Türk lirasının itibarı ve değeri bizim için vazgeçilmez bir hedeftir ve  bununla da iftihar ederiz. Eğer hükümet gerçekten de bunu başarırsa  destekler, kendilerine teşekkür ederiz.</p>
<p>Ancak,  son günlerde ciddi meblağlara ulaşan sıcak para operasyonlarına maruz  kalan Türkiye’de, milli paramızın sırf bu yüzden değerlenmesine de  dikkat edilmesi gerektiğini sorumlu siyaset anlayışımız gereğince  muhataplarına bildirmek isteriz.</p>
<p>Ülkemize  akan sıcak para tacirlerinin; getirdikleri dövizleri Türk lirasına  çevirerek borsaya, mevduata, hazine bonosuna ve devlet tahviline  yatırarak aşırı kar elde ettikleri hepimizin malumudur.</p>
<p>Geçtiğimiz  yaz ortasında gelen sıcak para miktarının; yüzde 61,4’ü borsaya, yüzde  27,3’ü devlet iç borçlanma senetlerine ve yüzde 10,4’ü de mevduata  yönlendiği düşünüldüğünde nasıl bir açmazla yüzyüze olduğumuz net olarak  anlaşılabilecektir.</p>
<p>Bu  ayın başlarında borsaya giren yaklaşık 75 milyar dolara ulaşan sıcak  para stoku, elbette Türk lirasının değerlenmesine de yol açmış ve  ekonomide sahte bir bahar havasının esmesine neden olmuştur.</p>
<p>Böylesi  bir ortamda Merkez Bankası’nın döviz alım ihalesinde değişikliğe  gitmesi ve rezerv artışı için harekete geçmesi istenilen sonucu tam  olarak vermeye yetmeyecektir.</p>
<p>Kaldı  ki, dolar cinsinden rezerv artışı, okyanus ötesine faizsiz verilmiş  borç anlamına da geldiğinden, vatandaşımız için hiçbir anlam ifade  etmemektedir.</p>
<p>Bütün  bu gelişmeler göstermektedir ki, bugünkü şartlarlarda Türk lirasının  değeri ekonomik temellerden mahrum bir şekilde artmaktadır.</p>
<p>Madem Başbakan Erdoğan Türk lirasının değerlendiğine dair bir görüş beyan etmiştir; o zaman şu sorularımızın cevabını da mutlaka vermelidir.</p>
<p>√  Döviz gelirleriyle, giderleri arasındaki negatif fark olan cari açık  hızla artarken, milli paramızın değerlenmesi gerçekçi midir?</p>
<p>√  İç tasarruf yetersizliğinden dolayı dış tasarruflar kullanılırken Türk  lirasının değer kazanması; bizim bilmediğimiz, fakat kendisinin bildiği  hangi faktörlere dayanarak mümkün olmaktadır?</p>
<p>√  Ve ülkemiz ekonomisindeki verimlilik eğilimi yeterli düzeye ulaşmadan,  milli paramızın kalıcı bir şekilde değer kazandığına gerçekten de  inanmakta mıdır?</p>
<p>AKP’nin yönettiği Türkiye ekonomisi, gözleri kararmış sıcak para baronlarının hücumuna uğramıştır.</p>
<p>Burada, sermaye girişinden rahatsız olduğumuz fikri akıllara asla gelmemelidir.</p>
<p>Bizim  için öncelikle, gelen sermaye Tokatlı kardeşimize iş sağlıyorsa,  Elazığlı vatandaşımıza refah getiriyorsa; fabrika açıyor, yeni iş  sahaları oluşturuyorsa elbette bundan mutlu oluruz ve teşvik ederiz.</p>
<p>Beklentimiz ve istediğimiz zaten budur, bu istikamettedir.</p>
<p>Ancak,  yalnızca faize bakarak ve odaklanarak, geldiğinden daha fazlasını  götüren para sahiplerine hoş gözle bakmamızı da kimse beklememelidir.</p>
<p>Sermayelerini  üretime değil de faize yatıran ve bu yolla karlarına kar katan sıcak  para lobilerinin insafına ülkemizin terk edilmesini doğru bulmayız.</p>
<p>Milletimizin biriktirdiği kaynaklarının, bu yolla tasfiye edilmesine ve dışarıya aktarılmasına sessiz kalamayız.</p>
<p>Ardahanlı  çitçimizin, Kayserili esnafımızın, Yozgatlı memurumuzun, Malatyalı  emeklimizin, Sivaslı işçimizin haklarının gasp edilmesine göz yummayız.</p>
<p>Bu kapkaç ekonomisini ülkemize reva gören ve yerleşmesini sağlayan AKP hükümetini de asla affetmeyiz.</p>
<p>Muhterem Arkadaşlarım,</p>
<p>Bahsetmeye çalıştığım bu konu önemlidir, Türkiye ekonomisinin ve toplumsal huzurun hızla bozulacağını işaret etmektedir.</p>
<p>Başbakan  Erdoğan, borsanın coşmasından, hisse senedi piyasasının canlanmasından  dolayı memnundur ve bunu da her fırsatta dile getirmektedir.</p>
<p>Oysa borsa endeksi artarken, sanayi üretimi ağır yaralıdır.</p>
<p>Sıcak para seli her tarafa yayılmışken insanımız, hakkında birçok şaibenin bulunduğu pahalı eti yemeye devam etmektedir.</p>
<p>Türk lirası değerlenirken ihracatçı kan ağlamakta, mutfaklardaki temel gıdaların fiyatı sürekli artmaktadır.</p>
<p>Bunun neresi istikrardır? Bu karanlık bilançonun neresinde umutlanacak bir taraf vardır?</p>
<p>Dövizini  getirip Türk lirasına bağlayanlar, milletimizin alın terini heba  edenler Başbakan Erdoğan’ın destekçisidir ve yanındadır.</p>
<p>AKP bunlarla birlikte yol arkadaşlığı yapmaktadır.</p>
<p>Ekonomi üretim temelinden kopmaktadır. İthalat artmakta, milli sanayi çökmektedir.</p>
<p>Vatandaşlarımız düne göre daha da borçludur ve hayat pahalılığı hızla artış göstermektedir.</p>
<p>Türk lirasının temelsiz değer kazanması, vatandaşımızın cebindeki paraların azalmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Eğer  gerçekten de paramız değer kazanıyor idiyse, o zaman Türk lirası  küresel rezerv paralar klasmanına yükselirdi. İtibarı ve talebi artardı.</p>
<p>Ancak bunların olmadığını hepiniz biliyorsunuz.</p>
<p>Dünyanın  birçok ülkesi, sıcak para girişini kontrol etmek için ve kendi  parasının değerini sınırlamak için tedbir üstüne tedbir almaktadır.</p>
<p>AKP  hükümeti ise, mali disiplin altında seçim ekonomisi uygulayamayacağını  fark ettiğinden dolayı, sıcak paraya ülkemizin kapılarını ardına kadar  açmıştır.</p>
<p>Bunun sonu felakettir, ağır bir kriz halidir.</p>
<p>Sermayenin sıcağı, ekonomik çöküşün soğuk yüzünü ortaya çıkarabilecektir.</p>
<p>Geldiğimiz bugünkü aşamada sıcak para, AKP’yle özdeşleşmiş ve iç içe geçmiştir.</p>
<p>Londralı  bankerler, Newyorklu para babaları, AKP’nin ülke varlıklarını peşkeş  çekmesini teşvik etmişler ve buna da ortakçı olmuşlardır.</p>
<p>AKP  hükümetinin, küresel güçler tarafından sırtı sıvazlandıkça Erzurumlu  hemşerim kaybetmiş, Hataylı ve Antalyalı vatandaşım ezilmiştir.</p>
<p>Para sahipleri kazanmış, milletimiz kaybetmiştir.</p>
<p>Yabancı sermaye palazlanmış, geleceğimiz kararmıştır.</p>
<p>Şimdi küresel gücün AKP’nin neden arkasında durduğu ve desteğini esirgemediği daha da netleşmiştir.</p>
<p>Özellikle referandumdan önce, evet çıkmazsa, sermaye gelmez diyen Başbakan’ın gerçek niyeti açığa çıkmıştır.</p>
<p>Zulüm, talan, vurgun, yozlaşma ve soygun düzeni AKP’yle yayılmış ve zemin bulmuştur.</p>
<p>Bundan küresel yardakçıları memnundur. İhale çeteleri kuran yandaşları mutludur.</p>
<p>Artık buna dur demenin vakti gelmiştir.</p>
<p>İnancım  odur ki, Başbakan Erdoğan ve sıcak paradan üreyen zihniyeti, Türk  milletinin kaynaklarını heba etmenin, ulufe gibi dağıtmanın hesabını iki  cihanda da sonuna kadar verecektir.</p>
<p>Bu  dünyayı ilgilendiren kısmını inşallah biz yapacağız. Gerisi de Yüce  Allah takdirindedir ve şaşmaz ilahi adaletine emanet olacaktır.</p>
<p>Değerli Arkadaşlarım,</p>
<p>Hükümet tarafından açıklanan Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan birçok açıdan eleştiriye açıktır.</p>
<p>Öncelikle  2011 ve 2013 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Programda, bu yılsonu  büyüme tahmini yüzde 6,8 olarak açıklanmıştır. Gelecek yılki büyüme  tahmini ise daha düşük bir seviyede olmak üzere yüzde 4,5 olarak  belirmiştir.</p>
<p>IMF’nin, Dünya Ekonomik Görünüm Raporunda da, ülkemizin 2010 yılı büyümesi yüzde 7,8 olarak öngörülmüştür.</p>
<p>Büyüme tahminlerindeki bu olumlu görünümün elbette, baz etkisiyle yakından ilişkisi vardır.</p>
<p>Bu  yılın ilk yarısında, büyük oranda yurtiçi talepteki artıştan  kaynaklanan yüzde 11’lik büyümenin, önümüzdeki dönemlerde tekrar  etmeyeceği şimdiden bellidir.</p>
<p>Kaldı  ki ekonomik yapının üretim tarafı güçlü olmuş olsaydı, büyüme  sürdürülebilir bir patikada kalır ve istikrarını devam ettirebilirdi.</p>
<p>Gelecek  yılda dâhil olmak üzere; 2012 yılında yüzde 5 ve 2013 yılında da yüzde  5,5 düzeyinde hedeflenen ekonomik büyümenin, en başta işsizlik sorununun  çözülmesine katkı vermeyeceği bugünden ortadadır.</p>
<p>Nitekim  işsizlik oranının 2011 yılında yüzde 12; 2012’de yüzde 11,7; 2013  yılında ise yüzde 11,4 olarak öngörülmesi bunun bir kanıtıdır.</p>
<p>Üzerinde  durulması gereken bir başka husus ise özellikle Program hedefine  ulaşılmasında, küresel krizdeki zayıflamanın belirleyici olacağı  öngörüsüdür.</p>
<p>Elbette  bu sürecin ne şekilde işleyeceği ve krizin seyrinde nasıl bir  gelişmenin vasat bulacağı önümüzdeki dönemlerde daha iyi  görülebilecektir.</p>
<p>Ancak,  IMF’nin açıklanan son raporunda, euro bölgesi büyüme tahminin geçen  yıla göre arttığı, ABD’nin büyümesinde de düşüş olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Bazıları haricinde, birçok ülkenin büyüme süreci tam bir istikrara kavuşabilmiş değildir.</p>
<p>Bu  haliyle 2011–2013 dönemini kapsayan süreçte; büyüme, düşük kurdan  dolayı sanal olarak yüksek çıkan milli gelir ve işsizlik oranlarıyla  ilgili yapılan tahminler sağlıklı ve tutarlı değildir.</p>
<p>İlave  olarak, Orta Vadeli Programın temel amacı olarak takdim edilen,  ülkemizin refah seviyesinin arttırılması nihai hedefi doğrultusunda;  büyümeye istikrar kazandırmanın, istihdamı artırmanın, kamu dengelerini  iyileştirmenin ve fiyat istikrarını sağlamanın şimdiden tartışmaya açık  olduğunu ifade etmeliyim.</p>
<p>Özellikle  bir önceki Orta Vadeli Programda, uygulanacağı vaat edilen Mali Kuralla  ilgili geri adım atılması, bu Programa olan inancımızı ve güvenimizi  daha yolun başında zedelemektedir.</p>
<p>Bu kapsamda, bu Program ve Planda; vatandaşlarımızın ekonomik olarak rahata ermesi için bir karar ve niyet görülmemektedir.</p>
<p>İş yoktur, aş yoktur.</p>
<p>Yalnızca, AKP hükümetinin yasal bir sorumluluğun yerine getirilmesine dönük girişimi söz konusudur.</p>
<p>Milletimiz için umutlanacağımız, destekleyeceğimiz ve arkasında duracağımız bir husus da bulunmamaktadır.</p>
<p>İnanıyorum  ki, Orta Vadeli Program ve Mali Plan; Adalet ve Kalkınma Partisi  Hükümetinin hazırladığı ve açıkladığı en son Program ve Plan olacaktır.</p>
<p>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metnsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metnsayin-devlet-bahcelinin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma-metni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orhan KARATAŞ &#8211;  Şer Cephesinin Yeni Hedefi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-ser-cephesinin-yeni-hedefi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-ser-cephesinin-yeni-hedefi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 22:05:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[HSYK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa değişikliğinin niye yapıldığı konusunda bu köşede onlarca yazı yer aldı. Hepsinde asıl niyeti anlatmaya ve bu değişikliklerin getireceklerini ortaya koymaya çalıştık. Hiçbir şeyin göründüğü, anlatıldığı gibi olmadığını, bir gizli gündemin bulunduğunu söyledik. Değişiklikler kabul gördü ve aradan bir ay kadar zaman geçti. Gizli gündem çok yönlü olarak ortaya çıkmaya başladı. Yargı hızla AKP&#8217;nin kontrolüne girerken, ihanet cephesi tamamen kontrolden çıktı. Zaten bu ikisi birbirine bağlı, birbirini tamamlayan şeylerdir. Mevcut Anayasadan, yürürlükteki kanunlardan korkusu olmayanların, özel beklenti ve hesaplar içinde bulunmayanların, hırsızlık, yolsuzluk, ihanet gibi gayrimeşru faaliyetler içine girmeyenlerin yargıdan niye korkusu olsun ki? Yargı reformu şart Her zaman söylüyoruz, bir defa daha tekrarlayalım. Türkiye&#8217;de bir yargı reformuna çok acil olarak ihtiyaç vardır. Ancak bu ihtiyaç ele geçirmek, kontrole almak için değildir. Ağır iş yükünü hafifletmek, geciken adaleti hızlandırmak, yargıya güveni arttırmak ve hukuk düzenini tam oturtmak içindir. Böyle bir düzenleme TBMM&#8217;deki bütün siyasi partilerden, toplumun her kesiminden tam destek görecektir. Beklenen de, istenen de, yapılması gereken de budur. Bu yüksek beklenti AKP&#8217;nin istismarından başka bir işe yaramamıştır. Anayasa değişikliğinin sanki bunlar için yapıldığı gibi bir hava yayılmış, ancak gerçek tamamen ele geçirme ve kontrole almayla sınırlandırılmıştır. Bu şartlarda seçilen üye kime hizmet eder? Referandum sürecinde değişikliklerin gerçekleşmesi halinde Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nun tamamen AKP&#8217;nin eline geçeceğini savunduk. Bunu abartılı bulunanlara bazı sorular sorduk, ama hiçbir cevap alamadık. Şimdi değişikliklerin gereği yapılıyor. Anayasa Mahkemesinin ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;un yeni yapılanmasının ihtiyacı olan üyeler seçiliyor. Geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi&#8217;ne TBMM&#8217;de üye seçildi. Önümüzdeki günler de HSYK üyeliği seçimleri yapılacak. Allah korkusu olan, vicdanlı ve namuslu birisi çıksın, bu seçimlerin objektif ölçülerde ve liyakat esasına göre yapıldığını söylesin. Aranan ve istenen tek ölçünün AKP&#8217;ye sorgusuz sualsiz biat olmadığını iddia etsin. Edemez. Eden de komik duruma düşer. Referandum öncesinde tam da bunu söylüyor, bunu iddia ediyorduk. Şimdi bu şartlarda, bu ölçülere göre seçilen üyeler hakkı, hukuku, Anayasa ve vicdanı mı esas alacak, yoksa AKP&#8217;nin özel hesaplarını, başbakanın talimat ve beklentilerini mi? Herşeyi yaparlar Her şey açığa çıkmıştır. Buna rağmen besleme ve yanaşmalar hala utanmadan, sıkılmadan, hayasızca yalan söylüyor, bu milleti kandırmaya ve yanıltamaya çalışıyorlar. Kendi yaptıklarını başkalarına mal etmeye uğraşıyorlar. MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural hakkındaki yalanları bunun en açık ve en çarpıcı ispatıdır. Yalan ve iftiraları anında karşılık bulmuştur. Oktay Vural yaptığı yazılı açıklama haber sayfalarımızda yer almıştır. Bunların hedeflerine ulaşabilmek için göze alamayacakları hiç bir şeyin bulunmadığı bir defa daha belgelenmiştir. Türkiye rayından çıktı Bütün bu gerçekleri gizlemek ve milleti gerçek gündemden uzaklaştırmak için de sanal tartışmaları alevlendiriyorlar. Samimiyet ve kararlılıkla birkaç saatte çözülecek başörtüsü meselesini tekrar servise sundular. Bir taraftan kafa karıştırıyor, diğer taraftan gündem değiştiriyorlar. Oysa asıl konuşmamız, asıl dikkat etmemiz gereken meseleler başkadır. Türkiye rayından çıkarılmıştır. Zaten azan, zaten çok ileri giden bölücü hainlerin referandum sonrasında neler talep ettiklerini içimiz sızlayarak görüyoruz. İmralı canisi AKP sayesinde yattığı yeri parti genel merkezine çevirmişti. TBMM&#8217;de grubu bulunan BDP&#8217;yi istediği gibi yönlendiriyor, terör örgütüne her talimatı kolayca ulaştırıyordu. &#8220;Evet&#8221; kararından sonra sadece parti ve örgüt yönetmekle kalmayıp, ülkeyi yönetmeye cüret etti. Bölücü katillerin yuvalandığı Kandil&#8217;e telefon hattı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<div><span style="font-size: x-small;"><span>Anayasa değişikliğinin niye  yapıldığı konusunda bu köşede onlarca yazı yer aldı. Hepsinde asıl  niyeti anlatmaya ve bu değişikliklerin getireceklerini ortaya koymaya  çalıştık. Hiçbir şeyin göründüğü, anlatıldığı gibi olmadığını, bir gizli  gündemin bulunduğunu söyledik. Değişiklikler kabul gördü ve aradan bir  ay kadar zaman geçti. Gizli gündem çok yönlü olarak ortaya çıkmaya  başladı. Yargı hızla AKP&#8217;nin kontrolüne girerken, ihanet cephesi tamamen  kontrolden çıktı. Zaten bu ikisi birbirine bağlı, birbirini tamamlayan  şeylerdir. <strong>Mevcut Anayasadan, yürürlükteki kanunlardan korkusu  olmayanların, özel beklenti ve hesaplar içinde bulunmayanların,  hırsızlık, yolsuzluk, ihanet gibi gayrimeşru faaliyetler içine  girmeyenlerin yargıdan niye korkusu olsun ki? </strong></span></span></div>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">Yargı reformu şart</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Her zaman söylüyoruz, bir defa daha  tekrarlayalım. Türkiye&#8217;de bir yargı reformuna çok acil olarak ihtiyaç  vardır. Ancak bu ihtiyaç ele geçirmek, kontrole almak için değildir.  Ağır iş yükünü hafifletmek, geciken adaleti hızlandırmak, yargıya güveni  arttırmak ve hukuk düzenini tam oturtmak içindir. <strong>Böyle bir düzenleme TBMM&#8217;deki bütün siyasi partilerden, toplumun her kesiminden tam destek görecektir</strong>.  Beklenen de, istenen de, yapılması gereken de budur. Bu yüksek beklenti  AKP&#8217;nin istismarından başka bir işe yaramamıştır. Anayasa  değişikliğinin sanki bunlar için yapıldığı gibi bir hava yayılmış, ancak  gerçek tamamen ele geçirme ve kontrole almayla sınırlandırılmıştır. </span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">Bu şartlarda seçilen üye kime hizmet eder?</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Referandum sürecinde değişikliklerin  gerçekleşmesi halinde Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek  Kurulu&#8217;nun tamamen AKP&#8217;nin eline geçeceğini savunduk. Bunu abartılı  bulunanlara bazı sorular sorduk, ama hiçbir cevap alamadık. Şimdi  değişikliklerin gereği yapılıyor. Anayasa Mahkemesinin ve Hakimler  Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;un yeni yapılanmasının ihtiyacı olan üyeler  seçiliyor. Geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi&#8217;ne <strong>TBMM&#8217;de üye seçildi.  Önümüzdeki günler de HSYK üyeliği seçimleri yapılacak. Allah korkusu  olan, vicdanlı ve namuslu birisi çıksın, bu seçimlerin objektif  ölçülerde ve liyakat esasına göre yapıldığını söylesin.</strong> Aranan ve  istenen tek ölçünün AKP&#8217;ye sorgusuz sualsiz biat olmadığını iddia etsin.  Edemez. Eden de komik duruma düşer. Referandum öncesinde tam da bunu  söylüyor, bunu iddia ediyorduk. </span><strong><span style="font-size: x-small;">Şimdi  bu şartlarda, bu ölçülere göre seçilen üyeler hakkı, hukuku, Anayasa ve  vicdanı mı esas alacak, yoksa AKP&#8217;nin özel hesaplarını, başbakanın  talimat ve beklentilerini mi? </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">Herşeyi yaparlar</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Her şey açığa çıkmıştır. Buna rağmen  besleme ve yanaşmalar hala utanmadan, sıkılmadan, hayasızca yalan  söylüyor, bu milleti kandırmaya ve yanıltamaya çalışıyorlar. Kendi  yaptıklarını başkalarına mal etmeye uğraşıyorlar. MHP Grup Başkanvekili  Oktay Vural hakkındaki yalanları bunun en açık ve en çarpıcı ispatıdır.  Yalan ve iftiraları anında karşılık bulmuştur. Oktay Vural yaptığı  yazılı açıklama haber sayfalarımızda yer almıştır. Bunların hedeflerine  ulaşabilmek için göze alamayacakları hiç bir şeyin bulunmadığı bir defa  daha belgelenmiştir. </span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">Türkiye rayından çıktı</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bütün bu gerçekleri gizlemek ve milleti gerçek gündemden uzaklaştırmak için de sanal tartışmaları alevlendiriyorlar. <strong>Samimiyet ve kararlılıkla birkaç saatte çözülecek başörtüsü meselesini tekrar servise sundular.</strong> Bir taraftan kafa karıştırıyor, diğer taraftan gündem değiştiriyorlar.  Oysa asıl konuşmamız, asıl dikkat etmemiz gereken meseleler başkadır.  Türkiye rayından çıkarılmıştır. Zaten azan, zaten çok ileri giden bölücü  hainlerin referandum sonrasında neler talep ettiklerini içimiz  sızlayarak görüyoruz. İmralı canisi AKP sayesinde yattığı yeri parti  genel merkezine çevirmişti. TBMM&#8217;de grubu bulunan BDP&#8217;yi istediği gibi  yönlendiriyor, terör örgütüne her talimatı kolayca ulaştırıyordu. &#8220;Evet&#8221;  kararından sonra sadece parti ve örgüt yönetmekle kalmayıp, ülkeyi  yönetmeye cüret etti. Bölücü katillerin yuvalandığı Kandil&#8217;e telefon  hattı çekilmesini, bu telefonun asla dinlenmemesini isteyecek kadar  ileri gitti. Bugüne kadar da hükümet cephesinde bu taleplere doğru  dürüst bir karşılık verilmedi. <strong>Tam tersine şereflerini ortaya koyarak inkar ettikleri görüşmeleri, legal ve sıradan hale getirdiler. </strong>Pazarlıkların sürdüğü ve bu taleplerin de bu çerçevede yapıldığı anlaşılıyor. </span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">İşbirliğine gidiyorlar</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tam bir işbirliği içine girmişlerdir. Bütün dertleri elele vererek önümüzdeki seçimleri aradan çıkarmaktır. <strong>İmralı-Kandil ve BDP için AKP iktidarından daha uygun bir ortam olamaz.</strong> Hatta kendileri tek başlarına iktidara gelseler bu kadarına cesaret  edemezler. Aynı şey Barzani ve diğer küresel güçler için de geçerlidir. <strong>Halının altına süpürülmelerine gerek olmadığını, istenilen her şeyi verebileceklerini ispatlamışlardır</strong>.  Onun için de AKP&#8217;yi iktidarda tutmak için ne gerekiyorsa yapılacaktır.  Asıl randevuyu seçim sonrasına veriyorlar. Başbakan da bunu çıkıp ilan  ediyor. </span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">Sıra adını koymakta</span></strong></p>
<div><span style="font-size: x-small;">Türk milletinin artık bu gerçekleri  görmesi ve gereğini yapması gerekiyor. Alt yapıyı hazırlamışlardır.  Hazmetmeyi kolaylaştırmışlardır. Artık sıra adını koymaktadır. Buna  hazır olduklarını herşekilde gösteriyorlar. BDP ve İmralı&#8217;yı ikna etmiş  görünüyorlar. Bütün mesele bunları şimdilik Türk milletinden saklamak ve  yeni istismar ve mağduriyetlerle bir defa daha onay alabilmektedir. <strong>Bunu  başarmaları durumunda ortada üniter ve milli yapısıyla, laik-laik  demokratik özellikleriyle Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet  kalmayacaktır.</strong> Bunu şimdiden söyleyelim. İnşallah ileride bu yazıyı  hatırlatmak ve bu uyarıyı önceden yaptığımızı ortaya koymak zorunda  kalmayız. Neresinden bakılırsa bakılsın, hangi mesele esas alınırsa  alınsın bu ülke bir dönem daha AKP iktidarını kaldıramaz. </span></div>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Forhan-karatas-ser-cephesinin-yeni-hedefi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/orhan-karatas-ser-cephesinin-yeni-hedefi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, &#8220;Üniversitelerde Başörtüsü Sorunu&#8221; hakkında yapmış oldukları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-universitelerde-basortusu-sorunu-hakkinda-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-universitelerde-basortusu-sorunu-hakkinda-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2010 21:53:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversitelerde Başörtüsü Sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1830</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi son dönemde başörtüsü sorunu konusundaki tartışmaları yakından izlemektedir. Yükseköğretim kurumlarında başörtüsü sorunu siyasi istismar aracı ve inanç temelinde bir kamplaşmanın malzemesi haline getirilmiştir. Bu sorun toplumsal huzursuzluk ve gerginlik kaynağı olmayı sürdürmektedir. 2008 yılında MHP ile AKP’nin bu konudaki ortak girişimleri, bu süreçte yaşanan gelişmeler ve Anayasa Mahkemesi’nin kararı kamuoyumuzca bilinmektedir. 28 Ocak 2008 tarihinde MHP ile AKP arasında varılan mutabakat iki unsurdan oluşmaktaydı. Anayasa’nın 10 ve 42. maddeleri ile Yüksek Öğretim Kanununun Ek 17. maddesinin değiştirilmesi konusunda iki parti arasında yazılı anlaşmaya varılmış ve bu mutabakat imza altına alınmıştır. Bu mutabakatın Anayasa değişikliklerine ilişkin bölümü 9 Şubat 2008 tarihinde gerçekleştirilmiş, ancak AKP ikinci bölüme ilişkin anlaşmadan rücu etmiştir. Bunun sonucu bir bütün olan mutabakatın bir ayağı topal kalmış, süreç sonuçsuz bırakılmıştır. Anayasa değişiklikleri de CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından 5 Haziran 2008 tarihinde iptal edilmiştir. AKP ve CHP gerçekten samimi ise, bu sorununun milli vicdanın kabul edeceği kalıcı bir çözüme kavuşturulması için geniş tabanlı mutabakat zemini oluşturulması çabalarına Milliyetçi Hareket Partisi tam destek ve katkı vermeye hazırdır. Bu konunun çözüme kavuşturulacağı çerçevenin ana unsurları hakkındaki görüş ve düşüncelerimiz şunlardır: √ Sorun özünde ve temelinde münhasıran Yüksek Öğretim Kurumlarında eğitim hakkını ilgilendiren bir meseledir. √ Eğitim hakkı temel bir haktır ve devletin asli görevidir. √ Yüksek Öğretim Kurumlarında eğitim hizmetinden yararlanan öğrencilerin kılık-kıyafet nedeniyle bundan mahrum bırakılmaları düşünülemez. √ Bu konuda yapılacak düzenleme Yüksek Öğretim Kurumları ile sınırlı olacaktır. Üniversitelere ilişkin bu düzenlemeler hiçbir şekilde emsal oluşturmayacaktır. Bu unsurlardan oluşan bir zeminde üniversitelerde başörtüsü sorununa bulunacak çözümün muhatabı Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Konunun ulemayı, Diyanet İşleri Başkanlığını veya moda tasarımcılarını ilgilendiren bir yönü bulunmamaktadır. AKP ve CHP bu konuda samimi ve kararlı ise konunun TBMM çatısı altında oluşturulacak ve TBMM’de grubu olan siyasi partilerin temsil edileceği bir komisyonda ele alınması ve süratle bir sonuca kavuşturulması yerinde olacaktır. Bu komisyonda yukarıdaki esaslar dairesinde atılması gerekli olacak adımlar bütün yönleriyle değerlendirilebilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi buna hazırdır. AKP ve CHP’nin görüşlerinin netleşmesinden sonra bu konudaki girişimi TBMM Başkanı’nın üstlenmesinin en uygun yöntem olacağı düşünülmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi bu sorunun karşılıklı anlayış ve iyi niyetle kesin ve kalıcı çözümü için TBMM’ni ve siyasi partileri göreve davet etmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi son dönemde başörtüsü sorunu konusundaki tartışmaları yakından izlemektedir.</p>
<p>Yükseköğretim  kurumlarında başörtüsü sorunu siyasi istismar aracı ve inanç temelinde  bir kamplaşmanın malzemesi haline getirilmiştir.</p>
<p>Bu sorun toplumsal huzursuzluk ve gerginlik kaynağı olmayı sürdürmektedir.</p>
<p>2008  yılında MHP ile AKP’nin bu konudaki ortak girişimleri, bu süreçte  yaşanan gelişmeler ve Anayasa Mahkemesi’nin kararı kamuoyumuzca  bilinmektedir.</p>
<p>28 Ocak 2008 tarihinde MHP ile AKP arasında varılan mutabakat iki unsurdan oluşmaktaydı.</p>
<p>Anayasa’nın  10 ve 42. maddeleri ile Yüksek Öğretim Kanununun Ek 17. maddesinin  değiştirilmesi konusunda iki parti arasında yazılı anlaşmaya varılmış ve  bu mutabakat imza altına alınmıştır.</p>
<p>Bu  mutabakatın Anayasa değişikliklerine ilişkin bölümü 9 Şubat 2008  tarihinde gerçekleştirilmiş, ancak AKP ikinci bölüme ilişkin anlaşmadan  rücu etmiştir.</p>
<p>Bunun sonucu bir bütün olan mutabakatın bir ayağı topal kalmış, süreç sonuçsuz bırakılmıştır.</p>
<p>Anayasa değişiklikleri de CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından 5 Haziran 2008 tarihinde iptal edilmiştir.</p>
<p>AKP  ve CHP gerçekten samimi ise, bu sorununun milli vicdanın kabul edeceği  kalıcı bir çözüme kavuşturulması için geniş tabanlı mutabakat zemini  oluşturulması çabalarına Milliyetçi Hareket Partisi tam destek ve katkı  vermeye hazırdır.</p>
<p>Bu konunun çözüme kavuşturulacağı çerçevenin ana unsurları hakkındaki görüş ve düşüncelerimiz şunlardır:</p>
<p>√ Sorun özünde ve temelinde münhasıran Yüksek Öğretim Kurumlarında eğitim hakkını ilgilendiren bir meseledir.</p>
<p>√ Eğitim hakkı temel bir haktır ve devletin asli görevidir.</p>
<p>√  Yüksek Öğretim Kurumlarında eğitim hizmetinden yararlanan öğrencilerin  kılık-kıyafet nedeniyle bundan mahrum bırakılmaları düşünülemez.</p>
<p>√ Bu konuda yapılacak düzenleme Yüksek Öğretim Kurumları ile sınırlı olacaktır.</p>
<p>Üniversitelere ilişkin bu düzenlemeler hiçbir şekilde emsal oluşturmayacaktır.</p>
<p>Bu unsurlardan oluşan bir zeminde üniversitelerde başörtüsü sorununa bulunacak çözümün muhatabı Türkiye Büyük Millet Meclisidir.</p>
<p>Konunun ulemayı, Diyanet İşleri Başkanlığını veya moda tasarımcılarını ilgilendiren bir yönü bulunmamaktadır.</p>
<p>AKP  ve CHP bu konuda samimi ve kararlı ise konunun TBMM çatısı altında  oluşturulacak ve TBMM’de grubu olan siyasi partilerin temsil edileceği  bir komisyonda ele alınması ve süratle bir sonuca kavuşturulması yerinde  olacaktır.</p>
<p>Bu komisyonda yukarıdaki esaslar dairesinde atılması gerekli olacak adımlar bütün yönleriyle değerlendirilebilecektir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi buna hazırdır.</p>
<p>AKP  ve CHP’nin görüşlerinin netleşmesinden sonra bu konudaki girişimi TBMM  Başkanı’nın üstlenmesinin en uygun yöntem olacağı düşünülmektedir.</p>
<p>Milliyetçi  Hareket Partisi bu sorunun karşılıklı anlayış ve iyi niyetle kesin ve  kalıcı çözümü için TBMM’ni ve siyasi partileri göreve davet etmektedir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-universitelerde-basortusu-sorunu-hakkinda-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-universitelerde-basortusu-sorunu-hakkinda-yapmis-olduklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin teşkilatlara gönderdikleri genelge</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 21:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[genelge]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1828</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Dava Arkadaşlarım, Yirmibirinci asrın ilk on yılı yaklaşık üç ay sonra bitecek ve yeni bir on yılın kapısı aralanacaktır. Aynı zamanda, karşılayacağımız ikinci on yıl, Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına ulaşmada son viraj niteliği taşımaktadır. Bu açıdan çok anlamlıdır ve geleceğimizin şekillenmesinde hayati bir rol oynayacaktır. Bilindiği üzere, geride kalan on yılın sekizinde, Adalet ve Kalkınma Partisi siyasi sorumluluk üstlenmiş; kötü, aciz ve aynı zamanda art niyetli bir yönetimin tüm özelliklerini sergilemiştir. Küresel güç merkezlerinin himmetine sığınan, desteğinden medet uman ve bunların istedikleri tavizleri sırf ayakta durmak adına vermekten kaçınmayan ikiyüzlü bir iktidar anlayışıyla bugünlere gelinmiştir. Türk milletiyle asırlık hesabı olan bütün çevreler, AKP’nin yaktığı teslimiyetçi ışığın etrafında toplanmışlar ve kökü geçmişe uzanan kapanmamış hesaplarını adım adım görmeye başlamışlardır. Bu zamana kadar, Başbakan Erdoğan’ın söz ve uygulamalarından; Ermeniler memnun kalmış, peşmerge umutlanmış, bölücüler heyecanlanmış, İmralı’daki hain cesaretlenmiştir. Açılım denen yıkım projesi, Türk milletinin kardeşlik duygularını köreltmeye, ortak hayat alanlarını ayırmaya ve dağılmayla son bulacak çok tehlikeli bir sürecin hızla mesafe almasına neden olmuştur. Anadilde eğitim talepleri, etnik kimlik inşasındaki ısrarlar, demokratik özerklik gibi kabul edilemez ve üniter yapıyı parçalayıcı niyetler, iktidarın sessiz ve onaylayıcı tutumundan dolayı azmış ve kontrolü zor bir aşamaya gelmiştir. Türkiye’yi pazarlamayı bir politika olarak benimsediğini her fırsatta ifade eden Başbakan Erdoğan, gerçekten de bunda başarılı olmuş ve ülke haritalarının tanzim edildiği küresel mahfillerde, Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı sıfatıyla milletimizin geleceğini ipotek ettirmiştir. ‘Demokrasi, özgürlük ve barış’ gibi hayati önemdeki kavramlar, AKP’nin elinde eğilmiş, bükülmüş ve içi boşaltılarak her melanetin gerekçesi haline getirilmiştir. Şiddetin hak arama, vahşetin barışı sağlama, sokaklardaki meydan okumanın demokratik mücadele olarak algılandığı ve kavramsallaştırıldığı marazi bir ortam; bu iktidarın aciz, pısırık ve tükenmiş siyasetiyle zirve yapmıştır. Bölücü talepler ve girişimler, yıkım projesinden aldıkları olumlu mesajlarla şımarmışlar, zihinlerindeki kirli hedeflere ve son aşamadaki bağımsız bir devlet yapısına ulaşacaklarına hiç olmadığı kadar inanmışlardır. AKP’yle birlikte devlet ve kurumları; kendi dışındaki gelişmeleri anlamlandıramayacak ve göremeyecek kadar iç sarsıntılara ve güç mücadelelerinin içine sürüklenmiş, tam bir akıl tutulması ve kepazelik her tarafa sirayet etmiştir. İktidar partisinin gizli gündeminde ve sahip olduğu sözde değerler sisteminde, milli konular sıradan ve önemsiz bir konuma geriletilmiş, özenle sahiplenilmesi ve savunulması gereken ne varsa tahrip edilmekten çekinilmemiştir. Uluslararası ilişkilerde içine düşülen batak ve verilen tek taraflı ödünler milletimizin geleceğini, haysiyetini ve onurunu zedelemiş ve bunların da ‘geliştik, sözümüz dinlendi ve bölgesel güç olduk’ sözleriyle maskelenmeye çalışıldığına şahit olunmuştur. Ekonomide yaşanılan kriz ve çalkantılar, milletimizi yoksullaştırmış ve işsizliğin dar alanına hapsetmiştir. Hayat pahalılığı artmış, vatandaşlarımız sefaletin çıkmazına düşmüş, toplumun her kesiminden feryatlar ve şikâyetler yükselmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisiyle geçen sekiz yılın özü ve özeti kısaca bunlardan ibarettir. Artık AKP’yle gidilecek yol, ulaşılacak hedef ve varılacak bir yer kalmamıştır. İflas etmiş bu iktidarın; milletimize kazandıracağı bir değer, sağlayacağı bir yarar ve getireceği bir huzur da yoktur. Türk milletinin, bu yüzyılın ikinci on yılında AKP’ye tahammül etmesi, daha fazla katlanması mümkün değildir. Bu çerçevede partimizin sorumluluğu daha da artmakta ve yapacaklarının ağırlığı doğal olarak fazlalaşmaktadır. Önümüzdeki yıl yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimleriyle, AKP’nin mağlup olacağından, sandıkta hak ettiği dersi alacağından herkes mutlaka emin olmalıdır ve şimdiden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Yirmibirinci<strong> </strong>asrın ilk on yılı yaklaşık üç ay sonra bitecek ve yeni bir on yılın kapısı aralanacaktır.</p>
<p>Aynı zamanda, karşılayacağımız ikinci on yıl, Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına ulaşmada son viraj niteliği taşımaktadır.</p>
<p>Bu açıdan çok anlamlıdır ve geleceğimizin şekillenmesinde hayati bir rol oynayacaktır.</p>
<p>Bilindiği  üzere, geride kalan on yılın sekizinde, Adalet ve Kalkınma Partisi  siyasi sorumluluk üstlenmiş; kötü, aciz ve aynı zamanda art niyetli bir  yönetimin tüm özelliklerini sergilemiştir.</p>
<p>Küresel  güç merkezlerinin himmetine sığınan, desteğinden medet uman ve bunların  istedikleri tavizleri sırf ayakta durmak adına vermekten kaçınmayan  ikiyüzlü bir iktidar anlayışıyla bugünlere gelinmiştir.</p>
<p>Türk  milletiyle asırlık hesabı olan bütün çevreler, AKP’nin yaktığı  teslimiyetçi ışığın etrafında toplanmışlar ve kökü geçmişe uzanan  kapanmamış hesaplarını adım adım görmeye başlamışlardır.</p>
<p>Bu  zamana kadar, Başbakan Erdoğan’ın söz ve uygulamalarından; Ermeniler  memnun kalmış, peşmerge umutlanmış, bölücüler heyecanlanmış, İmralı’daki  hain cesaretlenmiştir.</p>
<p>Açılım  denen yıkım projesi, Türk milletinin kardeşlik duygularını köreltmeye,  ortak hayat alanlarını ayırmaya ve dağılmayla son bulacak çok tehlikeli  bir sürecin hızla mesafe almasına neden olmuştur.</p>
<p>Anadilde  eğitim talepleri, etnik kimlik inşasındaki ısrarlar, demokratik  özerklik gibi kabul edilemez ve üniter yapıyı parçalayıcı niyetler,  iktidarın sessiz ve onaylayıcı tutumundan dolayı azmış ve kontrolü zor  bir aşamaya gelmiştir.</p>
<p>Türkiye’yi  pazarlamayı bir politika olarak benimsediğini her fırsatta ifade eden  Başbakan Erdoğan, gerçekten de bunda başarılı olmuş ve ülke  haritalarının tanzim edildiği küresel mahfillerde, Büyük Ortadoğu  Projesi Eşbaşkanı sıfatıyla milletimizin geleceğini ipotek ettirmiştir.</p>
<p><strong>‘Demokrasi, özgürlük ve barış’</strong> gibi  hayati önemdeki kavramlar, AKP’nin elinde eğilmiş, bükülmüş ve içi  boşaltılarak her melanetin gerekçesi haline getirilmiştir.</p>
<p>Şiddetin  hak arama, vahşetin barışı sağlama, sokaklardaki meydan okumanın  demokratik mücadele olarak algılandığı ve kavramsallaştırıldığı marazi  bir ortam; bu iktidarın aciz, pısırık ve tükenmiş siyasetiyle zirve  yapmıştır.</p>
<p>Bölücü  talepler ve girişimler, yıkım projesinden aldıkları olumlu mesajlarla  şımarmışlar, zihinlerindeki kirli hedeflere ve son aşamadaki bağımsız  bir devlet yapısına ulaşacaklarına hiç olmadığı kadar inanmışlardır.</p>
<p>AKP’yle  birlikte devlet ve kurumları; kendi dışındaki gelişmeleri  anlamlandıramayacak ve göremeyecek kadar iç sarsıntılara ve güç  mücadelelerinin içine sürüklenmiş, tam bir akıl tutulması ve kepazelik  her tarafa sirayet etmiştir.</p>
<p>İktidar  partisinin gizli gündeminde ve sahip olduğu sözde değerler sisteminde,  milli konular sıradan ve önemsiz bir konuma geriletilmiş, özenle  sahiplenilmesi ve savunulması gereken ne varsa tahrip edilmekten  çekinilmemiştir.</p>
<p>Uluslararası  ilişkilerde içine düşülen batak ve verilen tek taraflı ödünler  milletimizin geleceğini, haysiyetini ve onurunu zedelemiş ve bunların da <strong>‘geliştik, sözümüz dinlendi ve bölgesel güç olduk’</strong> sözleriyle maskelenmeye çalışıldığına şahit olunmuştur.</p>
<p>Ekonomide  yaşanılan kriz ve çalkantılar, milletimizi yoksullaştırmış ve  işsizliğin dar alanına hapsetmiştir. Hayat pahalılığı artmış,  vatandaşlarımız sefaletin çıkmazına düşmüş, toplumun her kesiminden  feryatlar ve şikâyetler yükselmiştir.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisiyle geçen sekiz yılın özü ve özeti kısaca bunlardan ibarettir.</p>
<p>Artık  AKP’yle gidilecek yol, ulaşılacak hedef ve varılacak bir yer  kalmamıştır. İflas etmiş bu iktidarın; milletimize kazandıracağı bir  değer, sağlayacağı bir yarar ve getireceği bir huzur da yoktur.</p>
<p>Türk milletinin, bu yüzyılın ikinci on yılında AKP’ye tahammül etmesi, daha fazla katlanması mümkün değildir.</p>
<p>Bu çerçevede partimizin sorumluluğu daha da artmakta ve yapacaklarının ağırlığı doğal olarak fazlalaşmaktadır.</p>
<p>Önümüzdeki  yıl yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimleriyle, AKP’nin mağlup  olacağından, sandıkta hak ettiği dersi alacağından herkes mutlaka emin  olmalıdır ve şimdiden iktidar hazırlığı için tüm çalışmalar  başlatılmıştır.</p>
<p>AKP’yle  geçen yılların ortaya çıkardığı ağır hasarın önce onarımına, sonra  ülkemizin tahkimine ve akabinde önceden ifade ettiğimiz gibi;  Cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yıldönümünde bölgesinde lider ülke  olmasına tüm teşkilat yöneticilerimiz ve değerli mensuplarımız azami  düzeyde katkı sağlayacaklardır.</p>
<p>Milletimizin, AKP’ye mecbur ve mahkûm olmadığını Milliyetçi-Ülkücü camiaya mutlaka gösterecektir.</p>
<p>Bu  kapsamda olmak üzere, Milliyetçi Hareket Partisi milletin iktidarını  kurmak; kendi kültürel ve tarihi gerçeklerinden güç alacak olan bir  hükümet yapısına ulaşmak maksadıyla; 1 Ekim 2010 tarihinden itibaren,  2011 yılının Haziran ayında yapılması gündemde olan Milletvekilliği  Genel Seçimlerine hazırlık kampanyasını; serhat illerimiz olan Kars,  Ardahan ve Iğdır’dan büyük bir heyecan içinde başlatmıştır.</p>
<p>Türkiye’yi  yeniden ayağa kaldırmak için başlatılan bu kampanya, dalga dalga  Anadolu’ya yayılacak ve her vatandaşımızı kucaklamayı hedefleyecektir.</p>
<p>Önümüzde  çok hassas ve önemli olan bu sürecin partimizi tek başına iktidar  hedefine ulaştırması için tüm teşkilat yöneticilerimiz ve mensuplarımız  aşağıda belirtilen hususlara <strong>özenle uyacaklar ve riayet edeceklerdir.</strong></p>
<p><strong><em>1-</em></strong><em> 2011  yılında yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimleri, partimizin  kırkikinci yıldönümüne rastlamaktadır. Bu uzun siyasi ömründe Milliyetçi  Hareket Partisi, belirli aralıklarla ve değişik dönemlerde oluşan  koalisyon şartları dışında, tek başına iktidar hedefine ulaşamamıştır.</em></p>
<p><em>İktidar olmak için öncelikle buna inanmak ve ulaşılabilir olacağını bilmek lazımdır.</em></p>
<p><em>Bugün  Türkiye’yi yöneten ve çok zarar veren siyasi zihniyetin, başka bir  partiden ayrılarak milletimizin desteğini aldığını ve tek başına  iktidara ulaştığını unutmamak gerekmektedir.</em></p>
<p><em>Milliyetçi  Hareket Partisi, Türkiye’ye hizmet edecek nitelikli ve inanmış siyasi  ve teknik kadrolarıyla iktidar sorumluluğunu tek başına üstlenmeye  hazırdır.</em></p>
<p><em>Mazisi  on yılı bile bulmayan bir siyasi partinin sekiz yıldır iktidar olduğu  düşünüldüğünde, gelecek yıl itibariyle kırkikinci yılını geride  bırakacak olan partimizin tek başına yönetim sorumluluğunu üstlenmemesi  için hiçbir neden yoktur ve olmayacaktır.</em></p>
<p><em>Milliyetçi-Ülkücü  camianın çok değerli mensupları, gönül verdikleri ve kalpten  bağlandıkları Üç Hilal’i tek başına iktidara taşımak için ellerinden  geleni yapmak durumundadırlar.</em></p>
<p><em>Bu  hedef, hepimize kutlu geçmişimizin, acılarımızın, sevinçlerimizin ve  Türk tarihinin yüklediği bir görevdir. Bundan, ülkemizin bugünkü  şartlarında kaçmak, görmezden gelmek artık mümkün değildir.</em></p>
<p><em>Bu  itibarla gelecek yılki tarihi randevuya tam bir inanmışlıkla  hazırlanılacak; hiçbir partiyle koalisyon, pazarlık ve dayanışma gibi  konular dillendirilmeyecek ve konusu dahi gündeme getirilmeyecektir.</em></p>
<p><em>Hedef mutlaka tek başına iktidar olmaktır ve yapılacak olan Genel Seçimler Türkiye’nin son şansıdır.</em></p>
<p><strong><em>2- </em></strong><em>Tıpkı  Referandum öncesinde olduğu gibi, bundan sonra da, AKP iktidarının  Milliyetçi-Ülkücüler üzerinden siyaset yapması, oyunlar tezgâhlaması  kuvvetli ihtimaldir.<strong></strong></em></p>
<p><em>12  Eylül Referandumunun hazırlık kampanyası, AKP tarafından bir bakıma  Milletvekilliği Genel Seçimlerinin provası olarak da algılanmıştır.</em></p>
<p><em>Önümüzdeki  süreçte, yine acılarımızın hatırlatılması; geçmişimizin ve  inançlarımızın istismar edilerek partimize gönül veren milyonlar arasına  nifak tohumları saçılmasının gündemde olduğu ortadadır.</em></p>
<p><em>Ancak bunlara karşı şimdiden hazırlıklı olunacaktır.</em></p>
<p><em>Mahalli  düzeyde ve her platformda, muhterem dava arkadaşlarımızın AKP’nin  yalanlarına ve aldatma taktiklerine itibar etmemesi için tüm önlemler  alınacaktır.</em></p>
<p><em>Bunun  yanı sıra, AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın bir başka taktik mahiyetli  amacı, gelecek yıllarda yapılacak olan ve milletimizin onayına sunulacak  Cumhurbaşkanlığı seçimlerine siyasi yığınak oluşturmaktır. Buradaki  maksat sinsidir ve oyun partimiz ve mensupları üzerinden  kurgulanmaktadır.</em></p>
<p><em>AKP’nin  kalleşçe yürüttüğü siyasi propagandasına dikkat edilecek; Türkiye’yi  bölmeye çalışan, eşkıyaya ilgi gösteren, İmralı’yla kol kola giren ve  küresel güçlerin merhametine milletimizin geleceğini teslim eden siyasi  zihniyetin tuzağına düşülmeyecektir.</em></p>
<p><strong><em>3- </em></strong><em>İktidar hedefimize, ancak milletimizin vereceği izin, sağlayacağı destekle ulaşılacağı açıktır.</em></p>
<p><em>Vatandaşlarımızın  daha huzurlu, daha güvenli ve mutlaka ekonomik olarak daha iyi şartlara  sahip olması bizim için vazgeçilmez hedeftir.</em></p>
<p><em>Her insanımızın başının dik, karnının tok ve geleceğinin onurlu olması tartışmasız amacımızdır.</em></p>
<p><em>İşsize,  yolda kalmışa, çaresize, ekmek bekleyene, soğukta titreyene mutlaka  ulaşılacak ve partimizle hak ettikleri hayat standartlarına ulaşacakları  iletilecektir.</em></p>
<p><em>Çiftçilerimizle  tarlalarında buluşulacak, esnafımızla işyerlerinde görüşülecek,  emeklilerimizle hanelerinde bir araya gelinecek, dul ve yetimlerle iç  içe olunacaktır.</em></p>
<p><em>Bağda,  bostanda, bahçede, camide, cemevinde, evde, pazarda, mahallede, sokakta  bulunan aziz vatandaşlarımızla bütünleşerek, sorunlarının mutlaka  çözüleceği kararlılık içinde tebliğ edilecektir.</em></p>
<p><em>Asgari  ücretle geçinmeye çalışan, kirasını ödeyemeyen, çocuğuna harçlık  veremeyen, borçları dağ gibi birikmiş kim varsa Üç Hilal’in dertlerine  derman olacağı anlatılacaktır.</em></p>
<p><em>Ayın  sonunu getiremeyen memurlarımızın, toplu sözleşmelerle yorulan  işçilerimizin, iktidarımızda nefes alacakları ısrarla tekrarlanacaktır.</em></p>
<p><em>Sivil toplum kuruluşları ziyaret edilecek, iş ve meslek çevreleriyle görüşülecek ve partimizin ilkeleri aktarılacaktır.</em></p>
<p><em>Bunların  hayata geçirilmesinden tüm teşkilat yöneticileri ve mensuplarımız  sorumludurlar ve çağrılarımızın, vatanımızın her köşesine ulaşmasında  milli bir görevle yükümlüdürler.</em></p>
<p><strong><em>4- </em></strong><em>Önümüzdeki  Milletvekilliği Genel Seçimlerinden sonra şüphesiz yirmidördüncü dönem  Türkiye Büyük Millet Meclisi de teşekkül etmiş olacaktır.</em></p>
<p><em>Elbette her dava arkadaşımızın milletvekili olması hakkıdır ve bunun aksini düşünmek mümkün değildir.</em></p>
<p><em>Ancak,  Türkiye’nin ve Türk milletinin beka düzeyinde sorunlarla boğuştuğu  böylesine hayati bir döneminde, teşkilatlarımızda milletvekilliği  adaylığı için yapılacak doğal rekabetin dışında; çekişmelerin,  çatışmaların, küslüklerin olması; isimlerin, hedeflerimizin ve  ülkülerimizin üzerine ve önüne çıkarılması hem milletimize hem de  partimize zarar verebilecek ve teşkilatlarımızın hizip içine girmesine  yol açabilecektir.</em></p>
<p><em>Bugünkü  şartlarda devlet ve millet olarak tarihi bir yol ayrımında olduğumuz  düşünüldüğünde, bireysel hedeflerle hareket edilmesi doğru ve makul  olmayacaktır.</em></p>
<p><em>Bütün  teşkilat yöneticilerimiz ve mensuplarımız, milletvekilliği adaylığı  konusunda yaşanabilecek huzursuzluk ve anlaşmazlıklara müsaade  etmeyecekler, tek başına iktidar hedefimizi zedeleyecek tavır ve  davranışlara fırsat vermeyeceklerdir.</em></p>
<p><em>Bu  çerçevede, teşkilat içi gerilimler anında çözülecek, eğer daha farklı  bir boyut kazanmışsa Genel Merkez mutlaka bilgilendirilecektir.</em></p>
<p><strong><em>5- </em></strong><em>Seçim  ortamında, propagandanın birliği ve sürdürülebilirliği açısından Genel  Merkez duyuruları, mesajları, genelgeleri, açıklamaları titizlikle takip  edilecek ve mahalli düzeyde vatandaşlarımıza aktarılacaktır.</em></p>
<p><em>Seçim  stratejisi, seçim beyannamesi ve propaganda yöntemleri üzerinde  yürütülen çalışmalar tamamlandıktan sonra, tüm teşkilatlarımız bunları  tatbik edecekler ve bütünlüğü sağlamak açısından uygulamalarında dikkat  edeceklerdir.</em></p>
<p><em>Bayrak,  flama, rozet, poster, afiş ve diğer tanıtım materyallerinde yeknesaklık  sağlanacak ve Genel Merkez’in belirlediği ölçü, ebat, kriter ve  özelliklere mutlaka uyulacaktır.</em></p>
<p><strong><em>6-</em></strong><em> Türkiye  her alanda tahribatın yoğunlaştığı, bunalımın yaygınlaştığı ve çatışma  riskinin arttığı bir ortamda seçim sürecine girmiştir.</em></p>
<p><em>Özellikle,  hükümetle süren pazarlıkların sonuç almaması halinde, terör örgütünün  eylemlerini artıracağı bir dönem önümüzde durmaktadır. Seçim kampanyası  esnasında, bölücülüğün, taraftarlarını ayrıştırmak ve saflarını  sıkılaştırmak amacıyla şiddet eylemlerine başvurması güçlü bir  ihtimaldir.</em></p>
<p><em>Her  ne sebeple olursa olsun, hiçbir tartışmanın, çatışmanın, kavganın  tarafı olunmayacak; herhangi bir kanunsuz eylem karşısında da güvenlik  birimlerinin harekete geçmesi için azami özen ve sabır gösterilecektir.</em></p>
<p><em>Tuzaklara ve tahriklere karşı mutlaka uyanık olunacaktır.</em></p>
<p><em>31 Ekim 2010 tarihinde, Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleştireceğimiz; <strong>‘Millet ve Devlet Bekası İçin Güç Birliği’</strong> isimli  tarihi toplantımıza milletvekillerimiz, MYK üyelerimiz, il ve ilçe  başkanlarımız, belediye başkan ve belediye meclis üyelerimiz, il genel  meclis üyelerimiz ve tüm ülküdaşlarımız en üst düzeyde katılımı  sağlayacaklar ve tam bir kucaklaşma içinde bir araya gelmek için  bugünden çalışmalara başlayacaklardır.</em></p>
<p>Milliyetçi  Hareket Partisi mutlaka iktidara ulaşacaktır. Partimizin yarım yüzyıla  yaklaşan şerefli mazisi bunu mecbur kılmaktadır.</p>
<p>Tüm  teşkilatlarımız bugünden itibaren var güçleriyle çalışacaklar, Genel  Seçimlerin yapıldığı günün akşamına kadar olağanüstü bir gayret  sarfedeceklerdir. Amaç tek başına iktidar olmak yolunda <strong>‘Tam Yol İleri’</strong> gitmektir.</p>
<p>Güneş,  Milliyetçi Hareket’in iktidar olduğu günün sabahında bambaşka bir  şekilde doğacak; bereket, bolluk ve huzur her haneye Üç Hilal’le  girecektir.</p>
<p>Bu uğurda ve kutlu iktidar yolunda tüm dava arkadaşlarıma başarılar diliyorum.</p>
<p>Cenab-ı Allah’tan yardımını ve rahmetini esirgememesini niyaz ediyorum.</p>
<p>Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun Şehadetinin 30. Yıldönümü</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-pehlivanoglunun-sehadetinin-30-yildonumu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-pehlivanoglunun-sehadetinin-30-yildonumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 14:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül 1980]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Pehlivaoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1824</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları olarak Ülkü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nu şahadetinin 30. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül darbesinin ardından idam edilen ilk ülkü şehididir.  Pehlivanoğlu, Ankara&#8217;nın Balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve 12 Eylül 1980 askerî darbesinden önce yapılan yargılama sonunda idam cezasına çarptırılmıştı. Yatmakta olduğu ve çok sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi&#8217;nden kaçtı, ancak 18 Ağustos 1980&#8242;de Kütahya&#8217;da yakalandı. 12 Eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi&#8217;nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığına defnedilmiştir. Pehlivanoğlu’nun idam edilmesinin ardından 30 yıl sonra, AKP iktidarı kendi adına yaptığı anayasa paketine 12 Eylülcüleri yargılama yolunu açacak madde koyduğunu iddia ederek şehidimizi istismar etmekten çekinmemiştir. 12 Eylül darbecilerinin suçu zaman aşımına uğradığı için yargılanamayacağı bariz bir şekilde ortada iken AKP iktidarı, darbe mağdurlarını istismar etmiştir. Başbakan, şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmayı politikasının unsurlarından biri haline getirmiştir. Meclis kürsüsünden timsah gözyaşları dökerek şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunun bazı bölümlerini okuyarak 12 Eylül referandumu sürecinde şehidimizi istismar etmiştir. Mustafa Pehlivanoğlu ömrü boyunca ülkücülük-milliyetçilik davası adına mücadele vermiş ve şerefiyle şehit olmuştur. Şehidimizin bu denli ucuz siyasetler için istismar edilmesini kınıyoruz. Şehidimize Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz. Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun İdamından Önce Anasına ve Babasına Yazdığı Mektup Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yasa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkinizi helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkin ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah&#8217;ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah&#8217;ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah&#8217;tan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa&#8217;lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakindir. Zafer her zaman Allah&#8217;a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkim varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah&#8217;ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa 7 Ekim 1980]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları olarak Ülkü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nu şahadetinin 30. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül darbesinin ardından idam edilen ilk ülkü şehididir.  Pehlivanoğlu, Ankara&#8217;nın Balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve 12 Eylül 1980 askerî darbesinden önce yapılan yargılama sonunda idam cezasına çarptırılmıştı. Yatmakta olduğu ve çok sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi&#8217;nden kaçtı, ancak 18 Ağustos 1980&#8242;de Kütahya&#8217;da yakalandı. 12 Eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi&#8217;nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığına defnedilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pehlivanoğlu’nun idam edilmesinin ardından 30 yıl sonra, AKP iktidarı kendi adına yaptığı anayasa paketine 12 Eylülcüleri yargılama yolunu açacak madde koyduğunu iddia ederek şehidimizi istismar etmekten çekinmemiştir. 12 Eylül darbecilerinin suçu zaman aşımına uğradığı için yargılanamayacağı bariz bir şekilde ortada iken AKP iktidarı, darbe mağdurlarını istismar etmiştir. Başbakan, şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmayı politikasının unsurlarından biri haline getirmiştir. Meclis kürsüsünden timsah gözyaşları dökerek şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunun bazı bölümlerini okuyarak 12 Eylül referandumu sürecinde şehidimizi istismar etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Pehlivanoğlu ömrü boyunca ülkücülük-milliyetçilik davası adına mücadele vermiş ve şerefiyle şehit olmuştur. Şehidimizin bu denli ucuz siyasetler için istismar edilmesini kınıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şehidimize Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun İdamından Önce Anasına ve Babasına Yazdığı Mektup</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yasa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkinizi helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkin ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah&#8217;ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah&#8217;ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah&#8217;tan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa&#8217;lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakindir. Zafer her zaman Allah&#8217;a inananlarındır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkim varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah&#8217;ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğlunuz Mustafa</p>
<p style="text-align: justify;">7 Ekim 1980</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmustafa-pehlivanoglunun-sehadetinin-30-yildonumu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-pehlivanoglunun-sehadetinin-30-yildonumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kumluca ve Korkuteli Ülkü Ocakları’nda Bayrak Değişimi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-ve-korkuteli-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-ve-korkuteli-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 14:03:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Korkuteli Ülkü Ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kumluca Ülkü Ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1820</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’nın ve il Ocak yöneticilerinin katılımıyla Kumluca ve Korkuteli Ülkü Ocaklarında bayrak değişimi yapıldı. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya ve Yönetim Kurulu Üyelerinin katılımıyla 5 Ekim 2010 Salı günü Kumluca Ülkü Ocakları Başkanlığı görevini Kumluca Ülkü Ocakları Başkanı Cihat Cihangir, Sadık Köleoğlu’na devretti. Kuran-ı Kerim ve Türk Bayrağını öperek birbirlerinden teslim alan başkanlar, Kumluca’da yaşanan kan değişimiyle Türk-İslam Ülküsü’nü daha yükseğe çıkartmak için mücadelelerini vereceklerini açıkladı. Bir süre önce görevinden Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından görevinden alınan  Korkuteli Ülkü Ocakları Başkanı Muhammet Sarıcalar’ın yerine Korkuteli Ülkü Ocakları Başkanlığı görevine Hüseyin Gülten atandı. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’nın ve il Ocak yöneticilerinin katılımıyla 6 Ekim 2010 Çarşamba günü gerçekleşen atama töreninde İl Başkan Lokman Kaya, Türk Bayrağına sarılı Kuran-ı Kerim’i yeni başkan Hüseyin Gülten’e teslim etti. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı olarak her iki yeni başkana görevlerinde başarılar diler ve Bu değişimin teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hakk&#8217;tan niyaz ederiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="../etkinlik/KumlucaOcakdegisim.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’nın ve il Ocak  yöneticilerinin katılımıyla Kumluca ve Korkuteli Ülkü Ocaklarında bayrak  değişimi yapıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya ve Yönetim Kurulu Üyelerinin  katılımıyla 5 Ekim 2010 Salı günü Kumluca Ülkü Ocakları Başkanlığı  görevini Kumluca Ülkü Ocakları Başkanı Cihat Cihangir, Sadık Köleoğlu’na  devretti. Kuran-ı Kerim ve Türk Bayrağını öperek birbirlerinden teslim  alan başkanlar, Kumluca’da yaşanan kan değişimiyle Türk-İslam Ülküsü’nü  daha yükseğe çıkartmak için mücadelelerini vereceklerini açıkladı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/KorkuteliOcakdegisim.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bir  süre önce görevinden Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanlığı tarafından  görevinden alınan  Korkuteli Ülkü Ocakları Başkanı Muhammet Sarıcalar’ın  yerine Korkuteli Ülkü Ocakları Başkanlığı görevine Hüseyin Gülten  atandı. Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’nın ve il Ocak  yöneticilerinin katılımıyla 6 Ekim 2010 Çarşamba günü gerçekleşen atama  töreninde İl Başkan Lokman Kaya, Türk Bayrağına sarılı Kuran-ı Kerim’i  yeni başkan Hüseyin Gülten’e teslim etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl  Başkanlığı olarak her iki yeni başkana görevlerinde başarılar diler ve  Bu değişimin teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı  Hakk&#8217;tan niyaz ederiz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fkumluca-ve-korkuteli-ulku-ocaklari%25e2%2580%2599nda-bayrak-degisimi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/kumluca-ve-korkuteli-ulku-ocaklari%e2%80%99nda-bayrak-degisimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalyalı Ülkücüler Pehlivanoğlu’nu andı &#8211; AntalyaGuncel.com</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-pehlivanoglu%e2%80%99nu-andi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-pehlivanoglu%e2%80%99nu-andi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2010 23:04:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Pehlivanoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1844</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, Ülkü şehidi Mustafa Pehlivanoğlu’nu şahadetinin 30. yılında rahmet ve minnetle andıklarını açıkladı. Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi; Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül darbesinin ardından idam edilen ilk ülkü şehididir.  Pehlivanoğlu, Ankara&#8217;nın Balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve 12 Eylül 1980 askerî darbesinden önce yapılan yargılama sonunda idam cezasına çarptırılmıştı. Yatmakta olduğu ve çok sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi&#8217;nden kaçtı, ancak 18 Ağustos 1980&#8242;de Kütahya&#8217;da yakalandı. 12 Eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi&#8217;nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığına defnedilmiştir. Pehlivanoğlu’nun idam edilmesinin ardından 30 yıl sonra, AKP iktidarı kendi adına yaptığı anayasa paketine 12 Eylülcüleri yargılama yolunu açacak madde koyduğunu iddia ederek şehidimizi istismar etmekten çekinmemiştir. 12 Eylül darbecilerinin suçu zaman aşımına uğradığı için yargılanamayacağı bariz bir şekilde ortada iken AKP iktidarı, darbe mağdurlarını istismar etmiştir. Başbakan, şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmayı politikasının unsurlarından biri haline getirmiştir. Meclis kürsüsünden timsah gözyaşları dökerek şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunun bazı bölümlerini okuyarak 12 Eylül referandumu sürecinde şehidimizi istismar etmiştir. Mustafa Pehlivanoğlu ömrü boyunca ülkücülük-milliyetçilik davası adına mücadele vermiş ve şerefiyle şehit olmuştur. Şehidimizin bu denli ucuz siyasetler için istismar edilmesini kınıyoruz. Şehidimize Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz. Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun İdamından Önce Anasına ve Babasına Yazdığı Mektup Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yasa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkinizi helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkin ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah&#8217;ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah&#8217;ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah&#8217;tan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa&#8217;lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakindir. Zafer her zaman Allah&#8217;a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkim varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah&#8217;ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa 7 Ekim 1980 Haber: http://www.antalyaguncel.com/haber-24495-Antalyali_Ulkuculer_Pehlivanoglunu_andi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.antalyaguncel.com/images/news/antalyali111.jpg" alt="" width="250" height="100" />Antalya Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya, Ülkü şehidi Mustafa  Pehlivanoğlu’nu şahadetinin 30. yılında rahmet ve minnetle andıklarını  açıkladı.</strong></p>
<p><strong><span id="more-1844"></span></strong></p>
<p><img id="prevFile" src="http://www.antalyaguncel.com/images/news/B43_antalyali2111.jpg" border="5" alt="" hspace="5" vspace="5" width="250" height="105" />Antalya  Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya yaptığı yazılı açıklamada şunları  söyledi; Mustafa Pehlivanoğlu, 12 Eylül darbesinin ardından idam edilen  ilk ülkü şehididir.  Pehlivanoğlu, Ankara&#8217;nın Balgat semtinde oturuyor  olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve 12 Eylül  1980 askerî darbesinden önce yapılan yargılama sonunda idam cezasına  çarptırılmıştı. Yatmakta olduğu ve çok sıkı korunan Mamak Askerî  Cezaevi&#8217;nden kaçtı, ancak 18 Ağustos 1980&#8242;de Kütahya&#8217;da yakalandı. 12  Eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980  tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi&#8217;nde yerine getirildi ve sabahın  erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Ankara  Karşıyaka Mezarlığına defnedilmiştir.<br />
Pehlivanoğlu’nun idam  edilmesinin ardından 30 yıl sonra, AKP iktidarı kendi adına yaptığı  anayasa paketine 12 Eylülcüleri yargılama yolunu açacak madde koyduğunu  iddia ederek şehidimizi istismar etmekten çekinmemiştir. 12 Eylül  darbecilerinin suçu zaman aşımına uğradığı için yargılanamayacağı bariz  bir şekilde ortada iken AKP iktidarı, darbe mağdurlarını istismar  etmiştir. Başbakan, şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmayı  politikasının unsurlarından biri haline getirmiştir. Meclis kürsüsünden  timsah gözyaşları dökerek şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunun  bazı bölümlerini okuyarak 12 Eylül referandumu sürecinde şehidimizi  istismar etmiştir.<br />
Mustafa Pehlivanoğlu ömrü boyunca  ülkücülük-milliyetçilik davası adına mücadele vermiş ve şerefiyle şehit  olmuştur. Şehidimizin bu denli ucuz siyasetler için istismar edilmesini  kınıyoruz.<br />
Şehidimize Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz.<br />
Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun İdamından Önce Anasına ve Babasına Yazdığı Mektup<br />
Sevgili  anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yasa kadar büyüttünüz ve  yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı  affedin. Hakkinizi helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak,  bugüne kadar Cenab-ı Hakkin ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin  yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu  çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah&#8217;ın huzuruna  çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah&#8217;ın huzurunda çekmeye  hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler  Allah&#8217;tan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa&#8217;lar  ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun  zaferi yakindir. Zafer her zaman Allah&#8217;a inananlarındır.<br />
Bunun için  hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam  ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkim  varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin.<br />
Son olarak, abime,  yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini  dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah&#8217;ın mutlu bir yuva  kurması için ona yardımcı olmasını dilerim.<br />
Oğlunuz Mustafa<br />
7 Ekim 1980</p>
<p><em><strong>Haber: <a href="http://www.antalyaguncel.com/haber-24495-Antalyali_Ulkuculer_Pehlivanoglunu_andi">http://www.antalyaguncel.com/haber-24495-Antalyali_Ulkuculer_Pehlivanoglunu_andi</a></strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalyali-ulkuculer-pehlivanoglu%25e2%2580%2599nu-andi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-pehlivanoglu%e2%80%99nu-andi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Reşad DOĞRU &#8211;  Haç mı, Hilal mi ?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/resad-dogru-hac-mi-hilal-mi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/resad-dogru-hac-mi-hilal-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2010 18:15:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Selçuklu İmparatoru Alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1818</guid>
		<description><![CDATA[1 Ekim 2010 tarihinde, TBMM yeni çalışma dönemi için açılırken, Doğu Anadolu&#8217;da iki önemli olay oldu. Bunlardan birincisi Büyük Selçuklu İmparatoru Alparslan&#8217;ın 1064 tarihinde Anadolu&#8217;ya girip fethettiği toprak olan Kars ili ANİ bölgesinde ki ilk Cuma namazı kıldığı camide 946 yıl sonra tekrar Cuma namazı kılınmasıydı. İkinci olay da, yine aynı gün 1 Ekim 2010 tarihinde Van ili AKDAMAR adasında 19 Eylül&#8217;de açılışı yapılan Ermeni kilisesine büyük bir haç koyma töreniydi. Burası aynı zamanda Kurtuluş Savaşı esnasında Ermenilerin binlerce Türk&#8217;ü katlettiği bir yerdi. Cuma Namazı&#8217;nın kılınması ve tarihin yeniden canlanmasını sağlayan MHP Genel Başkanı Dr. Devlet BAHÇELİ olurken, diğerinde ise hükümetin izin vermesiyle beraber bölge yetkilileri nezaretinde Ermeni Papazı vardı. Yüce Milletimiz akşam ki haberleri izlerken, çok şeyleri de beraberinde mutlaka düşünmüştür. Demokratikleşme adı altında önce Kürt Açılımı, sonra Ermeni Açılımı, Trabzon Sümela Manastırı 19 Eylül&#8217;de açılışı yapılan açılımı ve sonunda da Van Akdamar kilise açılımı ve büyük bir haçın Akdamar Adası&#8217;na konması geldi. Hep beraber sesli düşünürsek acaba Türkiye Cumhuriyeti de Yüce Türk Milleti de sizce nereye gidiyor? 8 yıllık 2 dönemdir AKP İktidarı zamanında acaba ne kadar kilise açılmış ve demokratikleşme adı altında ülke bölünme süreci dahil nerelere gelinmiştir? Ülke insanımız 12 Eylül Anayasa Referandumu süresinde bazı şeyleri görmek istemedi. Ancak sonucu hep beraber gördük. Bundan sonraki dönemde nelerle karşılaşacağımızı dikkatle takip ediyoruz. Herhalde ülke nereye gidiyor diye düşünme zamanı gelmemiş midir? İnsanlarımız daha neyi beklemektedir. ÜLKE, VATAN, TOPRAK, BAYRAK bütün inançlarımız ve değerlerimiz bir bir yıpratılıyor, yok edilmeye çalışılıyor. Bunları görmemek için herhalde kör olmak gerekir. Milletimiz 8 yıldan beri uzun yıllar hiçbir iktidara vermediği yetkiyi, AKP&#8217;ye ve Recep Tayyip ERDOĞAN&#8217;A vermişti. Ancak verilen yetki işsizliği, yoksulluğu, yolsuzluğu ve inançlarımız önündeki engelleri çözdü mü veya nereye getirdi? Hiçbir sorunu çözemediği gibi inanç temelinde milli birlik ve beraberliğimiz ve her türlü değerimiz yok ediliyor. &#8221;BURADAN SESLENİYORUZ: EY TÜRK! TİTRE VE KENDİNE GEL, KENDİNE DÖN&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><span style="font-size: x-small;">1 Ekim 2010 tarihinde, TBMM yeni çalışma dönemi için açılırken, Doğu Anadolu&#8217;da iki önemli olay oldu. Bunlardan birincisi Büyük Selçuklu İmparatoru Alparslan&#8217;ın 1064 tarihinde Anadolu&#8217;ya girip fethettiği toprak olan Kars ili ANİ bölgesinde ki ilk Cuma namazı kıldığı camide 946 yıl sonra tekrar Cuma namazı kılınmasıydı. İkinci olay da, yine aynı gün 1 Ekim 2010 tarihinde Van ili AKDAMAR adasında 19 Eylül&#8217;de açılışı yapılan Ermeni kilisesine büyük bir haç koyma töreniydi.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Burası aynı zamanda Kurtuluş Savaşı esnasında Ermenilerin binlerce Türk&#8217;ü katlettiği bir yerdi.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Cuma Namazı&#8217;nın kılınması ve tarihin yeniden canlanmasını sağlayan MHP Genel Başkanı Dr. Devlet BAHÇELİ olurken, diğerinde ise hükümetin izin vermesiyle beraber bölge yetkilileri nezaretinde Ermeni Papazı vardı.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Yüce Milletimiz akşam ki haberleri izlerken, çok şeyleri de beraberinde mutlaka düşünmüştür.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Demokratikleşme adı altında önce Kürt Açılımı, sonra Ermeni Açılımı, Trabzon Sümela Manastırı 19 Eylül&#8217;de açılışı yapılan açılımı ve sonunda da Van Akdamar kilise açılımı ve büyük bir haçın Akdamar Adası&#8217;na konması geldi.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Hep beraber sesli düşünürsek acaba Türkiye Cumhuriyeti de Yüce Türk Milleti de sizce nereye gidiyor?</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">8 yıllık 2 dönemdir AKP İktidarı zamanında acaba ne kadar kilise açılmış ve demokratikleşme adı altında ülke bölünme süreci dahil nerelere gelinmiştir?</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Ülke insanımız 12 Eylül Anayasa Referandumu süresinde bazı şeyleri görmek istemedi. Ancak sonucu hep beraber gördük. Bundan sonraki dönemde nelerle karşılaşacağımızı dikkatle takip ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Herhalde ülke nereye gidiyor diye düşünme zamanı gelmemiş midir? İnsanlarımız daha neyi beklemektedir. <strong>ÜLKE, VATAN, TOPRAK, BAYRAK</strong> bütün inançlarımız ve değerlerimiz bir bir yıpratılıyor, yok edilmeye çalışılıyor. Bunları görmemek için herhalde kör olmak gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Milletimiz 8 yıldan beri uzun yıllar hiçbir iktidara vermediği yetkiyi, AKP&#8217;ye ve Recep Tayyip ERDOĞAN&#8217;A vermişti. Ancak verilen yetki işsizliği, yoksulluğu, yolsuzluğu ve inançlarımız önündeki engelleri çözdü mü veya nereye getirdi?</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Hiçbir sorunu çözemediği gibi inanç temelinde milli birlik ve beraberliğimiz ve her türlü değerimiz yok ediliyor.</span></p>
<p><strong> </strong><strong><span style="font-size: x-small;">&#8221;BURADAN SESLENİYORUZ: EY TÜRK! TİTRE VE KENDİNE GEL, KENDİNE DÖN&#8221;</span></strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fresad-dogru-hac-mi-hilal-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/resad-dogru-hac-mi-hilal-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217; nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli-nin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli-nin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2010 18:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Grup Toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1816</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,Değerli Basın Mensupları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23. Dönem 5. Yasama yılının ilk grup toplantısında sizlerle bir araya gelmiş bulunmaktayız. Konuşmama başlarken hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Bu Yasama yılı, önümüzdeki süreçte yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimleriyle son bulacaktır. Ve Genel Seçimlerini takiben, oluşacak olan 24. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi yapısıyla milletimizin iradesi yeniden tecelli edecektir. Geride kalan yıllar içinde, ülkemizin karşılaştığı devasa sorun alanları ve AKP hükümetinin neden olduğu tahribatlar, bu Yasama yılına da ümitli yaklaşmamıza mani olmaktadır. AKP’yle geçen her yıl maalesef kaybedilmiş ve heba olmuş bir dönem olarak akıllarda kalmıştır. Bunun fazlası vardır, ama eksiği inanın bana yoktur. Milletimiz karşıt cephelerde kümelenmiş ve kutuplaşma dinamikleri siyasi strateji olarak AKP eliyle toplumsal yapıya şırınga edilmiştir. Burada kastımız farklı düşüncelerin siyasi olgunluk, demokratik tavır ve asgari tahammül sınırları dışında seslendirilmesidir. Eğer farklı bakış ve değerlendirmeler, milletimizi ayırmaya başlamışsa ve milli meselelerde tam bir mutabakat halinde olmamızı engelliyorsa elbette kutuplaşmadan bahsetmekten başka seçeneğimiz olmayacaktır. Bu düşüncemiz ve tespitimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisindeki açılış konuşmasında dile getirdiği &#8220;olgunlaşmamış bir demokratik anlayışın tezahürü&#8221; değildir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın böyle bir değerlendirmesi ister istemez bize, Türkiye’nin sorunlarına nasıl bir zihin örgüsü ve hangi mantık çerçevesinde yaklaşıldığını göstermiştir. Toplumsal kutuplaşmanın ulaştığı hazin boyutu fark edemeyecek kadar gerçeklerden uzaklaşılması, mevcut kırılgan ve kopma noktasına gelen sosyolojik yapıdan herhangi bir rahatsızlık duyulmadığı anlamına da gelecektir. Gelişmeler bize başkaca bir yorum yapma imkânı bırakmamıştır. Kabul etmemiz lazımdır ki, cepheleşmenin tahrik edildiği bugünkü ortamda, hiçbir sorun kalıcı ve temelli bir şekilde çözülememiş; insanımızın ihtiyacı olan huzur, refah, emniyet ve esenlik bir türlü sağlanamamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarı altında Türkiye; Ekonomik krizden dolayı yoksullaşmış, işsizliğin baskısıyla toplumsal huzuru kalmamış, Bölücü tahrik ve saldırılar altında bunalmış, yorulmuş ve hırpalanmış, Açılım denen yıkım projesiyle parçalanmanın eşiğine kadar getirilmiş, Ve yolsuzluk, usulsüzlük, ahlaksızlık ve kargaşa girdabına düşürülmüştür. Başbakan Erdoğan’ın yönetimi her alanda çözülmeyi tetiklemiş, çürümeyi hızlandırmıştır. Ne yazık ki ülkemiz hızla belirsizliğin ve kaosun çekim alanına doğru kaymaktadır. Özellikle 12 Eylül Referandumunun öncesinde ve sonrasında yaşananlar bu düşüncelerimizi doğrulayacak emarelerle doludur. Hepinizin bildiği gibi, Referandum gününe gelesiye kadar AKP hükümetinin partimize yönelik alçakça tertiplerine şahit olunmuştur. Yandaş basının iftiraları, Kartvizitlerindeki sıfatları bizce malum olan kalemi kiralık köşe yazarlarının satırlarından saçılan zehirler, Sırtlarını nereye ve kimlere dayadıkları bilinen ve ‘özgürlükçüyüm’ diyerek gerçek niyetlerini saklamaya çabalayan bazı sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, Referandum sürecinde tüm berraklığıyla ortaya çıkmıştır. Bu güruh hedef olarak Milliyetçi Hareket Partisi’ni ve değerli mensuplarını belirlemiş ve tüm güçleriyle saldırmışlardır. Bunun yanı sıra, AKP hükümeti devletin her imkânını utanmadan ve hayâsızca kullanmıştır. Referandumda ‘evet’ oyunun çıkması amacıyla; kaymakamlar, valiler ve diğer kamu görevlileri adeta seferber edilmiş ve partimizin pankartlarını indirmek için el birliği yaparak AKP’ye hizmet etmişlerdir. Böylesine bulanık bir ortamda milletimiz Referanduma sunulan anayasa değişikliklerini oylamış ve kabul etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin tüm teşkilatları ve mensupları ise karşılarına çıkarılan her zorluğu aşmak için olağanüstü bir gayret göstermişlerdir. Siz değerli milletvekili arkadaşlarım da, seçim bölgelerinize ve görevlendirildiğiniz illere giderek milletimizle buluştunuz ve partimizin Referandumdaki kararını anlattınız. İmkânsızlıklara takılmadan son ana kadar görevinizi hakkıyla ve tam bir inanmışlıkla yürüttünüz....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,</strong><strong>Değerli Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23. Dönem 5. Yasama yılının ilk grup toplantısında sizlerle bir araya gelmiş bulunmaktayız.</p>
<p>Konuşmama başlarken hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.</p>
<p>Bu Yasama yılı, önümüzdeki süreçte yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimleriyle son bulacaktır.</p>
<p>Ve Genel Seçimlerini takiben, oluşacak olan 24. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi yapısıyla milletimizin iradesi yeniden tecelli edecektir.</p>
<p>Geride kalan yıllar içinde, ülkemizin karşılaştığı devasa sorun alanları ve AKP hükümetinin neden olduğu tahribatlar, bu Yasama yılına da ümitli yaklaşmamıza mani olmaktadır.</p>
<p>AKP’yle geçen her yıl maalesef kaybedilmiş ve heba olmuş bir dönem olarak akıllarda kalmıştır. Bunun fazlası vardır, ama eksiği inanın bana yoktur.</p>
<p>Milletimiz karşıt cephelerde kümelenmiş ve kutuplaşma dinamikleri siyasi strateji olarak AKP eliyle toplumsal yapıya şırınga edilmiştir.</p>
<p>Burada kastımız farklı düşüncelerin siyasi olgunluk, demokratik tavır ve asgari tahammül sınırları dışında seslendirilmesidir.</p>
<p>Eğer farklı bakış ve değerlendirmeler, milletimizi ayırmaya başlamışsa ve milli meselelerde tam bir mutabakat halinde olmamızı engelliyorsa elbette kutuplaşmadan bahsetmekten başka seçeneğimiz olmayacaktır.</p>
<p>Bu düşüncemiz ve tespitimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisindeki açılış konuşmasında dile getirdiği <strong>&#8220;olgunlaşmamış bir demokratik anlayışın tezahürü&#8221;</strong> değildir.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanı’nın böyle bir değerlendirmesi ister istemez bize, Türkiye’nin sorunlarına nasıl bir zihin örgüsü ve hangi mantık çerçevesinde yaklaşıldığını göstermiştir.</p>
<p>Toplumsal kutuplaşmanın ulaştığı hazin boyutu fark edemeyecek kadar gerçeklerden uzaklaşılması, mevcut kırılgan ve kopma noktasına gelen sosyolojik yapıdan herhangi bir rahatsızlık duyulmadığı anlamına da gelecektir.</p>
<p>Gelişmeler bize başkaca bir yorum yapma imkânı bırakmamıştır.</p>
<p>Kabul etmemiz lazımdır ki, cepheleşmenin tahrik edildiği bugünkü ortamda, hiçbir sorun kalıcı ve temelli bir şekilde çözülememiş; insanımızın ihtiyacı olan huzur, refah, emniyet ve esenlik bir türlü sağlanamamıştır.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarı altında Türkiye;</p>
<ul>
<li>Ekonomik krizden dolayı yoksullaşmış, işsizliğin baskısıyla toplumsal huzuru kalmamış,</li>
<li>Bölücü tahrik ve saldırılar altında bunalmış, yorulmuş ve hırpalanmış,</li>
<li>Açılım denen yıkım projesiyle parçalanmanın eşiğine kadar getirilmiş,</li>
<li>Ve yolsuzluk, usulsüzlük, ahlaksızlık ve kargaşa girdabına düşürülmüştür.</li>
</ul>
<p>Başbakan Erdoğan’ın yönetimi her alanda çözülmeyi tetiklemiş, çürümeyi hızlandırmıştır.</p>
<p>Ne yazık ki ülkemiz hızla belirsizliğin ve kaosun çekim alanına doğru kaymaktadır.</p>
<p>Özellikle 12 Eylül Referandumunun öncesinde ve sonrasında yaşananlar bu düşüncelerimizi doğrulayacak emarelerle doludur.</p>
<p>Hepinizin bildiği gibi, Referandum gününe gelesiye kadar AKP hükümetinin partimize yönelik alçakça tertiplerine şahit olunmuştur.</p>
<ul>
<li>Yandaş basının iftiraları,</li>
<li>Kartvizitlerindeki sıfatları bizce malum olan kalemi kiralık köşe yazarlarının satırlarından saçılan zehirler,</li>
<li>Sırtlarını nereye ve kimlere dayadıkları bilinen ve ‘özgürlükçüyüm’ diyerek gerçek niyetlerini saklamaya çabalayan bazı sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, Referandum sürecinde tüm berraklığıyla ortaya çıkmıştır.</li>
</ul>
<p>Bu güruh hedef olarak Milliyetçi Hareket Partisi’ni ve değerli mensuplarını belirlemiş ve tüm güçleriyle saldırmışlardır.</p>
<p>Bunun yanı sıra, AKP hükümeti devletin her imkânını utanmadan ve hayâsızca kullanmıştır.</p>
<p>Referandumda ‘evet’ oyunun çıkması amacıyla; kaymakamlar, valiler ve diğer kamu görevlileri adeta seferber edilmiş ve partimizin pankartlarını indirmek için el birliği yaparak AKP’ye hizmet etmişlerdir.</p>
<p>Böylesine bulanık bir ortamda milletimiz Referanduma sunulan anayasa değişikliklerini oylamış ve kabul etmiştir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’nin tüm teşkilatları ve mensupları ise karşılarına çıkarılan her zorluğu aşmak için olağanüstü bir gayret göstermişlerdir.</p>
<p>Siz değerli milletvekili arkadaşlarım da, seçim bölgelerinize ve görevlendirildiğiniz illere giderek milletimizle buluştunuz ve partimizin Referandumdaki kararını anlattınız.</p>
<p>İmkânsızlıklara takılmadan son ana kadar görevinizi hakkıyla ve tam bir inanmışlıkla yürüttünüz.</p>
<p>Bu itibarla hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, bu Yasama yılında yapacağınız değerli çalışmalarınızda şimdiden başarılar diliyorum.</p>
<p>Gelecek yıl yapılacak olan Milletvekilliği Genel Seçimlerine kadar, bu gayretlerinizin artarak devam edeceğine yürekten inanıyorum.</p>
<p>Elbette partimiz, seçime kadarki süreyi en iyi şekilde değerlendirecek ve sahip olduğu ve asla taviz vermediği ilkeler ışığında kararlılıkla iktidar hedefine odaklanacaktır.</p>
<p>Bu süreçte sizlerin katkısı belirleyici olacaktır ve partimizi daha da güçlendirecektir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da milletimizin tarafında ve yanında olmayı ısrarla sürdürecek ve <strong>‘Tam Yol İleri’</strong> parolasıyla yoluna sonuna kadar devam edecektir.</p>
<p>Hedefimiz bellidir ve bu da Cenab-ı Allah’ın izniyle iktidara ulaşmaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Bildiğiniz gibi, Türkiye yoğun tartışmaların eşliğinde karşılıklı husumetlerin keskinleştiği bir Referandum süreci yaşamış ve bu süreç geride kalmıştır.</p>
<p>AKP iktidarının uzlaşmadan ve toplumsal mutabakattan uzak bir şekilde hazırladığı 26 maddelik anayasa değişiklikleri 12 Eylül 2010 tarihinde kabul edilmiştir.</p>
<p>Böylelikle 1982 Anayasası’nın yaklaşık üçte ikisi değişmiştir.</p>
<p>İktidar partisinin ileri demokrasi vaatleriyle birlikte; üstünlerin değil, hukukun üstünlüğünün sağlanacağına dair iddiaları ve özgürlüklerin artırılacağına yönelik sözleri Referandum sürecinde en çok müracaat edilen ve aşındırılan kavramlar olmuştur.</p>
<p>AKP’nin gizli gündemini saklamak için girmeyeceği kılık ve atmayacağı iftiranın olmayacağı geride kalan Referandum sürecinde net olarak anlaşılmıştır.</p>
<p>Bu kapsamda ülkemiz yakın tarihinin en tehlikeli ve sarsıntılı ortamına AKP hükümetinin değişim, demokrasi ve özgürlük yalanlarıyla birlikte girmiştir.</p>
<p>Deyim yerindeyse bütün iyimser yaklaşımlar ve değerlendirmeler AKP’nin çirkin suratını ve art niyetini gizlemek için kullanılmıştır.</p>
<p>PKK terör örgütü, AKP’nin Referandum sürecindeki sırnaşık ve tavizkar tutumundan istifade etmiş ve bölücü taleplerini birer birer hükümetin önüne koymuştur.</p>
<p>Demokratik özerklik, ana dilde eğitim, federasyon istekleri demokrasi ve hukuk devletinin sağladığı imkânların arkasına saklanmış ve buradan ilerleme kaydetmenin yollarını aramıştır.</p>
<p>İmralı canisiyle başlatılan pazarlıklar ve yıkım projesinin tüm aktörlerinin güç birliği yaparak faaliyete geçmesi Referandum sürecine damgasını vuran iğrençlikler olarak zemin bulmuştur.</p>
<p>Türkiye’yi parçalamaya ve milletimizin birliğini bozmaya kararlı tüm odaklar maalesef AKP’nin omurgasız, kararsız ve köksüz politikalarından cesaret kazanmışlardır.</p>
<p>Bunların hepsini gördünüz ve yaşadınız.</p>
<p>Bu süreçte AKP zihniyeti tarafından gerçeklerin çarpıtılmasından çekinilmemiş, milli, dini ve manevi değerlerin istismar edilmesinden utanılmamıştır.</p>
<p>Ve ne hazindir ki, geçmişteki acı hatıraların siyasete malzeme yapılmasından bile zerre kadar rahatsızlık duyulmamıştır.</p>
<p>12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Referandum öncesinde, Başbakan ve partisi tarafından uygulanan ve asla unutulmayacak olan kara ve aşağılık propagandanın hedefinde elbette öncelikle partimiz yer almıştır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’ni, Türkiye’nin etnik kimlikler etrafında ayrışması için engel görenler, yıkımın karşısındaki kararlı tutumundan ürkenler AKP’nin yanında saf tutmuş ve fitnenin merkezi olmuşlardır.</p>
<p>Özellikle partimizin nasıl alçakça hedef alındığını, eski sıfatıyla ortalıkta dolaşanların nasıl alet edildiğini maalesef gördük ve iftiralara uğradık.</p>
<p>Milliyetçi Hareket’in siyasi mahremine girmek için en olmadık hilelerin hangi vasıtalar kullanılarak sahnelendiğine şahit olduk.</p>
<p>Bunlar bizim için unutulmayacak, asla da affetmeyeceğimiz çarpıklıklar olarak hafızalarımıza kazınmıştır.</p>
<p>AKP hükümeti, Üç Hilal’e gönül veren milyonlarca mensubunun kafasını karıştırmak ve nifak tohumlarını saçmak için en aşağılık düzenleri kurdu, oyunları tertipledi.</p>
<p>Ve partimiz şirretin hücumuna uğradı.</p>
<p>Bunlar elbette, 41 yıllık onurlu ve kutlu mazisiyle bir bütün olmuş Milliyetçi Hareket Partisi’ni etkilememiştir ve yolundan caydıramamıştır. Ve asla da inandıklarından vazgeçiremeyecektir.</p>
<p>Yelin kaya parçasından bir şey koparamayacağını, bizim akıbetimizle ilgili beklenti içinde olanlar mutlaka göreceklerdir.</p>
<p>Milliyetçi-Ülkücü camiaya istikamet tayin etmek ve Milliyetçi Hareket’i yargılamak ne Başbakan Erdoğan’ın ne de onun yandaşlarının haddidir.</p>
<p>Bu kokuşmuş ve tükenmiş zihniyetin üzerimizden siyasi hedef gözetmesinin bedeli ağır olacaktır ve bunun acı faturası da önlerine ilk fırsatta konulacaktır.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>12 Eylül Referandumunda milletimizin onayına sunulan anayasa değişiklikleri kullanılan oyların yüzde 57,88’lik desteğiyle kabul edilmiştir.</p>
<p>Elbette biz bu sonuca saygı duymak durumundayız. Sandığa giderek tercihte bulunan her vatandaşımızın görüşünün ve hür iradesinin kıymetli olduğuna inanıyoruz.</p>
<p>Partimizin tercihte bulunduğu ve arkasında durduğu ‘hayır’ oyları ise yüzde 42,12 düzeyinde kalmıştır.</p>
<p>Bizim çağrımıza kulak veren ve arkamıza düşerek desteğini esirgemeyen tüm vatan evlatlarına bir kez daha teşekkür ediyorum.</p>
<p>Ancak, anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin yarattığı bilinç kayması ve şaşkınlık birden bire hayır oylarının tarafı olan partimize saldırı olarak yönelmiş ve tam bir akıl tutulmasına şahit olunmuştur.</p>
<p>Referandum akşamından itibaren başlayarak, Milliyetçi Hareket Partisi haksız ve vicdansız suçlamalara maruz kalmış ve hayır oylarının düşüklüğünün müsebbibi olarak gösterilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Referandum öncesinde bir araya gelen malum ittifak, bu defada partimize akıl ve hayâ dışı yakıştırmalar ve yorumlarla hücum etmiştir.</p>
<p>Bu kapsamda olmak üzere, bunları dört ana başlık altında toplamak mümkün olacaktır:</p>
<p><strong>Birinci olarak;</strong> MHP’nin, bu referandumda en çok darbe alan parti olarak gösterilme yüzsüzlüğüdür.</p>
<p>‘Evet’in gönüllü savucusu ve iktidarın çanak yalayıcısı olan kesimler, söz ve el birliği etmişçesine partimizin büyük bir mağlubiyet aldığını iddia etmişlerdir.</p>
<p>Diyeceğim şudur ki, Milliyetçi Hareket Partisi tüm mensuplarıyla bütünleşerek hayır oyu kullanmıştır. Bunun aksini iddia eden kimse varsa, kronik MHP düşmanlığıyla maluldür.</p>
<p>Referandumda hayır oyu kullananların hangi siyasi düşünceye göre hareket ettiğinin açıkça bilinmesi zordur. Bununla ilgili resmi bir çalışma ya da analiz de yoktur. Sayıları 16 milyona yaklaşan vatandaşlarımızın büyük bir çoğunluğu, partimizin görüşleri doğrultusunda hareket etmiş ve hayır kararımızın gerekçelerine kulak vermiştir.</p>
<p>MHP’nin yenilgi yaşadığını iddia edenlerin her fırsatta kinlerini kusan taraflar olduklarını bu zamana kadar ki tecrübelerimizle açıkça biliyoruz. Ve bunların kimlerden müteşekkil olduğunun da ziyadesiyle farkındayız.</p>
<p>Bu itibarla Milliyetçi Hareket Partisi’ni yenilmiş, darbe almış olarak göstermek; art niyetlilerin ve partimizin güçlenmesinden rahatsız olanların uydurmasıdır ve bir kara leke olarak muhataplarının alınlarından hiçbir zaman silinmeyecektir.</p>
<p><strong>İkinci olarak;</strong> partimizde büyük bir taban kayması yaşandığı yönündeki yalan ve karalama kampanyasıdır.</p>
<p>Milliyetçi-Ülkücü camianın hiçbir ferdi talana, yolsuzluğa, hırsızlığa ve teröristle müzakere yapan ve ülkemizin lime lime edilmesine ortam hazırlayan bir siyasi zihniyete, sırf 12 Eylül’le hesaplaşmak adına bile olsa destek vermesi ve ilgi göstermesi mümkün değildir.</p>
<p>Nitekim bizi yanıltacak bir gelişme ve sonuç da görülmemiştir.</p>
<p>Bir zamanlar içimizde olup da, şimdi başka yerlerin yenisi ve fedaisi olanların, kendi geçmişlerini yok farz edercesine hakkımızda hüküm vermeleri ve MHP tabanının kaydığını söyleyenlerle ağız birliği etmeleri de tam bir hezeyandır.</p>
<p>Eğer amaç 12 Eylül’den hesap sormak idiyse, şimdi bütün yollar açılmıştır. Partimizi 12 Eylül kıskacına alarak hakaret edenlerin harekete geçmesi için hiçbir engel bulunmamaktadır. Darbecilerin yakalarından yapışmak için AKP’nin elini tutan da yoktur.</p>
<p>Ancak, AKP’nin 12 Eylül darbesiyle ilgili hesabı ve propagandası yalnızca referandum tuzağıdır.</p>
<p>12 Eylül mezalimini bizlere hatırlatarak, partimizi yıpratmaya çalışanlar çok yakın bir zamanda AKP iktidarının ikiyüzlülüğünü göreceklerdir.</p>
<p>Bir zamanlar aramızda olup da bugün yollarını ayıranlar; bir dönem içinde oldukları partileri dimdik ayaktayken ve bütün mensuplarıyla birlikte Türkiye’nin bölünmesine dur demek için azimle mücadele halindeyken, iktidarın davetkâr tutumuna kanıp, dünyevi nimetlere tamah ederek siyasi bilirkişi rolüne soyunmalarının pişmanlığını eminim ki hayatları boyunca yaşayacaklardır.</p>
<p>Partimizde kim taban kayması var diyorsa, bilsin ki kayan sadece bu iddiayı sarf edenlerin bilinçleridir, karakterleridir ve tavırlarıdır.</p>
<p><strong>Üçüncü olarak;</strong> Milliyetçi Hareket Partisi’nin geçmişte güçlü olduğu yerlerdeki desteğinin azaldığı ve deyim yerindeyse kalelerinin düştüğü  şeklinde belirmiştir.</p>
<p>Bizim amacımız kale inşa etmek ve onu korumak değildir.</p>
<p>Aziz vatanımızın her yöresi bizim için muazzezdir ve ayrılık kabul etmeyen bir bütündür.</p>
<p>Bizim için tek kale vardır ve o da Türkiye Cumhuriyetidir. Bu milli kaleyi savunmak, korumak ve güçlendirmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız ve kararlıyız.</p>
<p>Partimizi belirli bölgelere sığdırmaya çalışanlar, dar alanlara sıkıştırmak için çaba sarf edenler ve aslında milletimizin desteğini manipüle etmek için akıllarınca tezgâh içinde olanlar amaçlarına asla ulaşamayacaklardır.</p>
<ul>
<li>Erzurum bizim için ne anlam ifade ediyorsa, Aydın da o’dur.</li>
<li>Yozgat ne kadar vazgeçilmezse Edirne de o denli değerlidir.</li>
<li>Trabzon ne kadar sevdamız ise Diyarbakır da aynı derecededir.</li>
<li>Mersin gözümüzde ve gönlümüzde neyi ifade ediyorsa Ardahan da aynısıdır.</li>
</ul>
<p>Biz dün güçlü olduğumuz vatan beldelerinde şimdi de güçlüyüz.</p>
<p>Geçmişte hiç kimsenin vermediği desteği bizden esirgemeyerek arkamızda duran, yanımızda bulunan, ağıt yakan, dua eden kim varsa bugün de iç içeyiz. Eğer eksik varsa gidereceğiz, mesafe varsa kaldıracağız ve mutlaka tam bir kucaklaşmayı sağlayacağız.</p>
<p>Üç Hilali hatıralarında yaşatıp zerre kadar da olsa darılanları ve başka siyasi partileri kerhen destekleseler bile kalpleri bizimle atanları tekrar yanımıza alıp güçlü Türkiye’yi birlikte kuracağız. Bundan herkes emin olmalıdır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket, gönül ve destek veren milyonlarca Türkiye sevdalısıyla heybetli bir şekilde varlığını devam ettirmektedir. Ve gücünden asla bir şey kaybetmemiştir.</p>
<p><strong>Partimize dördüncü ve son olarak yapılan hücum ise;</strong> önümüzdeki genel seçimlerde partimizin baraj altında kalacağına yönelik bir temenninin siyasi falcılıkla birleşerek pompalanmaya çalışılmasıyla ortaya çıkmıştır.</p>
<p>3 Kasım 2002 seçimlerinden önce MHP’siz hükümet arayışları, şimdi yerini MHP’siz Meclis çabalarına bırakmıştır.</p>
<p>Ismarlama anketlerle kamuoyu yönlendirilmeye çalışılmakta, aldatma ve kandırmada sınır tanınmamaktadır.</p>
<p>İnancım odur ki, Milliyetçi Hareket Partisi’ni yalnızca oranlara bakarak değerlendirenler ve hakkında mesnetsiz sonuçlara ulaşanlar yanıldıklarını er geç anlayacaklardır.</p>
<p>Özellikle açılım denilen yıkım projesine dönük görüşlerimizden ve duruşumuzdan rahatsızlık duyanlar ve partimizi hain emellerine ulaşmada engel olarak görenler var güçleriyle harekete geçmişlerdir.</p>
<p>Nitekim referandumdan sonraki günlerde, bundan sonra yıkım projesiyle ilgili kanaatimizin ne olacağı sorgulanmış ve nasıl bir pozisyon alacağımız sürekli olarak tartışılmıştır.</p>
<p>Şüphesiz Türkiye’nin bölünmesini hızlandıracak ve milletimizin dağılmasını çabuklaştıracak yıkım projesine karşı dün nasıl bir mücadele vermişsek, artan bir inanç ve şevkle buna devam edeceğiz.</p>
<ul>
<li>Türk milletinin, etnik kimliklerin hışmına uğramasına müsaade etmeyeceğiz.</li>
<li>PKK’yla AKP hükümetinin müzakere sürecine rıza göstermeyeceğiz.</li>
<li>Bebek katilinin düşüncelerinin Meclis odalarında hükümetçe muhatap alınmasına onay vermeyeceğiz.</li>
<li>Başbakan Erdoğan’ın <strong>‘silahı bırakır masaya gelirsiniz!’</strong> sözleriyle mütareke çağrılarına sessiz kalmayacağız.</li>
<li>Yıkıma karşı duracağız, Türkiye’ye sahip çıkacağız.</li>
</ul>
<p>Başta AKP hükümeti olmak üzere, buradan muhataplarına sormak isterim:</p>
<ul>
<li>Biz bu milli tavrımızdan dolayı mı Meclis dışında kalacağız? Bunu mu söylemek istiyorsunuz?</li>
<li>Yıkım projesine ortak etmek için mi yandaş medyadan saldırıyorsunuz?</li>
<li>PKK’nın dağdan inmesi için verilecek tavizlere payanda olmamızı mı bekliyorsunuz?</li>
<li>Türkiye’nin üniter yapısından ödün mü verelim istiyorsunuz?</li>
<li>İmralı canisi affedilsin, çok kültürlü ve çok kimlikli bir federasyonun alt yapısı kurulsun diye mi bizi zorluyorsunuz?</li>
<li>Biz de mi Barzani’ye abi diyelim, peşmergeden ilgi bekleyelim?</li>
<li>Türk milletinin çökertilmesine ve ana dilde eğitim taleplerine alkış mı tutalım?</li>
<li>Nedir maksadınız? Neyi hedeflemektesiniz? Bizden hangi cevabı bekliyorsunuz?</li>
</ul>
<p>Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket Partisi’ne yönelik kampanyanın sonuç vermesi ve inandıklarından geri döndürmesi dünya durdukça mümkün değildir.</p>
<p>Esasında bu çevrelerin korkularından dolayı, Milliyetçi Hareket’i amansız düşman olarak belirledikleri uzun bir süreden beri bellidir.</p>
<ul>
<li>Çünkü Milliyetçi Hareket hıyanetin karşısındadır.</li>
<li>Yolsuzluğun ve uğursuzluğun düşmanıdır.</li>
<li>Milletimizin parçalanmasına ve dağılmasına karşı durmaktadır.</li>
</ul>
<p>Doğal olarak Milliyetçi Hareket sırf bunlardan dolayı Başbakan’ın hedefindedir ve iftiralarının menzilindedir.</p>
<p>Asla başaramayacaklar. Bizi asla ikna edemeyecekler.</p>
<p>Bu kutsal çatıyı çökertmeye kimsenin gücü de, nefesi de yetmeyecektir.</p>
<p>Biz tek başımıza da olsak, sonuna kadar AKP ve onun hedeflerine hizmet edenlerle mücadele edeceğiz.</p>
<p>Cumhuriyeti koruyacağız, milletimizin yanında olacağız.</p>
<p><strong>‘Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan ve tek dil’</strong> ülkümüzden geri adım atmayacağız.</p>
<p>Ve ‘Ne Mutlu Türküm diyene’ sözünü dilimizden asla düşürmeyeceğiz.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Çok yakından görüyorsunuz, 12 Eylül Referandumunu takip eden süreç içinde ülkemiz vahim ve ibretlik olaylara sahne olmuştur.</p>
<p>Ve bu sürecin dozu ve etkisi artarak daha tehlikeli bir mecraya doğru hızla ilerlemektedir.</p>
<p>Nitekim Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek ilk üç maddesiyle ilgili kaygı verici değerlendirmeler dahi yapılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Evrensel hukuktan ne anlaşıldığı belli olmadan ve bu prensibi temel alarak Türk milletinin ve devletinin güvencesi olan anayasa maddelerinin yeniden yorumlanmasına dönük değerlendirmeler, kafaların içindeki gizli tarafları ortaya çıkarması bakımından anlamlı olmuştur.</p>
<p>Özellikle bu fikir sahibinin Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatı taşıyor olması da dramatik ve sancılı bir aşamaya geldiğimizi göstermiştir.</p>
<p>Bölücü niyetlerle örtüşen bu yaklaşımın, anayasayı koruyan bir kurumun başından gelmesi, çözülmenin her tarafa yayıldığına işaret etmektedir.</p>
<p>Bu çerçevede cevabını aradığımız sorular şunlar olacaktır:</p>
<p>Anayasasının birinci maddesinde ifadesini bulan <strong>“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”</strong> ibaresi pozitif yönde nasıl ilerletilecektir? Cumhuriyet’in ilerletilmesi, başka bir niyete ve yönetim şekline gizli kapaklı bir davetiye midir?</p>
<p>İkinci maddede yer alan; “Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” hükmünün donmuş olarak takdim edilmesi kime ne fayda sağlayacaktır?</p>
<p>Üçüncü maddede tecessüm eden; <strong>“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.” </strong>kabulünün neresine ve hangi ilkesine dokunulması içten içe tavsiye edilmektedir?</p>
<p>Açıktır ki, Anayasası’nın ilk üç maddesiyle başlatılacak tartışmaların duracağı, kesileceği bir yer ve nokta yoktur.</p>
<p>Bu maddelerin yorumlanması bir anlamda, başlayan süreci, milletimizin tasnifine, devletin yönetim biçiminin sahip olduğu milli niteliklerin yeniden tanımlanmasına kadar götürecektir.</p>
<p>Madem ki ilk üç maddeyle ilgili bir görüş hasıl olmuştur ve bu maddelerin zenginleştirilmesi için bir fikir vardır; o zaman bunların şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanması da tutarlılık gereği olacaktır.</p>
<p>Karanlıktan aydınlığın taşlanmasına yer ve ihtiyaç yoktur. Kimin aklında ne varsa ortaya koymalıdır.</p>
<p>Bu zamana kadar ilk üç maddenin varlığından bölücü emeller dışında rahatsızlık duyan olmamıştır.</p>
<p>Pozitif ilerleme ambalajı altında ne olduğu belli olmayan değerlendirmelerde bulunma ihtiyacını da kimse duymamıştır.</p>
<p>Burada aklımıza, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bir rol paylaşımında taraf olduğu hususu gelmektedir. Çünkü verilen izlenim bu yöndedir.</p>
<p>Eğer böyle değilse, durduk yere ve üstelik ilk üç maddeye yönelik mütecaviz eğilimlerin ve girişimlerin varlığını biliniyorken, sözü edilen değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerin pozitif ilerletilmesi, Cumhuriyetimizin negatif geriletilmesinden başka bir manaya gelmeyecektir.</p>
<p>Değerli arkadaşlarım, lütfen dikkat buyurunuz; bütün bu ve benzeri tartışmalar 12 Eylül Referandumundan sonra ortalığa dökülmüş ve kök salmıştır.</p>
<p>Referandum sonucu, milletimizin tekliği, birliği ve devletimizin şekli konularında rahatsızlığı bulunanları deşifre etmeye başlaması bakımından dikkat çekicidir.</p>
<p>Bu sapmanın fitilini takdir edeceğiniz üzere iktidar partisi yakmış ve her tarafa sıçratmıştır.</p>
<p>Kaldı ki milletimizin takdirine sunulan Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesini AKP hükümeti yanlış ve kasıtlı bir şekilde yorumlamış, siyasi meşrebine göre de anlamlandırmıştır.</p>
<p>Mesela bu zihniyet, verilen her ‘evet’ oyunu adeta bölücülerle görüşmek için onay olarak değerlendirme gafletine düşmüştür.</p>
<p>Tabiidir ki, bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Hoş karşılamamız beklenmemelidir.</p>
<p>İnanıyorum ki, Referandumda evet tercihinde bulunan aziz vatandaşlarım, bu tercihini terör örgütüne el uzatılsın diye göstermemiştir.</p>
<p>Ya da İmralı’daki katille alenen masaya oturulmasının izni olarak ‘evet’ dememiştir.</p>
<p>Maalesef AKP, ülkemizi mayınlarla dolu dar bir alana sokmuş ve bunun gerekçesi de Referandum sonuçları olmuştur.</p>
<p>Yapılan anayasa değişiklikleri, gerçekte PKK terör örgütünün siyasallaşması ve Türk milletinin etnik topluluklar ekseninde bölünmesi için zaman ve fırsat kollayan tarafları tüm çıplaklığıyla açığa vurmuştur.</p>
<p>Türkiye’yi, 13 Eylül’den itibaren daha tehlikeli ve bölücülüğün siyasi ve sosyal alanlarda hızlanacağı zifiri karanlık bir dönem beklemektedir.</p>
<p>Vatanımızın üniter yapısını dinamitlemek ve milli birliğini felç etmek için sürdürülen açılım denen yıkım projesinin hukuksal alt yapısı, anayasa değişiklikleriyle yeni bir evreye girmiştir.</p>
<p>İçinden geçtiğimiz zaman diliminde bir başka gündem konusu da terör şebekesinin eylemsizlik kararının süresine ilişkindir.</p>
<p>Tezgâh altı yürütülen pazarlıklar sonuçlanmadığından, eylemsizliğin nereye kadar uzayacağı belli değildir.</p>
<p>PKK terör örgütü, AKP hükümetine taktik mahiyetli manevralarla varlığını kabul ettirmiştir. Ve bu gelişmeler karşısında hükümet, PKK’yı kendisine denk bir taraf olarak görmüş ve tehdit karşısında adeta sinmiştir.</p>
<p>Ancak PKK’yla yürütülen dolaylı görüşmelerde;</p>
<ul>
<li>Verilen her tavizin,</li>
<li>Dile getirilen her vaadin,</li>
<li>İçine girilen teslimiyetçi türbülansın sonuçları ağır olacaktır.</li>
</ul>
<p>Bebek katilinin meşru siyasi aktör gibi kuryeler marifetiyle hükümete ve kamuoyuna mesaj iletmesi artık normal gelişmeler arasındadır.</p>
<p>Veya<strong> ‘süreç işliyor ve barış çok yakın’ </strong>türünden bölücü patentli sözlerle ihanetin maskelenmeye çalışılmasına da hoşgörü gösterilmiştir.</p>
<p>Bunlar artık sıradan hadiseler haline gelmiştir.</p>
<p>AKP kendi eliyle, İmralı’da siyasi bir karargâhın kurulmasına harç vermiş ve çalışması için de zihinlerdeki bariyerleri yıkmıştır.</p>
<p>Hatta terör örgütü ve kadrolarındaki şımarma öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, Kandil’le İmralı arasına telefon hattı çekilmesi bile talep edilmiştir. Muhtemeldir ki, Söğütözü’ne de bir hat bağlanması için gizli bir el devreye girecektir.</p>
<p>Bu küstahlığa sebep tartışmasız iktidardır ve onun sakat politikalarıdır.</p>
<p>AKP zihniyetinin Referandum sürecinde sıklıkla kullandığı; <strong>‘vesayeti kaldırmak, ezberleri bozmak, statükoyu değiştirmek, değişimi sağlamak’ </strong>sözleri, bölücülüğün kazandığı mevzilerin boyutunu ve ebadını gizlemeye yetmemiştir.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP’nin niyet ve hedefi, esasında yıkım projesinin ilerletilmesinden, Türkiye’nin kimliksiz ve kişiliksiz bir hale getirilmesinden, tarihsiz ve geleceksiz bir duruma sokulmasından ibarettir.</p>
<p>İşin ilginç tarafına bakın ki, ileri demokrasi vaatleriyle maskelenen geride kalan Referandum sürecinden sonra, Sayın Cumhurbaşkanı demokrasi alanında alınacak daha çok mesafenin olduğunu söyleyerek, Başbakan Erdoğan’la çelişmiş ve ters düşmüştür.</p>
<p>Artık AKP’nin şapkası düşmüş ve gerçekler ortaya çıkmaya başlamıştır.</p>
<p>Çok yakın bir zamanda anayasa değişikliklerine evet diyen vatandaşlarımız da bunu açıkça görecektir, idrak edecektir.</p>
<p>Ancak doğacak vebalden ve meydana gelecek sarsıntılardan kurtulmaları ve muaf olmaları elbette mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Aziz milletimizin anayasa değişikliklerine verdiği onayı, PKK’yla görüşmek için hazırlanmış ve takdim edilmiş bir ruhsat olarak görme basiretsizliğine düşenler er geç hak ettikleri dersi alacaklardır.</p>
<p>Veya anayasa değişikliklerine yönelik evet kararını, yıkım projesinin ilerletilmesinde ve ülkemizin etnik temelde ayrışmasında bir gerekçe ya da mazeret olarak değerlendiren AKP hükümeti, düştüğü çukurun derinliklerinde yaptıklarının hesabını mutlaka verecektir.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>12 Eylül Referandumunun sonucunda anayasa değişikliklerinin kabulüyle başlayan yeni süreç, milletimizin önüne daha vahim gelişmeleri çıkaracak dinamikleri birer birer harekete geçirmiştir. Her şey ortadadır.</p>
<p>Referandumun neticesinden güç alan AKP hükümeti, fırsattan istifade ederek yeni bir anayasa değişikliği sürecinin kurdelesini, siyasi bölücülerle kapalı kapılar arkasında görüşerek kesmiştir.</p>
<p>İmralı canisinin mesajları ve Kandil’in dayatmaları Meclis odalarında hükümet üyelerinin ellerine tutuşturulmuştur.</p>
<p>Herkesin hatırlayacağı gibi, Referandum öncesinde, anayasa değişiklikleriyle planlanan gizli gündemi deşifre etmiştik. Ve milletimize bu çerçevedeki düşünce ve kaygılarımızı korkusuzca haykırmıştık.</p>
<p>Gelişmeler bizim ne kadar haklı olduğumuzu tüm berraklığıyla ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>İçişleri Bakanı’nın alelacele Irak’ın kuzeyine giderek peşmerge reisine yüz sürmesi ve destek ve yardım almak için arayış içine girmesi, okyanus ötesine yapılan ziyaretler, AKP’nin gizli gündeminin karanlık bölümlerini birer birer gün ışığına çıkarmaya başlamıştır.</p>
<p>Ve yeni anayasanın hangi zihniyetle planlandığı, kimlerle görüşülerek uzlaşma ve diyalog mesajları verildiği son temaslardan sonra bariz olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Partimizin anayasa hazırlığı konusundaki görüşleri ise bellidir ve bundan önce defalarca dile getirilmiştir. Şüphesiz yeni bir anayasa gereklidir ve bunun için lazım gelen girişimler yapılmalıdır.</p>
<p>Şayet, belirlediğimiz ilkeler etrafında olmak kaydıyla, milletimizin menfaatine ve yararına olacaksa, anayasa yapımı konusunda uzlaşma ve diyalog arayışlarına her zaman açık olduğumuzu bu vesileyle ifade etmek istiyorum.</p>
<p>Bu kapsamda olmak üzere;</p>
<ul>
<li>Bölücülüğün demokrasi ve özgürlükle ilişkilendirilmediği,</li>
<li>Teröristlerin masum kimlik talebi yapanlar olarak görülmediği,</li>
<li>Farklılıkların özendirilmediği ve tahrik edilmediği,</li>
<li>Terör elebaşlarının siyasi aktör olarak muhatap kabul edilmediği,</li>
<li>Etnik kimliklerin cesaretlendirilmediği,</li>
<li>Boykotların, sokak eylemlerinin, ana dilde eğitim isteklerinin sıradan talepler olarak görülmediği bir ortamda, Milliyetçi Hareket Partisi’nin diyalog çağrılarına bigâne kalması düşünülemeyecektir.</li>
</ul>
<p>19 Ocak 2010 tarihinde yaptığımız Meclis Grup toplantımızda anayasa değişiklikleriyle ilgili üç maddelik bir öneri getirmiştik. Bu görüşümüze da sadık kalarak, yapılması gündemde olan anayasa değişikliklerine yönelik teklifimiz tekraren şunlardan ibaret olacaktır:</p>
<p><strong>1-</strong> Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan ve temsil edilen siyasi partilerden alınacak üyelerle oluşturulmuş <strong>‘Anayasa Değişikliği ve Uzlaşma Komisyonu’</strong> TBMM Başkanı’nın girişimleri ve öncülüğüyle kurulmalıdır.</p>
<p>Partimiz bu komisyona üye verecek olup, gerekli katkıları sağlamaya hazırdır.</p>
<p><strong>2-</strong> Önümüzde bütçe görüşmeleri ile ilgili yoğun bir dönem yer aldığından dolayı, bu komisyonun çalışmaları Meclis’in diğer çalışmalarıyla paralel bir şekilde ve eksiksiz yürütülmelidir.</p>
<p><strong>3-</strong> Toplanan bu komisyon, değişikliği konusunda mutabakata vardığı anayasa maddeleri üzerinde <strong>‘demokratik sözleşme’ </strong>yaparak bunu kamuoyuna açıklamalıdır.</p>
<p>Ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinin de yakınlığı düşünülerek, değişikliği kararlaştırılan anayasa maddelerinin yasalaşması 2011 yılında teşekkül edecek olan 24.dönem TBMM’ne bırakılmalıdır.</p>
<p>Partimizin görüşleri bunlardan ibarettir.</p>
<p>Böylelikle anayasa değişiklikleri gündemden tamamen çıkacak ve bir çatışma alanı olmaktan uzaklaşacaktır.</p>
<p>Ancak Referandum öncesinde ve hemen sonrasında yeni bir anayasa konusunda iştahlı ve heyecanlı olan AKP, şimdi ipe un sermeye başlamıştır.</p>
<p>Anlaşılmaktadır ki, anayasa konusu önümüzdeki genel seçim çalışmalarında iktidarın başvuracağı bir istismar alanı olacaktır.</p>
<p>Ana muhalefet partisinin de günlük değişen politikaları sonucunda, anayasa değişikliği konusunda nerede durduğu tam belli değildir.</p>
<p>Türkiye’nin yeni bir tartışma alanına girmeden, demokratik yollardan ve geniş bir uzlaşma iklimi çerçevesinde gerekli anayasa değişikliğini yapabilecek iradeyi gösterebilmesi artık kaçınılmaz hale gelmiştir.</p>
<p>İşte biz buradayız ve anayasa değişikliği için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırız. Kimse kaçmasın, Anayasa üzerinden siyasi çıkar gözetmeye kalkmasın.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong></p>
<p>Bu haftaki konuşmama son vermeden önce önemli gördüğüm bir konuyu daha kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Bildiğiniz gibi ülkemiz deprem kuşağındadır ve geçmişte meydana gelen bu doğal afetin sonuçları ağır olmuştur.</p>
<p>Özellikle 17 Ağustos 1999 Marmara ve arkasından Düzce’deki depremlerde binlerce insanımızı kaybettik. Yıkılan evler, yetim kalan çocuklar, sönen hayaller deprem felaketi hakkında hepimize bir fikir vermektedir.</p>
<p>Allah korusun, ama İstanbul merkezli bir depremle ilgili birçok uyarılar yapılmakta ve uzman kişiler alarm zilleri çalmaktadır.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerdeki yaşanılan sarsıntı, başta Marmara Bölgesinde olmak üzere tekrar aklımıza deprem riskinin ne kadar fazla olduğunu getirmiştir.</p>
<p>Bu itibarla, AKP hükümetinin depreme dayanıklı konutların yapılması, binaların kontrolünün sağlanması ve depreme karşı azami tedbirlerin alınması hususlarında bir an önce hareket geçmeye davet ediyorum.</p>
<p>Aksi takdirde gecikilen her günün bedeli çok ağır olacaktır.</p>
<p><strong>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahceli-nin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli-nin-tbmm-grup-toplantisinda-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eylül 2010 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eylul-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eylul-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2010 18:08:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kırgızistan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1813</guid>
		<description><![CDATA[Eylül 2010’da Türk Devlet ve Toplulukları ile ilgili öne çıkan gündem maddeleri yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. 10. Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirve Toplantısı 16 Eylül 2010’da İstanbul’da gerçekleşti. Daha önceki zirvelere de katılmayan Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov haricinde, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva, Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov ve Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün teşrif ettikleri zirvenin öne çıkan gündem maddeleri şöyleydi. İlk olarak Kırgızistan’daki anayasa referandumu üzerine görüşler beyan edilerek yapılacak insanı yardım konusuna değinildi. Konuyla ilgili Kazakistan’ın ev sahipliği yapacağı Uluslararası Donörler Konferansı’nın desteklenmesinin kararlaştırıldığı zirve, Kazakistan’ın AGİT dönem başkanlığı ve bu yıl Türkiye’ye devrettiği Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) dönem başkanlığı üzerine yapılan görüşmeler ile devam etti. Zirvenin asıl gündem maddesi hiç şüphesiz Nahçivan Antlaşması ile kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin kurumsallaşmasıydı. Konseyin alt birimi olan Türk Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA) yerleşik sekretaryasının Bakü’de açılmasının ardından, Konsey’in merkez sekretaryasının ise İstanbul’da yakın bir zamanda faaliyete geçeceği müjdelendi. Zirve öncesinde İlham Aliyev, Abdullah Gül ve Nursultan Nazarbayev arasında gerçekleştirilen ikili ve üçlü görüşmelerde Karabağ sorunu da masaya yatırıldı. Yıllardır Türkiye ve Azerbaycan’ın süper güçleri ve dolayısıyla uluslar arası kamuoyunu arkasına alan Ermenistan karşısında yalnız kalması sorunun giderek kronikleşmesine neden olmuştu. İlerleyen günlerde Karabağ sorunu konusunda AGİT dönem başkanı Kazakistan’ın devreye girmesinin gündeme gelebileceği zirve sonunda ortaya atılan spekülasyonlar arasında. Konsey’in devletler üstü bağlayıcılığının arttırılmasına yönelik atılan bu adımlar Kazakistan’ın önerileri üzerine hayata geçirilmişti. Türkiye ile geçtiğimiz yıl stratejik ortaklık anlaşması imzalayan Kazakistan, ilerleyen yıllarda başta Azerbaycan olmak üzere benzeri ortaklıkları masaya yatırabilir.  Gelişmeler, Nursultan Nazarbayev önderliğindeki Kazakistan’ın bölgenin lideri olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini göstermektedir. İstanbul zirvesinde bölgesel yatırım ve ticaretin geliştirilmesi amacıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Konseyi’nin kurulması kararlaştırıldı. Kurulacak konseyin işlerlik kazanması ile Türk Cumhuriyetleri’nin ekonomik entegrasyonu hız kazanacak ve geneli itibariyle kısmen içe dönük ekonomilerin gelişmesi sağlanacaktır. Ekonomik entegrasyonun finansal boyutunda ise ilk etapta petrol dışı sektörlerin kalkındırılması amacıyla İstanbul merkezli Türk Dili Konuşan Ülkeler Kalkınma Bankası ve ortak bir sigorta ajansının kurulması planlanmaktadır. Söz konusu adımların maliyetli be uzun süreç isteyen atılımlar olması sebebiyle ileri bir tarihte hayata geçmesi beklenmektedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattının Bakü’den Kazakistan’ın Aktau limanına bağlanması hususunda yapılan görüşmeler de olumlu sonuç verdi. Türkiye’de son dönemde artan terör eylemlerinin hedefi haline gelen boru hatlarının güvenliği hususunda Türkiye Azerbaycan ve Kazakistan’a güvence verdi. Özellikle 2007 Gürcistan Savaşı’nın ardından Rusya’nın Hazar petrol havzası üzerindeki etkinliğinin arttırmasıyla Türkiye’nin Hazar petrollerini Akdeniz’e taşıma projesi önemli ölçüde avantaj kaybetmişti. Hazar petrollerinin bir dönem gündemden düşen Şahdeniz projesi ile Türkiye üzerinden uluslar arası pazara sunulması günümüzde yeniden gündeme gelmiş ve söz konusu zirve bunu teyit etmiştir. BM Milletler İnsan Hakları Konseyi üyelik seçimleri hususunda tüm katılımcı ülkeler, 2012 yılı için Kazakistan’ı ve 2013-2016 yılları içinse Türkiye’yi destekleyeceklerini bildirdiler. BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçimlerinde ise 2012 yılında Azerbaycan ve Kırgızistan’ın, 2016 yılında ise Kazakistan’ın destekleneceği bildirildi. Türk Cumhuriyetleri’nin uluslar arası arenada bir blok halinde hareket edebileceğini gösteren bu gelişmeler son derece önemli ve sevindiricidir. Bölgesel sorunların çözümü...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Eylül 2010’da Türk Devlet ve Toplulukları ile ilgili öne çıkan gündem maddeleri yorumlanmış ve değerlendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">10. Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirve Toplantısı 16  Eylül 2010’da İstanbul’da gerçekleşti. Daha önceki zirvelere de  katılmayan Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov haricinde, Azerbaycan  Devlet Başkanı İlham Aliyev, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan  Nazarbayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva, Türkmenistan  Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov ve Türkiye Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül’ün teşrif ettikleri zirvenin öne çıkan gündem maddeleri  şöyleydi. İlk olarak Kırgızistan’daki anayasa referandumu üzerine  görüşler beyan edilerek yapılacak insanı yardım konusuna değinildi.  Konuyla ilgili Kazakistan’ın ev sahipliği yapacağı Uluslararası Donörler  Konferansı’nın desteklenmesinin kararlaştırıldığı zirve, Kazakistan’ın  AGİT dönem başkanlığı ve bu yıl Türkiye’ye devrettiği Asya’da İşbirliği  ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) dönem başkanlığı üzerine  yapılan görüşmeler ile devam etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Zirvenin asıl gündem  maddesi hiç şüphesiz Nahçivan Antlaşması ile kurulan Türk Dili Konuşan  Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin kurumsallaşmasıydı. Konseyin alt birimi  olan Türk Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA) yerleşik sekretaryasının  Bakü’de açılmasının ardından, Konsey’in merkez sekretaryasının ise  İstanbul’da yakın bir zamanda faaliyete geçeceği müjdelendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Zirve öncesinde İlham Aliyev, Abdullah Gül ve Nursultan Nazarbayev  arasında gerçekleştirilen ikili ve üçlü görüşmelerde Karabağ sorunu da  masaya yatırıldı. Yıllardır Türkiye ve Azerbaycan’ın süper güçleri ve  dolayısıyla uluslar arası kamuoyunu arkasına alan Ermenistan karşısında  yalnız kalması sorunun giderek kronikleşmesine neden olmuştu. İlerleyen  günlerde Karabağ sorunu konusunda AGİT dönem başkanı Kazakistan’ın  devreye girmesinin gündeme gelebileceği zirve sonunda ortaya atılan  spekülasyonlar arasında.</p>
<p style="text-align: justify;">Konsey’in devletler üstü  bağlayıcılığının arttırılmasına yönelik atılan bu adımlar Kazakistan’ın  önerileri üzerine hayata geçirilmişti. Türkiye ile geçtiğimiz yıl  stratejik ortaklık anlaşması imzalayan Kazakistan, ilerleyen yıllarda  başta Azerbaycan olmak üzere benzeri ortaklıkları masaya yatırabilir.   Gelişmeler, Nursultan Nazarbayev önderliğindeki Kazakistan’ın bölgenin  lideri olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul  zirvesinde bölgesel yatırım ve ticaretin geliştirilmesi amacıyla Türk  Dili Konuşan Ülkeler İş Konseyi’nin kurulması kararlaştırıldı. Kurulacak  konseyin işlerlik kazanması ile Türk Cumhuriyetleri’nin ekonomik  entegrasyonu hız kazanacak ve geneli itibariyle kısmen içe dönük  ekonomilerin gelişmesi sağlanacaktır. Ekonomik entegrasyonun finansal  boyutunda ise ilk etapta petrol dışı sektörlerin kalkındırılması  amacıyla İstanbul merkezli Türk Dili Konuşan Ülkeler Kalkınma Bankası ve  ortak bir sigorta ajansının kurulması planlanmaktadır. Söz konusu  adımların maliyetli be uzun süreç isteyen atılımlar olması sebebiyle  ileri bir tarihte hayata geçmesi beklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakü-Tiflis-Ceyhan  petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattının  Bakü’den Kazakistan’ın Aktau limanına bağlanması hususunda yapılan  görüşmeler de olumlu sonuç verdi. Türkiye’de son dönemde artan terör  eylemlerinin hedefi haline gelen boru hatlarının güvenliği hususunda  Türkiye Azerbaycan ve Kazakistan’a güvence verdi. Özellikle 2007  Gürcistan Savaşı’nın ardından Rusya’nın Hazar petrol havzası üzerindeki  etkinliğinin arttırmasıyla Türkiye’nin Hazar petrollerini Akdeniz’e  taşıma projesi önemli ölçüde avantaj kaybetmişti. Hazar petrollerinin  bir dönem gündemden düşen Şahdeniz projesi ile Türkiye üzerinden uluslar  arası pazara sunulması günümüzde yeniden gündeme gelmiş ve söz konusu  zirve bunu teyit etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">BM Milletler İnsan Hakları Konseyi  üyelik seçimleri hususunda tüm katılımcı ülkeler, 2012 yılı için  Kazakistan’ı ve 2013-2016 yılları içinse Türkiye’yi destekleyeceklerini  bildirdiler. BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçimlerinde ise 2012  yılında Azerbaycan ve Kırgızistan’ın, 2016 yılında ise Kazakistan’ın  destekleneceği bildirildi. Türk Cumhuriyetleri’nin uluslar arası arenada  bir blok halinde hareket edebileceğini gösteren bu gelişmeler son  derece önemli ve sevindiricidir. Bölgesel sorunların çözümü üzerine  benzeri bir tablonun ortaya çıkması halinde Orta Doğu, Kafkasya, Orta  Asya ve Balkanlar’da barış ve işbirliği atmosferinin temin edilmesi  yönünde önemli gelişmelerin olacağını kestirmek güç değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk  Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin bir diğer alt kuruluşu olan  Türk Akademisi ise geçtiğimiz aylarda Astana’da faaliyete geçmişti. 2010  İstanbul zirvesinde Akademi’nin geliştirilmesi amacıyla bir Türk Tarihi  Müzesi ve Türk Kütüphanesi’nin kurulması kararlaştırıldı. Türkoloji  üzerine çalışma yapan akademisyenleri bir araya getirecek olan Türk  Akademisi’nin kültür ve turizm bakanlıkları arasında yapılacak ortak  çalışmalarda da öncü kurum olması öngörüldü. Ayrıca üniversiteler arası  işbirliğinin geliştirilmesi için de atılacak adımlar masaya yatırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Zirve’de  ayrıca Kerkük, Kıbrıs, Karabağ, Afganistan ve İran konuları masaya  yatırıldı. Zirvede “Irak’ta Türk soylu halkın korunması” şeklinde bir  kararın alınması özlenen bir tablodur. Benzeri bir kararın Doğu  Türkistan için alınmamış olmasının, Çin hükümetinin gerek Orta Asya  Cumhuriyetleri gerekse Türkiye ile arasındaki ikili ilişkilerden  kaynaklandığı üzücü bir gerçektir. Türk devletlerinin Doğu Türkistan’da  soydaşlarıma yapılan insanlık dışı zulmü kınamaması yaşanılan tüm olumlu  gelişmelere gölge düşürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkmenistan, zirveye  katılmasına rağmen sonuç bildirisine imza koymadı. İşbirliği Konseyi’ne  katılmayı da şimdilik reddeden Türkmenistan’ın Niyazov döneminden kalma  “tarafsızlık” politikasını mı uyguladığı yoksa bölgesel güç  dengelerinden dolayı mı böyle bir karar aldığı değişik çevrelerce farklı  şekilde yorumlanmakta. Ancak Bedimuhammedov’un zirveye katılarak alınan  kararları desteklemesi akıllara Türkmenistan’ın kabuklarını kırıp  soydaş ülkelerle işbirliğini geliştirmeye doğru gittiğini getirmektedir.  Ayrıca gazetecilerin sorularını yanıtlayan Berdimuhammedov, Nabucco  projesiyle alakalı olumlu mesajlar vererek Türkiye’nin büyük önem  verdiği projeyi desteklediğini bildirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">3 Eylül’de Bakü’yü  ziyaret eden Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Azerbaycan ile yeni  bir doğalgaz anlaşmasına imza attı. Azerbaycan, doğalgazının bir  bölümünü Türkiye-Ermenistan diyalog sürecinin ardından Rusya üzerinden  Avrupa’ya ulaştırma kararı vermişti. Artan üretimin getirdiği yeni  kaynakların Türkiye üzerinden değil de Rusya üzerinden ihraç ediliyor  olması Ermenistan’la diyalogun ardından Kafkasya bölgesinde Türkiye’nin  Rusya karşısında gerilediğinin açık bir sonucudur. Benzeri bir  gelişmenin ilerleyen dönemde yeniden gündeme gelmesi halinde Türkiye’nin  stratejik çıkarları ciddi ölçüde tehlikeye girebilir. Diğer yandan  Azerbaycan geçtiğimiz günlerde Sabirabad bölgesinde yaşanan sel  felaketinin yaralarını sarmaya çalışıyor. Pakistan için seferber olan  Türk kamuoyunun Azerbaycan konusunda sessiz kalması akıllara neden  sorusunu getirmekte. Sebebi Türk Dünyasındaki önemli hadiselerin hiçbir  Türk televizyonu tarafından duyurulmamasıdır. Yapılan bizce bilinçli bir  sansürdür ve hükümet destekli yayın organlarının bu gereksiz sansüre  acilen bir son vermesi şarttır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kırgızistan Cumhurbaşkanı Roza  Otunbayeva ile Barak Obama geçtiğimiz ay ABD’nin Kırgızistan’daki askeri  Manas üssü ve kurulması planlanan Oş terörle mücadele üssü konularında  ikili görüşmeler gerçekleştirdiler. ABD’nin Afganistan’da sürdürdüğü  işgal açısından kilit öneme sahip Manas üssünün geleceği hususunda  talepler yinelendi ve ABD lehine olumlu sonuçlar alındı. Geçtiğimiz ay  rafa kalkan Oş üssü içinse yeniden girişimlere başlandı. Oş üssü ABD’nin  Kırgızistan içindeki köktenci gruplara karşı yürüteceği operasyonlar  için Kırgız güvenlik güçlerinin eğitim karargahı olarak kullanılacak.  Siyasi istikrarsızlığın periyodik olarak hissedildiği Kırgızistan başta  El-Kaide olmak üzere radikal İslam için bir cazibe merkezi haline geldi.  ABD’nin Hazar havzasına açılan kapısı konumundaki Afganistan ve bir  sonraki durağı Kırgızistan’ın radikal İslamcılara karşı güvenliğinin  sağlanması şüphesiz ABD’nin bölgedeki geleceği açısından ziyadesiyle  önemlidir. Nitekim ABD’nin Kırgızistan’ı Hazar petrollerinin Hint  Okyanusu’na indirilmesi açısından transit güzergâh olarak kullanmak  istediği alınan bilgiler arasında. Rusya’nın enerji devi Gazprom’a  alternatif bir eylem planı oluşturan ABD hükümeti Kırgızistan’a  ilerleyen dönemde önemli yatırımlar yapabilir.  Hatırlanacağı üzere  geçtiğimiz ay Çin hükümeti de Türkmenistan’a 4,5 milyar dolarlık kredi  açacağını açıklamıştı. Bu yatırım Türkmenistan’ın henüz işlenmeyen  doğalgaz rezervlerinin çıkarılması için yapılacak. Diğer bir değişle Çin  Türkmenistan’ın doğalgaz rezervlerinin bir bölümünü şimdiden satın  alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanında Vladimir Putin 23 Eylül’de Kırgızistan’a  giderek Rus-Kırgız Savunma Paktı üzerine görüşmeler gerçekleştirdi.  Temel konularda mutabakata varan devletler pakta son noktayı henüz  koymadılar. Görünen o ki Kırgızistan üzerinde Rus-Amerikan savaşı uzun  bir dönem sürecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Tacikistan’la uzun süredir sorun yaşayan ve  tek taraflı ambargo uygulayan Özbekistan ile Kırgızistan arasından yeni  bir sınır polemiği başladı. Kırgız Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva,  Özbekistan’ın Oş ve Celalabad şehirlerindeki Özbek nüfusu provoke  ettiğini ileri sürdü. Özbekistan ise iddiaları reddetti. İddialar  doğruysa 2005’te ülkesindeki ABD üssünü kapatan ve Rusya’yla yakınlaşan  Özbekistan hükümetinin Rusya’nın Kırgızistan’daki çıkarlarına taşeronluk  yaptığı söylenebilir. Nitekim, bölgede tüm devletlerle irili ufaklı  sorun yaşayan Özbekistan bölgede kendisine çıkış yolu aramakta ve  reçeteyi Rusya’da bulmaktadır. Komşuları Kazakistan ve Türkmenistan’ın  aksine istenilen düzeyde gelişemeyen Özbekistan’da diktatör Kerimov’un  uyguladığı iç ve dış politika stratejileri Özbek halkı ve Türk  Dünyası’nın geleceği için olumsuz neticeler vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülküdaşlarımızın bilgilerine arz olunur</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Feylul-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eylul-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Anı Harabelerinde yapmış oldukları konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ani-harabelerinde-yapmis-olduklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ani-harabelerinde-yapmis-olduklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 20:45:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[1064]]></category>
		<category><![CDATA[1071]]></category>
		<category><![CDATA[Anı Harabeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı Dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Türk - İslâm Medeniyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1807</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Vatandaşlarım, Değerli Dava Arkadaşlarım, Kıymetli Basın Mensupları, Bu mübarek günde, vatanımızın bu serhat yöresinde sizlerle bir araya gelmekten dolayı çok büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Bizleri büyük bir coşkuyla buluşturan Cenab-ı Allah’a şükrediyorum. 946 yıl önce bu kutlu vatan beldesini fethederek, Anadolu’yu yurt yapmaya karar vermiş olan muhterem ecdadımızın kararlılığını, cesaretini ve tarihe mal olmuş hatıralarını yüreğinizde taşıyarak buraya koştunuz. ‘Ayaktayım, yıkılmadım, eğilmedim ve teslim olmadım’ diyen tüm vatan sevdalısı kardeşlerimle burada toplandık. Ne mutlu bizlere. Engelleri aşarak, iftiraları yararak ve oyunları bozarak geldiniz. Umutsuzluğu elinizin tersiyle ittiniz, ihanetin seline set çektiniz. Asırlara mührünü vurmuş olan Türk-İslam medeniyetinin ruhunu getirdiniz. √ Ceyhun’un kokusunu, √ Seyhun’un serinliğini, √ Orhun’un mesajını, √ Baykal Gölü’nün anılarını bugün buraya ulaştırdınız. √ Tanrı Dağları’nın heybetini, √ Hindikuş Dağları’nın azametini, √ Doğu Türkistan’ın hüznünü, √ Maveraünnehir’in özlemini inançlarınızda bütünleştirdiniz. Semerkand’ın, Buhara’nın, Rey’in, Cend’in Tebriz’in, Karakurum’un ve Ötüken’in muhteşem hatıralarını paylaşmak için geldiniz. Horasan erenlerinin hikmetini, alperenlerin yiğitliğini, Türk milletinin büyüklüğünü tüm dünyaya haykırmak için geldiniz. Bugün bayrağa, Türk’ün tarihine sahip çıktığınızı bir kez daha gösterdiniz. Vatanın sahipsiz olmadığını açıkça ispat ettiniz. Zalimlere korku saldınız. Eşbaşkanlara kanmadınız. Türk milletinin gücünü bu milli kararınızla kanıtladınız. Kabına sığmayan bir heyecan içinde kucaklaşmak için bir araya gelmiş olan dava arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Hepinizle gurur duyuyorum. Vatan ve millet yolunda gösterdiğiniz fedakârlıklarla iftihar ediyorum. Bu coşkunuz yolumuzu aydınlatacak, bize güç katacak. Dimdik ayakta olmanız düşmana korku salacak, haini uyutmayacak. Bunu biliyor ve buna yürekten inanıyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz. Şerefler verdiniz. Muhterem Dava Arkadaşlarım, Tarih içinde uygarlıklar, kendileri için güvenli ve huzurlu olacak toprakları yurt edinmek için sürekli bir arayış içinde olmuşlardır. Bunun için beşeriyetin mazisi çok kanlı savaşlara, izleri ve etkileri hala süren çok yönlü mücadelelere şahit olmuştur. Doğaldır ki,  mesele yurt edinmek ve üzerinde yaşamakla bitmemiş, sınırların çizilmesi ve haritaların belirlenmesiyle her uygarlık kendi alanına çekilmemiştir. Böyle olduğu içindir ki, milletler arasında asırlarca süren gerilimler, husumetler ve kavgalar yaşanmış ve bu sancılı seyir çağımıza kadar ulaşmıştır. Türk milleti de ekonomik, sosyal ve siyasal sebeplerden dolayı anayurdundan batıya doğru akınlar halinde gelerek son yurdu olan Anadolu’ya kavuşmuştur. Elbette bu hiç de kolay olmamış ve ecdadımız büyük bir özveri ve eşsiz bir inançla karşısına çıkan engelleri birer birer aşmak durumunda kalmıştır. Anadolu’nun fethiyle birlikte vatan haline gelmesini, yalnızca cenk meydanlarında kazanılmış zaferlerle izah etmek doğru ve isabetli bir yaklaşım olmayacaktır. Adaleti, hakkaniyeti ve insaniyeti esas alan bir yönetim kudretine eşlik eden; birlikte kardeşçe yaşama konusundaki irade ve gidilecek başka bir yer olmadığına yönelik tam mutabakat bize Anadolu’yu vatan yapmıştır. √ Akılla duygunun imrenilecek terkibi, √ Şuurla heyecanın dillere destan bütünleşmesi, √ İrfanla hamiyetin en üst düzeyde örtüşmesi, √ Ve milli bilinçle maneviyatın iç içe geçmesi Türk milletinin Anadolu’yu merkezine alarak cihanşümul bir kudrete ulaşmasına vesile olmuştur. İleriyi gören geniş ve derin görüşlülük, tehlikeleri önceden fark eden eşsiz basiret tabiidir ki Anadolu’yu vatan yapma konusundaki son kararın verilmesinde başlıca etkenler arasında yer almıştır. Erdemli olmanın baş tacı edildiği, vicdanlı olmanın öğütlendiği, alçakgönüllülüğün belirleyici olduğu ve hoşgörünün en üst düzeyde bulunduğu bir bakış ve kavrayışla bu topraklar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Kıymetli Basın Mensupları,</strong></p>
<p>Bu mübarek günde, vatanımızın bu serhat yöresinde sizlerle bir araya gelmekten dolayı çok büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.</p>
<p>Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.</p>
<p>Bizleri büyük bir coşkuyla buluşturan Cenab-ı Allah’a şükrediyorum.</p>
<p>946  yıl önce bu kutlu vatan beldesini fethederek, Anadolu’yu yurt yapmaya  karar vermiş olan muhterem ecdadımızın kararlılığını, cesaretini ve  tarihe mal olmuş hatıralarını yüreğinizde taşıyarak buraya koştunuz.</p>
<p><strong>‘Ayaktayım, yıkılmadım, eğilmedim ve teslim olmadım’</strong> diyen tüm vatan sevdalısı kardeşlerimle burada toplandık. Ne mutlu bizlere.</p>
<p>Engelleri aşarak, iftiraları yararak ve oyunları bozarak geldiniz.</p>
<p>Umutsuzluğu elinizin tersiyle ittiniz, ihanetin seline set çektiniz.</p>
<p>Asırlara mührünü vurmuş olan Türk-İslam medeniyetinin ruhunu getirdiniz.</p>
<p><strong>√ </strong>Ceyhun’un kokusunu,</p>
<p><strong>√ </strong>Seyhun’un serinliğini,</p>
<p><strong>√ </strong>Orhun’un mesajını,</p>
<p><strong>√ </strong>Baykal Gölü’nün anılarını bugün buraya ulaştırdınız.</p>
<p><strong>√ </strong>Tanrı Dağları’nın heybetini,</p>
<p><strong>√ </strong>Hindikuş Dağları’nın azametini,</p>
<p><strong>√ </strong>Doğu Türkistan’ın hüznünü,</p>
<p><strong>√ </strong>Maveraünnehir’in özlemini inançlarınızda bütünleştirdiniz.</p>
<p>Semerkand’ın, Buhara’nın, Rey’in, Cend’in Tebriz’in, Karakurum’un ve Ötüken’in muhteşem hatıralarını paylaşmak için geldiniz.</p>
<p>Horasan erenlerinin hikmetini, alperenlerin yiğitliğini, Türk milletinin büyüklüğünü tüm dünyaya haykırmak için geldiniz.</p>
<p>Bugün bayrağa, Türk’ün tarihine sahip çıktığınızı bir kez daha gösterdiniz.</p>
<p>Vatanın sahipsiz olmadığını açıkça ispat ettiniz.</p>
<p>Zalimlere korku saldınız. Eşbaşkanlara kanmadınız.</p>
<p>Türk milletinin gücünü bu milli kararınızla kanıtladınız.</p>
<p>Kabına sığmayan bir heyecan içinde kucaklaşmak için bir araya gelmiş olan dava arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Hepinizle gurur duyuyorum.</p>
<p>Vatan ve millet yolunda gösterdiğiniz fedakârlıklarla iftihar ediyorum.</p>
<p>Bu coşkunuz yolumuzu aydınlatacak, bize güç katacak.</p>
<p>Dimdik ayakta olmanız düşmana korku salacak, haini uyutmayacak.</p>
<p>Bunu biliyor ve buna yürekten inanıyorum.</p>
<p>Hepiniz hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz. Şerefler verdiniz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muhterem Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Tarih  içinde uygarlıklar, kendileri için güvenli ve huzurlu olacak toprakları  yurt edinmek için sürekli bir arayış içinde olmuşlardır.</p>
<p>Bunun için beşeriyetin mazisi çok kanlı savaşlara, izleri ve etkileri hala süren çok yönlü mücadelelere şahit olmuştur.</p>
<p>Doğaldır  ki,  mesele yurt edinmek ve üzerinde yaşamakla bitmemiş, sınırların  çizilmesi ve haritaların belirlenmesiyle her uygarlık kendi alanına  çekilmemiştir.</p>
<p>Böyle  olduğu içindir ki, milletler arasında asırlarca süren gerilimler,  husumetler ve kavgalar yaşanmış ve bu sancılı seyir çağımıza kadar  ulaşmıştır.</p>
<p>Türk  milleti de ekonomik, sosyal ve siyasal sebeplerden dolayı anayurdundan  batıya doğru akınlar halinde gelerek son yurdu olan Anadolu’ya  kavuşmuştur.</p>
<p>Elbette  bu hiç de kolay olmamış ve ecdadımız büyük bir özveri ve eşsiz bir  inançla karşısına çıkan engelleri birer birer aşmak durumunda kalmıştır.</p>
<p>Anadolu’nun  fethiyle birlikte vatan haline gelmesini, yalnızca cenk meydanlarında  kazanılmış zaferlerle izah etmek doğru ve isabetli bir yaklaşım  olmayacaktır.</p>
<p>Adaleti,  hakkaniyeti ve insaniyeti esas alan bir yönetim kudretine eşlik eden;  birlikte kardeşçe yaşama konusundaki irade ve gidilecek başka bir yer  olmadığına yönelik tam mutabakat bize Anadolu’yu vatan yapmıştır.</p>
<p><strong>√ </strong>Akılla duygunun imrenilecek terkibi,</p>
<p><strong>√ </strong>Şuurla heyecanın dillere destan bütünleşmesi,</p>
<p><strong>√ </strong>İrfanla hamiyetin en üst düzeyde örtüşmesi,</p>
<p><strong>√ </strong>Ve  milli bilinçle maneviyatın iç içe geçmesi Türk milletinin Anadolu’yu  merkezine alarak cihanşümul bir kudrete ulaşmasına vesile olmuştur.</p>
<p>İleriyi  gören geniş ve derin görüşlülük, tehlikeleri önceden fark eden eşsiz  basiret tabiidir ki Anadolu’yu vatan yapma konusundaki son kararın  verilmesinde başlıca etkenler arasında yer almıştır.</p>
<p>Erdemli  olmanın baş tacı edildiği, vicdanlı olmanın öğütlendiği,  alçakgönüllülüğün belirleyici olduğu ve hoşgörünün en üst düzeyde  bulunduğu bir bakış ve kavrayışla bu topraklar vatan haline gelmiştir.</p>
<p>Muhterem ecdadımız; hiç kimseye kökenini, mezhebini sormadı, dilini merak etmedi; böyle bir ayrıma ve ayrıştırmaya girmedi.</p>
<p>Aynı  gökyüzünün altında, aynı vatanın üzerinde dileyen, isteyen ve birlikte  yaşamaya karar vermiş olan herkese değer verdi, itibar etti ve Türk  milletinin eşit ve onurlu bir üyesi olarak kabul etti.</p>
<p>Bozgunculara bunun için fırsat vermedi.</p>
<p>Farklılıkları hatırlatanlara, ayrılıkları körükleyenlere bundan dolayı göz açtırmadı.</p>
<p>Aynı  yolu adımlayanlar, aynı hedefe kilitlenmiş ve benzer hayalleri  görenler, çağları aşan hükümran bir milletin nasıl olmasını gerektiğini  tarihe altın harflerle kazıyarak ispat ettiler.</p>
<p>Özellikle  Anı Kalesini, Sultan Alparslan’ın 1064’de köhnemiş Bizans’ın elinden  alması, Türk milletinin Anadolu’da sonsuza kadar yaşaması konusunda  atılan en büyük adım olmuştur.</p>
<p>Bu  muzafferiyet, milletimize yeni ve muazzez bir yaşama alanı açmış ve  1071’deki şanlı Malazgirt galibiyetinin adeta müjdesini vermiştir.</p>
<p>İşte bugün bu muhteşem tarihi başarının hatırasını yâd ediyoruz. Bununla övünüyoruz.</p>
<p>O  yüksek ruhun hala var olduğunu, hiçbir gücün ve niyetin sahip olduğumuz  tarihi kudretle başa çıkamayacağını duyurmak için bu kadim yerde  toplanmış bulunuyoruz.</p>
<p>Anadolu’nun kolay vatan olmadığı; atlatılan badirelerden, aşılan meşakkatlerden, çekilen çilelerden bellidir ve ortadadır.</p>
<p>Doğu’nun Batı’ya karşı diklenişi ve belki de ilk büyük hamlesidir Anadolu’nun vatanlaşması.</p>
<p>Özellikle  ecdadımızın beraberinde getirdiği kültürel, ekonomik ve sosyal  alanlardaki maharet ve üstünlükler Anadolu’nun yüzyıllarca süren bir  cazibe merkezi olmasını sağlamıştır.</p>
<p>Kıtaların  kesiştiği yolların burada toplanması, göçlerin geçiş güzergâhının  buradan şekillenmesi, Türk-İslam aleminin savunma hattının burada  kurulması Anadolu havzasının önem ve değerini daha da arttırmıştır.</p>
<p>Biz Anadolu’yu vatanlaştırma konusunda kimseden icazet almadık.</p>
<p>İhaleyle elde etmedik, bağışla sahip olmadık.</p>
<p>Kimsenin himmetine müracaat etmedik, aman dilenmedik.</p>
<p>Kan döktük, can verdik, yetim kaldık, gazi olduk.</p>
<p>Ve bir çakıl taşının dahi pazarlık konusu yapılamayacağını asırlar öncesinden muhataplarına ilam ettik.</p>
<p>Burasını kader bildik ve yurt yaptık.</p>
<p>Vatanımızın her karışını, her insanını aziz bildik.</p>
<p>Üzerimizde  hesabı olanlara, yüzyıllarca muharebe meydanlarında arzularına  ulaşamayanlara, gün gelip çağdaşlık adına, özgürlük ve demokratikleşme  iddiaları ismi altında masalarda teslim etmek için Anadolu’yu baştan  başa vatan hiç yapmadık.</p>
<p>Bin  yılda oluşmuş harcı, birileri ayrıştırsın diyerek ve geldiğimiz yere  bizi geri göndermek için sürekli pusuda bekleyenler sırf alkışlasın  diyerek Anadolu’ya gelmedik.</p>
<p>Vatanı  fantezi görenlere, küresel dayatmalara rıza gösterenlere, fethedilen  Anadolu topraklarında milletimizi dağılmış ve ufalanmış olarak görmeyi  hayal edenlere buradan diyeceğim şudur:</p>
<p>Türk milleti, milli kimliği etrafında toplandığını ve tesadüfen bir araya gelen bir topluluk olmadığını her zaman göstermiştir.</p>
<p>Üç kıtaya yayılan ve hala hafızalarda olan imparatorluk kudretine milletleşmenin sağladığı büyük imkânla ulaşmıştır.</p>
<p>Yoksa  milletimiz alt kültürlerin ve etnik grupların geçici işbirliğiyle vücut  bulan suni, yapay ve zorlama bir millet asla değildir.</p>
<p>Bunu  bilmeyen, bunu göremeyen, bunu anlamayan kim varsa bilsin ki karşısında  Milliyetçi Hareket Partisi vardır. Ve sonuna kadar da olmaya devam  edecektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Değerli Vatandaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Aziz Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p>Türk milleti Anadolu’ya ruh verdi. Namus belledi.</p>
<p>Üzerinde gözyaşlarını akıttı, sevinçlerini paylaştı.</p>
<p>Horon tepti, zeybek oynadı, halay çekti. Bar ve misketle güldü, karşılama ve enzeliyle şenlendi.</p>
<p>Ağıtlarını yaktı, düğünlerini yaptı.</p>
<p>Şalvarıyla, başörtüsüyle, al yazmasıyla telli duvaklı gelinleri erlerine kavuştu.</p>
<p>Milletimiz, emin olun ki; tarih boyunca Fırat kadar engin, Dicle kadar mağrur, Ağrı Dağı kadar haşmetli oldu.</p>
<p>Her şeyden aziz bildiği vatanının her köşesine kefensiz şehitlerini emanet etti.</p>
<p>Sarıkamış işte burada, Allahuekber Dağları yanı başımızda.</p>
<p>Arap Baba Şehitliği ve Kars Üçler Şehitliği ibret almasını bilenler için bu serhat ilimizde.</p>
<p>Milletimiz aziz vatanı için şiirler yazdı, şarkılar söyledi, türküler besteledi, maniler, deyişler dillendirdi.</p>
<p>Mezhep,  köken ya da bir başka farklılık gözetmeden ve asla bunlara takılmadan  Allah bir dedi, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in muhteşem tebliğine iman  etti.</p>
<p>Ayrılık tanımadı, birlik içinde ve kardeşlik duygularıyla asırlarca son yurdunda tek yürek, tek bilek ve tek millet oldu.</p>
<p><strong>√ </strong>Fitneye geçit vermedi. Daha çok birbirine sarıldı.</p>
<p><strong>√ </strong>Saldırılara aldırmadı. Daha çok kenetlendi.</p>
<p><strong>√ </strong>Tahriklere kapılmadı. Daha çok bütünleşti.</p>
<p>Vatanımızdan bizi atmaya çalışanlara teslim olmadı.</p>
<p>İhanete, melanete ve işgallere kahr etti, buğz  etti ve hepsini çok şükür ki def etti.</p>
<p><strong>‘Allah Allah’</strong> nidalarıyla vatan yaptığımız Anadolu’yu elimizden almaya cüret eden Haçlı zihniyetine defalarca şamarını indirdi.</p>
<p>Ve Türk milleti, içine atılan ayrılık tohumlarına itibar etmedi.</p>
<p>Bir oldu, birlikte oldu ve tarihi düşmanlıkların ilerlemesine fırsat vermedi.</p>
<p>Asılarca süren oyunlardan yılmadı. Mermilerden, toplardan, kutsal topraklarında gezen alçak postallardan korkmadı.</p>
<p>İnandığı yoldan dönmedi, doğrularından birileri istiyor diye taviz vermedi.</p>
<p>Vatanında esir yapmaya çalışanları Akdeniz’in soğuk sularına hayalleriyle birlikte gömdü.</p>
<p>Bunlar milletimizin gerçekleridir, muazzam özellikleridir.</p>
<p>Daha niceleri var, ama inanın bana saymakla bitmez, söylemekle tükenmez.</p>
<p>Türk  milleti parçalanmak, bölünmek ve dağılmak için Anadolu’ya gelmedi.  Üstelik bunu aklından geçirenlere geçmişte acı dersler verdi. İnancım  odur ki tarih yine tekerrür edecektir.</p>
<p>Ya  da dağlarında eşkıya gezsin, şehirlerinde bölücüler meydan okusun,  yöneticileri işbirlikçi olsun diye de vatanlaştırmadı Anadolu’yu.</p>
<p>Hainler  el üstünde tutulsun, toprakları taksim edilsin, demokratikleşme adı  altında kanı emilsin diyerek Anı’dan başını uzatmadı son vatanına.</p>
<p>Zaman  gelecek, devleti idare edenlerin Akdamar’da Ermeni Kilisesini onanarak  95 yıl sonra ibadete açması ve Ortodoks Kilisesi’nin hayallerini 88 yıl  sonra Sümela Manastırında faaliyete geçirmesi için ise Anadolu  fethedilmedi.</p>
<p>Atlarının nefesiyle, kılıçlarının keskinliğiyle ve ülkülerinin büyüklüğüyle bu aziz coğrafyayı yurt olarak tuttu.</p>
<p>Aksini düşünenler bilsinler ki, can feda olsun, gerekirse yeniden fetih için yollara düşeriz.</p>
<p>Alparslan oluruz, Süleyman Şah oluruz ve Fatih gibi Bizans zihniyetine son darbeyi indiririz.</p>
<p>Tükenmiş  zavallılara, kısa menzilli mevzi elde ederek zafer kazandıklarını sanan  Batı beslemelerine hak ettikleri cevabı her zaman veririz.</p>
<p>Geldikleri gibi göndeririz, yaptıklarını asla yanlarına bırakmayız.</p>
<p>Bedeli neyse öderiz, ama asla vatanımızdan vazgeçmeyiz.</p>
<p>Ecdadımızın aziz mirasına kem gözle bakanın haddini bildiririz.</p>
<p>Yüzyıllarca  emellerine ulaşamamış olan Ermeni’nin, Rum’un şimdi kalkıp  mihmandarlığını yapanları da ne tarih, ne millet, ne de Yüce Allah  affedecektir.</p>
<p>Sultan Alparslan Anı’yı fethettiğinde, kadetralı Camiye çevirmiş ve Cuma Namazını kılmıştı.</p>
<p>Ve Allah’a şükretmişti.</p>
<p>Dua ve niyazlarda bulunmuştu.</p>
<p>Bizim  de niyetimiz öncelikle budur ve bu serhat boyundan, vatanımızın içinde  bulunduğu kötü gidişatın sonlanması için dua etmektir. Tavır  göstermektir, milli tepkiyi ortaya koymaktır.</p>
<p>Dileğimiz  ve beklentimiz, kiliselere ve manastırlara yönelik ilginin buradaki  ecdat yadigârı kutsal emanetlere de gösterilmesidir.</p>
<p>Fethiye Camisinin bir an önce restore edilerek hak ettiği fiziki itibara kavuşturulmasını diliyorum.</p>
<p>Bugün burada, sizlerle birlikten olmaktan dolayı büyük bir kıvanç ve mutluluk duydum.</p>
<p>Muhterem ecdadımızın hatıralarıyla tek yürek olduk.</p>
<p>Bu  vesileyle başta büyük sultan Alparslan olmak üzere; Anadolu’yu  vatanlaştıran, Türkleştiren ve İslamla müşerref kılan kutlu ceddimize en  derin hayranlığımla Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>Ata  topraklarımızı mezalime karşı savunan, emperyalist emelleri yok eden ve  bu yolda toprağa düşen bütün şehitlerimizin manevi hatıraları önünde  tazimle eğiliyorum. Hepsinin ruhu şad olsun.</p>
<p>Konuşmama son verirken hepinizi bir kez daha saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.</p>
<p>Hepiniz sağ olun var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-ani-harabelerinde-yapmis-olduklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-ani-harabelerinde-yapmis-olduklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arif Kaan YALÇIN &#8211;  Devlet-i Alparslan</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/arif-kaan-yalcin-devlet-i-alparslan.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/arif-kaan-yalcin-devlet-i-alparslan.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 20:39:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[1071]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk mührü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1803</guid>
		<description><![CDATA[Ani Kalesi, Sultan Alparslan&#8217;ın hançerlendiği toprakların Türk mührü ve İslam&#8217;ın batıla olan üstünlüğünün alametidir. Alparslan&#8217;ın iftiharı olan bu yerde olmak zannımca iki anlamı muhafaza eder; birincisi Anadolu&#8217;nun fethi sürecindeki maziyi ve sonrasındaki ülküyü atiye taşımak iradesi ve azmidir. Kısaca Sayın Devlet Beğ&#8217;in ifadesi ile &#8220;kökü mazide olan ati&#8221; olmaktır. Bu mübarek vatan toprağını yurt yapan ve Devleti buraya taşıyan Alparslan Han&#8217;dır. Evvel ve ahir arasında 1071&#8242;den sonra Anadolu topraklarının hakikatte adı Devlet-i Alparslan&#8217;dır. Ani&#8217;de olmanın bir diğer anlamı ise bir zamanlar Sultan Alparslan&#8217;a yöneltilmiş olan tehdidin ve tacizin mümessillerini bilip Sultan Alparslan Han&#8217;ın ruhuna şuurla sahip çıkmaktır. Ayrıca belirtmekte fayda bulduğum ve hatta ısrar ile belirteceğimiz bir diğer husus da şudur; Anadolu dün küffarın elindeydi, adı Bizans, yönetimi imparatorluk, ordusu geniş ve para ile teçhiz edilmiş ama ruhsuz, halkına zulümler yapmış ve defaatla Allah&#8217;a şirk koşmuş. Allah yokmuş gibi davranmış. Helallerini de haramlarını da kendileri belirlemiş. Evet, yoklayın tarih bilgilerinizi, Bizans bu değil miydi? Peki ya şimdi sormak lazım, Anadolu topraklarında şu an var olan ve maalesef de her geçen gün daha da genişleyen şu münafıklığın sonu bir fetihle gelmeli değil mi? Siyasette, adalette, eğitimde, askerlikte, basında, maalesef ama bazen cami bahçesinde, bazen minberde&#8230; Köşe olmuş yazar-çizer ekâbirinin köşelerinde hep münafıklık kol gezmiyor mu? Şekillerin, rozetlerin, cüppelerin, bıyıkların, sakalların saltanatı ve hegemonyasını destekleyen toplumsal riya, geleceğe dair bir neslin kara müjdecisi oluyorken ‘Müslüman Türk&#8217;ün bidat bilmeyen anlayışı&#8217;nı yeniden ve Ani&#8217;den hatırlatmak da şüphesiz 1071 kadar önemlidir. Münafık ve riyakâr baskıyı hem kılıcı hem kalkanı yapmış devrin Konstantiniusları ile Bizans&#8217;ın kâfir hamlelerinin teorisyenleri arasında dikkatli bir göz dahi en fazla birkaç fark bulabilir. Kilise açarken Bizanslı bir imparator kadar gerilen ve gururlu olan bu münafık ruh, camilerimize karşı neden ilgisizdir anlaşılır gibi (değil)&#8230; Her Cuma namazı sonrası ‘muhterem cemaat camimizin ihtiyaçları için&#8230;&#8217; diye başlayan cümleler toplum içerisinde imamlarımızı ne derece rencide ediyor biliyorsunuz. Hatta daha da ötesinde iftira boyutuna giden yarı ciddi cümleler ve şakalar hepimizce malumdur. Bütün bunlar neticesinde ‘Ani&#8217;den hareket&#8217;e, Sultan Alparslan&#8217;ın haleti ruhiyesi ve şuuru ile çıkmak bir fethin müjdecisidir ancak. Zira bir vakit Sayın Devlet Beğ&#8217;in ifadesini hatırlatmak elzem oldu; ‘gerekirse Anadolu&#8217;yu yeniden fethe çıkarız&#8217;. Biz inancımız ve şuurumuz gereği doğruya doğru, eğriye eğri deriz ve diyeceğiz Allahın izniyle. Evvela bizi Yahudi ve Hıristiyanlardan ayıran ruh hali budur. İslam&#8217;da helal ve haramı insan değil Allah belirler. Şimdi soruyorum, İslam&#8217;da kilise açmanın hükmü nedir? İlaveten, dağın başına, Hıristiyan bir tebaanın olmadığı bir vatan toprağına ve tarihsel bir husumetin olduğu Ermeni&#8217;yi memnun etmek soytarılığı ile ve devletin parasından ‘kilise açmak&#8217; helal midir? Dediniz ki helal (değil de olur ya yine münafık damarınız tutar) makul mü? Dediniz ki makul, vicdani mi? Milli bir telakki ve terakki mi? Yazık&#8230; Filhakika, duamız ve gönlümüz bidat bilmeyen Müslüman Türk fikriyatımızı temsil ile vazifeli olan dava arkadaşlarımız ve Sayın Liderimizle beraberdir. Allah utandırmasın, yolunuz da bahtınız da açık olsun. Kars&#8217;ta kılacağınız Cuma Namazı, zangoçların huzurunu bozacaktır. Selametle&#8230;.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Ani Kalesi, Sultan Alparslan&#8217;ın hançerlendiği toprakların Türk mührü ve İslam&#8217;ın batıla olan üstünlüğünün alametidir. Alparslan&#8217;ın iftiharı olan bu yerde olmak zannımca iki anlamı muhafaza eder; birincisi Anadolu&#8217;nun fethi sürecindeki maziyi ve sonrasındaki ülküyü atiye taşımak iradesi ve azmidir.</p>
<p>Kısaca Sayın Devlet Beğ&#8217;in ifadesi ile &#8220;kökü mazide olan ati&#8221; olmaktır. Bu mübarek vatan toprağını yurt yapan ve Devleti buraya taşıyan Alparslan Han&#8217;dır. Evvel ve ahir arasında 1071&#8242;den sonra Anadolu topraklarının hakikatte adı Devlet-i Alparslan&#8217;dır. Ani&#8217;de olmanın bir diğer anlamı ise bir zamanlar Sultan Alparslan&#8217;a yöneltilmiş olan tehdidin ve tacizin mümessillerini bilip Sultan Alparslan Han&#8217;ın ruhuna şuurla sahip çıkmaktır.</p>
<p>Ayrıca belirtmekte fayda bulduğum ve hatta ısrar ile belirteceğimiz bir diğer husus da şudur; Anadolu dün küffarın elindeydi, adı Bizans, yönetimi imparatorluk, ordusu geniş ve para ile teçhiz edilmiş ama ruhsuz, halkına zulümler yapmış ve defaatla Allah&#8217;a şirk koşmuş. Allah yokmuş gibi davranmış. Helallerini de haramlarını da kendileri belirlemiş. Evet, yoklayın tarih bilgilerinizi, Bizans bu değil miydi? Peki ya şimdi sormak lazım, Anadolu topraklarında şu an var olan ve maalesef de her geçen gün daha da genişleyen şu münafıklığın sonu bir fetihle gelmeli değil mi? Siyasette, adalette, eğitimde, askerlikte, basında, maalesef ama bazen cami bahçesinde, bazen minberde&#8230; Köşe olmuş yazar-çizer ekâbirinin köşelerinde hep münafıklık kol gezmiyor mu?</p>
<p>Şekillerin, rozetlerin, cüppelerin, bıyıkların, sakalların saltanatı ve hegemonyasını destekleyen toplumsal riya, geleceğe dair bir neslin kara müjdecisi oluyorken ‘Müslüman Türk&#8217;ün bidat bilmeyen anlayışı&#8217;nı yeniden ve Ani&#8217;den hatırlatmak da şüphesiz 1071 kadar önemlidir.</p>
<p>Münafık ve riyakâr baskıyı hem kılıcı hem kalkanı yapmış devrin Konstantiniusları ile Bizans&#8217;ın kâfir hamlelerinin teorisyenleri arasında dikkatli bir göz dahi en fazla birkaç fark bulabilir. Kilise açarken Bizanslı bir imparator kadar gerilen ve gururlu olan bu münafık ruh, camilerimize karşı neden ilgisizdir anlaşılır gibi (değil)&#8230; Her Cuma namazı sonrası ‘muhterem cemaat camimizin ihtiyaçları için&#8230;&#8217; diye başlayan cümleler toplum içerisinde imamlarımızı ne derece rencide ediyor biliyorsunuz. Hatta daha da ötesinde iftira boyutuna giden yarı ciddi cümleler ve şakalar hepimizce malumdur.</p>
<p>Bütün bunlar neticesinde ‘Ani&#8217;den hareket&#8217;e, Sultan Alparslan&#8217;ın haleti ruhiyesi ve şuuru ile çıkmak bir fethin müjdecisidir ancak. Zira bir vakit Sayın Devlet Beğ&#8217;in ifadesini hatırlatmak elzem oldu; ‘gerekirse Anadolu&#8217;yu yeniden fethe çıkarız&#8217;.</p>
<p>Biz inancımız ve şuurumuz gereği doğruya doğru, eğriye eğri deriz ve diyeceğiz Allahın izniyle. Evvela bizi Yahudi ve Hıristiyanlardan ayıran ruh hali budur. İslam&#8217;da helal ve haramı insan değil Allah belirler. Şimdi soruyorum, İslam&#8217;da kilise açmanın hükmü nedir? İlaveten, dağın başına, Hıristiyan bir tebaanın olmadığı bir vatan toprağına ve tarihsel bir husumetin olduğu Ermeni&#8217;yi memnun etmek soytarılığı ile ve devletin parasından ‘kilise açmak&#8217; helal midir? Dediniz ki helal (değil de olur ya yine münafık damarınız tutar) makul mü? Dediniz ki makul, vicdani mi? Milli bir telakki ve terakki mi? Yazık&#8230;</p>
<p>Filhakika, duamız ve gönlümüz bidat bilmeyen Müslüman Türk fikriyatımızı temsil ile vazifeli olan dava arkadaşlarımız ve Sayın Liderimizle beraberdir. Allah utandırmasın, yolunuz da bahtınız da açık olsun. Kars&#8217;ta kılacağınız Cuma Namazı, zangoçların huzurunu bozacaktır.</p>
<p>Selametle&#8230;.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Farif-kaan-yalcin-devlet-i-alparslan.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/arif-kaan-yalcin-devlet-i-alparslan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhi ERSOY &#8211;  Washington&#8217;dan, Brüksel&#8217;den Değil Kars&#8217;tan, Ani&#8217;den, Ahlat&#8217;tan Türkiye&#8217;yi Okumak</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruhi-ersoy-washingtondan-brukselden-degil-karstan-aniden-ahlattan-turkiyeyi-okumak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruhi-ersoy-washingtondan-brukselden-degil-karstan-aniden-ahlattan-turkiyeyi-okumak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 20:37:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi ERSOY]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1801</guid>
		<description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, &#8220;MHP Başbakan&#8217;ın direnmesi nedeniyle 2011 yılında yapılacağı anlaşılan milletvekili genel seçimleri sürecini ve kampanyasını 1 Ekim 2010 tarihinde başlatmayı kararlaştırmıştır.&#8221; dedi. MHP Lideri Devlet Bahçeli, Meclis&#8217;in açılacağı 1 Ekim tarihinde TBMM Genel Kurulu&#8217;na katılmayarak Kars&#8217;a gidecek. Seçim çalışmalarına Kars&#8217;tan başlayacak olan Bahçeli, Ani Harabeleri&#8217;ndeki Fethiye Camisi&#8217;nde Cuma Namazı kıldıktan sonra seçim kampanyasını başlatacak. Peki TBMM’nin açıldığı gün Devlet Bahçeli’nin bu çıkışı ne anlam ifade ediyor? Bu konuda kendi dilinden şu açıklamayla başlayacak olursak: “MHP&#8217;nin bu milli şuuru Türkiye&#8217;nin geleceğinin teminatı olarak gördüğünü ifade eden Bahçeli, &#8220;Başbakan ve AKP&#8217;nin 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği halkoylamasına ilişkin birinci gizli gündeminin, PKK açılımının önünü açmak, bunun anayasal altyapısını hazırlamak ve bu yoldaki anayasal engelleri bertaraf etmek olduğu, halk oylaması sonrası yaşanan gelişmelerle doğrulanmıştır. Bu gizli hesap ve niyetleri doğru teşhis eden MHP, ne yazık ki haklı çıkmıştır.&#8221; ifadesini kullanan Bahçeli, İlk açıklamasında “Tam Yol İleri” talimatını tüm teşkilatlara verdi. Şimdi adeta Anadolu’yu yeniden fethetmenin siyasi sembolü olarak Alparslan’ın Malazgirt’e giriş kapısının eşiği olan Kars’tan, Türkiye Büyük Türk Milleti’ne mesajlar verecek. Büyük Türk Hakanı Alparslan tarafından, katedralden camiye dönüştürülerek Fethiye Camisi adını alan camide Cuma Namazını kılacağını belirten Bahçeli, &#8220;Meclis&#8217;in açıldığı 1 Ekim günü, ben orada olacağım&#8221; diyerek kararlı bir mesaj verdi. Lider Bahçeli’nin vereceği mesajın ipuçları mahiyetindeki tespitleriyle değerlendirmemizi sürdürecek olursak: &#8220;Bu çerçevede; referandum sürecinde İmralı Canisi ile sözde ateşkes için görüşme ve pazarlık yapıldığı, terörist başı ile başlatılan bu süreçte PKK&#8217;nın taleplerinin önümüzdeki dönemde kapsamlı Anayasa değişikliği vasıtasıyla karşılanmasının yol ve yöntemlerinin ele alındığı, PKK&#8217;nın 20 eylülde sona eren sözde ateşkesinin kendi ifadeleriyle İmralı ile pazarlık sürecinde yaşanan gelişmeler ve yeni durumlar göz önüne alınarak uzatıldığı, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.”Pekala bu açıklamayı yaptığı gün yine aynı toplantıda Devlet Bahçeli’nin İlk ziyaret yerinin ve seçim çalışmalarını başlatacağı ilk vilayetin serhat şehir Kars olmasının anlamı nedir? Kars, Ani ve Ahlat kısacası Türklüğün Anadolu’ya giriş kapısı olan bu beldeler, binlerce yıllık Türk tarihinin sembol abidelerinin tevarüs ettiği stratejik ve mümtaz bir Türk yurdudur. Bu yöre Atayurt Türkistan ile Anayurt Türkiye’yi birbirine bağlayan geçiş noktalarının en önemlilerinden birisidir. Bu sebeple kadim zamanlardan günümüze Türklüğün batıya ve güneye yürüyüşünde en önemli kavşak noktalarından olmuştur. Batı Türklüğünün temel mayası bu coğrafyanın kültürel ve manevi iklimi içerisinde mayalanmıştır. Oğuz Boylarının devletleri Selçuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Osmanlı Devleti ve bölgede hüküm sürmüş beylikler Ahlât’ın, Malazgirt’in ve Kars’ın bu manevi ikliminden beslenmişlerdir. Mimariden, güzel sanatların her dalına; Türk üçgeni mimari tarzdan, Selçuklu çeşmesine, çift başlı devlet arması kartaldan, Kutadgu Bilig devlet felsefesine, hepsi bu yurtta mayalanmış ve ince işçiliğiyle Anadolu’ya yayılmıştır. Anadolu’nun dört bir yanında Hıristiyanlardan kalma yapıları restore etme, ihya etme yarışına giren, sadece Akdamar Kilise’si için milyon dolarlar harcayan, Taksim’e cami yapmak için yola çıkan mücahitlikten ; müteahhitliğe terfi eden ! Sözde İslamcılar, erken dönem Türk-İslam uygarlığına ait eserler için ise hiç bir şey harcamamaktadırlar. Kars’taki yapılar ve Ahlat Selçuklu mezar taşları bunun iki açık örneğidir. Eğer iktidar milli olsaydı önce kendi kültür zemininin, kültürel müktesebatı ve medeniyet açılımını yapar ve bu coğrafyadaki varlığının tapularını Akdamar Kilisesinden önce ihya ederdi. Zira Türk Milleti, binlerce yıllık...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, &#8220;MHP Başbakan&#8217;ın  direnmesi nedeniyle 2011 yılında yapılacağı anlaşılan milletvekili genel  seçimleri sürecini ve kampanyasını 1 Ekim 2010 tarihinde başlatmayı  kararlaştırmıştır.&#8221; dedi. MHP Lideri Devlet Bahçeli, Meclis&#8217;in açılacağı  1 Ekim tarihinde TBMM Genel Kurulu&#8217;na katılmayarak Kars&#8217;a gidecek.  Seçim çalışmalarına Kars&#8217;tan başlayacak olan Bahçeli, Ani  Harabeleri&#8217;ndeki Fethiye Camisi&#8217;nde Cuma Namazı kıldıktan sonra seçim  kampanyasını başlatacak. Peki TBMM’nin açıldığı gün Devlet Bahçeli’nin  bu çıkışı ne anlam ifade ediyor? Bu konuda kendi dilinden şu açıklamayla  başlayacak olursak:</p>
<p>“MHP&#8217;nin bu milli şuuru Türkiye&#8217;nin geleceğinin  teminatı olarak gördüğünü ifade eden Bahçeli, &#8220;Başbakan ve AKP&#8217;nin 12  Eylül 2010 Anayasa değişikliği halkoylamasına ilişkin birinci gizli  gündeminin, PKK açılımının önünü açmak, bunun anayasal altyapısını  hazırlamak ve bu yoldaki anayasal engelleri bertaraf etmek olduğu, halk  oylaması sonrası yaşanan gelişmelerle doğrulanmıştır. Bu gizli hesap ve  niyetleri doğru teşhis eden MHP, ne yazık ki haklı çıkmıştır.&#8221; ifadesini  kullanan Bahçeli, İlk açıklamasında “Tam Yol İleri” talimatını tüm  teşkilatlara verdi. Şimdi adeta Anadolu’yu yeniden fethetmenin siyasi  sembolü olarak Alparslan’ın Malazgirt’e giriş kapısının eşiği olan  Kars’tan, Türkiye Büyük Türk Milleti’ne mesajlar verecek. Büyük Türk  Hakanı Alparslan tarafından, katedralden camiye dönüştürülerek Fethiye  Camisi adını alan camide Cuma Namazını kılacağını belirten Bahçeli,  &#8220;Meclis&#8217;in açıldığı 1 Ekim günü, ben orada olacağım&#8221; diyerek kararlı bir  mesaj verdi. Lider Bahçeli’nin vereceği mesajın ipuçları mahiyetindeki  tespitleriyle değerlendirmemizi sürdürecek olursak:</p>
<p>&#8220;Bu çerçevede; referandum sürecinde İmralı Canisi ile  sözde ateşkes için görüşme ve pazarlık yapıldığı, terörist başı ile  başlatılan bu süreçte PKK&#8217;nın taleplerinin önümüzdeki dönemde kapsamlı  Anayasa değişikliği vasıtasıyla karşılanmasının yol ve yöntemlerinin ele  alındığı, PKK&#8217;nın 20 eylülde sona eren sözde ateşkesinin kendi  ifadeleriyle İmralı ile pazarlık sürecinde yaşanan gelişmeler ve yeni  durumlar göz önüne alınarak uzatıldığı, bütün çıplaklığıyla ortaya  çıkmıştır.”Pekala bu açıklamayı yaptığı gün yine aynı toplantıda Devlet  Bahçeli’nin İlk ziyaret yerinin ve seçim çalışmalarını başlatacağı ilk  vilayetin serhat şehir Kars olmasının anlamı nedir?</p>
<p>Kars, Ani ve Ahlat kısacası Türklüğün Anadolu’ya  giriş kapısı olan bu beldeler, binlerce yıllık Türk tarihinin sembol  abidelerinin tevarüs ettiği stratejik ve mümtaz bir Türk yurdudur. Bu  yöre Atayurt Türkistan ile Anayurt Türkiye’yi birbirine bağlayan geçiş  noktalarının en önemlilerinden birisidir. Bu sebeple kadim zamanlardan  günümüze Türklüğün batıya ve güneye yürüyüşünde en önemli kavşak  noktalarından olmuştur. Batı Türklüğünün temel mayası bu coğrafyanın  kültürel ve manevi iklimi içerisinde mayalanmıştır. Oğuz Boylarının  devletleri Selçuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Osmanlı Devleti ve bölgede  hüküm sürmüş beylikler Ahlât’ın, Malazgirt’in ve Kars’ın bu manevi  ikliminden beslenmişlerdir. Mimariden, güzel sanatların her dalına; Türk  üçgeni mimari tarzdan, Selçuklu çeşmesine, çift başlı devlet arması  kartaldan, Kutadgu Bilig devlet felsefesine, hepsi bu yurtta mayalanmış  ve ince işçiliğiyle Anadolu’ya yayılmıştır.</p>
<p><strong>Anadolu’nun dört bir yanında Hıristiyanlardan kalma  yapıları restore etme, ihya etme yarışına giren, sadece Akdamar  Kilise’si için milyon dolarlar harcayan, Taksim’e cami yapmak için yola  çıkan mücahitlikten ; müteahhitliğe terfi eden ! Sözde İslamcılar, erken  dönem Türk-İslam uygarlığına ait eserler için ise hiç bir şey  harcamamaktadırlar. Kars’taki yapılar ve Ahlat Selçuklu mezar taşları  bunun iki açık örneğidir. Eğer iktidar milli olsaydı önce kendi kültür  zemininin, kültürel müktesebatı ve medeniyet açılımını yapar ve bu  coğrafyadaki varlığının tapularını Akdamar Kilisesinden önce ihya  ederdi.</p>
<p></strong>Zira Türk Milleti, binlerce yıllık imparatorluk  deneyiminden getirdikleri hoşgörü iklimi ile, farklı etnik ve dinsel  kitlelerle bu bölgede köklü bir akrabalığı tesis etmiştir. Aynı inanç ve  idealler uğrunda büyük ülkü birliği “nizam-ı âlem”, bu yörede 1000 yıl  önce tesis edilmiştir. Soydaşlarımız ve akrabalarımızla ahdimizi ilk bu  topraklarda verdik ve <strong>BİN YILLIK KARDEŞLİK MAYASI</strong> bu topraklarda  döl tutmuş, mayalanmıştır. Şöyle birazcık tarihi hafızamızı  yokladığımızda; Yıl 1071 bugünkü imrendiğimiz Avrupa’da doğru dürüst  devlet yok. Feodal yapı tüm Avrupa’ya hakim ve insanlar birbirini  yemekte. Sadece Doğu Roma İmparatorluğu olarak bilinen Bizans teşkilatlı  bir orduya sahip. Bu haçlı ordusunun ilk komutanı Romen Diojen. Büyük  atamız Alparslan Gazi’ye direnememiş ve Büyük ATAMIZ Alparslan Gazi  Malazgirt’te bu Hıristiyan ordusunu perişan ederek Anadolu’ya girmiştir.  O günden bu tarafa da Hıristiyan âleminin bir şark meselesi, doğu  meselesi daha bilimseli de oryantalizm meselesi hep ola gelmiştir.(Bu  mesele, Müslüman Türkleri geldikleri yerlere geri gönderme veya yok etme  zihniyeti diye özetlenebilir.) Bu nedenle defalarca haçlı seferi  düzenlenmiştir. Bu seferler kime karşı? Türklüğe ve Türklük denince  onunla özdeşleşen İslam’a karşı elbette. Şimdi düşünelim Haçlıların  günümüzde en güçlü savunucusu olan ABD Başkanı 2. Irak savaşına   çıkarken ne demişti: “Haçlı seferine çıkıyoruz. İslam’a Haçlı seferi  düzenleyen bu zihniyetle müttefik olup, eş-başkan olup İslam’ı  güçlendireceğini iddia eden zat-ı muhteremlere ne demeli?</p>
<p>Ahlat’ın tapusu bu anlamda hala kadim mezarlıktaki  ülkü erlerinden torunlarına mirastır. Bu anlamda bu topraklar, Batı  Türklüğünün ana rahmi doğduğu mekanlardan birisidir, ata ocağıdır. Ne  zaman başımız sıkışsa varacağımız yer dayanağımız ata evimizdir. İşte 1  Ekim 2010 Cuma günü Sayın Devlet BAHÇELİ, baba evimize soydaşlarımız ve  akrabalarımızla dertleşmeye hal hatır sormaya dertlerini dinlemeye,  onların dertleri için mücadele etmeye, derdimizi paylaşmaya, ahdimizi  yenilemeye Kars kapısına gidiyor.</p>
<p>Devlet BAHÇELİ, yeni binyılın hakimiyeti için ata  evimizden, ata ocağımızdan ateş almaya ve yeni binyılın ocağını bu  ateşle tüttürülebileceğinin imanını tazelemeye o bölgeye gidiyor.</p>
<p>Biz bu coğrafyada bin yıllardır sırtımızı birbirine  dönerek durduk Kars kalesi, Ani ve Alparslan Gazinin ilk camisi ve Ahlat  bizim sırtımızın dayanağıdır mesajını vermeye gidiyor. Bizi birbirinden  daha iyi hiç kimse anlayamaz. Ata evinde küslük olmaz. Varsa küslüğü,  koğu gıybeti, fitne fesadı yıkmaya geldik demek için Lider Bahçeli  Kars’a gidiyor.</p>
<p>Azmimiz de var, imanımız da var demek için, Sultan  Alparslan’ın arkasında saf tutmuş Ülkü Erleri’nin torunları Bizans  zulmüne ilk meydan okuyanlar mübarek ecdadın yiğit torunları, adalet ve  hürriyeti size kim öğretebilir siz adaletin ve hakkın kılıcı değil  misiniz? demek için Lider Bahçeli Kars’a gidiyor. Bu birikim, bu  müktesebat sizdedir, bizdedir, hepimizdedir. Bir olmaya, iri olamaya,  diri olmaya mecburuz. Büyük yürüyüşümüzde en büyük dayanağımız KARS,  serhat şehri olacaktır. Sırtımızı size verip yürüyeceğiz. Aynı yollardan  yürüyüp gönülleri ilimle, irfanla , şefkatle fethedeceğiz demek için  Lider Bahçeli, Kars’a gidiyor. Bugün Kars’ın, Alparslan Gazi’nin,  Alperen gazi ve şehitlerin, manevi kanaat önderlerinin ortamından feyz  almaya, güç almaya, dua almaya geldik, dualarınızı bekliyoruz, demek  için bölgenin manevi iklimi Horasan erlerinden, Yesevi atamızdan,  Bahaddin Nakşibendi ulu atamızdan gelir. Kars bizi oraya ve o büyük  manevi mirasa bağlar. Bizim için kutludur, uludur demek ve gönül bağını  hatırlatmak için Lider bahçeli Kars’a gidiyor</p>
<p>Büyük Türk cihan devletlerin manevi dinamiği bu  yöreden gelir. Yeni bin yılda ülkemizde, bölgemizde adaleti ve hukuku  tesis etmek için bu manevi dinamiği yeniden güncellemeliyiz. Âşkta ve  imanda pazarlık olmaz, aşkımız da imanımız da hiçbir siyasetin hiçbir  dünyevi kıymetin ölçüsüne vurulamaz. Aşk ve imanla buradayız. Önce  gönülleri fethedeceğiz. Biz bir medeniyeti küllerinden yeniden inşa  etmeye talibiz. Makam, koltuk, urba, para-pul hiçbir dünyevi kıymet bizi  bu kutlu yürüyüşten saptıramaz, döndüremez. “Zengin ve müreffeh millet,  güçlü devlet” siyasetimizin temel düsturudur.</p>
<p>Biz bilgi ve irfanla bu yüce kıymeti sizin de  desteğinizle hakikat yapacağız. Yeni bin yılı işçiyle, çiftçiyle,  memurla, emekçiyle, iş adamlarımızla, bütün sosyal kesimlerimizle  tartışarak KARARLAŞTIRARAK MİLLETİN GERÇEK ARZU VE NİYETİNİ İKTİDARA  TAŞIYACAĞIZ. Halkın vekaletini gasp eden gaspçılardan, müstebitlerden  olmayacağız. Bütün vatandaşlarımızın din, mezhep, dil ayırımsız bir  bütün olarak “gerçek adalet, hak ve hürriyet” ikliminde olacağını  taahhüt ediyoruz. Bu hak ve hürriyet mücadelesinde Ata otağımızı  yanımızda görmek istiyoruz. Zorluklarımız var, sıkıntılarımız var,  bunların hepsinin farkındayız; ama kıymetli vatandaşlarım bunları  Allahın izniyle aşacak kudret ve irademiz de var. Aşamayacak hiçbir  zorluğumuz yok. Nimette de külfette de bir ve ortak olacak bir manevi  iklimine, bir sosyal barış ortamına ihtiyacımız olduğu aşikardır.</p>
<p>Büyük Türkiye’yi bugün burada ortaya konulan sevgi ve  karalılık kuracaktır. Bu yolda yediden yetmişe bütün vatandaşlarımızı  ortak iradesini ve kararlılığını ortaya koymaya davet ediyorum, demek  için Lider Bahçeli Kars sembolünde “Sivas’ın doğusuna” gidiyor.</p>
<p><strong>“ANİ” HARABELERİ Mİ TÜRKLERİN “ANISI” MI</p>
<p></strong>Türkoloji metinlerinin çözümlemesinde ve Kars’tan  Doğu Türkistan’a Ulanbatur’dan Tanrıdağlarına dolaşarak Türklüğün Erken  dönem izlerini keşfeden müstesna alim Prof. Dr. Cengiz ALYILAZ bakın ANİ  harabeleriyle ilgili ne diyor:</p>
<p>Tarihi kaynaklar ile son yıllarda yapılan bilimsel  araştırma ve incelemeler sonucunda elde edilen arkeolojik bilgi, bulgu  ve belgeler, Türklerin Anadolu’daki kültürel varlığının tarihini  Milattan öncesine taşımaya izin vermektedir. Ağrı, Ardahan, Artvin,  Aydın, Batman, Bayburt, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Edirne,  Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane,  Hakkâri, Iğdır, İzmir, Kars, Kırşehir, Konya, Mardin, Niğde, Ordu, Rize,  Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Urfa, Van… illerinde bulunan yer  adlarıyla birlikte çoğu Saka, Hun, Kuman-Kıpçak, Bulgar, Avar, Hazar ve  Peçenek dönemlerine ait bengü taşlar (yazılı, dikili ve damgalı taşlar),  petroglifler (kaya üstü tasvirler, mağara resimleri), heykeller (koç,  koyun ve at şeklindeki mezar taşları), balballar, mezarlar, kurganlar,  höyükler, kaleler, ibadet yerleri (dağ üstü ziyaretgâhları / oboolar),  süs ve kullanım eşyaları (halılar, kilimler, eğerler, bıçaklar, kamalar,  seramik kaplar…), giysiler… hem bu coğrafyanın Orta Asya ile bağını  sergilemekte, hem buraların milattan önceki dönemlerde bile Türk  yerleşimine açık olduğunu ortaya koymakta hem de bu coğrafyada  yaşayanların birbirleriyle olan tarihî bağını açıkça göstermektedir.</p>
<p>Yer adlarının bugüne kadar geçen sürede Türkçenin söz varlığı içinde  en az değişikliğe uğramış olan kalıplaşmış dil öğeleri içinde yer  aldığını vurgulamak gerekir.</p>
<p>Kars ve Erzincan illerinin yazımıza konu olan  bölgelerinde yapmış olduğumuz araştırma ve incelemelerde coğrafi açıdan  büyük benzerlikler olduğunu tespit ettik. Her iki <strong>Anı</strong>’nın İpek  Yolu üzerinde, doğal korunaklı bölgelerde, ırmak / akar su kenarında  kurulu olması son derece ilgi çekicidir. Kanaatimizce söz konusu tarihi  şehirler, adlarını gerçekte kenarlarına / civarlarına kuruldukları,  adları geçmişte aynı (<strong>Anı</strong>); bugün farklı (Kars-Anı) Arpaçay ırmağı; (Erzincan–Kemah- Anı) Karasu ırmağı) olan ve kutsal sayılan ırmaklardan / <strong>Anı</strong> <strong>ırmağı</strong>ndan almışlardır. Bu ırmağın adının <strong>Anı</strong> olmasının temelinde ise, önceleri Yenisey bölgesinde yaşayıp Milattan önceki dönemlerde Anadolu’ya göç etmiş <strong>Anı Türk boyu</strong>nun  adı yatmaktadır. Hem Kars ve civarındaki yer adları ve akarsu  kenarlarına işlenmiş petroglifler, damgalar, arkeolojik kalıntılar,  erken dönem yerleşimleri hem de Erzincan’dakiler bu görüşümüzü destekler  niteliktedir.</p>
<p>Örneğin: Kars ve Ardahan ili sınırları içinde kalan  birçok yer adı (Kars, Şirak, Digor, Çıldır, Sarıkamış…) eski Türk  yazıtlarında ve paralel tarihi kaynaklarda geçmektedir. <strong>Kars</strong> adı <strong>Bulgarlar</strong>ın <strong>Karsak</strong> boyuyla;<strong> Şirak </strong>adı<strong>, Siraklar</strong>’la <strong>/ Sirler’</strong>le (Kıpçaklar’la); <strong>Digor</strong> adı, iki güçlü Bulgar birliğinden biri olan <strong>Utigurlar</strong>’la; <strong>Sarıkamış </strong>adı, <strong>Sarıkamuşlu </strong>Türk boyuyla; <strong>Çıldır</strong> adı ise, Şine Us yazıtında da geçen <strong>Çıgıltır Köl</strong>’le ile ilgilidir. <strong>Daralık Anısı</strong>’ nın (Kemah’ın) hemen yanıbaşındaki yer adının (ilçenin adının) <strong>Egin </strong>olması  ve bu adla bugün Moğolistan’da bir ırmak adının bulunması da tesadüf  olmasa gerektir. Ata diyarından Anadolu’ya taşıdığımız bu yer adlarının  sayısını artırmak elbette mümkündür.</p>
<p>Yukarıda bütün boyutuyla dikkatlere sunmaya  çalıştığımız yer adının kaynağı Türkçe’dir ve Anı adını taşıyan bir Türk  boyuyla ve onların yurt tuttukları coğrafyalarla ilgilidir. Sözcük,  araştırmamıza konu olan bölge (Kars-Anı) başta olmak üzere Türk  dünyasında ve farklı Türk boyları arasında “<strong>Anı</strong>” şeklinde bilinip kullanılmaktadır. Sözcüğün diğer milletlerin (başta Ermeniler olmak üzere) dillerinde <strong>Ani</strong> şeklinde yer almasının temelinde ise, söz konusu milletlerin “<strong>ı</strong>” sesini kullanmayışları ve yazıda göstermeyişleri yatmaktadır.</p>
<p><em> </em><em>Cicero</em>’nun 2040 yıl önceki bir tespiti</p>
<p>“BİR ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris  olanlarla baş edebilir. Fakat içerisindeki satılmış ve hainlerle  yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve  âlemlerini açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain,  hain gibi görünmez, kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların  çehresine bürünür ve onların argümanlarını kullanarak ulusun politik  yapısına nüfuz eder, bütün kapılardan serbestçe geçer, sesi en üst düzey  hükümet koridorlarında duyulur, ulusun ruhunu çürütür.</p>
<p>Politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkuludur.”<em> (ROMALI devlet adamı bilgin, hatip ve yazar Cicero’nun 2040 yıl öncekisözlerinden)<br />
</em></p>
<p>NOT: Kısmet olursa Sayın Devlet BAHÇELİ’yle KARS’ta Fethiye  Camisi&#8217;nde cuma namazı kılmak ve o havayı teneffüs etmek için 1 Ekim  Cuma günü orada olmaya çalışacağım ve siz değerli okurlarla da daha  sonra izlenimlerimi paylaşmaya gayret edeceğim.</p>
<p></span></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fruhi-ersoy-washingtondan-brukselden-degil-karstan-aniden-ahlattan-turkiyeyi-okumak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ruhi-ersoy-washingtondan-brukselden-degil-karstan-aniden-ahlattan-turkiyeyi-okumak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EYLÜL 2010 &#8211; SAYI: 87</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eylul-2010-sayi-87.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eylul-2010-sayi-87.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Sep 2010 22:45:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1798</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal Bir Mesele Olarak Kimlik Bunalımı Kimlik, adı üstünde; toplumun atomu olan insanın kim olduğu/‘ne’liğidir. Kimlik, sosyal bir yaşam içerisinde, insanın kendi çerçevesini çizdiği ve içerisini farklı verilerle ya da kazanımları ile doldurduğu bir psikolojik ve sosyolojik olgudur. Bireyin kimliğinin içerisindeki birden çok kavramın, kendisinin kim olduğu sorusuna yanıt verirken, bunların bir kısmının fiziksel ve metafiziksel olan hayat ile alakadar olduğu ve tecrübe ve yaşantıyla&#8230; Uğur OKUYUCU Ahlaki Yozlaşma Salgını ve Reçetesi&#8230; Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar vermeden ve birbirlerinin sağlıklarını koruyarak, hareketlerini tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi yararlanacak şekilde tanzim etmelerini sağlamaya yarayan kuralların toplamı ahlâkı meydana getirir. Ahlâk, kişinin davranışlarını ayarlayan, sınırlayan ve bu davranışların hem kendisi için yararlı olmasını, kendisine mutluluk sağlayacak şekilde düzenlenmesini; hem de çevresin&#8230; Orhan AYDIN Çağımızın Toplumsal Sorunu: İşsizlik Türkiye, 15 Nisan 2009 tarihinde %15,5 olarak açıklanan yeni işsizlik oranı ile gerçeklerle bir kez daha yüz yüze geldi. Açıklanan bu işsizlik oranı ile şu anda Türkiye Avrupa’da birinci, dünyada ise ikinci sırada bulunmaktadır. Yapılan bu hesaplama ile her 3 kişiden birinin şu anda işsiz olduğunu görmekteyiz. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin her zaman en ciddi sorunlarından biri olan işsizlik, kriz ile birlikte daha da ciddi boyutlar&#8230; Mustafa GÜMÜŞ Zehire Tâbi Tutulan Milliyetimiz(!) Adına modern dediğimiz bu çağın en önemli ve en vahim sorunlarından biri madde bağımlılığıdır. Özellikle gençler arasında hızla yayılan bu illet toplumun genelinde sapkınlığın ve ahlâksızlığın önünü açmaktadır. Madde ve Madde Bağımlılığı: Alkol, sigara, esrar, uçucu maddeler, eroin, morfin, ketamin, kokain, ecstasy, LCD, GHB, ice, crack, mantar gibi isimlerle anılan, ortak olarak “madde” diye tabir edilen şeyler; kullanımıyla b&#8230; Onur EROĞLU Temelde Bireye Genelde Topluma Vurulmuş Bir Büyük Darbe: 12 Eylül 1980 Devlet, otorite, anarşi, düzen ve terör… Bu kavramlar insanlık tarihi boyunca birbirlerinin zıttı veya eşi olarak anılmış ve toplumların hayatlarında önemli yerler tutmuştur. Nitekim kavramların tanımları ilk anda fazlaca kesin görünse de, tarih bu denli net sınırlarla ayrılmış zıtlıkları birbirine bulaştıran otorite sahiplerini çok görmüştür. Ufak birkaç soru konunun mahiyetini açıklığa kavuşturacaktır. Devlet nedir? Devlet halkın yani toplum&#8230; Osman Ertürk ÖZEL Ya Hiç Gelmeseydi! Türk Milleti için uzun yıllardır hatta yüzyıllardır aydınlar, entelektüeller kendisinden olmayanı ifade eder, kendisine uzağı. Aydın Türk Milleti için yabancıdır; ne kendini bilir, ne anlar; konuştuğu dil farklıdır, yediği içtiği, her şeyiyle farklıdır ondan. Üstün kabiliyetiyle Türkçenin ifade ettiği gibi kabuğundan çıkıp kabuğunu beğenmeyen kozdur aydın. “Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat, müstağriptir” der Cemil Meriç, müs&#8230; Yavuz GÜNDOĞAN Yunus&#8217;ça Sevgilerde, Yunus&#8217;u Sevmek İman, ihlâs, aşk, adalet, merhamet, öfke… Allah için seven, Allah için buğz eden kalplerin beşiği ve eşiği; Anadolu… Her zerresine kadar en hassas duyguların iksirini tatmış, nimeti külfette aramış, komşusunun açlığından kendi tokluğuna yakınmış asalet ve nezaket birlikteliğinin sembolleşmiş diyarı. Sultanlığın da köleliğin de en haysiyetlisinin yaşandığı, sultanlıkta da kölelikte de hayâ, edep ve ahlâk… Firavunlaşan kalplerin idraksizliğinde &#8230; Faruk KELEŞTİMUR]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_1.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_1K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_4.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_4K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_3.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_3K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_4.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_4K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_5.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_5K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a><span id="more-1798"></span></p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="590">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_s1.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="1102" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Sosyal Bir Mesele Olarak Kimlik Bunalımı</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Kimlik, adı üstünde; toplumun   atomu olan insanın kim olduğu/‘ne’liğidir. Kimlik, sosyal bir yaşam   içerisinde, insanın kendi çerçevesini çizdiği ve içerisini farklı   verilerle ya da kazanımları ile doldurduğu bir psikolojik ve sosyolojik   olgudur. Bireyin kimliğinin içerisindeki birden çok kavramın, kendisinin   kim olduğu sorusuna yanıt verirken, bunların bir kısmının fiziksel ve   metafiziksel olan hayat ile alakadar olduğu ve tecrübe ve yaşantıyla&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Uğur OKUYUCU</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_s2.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="1102" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Ahlaki Yozlaşma Salgını ve Reçetesi&#8230;</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Bir toplumda insanların   birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar vermeden ve birbirlerinin   sağlıklarını koruyarak, hareketlerini tabiat güçlerinin tesirlerinden en   iyi yararlanacak şekilde tanzim etmelerini sağlamaya yarayan kuralların   toplamı ahlâkı meydana getirir. Ahlâk, kişinin davranışlarını   ayarlayan, sınırlayan ve bu davranışların hem kendisi için yararlı   olmasını, kendisine mutluluk sağlayacak şekilde düzenlenmesini; hem de   çevresin&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Orhan AYDIN</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_s3.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="1102" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Çağımızın Toplumsal Sorunu: İşsizlik</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Türkiye, 15 Nisan 2009 tarihinde   %15,5 olarak açıklanan yeni işsizlik oranı ile gerçeklerle bir kez daha   yüz yüze geldi. Açıklanan bu işsizlik oranı ile şu anda Türkiye   Avrupa’da birinci, dünyada ise ikinci sırada bulunmaktadır. Yapılan bu   hesaplama ile her 3 kişiden birinin şu anda işsiz olduğunu görmekteyiz.   Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin her zaman en ciddi   sorunlarından biri olan işsizlik, kriz ile birlikte daha da ciddi   boyutlar&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Mustafa GÜMÜŞ</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_s4.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="1102" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Zehire Tâbi Tutulan Milliyetimiz(!)</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Adına modern dediğimiz bu çağın   en önemli ve en vahim sorunlarından biri madde bağımlılığıdır. Özellikle   gençler arasında hızla yayılan bu illet toplumun genelinde sapkınlığın   ve ahlâksızlığın önünü açmaktadır.</p>
<p>Madde ve Madde Bağımlılığı:</p>
<p>Alkol, sigara, esrar, uçucu maddeler, eroin, morfin, ketamin, kokain,   ecstasy, LCD, GHB, ice, crack, mantar gibi isimlerle anılan, ortak   olarak “madde” diye tabir edilen şeyler; kullanımıyla b&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Onur EROĞLU</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_s5.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="1102" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Temelde Bireye Genelde Topluma Vurulmuş Bir Büyük Darbe: 12 Eylül 1980</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Devlet, otorite, anarşi, düzen   ve terör… Bu kavramlar insanlık tarihi boyunca birbirlerinin zıttı veya   eşi olarak anılmış ve toplumların hayatlarında önemli yerler tutmuştur.   Nitekim kavramların tanımları ilk anda fazlaca kesin görünse de, tarih   bu denli net sınırlarla ayrılmış zıtlıkları birbirine bulaştıran otorite   sahiplerini çok görmüştür. Ufak birkaç soru konunun mahiyetini açıklığa   kavuşturacaktır. Devlet nedir? Devlet halkın yani toplum&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Osman Ertürk ÖZEL</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_s6.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="1102" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Ya Hiç Gelmeseydi!</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Türk Milleti için uzun yıllardır   hatta yüzyıllardır aydınlar, entelektüeller kendisinden olmayanı ifade   eder, kendisine uzağı. Aydın Türk Milleti için yabancıdır; ne kendini   bilir, ne anlar; konuştuğu dil farklıdır, yediği içtiği, her şeyiyle   farklıdır ondan. Üstün kabiliyetiyle Türkçenin ifade ettiği gibi   kabuğundan çıkıp kabuğunu beğenmeyen kozdur aydın. “Tanzimat sonrası   Türk aydınına en çok yakışan sıfat, müstağriptir” der Cemil Meriç,   müs&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Yavuz GÜNDOĞAN</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1009_s7.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="1102" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong>Yunus&#8217;ça Sevgilerde, Yunus&#8217;u Sevmek</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>İman, ihlâs, aşk, adalet,   merhamet, öfke… Allah için seven, Allah için buğz eden kalplerin beşiği   ve eşiği; Anadolu… Her zerresine kadar en hassas duyguların iksirini   tatmış, nimeti külfette aramış, komşusunun açlığından kendi tokluğuna   yakınmış asalet ve nezaket birlikteliğinin sembolleşmiş diyarı.   Sultanlığın da köleliğin de en haysiyetlisinin yaşandığı, sultanlıkta da   kölelikte de hayâ, edep ve ahlâk… Firavunlaşan kalplerin   idraksizliğinde &#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="1102">
<div>
<p>Faruk KELEŞTİMUR</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Feylul-2010-sayi-87.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eylul-2010-sayi-87.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Kalk ayağa Anadolu, kalk.. Fetih başlıyor…</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-kalk-ayaga-anadolu-kalk-fetih-basliyor%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-kalk-ayaga-anadolu-kalk-fetih-basliyor%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Sep 2010 22:16:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Lideri Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1789</guid>
		<description><![CDATA[Kilise, manastır açma uzmanı, Heybeliada Ruhban Okulu açmak için her türlü kurnazlığı deneyen ve adeta &#8220;Varlığım, Hıristiyan-Yahudi varlığına armağan olsun.&#8221; diyen AKP iktidarı, MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin Alparslan&#8217;ın fetih namazı kıldığı Fethiye Camii&#8217;nde Cuma namazı kılarak seçim çalışmalarını başlatacak olmasına anayasanın engel olduğunu belirtmiş… AKP&#8217;nin CHP&#8217;den transfer ettiği ve Kültür ve Turizm Bakanı yaptığı Ertuğrul Günay, &#8220;Toplu gösteri yapmaya kalkarsa anayasa engeline takılır.&#8221; demiş.. Geçtiğimiz haftalarda Türklerin kurşuna dizildiği, Türk kadınlarının tecavüze uğradığı yer olarak tarihe geçmiş Akdamar Kilisesi&#8217;nin açılışında ağzı kulaklarına varan Ertuğrul Günay&#8217;ın, MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin kılacağı namaza bu şekilde engel çıkarmaya çalışmasını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Sümela ve Akdamar&#8217;da yıllar sonra ayinler başlayınca AKP adeta bayram yapıyor ve kendilerine verilen talimatı yerine getirince mutluluktan havaya uçuyordu. Sahte İslamcı maskesi takarak halkın dini duygularını istismar eden ve hizmetini Hıristiyanlara, Yahudilere taşıyan AKP iktidarının maskesi bir kez daha düşmüştür. Türk-İslam değerlerine zarar vermek için kurgulanmış AKP iktidarının, siyasi genetiği zaten İslam&#8217;a hizmet etmeye müsait değildir. Yargı kararına rağmen Kuran Kursu yıktırıp, 95 yıldır kapalı tutulan kiliseleri açan AKP, İslam ölçülerine gerçek manada ne kadar uyduğunu, ipinin zaten ABD tarafından çekileceğini bilmektedir. Yahudi ve Hıristiyanların hedefleri ölçüsünde bir çalışma programına tabi olan AKP&#8217;nin, Türk-İslam tarihinden ilham alarak, Alparslan&#8217;ın fetih namazı kıldığı yerde Cuma namazı kılacak olan MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;ye Anayasa hatırlatması yapması, kurnazlıktan başka bir şey değildir. Bu hatırlatmayı yapan kişinin zaten inançlı insanların örtünmesine &#8220;Türban çağdışıdır&#8221; ifadesini kullandığı da arşivlerdedir. Hıristiyan, Yahudi geleneklerini yaşama, koruma ve hayata geçirme konusunda &#8220;inanç özgürlüğü&#8221; nutukları atan, ama İslam&#8217;ı ilgilendiren konularda takoz olma gayretinde olan Ertuğrul Günay AKP&#8217;nin klasik bir zihniyet yansımasıdır. MHP fetih ruhundan yola çıkarak ülkemizdeki Haçlı zihniyetine karşı Anadolu&#8217;yu ayağa kaldırma hamlesini yapmaktadır. AKP de doğal olarak bundan rahatsızdır. Anadolu&#8217;yu fetheden büyük komutan Alparslan&#8217;ın fetih namazını kıldığı yerin tercih edilmesi, Ertuğrul Günay&#8217;ı &#8220;Bizans çocuklarına, Rumlara, Ermenilere ne deriz?&#8221; kaygısına sevk etmiştir. AKP&#8217;nin politikalarının temelinde hep bu kaygı vardır. Türk milliyetçileri Türk-İslam değerleri ölçüsünde bir hamle yapınca, büyük rahatsızlık duyuyorlar. Ama Türk-İslam değerlerine düşmanlıkları tarihi olaylarla ve günümüzde yaşananlarla sabit olan güçlerin yaptığı çalışmalarda da, önden yol açan oluyorlar. İktidara geldikleri günden bu yana Türk-İslam değerlerine verdikleri zarar, gösterdikleri düşmanlıkları ortada olan AKP&#8217;nin bu manadaki sicilini bu köşede defalarca yazdık… Türkiye&#8217;de İslam&#8217;ın temel ölçüleri ve değerleri ile yan yana en son gelecek zihniyet AKP zihniyetidir. Ama İslamcı rolünü çok iyi oynayarak, halktan aldığı desteği İslam düşmanlarına hizmete dönüştürmektedir. AKP&#8217;den memnun olan küresel güçlere bakın; AKP&#8217;nin kimlere hizmet ettiğine bakın; anlaşılmayacak tek bir konu bile yoktur. MHP Lideri Devlet Bahçeli 1 Ekim günü Türkiye&#8217;deki bu zihniyete ve onu ülkemizde ve bölgemizde kullanan güçlere çok anlamlı bir mesaj verecektir. Bu imanlı hamle, bu şuurlu adım Türkiye üzerinde oyun oynayan güçlere büyük bir uyarıdır. MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin emperyalist güçlerin ve onların yerli uşaklarının Türkiye üzerindeki karanlık çabaları karşısında geçtiğimiz yıllarda söylemiş olduğu &#8220;Gerekirse Anadolu&#8217;yu baştan sona yeniden feth ederiz.&#8221; sözü, başlı başına Türk-İslam değerlerini korumak ve yaşatmak için bu topraklarda varolan gücün adresini göstermişti. Anadolu fethi başlıyor… Gönülden gönüle ulaşan bir fetih olacaktır bu. İman ve milli şuur hareketi Anadolu&#8217;yu ayağa kaldıracaktır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Kilise, manastır açma uzmanı, Heybeliada Ruhban Okulu açmak için her türlü kurnazlığı deneyen ve adeta <strong>&#8220;Varlığım, Hıristiyan-Yahudi varlığına armağan olsun.&#8221;</strong> diyen AKP iktidarı, MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin Alparslan&#8217;ın fetih  namazı kıldığı Fethiye Camii&#8217;nde Cuma namazı kılarak seçim çalışmalarını  başlatacak olmasına anayasanın engel olduğunu belirtmiş…</p>
<p>AKP&#8217;nin CHP&#8217;den transfer ettiği ve Kültür ve Turizm Bakanı yaptığı Ertuğrul Günay, &#8220;<strong>Toplu gösteri yapmaya kalkarsa anayasa engeline takılır.&#8221; </strong>demiş..</p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda Türklerin kurşuna  dizildiği, Türk kadınlarının tecavüze uğradığı yer olarak tarihe geçmiş  Akdamar Kilisesi&#8217;nin açılışında ağzı kulaklarına varan Ertuğrul  Günay&#8217;ın, MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin kılacağı namaza bu şekilde engel  çıkarmaya çalışmasını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.</p>
<p>Sümela ve Akdamar&#8217;da yıllar sonra ayinler  başlayınca AKP adeta bayram yapıyor ve kendilerine verilen talimatı  yerine getirince mutluluktan havaya uçuyordu.</p>
<p>Sahte İslamcı maskesi takarak halkın dini  duygularını istismar eden ve hizmetini Hıristiyanlara, Yahudilere  taşıyan AKP iktidarının maskesi bir kez daha düşmüştür.</p>
<p>Türk-İslam değerlerine zarar vermek için  kurgulanmış AKP iktidarının, siyasi genetiği zaten İslam&#8217;a hizmet etmeye  müsait değildir.</p>
<p>Yargı kararına rağmen Kuran Kursu  yıktırıp, 95 yıldır kapalı tutulan kiliseleri açan AKP, İslam ölçülerine  gerçek manada ne kadar uyduğunu, ipinin zaten ABD tarafından  çekileceğini bilmektedir.</p>
<p>Yahudi ve Hıristiyanların hedefleri  ölçüsünde bir çalışma programına tabi olan AKP&#8217;nin, Türk-İslam  tarihinden ilham alarak, Alparslan&#8217;ın fetih namazı kıldığı yerde Cuma  namazı kılacak olan MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;ye Anayasa hatırlatması  yapması, kurnazlıktan başka bir şey değildir.</p>
<p>Bu hatırlatmayı yapan kişinin zaten inançlı insanların örtünmesine <strong>&#8220;Türban çağdışıdır&#8221;</strong> ifadesini kullandığı da arşivlerdedir. Hıristiyan, Yahudi geleneklerini yaşama, koruma ve hayata geçirme konusunda <strong>&#8220;inanç özgürlüğü&#8221; </strong>nutukları  atan, ama İslam&#8217;ı ilgilendiren konularda takoz olma gayretinde olan  Ertuğrul Günay AKP&#8217;nin klasik bir zihniyet yansımasıdır.</p>
<p>MHP fetih ruhundan yola çıkarak  ülkemizdeki Haçlı zihniyetine karşı Anadolu&#8217;yu ayağa kaldırma hamlesini  yapmaktadır. AKP de doğal olarak bundan rahatsızdır.</p>
<p>Anadolu&#8217;yu fetheden büyük komutan Alparslan&#8217;ın fetih namazını kıldığı yerin tercih edilmesi, Ertuğrul Günay&#8217;ı <strong>&#8220;Bizans çocuklarına, Rumlara, Ermenilere ne deriz?&#8221;</strong> kaygısına sevk etmiştir.</p>
<p>AKP&#8217;nin politikalarının temelinde hep bu kaygı vardır.</p>
<p>Türk milliyetçileri Türk-İslam değerleri  ölçüsünde bir hamle yapınca, büyük rahatsızlık duyuyorlar. Ama  Türk-İslam değerlerine düşmanlıkları tarihi olaylarla ve günümüzde  yaşananlarla sabit olan güçlerin yaptığı çalışmalarda da, önden yol açan  oluyorlar.</p>
<p>İktidara geldikleri günden bu yana  Türk-İslam değerlerine verdikleri zarar, gösterdikleri düşmanlıkları  ortada olan AKP&#8217;nin bu manadaki sicilini bu köşede defalarca yazdık…  Türkiye&#8217;de İslam&#8217;ın temel ölçüleri ve değerleri ile yan yana en son  gelecek zihniyet AKP zihniyetidir. Ama İslamcı rolünü çok iyi oynayarak,  halktan aldığı desteği İslam düşmanlarına hizmete dönüştürmektedir.</p>
<p>AKP&#8217;den memnun olan küresel güçlere bakın; AKP&#8217;nin kimlere hizmet ettiğine bakın; anlaşılmayacak tek bir konu bile yoktur.</p>
<p>MHP Lideri Devlet Bahçeli 1 Ekim günü  Türkiye&#8217;deki bu zihniyete ve onu ülkemizde ve bölgemizde kullanan  güçlere çok anlamlı bir mesaj verecektir. Bu imanlı hamle, bu şuurlu  adım Türkiye üzerinde oyun oynayan güçlere büyük bir uyarıdır.</p>
<p>MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin emperyalist  güçlerin ve onların yerli uşaklarının Türkiye üzerindeki karanlık  çabaları karşısında geçtiğimiz yıllarda söylemiş olduğu <strong>&#8220;Gerekirse Anadolu&#8217;yu baştan sona yeniden feth ederiz.&#8221;</strong> sözü, başlı başına Türk-İslam değerlerini korumak ve yaşatmak için bu topraklarda varolan gücün adresini göstermişti.</p>
<p>Anadolu fethi başlıyor… Gönülden gönüle  ulaşan bir fetih olacaktır bu. İman ve milli şuur hareketi Anadolu&#8217;yu  ayağa kaldıracaktır.</p>
<p>Kalk ayağa Anadolu, kalk! Fetih başlıyor!</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-kalk-ayaga-anadolu-kalk-fetih-basliyor%25e2%2580%25a6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-kalk-ayaga-anadolu-kalk-fetih-basliyor%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin, Dil Bayramı münasebetiyle yayınlamış oldukları mesajı. 26 Eylül 2010</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji-26-eylul-2010.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji-26-eylul-2010.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Sep 2010 22:28:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1795</guid>
		<description><![CDATA[Türk milletinin oluşmasında ve varlığını sürdürmesinde en temel kültürel faktör olan güzel dilimiz Türkçenin; bir bayram ortamı içinde anıldığı, kutlandığı ve üzerinde düşünüldüğü tarihi bir yıl dönümün içindeyiz. Şüphesiz Türk dili, milletimizin birlik ve beraberliğinin vazgeçilmez bir bileşeni ve yeri doldurulamaz destek veren gücüdür. Asırlarca, Türk milletinin kutlu varlığının vücut bulmasında belirleyici unsurlardan olan; siyasal varlıkta birlik, yurt birliği, dil birliği, soy ve köken birliği, tarihsel yakınlık, ahlak ve din birliği arasında en dikkat çekici ve etkili katkıyı tartışmasız Türkçe sağlamıştır. Yeryüzünün en zengin ve en kolay dili olan Türkçemiz, milletimizin eşsiz bir hazinesidir ve ikamesi olmayan milli bir kıymetidir. Geride kalan asırlarda, Türk milletinin ahlakının, erdemlerinin, gelenek ve göreneklerinin, acı ya da tatlı hatıralarının oluşmasında ve sonraki nesillere aktarılmasında Türk dilinin büyük bir katkısı olduğu tarihi hakikattir. Türkçe, milletimizin hafızası ve yüreği haline gelmiş; aziz millet fertleri arasındaki duyguların, düşüncelerin, sevinçlerin ve ortak değerlerin paylaşılmasında en belirleyici faktör olmuştur. Tarih içinde Türk milletinin, yıkılan devletlerinden sonra, yeni ve daha güçlü devlet kurmasındaki marifet ve arkasındaki sır elbette Türk dilinin kutlu özelliğinden kaynaklanmıştır. Türkçe, dağılmayı engelleyen, ayrışmaya mani olan ve ortak bir bilinç ve şuur etrafında, müşterek ülküler doğrultusunda milletimizin dimdik ayakta kalmasına neden olan muazzam bir kültürel değerdir. Bir milletin en kutsal mülkü olan dili, eğer korunmazsa ve gerekli ilgi gösterilmezse bağımsızlıktan ve millet bütünlüğünden bahsetmek ham bir hayal olacaktır. Dilin ve beraberinde oluşturduğu milli şuurun, mensubiyet bilincine kuvvet ve destek verdiğini akıllardan bir an olsun çıkarmamak gerekmektedir. Dünyayı anlamak, etrafımızı tanımak ve akıp giden zaman mefhumu içinde sağlam bir yer edinmek ve kendi kültürel gerçeklerimizden beslenmek için Türkçe düşünüp, Türkçe konuşmamız ve haricimizdeki gelişmeleri Türkçe okumamız bir zorunluluktur. Dilimiz muhterem ecdadımızın ölümsüz mirasıdır ve onu geliştirmek, korumak, sevmek ve yükseltmek hepimizin en öncelikli görevi olmalıdır. Ne var ki son zamanlarda, mahalli düzeydeki bazı dillerin Türkçeye ortak yapılmaya çalışılmasında, eğitim ve öğretim dili olarak kullanılma gayretlerinde yoğun bir çaba olduğu görülmektedir. Bu uğurda, yurdumuzun bir yöresindeki okullarda boykot girişimleri başlatılmış ve evlatlarımızın eğitim ve öğretim hakları ne yazık ki engellenmiştir. Bilinmelidir ki Türkçe, Türk milletinin birlikte ve onurluca yaşamasının teminatı, kardeşçe var olabilmesinin eşsiz bir fırsatıdır. Türkçenin dışında farklı bir dilin kamusal alanda kullanılma talebi ve bunun da hoş görülmesi ve desteklenmesi; Türk milletine eşit hak ve sorumluluklarla bağlı olan bir topluluğun millet olmasının yolunu açacak ve eninde, sonunda bağımsız siyasi bir varlık olması yönündeki dinamikleri harekete geçirecektir. Bu itibarla, ana dilde eğitim istekleri ve ısrarları, milletimizin parçalanması ve dağılması sürecini başlatacak ve bin yıllık kardeşliği temelinden bozacaktır. Milli karakterimize ruh ve şekil veren Türkçenin, malum çevreler tarafından yalnızca resmi dil olarak görülmesi ve bu minvalde değerlendirilmesi de, Türk dilinin itibarını zedelemeye yönelik sinsi bir faaliyet olarak karşımızda durmaktadır. Türk vatandaşlarını birbirine bağlayan, birleştiren, başka milletlerden ayıran ve geçmişimize kopmaz bağlarla bağlayan Türkçenin; önümüzdeki her zorluğu aşmada, görmesini bilenler için hayati bir rolü olacağı açıktır. Birinci Dil Kurultayı’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yol göstericiliğinde 26 Eylül 1932 tarihinde açılmasından beridir kutlanan Dil Bayramı’nın bu yıldönümünde; Türkçemiz çevresinde bir araya gelerek, bir arada yaşamanın eşsiz cazibesini koruyacağımıza sonuna kadar inanıyorum....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk milletinin oluşmasında ve varlığını  sürdürmesinde en temel kültürel faktör olan güzel dilimiz Türkçenin; bir  bayram ortamı içinde anıldığı, kutlandığı ve üzerinde düşünüldüğü  tarihi bir yıl dönümün içindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Türk dili, milletimizin birlik ve beraberliğinin vazgeçilmez bir bileşeni ve yeri doldurulamaz destek veren gücüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Asırlarca, Türk milletinin kutlu varlığının  vücut bulmasında belirleyici unsurlardan olan; siyasal varlıkta birlik,  yurt birliği, dil birliği, soy ve köken birliği, tarihsel yakınlık,  ahlak ve din birliği arasında en dikkat çekici ve etkili katkıyı  tartışmasız Türkçe sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeryüzünün en zengin ve en kolay dili olan  Türkçemiz, milletimizin eşsiz bir hazinesidir ve ikamesi olmayan milli  bir kıymetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geride kalan asırlarda, Türk milletinin  ahlakının, erdemlerinin, gelenek ve göreneklerinin, acı ya da tatlı  hatıralarının oluşmasında ve sonraki nesillere aktarılmasında Türk  dilinin büyük bir katkısı olduğu tarihi hakikattir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe, milletimizin hafızası ve yüreği haline  gelmiş; aziz millet fertleri arasındaki duyguların, düşüncelerin,  sevinçlerin ve ortak değerlerin paylaşılmasında en belirleyici faktör  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih içinde Türk milletinin, yıkılan  devletlerinden sonra, yeni ve daha güçlü devlet kurmasındaki marifet ve  arkasındaki sır elbette Türk dilinin kutlu özelliğinden kaynaklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe, dağılmayı engelleyen, ayrışmaya mani  olan ve ortak bir bilinç ve şuur etrafında, müşterek ülküler  doğrultusunda milletimizin dimdik ayakta kalmasına neden olan muazzam  bir kültürel değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir milletin en kutsal mülkü olan dili, eğer  korunmazsa ve gerekli ilgi gösterilmezse bağımsızlıktan ve millet  bütünlüğünden bahsetmek ham bir hayal olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilin ve beraberinde oluşturduğu milli şuurun,  mensubiyet bilincine kuvvet ve destek verdiğini akıllardan bir an olsun  çıkarmamak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı anlamak, etrafımızı tanımak ve akıp  giden zaman mefhumu içinde sağlam bir yer edinmek ve kendi kültürel  gerçeklerimizden beslenmek için Türkçe düşünüp, Türkçe konuşmamız ve  haricimizdeki gelişmeleri Türkçe okumamız bir zorunluluktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Dilimiz muhterem ecdadımızın ölümsüz mirasıdır  ve onu geliştirmek, korumak, sevmek ve yükseltmek hepimizin en öncelikli  görevi olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki son zamanlarda, mahalli düzeydeki bazı  dillerin Türkçeye ortak yapılmaya çalışılmasında, eğitim ve öğretim  dili olarak kullanılma gayretlerinde yoğun bir çaba olduğu  görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu uğurda, yurdumuzun bir yöresindeki okullarda  boykot girişimleri başlatılmış ve evlatlarımızın eğitim ve öğretim  hakları ne yazık ki engellenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinmelidir ki Türkçe, Türk milletinin birlikte  ve onurluca yaşamasının teminatı, kardeşçe var olabilmesinin eşsiz bir  fırsatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçenin dışında farklı bir dilin kamusal  alanda kullanılma talebi ve bunun da hoş görülmesi ve desteklenmesi;  Türk milletine eşit hak ve sorumluluklarla bağlı olan bir topluluğun  millet olmasının yolunu açacak ve eninde, sonunda bağımsız siyasi bir  varlık olması yönündeki dinamikleri harekete geçirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla, ana dilde eğitim istekleri ve  ısrarları, milletimizin parçalanması ve dağılması sürecini başlatacak ve  bin yıllık kardeşliği temelinden bozacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli karakterimize ruh ve şekil veren  Türkçenin, malum çevreler tarafından yalnızca resmi dil olarak görülmesi  ve bu minvalde değerlendirilmesi de, Türk dilinin itibarını zedelemeye  yönelik sinsi bir faaliyet olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk vatandaşlarını birbirine bağlayan,  birleştiren, başka milletlerden ayıran ve geçmişimize kopmaz bağlarla  bağlayan Türkçenin; önümüzdeki her zorluğu aşmada, görmesini bilenler  için hayati bir rolü olacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinci Dil Kurultayı’nın, Gazi Mustafa Kemal  Atatürk’ün yol göstericiliğinde 26 Eylül 1932 tarihinde açılmasından  beridir kutlanan Dil Bayramı’nın bu yıldönümünde; Türkçemiz çevresinde  bir araya gelerek, bir arada yaşamanın eşsiz cazibesini koruyacağımıza  sonuna kadar inanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesileyle, aziz milletimizin ‘Dil Bayramı’nı  kutluyor; Türkçenin bilim, edebiyat, sanat, spor başta olmak üzere, her  alanda en çok kullanılan ve müracaat edilen dil olmasını temenni  ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkçe konuşan ve geniş bir coğrafyada dilimizi sahiplenerek geliştiren Türk milletinin tüm fertlerine şükranlarımı sunuyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji-26-eylul-2010.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-dil-bayrami-munasebetiyle-yayinlamis-olduklari-mesaji-26-eylul-2010.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekrem Dumanlı’ya Açık Mektup Veyahut “Bir Çift Dost Kelamı…”</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekrem-dumanli%e2%80%99ya-acik-mektup-veyahut-%e2%80%9cbir-cift-dost-kelami%e2%80%a6%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekrem-dumanli%e2%80%99ya-acik-mektup-veyahut-%e2%80%9cbir-cift-dost-kelami%e2%80%a6%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 22:20:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan'dan]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Harun ÖZTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türk - İslâm Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1792</guid>
		<description><![CDATA[Sözünü bilen kişinin Yüzünü ağ ede bir söz Sözünü pişirip diyenin İşini sağ ede bir söz Böyle diyor Türkmen kocası Yunus Emre ve ekliyor: Kişi bile söz demini Demeye sözün kemini Bu cihan cehennemini Sekiz cennet ede bir söz Bu toprağı “vatan aşkı” ile ilmek ilmek, nakış nakış dokuyanların; çektiği acıları, yaşadığı hüzünleri, gönlüne yük eylediği çileleri bir şeref nişanesi gibi görüp yeri geldiğinde mazluma “Yunus gibi sevdalı”, yeri geldiğinde zulme karşı “Yavuz gibi hiddetli” bir duruş sergileyenlerin kervanında yürümek; böyle bir terkibi, çağın yeni nesil gazi dervişleri hükmünce hayata geçirmeye çalışmak şuurlu tercihimiz oldu. Ülkücü Hareket, “muktedir” olanların reva gördüğü zulmü yaşarken de, her dönemde karalama kampanyalarına maruz kalırken de, can dostlarımızın ödediği bedeller karşısında ciğerlerimiz dağlanırken de, “arabeskçe tutumlara”, dik duruşumuzu kaybedip mızmızlanmalara, küskünlüğe, yılgınlığa ve umutsuzluğa kapılmadı. Ülkücü Hareketin şanlı mazisi şahidimizdir. Millî ve manevî değerlerimize sahip çıkan, millî kimliğimizi ve inancımızı temel kabul eden, Türk &#8211; İslâm Medeniyetinin yeniden yükselişi için gayret gösteren herkesi kucakladık; onlarla gurur duyduk; gönlümüzü onlara açtık. İyi niyetimizi her fırsatta ispatladık. Bize yönelen adımları karşılıksız bırakmadık. Güvendik, kendimizden bildik; her türlü ayrımcılığa ve bölücülüğe karşı olan tavrımızı, her türlü fitneyi darmadağın edecek kudretimizi, el emeğimizi, alın terimizi, çilemizi, direncimizi paylaştık. Bize dair hayatın içinde böyle binlerce misal varken hâlâ bu misalleri görmemek ise, göz ve gönül aydınlığından uzaklaşmak değilse veyahut göz ve gönül körlüğü değilse, nedir? Öyleyse tanınmamışız demektir. Daha da ötesi; tanınsak da, anlaşılsak da, anlamazlıktan gelinmişiz demektir. İşte vahim olan da budur. Çünkü her dönemde, bize dost kadar yakın olduğunu söyleyip ilk fırsatta düşmanca bakışlarını bize doğru yöneltenler olmuştur. Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Bey’in, “Ah Devlet Bey Ah!” başlıklı yazısını okurken, öncelikli olarak aklıma bunlar geldi. “Dost acı söyler” kabîlinden kaleme alındığı iddia edilen bu yazıyı okurken maalesef, yine acı tecrübeleri akla getirerek anladım ki “Böyle dost varken, düşmana gerek yok!” Ekrem Bey, yazısının yayınlandığı sayfanın orta yerine Başbuğumuz ile Fethullah Bey’in yan yana fotoğrafını koymuş; “dostluktan” bahsederek girmiş yazısına ve devam etmiş. Sanki uzunca bir süredir, o gazetenin sayfalarında ve bazı köşe yazılarında Ülkücü Hareket sinsice maniple edilmeye çalışılmamış gibi; sanki Ülkücü Hareket’i hedef alan tertipleri ardını arkasını sormadan, araştırmadan, “gerçekmiş gibi” yansıtanlar onlar değilmiş gibi; sanki Referandum sürecinde MHP’nin takındığı tavrı anlamadan, dinlemeden, önyargılı ve sabit fikirli bir şekilde yorumlayanlar, bu duruşa acımasızca saldıranlar yine onlar değilmiş gibi… Yine bu yazıda Ekrem Bey, rahmetli Başbuğumuz ile Fethullah Bey’in iletişimini örnek göstererek, Ülkücülerin bakışını, duruşunu, beklentilerini ve kaygılarını etkilemeye soyunmuş. Oysa Fethullah Bey de; Ekrem Bey de; onların şahsında bu fikirlerden iyi niyetle etkilenen, bu sözlerin ardından “bizden” gelecek sözlere kulak kabartan insanlarımız da gayet iyi bilmektedir ki; rahmetli Başbuğumuz yaşıyor olsaydı, Türkiye’ye yönelik tehdit, tehlike ve tuzaklara karşı tavrı net olurdu ve bugün, bilhassa tarafınızın sergilediği ve gözler önünde duran gayri-millî tavırlar, o gün, O’nun sağlığında sergilenmiş olsaydı en sert ve ağır tutum yine Ülkücü Hareket tarafından ortaya konulurdu. Bundan 15 sene önce rahmetli Başbuğumuzun bir soruşturmada Fethullah Bey’in adının geçmesine yönelik verdiği tepki ve sahip çıkan duruşu; bundan 5 sene önce yazınızda belirttiğiniz Sayın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><img class="alignleft" style="margin: 2px;" src="../resimler/GenelBaskandan.jpg" alt="" width="300" height="240" />Sözünü bilen kişinin<br />
Yüzünü ağ ede bir söz<br />
Sözünü pişirip diyenin<br />
İşini sağ ede bir söz</em></p>
<p style="text-align: justify;">Böyle diyor Türkmen kocası Yunus Emre ve ekliyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kişi bile söz demini<br />
Demeye sözün kemini<br />
Bu cihan cehennemini<br />
Sekiz cennet ede bir söz</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu toprağı “vatan aşkı” ile ilmek ilmek, nakış nakış dokuyanların;  çektiği acıları, yaşadığı hüzünleri, gönlüne yük eylediği çileleri bir  şeref nişanesi gibi görüp yeri geldiğinde mazluma “Yunus gibi sevdalı”,  yeri geldiğinde zulme karşı “Yavuz gibi hiddetli” bir duruş  sergileyenlerin kervanında yürümek; böyle bir terkibi, çağın yeni nesil  gazi dervişleri hükmünce hayata geçirmeye çalışmak şuurlu tercihimiz  oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Hareket, “muktedir” olanların reva gördüğü zulmü yaşarken de,  her dönemde karalama kampanyalarına maruz kalırken de, can dostlarımızın  ödediği bedeller karşısında ciğerlerimiz dağlanırken de, “arabeskçe  tutumlara”, dik duruşumuzu kaybedip mızmızlanmalara, küskünlüğe,  yılgınlığa ve umutsuzluğa kapılmadı. Ülkücü Hareketin şanlı mazisi  şahidimizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Millî ve manevî değerlerimize sahip çıkan, millî kimliğimizi ve  inancımızı temel kabul eden, Türk &#8211; İslâm Medeniyetinin yeniden  yükselişi için gayret gösteren herkesi kucakladık; onlarla gurur duyduk;  gönlümüzü onlara açtık. İyi niyetimizi her fırsatta ispatladık. Bize  yönelen adımları karşılıksız bırakmadık. Güvendik, kendimizden bildik;  her türlü ayrımcılığa ve bölücülüğe karşı olan tavrımızı, her türlü  fitneyi darmadağın edecek kudretimizi, el emeğimizi, alın terimizi,  çilemizi, direncimizi paylaştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bize dair hayatın içinde böyle binlerce misal varken hâlâ bu  misalleri görmemek ise, göz ve gönül aydınlığından uzaklaşmak değilse  veyahut göz ve gönül körlüğü değilse, nedir? Öyleyse tanınmamışız  demektir. Daha da ötesi; tanınsak da, anlaşılsak da, anlamazlıktan  gelinmişiz demektir. İşte vahim olan da budur. Çünkü her dönemde, bize  dost kadar yakın olduğunu söyleyip ilk fırsatta düşmanca bakışlarını  bize doğru yöneltenler olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Bey’in, “Ah Devlet Bey  Ah!” başlıklı yazısını okurken, öncelikli olarak aklıma bunlar geldi.  “Dost acı söyler” kabîlinden kaleme alındığı iddia edilen bu yazıyı  okurken maalesef, yine acı tecrübeleri akla getirerek anladım ki “Böyle  dost varken, düşmana gerek yok!”</p>
<p style="text-align: justify;">Ekrem Bey, yazısının yayınlandığı sayfanın orta yerine Başbuğumuz ile  Fethullah Bey’in yan yana fotoğrafını koymuş; “dostluktan” bahsederek  girmiş yazısına ve devam etmiş. Sanki uzunca bir süredir, o gazetenin  sayfalarında ve bazı köşe yazılarında Ülkücü Hareket sinsice maniple  edilmeye çalışılmamış gibi; sanki Ülkücü Hareket’i hedef alan tertipleri  ardını arkasını sormadan, araştırmadan, “gerçekmiş gibi” yansıtanlar  onlar değilmiş gibi; sanki Referandum sürecinde MHP’nin takındığı tavrı  anlamadan, dinlemeden, önyargılı ve sabit fikirli bir şekilde  yorumlayanlar, bu duruşa acımasızca saldıranlar yine onlar değilmiş  gibi…</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bu yazıda Ekrem Bey, rahmetli Başbuğumuz ile Fethullah Bey’in  iletişimini örnek göstererek, Ülkücülerin bakışını, duruşunu,  beklentilerini ve kaygılarını etkilemeye soyunmuş. Oysa Fethullah Bey  de; Ekrem Bey de; onların şahsında bu fikirlerden iyi niyetle etkilenen,  bu sözlerin ardından “bizden” gelecek sözlere kulak kabartan  insanlarımız da gayet iyi bilmektedir ki; rahmetli Başbuğumuz yaşıyor  olsaydı, Türkiye’ye yönelik tehdit, tehlike ve tuzaklara karşı tavrı net  olurdu ve bugün, bilhassa tarafınızın sergilediği ve gözler önünde  duran gayri-millî tavırlar, o gün, O’nun sağlığında sergilenmiş olsaydı  en sert ve ağır tutum yine Ülkücü Hareket tarafından ortaya konulurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan 15 sene önce rahmetli Başbuğumuzun bir soruşturmada Fethullah  Bey’in adının geçmesine yönelik verdiği tepki ve sahip çıkan duruşu;  bundan 5 sene önce yazınızda belirttiğiniz Sayın Genel Başkanımızın  “iletişim eksikliğini” işaret eden söylemi hangi sebep ve gerekçelerle  ifade edilmişse bugün ortaya konulan tavır da aynı sebep ve gerekçelere  dayanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim herhangi bir şahsa, kuruma, cemiyete, cemaate ve camiaya  yönelik ön yargılı biçimde davranmamız inandığımız ve savunduğumuz  değerler gereği zaten mümkün değildir. Bu sebeple ortaya koyduğumuz  tavır yine inandığımız değerler çerçevesinde şekillenir. Bu tavır bir  çeşit keyfiyete değil, tutarlı ve ilkeli bir fikre dayanmaktadır.  Dolayısıyla gelinen bu aşamayı mazideki irtibatlarımızla ilişkilendirmek  ve bugünü suçlamak yerine; dün ile bugün arasında çelişen halinizi  anlamanız, millet ve ülke menfaatlerindeki duyarsız ve tutarsız  yaklaşımlarınızı fark edebilmeniz daha gerçekçi sonuçlar doğuracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yoksa eğer mevzu mazi üzerinden konuşmaksa biz biliriz ki</strong>;  rahmetli Başbuğumuzun göstermiş olduğu iyi niyete ve sahip çıkan tavra  rağmen “onun yüzüne gülüp ardından vuran”; şahsına iftira eden ve hatta  bu iftiraları derinleştirmek için, merhum Adnan Menderes’in idamını  rahmetli Başbuğumuzun üzerine yıkan; gerçeklerden, nezaketten ve  samimiyetten uzak söylemler geliştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki rahmetli Başbuğumuzun sağlığında, şimdiki “seküler”  iddiaların ve gücün altını bu derece çizmiyordunuz. “İktidarlardan”  destek görseniz de “muktedir” değildiniz; tabii şimdiki kadar “para  sahibi” de değildiniz. Ülkücüler de o dönem içerisinde, -her dönemde  olduğu gibi- “inanç kardeşliği” adına, maruz kalınan mağduriyetler adına  ve mazlum insanlarımız adına sizleri desteklemiş ve her vesileyle  yanınızda olmuştur. O dönemde güzel işlere imza atılmasına vesile olmak  için elden gelen gayretler gösterilmiş ve takdir cümleleri alenen  söylenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak o dönem ve bu dönem arasındaki farkları sorguluyorsanız eğer,  insan faktörünün imtihanlarla kemale eriştiğini aklınıza getirmeniz  gerekir; dolayısıyla makamın, mevkinin, gücün, iktidarın ve paranın  “insanı” nasıl dönüştürebileceği unutulmamalıdır ki, bu anlamda  tarafınızdan beklenen “özeleştiri” bu zamana kadar hiç duyulmamıştır.  Savunduğunuzu söylediğiniz değerlere, bilhassa “iktidar” ile içli dışlı  olunan bu dönemde yabancılaştınız. O değerleri örselediniz; insanların  güvenini tahrip ettiniz. Tabiri caizse artık “Dişinize kan değdi.”.  Dolayısıyla sizi “var eden değerler”, sadece birer araç oldular. Siz de  bu hâlin “yılmaz savunucusu”, bu statükonun “prensi” oldunuz. Bu sebeple  artık bir zahmet, Ülkücülerin zekâsını ve hafızasını küçümseyen bu  ekâbir, bilgiç tavrı bir kenara bırakın…</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu anlamda Ekrem Bey;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İktidar nimetlerinden yararlanmak ve “muktedir sınıf” olmak  adına yıkılan değerlerinizi gözden geçirin. Bayrağını taşıdığınız  “yandaş zihniyetin” yozlaşan ve yabancılaşan idraklerine dikkatle bakın;  başkasının mahremini gözler önüne sermeyi “zafere giden yolda her şey  mubahtır” zihniyetiyle yorumlayanları, bu şekilde size ve sizden olana  “yandaş” tavır sergileyerek yaranmaya çalışanları göreceksiniz.  “Başkasının ayıbını örtmede gece gibi” olma edebinin “yandaş tavır”da  anlamını yitirdiğini göreceksiniz. İnsanların telefon görüşmelerinin hem  yasa dışı hem de gayri ahlâkî bir şekilde dinlenmesini, bu dinlemeler  üzerinden sürdürülen kampanyaları ve komploları bir de sizin  tarafınızdan dinlemenin “zamanı” gelmiştir. Çeşitli tezgâh ve  mizansenlerle sürekli sergilenen ve sizin de “yandaşı” olduğunuz  zihniyetin organize ettiği teşhirci, ifşacı, ispiyoncu, şantajcı ve  müfteri hâlleri göreceksiniz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Böylece özelde Ülkücülerin bu iktidar döneminde nelere maruz  kaldığını, sizin hangi tarafta yer aldığınızı ve bu yazıdan âdeta  fışkıran tutarsızlığınızı da bir “vicdan muhasebesi” ile sizden dinlemek  isteriz Ekrem Bey… Çünkü gerek Fethullah Bey ve gerekse sizin gibi  “yandaşlar”, geçmişten bugüne kendinize samimice “Ne oldu da böyle  oldu?” diye sormaktansa suçu başkasına yıkmanın peşine düşmüşseniz, bu  en hafif tabirle idrak körlüğünden ve sınır tanımayan müfterilikten  kaynaklanır. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ekrem Bey, yazı içerisinde tarafınızın kullanmış olduğu  üslup, “dostça” olduğunu söyleseniz de kusurlu bir üsluptur. Kusurludur,  çünkü MHP ve Ülkücü Hareket arasında bir ayrım olduğunu dile  getirirken, tespitten çok tarafınıza ait olan bir temenniyi dile  getirmeye çalışmışsınız. Sanki “muradınız” olan bir “fitneyi”, maalesef  yine o bildiğimiz “istismar dilini” kullanarak, kendinizce bir uyanıklık  yapmışsınız. Demişsiniz ki;  “<em>MHP&#8217;ye sonradan gelen ve mukaddes  çileden bîhaber seçkinler güruhu, ülkücü hareketi aslî çizgisinden alıp  başka bir çerçeveye sıkıştırdı.</em>” Bu kusurlu üslubun, bilerek “es”  geçtiği, “hinlik” yapmaya kalkıştığı ve Milliyetçi Harekete gönül verip  hizmet edenleri tahrik edecek ithamlarla “güruh” diyen, basitleşmiş bir  hali vardır. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Unutulmamalıdır ki; </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Milliyetçi-Ülkücü Hareket</strong>, Türk tefekkür ve siyaset  hayatına nice mütefekkirler ve münevverler kazandırmış, kazandırmaya  devam eden bir camiadır. Türklük gurur ve şuuruna, İslâm ahlâk ve  faziletlerine sahip olarak, yalnız ve ancak Türk Milleti’nin ebedî  bekasını kendimize şiar edinip bu yolla İslâm Âlemi’nin ihtiyaç duyduğu  kudrete, medeniyet tasavvuruna, mücadele azim ve kararlılığına sahip  olmasına vesile olabileceğimize inanıyoruz. Derdimiz, kaygımız, sancımız  ve çilemiz bu yol üzerinedir ve Türk Milleti’nin bu yolla mazlum  milletlere ve cihana önderlik edeceğine inanıyoruz. <strong>Bu  fikrimizi, “dava şuuru” haline getirip, böylece benimseyerek  çalışmalarımızı sürdürürken; camiamıza yönelik fitne, fesat, tezgâh,  tuzak ve tasfiye girişimlerinin karşısında dimdik ayakta duruyoruz.  Geçmişten bugüne Ülkücü Hareketin, siyaset arenasındaki yegâne  temsilcisinin MHP olduğunu, Ülkücü Hareketin bu ilkeli duruşundan taviz  vermeyeceğini her vesileyle olduğu gibi bu vesileyle de hatırlatmış  oluyoruz. Bizim duruşumuzda, birlik ve beraberliğimizde,  hassasiyetlerimizde bir değişme yoktur Ekrem Bey; biz “gömleğini  değiştirenlerden” değiliz. Bu sebepten dolayı, “tavan-taban polemiği”  yaratma çabalarınız boşunadır. Meseleyi, hedef saptırarak açıklamaya  çalışan başarısız bir hamledir. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İşte bu noktada Ekrem Bey, durup bir düşünerek ve bu  “iletişim kopukluğunun” sebeplerini fazla uzakta değil, yakın zamanlarda  yaşanan gündeme bakarak çözmeye gayret edin. Örneğin, Referandum  sürecinde Fethullah Bey’in, sandığa gitme çağrıları, hatta “ölülerin  dahi evet demesi gerektiğine” yönelik açıklamaları, öylesine midir,  basit midir, geçiştirilebilecek cinsten midir?</strong> Madem ki,  gündemdeki gelişmeleri önemsemektedir ve açıklama yapma ihtiyacı  hissetmektedir, o halde Fethullah Bey’in Türkiye’mizin burnunun dibinde,  yani Irak’ta ve bazı bölge ülkelerinde yaşanan Müslüman kıyımına karşı  duyarsız bir tavır sergilemiş olması; yaşanan tecavüzlere, trajik  hadiselere ve acımasız katliamlara karşı ma’şerî vicdanın sesini  duymazlıktan gelmesi kabul edilebilir mi?<strong> Referandum başta olmak  üzere, bir çok konuda hassasiyetini dile getiren Fethullah Bey’in; aziz  millet varlığını, ülkemizin geleceğini ve bölgemizin huzurunu  ilgilendiren hayatî konularda manidar bir şekilde suskun kalması  düşündürücü değil mi?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bizim açımızdan, aziz millet varlığının ve İslam Âlemi’nin içine  düşürüldüğü bu hazin durum karşısında, kayıtsız ve duyarsız bir  milliyetçilik tasavvur edilemez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ülkücü Hareketin mensupları olarak, bu konulardaki  tenkitlerimizi zaten dile getirmekteyiz. Fakat buna karşı tarafınızdan  bazen “dost” görünümlü olan, çoğu zaman acımasızca olan “düşmanlıklar”  görmekteyiz. Kaldı ki bizler, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin mensupları  olarak; “cemaat” içerisinde, ülkemizin geleceği için önemli hizmetler  gerçekleştiren, inancında ve mücadelesinde samimi insanlarımızı yine  takdir etmekte, onlarla “gerçek dostluklar” yaşamakta ve onları anlamaya  çalışmaktayız. Zaten onlarla bu düşüncelerimizi paylaştığımızda, bu  gidişatınızdan onların da hoşnutsuz olduklarını görüyoruz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Belirttiğimiz bu ve bunun gibi saikleri; sizlere her vesileyle destek  olan, sizin yönlendirmelerinizden, söylemlerinizden ve yayınlarınızdan  bir şekilde etkilenip Ülkücü Harekete gönül koyan, dindarlığını böyle  bir tezgâh üzerinde “kindarlığa” alet etmeden yaşamak isteyen mütedeyyin  vatandaşlarımızın ve “gerçek dostlarımızın” artık anladığını umuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bizim derdimiz “kindarlık” değildir; bu zamana kadar ortaya  koyduğumuz tavır, tutarlı ve iyi niyetlidir. Karşılık olarak gördüğümüz  tavır ise, müdahaleci; sözüm ona tepeden bakan, buyurgan olmaya çalışan;  “bir bilen” iddiasında, iftirayı bir araç gibi gören; dindarlığını  kendi menfaatlerinin bir cihazı hâline getirip istismar eden, kin güden,  “kin ile dini” yan yana getiren bir anlayıştır. Öyle ki, Ülkücü camiaya  gösterilen bu “kindar” tutum, mesela bir ABD’ye, bir AB’ye, bir  İsrail’e, bir Vatikan’a gösterilmez, gösterilemez. Çünkü onlarla  “diyaloglar” geliştirilir ve bu yolla bilmem hangi amaca hizmet edilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Fethullah Bey hangi ülkede yaşarsa yaşasın, önemli değil ve  fakat artık “vatanımı özledim” diyorsa, bu zamana kadarki tutumunu bir  gözden geçirmelidir. Hatta artık, neden vatanına dönmediği konusunda  ciddi bir cevap vermelidir. Bizim bu konudaki görüşümüz, “Neden ABD’de  yaşıyor?” sorusundan ziyade, neden geri dönemediği ile ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ülkücüler olarak açık ve net şekilde söylüyoruz: Siz,  savunduğunuzu iddia ettiğiniz ve artık yabancılaştığınız “değerlere”  doğru bir “tövbekâr dönüş” yaparak, yeniden samimiyet sahibi olursanız;  millî kimliğimizi örselemekten ve manevî değerleri istismar etmekten  vazgeçip dosdoğru olmaya çalışırsanız; tezgah tertiplemekten, polemik ve  fitne üretmekten vazgeçip salih ameller işlemeye başlarsınız bilin ki  biz; yine ne kadar “takdirkar ve kadirşinas” olduğumuzu gösteririz, siz  de bu vesileyle “muazzez emanetlerin” kıymetini hatırlarsınız. Bunların  gerçekleşmesi için Ekrem Bey, yine samimiyetle ifade ediyoruz ki,  Milliyetçi-Ülkücü Harekete bir özür borçlusunuz. Hatalarınızı,  yanlışlarınızı, kusurlarınızı ve o asla kabul edemeyeceğimiz acımasızca  saldırılarınızı bir gözden geçirirseniz; ne kadar kırgın olduğumuzu ve  borcunuzun ne denli biriktiğini görürsünüz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bizim meramımız açıktır lakin size, tarafınıza ve sizden gelecek  dostluğa baktığımızda da, büyük İslâm bilgini Ebu Müslim Horasani’nin şu  kelamı akla geliyor, vesselam:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını  kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de  düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama  uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince  yıkılmaları mukadder oldu.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: right;"><strong><em>Harun ÖZTÜRK</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı</strong><br />
</em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fekrem-dumanli%25e2%2580%2599ya-acik-mektup-veyahut-%25e2%2580%259cbir-cift-dost-kelami%25e2%2580%25a6%25e2%2580%259d.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ekrem-dumanli%e2%80%99ya-acik-mektup-veyahut-%e2%80%9cbir-cift-dost-kelami%e2%80%a6%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batuhan ÇOLAK &#8211;  İktidar mı Çaresiz, Çare mi İktidarsız ?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/batuhan-colak-iktidar-mi-caresiz-care-mi-iktidarsiz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/batuhan-colak-iktidar-mi-caresiz-care-mi-iktidarsiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 22:11:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Batuhan ÇOLAK]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1787</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül 2010 anayasa referandumu sonrasında terörle mücadele noktasında yaşanan gelişmeler ve değişimler oldukça dikkat çekiyor. Başta bölücü terör örgütünün siyasi kanadı olan BDP’nin boykot ve söylemlerinin medyada haddinden fazla yer alması da son günlerin önemli olaylarından. Terör örgütünün sözde ateşkes uygulamasının 1 hafta daha uzatılmasını ‘önemli’ bir gelişme olarak yorumlayıp, hükümetin bir an önce diyaloga yönelik bir adım atması yönünde kamuoyu oluşturan kişilerin iktidara yakınlıkları ise dikkat çeken bir diğer nokta. İşte tam da bu noktada her konuda açıklama yapmaktan çekinmeyen TSK’nın derin suskunluğu ise oldukça hayret verici. Terörle mücadelenin en etkin şekilde sergilenmesinin gerektiği günümüz şartlarında terör örgütünün eylemsizlik kararına uyduğu izlenimini veren, adeta askeri operasyonları durduran bu anlayış hiç şüphesiz ki oldukça rahatsızlık vericidir. Şehit cenazeleri geldikten sonra ana haber bültenlerini izleyenler hatırlayacaklardır, “TSK’dan büyük operasyon, Bordo Bereliler alanda, Genel Kurmay’dan operasyonlar devam edecek açıklaması, skorsky helikopterler terör yuvalarını bombalıyor” ve daha yüzlerce haberler… Ancak gelin görün ki ne zaman birileri ‘eylemsizlik’ kararı alsa bu haberler çıkmıyor ve bölgede askeri operasyonlar hakkında kamuoyunu aydınlatan herhangi bir veri akışı oluşmuyor. Hükümetin terörle müzakere olarak da değerlendirilebilecek girişimleri ise, yıllardan bu yana yapılan terörle mücadele hatalarına bir yenisini daha ekliyor. Terör yanlısı vekillerin, boy boy fotoğraflarıyla süslü, hükümet temsilcileriyle yapmış oldukları görüşmelerin hangi demokrasi tanımlaması içerisinde yerinin olduğu cevap arayan ciddi bir soru cümlesidir. Söz konusu görüşmeler yapıldığı sırada topluma gönderilen “analar ağlamaması için biz bunu yapıyoruz, terör son bulsun diye masaya oturduk” gibi söylemlerin akıl süzgecinden nasıl geçirildiği de büyük bir merak konusudur. Türkiye’de son yıllarda siyaset kurumunu ve medya içerisinde ciddi bir bilgi kirliliği mevcuttur. Medyanın değişen yapısı ve hükümetler üzerindeki vatandaş adına sorgulama yapma görevi tabiatıyla bitmiştir. Bu şartlarda, kanaat önderleri olarak türetilen isimlerin siyasi iktidara yakınlıkları, oluşturulan medya kadrolarının zihinsel yapıları, devlet kadrolarında yapılan iktidar icazetli atamalar dolaylı bir meşruiyeti AKP’ye sağlamış ve bunu her geçen gün daha da genişletmektedir. Bugünkü şartlarda bölücü terör örgütü mensuplarının dahi rahatlıkla kendilerini anlatabildikleri, daha doğrusu barışın şartlarını sundukları bir çerçevede, hükümet kanadından gelen destekler mahiyetteki açıklamalar süreci içerisinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. Vatandaş kanadındaki sessizliği de etkin kitle iletişim araçlarını kullanarak yapanlar oluşturdukları mahkemelerde millet hafızasını yeniden dizayn etmekte, yıllardan bu yana bilinen gerçekleri kökünden değiştirmeye çalışmaktadırlar. Türkiye’de son dönemde oluşturulan psikoloji nettir, açıktır. Bu psikolojiye göre devlet kendi imkanlarını kullanarak terörü bitirmekte acizdir, çaresizdir ve yine bu psikolojiye göre çözüm için masaya oturulması ve eli kanlı insanların ‘barış elçisi’ olarak kabul edilmesi gereklidir. Türkiye’nin hangi yola sokulduğu, kapalı kapılar ardından kimlerle el sıkışıldığı bir muamma olarak kalmaya devam edecektir. Sonuç olarak ‘devlet’i çaresiz olarak göstermek isteyenler amaçlarında başarılıdırlar. Bu yüzden bir kez daha sorulması büyük önem arz ediyor; “iktidar mı çaresiz, çare mi iktidarsız?”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">12 Eylül 2010 anayasa referandumu sonrasında terörle mücadele noktasında  yaşanan gelişmeler ve değişimler oldukça dikkat çekiyor. Başta bölücü  terör örgütünün siyasi kanadı olan BDP’nin boykot ve söylemlerinin  medyada haddinden fazla yer alması da son günlerin önemli olaylarından.</p>
<p>Terör  örgütünün sözde ateşkes uygulamasının 1 hafta daha uzatılmasını  ‘önemli’ bir gelişme olarak yorumlayıp, hükümetin bir an önce diyaloga  yönelik bir adım atması yönünde kamuoyu oluşturan kişilerin iktidara  yakınlıkları ise dikkat çeken bir diğer nokta.</p>
<p>İşte tam da bu  noktada her konuda açıklama yapmaktan çekinmeyen TSK’nın derin  suskunluğu ise oldukça hayret verici. Terörle mücadelenin en etkin  şekilde sergilenmesinin gerektiği günümüz şartlarında terör örgütünün  eylemsizlik kararına uyduğu izlenimini veren, adeta askeri operasyonları  durduran bu anlayış hiç şüphesiz ki oldukça rahatsızlık vericidir.</p>
<p>Şehit  cenazeleri geldikten sonra ana haber bültenlerini izleyenler  hatırlayacaklardır, “TSK’dan büyük operasyon, Bordo Bereliler alanda,  Genel Kurmay’dan operasyonlar devam edecek açıklaması, skorsky  helikopterler terör yuvalarını bombalıyor” ve daha yüzlerce haberler…  Ancak gelin görün ki ne zaman birileri ‘eylemsizlik’ kararı alsa bu  haberler çıkmıyor ve bölgede askeri operasyonlar hakkında kamuoyunu  aydınlatan herhangi bir veri akışı oluşmuyor.</p>
<p>Hükümetin terörle  müzakere olarak da değerlendirilebilecek girişimleri ise, yıllardan bu  yana yapılan terörle mücadele hatalarına bir yenisini daha ekliyor.  Terör yanlısı vekillerin, boy boy fotoğraflarıyla süslü, hükümet  temsilcileriyle yapmış oldukları görüşmelerin hangi demokrasi  tanımlaması içerisinde yerinin olduğu cevap arayan ciddi bir soru  cümlesidir.</p>
<p>Söz konusu görüşmeler yapıldığı sırada topluma  gönderilen “analar ağlamaması için biz bunu yapıyoruz, terör son bulsun  diye masaya oturduk” gibi söylemlerin akıl süzgecinden nasıl geçirildiği  de büyük bir merak konusudur.</p>
<p>Türkiye’de son yıllarda siyaset  kurumunu ve medya içerisinde ciddi bir bilgi kirliliği mevcuttur.  Medyanın değişen yapısı ve hükümetler üzerindeki vatandaş adına  sorgulama yapma görevi tabiatıyla bitmiştir. Bu şartlarda, kanaat  önderleri olarak türetilen isimlerin siyasi iktidara yakınlıkları,  oluşturulan medya kadrolarının zihinsel yapıları, devlet kadrolarında  yapılan iktidar icazetli atamalar dolaylı bir meşruiyeti AKP’ye sağlamış  ve bunu her geçen gün daha da genişletmektedir.</p>
<p>Bugünkü  şartlarda bölücü terör örgütü mensuplarının dahi rahatlıkla kendilerini  anlatabildikleri, daha doğrusu barışın şartlarını sundukları bir  çerçevede, hükümet kanadından gelen destekler mahiyetteki açıklamalar  süreci içerisinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. Vatandaş kanadındaki  sessizliği de etkin kitle iletişim araçlarını kullanarak yapanlar  oluşturdukları mahkemelerde millet hafızasını yeniden dizayn etmekte,  yıllardan bu yana bilinen gerçekleri kökünden değiştirmeye  çalışmaktadırlar.</p>
<p>Türkiye’de son dönemde oluşturulan psikoloji  nettir, açıktır. Bu psikolojiye göre devlet kendi imkanlarını kullanarak  terörü bitirmekte acizdir, çaresizdir ve yine bu psikolojiye göre çözüm  için masaya oturulması ve eli kanlı insanların ‘barış elçisi’ olarak  kabul edilmesi gereklidir.</p>
<p>Türkiye’nin hangi yola sokulduğu, kapalı kapılar ardından kimlerle el sıkışıldığı bir muamma olarak kalmaya devam edecektir.</p>
<p>Sonuç olarak ‘devlet’i çaresiz olarak göstermek isteyenler amaçlarında başarılıdırlar.</p>
<p>Bu yüzden bir kez daha sorulması büyük önem arz ediyor; “iktidar mı çaresiz, çare mi iktidarsız?”</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbatuhan-colak-iktidar-mi-caresiz-care-mi-iktidarsiz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/batuhan-colak-iktidar-mi-caresiz-care-mi-iktidarsiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa ERTEKİN &#8211;  Şimdi BAHÇELİ&#8217;NİN yüzüne nasıl bakacaksınız?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-ertekin-simdi-bahcelinin-yuzune-nasil-bakacaksiniz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-ertekin-simdi-bahcelinin-yuzune-nasil-bakacaksiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 22:06:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP lideri Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1784</guid>
		<description><![CDATA[Referandumun üzerinden 12 gün geçmeden &#8220;evet&#8221;çiler &#8220;12&#8242;ye&#8221; gizlediği asıl hedef ortaya çıkmıştır! MHP lideri Bahçeli meydanlarda anayasa paketinin açılımın alt yapısı olduğunu söylerken küplere binenler, &#8220;İmralı diyalogunu&#8221; ortaya atarken küfürler savuranlar şimdi ne diyecektir? Bahçeli&#8217;nin &#8220;AKP&#8217;nin DTP ile masaya oturduğunu ve İmralı ile görüşme planı yapıldığını&#8221; milletle paylaşması karşısında, ispat etmeyen &#8220;yalancı&#8221; filan diyerek köpürenlerin şimdi ne diyecektir? Sayın Başbakan&#8217;ın Referandum meydanlarında Sayın Bahçeli&#8217;yi hedef alarak &#8220;Biz iktidar olarak, siyasi hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız&#8221; tepkisinin ardından 2 hafta geçmeden ne oldu da hükümet DTP ile bu konuyu görüşmüştür? Bu sözü söyleyenler Sayın Bahçeli&#8217;ye özür borçlu değil mi? MHP lideri Sayın Bahçeli&#8217;nin referandumdan sonra yaptığı ilk değerlendirmede; &#8220;karanlık bir sürece girdik&#8221; öngörüsü 12 gün sonra tecelli etmiştir! Bu karanlık sürece katkı sağlayan sözde &#8220;bağımsız ülkücüler&#8221; (o ne demek ise) Bahçeli&#8217;nin yüzüne nasıl bakacak gerçekten merak ediyor insan! Dokuz ışık doktrinini yüreğine kazıyan bir ülkücünün bağımsız ülkücülüğe soyunarak bu rezaletleri kabullenmesi &#8220;utanç tablosu&#8221; değil mi? Sayın Bahçeli&#8217;nin &#8220;İmralı canisi ile temas kuruluyor&#8221; bilgisini halkla paylaşması MHP&#8217;yi hedef haline getirdiğini sağır sultan bile bilirken, &#8220;bağımsız ülkücü&#8221; kimliğine bürünüp ihtiraslarına yenilenleri vaziyeti ne acı değil mi? Bu &#8220;eskimiş ülkücüler&#8221; Bahçeli&#8217;nin yüzüne nasıl bakacak acaba? Referandumdan sonra MHP üzerinde yapılmak istenen beyhude operasyonun asıl amacını anlamak için Dün yapılan görüşmeleri ve MHP&#8217;nin hassasiyetlerini birlikte değerlendirmek yeterli olacaktır… Dün gerçekleşen AKP-DTP buluşması referandum sürecinde sahnelenen stratejinin ilk meyvesi olarak masanın üzerine konmuştur. Referandum sürecinin sloganı olan &#8220;İleri demokrasi&#8221; dün ortaya çıkan gelişme ile &#8220;açılım&#8221; sürecinin alt yapısı olduğu yönündeki görüşlerin ilk meyvesi olmuştur&#8230; PKK gibi eli kanlı bir örgütün 30 yılda yaptığı kalleşlik ve alçaklıları &#8220;Diyalog&#8221; diye adlandırılan masum bir kelimenin altına gizlenmesi nasıl mümkün olacaktır? DTP&#8217;nin kanlı terör örgütünün siyasi temsilciliğine soyunması bu ülkede suç olarak görülmesi gerekirken, bu iklimin memnuluk veren bir gelişme olarak değerlendirilmesi vahimdir. 30 yıldır her türlü alçak saldırılardan ötürü, suçlu bulunan ve ömür boyu hapse mahkûm edilen Apo&#8217;nun siyasi karalar için &#8220;müzakereci&#8221; olarak kabul edilmesi hangi vicdan ile bağdaşacaktır? DTP sözcülerinin &#8220;hükümeti masaya oturtup, Apo&#8217;nun muhatap alınmasını&#8221; olumlu karşıladıklarını açıklamaları demokrasinin zaferi değil, &#8220;ihtiraslarını aklının önüne geçirmiş&#8221; siyasetçilerin yenilgisidir! DTP Başkanı açıklamalarından anlaşılan Yeni bir anayasa konusunun masaya yatırıldığı yönündedir. Başbakan Yardımcısı Sayın Çiçek&#8217;in de Yeni Anayasa ihtiyacından söz ettiğine göre içerik konusunda bir değerlendirmenin yapılmış olabileceği akla gelmektedir. Peki, yeni anayasa paketi içinde Demirtaş&#8217;ın, kaşınak&#8217;ın, Baydemir&#8217;in daha önce dayattıkları saçmalıklar olacak mı acaba? Böyle bir durumda yeni anayasanın Meclis iradesi dışında AKP-DTP ekseninde değerlendirilmesi garip bir durum oluşturmaktadır. Çözümsüzlüğün çözüm olmadığını elbette biliyoruz. Ancak milleti ilgilendiren çözümlerin millet iradesini oluşturan meclis çatısı altında müzakere edilmesini de savunmak gerekir. Dün yapılan görüşmeye ne ad verirseniz verin meclis iradesi dışında yapılan müzakerelerin Habur rezaletinden farklı sonuç vermeyeceği de açıktır. Bence terör ve bölgesel sorunların çözüm noktası DTP ve İmralı ekseninde olmamalıdır. Bu eksen meclis iradesinin tamamında aranmalıdır. Eğer ortada bir sorun varsa elbette çözüm aranacaktır. Ama bu çözümün millet iradesini zedeleyecek olmaması şarttır… Bu süreci izlerken iki göz yetmez, dikkatli bir şekilde aklın da kullanılması lazım. Çünkü çıkmaz sokakta sapan süreçte karanlığa...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Referandumun üzerinden 12 gün geçmeden <strong>&#8220;evet&#8221;</strong>çiler &#8220;12&#8242;ye&#8221; gizlediği asıl hedef ortaya çıkmıştır!</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">MHP  lideri Bahçeli meydanlarda anayasa paketinin açılımın alt yapısı  olduğunu söylerken küplere binenler, &#8220;İmralı diyalogunu&#8221; ortaya atarken  küfürler savuranlar şimdi ne diyecektir?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Bahçeli&#8217;nin &#8220;<strong>AKP&#8217;nin DTP ile masaya oturduğunu ve İmralı ile görüşme planı yapıldığını&#8221;</strong> milletle paylaşması karşısında, ispat etmeyen &#8220;<strong>yalancı&#8221;</strong> filan diyerek köpürenlerin şimdi ne diyecektir?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Sayın Başbakan&#8217;ın Referandum meydanlarında Sayın Bahçeli&#8217;yi hedef alarak <strong>&#8220;Biz iktidar olarak, siyasi hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız&#8221;</strong> tepkisinin ardından 2 hafta geçmeden ne oldu da hükümet DTP ile bu konuyu görüşmüştür?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Bu sözü söyleyenler Sayın Bahçeli&#8217;ye özür borçlu değil mi?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">MHP lideri Sayın Bahçeli&#8217;nin referandumdan sonra yaptığı ilk değerlendirmede; <strong>&#8220;karanlık bir sürece girdik&#8221;</strong> öngörüsü 12 gün sonra tecelli etmiştir!</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Bu karanlık sürece katkı sağlayan sözde &#8220;<strong>bağımsız ülkücüler&#8221;</strong> (o ne demek ise) Bahçeli&#8217;nin yüzüne nasıl bakacak gerçekten merak ediyor insan!</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Dokuz ışık doktrinini yüreğine kazıyan bir ülkücünün bağımsız ülkücülüğe soyunarak bu rezaletleri kabullenmesi <strong>&#8220;utanç tablosu&#8221;</strong> değil mi? </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Sayın Bahçeli&#8217;nin <strong>&#8220;İmralı canisi ile temas kuruluyor&#8221;</strong> bilgisini halkla paylaşması MHP&#8217;yi hedef haline getirdiğini sağır sultan bile bilirken, &#8220;<strong>bağımsız ülkücü&#8221;</strong> kimliğine bürünüp ihtiraslarına yenilenleri vaziyeti ne acı değil mi?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Bu &#8220;<strong>eskimiş ülkücüler&#8221;</strong> Bahçeli&#8217;nin yüzüne nasıl bakacak acaba?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Referandumdan  sonra MHP üzerinde yapılmak istenen beyhude operasyonun asıl amacını  anlamak için Dün yapılan görüşmeleri ve MHP&#8217;nin hassasiyetlerini  birlikte değerlendirmek yeterli olacaktır…</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Dün gerçekleşen AKP-DTP buluşması referandum sürecinde sahnelenen stratejinin ilk meyvesi olarak masanın üzerine konmuştur.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Referandum sürecinin sloganı olan &#8220;<strong>İleri demokrasi&#8221;</strong> dün ortaya çıkan gelişme ile <strong>&#8220;açılım&#8221;</strong> sürecinin alt yapısı olduğu yönündeki görüşlerin ilk meyvesi olmuştur&#8230; </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">PKK gibi eli kanlı bir örgütün 30 yılda yaptığı kalleşlik ve alçaklıları &#8220;<strong>Diyalog&#8221;</strong> diye adlandırılan masum bir kelimenin altına gizlenmesi nasıl mümkün olacaktır?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">DTP&#8217;nin  kanlı terör örgütünün siyasi temsilciliğine soyunması bu ülkede suç  olarak görülmesi gerekirken, bu iklimin memnuluk veren bir gelişme  olarak değerlendirilmesi vahimdir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">30 yıldır her türlü alçak saldırılardan ötürü, suçlu bulunan ve ömür boyu hapse mahkûm edilen Apo&#8217;nun siyasi karalar için &#8220;<strong>müzakereci&#8221;</strong> olarak kabul edilmesi hangi vicdan ile bağdaşacaktır? </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">DTP sözcülerinin <strong>&#8220;hükümeti masaya oturtup, Apo&#8217;nun muhatap alınmasını&#8221;</strong> olumlu karşıladıklarını açıklamaları demokrasinin zaferi değil, &#8220;<strong>ihtiraslarını aklının önüne geçirmiş&#8221;</strong> siyasetçilerin yenilgisidir!</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">DTP Başkanı açıklamalarından anlaşılan Yeni bir anayasa konusunun masaya yatırıldığı yönündedir. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Başbakan  Yardımcısı Sayın Çiçek&#8217;in de Yeni Anayasa ihtiyacından söz ettiğine  göre içerik konusunda bir değerlendirmenin yapılmış olabileceği akla  gelmektedir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Peki, yeni anayasa paketi içinde Demirtaş&#8217;ın, kaşınak&#8217;ın, Baydemir&#8217;in daha önce dayattıkları saçmalıklar olacak mı acaba? </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Böyle bir durumda yeni anayasanın Meclis iradesi dışında AKP-DTP ekseninde değerlendirilmesi garip bir durum oluşturmaktadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Çözümsüzlüğün  çözüm olmadığını elbette biliyoruz. Ancak milleti ilgilendiren  çözümlerin millet iradesini oluşturan meclis çatısı altında müzakere  edilmesini de savunmak gerekir. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Dün  yapılan görüşmeye ne ad verirseniz verin meclis iradesi dışında yapılan  müzakerelerin Habur rezaletinden farklı sonuç vermeyeceği de açıktır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Bence  terör ve bölgesel sorunların çözüm noktası DTP ve İmralı ekseninde  olmamalıdır. Bu eksen meclis iradesinin tamamında aranmalıdır. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Eğer ortada bir sorun varsa elbette çözüm aranacaktır. Ama bu çözümün millet iradesini zedeleyecek olmaması şarttır…</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span style="font-size: x-small;">Bu  süreci izlerken iki göz yetmez, dikkatli bir şekilde aklın da  kullanılması lazım. Çünkü çıkmaz sokakta sapan süreçte karanlığa  gömülmemek için son viraj burasıdır… </span></span></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmustafa-ertekin-simdi-bahcelinin-yuzune-nasil-bakacaksiniz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mustafa-ertekin-simdi-bahcelinin-yuzune-nasil-bakacaksiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hasan TUNÇ &#8211;  12 Eylül Günü Yapılan Halk Oylaması Sonuçlarının Değerlendirilmesi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-hasan-tunc-12-eylul-gunu-yapilan-halk-oylamasi-sonuclarinin-degerlendirilmesi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-hasan-tunc-12-eylul-gunu-yapilan-halk-oylamasi-sonuclarinin-degerlendirilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 22:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1782</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek Seçim Kurulu açıklamalarına göre, 12 Eyül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasının resmi sonuçları aşağıdaki gibidir: Açılan Sandıklardaki Kayıtlı Seçmen Sayısı Oy Kullanan Seçmen Sayısı eçerli Oy Sayısı Geçersiz Oy Sayısı Evet Oyları Evet Oranı(%) Hayır Oyları Hayır Oranı(%) Katılım Oranı(%) TÜRKİYE GENELİ 52.051. 828 38.369.0 99 37.644.0 37 725.062 21.787.2 44 57, 88 15.856.7 93 42,12 73,71 Halkoylamasına konu olan Anayasa değişikliklerine yönelik süreç değerlendirildiğinde, Türkiye’de 12 Eyül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasının bütün dünyada genel kabul gören halkoylamalarına (referendum) benzeyen bir uygulama olup olmadığı tartışmalıdır. Meydan Larousse ansiklopedisinde halkoylaması (referandum) şöyle tanımlanır: &#8220;Siyasi iktidar tarafından alınan bir kararın idare edilenler tarafından kabul edilip edilmediğini ortaya koyan halk oyuna başvurma usulü&#8221;dür. 26 maddenin birlikte oylanması bu anlamda bir halkoylaması (Referandum) olamayacağı, aksine dayatma tarzı bir uygulama olabileceği malumdur. Demokratik sistemlerde, halkoylaması (referendum) yoluyla, belirli konularda halkın siyasi tercihlerinin ortaya çıkarılması, nihayetinde seçmenlerin (halkın) yasama sürecine katılmasının sağlaması amaçlanmaktadır. Halkoylaması doğrudan demokrasiye has bir uygulama, kurum veya siyasi mekanizma olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple de, halkoylaması somut, açık ve net olmalıdır. Oysa, 12 Eylül 2010 tarihinde Türkiye’de, Anayasanın birbiriyle ilişkisi olmayan 26 maddesinin tümüyle birlikte halkın oyuna sunulması söz konusudur. Bu nevi uygulama sonuçlarının halkın gerçek iradesini yansıtamayacağı açıktır. Anayasalar yüksek oranlı bir uzlaşma sonucu yasama organından geçmelidirler ki sosyal mutabakat metni olabilsinler. Örneğin Finlandiya 1999 Anayasası Mecliste 175 evet ve 2 hayır oyuyla kabul edilmiştir. Yine Polonya 1999 Anayasası Mecliste 2/3 coğunlukla,; 1978 İspanya Anayasası Milli Mecliste 363 evet 8 hayır ile Senato da da 226 evet 5 hayır oyuyla kabul edilmiştir. Ülkemizde de 1987 yılında yapılan siyasi yasaklarla ilgili Anayasa değişikliğinde Meclis desteği % 78 oranındadır.1993’te özel medya kuruluşlarının açılmasına ilişkin değişikliğin Meclis desteği % 69,5 oranındadır. 1995 yılında yapılan memura sendikal haklar, öğretim üyelerinin ve sendikacıların siyasi haklarının verildiği, kadın ve gençlik kollarının açılmasına imkan veren, seçmen yaşını 18’e, milletvekili sayısını 550’ye çıkaran, özetle 1982 Anayasasının yasaklarını kaldıran bu pakete ise yine Meclisin % 80’i destek vermiştir.1999’da DGM’lerden askeri üyelerin çıkarılması da Mecliste % 78 destekle kabul edilmiştir. 57’nci Hükümetin 2001 yılında gerçekleştirdiği otuz üç maddelik değişiklik ise bugüne kadar 82 Anayasası üzerinde yapılmış en kapsamlı değişiklik olarak bulunmaktadır. Bireysel hakların, kültürel hakların, ifade özgürlüğünün engellerinin kaldırılması, Milli Güvenlik Kurulunda sivil üyelerin sayısının arttırılması ve MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olduğunun vurgulanması gibi gerçek bir reformun yer aldığı paket, üçlü koalisyon desteği yanında, muhalefetin de desteğiyle 476 oy ve % 86 destekle kabul edilmiştir. 12 Eylül 2010’da Halkoyuna sunulan paket ise herhangi bir uzlaşma zemini aranmadan AKP’nin Meclis’teki çoğunluğuna dayanılarak çıkarılmıştır. Halkoylamasını rakamsal sonuçları itibariyle değerlendirdiğimizde, şu tesbitleri yapmak mümkün olabilecektir: Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı resmi sonuçlara göre referandumda 52,051,828  kayıtlı seçmenin 38.369.099’u oy kullanmıştır. Katılım % 73.7 olmuştur. Bu duruma göre seçmenin % 26.3’ü sandığa gitmemiştir. Seçmenlerin 21.787.244’ü  “evet”, 15.856.793’ü ise “hayır” yönünde oy kullanırken, 725,062 seçmenin oyu, çeşitli sebeplerden dolayı geçersiz sayılmıştır. Bu da, sandığa gidenlerin % 1’ini bir miktar aşmaktadır. Bu sayıları toplam seçmen sayısı açısından bir değerlendirmeye tabi tutmamız halinde, toplam seçmenin sadece % 41.8’inin Anayasa değişikliğine “Evet” dediği ortaya çıkmaktadır. Daha açık bir ifadeyle toplam...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yüksek Seçim Kurulu açıklamalarına göre, 12 Eyül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasının resmi sonuçları aşağıdaki gibidir:</p>
<table style="text-align: justify;" border="1" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="77"></td>
<td width="72">Açılan Sandıklardaki<br />
Kayıtlı Seçmen Sayısı</td>
<td width="57">Oy Kullanan Seçmen Sayısı</td>
<td width="53">eçerli Oy<br />
Sayısı</td>
<td width="53">Geçersiz Oy<br />
Sayısı</td>
<td width="53">Evet Oyları</td>
<td width="57">Evet Oranı(%)</td>
<td width="53">Hayır Oyları</td>
<td width="57">Hayır Oranı(%)</td>
<td width="57">
<p style="text-align: center;">Katılım Oranı(%)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="77">TÜRKİYE GENELİ</td>
<td width="72">52.051.</p>
<p>828</td>
<td width="57">38.369.0 99</td>
<td width="53">
<p>37.644.0 37</td>
<td width="53">725.062</td>
<td width="53">
<p>21.787.2 44</td>
<td width="57">57, 88</td>
<td width="53">
<p>15.856.7 93</td>
<td width="57">
<p>42,12</td>
<td width="57">73,71</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Halkoylamasına  konu olan Anayasa değişikliklerine yönelik süreç değerlendirildiğinde,  Türkiye’de 12 Eyül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasının bütün dünyada  genel kabul gören halkoylamalarına (referendum) benzeyen bir uygulama olup olmadığı tartışmalıdır. Meydan Larousse ansiklopedisinde halkoylaması (referandum)  şöyle tanımlanır: &#8220;Siyasi iktidar tarafından alınan bir kararın idare  edilenler tarafından kabul edilip edilmediğini ortaya koyan halk oyuna  başvurma usulü&#8221;dür. 26 maddenin birlikte oylanması bu anlamda bir  halkoylaması (Referandum) olamayacağı, aksine dayatma tarzı bir uygulama  olabileceği malumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik  sistemlerde, halkoylaması (referendum) yoluyla, belirli konularda  halkın siyasi tercihlerinin ortaya çıkarılması, nihayetinde seçmenlerin  (halkın) yasama sürecine katılmasının sağlaması amaçlanmaktadır.  Halkoylaması doğrudan demokrasiye has bir uygulama, kurum veya siyasi  mekanizma olarak kabul  edilmektedir. Bu sebeple de, halkoylaması somut, açık ve net olmalıdır.  Oysa, 12 Eylül 2010 tarihinde Türkiye’de, Anayasanın birbiriyle  ilişkisi olmayan 26 maddesinin tümüyle birlikte halkın oyuna sunulması  söz konusudur. Bu nevi uygulama sonuçlarının halkın gerçek iradesini  yansıtamayacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasalar  yüksek oranlı bir uzlaşma sonucu yasama organından geçmelidirler ki  sosyal mutabakat metni olabilsinler. Örneğin Finlandiya 1999 Anayasası  Mecliste 175 evet ve 2 hayır oyuyla kabul  edilmiştir. Yine Polonya 1999 Anayasası Mecliste 2/3 coğunlukla,; 1978  İspanya Anayasası Milli Mecliste 363 evet 8 hayır ile Senato da da 226  evet 5 hayır oyuyla kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde de 1987  yılında yapılan siyasi yasaklarla ilgili Anayasa değişikliğinde Meclis  desteği % 78 oranındadır.1993’te özel medya kuruluşlarının açılmasına  ilişkin değişikliğin Meclis desteği % 69,5 oranındadır. 1995 yılında  yapılan memura sendikal haklar, öğretim üyelerinin ve sendikacıların  siyasi haklarının verildiği, kadın ve gençlik kollarının açılmasına  imkan veren, seçmen yaşını 18’e, milletvekili sayısını 550’ye çıkaran,  özetle 1982 Anayasasının yasaklarını kaldıran bu pakete ise yine  Meclisin % 80’i destek vermiştir.1999’da DGM’lerden askeri üyelerin  çıkarılması da Mecliste % 78 destekle kabul edilmiştir. 57’nci Hükümetin  2001 yılında gerçekleştirdiği otuz üç maddelik değişiklik ise bugüne  kadar 82 Anayasası üzerinde yapılmış en kapsamlı değişiklik olarak  bulunmaktadır. Bireysel hakların, kültürel hakların, ifade özgürlüğünün  engellerinin kaldırılması, Milli Güvenlik Kurulunda sivil üyelerin  sayısının arttırılması ve MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olduğunun  vurgulanması gibi gerçek bir reformun yer aldığı paket, üçlü koalisyon  desteği yanında, muhalefetin de desteğiyle 476 oy ve % 86 destekle kabul  edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">12  Eylül 2010’da Halkoyuna sunulan paket ise herhangi bir uzlaşma zemini  aranmadan AKP’nin Meclis’teki çoğunluğuna dayanılarak çıkarılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Halkoylamasını rakamsal sonuçları itibariyle değerlendirdiğimizde, şu tesbitleri yapmak mümkün olabilecektir:</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı resmi sonuçlara göre referandumda 52,051,828  kayıtlı seçmenin 38.369.099’u oy kullanmıştır. Katılım % 73.7 olmuştur. Bu duruma göre seçmenin % 26.3’ü sandığa gitmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçmenlerin <strong> </strong>21.787.244’ü  “evet”, 15.856.793’ü ise “hayır” yönünde oy kullanırken,</p>
<p style="text-align: justify;">725,062<strong> </strong>seçmenin  oyu, çeşitli sebeplerden dolayı geçersiz sayılmıştır. Bu da, sandığa  gidenlerin % 1’ini bir miktar aşmaktadır. Bu sayıları toplam seçmen  sayısı açısından bir değerlendirmeye tabi tutmamız halinde, toplam  seçmenin sadece % 41.8’inin Anayasa değişikliğine “Evet” dediği ortaya  çıkmaktadır. Daha açık bir ifadeyle toplam seçmenin sadece % 41.8’i  anayasa değişikliğine “Evet” demiştir. Tüm seçmenin % 31’i ise “Hayır”  oyu vermiştir. Bu sonuçlara göre, Yasama organındaki kabule benzer  biçimde, Türk seçmeninin büyük çoğunluğun üzerinde uzlaştığı ya da kabul ettiği bir anayasa değişikliğinin yapılamamış olduğu kanaati kesin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca;</p>
<p style="text-align: justify;">-   12 Eylül 2010 Halkoylamasında % 42 “Hayır” oyu verilmiştir ve bu oran kesinlikle küçümsenmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">-         Eğitim  düzeyi arttıkça “Hayır” oylarının yükseldiği bir siyasi yapıyla karşı  karşıya olduğumuz gerçeği, kamuoyu araştırmalarıyla açıkça ortaya  konmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu rakamları, 2007 yılında yapılan referandum rakamlarıyla karşılaştırdığımızda sonuç daha da ilginçleşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle ki;</p>
<p style="text-align: justify;">2007 referandumuna “Evet” diyenler genel seçmen sayısının % 46’sı olmuştur. 12 Eylül 2010’da ise bu oran % 42’ye düşmüştür, yani dört puan gerilemiştir. 2007’de “Hayır” diyenler toplam seçmenin % 21’i iken, 12 Eylül 2010’da  bu oran % 31’e çıkmıştır. Diğer deyişle  on puan artmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  sonuçlar da göstermektedir ki; salt sayısal bir başarının ifadesi olan  12 Eylül 2010 halkoylamasında ortaya çıkan rakamlar, anayasa  değişiklikleri açısından, gerçekte demokratik meşruiyeti sağlamaktan  oldukça uzaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Prof. Dr. Hasan TUNÇ</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fprof-dr-hasan-tunc-12-eylul-gunu-yapilan-halk-oylamasi-sonuclarinin-degerlendirilmesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-hasan-tunc-12-eylul-gunu-yapilan-halk-oylamasi-sonuclarinin-degerlendirilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>F. Banu DOĞAN &#8211;  Referandum Yanlışları</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/f-banu-dogan-referandum-yanlislari.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/f-banu-dogan-referandum-yanlislari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 21:58:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1780</guid>
		<description><![CDATA[Referandum biteli neredeyse 10 gün oldu. Ancak Türkiye, referandum sonucuna göre AKP şimdi başımıza ne çıkaracak, ne yapıyor bu adamlar, ülkemizde neler oluyor, bundan sonra ne olabilir diye düşünmüyor. Daha çok, %42&#8242;lik &#8220;hayır&#8221; oylarının CHP&#8217;nin mi yoksa MHP&#8217;nin mi olduğunu, hangi şehirde neden daha çok hayır çıkmadığını tartışıyor ve &#8220;bugün seçim olsa &#8221; şeklinde yorumlarla hala referandumun rakamsal sonucuyla ilgileniyor. Madem öyle, bu rakamlara bir de biz bakalım. Önce referandumu partiler bazında değil, sadece evet-hayır yönünden değerlendirelim. Seçmenin %42&#8242;si AKP&#8217;nin anayasa değişiklik paketine &#8220;hayır&#8221; dedi. %42, 16 milyona yakın bir sayıya denk geliyor. Yani bu ülkede 16 milyon insan AKP&#8217;nin kendini kurtarma çabalarına &#8220;hayır&#8221; dedi. 16 milyon insan tüm baskılara, zorbalıklara, tehditlere, vaatlere, rüşvetlere rağmen &#8220;hayır&#8221; dedi. Karşılarında devletin imkânlarıyla, yanlış politikalarla, istismarlarla kendilerini aldatmaya ve kandırmaya çalışan birileri vardı. Yaptıkları anayasa değişikliklerini ileri demokrasi için yaptıklarını iddia eden ve bunu kabul ettirmek için bütün anti-demokratik yolları kullanan birileri vardı. Kendilerini satın almaya çalışan, her sokak başına koca koca afişler asan, &#8220;hayır&#8221; diyecekleri için suçlamalara kalkan birileri vardı. Kapılarının önüne yazın ortasında kömür bırakan, olmadı yiyecek yardımı yapan, devlet memurlarını zorla miting alanlarına toplayan ve o da olmadı mitinge gelenleri fişleyen birileri vardı. Ama o 16 milyon seçmen bütün bunlara kulaklarını tıkadı, vicdanının sesini dinledi, sağduyusunu gösterdi ve gidip &#8220;hayır&#8221; oyu verdi. Referandumu boykot edenlerin, sonucun &#8220;evet&#8221; çıkması için bu şekilde davrandıkları hem kendileri tarafından itiraf edildi, hem de PKK ve bölücü zihniyetin zaten AKP yanlısı olacağı belliydi. İşte bu 16 milyon insanımızın içinde bu gerçeği görebilenler, buna karşı duranlar ve gerçek milli duruşu sergileyenler vardı. Onlar ülkelerini bölmek isteyenlerle bir olmadılar, zafiyet gösterenlere uymadılar. Onlar devletlerinin bekasına, vatanlarının birlik ve bütünlüğüne göz dikenlere kocaman bir &#8220;hayır&#8221;ı yapıştırdılar. Bu gerçeğin yanı sıra bir de düşünülmesi gereken başka bir konu var. Referandumun sonucu ancak %90&#8242;lara varan bir kararla &#8220;evet&#8221; çıksaydı o zaman AKP zafer kazanmış olacaktı. Çünkü bu referandumda konu anayasadır. Anayasalar tüm vatandaşları ilgilendirir. Eğer bu anayasayı sadece %58 onaylamışsa bu bir başarı değildir. Bunun aksi doğu değildir. Yani bu durumda %42 sonucu da &#8220;hayır&#8221; için başarısız bir sonuçtur diyemeyiz. İnsanlar kendilerini yakından ilgilendiren avantajlarla süslenen bir anayasaya bu kadar yüksek bir oranda &#8220;hayır&#8221; demişlerse orada bir durup düşünmek zorundasınız. Burada %58 görmezden gelinebilir. Çünkü onların içinde bölücü terör vardır, PKK terör örgütü vardır, AKP&#8217;nin kendini kurtarma çalışmaları vardır, aldatma, kandırma, istismar, satın alma vardır, okyanus ötesi projeler vardır. Ama %42 görmezden gelinemez çünkü onlar işte bütün bunlara karşı dik durmuş, boyun eğmemiş ve oyuna gelmemiştir. Ve 16 milyonluk &#8220;hayır&#8221; cevabı bir başarıdır! Şimdi bir de referandumun ardından MHP&#8217;ye yapılan saldırılara gelelim. Efendim, MHP, tabanıyla ilgili sıkıntı yaşıyormuş, bugün seçim olsa baraj sorunu yaşarmış, referandumda &#8220;hayır&#8221; dediği için CHP&#8217;nin çizgisine kaymış gibi saçmalıklara gelelim AKP&#8217;nin anayasa değişiklik paketi mecliste görüşülürken CHP oylamalara katılmamış ve o süreçte &#8220;hayır&#8221; diyememiştir. MHP ise tüm vekilleriyle eksiksiz bir şekilde tüm oylamalarda &#8220;hayır&#8221; oyunu vermiştir. Anayasa değişiklik paketinin halk oylamasına gideceği belli olur olmaz da ilk açıklama MHP&#8217;den gelmiştir ve meclis genel kurulundaki dik duruş aynen, sonuna kadar devam etmiştir. Tam tersine CHP sonradan gerçekleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Referandum biteli neredeyse 10 gün oldu. Ancak Türkiye, referandum  sonucuna göre AKP şimdi başımıza ne çıkaracak, ne yapıyor bu adamlar,  ülkemizde neler oluyor, bundan sonra ne olabilir diye düşünmüyor. Daha  çok, %42&#8242;lik &#8220;hayır&#8221; oylarının CHP&#8217;nin mi yoksa MHP&#8217;nin mi olduğunu,  hangi şehirde neden daha çok hayır çıkmadığını tartışıyor ve &#8220;bugün  seçim olsa &#8221; şeklinde yorumlarla hala referandumun rakamsal sonucuyla  ilgileniyor. Madem öyle, bu rakamlara bir de biz bakalım.</p>
<p>Önce referandumu partiler bazında değil, sadece evet-hayır yönünden  değerlendirelim. Seçmenin %42&#8242;si AKP&#8217;nin anayasa değişiklik paketine  &#8220;hayır&#8221; dedi. %42, 16 milyona yakın bir sayıya denk geliyor. Yani bu  ülkede 16 milyon insan AKP&#8217;nin kendini kurtarma çabalarına &#8220;hayır&#8221; dedi.  16 milyon insan tüm baskılara, zorbalıklara, tehditlere, vaatlere,  rüşvetlere rağmen &#8220;hayır&#8221; dedi.</p>
<p>Karşılarında devletin imkânlarıyla, yanlış politikalarla,  istismarlarla kendilerini aldatmaya ve kandırmaya çalışan birileri  vardı. Yaptıkları anayasa değişikliklerini ileri demokrasi için  yaptıklarını iddia eden ve bunu kabul ettirmek için bütün  anti-demokratik yolları kullanan birileri vardı. Kendilerini satın  almaya çalışan, her sokak başına koca koca afişler asan, &#8220;hayır&#8221;  diyecekleri için suçlamalara kalkan birileri vardı. Kapılarının önüne  yazın ortasında kömür bırakan, olmadı yiyecek yardımı yapan, devlet  memurlarını zorla miting alanlarına toplayan ve o da olmadı mitinge  gelenleri fişleyen birileri vardı. Ama o 16 milyon seçmen bütün bunlara  kulaklarını tıkadı, vicdanının sesini dinledi, sağduyusunu gösterdi ve  gidip &#8220;hayır&#8221; oyu verdi.</p>
<p></span><span style="font-size: small;">Referandumu boykot edenlerin, sonucun &#8220;evet&#8221; çıkması için bu şekilde  davrandıkları hem kendileri tarafından itiraf edildi, hem de PKK ve  bölücü zihniyetin zaten AKP yanlısı olacağı belliydi. İşte bu 16 milyon  insanımızın içinde bu gerçeği görebilenler, buna karşı duranlar ve  gerçek milli duruşu sergileyenler vardı. Onlar ülkelerini bölmek  isteyenlerle bir olmadılar, zafiyet gösterenlere uymadılar. Onlar  devletlerinin bekasına, vatanlarının birlik ve bütünlüğüne göz dikenlere  kocaman bir &#8220;hayır&#8221;ı yapıştırdılar.</p>
<p>Bu gerçeğin yanı sıra bir de düşünülmesi gereken başka bir konu var.  Referandumun sonucu ancak %90&#8242;lara varan bir kararla &#8220;evet&#8221; çıksaydı o  zaman AKP zafer kazanmış olacaktı. Çünkü bu referandumda konu  anayasadır. Anayasalar tüm vatandaşları ilgilendirir. Eğer bu anayasayı  sadece %58 onaylamışsa bu bir başarı değildir. Bunun aksi doğu değildir.  Yani bu durumda %42 sonucu da &#8220;hayır&#8221; için başarısız bir sonuçtur  diyemeyiz. İnsanlar kendilerini yakından ilgilendiren avantajlarla  süslenen bir anayasaya bu kadar yüksek bir oranda &#8220;hayır&#8221; demişlerse  orada bir durup düşünmek zorundasınız.</p>
<p>Burada %58 görmezden gelinebilir. Çünkü onların içinde bölücü terör  vardır, PKK terör örgütü vardır, AKP&#8217;nin kendini kurtarma çalışmaları  vardır, aldatma, kandırma, istismar, satın alma vardır, okyanus ötesi  projeler vardır. Ama %42 görmezden gelinemez çünkü onlar işte bütün  bunlara karşı dik durmuş, boyun eğmemiş ve oyuna gelmemiştir. Ve 16  milyonluk &#8220;hayır&#8221; cevabı bir başarıdır!</p>
<p>Şimdi bir de referandumun ardından MHP&#8217;ye yapılan saldırılara  gelelim. Efendim, MHP, tabanıyla ilgili sıkıntı yaşıyormuş, bugün seçim  olsa baraj sorunu yaşarmış, referandumda &#8220;hayır&#8221; dediği için CHP&#8217;nin  çizgisine kaymış gibi saçmalıklara gelelim</p>
<p>AKP&#8217;nin anayasa değişiklik paketi mecliste görüşülürken CHP  oylamalara katılmamış ve o süreçte &#8220;hayır&#8221; diyememiştir. MHP ise tüm  vekilleriyle eksiksiz bir şekilde tüm oylamalarda &#8220;hayır&#8221; oyunu  vermiştir. Anayasa değişiklik paketinin halk oylamasına gideceği belli  olur olmaz da ilk açıklama MHP&#8217;den gelmiştir ve meclis genel kurulundaki  dik duruş aynen, sonuna kadar devam etmiştir. Tam tersine CHP sonradan  gerçekleri görmüş, MHP&#8217;nin açtığı yoldan gelmiştir.</p>
<p>Anayasa değişikliklerinde evet çıkarsa nelerin olacağını MHP önceden  görmüştür, milletle paylaşmıştır, bıkmadan usanmadan anlatmıştır.  Bugünlerde görüldüğü gibi bütün bunların hepsi de doğru çıkmaktadır.</p>
<p>MHP&#8217;nin oy kaybettiğine dair medyumluk yapanların tek amacı AKP ve  yandaşlarının karşısında dimdik ve son derece kararlı durabilen tek güç  olan MHP&#8217;yi yıpratmaktır.</p>
<p>Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var. Milli çizgiden uzaklaşmış,  bir takım dış güçlerin projelerine yeşil ışık yakmış, ülkemizin  geleceğini karanlıklara bırakma isteği olan bütün saflar şunu çok iyi  bilmeli ki MHP bu oyunlara hiç gelmez. MHP devletimizin bekasının,  vatanımızın birlik ve bütünlüğünün her zaman, her şartta yılmayan  teminatıdır.</p>
<p>MHP ve ülkücü camia, AKP ve onun yandaşlarının yıpratma çalışmaları  karşısında her geçen gün daha da güçlenmektedir. Bunu önümüzdeki süreçte  çok net olarak göreceğiz. Biraz bekleyelim.</p>
<p></span></div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ff-banu-dogan-referandum-yanlislari.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/f-banu-dogan-referandum-yanlislari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A.Savaş ÇOLAK &#8211;  Dava Adamı Olmak</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/a-savas-colak-dava-adami-olmak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/a-savas-colak-dava-adami-olmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2010 12:36:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dava Adamı]]></category>
		<category><![CDATA[ülküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1778</guid>
		<description><![CDATA[İnsan zihninde ki her düşünce öznel bir kurguya sahiptir. Düşünen insan fikri yönelimlerini kurduğu diyalektik üzerinden anlamlandırır. Düşünceleri ideolojilere döndürebilmek ve topluluklara yaymak ise, aynı kanaatlerdeki insanların ortak doğrular ve hedefler üzerine bir araya gelmesiyle oluşur. Bu ideolojiler insanları ortak bir ülkü etrafında toplar ve sistematiği ile de kodlar. Bu ideolojilerin temsilcilerinin illa ki aynı milletlerden müteşekkil bir araya gelmesi de gerekmez. Mevlana&#8217;nın buyurduğu gibi aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. Aynı ülkü etrafında birleşen insanlar sosyal yaşam alanlarında da ideolojileri doğrultusunda yaşamaları gerekir. Her fikrin kendine has üslup ve yöntemleri vardır, tıpkı dinlerde olduğu gibi. İnandığı ülküleri etrafında hayat akışını şekillendiren ve mücadelesini buna paralel sürdürebilen insanlara dava adamı diyoruz. Dava adamı olmak her şeyden önce toplumdan inançları bakımından ayrışmayı gerektirir. Genel kabul görmüşlüğü yüksek fakat yanlışlığı kesin olgulara karşı durmak dava adamının işidir. Herkesin inandığına değil doğru olana yönelmek ve doğruyu anlatmakta dava adamlığının gereğidir. İnsanoğlu yaratılmışların en şereflisidir. Akıl ve idrak sahibidir. Dava adamının yüzü bütün toplumun yöneldiği noktaya değil aklının götürdüğü yöne dönüktür. Dava adamlığı duruş ve şahsiyet gerektirir. konjektür rüzgârına veya kişilere göre fikirleri değişmez. İnançları neyi gerektirirse davasının son temsilcisi kalana dek mücadelesini vermelidir. Dava adamı olduğu bu noktadan işaretle keskinleşecektir. Dava adamı için düşman yoktur, hedef vardır. Ulaşacağı hedefe veyahut mücadele ettiği başka fikirlere karşı duruşunu ideolojisinden ve aklından beslendiği kaynaklarla yapmak zorundadır. Kendisini besleyen en güçlü kaynak mensubu olduğu ideolojiye duyduğu bağlılık ve sadakattir. Dava adamı olmak tarikat mensubu olmaya benzemez. Sorgusuz bağlılıklar üzerinden değil akıl üzerinden birbirine kenetlenmiştir. Lidere olan sadakati ise davasına inandığı ölçüde kuvvetlidir. Herkesin baş olamadığı gerçeğinden hareketle dava adamı kimliğini taşıyanlar mensubu olduğu hareketin liderine söz söyletmediği gibi sözünden de çıkmamak zorundadırlar. Bu bahisten hareketle aksini düşündüğünüzde zaten aynı ülkü üzerinden bir araya gelen insanlarla beraber olmaya gerek yoktur, insanoğlunun kendi evinde oturup istediği doğruya inanması kendi elindedir. Tercihini bir arada olmaktan yana kullananlar dava adamı olmanın gereklerini de yerine getirmek zorundadır. Dava adamı olmak ayağını yere sağlam basmayı gerektirir. Her rüzgârda kurumuş yapraklar gibi savrulanlar değil ağacın gövdesine sımsıkı sarılanlar dava adamıdır. İnanmak insanoğlunun en büyük ihtiyacıdır. Ömrü boyunca inandığı değerler onu ayakta tutar ve değerli kılar. Yoksa yaratılış gayesini dahi inkâr etmiş olmaz mıydı insan.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsan zihninde ki her düşünce öznel bir kurguya sahiptir.</p>
<p>Düşünen insan fikri yönelimlerini kurduğu diyalektik üzerinden anlamlandırır.</p>
<p>Düşünceleri ideolojilere döndürebilmek ve topluluklara yaymak ise, aynı kanaatlerdeki insanların ortak doğrular ve hedefler üzerine bir araya gelmesiyle oluşur.</p>
<p>Bu ideolojiler insanları ortak bir ülkü etrafında toplar ve sistematiği ile de kodlar.</p>
<p>Bu ideolojilerin temsilcilerinin illa ki aynı milletlerden müteşekkil bir araya gelmesi de gerekmez.</p>
<p>Mevlana&#8217;nın buyurduğu gibi aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.</p>
<p>Aynı ülkü etrafında birleşen insanlar sosyal yaşam alanlarında da ideolojileri doğrultusunda yaşamaları gerekir.</p>
<p>Her fikrin kendine has üslup ve yöntemleri vardır, tıpkı dinlerde olduğu gibi.</p>
<p>İnandığı ülküleri etrafında hayat akışını şekillendiren ve mücadelesini buna paralel sürdürebilen insanlara dava adamı diyoruz.</p>
<p>Dava adamı olmak her şeyden önce toplumdan inançları bakımından ayrışmayı gerektirir.</p>
<p>Genel kabul görmüşlüğü yüksek fakat yanlışlığı kesin olgulara karşı durmak dava adamının işidir.</p>
<p>Herkesin inandığına değil doğru olana yönelmek ve doğruyu anlatmakta dava adamlığının gereğidir.</p>
<p>İnsanoğlu yaratılmışların en şereflisidir. Akıl ve idrak sahibidir.</p>
<p>Dava adamının yüzü bütün toplumun yöneldiği noktaya değil aklının götürdüğü yöne dönüktür.</p>
<p>Dava adamlığı duruş ve şahsiyet gerektirir. konjektür rüzgârına veya kişilere göre fikirleri değişmez.</p>
<p>İnançları neyi gerektirirse davasının son temsilcisi kalana dek mücadelesini vermelidir.</p>
<p>Dava adamı olduğu bu noktadan işaretle keskinleşecektir.</p>
<p>Dava adamı için düşman yoktur, hedef vardır. Ulaşacağı hedefe veyahut mücadele ettiği başka fikirlere karşı duruşunu ideolojisinden ve aklından beslendiği kaynaklarla yapmak zorundadır.</p>
<p>Kendisini besleyen en güçlü kaynak mensubu olduğu ideolojiye duyduğu bağlılık ve sadakattir.</p>
<p>Dava adamı olmak tarikat mensubu olmaya benzemez. Sorgusuz bağlılıklar üzerinden değil akıl üzerinden birbirine kenetlenmiştir.</p>
<p>Lidere olan sadakati ise davasına inandığı ölçüde kuvvetlidir.</p>
<p>Herkesin baş olamadığı gerçeğinden hareketle dava adamı kimliğini taşıyanlar mensubu olduğu hareketin liderine söz söyletmediği gibi sözünden de çıkmamak zorundadırlar.</p>
<p>Bu bahisten hareketle aksini düşündüğünüzde zaten aynı ülkü üzerinden bir araya gelen insanlarla beraber olmaya gerek yoktur, insanoğlunun kendi evinde oturup istediği doğruya inanması kendi elindedir. Tercihini bir arada olmaktan yana kullananlar dava adamı olmanın gereklerini de yerine getirmek zorundadır.</p>
<p>Dava adamı olmak ayağını yere sağlam basmayı gerektirir.</p>
<p>Her rüzgârda kurumuş yapraklar gibi savrulanlar değil ağacın gövdesine sımsıkı sarılanlar dava adamıdır.</p>
<p>İnanmak insanoğlunun en büyük ihtiyacıdır.</p>
<p>Ömrü boyunca inandığı değerler onu ayakta tutar ve değerli kılar.<br />
Yoksa yaratılış gayesini dahi inkâr etmiş olmaz mıydı insan.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fa-savas-colak-dava-adami-olmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/a-savas-colak-dava-adami-olmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;729. Ertuğrul Gazi&#8217;yi Anma ve Söğüt Şenlikleri&#8221; nde yapmış oldukları konuşma metni</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-729-ertugrul-gaziyi-anma-ve-sogut-senlikleri-nde-yapmis-olduklari-konusma-metni.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-729-ertugrul-gaziyi-anma-ve-sogut-senlikleri-nde-yapmis-olduklari-konusma-metni.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2010 12:34:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Gazi'yi Anma]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Edebali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1775</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Vatandaşlarım, Muhterem Söğütlüler, Değerli Misafirler, Basınımızın Güzide Temsilcileri, 729’ncu ‘Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri’ münasebetsiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Söğüt’ten ayağa kalkan ve buradan kıtalara yayılan muazzam iradenin ve vizyonunun nesli olmaktan duyduğum kıvancı ve gururu sizlerle paylaşmaktan dolayı çok bahtiyarım. Bu çok anlamlı organizasyonda emeği geçen herkesi ayrı ayrı kutluyorum. Buraya kadar gelerek, kutlu ceddimizi anan ve muhteşem mazisini kafasında ve gönlünde taşıyan tüm vatandaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Muhterem Vatandaşlarım, Değerli Söğütlü Kardeşlerim, 400 çadırlık bir Türkmen Beyliğinden, cihan imparatorluğuna gidilen süreçte, Söğüt’ün eşsiz bir yeri ve katkısı olduğu hepinizce bilinen tarihi bir gerçektir. Büyük ceddimiz Ertuğrul Gazi ile başlayan süreç, izleyen çağlarda yalnızca Türklerin değil, Dünya tarihinin de akışını değiştirecek birçok önemli gelişmenin de habercisi olmuştur. 624 yıllık dillere destan cihanşümul bir güce, Söğüt’ten atılan kararlı adımlarla ulaşılmış ve coğrafyalar Türk’lerin zaferleriyle yeniden biçim ve şekil almıştır. Bu muzafferiyet, ilhamını Oğuzlar’ın gücünden, duasını annesi Hayme anadan, desteğini babası Gündüz Alp’ten alan Ertuğrul Gazi’yle başlamıştır. Burayı yurt olarak belirleyen ve iddiasını fütuhat bilinciyle destekleyen aziz ceddimiz, mensup oldukları Türk milletinin hükümran olması konusunda çok gayret sarf etmişlerdir. Türklüğün tüm haşmetiyle Söğüt’te tutunmasını, burada yaşama konusunda ki ısrarını ve dışa dönük genişleme ve büyüme dinamiklerini tüm engellemelere rağmen harekete geçirmesini planlı bir stratejinin ana unsurları olarak görmek lazımdır. Zira bakış ve menzilini Avrupa’ya çeviren, Balkan coğrafyasının kilidini açarak Viyana kapılarına kadar ulaşan kudretin başarılarını başka türlü izah etmek çok zor olacaktır. Bu itibarla, bu kutlu topraklarda vücut bularak Ertuğrul neslinde somutlaşan ve çekim ve cazibe alanı oluşturan yüksek yönetim anlayışının cihanın kaderine hükmetmesi hiç de şaşırtıcı görülmemelidir. Ve elbette ki gurur duyduğumuz dünya imparatorluğunun doğması ve tempolu bir şekilde genişlemesi en başta inancın yol göstericiliğiyle; daha sonra da kılıç gücü, aklın rehberliği, insaniyete saygı ve ustaca diplomasiyle gerçekleşmiştir. Alperen ruhunun doğması ve kafileler halinde çevreye yayılması, fethedilen yerlerde üstün ve dillere destan bir idare yapısının yerleşmesine de vesile olmuştur. Ancak bunların yanı sıra ve belki de en önemlisi, yurt tutulan topraklarda kalıcı olabilmek için sabırla ve takdire şayan bir bilinçle yürütülen sosyal, ekonomik ve kültürel buluşma ve kucaklaşma çabalarıdır. 400 çadırlık bir Türkmen topluluğunun kurduğu beyliğin, 624 yıl hüküm sürecek kudretli bir imparatorluğa dönüşmesinin özünde yatan cevher de buradadır Ertuğrul Gazi ve onun yeşerttiği anlayış; önceki dönemlerin çapsız kavgalarından, kardeşler arasındaki derin ihtilaflardan çok önemli sonuçlar çıkarmış; didişerek, cepheleşerek, bölünerek, ayrışarak, farklılaşarak büyük ülkülere ulaşılamayacağının daha o günlerden farkına varmıştır. Osman Gazi’yle birlikte, Anadolu Türkmen boyları içine düştükleri kavga ve kargaşadan arınmaya başlamışlar, daha üst ve büyük hedeflerde birleşmenin çarelerini aramaya koyulmuşlardır. Nitekim Söğüt coğrafyasına kök salan küçük bir filizin, gövdesi ve dallarıyla her tarafa ulaşan koca bir cihan devletine ulaşmasındaki sır, kardeşliğin ve kaynaşmanın sağlanması ve azimle sürdürülmesinde saklıdır. Bugünde özlemini çektiğimiz bu bütünleştirici ruh; birliği ve dirliği bozulmuş, dağılmış ve birbirinden kopmuş olan Anadolu coğrafyasında vücut bulan bir uç beyliğinden, çağ açıp çağ kapatan bir güce ulaşılmasını sağlamıştır. Ertuğrul Gazi’yle birlikte başlayan asırları aşan yolculuk, Osman Beyle sınırlarını zorlamış, Orhan Beyle devletleşmiş ve Murat Hüdavendigar’la birlikte...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong><strong> </strong></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Muhterem Söğütlüler,</strong></div>
<div style="text-align: justify;">
<p><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p><strong>Basınımızın Güzide Temsilcileri,</strong></p>
<p>729’ncu ‘Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri’ münasebetsiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz.</p>
<p>Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Söğüt’ten ayağa kalkan ve buradan kıtalara  yayılan muazzam iradenin ve vizyonunun nesli olmaktan duyduğum kıvancı  ve gururu sizlerle paylaşmaktan dolayı çok bahtiyarım.</p>
<p>Bu çok anlamlı organizasyonda emeği geçen herkesi ayrı ayrı kutluyorum.</p>
<p>Buraya kadar gelerek, kutlu ceddimizi anan ve  muhteşem mazisini kafasında ve gönlünde taşıyan tüm vatandaşlarıma  içtenlikle teşekkür ediyorum.</p>
<p>Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.</p>
<p><strong>Muhterem Vatandaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Değerli Söğütlü Kardeşlerim,</strong></p>
<p>400 çadırlık bir Türkmen Beyliğinden, cihan  imparatorluğuna gidilen süreçte, Söğüt’ün eşsiz bir yeri ve katkısı  olduğu hepinizce bilinen tarihi bir gerçektir.</p>
<p>Büyük ceddimiz Ertuğrul Gazi ile başlayan süreç,  izleyen çağlarda yalnızca Türklerin değil, Dünya tarihinin de akışını  değiştirecek birçok önemli gelişmenin de habercisi olmuştur.</p>
<p>624 yıllık dillere destan cihanşümul bir güce,  Söğüt’ten atılan kararlı adımlarla ulaşılmış ve coğrafyalar Türk’lerin  zaferleriyle yeniden biçim ve şekil almıştır.</p>
<p>Bu muzafferiyet, ilhamını Oğuzlar’ın gücünden,  duasını annesi Hayme anadan, desteğini babası Gündüz Alp’ten alan  Ertuğrul Gazi’yle başlamıştır.</p>
<p>Burayı yurt olarak belirleyen ve iddiasını  fütuhat bilinciyle destekleyen aziz ceddimiz, mensup oldukları Türk  milletinin hükümran olması konusunda çok gayret sarf etmişlerdir.</p>
<p>Türklüğün tüm haşmetiyle Söğüt’te tutunmasını,  burada yaşama konusunda ki ısrarını ve dışa dönük genişleme ve büyüme  dinamiklerini tüm engellemelere rağmen harekete geçirmesini planlı bir  stratejinin ana unsurları olarak görmek lazımdır.</p>
<p>Zira bakış ve menzilini Avrupa’ya çeviren,  Balkan coğrafyasının kilidini açarak Viyana kapılarına kadar ulaşan  kudretin başarılarını başka türlü izah etmek çok zor olacaktır.</p>
<p>Bu itibarla, bu kutlu topraklarda vücut bularak  Ertuğrul neslinde somutlaşan ve çekim ve cazibe alanı oluşturan yüksek  yönetim anlayışının cihanın kaderine hükmetmesi hiç de şaşırtıcı  görülmemelidir.</p>
<p>Ve elbette ki gurur duyduğumuz dünya  imparatorluğunun doğması ve tempolu bir şekilde genişlemesi en başta  inancın yol göstericiliğiyle; daha sonra da kılıç gücü, aklın  rehberliği, insaniyete saygı ve ustaca diplomasiyle gerçekleşmiştir.</p>
<p>Alperen ruhunun doğması ve kafileler halinde  çevreye yayılması, fethedilen yerlerde üstün ve dillere destan bir idare  yapısının yerleşmesine de vesile olmuştur.</p>
<p>Ancak bunların yanı sıra ve belki de en  önemlisi, yurt tutulan topraklarda kalıcı olabilmek için sabırla ve  takdire şayan bir bilinçle yürütülen sosyal, ekonomik ve kültürel  buluşma ve kucaklaşma çabalarıdır.</p>
<p>400 çadırlık bir Türkmen topluluğunun kurduğu  beyliğin, 624 yıl hüküm sürecek kudretli bir imparatorluğa dönüşmesinin  özünde yatan cevher de buradadır</p>
<p>Ertuğrul Gazi ve onun yeşerttiği anlayış; önceki  dönemlerin çapsız kavgalarından, kardeşler arasındaki derin  ihtilaflardan çok önemli sonuçlar çıkarmış; didişerek, cepheleşerek,  bölünerek, ayrışarak, farklılaşarak büyük ülkülere ulaşılamayacağının  daha o günlerden farkına varmıştır.</p>
<p>Osman Gazi’yle birlikte, Anadolu Türkmen boyları  içine düştükleri kavga ve kargaşadan arınmaya başlamışlar, daha üst ve  büyük hedeflerde birleşmenin çarelerini aramaya koyulmuşlardır.</p>
<p>Nitekim Söğüt coğrafyasına kök salan küçük bir  filizin, gövdesi ve dallarıyla her tarafa ulaşan koca bir cihan  devletine ulaşmasındaki sır, kardeşliğin ve kaynaşmanın sağlanması ve  azimle sürdürülmesinde saklıdır.</p>
<p>Bugünde özlemini çektiğimiz bu bütünleştirici  ruh; birliği ve dirliği bozulmuş, dağılmış ve birbirinden kopmuş olan  Anadolu coğrafyasında vücut bulan bir uç beyliğinden, çağ açıp çağ  kapatan bir güce ulaşılmasını sağlamıştır.</p>
<p>Ertuğrul Gazi’yle birlikte başlayan asırları  aşan yolculuk, Osman Beyle sınırlarını zorlamış, Orhan Beyle  devletleşmiş ve Murat Hüdavendigar’la birlikte imparatorluk haline  gelmiş, Kanuni ile zirveye taşınmıştır.</p>
<p>Kosava’da yazılan destan, Niğbolu’da  olgunlaşmış, Varna’da perçinlenmiş, İstanbul’un fethiyle doruğa ulaşmış  ve Mohaçla birlikte hâkimiyet havzasını alabildiğine genişletmiştir.</p>
<p>Yalnızca Batıyla sınırlı kalmayan Türk’ün  ilerleyişi, fırsat ve zemin buldukça Doğu’ya da yönelmiş ve  egemenliğinin karşısındaki bariyerleri cenk meydanlarındaki  kahramanlıklarla aşarak Afrika’ya kadar ulaşmayı başarmıştır.</p>
<p>Bugün inatla ve sistematik bir şekilde alt etnik  grup olarak tanımlanan ve tasvir edilen Türk’ün ve Türkmen şuurunun  geride kalan yüzyıllarda neler yaptığının kısa özeti bu şekildedir.</p>
<p>Dönemin jeopolitik şartlarının gereği olarak  Söğüt’ü yurt tutan 400 çadırlık Türkmen ruhu; fırsat bulduğu ve iç  çelişkilerini aştığı takdirde dünya üzerinde nasıl bir küresel güç  olunacağını açıklıkla göstermiştir.</p>
<p>Bugünde korkulan esasen budur ve Türkmen ruhunun  güç verdiği büyük Türk milletinin böylesine tarihi atılımı bir daha  yapamaması için tertipler bu yüzdendir.</p>
<p><strong>Değerli Misafirler,</strong></p>
<p><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p>Kutlu ceddimiz yüzyıllar boyunca üç kıtayı  kuşatan ve bütün dünyaya yayılan büyük bir medeniyetin ve güçlü bir  milletin bütün özelliklerini göstermiştir.</p>
<p>Ne yazık ki, bu büyük devletin hüküm sürdüğü  coğrafya, bugün dünyanın en fazla barış ve huzur arayan bölgelerini ve  ülkelerini barındırmaktadır.</p>
<p>Osmanlı sonrasında, onun yarattığı uzlaşma,  hoşgörü ve barış ortamı bir daha yakalanamamış; Balkanlar’dan  Ortadoğu’ya kadar pek çok yerde savaşlar ve çatışmalar süregelmiştir.</p>
<p>Biz, muhteşem Osmanlı medeniyeti ve barışının  mirasçısı bir millet olarak, işte bu iklimi yeniden ihya etmeye ve  yaşatmaya mecbur olduğumuzu görmek durumundayız.</p>
<p>Bunun yolu da, hem kendi tarih ve medeniyetimizi  iyi bilmekten; hem de bölgesel denge, hedef ve beklentileri çok iyi  tahlil etmekten geçmektedir.</p>
<p>Türk milleti, Ertuğrul Ocağı’nın bu kılavuzluğu  ile birlikte, kültürlerin, inançların, ticaretin ve kıtaların kavşak  noktasında bulunan bir dünya devletini yönetme imkânını bulmuştur.</p>
<p>Bu itibarla milletimizin bir eseri olan Osmanlı  İmparatorluğu ve akabinde Türkiye Cumhuriyeti, bu yüksek yönetim  mirasının bir devamı, yüzyıllardır yüreklerde taşınan kutlu veraset ve  vasiyetin de bir ifadesidir.</p>
<p>Ancak son zamanlarda muhatap kaldığımız  sıkıntılar, artan ve mesafe alan bölücü niyetler dünden devraldığımız  mirasın birileri tarafından idrak edilmediğini ve sahiplenilmediğini  göstermektedir.</p>
<p>Buna, yüzyıllarca taşıdığımız ve 400 çadırlık  Türkmen ruhuyla dünyaya meydan okuyan iftihar edilecek bilinçle sonuna  kadar karşı duracağımız iyi bilinmelidir.</p>
<p>Öncelikle yapmamız gereken, vatandaşlarımız  arasında beliren ve boy atan ayrışma ve ihtilaf noktalarını tahrik etme  yolunu tercih edenleri iyi tanımak, birleşme ve kavuşmaya yönelik değer  ve ortak paydaları bir an önce harekete geçirmek olmalıdır.</p>
<p>Tarihin şahitliğinde, Sultan Alparslan’la  başlayan ve Ertuğrul Gazi’yle birlikte daha da sahiplendiğimiz Anadolu  coğrafyası, uğruna verdiğimiz şehitlerimizle beraber vatanlaşmıştır.</p>
<p>Bu tarihi karar, Türksüz bir Anadolu arayışındaki Haçlı zihniyetine yönelik verilmiş en keskin ve kati cevap olmuştur.</p>
<p>Ne var ki, yüzyıllardır hapsoldukları karanlık  mahzenden çıkmak için fırsat kollayanlar ve Türk’ün hayat hakkını gasp  etmek için plan yapanlar şimdilerde tekrar doğrulmuşlar ve kendilerine  sunulan imkânları kullanmaya başlamışlardır.</p>
<p>Gaflet ve ihanet arasındaki hassas çizgide  faaliyet yürüten mihrakların yoğun çabalarıyla, milli kimliğimizin  zedelenmeye ve tahrip edilmeye uğraşıldığı bugünlerde, Ertuğrul  Ocağı’nın bize verdiği hikmetli derslere çok ihtiyacımız olduğu  kuşkusuzdur.</p>
<p>Elbette dün içimize fitne sokmaya çalışan  tekfurlara, Türk’ü yok etmeye kararlı güçlere nasıl cevap verilmişse,  bugün de bu büyük milletin iradesinin yeniden şahlanarak hak edenlere  Osmanlı’nın şamarını indireceği muhakkaktır.</p>
<p>Bu itibarla, Türk milletinin yeniden küresel  arenada güçlü ve sözü dinlenir bir hale gelmesi, muhterem ceddimizle  başlayan tarihi mirasa sarılarak gerçekleşecektir.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, Söğüt’ten çıkıp,  Anadolu Türk birliğini tesis eden, oradan büyük bir cihan devleti kuran  Ertuğrul Gazi’yi, Osman Gazi’yi, Şeyh Edebali’yi ve yiğit, kahraman  ecdadımızı bir kez daha minnet ve şükranla yad ediyorum.</p>
<p>Ruhları şad, mekânları cennet olsun.</p>
<p>Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun.</p>
<p>Konuşmama son verirken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.</p>
<p>Sağ olun, var olun, Yüce Allah’a emanet olun.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-729-ertugrul-gaziyi-anma-ve-sogut-senlikleri-nde-yapmis-olduklari-konusma-metni.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-729-ertugrul-gaziyi-anma-ve-sogut-senlikleri-nde-yapmis-olduklari-konusma-metni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurdunu Kaybeden Adam</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yurdunu-kaybeden-adam.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yurdunu-kaybeden-adam.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2010 20:34:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oku-Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz DAĞCI]]></category>
		<category><![CDATA[Yurdunu Kaybeden Adam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1772</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz DAĞCI Esirlikten kurtulan ama hürriyetin tadına varamayan Cengiz Dağcı’yı anlatır.“Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası kalmadığını şimdi anlıyorum. İçinde doğduğum, gülüp oynadığım yerlerde benim dilim konuşulmuyor artık. Bir zamanlar, o topraklarda dilimi konuşan insanların ne olduklarını da bilmiyorum. Son fırtına, ağacı devirdi. Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış, ümitsiz ve şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru, yalpa vurup duruyoruz.”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.otuken.com.tr/images/kitap/437-061-3.jpg" alt="" width="110" height="181" /><strong>Cengiz DAĞCI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Esirlikten kurtulan ama hürriyetin tadına varamayan Cengiz Dağcı’yı  anlatır.“Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası  kalmadığını şimdi anlıyorum. İçinde doğduğum, gülüp oynadığım yerlerde  benim dilim konuşulmuyor artık. Bir zamanlar, o topraklarda dilimi  konuşan insanların ne olduklarını da bilmiyorum. Son fırtına, ağacı  devirdi. Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış,  ümitsiz ve şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru, yalpa vurup duruyoruz.”</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyurdunu-kaybeden-adam.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yurdunu-kaybeden-adam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin Teşkilatlara Gönderdikleri Genelge</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2010 16:53:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[teşkilatlara genelge]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[Ülküdaşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1769</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Dava Arkadaşlarım, Ülkemizin çok kritik ve sancılı bir döneminde yapılan Anayasa değişiklikleri ile ilgili Referandum neticelenmiş, geçici sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda, AKP iktidarı tarafından tek taraflı ve uzlaşmadan uzak bir biçimde hazırlanan 26 maddeden oluşan Anayasa değişiklikleri milletimiz tarafından onaylanarak kabul edilmiştir. Partimiz, milletimizin Referandumla verdiği mesajı almış ve sonuçla ilgili kapsamlı bir analiz sürecini başlatarak; mesajlarını, düşüncelerini, beklentilerini ve nasıl bir Türkiye hedeflediğini milletimize daha iyi anlatabilmek amacıyla tüm karar mekanizmalarını harekete geçirmiştir. Unutmamak gerekir ki, büyük bir ittifakla çıkması arzulanan ve doğal olanı da bu olan Anayasa değişikliklerine muhalefet eden büyük bir toplumsal kitle de varlığını göstermiştir. Bu haliyle, Referanduma sunulan Anayasa değişikliklerinin, üzerinde uzlaşılan bir metin olmaktan daha ilk günde uzaklaşıldığı bariz olarak görülmüştür. Ortaya çıkan sonuç partimizin yetkili organlarınca derinlemesine tartışılacak ve milletimize ulaşma noktasında yaşadığımız tecrübeler ve uygulamalar yeni dönemin gelişmeleri de dikkate alınarak kısa süre içinde bütün boyutlarıyla yeniden ele alınıp değerlendirilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin tüm teşkilatları ve mensupları üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirmiş; ancak buna rağmen eksik kalınan, yetersiz olunan alanların kararlılıkla tespiti ve teşhisi için yoğun bir çalışma dönemine girilmiştir. Vaktinde ya da erken yapılacak Milletvekilliği Genel Seçimi’nin tüm hazırlıkları bir an önce tamamlanacak ve partimiz iktidar yolunda azimle yürüyecektir. Bundan hiçbir teşkilat mensubumuzun kuşku duymadan, heyecan içinde milletimize hak ettiği hayat şartlarının sunulması için coşku ve tam inanmışlıkla gayret göstermesi öncelikli görev olarak karşımızda durmaktadır. Bu vesileyle partimizin tercihi olan ‘Hayır’ oylarını benimseyen ve destekleyen aziz vatandaşlarıma ve değerli dava arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Referandumda, Anayasa değişiklikleri için ‘Evet’ oylarını kullanan tüm vatandaşlarımın verdikleri kararlarının da çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Ne var ki saygı duymak durumunda olduğumuz bu kararla birlikte, ülkemiz için kaygılandığımız çok vahim bir sürecin kapıları ardına kadar açılmış, uzunca bir süreden beridir Türkiye’nin içine savrulduğu çok kaygan ve sisli bir süreç daha da tehlikeli bir boyut kazanmıştır. Anayasa değişikliklerine beklentilerimizin hilafına destek veren irade hiç şüphesiz ki yaşanacak telafisi olmayan olumsuz gelişmelerden de sorumluluk ve vebal altına girmiştir. Ayrıca Referandum sonuçlarından cesaret ve cüret kazananlar tüm berraklığıyla kendisini göstermeye başlamış; vatanımızın bir bölümündeki okullarda boykot kampanyası başlatılmış, demokratik özerkliği talep eden Demokratik Toplum Kongresi temsilcilerinin Ankara’da en üst düzeyde kabul edileceği de ortaya çıkmıştır. Bu da yetmemiş, Başbakan Erdoğan’ın aklında ve hayalinde olan Başkanlık sistemiyle ilgili tartışma başlamış ve ülkemiz tekrar bir karmaşaya doğru itilmiştir. Anlaşılmaktadır ki, parlamenter sistemle kafasındaki hedefe ulaşmada engeller gören bu zihniyet, tek adamlığa ve otoriter bir yönetime davetiye çıkarabilecek bir yönetim yapısını hayata geçirmenin yollarını aramaya şimdiden koyulmuştur. Referandum sonucunda ortaya çıkan ‘Evet’ ve ‘Hayır’ oylarının dağılımı basit bir oransal durumdan daha çok, ülkemizi baştan başa saran kutuplaşma tespitini teyit eden bir içeriğe de sahip olmuştur. Geniş bir toplumsal mutabakatı gerektiren Anayasa değişiklikleri, milletimizin önemli bir bölümü tarafından kabul görmemiş ve uygun bulunmamıştır. Türkiye, AKP’nin siyasi hesapları uğruna etnik taleplerdeki ısrar, ideolojik kaygılardaki süreklilik ve hayat tarzlarındaki farklılık ekseninde cephelere bölünmüş ve ne yazık ki çok riskli bir alana hızla girmiştir. Vatandaşlarımız tarafından içeriğinin ve hangi özellikleri ihtiva ettiğinin çok iyi bilinmediği Anayasa değişiklikleri, milletimizin birlikte yaşama hevesine ve kararlılığına zarar verecek...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Aziz Dava Arkadaşlarım,</p>
<p>Ülkemizin çok kritik ve sancılı bir döneminde yapılan Anayasa  değişiklikleri ile ilgili Referandum neticelenmiş, geçici sonuçlar  ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu kapsamda, AKP iktidarı tarafından tek taraflı ve uzlaşmadan uzak  bir biçimde hazırlanan 26 maddeden oluşan Anayasa değişiklikleri  milletimiz tarafından onaylanarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Partimiz, milletimizin Referandumla verdiği mesajı almış ve sonuçla  ilgili kapsamlı bir analiz sürecini başlatarak; mesajlarını,  düşüncelerini, beklentilerini ve nasıl bir Türkiye hedeflediğini  milletimize daha iyi anlatabilmek amacıyla tüm karar mekanizmalarını  harekete geçirmiştir.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki, büyük bir ittifakla çıkması arzulanan ve doğal  olanı da bu olan Anayasa değişikliklerine muhalefet eden büyük bir  toplumsal kitle de varlığını göstermiştir.</p>
<p>Bu haliyle, Referanduma sunulan Anayasa değişikliklerinin, üzerinde  uzlaşılan bir metin olmaktan daha ilk günde uzaklaşıldığı bariz olarak  görülmüştür.</p>
<p>Ortaya çıkan sonuç partimizin yetkili organlarınca derinlemesine  tartışılacak ve milletimize ulaşma noktasında yaşadığımız tecrübeler ve  uygulamalar yeni dönemin gelişmeleri de dikkate alınarak kısa süre  içinde bütün boyutlarıyla yeniden ele alınıp değerlendirilecektir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’nin tüm teşkilatları ve mensupları  üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirmiş; ancak buna rağmen eksik  kalınan, yetersiz olunan alanların kararlılıkla tespiti ve teşhisi için  yoğun bir çalışma dönemine girilmiştir.</p>
<p>Vaktinde ya da erken yapılacak Milletvekilliği Genel Seçimi’nin tüm  hazırlıkları bir an önce tamamlanacak ve partimiz iktidar yolunda azimle  yürüyecektir.</p>
<p>Bundan hiçbir teşkilat mensubumuzun kuşku duymadan, heyecan içinde  milletimize hak ettiği hayat şartlarının sunulması için coşku ve tam  inanmışlıkla gayret göstermesi öncelikli görev olarak karşımızda  durmaktadır.</p>
<p>Bu vesileyle partimizin tercihi olan ‘Hayır’ oylarını benimseyen ve  destekleyen aziz vatandaşlarıma ve değerli dava arkadaşlarıma  şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Referandumda, Anayasa değişiklikleri için ‘Evet’ oylarını kullanan  tüm vatandaşlarımın verdikleri kararlarının da çok kıymetli olduğuna  inanıyorum.</p>
<p>Ne var ki saygı duymak durumunda olduğumuz bu kararla birlikte,  ülkemiz için kaygılandığımız çok vahim bir sürecin kapıları ardına kadar  açılmış, uzunca bir süreden beridir Türkiye’nin içine savrulduğu çok  kaygan ve sisli bir süreç daha da tehlikeli bir boyut kazanmıştır.</p>
<p>Anayasa değişikliklerine beklentilerimizin hilafına destek veren  irade hiç şüphesiz ki yaşanacak telafisi olmayan olumsuz gelişmelerden  de sorumluluk ve vebal altına girmiştir.</p>
<p>Ayrıca Referandum sonuçlarından cesaret ve cüret kazananlar tüm  berraklığıyla kendisini göstermeye başlamış; vatanımızın bir bölümündeki  okullarda boykot kampanyası başlatılmış, demokratik özerkliği talep  eden Demokratik Toplum Kongresi temsilcilerinin Ankara’da en üst düzeyde  kabul edileceği de ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu da yetmemiş, Başbakan Erdoğan’ın aklında ve hayalinde olan  Başkanlık sistemiyle ilgili tartışma başlamış ve ülkemiz tekrar bir  karmaşaya doğru itilmiştir.</p>
<p>Anlaşılmaktadır ki, parlamenter sistemle kafasındaki hedefe ulaşmada  engeller gören bu zihniyet, tek adamlığa ve otoriter bir yönetime  davetiye çıkarabilecek bir yönetim yapısını hayata geçirmenin yollarını  aramaya şimdiden koyulmuştur.</p>
<p>Referandum sonucunda ortaya çıkan ‘Evet’ ve ‘Hayır’ oylarının  dağılımı basit bir oransal durumdan daha çok, ülkemizi baştan başa saran  kutuplaşma tespitini teyit eden bir içeriğe de sahip olmuştur.</p>
<p>Geniş bir toplumsal mutabakatı gerektiren Anayasa değişiklikleri,  milletimizin önemli bir bölümü tarafından kabul görmemiş ve uygun  bulunmamıştır.</p>
<p>Türkiye, AKP’nin siyasi hesapları uğruna etnik taleplerdeki ısrar,  ideolojik kaygılardaki süreklilik ve hayat tarzlarındaki farklılık  ekseninde cephelere bölünmüş ve ne yazık ki çok riskli bir alana hızla  girmiştir.</p>
<p>Vatandaşlarımız tarafından içeriğinin ve hangi özellikleri ihtiva  ettiğinin çok iyi bilinmediği Anayasa değişiklikleri, milletimizin  birlikte yaşama hevesine ve kararlılığına zarar verecek ve kazanmışlık  duygusuyla, kaybetme psikolojisi arasındaki gerilimi ister istemez  arttıracaktır.</p>
<p>Duygu ve gönüllerde biriken tahammülsüzlüklerin, vatandaşlarımız  arasına örülmek istenen duvarların ve birliğimizi engelleyen  girişimlerin Başbakan Erdoğan ve partisi tarafından uygulanan siyasi  uygulamalarla her geçen gün kökleştiği gün gibi ortadadır.</p>
<p>Referanduma gidilen süreçte yaşanan hazin ve dramatik olaylar, daha  çok demokrasi ve daha fazla özgürlük parolasıyla milletimizden destek  talep eden Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gerçek yüzünü deşifre etmiş,  çatışmacı hüviyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Geride kalan Referandum kampanyası sırasında; ‘Hayır’ tercihinde  bulunacak aziz vatandaşlarımızı darbeci, akılsız, hasta sözleriyle  tahkir ve taciz eden AKP zihniyeti, esasen demokratik tavır açısından  nerede durduğunu da acı bir şekilde göstermiştir.</p>
<p>Yeri gelince aziz dava arkadaşlarımızın hatıralarını istismar eden,  yeri gelince de bölücülükten sabıkalılarla kol kola girmekte bir sakınca  görmeyen Başbakan Erdoğan’ın basit siyasi hesapları uğruna girmeyeceği  kılık, takmayacağı maske olmadığı geride kalan Referandum sürecinde çok  iyi anlaşılmıştır.</p>
<p>Bir tarafta Anayasa Referandumunda ‘Hayır’ oyu çıkarsa Avrupa’ya  anlatamamaktan dertlenen, diğer tarafta da demokrasi adına 12 Eylül’le  hesaplaşmaktan bahseden AKP zihniyetinin ülkemizi hangi bataklığa  çektiğini, kafasında ve siyasi ajandasında hangi sinsi hesapları  barındırdığını önümüzdeki süreçte daha iyi görmek mümkün olacaktır.</p>
<p>Açıktır ki, Referandum süreci adım adım ilerletilen ve iktidar  partisi tarafından bilinçli bir siyasi stratejiyle toplumsallaştırılan  cepheleşme tehlikesini maalesef derinleştirmiştir.</p>
<p>Milletimiz ‘Evet’ ve ‘Hayır’ tercihleri arasında taraf olmaya  zorlanmış ve hatta daha ileri gidilerek, tehdit ve şantajlarla  Referandum kararları etkilenmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan gizli gündemini meşrulaştırmak adına iktidarının tüm  imkânlarını fütursuzca ve utanmadan kullanmış; kamu görevlileri,  valiler, kaymakamlar, sermaye grupları, sivil toplum kuruluşları, yandaş  medya, sanatçılar, sporcular kanalıyla ve kirli bir propaganda yoluyla  siyasi faaliyet göstermiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın, Referandum sonuçlarının alınmaya başlandığı  günün akşamında yaptığı konuşmasında, Anayasa değişikliklerinin kabul  edilmesi amacıyla teşekkür ettiği kesimlerle nasıl işbirliği yaptığı da  netleşmiş ve ilk ağızdan ikrar edilmiştir.</p>
<p>Nitekim Okyanus ötesinden Avrupa Birliği’ne kadar minnet ve şükran  duygularının yansıtılması, Anayasa değişikliklerine esasen kimlerin  destek verdiğini göstermesi bakımından ibretlik bir vesika olmuştur.</p>
<p>Ramazan ayının kutsiyetini istismar ederek, inancımızın gereği olan  Oruç ibadetini siyasi çalışmalarına alet eden Başbakan ve partisi, her  değeri tahrip etmekten ve kullanmaktan da geri durmamışlardır.</p>
<p>Bunlara ilave olarak, partimizle bütünleşmiş olan aziz  Ülküdaşlarımızın kararlarını etkilemek ve Üç Hilalle olan tarihi ve  kutsal bağlarını koparmak için rezilce bir taktik herkesin gözü önünde  cereyan etmiştir.</p>
<p>Bilinmelidir ki, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere; iktidar  partisinin tüm kadrolarının özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’ne  gönül veren ve asıl sahibi olan Ülkücülere yönelik siyasi mütecaviz  niyetlerinin, akılları çelmek için yapılan alçakça oyunlarının,  Ülkücülere kan kustururken ve hakaret ederken şimdi dost görünmeye  çalışan münafıkça hamlelerinin amacına ulaşamayacağı açıktır.</p>
<p>Referandum sonucuyla birlikte, partimiz üzerinde yürütülen kara  propagandaya ve Ülkücülerin bir bölümünün MHP’ye oy vermediği yönündeki  iftiralara hiçbir dava arkadaşımın itibar etmeyeceğine ve bütün parti  mensuplarımızın şer ittifakının tezgâhını işlemez hale getireceğine AKP  çok yakın bir zamanda şahit olacaktır.</p>
<p>Bu uğurda değerli teşkilat yöneticilerimizin ve Ülkü davasının  fedakâr temsilcilerinin üstün bir çaba göstereceğinden asla şüphem  yoktur.</p>
<p>Ülkücünün yeri de, adresi de bellidir ve burası da Cenab-ı Allah’ın izniyle sonsuza kadar Milliyetçi Hareket Partisi’dir.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, partimize gönül vermiş değerli  arkadaşlarımızı kandırmak maksadıyla kalleşçe yaptığı siyasi  propagandadan bir an önce vazgeçmesini şimdilik ihtaren bildirmek  isterim.</p>
<p>Aksi takdirde Milliyetçi Hareket Partisi’nin mahremiyetine girerek  veya el uzatarak; davamıza yönelik tertibat içinde olmalarının,  mensupları üzerinde tuzaklar kurmalarının, acı hatıralarımızı istismar  ederek duygusal ifadeler marifetiyle siyasal çıkar sağlamalarının bedeli  muhatapları için ağır olacaktır.</p>
<p>Bu hususta öncelikle Başbakan Erdoğan olmak üzere, tüm AKP yöneticileri birinci dereceden sorumlu ve mesuldürler.</p>
<p>Bu itibarla önümüzdeki hassas dönem boyunca, Milliyetçi Hareket  Partisi’nin yöneticileri ve mensupları aşağıda belirtilen hususlara  önemle dikkat ve riayet edeceklerdir:</p>
<p>1-     Milliyetçi Hareket Partisi’ne karşı başlatılan ve asıl amacı  belli olan karalama kampanyasının hareket merkezi Adalet ve Kalkınma  Partisidir ve kumanda odası Okyanus ötesindedir.</p>
<p>Partimiz Türkiye’nin bölünmesi ve ayrışması karşısında onurluca ve  tavizsiz bir şekilde durmaktadır. Yıkım projesinin tüm aktörleri,  emellerine ulaşmada Milliyetçi Hareket’i engel olarak görmektedirler.</p>
<p>Türk milletinin idari ve yönetim şeklini değiştirmek için  sabırsızlıkla bekleyen ve etnik kimliklerin Anayasa’da tanımlanması  konusunda ellerini ovuşturanlar partimizi değersizleştirmek, küçültmek  ve itibarsızlaştırmak için dört bir koldan harekete geçmişlerdir.</p>
<p>İmralı canisinin meşru siyasi aktör gibi röportajının bile  yayınladığı bir ortamda ve hazırlanacak yeni anayasayla federasyona  dönüştürülmesi planlanan aziz ülkemizin biricik teminatı ve son savunma  hattı Milliyetçi Hareket Partisi’dir.</p>
<p>Bu itibarla, partimizi köşeye sıkıştırmak, siyasi anlamda güç kaybına  uğradığı izlenimini yaygınlaştırmak için yıkım koalisyonu tam mesai  faaliyete geçmiştir.</p>
<p>Bu tehlikenin def edilmesi için tüm dava arkadaşlarımın tek başına  iktidar hedefine kilitlenmesi artık tarihi bir zorunluluk ve 41 yıllık  kutlu geçmişin yüklediği vazgeçilmez bir milli görevdir.</p>
<p>Bugünden başlayarak tüm teşkilatlarımız ve mensuplarımız tam bir  gönül seferberliği içinde tek başına iktidar hedefine odaklanacak;  aramıza sokulmaya çalışılan fitne, nifak girişimlerine karşı uyanık  olacaklardır.</p>
<p>2-     Milliyetçi Hareket Partisi’ni sürekli olarak bir partinin  yanında ya da arkasında gösterme aymazlığı ve densizliği sürekli olarak  belli mahfillerden pompalanmaktadır.</p>
<p>Bu zamana kadar kimi zaman AKP’nin, kimi zaman da CHP’nin peşine  takılmakla itham edilen Milliyetçi Hareket Partisi, hayâsız bir  iftiranın muhatabı olmuştur.</p>
<p>Partimiz 41 yıllık şerefli mazisiyle milletinin emrinde ve hizmetinde  olarak, hiçbir siyasi partinin dayanağı, koltuk değneği ya da takipçisi  olmamıştır ve asla da böyle bir alçalmanın içinde olmayacaktır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket gücünü ve varlığını büyük Türk milletine borçludur  ve eğer ille de birisinin yanında ve yakınında olacaksa o da aziz  milletimizden başkası değildir.</p>
<p>Ve bundan başka yapılacak her türlü yorum ve yakıştırma akamete uğramaya ve karşılıksız kalmaya mahkûm olacaktır.</p>
<p>Partimiz bölücü ve yıkıcı partiler dışındaki tüm siyaset aktörlerine  bu zamana kadar olduğu gibi, bundan sonra da eşit mesafede duracak ve  hiçbir partiyle uzaklık ya da yakınlık gibi mülahazalar gündeme  getirilmeyecek ve de dillendirilmeyecektir.</p>
<p>3-     Türk milletinin ayrışması ve etnik temelde birbirinden kopması için çok yoğun bir ihanet süreci tüm hızıyla işlemektedir.</p>
<p>Referandum sonuçları üzerinden yapılan değerlendirmelerde bile,  ülkemizin üçe bölündüğü durmadan ifade edilmiş ve kutuplaşmanın ulaştığı  tehlikeli seviye ekranlardan ya da gazete köşelerinden açıkça iddia  edilmiştir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin bir ve bütün olduğuna  sonuna kadar inanmakta ve varlığını bu sarsılmaz inanca adamaktadır.</p>
<p>Milletimizin tüm fertleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve onurlu  birer üyesidir. Ayrılık kabul etmeyen bu bütünü parçalamak hiç kimsenin  haddi ve harcı değildir ve olmayacaktır.</p>
<p>Bu çerçevede milletimizi oluşturan herkes ayrım gözetilmeksizin  kucaklanacak; etnik, mezhep, köken ya da bir başka farklılık  önemsenmeden her ferde ulaşmak için azami çaba sarf edilecektir.</p>
<p>4-     Özellikle Milliyetçi-Ülkücü camiaya yönelik kurgulanan ve çok  merkezli yürütülen yeni bir tuzakla karşı karşıya bulunulmaktadır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi ile Ülkücüler arasına ekilmeye çalışılan  fitne tohumlarının yeşermesi konusunda en başta iktidar partisi  tarafından ısrarlı bir propaganda takip edilmektedir.</p>
<p>Buradaki maksat, Türkiye’nin biricik teminatı ve son kalesi olan  Milliyetçi-Ülkücü camiayı ayrıştırmak, zayıflatmak ve iç sorunlarına  gömülmüş bir halde etkisiz hale getirmektir.</p>
<p>Özellikle siyasi bölücülerin bile, Referandum sonrasında parti  mensuplarına yönelik doğrudan mesajları bu tespitlerimizi doğrular  niteliktedir.</p>
<p>Amaç bellidir ve o da Türkiye’yi yıkmaya ve bölmeye çalışanlara karşı  dimdik ayakta duran, sonu ne olursa olsun mücadelede kararlı olan  Milliyetçi Hareket Partisi’ni içten dağıtmaktır.</p>
<p>Bu nedenle, Türkiye’nin çok nazik bu döneminde; duygularımızı,  anılarımızı, ülkülerimizi istismar ederek aramıza sızmaya çalışanlara  özellikle dikkat edilecek; yönlendirmelere, tahriklere, ajitasyonlara,  içten pazarlıklı ve art niyetli tavsiye ve temennilere karşı çok  dikkatli olunacaktır.</p>
<p>5-     Milliyetçi Hareket Partisi’ne karşı bir araya gelen kirli  ittifak, Üç Hilalin şahlanışından endişe etmekte, milletimizin desteğini  ve ilgisini kesmek için her türlü yol ve yöntemi kullanmaktadır.</p>
<p>Güdümlü ve yandaş medya vasıtasıyla, partimizde sorun varmışçasına  küstahça haberler yapılmakta, ısmarlama anketlerle kamuoyu  yönlendirilmeye çalışılmakta ve Milliyetçi Hareket için önümüzdeki  seçimlerde baraj sorunu olduğu ihanet korosu tarafından  seslendirilmektedir.</p>
<p>Ancak bütün oyunlar nafiledir ve tüm çabalar beyhudedir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi güçlü teşkilat yapısı ve gönül veren  milyonlarca mensubuyla birlikte hedeflediği iktidara her geçen gün biraz  daha yaklaşmaktadır.</p>
<p>Partimize yönelik olarak Referandum öncesinden itibaren başlayan ve  çok boyutlu yürütülen yoğun ve tehlikeli propaganda titizlikle takip  edilecek ve gerekli olduğu hallerde Genel Merkez bilgilendirilerek  mahalli düzeyde cevap ve karşılık verilecektir.</p>
<p>6-     3 Kasım 2002 Seçimleri öncesi kendisini gösteren MHP’siz  siyaset projesi bir kez daha belini doğrultmuş ve bu defa da yıkım  koalisyonu bu ihaleyi almıştır.</p>
<p>Ancak dünden ders ve sonuç almış olan partimiz tüm girişimleri  püskürtecek ve sonuçsuz bırakacak inanca, kudrete, birikime ve aziz  millet desteğine sahiptir.</p>
<p>Bu kapsamda, tüm teşkilat mensuplarımız Genel Merkez açıklamaları,  çalışmaları, genelgeleri, duyuruları dışında hiç kimsenin ya da kesimin  beyanlarına itibar etmeyecektir.</p>
<p>Uydurulmuş anketlere inanılmayacak ve parti ve mensuplarımıza yönelik psikolojik operasyonlara karşı hazırlıklı olunacaktır.</p>
<p>İlave olarak önümüzdeki süreçte tekrar artma tehlikesi olan terör  olaylarına karşı dikkatli olunacak, özellikle Milliyetçi-Ülkücüleri  tahrik ve provokasyonlarla olayların içine çekmeye çalışanlara fırsat  verilmeyecek ve hiçbir kavganın tarafı olunmayacaktır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi ve değerli mensupları çevrilen dolapların,  kurulan tuzakların, siyasetin kurnazca ve ahlaksızca tanziminin bir  plan dâhilinde yürütüldüğünü görmektedir.</p>
<p>Ancak bu karanlık hesabı önce Yüce Allahın takdiri bozacak;  arkasından da aziz dava arkadaşlarımın inancı ve değerlerine olan  bağlılıkları ortadan kaldıracaktır.</p>
<p>Partimiz, kaynağı ve gücü ne olursa olsun, nereden ve kimden gelirse  gelsin her melaneti, tertibi, saldırıyı yok etmeye hazırdır ve bu konuda  büyük bir milli heyecana sahiptir.</p>
<p>Ve Milliyetçi Hareket; Türkiye’nin bugünkü sorunlarının aşılması,  yılların biriktirdiği yolsuzluk, yoksulluk ve huzursuzluğun yok edilmesi  için AKP iktidarıyla hesaplaşacağı günü sabırla beklemektedir.</p>
<p>Bu vesileyle tüm teşkilat yöneticilerimiz ve mensuplarımız  inandığımız milli yolda ve ülkü davasında ‘Tam Yol İleri’ parolasıyla  durmaksızın ilerleyeceklerdir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahceli%25e2%2580%2599nin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-teskilatlara-gonderdikleri-genelge.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Medyada Tek Konu MHP Oldu!</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-medyada-tek-konu-mhp-oldu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-medyada-tek-konu-mhp-oldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2010 16:35:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1761</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen referandum sonrası tüm gazetelerin ve televizyonların tek konusu MHP oldu. &#8220;Hayır&#8221; cephesinin %42 oy alması üzerine, bu oy oranını MHP üzerinden değerlendirmeye alanlar, akıl almaz yorumlarla MHP&#8217;yi tahlil etmeye çalışıyorlar. Bazı yorumcular da art niyetli bir şekilde MHP&#8217;yi başarısız gösterip, &#8220;MHP bu duruma düşmemek için Anayasa Değişikliği için &#8216;Evet&#8217; demeliydi.&#8221; sözleriyle MHP&#8217;nin de kendileri gibi, olayları menfaat dünyasından değerlendirmesini istemektedirler. MHP zaten Türkiye&#8217;de yaşanan sosyal olayları siyasi menfaat ölçüsünde değerlendirip, istismar etmeyi denese, her olay MHP&#8217;nin hanesine oy olarak dönecek noktadadır. MHP, Anayasa değişikliğindeki sinsi amaçların farkında olduğu için, pakete karşı çıkmış ve bu konuda hiç taviz vermemiştir. Tarihte olduğu gibi, bu Anayasa değişikliği konusunda da MHP&#8217;nin haklı olduğunu zaman gösterecektir. Özellikle BDP&#8217;nin referandum sonrası sergilediği duruş ve BDP&#8217;nin güçlü olduğu yerlerde çıkan &#8220;EVET&#8221; oylarının yüksekliği, MHP&#8217;nin haklılığının başlangıcı olmuştur. MHP misyonuna yakışan bir şeref ve haysiyet mücadelesini vermiştir. Bunu anlamak için, bu kavramların ne olduğunu idrak etmek lazımdır. Toplum öyle bir hale gelmiştir ki, bazen faziletler zafiyet, zafiyetler fazilet gibi görülmektedir. İşte bu hal Türkiye&#8217;nin çözülmesine, çürümesine sebep olan ana etken olmaktadır. AKP, hırsızlıklarının, yolsuzluklarının ve ihanetlerinin hesabını vermemek ve yeni yeni yolsuzluklar-ihanetler gerçekleştirmek adına Anayasa değişikliği yapıyor ve MHP bu duruma Türk milletinin geleceği adına karşı çıkıyor ve zekâ fışkıran yorumcular &#8220;MHP keşke kazanan safta olsaydı&#8221; diyerek engin düşüncelerini yansıtıyorlar. Tevfik Fikret&#8217;in &#8220;Hak bellediğin yolda yalnız gideceksin!&#8221; ölçüsü bunlar için bir anlam ifade etmemektedir. Onlar AKP&#8217;nin kazanmak için her şeyi mübah gören anlayışına hayrandır. Bu hayranlıkta ahlak, şeref, haysiyet ölçüleri asla yer tutmamaktadır. O yüzden MHP&#8217;nin toplumun yapısını korumaya yönelik, milletin geleceği adına duyduğu kaygı, bunların zihninde bir zafiyet olarak görülmektedir. AKP iktidarının önünde MHP her zaman için büyük bir engeldir. Bu engeli bertaraf etmek için medya üzerinden sürekli operasyon yapılmaktadır. Referandum sonrası medya üzerinden başlatılan MHP ile ilgili kampanyalar da bunun göstergesidir. Bu kampanyalara karşı her MHP&#8217;li, her Ülkücü oldukça dikkatli olmalıdır. Hayatları boyunca MHP&#8217;nin birliğini, bütünlüğünü bozmaya çalışan soysuzlara yine AKP tarafından aktif görevler yüklenmiştir. MHP ve Ülkücü Hareketle hiçbir alakası kalmamış kişilerin, AKP&#8217;nin kucağına oturup MHP&#8217;ye yönelik başlattığı saldırıların amacı ortadadır. Referandum öncesi başlatılan saldırıların, referandum sonrası da devam etmesi istikrarlı bir şekilde devam etmektedir. Şu an gazete ve televizyonlarda AKP&#8217;nin yönlendirdiği ve organize ettiği bir MHP düşmanlığı yapılmaktadır. Şu an medya üzerinden işlenen ana konu MHP olmuştur. Önümüzdeki seçimlere kadar da bu ana konu hep önümüzde olacaktır. AKP tarafından eski Ülkücü, eski MHP&#8217;li sıfatı verilen soytarıların, MHP&#8217;yi dizayn etme çabalarına şahit olacağız. MHP Lideri Devlet Bahçeli tüm teşkilatlara &#8220;Tam Yol İleri&#8221; hedefini göstererek, MHP üzerinde oynanacak oyunlar karşısında herkesi dikkatli olmaya ve önümüzdeki seçimleri AKP&#8217;den kurtulma mücadelesi olarak görmeye davet etmiştir. MHP varlığını Türk milletinin varlığına adamış bir siyasi harekettir. MHP üzerinde ne kadar oyun oynanıyorsa, bu durum Türk milletini de yakından ilgilendirmektedir. O yüzden geleceğimize herkes sahip çıkmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p><span style="font-size: x-small;">12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen referandum sonrası tüm gazetelerin ve televizyonların tek konusu MHP oldu.<strong> &#8220;Hayır&#8221; </strong>cephesinin  %42 oy alması üzerine, bu oy oranını MHP üzerinden değerlendirmeye  alanlar, akıl almaz yorumlarla MHP&#8217;yi tahlil etmeye çalışıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bazı yorumcular da art niyetli bir şekilde MHP&#8217;yi başarısız gösterip, <strong>&#8220;MHP bu duruma düşmemek için Anayasa Değişikliği için &#8216;Evet&#8217; demeliydi.&#8221;</strong> sözleriyle MHP&#8217;nin de kendileri gibi, olayları menfaat dünyasından  değerlendirmesini istemektedirler. MHP zaten Türkiye&#8217;de yaşanan sosyal  olayları siyasi menfaat ölçüsünde değerlendirip, istismar etmeyi denese,  her olay MHP&#8217;nin hanesine oy olarak dönecek noktadadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">MHP, Anayasa değişikliğindeki sinsi  amaçların farkında olduğu için, pakete karşı çıkmış ve bu konuda hiç  taviz vermemiştir. Tarihte olduğu gibi, bu Anayasa değişikliği konusunda  da MHP&#8217;nin haklı olduğunu zaman gösterecektir. Özellikle BDP&#8217;nin  referandum sonrası sergilediği duruş ve BDP&#8217;nin güçlü olduğu yerlerde  çıkan <strong>&#8220;EVET&#8221;</strong> oylarının yüksekliği, MHP&#8217;nin haklılığının başlangıcı olmuştur.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">MHP misyonuna yakışan bir şeref ve  haysiyet mücadelesini vermiştir. Bunu anlamak için, bu kavramların ne  olduğunu idrak etmek lazımdır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Toplum öyle bir hale gelmiştir ki, bazen  faziletler zafiyet, zafiyetler fazilet gibi görülmektedir. İşte bu hal  Türkiye&#8217;nin çözülmesine, çürümesine sebep olan ana etken olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">AKP, hırsızlıklarının, yolsuzluklarının  ve ihanetlerinin hesabını vermemek ve yeni yeni yolsuzluklar-ihanetler  gerçekleştirmek adına Anayasa değişikliği yapıyor ve MHP bu duruma Türk  milletinin geleceği adına karşı çıkıyor ve zekâ fışkıran yorumcular <strong>&#8220;MHP keşke kazanan safta olsaydı&#8221;</strong> diyerek engin düşüncelerini yansıtıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Tevfik Fikret&#8217;in &#8220;<strong>Hak</strong> <strong>bellediğin</strong> <strong>yolda</strong> <strong>yalnız gideceksin!&#8221; </strong>ölçüsü  bunlar için bir anlam ifade etmemektedir. Onlar AKP&#8217;nin kazanmak için  her şeyi mübah gören anlayışına hayrandır. Bu hayranlıkta ahlak, şeref,  haysiyet ölçüleri asla yer tutmamaktadır. O yüzden MHP&#8217;nin toplumun  yapısını korumaya yönelik, milletin geleceği adına duyduğu kaygı,  bunların zihninde bir zafiyet olarak görülmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">AKP iktidarının önünde MHP her zaman için  büyük bir engeldir. Bu engeli bertaraf etmek için medya üzerinden  sürekli operasyon yapılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Referandum sonrası medya üzerinden başlatılan MHP ile ilgili kampanyalar da bunun göstergesidir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bu kampanyalara karşı her MHP&#8217;li, her Ülkücü oldukça dikkatli olmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Hayatları boyunca MHP&#8217;nin birliğini, bütünlüğünü bozmaya çalışan soysuzlara yine AKP tarafından aktif görevler yüklenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">MHP ve Ülkücü Hareketle hiçbir alakası  kalmamış kişilerin, AKP&#8217;nin kucağına oturup MHP&#8217;ye yönelik başlattığı  saldırıların amacı ortadadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Referandum öncesi başlatılan saldırıların, referandum sonrası da devam etmesi istikrarlı bir şekilde devam etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Şu an gazete ve televizyonlarda AKP&#8217;nin yönlendirdiği ve organize ettiği bir MHP düşmanlığı yapılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Şu an medya üzerinden işlenen ana konu MHP olmuştur. Önümüzdeki seçimlere kadar da bu ana konu hep önümüzde olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">AKP tarafından eski Ülkücü, eski MHP&#8217;li sıfatı verilen soytarıların, MHP&#8217;yi dizayn etme çabalarına şahit olacağız.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">MHP Lideri Devlet Bahçeli tüm teşkilatlara <strong>&#8220;Tam Yol İleri&#8221;</strong> hedefini göstererek, MHP üzerinde oynanacak oyunlar karşısında herkesi  dikkatli olmaya ve önümüzdeki seçimleri AKP&#8217;den kurtulma mücadelesi  olarak görmeye davet etmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">MHP varlığını Türk milletinin varlığına adamış bir siyasi harekettir.</span></p>
<div><span style="font-size: x-small;">MHP üzerinde ne kadar oyun oynanıyorsa,  bu durum Türk milletini de yakından ilgilendirmektedir. O yüzden  geleceğimize herkes sahip çıkmalıdır.</span></div>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-medyada-tek-konu-mhp-oldu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-medyada-tek-konu-mhp-oldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin Basketbol Milli Takımımızın Dünya ikincisi olması münasebetiyle Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Sayın Turgay Demirel&#8217;e göndermiş oldukları kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-basketbol-milli-takimimizin-dunya-ikincisi-olmasi-munasebetiyle-turkiye-basketbol-federasyonu-baskani-sayin-turgay-demirele-gondermis-olduklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-basketbol-milli-takimimizin-dunya-ikincisi-olmasi-munasebetiyle-turkiye-basketbol-federasyonu-baskani-sayin-turgay-demirele-gondermis-olduklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 16:41:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Basketbol Milli Takımımız]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Basketbol Federasyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1766</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Turgay DemirelTürkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Ülkemizde düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonasında Türk Milli Basketbol Takımımızın final müsabakasını oynayarak dünya ikincisi olmasından büyük gurur, kıvanç ve mutluluk duydum. İnanıyorum ki, büyük bir cesaretle ve ısrarla ülkemizde yapılmasına talip olduğunuz bu şampiyonada elde ettiğimiz muhteşem sonuç büyük milletimize daha büyük başarılara ulaşmak için moral ve güç kazandıracaktır. Dileğim, ülkemizi ayağa kaldıran bu büyük başarının yaratacağı spor ve basketbol sevgisi ve coşkusuna yeni kuşaklar için hazırlanacak tesis ve eğitim ortamlarıyla cevap verilebilmesi ve başarıların yeni nesillere aktarılabilmesidir. Bu konuda yeni bir sportif hamlenin başlatılması için bu başarının bir vesile olacağını düşünüyor, özellikle ülkemizin büyük kurum ve kuruluşlarının, markalaşmış özel sektör firmalarımızın ve bütün belediyelerimizin bu başarının rüzgârını devam ettirmelerini bekliyorum. Başarınız, Türk gencine imkân sağlanırsa, önüne yüksek hedefler konulursa, planlı ve disiplinle bir sürece bağlanırsa ve buna da inandırılırsa neler yapabileceğinin en güzel örneği olmuştur. Bu konuda sizleri destekleyen devlet kurumlarındaki yöneticilere, Federasyon Başkanı olarak önce size ve yönetim kurulunuza, Milli Takımımızın idari ve teknik kadrosuna ve bizleri gururlandıran başarıların sahibi “12 Dev Adam”a şükranlarımı ve saygılarımı sunuyor, üstün başarıların devamı dileklerimle milletimizi kutluyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Sayın Turgay Demirel</strong><strong>Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı</strong></p>
<p>Ülkemizde düzenlenen Dünya Basketbol  Şampiyonasında Türk Milli Basketbol Takımımızın final müsabakasını  oynayarak dünya ikincisi olmasından büyük gurur, kıvanç ve mutluluk  duydum.</p>
<p>İnanıyorum ki, büyük bir cesaretle ve ısrarla  ülkemizde yapılmasına talip olduğunuz bu şampiyonada elde ettiğimiz  muhteşem sonuç büyük milletimize daha büyük başarılara ulaşmak için  moral ve güç kazandıracaktır.</p>
<p>Dileğim, ülkemizi ayağa kaldıran bu büyük  başarının yaratacağı spor ve basketbol sevgisi ve coşkusuna yeni  kuşaklar için hazırlanacak tesis ve eğitim ortamlarıyla cevap  verilebilmesi ve başarıların yeni nesillere aktarılabilmesidir.</p>
<p>Bu konuda yeni bir sportif hamlenin başlatılması  için bu başarının bir vesile olacağını düşünüyor, özellikle ülkemizin  büyük kurum ve kuruluşlarının, markalaşmış özel sektör firmalarımızın ve  bütün belediyelerimizin bu başarının rüzgârını devam ettirmelerini  bekliyorum.</p>
<p>Başarınız, Türk gencine imkân sağlanırsa, önüne  yüksek hedefler konulursa, planlı ve disiplinle bir sürece bağlanırsa ve  buna da inandırılırsa neler yapabileceğinin en güzel örneği olmuştur.</p>
<p>Bu konuda sizleri destekleyen devlet  kurumlarındaki yöneticilere, Federasyon Başkanı olarak önce size ve  yönetim kurulunuza, Milli Takımımızın idari ve teknik kadrosuna ve  bizleri gururlandıran başarıların sahibi “12 Dev Adam”a şükranlarımı ve  saygılarımı sunuyor, üstün başarıların devamı dileklerimle milletimizi  kutluyorum.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-basketbol-milli-takimimizin-dunya-ikincisi-olmasi-munasebetiyle-turkiye-basketbol-federasyonu-baskani-sayin-turgay-demirele-gondermis-olduklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-basketbol-milli-takimimizin-dunya-ikincisi-olmasi-munasebetiyle-turkiye-basketbol-federasyonu-baskani-sayin-turgay-demirele-gondermis-olduklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağımsız Türk Cumhuriyetleri Üzerine</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bagimsiz-turk-cumhuriyetleri-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bagimsiz-turk-cumhuriyetleri-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 16:40:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Cumhuriyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Birimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1764</guid>
		<description><![CDATA[Hazırlayan: Türk Dünyası Birimi Giriş Türk Dünyası kavramı, bugün Balkan yarımadasından Sibirya taygalarına uzanan geniş bir coğrafyada yerleşik 250 milyonluk Türkçe konuşan bir kitleyi işaret eder. Tarih boyunca birbirleriyle çetin iktidar mücadeleleri veren kadim Türk boylarının mirasçısı olan bu kitle günümüzde dünyanın 13. büyük dil ailesini oluşturur. Yazımızda bu devasa Türkçe konuşan topluluğun bir parçası olan Bağımsız Türk Cumhuriyetlerini ele alacağız. Türkiye’nin dış siyasetinde Sovyetler Birliğinden 1991 yılında ayrılan beş Türk devletinin yerini ve bu devletlerin 1991’den günümüze geçen süreç sonunda geldikleri noktayı inceleyeceğiz. Türkiye’nin dış siyasetinde Türk Dünyası Değişen dünya düzeninde güçlü aktörlerden biri olabilecek birikim ve beceriye sahip olan Türkiye, yıllardır süregelen kötü yönetimin de etkisiyle tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da istenildiği ölçüde etkili olamadı. Bu üç bölge batı Türklüğünün tarih boyunca ekonomik ve siyasi hinterlandı olagelmiştir. Bugün üç bağımsız Türk devletinin, Türkiye, Azerbaycan, KKTC ve birçok yerinde Türk azınlığın yaşadığı bahsi geçen bölgeler ülkemizin dış ticaret hacmi içinde önemli bir paya sahiptir. Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar –Kıpçak Türkçesi konuşan Karaçay, Balkar ve Nogaylar dışında- çok büyük bir çoğunluğu etnik Oğuz Türklerinden oluşan kalabalık bir Türk kitlesine ev sahipliği yapar. Bu bölgelerde yerleşik Türk toplulukları kültürel açıdan adeta Anadolu’nun doğal uzantıları gibidir. Bahsi geçen coğrafyanın takriben bin yıldan uzun bir süre Türk-İslam hâkimiyeti yaşamış olması bu durumun nedenidir. Türkiye’nin coğrafi komşuları Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar kadar önemli bir diğer potansiyel etki sahası Orta Asya ise etnik Kıpçak (Kazak, Kırgız), Karluk (Özbek, Uygur) ve Oğuz (Türkmen) Türklerinin yaşadığı, İslam öncesi devirlerden bu yana ‘Türkistan’ adıyla anılan Atavatanımızdır. Rusya Federasyonluğu’nun Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan etmesinin ardından yaşanan süreç ile Türkiye ve Türk insanı daha önce pek aşina olmadığı bu coğrafyayı daha yakından tanımaya başladı. 1991 öncesinde Türkiye Türklüğü için romantik bir hayal olarak kalmış olan Sovyet esaretindeki Türk halkları meselesi demir perdenin kalkmasının ardından tarihte hiç olmadığı kadar yakın gözükmeye başlamıştı. Beş Türk cumhuriyeti birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ederken Türkiye de onları ilk tanıyan ülke olarak tarihe geçiyordu. Dünya kamuoyu merak içinde Balkanlardan Çin’e uzanan çok geniş bir coğrafyada yaşayan bu kalabalık Türkçe konuşan kitlenin neler yapabileceğini kestirmeye çalışıyordu. Birden bire Türkiye için yepyeni ve çok bilinmezli bir etki sahası daha var olmuştu. O döneme kadar göreve gelmiş olan hükümetlerin bu bölge ile neredeyse hiç ilgilenmemiş ve Türk kamuoyunu bu konuda bilgilendirmemiş olmasına rağmen özellikle büyük düşünür ve tarihçi Hüseyin Nihâl Atsız beyin kıymetli çabalarının da sayesinde rahmetli Başbuğumuz ve Ülkücü Gençlik demir perdenin ötesindeki soydaşlarımız hususunda öteden beri bilinçli ve duyarlıydı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yaşanan süreçte bu duyarlılık kendini göstermiş, rahmetli Başbuğumuzun önderliğinde Ülkücüler Türk yurtlarına dalgalar halinde akmış ve soydaşlarımızla kucaklaşmışlardır. Turan hedefini kendisine ‘Kızıl Elma’ edinen Ülkücü Hareket, Türk kamuoyunda Türk Dünyası konusundaki derin eksikliği gidermiş, gerek yurtdışındaki soydaşlarımızı gerekse Türk milletini bilinçlendirme görevini başarıyla yerine getirmiştir. Ülkücü Hareket’in çabalarına rağmen 1991’den bu yana göreve gelen hükümetlerin konuya olan ilgisizlikleri ve basiretsizlikleri sebebiyle ülkemizin Türk cumhuriyetleri ile olan ilişkileri maalesef yeterli düzeyde gelişememiştir. Anadolu Türkmen Beyi sayın Dr. Devlet Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi kadrolarının 1999-2002 yılları arasındaki yoğun...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Hazırlayan: Türk Dünyası Birimi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Giriş</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk Dünyası kavramı, bugün Balkan yarımadasından Sibirya taygalarına uzanan geniş bir coğrafyada yerleşik 250 milyonluk Türkçe konuşan bir kitleyi işaret eder. Tarih boyunca birbirleriyle çetin iktidar mücadeleleri veren kadim Türk boylarının mirasçısı olan bu kitle günümüzde dünyanın 13. büyük dil ailesini oluşturur. Yazımızda bu devasa Türkçe konuşan topluluğun bir parçası olan Bağımsız Türk Cumhuriyetlerini ele alacağız. Türkiye’nin dış siyasetinde Sovyetler Birliğinden 1991 yılında ayrılan beş Türk devletinin yerini ve bu devletlerin 1991’den günümüze geçen süreç sonunda geldikleri noktayı inceleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Türkiye’nin dış siyasetinde Türk Dünyası</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Değişen dünya düzeninde güçlü aktörlerden biri olabilecek birikim ve beceriye sahip olan Türkiye, yıllardır süregelen kötü yönetimin de etkisiyle tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da istenildiği ölçüde etkili olamadı. Bu üç bölge batı Türklüğünün tarih boyunca ekonomik ve siyasi hinterlandı olagelmiştir. Bugün üç bağımsız Türk devletinin, Türkiye, Azerbaycan, KKTC ve birçok yerinde Türk azınlığın yaşadığı bahsi geçen bölgeler ülkemizin dış ticaret hacmi içinde önemli bir paya sahiptir. Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar –Kıpçak Türkçesi konuşan Karaçay, Balkar ve Nogaylar dışında- çok büyük bir çoğunluğu etnik Oğuz Türklerinden oluşan kalabalık bir Türk kitlesine ev sahipliği yapar. Bu bölgelerde yerleşik Türk toplulukları kültürel açıdan adeta Anadolu’nun doğal uzantıları gibidir. Bahsi geçen coğrafyanın takriben bin yıldan uzun bir süre Türk-İslam hâkimiyeti yaşamış olması bu durumun nedenidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin coğrafi komşuları Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar kadar önemli bir diğer potansiyel etki sahası Orta Asya ise etnik Kıpçak (Kazak, Kırgız), Karluk (Özbek, Uygur) ve Oğuz (Türkmen) Türklerinin yaşadığı, İslam öncesi devirlerden bu yana ‘Türkistan’ adıyla anılan Atavatanımızdır. Rusya Federasyonluğu’nun Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan etmesinin ardından yaşanan süreç ile Türkiye ve Türk insanı daha önce pek aşina olmadığı bu coğrafyayı daha yakından tanımaya başladı. 1991 öncesinde Türkiye Türklüğü için romantik bir hayal olarak kalmış olan Sovyet esaretindeki Türk halkları meselesi demir perdenin kalkmasının ardından tarihte hiç olmadığı kadar yakın gözükmeye başlamıştı. Beş Türk cumhuriyeti birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ederken Türkiye de onları ilk tanıyan ülke olarak tarihe geçiyordu. Dünya kamuoyu merak içinde Balkanlardan Çin’e uzanan çok geniş bir coğrafyada yaşayan bu kalabalık Türkçe konuşan kitlenin neler yapabileceğini kestirmeye çalışıyordu. Birden bire Türkiye için yepyeni ve çok bilinmezli bir etki sahası daha var olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O döneme kadar göreve gelmiş olan hükümetlerin bu bölge ile neredeyse hiç ilgilenmemiş ve Türk kamuoyunu bu konuda bilgilendirmemiş olmasına rağmen özellikle büyük düşünür ve tarihçi Hüseyin Nihâl Atsız beyin kıymetli çabalarının da sayesinde rahmetli Başbuğumuz ve Ülkücü Gençlik demir perdenin ötesindeki soydaşlarımız hususunda öteden beri bilinçli ve duyarlıydı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yaşanan süreçte bu duyarlılık kendini göstermiş, rahmetli Başbuğumuzun önderliğinde Ülkücüler Türk yurtlarına dalgalar halinde akmış ve soydaşlarımızla kucaklaşmışlardır. Turan hedefini kendisine ‘Kızıl Elma’ edinen Ülkücü Hareket, Türk kamuoyunda Türk Dünyası konusundaki derin eksikliği gidermiş, gerek yurtdışındaki soydaşlarımızı gerekse Türk milletini bilinçlendirme görevini başarıyla yerine getirmiştir. Ülkücü Hareket’in çabalarına rağmen 1991’den bu yana göreve gelen hükümetlerin konuya olan ilgisizlikleri ve basiretsizlikleri sebebiyle ülkemizin Türk cumhuriyetleri ile olan ilişkileri maalesef yeterli düzeyde gelişememiştir. Anadolu Türkmen Beyi sayın Dr. Devlet Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi kadrolarının 1999-2002 yılları arasındaki yoğun çalışmaları ve sayın Genel Başkanımızın Türk yurtlarını ziyareti sayesinde ‘Yedi devlet tek millet’ sloganı Türk illerine güçlü bir şekilde ulaştırılmışsa da 2002’den günümüze Türk Dünyası konusu dış politikada geri plana itilmiş ve ülkemiz yeniden sonu belli olmayan bir AB serüvenine saplanıp kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çağımızın en önemli mefhumu olan küreselleşme olgusunda Türkiye, yeni bölgesel açılımlarla potansiyel etki sahasındaki rolünü ortaya koymak zorundadır. Bunların başında tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Türk cumhuriyetleri ile yakınlaşmak ve bu ülkeler arasında gerçekleştirebilecek işbirliği içinde lider ülke olmak Türkiye için görünen en akılcı alternatif niteliği taşıyor. Çoğulcu dış politika anlayışının devletler üstü siyasi örgütler yolu ile dünya arenasında yeni bir çığır açıyor olması Türk Dünyası’nda da ulus-üstü bir örgütlenmenin kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Türk Yurtlarına toplumsal, siyasi ve ekonomik bakış </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bağımsızlıklarının 20. yılını henüz doldurmamış olan beş Türk cumhuriyeti, Sovyet idaresinden kopmalarının ardından yaşadıkları siyasi ve ekonomik kaos ortamından 21. yüzyılın başından bu yana kurtulmuş görünüyorlar. Petrol ve doğal gaz zengini Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan eski Sovyet yöneticilerinin totaliter rejimleri altında bölgesel farklılıklarla da olsa ekonomik kalkınma yolunda önemli adımlar attılar. Sosyalist düzenden kapitalizme geçişi tamamlamaya çalışan bu ülkeler için serbest piyasaya geçiş ekonomileri tanımı yapılmaktadır. (1) Bugün bu cumhuriyetlerin yönetiminde eski Sovyet Politbüro ve KGB yöneticileri yer almaktadır. Bu aslından şaşılacak bir durum değildir çünkü Sovyetler döneminde Türk halkları içinde Sovyetler Birliği’nin çeşitli kurumlarında görev yapmış kişilerin dışında kamu yönetimi ve siyasete alanında ehil kimse yetişmemiştir. Ayrıca, Sovyetlerden miras aldıkları bürokratik güçlerini siyasi arenada bir koz olarak kullanan eski Sovyet kadroları, bu ülkelerde muhalif kesimlerin gelişmesini de yer yer sert uygulamalarla engellemişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin bugünkü sınırları Stalin döneminde çizilmiştir. Sınırlar çizilirken Stalin ve kurmayları, bölgedeki Türk ve Müslüman halklarını en küçük etnik birimlerine kadar ayrıştırmayı hedeflese de bu siyaset tam anlamıyla gerçekleştirilememiştir. Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen ve Karakalpak etnisitelerinin farklı siyasi yapılar içinde benzer ulus oluşturma süreçlerinden geçmeleri sonucunda yeni uluslar yaratılmışsa da Stalin’in ‘etnik ayrıştırma’ politikası nihai hedefine ulaşamamış ve Türkistan’ın kültürel bütünlüğü kısmen de olsa korunabilmiştir. ‘Türk’ ibaresinin kullanılmasının yasak olduğu Sovyetlerde Türk halkları ciddi bir kültürel dezenformasyona maruz kaldılar. Bundan daha ehemmiyetli bir sorun ise ‘yaratılmış’ etnik aidiyetlerin arasına nifak tohumları ekilmek suretiyle Türk boylarının olası birlikteliği engellenmeye çalışıldı. Stalin’in etnik ayrıştırma siyaseti hususunda Landau şu tespiti yapmaktadır “Sovyetlerin milletler siyaseti, sadece birleşik bir Pantürkçü hareketi engellemedi, aynı zamanda egemenlik, bölge ve azınlıklara ilişkin ortadan kaybolmayan birkaç uyuşmazlığı da gündeme getirdi. Bunlardan azınlıklar sorunu, etnik merkezcilik ve etnik korku gibi sonuçlarıyla en ciddi tehlikeyi oluşturuyor” (2) Bölgede Taşkent’te Ahıska Türklerine yönelik katliamın ve Özbek-Tacik gerilimin yaşanmış olması bu tehlikenin Orta Asya’daki varlığını ortaya koyan örneklerdir. Türk halklarının tarihi ve kültürel benzerlikleri ise bu hususta ciddi bir engelleyici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Orta Asya cumhuriyetleri, Kazak lider Nazarbayev’in de belirttiği gibi birbirini tamamlayan ekonomilere sahiptir. Kazakistan hızlı bir kalkınma süreci içinde olmasına rağmen sanayi ve hizmet sektöründe iş gücü sıkıntısı çekmektedir. Bunu giderecek kaynak ise Özbekistan’da fazlasıyla mevcuttur. Ayrıca Özbekler Orta Asya’yı besleyecek çok önemli bir tarımsal ekonomiye sahiptir. Özbekistan, bunun yanında dünyadaki en geniş uranyum rezervlerine sahip ülkedir. Türkmenistan ise ham madde ihracı ile ülkeye giren sıcak parayı yeterli teknik birikimden yoksun olması sebebiyle sanayi ve hizmet sektörüne aktaramamaktadır. Ülkede mühendis ve kalifiye eleman bulmak oldukça zordur. Bunu giderecek kaynak ise teknolojik birikim bakımından daha ileri durumda olan Türkiye ve Kazakistan tarafından sağlanabilir. Kazakistan petrol ve doğalgaz rafinericiliğinde öncü bir ülkedir. Sovyetler Birliği miras aldığı nükleer teknoloji de Kazakistan için önemli bir artıdır.  Bölgede Kırgızistan ve içerisinde ciddi bir Türk azınlığı barındıran Tacikistan komşularına göre yer altı zenginlikleri bakımından oldukça fakir arazilere sahiptir. Kırgızistan, hayvancılığa dayalı ekonomisini dış yardımlar ile ayakta tutmaya çalışırken, Tacikistan ise periyodik kıtlık dönemleri ile zaman zaman sıkıntı çekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kazakistan, Sovyetlerden ayrılmasının ardından ülkedeki Rus nüfusun göçü ile birlikte ciddi bir nüfus problemi ile karşı karşıya kaldı. Bu yıllarda ülkenin gelişen ekonomisini doyuracak iş gücü temin etmek bir hayli zordu. Bu durumu yabancı işçi alımıyla aşmaya çalışan Kazakistan’da, 1990ların başında ülkedeki Kazak oranı Ruslardan az iken göçlerden sonra bu oran Kazakların lehine değişmiştir. Halen yüzde 26lık bir Rus azınlığa sahip olan Kazakistan, Rusya ile yakın ilişkiler içindedir. Ülke günümüzde Latin alfabesine geçiş sürecindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkmenistan, Niyazov’un (Türkmenbaşı) izolasyon politikası neticesinden komşularından ve Türk Dünyası’nın geri kalanından koparılmış vaziyettedir. Ülkenin dış dünya ile bağları, haberleşme araçlarının devlet tarafından kontrolü neticesinde yok denecek kadar azdır. Ancak Niyazov’un vefatı ile yönetime gelen Berdimuhammedov hükümeti bu durumu bir nebze yumuşatmış, Azerbaycan ile arasındaki diplomatik engelleri ortadan kaldırmış ve Türk Dünyası’nın geri kalanıyla ilişkilerini arttırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan, Kafkasya bölgesinde Türkiye ile kurduğu ikili ilişkiler ve ham madde ihracatı sayesinde ekonomik kalkınma yolunda bir hayli yol kat etmişse de Hazar’ın doğu kıyısıyla ilişkileri zayıf kalmıştır. Ülke, rahmetli ülkü eri Elçibey’in ardından gelen Aliyevler döneminde, Ermenistan ile yaşadığı sorunları Batı kanalıyla çözme eğiliminde olmuştur. Topraklarının yüzde 20’si 1992’den bu yana Ermeni işgali altında olması, ülke kaynaklarının önemli bir bölümünün savunmaya harcanmasına neden olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri ile Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin tecrübe paylaşımı ve silahlanmaya ayrılan bütçe sayesinde Azerbaycan, bugün Türk Cumhuriyetleri içinde Türkiye’nin ardından en donanımlı orduya sahip olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kırgızistan, diğer Türk Cumhuriyetleri’nin aksine dış yardıma muhtaç bir ülkedir. Çok zayıf bir ekonomiye ve kısıtlı kaynaklara sahiptir. BM yardımları ile ülkedeki ekonomik döngüyü sürdürmenin peşinde olan Kırgızistan, güçlü komşusu Çin’in etkisine gayet açık bir konumda bulunuyor. 2005’te yaşadığı “turuncu devriminin” ardından ülkedeki Batı yanlısı iktidar uzun ömürlü olamadı ve kısa sürede görevi bırakmak zorunda kaldı. Bu durum Kırgızistan’ın Rusya ve Çin’in başını çektiği Şangay İşbirliği Örgütü’nün uydusu olmasına zemin hazırladı. Kırgızistan Türk cumhuriyetleri içinde Latin alfabesine geçmeyi reddeden tek ülkedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Özbekistan’da 19 yıldır iktidarda olan Kerimov hükümeti yıllardır ülkenin iç dinamikleri üzerinde baskı kurma gayretindedir. Ülkenin bugün en önemli sorunlarının başında işsizlik ve radikal İslam gelir.  Özbek devlet başkanı Kerimov, yetimhanede büyümüş eski bir Sovyet yöneticisidir. 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’yi üstü kapalı bir şekilde Afganistan’daki Taliban rejimini devirmeye ve radikal İslamcı El-Kaide terör örgütü ile mücadeleye davet etmesi ile dünya kamuoyunda tanınır hale geldi. 2005 Mayıs ayında Andican’da 745 kişinin hayatını kaybettiği ayaklanmanın da El-Kaide bağlantılı olduğunu iddia etti. Ülkede kurduğu rejimine muhalif geniş bir kitlenin varlığı ve Kırgızistan’da yaşanan turuncu devrim Kerimov’u ‘devrilme’ paranoyasına itti. Ülkesindeki ABD askeri üssünü kapatan Kerimov, hızlı bir şekilde yeniden Rusya ile iyi ilişkiler kurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Türk Dünyası’nda Küresel Güç Dengeleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkmenistan dışındaki diğer Türk cumhuriyetleri Rusya’nın güdümündeki Bağımsız Devletler Topluluğuna tam üyedir. Azerbaycan ve Türkmenistan hariç diğerleri ise Rusya’nın stratejik ortağıdırlar. Azerbaycan’ın Rusya ile ilişkileri, Ermenistan ile Rusya arasındaki işbirliğinin gölgesinde kalmış ve gelişememiştir. Türkmenistan ise BM nezdinde tarafsızlık statüsü almış ve BM hariç herhangi bir ulus-üstü siyasi örgüt içerisinde temsil edilmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">2001’den sonra Bush yönetimin başlattığı ‘anti-demokratik halklara demokrasi ihracı’ hamleleri doğal olarak Orta Asya tiranlarını korkutmaya yetti. Eski Sovyet ülkelerinden Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da yaşanan ‘kadife devrimler’ Orta Asya cumhuriyetlerini hızla ABD kutbundan uzaklaştırıp Rusya’ya yakınlaştırdı. Bunun bir sonucu olarak Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulduğu 1992 yılından bu yana imzalanan yüzlerce anlaşmaya rağmen sonuçsuz kalan bir işbirliği projesi somutlaşma aşamasına geldi. 5 Şubat 2009’da Moskova’da düzenlenen Avrasya Ekonomik Topluluğu zirvesinde Rus devlet başkanı Medvedev, Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın da aralarında bulunduğu eski Sovyet ülkeleri ile ortak bir askeri müdahale gücü oluşturulacağını açıklayarak batıda “NATO’ya alternatif bir askeri güç” yorumlarına neden oldu. Bu stratejik ortaklığın teminin de şüphesiz Putin’in dominant dış siyaseti de bir başka nedendir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Rusya’nın eski Sovyet sahasında yeniden varlığını sağlamlaştırması Orta Asya’nın tek aktörü olduğu anlamına gelmiyor. Kazakistan örneğinde görüleceği üzere Çin ve Avrupa sermayesi Orta Asya’da Rus etkisini dengeleyebilecek niteliktedir. AB’nin başta British Petrol olmak üzere büyük enerji şirketleri, Azerbaycan petrolünün yaklaşık yüzde 50’sini paylaşmaktadırlar. Bunun yanında Çin, içinde bulunduğu enerji darboğazından çıkışı Orta Asya enerji havzasında söz sahibi olmakta aramaktadır. (3) ABD ise Afganistan’daki askeri varlığını kullanarak Orta Asya enerji kaynaklarından pay alma gayreti içindedir. Esasen ABD, yıllardır eski Sovyet ülkeleri için Türkiye’yi laik, batı yanlısı ve modern bir model olarak göstermiştir. Sovyetlerin dağılmasının ardından ABD’nin bölgeye yönelik ilk girişiminin Ankara desteğiyle olması buna örnektir.(4) Bölgedeki diğer aktörler olan İran ve Suudi Arabistan ise radikal İslamcı grupları destekleyerek avantaj sağlama amacındadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye ise AKP hükümetinin vizyonsuz dış politikası sonucunda bugün Orta Asya ve Kafkaslardan adeta silinmiş bir durumdadır. 2009 yılında Ermenistan ile Türkiye arasında başlayan normalleşme sürecinin, imzalanan protokoller ile resmiyet kazanması, Türk Cumhuriyetleri arasında bize siyasi sahada görece en yakın konumda olan Azerbaycan’ın hızla Türkiye kutbundan uzaklaşmasına ve Rusya, ABD ve İran üçgeninde sıkışıp kalmasına neden oldu. Azerbaycan, Türkiye-Ermenistan ‘futbol diplomasisi’ sürecinde Rusya ile doğalgaz anlaşması imzalayarak Türkiye’nin ‘enerji koridoru’ olma planlarını zora soktu. Rusya, Gürcistan Savaşından bu yana Kafkasya bölgesinde etkisini arttırmış ve açıkça söylemek gerekirse Türkiye’yi bölgesel güç dengelerinin dışına itmiştir. Bunun en önemli göstergesi, Rusya’nın Azerbaycan ve Ermenistan’ı masaya oturtarak çözüm sürecinin mutlak hamisi konumuna yükselmesidir. Türkiye ise maalesef olaylara seyirci kalmış, hatta Ermenistan yakınlaşması ile elini daha da zayıflatmıştır. Her fırsatta Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinden bağımsız olduğunu belirten Rus yetkililere karşı henüz Türk hükümetinden bir cevap gelmemiş olması, Türkiye’nin bölgeden koparıldığını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Azerbaycan gibi Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan kapısı konumundaki bir ülkenin, eğer bu durum değişmez ise gelecekte Rusya ile diğer Türk Cumhuriyetleri gibi olası bir stratejik ortaklık kurması, Türkiye’nin Avrasya politikasının sona ermesi anlamına gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan konu oldukları bölgesel paylaşım planlarının (<em>Great Game</em>)  farkında olsalar dahi tek başlarına emperyalist güçler ile mücadele edecek yeterlilikte değillerdir. Kazakistan devlet başkanı Nursultan Nazarbayev, kurtuluşu Türkistan’da gerçekleştirilecek ekonomik ve siyasi entegrasyonda gördüğünü açıkça ifade etmektedir. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında ekonomik ve siyasi birlik projesi 1991-2000 yılları arasında sürekli gündemde olmuştur. Bir dönem bölgede vizesiz ulaşım serbest iken liderlerin siyasi ihtirasları nedeniyle bu proje 2000lerde askıya alınmıştır. Türkistan coğrafyası ekonomik bütünleşme ile ciddi bir atılım gerçekleştirerek yeni dünya düzeninde kendi başına önemli bir aktör olabilir. Ne var ki bütünleşmenin önünde bir takım siyasi engeller mevcuttur. Bunların başında bölge liderlerinin bütünleşmeye isteksizliği gelir. Bunun sebepleri arasında bölgede en kalabalık Türk topluluğu olan Özbeklerin, nüfusları sayesinde Türkistan’ı domine edebileceği korkusu yer alıyor. Özbekistan, Orta Asya’daki en kalabalık ülke olmasının yanında, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan’daki Özbek nüfusa da hitap eden bir devlettir.  Nitekim Türkistan’ın liderliği konusunda 90lardan bu yana hızlı bir ekonomik kalkınma sürecine giren Kazakistan ile bölgenin tarım devi Özbekistan arasında bir çekişme mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonuç </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Unutulmaması gereken bir gerçek şudur ki, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri her ne kadar ham madde yönünden zengin olsalar da tek başına bu durum ülkelerin selahını sağlamaya yetmez. Aksine büyük oyuncuların ham madde pazarları durumuna gelmelerine ve dolayısıyla modern anlamda sömürgeleşmelerine neden olabilir. Bu ülkelerin sanayi atılımlarını gerçekleştirmeleri için gereken teknolojik birikim genel itibariyle yurtiçinde mevcut değildir. Ayrıca SSCB dönemindeki sosyalist ekonomiden kaynaklanan yerli sermaye kıtlığı da sağlıklı bir ekonomik kalkınmanın önünde engel teşkil etmektedir. Bağımsız Türk Cumhuriyetleri yeterli teknik birikim ve bunu değerlendirecek gerçek bir yerli sermayedar sınıfından yoksun halde küresel kapitalist zincirde ayakta kalamazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dipnotlar</p>
<p style="text-align: justify;">(1) “Geçiş Ekonomileri ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Ekonomik Reformlar” Süreyya Sakınç</p>
<p style="text-align: justify;">(2) “Pantürkizm” Jacob M. Landau, s289.</p>
<p style="text-align: justify;">(3) “Çin’in Avrasya Stratejisi” Barış Adıbelli, s250-256</p>
<p style="text-align: justify;">(4) “Evlad-ı Fatihan” Hugh Pope, s15-16.</p>
<p style="text-align: justify;">(5) “Türkistan Bütünleşmesi: 1991-2001” Hasan Ali Karasar, Sanat Kuşkumbayev.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fbagimsiz-turk-cumhuriyetleri-uzerine.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/bagimsiz-turk-cumhuriyetleri-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya&#8217;da MHP ve Ülkü Ocakları</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-mhp-ve-ulku-ocaklari.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-mhp-ve-ulku-ocaklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 08:14:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında Biz]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1745</guid>
		<description><![CDATA[Okan Dilek Yaygın medya’da son günlerde MHP’nin 12 Eylül 1980 sonrası izlediği politika da doğruları ve yanlışlarını anlatan bu yüzden teşkilatın olması gereken yeri konusunda önemli anekdotlar okurlara sunuluyor. Hatalar ve eksiklikler konusunda birebir yaşananlar çeşitli farklı bakış açılarıyla yazı dizileri başta olmak üzere köşe yazarlarının yorumları MHP’yi anlatıyor. Antalya’da ki MHP’nin özellikle yeni yönetim ile birlikte başlayan hizmet süresinde gözlemlediklerimizin en başında İl Başkanı Adnan Kaya’nın göreve başladığı ilk günlerde söylediği, “Kırgınlık ve dedikodulara son vereceğiz” açıklaması meyvelerini vermeye başladığına tanıklık etmekteyiz. Düzenlenen iftar yemekleri başta olmak üzere, MHP teşkilatının tüm kademelerinde görev yapan, eski ve yeni yöneticilerin bir arada bulunması MHP’nin Antalya’da gücüne kavuştuğunu ve hedefine adım adım yürüdüğünün fotoğrafını önümüze koyuyor. Vizyon ve Misyon konusunda ki modern ve çağdaşlaşma anlayışında ki sürat ise önce Ülkü Ocaklarında başladı. Ülkü Ocakları’nın yeni hizmet binası benim diyen bir çok il yönetim hizmet binalarına taş çıkartacak düzeyde düzenlendiğini gözlemledik. Yani vizyon ve misyon konusunun lafta değil görüntüyle de önemli olduğu açıkça Ülkü Ocaklarının çalışmasında ortaya çıkmış durumda. Ülkü Ocakları Başkanı Lokman Kaya’nın sistemli ve programlı yol alışı Ülkü Ocaklarının esas amaç ve misyonu’nu yakalamasına katkı sağlaması konusunda ki çabası asla yadsınamaz. Ülkü Ocaklarının hizmet binasında sadece siyaset yürütülmeyeceği gibi bir çok program, toplantı, panel, sunum ve çok geniş amaçlı çalışmaların da altına imza atılacağı belli. Bakış açısı ve anlayış bugün Ülkü Ocaklarının kapısını her düşünce ve Ülkü Ocaklarının düşüncesine ortak olmak isteyen herkese açık olacağı aşikardır. Ülkü Ocaklarının salt ‘Anam da, babam da ülkücüydü’ anlayışını savunanların adresi olmayacağı bu yapılanma ile mesaj verildiği izlenimi var. MHP’nin İl yönetiminde ve kadrolarında başlayan yükselişi ve kenetlenmesini sağlayan çaba Ülkü Ocaklarında başlaması İl Yönetiminin ve teşkilatının da hizmet yürütme çalışmasında örnek teşkil edeceğini düşünüyorum. İl Yönetimi ve Başkanı Adnan Kaya’nın Ülkü Ocaklarının bu çalışmasına her zaman destek vereceği düşüncesindeyim. Ülkü Ocakları Ülke’nin milli bütünlüğü konusunda ki sağ duyulu herkese, farklı düşüncelere sahip olmuş olsa da kapılarını açıp, doğruyu, gerçekleri, belirlenen ‘doktorin’ ışığı altında anlatmak için çoktan kolları sıvadı. MHP’nin ise özellikle toplu buluşma ve toplantılarda ortaya koyduğu kararlılık, vakur ve ülke bütünlüğü konusunda ki duruşu yeni katılımları da beraberinde getireceği beklenmekte. Yaygın medya da ki ağabey gazeteciler, yazar çizerler derin konular ile MHP’nin dünü ve bugününü tartışa dursun Antalya’da MHP’nin büyük bir kenetlenme yaşadığını gözden kaçırdığını hatırlatmak isterim. 06.09.2010 / Antalyaguncel.com http://www.antalyaguncel.com/kose_yazisi-23639-Antalyada_MHP_ve_Ulku_Ocaklari]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;"><em><strong>Okan Dilek</strong></em></div>
<div style="text-align: justify;">Yaygın medya’da son günlerde MHP’nin 12 Eylül 1980 sonrası izlediği  politika da doğruları ve yanlışlarını anlatan bu yüzden teşkilatın  olması gereken yeri konusunda önemli anekdotlar okurlara sunuluyor.  Hatalar ve eksiklikler konusunda birebir yaşananlar çeşitli farklı bakış  açılarıyla yazı dizileri başta olmak üzere köşe yazarlarının yorumları  MHP’yi anlatıyor.<span id="more-1745"></span></div>
<p style="text-align: justify;">Antalya’da ki MHP’nin özellikle yeni yönetim ile birlikte  başlayan hizmet süresinde gözlemlediklerimizin en başında İl Başkanı  Adnan Kaya’nın göreve başladığı ilk günlerde söylediği, “Kırgınlık ve  dedikodulara son vereceğiz” açıklaması meyvelerini vermeye başladığına  tanıklık etmekteyiz. Düzenlenen iftar yemekleri başta olmak üzere, MHP  teşkilatının tüm kademelerinde görev yapan, eski ve yeni yöneticilerin  bir arada bulunması MHP’nin Antalya’da gücüne kavuştuğunu ve hedefine  adım adım yürüdüğünün fotoğrafını önümüze koyuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Vizyon ve Misyon konusunda ki modern ve çağdaşlaşma anlayışında  ki sürat ise önce Ülkü Ocaklarında başladı. Ülkü Ocakları’nın yeni  hizmet binası benim diyen bir çok il yönetim hizmet binalarına taş  çıkartacak düzeyde düzenlendiğini gözlemledik. Yani vizyon ve misyon  konusunun lafta değil görüntüyle de önemli olduğu açıkça Ülkü  Ocaklarının çalışmasında ortaya çıkmış durumda. Ülkü Ocakları Başkanı  Lokman Kaya’nın sistemli ve programlı yol alışı Ülkü Ocaklarının esas  amaç ve misyonu’nu yakalamasına katkı sağlaması konusunda ki çabası asla  yadsınamaz. Ülkü Ocaklarının hizmet binasında sadece siyaset  yürütülmeyeceği gibi bir çok program, toplantı, panel, sunum ve çok  geniş amaçlı çalışmaların da altına imza atılacağı belli. Bakış açısı ve  anlayış bugün Ülkü Ocaklarının kapısını her düşünce ve Ülkü Ocaklarının  düşüncesine ortak olmak isteyen herkese açık olacağı aşikardır. Ülkü  Ocaklarının salt ‘Anam da, babam da ülkücüydü’ anlayışını savunanların  adresi olmayacağı bu yapılanma ile mesaj verildiği izlenimi var. MHP’nin  İl yönetiminde ve kadrolarında başlayan yükselişi ve kenetlenmesini  sağlayan çaba Ülkü Ocaklarında başlaması İl Yönetiminin ve teşkilatının  da hizmet yürütme çalışmasında örnek teşkil edeceğini düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İl Yönetimi ve Başkanı Adnan Kaya’nın Ülkü Ocaklarının bu  çalışmasına her zaman destek vereceği düşüncesindeyim. Ülkü Ocakları  Ülke’nin milli bütünlüğü konusunda ki sağ duyulu herkese, farklı  düşüncelere sahip olmuş olsa da kapılarını açıp, doğruyu, gerçekleri,  belirlenen ‘doktorin’ ışığı altında anlatmak için çoktan kolları sıvadı.  MHP’nin ise özellikle toplu buluşma ve toplantılarda ortaya koyduğu  kararlılık, vakur ve ülke bütünlüğü konusunda ki duruşu yeni katılımları  da beraberinde getireceği beklenmekte. Yaygın medya da ki ağabey  gazeteciler, yazar çizerler derin konular ile MHP’nin dünü ve bugününü  tartışa dursun Antalya’da MHP’nin büyük bir kenetlenme yaşadığını gözden  kaçırdığını hatırlatmak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em><strong>06.09.2010 / Antalyaguncel.com<br />
</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.antalyaguncel.com/kose_yazisi-23639-Antalyada_MHP_ve_Ulku_Ocaklari"><em><strong>http://www.antalyaguncel.com/kose_yazisi-23639-Antalyada_MHP_ve_Ulku_Ocaklari</strong></em></a></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalyada-mhp-ve-ulku-ocaklari.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyada-mhp-ve-ulku-ocaklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;12 Eylül 2010 Anayasası referandumu sonuçları&#8221; hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-12-eylul-2010-anayasasi-referandumu-sonuclari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-12-eylul-2010-anayasasi-referandumu-sonuclari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:58:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1742</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumu sonuçlanmış ve resmi olmayan ilk sonuçlar ortaya çıkmıştır. Referandum kampanyasında AKP’nin devlet imkanlarını seferber etmesi, baskı, rüşvet, yalan ve tehdit dahil hukuk ve ahlak dışı yol ve yöntemlere başvurması ve manevi değerleri siyasi amaçlı istismar etmesi siyasi tarihimize kara bir sayfa olarak geçmiştir. Buna rağmen referandum sonuçlarına herkes saygı göstermek durumundadır. Başbakan Erdoğan ve AKP’nin bölücülük ve yolsuzluk siciline uygun yandaş yargı yaratma gizli amaçlarına hizmet edecek Anayasa değişikliklerinin Türk milleti tarafından kabul edilmesiyle Türkiye için hayati risk ve tehlikelerle dolu karanlık bir döneme girilmiştir. Başbakan Erdoğan’ın önümüzdeki yıl gündeme getireceğini açıkladığı kapsamlı Anayasa değişikliğinde PKK açılımının ilerletilmesi kapsamında Türkiye’nin milli birliği, milli devlet niteliği ve üniter siyasi yapısının temellerinin yıkılmasını amaçlayan düzenlemelerin yer almasının Türkiye’yi etnik temelde ayrışma, çatışma ve bölünme sürecine mahkum etmesi kaçınılmazdır. Böyle bir gelişmenin doğuracağı vahim ve ağır sonuçlar açıktır. Milliyetçi Hareket Partisi önümüzdeki zor ve sıkıntılı dönemde Türkiye’nin ve Büyük Türk Milleti’nin huzuru, güvenliği, birliği ve bin yıllık kardeşliğini korumak için üzerine düşeni yapmaya azimli ve kararlıdır. Bu vesileyle Başbakan Erdoğan’a uyarımız ve çağrımız, Anayasa referandumu sonuçlarından cesaret alarak PKK açılımını ilerletmeye çalışmasının altından kalkamayacağı sonuçlar doğuracağını biran önce anlaması ve en erken tarihte milletvekili genel seçimine gidilerek Türk milletinin hakemliğine başvurulmasına karşı direnmekten vazgeçmesidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<div>12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumu sonuçlanmış ve resmi olmayan ilk sonuçlar ortaya çıkmıştır.</div>
<p>Referandum kampanyasında AKP’nin devlet  imkanlarını seferber etmesi, baskı, rüşvet, yalan ve tehdit dahil hukuk  ve ahlak dışı yol ve yöntemlere başvurması ve manevi değerleri siyasi  amaçlı istismar etmesi siyasi tarihimize kara bir sayfa olarak  geçmiştir.</p>
<p>Buna rağmen referandum sonuçlarına herkes saygı göstermek durumundadır.</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve AKP’nin bölücülük ve  yolsuzluk siciline uygun yandaş yargı yaratma gizli amaçlarına hizmet  edecek Anayasa değişikliklerinin Türk milleti tarafından kabul  edilmesiyle Türkiye için hayati risk ve tehlikelerle dolu karanlık bir  döneme girilmiştir.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın önümüzdeki yıl gündeme  getireceğini açıkladığı kapsamlı Anayasa değişikliğinde PKK açılımının  ilerletilmesi kapsamında Türkiye’nin milli birliği, milli devlet  niteliği ve üniter siyasi yapısının temellerinin yıkılmasını amaçlayan  düzenlemelerin yer almasının Türkiye’yi etnik temelde ayrışma, çatışma  ve bölünme sürecine mahkum etmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>Böyle bir gelişmenin doğuracağı vahim ve ağır sonuçlar açıktır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi önümüzdeki zor ve  sıkıntılı dönemde Türkiye’nin ve Büyük Türk Milleti’nin huzuru,  güvenliği, birliği ve bin yıllık kardeşliğini korumak için üzerine  düşeni yapmaya azimli ve kararlıdır.</p>
<p>Bu vesileyle Başbakan Erdoğan’a uyarımız ve  çağrımız, Anayasa referandumu sonuçlarından cesaret alarak PKK açılımını  ilerletmeye çalışmasının altından kalkamayacağı sonuçlar doğuracağını  biran önce anlaması ve en erken tarihte milletvekili genel seçimine  gidilerek Türk milletinin hakemliğine başvurulmasına karşı direnmekten  vazgeçmesidir.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-12-eylul-2010-anayasasi-referandumu-sonuclari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-12-eylul-2010-anayasasi-referandumu-sonuclari-hakkinda-yaptiklari-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mete KILIÇ &#8211;  AKP Beslemeleri Evren&#8217;den Hesap Sorabilecek misiniz?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mete-kilic-akp-beslemeleri-evrenden-hesap-sorabilecek-misiniz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mete-kilic-akp-beslemeleri-evrenden-hesap-sorabilecek-misiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 07:56:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1738</guid>
		<description><![CDATA[AKP iktidarı, 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen referandum sürecinin propaganda temelini &#8220;12 Eylül İhtilalinden hesap soracağız, Darbecileri Yargılayacağız.&#8221; üzerine kurmuştu. Darbecilerle, Cuntacılarla, e-muhtıracılarla arası çok iyi olan, onlarla birçok konuda işbirliği yapan AKP iktidarı, bu aldatmaca oyununu çok iyi oynayarak referandumda  %58 gibi bir &#8220;Evet&#8221; oranına ulaştı. Anayasa değişliği paketinin referandumda kabul edilmesiyle birlikte aralarında milletvekili, yazar, gazeteci ve sanatçıların da bulunduğu bir grup, &#8221;12 Eylül darbesini yapanlar&#8221; hakkında suç duyurusunda bulundu. Bunların geneli sol, devrimci ve komünist kimliğini öne çıkan kişilerdir. Suç duyurusunda bulunanlar arasında hala utanmadan &#8220;Ülkücüyüm-Milliyetçiyim&#8221; diyen AKP beslemesi olan Türk Ocakları Başkanı Nuri Gürgür&#8217;ü, Recep Tayyip Erdoğan çağırdı diye koştura koştura iftar yemeğine giden Ramiz Ongun&#8217;u, &#8220;Asansörümüz bozuk&#8221; diyerek BBP Genel Merkezi&#8217;nde ziyarete gelmiş Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ı yürüyerek çıkartan ve &#8220;Hazineden para alamıyoruz, asansörümüzü yaptıramadık&#8221; diyerek adeta dilenci siyaseti sergileyen ama Türkiye&#8217;nin her yerinde trilyonluk bilboardlar kiralayan ve gazetelere tam sayfa ilanlar veren Yalçın Topçu&#8217;yu, PKK&#8217;lı Ahmet Türk&#8217;ün evine geçmiş olsun ziyaretine gidecek kadar hassasiyet(!) sahibi olan Musa Serdar Çelebi&#8217;yi, cezaevinde çile çeken ülkücülerin duygularını sömüren Yusufiyeli Ülkücüler Derneği Başkanı AKP&#8217;li Hasan İlter&#8217;i, Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın Balıkesir mitinginde yanında el pençe divan duran Ahmet Ulu isimli şahsı, AKP yandaşı medyada kapı kapı gezerek MHP&#8217;yi eleştiren Koray Aydın&#8217;ın kurmayı Orhan Bıçakçıoğlu&#8217;nu, Fethullah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan Ülkücülere en ağır hakaretleri ettiğinde hiçbir hassasiyetini yansıtmayan ama AKP&#8217;nin kullandığı beslemelere yönelik haddini bildiren MHP&#8217;li yöneticiler hakkında suç duyurusunda bulunanları ve bunun gibi AKP&#8217;nin değirmenine su taşıyan sözde milliyetçi-Ülkücüleri göremedik. MHP&#8217;nin milli duruşunu baltalamak için AKP&#8217;nin ve cemaatin gazete ve televizyonlarında kendilerine verilen rolü oynayanlar niçin &#8220;12 Eylül&#8217;den ve Kenan Evren&#8217;den hesap sormak için&#8221; ilk suç duyurusunda bulunan olmadılar? 15. madde konusunda düzenleme yapılmasını isteyen MHP&#8217;nin ve CHP&#8217;nin teklifini referandum sürecinden önce &#8220;Bunlar ciddi şeyler değil, sulandırma hareketi, olumlu yaklaşamayız.&#8221; şeklinde karşılayan Recep Tayyip Erdoğan, bu AKP beslemesi kişilere de mi &#8220;Bu işi sulandırmayın&#8221; talimatı vermiştir. AKP&#8217;nin siyasi oyunlarında gönüllü figüranlık yapan bu isimler ve ismini zikretmediğimiz diğer AKP beslemesi kişilerin 12 Eylül ve Kenan Evren ile ilgili ne zaman suç duyurusunda bulunacağını merakla bekliyoruz. Eğer suç duyurusunda bulunup da hesap sorabilirseniz, bir nüsha da Etikhaber&#8217;e gönderin de kamuoyuna buradan duyuralım&#8230; Sizler, Kenan Evren&#8217;i her manada koruyan, her ortamda ona sahip çıkan AKP iktidarının ondan hesap soracağına inanacak ve bu yalana kamuoyunu inandırmaya çalışacak kadar bir zekâ sahibiniz. Hadi bekliyoruz, Kenan Evren hakkında suç duyurusunda bulunun ve &#8220;Darbecilerden hesap soracağız&#8221; diye kandırdığınız Türk milletine sorduğunuz hesabı gösterin. Hadi görelim, 12 Eylül referandumunda onaylanan Anayasa ile Kenan Evren&#8217;e bir gecelik nezarethane cezası bile verdirebilecek misiniz? Peki ya, 12 Eylül referandumunda onaylanan Anayasa ile Kenan Evren&#8217;e bir gecelik nezarethane cezası bile verdiremezseniz utanacak yüz var mı sizde? Peki ya, Kenan Evren&#8217;in kılına bile dokunulmazsa Türk milletinden ve ülkücü hareketten özür dileyebilecek onur, şeref ve haysiyet var mı sizde? Ama olsun. Tüm Türk milliyetçileri, Türklüğe karşı savaş cephesi oluşturmuş AKP&#8217;nin bir beslemesi olduğunuzu gördü. Türk milleti için asıl kazanç da bu olmuştur. 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen referandum, Türk milliyetçilerinin güçlenmesini ve saflarının sıklaşmasını sağlayacak bir sonuç çıkarmıştır. Dostunu-düşmanını gören Türk milliyetçilerinin ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AKP iktidarı, 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen referandum sürecinin propaganda temelini <strong>&#8220;12 Eylül İhtilalinden hesap soracağız, Darbecileri Yargılayacağız.&#8221;</strong> üzerine kurmuştu.</p>
<p>Darbecilerle,  Cuntacılarla, e-muhtıracılarla arası çok iyi olan, onlarla birçok  konuda işbirliği yapan AKP iktidarı, bu aldatmaca oyununu çok iyi  oynayarak referandumda  %58 gibi bir <strong>&#8220;Evet&#8221; </strong>oranına ulaştı.</p>
<p>Anayasa değişliği paketinin referandumda kabul edilmesiyle birlikte  aralarında milletvekili, yazar, gazeteci ve sanatçıların da bulunduğu  bir grup, <strong>&#8221;12 Eylül darbesini yapanlar&#8221; </strong>hakkında suç duyurusunda bulundu. Bunların geneli sol, devrimci ve komünist kimliğini öne çıkan kişilerdir.</p>
<p>Suç duyurusunda bulunanlar arasında hala utanmadan <strong>&#8220;Ülkücüyüm-Milliyetçiyim&#8221;</strong> diyen AKP beslemesi olan Türk Ocakları Başkanı Nuri Gürgür&#8217;ü, Recep  Tayyip Erdoğan çağırdı diye koştura koştura iftar yemeğine giden Ramiz  Ongun&#8217;u, <strong>&#8220;Asansörümüz bozuk&#8221; </strong>diyerek BBP Genel Merkezi&#8217;nde ziyarete gelmiş Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ı yürüyerek çıkartan ve <strong>&#8220;Hazineden para alamıyoruz, asansörümüzü yaptıramadık&#8221; </strong>diyerek  adeta dilenci siyaseti sergileyen ama Türkiye&#8217;nin her yerinde  trilyonluk bilboardlar kiralayan ve gazetelere tam sayfa ilanlar veren  Yalçın Topçu&#8217;yu, PKK&#8217;lı Ahmet Türk&#8217;ün evine geçmiş olsun ziyaretine  gidecek kadar hassasiyet(!) sahibi olan Musa Serdar Çelebi&#8217;yi,  cezaevinde çile çeken ülkücülerin duygularını sömüren Yusufiyeli<strong> </strong>Ülkücüler  Derneği Başkanı AKP&#8217;li Hasan İlter&#8217;i, Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın Balıkesir  mitinginde yanında el pençe divan duran Ahmet Ulu isimli şahsı, AKP  yandaşı medyada kapı kapı gezerek MHP&#8217;yi eleştiren Koray Aydın&#8217;ın  kurmayı Orhan Bıçakçıoğlu&#8217;nu, Fethullah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan  Ülkücülere en ağır hakaretleri ettiğinde hiçbir hassasiyetini  yansıtmayan ama AKP&#8217;nin kullandığı beslemelere yönelik haddini bildiren  MHP&#8217;li yöneticiler hakkında suç duyurusunda bulunanları ve bunun gibi  AKP&#8217;nin değirmenine su taşıyan sözde milliyetçi-Ülkücüleri göremedik.</p>
<p>MHP&#8217;nin milli duruşunu baltalamak için AKP&#8217;nin ve cemaatin gazete ve  televizyonlarında kendilerine verilen rolü oynayanlar niçin <strong>&#8220;12 Eylül&#8217;den ve Kenan Evren&#8217;den hesap sormak için&#8221;</strong> ilk suç duyurusunda bulunan olmadılar?</p>
<p>15. madde konusunda düzenleme yapılmasını isteyen MHP&#8217;nin ve CHP&#8217;nin teklifini referandum sürecinden önce <strong>&#8220;Bunlar ciddi şeyler değil, sulandırma hareketi, olumlu yaklaşamayız.&#8221; </strong>şeklinde karşılayan Recep Tayyip Erdoğan, bu AKP beslemesi kişilere de mi <strong>&#8220;Bu işi sulandırmayın&#8221; </strong>talimatı vermiştir.</p>
<p>AKP&#8217;nin siyasi oyunlarında gönüllü figüranlık yapan bu isimler ve  ismini zikretmediğimiz diğer AKP beslemesi kişilerin 12 Eylül ve Kenan  Evren ile ilgili ne zaman suç duyurusunda bulunacağını merakla  bekliyoruz.</p>
<p>Eğer suç duyurusunda bulunup da hesap sorabilirseniz, bir nüsha da Etikhaber&#8217;e gönderin de kamuoyuna buradan duyuralım&#8230;</p>
<p>Sizler, Kenan Evren&#8217;i her manada koruyan, her ortamda ona sahip çıkan  AKP iktidarının ondan hesap soracağına inanacak ve bu yalana kamuoyunu  inandırmaya çalışacak kadar bir zekâ sahibiniz.</p>
<p><strong>Hadi bekliyoruz, Kenan Evren hakkında suç duyurusunda bulunun  ve &#8220;Darbecilerden hesap soracağız&#8221; diye kandırdığınız Türk milletine  sorduğunuz hesabı gösterin. </strong></p>
<p><strong>Hadi görelim, 12 Eylül referandumunda onaylanan Anayasa ile  Kenan Evren&#8217;e bir gecelik nezarethane cezası bile verdirebilecek  misiniz?</strong></p>
<p><strong>Peki ya, 12 Eylül referandumunda onaylanan Anayasa ile Kenan  Evren&#8217;e bir gecelik nezarethane cezası bile verdiremezseniz utanacak yüz  var mı sizde? </strong></p>
<p><strong>Peki ya, Kenan Evren&#8217;in kılına bile dokunulmazsa Türk  milletinden ve ülkücü hareketten özür dileyebilecek onur, şeref ve  haysiyet var mı sizde?</strong></p>
<p>Ama olsun. Tüm Türk milliyetçileri, Türklüğe karşı savaş cephesi  oluşturmuş AKP&#8217;nin bir beslemesi olduğunuzu gördü. Türk milleti için  asıl kazanç da bu olmuştur.</p>
<p>12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen referandum, Türk  milliyetçilerinin güçlenmesini ve saflarının sıklaşmasını sağlayacak bir  sonuç çıkarmıştır.</p>
<p>Dostunu-düşmanını gören Türk milliyetçilerinin ve Ülkücülerin tek  adresi olmaya devam edecek MHP&#8217;nin yolu daha da açılmıştır. Önümüzdeki  süreçte, Türk milletinin yolu açılmış MHP&#8217;ye çok ihtiyacı olacaktır.</p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>Etikhaber.com</strong></em></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmete-kilic-akp-beslemeleri-evrenden-hesap-sorabilecek-misiniz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mete-kilic-akp-beslemeleri-evrenden-hesap-sorabilecek-misiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya Ülkü Ocakları Türk Dünyası Birimi &#8211;  “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” Ülküsünün Yolbaşçısı İsmail Gaspıralı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-turk-dunyasi-birimi-%e2%80%9cdilde-fikirde-iste-birlik%e2%80%9d-ulkusunun-yolbascisi-ismail-gaspirali.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-turk-dunyasi-birimi-%e2%80%9cdilde-fikirde-iste-birlik%e2%80%9d-ulkusunun-yolbascisi-ismail-gaspirali.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Sep 2010 07:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları Türk Dünyası Birimi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Gaspıralı]]></category>
		<category><![CDATA[Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1736</guid>
		<description><![CDATA[Türkçülerin Kızıl Elması olarak tanımlanan Turan ülküsüne erişmek için her dönemde yeni düşünceler ortaya konulmuştur. Turan ülküsünün gerçekleşmesindeki en mühim etken ve ortak nokta, dilde ve kültürde birliğin sağlanmasıdır. “Dilde, fikirde, işte birlik” düsturuyla Turan ülküsünü giden yolun rotasını çizen büyük Türkçü İsmail Gaspıralı’dır. Bütün Türk Dünyasındaki millî uyanış hareketlerinin büyük öncülerinden olan İsmail Gaspıralı 21 Mart 1851’de, Bahçesaray yakınlarında Avcıköy&#8217;de, Mustafa Ağa&#8217;nın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Gaspıra, İsmail Bey’in babasının doğduğu yerin adıdır. İsmail Gaspıralı ilköğrenimini yaptıktan sonra, Akmescit lisesine gitmiş; iki yıl sonra da Moskova Askeri Lisesi&#8217;ne geçmiştir. Gaspıralı okulda başka Türk yurtlarından gelen Türk öğrencilerle tanışmış ve okuldaki panslavist baskılara karşı Türk milleti üzerine düşünmeye yönelmiştir. 1867&#8242;de, Türklerin tek hür ülkesi olan Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na gitmeyi ve o sıralardaki Girit savaşına katılmayı kafasına koymuştur. Bir kayıkta kırk beş gün kürek çektikten sonra Don nehrini geçerek Odesa&#8217;ya gelmiş, ancak pasaportu olmadığı için Ruslar tarafından yakalanarak Bahçesaray&#8217;a gönderilmiştir. Bu olaydan sonra okula dönmeyen Gaspıralı, 1868’de 400 ruble maaşla, alfabeyi öğrendiği Zincirli Medrese’de Rusça muallimliğe başlamıştır. Burada Türkçe dersi de vermeye başlamıştır. Daha on sekiz yaşındaki genç delikanlı bir olan Gaspıralı’nın ülküsü, bütün Türk Dünyası için, İstanbul Türkçesini esas alan ortak bir Türkçe kurarak Türkler arasındaki birlik şuurunu uyandırmaktı. Gaspıralı, 1871’de Türkiye’ye giderek Türk subayı olmayı düşünmüş, ancak yarıda kalan tahsili ile subay olmanın zor olduğunu kabullenerek dünyayı tanımak, görüş ufkunu genişletmek, tahsilini tamamlamak ve Fransızca öğrenmek için Paris’e gitmiştir. Üç yıl Paris’te kalan Gaspıralı, batı medeniyetinin temellerini araştırmıştır. Paris dönüşü İstanbul’a gelerek tekrar Türk subayı olmanın yollarını aramıştır. Fakat Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, Türklük için çırpınan Kırımlı Türk gencinin duygularına değil, Rus sefiri İgnatief&#8217;in sözlerini kulak vermiştir. Gaspıralı hayallerinin gerçekleşmemesine rağmen Türklük davasından vazgeçmemiştir. İstanbul’da kaldığı sürede devlet işleyişini, eğitim ve öğretim yapısını araştırmıştır. Ve devletin idare edenlerin Türklüğü düşünmediklerini, yabancılar tarafından ülkenin kaynaklarının sömürüldüğünü, eğitim ve öğretimde çok gerilerde kalındığını gözlemlemiştir. Kırım’a dönen Gaspıralı, burada köylülerin, beylerin, mirzaları ve ulemanın hayatını yakından tanımakla meşgul olmuştur. 1878’de Bahçesaray’da belediye reisi seçilerek dört yıl bu görevi yürütmüştür. Bu süreçte gazete çıkarmak istemesine rağmen çar buna izin vermemesi üzerine Genç Molla imzası ile Tavrida gazetesinde Rusça makaleler kaleme almıştır. Daha sonra “Rusya Müslümanlığı” adıyla yayımladığı bu yazıların temellerini, “Türk toplulukları okullar ve medreselerinde çağdaş ilim ve sanatları kendi dilinde okutmalıdır” düşüncesi oluşturmuştur. İsmail Gaspıralı, ilgisizlikten, cehalet uykusuna dalmış Türklüğü uyandırmak, şahlandırmak gibi yüksek ve sağlam düşünceler temelinde milletinin her kesiminde araştırmalar yapmıştır. Kendi çabaları sonucunda 10 Nisan 1883’te Bahçesaray’da Tercüman gazetesini çıkararak gazeteyi tüm Türk Dünyasına yaymış ve büyük bir heyecan uyandırmıştır. Bu gazetenin çıkmasında en büyük katkıyı kendisi gibi ateşli bir Türkçü olan eşi Zühre Hanım mücevherlerini satarak sağlamıştır. İsmail Gaspıralı, 1874’te İstanbul’a geldiğinde dikkatini çeken en mühim konulardan birisi Türk dili üzerindeki tartışmalar olmuştur. Burada Şemseddin Sami, Ahmet Midhat, Mehmet Emin ve Necip Asım gibi Osmanlı’nın önemli Türk aydınlarıyla tanışarak, dostluk kurmuştur. Birçok kişinin de beğenisini kazanan bu Türk aydınları, Türk milletinin kültür alanında yükselebilmesi için Türkçenin milli bir dil olarak kabul edilmesi ve geliştirilmesini mutlak süratle gerekli görüyordu. Osmanlı’da yaşanan dil ve fikir birliği tartışmalarını iyi gözlemleyen İsmail Gaspıralı,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkçülerin Kızıl Elması olarak tanımlanan Turan ülküsüne erişmek için  her dönemde yeni düşünceler ortaya konulmuştur. Turan ülküsünün  gerçekleşmesindeki en mühim etken ve ortak nokta, dilde ve kültürde  birliğin sağlanmasıdır. “Dilde, fikirde, işte birlik” düsturuyla Turan  ülküsünü giden yolun rotasını çizen büyük Türkçü İsmail Gaspıralı’dır.</p>
<p>Bütün  Türk Dünyasındaki millî uyanış hareketlerinin büyük öncülerinden olan  İsmail Gaspıralı 21 Mart 1851’de, Bahçesaray yakınlarında Avcıköy&#8217;de,  Mustafa Ağa&#8217;nın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Gaspıra, İsmail Bey’in  babasının doğduğu yerin adıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İsmail Gaspıralı ilköğrenimini  yaptıktan sonra, Akmescit lisesine gitmiş; iki yıl sonra da Moskova  Askeri Lisesi&#8217;ne geçmiştir. Gaspıralı okulda başka Türk yurtlarından  gelen Türk öğrencilerle tanışmış ve okuldaki panslavist baskılara karşı  Türk milleti üzerine düşünmeye yönelmiştir. 1867&#8242;de, Türklerin tek hür  ülkesi olan Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na gitmeyi ve o sıralardaki Girit  savaşına katılmayı kafasına koymuştur. Bir kayıkta kırk beş gün kürek  çektikten sonra Don nehrini geçerek Odesa&#8217;ya gelmiş, ancak pasaportu  olmadığı için Ruslar tarafından yakalanarak Bahçesaray&#8217;a gönderilmiştir.</p>
<p>Bu  olaydan sonra okula dönmeyen Gaspıralı, 1868’de 400 ruble maaşla,  alfabeyi öğrendiği Zincirli Medrese’de Rusça muallimliğe başlamıştır.  Burada Türkçe dersi de vermeye başlamıştır. Daha on sekiz yaşındaki genç  delikanlı bir olan Gaspıralı’nın ülküsü, bütün Türk Dünyası için,  İstanbul Türkçesini esas alan ortak bir Türkçe kurarak Türkler  arasındaki birlik şuurunu uyandırmaktı.</p>
<p>Gaspıralı, 1871’de  Türkiye’ye giderek Türk subayı olmayı düşünmüş, ancak yarıda kalan  tahsili ile subay olmanın zor olduğunu kabullenerek dünyayı tanımak,  görüş ufkunu genişletmek, tahsilini tamamlamak ve Fransızca öğrenmek  için Paris’e gitmiştir. Üç yıl Paris’te kalan Gaspıralı, batı  medeniyetinin temellerini araştırmıştır. Paris dönüşü İstanbul’a gelerek  tekrar Türk subayı olmanın yollarını aramıştır. Fakat Sadrazam Mahmud  Nedim Paşa, Türklük için çırpınan Kırımlı Türk gencinin duygularına  değil, Rus sefiri İgnatief&#8217;in sözlerini kulak vermiştir.</p>
<p>Gaspıralı  hayallerinin gerçekleşmemesine rağmen Türklük davasından  vazgeçmemiştir. İstanbul’da kaldığı sürede devlet işleyişini, eğitim ve  öğretim yapısını araştırmıştır. Ve devletin idare edenlerin Türklüğü  düşünmediklerini, yabancılar tarafından ülkenin kaynaklarının  sömürüldüğünü, eğitim ve öğretimde çok gerilerde kalındığını  gözlemlemiştir. Kırım’a dönen Gaspıralı, burada köylülerin, beylerin,  mirzaları ve ulemanın hayatını yakından tanımakla meşgul olmuştur.  1878’de Bahçesaray’da belediye reisi seçilerek dört yıl bu görevi  yürütmüştür. Bu süreçte gazete çıkarmak istemesine rağmen çar buna izin  vermemesi üzerine Genç Molla imzası ile Tavrida gazetesinde Rusça  makaleler kaleme almıştır. Daha sonra “Rusya Müslümanlığı” adıyla  yayımladığı bu yazıların temellerini, “Türk toplulukları okullar ve  medreselerinde çağdaş ilim ve sanatları kendi dilinde okutmalıdır”  düşüncesi oluşturmuştur.</p>
<p>İsmail Gaspıralı, ilgisizlikten, cehalet  uykusuna dalmış Türklüğü uyandırmak, şahlandırmak gibi yüksek ve sağlam  düşünceler temelinde milletinin her kesiminde araştırmalar yapmıştır.  Kendi çabaları sonucunda 10 Nisan 1883’te Bahçesaray’da Tercüman  gazetesini çıkararak gazeteyi tüm Türk Dünyasına yaymış ve büyük bir  heyecan uyandırmıştır. Bu gazetenin çıkmasında en büyük katkıyı kendisi  gibi ateşli bir Türkçü olan eşi Zühre Hanım mücevherlerini satarak  sağlamıştır.</p>
<p>İsmail Gaspıralı, 1874’te İstanbul’a geldiğinde  dikkatini çeken en mühim konulardan birisi Türk dili üzerindeki  tartışmalar olmuştur. Burada Şemseddin Sami, Ahmet Midhat, Mehmet Emin  ve Necip Asım gibi Osmanlı’nın önemli Türk aydınlarıyla tanışarak,  dostluk kurmuştur. Birçok kişinin de beğenisini kazanan bu Türk  aydınları, Türk milletinin kültür alanında yükselebilmesi için Türkçenin  milli bir dil olarak kabul edilmesi ve geliştirilmesini mutlak süratle  gerekli görüyordu.</p>
<p>Osmanlı’da yaşanan dil ve fikir birliği  tartışmalarını iyi gözlemleyen İsmail Gaspıralı, Kırım’a dönüşünde Kırım  Türkçesini sade ve basit kullanımı olan bir dil olmasının yollarını  aramaya başlamıştır. Bu husustaki fikirlerini geliştiren Gaspıralı,  araştırmaları sonucu bütün Türk Dünyasının anlayabileceği ortak bir  dilin geliştirilmesi büyük Turan ülküsü için büyük önem arzettiğini  tespit etmiştir. Gaspıralı’ya göre öyle bir dil kullanılıp,  geliştirilmeli ki, konuşulduğu ve yazıldığı zaman İstanbul&#8217;daki hamal ve  kayıkçı ile Doğu Türkistan&#8217;daki çoban anlayabilmeliydi.</p>
<p>Gaspıralı, Türk milleti için genel bir dili gerçekleştirmek amacıyla şu hususlara dikkat çektiğini görüyoruz:</p>
<p>a)  Yaşayan Türk lehçelerinin mahallî kelimeleri, Osmanlı Türkçesinin en  gelişmiş şekli olan İstanbul şivesine uydurularak kullanılmalıdır.<br />
b) Mümkün mertebe yabancı dil ve kaideler Türkçeden çıkarılmalıdır.<br />
c) Okur-yazarlar tarafından anlaşılmayan Arapça ve Farsça tabirler tasfiye edilmelidir.</p>
<p>İsmail  Gaspıralı bu düşünceler çerçevesinde başta Tercüman gazetesi ve  dergilerde birçok makale kaleme almış ve bütün Türk Dünyasındaki  meslektaşları tarafından büyük takdir toplamıştır. Gaspıralı’nın verdiği  asil mücadele başarıya ulaşmış ve Tercüman gazetesinde kullandığı  Türkçe, Doğu Türkistan’dan, Anadolu’ya her Türk’ün anlayabileceği bir  lisan halini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gaspıralı’nın, Türkçü bir ideolog olarak Turan  ülküsü yolunda büyük bir adım atması, yine büyük Türkçü olan Ziya  Gökalp’in takdirini kazanmış ve Gökalp şunları dile getirmiştir;  “Tercüman gazetesini, Kuzey Türkleri olduğu kadar, Doğu Türkleri ile  Batı Türkleri de anlardı. Bu gazete, bütün Türklerin aynı dilde  birleşmelerinin mümkün olabileceğinin canlı bir delilidir”.</p>
<p>Mücadele  hayatının başlarında Türk Dünyasında dil birliğinin sağlanması için  neler yapılması gerektiğini açıkça söylemekten çekinen Gaspıralı,  1905’te Rusya’da başlayan siyasi gelişmeler ile açık ve aktif mücadeleye  başlamıştır. 1905 yılındaki meşrutî hareketle kurulan Rusya Devlet  Duması&#8217;nda Türklere de temsil hakkı verilmesi en iyi şekilde kullanılmış  ve çok sayıda temsilci sokulmuştur.</p>
<p>1905 yılının Ağustos ayında  bir araya gelen Gaspıralı İsmail Bey, Topçubaşı Ali Merdan Bey ve Yusuf  Akçura Bey, &#8220;Rusya Müslümanları İttifakı&#8221;nı kurarak, Türklerin haklarını  Duma&#8217;da nasıl savunmak gerektiği hususunda çalışmalara başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gaspıralı  hem yazdıklarıyla hem de usanmadan Türk Dünyası gezerek verdiği  konferanslarla Turan ülküsünün temeli olan dil birliğini sağlamak için  mücadele vermiştir. Aradan yıllar geçmesine rağmen halen onun tesirinde  yetişen gençler Türk Dünyasının her köşesinde yazdıkları ile  Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünü yaşatmaktadırlar.</p>
<p>Rusların  baskısı altında büyük sıkıntılar içinde mücadele veren İsmail  Gaspıralı, büyük şerefle yürüttüğü dil ve kültür birliği mücadelesini  yüksek seviyelere çıkarmış ve Turan ülküsünü yücelttikten sonra 11 Eylül  1914 yılında vefat etmiştir.<br />
Turan ülküsünün yılmaz yolbaşçısı ruhun şad, mekânın Cennet olsun.</p>
<p><em><strong>Kaynaklar</strong></em><br />
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Toksoy &#8211; XX. Yüzyıla Girerken Türk Dünyası ve İsmail Gaspıralı<br />
Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN &#8211; İsmail Gaspıralı&#8217;nın Fikirleri<br />
Doç. Dr. Hakan Kırımlı &#8211; İsmail Bey Gaspıralı (Gasprinskiy)</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalya-ulku-ocaklari-turk-dunyasi-birimi-%25e2%2580%259cdilde-fikirde-iste-birlik%25e2%2580%259d-ulkusunun-yolbascisi-ismail-gaspirali.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalya-ulku-ocaklari-turk-dunyasi-birimi-%e2%80%9cdilde-fikirde-iste-birlik%e2%80%9d-ulkusunun-yolbascisi-ismail-gaspirali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli’nin &#8220;Ramazan Bayramı&#8221; münasebetiyle yayınladıkları kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 07:56:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1740</guid>
		<description><![CDATA[Bolluk ve bereket pınarlarının coşkulu bir şekilde aktığı, manevi hazzın milletimizi sarıp sarmaladığı, aynı zamanda yardımlaşmanın ve dayanışmanın eşsiz lezzetine varıldığı bir Mübarek Ramazan ayını daha ibadetlerle geçirmenin huzurunu yaşıyoruz. Tutulan oruçlar, açılan eller ve dua eden dillerle Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya çalıştığımız kutlu bir dönemin arkasından bayrama kavuşmuş bulunmaktayız. Şimdi sıra küslerin barışacağı, dargınların kucaklaşacağı, şefkat ve merhametin her taraftan fışkıracağı bir ana gelmiştir. İçinden geçtiğimiz bu bayram günlerinde; özlemler bitecek, hizipler tükenecek, varlık nedenimiz olan ve fedakârlık abideleri olarak üzerimizde çok büyük emekleri bulunan anne ve babalarımız ziyaret edilerek sevindirilecektir. Geride kalan bir aylık manevi arınmadan sonra ulaştığımız bayramda; dostlukların daha da kuvvetlenmesine iftiharla şahit olup tanışmanın, paylaşmanın heyecanını hep birlikte yaşayacağımızdan asla şüphe duymuyorum. Ecdadımızdan bugünlere olgunlaşarak ulaştığı gibi; bayramda büyükler hürmetle hatırlanacak, küçükler sevgiyle karşılanacak, ikramlarla ve karşılıklı güzel dileklerle sevgi bağları daha da güçlenecektir. Mübarek bayram günlerinin mehabetine uygun olarak; kardeşlik duygularımız perçinlenecek, aziz milletimizin arasına ekilmeye çalışılan nifak tohumları yeşerme imkânı bulamadan kuruyup gidecektir. Öpülen her el, okşanan her yanak, bir araya gelen her kalp, çözülen her itilaf karşımızda tüm heybetiyle duran sorunları aşmamızda bize çok değerli katkılar sağlayacaktır. Ayrılma ve çözülme taraftarlarına, çatışma ve kaos özlemi çekenlere karşı vatanımızın her yöresindeki muhterem vatandaşlarımız elele vererek saflarını sıkılaştıracaklar ve habis niyetlilere asla geçit vermeyeceklerdir. İnancım odur ki; milletimize yönelik kurulan tuzaklar, oynanan oyunlar, planlanan gizli gündemler Ramazan Bayramı’nın mana duvarına çarpacak ve etkisiz kalmaya mahkûm olacaktır. Bir ay boyunca Allah’ın rahmetini ve mağfiretini kazanmak için sabahtan akşama kadar ve üstelik sıcaklara da aldırmayarak sabırla ve huşuyla oruç ibadetini yapan milletimiz, bu bayram günlerinde aynı kararlılığı bu defa da sahip olduğu sevgi ve bağlılığın karşılıklı gösterilmesi konusunda ortaya koyacaktır. Sofrasını paylaşan, ekmeğini ikram eden, aynı tarihten gelen, aynı ideallere odaklanmış, hevesleri, sevinçleri, hüzünleri bir olmuş büyük Türk milletinin fertleri; eminim ki, bu bayramda kendi geleceği hakkında çizilmeye çalışılan sarsıntılı ve engebeli yol haritasını da kullanılamaz hale getirecektir. Gönül kapılarını birbirine açarak bütünleşen; anısı, acısı ve adı bir olmuş milletimizin; kendisi için hayırlı ve uğurlu olan kutlu yolda sonsuza kadar sağlam adımlarla yürüyeceğinden kimse endişe etmemelidir. Milletimizin hiçbir kesimini ötekileştirmeden, birlik içinde ve kardeşçe kutlayacağımız daha nice bayram günlerine ulaşmayı ve son anayurdumuzda tam bağımsız bir şekilde yaşamak için herkesin üzerine düşen tarihi sorumluluğu eksiksiz yerine getirmesini temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle aziz vatandaşlarımın ve Türk-İslam âleminin Mübarek Ramazan Bayramı’nı en samimi duygularla kutluyor; hepsine huzur, mutluluk ve ebedi saadetler diliyorum. Dost ve kardeş ülke Pakistan’da meydana gelen ve büyük bir yıkıma yol açan doğal afetten dolayı da hayatlarını kaybedenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa, tüm Pakistanlı kardeşlerimize ise geçmiş olsun dileklerimi iletiyor bu vesileyle bayramlarını tebrik ediyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bolluk ve bereket pınarlarının coşkulu bir  şekilde aktığı, manevi hazzın milletimizi sarıp sarmaladığı, aynı  zamanda yardımlaşmanın ve dayanışmanın eşsiz lezzetine varıldığı bir  Mübarek Ramazan ayını daha ibadetlerle geçirmenin huzurunu yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tutulan oruçlar, açılan eller ve dua eden  dillerle Yüce Allah’ın rızasını kazanmaya çalıştığımız kutlu bir dönemin  arkasından bayrama kavuşmuş bulunmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi sıra küslerin barışacağı, dargınların kucaklaşacağı, şefkat ve merhametin her taraftan fışkıracağı bir ana gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinden geçtiğimiz bu bayram günlerinde;  özlemler bitecek, hizipler tükenecek, varlık nedenimiz olan ve  fedakârlık abideleri olarak üzerimizde çok büyük emekleri bulunan anne  ve babalarımız ziyaret edilerek sevindirilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geride kalan bir aylık manevi arınmadan sonra  ulaştığımız bayramda; dostlukların daha da kuvvetlenmesine iftiharla  şahit olup tanışmanın, paylaşmanın heyecanını hep birlikte  yaşayacağımızdan asla şüphe duymuyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ecdadımızdan bugünlere olgunlaşarak ulaştığı  gibi; bayramda büyükler hürmetle hatırlanacak, küçükler sevgiyle  karşılanacak, ikramlarla ve karşılıklı güzel dileklerle sevgi bağları  daha da güçlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mübarek bayram günlerinin mehabetine uygun  olarak; kardeşlik duygularımız perçinlenecek, aziz milletimizin arasına  ekilmeye çalışılan nifak tohumları yeşerme imkânı bulamadan kuruyup  gidecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öpülen her el, okşanan her yanak, bir araya  gelen her kalp, çözülen her itilaf karşımızda tüm heybetiyle duran  sorunları aşmamızda bize çok değerli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrılma ve çözülme taraftarlarına, çatışma ve  kaos özlemi çekenlere karşı vatanımızın her yöresindeki muhterem  vatandaşlarımız elele vererek saflarını sıkılaştıracaklar ve habis  niyetlilere asla geçit vermeyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancım odur ki; milletimize yönelik kurulan  tuzaklar, oynanan oyunlar, planlanan gizli gündemler Ramazan Bayramı’nın  mana duvarına çarpacak ve etkisiz kalmaya mahkûm olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ay boyunca Allah’ın rahmetini ve mağfiretini  kazanmak için sabahtan akşama kadar ve üstelik sıcaklara da  aldırmayarak sabırla ve huşuyla oruç ibadetini yapan milletimiz, bu  bayram günlerinde aynı kararlılığı bu defa da sahip olduğu sevgi ve  bağlılığın karşılıklı gösterilmesi konusunda ortaya koyacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sofrasını paylaşan, ekmeğini ikram eden, aynı  tarihten gelen, aynı ideallere odaklanmış, hevesleri, sevinçleri,  hüzünleri bir olmuş büyük Türk milletinin fertleri; eminim ki, bu  bayramda kendi geleceği hakkında çizilmeye çalışılan sarsıntılı ve  engebeli yol haritasını da kullanılamaz hale getirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gönül kapılarını birbirine açarak bütünleşen;  anısı, acısı ve adı bir olmuş milletimizin; kendisi için hayırlı ve  uğurlu olan kutlu yolda sonsuza kadar sağlam adımlarla yürüyeceğinden  kimse endişe etmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletimizin hiçbir kesimini ötekileştirmeden,  birlik içinde ve kardeşçe kutlayacağımız daha nice bayram günlerine  ulaşmayı ve son anayurdumuzda tam bağımsız bir şekilde yaşamak için  herkesin üzerine düşen tarihi sorumluluğu eksiksiz yerine getirmesini  temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu duygu ve düşüncelerle aziz vatandaşlarımın ve  Türk-İslam âleminin Mübarek Ramazan Bayramı’nı en samimi duygularla  kutluyor; hepsine huzur, mutluluk ve ebedi saadetler diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Dost ve kardeş ülke Pakistan’da meydana gelen ve  büyük bir yıkıma yol açan doğal afetten dolayı da hayatlarını  kaybedenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa, tüm  Pakistanlı kardeşlerimize ise geçmiş olsun dileklerimi iletiyor bu  vesileyle bayramlarını tebrik ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahceli%25e2%2580%2599nin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahceli%e2%80%99nin-ramazan-bayrami-munasebetiyle-yayinladiklari-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Işıner HAMŞIOĞLU &#8211;  Yeter! Çekin Ellerinizi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-yeter-cekin-ellerinizi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-yeter-cekin-ellerinizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 07:50:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Önkuzu]]></category>
		<category><![CDATA[Pehlivanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1734</guid>
		<description><![CDATA[Bir yazıya ilişti gözüm… Niğde’nin ara sokaklarında bir lokantada, masanın kenarında unutulmuş kirli, sararmış ve tabii ki malum güruha ait bir gazete… Hani dünyanın en büyük başarısına mazhar olsam dahi tek kelime ile bile anılmak istemeyeceğim bir paçavra. Ölü sevici efendilerinin okyanus ötesi talimatlarıyla şekillenen fikirlerini yan masada samimi Müslümanlara dayatmaya çalışan kırmızı yanaklı muhteremlerin kalktığı yerde… Tam da bayram dolayısıyla geldiğimde ziyaret ettiğim Niğde Ülkü Ocakları’nda karşılaştığım manzarayı uzun zamandır göremediğim hemşerilerime gururla anlatırken… İdeallerini yaşayan, yaşarken çevresine bu ülküyü yayabilmek arzusuyla hayata ve gençliğine dair pek çok şeyden vazgeçmiş ülküdaşlarımı anlatıyordum. Ocak başkanımızın, ekibinin gayretlerinden gururla bahsediyor, beraber olduğum hemşerilerimin de yapılanları onaylar sözleriyle biraz daha mutlu oluyordum. Biz diyerek başlamıştım söze, “ben Ülkücüyüm” diyen herkeste biraz kendimi, kendimde onlardan bir şeyleri bulduğumu, benim, onun, diğerinin ama neticesinde “bizim” ideallerimizden başka kaybedecek hiçbir şeyimiz olmadığını anlatıyordum. Karşılık beklemiyorduk, her kapısını çaldığım ocakta adını bilmediğim her dava arkadaşımın yüzünde gördüğüm heyecan vardı içimde. İnandıklarımı defa defa anlatmak, herkesi bu ülküye inandırmak istiyordum. Bu dava Allah davasıydı, bu dava tekti… En baştan başlamıştım anlatmaya. Başbuğumun inancını, çektiği çileleri, azmini, vazgeçmeyişini… Eylül’ün kanlı yüzünü anlatıyordum, bu kutlu yolda çekilen çileleri Pehlivanoğlu’nu, Önkuzu’yu birilerinin adını bile söyleyemediği o yiğide geldiğinde sıra, Kurumahmutoğlu’nu anlatırken, biraz daha burkuldu içim. Yutkundum… Hareketin liderinin geçtiği merhaleleri anlattım. Herşeye rağmen terk edip gitmeyişini. Yola birlikte çıktıklarının, onu ve bu hareketi yolda bulduklarına, hırslarına ve nefislerine tercih edişlerinden söz ettim. Yalan değil: Sizden de bahsettim. Yaptıklarınızdan, yola ilk çıktığınızda sarf ettiğiniz sözlerden, gayretlerinizden, Başbuğ’umun size ve sizin gibilere verdiği emeklerden… Tam o an gördüm yazıyı. Tesadüf bu ya! Korkmayın. Diğerleri görmedi. Umarım görmezler de… Benim anlattıklarımdan ötürü sizin ve diğerlerinin ülkücü harekette hala abi olarak anıldığınızı zannediyorlar. Biliyorum ağır bir vebal aldım üzerime. Ama o an dudaklarımdan dökülmedi kelimeler. Hala ahde vefa diye bir duyguyu mu taşıyorum içimde, ki sizin bütün akitleri çoktan unutmuşken üstelik buna hiç gerek yokken, yoksa kendi kendimi yalancı çıkartırsam anlattığım doğrularda değerini yitirir diye mi korktum… Üzerinize aldığınız vebali düşündüm. Binlerce ülküdaşımın ülkeyi karanlığa ve ayrışmaya sürükleyecek bu sürece dur diyebilmek için harcadığı emekleri, kapı kapı, sokak sokak doğruyu anlatmaya çalışmalarını… Evimize tadilat için gelen boyacı ustasının bile benim kim olduğumu bilmeden, hayır demem için ikna etmeye çalışırken “üç gün uyumadan okudum, araştırdım; bu iş ülkeyi bölünmeye götürecek, evet dersek gelecek günler daha büyük sıkıntılar getirecek” deyişi geldi aklıma. Davasına olan inancına, kısıtlı imkanları içersinde ekmeği için verdiği mücadelenin önüne geçen iman ve itikatine olan hayranlığımın kıskançlığa dönüştüğünü fark edip utandım önce. Belki de kendi eksikliğimi fark ettim. Gururlandım sonra, onunla aynı kutlu yolda yürüdüğümün ayrımına varıp… Sizler geldiniz gözümün önüne aniden. Bu inançlı insanların omuzlarına basarak yükselme çabasına girenler. İkbal kaygısı vicdanlarının önüne geçenler. Bizi bizden olmayan karşısında yeren, anladım ki hiç bizden olmamıştı… Sustum… Sonra bir hikaye anlatmaya başladım. Benim hikayemde Daltonlar, Teksas, Tommiks, Baltalı Zagor yoktu. Ne sizi andıran tabut ustası, ne de iktidarı temsil eden Red Kit’in ayrılmaz çanak yalayıcısı Rintintinin töremeleri vardı… Benim hikayemi bilirsiniz. Sonu “Al diyetini” diye haykırarak biten… İnanın artık bu işin tadı kaçıyor. Usül...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir yazıya ilişti gözüm…</p>
<p>Niğde’nin ara sokaklarında bir lokantada, masanın kenarında unutulmuş kirli, sararmış ve tabii ki malum güruha ait bir gazete…</p>
<p>Hani dünyanın en büyük başarısına mazhar olsam dahi tek kelime ile bile anılmak istemeyeceğim bir paçavra.</p>
<p>Ölü  sevici efendilerinin okyanus ötesi talimatlarıyla şekillenen  fikirlerini yan masada samimi Müslümanlara dayatmaya çalışan kırmızı  yanaklı muhteremlerin kalktığı yerde…</p>
<p>Tam da bayram dolayısıyla  geldiğimde ziyaret ettiğim Niğde Ülkü Ocakları’nda karşılaştığım  manzarayı uzun zamandır göremediğim hemşerilerime gururla anlatırken…</p>
<p>İdeallerini  yaşayan, yaşarken çevresine bu ülküyü yayabilmek arzusuyla hayata ve  gençliğine dair pek çok şeyden vazgeçmiş ülküdaşlarımı anlatıyordum.  Ocak başkanımızın, ekibinin gayretlerinden gururla bahsediyor, beraber  olduğum hemşerilerimin de yapılanları onaylar sözleriyle biraz daha  mutlu oluyordum. Biz diyerek başlamıştım söze, “ben Ülkücüyüm” diyen  herkeste biraz kendimi, kendimde onlardan bir şeyleri bulduğumu, benim,  onun, diğerinin ama neticesinde “bizim” ideallerimizden başka kaybedecek  hiçbir şeyimiz olmadığını anlatıyordum.</p>
<p>Karşılık beklemiyorduk,  her kapısını çaldığım ocakta adını bilmediğim her dava arkadaşımın  yüzünde gördüğüm heyecan vardı içimde. İnandıklarımı defa defa anlatmak,  herkesi bu ülküye inandırmak istiyordum. Bu dava Allah davasıydı, bu  dava tekti…</p>
<p>En baştan başlamıştım anlatmaya. Başbuğumun inancını, çektiği çileleri, azmini, vazgeçmeyişini…</p>
<p>Eylül’ün  kanlı yüzünü anlatıyordum, bu kutlu yolda çekilen çileleri Pehlivanoğlu’nu, Önkuzu’yu birilerinin adını bile söyleyemediği o yiğide  geldiğinde sıra, Kurumahmutoğlu’nu anlatırken, biraz daha burkuldu  içim.</p>
<p>Yutkundum…</p>
<p>Hareketin liderinin geçtiği merhaleleri  anlattım. Herşeye rağmen terk edip gitmeyişini. Yola birlikte  çıktıklarının, onu ve bu hareketi yolda bulduklarına, hırslarına ve  nefislerine tercih edişlerinden söz ettim.</p>
<p>Yalan değil: Sizden de bahsettim.</p>
<p>Yaptıklarınızdan,  yola ilk çıktığınızda sarf ettiğiniz sözlerden, gayretlerinizden,  Başbuğ’umun size ve sizin gibilere verdiği emeklerden…</p>
<p>Tam o an gördüm yazıyı. Tesadüf bu ya!</p>
<p>Korkmayın.  Diğerleri görmedi. Umarım görmezler de… Benim anlattıklarımdan ötürü  sizin ve diğerlerinin ülkücü harekette hala abi olarak anıldığınızı  zannediyorlar. Biliyorum ağır bir vebal aldım üzerime. Ama o an  dudaklarımdan dökülmedi kelimeler. Hala ahde vefa diye bir duyguyu mu  taşıyorum içimde, ki sizin bütün akitleri çoktan unutmuşken üstelik buna  hiç gerek yokken, yoksa kendi kendimi yalancı çıkartırsam anlattığım  doğrularda değerini yitirir diye mi korktum…</p>
<p>Üzerinize aldığınız  vebali düşündüm. Binlerce ülküdaşımın ülkeyi karanlığa ve ayrışmaya  sürükleyecek bu sürece dur diyebilmek için harcadığı emekleri, kapı  kapı, sokak sokak doğruyu anlatmaya çalışmalarını…</p>
<p>Evimize  tadilat için gelen boyacı ustasının bile benim kim olduğumu bilmeden,  hayır demem için ikna etmeye çalışırken “üç gün uyumadan okudum,  araştırdım; bu iş ülkeyi bölünmeye götürecek, evet dersek gelecek günler  daha büyük sıkıntılar getirecek” deyişi geldi aklıma. Davasına olan  inancına, kısıtlı imkanları içersinde ekmeği için verdiği mücadelenin  önüne geçen iman ve itikatine olan hayranlığımın kıskançlığa dönüştüğünü  fark edip utandım önce. Belki de kendi eksikliğimi fark ettim.  Gururlandım sonra, onunla aynı kutlu yolda yürüdüğümün ayrımına varıp…</p>
<p>Sizler  geldiniz gözümün önüne aniden. Bu inançlı insanların omuzlarına basarak  yükselme çabasına girenler. İkbal kaygısı vicdanlarının önüne geçenler.  Bizi bizden olmayan karşısında yeren, anladım ki hiç bizden olmamıştı…</p>
<p>Sustum…</p>
<p>Sonra  bir hikaye anlatmaya başladım. Benim hikayemde Daltonlar, Teksas,  Tommiks, Baltalı Zagor yoktu. Ne sizi andıran tabut ustası, ne de  iktidarı temsil eden Red Kit’in ayrılmaz çanak yalayıcısı Rintintinin  töremeleri vardı…</p>
<p>Benim hikayemi bilirsiniz. Sonu “Al diyetini” diye haykırarak biten…</p>
<p>İnanın artık bu işin tadı kaçıyor.</p>
<p>Usül ve üslup noktasındaki sükuneti acziyet sanmak hata olur.</p>
<p>Yeter.</p>
<p>Artık bir son verin. Yeni bir kimlik, yeni bir aidiyet bulun kendinize.</p>
<p>Bizim ideallerimizi,</p>
<p>Milletin ümitlerini,</p>
<p>Ülkenin geleceğini,</p>
<p>Ülkücü hareketi,</p>
<p>Rahat bırakın!</p>
<p>Alın diyetinizi…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fali-isiner-hamsioglu-yeter-cekin-ellerinizi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-yeter-cekin-ellerinizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Semih YALÇIN &#8211;  &#8220;Derin Milliyetçilerin&#8221; Ayıplı AKP İktidarı İle İmtihanı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-semih-yalcin-derin-milliyetcilerin-ayipli-akp-iktidari-ile-imtihani.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-semih-yalcin-derin-milliyetcilerin-ayipli-akp-iktidari-ile-imtihani.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 07:48:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Semih YALÇIN]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milliyetçileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1732</guid>
		<description><![CDATA[Yakın tarihimize bakıldığında; kimi zaman devlet tarafından desteklenen kimi zaman da yok sayılan Türk milliyetçiliğinin farklı amaçlarla kullanılma gayretlerini görmek mümkündür. Bu çabalara rağmen Türk milliyetçiliği fikri, bizde hiçbir dönemde Avrupa’daki ‘Nationalism’ uygulamalarını hatırlatır nitelikte bir seyir takip etmemiştir. Türk milliyetçiliğinin sahip olduğu bu asalete rağmen belirli dönemlerde iktidarlara ve farklı ideolojilere payanda görevi gördürme gayretleri, birtakım sakat siyasi ilişkilere alet edilmesi talihsizliktir. Cumhuriyet tarihimizde bu tür sakat ilişkilerin örnekleri çok olup 1990’lı yıllarda MHP&#8217;den zihnen çok önce ayrılmış olan bazı isimlerin farklı kulvara geçmesi bunun en acı örneğidir. Günümüzdeki farklılık ise sadece eski oyuna yeni figüranların eklenmiş olması ve mesnetsiz isnatların ifade edilmesinden ibarettir. Üstelik bütün bunları yaparken MHP mensuplarını Türk milliyetçiği anlayışını temsil etmemekle suçlayanlar; esasında şu ana kadarki yanlışlarını ve ilk genel seçimde yapmayı planladıkları siyasi tasarruflarını meşrulaştırma gayreti içindedirler. MHP’nin milliyetçilik anlayışı; merhum Alparslan Türkeş’in Türk tarihinin değerlerinden besleyerek aldığı mirasın korunmuş halidir. Bu miras, Türk siyasetinin bütün olumsuzluklarına rağmen Devlet Bahçeli tarafından MHP’nin politikalarıyla hem uygulama safhasında hem de söylem düzeyinde korunmuştur. Sayın Bahçeli’nin uygulamaları sırasındaki dikkati, uyumluluğu ve devlet-millet kurumlarıyla uzlaşmış görüntüsü ise merhum Türkeş Bey’in ona bıraktığı siyasi mirasın emin ellere intikal etmiş olduğunun ifadesinden başka bir şey değildir. 1980 ihtilali ile dağıtılan milliyetçileri yeniden toparlayan merhum Türkeş Bey’in misyonunu, 1991 yılında RP+MÇP+IDP koalisyonu ile çok zor şartlarda TBMM’ye taşıdığı unutulmamalıdır. Bu başarıya rağmen MHP’nin grup kurma aşamasında ayrıştırılması hangi mantıkla veya hüsnü zan ile izah edilebilir. Hatırlanacağı gibi bu yıllarda akla gelen ilk soru Cumhurbaşkanlığına hazırlanan Turgut Özal’ın bu yol ayrımının neresinde olduğudur. O yıllarda ANAP’ın başında olan Özal’ın koltuğunu tehlikede görerek Türk milliyetçiliği üzerinde oynadığı ‘örtülü oyun’, 1995 yılındaki seçimlerde MHP’nin meclis dışında kalmasının sebeplerinden birisidir. Meclise giren eskiler ise “kendimize Müslümanların iktidarına engel oldular dedirtmeyeceğiz” diyerek Erbakan-Çiller iktidarına destek vermiştir. O dönemde Refah-Yol iktidarı ülkeyi 28 Şubat sürecine götürürken Alparslan Türkeş, manüplasyonlarla itildiği meclis dışında hâlâ ülkesinin mukadderatıyla ilgili faaliyetlerini yürütmeye çalışması ise ancak samimi bir Türk milliyetçisinin asaletinin gereği olarak açıklanabilir. Merhum Türkeş Bey bir taraftan PKK terörü ile ilgili tedbirleri ortaya koyarken diğer taraftan Ermeni meselesiyle ilgili radikal çözüm önerileri ileri sürerek dönemin Türk Dış Politikasını çıkmazdan kurtarmaya çalışmıştır. Kendi ifadesi ile söylemek gerekirse “sırtından hançerlenen” Alparslan Türkeş 1997&#8242;de vefat ettiğinde, MHP&#8217;nin TBMM dışında olması daima bu hareketin hüznü olarak yazılacaktır. Bu hüznü sevince dönüştüren ise 1999&#8242;daki MHP’nin muhteşem seçim zaferiyle Devlet Bahçeli olmuş ve o dönem için 30 yıllık bir siyasi misyonu meclis koridorlarına taşımıştır. 2002 seçimlerinde ise MHP&#8217;nin oyunun %18&#8242;den %8&#8242;e düşmesine rağmen aynı idealleri şiar edinmiş partilerin oyunun artmaması; MHP’nin kaybetmesinin ondan ayrılarak bir şeyler yapmaya çalışan hiçbir kişi ve kuruluşa yaramadığının göstergesidir. 2009 yılı yerel seçimi öncesinde “MHP&#8217;ye oy vermeyin” diyen yeni bir zihniyetin ortaya koyduğu davranış biçimi de ulaşmak istedikleri hedef açısından farklı değildir. Bugün “sıracalı bir zihniyetin” temsilcisi olarak ortaya çıkan Ramiz Ongun’un, varlığını Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcudiyetiyle örtüştürmüş bir siyasi harekete, sırtını başbakan Erdoğan’a dayayarak dil uzatması hangi izan ve aklıselim ile izah edilebilir. Başbakan’a yol arkadaşı olan Ramiz Ongun’un hedefinin Milliyetçi Ülkücü Harekete katkı sağlamak olduğunu söylemek imkânsızdır. Yapılan sadece...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yakın tarihimize bakıldığında; kimi zaman devlet tarafından desteklenen  kimi zaman da yok sayılan Türk milliyetçiliğinin farklı amaçlarla  kullanılma gayretlerini görmek mümkündür. Bu çabalara rağmen Türk  milliyetçiliği fikri, bizde hiçbir dönemde Avrupa’daki ‘Nationalism’  uygulamalarını hatırlatır nitelikte bir seyir takip etmemiştir. Türk  milliyetçiliğinin sahip olduğu bu asalete rağmen belirli dönemlerde  iktidarlara ve farklı ideolojilere payanda görevi gördürme gayretleri,  birtakım sakat siyasi ilişkilere alet edilmesi talihsizliktir.</p>
<p>Cumhuriyet  tarihimizde bu tür sakat ilişkilerin örnekleri çok olup 1990’lı  yıllarda MHP&#8217;den zihnen çok önce ayrılmış olan bazı isimlerin farklı  kulvara geçmesi bunun en acı örneğidir. Günümüzdeki farklılık ise sadece  eski oyuna yeni figüranların eklenmiş olması ve mesnetsiz isnatların  ifade edilmesinden ibarettir. Üstelik bütün bunları yaparken MHP  mensuplarını Türk milliyetçiği anlayışını temsil etmemekle suçlayanlar;  esasında şu ana kadarki yanlışlarını ve ilk genel seçimde yapmayı  planladıkları siyasi tasarruflarını meşrulaştırma gayreti içindedirler.  MHP’nin milliyetçilik anlayışı; merhum Alparslan Türkeş’in Türk  tarihinin değerlerinden besleyerek aldığı mirasın korunmuş halidir. Bu  miras, Türk siyasetinin bütün olumsuzluklarına rağmen Devlet Bahçeli  tarafından MHP’nin politikalarıyla hem uygulama safhasında hem de söylem  düzeyinde korunmuştur. Sayın Bahçeli’nin uygulamaları sırasındaki  dikkati, uyumluluğu ve devlet-millet kurumlarıyla uzlaşmış görüntüsü ise  merhum Türkeş Bey’in ona bıraktığı siyasi mirasın emin ellere intikal  etmiş olduğunun ifadesinden başka bir şey değildir.</p>
<p>1980 ihtilali  ile dağıtılan milliyetçileri yeniden toparlayan merhum Türkeş Bey’in  misyonunu, 1991 yılında RP+MÇP+IDP koalisyonu ile çok zor şartlarda  TBMM’ye taşıdığı unutulmamalıdır. Bu başarıya rağmen MHP’nin grup kurma  aşamasında ayrıştırılması hangi mantıkla veya hüsnü zan ile izah  edilebilir. Hatırlanacağı gibi bu yıllarda akla gelen ilk soru  Cumhurbaşkanlığına hazırlanan Turgut Özal’ın bu yol ayrımının neresinde  olduğudur. O yıllarda ANAP’ın başında olan Özal’ın koltuğunu tehlikede  görerek Türk milliyetçiliği üzerinde oynadığı ‘örtülü oyun’, 1995  yılındaki seçimlerde MHP’nin meclis dışında kalmasının sebeplerinden  birisidir. Meclise giren eskiler ise “kendimize Müslümanların iktidarına  engel oldular dedirtmeyeceğiz” diyerek Erbakan-Çiller iktidarına destek  vermiştir. O dönemde Refah-Yol iktidarı ülkeyi 28 Şubat sürecine  götürürken Alparslan Türkeş, manüplasyonlarla itildiği meclis dışında  hâlâ ülkesinin mukadderatıyla ilgili faaliyetlerini yürütmeye çalışması  ise ancak samimi bir Türk milliyetçisinin asaletinin gereği olarak  açıklanabilir. Merhum Türkeş Bey bir taraftan PKK terörü ile ilgili  tedbirleri ortaya koyarken diğer taraftan Ermeni meselesiyle ilgili  radikal çözüm önerileri ileri sürerek dönemin Türk Dış Politikasını  çıkmazdan kurtarmaya çalışmıştır.</p>
<p>Kendi ifadesi ile söylemek  gerekirse “sırtından hançerlenen” Alparslan Türkeş 1997&#8242;de vefat  ettiğinde, MHP&#8217;nin TBMM dışında olması daima bu hareketin hüznü olarak  yazılacaktır. Bu hüznü sevince dönüştüren ise 1999&#8242;daki MHP’nin muhteşem  seçim zaferiyle Devlet Bahçeli olmuş ve o dönem için 30 yıllık bir  siyasi misyonu meclis koridorlarına taşımıştır. 2002 seçimlerinde ise  MHP&#8217;nin oyunun %18&#8242;den %8&#8242;e düşmesine rağmen aynı idealleri şiar edinmiş  partilerin oyunun artmaması; MHP’nin kaybetmesinin ondan ayrılarak bir  şeyler yapmaya çalışan hiçbir kişi ve kuruluşa yaramadığının  göstergesidir.</p>
<p>2009 yılı yerel seçimi öncesinde “MHP&#8217;ye oy  vermeyin” diyen yeni bir zihniyetin ortaya koyduğu davranış biçimi de  ulaşmak istedikleri hedef açısından farklı değildir. Bugün “sıracalı bir  zihniyetin” temsilcisi olarak ortaya çıkan Ramiz Ongun’un, varlığını  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcudiyetiyle örtüştürmüş bir siyasi  harekete, sırtını başbakan Erdoğan’a dayayarak dil uzatması hangi izan  ve aklıselim ile izah edilebilir. Başbakan’a yol arkadaşı olan Ramiz  Ongun’un hedefinin Milliyetçi Ülkücü Harekete katkı sağlamak olduğunu  söylemek imkânsızdır. Yapılan sadece MHP hareketini engellemek, MHP  tarihini kesintiye uğratmaktan ibarettir. Bu durum ise Türkiye  Cumhuriyeti yok etme projesine alet olmaktan başka bir şey değildir.</p>
<p>O  halde Türk milliyetçileri bu manevraların kimlerin işine yaradığını  artık sorgulamak zorundadır. Geçmişte Özal’ın ANAP&#8217;ına, daha sonraki  süreçte Erbakan-Çiller ittifakına hizmet eden ‘ayrılıkların’ şimdi,  referandum sürecinde yeni bir sürümü sergilenmektedir. R.T. Erdoğan&#8217;ın  yaptırdığı kamuoyu araştırmalarında MHP&#8217;nin devamlı bir yükseliş  içerisinde olduğunun ortaya çıkması, ‘hayır’ oylarının artması; bu  yükselişin malum medya tarafından farklı bir takım senaryolarla  engellenmeye çalışılmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>Eğer sıra ‘derin  milliyetçiler’ için ayıplı AKP iktidarını dolaylı veya doğrudan  desteklemeye geldi ise; bu politik manevranın referandum süreciyle  birlikte ülkenin başına ne işler açacağı görülmeli ve bu millete nasıl  hesap verileceği düşünülmelidir. “Bu Cumhuriyet Artık Bir Nostalji”  şeklinde başlık atarak makale kaleme alanların çoğaldığı ülkemizde  Türkiye Cumhuriyeti Devletini artık tarihte kalmış vakıa gibi  gösterilmesi birazda “derin milliyetçileri(!)” düşündürmelidir. Destek  verilen veya verilmesi planlanan AKP politikaların ardında saklı olan  “öteki” kavramıyla Türk milliyetçilerinin kastedildiği farkına  varılmalıdır. O halde bu Cumhuriyet&#8217;in bitmediğini, Cumhuriyet&#8217;in  nostaljik bir vaka olmadığını hep birlikte haykırma zamanı gelmiştir.</p>
<p>Ülkemizin  yavaş yavaş ayağımızın altından kayıp gittiği böyle bir dönemde MHP’nin  önünü kesme ve Türk milliyetçilerinin yeniden yakalayacakları iktidar  şansının yok edilme çabalarının, Türk Milliyetçilerinin bilinç ve  azmiyle bertaraf edileceğine inancımız tamdır.</p>
<p>“Son Siper” olarak  addettiğimiz MHP’nin üzerinden hamaset ve siyaset yapmak, bu pratiği  seçenlerin safını ve tarafını belirlemekten öteye gidemeyecektir. Zira  Türk Milliyetçileri, MHP üzerinde oynanan ve ülkemizin geleceğini  karartacak olan bu hesapları görmektedir. Bizler bu resmi, milletimizin  her ferdine ve her köşesine götürmek, göstermek ve anlatmak zorundayız.  Bu noktadaki samimiyet ve gayretimiz de taşıdığımız Türk kimliğine olan  borcumuzdur. İnanıyorum ki, Türk Milliyetçileri, geçmişte uygulanmış  olan bu tür hesapların günümüzdeki uzantılarının hesaplarını mutlaka  bozacaktır.</p>
<p>Bu noktada sıhhatli düşünecek olan yine Türk  milliyetçileridir. Günümüz Türkiye ve Dünya konjonktüründe MHP’nin  TBMM&#8217;de yeterli düzeyde temsil edilmemesinin veya iktidar olamamasının  sıkıntısını anlayabilenlerin sayısının fevkalade yüksek olması ise 2011  veya 2023 ideali için tek teselli noktamızdır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fprof-dr-semih-yalcin-derin-milliyetcilerin-ayipli-akp-iktidari-ile-imtihani.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-semih-yalcin-derin-milliyetcilerin-ayipli-akp-iktidari-ile-imtihani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan ÇAKICI &#8211;  Kadim Ülkücülere</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-kadim-ulkuculere.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-kadim-ulkuculere.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 07:46:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>
		<category><![CDATA[Hoca Ahmet Yesevi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1730</guid>
		<description><![CDATA[Söz başında belirtmek isterim ki, bu yazı 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, yazımızın adı olan “kadim ülkücülere”, ikinci bölüm “eski ülkücülere” ve son bölüm ise geleceği inşa edecek olan “ülkücülere” ayrılmıştır. Vesselam… “Kadim bir haritayım ben Damarımda mukaddes ırmaklar Ezbere sokaklar şakağımda Çehremde derin bulutlar” Adamlar vardı. Bir can taşıyorlardı ki cihana değer; öyle kendilerine farklı sıfatlar atfetmiyorlardı, sadelikle yaşadılar. Lakin hatıraları diyar diyar kutsaldı. Onlar, ömürlerinin daha fidan olan deminde, ölümle imtihan oldular. İçlerinde bir huzurlu beste vardı taşıdıkları, bazen bir deniz kıyısında söylemeyi akıllarından geçirdiler. Olmadı, devran çok gördü o besteyi… Bir sonsuz kervandı yürüdükleri, ruhları ise bütün olmuş, akıp gidiyordu. En berrak nehirler gibi… Biz, o nehirden damlalar kuşanıp, davanın nöbetine tutuşanlar; biz, nesillerin yükünü, tarihin yükünü, kaderin yükünü omuzlarında taşıyanlar… Biz, “ocaklı” bir iman hali ile omuz omuza durup, aşk secdesinde alın vurup, can kubbesinde buluşanlar… Biz, kanını helal edip vatana, sonra kanını, kan çeşmesinden akıtanların, bugünkü varisleri, gözbebekleri, yarım kalan hayallerinin bekçileriyiz… Biz, “eskimeden” yaşlananların sözleri ile büyüyen, “eskimeyen” sözlerini tutarak yaşayan, “eski” olmayı ne akıllarına, ne ruhlarına, ne yaşlarına yakıştırmayan adamların; Kendilerine “kadim” olmayı yakıştırarak cihanın zaman tezahürlerini, kendi ömürlerinde bir bütün eyleyenlerin, “kadim ülkücülerin” üzerine titrediği, inşa olunan o ihtişamlı “edep kalesiyiz…” Es-selam, es-selam… Selamların en güzeli, Yüce Allah’ın selamı, geçmişten günümüze o güzel adamların üzerine olsun… O ruhun yaşı sığmaz, benzemez ömürlere… O ne kadim bir ruhtur o… İşte bu yüzden “kadim” olanı, “eski” olanla karıştırmak istemedik. (…) “Sonsuza açılır düşlerim, Kül rengime hilal dokunur Sayfamda hicran yağmurları Ve ışığa koşan mavilerim” Mürekkep kirlenmiş, kalem kirlenmiş, sayfa kirlenmiş… Kelam kirlenmiş… Devran değişse de, ağızlar başka olsa da, söyleyenler, söylenenler ve söyletenler başka olsa da, bize düşen kahır aynı… Şimdi onları, o güzel adamları anarak, bir de üstüne maziden dem vurarak, “yeni devran sahiplerine” ayak uydurarak ahkâm kesenler yok mudur? “Kendini inkâr” ederek “kendi kaldığını” söyleyenler, en ufak bir “taraf” olma mevzusunda, “taraftar” olup devrana yamulanlar, sonra kendilerini yine “inkâr ettikleri kimliğin” üzerinden tanımlayıp; vay, vay, vay bir de kendilerine “eski” diyenler yok mudur? Ekranlarda ve gazetelerde poz vererek, bir de tepeden bakıcı bir üslupla konuşarak, sürekli kendinin kıymetini anlatarak geçinenler yok mudur? İşte bunlara itiraz ediyoruz. Çünkü bu hal, sadece “referandum” ile ilgili bir hal değildir. Bir husumetin, garezin, inkârın ve saldırının ürünüdür; bugünkü bahanesi de “referandumdur.” Kaldı ki, referandum öncesinde bir takım ülkücülerin, “zaman, vakit, bugün vs.” gibi yayın organlarında boy göstermesi, başbakanın “ülkücü kardeşlerim” diye hitap etmesi ve bir çeşit “al gülüm ver gülüm” hesabının ortaya çıkması samimiyetsizlik değil de nedir? Bu fotoğraf, ne İslami, ne insani, ne milli, ne de ahlaki olarak açıklanabilir ki; “ülkücülüğün” temel referansları da bunlar iken, nasıl ülkücülükle açıklanabilir? İşte bu ahvalde, mevzu “evet-hayır” demekten de öte; başta mevcut iktidar olmak üzere, birilerinin “dolgu malzemesi” gibi hareket etmek, “dümen suyuna girmek”, kontrol altında tutulmak, yönlendirilmek ve yönetilmektir. Ekranlarda “gelin, maddeleri konuşalım” demekle, bu hali geçiştiremezsiniz… Zaten o da başka bir meseledir. Yoksa bakınız, sözümüzü başka yere çekip, yine ahkâm kesmeye kalkışacak olanlara da bir çift sözümüz vardır; gitmenin bir haysiyeti vardır. Kimse kimseye, bir çırpıda,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Söz başında belirtmek isterim ki, bu yazı 3 bölümden oluşmaktadır.  İlk bölüm, yazımızın adı olan “kadim ülkücülere”, ikinci bölüm “eski  ülkücülere” ve son bölüm ise geleceği inşa edecek olan “ülkücülere”  ayrılmıştır. Vesselam…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Kadim bir haritayım ben<br />
Damarımda mukaddes ırmaklar<br />
Ezbere sokaklar şakağımda<br />
Çehremde derin bulutlar”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Adamlar vardı. Bir can taşıyorlardı ki cihana değer; öyle kendilerine  farklı sıfatlar atfetmiyorlardı, sadelikle yaşadılar. Lakin hatıraları  diyar diyar kutsaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, ömürlerinin daha fidan olan deminde, ölümle imtihan oldular.  İçlerinde bir huzurlu beste vardı taşıdıkları, bazen bir deniz kıyısında  söylemeyi akıllarından geçirdiler. Olmadı, devran çok gördü o besteyi…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sonsuz kervandı yürüdükleri, ruhları ise bütün olmuş, akıp gidiyordu. En berrak nehirler gibi…</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, o nehirden damlalar kuşanıp, davanın nöbetine tutuşanlar; biz,  nesillerin yükünü, tarihin yükünü, kaderin yükünü omuzlarında  taşıyanlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, “ocaklı” bir iman hali ile omuz omuza durup, aşk secdesinde alın vurup, can kubbesinde buluşanlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, kanını helal edip vatana, sonra kanını, kan çeşmesinden  akıtanların, bugünkü varisleri, gözbebekleri, yarım kalan hayallerinin  bekçileriyiz…</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, “eskimeden” yaşlananların sözleri ile büyüyen, “eskimeyen”  sözlerini tutarak yaşayan, “eski” olmayı ne akıllarına, ne ruhlarına, ne  yaşlarına yakıştırmayan adamların;</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerine “kadim” olmayı yakıştırarak cihanın zaman tezahürlerini,  kendi ömürlerinde bir bütün eyleyenlerin, “kadim ülkücülerin” üzerine  titrediği, inşa olunan o ihtişamlı “edep kalesiyiz…”</p>
<p style="text-align: justify;">Es-selam, es-selam… Selamların en güzeli, Yüce Allah’ın selamı, geçmişten günümüze o güzel adamların üzerine olsun…</p>
<p style="text-align: justify;">O ruhun yaşı sığmaz, benzemez ömürlere… O ne kadim bir ruhtur o…</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu yüzden “kadim” olanı, “eski” olanla karıştırmak istemedik.</p>
<p style="text-align: justify;">(…)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Sonsuza açılır düşlerim,<br />
Kül rengime hilal dokunur<br />
Sayfamda hicran yağmurları<br />
Ve ışığa koşan mavilerim”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
Mürekkep kirlenmiş, kalem kirlenmiş, sayfa kirlenmiş… Kelam kirlenmiş…</p>
<p style="text-align: justify;">Devran değişse de, ağızlar başka olsa da, söyleyenler, söylenenler ve söyletenler başka olsa da, bize düşen kahır aynı…</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi onları, o güzel adamları anarak, bir de üstüne maziden dem  vurarak, “yeni devran sahiplerine” ayak uydurarak ahkâm kesenler yok  mudur?</p>
<p style="text-align: justify;">“Kendini inkâr” ederek “kendi kaldığını” söyleyenler, en ufak bir  “taraf” olma mevzusunda, “taraftar” olup devrana yamulanlar, sonra  kendilerini yine “inkâr ettikleri kimliğin” üzerinden tanımlayıp; vay,  vay, vay bir de kendilerine “eski” diyenler yok mudur?</p>
<p style="text-align: justify;">Ekranlarda ve gazetelerde poz vererek, bir de tepeden bakıcı bir  üslupla konuşarak, sürekli kendinin kıymetini anlatarak geçinenler yok  mudur?</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bunlara itiraz ediyoruz. Çünkü bu hal, sadece “referandum” ile  ilgili bir hal değildir. Bir husumetin, garezin, inkârın ve saldırının  ürünüdür; bugünkü bahanesi de “referandumdur.”</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki, referandum öncesinde bir takım ülkücülerin, “zaman, vakit,  bugün vs.” gibi yayın organlarında boy göstermesi, başbakanın “ülkücü  kardeşlerim” diye hitap etmesi ve bir çeşit “al gülüm ver gülüm”  hesabının ortaya çıkması samimiyetsizlik değil de nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu fotoğraf, ne İslami, ne insani, ne milli, ne de ahlaki olarak  açıklanabilir ki; “ülkücülüğün” temel referansları da bunlar iken, nasıl  ülkücülükle açıklanabilir?</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu ahvalde, mevzu “evet-hayır” demekten de öte; başta mevcut  iktidar olmak üzere, birilerinin “dolgu malzemesi” gibi hareket etmek,  “dümen suyuna girmek”, kontrol altında tutulmak, yönlendirilmek ve  yönetilmektir. Ekranlarda “gelin, maddeleri konuşalım” demekle, bu hali  geçiştiremezsiniz… Zaten o da başka bir meseledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa bakınız, sözümüzü başka yere çekip, yine ahkâm kesmeye  kalkışacak olanlara da bir çift sözümüz vardır; gitmenin bir haysiyeti  vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimse kimseye, bir çırpıda, anlamadan, dinlemeden, dar kafalı bir  şekilde “hain” yaftasını yapıştırmıyor. Evet, gitmenin de bir haysiyeti  vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gidersin… Lakin kişi odur ki, “kıl çadırı terk edip” sonra, “kıl  çadırı bekleyenlere” fitne ile, husumet ile, hele ki başkasının ağzı ile  laf etmez. Susmayı öyle bir edep eylersin ki, derler; “taş yerinde  ağırdır.”</p>
<p style="text-align: justify;">Bir de vara yoğa karşı çıkıp, sanki bahane bulmuş gibi, başka bir  açıdan sanki gidişine meşruiyet arıyormuş veya meşruiyet kazanmış gibi  hallere girmezsin ki desinler; “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”</p>
<p style="text-align: justify;">Gidersin… Sağına soluna bakmadan, her şeyi göze alarak ve lakin gönül  kırmadan, hakka girmeden, göz çıkarmadan, asaletle gidersin…  Gönüldaşları, ülküdaşları, arkadaşları üzmeden, onlar ile “tuz ekmek  hakkını” unutmadan gidersin…</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra her vesileyle dönüp, temcit pilavı gibi aynı sözleri etmezsin…  Onun bunun ekmeğine yağ sürerek ya da ona buna pas atıp  Milliyetçi-Ülkücü iradeye çamur atarak geçinmeye çalışmazsın…</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişin hukukunu, en canlı bir şekilde yaşayan ve yaşatan Ülkü  Ocakları’nın hafızasını, sözüm ona “engin tecrübelerinizle”, balık  hafızası mı sanıyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözlerimiz ise, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz Ülkücü  Hareket’in vicdanı ve idraki adına “eski ülkücülerin” haline bir  şerhtir.</p>
<p style="text-align: justify;">(…)</p>
<p><strong>“Ellerini çek yüzünden<br />
Dervişin tahta kılıcını<br />
Duasını aldım uzaklardan<br />
Gel, gözlerine ezan süreyim”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Herkes bir gün ölecek ve Allah’a hesap verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücülük, işte bu cümlenin altını imanla çizip, çağın sürekli “tanrı” üreten sahtekârlığının üstünü çizmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin muradı bu dünyada ne ise, neyi sevmiş ise, ne uğruna yaşamış  ise; öte dünyada onu bulacaktır. Şanlı Peygamberimizin (s.a.v) bir sual  üzerine verdiği cevap, işte bu yüzden içinde bulunduğumuz zamanı da  aydınlatıyor; “kişi sevdiğiyle beraberdir.”</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tam da bu noktada, omuz omuza olmak güç olmaktır. Omuza omuza  olmak ibadet hali ile çalışmak, safları sık tutmak, her anlamda “sıkı”  olmaktır. Omuz omuza olmak, birkaç iyi adamla başlayan mücadeleyi, saf  saf, fert fert, önce içe ve esasa doğru, sonra dışa ve etrafa doğru,  millete doğru, dünyaya doğru büyütmektir. Bu, fetih şuurudur ki;  manasını ülkücülükte bulur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşlerin kolaylaşacağını düşünmedik, kolaylığı düşünmedik, kolayına da kaçmadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz bu hareketin yaşadığı ağır imtihanların ardından, her şeye rağmen  dimdik ayakta kaldığını ve hali hazırda milletin ebedi bekasının  teminatı olduğunu bilenleriz. Ülkücü vicdan ve idrak sahibi olmanın  zorluğunun, bu mücadele içerisinde karşılaşılan çilelere karşı göğüs  germenin, dünün, bugünün ve yarının zalimlerinin karşısına çıkıp,  “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hükmünce erdemli bir savaş  vermenin mükellefiyetinin bilincindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın her anlamda hız kazandığı zamanlarda büyüdük. En saf ve  temiz yanlarımızı, hayatın acı tecrübeleri hüzünlerle gölgeledi;  hakikatin acısını yaşayarak yolumuza devam ettik. Haramdır demişti  büyüklerimiz, “yeise” kapılmadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın haline bakıp, bölgenin içinde bulunduğu huzursuzluğa bakıp,  ülkenin gidişatına bakıp içimizi karartmıyoruz. Bileniyoruz, çünkü  samimiyiz, inançlıyız. Zaten “şimdiki zamanın ülkücülerinin” yaşadığı  çile, ödediği bedel, verdiği mücadele işte tam da bu noktada yeniden  filizleniyor. Yarın, dünyaya sunulacak çağrının altındaki mühür, bugün  mürekkebini gözlerimizdeki umutla besliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">O yüzden kimse zekâmızı ve hafızamızı küçük görmesin. Ülkücülüğü  şuurlu bir tercihle kendi dünya görüşü haline getiren ve genelde “1980  sonrası” süreçte doğup, büyümüş olan bu nesil; geleceğin lider  Türkiye’sinin mimarı olmak azmi ve kararlılığındadır. Bundan 10-15 sene  sonra bu nesil, ülkemizin ve milletimizin kaderine talip olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasetin laçkalaşan tarafları ile bu tertemiz neslin üzerine gölge  düşürmek isteyenlerin kirli emelleri de kursaklarında kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları, Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri’nin Türkistan’dan  Anadolu’ya, Azerbaycan’dan Balkanlara uzanan bin yıllık ocağının  varisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geleceğin ulu çınarını, henüz fidanken kırmak isteyenler, duyun; işte  bu yüzden biz, fert fert, her birimiz, milyon kere Alparslan  Türkeş’iz…</p>
<p>Hala fitnede ısrar edecekseniz, bizim “ne olduğumuzu” ve “ne olmadığımızı” böylece bilin…</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmak tükenmektir…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-kadim-ulkuculere.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-kadim-ulkuculere.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Dalkavukları Cellât Yapmaya Çalışan: Mustafa Çalık</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-dalkavuklari-cellat-yapmaya-calisan-mustafa-calik.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-dalkavuklari-cellat-yapmaya-calisan-mustafa-calik.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 07:41:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül 1980]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Lideri Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Türk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1726</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın muhalefete &#8220;Size 3 gün süre. Evet, hayır, bildirin, gereğini yapıyoruz.&#8221; şeklinde seslenerek başlattığı ve bunun üzerine muhalefetin hiçbir uzlaşma önerisine yanaşmadığı Anayasa değişikliği süreci, sona doğru yaklaşıyor. Ağızlarından demokrasiyi düşürmeyen AKP iktidarı, süreci başlatırken bile bu anti-demokratik tutumu sergilemiştir. Bir de referandumdan sonra eğer istedikleri sonuç çıkarsa, Türkiye&#8217;nin geleceğini siz düşünün… Recep Tayyip Erdoğan daha da ileri gidip, Anayasa Değişikliğini &#8220;Hepsini hap gibi yutacaksınız.&#8221; diye dayatarak, bunun bir AKP Anayasası olduğunu göstermiştir. &#8220;Bana destek vermezsen bertaraf olursun.&#8221; sözü ile kurumları ve kişileri hedef alan AKP, demokrasi değil, diktatörlüğün zemin çalışmasını yapmaktadır. Bu Anayasa Değişikliği için yapılan referandumun sonucunda &#8220;Evet&#8221; çıkarsa, AKP&#8217;nin diktatörlük tohumları artık filizlenmeye başlayacaktır. AKP&#8217;nin amacı, hedefi budur. Zekâsı, vicdanı ve ülkenin geleceği adına kaygısı olan herkes bunu anlayabilmektedir. AKP&#8217;nin küresel vazifeleri içinde yer alan, Türkiye&#8217;nin bölünme süreci ve bu süreci hızlandırmak için AKP&#8217;nin diktatörlük kurma hevesi birbirine bağlı gelişmeler olacaktır. Zaten sürecin başlamasındaki tehditler ve Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;Anayasa değişikliği sürecini Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi&#8217;nin önemli bir adımı olarak da değerlendiriyoruz. Bununla orada uzun vadede atacağımız adımların önü açılıyor.&#8221; ifadesi her şeyin itirafıdır. Ama bazıları bu itiraflardan, AKP&#8217;nin gizli gündemini gerçekleştirmek için yaptığı dayatmalardan bihaber olarak demokrasi, özgürlük nutukları atıyor. En acısı da herhalde milliyetçi-ülkücü kimliğini kullanılarak AKP&#8217;ye koltuk değneği olanların durumudur. AKP&#8217;nin yandaş medyasında sergiye açılan MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin tabiriyle &#8220;Evet Bülbülleri&#8221; içinde bir tane MHP&#8217;li-Ülkücü yoktur. MHP ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi kalmamış, yıllar önce Ülkücü Harekete sırtını dönmüş bu insanlar, bugün ne hikmetse AKP&#8217;nin kafesinde &#8220;Evet Bülbülü&#8221; olmuşlardır. Adam zaten AKP&#8217;li olmuş; Türk milliyetçiliğine, Ülkücülüğüne sırtını dönmüş, bu kimliğin düşmanlarının yanında Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a düşünce uşaklığı yapıyor, ama MHP&#8217;nin tabanına, Ülkücü Hareketin içine fitne yayma figüranlığını da asla terk etmiyor. Şu an medyada sürekli konuşturulan 10 tane kişi var… Bunların bir tanesi bile MHP&#8217;li değil… Bunları, Türk-İslam düşmanlığında en geniş sicil sahibi olan AKP&#8217;yi herhangi bir konuda eleştirirken gören olmamıştır. Ne AKP&#8217;nin Türklüğe karşı saldırılarında milliyetçilikleri, ne de AKP&#8217;nin İslam&#8217;a ihanetleri karşısında Müslümanlıkları akıllarına gelir. Sağdan say 10 kişi, soldan say 10 kişi olan bu figüranlar, AKP&#8217;nin gizli gündemini gerçekleştirmek için adeta rollerinin hakkını vermektedir. Türk milliyetçiliği ve Ülkücü düşmanlığı eylem ve söylemleri ile sabit olan bir partiye Milliyetçi-Ülkücü kimlikle destek veren kim olursa olsun, bu süreçte maskeli gösteri yapan, samimi olmayan birisidir. Bu süreçte, bu tür kişilerle mücadele etmek için faydalı olacağına inandığım bir kitabı okumaya başladım. Bu kitabın özetinden öğrendiğim sonuç şudur: &#8220;Bellek ve unutma arasındaki ilişki, yaşam ile ölüm arasındaki ilişkidir. Belleği silinmiş ve unutma, unutturma duruşu sergileyen insanların hayatları hep çelişkidir, yanılgıdır. Çizgileri hep zikzaklıdır.&#8221; Bu kitap Fransız düşünür Marc Auge&#8217;neye ait olan &#8220;Unutma Biçimleri&#8221; isimli kitaptır. Bu kitabın bir bölümünde &#8220;Kötü bir bellek, bizi şimdiki zamana bağlayarak aldatıcı görüntüler verir ve sanki bize perspektif duygusu kazandıracakmış gibi en yakınımızda bulunan şeyleri bizden uzaklaştırır.&#8221; cümlesini okurken, aynı gün AKP&#8217;nin yandaş medyasında &#8216;Cellâtlarımıza dalkavukluk etmeyeceğiz&#8217; başlığı altında söyleşi yapan ve referandumda &#8216;Evet&#8217; oyu vereceğini süslü cümlelerle anlatan Sayın Mustafa Çalık aklıma geldi… Bir zamanlar televizyonlarda milli duruşun hiddetlenen, kızan ve tavır gösteren sesi olan, milli...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın muhalefete &#8220;Size 3 gün süre. Evet, hayır, bildirin, gereğini yapıyoruz.&#8221; şeklinde seslenerek başlattığı ve bunun üzerine muhalefetin hiçbir uzlaşma önerisine yanaşmadığı Anayasa değişikliği süreci, sona doğru yaklaşıyor. Ağızlarından demokrasiyi düşürmeyen AKP iktidarı, süreci başlatırken bile bu anti-demokratik tutumu sergilemiştir. Bir de referandumdan sonra eğer istedikleri sonuç çıkarsa, Türkiye&#8217;nin geleceğini siz düşünün…</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan daha da ileri gidip, Anayasa Değişikliğini &#8220;Hepsini hap gibi yutacaksınız.&#8221; diye dayatarak, bunun bir AKP Anayasası olduğunu göstermiştir. &#8220;Bana destek vermezsen bertaraf olursun.&#8221; sözü ile kurumları ve kişileri hedef alan AKP, demokrasi değil, diktatörlüğün zemin çalışmasını yapmaktadır. Bu Anayasa Değişikliği için yapılan referandumun sonucunda &#8220;Evet&#8221; çıkarsa, AKP&#8217;nin diktatörlük tohumları artık filizlenmeye başlayacaktır. AKP&#8217;nin amacı, hedefi budur. Zekâsı, vicdanı ve ülkenin geleceği adına kaygısı olan herkes bunu anlayabilmektedir. AKP&#8217;nin küresel vazifeleri içinde yer alan, Türkiye&#8217;nin bölünme süreci ve bu süreci hızlandırmak için AKP&#8217;nin diktatörlük kurma hevesi birbirine bağlı gelişmeler olacaktır. Zaten sürecin başlamasındaki tehditler ve Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;Anayasa değişikliği sürecini Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi&#8217;nin önemli bir adımı olarak da değerlendiriyoruz. Bununla orada uzun vadede atacağımız adımların önü açılıyor.&#8221; ifadesi her şeyin itirafıdır.</p>
<p>Ama bazıları bu itiraflardan, AKP&#8217;nin gizli gündemini gerçekleştirmek için yaptığı dayatmalardan bihaber olarak demokrasi, özgürlük nutukları atıyor. En acısı da herhalde milliyetçi-ülkücü kimliğini kullanılarak AKP&#8217;ye koltuk değneği olanların durumudur. AKP&#8217;nin yandaş medyasında sergiye açılan MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin tabiriyle &#8220;Evet Bülbülleri&#8221; içinde bir tane MHP&#8217;li-Ülkücü yoktur. MHP ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi kalmamış, yıllar önce Ülkücü Harekete sırtını dönmüş bu insanlar, bugün ne hikmetse AKP&#8217;nin kafesinde &#8220;Evet Bülbülü&#8221; olmuşlardır. Adam zaten AKP&#8217;li olmuş; Türk milliyetçiliğine, Ülkücülüğüne sırtını dönmüş, bu kimliğin düşmanlarının yanında Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a düşünce uşaklığı yapıyor, ama MHP&#8217;nin tabanına, Ülkücü Hareketin içine fitne yayma figüranlığını da asla terk etmiyor.</p>
<p>Şu an medyada sürekli konuşturulan 10 tane kişi var… Bunların bir tanesi bile MHP&#8217;li değil…</p>
<p>Bunları, Türk-İslam düşmanlığında en geniş sicil sahibi olan AKP&#8217;yi herhangi bir konuda eleştirirken gören olmamıştır. Ne AKP&#8217;nin Türklüğe karşı saldırılarında milliyetçilikleri, ne de AKP&#8217;nin İslam&#8217;a ihanetleri karşısında Müslümanlıkları akıllarına gelir. Sağdan say 10 kişi, soldan say 10 kişi olan bu figüranlar, AKP&#8217;nin gizli gündemini gerçekleştirmek için adeta rollerinin hakkını vermektedir. Türk milliyetçiliği ve Ülkücü düşmanlığı eylem ve söylemleri ile sabit olan bir partiye Milliyetçi-Ülkücü kimlikle destek veren kim olursa olsun, bu süreçte maskeli gösteri yapan, samimi olmayan birisidir.</p>
<p>Bu süreçte, bu tür kişilerle mücadele etmek için faydalı olacağına inandığım bir kitabı okumaya başladım. Bu kitabın özetinden öğrendiğim sonuç şudur: &#8220;Bellek ve unutma arasındaki ilişki, yaşam ile ölüm arasındaki ilişkidir. Belleği silinmiş ve unutma, unutturma duruşu sergileyen insanların hayatları hep çelişkidir, yanılgıdır. Çizgileri hep zikzaklıdır.&#8221;</p>
<p>Bu kitap Fransız düşünür Marc Auge&#8217;neye ait olan &#8220;Unutma Biçimleri&#8221; isimli kitaptır. Bu kitabın bir bölümünde &#8220;Kötü bir bellek, bizi şimdiki zamana bağlayarak aldatıcı görüntüler verir ve sanki bize perspektif duygusu kazandıracakmış gibi en yakınımızda bulunan şeyleri bizden uzaklaştırır.&#8221; cümlesini okurken, aynı gün AKP&#8217;nin yandaş medyasında &#8216;Cellâtlarımıza dalkavukluk etmeyeceğiz&#8217; başlığı altında söyleşi yapan ve referandumda &#8216;Evet&#8217; oyu vereceğini süslü cümlelerle anlatan Sayın Mustafa Çalık aklıma geldi…</p>
<p>Bir zamanlar televizyonlarda milli duruşun hiddetlenen, kızan ve tavır gösteren sesi olan, milli kaygıları, milli hedefleri, milli ülküleri olan bir Mustafa Çalık gitmiş yerine AKP&#8217;nin ihanetlerini ve istismarlarını meşrulaştıran bir Mustafa Çalık gelmiştir. AKP yandaşı gazetede gerçekleşen söyleşi içerisinde Ülkücülüğü &#8220;Ülkücülük benim anlayışıma göre, içerisinde milliyetçiliği, mukaddesatçılığı, Osmanlıcılığı, demokratlık iddiasını ve hukuka bağlılık şuurunu ihtiva edecek kadar şumûllü (kapsayıcı) ve zengin bir kavramdır.&#8221; şeklinde tarif ettiği halde, küresel ilişkiler çerçevesinde Türklüğe, İslam&#8217;a her türlü ihaneti etmiş, demokratlığını sadece kendi siyasi menfaatleri söz konusu olunca hatırlayan, hukuk kurallarını adeta hiçe sayan bir siyasi yapıya, yine bu kavramlara zarar vermek için gerçekleştirmeye çalıştığı Anayasa Değişikliği için destek vererek, nasıl bir &#8220;kötü bellek&#8221; sahibi olduğunu göstermekte ve bu değerli kavramları kendisinden uzaklaştırmaktadır.</p>
<p>AKP&#8217;nin &#8220;12 Eylül 1980 darbesinin hesabını soracağız.&#8221; şeklinde tasarladığı tuzağa düştüğü her halinden anlaşılan Sayın Çalık, &#8220;Arkadaşlarımızı, ülküdaşlarımızı nâhak yere katleden bir unsurla aynı safta gözükmek tavrını zül addettiğimiz için &#8220;evet&#8221; diyeceğiz. Kısacası, cellâtlarımıza dalkavukluk etmeyeceğiz.&#8221; demiş söyleşi içerisinde…</p>
<p>Cellâtlara dalkavukluk etmeyeceğini söyleyen Mustafa Çalık, hesap sorulacağı söylenen Kenan Evren Çankaya köşkünde baş konuk edilince, onunla aynı düğünlerde buluşulunca, onunla aynı kurdeleler tutulup açılışlar yapılınca, o hastaneye kaldırıldığında şu an desteklediği kişiler ilk koşanlar olunca acaba &#8220;Ülküdaşım&#8221; dediği kişiler aklına gelmiş midir? Kenan Evren AKP&#8217;nin tüm politikalarına destek verirken, AKP de ona her manada sahip çıkarken dalkavukluğun tarifini herhalde sil baştan bir daha değerlendirecektir. Darbecilerle, cuntacılarla ve e-muhtıracılarla her türlü işbirliği içindeki iktidarın kirini temizlemeye ne Mustafa Çalık&#8217;ın ne de bir başkasının gücü yeter.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın Ülkücülere yönelik &#8220;Kafatasçı, Irkçı, Mafya Bozuntuları, Kandan Beslenenler, İt-kopuk&#8221; diyerek düşmanca kullandığı çirkin sıfatlar tarihe geçmişken, çıkıp Ülkücü şehitlerin mektubunu okuması ve ağlama numarası yapması istismarın daniskasıdır. Ama &#8220;Kötü Bellek&#8221; sahibi Mustafa Çalık, 12 Eylül 1980 tarihinde AKP&#8217;nin kadim dostu Kenan Evren tarafından asılan Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun mektubunu okurken ağlama numarası yapan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ı eleştirenlere de, &#8220;Ne yapmalıydı? Davul, zurna mı çalması lazımdı? Şarkı mı söylemeliydi? O mektubu okuyup da duygulanmaması için insanın eşek olması lazım.&#8221; diye seslenmiş… Sayın Mustafa Çalık, mektup okumanın bir kurgu, istismar olduğunu anlayacak birikimde biridir. Aynı zamanda Ülkücülere her türlü hakareti ve düşmanlığı yapmış Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın bu istismarını samimi görmek için gerçekten eşek olunması gerektiğini herhalde en iyi kendisi bilir. Milliyetçilik-Ülkücülük adına ahkâm kesen Mustafa Çalık&#8217;ın mektup okuma kurgusunda eleştiri yapması gereken konu, Başbakan&#8217;ın şehidimizin mektubunun özellikle &#8220;Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa&#8217;lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır.&#8221; cümlelerini niçin sansüre uğrattığı olmalıydı.</p>
<p>Ülkücülere bugüne kadar hakaret eden, küfür eden birisi çıkıp sansüre uğratarak bir Ülkücü şehidin mektubunu ağlama rolü yaparak okuyor da, Mustafa Çalık buna inanıp kamuoyunu inandırmaya çalışıyorsa, ona &#8220;Yazıklar Olsun&#8221; demek gerekir.</p>
<p>Türk milliyetçiliği ve Ülkücü etiketi ile konuşan-konuşturulan Mustafa Çalık, Türk milliyetçiliği ve Ülkücü düşmanlığında bir kabiliyeti olan merhum Turgut Özal&#8217;a da yakınlık duymaktadır. Bugün ise Özal&#8217;ın çizgisinden gittiğini söyleyen (Batının ahlaksızlığını getirmekle suçluyordu) Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın siyasi oyunlarına destek veren Mustafa Çalık, kendi durduğu noktayı sorgulamak yerine &#8220;Ne var ki, bugün bulunduğumuz noktada ve yaşadığımız hazin manzaraya bakınca, MHP&#8217;nin bir parti ve hareket olarak ülkücülüğün manevî, tarihî ve millî muhayyilesini, iddialarını ve kuşatıcılığını temsil edip edemediği sorulmaya değer bir suâl haline gelmiştir.&#8221; demesi, aslında kendisinin farkında olduğu &#8220;Kötü Bellek&#8221; kompleksidir.</p>
<p>Beşir Ayvazoğlu&#8217;nun Aksiyon Dergisi&#8217;ndeki &#8220;Mustafa Çalık&#8221; başlıklı yazısında şimdi &#8220;Evet&#8217;çi&#8221; safının propagandacısı olan Mustafa Çalık şu şekilde tarif ediliyordu: &#8220;Ortaokul üçüncü sınıfta kendini birden MHP hareketinin içinde bulur. Giriş o giriş! MHP, Mustafa&#8217;ya, Ortegay Gasset&#8217;nin ifadesiyle, &#8220;hem yuva, hem mahpushane&#8221; olacaktır; çok daha önce başlayan fikrî ve siyasî farklılaşmaların tabii sonucu olarak bağlarını bütünüyle kopardığı 1983 yılına kadar&#8230; Mustafa, galiba, Mülkiye&#8217;nin ikinci sınıfındayken verdiği siyasetle uğraşmama kararını Turgut Özal&#8217;la tanıştıktan sonra bozdu. Parti programı üzerinde birlikte çalıştıklarını biliyorum. Eğer Özal yaşasaydı, Mustafa şu anda belki de aktif siyasetin içinde olacaktı.&#8221;</p>
<p>Herhalde Mustafa Çalık, &#8220;Artık Turgut Özal yok. onun yolundan gittiğini söyleyen Recep Tayyip Erdoğan var.&#8221; demektedir.</p>
<p>&#8220;Cellâtlarımıza dalkavukluk etmeyeceğiz.&#8221; diyen Mustafa Çalık acaba AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı &#8220;Anayasayı değiştireceğiz ve vatandaşlıktaki Türklük tanımını kaldıracağız. Yoksa demokratikleşmeyi yapamayız.&#8221; açıklamasıyla AKP&#8217;nin niyetini ortaya koyarken, Türkiye&#8217;nin cellâtları ile nasıl bir ilişki yaşamış oluyor?</p>
<p>Ortadoğu Bölgesi&#8217;nde 22 İslam ülkesinin haritasını, rejimini ve sınırlarını değiştireceğini söyleyen ABD&#8217;nin bu hedefine hizmet eden ve ABD&#8217;nin kanlı projelerinde &#8220;Eşbaşkanlık&#8221; yapanlar, Türk-İslam dünyasının cellâdı olunca, Mustafa Çalık AKP&#8217;nin neyi olmaktadır?</p>
<p>Bu son söylediklerim ışığında, çeşitli kişilerin yan yana gelerek çıkardığı &#8220;Milliyetçilik Ufku&#8221; isimli kitapta &#8220;Hangi Milliyetçilikle Nereye Kadar&#8221; başlıklı yazıda &#8220;Türk milliyetçiliği Türk&#8217;e, Türklüğe, Türk vatanına, İslam dünyasına ve insanlığa hizmeti bütünlüklü bir felsefi anlayış haline getirmedikçe, en başta Türkiye ve Türklükten bile tecrit edileceğini kavramak zorundadır!&#8221; diyen Mustafa Çalık&#8217;ın Türk milliyetçilerine yol haritaları çizerken, bir gün olsun AKP&#8217;ye Türk-İslam değerlerine yaptığı düşmanlık adına, Haçlı ordularına yardım etmesi adına, Hıristiyan ve Yahudi projelere taşeronluk yapması adına bir yol haritası çizerken gören, duyan olmuş mudur?</p>
<p>MHP hangi küresel projelere taşeronluk yapmış, hangi Müslüman katliamına ortak olmuş, hangi gün Türklüğe ihanet etmiş, hangi gün PKK&#8217;lıları davulla-zurnayla karşılamış ki, Mustafa Çalık MHP&#8217;nin duruşunu sorgulamaya kalkıyor?</p>
<p>Mustafa Çalık, bugüne kadar televizyonlarda anlattıkları, kitap ve dergilerde yazdıkları ile çelişkiye düşmüş ve Türk milliyetçiliği düşmanlığını varlık sebebi olarak gören AKP&#8217;nin tezgâhına son düşenlerden birisi olmuştur.</p>
<p>Türk-İslam değerleri hiçbir zaman AKP iktidarında olduğu kadar ihanete uğramamıştı. Türklük düşmanlığı açıktan yapıldı. Her türlü kokuşmuşluk, her türlü çürümüşlük ise İslam maskesi ile kapatılmaya çalışıldı. Ama Mustafa Çalık, bu değerlerin cellâtlarına şirin gözükmek adına kendi tabiriyle resmen dalkavukluk yapmaktadır.</p>
<p>Yine &#8220;Milliyetçilik Ufku&#8221; isimli kitabın bir bölümünde &#8220;Cemiyet meydanını terk edip cemaatçiliğin dar ve izbe sokaklarında çare ve teselli arayarak da enerjisini tüketmez.&#8221; diyerek milliyetçilere akıl veren Mustafa Çalık, şimdi Naci Bostancı ve Mümtazer Türköne gibi isimlerle aynı safta, aynı çizgide çare ve teselliyi cemaatlerin içerisinde aramaktadır.</p>
<p>Nedense bunların hepsi tek kalıp cümlelerle Türk-İslam düşmanı unsurların yolunun açılması için çareler aramaktadırlar. Onların hedeflerinde gecikmeler olunca, teselliyi bunlar vermektedir. Bölücüler Apo&#8217;nun serbest bırakılmasını istiyor, AKP bunun için geçtiğimiz yıllarda resmi girişimlerde bulunuyor. Bir bakıyorsunuz Mustafa Çalık&#8217;ın düşünce ikizi Mümtazer Türköne &#8220;APO&#8217; ya paşalık verelim, Bodrum&#8217;a gönderelim&#8221; diyebiliyor. Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun açılması geciktikçe bunlar kahroluyor, kiliseler onarılıp açıldıkça da bunlar mutluluktan uçuyorlar.</p>
<p>&#8220;Milliyetçi aydın&#8221; sıfatıyla konuşmadıkları gazete ve televizyon yok. Ama ne hikmetse Türk milliyetçiliği değil, Rum, Ermeni, Peşmerge, ABD, AB milliyetçiliği yapmaktadırlar.</p>
<p>Mustafa Çalık da gecikmiş bir hamle yaparak &#8220;Dalkavukları Cellât Yapmaya Çalışan&#8221; Mümtazer Türköne, Naci Bostancı gibi değerli arkadaşlarının safına katılmıştır.</p>
<p>Mustafa Çalık, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan sevdasından kafasını kaldırıp Türk milliyetçiliği düşüncesinin eyleminde ve söyleminde sabit kalırsa, o zaman Türk milliyetçisi olacaktır. İşte o günden sonra dalkavukları cellât yapanların safından kurtulacaktır.</p>
<p>Türk milliyetçisi ve Ülkücüsü olmayı AKP&#8217;ye destek vererek yapanlar, akıl sınırlarını zorlamaktadır. Sayın Mustafa Çalık da bu sınırı zorlayanlardan olmamalıdır.</p>
<p>AKP iktidarına ait kötü bir bellek oluşturarak AKP savunuculuğuna soyunan Mustafa Çalık&#8217;ın sağlıklı bir bellek sahibi olması temennimizdir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-dalkavuklari-cellat-yapmaya-calisan-mustafa-calik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-dalkavuklari-cellat-yapmaya-calisan-mustafa-calik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmail Hakkı KÜPÇÜ &#8211;  Mümtazer Türköne’nin “Yanlış Savaş”ları</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismail-hakki-kupcu-mumtazer-turkone%e2%80%99nin-%e2%80%9cyanlis-savas%e2%80%9dlari.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismail-hakki-kupcu-mumtazer-turkone%e2%80%99nin-%e2%80%9cyanlis-savas%e2%80%9dlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 23:03:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Mümtazer Türköne’nin “Yanlış Savaş”ları]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslâm Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1713</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Türköne, Referandum konusunda MHP’nin tavrını “yanlış savaş” olarak niteliyor. Sandıktan “hayır” cevabı çıksa, “MHP’nin bir kazancı olacak mı” diye soruyor. Sorarken, MHP’nin idealleri olan bir siyasi parti olduğu gerçeğini vurgulamak zorunda kalıyor. Bilmiyor mu ki, idealleri olan bir siyasi parti, oy kaygısıyla hareket etmez. Ülkemizin ve Türk-İslâm Dünyasının menfaatlerini gözetleyerek hareket eder. “Hayır” oyu çıktığında öncelikle ülke kazanacak. Çünkü evvelâ padişah gibi davranışlara dur denilecek. Bilindiği gibi Sayın Başbakan kendisine oy vermeyenleri azarlıyor. Verenleri ise, “koyun” yerine koyuyor. Sıkıştıkça onları da cehennemle korkutuyor. Kendisini şartsız destekleyenleri cennetle müjdeliyor. İşte “hayır” çıktığında Sayın Türköne’nin de savunduğunu söylediği toplumsal uzlaşmanın önü açılacak. Böylece BOP eş başkanlığı gündemden düşecek. Sayın Mümtazer Bey yazılarında, bazı yanlışlıkların çözümü için ifrattan tefrite geçiyor. AKP’nin halkı ikna etmek için kullandığı yöntem de, maalesef bu. Onlar geçmişte bize yapmışlardı, şimdi sıra bizde diyorlar. Sayın Türköne de, eksik bilgi ve yanlış yöntemli analizleriyle bu duruma alet oluyor. Binlerce yıldır büyük devlet kurmanın temelinde, dengeli davranma ve adalet anlayışının yattığını bilmiyorlar. Kendisinin analiz yöntemindeki hatalarını daha önceki yazılarına cevaplarımda belirtmiştim. Kendisini toparlayacağını umut etmiştim. Ama maalesef gittikçe daha kötüye yol alıyor. Nitekim MHP’yi eleştirirken getirdiği örnekte, bu durum gayet net anlaşılıyor. Yazısında MHP’li bir dostundan bahsediyor. Dostu, hayır oyu verilmesi gerektiğini savunuyormuş. Ama dostuna kendin hayır oyu verecek misin diye yemin etmesini istediğinde, yemin edemediğini anlatıyor. Bu anlatılan yanlış da olabilir, doğru da. Doğru olduğunu düşünsek bile, Sayın Türköne’nin analiz yöntemi diğer birçok yazısında olduğu gibi, yine yanlış. Bir veya birkaç kişinin davranışından yola çıkarak bütün Milliyetçi Hareket Camiası hakkında hüküm yürütme anlayışını acaba sosyolojinin hangi kuralına dayandırıyor? Sayın Türköne analizlerinde iki temel hata yapıyor. Birincisi, olayların sadece bir kesitini alarak irdelemesini o temel üzerine oturtuyor. Bu kesitten öncesini hiçe sayıyor. Böyle olunca geçmişten geleceğe ciddi bir ufuk oluşturamıyor. Dolayısıyla analizleri eksik, ulaştığı sonuçlar yanlış oluyor. İkincisi, her sosyal olayın birçok etkeni olduğunu, bunları bütün olarak irdelemek gerektiğini görmüyor. Belki de biliyor ama zor olduğu için beceremiyor. Olayların etkenlerinden sadece birini alıyor, bunu bütüne şamil ediyor ve teorisini onun üzerine inşa ediyor. Dolayısıyla yine yanlış sonuçlara ulaşma ihtimali artıyor. Türköne’nin yazdıkları ve konferanslarında söylediklerini derinlemesine irdeleme fırsatı bulamayan gençler de onun haklı olduğunu düşünüyor. Çünkü aslında olayları incelerken aldığı kesit, genel olarak doğru. İkincisi olayların sebeplerinden biri olarak ele alıp bütüne şamil ettiği sebep de yanlış değil. Sadece aktardığı kesiti ve ele aldığı sebebi görerek, geçmişi ve diğer sebepleri araştırmayanlar, Türköne’nin yazdıklarını doğru kabul edebiliyor. Ama her iki irdeleme yöntemi de çok eksik. Eksikler tamamlansa belki de sonucu değiştirecek. Ama Türköne bilimsel olmayan garip sistemiyle yaptığı hatalı irdelemesini –belki de bilerek- sürdürdükçe gençleri yanıltmaya devam ediyor. MHP’nin anayasa paketinin “PKK açılımı” olduğunu öne sürmesinin hayali olduğunu söylüyor. Böyle demesinin sebebini, pakette bu yönde bir madde olmadığına bağlıyor. İşte böylece, yukarıda yaptığımız eleştiriye güzel bir örnek oluşturuyor. Ne demiştik? Olayların sadece bir kesitini alıyor, dolayısıyla yanılıyor demiştik.  Hâlbuki başta Sayın Başbakan olmak üzere AKP’li yöneticilerin önemli bir bölümünün geçmişte yaptıklarını ve söylediklerini dikkate alsaydı, yani olayları diğer kesitleriyle birlikte değerlendirseydi, MHP’nin vardığı sonuca kendisi de varabilirdi. Türköne’nin diğer bir söylemi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sayın Türköne, Referandum konusunda MHP’nin tavrını “yanlış savaş” olarak niteliyor. Sandıktan “hayır” cevabı çıksa, “MHP’nin bir kazancı olacak mı” diye soruyor. Sorarken, MHP’nin idealleri olan bir siyasi parti olduğu gerçeğini vurgulamak zorunda kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilmiyor mu ki, idealleri olan bir siyasi parti, oy kaygısıyla hareket etmez. Ülkemizin ve Türk-İslâm Dünyasının menfaatlerini gözetleyerek hareket eder.</p>
<p style="text-align: justify;">“Hayır” oyu çıktığında öncelikle ülke kazanacak. Çünkü evvelâ padişah gibi davranışlara dur denilecek. Bilindiği gibi Sayın Başbakan kendisine oy vermeyenleri azarlıyor. Verenleri ise, “koyun” yerine koyuyor. Sıkıştıkça onları da cehennemle korkutuyor. Kendisini şartsız destekleyenleri cennetle müjdeliyor. İşte “hayır” çıktığında Sayın Türköne’nin de savunduğunu söylediği toplumsal uzlaşmanın önü açılacak. Böylece BOP eş başkanlığı gündemden düşecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Mümtazer Bey yazılarında, bazı yanlışlıkların çözümü için ifrattan tefrite geçiyor. AKP’nin halkı ikna etmek için kullandığı yöntem de, maalesef bu. Onlar geçmişte bize yapmışlardı, şimdi sıra bizde diyorlar. <strong>Sayın Türköne de, eksik bilgi ve yanlış yöntemli analizleriyle bu duruma alet oluyor. </strong>Binlerce yıldır büyük devlet kurmanın temelinde, dengeli davranma ve adalet anlayışının yattığını bilmiyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisinin analiz yöntemindeki hatalarını daha önceki yazılarına cevaplarımda belirtmiştim. Kendisini toparlayacağını umut etmiştim. Ama maalesef gittikçe daha kötüye yol alıyor. Nitekim MHP’yi eleştirirken getirdiği örnekte, bu durum gayet net anlaşılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazısında MHP’li bir dostundan bahsediyor. Dostu, hayır oyu verilmesi gerektiğini savunuyormuş. Ama dostuna kendin hayır oyu verecek misin diye yemin etmesini istediğinde, yemin edemediğini anlatıyor. Bu anlatılan yanlış da olabilir, doğru da. Doğru olduğunu düşünsek bile, <strong>Sayın Türköne’nin analiz yöntemi diğer birçok yazısında olduğu gibi, yine yanlış</strong>. Bir veya birkaç kişinin davranışından yola çıkarak bütün Milliyetçi Hareket Camiası hakkında hüküm yürütme anlayışını<strong> acaba sosyolojinin hangi kuralına dayandırıyor?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Türköne analizlerinde iki temel hata yapıyor</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Birincisi</strong>, olayların sadece bir kesitini alarak irdelemesini o temel üzerine oturtuyor. Bu kesitten öncesini hiçe sayıyor. Böyle olunca geçmişten geleceğe ciddi bir ufuk oluşturamıyor. Dolayısıyla analizleri eksik, ulaştığı sonuçlar yanlış oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İkincisi</strong>, her sosyal olayın birçok etkeni olduğunu, bunları bütün olarak irdelemek gerektiğini görmüyor. Belki de biliyor ama zor olduğu için beceremiyor. Olayların etkenlerinden sadece birini alıyor, bunu bütüne şamil ediyor ve teorisini onun üzerine inşa ediyor. Dolayısıyla yine yanlış sonuçlara ulaşma ihtimali artıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Türköne’nin yazdıkları ve konferanslarında söylediklerini derinlemesine irdeleme fırsatı bulamayan gençler de onun haklı olduğunu düşünüyor. Çünkü aslında olayları incelerken aldığı kesit, genel olarak doğru. İkincisi olayların sebeplerinden biri olarak ele alıp bütüne şamil ettiği sebep de yanlış değil. Sadece aktardığı kesiti ve ele aldığı sebebi görerek, geçmişi ve diğer sebepleri araştırmayanlar, Türköne’nin yazdıklarını doğru kabul edebiliyor. Ama her iki irdeleme yöntemi de çok eksik. Eksikler tamamlansa belki de sonucu değiştirecek. <strong>Ama Türköne bilimsel olmayan garip sistemiyle yaptığı hatalı irdelemesini –belki de bilerek- sürdürdükçe gençleri yanıltmaya devam ediyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">MHP’nin anayasa paketinin “PKK açılımı” olduğunu öne sürmesinin hayali olduğunu söylüyor. Böyle demesinin sebebini, pakette bu yönde bir madde olmadığına bağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte böylece, yukarıda yaptığımız eleştiriye güzel bir örnek oluşturuyor. Ne demiştik? Olayların sadece bir kesitini alıyor, dolayısıyla yanılıyor demiştik.  Hâlbuki başta Sayın Başbakan olmak üzere AKP’li yöneticilerin önemli bir bölümünün geçmişte yaptıklarını ve söylediklerini dikkate alsaydı, yani olayları diğer kesitleriyle birlikte değerlendirseydi, MHP’nin vardığı sonuca kendisi de varabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Türköne’nin diğer bir söylemi Anayasa Mahkemesi ve yüksek yargı üzerine. Bu kurumlardaki oligarşinin CHP ile aynı çizgide olduğunu ve bu paket ile onların tahakkümlerinin sona ereceğini savunuyor. Bu durum neden MHP’lileri rahatsız ediyor diye de soruyor. Ama aynı yazısında paketin Anayasa Mahkemesinin süzgecinden geçerek halkoyuna sunulduğunu belirtiyor. Eğer bu kurumları ele geçirme durumları olsaydı Anayasa Mahkemesi buna nasıl razı olur ve referanduma gönderirdi diye soruyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İşte Türköne’nin yazılarında kendi içinde bir çelişki daha.</strong> Anayasa Mahkemesi bile pakette kendisi ve yüksek yargı seçimiyle ilgili herhangi bir terslik görmemiş. Peki, siz herhangi bir değişmenin olmayacağı paketteki maddeleri nasıl oligarşinin yıkılması olarak halka sunuyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta bazı Ülkücüleri ikna edebilmek için, bu kurumlardaki yapının değişeceğinin hayali imalarını yapıyorsunuz? MHP’yi “PKK Açılımı” söyleminde hayali bulurken siz, nasıl böyle bir hayali gerçekmiş gibi satmaya çalışıyorsunuz? <strong>Bu ne yaman bir çelişkidir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yazılarınızda sıkça sığındığınız diğer bir konu, “eski ülkücü” muhabbeti. Zaten referandumun can alıcı noktası da bu konudur. Maksat Ülkücüleri ayrıştırmaktır. Böylece ilerideki BOP vb. gayelerine ulaşmayı engelleyecek olan tek gücü de zayıflatmaktır. Çünkü CHP’deki değişiklikten sonra artık onları rakip güç olarak değil, ileride ortaklık kurabilecekleri bir konumda görüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi, Ülkücülerin sembolü Bozkurt’tur. Yani Ülkücü kalmaya devam edebilenlerin hepsinin ayrı kişiliği vardır. İçlerinden bazılarına bir kısım basın çeşitli sosyolojik sebeplerle yaklaşmaktadırlar. Maksatları “çiviyi çiviye kırdırmak”tır. Ülkücüler, karşılarındakini kendileri gibi bilen, iyi niyetli ve hoşgörülü olduklarından, içten pazarlıklı bu insanların oyununa geçici olarak gelebilenleri olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama Ülkücüler, Sayın Başbakanın kendisine oy verenleri görmek istediği gibi “koyun” değillerdir. Türköne’nin yazısında değindiği “kadim Ülkücüler”in çoğunluğu elbette, kendileri üzerinde oynanan bu oyunları anlamışlar ve boşa çıkarmışlardır. Kalanların da anlayacağı gün yakındır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aslında referandumda asıl görev, Sayın Başbakanı bugüne kadar her şartta desteklemiş genç ve düşünen insanlara düşüyor.</strong> Onlara “koyun” olmadıklarını, kendilerinin de şahsiyetleri olduğunu göstermeleri için ciddi bir fırsat doğdu. Hayır diyerek Sayın Başbakana dur demeleri. Çünkü referandum sonucu doğrudan hükümetin konumunu etkilemiyor. Sadece bir uyarı yapılmış olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer referandumda hayır çıkarsa, Sayın Başbakan&#8217;dan beklenen, tek adamlığı bırakarak kendisine çeki düzen vermesidir. Böylece hem onu oylarıyla destekleyenler, hem de ülke kazanır. Eğer bu uyarıyı dikkate almazsa işte o zaman genel seçimlerde millet kendisine gerekli cevabı verebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sayın Türköne</strong> demokrasiyi gerçekten savunuyorsa, kendisinden bekleyeceğimiz bir davranış olacak. <strong>Hanefi Avcı’nın yazdıklarının benzerini köşesinden açıkça yazamasa bile –en azından- gurup içi toplantılarda ve konferanslarında dile getirmelidir</strong>. Yani çuvaldızı başkasına batırırken, küçük iğneyi kendisine ve gurubuna batırmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türköne, “bizim gurup içerisinde hiçbir hata yok, her şey mükemmel” diyorsa söylenebilecek tek şey, bundan sonra artık kendisinin kaale alınmayacağıdır. Gerçek sosyologlar tarafından da analiz yöntemlerinden dolayı dikkate alınmayan Mümtazer beyin yapabileceği tek şey, hayatının değişik evrelerinde “öteki” olarak nitelediği guruplara çamur atmaya devam etmek olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Umarız ki Sayın Mümtazer Türköne, yaptığı “Yanlış Savaş”tan döner. Rahmetli Erol Güngör Hocamızın asistanı olmaya layık olacak şekilde “Doğru Savaş”a başlar.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fismail-hakki-kupcu-mumtazer-turkone%25e2%2580%2599nin-%25e2%2580%259cyanlis-savas%25e2%2580%259dlari.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismail-hakki-kupcu-mumtazer-turkone%e2%80%99nin-%e2%80%9cyanlis-savas%e2%80%9dlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray ÇİÇEK &#8211;  Diriler ve Mezardakiler&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-diriler-ve-mezardakiler.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-diriler-ve-mezardakiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 22:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül 1980]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldıray ÇİÇEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1677</guid>
		<description><![CDATA[AKP&#8217;yi yönlendiren ve kullanan cemaat dirilerin huzurunu kaçırdığı gibi şimdi de ölülülerimize el atmaya çalışıyor. ABD&#8217;den seslenen ve AKP&#8217;nin siyasi oyununa destek veren cemaatin önderi Fetullah Gülen son yaptığı bir açıklamasında &#8220;İmkân olsa mezardakileri kaldırıp &#8216;evet&#8217;oyu kullandırmak lazım&#8221; gibi akıllara durgunluk veren yorumlarda bulunmuştur. Ölülere bile oy kullandırma düşüncesinde olan bir zihniyetin telaşı ve kaygısı gayet iyi anlaşılmaktadır. AKP&#8217;nin istismar ettiği 12 Eylül 1980 ihtilalini ve ihtilali gerçekleştiren Kenan Evren&#8217;i öve öve bitiremeyen Fetullah Gülen&#8217;e ne oldu da şimdi&#8217;12 EylüTden hesap sorma&#8217;adına ölülere bile imkân arar hale gelmiştir. Kenan Evren&#8217;e cenneti müjdeleyen ve ihtilali &#8220;Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tııluıı saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe(Kenan Evren) bir kere daha selam duruyoruz.&#8221; şeklinde öven Fetullah Gülen şimdi niçin AKP&#8217;yi kurtarmak adına tezgahlanan Anayasa değişikliği için destek istemektedir. 1999 seçimlerinde merhum Bülent Ecevit&#8217;i destekleyen ama 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra bugüne kadar hiç kimseye vermedikleri bir destekle AKP&#8217;yi destekleyen ve tüm yayın organlarını &#8220;AKP&#8217;nin Basın Bürosu&#8221; gibi çalıştıran Fetullah Gülen, açıklamaları içerisinde birde &#8220;Biz hâlâ her partiye karşı aynı mesafede duruyoruz.&#8221; diyebilme esprisini yapmıştır. Cemaatin bu kadar siyaset içine girdiği bir başka dönem olmamıştı. Cemaatin ve AKP&#8217;nin küresel misyonları bunu zorunlu kılmıştır. Fetullah Gülen&#8217;in son açıklamaları hem geçmişte yaptığı açıklamaları unutturma, hemde AKP&#8217;nin zora düştüğü bir ortamda destek yaratma adına olmuştur. 12 Eylül 1980 ile ilgili dün söyledikleri ile bugün söyledikleri tamamen birbirine zıt açıklamalar olmuştur.12 Eylül 1980&#8242;e ve Kenan Evren&#8217;e o yıllarda yapmış olduğu övgüler gerçek düşüncelerini yansıtmıştır. Bugün söyledikleri ise AKP&#8217;nin istismar oyununa katkı sağlasın diye ortaya çıkan yalana dayalı sözlerdir. Mesela geçmişte &#8220;Türkiye&#8217;de az insan öldürülmedi ki. O grup onu öldürttü, öbür grup diğerini. 12 Mart&#8217;ta da millet kanlı bıçaklıydı. Asker geldi müdahale etti. 12 Eylül&#8217;de yine millet kanlı bıçaklıydı. Millet birbirini öldürüyordu. Birbirini öldürerek bir yere varmaya çalışılıyordu. Bunların hepsi teröristti. O taraf da teröristti, bu taraf da. Ama ad koyuyorlardı. Biri diyor ki: &#8221; Ben Müslümanlık için yapıyorum.&#8221; Öbürü de diyor ki:&#8221; Ben toprağım için, milletim için yapıyorum.&#8221; Diğeri de diyordu ki:&#8221; Ben kapitalizme, sömürüye karşı savaşıyorum.&#8221; Onların hepsi bir kısım laflardı. Kur&#8217;an-ı Kerim aynen &#8221; laf&#8221; diyor. Hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan şeylerdi. Ama öldüren öldürene. Ve herkes bir mefkure uğruna öldürüyordu.&#8221; (Fethullah Gülen ile röportaj /Nuriye Akman, Zaman, 23.03.2004) açıklamalarını yapmış olan Fetullah Gülen, son yaptığı açıklamalarda ise &#8220;12 Mart döneminde hapiste kaldığım süre içerisinde hem ülkücüler arasından hem de sol kesimden çiçeği burnunda tığ gibi delikanlı arkadaşlarım oldu. Oturup konuştuğum zaman hepsinin görüşülüp konuşulabilecek insanlar olduklarını gördüm. Aynı silah ve kurşunla birbirini öldüren her iki taraftan, (hem ülkücüler hem de solcular arasından) bu insanların çoğunu o kadar samimi, o kadar saf ve duru buldum ki, kalblerine bir Allah&#8217;la irtibatı ve Efendimizde bağlılığı koysanız sahabe gibi samimi insanlardı.. Gönül verdikleri davada başka beklentileri yoktu.&#8221; İslam adına yorumlarda bulunan, konuşan birisi bu kadar ikiyüzlü bir bakış açısında bulunabilir mi? Hangi ahlak kuralları bu durumu toleranslı değerlendirir? Sayın Fethullah Gülen, AKP&#8217;ye destek adına kendisini ve cemaatini bu kadar küçük...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">AKP&#8217;yi yönlendiren ve kullanan cemaat dirilerin huzurunu kaçırdığı gibi şimdi de ölülülerimize el atmaya çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;den seslenen  ve AKP&#8217;nin siyasi oyununa destek veren cemaatin önderi Fetullah Gülen  son yaptığı bir açıklamasında &#8220;İmkân olsa mezardakileri kaldırıp  &#8216;evet&#8217;oyu kullandırmak lazım&#8221; gibi akıllara durgunluk veren yorumlarda  bulunmuştur. Ölülere bile oy kullandırma düşüncesinde olan bir  zihniyetin telaşı ve kaygısı gayet iyi anlaşılmaktadır. AKP&#8217;nin istismar  ettiği 12 Eylül 1980 ihtilalini ve ihtilali gerçekleştiren Kenan  Evren&#8217;i öve öve bitiremeyen Fetullah Gülen&#8217;e ne oldu da şimdi&#8217;12  EylüTden hesap sorma&#8217;adına ölülere bile imkân arar hale gelmiştir. Kenan  Evren&#8217;e cenneti müjdeleyen ve ihtilali &#8220;Ve, işte şimdi, binbir ümit ve  sevinç içinde, asırlık bekleyişin tııluıı saydığımız, bu son dirilişi,  son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği  yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe(Kenan Evren) bir kere  daha selam duruyoruz.&#8221; şeklinde öven Fetullah Gülen şimdi niçin AKP&#8217;yi  kurtarmak adına tezgahlanan Anayasa değişikliği için destek  istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">1999 seçimlerinde  merhum Bülent Ecevit&#8217;i destekleyen ama 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra  bugüne kadar hiç kimseye vermedikleri bir destekle AKP&#8217;yi destekleyen ve  tüm yayın organlarını &#8220;AKP&#8217;nin Basın Bürosu&#8221; gibi çalıştıran Fetullah  Gülen, açıklamaları içerisinde birde &#8220;Biz hâlâ her partiye karşı aynı  mesafede duruyoruz.&#8221; diyebilme esprisini yapmıştır. Cemaatin bu kadar  siyaset içine girdiği bir başka dönem olmamıştı. Cemaatin ve AKP&#8217;nin  küresel misyonları bunu zorunlu kılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fetullah Gülen&#8217;in  son açıklamaları hem geçmişte yaptığı açıklamaları unutturma, hemde  AKP&#8217;nin zora düştüğü bir ortamda destek yaratma adına olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül 1980 ile  ilgili dün söyledikleri ile bugün söyledikleri tamamen birbirine zıt  açıklamalar olmuştur.12 Eylül 1980&#8242;e ve Kenan Evren&#8217;e o yıllarda yapmış  olduğu övgüler gerçek düşüncelerini yansıtmıştır.<br />
Bugün söyledikleri ise AKP&#8217;nin istismar oyununa katkı sağlasın diye ortaya çıkan yalana dayalı sözlerdir.<br />
Mesela  geçmişte &#8220;Türkiye&#8217;de az insan öldürülmedi ki. O grup onu öldürttü, öbür  grup diğerini. 12 Mart&#8217;ta da millet kanlı bıçaklıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Asker geldi müdahale etti. 12 Eylül&#8217;de yine millet kanlı bıçaklıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet birbirini öldürüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirini öldürerek bir yere varmaya çalışılıyordu. Bunların hepsi teröristti. O taraf da teröristti, bu taraf da.<br />
Ama  ad koyuyorlardı. Biri diyor ki: &#8221; Ben Müslümanlık için yapıyorum.&#8221;  Öbürü de diyor ki:&#8221; Ben toprağım için, milletim için yapıyorum.&#8221; Diğeri  de diyordu ki:&#8221; Ben kapitalizme, sömürüye karşı savaşıyorum.&#8221; Onların  hepsi bir kısım laflardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur&#8217;an-ı Kerim aynen &#8221; laf&#8221; diyor.<br />
Hiçbir  kıymet-i harbiyesi olmayan şeylerdi. Ama öldüren öldürene. Ve herkes  bir mefkure uğruna öldürüyordu.&#8221; (Fethullah Gülen ile röportaj /Nuriye  Akman, Zaman, 23.03.2004) açıklamalarını yapmış olan Fetullah Gülen, son  yaptığı açıklamalarda ise &#8220;12 Mart döneminde hapiste kaldığım süre  içerisinde hem ülkücüler arasından hem de sol kesimden çiçeği burnunda  tığ gibi delikanlı arkadaşlarım oldu. Oturup konuştuğum zaman hepsinin  görüşülüp konuşulabilecek insanlar olduklarını gördüm. Aynı silah ve  kurşunla birbirini öldüren her iki taraftan, (hem ülkücüler hem de  solcular arasından) bu insanların çoğunu o kadar samimi, o kadar saf ve  duru buldum ki, kalblerine bir Allah&#8217;la irtibatı ve Efendimizde  bağlılığı koysanız sahabe gibi samimi insanlardı.. Gönül verdikleri  davada başka beklentileri yoktu.&#8221; İslam adına yorumlarda bulunan,  konuşan birisi bu kadar ikiyüzlü bir bakış açısında bulunabilir mi?  Hangi ahlak kuralları bu durumu toleranslı değerlendirir?</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Fethullah Gülen, AKP&#8217;ye destek adına kendisini ve cemaatini bu kadar küçük düşürmemelidir.<br />
AKP&#8217;nin  kokuşmuş siyaseti, kendisine avukat tutmasını bile zorlaştırmaktadır.  AKP bu millete hesap vereceği gibi, en çokta kul hakkından dolayı yüce  Allah&#8217;a hesap verecek durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi ahlak adına  bir duruşu olmayan ve siyasi menfaatleri için Türk milletinin  geleceğini satan, pazarlayan ve karanlıklara sürükleyen AKP iktidarına  destek vermek bu vebale ortak olmak demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP iktidarının bu referandumdan tek beklentisi yargıyı ele geçirme düşüncelerine onay alabilmektir.<br />
ABD&#8217;nin  projelerine daha iyi hizmet edebilmek, sözde Kürdistan&#8217;ı kurmak için  çabalayan Talabani ve Barzani ikilisine daha çok omuz verebilmek ve  PKK&#8217;nın taleplerine göre şekillenen yıkım projesi olan &#8220;Kürt Açılımını&#8221;  hayata geçirebilmek ve yolsuzluklarının hesabından kaçabilmek için bu  onayı alabilmesi kendisi açısından hayati önem taşımaktadır. Fetullah  Gülen&#8217;in dirilere propagandası yetmiyor gibi, ölülere bile oy  kullandırma arayışını bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir. AKP bir  ihanet sahnesi kurmuş ve kendisine destek toplamaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fethullah Gülen&#8217;in  kendisini tartışmaya açtıracak bir şekilde AKP&#8217;ye destek vermesi de, bu  ihanet oyununa alet olduğunu göstermektedir. Cemaatin yayın  organlarının aylardır &#8220;Eski Ülkücü ve MHP&#8217;li&#8221; etiketli soytarıları  kullanarak MHP üzerinde propaganda yapmasını hiçbir MHP&#8217;li ve Ülkücü  unutmayacaktır. Türk-İslam düşmanı projelerin taşeronu bir partiyi  kurtarmak için MHP&#8217;ye iftiralar atan, MHP&#8217;yi suçlu çıkarmaya çalışanlar  tarihe not edilmiştir.Ölülerden bile medet umacak hale gelen AKP  destekçisi muhtereme MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Sayın Fethullah  Gülen Bey, mezardan kaldırıp oy kullandıracağına, 12 Eylül&#8217;de  Amerika&#8217;dan gelip oy kullanması daha hayırlı olur diye düşünüyorum&#8221;  şeklinde verdiği cevabının anlamını en başta cemaat mensupları çok iyi  algılamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk-İslam düşmanı  bir partiye destek vermek için çırpınmak hiçbir cemaat mensubuna yarar  sağlamayacaktır. Bunu en başta cemaatin önderi fark etmelidir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fyildiray-cicek-diriler-ve-mezardakiler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/yildiray-cicek-diriler-ve-mezardakiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin 30 Ağustos 2010 günü Sabah Gazetesi&#8217;nde çıkan habere ilişkin yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-2010-gunu-sabah-gazetesinde-cikan-habere-iliskin-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-2010-gunu-sabah-gazetesinde-cikan-habere-iliskin-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 23:13:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Habur]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1724</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan’ın kamu bankalarından usulsüz kredi vererek yandaşlarına peşkeş çektiği Sabah gazetesinin 30 Ağustos 2010 günkü manşetinde “Barzani’ye 57. Hükümet zamanında silah ve para yardımı yapıldığına” ilişkin bir haber yer almıştır. Sabah Gazetesi’nin ele geçirdiği “çok özel” belgelere dayandırıldığı iddia edilen bu maksatlı haber, İmralı ile referandum pazarlığında suçüstü yakalanan Başbakan’ın ve yandaşlarının içine düştükleri panik hali ve çaresizliğin bir tezahürüdür. Başbakan’ın emrindeki bu gazetenin meslek ahlakı açısından lekeli sicili esasen bilinmektedir. Çamura batmış olan Başbakan’ı kurtarmak telaşıyla “kozmik oda”da hayali belge avcılığına çıkması bu bakımdan yadırganmayacaktır. PKK’nın en büyük destekçisi olan, Türkiye’ye her fırsatta dil uzatma cüretini gösteren Barzani hakkında bugüne kadar söylediklerimizin arkasındayız. Bu peşmerge reisi hakkındaki kanaatimiz hiçbir şekilde değişmemiştir. Bu husus herkes tarafından çok iyi bilinmelidir. Çıkan bu haberle ilgili olarak buradan sahibinin sesi maşaları değil, onları kullanan Başbakan’ı muhatap alarak kendisine seslenmek istiyorum: 1.    Devletin arşivi ve gizli belgeleri AKP hükümetinin elindedir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Barzani’ye yapılan yardıma onay verdiğine ilişkin bir belge varsa Başbakan’ı bunu açıklamaya davet ediyorum. Barzani’ye silah verilmiş midir, kimin aracılığıyla verilmiştir? 2.    Irak’la ilişkiler, Barzani ve Talabani ile son onbeş yıl içinde yapılan temas ve işbirliği hakkındaki devlet arşivlerindeki bilgi ve belgeler de AKP hükümetinin elindedir. Başbakan Erdoğan’a bu konuda şu açık çağrıda bulunuyorum: √     Barzani hangi dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından kullanılmış, Barzani’nin peşmergeleri Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın emrinde PKK’ya karşı yürütülen mücadelede hangi görevleri yapmıştır? √     Barzani’ye PKK ile mücadele için bu dönemde ne kadar para ve silah yardımı yapılmıştır? √     Barzani’ye bu yardımların verildiği dönem, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in bu peşmerge reisinin “postal yalayıcısı” olduğunu söylediği dönem midir? √     Barzani’nin desteğiyle hangi PKK yöneticileri Irak’ın kuzeyinde yakalanıp Türkiye’ye getirilmiştir? 3.    ABD’nin Irak’ı işgalinden sonraki dönemde Barzani’nin PKK teröristlerine sağladığı fiziki koruma, lojistik destek ve siyasi himaye ne olmuştur? 4.    AKP hükümeti bugün “ağabey” dediği, kırmızı halılarla karşıladığı Barzani’ye PKK’ya desteğini kesmesi için baskı yapmış mıdır, yaptırım uygulamış mıdır? 5.    Ekim 2009’da Habur’da PKK’lı bir terörist grubunun Türkiye’ye girişinden önce AKP hükümeti Barzani ve onun aracılığıyla Kandil çeteleri ile hangi pazarlıkları yürütmüştür? Barzani yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani Habur ihanetini AKP hükümeti ile birlikte hazırladıklarını, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in bu amaçla görevlendirildiğini açıklamıştır. 2 Kasım 2009 tarihli Türk basınında yer alan bu haber yalanlanmamıştır. Başbakan kendisine bağlı MİT Müsteşarı’na Habur ihaneti planlaması için ne talimat vermiştir, pazarlık nasıl yürütülmüştür? ●     Başbakan Erdoğan’ı dürüst ve namuslu olmaya, elinde bulunan devlet arşivindeki bu konulardaki bilgi ve belgeleri açıklamaya çağırıyorum. Kendisi açıklamaz, bundan kaçarsa günü geldiğinde bunların açıklanacağını ve kendisinin de çok mahcup olacağını bilmesini istiyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’ın kamu bankalarından usulsüz  kredi vererek yandaşlarına peşkeş çektiği Sabah gazetesinin 30 Ağustos  2010 günkü manşetinde “Barzani’ye 57. Hükümet zamanında silah ve para  yardımı yapıldığına” ilişkin bir haber yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah Gazetesi’nin ele geçirdiği “çok özel”  belgelere dayandırıldığı iddia edilen bu maksatlı haber, İmralı ile  referandum pazarlığında suçüstü yakalanan Başbakan’ın ve yandaşlarının  içine düştükleri panik hali ve çaresizliğin bir tezahürüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın emrindeki bu gazetenin meslek ahlakı açısından lekeli sicili esasen bilinmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çamura batmış olan Başbakan’ı kurtarmak telaşıyla “kozmik oda”da hayali belge avcılığına çıkması bu bakımdan yadırganmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK’nın en büyük destekçisi olan, Türkiye’ye her  fırsatta dil uzatma cüretini gösteren Barzani hakkında bugüne kadar  söylediklerimizin arkasındayız. Bu peşmerge reisi hakkındaki kanaatimiz  hiçbir şekilde değişmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu husus herkes tarafından çok iyi bilinmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çıkan bu haberle ilgili olarak buradan sahibinin  sesi maşaları değil, onları kullanan Başbakan’ı muhatap alarak  kendisine seslenmek istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">1.    Devletin arşivi ve gizli belgeleri AKP  hükümetinin elindedir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Barzani’ye  yapılan yardıma onay verdiğine ilişkin bir belge varsa Başbakan’ı bunu  açıklamaya davet ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Barzani’ye silah verilmiş midir, kimin aracılığıyla verilmiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">2.    Irak’la ilişkiler, Barzani ve Talabani ile  son onbeş yıl içinde yapılan temas ve işbirliği hakkındaki devlet  arşivlerindeki bilgi ve belgeler de AKP hükümetinin elindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Erdoğan’a bu konuda şu açık çağrıda bulunuyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">√     Barzani hangi dönemlerde Türkiye  Cumhuriyeti devleti tarafından kullanılmış, Barzani’nin peşmergeleri  Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın emrinde PKK’ya karşı yürütülen mücadelede  hangi görevleri yapmıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">√     Barzani’ye PKK ile mücadele için bu dönemde ne kadar para ve silah yardımı yapılmıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">√     Barzani’ye bu yardımların verildiği dönem,  Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in bu peşmerge reisinin “postal  yalayıcısı” olduğunu söylediği dönem midir?</p>
<p style="text-align: justify;">√     Barzani’nin desteğiyle hangi PKK yöneticileri Irak’ın kuzeyinde yakalanıp Türkiye’ye getirilmiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">3.    ABD’nin Irak’ı işgalinden sonraki dönemde  Barzani’nin PKK teröristlerine sağladığı fiziki koruma, lojistik destek  ve siyasi himaye ne olmuştur?</p>
<p style="text-align: justify;">4.    AKP hükümeti bugün “ağabey” dediği,  kırmızı halılarla karşıladığı Barzani’ye PKK’ya desteğini kesmesi için  baskı yapmış mıdır, yaptırım uygulamış mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">5.    Ekim 2009’da Habur’da PKK’lı bir terörist  grubunun Türkiye’ye girişinden önce AKP hükümeti Barzani ve onun  aracılığıyla Kandil çeteleri ile hangi pazarlıkları yürütmüştür?</p>
<p style="text-align: justify;">Barzani yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani  Habur ihanetini AKP hükümeti ile birlikte hazırladıklarını, dönemin MİT  Müsteşarı Emre Taner’in bu amaçla görevlendirildiğini açıklamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">2 Kasım 2009 tarihli Türk basınında yer alan bu haber yalanlanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan kendisine bağlı MİT Müsteşarı’na Habur ihaneti planlaması için ne talimat vermiştir, pazarlık nasıl yürütülmüştür?</p>
<p style="text-align: justify;">●     Başbakan Erdoğan’ı dürüst ve namuslu  olmaya, elinde bulunan devlet arşivindeki bu konulardaki bilgi ve  belgeleri açıklamaya çağırıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendisi açıklamaz, bundan kaçarsa günü  geldiğinde bunların açıklanacağını ve kendisinin de çok mahcup olacağını  bilmesini istiyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-2010-gunu-sabah-gazetesinde-cikan-habere-iliskin-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-2010-gunu-sabah-gazetesinde-cikan-habere-iliskin-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atilla GÖKTUĞ &#8211;  Sabah Gazetesi’nin Yalanları Mide Bulandırıyor</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atilla-goktug-sabah-gazetesi%e2%80%99nin-yalanlari-mide-bulandiriyor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atilla-goktug-sabah-gazetesi%e2%80%99nin-yalanlari-mide-bulandiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 23:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi camia]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah Gazetesi’nin Yalanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1711</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa değişikliğinin oylanacağı 12 Eylül 2010 tarihine az bir zaman kala köşeye sıkışan AKP ve yandaşları akla hayale gelmedik yalanlarına her geçen gün yenilerini ekliyorlar. İktidara geldikleri ilk günden bu yana devlet kurumlarında kendi yandaşlarına kadro açıp, üstüne bir de adaletten bahsedip medyayı da arka bahçeleri haline getirmekte hiçbir sakınca görmeyenler, adı sanı duyulmamış ve hiçbir vasfı olmayan kişileri medyanın en stratejik noktalarına yerleştirerek yandaş medyayı kontrol etmekten ve yönlendirmekten de hiçbir sakınca duymamaktadırlar. TMSF’yi araç olarak kullanıp, senaryosu önceden yazılmış ihalelerde oluşturulan ‘yandaş medya’ şüphesiz ki AKP’nin iktidarda kalmasında çok büyük etkenlerdendir. Ancak yapılan bu taraflı yayınlar, yalan ve iftira dolu çalışmalar hiç şüphesiz ki Türk basın tarihi açısından kara bir lekedir. Bu kara lekelere son günlerde bir yenisi daha eklenmiştir. Bizzat Başbakan’ın damadı tarafından kontrol edilen Sabah Gazetesi, bilgisayar başında basit tablolarla hazırlanmış belgeleri utanmadan sıkılmadan ‘devlet belgesi’ yalanıyla gazete manşetlerine taşıyıp, Sayın Devlet Bahçeli nezdinde Milliyetçi camiayı zor durumda bırakacaklarını sanmaktadır. Sabah Gazetesi Ankara Haber Müdürü Mutlu Çölgeçen imzalı olarak yayınlanan haberlerde ortada ‘belge’ yoktur. Sadece bizzat gazete tarafından hazırlanmış 2 tane word belgesi vardır. Bilgisayarda hazırlanmış ve hiçbir resmi prosedürü olmayan bu dosyaların hiçbir geçerliliği yoktur. Bu işin teknik kısmı. İşin bir diğer boyutuna yani haber değerine baktığımızda ‘yalan veyahut asparagas haber’ olarak nitelendirilebilecek bir dille hazırlanmış olduğu görüyoruz. SORULAR Şimdi bu haberi hazırlayıp kendisini ‘gazeteci’ olarak gören zata, bu yalan haberi manşetine taşıyan Sabah Gazetesi’ne ve bu gazeteyi kontrol eden Çalık Grubu’na sormak gerekiyor, Bu haber kimlerin talimatıyla hazırlanmıştır, amacı nedir? Belge diye fotoğrafladığınız çalışmalar nerede oluşturulmuştur? Elinizde söz konusu iddia ile ilgili tüm verileri görüntülü bir şekilde paylaşabilir misiniz? MHP Lideri’nden ve milliyetçi camiadan bu kadar rahatsızlık duymanızın sebebi nedir? Mutlu Çölgeçen bu haberi yaptıktan sonra kimler tarafından telefon açılarak kutlanmıştır? Daha önce gazetenizin sütunların bölücü terör örgütü yanlısı sanatçıları ‘haksızlık yapıldı’ başlıklarıyla günlerce haber yapan sizler, ne zamandan beri teröre kucak açanları ‘kötü’ olarak görmeye başladınız? Gazetenizin yazarları arasında AKP’yi tek bir cümle bile olsun eleştiren bir ‘aydın’ insanınız var mıdır? Çalık Grubu Barzani ve Talabani ile ne gibi ticari anlaşmalar imzalamıştır ? Çalık Grubu, Sabah Gazetesi ve Mutlu Çölgeçen’den bu sorulara acil bir şekilde yanıt beklemekteyiz. Eğer bu sorulara verecekleri bir cevap yoksa başta MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere, attıkları yalanlardan ve yanlış bilgilendirdiklerinden dolayı Türk halkından özür dilemelidirler. Milliyetçi camia kendisine yapılan tüm bu kara propagandaların notunu tutmaktadır. Bu notlar ciltlenmekte ve çalışma odalarımızın raflarına dizilmektedir. İşte bu nedenle unutulmaları, gözden kaçmaları mümkün değildir. O dosyalar ve o yalanlar karşımızda durduğu sürece iki elimiz yakanızdan düşmeyecektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Anayasa değişikliğinin oylanacağı 12 Eylül 2010 tarihine az bir zaman kala köşeye sıkışan AKP ve yandaşları akla hayale gelmedik yalanlarına her geçen gün yenilerini ekliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidara geldikleri ilk günden bu yana devlet kurumlarında kendi yandaşlarına kadro açıp, üstüne bir de adaletten bahsedip medyayı da arka bahçeleri haline getirmekte hiçbir sakınca görmeyenler, adı sanı duyulmamış ve hiçbir vasfı olmayan kişileri medyanın en stratejik noktalarına yerleştirerek yandaş medyayı kontrol etmekten ve yönlendirmekten de hiçbir sakınca duymamaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">TMSF’yi araç olarak kullanıp, senaryosu önceden yazılmış ihalelerde oluşturulan ‘yandaş medya’ şüphesiz ki AKP’nin iktidarda kalmasında çok büyük etkenlerdendir. Ancak yapılan bu taraflı yayınlar, yalan ve iftira dolu çalışmalar hiç şüphesiz ki Türk basın tarihi açısından kara bir lekedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kara lekelere son günlerde bir yenisi daha eklenmiştir. Bizzat Başbakan’ın damadı tarafından kontrol edilen Sabah Gazetesi, bilgisayar başında basit tablolarla hazırlanmış belgeleri utanmadan sıkılmadan ‘devlet belgesi’ yalanıyla gazete manşetlerine taşıyıp, Sayın Devlet Bahçeli nezdinde Milliyetçi camiayı zor durumda bırakacaklarını sanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah Gazetesi Ankara Haber Müdürü Mutlu Çölgeçen imzalı olarak yayınlanan haberlerde ortada ‘belge’ yoktur. Sadece bizzat gazete tarafından hazırlanmış 2 tane word belgesi vardır. Bilgisayarda hazırlanmış ve hiçbir resmi prosedürü olmayan bu dosyaların hiçbir geçerliliği yoktur. Bu işin teknik kısmı.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin bir diğer boyutuna yani haber değerine baktığımızda ‘yalan veyahut asparagas haber’ olarak nitelendirilebilecek bir dille hazırlanmış olduğu görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>SORULAR </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu haberi hazırlayıp kendisini ‘gazeteci’ olarak gören zata, bu yalan haberi manşetine taşıyan Sabah Gazetesi’ne ve bu gazeteyi kontrol eden Çalık Grubu’na sormak gerekiyor,</p>
<p style="text-align: justify;">Bu haber kimlerin talimatıyla hazırlanmıştır, amacı nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Belge diye fotoğrafladığınız çalışmalar nerede oluşturulmuştur?</p>
<p style="text-align: justify;">Elinizde söz konusu iddia ile ilgili tüm verileri görüntülü bir şekilde paylaşabilir misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">MHP Lideri’nden ve milliyetçi camiadan bu kadar rahatsızlık duymanızın sebebi nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Mutlu Çölgeçen bu haberi yaptıktan sonra kimler tarafından telefon açılarak kutlanmıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce gazetenizin sütunların bölücü terör örgütü yanlısı sanatçıları ‘haksızlık yapıldı’ başlıklarıyla günlerce haber yapan sizler, ne zamandan beri teröre kucak açanları ‘kötü’ olarak görmeye başladınız?</p>
<p style="text-align: justify;">Gazetenizin yazarları arasında AKP’yi tek bir cümle bile olsun eleştiren bir ‘aydın’ insanınız var mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Çalık Grubu Barzani ve Talabani ile ne gibi ticari anlaşmalar imzalamıştır ?</p>
<p style="text-align: justify;">Çalık Grubu, Sabah Gazetesi ve Mutlu Çölgeçen’den bu sorulara acil bir şekilde yanıt beklemekteyiz. Eğer bu sorulara verecekleri bir cevap yoksa başta MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere, attıkları yalanlardan ve yanlış bilgilendirdiklerinden dolayı Türk halkından özür dilemelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi camia kendisine yapılan tüm bu kara propagandaların notunu tutmaktadır. Bu notlar ciltlenmekte ve çalışma odalarımızın raflarına dizilmektedir. İşte bu nedenle unutulmaları, gözden kaçmaları mümkün değildir. O dosyalar ve o yalanlar karşımızda durduğu sürece iki elimiz yakanızdan düşmeyecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fatilla-goktug-sabah-gazetesi%25e2%2580%2599nin-yalanlari-mide-bulandiriyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atilla-goktug-sabah-gazetesi%e2%80%99nin-yalanlari-mide-bulandiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu Gazetesi &#8211;  Barzani&#8217;nin Ortakları</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ortadogu-gazetesi-barzaninin-ortaklari.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ortadogu-gazetesi-barzaninin-ortaklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 22:51:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Lideri Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1707</guid>
		<description><![CDATA[Sabah gazetesi, yalan haberle MHP&#8217;yi koalisyon hükümeti olduğu dönemle ilgili suçlamaya çalışırken Sabah&#8217;ın sahibi Çalık Grubu, Irak&#8217;ın kuzeyinde Barzanilerle her türlü ilişkiyi sürdürüyor. BAŞBAKAN Erdoğan&#8217;ın talimatıyla Vakıfbank ve Halkbank&#8217;tan verilen 650 milyon dolarlık krediyle TMSF&#8217;den Çalık&#8217;a devredilen Sabah&#8217;ın sahibi Çalık Enerji, Barzani&#8217;nin kontrolündeki topraklarda, petrol-doğalgaz arama ve sondaj işleri yapıyor. Erdoğan&#8217;ın damadı. Berat Albayrak&#8217;ın genel müdürlüğünü yaptığı Çalık&#8217;ın o bölgede iş yaptığı tek aşiret Barzani aşireti değil. PKK&#8217;nın hamisi Talabani ve Barzani ile Irak&#8217;ın kuzeyinde birlikte iş yapan, AKP sayesinde devlet kesesinden gazete sahibi olan Çalık&#8217;ın Sabah gazetesi, yani Başbakanın damadının yönettiği gazete, dün de yalan ve iftiralarını sürdürdü. Önceki gün 57. Hükümet döneminde MHP Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin de onayı ile Irak Bölgesel Yönetim Başkanı Mesud Barzani&#8217;ye yardım yapıldığını öne süren Sabah, dün de &#8220;1 Mayıs 2000&#8242;de Türk yetkililerle Talabani arasındaki görüşmede Talabani, Peşmerge maaşları için 2 milyon dolar istedi, 57. hükümet 600 bin dolar verdi&#8221; diye haberini manşetine taşıdı. TALABANİ İLE DE İÇLİ-DIŞLI Sabah gazetesi, yalan haberle MHP&#8217;yi koalisyon hükümeti olduğu dönemle ilgili suçlamaya çalışırken Sabah&#8217;ın sahibi Çalık Grubu, Irak&#8217;ın kuzeyinde Barzanilerle her türlü ilişkiyi sürdürüyor. Erdoğan&#8217;ın talimatıyla Vakıfbank ve Halkbank&#8217;tan verilen 650 milyon dolarlık krediyle TMSF&#8217;den Çalık&#8217;a devredilen Sabah&#8217;ın sahibi holdingin enerji alanında faaliyet gösteren şirketi Çalık Enerji, Barzani&#8217;nin kontrolündeki topraklarda, petrol-doğalgaz arama ve sondaj işleri yapıyor. Erdoğan&#8217;ın damadı.Berat Albayrak&#8217;ın genel müdürlüğünü yaptığı Çalık&#8217;ın o bölgede iş yaptığı tek aşiret Barzani aşireti değil. Çalık, Talabani&#8217;yle de içli-dışlı. Talabani&#8217;nin Kuzey Irak&#8217;taki karargah inşaatı da Çalık&#8217;ın elinden çıktığı biliniyor. İŞTE BU İLİŞKİLERDEN BAZILARI 9 Mart 2007 ve 8 Mayıs 2007 tarihlerinde İstanbul&#8217;da dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza gözetiminde yine dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), BOTAŞ yetkilileri ve peşmerge temsilcileri arasında bir dizi görüşme yapıldı. Bu görüşmelerde Shell ve TPAO Irak&#8217;ın kuzeyinde ve Kerkük&#8217;te gaz çıkarmak için anlaştı. Bu anlaşmayı 13 Nisan 2007 tarihli The Times gazetesinde yazıldı. Aynı haberde Shell&#8217;in Irak&#8217;tan sorumlu Başkanı Ian Bromilow&#8217;un &#8220;Görüşmelerimiz var ancak bu görüşmelerin içeriği gerçekten çok gizli&#8221; açıklaması da yer aldı. Anlaşmaya göre, TPAO ve Shell Irak&#8217;ta doğalgazı birlikte çıkaracak, çıkan gazı Kerkük&#8217;ten boru hattıyla Ceyhan&#8217;daki terminale ulaştırılacaktı. O dönem bu işin perde arkasında Çalık&#8217;ın olduğu gündeme geldi. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, o dönem konu ile ilgili yaptığı bir basın toplantısında, Shell boru hattı yapımında Erdoğan&#8217;ın damadı Berat Albayrak&#8217;ın genel müdürlüğünü yaptığı Çalık Enerji ile ortaklığa gideceğini açıkladı. Yine aynı dönem, Shell ile anlaşmayı imzalayan TPAO Genel Müdürü Osman Saim Dinç &#8220;büyük bir tesadüf eseri&#8221;, 30 Mayıs 2007&#8242;ta görevinden istifa ederek Çalık Enerji&#8217;ye geçti. Bu geçiş, daha Mart ayında TPAO&#8217;da konuşulmaya başlanmıştı. Dinç, o dönem özel şirketlere petrol arama konusunda önemli ayrıcalıklar sağlayan Türk Petrol Kanunu&#8217;nu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer&#8217;in kamu yararı gerekçeli vetosuna rağmen ısrarla savunmuştu. Shell ve TPAO o dönem Irak&#8217;ta Petrol Yasası&#8217;nın çıkmasıyla Irak&#8217;ta ortak gaz işine başlayacaktı. Shell Irak&#8217;a kule getirmesinin maliyetli olması nedeniyle TPAO&#8217;nun imkanlarından yararlanacaktı. Batman&#8217;daki depoda bulunan kule ve TPAO&#8217;nun diğer gereçleri kullanılacak. BRYZA-ÇALIK YAKINLIĞI ABD Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın o dönem Enerji&#8217;den sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza, 9 Mart&#8217;ta İstanbul&#8217;da yapılan 6. Enerji Arenası sırasında yaptığı açıklamada,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Sabah gazetesi, yalan haberle  MHP&#8217;yi koalisyon hükümeti olduğu dönemle ilgili suçlamaya çalışırken  Sabah&#8217;ın sahibi Çalık Grubu, Irak&#8217;ın kuzeyinde Barzanilerle her türlü  ilişkiyi sürdürüyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>BAŞBAKAN Erdoğan&#8217;ın talimatıyla  Vakıfbank ve Halkbank&#8217;tan verilen 650 milyon dolarlık krediyle TMSF&#8217;den  Çalık&#8217;a devredilen Sabah&#8217;ın sahibi Çalık Enerji, Barzani&#8217;nin  kontrolündeki topraklarda, petrol-doğalgaz arama ve sondaj işleri  yapıyor. Erdoğan&#8217;ın damadı. Berat Albayrak&#8217;ın genel müdürlüğünü yaptığı  Çalık&#8217;ın o bölgede iş yaptığı tek aşiret Barzani aşireti değil. </strong></p>
<p style="text-align: justify;">PKK&#8217;nın hamisi Talabani ve Barzani ile  Irak&#8217;ın kuzeyinde birlikte iş yapan, AKP sayesinde devlet kesesinden  gazete sahibi olan Çalık&#8217;ın Sabah gazetesi, yani Başbakanın damadının  yönettiği gazete, dün de yalan ve iftiralarını sürdürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Önceki gün 57. Hükümet döneminde MHP  Lideri Devlet Bahçeli&#8217;nin de onayı ile Irak Bölgesel Yönetim Başkanı  Mesud Barzani&#8217;ye yardım yapıldığını öne süren Sabah, dün de &#8220;1 Mayıs  2000&#8242;de Türk yetkililerle Talabani arasındaki görüşmede Talabani,  Peşmerge maaşları için 2 milyon dolar istedi, 57. hükümet 600 bin dolar  verdi&#8221; diye haberini manşetine taşıdı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TALABANİ İLE DE İÇLİ-DIŞLI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sabah gazetesi, yalan haberle MHP&#8217;yi  koalisyon hükümeti olduğu dönemle ilgili suçlamaya çalışırken Sabah&#8217;ın  sahibi Çalık Grubu, Irak&#8217;ın kuzeyinde Barzanilerle her türlü ilişkiyi  sürdürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Erdoğan&#8217;ın talimatıyla Vakıfbank ve  Halkbank&#8217;tan verilen 650 milyon dolarlık krediyle TMSF&#8217;den Çalık&#8217;a  devredilen Sabah&#8217;ın sahibi holdingin enerji alanında faaliyet gösteren  şirketi Çalık Enerji, Barzani&#8217;nin kontrolündeki topraklarda,  petrol-doğalgaz arama ve sondaj işleri yapıyor. Erdoğan&#8217;ın damadı.Berat  Albayrak&#8217;ın genel müdürlüğünü yaptığı Çalık&#8217;ın o bölgede iş yaptığı tek  aşiret Barzani aşireti değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalık, Talabani&#8217;yle de içli-dışlı. Talabani&#8217;nin Kuzey Irak&#8217;taki karargah inşaatı da Çalık&#8217;ın elinden çıktığı biliniyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İŞTE BU İLİŞKİLERDEN BAZILARI</strong></p>
<div style="text-align: justify;">
<p>9 Mart 2007 ve 8 Mayıs 2007  tarihlerinde İstanbul&#8217;da dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar  Yardımcısı Matt Bryza gözetiminde yine dönemin Enerji Bakanı Hilmi  Güler, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), BOTAŞ yetkilileri ve  peşmerge temsilcileri arasında bir dizi görüşme yapıldı.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Bu görüşmelerde Shell ve TPAO Irak&#8217;ın  kuzeyinde ve Kerkük&#8217;te gaz çıkarmak için anlaştı. Bu anlaşmayı 13 Nisan  2007 tarihli The Times gazetesinde yazıldı. Aynı haberde Shell&#8217;in  Irak&#8217;tan sorumlu Başkanı Ian Bromilow&#8217;un &#8220;Görüşmelerimiz var ancak bu  görüşmelerin içeriği gerçekten çok gizli&#8221; açıklaması da yer aldı.  Anlaşmaya göre, TPAO ve Shell Irak&#8217;ta doğalgazı birlikte çıkaracak,  çıkan gazı Kerkük&#8217;ten boru hattıyla Ceyhan&#8217;daki terminale  ulaştırılacaktı.</p>
</div>
<p style="text-align: justify;">O dönem bu işin perde arkasında Çalık&#8217;ın  olduğu gündeme geldi. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, o dönem  konu ile ilgili yaptığı bir basın toplantısında, Shell boru hattı  yapımında Erdoğan&#8217;ın damadı Berat Albayrak&#8217;ın genel müdürlüğünü yaptığı  Çalık Enerji ile ortaklığa gideceğini açıkladı.</p>
<div style="text-align: justify;">
<p>Yine aynı dönem, Shell ile anlaşmayı  imzalayan TPAO Genel Müdürü Osman Saim Dinç &#8220;büyük bir tesadüf eseri&#8221;,  30 Mayıs 2007&#8242;ta görevinden istifa ederek Çalık Enerji&#8217;ye geçti. Bu  geçiş, daha Mart ayında TPAO&#8217;da konuşulmaya başlanmıştı.</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Dinç, o dönem özel şirketlere petrol  arama konusunda önemli ayrıcalıklar sağlayan Türk Petrol Kanunu&#8217;nu  Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer&#8217;in kamu yararı gerekçeli vetosuna  rağmen ısrarla savunmuştu. Shell ve TPAO o dönem Irak&#8217;ta Petrol  Yasası&#8217;nın çıkmasıyla Irak&#8217;ta ortak gaz işine başlayacaktı. Shell Irak&#8217;a  kule getirmesinin maliyetli olması nedeniyle TPAO&#8217;nun imkanlarından  yararlanacaktı. Batman&#8217;daki depoda bulunan kule ve TPAO&#8217;nun diğer  gereçleri kullanılacak.</p>
</div>
<p style="text-align: justify;"><strong>BRYZA-ÇALIK YAKINLIĞI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">ABD Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın o dönem  Enerji&#8217;den sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza, 9 Mart&#8217;ta İstanbul&#8217;da  yapılan 6. Enerji Arenası sırasında yaptığı açıklamada, &#8220;Irak&#8217;ta  çıkacak gaz, Türkiye ile stratejik ortaklığımızı pekiştirecektir. Türk,  Irak ve ABD yetkilileri olarak Irak doğalgazını Kuzey Irak&#8217;tan geçirip  Türkiye&#8217;den Avrupa&#8217;ya ulaştıracak proje hakkında görüşeceğiz&#8221; demişti.&lt;</p>
<p style="text-align: justify;">İşin ilginç tarafı, Matt Bryza ile Çalık  arasındaki yakınlığın boyutları. Matt Byrza, 1 Temmuz Pazar günü  İstanbul&#8217;da Ahmet Çalık ve ekibiyle görüştü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İSRAİL HATTINDA DA ÇALIK VAR</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çalık, Karadeniz-Kızıldeniz hattı olarak  bilinen ve Ceyhan&#8217;dan İsrail&#8217;e uzatılacak boru hattının da aktif  katılımcılarından. Samsun-Ceyhan arasındaki hattın yapımını Çalık  Holding yürütüyor. Bu hat Ceyhan&#8217;dan İsrail&#8217;e uzatılacak. Bu konudaki  anlaşma 13 Aralık 2006&#8242;da İsrail&#8217;de Hilmi Güler ile İsrail Altyapı  Bakanı Benyamin Ben Eliezer arasında imzalandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Erdoğan, 25 Haziran&#8217;da İstanbul&#8217;da  yapılan KEİ zirvesinde Rusya&#8217;nın enerji işbirliği teklifine karşı İsrail  hattının desteklenmesi şartını gündeme getirmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>BUNLARA CEVAP BEKLİYORUZ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sabah, AKP iktidarının PKK ve BDP ile  yaptığı referandum pazarlığının üstünü örtmeye çalışırken bu pazarlığa  tepki gösteren, daha da önemlisi referandum için &#8220;hayır&#8221; çağrısı yapan  MHP&#8217;ye kara çalmaya kalkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şimdi soruyoruz: </strong></p>
<div style="text-align: justify;">
<p>* 57. Hükümet döneminde Kuzey Irak Türkiye&#8217;den sorulurdu. Türk askeri ordaydı. Şimdi Türk askerine çuval geçiriliyor.</p>
<p>* O günkü iktidar Peşmergeyi kullanıyordu.Bu günkü iktidarı ise Peşmerge kullanıyor.</p>
<p>* O günkü iktidan istediği zaman K,Irak&#8217;a girerdi. Şimdiki AKP iktidarı ise ABD&#8217;nin emrini bekliyor.</p>
<p>* O zaman Barzani-Talabani Türkiye&#8217;nin emrindeydi, şimdi onların ayaklarına gidiliyor.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fortadogu-gazetesi-barzaninin-ortaklari.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ortadogu-gazetesi-barzaninin-ortaklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 Ağustos Zafer Bayramı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/30-agustos-zafer-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/30-agustos-zafer-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 10:44:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1751</guid>
		<description><![CDATA[Türk milletinin şanlı mazisinde Ağustos ayının önemi büyüktür. “Zafer ayı” olarak nitelendirdiğimiz Ağustos ayı içerisindeki 30 Ağustos Zafer Bayramı&#8217;nın ise apayrı bir yeri vardır. Dünyanın büyük güçlerini dize getiren ve Türk Milleti&#8217;nin gerçek karakterini bir kere daha dosta-düşmana gösteren 30 Ağustos Zafer Bayramı, milletimizin ve kahraman ordumuzun açtığı altın bir sayfadır. Bu zafer, yok edilmeye ve elinden bağımsızlığı alınmaya çalışılan bir milletin varolma mücadelesinin göstergesidir. 30 Ağustos Zaferi&#8217;nin canlandırdığı bu ruh, genç cumhuriyetimizin çok kısa zamanlarda büyük atılımlar yapmasını sağlamıştır. Bu zafer bir kez daha göstermiştir ki; Türk milleti, bağımsızlığına, birliğine ve gelişmeye olan isteğine karşılık önüne çıkan büyük engelleri her dönemde ortadan kaldırmış, her dönemde birlik ve beraberliğini korumuş ve bu birlik içerisinde önüne çıkan her engeli aşmıştır. Şimdi millet olarak önümüzde kazanmamız gereken daha başka zaferler vardır. Kazanmamız gereken yeni Malazgirt ve yeni 30 Ağustos Zaferleri şekil değiştirmiştir. Birlik-beraberlik içerisinde gerçekleştireceğimiz hedefler ve geleceğe zafer olarak bırakacağımız atılımlar bizleri beklemektedir. Maalesef AKP iktidarı ile ülkemizin milli politikalarında bir gerileme görülmüştür. Avrupa Birliği&#8217;ne üyelik adına verilen tavizler, dış politikada özellikle Kıbrıs konusundaki gayri milli politikalar, terörün yükselişe geçmesi ve sözde kürt sorunu gibi meseleler, ülkemizin zor günler geçirmesine sebep olmuştur. İktidarın her alanda milli bilinçten uzak adımlar atması, ülkemizin büyük hedeflerinde sapmalara neden olmuştur. Türk milliyetçileri olarak; milletimizin beklentilerinin gerçekleştirilmesi, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yapılanma, değişim ve atılımların süratle hayata geçirilmesi için, içerisinde bulunduğumuz zafer ayının yeni başlangıçlara, milli duruşun yeniden sergilenmesine, birlik ve beraberliğimize yeni vesileler oluşturmasını arzu ediyor ve diliyoruz. Bu vesileyle, bugün bu topraklarda özgür ve kendi devletimizin bayrağı altında yaşamamıza kanlarıyla, canlarıyla ve büyük dehalarıyla imkan sağlayan başta Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kahraman silah arkadaşlarını, isimleri bilinen-bilinmeyen kahramanlarımızı, minnet ve şükranla anıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk milletinin şanlı mazisinde Ağustos ayının önemi büyüktür. “Zafer ayı” olarak nitelendirdiğimiz Ağustos ayı içerisindeki 30 Ağustos Zafer Bayramı&#8217;nın ise apayrı bir yeri vardır. Dünyanın büyük güçlerini dize getiren ve Türk Milleti&#8217;nin gerçek karakterini bir kere daha dosta-düşmana gösteren 30 Ağustos Zafer Bayramı, milletimizin ve kahraman ordumuzun açtığı altın bir sayfadır. Bu zafer, yok edilmeye ve elinden bağımsızlığı alınmaya çalışılan bir milletin varolma mücadelesinin göstergesidir.</p>
<p>30 Ağustos Zaferi&#8217;nin canlandırdığı bu ruh, genç cumhuriyetimizin çok kısa zamanlarda büyük atılımlar yapmasını sağlamıştır.</p>
<p>Bu zafer bir kez daha göstermiştir ki; Türk milleti, bağımsızlığına, birliğine ve gelişmeye olan isteğine karşılık önüne çıkan büyük engelleri her dönemde ortadan kaldırmış, her dönemde birlik ve beraberliğini korumuş ve bu birlik içerisinde önüne çıkan her engeli aşmıştır.</p>
<p>Şimdi millet olarak önümüzde kazanmamız gereken daha başka zaferler vardır. Kazanmamız gereken yeni Malazgirt ve yeni 30 Ağustos Zaferleri şekil değiştirmiştir. Birlik-beraberlik içerisinde gerçekleştireceğimiz hedefler ve geleceğe zafer olarak bırakacağımız atılımlar bizleri beklemektedir.</p>
<p>Maalesef AKP iktidarı ile ülkemizin milli politikalarında bir gerileme görülmüştür. Avrupa Birliği&#8217;ne üyelik adına verilen tavizler, dış politikada özellikle Kıbrıs konusundaki gayri milli politikalar, terörün yükselişe geçmesi ve sözde kürt sorunu gibi meseleler, ülkemizin zor günler geçirmesine sebep olmuştur. İktidarın her alanda milli bilinçten uzak adımlar atması, ülkemizin büyük hedeflerinde sapmalara neden olmuştur.</p>
<p>Türk milliyetçileri olarak; milletimizin beklentilerinin gerçekleştirilmesi, ülkemizin ihtiyaç duyduğu yapılanma, değişim ve atılımların süratle hayata geçirilmesi için, içerisinde bulunduğumuz zafer ayının yeni başlangıçlara, milli duruşun yeniden sergilenmesine, birlik ve beraberliğimize yeni vesileler oluşturmasını arzu ediyor ve diliyoruz.</p>
<p>Bu vesileyle, bugün bu topraklarda özgür ve kendi devletimizin bayrağı altında yaşamamıza kanlarıyla, canlarıyla ve büyük dehalarıyla imkan sağlayan başta Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kahraman silah arkadaşlarını, isimleri bilinen-bilinmeyen kahramanlarımızı, minnet ve şükranla anıyoruz.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2F30-agustos-zafer-bayrami.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/30-agustos-zafer-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet BAHÇELİ&#8217;nin 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yayınladığı kutlama mesajı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 23:11:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[26 Ağustos 1071 Malazgirt zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[26 Ağustos 1922]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos Zafer Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Taarruz]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1722</guid>
		<description><![CDATA[Türk milletinin hürriyet ve istiklalini yok etmeye çalışan düşman unsurlarına karşı, Dumlupınar’da kazandığı tarihi zaferin 88.yıldönümüne ulaşmanın coşkusunu yaşıyoruz. 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den top sesleri eşliğinde başlayan Büyük Taarruz; işgalcileri vatan topraklarından söküp atmış ve 30 Ağustosta Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle de Türk’ün varlığına kast edenlere acı bir ders verilmiştir. 26 Ağustos 1071 Malazgirt zaferiyle vatan haline gelen Anadolu’nun, 851 yıl sonra, yine bir 26 Ağustosta başlayan kutlu taarruzla hiçbir güç tarafından ele geçirilemeyeceği böylelikle gösterilmiştir. Demir ve çeliğin, iman ve inanç karşısındaki çaresizliği Türk milletinin esarete karşı verdiği savaşla daha iyi anlaşılmıştır. Zira şehit kanlarıyla sulanmış ve yurt yapılmış olan kutsal vatan topraklarının savunulması ve muhafazası için başka türlüsünü düşünmek de mümkün değildir. 30 Ağustos Zaferi emperyalizmin milletimiz aleyhine kurguladığı oyunları bozmuş, yapılan sinsi hesapları alt üst etmiştir. Bu zaferle birlikte, Türk milletinin son anayurdundan başka gidecek bir yeri olmadığı ve buranın ne pahasına olursa olsun korunacağı muhataplarına duyurulmuştur. Sevr paçavrasıyla doruk noktaya ulaşan vatanımızı parçalama ve bölme girişimi ağır bir mağlubiyet almış ve bir sonraki fırsatı yakalamak için o günlerden tertipler içine girmekten de geri durmamıştır. Aynı zamanda, işgalcilerle emel birlikteliği yapan içerideki uzantılar, bundan sonra tüm ümitlerini kaybetmişler ve gelecekte ihanetlerle anılacakları tarihin karanlık sayfalarındaki yerlerini almışlardır. Aziz ecdadımızın zulüm ve eziyete karşı verdiği kararlı mücadele ve bağımsız yaşamak için her bedeli ödeme niyeti hayranlıkla örnek alınması gereken asil bir ruhun özellikleri arasındadır. Dün dökülen şehit kanlarının, çekilen çilelerin, uğranılan kayıpların hepsinin; bugün bizim daha rahat ve huzurlu olmamız için yapılan eşsiz fedakârlıklar olduğu unutulmamalıdır. Ancak bunun farkında olmayan, olsa bile umursamayan, geçmişteki kutlu mücadelelerin anlamına vakıf olamamış bir zihniyet tarafından ülkemiz çözülmenin eşiğine kadar getirilmiştir. Büyük Taarruzla birlikte def edilen işgalci ve istilacı mihrakların rezil amaçları, bugün iç ve dış tesirlerin bir araya gelmesiyle tekrar dirilmiş ve yoğun bir şekilde faaliyete geçmiştir. Türk milletinin birliğinden, devamlılığından kim rahatsızlık duyuyorsa aynı safta toplanmış; böylece ihanet sıradanlaşmış, alçaklıklar normalleşmiştir. Ülkemizi korunaksız ve korumasız bırakan sorumluluk sahibi aciz ve çürümüş yönetim eşliğinde, hiçbir vatan evladının tahammül edemeyeceği küstah ifadeler, bölücü ve ayırıcı niyetler utanmadan dillendirilmeye başlanmıştır. Ne hazindir ki, 88 yıl öncesinin kutlu hatıralarından çok uzaklara savrulmuş olanlar, bugün ortalıkta cirit atmaktadırlar. Ve demokrasi, özgürlük diyerek de kafaları karıştırmaktan, her değeri istismar etmekten çekinmemektedirler. Herkes bilmelidir ki, dün Kocatepe’deki milli heyecanın ve şuurun aynısı bugün Türkiye sevdalılarının düşünce ve davranışlarında fazlasıyla bulunmaktadır. Kim ne derse desin ve ne yaparsa yapsın; bu topraklarda Türk milleti ilelebet varlığını sürdürecektir. Bu tarihi kararlılığın karşısında kim durursa erimeye ve yok olmaya mahkûmdur. Tarihi zaferlerle dolu olan Türk milleti bu badireleri atlatacak ve güçlükleri alt edecek kudrettedir Dün kursaklarda kalan ve milli mücadelenin gazabına uğramış işgalci ruh asla aradığı imkâna kavuşamayacaktır. İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da Türk’ün gücüne tanık olanlar, döküldükleri denizden çıkmanın fırsatını asla bulamayacaklardır. Dün vaat edilen Türk topraklarını almanın zamanını bekleyenler ise dünya durdukça bu gayelerine ulaşamayacaklardır. Nitekim Türk milletinin Ağustos ayında kazandığı muazzam zaferleri biraz olsun idrak etmek; girilen yanlış ilişkiler ağından, düşülen teslimiyetçiliğin bataklığından ve hıyanete gösterilen müsamahadan uzaklaşılması için yeterli olacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle; Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin atıldığı, milletimizin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türk  milletinin hürriyet ve istiklalini yok etmeye çalışan düşman  unsurlarına karşı, Dumlupınar’da kazandığı tarihi zaferin 88.yıldönümüne  ulaşmanın coşkusunu yaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">26  Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den top sesleri eşliğinde başlayan Büyük  Taarruz; işgalcileri vatan topraklarından söküp atmış ve 30 Ağustosta  Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle de Türk’ün varlığına kast edenlere  acı bir ders verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">26  Ağustos 1071 Malazgirt zaferiyle vatan haline gelen Anadolu’nun, 851  yıl sonra, yine bir 26 Ağustosta başlayan kutlu taarruzla hiçbir güç  tarafından ele geçirilemeyeceği böylelikle gösterilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Demir ve çeliğin, iman ve inanç karşısındaki çaresizliği Türk milletinin esarete karşı verdiği savaşla daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Zira  şehit kanlarıyla sulanmış ve yurt yapılmış olan kutsal vatan  topraklarının savunulması ve muhafazası için başka türlüsünü düşünmek de  mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">30 Ağustos Zaferi emperyalizmin milletimiz aleyhine kurguladığı oyunları bozmuş, yapılan sinsi hesapları alt üst etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu  zaferle birlikte, Türk milletinin son anayurdundan başka gidecek bir  yeri olmadığı ve buranın ne pahasına olursa olsun korunacağı  muhataplarına duyurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevr  paçavrasıyla doruk noktaya ulaşan vatanımızı parçalama ve bölme  girişimi ağır bir mağlubiyet almış ve bir sonraki fırsatı yakalamak için  o günlerden tertipler içine girmekten de geri durmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aynı  zamanda, işgalcilerle emel birlikteliği yapan içerideki uzantılar,  bundan sonra tüm ümitlerini kaybetmişler ve gelecekte ihanetlerle  anılacakları tarihin karanlık sayfalarındaki yerlerini almışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aziz  ecdadımızın zulüm ve eziyete karşı verdiği kararlı mücadele ve bağımsız  yaşamak için her bedeli ödeme niyeti hayranlıkla örnek alınması gereken  asil bir ruhun özellikleri arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dün  dökülen şehit kanlarının, çekilen çilelerin, uğranılan kayıpların  hepsinin; bugün bizim daha rahat ve huzurlu olmamız için yapılan eşsiz  fedakârlıklar olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ancak  bunun farkında olmayan, olsa bile umursamayan, geçmişteki kutlu  mücadelelerin anlamına vakıf olamamış bir zihniyet tarafından ülkemiz  çözülmenin eşiğine kadar getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Büyük  Taarruzla birlikte def edilen işgalci ve istilacı mihrakların rezil  amaçları, bugün iç ve dış tesirlerin bir araya gelmesiyle tekrar  dirilmiş ve yoğun bir şekilde faaliyete geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk  milletinin birliğinden, devamlılığından kim rahatsızlık duyuyorsa aynı  safta toplanmış; böylece ihanet sıradanlaşmış, alçaklıklar  normalleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkemizi  korunaksız ve korumasız bırakan sorumluluk sahibi aciz ve çürümüş  yönetim eşliğinde, hiçbir vatan evladının tahammül edemeyeceği küstah  ifadeler, bölücü ve ayırıcı niyetler utanmadan dillendirilmeye  başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ne  hazindir ki, 88 yıl öncesinin kutlu hatıralarından çok uzaklara  savrulmuş olanlar, bugün ortalıkta cirit atmaktadırlar. Ve demokrasi,  özgürlük diyerek de kafaları karıştırmaktan, her değeri istismar  etmekten çekinmemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Herkes  bilmelidir ki, dün Kocatepe’deki milli heyecanın ve şuurun aynısı bugün  Türkiye sevdalılarının düşünce ve davranışlarında fazlasıyla  bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kim  ne derse desin ve ne yaparsa yapsın; bu topraklarda Türk milleti  ilelebet varlığını sürdürecektir. Bu tarihi kararlılığın karşısında kim  durursa erimeye ve yok olmaya mahkûmdur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tarihi zaferlerle dolu olan Türk milleti bu badireleri atlatacak ve güçlükleri alt edecek kudrettedir</p>
<p style="text-align: justify;">Dün kursaklarda kalan ve milli mücadelenin gazabına uğramış işgalci ruh asla aradığı imkâna kavuşamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İnönü’de,  Sakarya’da, Dumlupınar’da Türk’ün gücüne tanık olanlar, döküldükleri  denizden çıkmanın fırsatını asla bulamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dün vaat edilen Türk topraklarını almanın zamanını bekleyenler ise dünya durdukça bu gayelerine ulaşamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Nitekim  Türk milletinin Ağustos ayında kazandığı muazzam zaferleri biraz olsun  idrak etmek; girilen yanlış ilişkiler ağından, düşülen teslimiyetçiliğin  bataklığından ve hıyanete gösterilen müsamahadan uzaklaşılması için  yeterli olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu  duygu ve düşüncelerle; Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin atıldığı,  milletimizin bağımsızlığının tekrar kazanıldığı Başkomutanlık Meydan  Muharebesi Zaferi’nin 88. yıldönümünü içtenlikle kutluyor; başta Gazi  Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün kurucu kahramanları ve aziz  şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükran hislerimle anıyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-30-agustos-zafer-bayrami-munasebetiyle-yayinladigi-kutlama-mesaji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atilla GÖKTUĞ &#8211;  Fethullah Gülen Cemaati Nereye Koşuyor ?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atilla-goktug-fethullah-gulen-cemaati-nereye-kosuyor.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atilla-goktug-fethullah-gulen-cemaati-nereye-kosuyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 22:49:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat Gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1705</guid>
		<description><![CDATA[Modern anlamda ‘devlet’ algısının oturduğu ülkelerde birçok bakımından kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş, kişilerden çok sistemin ön plana çıktığı bir yapı vardır. Gelişmemiş ülkelerde ise seçimle işbaşına gelen siyasiler dışında, modern derebeyleri olarak isimlendirebileceğimiz bazı aktörler ülke yönetiminde söz sahibi olmaktadırlar. Türkiye gibi ‘gelişmekte olan ülke’ sınıfına giren ülkelerde, demokratik hakların gelişmiş, siyaset mekanizmasının güvenilir, kurumlar arası iletişimin güçlü olması beklenmektedir. Ancak ülkemizde bu durumun tam tersi bir süreç ortaya çıkmakla birlikte, siyaset dışı aktörlerin siyasete aktif müdahalelileri, hatta ülke politikalara yön vermelerine çok sık rastlanmaktadır. Tabiatıyla bu durum, devlet kurumunu etkisiz, şahısları etkili kılmaktadır. Şahısların ön plana çıkması da toplum noktasında büyük karışıklıklara, kurumlar arasında çatışmaya, şahsi çıkarların toplum çıkarlarının önüne geçmesine sebep olmaktadır. Bu süreçlerde yolsuzluklar artarken, ahlaki yapıda çöküntüler meydana gelmektedir. Türkiye’deki Cemaat Gerçeği Ülkemizde son yıllarda güçleri giderek artan varlık sebeplerini etnik milliyetçiliğe ve dini ritüellere bağlayan yapılar ortaya çıkmıştır. Bu yapılardan dini cemaatlerin, iktidarda bulunan kişilerle aynı kökenden gelmeleri ve iktidar sürecinde yakın ilişkiler kurmaları; güçlenmelerine, yaygınlaşmalarına, propaganda yapabilmelerine zemin hazırlamıştır. Cemaatler arasında en dikkat çeken gelişmeyi de hiç şüphesiz Fethullah Gülen grubu gerçekleştirmiştir. Genellikle siyasi iktidarlarla yakın ilişki kurmayı ilke edinen bu cemaatin 1980 darbesi sonrasında kendisine birçok yaşam alanı bulması ve beraberinde gelen iktidarlarla yakın diyaloglar geliştirmesi, hızlı bir gelişmeyi beraberinde getirmiştir. 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında Turgut Özal ile kurulan sıcak diyaloglar sayesinde Türk Cumhuriyetleri’nde peş peşe açılan ve İngilizce eğitim veren okullar, devlet kademelerinde üst düzey bürokratlar sağlama, birçok alanda kadrolaşma gibi girişimler Türkiye’de yeni bir gücün doğduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Özal’dan sonra gelen siyasilerle de sıcak ilişkilerin kurulması politikası, cemaati her geçen gün siyasi gündemi belirleyen bir unsur haline getirmiştir. “İnsanları Allah yolunda hizmet etmeye çağırdıklarını” iddia eden bir cemaatin siyaset kurumuyla bu kadar içli dışlı olması, ülke gündemine etki eden polemikleri ortaya çıkarması ve birçok alanda haksızlıklarla ‘kadrolaşmaya’ çalışması, söz konusu bu cemaatin çıkış felsefesiyle ciddi bir tezat örneği oluşturmaktadır. Gülen cemaatinin giderek artan popülaritesi, 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında durma noktasına gelmiştir. Hatırlanacağı üzere Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller’in başında oldukları Refah-Yol hükümeti, MGK’dan çıkan bildiri sonrasında krize girmiş, kısa bir süre sonrada hükümet istifa etmiştir. İşte tam da bu süreçte cemaate yakın medya organlarının hükümetin yanında olması beklenirken, tüm varlıklarıyla bildiriye alkış tutmaları dikkatlerden kaçmamıştır. Oysa bugün aynı cemaat 28 Şubat’ı ve askeri müdahaleleri acımasızca eleştirmekten, hatta dozunu kaçırıp tüm Türk Silahlı Kuvvetleri personelini ağır itham altında bırakmaktan çekinmemektedir. 28 Şubat sürecinde arka planda kalarak farklı bir politika takınan Gülen cemaati, Fethullah Gülen’in ABD’ye gitmesiyle biraz olsun rahatlamıştır. 2002 yılına kadar medyada daha az yer almaya çalışan, söylemlerden çok Gülen aleyhine açılan dava ile medyada yer bulan cemaat bu durumdan fazlasıyla zarar görmüş, bir noktada imaj kaybına uğramıştır. 2002 genel seçimleri öncesinde kendilerini ifade edebilecek siyasi zemini bulamayan cemaat, Erbakan’dan kopan ve ‘gömlek değiştirmek’ suretiyle ‘yenilikçi’ olduklarını iddia eden Tayyip Erdoğan’ın kurmuş olduğu AKP’ye destek vermişlerdir. Bu destek süreci sadece cemaat ile sınırlı kalmamış, başta Doğan grubu olmak üzere birçok grup AKP’yi ‘kurtuluş ümidi’ olarak lanse etmişlerdir. 2002 seçimlerinden sonra ülkede...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Modern anlamda ‘devlet’ algısının oturduğu ülkelerde birçok bakımından kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş, kişilerden çok sistemin ön plana çıktığı bir yapı vardır. Gelişmemiş ülkelerde ise seçimle işbaşına gelen siyasiler dışında, modern derebeyleri olarak isimlendirebileceğimiz bazı aktörler ülke yönetiminde söz sahibi olmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye gibi ‘gelişmekte olan ülke’ sınıfına giren ülkelerde, demokratik hakların gelişmiş, siyaset mekanizmasının güvenilir, kurumlar arası iletişimin güçlü olması beklenmektedir. Ancak ülkemizde bu durumun tam tersi bir süreç ortaya çıkmakla birlikte, siyaset dışı aktörlerin siyasete aktif müdahalelileri, hatta ülke politikalara yön vermelerine çok sık rastlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tabiatıyla bu durum, devlet kurumunu etkisiz, şahısları etkili kılmaktadır. Şahısların ön plana çıkması da toplum noktasında büyük karışıklıklara, kurumlar arasında çatışmaya, şahsi çıkarların toplum çıkarlarının önüne geçmesine sebep olmaktadır. Bu süreçlerde yolsuzluklar artarken, ahlaki yapıda çöküntüler meydana gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Türkiye’deki Cemaat Gerçeği</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde son yıllarda güçleri giderek artan varlık sebeplerini etnik milliyetçiliğe ve dini ritüellere bağlayan yapılar ortaya çıkmıştır. Bu yapılardan dini cemaatlerin, iktidarda bulunan kişilerle aynı kökenden gelmeleri ve iktidar sürecinde yakın ilişkiler kurmaları; güçlenmelerine, yaygınlaşmalarına, propaganda yapabilmelerine zemin hazırlamıştır. Cemaatler arasında en dikkat çeken gelişmeyi de hiç şüphesiz Fethullah Gülen grubu gerçekleştirmiştir. Genellikle siyasi iktidarlarla yakın ilişki kurmayı ilke edinen bu cemaatin 1980 darbesi sonrasında kendisine birçok yaşam alanı bulması ve beraberinde gelen iktidarlarla yakın diyaloglar geliştirmesi, hızlı bir gelişmeyi beraberinde getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">1980’lerin sonu ve 1990’ların başında Turgut Özal ile kurulan sıcak diyaloglar sayesinde Türk Cumhuriyetleri’nde peş peşe açılan ve İngilizce eğitim veren okullar, devlet kademelerinde üst düzey bürokratlar sağlama, birçok alanda kadrolaşma gibi girişimler Türkiye’de yeni bir gücün doğduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Özal’dan sonra gelen siyasilerle de sıcak ilişkilerin kurulması politikası, cemaati her geçen gün siyasi gündemi belirleyen bir unsur haline getirmiştir. “İnsanları Allah yolunda hizmet etmeye çağırdıklarını” iddia eden bir cemaatin siyaset kurumuyla bu kadar içli dışlı olması, ülke gündemine etki eden polemikleri ortaya çıkarması ve birçok alanda haksızlıklarla ‘kadrolaşmaya’ çalışması, söz konusu bu cemaatin çıkış felsefesiyle ciddi bir tezat örneği oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gülen cemaatinin giderek artan popülaritesi, 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında durma noktasına gelmiştir. Hatırlanacağı üzere Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller’in başında oldukları Refah-Yol hükümeti, MGK’dan çıkan bildiri sonrasında krize girmiş, kısa bir süre sonrada hükümet istifa etmiştir. İşte tam da bu süreçte cemaate yakın medya organlarının hükümetin yanında olması beklenirken, tüm varlıklarıyla bildiriye alkış tutmaları dikkatlerden kaçmamıştır. Oysa bugün aynı cemaat 28 Şubat’ı ve askeri müdahaleleri acımasızca eleştirmekten, hatta dozunu kaçırıp tüm Türk Silahlı Kuvvetleri personelini ağır itham altında bırakmaktan çekinmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">28 Şubat sürecinde arka planda kalarak farklı bir politika takınan Gülen cemaati, Fethullah Gülen’in ABD’ye gitmesiyle biraz olsun rahatlamıştır. 2002 yılına kadar medyada daha az yer almaya çalışan, söylemlerden çok Gülen aleyhine açılan dava ile medyada yer bulan cemaat bu durumdan fazlasıyla zarar görmüş, bir noktada imaj kaybına uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">2002 genel seçimleri öncesinde kendilerini ifade edebilecek siyasi zemini bulamayan cemaat, Erbakan’dan kopan ve ‘gömlek değiştirmek’ suretiyle ‘yenilikçi’ olduklarını iddia eden Tayyip Erdoğan’ın kurmuş olduğu AKP’ye destek vermişlerdir. Bu destek süreci sadece cemaat ile sınırlı kalmamış, başta Doğan grubu olmak üzere birçok grup AKP’yi ‘kurtuluş ümidi’ olarak lanse etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">2002 seçimlerinden sonra ülkede oluşan siyasi tablo, Gülen cemaatinin yeniden güçlenmesi ve bu doğrultuda önemli bir aktör halini almasına olanak sağlamıştır. AKP iktidarının ilk yıllarından itibaren güttüğü ‘kadrolaşma, kendi medyasını oluşturma ve kendi zenginlerini sağlama’ politikalarında ana referans noktası ‘Gülen cemaatinden olma’ olarak belirlenmiştir. Gülen cemaatinin önlenemez bir şekilde kadrolaşması ve zenginleşmesi bu zihniyetin politikaları sonucunda ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aynı zamanda cemaatin ‘kendi medyamızı yaratmalıyız’ politikası beraberinde bizzat hükümet eliyle yapılan TMSF operasyonlarını getirmiştir. Bu operasyonların ardından ihaleyle dağıtılan medya kuruluşları da iktidara yakın ve cemaatin kontrolündeki ‘yandaş medyayı’ ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Medyada değişen sermaye yapıları ve sektörle alakası olmayan işadamlarının, ‘medya patronu’ haline gelmeleri, AKP’nin korku imparatorluğuna giden sürecinde temel araç vazifesini görmelerine sebep olmuştur. Bu durumdan fazlasıyla memnun olan bu patronların, başta inşaat olmak üzere birçok sektörde gerçekleştirdikleri atılımlar ve kazandıkları ihaleler, Gülen cemaatine bağlı kişilere de yeni istihdam alanları açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gülen cemaatinin giderek artan kadrolaşma girişimleri bilim dünyasına da sirayet etmiş ve birçok üniversite kadrosu, rektörü cemaatin tayin ettiği kişilerden oluşturulmuştur. Cemaatten olmayan akademisyenlere, personele ve hatta öğrencilere yönelik uygulanan baskı politikaları ise çağ dışı bir zihniyetin varlığını gözler önüne sermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Son yıllarda üniversitelerde, emniyette, medyada, sağlıkta, eğitim ve hizmetler sektöründe giderek artan cemaat yapılanması, ülkemizi her geçen gün kuruluş felsefesinin dışına taşımakta, birçok noktada ‘adaletsizliklere’ yol açmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Günümüzde ‘cemaatten’ olmayanın herhangi bir devlet kurumunda kadro alabilmesi imkansız hale getirilmiştir. Bu durumdan hiç de rahatsızlık duymayan Fethullah Gülen’in, Türkiye’deki siyasi tartışmalara ABD’den bizzat katılması kafalardaki soru işaretlerini belirginleştirmekte, cemaatin amacı hakkında bizlere açık ipuçları vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Öte yandan Gülen’in ABD’de ikamet edebilmesi için yapmış olduğu başvuruda mahkemeye sunmuş olduğu referans mektubu aslında cemaatin hangi ilişkiler sonucunda bu denli güçlü kaldığını ve nerelerden talimat aldığını net bir şekilde açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşte Gülen’in ABD’de ikamet edebilmesi için referans mektubu verenler:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>George Fidas:</strong> ABD Merkezi Haberlama Teşkilatı&#8217;nın (CIA) eski Balkanlar uzmanı, kurumdan analiz ve prodüksiyon direktörü olarak emekli oldu. Washington Üniversitesi Uluslarası İlişkiler Bölümü’nde ders veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Graham E. Fuller:</strong> (CIA) Eski Milli Haberlama Konseyi (National Intelligence Council) yardımcı başkanı, Amerikan Rand düşünce kuruluşunun daimi danışmanı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Morton Abramowitz:</strong> 1989-1991 yılları arasında ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, Amerikan istihbaratının stratejistlerinden.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gülen’in ABD’de kalabilmesi için özel olarak referans mektubu yazan bu üç kişinin de CIA ve Türkiye ile organik bağlarının olması tesadüf müdür bilinmez ama, “hocaefendi hakkında komplo teorisi üretmeyin” diyen zihniyetin bu noktada bir kez daha sorgulanması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Fethullah Gülen hakkında yıllarca yapılan tartışmalara rağmen hala net bir sonuca ulaşılamamış olması son derece ilginçtir. Ortada duran gerçeklere, somut verilere karşın soyut terimlerle ve sınırsız vaatlerle Gülen hareketini övmek, akıllara durgunluk verici bir riyakarlığı ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Birileri ülkemizdeki saf ve temiz insanlar üzerinden ‘din sömürüsü’ yaparak, şan, şöhret, para ve prestij peşinde koşmaktadır. Bu kişiler ne yazık ki ülkemizin birçok alanında faaliyet göstermekte, iktidarları etkilemekte, medyanın büyük bir kısmını kontrol etmekte ve genç dimağlara nüfuz edebilmektedirler. Tüm bunları destekleyen ve büyüten güçlerin varlıkları gözümüzün önünde dururken, hala tekrara düşmek ‘acaba mı’ demek kabul edilebilir bir tutum değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İslam’ı yaymayı ve İslam’a hizmet etmeyi amaç edinen bir yapılanmanın, eli kanlı kişiler, kurumlar ve devletler ile yakın temas içerisinde olması ve kimi zaman onları desteklemesi, amaçlarda sapmanın, yöntemde hatanın olduğunu göstermektedir. Halbuki amaç belli, yöntem kesindir !</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bölücü teröre kucak açanlarla dost olup, Irak’ın kuzey bölgesini ‘Kuzey Irak’ olarak bölenlerin söz konusu bölgede Barzani ve Talabani ile el sıkışıp Kürtçe eğitim veren okullar açtıktan sonra, komedi olarak yorumlanabilecek ‘Türkçe Olimpiyatlarını’ düzenlemesi ne kadar samimidir?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Doğu Ergil’in “100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi” adını verdiği, Gülen ile yapılan görüşmelerden sonra hazırladığı kitap söz konusu zihniyet hakkındaki argümanlarımızı bir kat daha güçlendirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Söz konusu kitapta “<strong>Son zamanlarda gündemden düşmeyen “Hukuk Devleti” ve “Derin Devlet” gibi kavramları nasıl yorumluyorsunuz?” </strong><strong>sorusuna Gülen’in verdiği cevap aynen şu şekildedir:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Devlet şakîlere karşı savaşabilir; savaş esnasında güvenlik güçlerine silah çekenleri öldürebilir; zira savaşın da kendine göre bir hukuku vardır. Fakat bir insan gelip teslim olursa, devlet onu asla yargısız infaz edemez. Teslim olan bir insanı öldürmek hukuk devletinin ruhuna aykırıdır. Ayrıca, o şahıs, itirafta bulunacaktır, söyleyeceği şeyler olacaktır; devletin orada çıkarları söz konusudur ve ondan alınabilecek ipuçlarıyla daha büyük fitnelerin önü alınacaktır. Hal böyleyken, birisi pişmanlık duyarak dağdan inse, itirafta bulunmak için bir yere müracaat etse, ‘Benim diyeceğim şeyler var; şekavetin merkeziyle, fitnenin yuvasıyla alâkalı hayatî bilgiler vereceğim’ dese, eğer siz, ‘Seni kabul etmiyoruz, senin yerin dağ’ şeklinde cevap verir ve onu reddederseniz… <strong>Dağın teşvik edilmesi mevzuunda sizin bazı şeyler çevirdiğiniz kanaati hasıl olur bende. O zaman düşünmeden edemem: Siz galiba orada bazı şeyler karıştırıyorsunuz&#8230; Acaba uyuşturucu işi mi çeviriyorsunuz? Silah üretiyor ve silah ticareti mi yapıyorsunuz? Yıllanmış kavgaların bir türlü sona ermemesinde bir çıkarınız mı var?</strong> Neye binaen hukuk devletinin açık olduğu bir konuya itiraz ediyorsunuz?” (1)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dikkat edilirse Gülen’in verdiği cevapta ‘terör’ ifadesi yerine ‘dağ’, ‘terör örgütü’ yerine ‘fitne yuvası’, terörist’ kelimesinin yerine ‘insan’ gibi ifadeler kullanılıyor. Kendi tercihidir, kullanabilir ancak, kendisi ne bir bilim insanıdır ne de bu ülkenin politik sahasında söylemleri meşruiyet kazanmış birisidir. Her konu bitti de ‘gelip teslim olan teröristi ne yapacağız’ tartışmasının cevabı mı bulunamamıştır ve bunun da cevabını Gülen mi verecektir ?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hele ki bölgede görev yapan güvenlik personelini itham altında bırakan,” uyuşturucu ve silah ticareti yapıyorlar” gibi ifadeler, söz konusu kişinin zihniyetini, olaylara bakış açısını ve dolayısıyla cemaat mensubu kişilerin profilleri hakkında net bilgiler vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Söz konusu ithamları yapanlar, söylemlerini kanıtlamak zorundadırlar. Terörün sorumlusu sanki bölgede görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleriymiş gibi söylemler geliştirmek, PKK’nın yapmış olduğu bunca katliam ve terör olayına rağmen, ‘pişman olan teröristin öldürüldüğünü iddia edip, bunu yapanları terörü oluşturan unsur olarak göstermek’ samimi değildir, terörü meşrulaştırma çabasından başka bir anlam da ifade etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Abant Platformlarında ‘kürdistan’ ifadesini kullanmayanları eleştiren,</p>
<p style="text-align: justify;">Yayınladıkları bildirilerde Öcalan ile görüşülmesini talep eden,</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtçe’nin yaygınlaştırılması için okul açan,</p>
<p style="text-align: justify;">Türlü adaletsizliklerle insanları mağdur edip kendi yandaşlarına istihdam sağlayan,</p>
<p style="text-align: justify;">Girmeden kazandıkları ihalelerle Türkiye’nin sayılı zengini haline gelen,</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’de yaşabilmek için CIA’den özel mektuplar alan,</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin her tartışmasında fikrini beyan edip kutuplaşma ortamı yaratan,</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanların özel hayatlarını devlet imkânlarını kullanarak deşifre eden,</p>
<p style="text-align: justify;">Peşmerge başlarıyla el sıkışıp ticari ortaklıklar kuran,</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücüleri ‘faşist’ olarak yaftalayıp, ‘Kürtlere hakları verilmeli’ diyen bir zihniyetin yüce dinimiz İslam yolunda çalıştığını iddia etmek ne kadar mümkündür ?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde kimlerin ne amaçla, hangi merkezlerden talimat alarak faaliyetler yürüttükleri açıktır, tartışılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Milletimiz üzerinde oyunlar oynayan bu gibi oluşumlara karşı bilinçli olduğu takdirde tarihinde övündüğü başarılara bugün de mazhar olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bunun yolu da ilmi yakalamak, daha çok okumak ve dinimizi en doğru şekilde yaşamaktan geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">(1) <a href="http://www.haberturk.com/polemik/haber/515415-100-soruda-fethullah-gulen-ve-hareketi">http://www.haberturk.com/polemik/haber/515415-100-soruda-fethullah-gulen-ve-hareketi</a> Erişim tarihi: 19 Temmuz 2010</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fatilla-goktug-fethullah-gulen-cemaati-nereye-kosuyor.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/atilla-goktug-fethullah-gulen-cemaati-nereye-kosuyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Dünyası Birimi &#8211;  Agil Samedbeyli İle Elçibey Söyleşisi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-birimi-agil-samedbeyli-ile-elcibey-soylesisi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-birimi-agil-samedbeyli-ile-elcibey-soylesisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 22:46:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Genel Merkezi Türk Dünyası Birimi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1703</guid>
		<description><![CDATA[Azerbaycan Azadlık Kahramanı Ebulfez Elçibey’in Vefatının 10. Yıldönümü Sebebiyle Damadı Agil Samedbeyli İle Yapılan Söyleşi: Elçibey’in yokluğu ne kadar hissediliyor? Büyük liderler hakka kavuştuktan sonra tarihten büyük bir boşluk oluşur. Elçibey’ de hakka kavuştuktan sonra yeri doldurulmayacak bir boşluk bıraktı. Dün ve bugün siyasi partilerin Elçibey’in hakka kavuşmasının 10&#8243;cu yıldönümü nedeniyle düzenledikleri toplantılarda da bu gerçek özellikle vurgulandı. Sağlığında O&#8221;nu anlayamayanlar şimdi O&#8221;nu anlamaya başladılar ve özlemini çekmekteler. Bugün itibari ile ortaya çıkan gerçek şudur: Elçibey Azerbaycan Milli Bağımsızlık savaşının kayıtsız ve şartsız lideridir. Elçibey Azerbaycan”ın ilk Demokrat ve Milliyetçi  Cumhurbaşkanıdır. Elçibey Azerbaycan’ın ilk Turancı Cumhurbaşkanıdır. Elçibey’in kişilik ve liderlik özelliklerinden en öne çıkanları anlatır mısınız? Elçibey, çok vefalı bir dost, mütevazi bir insandı. Dürüstlüyü karşıları tarafından da itiraf olunan bir gerçeklikti. Hiç kimseye yalan söylemezdi, zarar göreceğini bilse yine doğruyu söylerdi. Buna örnek olarak hapiste olduğu zaman yaşadığı bir olayı anlatmak isterim. Tarih 1975.Azerbaycan istihbarat(KGB) başkanı bir Rus. Elçibey siyasi tutsak. Arkadaşları Elçibey’e ısrar ediyorlar. İstihbarat başkanının yanına git, pişman olduğunu söyle, seni affedecek, biz bunu ayarladık diyorlar. Elçibey bu ısrarlara bir son vermek için tamam der. Krasilnikov soyadlı istihbarat başkanının yanına gider. Rus şef Elçibey’in ilk sorusuyla sarsılır: “Sen kimsin? Yani hangi milletin temsilcisisin? Şaşkın başkan ben Rus’um der. Elçibey; Bura hangi devlet hangi cumhuriyettir diye sorar? Azerbaycan der Krasilnikov. Elçibey sesini daha da yükselterek: O zaman senin burada ne işin var? Senin yerin Rusya’dır. Git kendi memleketine. Senin yerinde bir Azerbaycan Türkü oturmalıdır” der ve odayı terk eder. Tavizsizdi Elçibey milli meselelerde. Zamana meydan okurdu. Mevcut şartları kabullenmezdi. Kendi şartlarını dikta ederdi. DAVASINA İNANCI SONSUZDU. O’NUNLA BIR KERE GÖRÜŞMEK DAVASININ ASKERİ OLMAYA YETERLİYDİ. EN ZOR ŞARTLARDA BİLE İNANCINI YİTİRMEDİ, YILMADI, YOLUNDAN SAPMADI. HEP DOĞRULARI SOYLEDİ, SONUNDA UGRUNA SAVAŞTIĞI BÜÜK TÜRK MİLLETİNİN SEVGİLİ LİDERİ OLDU. Rahmetli Ebulfez Elçibey’in medyada pek yer almayan veya duyulmamış bir anısını aktarır mısınız? Tarih 1993, Elçibey Cumhurbaşkanıdır. Amerika birleşik devletleri Bakû büyükelçisi Elçibey’e yakınlığıyla bilinen Novella Hanım’ dan Elçibey ile gizli bir görüşme ayarlamasını rica eder. Gece geç saatlerde Novella hanimin evinde buluşurlar. Büyükelçi: Sayın cumhurbaşkanı Siz Rus ordusunu Azerbaycan’dan çıkarmakta çok ısrarlısınız, ama eğer çıkarırsanız Ruslar Sizi devirecek. Biz de bu bölgede yeniyiz, Ruslarla kıyaslanmayacak kadar zayıfız. Size yardım edemeyiz. Elçibey: “Ben bunu çok iyi biliyorum” der. Büyükelçi şaşkın. Kendine gelir ve: O zaman niye yapıyorsunuz? Diye sorar. Elçibey cevabında: “Eğer ben çıkarmazsam başka hiç kimse buna cesaret edemez” der. Azerbaycan’ın ebedi liderlerinden Mehmet Emin Resulzade ile Elçibey arasındaki ortak noktaları anlatabilir misiniz ? M. Emin Resulzade bizim ilk istiklalimizin, Elçibey ikinci istiklalimizin simgesidir. Her ikisi de Türk Birliği savunucusu olmuştur. Her ikisi de Türkiye’mizde hakka kavuşmuştur. Her ikisi de Milli Değer’e dönüşmüştür. Bugün için Azerbaycan’da Elçibey taraftarlarına baskı yahut herhangi bir tehdit var mı? Haydar Aliyev iktidara getirildikten sonra Elçibey taraftarlarına zulüm dönemi başlamıştır. Hapishaneler Elchibey yanlılarıyla dolup taşmıştır. Keleki’deyken Elçibey’in hayatına kast etmek için gönderilen özel eğitimli bir katil cephecilerce yakalanmış, sorgulanmıştır. Elçibey”in talimatıyla bu adam polise teslim edilmiş ama bu mesele kapatılmıştır. Bu gün de bu baskılar devam etmektedir. Elçibey Hükümeti’nin devrilmesinin perde arkasında bilinmeyen ve sizin aktarabileceğiniz neler var?...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Azerbaycan Azadlık Kahramanı Ebulfez Elçibey’in Vefatının 10. Yıldönümü Sebebiyle Damadı Agil Samedbeyli İle Yapılan Söyleşi:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey’in yokluğu ne kadar hissediliyor?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Büyük  liderler hakka kavuştuktan sonra tarihten büyük bir boşluk oluşur.  Elçibey’ de hakka kavuştuktan sonra yeri doldurulmayacak bir boşluk  bıraktı. Dün ve bugün siyasi partilerin Elçibey’in hakka kavuşmasının  10&#8243;cu yıldönümü nedeniyle düzenledikleri toplantılarda da bu gerçek  özellikle vurgulandı. Sağlığında O&#8221;nu anlayamayanlar şimdi O&#8221;nu anlamaya  başladılar ve özlemini çekmekteler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün itibari ile ortaya çıkan gerçek şudur: Elçibey Azerbaycan Milli Bağımsızlık savaşının kayıtsız ve şartsız lideridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey Azerbaycan”ın ilk Demokrat ve Milliyetçi  Cumhurbaşkanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey Azerbaycan’ın ilk Turancı Cumhurbaşkanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey’in kişilik ve liderlik özelliklerinden en öne çıkanları anlatır mısınız?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey,  çok vefalı bir dost, mütevazi bir insandı. Dürüstlüyü karşıları  tarafından da itiraf olunan bir gerçeklikti. Hiç kimseye yalan  söylemezdi, zarar göreceğini bilse yine doğruyu söylerdi. Buna örnek  olarak hapiste olduğu zaman yaşadığı bir olayı anlatmak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih  1975.Azerbaycan istihbarat(KGB) başkanı bir Rus. Elçibey siyasi tutsak.  Arkadaşları Elçibey’e ısrar ediyorlar. İstihbarat başkanının yanına  git, pişman olduğunu söyle, seni affedecek, biz bunu ayarladık diyorlar.  Elçibey bu ısrarlara bir son vermek için tamam der. Krasilnikov soyadlı  istihbarat başkanının yanına gider. Rus şef Elçibey’in ilk sorusuyla  sarsılır: <strong><em>“Sen kimsin? Yani hangi milletin  temsilcisisin? Şaşkın başkan ben Rus’um der. Elçibey; Bura hangi devlet  hangi cumhuriyettir diye sorar? Azerbaycan der Krasilnikov. Elçibey  sesini daha da yükselterek: O zaman senin burada ne işin var? Senin  yerin Rusya’dır. Git kendi memleketine. Senin yerinde bir Azerbaycan  Türkü oturmalıdır”</em></strong> der ve odayı terk eder. Tavizsizdi Elçibey  milli meselelerde. Zamana meydan okurdu. Mevcut şartları kabullenmezdi.  Kendi şartlarını dikta ederdi. <strong>DAVASINA İNANCI SONSUZDU.  O’NUNLA BIR KERE GÖRÜŞMEK DAVASININ ASKERİ OLMAYA YETERLİYDİ. EN ZOR  ŞARTLARDA BİLE İNANCINI YİTİRMEDİ, YILMADI, YOLUNDAN SAPMADI. HEP  DOĞRULARI SOYLEDİ, SONUNDA UGRUNA SAVAŞTIĞI BÜÜK TÜRK MİLLETİNİN SEVGİLİ  LİDERİ OLDU.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Rahmetli Ebulfez Elçibey’in medyada pek yer almayan veya duyulmamış bir anısını aktarır mısınız?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tarih  1993, Elçibey Cumhurbaşkanıdır. Amerika birleşik devletleri Bakû  büyükelçisi Elçibey’e yakınlığıyla bilinen Novella Hanım’ dan Elçibey  ile gizli bir görüşme ayarlamasını rica eder. Gece geç saatlerde Novella  hanimin evinde buluşurlar. Büyükelçi: Sayın cumhurbaşkanı Siz Rus  ordusunu Azerbaycan’dan çıkarmakta çok ısrarlısınız, ama eğer  çıkarırsanız Ruslar Sizi devirecek. Biz de bu bölgede yeniyiz, Ruslarla  kıyaslanmayacak kadar zayıfız. Size yardım edemeyiz. Elçibey: “Ben bunu  çok iyi biliyorum” der. Büyükelçi şaşkın. Kendine gelir ve: O zaman niye  yapıyorsunuz? Diye sorar. Elçibey cevabında: “<strong><em>Eğer ben çıkarmazsam başka hiç kimse buna cesaret edemez”</em></strong> der.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Azerbaycan’ın ebedi liderlerinden Mehmet Emin Resulzade ile Elçibey arasındaki ortak noktaları anlatabilir misiniz ?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">M.  Emin Resulzade bizim ilk istiklalimizin, Elçibey ikinci istiklalimizin  simgesidir. Her ikisi de Türk Birliği savunucusu olmuştur. Her ikisi de  Türkiye’mizde hakka kavuşmuştur.<strong> </strong>Her ikisi de Milli Değer’e dönüşmüştür.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bugün için Azerbaycan’da Elçibey taraftarlarına baskı yahut herhangi bir tehdit var mı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Haydar  Aliyev iktidara getirildikten sonra Elçibey taraftarlarına zulüm dönemi  başlamıştır. Hapishaneler Elchibey yanlılarıyla dolup taşmıştır.  Keleki’deyken Elçibey’in hayatına kast etmek için gönderilen özel  eğitimli bir katil cephecilerce yakalanmış, sorgulanmıştır. Elçibey”in  talimatıyla bu adam polise teslim edilmiş ama bu mesele kapatılmıştır.  Bu gün de bu baskılar devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey Hükümeti’nin devrilmesinin perde arkasında bilinmeyen ve sizin aktarabileceğiniz neler var?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey’in devrilme nedenleri:</p>
<p style="text-align: justify;">Aralık 1992.Elçibey&#8221;in cumhurbaşkanlığının 7. ayında.  Rusya’nın Baku büyükelçisi Moskova&#8221;ya bir şifrogram gönderir:  Azerbaycan bu hızla devam ederse 3 yıl sonra Rusya’dan ayrılarak tam  bağımsız ve uzak bir devlet olur ki bu da diğer cumhuriyetlere örnek  teşkil eder. Acil tedbir alınsın.</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere  Elçibey’in petrolü peşkeş çekmeyeceğini anladıktan sonra BP’ ye Haydar  Aliyev’in iktidara gelmesi için gereken maddi desteğin verilmesi  talimatını verir. BP’nin şefi özel hayatına ilişkin bir skandaldan ötürü  görevden alındıktan sonra mahkemede verdiği ifadesinde bu gerçeği  söylemek zorunda kalır, Çünkü harcanan paraların nereye gittiğini  açıklamak zorundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey&#8221;in  cumhurbaşkanı olması Iran’ da rahatsız etmeye başlamıştır. Bu bağlamda  Haydar Aliyev’le sıcak ilişkiler kurulur. Kuzeyde bağımsız ve milliyetçi  bir Türk devletinin varlığı İran sınırları içinde yaşayan 40 milyonu  aşkın Türkün ayaklanmasına neden olabilirdi. Bu korkuyla İran da  Elçibey’in devrilmesi için kesenin ağzını açmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Turgut  Özal rahmetli Elçibey&#8221;i desteklerken, Süleyman Demirel ısrarla Haydar  Aliyev&#8221;e tam destek vermişti. Turgut Özal hayatini kaybettikten sonra  Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oldu ve Kelbecer işgal edilirken  Elçibey’in iki helikopter gönderilmesi isteğini geri çevirir. Bu isteğe  karşı; ne yapalım Rus ordusunu karşımıza mı alalım demiştir? Bu sahte  gerekçeyle Elçibey&#8221;in devrilmesi için hazırlanan kirli plana tam destek  vermiştir. Ve bu koalisyon karşısında Elçibey&#8221;in başarılı olma şansı  kalmamıştır. Rusların hazırladığı iç savaş planını bozmak için hiç  kimsenin beklemediği bir şekilde Keleki’ye gider.</p>
<p style="text-align: justify;">Süleyman  Demirel&#8221;in Haydar Aliyev’le özel ve karanlık tarafı olan ilişkisi  vardı. Bu ilişkinin tarihi 1969 yılına dayanır. Süleyman Demirel’in  Sovyetler Birliğine seferi zamanı ne olmuşsa, seferden döndükten kısa  sure sonra Türkiye ihtilalin eşiğine gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey Hareketi bildiğimiz kadarıyla şu an birkaç kutba ayrılmış durumda bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey  hareketinin bir kaç kutba ayrılmasına ilk itiraz eden adamım. Bu  ayrışma Milli hareketimize darbe vurmuştur. Bunu asla kabul etmiyorum.  Bir gün bu parçaların bir araya gelebileceğine inanıyorum. Umarim bu  kısa surede gerçekleşir</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ebulfez Elçibey’in cumhurbaşkanlığı döneminde Ülkücü Hareket ile olan bağını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey  bir Bozkurt&#8221;tu. Elçibey&#8221;in ülkücü harekete büyük sevgisi vardı.  Elçibey’le ülkücü hareketin arasında derin bir ideolojik bağlılık vardı.  Aynı davanın  askerleri gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Rahmetlinin  aynı zamanda yakın korumalığını yaptınız. O dönemde olayları yakından  gören biri olarak Elçibey’in Başbuğ Alparslan Türkeş’e bakışını bize  anlatır mısınız? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey&#8221;in  iki sene yakin koruması olma şerefini yaşadım. Bu süre içinde merhum  Alparslan Türkeş Bey’in ismini hep Başbuğumuz  olarak anardı. Rahmetli  Başbuğumuza sonsuz sevgi ve saygısı vardı. Bunu ispat eden bir olayı  anlatayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıl  1992.Yer İstanbul, Çırağan sarayı. Karadeniz havzası ülkelerinin devlet  başkanları toplanmışlar. Elçibey ve Ermenistan devlet başkanı Petrosyan  da ordalar. Toplantı sonrası Petrosyan Elçibey’le görüşmek ister.  Dışişlerleri bakanı aracı olur Elçibey görüşme talebini geri çevirir,  Süleyman Demirel aracı olur ama görüşme talebi yine geri çevrilir.  Devreye rahmetli Başbuğ girer ve Elçibey O&#8221;na olan sevgisinden dolayı  Petrosyan’la beş dakika görüşür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey dönemindeki Karabağ sorununa bakıldığında bugüne kıyasla nasıl bir tablodan bahsedilebilir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey  döneminde Karabağ sorunu bizim lehimizde hızlı bir biçimde  çözülmekteydi. Savaşta ciddi zaferler kazanılmaktaydı. Agdere bölgesi,  Başkent ilçesi, Lachin”in 100&#8243;e yakin köyü işgalden azat edilmişti.  Ordumuz Hankent’in yanına kadar ilerlemişti. Milletin psikolojisi  zaferin yakin olmasına olan inançtan ötürü çok iyiydi. Millet-Ordu  bütünleşmesi gerçekleşmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu günkü durum iç açıcı değil. Ne yazık ki mevcut iktidarın sadece koltuk derdi bize çok pahalıya mal olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>“Ben Atatürk’ün askeriyim” diyen rahmetli Ebulfez Elçibey’in Atatürk’e olan bu sevgisinin sebebi sizce nedir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey  Atatürk’ün askeriyim derken Büyük Türk Milletinin askeri olduğunu ifade  etmişti. Atatürk’e sevgisi sonsuzdu. Eğer Atatürk olmasaydı bugün  Türkiye Cumhuriyeti adındaki çağdaş devlet olmayacaktı-derdi. Ataturk  Türk Dünyasının Başkomutanıdır-derdi. O’nu Türk Dünyasının ortak değeri  kabul ederdi. Atatürk’ün tarihte eşine az rastlanacak türden bir dehaya  sahip olduğunu her zaman vurgulardı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Tanrı Ruhlarını şad etsin tüm Türk Büyüklerinin. Âmin.</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fturk-dunyasi-birimi-agil-samedbeyli-ile-elcibey-soylesisi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/turk-dunyasi-birimi-agil-samedbeyli-ile-elcibey-soylesisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eren AKDENİZ &#8211;  Azerbaycan’da Azadlığın Diğer Adı: Elçibey</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eren-akdeniz-azerbaycan%e2%80%99da-azadligin-diger-adi-elcibey.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eren-akdeniz-azerbaycan%e2%80%99da-azadligin-diger-adi-elcibey.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 22:42:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Halk Cephesi Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Karabağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1701</guid>
		<description><![CDATA[“Elçibey bir bayrak. Çok iyi bir Türk Milliyetçisi. O’nu çok seviyorum.” Başbuğ Alparslan Türkeş “Elçibey her şeyden evvel bir Türk Milleti sevdalısıydı; Azerbaycan sevdalısıydı, Türkiye sevdalısıydı. Sadece bir fikir adamı değil bir siyaset adamı ve ikisini bir arada bulunduran bilge bir kişi olarak büyük bir devlet adamıydı. Atatürk’ü ve Başbuğumuzu çok seviyordu. Azerbaycan ile Türkiye arasında büyük bir köprüydü. İlahi takdir odur ki; ruhunu Türkiye’de verdi bedenini Azerbaycan’da toprağa koydu, bu dahi çok anlamlıdır.” Lider Devlet Bahçeli Türkler, tarih boyunca farklı coğrafyalarda birçok devlet kurmuş; içlerinden birçok fikir, siyaset, bilim ve devlet adamları yetiştirmişlerdir. Onun içindir ki tarihte eşine az rastlanan bir medeniyetin mümessili olmuşlardır. Fakat zaman zaman çok değişik coğrafyalarda yaşayan Türkler için sıkıntılı dönemler de olmuştur. Özellikle bu sıkıntıların, bağımsızlıklarının kaybolması şeklinde tecelli etmesi gerçekten acıyı ve cefayı da beraberinde getirmiştir. Ne var ki tarihin her döneminde bu süreç çok uzun olmamış muhakkak içlerinden çıkardıkları bir lider ile esarete son vermeyi bilmişlerdir. Tabi bu mücadeleler kolay olmamış zaman zaman başarısızlıkla sonuçlanan hareketler de görülmüştür. Ama her şeye rağmen bağımsızlık Türk’ün karakteristik bir özelliğidir. Nerede ve nasıl olursa olsun bu uğurda mücadele edilmiş, sonucuna da katlanılmıştır. Bağımsızlık uğrunda verilen bu mücadeleler kimi zaman Kürşad ile ruh bulmuş fakat destansı bir uğraş verilmesine rağmen başarısızlıkla sonuçlanmış, kimi zaman da İlteriş Kağan misali başarıya ulaşmıştır. Türk için milattan önceki yıllarda başlayan bağımsızlık mücadelesi, 21. yy’a kadar devam edegelmiştir. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Baltık Denizi’nden Hint Okyanusu’na kadar hemen her bölgede var olan Türkler, bu uğurda kendilerinden çok daha kuvvetli olan devletlere karşı mücadele etmiş ve bağımsızlık yolunda ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi bu mücadeleler tarihin her döneminde görülmüştür. 21. yy’da bile bir yanda Doğu Türkistan’da bir yanda Orta Asya’da bir yanda Batı Trakya’da diğer yanda da Orta Doğu’da bu mücadelelerin verildiğini görüyoruz. Türk Milleti’nin bağımsızlık yolunda içinden çıkardığı liderler kimi zaman Çiçi Yabgu olmuş kimi zaman Osman Batur; kimi zaman Muhammed Salih olmuş kimi zaman Mehmed Emin Resulzade; kimi zaman Mustafa Kemal Atatürk olmuş kimi zaman da Ebulfez Elçibey olmuştur. Ebulfez Elçibey, büyük Türk Milleti’nin bir parçası olan Azerbaycan Türkleri’nin sembol isimlerinden biridir. 1938 yılında dünyaya gelen Elçibey hayatı boyunca milleti için mücadele etmiş Azerbaycan Azadlığının lideridir. Şüphesiz bu büyük insanı birkaç sayfalık bir metin ile anlatabilmemiz mümkün değildir. Lakin yine de Başbuğumuzun yol arkadaşı ile ilgili bazı bilgiler vermek suretiyle, bu büyük liderin hayatından bazı kesitler sunarak, Elçibey’in daha iyi tanınabilmesine bir katkı sağlayabilirsem kendimi tarih önünde bahtiyar hissedeceğim. Elçibey’i Tanıyalım Ebulfez Elçibey, 1938 yılının Haziran ayında Nahcivan’ın Keleki kasabasının “Halil Yurdu” denilen yaylasında dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev’dir. Babası “ Kadirkulu Aliyev Merdenoğlu” II. Dünya Savaşı’nda askerde ölmüştür. Annesinin adı ise Mehirinisa’dır. Babasını çok küçük yaşlarda kaybeden Ebulfeyz Elçibey için annesinin yeri oldukça büyüktür. Küçük yaşlardan itibaren ülkesinin içinden geçtiği durumu yaşayarak öğrenmiştir. Akranlarına göre Ebulfez Elçibey oldukça geç evlenmiştir. Esasında bu evlilik kendi isteğinden ziyade davası için yapılmış bir evliliktir. Toplumun Elçibey’in vermiş olduğu mücadelede O’nun evli olmamasını yadırgaması üzerine Elçibey bu kararı almıştır. Bazı insanlar mücadeleden kaçmak için Elçibey’e...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>“Elçibey bir bayrak. Çok iyi bir Türk Milliyetçisi. O’nu çok seviyorum.”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Başbuğ Alparslan Türkeş</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Elçibey her şeyden evvel bir Türk Milleti sevdalısıydı; Azerbaycan sevdalısıydı, Türkiye sevdalısıydı. Sadece bir fikir adamı değil bir siyaset adamı ve ikisini bir arada bulunduran bilge bir kişi olarak büyük bir devlet adamıydı. Atatürk’ü ve Başbuğumuzu çok seviyordu. Azerbaycan ile Türkiye arasında büyük bir köprüydü. İlahi takdir odur ki; ruhunu Türkiye’de verdi bedenini Azerbaycan’da toprağa koydu, bu dahi çok anlamlıdır.”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Lider Devlet Bahçeli </em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkler, tarih boyunca farklı coğrafyalarda birçok devlet kurmuş; içlerinden birçok fikir, siyaset, bilim ve devlet adamları yetiştirmişlerdir. Onun içindir ki tarihte eşine az rastlanan bir medeniyetin mümessili olmuşlardır. Fakat zaman zaman çok değişik coğrafyalarda yaşayan Türkler için sıkıntılı dönemler de olmuştur. Özellikle bu sıkıntıların, bağımsızlıklarının kaybolması şeklinde tecelli etmesi gerçekten acıyı ve cefayı da beraberinde getirmiştir. Ne var ki tarihin her döneminde bu süreç çok uzun olmamış muhakkak içlerinden çıkardıkları bir lider ile esarete son vermeyi bilmişlerdir. Tabi bu mücadeleler kolay olmamış zaman zaman başarısızlıkla sonuçlanan hareketler de görülmüştür. Ama her şeye rağmen bağımsızlık Türk’ün karakteristik bir özelliğidir. Nerede ve nasıl olursa olsun bu uğurda mücadele edilmiş, sonucuna da katlanılmıştır. Bağımsızlık uğrunda verilen bu mücadeleler kimi zaman Kürşad ile ruh bulmuş fakat destansı bir uğraş verilmesine rağmen başarısızlıkla sonuçlanmış, kimi zaman da İlteriş Kağan misali başarıya ulaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk için milattan önceki yıllarda başlayan bağımsızlık mücadelesi, 21. yy’a kadar devam edegelmiştir. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Baltık Denizi’nden Hint Okyanusu’na kadar hemen her bölgede var olan Türkler, bu uğurda kendilerinden çok daha kuvvetli olan devletlere karşı mücadele etmiş ve bağımsızlık yolunda ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi bu mücadeleler tarihin her döneminde görülmüştür. 21. yy’da bile bir yanda Doğu Türkistan’da bir yanda Orta Asya’da bir yanda Batı Trakya’da diğer yanda da Orta Doğu’da bu mücadelelerin verildiğini görüyoruz. Türk Milleti’nin bağımsızlık yolunda içinden çıkardığı liderler kimi zaman Çiçi Yabgu olmuş kimi zaman Osman Batur; kimi zaman Muhammed Salih olmuş kimi zaman Mehmed Emin Resulzade; kimi zaman Mustafa Kemal Atatürk olmuş kimi zaman da Ebulfez Elçibey olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ebulfez Elçibey, büyük Türk Milleti’nin bir parçası olan Azerbaycan Türkleri’nin sembol isimlerinden biridir. 1938 yılında dünyaya gelen Elçibey hayatı boyunca milleti için mücadele etmiş Azerbaycan Azadlığının lideridir. Şüphesiz bu büyük insanı birkaç sayfalık bir metin ile anlatabilmemiz mümkün değildir. Lakin yine de Başbuğumuzun yol arkadaşı ile ilgili bazı bilgiler vermek suretiyle, bu büyük liderin hayatından bazı kesitler sunarak, Elçibey’in daha iyi tanınabilmesine bir katkı sağlayabilirsem kendimi tarih önünde bahtiyar hissedeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey’i Tanıyalım</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ebulfez Elçibey, 1938 yılının Haziran ayında Nahcivan’ın Keleki kasabasının “Halil Yurdu” denilen yaylasında dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev’dir. Babası “ Kadirkulu Aliyev Merdenoğlu” II. Dünya Savaşı’nda askerde ölmüştür. Annesinin adı ise Mehirinisa’dır. Babasını çok küçük yaşlarda kaybeden Ebulfeyz Elçibey için annesinin yeri oldukça büyüktür. Küçük yaşlardan itibaren ülkesinin içinden geçtiği durumu yaşayarak öğrenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Akranlarına göre Ebulfez Elçibey oldukça geç evlenmiştir. Esasında bu evlilik kendi isteğinden ziyade davası için yapılmış bir evliliktir. Toplumun Elçibey’in vermiş olduğu mücadelede O’nun evli olmamasını yadırgaması üzerine Elçibey bu kararı almıştır. Bazı insanlar mücadeleden kaçmak için Elçibey’e “O’nun ailesi yoktur, çoluğu çocuğu yoktur. Bizimse ailemiz var onların sorumluluğu bizim üzerimizde” şeklinde yüklendikleri için Elçibey de davasının daha geniş kitlelerde şüphe oluşturmaması için evlilik kararı almıştır. “Bu yolda değil ailemiz her şeyimiz fedadır” mantığıyla yaptığı evlilik sonucu Çilenay adlı bir kızı ve Ertuğrul adlı bir oğlu dünyaya gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Elçibey, 7. sınıfa kadar Unus Yedi Yıllık Mektebi’nde okuduktan sonra Ordubad 1 Numaralı Şehir Orta Mektebi’ni bitirmiştir. 7. sınıfı bitirene kadar en büyük arzusu hekim olmak idi. 8. sınıftan itibaren ise tarih ilmine ilgi duymaya başlamıştır. 10. sınıfta ise Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde (şimdiki Bakü Devlet Üniversitesi) Şarkiyat Fakültesi’nin açılacağını öğrenir ve Nizami, Hakani, Fuzuli gibi şairleri daha doğru anlamak maksadıyla bu fakülteye hazırlanır. 1957 yılında Üniversite’nin Şarkiyat Bölümü’nün ( O vakit Filoloji Fakültesi’nin bünyesinde idi) Arap Filolojisi sahasını kazanır. Üniversite’nin 2. ve 3. sınıflarında okurken tarihi-siyasi meselelere olan ilgisi daha da artar. Daha sekiz yaşından itibaren çektiği acıları daha da iyi anlamaya başlar ve ülkesine hizmet aşkı ile donanır. 1962 yılında Üniversite’yi bitiren Elçibey, 7-8 ay staj yaptıktan sonra birkaç arkadaşıyla beraber Assuan Barajı’nın yapıldığı Mısır’a mütercim olarak gönderilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">1969 yılında Tolunoğulları Devleti (IX. Yüzyıl) adlı doktora tezini yazar. 1970’lerde ülkesinin bağımsızlığı için çalışmaya başlar. 1971-74 yıllarında üniversitelerde artık öğrenci hareketleri başlamıştır. Elçibey 1975 yılında “milliyetçilik” suçundan bir buçuk yıl hapis yatar. 1976 yılında Salman Mümtaz El Yazmaları Enstitüsü’nde, Türk ve İslam Tarihi’nin ilk yazılı kaynaklarını incelerken bir yandan da bağımsızlık mücadelesi için çalışmaya ve bu yolda halkı teşkilatlandırmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Azadlık Mücadelesi Başlıyor</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">1980’lerin sonlarında dünya, Sovyetleri tarihin çöplüğüne atmak için gün sayıyordu. Elçibey ise ülkesinde bağımsızlık mücadelesinin başını çekenlerdendi. O, milliyetler siyasetinde Leninist ilkelerin bozulduğu, Rusça’nın emperyalist bir siyaset aracı haline geldiği görüşündeydi. 1988’in ortalarında üç Baltık ülkesi Litvanya, Letonya ve Estonya’da halk cepheleri kurulması O’na esin kaynağı oldu. Halk Cephesi 1989’da ilk “yarı legal” konferansını yaptığında “Azat Azerbaycan” mücadelesinin başını çekecek lider olarak seçildi. Azerbaycan Azatlığının lideri olan Elçibey’in üç önemli hedefi vardı: Azerbaycan’ın bağımsızlığı, Karabağ’ın Ermenilerden temizlenmesi, İran’daki -Güney Azerbaycan- 25 milyon Azeri Türk’ünün Azerbaycan’da birleşmesi. Halk Cephesi, Rus istihbaratının engellemelerine rağmen kısa sürede bir halk hareketi haline geldi. Öyle ki, 1989’da hükümet Cephe’yi resmen tanımak zorunda kaldı. Elçibey’in ilk aktif eylemi ise binlerce Azeri Türk’ünün İran sınırına yaptığı ünlü yürüyüş oldu. Bu seferki esin kaynağı Berlin Duvarı’nın yıkılmasıydı. Nahcivan ve Astra’dan onbinlerce Azeri Türk’ü 30 Aralık’ta “Yaşasın Tebriz-Bakü” sloganlarıyla sınıra dayandığında ne Rus askerleri ne de İran askerleri çatışmayı göze alamadılar. Dikenli teller ise “Birleşmiş Azerbaycan” sloganlarıyla parçalandı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">1990’da dünyaya barış ve kardeşlik mesajları veren SSCB lideri Mihail Gorbaçov, Azeri Türkleri’ne ise başka bir şeyi reva görecekti: Kızıl Ordu. Önce kimse buna inanmadı. Ama 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece umulmayan oldu ve Kızıl Ordu tankları tıpkı 70 yıl önce olduğu gibi Bakü’ye giriverdi. 1918’de Mehmet Emin Resulzade öncülüğünde kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 27 Nisan 1920’de Kızıl Ordu’nun paletleri altında ezilmesi gibi. Ama bu kez tarihin tekerrür etmesi bu kadarla kalacaktı. Bakü’deki ünlü Azatlık Meydanı’nı dolduran milyonlar kendilerini tankların önüne atıverdi. 130 kişi hayatını yitirdi, 700 kişi yaralandı. Ama bu harekattan sonra siyasetin dengeleri de değişti. Vezirov görevinden alındı ve yerine Moskova’nın “has adamı” Ayaz Muttalibov getirildi. Halk Cephesi ve Elçibey’in payına ise yeraltına çekilmek düştü. Hükümet, Halk Cephesi’nin yetkililerini tutuklamıştı. Baharla birlikte ortam yumuşadığında Elçibey yine sahneye çıkacaktı. Bu kez Mayıs 1990’da uzun yıllar çalıştığı El Yazmaları Merkezi’nin önünde halka, “Azerbaycan bayrağında orak çekici kullanmayın” çağrısı yapıyordu. Elçibey bunun yerine 1918’de Mehmet Emin Resulzade’nin sözlerini tekrar edecekti: “Bir kere yükselen bayrak bir daha yere inmez.” Azeri Yüksek Sovyet Meclisi ise Rus askerlerinin Bakü’de olmasından yararlanıp seçim kararı aldı. Halk Cephesi seçime katılırken, Elçibey sadece kurulan seçim bürolarını yöneterek arkadaşlarını destekleyecekti. Olanca hileye rağmen Halk Cephesi’nden 30 milletvekili meclise girmeyi başardı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Azadlık ve Elçibey’in Cumhurbaşkanlığı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Rusya’da Boris Yeltsin’in devlet başkanı olduğu 1991’de Halk Cephesi’nde de ilk çatlaklar belirdi. Moskova’da hapis yattığı sıralarda Rus yanlısı olduğu söylenen İtibar Memedov ve Rahim Gaziyev, Elçibey karşısında bir grup oluşturdu. Memedov “Milli İstiklal Partisi” ni kurdu. Elçibey ise dikkatini bir yandan Rus askerlerinden kurtulmaya diğer yandan da işgal altındaki Karabağ’da verilecek savaşa odaklamıştı. 23 Ağustos’ta Bakü’de düzenlenen mitingde Komünist Partisi’nin lağvedilmesini isteyen konuşmasını yaptığında, sivil giyimli KGB ajanları tarafından feci şekilde dövüldü. Azerbaycan ise artık geri dönülmez bir noktaya gelmişti Komünist Partisi, 14 Eylül’deki kongrede lağvedilmesi tartışıldı. Elçibey’in çağrısına uyan yüz binin üzerinde Azeri Türk’ü Meclis’i kuşatınca beklenen oldu ve bağımsızlık ilan edildi. Elçibey ise yüz binden fazla Azeri Türk’üne “Hukuki yönden bağımsızlığımızı kazandık, bundan sonraki mücadelemiz gerçek bağımsızlıktır” dedi. 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, 29 Aralık’ta halkın yüzde 98’inin oyuyla bağımsızlığa “evet” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu sıralarda gerçekleşen ve tarihe “Hocalı Katliamı” olarak geçen olay ise Muttalibov’un sonunu getirdi. Rus destekli Ermeni güçlerinin on bin nüfuslu Hocalı Kasabası’na yaptığı saldırıdan sadece bin kişi kaçabildi. Katliamın ardından ise adres yine Meclis’ti. Üç gün süren bekleyişin ardından Muttalibov istifa etti ve yerine Yakup Memedov geçti. Ama artık cumhurbaşkanlığı seçimi kaçınılmazdı. Elçibey’in ise bu görevde gözü yoktu. Önce adaylığa yanaşmadı fakat ısrarlar üzerine “evet” dedi. Seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Bundan en çok rahatsız olan ise Moskova ve Tahran’dı. İşte bu sırada Şuşa ve Laçin Ermenilerin eline geçti. 14 Mayıs’ta mecliste toplanan ve Halk Cephesi milletvekillerini dışlayan bir heyet “Hocalı Katliamı”ndan Muttalibov’un sorumlu tutulamayacağı kararını alıp O’nu devlet başkanı ilan etti. Elçibey’e ise yine meydanlara çıkmak düştü. İki yüz bine yakın Azeri Türk’ü meclise yürüdü. Muttalibov ve arkadaşları bir Rus askeri uçağıyla Moskova’ya kaçtı. Nihayet 7 Haziran 1992’de Elçibey oyların %59.4’ünü alarak devlet başkanı seçildi. Elçibey ilk iş olarak milli ordu oluşturmak için kolları sıvadı. Ancak Karabağ’da savaşan kuvvetler “nedense” bir birlik sergileyemiyordu. Savaşan birliklere verilen karşı atak emri bizzat Savunma Bakanı Gaziyev’in “geri çekil” emriyle sabote ediliyordu. Ermeniler Kelbecer ve Ağdam’a da girdi. Elçibey’in Türkiye’nin yardımıyla kurduğu milli ordu başarılı olamamıştı. Eylül 1992’de cephe ziyaretlerinden birinde Elçibey’e karşı bu kez suikast dahi düzenlendi ama sonuç alınamadı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey’in Geri Çekilmesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">1993’e girildiğinde Elçibey yönetimi petrol anlaşmalarını belli bir noktaya getirmişti. 15 Haziran’da Ermenilerle muhtemelen Kelbecer’in geri alınması için masaya oturacaktı. Ülke ekonomik ve siyasi bağımsızlığa adım adım yaklaşıyordu. Ama bu kez devreye girecek olan Suret Hüseyinov, Elçibey’in kaderini değiştirecektir. Azeri lider, Gence’deki birliklerin komutanı olan Hüseyinov’u Karabağ’daki başarıları için, baskılar ve telkinler doğrultusunda kahramanlık ünvanı vermişti. Ama Hüseyinov’un hesabı başkaydı. Rusya’nın ve İran’ın desteğini aldığı söylenen Hüseyinov’un bir başka ilişkisi de o sıralarda Nahcivan’da bulunan, KGB tedrisatından geçmiş Haydar Aliyev ile idi. Aliyev, Bakü’de yavaş yavaş etkinliğini arttırmıştır. Söylentilere bakılırsa Hüseyinov ile Aliyev arasındaki bağlantıyı Gaziyev sağlıyordu. Bu kez darbe “geliyorum” diyordu. Elçibey 3 Haziran’da Gence ve Bakü’deki olağanüstü hal ilanını uzatıp Gence’ye birlik gönderdi. Ama isyan bastırılamadı. Hüseyinov, Bakü’ye doğru harekete geçtiğinde ise Elçibey’e sürgün yolları görünmüştü. Kaybettiğini anlayan Elçibey kan dökülmesini istemiyordu. Aliyev’i kriz yatışana dek başa geçmesi için Bakü’ye çağırmak zorunda kaldı. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla uğraştığı söylenen Hüseyinov onu ürkütüyordu. Aliyev ise Azerbaycan için “sıkıntı” anlamına gelse de hiç olmazsa devlet korunabilirdi. O sıralarda yakınlarına şöyle diyecekti: “Bu ülke için yapılacak bir hizmet daha var. İktidardan el çektirilsek dahi Ermenilerle savaş durumunda olan binbir emekle kurduğumuz bu devleti iç savaşa sürüklemeyeceğiz.” Sonunda Aliyev Bakü’ye geldi. Hüseyinov’un sahneye koyduğu Moskova destekli darbe planının birinci aşaması tamamlanmıştı. Elçibey, Hüseyinov aracılığı ile kendisine suikast hazırlandığını öğrenince 17 Haziran’da Keleki’ye geri döndü. 24 Haziran’da Aliyev yeni devlet başkanı seçilirken Hüseyinov da başbakanlığa atanacaktı. 1997’de Bakü’ye dönen Elçibey, 1 yıl sonraki devlet başkanlığı seçimini “demokratik ve adil olmadığı” gerekçesiyle boykot etti. Ömrü el verseydi 5 Kasım’da milletvekili adayı olacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey’in Son Yılları </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ebulfeyz Elçibey ülkesinin selameti için iktidardan uzaklaşmıştı. Muhtemel bir iç savaşın önüne geçerek koltuğundan fedakarlık yapmıştı. 31 Ekim 1997’de Keleki’den Bakü’ye döndü ve AHCP’nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. 1998’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine “demokratik ve adil olmadığı” gerekçesiyle katılmayan Elçibey, 5 Kasım’da yapılacak ikinci dönem parlamento seçimlerine katılma kararı almış ve Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliği adaylığına soyunmuştu. Ne var ki sağlık problemleri buna müsaade etmedi. Elçibey, uzun süredir devam eden rahatsızlığın şiddetlenmesi üzerine 7 Temmuz 2000’de Türkiye’ye geldi. Prostat tümörü nedeniyle önce Ankara Hastanesi’nde tedavi altına alınan Elçibey, hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle radyoterapi gerektiği için 9 Ağustos Çarşamba günü GATA’ya radyoterapi görmek üzere kaldırıldı. Elçibey’in Türkiye’ye “metabolik durumunun çok bozuk ve septik komada şuuru kapalı olarak” geldiği, Türkiye’de kaldığı süre boyunca durumunun iyiye gittiği ancak nefes darlığı, akciğer enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını bir arada taşıdığı belirtilmişti. Yaklaşık iki ay boyunca Türkiye’de tedavi gören Ebulfez Elçibey, 22 Ağustos 2000 Salı günü vefat etti.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Prof.Dr. Ebulfez Elçibey Azerbaycan için oldukça önemli bir şahsiyetti. Azerbaycan’da azadlığın diğer adı olan Elçibey zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekmişti. Devlet başkanlığı süresince ülkede insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalışmıştı. Rus ordularını Azerbaycan’dan çıkarttı. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etti. Latin alfabesini uygulamaya koydu. Hayatı boyunca Türk Dünyası’nın birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde “Bütöv Azerbaycan Yolunda” isimli bir kitap da çıkarmıştı. Büyük bir dava adamı olan Ebulfez Elçibey başta Türkiye Türkleri olmak üzere tüm Türklerle iyi ilişkiler kurmuş idealist bir liderdi. 7 Temmuz 2000’de geldiği Türkiye’de 22 Ağustos 2000’de vefat eden Azerbaycan Azadlığı’nın lideri Ebulfez Elçibey evli ve Çilenay ile Ertuğrul adlı iki çocuk babasıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Elçibey’in Son Röportajı</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan’ın Eski Cumhurbaşkanı ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi ( AHCP) Genel Başkanı Ebulfez Elçibey verdiği son röportajında ülkesindeki ve bölgedeki gelişmeleri değerlendirmişti. “Bunları birinin açıkça söylemesi gerek” diyerek her zamanki açık üslubunu sürdüren Elçibey, Türkiye ve Azerbaycan’ın sınırları kaldırarak konfederasyona gitmesi gerektiğini söylemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Azerbaycan Halk Cephesi liderliğiniz bir bağımsızlık hareketi olarak başladı. Amacına ulaştı, önce iktidar sonra parti oldu. İçinden birçok parti çıktı; aynı çizgideki o partiler neden birleşemiyor?</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu tabii bir süreçtir. Azerbaycan için bir şeyler yapmak isteyen milliyetçi milyonlar bir araya toplanarak bağımsızlık için mücadele etti. Bağımsızlığımızı kazandıktan sonra devlet kurmak için iktidar olmak gerekliydi. Halk Partisi eğer tek parti olarak kalsaydı buna izin vermezdim. O zaman yine Komünist Parti’nin yerine oturmuş olur, tek hakimiyetlik devam ederdi. Demokrasi çok partililikten başlar. İnsanlar niye böyle bakıyor? Aynı çizgide birçok partinin çıkması, bunların birbiri arasındaki ihtilafları, tartışmaları gayet normaldir. ABD’de esasen otuza yakın parti vardır; bunların ikisi öndedir. Rusya’da da altıdan fazla komünist parti var niye birleşemiyorlar? Kimbilir Azerbaycan’da da zaman gelecek iki parti kalacak. Toplumun tabii akışını kimse engelleyemez; kendisi hareket eder, içinden liderler çıkarır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>İktidarınızın kısa sürmesini nasıl izah ediyorsunuz, peşinizden koşan milyonlar siz yıkılırken neden arkanızda değildi?</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ben yıkılacağımı biliyordum. Rus askerini Azerbaycan’dan çıkardığım gün arkadaşlarıma dedim ki, benim artık iktidarda kalacağıma inanmayın. Rus KGB’si bizi yıktı. Rus ve İran istihbaratı ortak çalıştı; yüz milyon dolarlık bütçeleri vardı. Azerbaycan’dan Rus askerini kovmaya muvaffak oldum. Evet, kovdum onları “çık git” dedim. Tam yetmiş beş bin Rus askeri vardı. Kafkasya’da Bakü, Rus askeri üslerinin merkeziydi. Gence’de Hava Komando Tugayı vardı ki, bir günde Azerbaycan’ı işgal edebilirdi. Kolay olmadı. Hadi şimdi çıkartın Rus askerini bir yerden de görelim. Çıkmıyorlar. Ne Gürcistan’dan ne de Tacikistan’dan. Bunun sistemi var. Rus ordusu karışık milletlerden oluşmuştu. Ordunun yüzde atmışı Rus’tu, bunların içinde birbiri ile geçinemeyen Ukraynalılar da vardı. Nahcivan’da sınırı koruyan Rus askerlerinin asıl görevi Türkiye’de casusluk yapmaktı. Operasyonlar yapıyor Anadolu’da türlü türlü işler görüyorlardı. Rus askerini göndermekle Türkiye’yi de kurtardık.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Gence İsyanı’nı bastırmak yerine neden Keleki’ye, köyünüze gittiniz; Türkiye neden sizi desteklemedi?</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İsyancı Albay Suret Hüseyinov Bakü’ye yürüdüğünde kardeş kanı dökülmesini istemediğim için Keleki’ye gittim. Hüseyinov, Karabağ’da savaşıyordu, başarılar kazanmıştı, askeri çevrelerin telkiniyle ona kahramanlık ünvanı verdim. Keleki’den iki gün önce Ankara’da ağırlandığım yalandır; bir ay sonra Türkiye’den maslahat almaya gittiğim de doğru değil. Bir halk, mücadelesini kendi yapmalıdır. Türkiye’nin başını niye buraya sokalım ki? Türkiye, diplomatik açıdan bizi desteklesin sağol deriz. Yeterli destek oldu, olmadı tartışması abestir; yeterli ifadesinin sınırı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Azerbaycan halen Rus tehdidi altında bulunuyor. Bakü-Ceyhan projesi bu riski artırıyor. Azerbaycan ile Türkiye arasında nasıl bir ilişki hayal ediyorsunuz?</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bir kere Türkiye ile Azerbaycan arasında vize olmasını kabul edemiyorum. Vize kalkmalı. İki tarafta da çıkartılan bürokratik engeller nedeniyle ilişkilerimiz istediğimiz noktada değil. Türkiye ile Azerbaycan konfederasyona gitmeli, birleşmeli. Sınırları kaldırmalıyız. İki ülkenin vatandaşları serbestçe çalışabilmeli. Bakü-Ceyhan hattının yapılmasını Rusya hazmedemiyor. Azerbaycan’ın petrolü var, dışarı satamıyor. Biz kardeş Türkiye ile petrolümüzü paylaşmak isteriz. Türkiye ve Azerbaycan arasında askeri işbirliği Rusya ile Ermenistan arasındaki seviyeye çıkartılmalı. Saldırmazlık anlaşması, Rusya’nın Azerbaycan’a müdahale imkanlarını ortadan kaldırır. TSK ve NATO Azerbaycan’da askeri üslerini kurmalı. Azerbaycan NATO üyesi olmalı. Azeri ordusu en modern silahlarla donatılmalı. İki ülkenin halkı birdir, aynı duygu ve düşüncelere sahiptir. Türkiye’yi vatanım kabul ediyorum. Ben Atatürk’ün askeriyim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Karabağ sorununa nasıl çözüm bulunabilir?</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kanla verilen toprak ancak kanla alınabilir. AGİT, yıllardır diplomatik oyunlarla bizi oyalıyor. Kadim toprağımız Karabağ’ın masada satılmasına göz yummayız. Bunun için 239 teşkilatı birleştirerek Milli Mukavemet Hareketi’ni kurduk. Bunun amacı halkımızı psikolojik olarak muhtemel bir savaşa hazırlamaktır, siyasi bir maksadı yoktur. Kafkasya’da ikinci bir Ermeni devleti kurulmaya çalışılıyor. Ermenistan zaten Rusya’nın oyuncağı, maşası. Dünya’da bir milletin yan yana iki devlet kurduğu görülmemiştir. Bu oyun tutmayacak. Ermenilere’e Karabağ’da ancak kültürel özerklik verilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Son dönemlerde İran’daki Azeri Türkleri için çalışmalarınızı hızlandırdınız. İran, 21. yy’da nasıl bir değişim geçirecek?</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan 40 milyon Azeri Türk’ünün hiçbir yerde kaydı yok. Ne BM’de ne de İKÖ’de. Ortada bir vurdumduymazlık var. Bunu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Türk folklor ve kültürünü korumak benim görevimdir. Asimilasyon politikalarına rağmen İran’daki Türkler Türklük şuurunu yitirmedi. Tahran rejiminin dışladığı çoğu entelektüel 4 milyon Türk değişik ülkelere dağıldı. İran’da bir gurup kültürel özerklikten yana. Bir kısmı ise bağımsızlık istiyor. Güney Azerbaycan hareketi geçtiğimiz yüzyılda üç defa kanlı bir şekilde bastırıldı. İran’da da bir çeşit KGB rejimi var. Rus sistemi nasıl çöktüyse insan fıtratı ile uyuşmayan bu baskı rejimi de son bulacaktır. ABD de İran’daki rejimi yıkmak değil yumuşatmak, liberalleştirmek istiyor. İranlılar da demokratik dünyanın dışında kalamayacaklarını anlamaya başladılar. Sovyetler Birliği dağılacak dediğimde bana deli gözüyle bakıyorlardı. Şimdi de İran’daki sistem liberalleşecek, Azeri Türkleri demokratik haklarını elde edecekler diyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Son Söz Niyetine</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan Eski Cumhurbaşkanı Prof.Dr. Ebulfez Elçibey şüphesiz Azerbaycan Türklüğü için oldukça önemli bir isimdir. Gerçekten de ülkesinin bağımsızlığı için vermiş olduğu mücadele ve yine ülkesinin bütünlüğü için göstermiş olduğu fedakarlık bile bu büyük şahsiyeti tanımamız ve hayran kalmamız için yeterli bir sebeptir.1938 yılından 2000 yılına kadar ülkesi için mücadele eden Elçibey aynı zamanda ciddi bir akademisyendi. Hayatı boyunca Türk Dünyası’nın birliği için mücadele eden Elçibey, Türk Tarihi’nde de tüm bu yönleriyle önemli bir yer edinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Herhangi bir vasfı olmadan bile yüzbinleri arkasından sürüklemeyi başarmış büyük bir lider olan Elçibey, görevde kaldığı süre boyunca da tüm zorluklara rağmen ülkesi için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Elçibey; ülkesi adına petrol anlaşmaları yapmış, ülkede insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalışmış, ülkesini ekonomik, siyasi, kültürel her alanda tam bağımsız yapmak için gayret sarfetmiştir. Yıllardır Azerbaycan toprağını işgal eden Rus ve Ermenilerle mücadele etmiş, Güney Azerbaycan’la birleşmek için oldukça cesur hamleler yapmıştır. Şüphesiz ki bu durum O’nu Rusya ve İran için bir numaralı düşman haline getirmiş ve sonuçta yine ülkesinin insanları için bu güçler karşısında mağlup olmuştur. Dinine, milletine, devletine çok bağlı bir insan olan Ebulfez Elçibey devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etmiştir. Başta Türkiye olmak üzere tüm Türklerle iyi ilişkiler kurmaya çaba göstermiş idealist bir lider olan Elçibey, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gönül köprüsünün de en önemli mimarlarındandır. Tüm Türklerin bir olması yolunda inançlı bir mücadele ortaya koymuş ve bu kardeşlik yolunda ağır bedeller ödemiştir. Tüm bu yönleriyle Ebulfez Elçibey 20. yy’a damgasını vurmuş önemli bir şahsiyet olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ebulfez Elçibey’in vermiş olduğu mücadele tıpkı 1918’lerde Mehmet Emin Resulzade’nin vermiş olduğu bağımsızlık mücadelesi gibidir. Esasen aynı dönem olmamasına rağmen O’nun bir öğrencisi gibidir. Ama kendisinin Mehmet Emin Resulzade’nin yanında bir hiç olduğunu söyleyebilecek kadar da mütevazi ve mümtaz bir şahsiyettir. Hülasa, Mehmet Emin Resulzade’nin söylediği gibi bir kere yükselen bayrağı bir daha yere indirmemek için soylu bir mücadele veren Elçibey’in sözleriyle yazımızı tamamlayalım:</p>
<p style="text-align: justify;">“Hayatımda en hoş günlerden biri 1989’un 16 Temmuz’unda Azerbaycan Halk Cephesi’nin kurulması ve ona başkan seçilmemdir.</p>
<p style="text-align: justify;">En ağır sarsıntılarım: 20-23 Ocak 1990, Daşaltı Ameliyatı, Hocalı Faciası, Şuşa ve Laçin hiyanetleri.</p>
<p style="text-align: justify;">En çok müteessir olduğum şey dostlarımı kaybetmektir (bütün anlamlarda).</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgim; Millete!</p>
<p style="text-align: justify;">Vurgunluğum; Azadlığa ve Adalete!</p>
<p style="text-align: justify;">İtaatim; Hocalarıma!</p>
<p style="text-align: justify;">Borcum;  Dostlarıma ve Meslektaşlarıma!</p>
<p style="text-align: justify;">Nefretim; Yalancılara ve İkiyüzlülere!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hakk’a yürüyüşünün 10. yıldönümünde Ebulfez Elçibey’i minnet ve şükranla yad ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhun şad olsun “Bütöv Azerbaycan Yolu”nun Yolbayı…</p>
<p style="text-align: justify;">Mekanın cennet olsun Turan’ın Hazer kıyılarından taşan yiğit kahramanı…</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın rahmeti üzerine olsun Başbuğumun yol arkadaşı…</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Feren-akdeniz-azerbaycan%25e2%2580%2599da-azadligin-diger-adi-elcibey.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/eren-akdeniz-azerbaycan%e2%80%99da-azadligin-diger-adi-elcibey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Işıner HAMŞIOĞLU &#8211;  Elçibey’in Ardından</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-elcibey%e2%80%99in-ardindan.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-elcibey%e2%80%99in-ardindan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 22:37:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı Dağı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1699</guid>
		<description><![CDATA[“Ey ulu Tanrım! Türklüğümü benden esirgeme” Eğer cennete inanıyorsak, neden üzülürüz uçmağa varanın ardından? Neden omuzlarda taşınırken yalnız tabutlar, gözlerde mutluluk yerine hüzün taşınır? Merhum Elçibey’in ardından bu sorunun cevabını bulmak asla zor değil. On yıldır dinmedi içimizdeki burukluk. Bizim o yiğit dava adamının Tanrı Dağı eteklerinde Kürşad’la Fatih’le Resulzade’yle Mustafa Kemal’le diz kırıp, otağ kurduğunda şüphemiz yok… Elbette ki mutlu, elbette ki huzurlu… Biz Türklüğün bir kez daha öksüz kalışının hüznünü yaşıyoruz. Onun gidişiyle bu yüce milletin kutlu dirilişinin bir kez daha ertelenişinin telaşı var yüreklerde. Bu topraklarda yaşayanların hürriyet altında söyleyemediklerini, esaret ve mezalim altında haykıracak kadar yürekli bir yiğidin gidişi kelimeleri boğazımıza düğümleyen. Türklüğü ile övünen, “Ben Mustafa Kemal’in askeriyim” diyecek kadar bu milletin tarihinden güç alan, ülkesinin geleceğini; Türk’ün şerefli geleneğinin üstüne inşa etmenin hayalini kuran kahramanın bizi bırakıp gidişinedir isyanımız. O ulu Tanrı’nın Mustafa Kemal’i bizden alırken, Türklüğe verdiği hediye idi. 1938’de esir yurt topraklarında dünyaya geldiğinde, Türk milletini atasını ebediyete uğurlayacaktı. O büyük Ata’nın yiğit evladı, esir yurdunun bir gün hür bayrağının gölgesinde yaşayacağını biliyor, buna iman ediyordu. Tıpkı kendisi ilkokula başladığında tabutluklarda işkencelere maruz bırakılan o ülkü erleri gibi, komünist Rusya’nın işgal altındaki vatan topraklarında Sovyet hapishanelerine atılıyor, bin bir güçlükle tahliye edildikten sonra bile davasına kaldığı yerden devam ediyordu. Türklüğün geleceğini önce milletinin müstakil ve bağımsız bir devlet kurmasından geçtiği öngörüsü ile bağımsız Azerbaycan’ın Kuzey Azerbaycan topraklarında inşa edilmesini öncülük ederken, gönlünden asıl geçenin bir ve bütün büyük Azerbaycan olduğunu kimseden saklamıyordu. Türkiye’yi ziyaretinde Anıtkabir özel defterine duygularını yazdıktan sonra “Askerin Elçibey” diyerek imzalayacak kadar Türkiye’ye gönülden bağlı olan büyük devlet adamı, her fırsatta bu bağlılığı dile getiriyor, Türkiye’nin öncülüğünde bir Türk birliğinin oluşabilmesi için yoğun çaba harcıyordu. Öyle ki bu gayreti Türkiye’deki muhatapları tarafından bile sebebi anlaşılamayacak kadar yoğun ve ısrarlı idi. Belki de Türk dünyasının Başbuğ’u dışında hiç kimsenin samimiyetine inanmadığını, hayallerine ortak olmadığını o da biliyordu. Herkese ve her şeye inat inancının gereğini yapmaktan da geri durmadı… Oysa bugün dönüp bakıldığında bu gayretin millet sevgisi ve samimiyet dışında hiçbir gerekçesi olmadığı apaçık ortada… Vefatının onuncu yılında, Elçibey’e bir teşekkür ve bir özür borcumuz olduğunu hissediyorum. Türk milletinin birliği ve bütünlüğü için sarf ettiği emekler, kutlu ülkümüz Turan’a giden yolda harcadığı gayret, can Azerbaycan’ın ve Türk’ün topraklarının bağımsızlığı için ortaya koyduğu çaba ve her şeyden önce Türklüğün, Türkçülüğün geleneğinden gelen yiğitliği kendinden sonraki nesillere bir hayalden öte yaşanması gereken bir gerçeklik olarak bıraktığı için teşekkürümüz… Özrümüz ise kendi adımıza değil… Onun sağlığında ve varlığında yanında olması gerekirken başka yerlerde saf tutanlar, Yürüdüğü kutlu yolda yalnız bırakanlar, O yanında olduklarını sanırken arkasından vuranlar, Söz verip sözünü tutmayanlar, Onun kadar mert, onun kadar yiğit olamayanlar, Onun büyük davasını anlamayanlar adına büyük bir özür borçluyuz… O büyük dava adamına selam olsun. Biliyorum ki “Ecel dedikleri şey erlerin kevseridir” diyen Atsız Ata’mla beraber Tanrı Dağı’nın eteklerinde birlikte şu mısraları okuyarak bizlere selam gönderiyor… “Bilsin bu cihan ki ben bu cihanın nesindeyim, Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim. Dünya denen mezellete dalsın her isteyen, Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim. Herkes bir özleyişle yaşar&#8230; Ben de öylece Altayların...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>“<em>Ey ulu Tanrım! Türklüğümü benden esirgeme”</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer cennete inanıyorsak, neden üzülürüz uçmağa varanın ardından? Neden omuzlarda taşınırken yalnız tabutlar, gözlerde mutluluk yerine hüzün taşınır?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Merhum Elçibey’in ardından bu sorunun cevabını bulmak asla zor değil. On yıldır dinmedi içimizdeki burukluk. Bizim o yiğit dava adamının Tanrı Dağı eteklerinde Kürşad’la Fatih’le Resulzade’yle Mustafa Kemal’le diz kırıp, otağ kurduğunda şüphemiz yok…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elbette ki mutlu, elbette ki huzurlu…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Biz Türklüğün bir kez daha öksüz kalışının hüznünü yaşıyoruz. Onun gidişiyle bu yüce milletin kutlu dirilişinin bir kez daha ertelenişinin telaşı var yüreklerde. Bu topraklarda yaşayanların hürriyet altında söyleyemediklerini, esaret ve mezalim altında haykıracak kadar yürekli bir yiğidin gidişi kelimeleri boğazımıza düğümleyen. Türklüğü ile övünen, “Ben Mustafa Kemal’in askeriyim” diyecek kadar bu milletin tarihinden güç alan, ülkesinin geleceğini; Türk’ün şerefli geleneğinin üstüne inşa etmenin hayalini kuran kahramanın bizi bırakıp gidişinedir isyanımız.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O ulu Tanrı’nın Mustafa Kemal’i bizden alırken, Türklüğe verdiği hediye idi. 1938’de esir yurt topraklarında dünyaya geldiğinde, Türk milletini atasını ebediyete uğurlayacaktı. O büyük Ata’nın yiğit evladı, esir yurdunun bir gün hür bayrağının gölgesinde yaşayacağını biliyor, buna iman ediyordu. Tıpkı kendisi ilkokula başladığında tabutluklarda işkencelere maruz bırakılan o ülkü erleri gibi, komünist Rusya’nın işgal altındaki vatan topraklarında Sovyet hapishanelerine atılıyor, bin bir güçlükle tahliye edildikten sonra bile davasına kaldığı yerden devam ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türklüğün geleceğini önce milletinin müstakil ve bağımsız bir devlet kurmasından geçtiği öngörüsü ile bağımsız Azerbaycan’ın Kuzey Azerbaycan topraklarında inşa edilmesini öncülük ederken, gönlünden asıl geçenin bir ve bütün büyük Azerbaycan olduğunu kimseden saklamıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi ziyaretinde Anıtkabir özel defterine duygularını yazdıktan sonra “Askerin Elçibey” diyerek imzalayacak kadar Türkiye’ye gönülden bağlı olan büyük devlet adamı, her fırsatta bu bağlılığı dile getiriyor, Türkiye’nin öncülüğünde bir Türk birliğinin oluşabilmesi için yoğun çaba harcıyordu. Öyle ki bu gayreti Türkiye’deki muhatapları tarafından bile sebebi anlaşılamayacak kadar yoğun ve ısrarlı idi. Belki de Türk dünyasının Başbuğ’u dışında hiç kimsenin samimiyetine inanmadığını, hayallerine ortak olmadığını o da biliyordu. Herkese ve her şeye inat inancının gereğini yapmaktan da geri durmadı…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Oysa bugün dönüp bakıldığında bu gayretin millet sevgisi ve samimiyet dışında hiçbir gerekçesi olmadığı apaçık ortada…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vefatının onuncu yılında, Elçibey’e bir teşekkür ve bir özür borcumuz olduğunu hissediyorum. Türk milletinin birliği ve bütünlüğü için sarf ettiği emekler, kutlu ülkümüz Turan’a giden yolda harcadığı gayret, can Azerbaycan’ın ve Türk’ün topraklarının bağımsızlığı için ortaya koyduğu çaba ve her şeyden önce Türklüğün, Türkçülüğün geleneğinden gelen yiğitliği kendinden sonraki nesillere bir hayalden öte yaşanması gereken bir gerçeklik olarak bıraktığı için teşekkürümüz…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Özrümüz ise kendi adımıza değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Onun sağlığında ve varlığında yanında olması gerekirken başka yerlerde saf tutanlar,</p>
<p style="text-align: justify;">Yürüdüğü kutlu yolda yalnız bırakanlar,</p>
<p style="text-align: justify;">O yanında olduklarını sanırken arkasından vuranlar,</p>
<p style="text-align: justify;">Söz verip sözünü tutmayanlar,</p>
<p style="text-align: justify;">Onun kadar mert, onun kadar yiğit olamayanlar,</p>
<p style="text-align: justify;">Onun büyük davasını anlamayanlar adına büyük bir özür borçluyuz…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O büyük dava adamına selam olsun. Biliyorum ki “Ecel dedikleri şey erlerin kevseridir” diyen Atsız Ata’mla beraber Tanrı Dağı’nın eteklerinde birlikte şu mısraları okuyarak bizlere selam gönderiyor…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Bilsin bu cihan ki ben bu cihanın nesindeyim,</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,</p>
<p style="text-align: justify;">Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes bir özleyişle yaşar&#8230; Ben de öylece</p>
<p style="text-align: justify;">Altayların ve Tanrıdağ’ın çevresindeyim.”</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fali-isiner-hamsioglu-elcibey%25e2%2580%2599in-ardindan.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ali-isiner-hamsioglu-elcibey%e2%80%99in-ardindan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;gündemdeki AKP-PKK ilişkileri&#8221; hakkında yaptığı yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-gundemdeki-akp-pkk-iliskileri-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-gundemdeki-akp-pkk-iliskileri-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 23:09:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[AKP-PKK ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1720</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin geleceğinde, Türk milletinin bekasında çok önemli sonuçlar doğuracak olan referandum sürecinin devam ettiği kritik bir dönemde, AKP ile PKK arasındaki kirli pazarlıklar bütün iğrençliği ile ortaya çıkmaya başlamıştır. Önce Kandil kadrolarının hükümetin teşrifatıyla Habur’dan törenle giriş yapmaları, ardından artan şehadetler üzerinden sürdürülmek istenen alçakça istismarlar ve sonra İmralı canisi ile hükümet arasındaki kanlı, barutlu, mayınlı, taşlı-sopalı pazarlıklar Başbakan Erdoğan ve hükümetinin maskelerini tamamen düşürmüştür. Etnik bölücülük konusundaki siyasi sicili ve eğilimleri çok iyi bilinen AKP zihniyeti Türkiye’yi ayrıştırma ve bölme projelerini İmralı, Kandil ve Barzani’nin ortaklığıyla hayata geçirmek için çıktığı yıkım yolculuğunda suçüstü yakalanmış, gerçek niyetler aktörlerin ağızlarından duyulmaya başlamıştır. Nitekim AKP’nin “Yıkım Projesi”nin neden olduğu puslu ortamda; demokratik özerklik, federalizm gibi üniter yapıyı çökertecek söylemler hayâsızca dile getirilmiştir. Bu gelişmelerle birlikte, hükümetin yıllardır devreye soktuğu arabulucu, koordinatör, eşzamanlı istihbarat, el sıkışma, pazarlık yapma, masaya çağırma, örtülü af çıkarma, kimlikleri okşama, teröristi kucaklama, bölücü taleplere sempatik görünme gibi denediği bütün teslimiyet yolları tamamıyla iflas etmiş ve çok daha vahim bir eşiğe gelinmiştir. Bugün Türkiye; Kanlı terörün şehir uzantılarının sokaklarda ayaklanma provalarını yaparak devletin ve kamuoyunun tepkilerini sınamaya başladığı, Milli birliğimizi ve üniter devlet yapımızı yıkmayı amaçlayan ihanet senaryolarının açıkça ve hiçbir çekinme göstermeden fütursuzca sahnelendiği, AKP’den destek ve “Açılım”dan cesaret alan bölücülerin devlete meydan okuyan eylemlerini rahatça yürüttüğü, İmralı canisinin serbest kalması yönündeki çabaların arttığı, Bunların gerçekleşmemesi karşısında ise ayrılma, isyan, ayaklanma, bölünme ve dış güçlere müracaat niyetlerinin alenen dillendirildiği korumasız ve sahipsiz bir ülke haline getirilmiştir. Eli kanlı teröristlerin diledikleri tavizi istedikleri zaman Başbakan Erdoğan’dan alabildikleri bu karanlık ortamda, Türkiye’nin güvenliği ve terörle mücadele inisiyatifi hükümetin kontrolünden bütünüyle çıkmıştır. Özellikle açılım denen “Yıkım Projesi” PKK terör örgütüne ve hapisteki İmralı canisine hayallerinin bile ötesinde itibar, zemin ve imkân kazandırmış; AKP ile PKK arasında vatan evlatlarının şehadeti üzerinden kıyasıya ve alçakça bir pazarlık başlamıştır. AKP hükümeti terörle mücadeleyi tümüyle terk etmiş, aşamalı olarak geri adım atarak geldiği teröristle müzakere ve ardından mütareke ilişkilerinin de gerisine düşerek PKK terörüne ve siyasal uzantılarına tam teslim olmuştur. İyi şeyler olacak denilerek başlatılan ‘Yıkım Projesi’nin bir yılı aşan seyri ile umut verici gelişmeler olarak tanımlanan Habur terörist törenlerinin ardından yaşananlar maalesef kan, gözyaşı, eylem, ihanet ve şehadet olarak geri dönmüştür. Hükümet ile teröristler arasındaki bu müzakere sürecinde etnik bölücülük meşru bir siyasi amaç sayılmaya başlanmış, terör örgütü zemin kazanarak bölünme dinamikleri harekete geçirilmiş, etnik temelde siyaset yolu ardına kadar açılmış, kanlı terör kimlik sorunu olarak tanımlanarak PKK’nın siyasi hedeflerini meşru gören tam bir taviz, çaresizlik ve alçalma sarmalına düşülmüştür. Artık inkâr edilemeyecek kadar aydınlanan PKK ve AKP arasındaki işbirliği ve yakınlaşma sürecindeki hedef ve taleplerin beş ana noktada örtüştüğü anlaşılmaktadır. Bunlar; Türk milli kimliğinin yeniden tanımlanarak değiştirilmesi, Türkiyelilik zırvasının üst kimlik olarak benimsenmesi, Türkçe dışındaki dillerin kademeli olarak eğitim sistemi içine alınması ve kamu hizmetlerinde kullanılmasının sağlanması, Millet kavramının çözülerek bir vatanda çok milletli bir yapı içinde etnik kimlikle siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması, Başta İmralı canisi olmak üzere teröristlere af çıkartılarak yalnızca toplumsal hayata değil, aynı zamanda siyasal sisteme katılmalarının da sağlanması, Üniter yapının yıkılarak “yerinden yönetim” adı altında önce demokratik özerklik,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin geleceğinde, Türk milletinin bekasında çok önemli  sonuçlar doğuracak olan referandum sürecinin devam ettiği kritik bir  dönemde, AKP ile PKK arasındaki kirli pazarlıklar bütün iğrençliği ile  ortaya çıkmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Önce Kandil kadrolarının hükümetin teşrifatıyla Habur’dan törenle  giriş yapmaları, ardından artan şehadetler üzerinden sürdürülmek istenen  alçakça istismarlar ve sonra İmralı canisi ile hükümet arasındaki  kanlı, barutlu, mayınlı, taşlı-sopalı pazarlıklar Başbakan Erdoğan ve  hükümetinin maskelerini tamamen düşürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik bölücülük konusundaki siyasi sicili ve eğilimleri çok iyi  bilinen AKP zihniyeti Türkiye’yi ayrıştırma ve bölme projelerini İmralı,  Kandil ve Barzani’nin ortaklığıyla hayata geçirmek için çıktığı yıkım  yolculuğunda suçüstü yakalanmış, gerçek niyetler aktörlerin ağızlarından  duyulmaya başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim AKP’nin “Yıkım Projesi”nin neden olduğu puslu ortamda;  demokratik özerklik, federalizm gibi üniter yapıyı çökertecek söylemler  hayâsızca dile getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelişmelerle birlikte, hükümetin yıllardır devreye soktuğu  arabulucu, koordinatör, eşzamanlı istihbarat, el sıkışma, pazarlık  yapma, masaya çağırma, örtülü af çıkarma, kimlikleri okşama, teröristi  kucaklama, bölücü taleplere sempatik görünme gibi denediği bütün  teslimiyet yolları tamamıyla iflas etmiş ve çok daha vahim bir eşiğe  gelinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Türkiye;</p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı terörün şehir uzantılarının sokaklarda ayaklanma provalarını  yaparak devletin ve kamuoyunun tepkilerini sınamaya başladığı,<br />
Milli  birliğimizi ve üniter devlet yapımızı yıkmayı amaçlayan ihanet  senaryolarının açıkça ve hiçbir çekinme göstermeden fütursuzca  sahnelendiği,<br />
AKP’den destek ve “Açılım”dan cesaret alan bölücülerin devlete meydan okuyan eylemlerini rahatça yürüttüğü,<br />
İmralı canisinin serbest kalması yönündeki çabaların arttığı,<br />
Bunların  gerçekleşmemesi karşısında ise ayrılma, isyan, ayaklanma, bölünme ve  dış güçlere müracaat niyetlerinin alenen dillendirildiği korumasız ve  sahipsiz bir ülke haline getirilmiştir.<br />
Eli kanlı teröristlerin  diledikleri tavizi istedikleri zaman Başbakan Erdoğan’dan alabildikleri  bu karanlık ortamda, Türkiye’nin güvenliği ve terörle mücadele  inisiyatifi hükümetin kontrolünden bütünüyle çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle açılım denen “Yıkım Projesi” PKK terör örgütüne ve  hapisteki İmralı canisine hayallerinin bile ötesinde itibar, zemin ve  imkân kazandırmış; AKP ile PKK arasında vatan evlatlarının şehadeti  üzerinden kıyasıya ve alçakça bir pazarlık başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti terörle mücadeleyi tümüyle terk etmiş, aşamalı olarak  geri adım atarak geldiği teröristle müzakere ve ardından mütareke  ilişkilerinin de gerisine düşerek PKK terörüne ve siyasal uzantılarına  tam teslim olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İyi şeyler olacak denilerek başlatılan ‘Yıkım Projesi’nin bir yılı  aşan seyri ile umut verici gelişmeler olarak tanımlanan Habur terörist  törenlerinin ardından yaşananlar maalesef kan, gözyaşı, eylem, ihanet ve  şehadet olarak geri dönmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümet ile teröristler arasındaki bu müzakere sürecinde etnik  bölücülük meşru bir siyasi amaç sayılmaya başlanmış, terör örgütü zemin  kazanarak bölünme dinamikleri harekete geçirilmiş, etnik temelde siyaset  yolu ardına kadar açılmış, kanlı terör kimlik sorunu olarak  tanımlanarak PKK’nın siyasi hedeflerini meşru gören tam bir taviz,  çaresizlik ve alçalma sarmalına düşülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık inkâr edilemeyecek kadar aydınlanan PKK ve AKP arasındaki  işbirliği ve yakınlaşma sürecindeki hedef ve taleplerin beş ana noktada  örtüştüğü anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar;</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milli kimliğinin yeniden tanımlanarak değiştirilmesi, Türkiyelilik zırvasının üst kimlik olarak benimsenmesi,<br />
Türkçe dışındaki dillerin kademeli olarak eğitim sistemi içine alınması ve kamu hizmetlerinde kullanılmasının sağlanması,<br />
Millet kavramının çözülerek bir vatanda çok milletli bir yapı içinde etnik kimlikle siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması,<br />
Başta  İmralı canisi olmak üzere teröristlere af çıkartılarak yalnızca  toplumsal hayata değil, aynı zamanda siyasal sisteme katılmalarının da  sağlanması,<br />
Üniter yapının yıkılarak “yerinden yönetim” adı altında  önce demokratik özerklik, ardından artık her ortamda bahsedilen  eyaletler sistemine geçişin sağlanmasıdır.<br />
Gelişmelerden referandumda  yıkım için aradığı “Evet” desteğini almak adına Başbakan Erdoğan’ın PKK  taleplerinin ikinci anayasa paketinde yer alması için muhataplarına  vade, işaret ve umut verdiği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik bölücülüğe anayasal zemin kazanmasını amaçlayan İmralı ve  hükümet işbirliğinin yol haritasındaki uzlaşmaya göre, girişilecek  yıkımın aşamaları da artık bölücü mihraklar tarafından yüksek sesle dile  getirilmeye başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adına utanmadan “demokratikleşme ve anayasal süreç” denilen bu kirli  yol haritasının bir sonraki aşamasında PKK&#8217;nın bütün istekleri  siyasallaşacak, İmralı canisi ile hükümetin rol paylaşımıyla çıktıkları  yolda ve geliştirdikleri ortak ağızla parçalanmış bir devlet yapısına  ulaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">PKK’nın ve siyasi uzantılarının küstahça yaptığı ikinci bayrak  talebi, Türk ifadesinin anayasadan çıkarılması ve bağımsızlığa giden  aşamanın ilk durağı olan özerklik taleplerinin Başbakan Erdoğan  tarafından sessizce izlenmesi buna işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP Hükümetinin, alacağı ‘Evet’ oyları karşılığında; Cumhuriyetin  yıkıma götürülmesi ve milletimizin ayrışmasına tepkisiz kalmasının yanı  sıra, bu sürece ivme vermekten çekinmediği de görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözde darbe anayasasından kurtulmak adına kafaların karıştırılmaya  çalışıldığı bu tehlikeli oyunda AKP-PKK yıkım ortaklığınca yapılmak  istenen;</p>
<p style="text-align: justify;">Millet kavramını tartışmaya açmak ve mensubiyet üzerinde kuşku uyandırmak,<br />
Alt kimlikleri dirilterek etnisite temeline dayalı, ayrışmış bir toplum oluşturmak,<br />
Millete ait değerleri eleştirerek, milli tarih ve ecdadımız üzerinde tereddüt meydana getirmek,<br />
Bu yolla millet varlığından, milli kimliği zayıflamış, toplumsal bütünlüğü aşınmış şaşkın yığınlar yaratmak,<br />
Devlete ve kurumlarına yönelik güvensizliği körüklemek,<br />
Ve bütün bu rezaletleri “demokratikleşme”, ‘özgürlük’ maskeleri arkasına saklayarak gözleri boyamaktır.<br />
Türkiye’nin  milli birliğini yıkmak için harekete geçen hükümet, İmralı canisi ve  Kandil’deki alçaklarla yaptığı görüşmelerin ipliğinin ortaya çıkmasıyla  “PKK açılımında” artık dönüşü olmayan bir yola girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta milliyetçileri istismar ederek siyasi tezgâh içinde olan,  öbür tarafta da katillerle görüşmeler yapan bu zihniyet, siyasi  alçalmanın nerelere kadar ulaşabileceğini de açıkça göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu gelişmeler AKP ile İmralı ve Kandil arasındaki ihanet  görüşmelerinin “yıkım ortaklığı” ilişkisi olduğunu; bu süreçte taraflar  arasında yaşanan çekişme ve tartışmaların özü ve esasının rol paylaşımı,  statü rekabeti ile sürecin hızı ve dozu kavgasından ibaret olduğunu da  ortaya çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP zihniyeti; demokratik açılım denen dış kaynaklı ‘Yıkım Projesi’ne  göbeğinden bağlanmış olup, kendisine dayatılanları Türk milletine  hazmettirmek için ahlaki ve vicdani hiçbir sınır tanımayacağını bu  zamana kadarki icraatlarıyla kanıtlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı canisinden hükümete destek mesajları almak için giden  kuryelere Adalet Bakanlığı tarafından aceleyle ve heyecanla tekne  kiralanması ve Bebek katili tarafından sözde şartlı “ateşkes” denen bir  tehdidin AKP tarafından sevinçle karşılanması, Başbakan Erdoğan ile eli  kanlı katil arasındaki ilişkileri ve açılım denen yıkımın foyasını  ortaya dökmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kapsamda kanlı yıkım projesinin fotoğraf karesinde yer alanlar  netleşmiş; AKP, PKK hainleri, İmralı canisi, AKP’nin eşkıya abisi ve  küresel Müslüman katilinin el ele verdikleri şer cephesi  berraklaşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılım denen yıkımın müjdecisi Cumhurbaşkanı Gül’ün bu sefer de yine  bir uçak yolculuğu esnasında; “devlet teröre karşı her yolu dener”  açıklamasıyla beliren, sorumluluğu “devlet”e yüklemeye çalışan  kurnazlığı, hükümetin gafletten ihanete varan suçunu örtmeye  yetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan&#8217;ın sutre gerisine çekilerek kamuoyunun psikolojik olarak  hazırlanması sürecini izlediği bugünkü ortamda, Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın  ön safta yer alarak Türk toplumuna şifreli mesajlar vermesi, bu konuda  bir yetki paylaşımının yapıldığını akla getirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetlerinde Başbakan, Dışişleri Bakanı olarak siyasal  sorumluluk üstlenmiş, üç yıldır Cumhurbaşkanı mevkiinde bulunan bir  şahsın terörle mücadelede PKK ile müzakerelere kapı aralayan ve hoş  gören üslubu hükümetin teröre teslim olduğunun tam bir kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi Türk milleti PKK’nın eli kanlı teröristleri ile hangi konularda  pazarlık yapıldığını, neyin karşılığında nelerin vaat edildiğini haklı  olarak öğrenmek istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde bulunduğumuz bu ağır şartlar, milletimizin hiçbir tereddüde  mahal bırakmayacak kararlı bir duruş sergilemesini, hükümetin de  pazarlıkla terörün önlenemeyeceğini hiçbir gerekçe ve mazerete  sığınmadan anlamasını bir zorunluluk haline getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP-PKK arasındaki derin işbirliği ve ortaklığın gün ışığına çıkmış  olmasının, aziz milletimizin 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak  referandumdaki tercihlerini bir kez daha düşünmeleri için tarihi bir  fırsat olacağı ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnancımız o dur ki, büyük Türk milleti bölünmeye, ayrılmaya, ihanete,  yıkıma, PKK ile işbirliğine “Hayır” diyecektir. Ve 12 Eylül’de vatana  ihanet edenlere ve buna yeltenenlere asla unutamayacakları tarihi bir  ders verecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-gundemdeki-akp-pkk-iliskileri-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-gundemdeki-akp-pkk-iliskileri-hakkinda-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selim PIÇAKÇI &#8211;  Azerbaycan Milli Lideri: Ebulfez Elçibey</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/selim-picakci-azerbaycan-milli-lideri-ebulfez-elcibey.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/selim-picakci-azerbaycan-milli-lideri-ebulfez-elcibey.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 22:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Başbuğ Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Ebulfez Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1697</guid>
		<description><![CDATA[Sevgim &#8211; Millete! Vurgunluğum &#8211; Azadlığa ve adalete! Borcum &#8211; Dostlarıma ve meslektaşlarıma ! İtaatim – Hocalarıma ! Nefretim &#8211; Yalancılara ve iki yüzlülere ! Ebulfez Elçibey, Başbuğ Mustafa Kemal’in Hakk’a yürüdüğü yıl dünyaya geldi ve tüm hayatı millet yolunda mücadele ederek geçti. Elçibey ufak yaşlarda bağımsızlığını yitirmiş, esarete teslim olmuş bir milletin çocuğu olarak büyüdü. Yaşamının gençlik döneminde Rus Bolşevizm’i Azerbaycan üzerinde etkisini her geçen gün daha da arttırmaktaydı. Elçibey, geçmişi şanlı ve şerefli bir milletin evladı olduğunun bilincinde ve bu mukaddes tarihin kendisine yüklediği sorumluluğun farkındaydı. Milletinin tarihini iyi bellemiş; hassasiyetlerini, dostunu-düşmanını, töresini ve mefkuresini iyi bilmekteydi. Ebulfez Elçibey bu millete mensup olmanın vecibelerini yerine getirerek, sırtına yüklenen  bu kutlu davayı taşıyabileceğini göstermiştir. Millet yolunda çalışan ve millet menfaatlerini üstün gören bir Türk evladıydı. Küçük yaşlardan itibaren orucunu tutar ve annesiyle birlikte namazını kılardı. Okula başladığı yıllarda da gizli olarak orucunu tutmaya devam etti. İslam ahlak ve faziletini daha küçük yaşlarda benimsemiş olan Elçibey, Bolşevizm sempatizanı hocaları tarafından birçok defa uyarılmasına rağmen manevi yaşamından hiçbir zaman taviz vermemiştir. Üniversiteye başladığı yıllarda tarihi, ekonomi, siyasi vb ülkesini ilgilendiren birçok konuya ilgi duymaya başlayan Ebulfez Elçibey, aynı ülkü paylaştığı birkaç arkadaşıyla fikir mütalaaları da yapmıştır. Genç yaşlarda ülkesinin ve milletinin içinde bulunduğu durumu iyi sezmiş ve çok önemli bir tespitte bulunmuştu: Halkımız köle, vatanımız sömürgedir. Azerbaycan’ın Rus baskısı ve zulmü altında olduğuna gören Elçibe,y Türk olmanın kendisine yüklemiş olduğu bağımsızlık ülküsünü her zaman canlı tutmuş ve bu nedenle Azerbaycan’ın bir gün muhakkak istiklaline kavuşmuş demokratik bir cumhuriyet olacağı inancını taşımaktaydı. Kendisini “Ben Atatürk’ün askeriyim’’ diye nitelendirmiş ve  1918-1920 yıllarında kurulmuş olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurucusu Mehmed Emin Resulzade’den etkilenmiştir. Elçibey ve arkadaşları ülkedeki baskıya rağmen ülkelerinin kurtuluşu için bir meramname (program) hazırlamışlar ve inançlarını ortaya koymuşlardı. Devam eden süreçte Elçibey 2 yıl Mısır’da bulunmuştur. Mısır’da yaşadığı süreçte önemli siyasi ilişkiler kurmuş fakat halkının nezdinde güveninin sarsılmasını istemediğinden dolayı bunların birçoğuyla görüşmemiştir. Gerek ülkesinde gerek başka topraklarda da sahip olduğu milli hezeyan ve şuuru her defasında daha güçlü bir iradeyle ortaya koyan Elçibey, milletinin çıkarları için yanlış gördüğü hiç bir şeyi söylemekten imtina etmemiş; bu şahsına münhasır özelliğinden dolayı çevresindeki insanlar tarafından doğruyu konuşan, tabir-i caizse delikanlı olarak tanınmıştı. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra üniversitede çalışmaya devam eden Elçibey arkadaşlarıyla sık sık bir araya gelmiştir. Bu toplantılarda üniversitedeki gençlerin dağlanan yüreklerine ilk kıvılcımı nasıl düşürebileceklerini ve milli şuurun nasıl uyandırılabileceğinin yollarını aramışlar ve bu minvalde teşkilatlanma çalışmalarına başlamışlardır. Durumun farkına varan Devlet Güvenlik Teşkilatı(KGB) Elçibey’in yanına birçok öğrenci ve öğretim görevlisi yerleştirdi. Elçibey üniversitedeki faaliyetlerinden dolayı 1975-76 yılları arasında tutuklu kaldı. Elçibey serbest kaldıktan sonra da davasından vazgeçmemiştir. Halkını azadlık uğruna örgütleme çabasını aralıksız sürdürmüştür. Ermeni provokasyonları ve saldırılarına karşı mücadele etmiş, mitingler düzenleyerek milli şuurun uyanmasını sağlamış ve halkından aldığı destekle Halk Cephesini kurmuştur. 20-23 Ocak tarihleri arasında Azerbaycan Rus orduları tarafından katliama uğratılmıştır. Bakü’ye giren Kızıl Ordu her yeri kan gölüne boyamış ve adeta ufak bir Hazar yaratarak Türk’e yapılan zulmün bir örneğini daha gözler önüne sermiştir. Bir Milletperver olan Elçibey bu katliamı hayatının en büyük sarsıntılarından biri olarak ifade...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Sevgim &#8211; Millete!</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Vurgunluğum &#8211; Azadlığa ve adalete!</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Borcum &#8211; Dostlarıma ve meslektaşlarıma !</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İtaatim – Hocalarıma !</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nefretim &#8211; Yalancılara ve iki yüzlülere !</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ebulfez Elçibey, Başbuğ Mustafa Kemal’in Hakk’a yürüdüğü yıl dünyaya geldi ve tüm hayatı millet yolunda mücadele ederek geçti. Elçibey ufak yaşlarda bağımsızlığını yitirmiş, esarete teslim olmuş bir milletin çocuğu olarak büyüdü. Yaşamının gençlik döneminde Rus Bolşevizm’i Azerbaycan üzerinde etkisini her geçen gün daha da arttırmaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey, geçmişi şanlı ve şerefli bir milletin evladı olduğunun bilincinde ve bu mukaddes tarihin kendisine yüklediği sorumluluğun farkındaydı. Milletinin tarihini iyi bellemiş; hassasiyetlerini, dostunu-düşmanını, töresini ve mefkuresini iyi bilmekteydi. Ebulfez Elçibey bu millete mensup olmanın vecibelerini yerine getirerek, sırtına yüklenen  bu kutlu davayı taşıyabileceğini göstermiştir. Millet yolunda çalışan ve millet menfaatlerini üstün gören bir Türk evladıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Küçük yaşlardan itibaren orucunu tutar ve annesiyle birlikte namazını kılardı. Okula başladığı yıllarda da gizli olarak orucunu tutmaya devam etti. İslam ahlak ve faziletini daha küçük yaşlarda benimsemiş olan Elçibey, Bolşevizm sempatizanı hocaları tarafından birçok defa uyarılmasına rağmen manevi yaşamından hiçbir zaman taviz vermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Üniversiteye başladığı yıllarda tarihi, ekonomi, siyasi vb ülkesini ilgilendiren birçok konuya ilgi duymaya başlayan Ebulfez Elçibey, aynı ülkü paylaştığı birkaç arkadaşıyla fikir mütalaaları da yapmıştır. Genç yaşlarda ülkesinin ve milletinin içinde bulunduğu durumu iyi sezmiş ve çok önemli bir tespitte bulunmuştu: <strong><em>Halkımız köle, vatanımız sömürgedir</em>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan’ın Rus baskısı ve zulmü altında olduğuna gören Elçibe,y Türk olmanın kendisine yüklemiş olduğu bağımsızlık ülküsünü her zaman canlı tutmuş ve bu nedenle Azerbaycan’ın bir gün muhakkak istiklaline kavuşmuş demokratik bir cumhuriyet olacağı inancını taşımaktaydı. Kendisini <strong><em>“Ben Atatürk’ün askeriyim’’ </em></strong>diye nitelendirmiş ve  1918-1920 yıllarında kurulmuş olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurucusu Mehmed Emin Resulzade’den etkilenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey ve arkadaşları ülkedeki baskıya rağmen ülkelerinin kurtuluşu için bir meramname (program) hazırlamışlar ve inançlarını ortaya koymuşlardı. Devam eden süreçte Elçibey 2 yıl Mısır’da bulunmuştur. Mısır’da yaşadığı süreçte önemli siyasi ilişkiler kurmuş fakat halkının nezdinde güveninin sarsılmasını istemediğinden dolayı bunların birçoğuyla görüşmemiştir. Gerek ülkesinde gerek başka topraklarda da sahip olduğu milli hezeyan ve şuuru her defasında daha güçlü bir iradeyle ortaya koyan Elçibey, milletinin çıkarları için yanlış gördüğü hiç bir şeyi söylemekten imtina etmemiş; bu şahsına münhasır özelliğinden dolayı çevresindeki insanlar tarafından doğruyu konuşan, tabir-i caizse delikanlı olarak tanınmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra üniversitede çalışmaya devam eden Elçibey arkadaşlarıyla sık sık bir araya gelmiştir. Bu toplantılarda üniversitedeki gençlerin dağlanan yüreklerine ilk kıvılcımı nasıl düşürebileceklerini ve milli şuurun nasıl uyandırılabileceğinin yollarını aramışlar ve bu minvalde teşkilatlanma çalışmalarına başlamışlardır. Durumun farkına varan Devlet Güvenlik Teşkilatı(KGB) Elçibey’in yanına birçok öğrenci ve öğretim görevlisi yerleştirdi. Elçibey üniversitedeki faaliyetlerinden dolayı 1975-76 yılları arasında tutuklu kaldı. Elçibey serbest kaldıktan sonra da davasından vazgeçmemiştir. Halkını azadlık uğruna örgütleme çabasını aralıksız sürdürmüştür. Ermeni provokasyonları ve saldırılarına karşı mücadele etmiş, mitingler düzenleyerek milli şuurun uyanmasını sağlamış ve halkından aldığı destekle Halk Cephesini kurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">20-23 Ocak tarihleri arasında Azerbaycan Rus orduları tarafından katliama uğratılmıştır. Bakü’ye giren Kızıl Ordu her yeri kan gölüne boyamış ve adeta ufak bir Hazar yaratarak Türk’e yapılan zulmün bir örneğini daha gözler önüne sermiştir. Bir Milletperver olan Elçibey bu katliamı hayatının en büyük sarsıntılarından biri olarak ifade etmiştir. Bu olayı takip eden süreçte Sovyetler dağılma sürecine girmiş ve Azerbaycan da siyasi istikrarsızlıklar ve huzursuzluklar başlamıştır. Elçibey artık milleti için bağımsızlık vaktinin geldiğini öngörmüştü ve Halk cephesi hareketi bağımsızlığını taleplerini dile getirmiştir. Halk Cephesi Hareketi lideri Ebufelz Elçibey 28 Mayıs 1990’da  70 yıl önce Kızıl ordu tarafından indirilen ay yıldızlı üç renkli bayrağı asmak Elçibey’e nasip olmuştur. Aralıksız olarak sürdürülen çabalar sonucunda Azerbaycan Cumhuriyeti 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Elçibey, parlamentonun aldığı karar gereği 7 Haziran 1992&#8242;de yapılan ilk demokratik seçimler sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nin Devlet Başkanı seçilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Göreve başladığı ilk günden itibaren ülkede insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalıştı. Elçibey, hukuki olarak bağısızlığını kazanan Azerbaycan’ın topyekûn bağımsızlığını kazanabilesi için iktisadi, kültürel ve siyasi bağımsızlığında kazanılması gerektiğine inanmaktaydı. Bu nedenle hız kesmeden çalışmalarına başladı Rus ordularını Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nden çıkardı. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etti. Latin alfabesini uygulamaya koydu. Ermeni saldırı ve işgallerine Azerbaycan Halk Cephesi taraftarlarından oluşan gönüllü birliklerle karşı koydu. Cumhurbaşkanı Elçibey’in özel emriyle, iktisadi reformlara hemen başlandı. Önce, üretimdeki düşüşü durdurmak ve kamu kurumlarını dağılmaktan kurtarmak için acil tedbirler alındı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ancak 4 Haziran 1993&#8242;de maruz kaldığı darbe sonuncu şahsi çıkarların göz ardı ederek, <em>kardeşkanı</em> dökülmesin diye Millet menfaatlerini her şeyden üstün kabul etti ve Bakü&#8217;den ayrılmak zorunda kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey bir Türk sevdalısı, Türkiye sevdalısı, Azerbaycan sevdalısı ve Turan sevdalısıydı. O sadece bir fikir ve siyaset adamı değil, büyük bir devlet adamıydı. Azerbaycan Bağımsızlık Hareketi lideri ve Azerbaycan Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey Türkiye ve Azerbaycan arsında bir köprüydü.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk bağımsızlığı için azimli ve kararlılıkla mücadelesini yılmadan sürdürmüştür. Örnek aldığı şahsiyetlerin izinden yürüyerek, tıpkı onlar gibi bütün ömrünü millet uğruna adadı. Türkçülük ülküsüne olan inancını,  yaşamının son anına kadar canlı tuttu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bilge kağanın da söylediği gibi;</p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Zamanı tanrı yaşar,insan oğlu ölmek için var… </em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk’ün tarihinde önemli bir yeri olan Ebulfez Elçibey 22 Ağustos 2000 de sevdalısı olduğu Türkiye’de uçmağa vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ruhu şad, mekanı cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fselim-picakci-azerbaycan-milli-lideri-ebulfez-elcibey.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/selim-picakci-azerbaycan-milli-lideri-ebulfez-elcibey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osman Ertürk ÖZEL &#8211;  ‘Azatlık’ Kahramanı: Elçibey</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/osman-erturk-ozel-%e2%80%98azatlik%e2%80%99-kahramani-elcibey.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/osman-erturk-ozel-%e2%80%98azatlik%e2%80%99-kahramani-elcibey.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 22:32:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Alparslan Türkeş]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milliyetçisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1695</guid>
		<description><![CDATA[Şehriyarın üreyi de seninki tek yaralıdır, Azadlıqdır mene melhem, sene derman Azerbaycan&#8230; Azadlıq Sevdasını dasıyanlara Savalan ziyareti qismet olsun! Tanrı yar olsun! “Bugün açıkça, hayatla vedalaştığım bir gün. Ne var ki birçok idealimin gerçekleştiğini görmedim. En başta, Rus eliyle, yardımıyla Ermenilerin işgal ettiği Karabağ&#8217;ı kurtarmayı, hürriyetine kavuşturmayı isterdim, yapamadım. Ama biliyorum ki Karabağ mutlaka hürriyetine kavuşacaktır. Tebriz&#8217;e, hürriyetine kavuştuktan sonra gitmek, orayı hür ve müstakil olarak görebilmek isterdim; göremedim. Ama şimdi, Tebriz&#8217;i hür olarak gördüm diye düşünüyorum. Bu sözlerime &#8220;hayâl&#8221; diyecekler. Hayâl değil. Yakın bir gelecekte, insanlar bunu görecekler ve bilecekler. Bu düşündüklerim çok yakın gelecekte gerçekleşecek. Eğer bir halk, istiklâline kavuşursa, o halkın bu hürriyeti isteyen, bu uğurda mücadele eden ve bu arada hayattan göçen insanların ruhları da bu istiklâlden huzur duyacaktır. Azerbaycan halkının hepsi hür olacak ve bir bütün olarak birleşecektir. O günler gelince bu hürriyet ve bütünleşmenin bayramlarında bütün bu ruhlar boy gösterecek.” Elçibey’in vasiyetinden küçük bir parça yukarıda yazılanlar, biyolojik hayatını bitirmek üzere olan bir insanın tüm ömrünü adadığı bağımsızlık idealini yaşamının son anlarında bile unutmadığının göstergesi. Ölümden hiçbir zaman korkmayan, kahraman bir Türk Milliyetçisinin vasiyeti… Kendisinin de defalarca ifade ettiği gibi, Elçibey bir Türk Milliyetçisidir. Yüreğinde yanan tek ateş Türk Milletine olan sevgisinin asil ateşidir. Ömrünü Azerbaycan’ın istiklali ve birliği uğruna adamış, esir olan bütün Türkler ve bütün insanlık için ölünceye dek acı çekmiş yiğit bir Ülkücüdür Elçibey. Siyaseti hiçbir zaman milletinin üstünde tutmadı, ne makam, ne para, en şöhrete meyli vardı. Tek gayesi Azerbaycan’ın İstiklali ve Türklüğün yükselmesiydi. Devlet yönetmek için biraz fazla romantikti belki, hayattaki tek amacı milletinin istiklali olan bir insandan daha ne beklenir ki. Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan ettikten sonra arkasına Türk Dünyası haritasını alıp “şimdi sıra bütün esir Türklerin azatlığında” diyebilecek kadar cesur ve yürekliydi. O sadece bir devlet adamı değildir, tarihçidir, sosyologdur, filozof ve İslam bilginidir. O, ‘yükselen bayrak bir daha inmez’ diyenlerin lideri ve o bayrağı indirmemek için yürekleri çarpan, kanları akan Azerbaycan Türklerinin yol göstericisidir. Azatlık için verdiği mücadele ile azatlığı arzulayan bütün milletlere emsal ve cesaret olmuş uluslararası bir simgedir Elçibey. O, Sovyetlerin zalimliğine hiçbir zaman boyun eğmedi, hapislerde yattı, ölüm tehlikeleri atlattı ancak hiçbir zaman yılmadı. Baskılar, tehditler onu yıldırmak yerine daha da güçlendirdi, davasına daha da bağladı. Azerbaycan’ın bağımsızlığına her zaman yürekten inandı ve bu inancında haksız çıkmadı. Sovyetler Birliği’nden çatırtılar gelirken meydanlarda duyulan ses onu ‘azatlığı’ dillendiren cesur ve gür sesiydi. Sovyetler yıkıldıktan sonra Elçibey Azerbaycan için özgürlüğün yılmaz sesiydi. Türk Dünyası’nda Türkiye’den sonra serbest seçimlerle gelmiş tek devlet başkanıydı. Devlet başkanlığı yaptığı sırada her zaman hukukun ve demokrasinin ilkelerine bağlı kaldı. Kendi hâkimiyetini güçlendirmek için çırpınanlardan hiç olmadı. Devlet başkanı olmadan önce de olduktan sonra da tek amacı Azerbaycan’ın ve bütün Dünya Türklüğünün bağımsızlığı ve refahıydı. Düşmanları hiçbir zaman bitmedi, devlet başkanı olduktan sonra haysiyetsiz bir darbeyle görevden uzaklaştırıldı. Bu darbe olurken bile milletimin kanı akmasın, iç savaş çıkmasın diye direnmedi. Doğduğu köye çekildi ve tehlikeler imkânsızlıklar içinde yaşadı. Ölünceye kadar en güvendiği ve belki de tek güvendiği ülke Türkiye’ydi. Türkiye onun için bir aşktı, Azerbaycan neyse Türkiye’de oydu. Kendisi de bu aşkı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>Şehriyarın üreyi de seninki tek yaralıdır,</em><br />
<em>Azadlıqdır mene melhem, sene derman Azerbaycan&#8230;</em><br />
<em>Azadlıq Sevdasını dasıyanlara Savalan ziyareti qismet olsun!</em><br />
<em>Tanrı yar olsun!</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em> “Bugün açıkça, hayatla vedalaştığım bir gün. Ne var ki birçok idealimin gerçekleştiğini görmedim. En başta, Rus eliyle, yardımıyla Ermenilerin işgal ettiği Karabağ&#8217;ı kurtarmayı, hürriyetine kavuşturmayı isterdim, yapamadım. Ama biliyorum ki Karabağ mutlaka hürriyetine kavuşacaktır.</em><em> </em><em>Tebriz&#8217;e, hürriyetine kavuştuktan sonra gitmek, orayı hür ve müstakil olarak görebilmek isterdim; göremedim.</em><em> </em><em>Ama şimdi, Tebriz&#8217;i hür olarak gördüm diye düşünüyorum. Bu sözlerime &#8220;hayâl&#8221; diyecekler. Hayâl değil. Yakın bir gelecekte, insanlar bunu görecekler ve bilecekler. Bu düşündüklerim çok yakın gelecekte gerçekleşecek.</em><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Eğer bir halk, istiklâline kavuşursa, o halkın bu hürriyeti isteyen, bu uğurda mücadele eden ve bu arada hayattan göçen insanların ruhları da bu istiklâlden huzur duyacaktır.</em><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em><em>Azerbaycan halkının hepsi hür olacak ve bir bütün olarak birleşecektir. O günler gelince bu hürriyet ve bütünleşmenin bayramlarında bütün bu ruhlar boy gösterecek.” </em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey’in vasiyetinden küçük bir parça yukarıda yazılanlar, biyolojik hayatını bitirmek üzere olan bir insanın tüm ömrünü adadığı bağımsızlık idealini yaşamının son anlarında bile unutmadığının göstergesi. Ölümden hiçbir zaman korkmayan, kahraman bir Türk Milliyetçisinin vasiyeti…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kendisinin de defalarca ifade ettiği gibi, Elçibey bir Türk Milliyetçisidir. Yüreğinde yanan tek ateş Türk Milletine olan sevgisinin asil ateşidir. Ömrünü Azerbaycan’ın istiklali ve birliği uğruna adamış, esir olan bütün Türkler ve bütün insanlık için ölünceye dek acı çekmiş yiğit bir Ülkücüdür Elçibey.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Siyaseti hiçbir zaman milletinin üstünde tutmadı, ne makam, ne para, en şöhrete meyli vardı. Tek gayesi Azerbaycan’ın İstiklali ve Türklüğün yükselmesiydi. Devlet yönetmek için biraz fazla romantikti belki, hayattaki tek amacı milletinin istiklali olan bir insandan daha ne beklenir ki.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan ettikten sonra arkasına Türk Dünyası haritasını alıp “şimdi sıra bütün esir Türklerin azatlığında” diyebilecek kadar cesur ve yürekliydi. O sadece bir devlet adamı değildir, tarihçidir, sosyologdur, filozof ve İslam bilginidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O, ‘yükselen bayrak bir daha inmez’ diyenlerin lideri ve o bayrağı indirmemek için yürekleri çarpan, kanları akan Azerbaycan Türklerinin yol göstericisidir. Azatlık için verdiği mücadele ile azatlığı arzulayan bütün milletlere emsal ve cesaret olmuş uluslararası bir simgedir Elçibey.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O, Sovyetlerin zalimliğine hiçbir zaman boyun eğmedi, hapislerde yattı, ölüm tehlikeleri atlattı ancak hiçbir zaman yılmadı. Baskılar, tehditler onu yıldırmak yerine daha da güçlendirdi, davasına daha da bağladı. Azerbaycan’ın bağımsızlığına her zaman yürekten inandı ve bu inancında haksız çıkmadı. Sovyetler Birliği’nden çatırtılar gelirken meydanlarda duyulan ses onu ‘azatlığı’ dillendiren cesur ve gür sesiydi. Sovyetler yıkıldıktan sonra Elçibey Azerbaycan için özgürlüğün yılmaz sesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Dünyası’nda Türkiye’den sonra serbest seçimlerle gelmiş tek devlet başkanıydı. Devlet başkanlığı yaptığı sırada her zaman hukukun ve demokrasinin ilkelerine bağlı kaldı. Kendi hâkimiyetini güçlendirmek için çırpınanlardan hiç olmadı. Devlet başkanı olmadan önce de olduktan sonra da tek amacı Azerbaycan’ın ve bütün Dünya Türklüğünün bağımsızlığı ve refahıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Düşmanları hiçbir zaman bitmedi, devlet başkanı olduktan sonra haysiyetsiz bir darbeyle görevden uzaklaştırıldı. Bu darbe olurken bile milletimin kanı akmasın, iç savaş çıkmasın diye direnmedi. Doğduğu köye çekildi ve tehlikeler imkânsızlıklar içinde yaşadı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ölünceye kadar en güvendiği ve belki de tek güvendiği ülke Türkiye’ydi. Türkiye onun için bir aşktı, Azerbaycan neyse Türkiye’de oydu. Kendisi de bu aşkı “Bizim baş dostumuz kimdir? Elbette, hepsinden önce kardeş Türkiye. Bu tarih boyunca da böyle olmuştur. Biz bir millet, iki devletiz.” şeklinde ifade ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ölünceye kadar Atatürk’e olan bağlılığını ve sevgisini “ben Atatürk’ün Askeriyim” sözleriyle ifade etti. Atatürk’e olan sevgisini,  anlattığı bir anısında gün gibi görmek mümkündür. “Çok işkence gördüm, çok çektirdiler. Hiç birisine yanmam da, bir Atatürk rozeti vardı yakamda, onu aldılar ya elimden hala içim yanar.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk birliğinin iman etmiş bir savunucusuydu, Türk Birliğine inanıyor ve bunun için ilk basamağın Azerbaycan’la Türkiye’nin birleşmesi olduğunu düşünüyordu. Yapılan onca yanlışa ve vefasızlığa rağmen Türkiye’ye hiç küsmedi, Türkiye hakkında tek kötü söz söylemedi ve ölünceye kadar asaletinden ve inancından hiçbir şey kaybetmedi. Elçibey, her zaman Türk Dünyası’nın yetiştirdiği mümtaz şahsiyetler arasında anılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey’in sadece bedeni ölmüştür; o fikirleri, mücadelesi, imanıyla her zaman Azerbaycan Türklüğü’nde ve tüm Dünya Türklüğü’nde yaşayacaktır. Elçibey’in bedeni ölür, ancak onun ruhunu taşıyacak milyonlarca beden vardır. Vasiyetinde de belirttiği gibi, dünyanın her yöresinde bağımsızlık ve var olma savaşı veren Türkler için mücadele eden ve bu arada bu dünyadan göçen insanların ruhlarıyla beraber sevinecektir. Yani, <strong>Türkler bağımsızlıklarını kazanıp dünyada hak ettikleri yeri aldıkları zaman, Elçibey’in de ruhu; Kürşad’ın, Alparslan’ın, Osman Gazi’nin, Atatürk’ün, Alparslan Türkeş’in ve bu uğurda Türklük var olduğundan bu yana mücadele etmiş bütün büyüklerle beraber şad olacak, huzur bulacak, bayram edecektir. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mekânın Cennet olsun Elçibey…</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fosman-erturk-ozel-%25e2%2580%2598azatlik%25e2%2580%2599-kahramani-elcibey.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/osman-erturk-ozel-%e2%80%98azatlik%e2%80%99-kahramani-elcibey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elnur PAŞA &#8211;  Büyük Bey</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elnur-pasa-buyuk-bey.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elnur-pasa-buyuk-bey.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 22:29:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Karabağ]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Resulzade]]></category>
		<category><![CDATA[Tebriz]]></category>
		<category><![CDATA[Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1693</guid>
		<description><![CDATA[Büyük bir idealist, emperyalizme karşı çıkan cesur bir dava adamı, siyasette ahlaklı olunabileceğini gösteren bilge, er kişi, Türklük mefkuresini yaşam biçimi olarak seçen bilgili bir lider, Turan sevdalısı, Güneyli, Kuzeyli, Büyük ve Bütün Azerbaycan, Türkistan ülkücüsü, milletine yol gösteren Bozkurt, Mehmet Emin Resulzade’nin açtığı bayrağı tekrar yükselten Alperen ve sade insan bir Beyoğlu Bey Elçibey… Sadece Azerbaycan’da değil, Türk Dünyası’nda da yokluğun hissediliyor, Bey ! Tebriz’i, Karabağ’ı, Kerkük’ü, Doğu Türkistan’ı azad göremedin.  ‘’Orda bir yol var uzakta; O yol bizim yolumuzdur… Allah o yolu giden insanlara yar olsun!’’diyordun. Çok şükür ki, o yolun yolcuları bıraktığın yerden devam ediyorlar. Bir avuç olsalar bile… Kendisinin söylediği gibi mücadelemizin özeti şöyle olmalıdır. ‘’Şu an Azerbaycan üç ayak üzerinde durabilir. Başka yolu da yok. Birincisi Türklüğümüz, sonar demokrasi ve dinimiz İslam.’’ Mücadelenin bu üç çizgisi aslında Azerbaycan bayrağıdır. Mavi-Türklük, Kırmızı-Demokrasi, Yeşil-İslam. Sağlığında yeterince kıymetini bilemedik, yeterince anlamadık. Birçoğu için hayalperesti. Hep bununla suçlandı. Sovyetler Birliğine karşı çıkarken de, Azerbaycan bağımsız olacak diye haykırdığında da ‘’deli’’ dediler, ‘’hayal insanı’’ dediler. Zaten bu hayallerinden dolayı dış güçler onun hükümetini devirdi. Hayalleri korkuttu. Neydi hedefi? Azerbaycan tam bağımsız olacak; Karabağ Ermenilerden temizlenecek ve güney-kuzey Azerbaycan birleşecek. Bu hayal de, Rusya, Ermenistan ve İran’ı karşına almak anlamına geliyordu. Elçibey bunun farkındaydı. Talebelerinden biri ona “Bey, Rus ordusunun Azerbaycan topraklarından çıkartmanızın hükümet olarak bedelini ödemeğe hazır olmalıyız” söylediğinde ‘’Biliyorum, ama bu gün ben onları çıkartmasam, yarın kimse çıkaramaz” cevabını vermiştir. Kısa olarak özetlersek, Elçibey’in yüce Türk milletine vasiyetinde bu fikirler yer alıyor: “Bu gün açıkca, hayatla vedalaştığım bir gün. Ne var ki birçok idealimin gerçekleştiğini görmedim. En başta, Rus eliyle, yardımıyla Ermenilerin isgal ettiği Karabağ’ı kurtarmayı, hürriyetine kavuşturmayı isterdim, yapamadım. Ama biliyorum ki Karabağ mutlaka hürriyetine kavuşacaktır. Tebriz’e, hürriyetine kavuştuktan sonra gitmek, orayı hür ve müstakil olarak görebilmek isterdim; göremedim. Ama şimdi, Tebriz’i hür olarak gördüm diye düşünüyorum.Bu sözlerime ‘’hayal’’ diyecekler. Hayal değil. Yakın bir gelecekte, insanlar bunu görecekler ve bilecekler. Bu düşündüklerim çok yakın bir gelecekte gerçekleşecek.’’ *** Tarih Elçibey gibilerini az görmüştür. Derviş ruhlu şair Alperen şöyle yazmıştır: “Milletine yol gösterip ona önderlik eden şahsiyetler, ebediyen ölümsüzlüğe kavuşur.’’ Davası, Ülküsü, Milleti için her şeyi göze alan bu soylu bozkurt, aksakal, bilge kişi ölmez. Yeni Elçibeylere selam…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Büyük bir idealist, emperyalizme karşı çıkan cesur bir dava adamı, siyasette ahlaklı olunabileceğini gösteren bilge, er kişi, Türklük mefkuresini yaşam biçimi olarak seçen bilgili bir lider, Turan sevdalısı, Güneyli, Kuzeyli, Büyük ve Bütün Azerbaycan, Türkistan ülkücüsü, milletine yol gösteren Bozkurt, Mehmet Emin Resulzade’nin açtığı bayrağı tekrar yükselten Alperen ve sade insan bir Beyoğlu Bey Elçibey…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sadece Azerbaycan’da değil, Türk Dünyası’nda da yokluğun hissediliyor, Bey !</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tebriz’i, Karabağ’ı, Kerkük’ü, Doğu Türkistan’ı azad göremedin.  ‘’Orda bir yol var uzakta; O yol bizim yolumuzdur… Allah o yolu giden insanlara yar olsun!’’diyordun. Çok şükür ki, o yolun yolcuları bıraktığın yerden devam ediyorlar. Bir avuç olsalar bile…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kendisinin söylediği gibi mücadelemizin özeti şöyle olmalıdır. ‘’Şu an Azerbaycan üç ayak üzerinde durabilir. Başka yolu da yok. Birincisi Türklüğümüz, sonar demokrasi ve dinimiz İslam.’’ Mücadelenin bu üç çizgisi aslında Azerbaycan bayrağıdır. Mavi-Türklük, Kırmızı-Demokrasi, Yeşil-İslam.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sağlığında yeterince kıymetini bilemedik, yeterince anlamadık. Birçoğu için hayalperesti. Hep bununla suçlandı. Sovyetler Birliğine karşı çıkarken de, Azerbaycan bağımsız olacak diye haykırdığında da ‘’deli’’ dediler, ‘’hayal insanı’’ dediler. Zaten bu hayallerinden dolayı dış güçler onun hükümetini devirdi. Hayalleri korkuttu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Neydi hedefi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Azerbaycan tam bağımsız olacak; Karabağ Ermenilerden temizlenecek ve güney-kuzey Azerbaycan birleşecek.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu hayal de, Rusya, Ermenistan ve İran’ı karşına almak anlamına geliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Elçibey bunun farkındaydı. Talebelerinden biri ona “Bey, Rus ordusunun Azerbaycan topraklarından çıkartmanızın hükümet olarak bedelini ödemeğe hazır olmalıyız” söylediğinde <strong>‘’Biliyorum, ama bu gün ben onları çıkartmasam, yarın kimse çıkaramaz” </strong>cevabını vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kısa olarak özetlersek, Elçibey’in yüce Türk milletine vasiyetinde bu fikirler yer alıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>“Bu gün açıkca, hayatla vedalaştığım bir gün. Ne var ki birçok idealimin gerçekleştiğini görmedim. En başta, Rus eliyle, yardımıyla Ermenilerin isgal ettiği Karabağ’ı kurtarmayı, hürriyetine kavuşturmayı isterdim, yapamadım. Ama biliyorum ki Karabağ mutlaka hürriyetine kavuşacaktır.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Tebriz’e, hürriyetine kavuştuktan sonra gitmek, orayı hür ve müstakil olarak görebilmek isterdim; göremedim. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ama şimdi, Tebriz’i hür olarak gördüm diye düşünüyorum.Bu sözlerime ‘’hayal’’ diyecekler. Hayal değil. Yakın bir gelecekte, insanlar bunu görecekler ve bilecekler. Bu düşündüklerim çok yakın bir gelecekte gerçekleşecek.’’</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<em> </em></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tarih Elçibey gibilerini az görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Derviş ruhlu şair Alperen şöyle yazmıştır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Milletine yol gösterip ona önderlik eden şahsiyetler, ebediyen ölümsüzlüğe kavuşur.’’</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Davası, Ülküsü, Milleti için her şeyi göze alan bu soylu bozkurt, aksakal, bilge kişi ölmez.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yeni Elçibeylere selam… </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Felnur-pasa-buyuk-bey.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/elnur-pasa-buyuk-bey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mehmet Batuhan ÖRS &#8211;  Terör Örgütüyle Anlaşmak !</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-batuhan-ors-teror-orgutuyle-anlasmak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-batuhan-ors-teror-orgutuyle-anlasmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 22:26:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[provokasyon]]></category>
		<category><![CDATA[referandum süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1691</guid>
		<description><![CDATA[Referanduma sayılı günler kala terör örgütü PKK’nın Kandil’deki elebaşı Murat Karayılan’ın “Ateşkes için devletle anlaştık.” iddiaları ülke gündemimizi sarstı. Karayılan terör örgütünün haber ajansına yaptığı açıklama da talebin devletten geldiğini belirterek şunları söyledi: “Artık açıklanmasında bir sakınca görmediğimiz diğer önemli bir gelişme de devletin, önderliğimizle geliştirdiği diyalog temelinde ateşkes talebinde bulunmasıdır. Aslında önderliğimiz aradan çekilmişti ancak, talep üzerine yeniden devreye girerek, çağrıları ve devletten doğru gelen istemi de dikkate alarak, bir kez daha barışa şans tanınması için hareketimize bir mesaj gönderdi.” Bebek katili Öcalan ise “son güne kadar bekleyin” mesajı yolladı İmralı’dan. Terör örgütünün siyasi uzantısı BDP’den ise açıklama Başkan Demirtaş’tan geldi. Demirtaş, “Hükümet taleplerimizi karşılamaya yönelik ciddi adımlar atarsa müzakere süreci başlar, biz de yeni anayasayı destekleriz. Önümüzde daha uzun bir süre var. Hükümet bu süreyi iyi değerlendirmelidir.&#8221; dedi. PKK – BDP &#8211; İmralı hattında bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün, “Devlet terörle masaya oturmaz pazarlık yapmaz ama kurumları vardır” açıklaması ve terör örgütü ile anlaştığı söylenen devletimizden bu haberleri yalanlayıcı açıklamaların gelmemesi bizi hem düşünmeye hem de karamsarlığa sevk etmiştir. Bu açıklamalarla birlikte; referandum süreci boyunca mitinglerde, parti toplantılarında, televizyon ekranlarında “hayır”cı cephe olarak saydıkları MHP – CHP – BDP – PKK’yı aynı safta yer almakla suçlayan, artan terör olaylarını “referandum sürecini baltalamaya çalışıyorlar” yaklaşımı ile değerlendiren, Başbakan, AKP zihniyeti ve yandaş medyanın özgür kalemlerinin söylemleri yalanlanmıştır ve kimin hangi safta yer aldığı da açıkça görülmüştür. Bu açıklamalardan sonra milletimizin aklına takılan ve acilen cevap bulması gereken bazı sorular vardır. Devlet teröristle anlaşmış mıdır? Bu anlaşmanın koşulları ve karşılığında vaat edilenler nelerdir? Anlaşma esnasında kimler muhatap alınmıştır? İmralı canisi muhatap alınmış mıdır? Anlaşmanın süresi referandum ile sınırlı mıdır? Referandum sonra atılacak adımlar nelerdir? Referandumda evet çıkması durumunda “Türk Milleti” ifadesinin yer almadığı yeni anayasa değişiklikleri AKP tarafından gündeme getirilecek midir? Milletimiz bu soruların cevabını acilen beklemektedir. Bir diğer önemli husus ise, daha önce “bu anayasa da biz yokuz.” gerekçesi ile boykot kararı alan BDP’nin kapıyı aralayarak “evet”e yeşil ışık yakmasıdır. BDP’nin, AKP hükümetine referandumun son gününe kadar verdiği süre zarfında neler yaşanacağını hepimiz birlikte göreceğiz. Sıfır noktasında aldığı terör, iktidarı döneminde zirve yapan ve artan terör olayları sonrası “provokasyon”, “kimlerin yaptığını biliyorsunuz” şeklinde talihsiz açıklamalara imza atan, daha da ileri giderek terörün çıkış sebebini devletin yanlış politikalarına bağlayıp terörü adeta masumlaştıran ve son olarak “demokratik açılım” adı altında teröristi zafer kazanmışçasına şımartan AKP hükümetinin son gelişmeler karşısında ne gibi açıklamalar yapacağını milletimiz merakla beklemektedir. Evet için her türlü imkanı seferber eden ve tüm yollara başvuran, sınır tanımaz AKP’nin bu konudaki tutumunu da zaman bizlere gösterecektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Referanduma sayılı günler kala terör örgütü PKK’nın Kandil’deki elebaşı Murat Karayılan’ın “Ateşkes için devletle anlaştık.” iddiaları ülke gündemimizi sarstı. Karayılan terör örgütünün haber ajansına yaptığı açıklama da talebin devletten geldiğini belirterek şunları söyledi: <strong><em>“Artık açıklanmasında bir sakınca görmediğimiz diğer önemli bir gelişme de devletin, önderliğimizle geliştirdiği diyalog temelinde ateşkes talebinde bulunmasıdır. Aslında önderliğimiz aradan çekilmişti ancak, talep üzerine yeniden devreye girerek, çağrıları ve devletten doğru gelen istemi de dikkate alarak, bir kez daha barışa şans tanınması için hareketimize bir mesaj gönderdi.”</em></strong><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bebek katili Öcalan ise “son güne kadar bekleyin” mesajı yolladı İmralı’dan.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Terör örgütünün siyasi uzantısı BDP’den ise açıklama Başkan Demirtaş’tan geldi. Demirtaş, <strong>“</strong><strong><em>Hükümet taleplerimizi karşılamaya yönelik ciddi adımlar atarsa müzakere süreci başlar, biz de yeni anayasayı destekleriz. Önümüzde daha uzun bir süre var. Hükümet bu süreyi iyi değerlendirmelidir.&#8221;</em></strong><em> </em>dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">PKK – BDP &#8211; İmralı hattında bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün, <strong><em>“Devlet terörle masaya oturmaz pazarlık yapmaz ama kurumları vardır”</em> </strong>açıklaması ve terör örgütü ile anlaştığı söylenen devletimizden bu haberleri yalanlayıcı açıklamaların gelmemesi bizi hem düşünmeye hem de karamsarlığa sevk etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu açıklamalarla birlikte; referandum süreci boyunca mitinglerde, parti toplantılarında, televizyon ekranlarında “hayır”cı cephe olarak saydıkları MHP – CHP – BDP – PKK’yı aynı safta yer almakla suçlayan, artan terör olaylarını “referandum sürecini baltalamaya çalışıyorlar” yaklaşımı ile değerlendiren, Başbakan, AKP zihniyeti ve yandaş medyanın özgür kalemlerinin söylemleri yalanlanmıştır ve kimin hangi safta yer aldığı da açıkça görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu açıklamalardan sonra milletimizin aklına takılan ve acilen cevap bulması gereken bazı sorular vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Devlet teröristle anlaşmış mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu anlaşmanın koşulları ve karşılığında vaat edilenler nelerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anlaşma esnasında kimler muhatap alınmıştır?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İmralı canisi muhatap alınmış mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anlaşmanın süresi referandum ile sınırlı mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Referandum sonra atılacak adımlar nelerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Referandumda evet çıkması durumunda “Türk Milleti” ifadesinin yer almadığı yeni anayasa değişiklikleri AKP tarafından gündeme getirilecek midir?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Milletimiz bu soruların cevabını acilen beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir diğer önemli husus ise, daha önce “bu anayasa da biz yokuz.” gerekçesi ile boykot kararı alan BDP’nin kapıyı aralayarak “evet”e yeşil ışık yakmasıdır. BDP’nin, AKP hükümetine referandumun son gününe kadar verdiği süre zarfında neler yaşanacağını hepimiz birlikte göreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sıfır noktasında aldığı terör, iktidarı döneminde zirve yapan ve artan terör olayları sonrası “provokasyon”, “kimlerin yaptığını biliyorsunuz” şeklinde talihsiz açıklamalara imza atan, daha da ileri giderek terörün çıkış sebebini devletin yanlış politikalarına bağlayıp terörü adeta masumlaştıran ve son olarak “demokratik açılım” adı altında teröristi zafer kazanmışçasına şımartan AKP hükümetinin son gelişmeler karşısında ne gibi açıklamalar yapacağını milletimiz merakla beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Evet için her türlü imkanı seferber eden ve tüm yollara başvuran, sınır tanımaz AKP’nin bu konudaki tutumunu da zaman bizlere gösterecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmehmet-batuhan-ors-teror-orgutuyle-anlasmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-batuhan-ors-teror-orgutuyle-anlasmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmail Hakkı KÜPÇÜ &#8211;  Referandumda Neden Hayır Diyeceğiz?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismail-hakki-kupcu-referandumda-neden-hayir-diyecegiz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismail-hakki-kupcu-referandumda-neden-hayir-diyecegiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 22:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Önkuzu]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIR]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Pehlivanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Özmen]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf İmamoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1688</guid>
		<description><![CDATA[1- 12 EYLÜL İHTİLALİNİ YAPANLARIN ANAYASANIN GEÇİCİ 15. MADDESİNİN KALDIRILMASIYLA YARGILANACAĞI DOĞRU MUDUR? HAYIR. Yapılan Anayasa değişikliğinin bu konuda hiç bir yaptırımı yoktur. Getirilen hükümlerin koruma hukukunu geriye götürmesi söz konusu değildir. Olay üzerinden tam 30 yıl geçtiği için zaman aşımı vardır. Milletin duygularıyla açıktan oynanan oyunlardan birisi de budur. 12 Eylül mağduru insanlarımızın desteğini alabilmek için oluşturulan hava başka, gerçekler başkadır. Geçici 2.maddedeki dokunulmazlıklar da kaldırılmamıştır. TBMM’DE ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ GÖRÜŞÜLÜRKEN ZAMAN AŞIMININ KALDIRILMASI KONUSUNDA MHP ÖNERGE VERMİŞ ANCAK, BU ÖNERGE REDDEDİLMİŞTİR. Bu da AKP’lilerin 12 Eylülcülerin yargılanması noktasında samimi olmadıklarını göstermektedir. Ama bozuk malı güzel ambalajlayarak satmayı mahir tüccarlık olarak gören AKP, insanlarımızı yanlış bilgilendirmektedir. Bu sebeple dürüst ve vatansever insanlarımızdan Anayasa değişikliğine destek vermeyi düşünenlerimiz olmuştur. Bu kitapçığın amacı insanlarımızı tekrar düşünmeye sevk etmektir. Eğer ambalajın içindekileri görürlerse insanlarımızın HAYIR cevabını verecekleri açıktır. MHP olarak elbette ki, 12 Eylül faillerinin yargılanıp yaptıklarının hesabını vermelerini istiyoruz. AKP’yi de samimiyetlerini göstermeye davet ediyoruz. Eğer samimi iseniz gelin 27 Nisan bildirisini yayınlayanlardan da, 28 Şubat sürecini gerçekleştirenlerden de hesap soralım. 2- ANAYASADA YAPILAN DEĞİŞİKLİĞİN ÜLKÜCÜLERİN MAĞDURİYETLERİYLE İLGİSİ VAR MIDIR? HAYIR.  Yukarıdaki birinci maddede görüldüğü gibi, 12 Eylül’ün faillerinden hesap sorulamayacaktır. Hatta bu değişiklik, 12 Eylül’ü manen yargılamak da değildir. Ülkücülerin çektiği işkencelerin, ebediyete intikal eden hayatların ve kaybolan yılların hesabının sorabilmesi için bir madde de eklenmemiştir. Bırakalım böyle bir değişikliği, AKP zihniyeti 8 yıllık iktidarında en çok Ülkücüleri ezmiştir. Genel Müdürlük yapmış Ülkücüleri düz memur seviyesine indirmiştir. 10-15 kişiyi bir odaya neredeyse tıkarak, oturabilmeleri için doğru dürüst bir sandalye bile vermemiştir. Ama AKP’nin Ülkücülere zulmü bu kadarla da kalmamıştır. Odaya tıkarak masa ve sandalye bile vermediği insanları sık sık çeşitli uzak şehirlere tayin ederek süründürmüştür. Diğer taraftan AKP iktidarının başlattığı bir tek Ülkücü Genel Müdür yoktur. Ortada sadece Sayın Başbakanın tiyatro sanatçılarıyla yarışan ağlamaklı duygu sömürüsü yaptığı sahne vardır. Yaptıkları ile söyledikleri böylesine birbirine zıt olan AKP ve onun baş sanatçısı Sayın Başbakan böyle davranarak tek bir hedefe yürümektedir. O da Ülkücülerin arasını açarak, karşısında tek blok güç olan Ülkücüleri bertaraf etmektir. Ama bilmedikleri bir şey vardır. Ülkücüler tarihlerini iyi bilirler. Tarihte Çinlilerden başlayarak dışarıdan, Osmanlıdaki devşirme yöneticiler döneminde içeriden uğraşanlar hep hüsrana uğramışlardır. Türkler her zaman ayakta kalmışlardır. Yusuf İmamoğlu, Süleyman Özmen, Dursun Önkuzu, Mustafa Pehlivanoğlu gibi binlerce Ülkücü kardeşimiz şehit olurken, yüzbinlerce Ülkücünün istikballeri kararırken AKP zihniyeti neredeydi? Güya kötülükleri kalplerinden buğzederek, imanın en zayıf göstergesini sergiliyorlardı. Maksatları sureti-haktan görünüp gemilerini yürütmekti. Tıpkı bugün yaptıkları gibi. Ülkücülerin Bedir Savaşının Aslanları gibi mücadele verdikleri dönemde onlar, evlerinde oturarak haklarında “savaşmadan, denenmeden cennete gireceğinizi mi sandınız” mealindeki ayet inenler gibi davranıyorlardı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarını yapanlar, halka zekât adı altında yardım dağıtarak kazançlarını temizlediklerini zannedenler, acaba hangi şehit Ülkücü ailesine bilerek yardım etmişlerdir? Ama Ülkücülerin, 12 Eylülü yapanları affetmeyecekleri gibi, AKP’nin döktüğü gözyaşlarının sahteliğini de görerek, gerekli cevabı verecekleri gün yakındır. 12 Eylül 2010 günü referanduma gidecek olan bu anayasa değişiklik teklifi için yine en güzel cevabı milletimiz verecektir. AKP’nin gerçek yüzü artık ortaya çıkmıştır. Genel başkanımızın dediği gibi: “Milliyetçi Hareketin hiçbir mensubu, aziz milletimizin helal süt emmiş hiçbir ferdi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">1- 12 EYLÜL İHTİLALİNİ YAPANLARIN ANAYASANIN GEÇİCİ 15. MADDESİNİN KALDIRILMASIYLA YARGILANACAĞI DOĞRU MUDUR?</p>
<p style="text-align: justify;">HAYIR.  Yapılan Anayasa değişikliğinin bu konuda hiç bir yaptırımı yoktur.  Getirilen hükümlerin koruma hukukunu geriye götürmesi söz konusu  değildir. Olay üzerinden tam 30 yıl geçtiği için zaman aşımı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milletin  duygularıyla açıktan oynanan oyunlardan birisi de budur. 12 Eylül  mağduru insanlarımızın desteğini alabilmek için oluşturulan hava başka,  gerçekler başkadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçici  2.maddedeki dokunulmazlıklar da kaldırılmamıştır. TBMM’DE ANAYASA  DEĞİŞİKLİKLERİ GÖRÜŞÜLÜRKEN ZAMAN AŞIMININ KALDIRILMASI KONUSUNDA MHP  ÖNERGE VERMİŞ ANCAK, BU ÖNERGE REDDEDİLMİŞTİR. Bu da AKP’lilerin 12  Eylülcülerin yargılanması noktasında samimi olmadıklarını  göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama  bozuk malı güzel ambalajlayarak satmayı mahir tüccarlık olarak gören  AKP, insanlarımızı yanlış bilgilendirmektedir. Bu sebeple dürüst ve  vatansever insanlarımızdan Anayasa değişikliğine destek vermeyi  düşünenlerimiz olmuştur. Bu kitapçığın amacı insanlarımızı tekrar  düşünmeye sevk etmektir. Eğer ambalajın içindekileri görürlerse  insanlarımızın HAYIR cevabını verecekleri açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP  olarak elbette ki, 12 Eylül faillerinin yargılanıp yaptıklarının  hesabını vermelerini istiyoruz. AKP’yi de samimiyetlerini göstermeye  davet ediyoruz. Eğer samimi iseniz gelin 27 Nisan bildirisini  yayınlayanlardan da, 28 Şubat sürecini gerçekleştirenlerden de hesap  soralım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">2- ANAYASADA YAPILAN DEĞİŞİKLİĞİN ÜLKÜCÜLERİN MAĞDURİYETLERİYLE İLGİSİ VAR MIDIR?</p>
<p style="text-align: justify;">HAYIR.  Yukarıdaki  birinci maddede görüldüğü gibi, 12 Eylül’ün faillerinden hesap  sorulamayacaktır. Hatta bu değişiklik, 12 Eylül’ü manen yargılamak da  değildir. Ülkücülerin çektiği işkencelerin, ebediyete intikal eden  hayatların ve kaybolan yılların hesabının sorabilmesi için bir madde de  eklenmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakalım  böyle bir değişikliği, AKP zihniyeti 8 yıllık iktidarında en çok  Ülkücüleri ezmiştir. Genel Müdürlük yapmış Ülkücüleri düz memur  seviyesine indirmiştir. 10-15 kişiyi bir odaya neredeyse tıkarak,  oturabilmeleri için doğru dürüst bir sandalye bile vermemiştir. Ama  AKP’nin Ülkücülere zulmü bu kadarla da kalmamıştır. Odaya tıkarak masa  ve sandalye bile vermediği insanları sık sık çeşitli uzak şehirlere  tayin ederek süründürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan AKP iktidarının başlattığı bir tek Ülkücü Genel Müdür yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortada sadece Sayın Başbakanın tiyatro sanatçılarıyla yarışan ağlamaklı duygu sömürüsü yaptığı sahne vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaptıkları  ile söyledikleri böylesine birbirine zıt olan AKP ve onun baş sanatçısı  Sayın Başbakan böyle davranarak tek bir hedefe yürümektedir. O da  Ülkücülerin arasını açarak, karşısında tek blok güç olan Ülkücüleri  bertaraf etmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama  bilmedikleri bir şey vardır. Ülkücüler tarihlerini iyi bilirler.  Tarihte Çinlilerden başlayarak dışarıdan, Osmanlıdaki devşirme  yöneticiler döneminde içeriden uğraşanlar hep hüsrana uğramışlardır.  Türkler her zaman ayakta kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf  İmamoğlu, Süleyman Özmen, Dursun Önkuzu, Mustafa Pehlivanoğlu gibi  binlerce Ülkücü kardeşimiz şehit olurken, yüzbinlerce Ülkücünün  istikballeri kararırken AKP zihniyeti neredeydi? Güya kötülükleri  kalplerinden buğzederek, imanın en zayıf göstergesini sergiliyorlardı.  Maksatları sureti-haktan görünüp gemilerini yürütmekti. Tıpkı bugün  yaptıkları gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücülerin  Bedir Savaşının Aslanları gibi mücadele verdikleri dönemde onlar,  evlerinde oturarak haklarında “savaşmadan, denenmeden cennete  gireceğinizi mi sandınız” mealindeki ayet inenler gibi davranıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet  tarihinin en büyük yolsuzluklarını yapanlar, halka zekât adı altında  yardım dağıtarak kazançlarını temizlediklerini zannedenler, acaba hangi  şehit Ülkücü ailesine bilerek yardım etmişlerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">Ama  Ülkücülerin, 12 Eylülü yapanları affetmeyecekleri gibi, AKP’nin döktüğü  gözyaşlarının sahteliğini de görerek, gerekli cevabı verecekleri gün  yakındır.</p>
<p style="text-align: justify;">12  Eylül 2010 günü referanduma gidecek olan bu anayasa değişiklik teklifi  için yine en güzel cevabı milletimiz verecektir. AKP’nin gerçek yüzü  artık ortaya çıkmıştır. Genel başkanımızın dediği gibi:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Milliyetçi  Hareketin hiçbir mensubu, aziz milletimizin helal süt emmiş hiçbir  ferdi Habur’da terörist karşılarken ve kucaklarken gördüğü, başımıza  çuval geçirilirken suskunluğuna şahit olduğu, katile sayın, şehide kelle  diyen bir zihniyetin yanında kesinlikle yer almayacaktır. Erdoğan’ın  önce başbakan, sonra eş başkan, şimdi ise baş yargıç olma hezeyanlarına,  bu dünyada hesaptan kurtulma arayışlarına asla ve asla destek  olmayacaktır”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">3-  DEĞİŞİKLİKLER 12 EYLÜL ANAYASASININ GETİRDİĞİ ÇARPIKLIKLARI DÜZELTİYOR MU?</p>
<p style="text-align: justify;">HAYIR.  12 Eylül Anayasasının getirdiği en önemli çarpıklık, Cumhurbaşkanlığın  4. Kuvvet olarak düzenlenmesidir. Bilindiği gibi Parlamenter sistemde,  birbirinden farklı ve birbirini denetleyen üç kuvvet vardır. Bunlar  yasama-yürütme-yargı, yani 3Y’dir. Kenan Evren’i güçlü kılmak için  yapılan bu değişikliğe AKP zihniyeti muhalefette iken hep itiraz etti.  Haklıydılar da.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki,  neden Cumhurbaşkanının yetkileri hakkında bir değişiklik istemediler.  Sebebini herkes biliyor. Ama yarın başka bir düşüncedeki kişi  Cumhurbaşkanı olunca ne olacak? AKP’li yöneticiler film tekrar başa  saracaklar. Sonra yeniden zıtlaşma yaratmak ve oy toplamak için, bu  durumu halka şikâyetlere devam edecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">12  Eylül Anayasasının getirdiği diğer bir çarpıklık, YÖK Kurumudur. AKP  zihniyeti bu kurumun lağvedilmesi için Boğaz Köprüsünü el ele tutuşarak  kapatmak dâhil pek çok faaliyet yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, neden YÖK Kurumunun kaldırılması için bir değişiklik istemediler? Sebebini herkes biliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Söyledikleri  ile yaptıkları birbirine zıt olan AKP, halkı ikna edebilmek için ne  yapmaktadır? Kendilerini sorgusuz sualsiz desteklemeyenleri cehennemle  korkutmakta, destekleyenleri cennetle müjdelemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">4- ANAYASALARIN DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN UZLAŞMA ARANMALI MIDIR? ARANMIŞ MIDIR?</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasalar bir ülkede Devlet-Millet işbirliğini sağlayacak yapıyı oluşturmak için kurulan çatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle gelişmiş ülkelerde anayasa değiştirmek çok zordur. Sebebi ise, değişiklik için ciddi oranda toplumsal uzlaşma aranmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin  ise iktidar olabilmesinin en önemli sebebi, milletle devletin arasını  açarak araya nifak sokup, zıtlaştırmaktır. Değişiklik tekliflerinde de  yaptıklarının özeti budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de  12 Eylül Anayasasının günümüze uymayan maddelerinin değiştirilmesine,  MHP başta olmak üzere bütün milletimiz taraftardır. Ama bu değişiklikler  kap-kaç yöntemiyle ve mutabakat olmadan yapılırsa çok kısa sürede  tekrar değiştirmek ihtiyacı doğar. Hâlbuki anayasalar yap-boz tahtası  olamazlar. Meselâ ABD’de geçen 210 yıl içerisinde anayasada sadece 10  defa değişiklik yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de  ise sadece 12 Eylül Anayasası, 16 defa değişikliğe uğramıştır. Bu  değişikliklerin içerisinde en kapsamlı ve kalıcı olanı MHP’nin iktidar  ortağı olduğu dönemde yapılanlardır. 2001 yılında 34 maddelik değişimde  iktidardaki 3 parti, MHP’nin uzlaştırıcılığı sayesinde ortak metin  hazırlamıştır. Muhalefet partileriyle yapılan görüşmeler sonunda son  dönemdeki en büyük uzlaşma ile değişiklikler kabul edilmiştir. Bu  çalışmalar, bir anayasa değişikliğinin nasıl yapılması gerektiğinin  uygulamalı öğretisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece  bireysel haklarla kültürel hakların ve ifade özgürlüğünün önündeki  engeller kaldırılmıştır. Milli Güvenlik Kurulunda sivil üyelerin sayısı  arttırılmış ve Milli Güvenlik Kurulu kararlarının tavsiye niteliğinde  olması vurgulanmıştır. Gerçek reformların yer aldığı değişiklik paketi,  üçlü koalisyonun yanında beş muhalefet partisinin de desteği ile 476 oy  ve yüzde 86 gibi destekle meclis genel kurulundan geçirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP,  2 Ekim 2007 tarihinden itibaren de mecliste, bir uzlaşma komisyonunun  kurulması için diğer partilere çağrıda bulunmuştur. AKP, MHP’nin bu  tekliflerine de sürekli olarak kulak tıkamış ve uzlaşmaya yanaşmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Köksal  Toptan’ın meclis başkanlığı yaptığı dönemde, Anayasa ve iç tüzük  hazırlanması için oluşturulan komisyona üye vererek ilk desteği sağlayan  MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olmuştur. Sayın Devlet Bahçeli,  bu teklif gelmeden önce de, sonra da, MHP’nin yeni bir Anayasa  yapılmasını istediğini ancak bunun için öncelikli olarak siyasi partiler  arasında uzlaşma sağlanması gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasinin  koruyucu çatısı anayasadır. Anayasa yapılırken olmazsa olmazı,  “uzlaşmadır”. Toplumsal uzlaşmanın temel dinamiği ise  “milliyetçilik”tir. Temeli, milletini sevmek ve yüceltmek olan  Milliyetçilik duygusuna sahip olmayan fertler arasında, uzlaşma söz  konusu olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  gerçeğin farkında olan MHP, parti programında “Toplumsal Dayanışma ve  Uzlaşma Kültürünün Geliştirilmesi” başlığı altında ‘sosyal uzlaşma’,  ‘siyasi uzlaşma’ ve ‘ekonomik uzlaşma’ya geniş yer vermiş, bunun gereği  ve önemini vurgulamış bir siyasi partidir. Bu kavramlara ne kadar  ihtiyacımız olduğu şimdi açık bir şekilde ortadadır. Milliyetçilik ve  demokrasinin, uzlaşmanın temel dinamikleri olduğunu parti programına  alarak bu konudaki milliyetçi iradeyi, bu kadar net ve açık tavırla  ortaya koyan tek siyasi parti MHP’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’nin  uzlaşmaz tavırlarına rağmen MHP anayasa değişiklik maddelerinin TBMM’de  görüşülmesi sırasında sürekli mecliste olmuştur. Her madde için  tekliflerini sunmuştur. Ama AKP yönetimi hiç birisini dikkate  aldırmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">5- HSYK’DA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER, MİLLİYETÇİLERİN BU KURULA SEÇİLMESİNE İMKÂN VERİYOR MU?</p>
<p style="text-align: justify;">HAYIR.  HSYK’nın üye sayısı 21 asıl, on yedek üyeye çıkarıldı. Bunlardan 4 asıl  üyeyi Cumhurbaşkanı, 1 asıl 1 yedek üyeyi Anayasa Mahkemesi, 3 asıl 2  yedek üyeyi Yargıtay, 1 asıl 1 yedek üyeyi Danıştay belirleyecek. Kalan  10 asıl 6 yedek üye ise birinci sınıf olma vasfını yitirmemiş adli ve  idari yargı hâkim ve savcıları arasından yönetmenliklerce belirlenecek  şekilde seçilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Serbest  avukatlardan hiç kimse aday olamayacaktır. Seçileceklerin tamamı  devlette çalışan hukukçular olacaktır. Devlette gördükleri baskılardan  dolayı serbest çalışmak zorunda olan milliyetçiler aday olamayacağına  göre, kurula milliyetçiler nasıl girebileceklerdir? Cumhurbaşkanı,  Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından mı aday  gösterileceklerdir?</p>
<p style="text-align: justify;">Geriye  bir tek birinci sınıf olma vasfını kaybetmemiş, sayıları 10.000  civarında olan hâkimler ve savcılar kalmaktadır. Peki, devletin diğer  birimlerinde milliyetçileri özellikle göreve getirmeyen, aksine ezen AKP  zihniyeti burada mı milliyetçileri destekleyecektir? Böyle bir  safsataya inanan çıkar mı?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">6- HSYK’NIN YAPISINDA MİLLET LEHİNE DÜZELME OLACAK MI?</p>
<p style="text-align: justify;">Çok zor. Bir önceki maddede milliyetçilerin HSYK’ya seçilme ihtimallerinin eskiden olduğu gibi çok düşük olduğunu gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski  HSYK’nın yapısından şikâyetçi olan milliyetçiler için değişen bir şey  yok. AKP’ye oy veren bir çok temiz insanımız için imkân var mı? YOK.  Çünkü AKP’nin mevcut iktidarları dönemindeki bürokrat ve belediye  başkanı atamalarında dürüst insanların görevlere çok az getirilmeleri,  burada da ayını durumun olacağını açıkça gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki,  kimler için değişen bir şeyler var? Adalet Bakanı ve Müsteşarıyla yani  hükümetle içli-dışlı olanlar için, değişen bir şeyler var. Niye? Çünkü  Adalet Bakanı kurulun başkanı olarak kalmıştır. Müsteşar kurulun tabii  üyesi olmaya devam etmiştir. Bakanın, kurulun yönetimi görevine ayrıca  temsil görevi de eklenmiştir. Ama göze görünmeyen diğer bir yetkisi  atamalardaki alanının genişlemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet  Bakanının başkanı olduğu HSYK sadece merkezdeki değil, bağlı ve ilgili  kuruluşlardaki hâkim ve savcıları da atama ile yetkilendirilmiştir.  Fakat görünmeyen en önemli yeni yetkisi adalet müfettişlerini de atama  yetkisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece  güçlü bir Bakan olursa, hâkim ve savcılar arasında her türlü vesayet  yetkisine sahip olacaktır. Eğer Bakan biraz pasif olursa bu defa  HSYK’nın yetki alanına adalet müfettişleri ataması da alındığından  eskisinden daha kötü olacaktır. Diğer taraftan AKP iktidarı kalsa bile,  HSYK’nın yapısı çok uzun dönemde değişebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Değişiklik  maddelerindeki “Kurul başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz” sözü  aldatmacadır. Çünkü maddede devamla “Başkan yetkilerinden bir kısmını  başkanvekili olarak belirlediği daire başkanına devredebilir”  demektedir. Bunun açık anlamı başkan, manen kurul toplantısında  demektir. Ayrıca zaten kurulun temsil yetkisi başkanda olduğundan,  dairelerin toplantılarına girmemesinin hiçbir anlamı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  durumda HSYK’da milletin isteklerinin doğrultusunda bir değişiklik  beklenebilir mi? HAYIR. O halde yapılan nedir? Yanlış bir yapılanmayı  yanlış bir uygulamayla değiştirmeyi planlamaktır. Hâlbuki yanlışı  yanlışla düzeltmeye çalışmak daha büyük yanlıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">7- ASKERLERİN SİVİL MAHKEMEDE YARGILANMASI BİR DEVRİM MİDİR?</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında  sivil hayatla ilgili konularda askerler zaten sivil mahkemelerde  yargılanabiliyorlardı. Yapılan ciddi değişiklik YAŞ kararlarının sivil  yargıya götürülmesidir. Bu olumlu bir değişikliktir. Ama Ergenekon vb.  konulardaki yargılamalarda sivil yargıya halkın güveni nasıl? %50’nin  altında. Ayrıca burada hatırlanılması gereken sivil AKP hükümetinin  yolsuzluk belgeleri ve iddiaları konusunda nasıl davrandığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın  geçmişimizde askerler, hakkında rüşvet dedikodusu çıkan bir Oramiralini  askeri yargıya teslim etmişti. Oramiral ceza almış ve rütbesi geri  alınmıştı. Peki, nerdeyse her gün ortaya çıkan yolsuzluk, Alidibo  benzeri belgelere ve iddialarına karşı AKP iktidarı ne yaptı? Gensoru  önergelerinde ne yapıyor? Hiç bir bakanının, milletvekilinin, hatta  bürokratının ve belediye başkanının yargı önüne çıkmasına izin verdi mi?  HAYIR.</p>
<p style="text-align: justify;">O halde bu sergüzeştlik niye? Devrim diye milleti kandırmak niye?</p>
<p style="text-align: justify;">AKP’li  yöneticilerin Milletimizi kandırdıkları diğer bir konu, kuvvet  komutanları ve genelkurmay başkanının Yüce Divan’da yargılanmasını  getirmeleridir. Peki, eskiden nerede yargılanıyorlardı? Herhangi bir  bürokrat gibi, askeri mahkemede yargılanıyorlardı. Peki, Yüce Divan’da  kimler yargılanır? En azından bakanlık yapmış olanlar. Bu durumda ne  oluyor? Kuvvet komutanları eskiden devletin memuru iken şimdi, bakan  statüsü verilmiş oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">8- ANAYASA MAHKEMESİNİN KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİK DEVRİM MİDİR?</p>
<p style="text-align: justify;">HAYIR. Anayasa Mahkemesinin üye sayısı 11 asıl 4 yedek kişiydi. Yeni değişiklikle 17 asıl üye oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Eskiden  üyelerin hepsini Cumhurbaşkanı seçiyordu. Şimdi 3 üyeyi TBMM, kalan 14  üyeyi Cumhurbaşkanı seçiyor. TBMM 2 üyeyi Sayıştay’ın gösterdiği  adaylardan, 1 üyeyi Baronun göstereceği avukatlardan seçecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Eskiden  Cumhurbaşkanı, yedekler dâhil 4 üyeyi Yargıtay, 3 üyeyi Danıştay’dan  seçiyordu. 1 üye Askeri Yargıtay, 1 üye Askeri Yüksek Mahkeme, 1 üye  Sayıştay’dan geliyordu. Kalanlardan 1 üyeyi Yüksek Öğretim Kurumundan, 4  üyeyi de üst seviye yöneticisi ve avukatlardan seçiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi  ise 17 üyenin 14’ünü yine Cumhurbaşkanı şöyle seçiyor. 3 üye Yargıtay, 2  üye Danıştay, 1 üye Askeri Yüksek İdari Mahkemesi, 1 üye Askeri  Yargıtay arasından seçiyor. 3 üye Yüksek Öğretim Kurumundan, 4 üye üst  seviye yöneticileri ve serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve  savcılar ile Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi yapılan değişiklikleri tekrar tekrar inceleyelim. Acaba devrim bunun neresinde? Bir anlayan varsa lütfen bize de anlatsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Üyelerle  ilgili devrim diye bahsettikleri diğer bir husus, eskiden üyeler 65  yaşına kadar devam ediyorlardı. Şimdi ise 12 yıllığına seçilebiliyorlar.  Ancak 65 yaşına gelmişlerse, süreleri varsa dahi emekli oluyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki,  Anayasa Mahkemesi üyesi olabilmek için şartlar ne? Önce 45 yaşını  doldurmuş olmak gerekiyor. Sonra profesör veya doçent unvanını almak  gerekiyor. Serbest avukatların en az 20 yıl avukatlık yapmaları  isteniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi  düşünelim. Bir insanın 45 yaşında iken Anayasa Mahkemesine seçilme  şansı yüzde kaç? 45 yaşından sonra seçilme şansı bulunacağına göre  üyelik süresinin 12 yılla sınırlandırılmasının, devrim neresinde?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">9- DEĞİŞİKLİK PAKETİNDE BİZİM DE KABUL ETTİĞİMİZ MADDELER OLMASINA RAĞMEN NEDEN HAYIR DEMELİYİZ?</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan  17 Nisan 2010’da bir televizyonda Açık Görüş programında “Anayasa  değişiklik önerimiz açılım projemizin önemli bir parçasıdır, atacağımız  adımların önünü açıyor, alt yapısını hazırlıyor” anlamında ifadeler  kullanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP  Genel Başkan Yardımcısı Ayşenur Bahçekapılı ise “ Demokratik açılımın  başarısı, anayasadaki ‘Türklük’ kavramının kaldırılmasına bağlı”  diyebilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani  hedeflerinin Habur’daki görüntülerin ilerisine gitmek olduğunu  saklamamışlar. Yıkım projesinde, AKP’de taşerondur. CHP’deki oyunlar da  bu hedefe yöneliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer  taraftan değişiklik maddeleri tek tek incelendiğinde aslında, kişisel  hak ve hürriyetlerle hiçbir ilgisi olmadığı görülecektir. Demokrasi ve  insan haklarıyla da ilgisi çok azdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca,  Anayasa Mahkemesi ve HSYK da yapılacak değişiklikler için milletimize  başka hayaller kurdurulurken, AKP’li yöneticilerin başka planlar  yaptıkları belli olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">O  halde hedef nedir? Bölgemizde ABD’nin BOP projesi kapsamında planlanan,  ülkemiz ve diğer Müslümanlar aleyhine olan değişiklikler için adım adım  ilerlenilmektedir. Suriye-Irak-İran-Türkiye’nin benzer dönemde  parçalanması için yapılan faaliyetlere kimi bilerek kimi bilmeyerek alet  olan AKP zihniyetine dur denilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aksi  takdirde padişah gibi davrananların padişahlığı, evet çıkması durumunda  tescil edilmiş olacaktır. Maazallah böyle bir durumun çıkması  AKP’lilere, her ne yaparlarsa halkı ikna edebileceklerini zannettirir.  Bu anlayış ülkemizi geri dönülemez ayrışmalara ve sıkıntılara götürür.  Dolayısıyla 12 Eylül ile hesaplaşmak ayrı, anayasa teklifine hayır demek  ayrıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki,  Hayır oyu çıkarsa ne olur? Önce AKP’li yöneticilerin aklı başına gelir.  Ülkede yaşayan her insanımızın bir değer olduğunu ve uzlaşma olmadan  ülkenin yönetilmesinin yanlışlığını görür. Böylece daha faydalı ve  milletimizin istekleri doğrultusunda ortaklaşa yeni bir anayasa teklifi  hazırlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP  hatalarını göremezse ne olur? O da kendi bilecekleri iştir.  Milletimizden gerekli cevabı alırlar. MHP ise her zaman doğruları  milletimize açıklamaya ve milletimize hizmet etmeye devam edecektir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fismail-hakki-kupcu-referandumda-neden-hayir-diyecegiz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ismail-hakki-kupcu-referandumda-neden-hayir-diyecegiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkan ÇAKICI &#8211;  Majesteleri&#8230;</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-majesteleri.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-majesteleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 22:18:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan ÇAKICI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1685</guid>
		<description><![CDATA[Fark ediyorsunuz değil mi? Çırpınıyor, panik içerisinde tırnaklarını gösteriyor, öfkeleniyor; öfke krizini perdelemek için gülücükler savuruyor. Belli ki tembih edilmiş, yani artık “eskisi gibi” mahzun, masum ve mazlum olmadığı, ne yaparsa yapsın olamayacağı hatırlatılmış; o yüzden milletin karşısına geçince, öyle hemen “beraber yürüdük biz bu yollarda” diyemiyor. Dese bile, ne onun içinden devamı geliyor, ne de karşılığını buluyor. Yorulmuş, biraz hastalığın etkisi de var üzerinde, yıpranmış vesselam… Telaşla “demokrasinin yıldızı” olduğunu haykırmak istiyor, bir aceleyle “millet iradesine” sığınmak istiyor, hemen “bir masum mor menekşe” olmak istiyor o an, bakıyorsun “ağlıyor mu ne?” Heyhat, çabalıyor ancak dişine kan değdiği o kadar aşikâr… Dengesine hâkim değil… Ne dese, ne kadar saldırsa bu açığı kapatamıyor. “Guardı” düşmüş bu yüzden, ama mağrur görünmeye çalışıyor, zaafiyetini saklıyor, hedef saptırıyor. Üslubu bu yüzden tabiri caizse “bodozlama” kalıyor. Yalanlar var çünkü ortada; yalanlar ve kananlar… Nereden baksan, “ekseni kaymış…” Sinirleri laçkalaşmış… Kimse artık ona “civanım, delikanlım” demiyor. Kimse ona “yürüyüşüne, endamına, boyuna posuna bak maşallah” demiyor. Hani bazen bir aksiyon aramıyor değil, biraz kurtaracak yer arıyor ama olmuyor. Millet “bir hinlik vardır bu işte” demeye başlamış; bunu duyunca çıldırıyor&#8230; “Buyur sultanım, yaparsın hünkârım, sensin padişahım, öyle tabi majesteleri” diyenlerden pek memnun, onları duyunca bitmeyen ısdırabı bir nebze olsun geçiveriyor. Huzur buluyor, onları huşu içerisinde dinliyor. Yalanı, yalanlarla kapatıyor. Ama tadı tuzu yok; dedik ya “eskisi gibi” değil… Zaten artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, olmayacak… Referandumda sonuç nasıl çıkarsa çıksın; onun aklında saldırı planları var. Saldırmalı, çünkü başka şansı yok, eskiden olsa “mazluma yatacak” malzeme bulurdu, şimdi öyle değil… Saldıracak, yine gülümseyecek, sesini yükseltecek bazen, bazen de hüzünlenip şiirler okuyacak; ama görecek ki merhametsizleşmiş, duvar olmuş, artık vicdanının sesini duyamıyor. Gözyaşlarını bile planlıyor… Ve bir daha en başa dönemeyeceğini anlıyor… Ve millet, elinde “irade” adlı kılıcıyla bu millet; bir hüküm vermeye doğru adım adım yürüyor. Majestelerinin en büyük korkusu, kendini alaşağı edecek bir hükmün “sandıklarda patlaması” ve milli iradenin güçlü bir şekilde tecelli etmesi… O yüzden kendine olan ilgiyi yüksek tutmaya çalışırken, bir taraftan da kullanılabilir olduğuna inandığı ne varsa yanına çekmeye çalışıyor; hatta satın alınacak bir meta haline getiriyor. İstismar ederek makam ve mevki sağladığı bütün değerleri yerle yeksan etmiş çoktan; artık daha maddeci, daha pozitivist, daha “darvinci…” Eskiden olsa “takiyyeci” denilirdi, o da cevap verirdi. Şimdi bunlara gülüp geçiyor, “o eskidendi çünkü gömlekler değişti” diyor. Gömleğin rengi “okyanus ötesi” mi? Yoksa “beyaz saray beyazı” mı?  Diye soranlara; 50 numaralı bakışını fırlatıyor; cevapsız bırakıyor… Evet, şimdilik çırpınıyor majesteleri; biraz ağlamaklı, biraz güler yüzlü, çoğu zaman hüzünlü… Diyor ki bir de; “2011’den sonra milletvekili adayı olmayacağım…” Ben göstere göstere tegafül diyeyim, siz “bir hinlik vardır bu işte” deyin… Bakalım bu filmin sonunda ne olacak? “Niyeti hayır olanın, akıbeti de hayır olur” dediğinizi duyar gibiyim… Mühim Not; Malum Ramazan ayındayız. 17 Ağustos Depreminin yıldönümü Ramazan ayına denk geldi; dualarımız onlar için… Bu büyük acıyı milletçe hala unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Cenab-ı Allah nur içinde yatırsın, mekânları cennet olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Fark ediyorsunuz değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Çırpınıyor, panik içerisinde tırnaklarını gösteriyor, öfkeleniyor; öfke krizini perdelemek için gülücükler savuruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Belli ki tembih edilmiş, yani artık “eskisi gibi” mahzun, masum ve  mazlum olmadığı, ne yaparsa yapsın olamayacağı hatırlatılmış; o yüzden  milletin karşısına geçince, öyle hemen “beraber yürüdük biz bu yollarda”  diyemiyor. Dese bile, ne onun içinden devamı geliyor, ne de karşılığını  buluyor. Yorulmuş, biraz hastalığın etkisi de var üzerinde, yıpranmış  vesselam…</p>
<p style="text-align: justify;">Telaşla “demokrasinin yıldızı” olduğunu haykırmak istiyor, bir  aceleyle “millet iradesine” sığınmak istiyor, hemen “bir masum mor  menekşe” olmak istiyor o an, bakıyorsun “ağlıyor mu ne?”</p>
<p style="text-align: justify;">Heyhat, çabalıyor ancak dişine kan değdiği o kadar aşikâr… Dengesine hâkim değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Ne dese, ne kadar saldırsa bu açığı kapatamıyor. “Guardı” düşmüş bu  yüzden, ama mağrur görünmeye çalışıyor, zaafiyetini saklıyor, hedef  saptırıyor. Üslubu bu yüzden tabiri caizse “bodozlama” kalıyor. Yalanlar  var çünkü ortada; yalanlar ve kananlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Nereden baksan, “ekseni kaymış…” Sinirleri laçkalaşmış…</p>
<p style="text-align: justify;">Kimse artık ona “civanım, delikanlım” demiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimse ona “yürüyüşüne, endamına, boyuna posuna bak maşallah” demiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hani bazen bir aksiyon aramıyor değil, biraz kurtaracak yer arıyor ama olmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet “bir hinlik vardır bu işte” demeye başlamış; bunu duyunca çıldırıyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Buyur sultanım, yaparsın hünkârım, sensin padişahım, öyle tabi  majesteleri” diyenlerden pek memnun, onları duyunca bitmeyen ısdırabı  bir nebze olsun geçiveriyor. Huzur buluyor, onları huşu içerisinde  dinliyor. Yalanı, yalanlarla kapatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama tadı tuzu yok; dedik ya “eskisi gibi” değil… Zaten artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, olmayacak…</p>
<p style="text-align: justify;">Referandumda sonuç nasıl çıkarsa çıksın; onun aklında saldırı  planları var. Saldırmalı, çünkü başka şansı yok, eskiden olsa “mazluma  yatacak” malzeme bulurdu, şimdi öyle değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Saldıracak, yine gülümseyecek, sesini yükseltecek bazen, bazen de  hüzünlenip şiirler okuyacak; ama görecek ki merhametsizleşmiş, duvar  olmuş, artık vicdanının sesini duyamıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Gözyaşlarını bile planlıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bir daha en başa dönemeyeceğini anlıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve millet, elinde “irade” adlı kılıcıyla bu millet; bir hüküm vermeye doğru adım adım yürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Majestelerinin en büyük korkusu, kendini alaşağı edecek bir hükmün  “sandıklarda patlaması” ve milli iradenin güçlü bir şekilde tecelli  etmesi…</p>
<p style="text-align: justify;">O yüzden kendine olan ilgiyi yüksek tutmaya çalışırken, bir taraftan  da kullanılabilir olduğuna inandığı ne varsa yanına çekmeye çalışıyor;  hatta satın alınacak bir meta haline getiriyor. İstismar ederek makam ve  mevki sağladığı bütün değerleri yerle yeksan etmiş çoktan; artık daha  maddeci, daha pozitivist, daha “darvinci…”</p>
<p style="text-align: justify;">Eskiden olsa “takiyyeci” denilirdi, o da cevap verirdi. Şimdi bunlara  gülüp geçiyor, “o eskidendi çünkü gömlekler değişti” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Gömleğin rengi “okyanus ötesi” mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa “beyaz saray beyazı” mı?  Diye soranlara;</p>
<p style="text-align: justify;">50 numaralı bakışını fırlatıyor; cevapsız bırakıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, şimdilik çırpınıyor majesteleri; biraz ağlamaklı, biraz güler yüzlü, çoğu zaman hüzünlü…</p>
<p style="text-align: justify;">Diyor ki bir de;</p>
<p style="text-align: justify;">“2011’den sonra milletvekili adayı olmayacağım…”</p>
<p style="text-align: justify;">Ben göstere göstere tegafül diyeyim, siz “bir hinlik vardır bu işte” deyin…</p>
<p style="text-align: justify;">Bakalım bu filmin sonunda ne olacak?</p>
<p style="text-align: justify;">“Niyeti hayır olanın, akıbeti de hayır olur” dediğinizi duyar gibiyim…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mühim Not;</strong> Malum Ramazan ayındayız. 17 Ağustos  Depreminin yıldönümü Ramazan ayına denk geldi; dualarımız onlar için… Bu  büyük acıyı milletçe hala unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.  Cenab-ı Allah nur içinde yatırsın, mekânları cennet olsun.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ferkan-cakici-majesteleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/erkan-cakici-majesteleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;İnegöl ve Dörtyol&#8217;da vuku bulan olaylar hakkında oluşturulan inceleme komisyonlarının sonuç raporlarına&#8221; ilişkin yaptığı yazılı basın açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-inegol-ve-dortyolda-vuku-bulan-olaylar-hakkinda-olusturulan-inceleme-komisyonlarinin-sonuc-raporlarina-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-inegol-ve-dortyolda-vuku-bulan-olaylar-hakkinda-olusturulan-inceleme-komisyonlarinin-sonuc-raporlarina-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 23:06:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[İnegöl ve Dörtyol]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1718</guid>
		<description><![CDATA[Hükümetin açılım adını verdiği tahripkâr siyasetinin yıkıcı etkileri giderek daha derinden hissedilmektedir. Türk milli kimliğinden rahatsızlık duyan, milli değerleri savunmayı tahrik sayan AKP hükümetinin ayrıştırıcı mesajları ve icraatı toplumun birbirine saygı ve hoşgörü sınırlarını zorlamaktadır. Millet olmanın bağlayıcı ve birleştirici kudretinden habersiz yaşayan, toplumları kabileler halinde görmeyi arzulayan ilkel bir anlayışın neden olduğu gerilim zaman zaman vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmekte ve üzücü olaylara neden olmaktadır. 26 Kasım 2009’da Çanakkale’nin Bayramiç, 15 Aralık 2009’da Muş’un Bulanık ilçelerinde, 3 Ocak 2010’da Edirne TEM Otoyolu girişinde, 5 Ocak 2010’de Mersin Akdeniz ilçesinde ve 6 Ocak 2010 tarihinde Manisa Selendi ilçesinde yaşanan talihsiz ve tehlikeli gelişmeler açılım denen yıkımın yol açtığı gerginliklerin sonucudur. Yaşanan bu vahim olaylardan bir ders çıkartması gereken AKP hükümetinin yıkım sürecindeki ısrarı yeni çatışma ve gerginliklerin doğmasına neden olmuş, işlenen adi suçlar bile bir toplumsal tepkiye dönüştürerek kutuplaşmaları artırmıştır. Son olarak, 25-26 Temmuz 2010 tarihinde Bursa’nın İnegöl ve 26-27 Temmuz 2010 tarihinde Hatay’ın Dörtyol ilçelerinde meydana gelen toplumsal olaylar da diğerleri gibi kamuoyunda haklı endişelere neden olmuştur. Bazı medya kanalları ve mensupları ile hükümetten beslenen işbirlikçilerin yaşanan olaylara partililerimizi, ülkücü gençleri sorumlu tutma arayışlarının fark edilmesi üzerine İnegöl ve Dörtyol’daki olayları yerinde değerlendirmek için Milliyetçi Hareket Partisi iki ayrı inceleme heyeti görevlendirmiştir. Aralarında partimize mensup TBMM üyelerimizin de bulunduğu heyetlerin ilçelerimizde yaptıkları inceleme ve değerlendirmeler tamamlanmış ve şu sonuçlara ulaşılmıştır: Olaylarla ilgili olarak hukuki süreç başlatılmış olup devam eden soruşturmalar sonucunda konu aydınlanacak, sorumlu ve suçlular belirlenecektir. Her iki olay da, küçük bir kıvılcımın, yanlış anlamanın, mesnetsiz şayianın, gelişmeleri öngörememenin, toplum psikolojisine dikkat etmemenin vahim toplumsal gerilimlere neden olabileceğinin uyarısı olmuştur. Hükümetin açılım siyasetinin farklılıkları körükleyen tahrikleri, vatandaşlarımızın doğum yerleri üzerinden yanlış anlamlar çıkartmalarına ve kutuplaşmalara neden olmaktadır. Bu olaylarda da benzer sorunlar yaşanmıştır. Gerek İnegöl, gerek Dörtyol’da meydana gelen olayları toplumsal hale getiren, maksadını ve haddini aşan gösterilere kadar yönelten temel etken milletimizin PKK terör örgütüne yönelik nefreti ve tepkileridir. Özellikle sayısı çoğalan aziz şehitlerimizin vatandaşlarımızda haklı olarak artırdığı hassasiyet, PKK terörünün şehirlere ve sokaklara kadar inmiş olmasının yarattığı gerginlik ve kuşku, yanlış yargılara, vatandaşlarımızın doğum yerlerine göre tasnif eden çok tehlikeli toptancı suçlamalara kadar varmaktadır. Yapılan inceleme göstermiştir ki, İnegöl ve Dörtyol’daki toplumsal olayların hiçbir aşamasında, karmaşık mesajlarla üzerinde kuşku uyandırılmaya çalışılan Milliyetçi Hareket Partisi’nin hiçbir mensubunun dahli ve sorumluluğu yoktur. Aksine yüksek milli hassasiyetlere sahip partililerimizin ve gençliğimizin bin yıllık kardeşliğimizi bozacak tuzaklardan uzak tutmak, tepkileri suç oluşturmaya başlayan vatandaşlarımızı sakinleştirmek, yatıştırmak ve olayların büyümesini önlemek görevi bir manevi sorumluluk olarak partimizin il ve ilçe yöneticileri tarafından başarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda, açılım denen yıkım projelerinin keskinleştirdiği toplumda oluşan öfke ve gerilimin nedenini kendi istismar ve kışkırtmalarında arayacağı yerde, partimizi ve gençliğimizi olaylara bulaştırma arayışında olan AKP zihniyetinin tuzağının bozulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Hükümete düşen görev, yaşanan her olayın bütün yönleriyle ortaya çıkartılması, hiçbir siyasi kaygı ve hesap içine girmeden ucu kime, hangi seviyede ve hangi siyaset adamına dayanırsa dayansın gerçeklerin bir önce bulunarak adalet önüne çıkartılmasıdır. Hiçbir siyaset temsilcisinin, hiçbir parti mensubunun kamu adına suç işleme imtiyazı yoktur. Binlerce kişinin kontrol dışı olarak öfke ile sokağa çıktığı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hükümetin açılım adını verdiği tahripkâr siyasetinin yıkıcı etkileri giderek daha derinden hissedilmektedir.</p>
<p>Türk milli kimliğinden rahatsızlık duyan, milli  değerleri savunmayı tahrik sayan AKP hükümetinin ayrıştırıcı mesajları  ve icraatı toplumun birbirine saygı ve hoşgörü sınırlarını  zorlamaktadır.</p>
<p>Millet olmanın bağlayıcı ve birleştirici  kudretinden habersiz yaşayan, toplumları kabileler halinde görmeyi  arzulayan ilkel bir anlayışın neden olduğu gerilim zaman zaman  vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmekte ve üzücü olaylara neden  olmaktadır.</p>
<p>26 Kasım 2009’da Çanakkale’nin Bayramiç, 15  Aralık 2009’da Muş’un Bulanık ilçelerinde, 3 Ocak 2010’da Edirne TEM  Otoyolu girişinde, 5 Ocak 2010’de Mersin Akdeniz ilçesinde ve 6 Ocak  2010 tarihinde Manisa Selendi ilçesinde yaşanan talihsiz ve tehlikeli  gelişmeler açılım denen yıkımın yol açtığı gerginliklerin sonucudur.</p>
<p>Yaşanan bu vahim olaylardan bir ders çıkartması  gereken AKP hükümetinin yıkım sürecindeki ısrarı yeni çatışma ve  gerginliklerin doğmasına neden olmuş, işlenen adi suçlar bile bir  toplumsal tepkiye dönüştürerek kutuplaşmaları artırmıştır.</p>
<p>Son olarak, 25-26 Temmuz 2010 tarihinde  Bursa’nın İnegöl ve 26-27 Temmuz 2010 tarihinde Hatay’ın Dörtyol  ilçelerinde meydana gelen toplumsal olaylar da diğerleri gibi kamuoyunda  haklı endişelere neden olmuştur.</p>
<p>Bazı medya kanalları ve mensupları ile  hükümetten beslenen işbirlikçilerin yaşanan olaylara partililerimizi,  ülkücü gençleri sorumlu tutma arayışlarının fark edilmesi üzerine İnegöl  ve Dörtyol’daki olayları yerinde değerlendirmek için Milliyetçi Hareket  Partisi iki ayrı inceleme heyeti görevlendirmiştir.</p>
<p>Aralarında partimize mensup TBMM üyelerimizin de  bulunduğu heyetlerin ilçelerimizde yaptıkları inceleme ve  değerlendirmeler tamamlanmış ve şu sonuçlara ulaşılmıştır:</p>
<p>Olaylarla ilgili olarak hukuki süreç başlatılmış  olup devam eden soruşturmalar sonucunda konu aydınlanacak, sorumlu ve  suçlular belirlenecektir.</p>
<p>Her iki olay da, küçük bir kıvılcımın, yanlış  anlamanın, mesnetsiz şayianın, gelişmeleri öngörememenin, toplum  psikolojisine dikkat etmemenin vahim toplumsal gerilimlere neden  olabileceğinin uyarısı olmuştur.</p>
<p>Hükümetin açılım siyasetinin farklılıkları  körükleyen tahrikleri, vatandaşlarımızın doğum yerleri üzerinden yanlış  anlamlar çıkartmalarına ve kutuplaşmalara neden olmaktadır. Bu olaylarda  da benzer sorunlar yaşanmıştır.</p>
<p>Gerek İnegöl, gerek Dörtyol’da meydana gelen  olayları toplumsal hale getiren, maksadını ve haddini aşan gösterilere  kadar yönelten temel etken milletimizin PKK terör örgütüne yönelik  nefreti ve tepkileridir.</p>
<p>Özellikle sayısı çoğalan aziz şehitlerimizin  vatandaşlarımızda haklı olarak artırdığı hassasiyet, PKK terörünün  şehirlere ve sokaklara kadar inmiş olmasının yarattığı gerginlik ve  kuşku, yanlış yargılara, vatandaşlarımızın doğum yerlerine göre tasnif  eden çok tehlikeli toptancı suçlamalara kadar varmaktadır.</p>
<p>Yapılan inceleme göstermiştir ki, İnegöl ve  Dörtyol’daki toplumsal olayların hiçbir aşamasında, karmaşık mesajlarla  üzerinde kuşku uyandırılmaya çalışılan Milliyetçi Hareket Partisi’nin  hiçbir mensubunun dahli ve sorumluluğu yoktur.</p>
<p>Aksine yüksek milli hassasiyetlere sahip  partililerimizin ve gençliğimizin bin yıllık kardeşliğimizi bozacak  tuzaklardan uzak tutmak, tepkileri suç oluşturmaya başlayan  vatandaşlarımızı sakinleştirmek, yatıştırmak ve olayların büyümesini  önlemek görevi bir manevi sorumluluk olarak partimizin il ve ilçe  yöneticileri tarafından başarıyla gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Bu değerlendirmeler sonucunda, açılım denen  yıkım projelerinin keskinleştirdiği toplumda oluşan öfke ve gerilimin  nedenini kendi istismar ve kışkırtmalarında arayacağı yerde, partimizi  ve gençliğimizi olaylara bulaştırma arayışında olan AKP zihniyetinin  tuzağının bozulmuş olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hükümete düşen görev, yaşanan her olayın bütün  yönleriyle ortaya çıkartılması, hiçbir siyasi kaygı ve hesap içine  girmeden ucu kime, hangi seviyede ve hangi siyaset adamına dayanırsa  dayansın gerçeklerin bir önce bulunarak adalet önüne çıkartılmasıdır.  Hiçbir siyaset temsilcisinin, hiçbir parti mensubunun kamu adına suç  işleme imtiyazı yoktur.</p>
<p>Binlerce kişinin kontrol dışı olarak öfke ile  sokağa çıktığı bir galeyan ortamında sokaktaki vatandaşların bir kısmını  siyasi tasniften geçirerek mesela AKP’li olduklarını söylemek ne kadar  anlamsız ve sorumsuzsa, Milliyetçi Hareket Partili olduklarını iddia  etmek de o derece anlamsız ve maksatlıdır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi’nin, kendisine gönül  vermiş partililerini ve ülkücü gençliği giderek artan kutuplaşmaların  neden olacağı çatışma ortamından uzak tutmak, tepkilerini demokratik  çerçevede sınırlamak ve muhtemel tuzak ve senaryolara dikkatlerini  çekmek için yıllardır yaptığı uyarılar bilinmektedir.</p>
<p>Bu itibarla, şayet parti disiplininden  uzaklaşmış, ikazlarımızı dikkate almamakta ısrar eden, tırmanan  gerilimin vasıtası olmuş veya olacak mensuplarının Milliyetçi Hareket  Partisi çatısı altında siyaset yapma imkanları kalmayacağı gibi,  yapacakları yanlışlar karşısında da adalet önünde hesap vermekten  kurtulamayacaklarını bu vesile ile belirtmek isterim.</p>
<p>Olaylar esnasında yaşanan gerilimi azaltmak,  olayları yatıştırmak ve failleri yakalamak için ilçelerde görevli  güvenlik güçlerinin bu olağan dışı şartlar altında imkanları ve personel  sayıları ölçüsünde müdahil olmaya çalıştıkları değerlendirilmiştir.</p>
<p>Her iki vahim olaydan sonra yaşananların gerçek  yüzünü ortaya çıkartmakla görevli olan İçişleri Bakanı’nın bir telaş  içinde tahrikleri referandum sürecine bağlamaya çalışması, sorumluların  spor amigoları olduğunu ifade etmesi, hükümetinin geri plandaki siyasi  hatalarını ve etnik kışkırtmalarını örtmek için beyhude çırpınışları  olmuştur.</p>
<p>Asırlardır bir arada yaşayan ve birbirlerinin  mensubiyetini sorgulamak akıllarından bile geçmeyen insanların bugün  çatışmalara kadar varacak cepheleşmelerine neden olan temel etken,  bölücülüğe cüret kazandıran, PKK’yı meşrulaştırıp siyasallaştıran, Türk  milletini bölmeyi amaçlayan “PKK açılımı”dır.</p>
<p>Partimiz, 13 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel  Kurulunda bu vahim gelişmelerin öngörüsünü yaparak hükümetin açılım  siyasetinin “vatana bağlılığı şüphe götürmeyen, iş, aş ve mülk edinmiş,  vergisini veren, vatan borcunu ödeyen, ödemeye devam etmek isteyen ve  Türk milleti kimliğinde buluşmuş yüz binlerce kardeşimizin birlikte  yaşama şartları, ortamı ve huzurunun da tehlikeye atıldığını” ikaz  etmiştir.</p>
<p>Bugün en küçük bir tartışmanın bile hızla  kitleselleşerek toplumun birbirine karşı düşmanca davranmasına neden  olacak kadar tehlikeli vasat hükümetin tahrikleriyle adım adım hazır  hale getirilmiştir. Bu nedenle suçu vatandaşımıza atmak ise tam bir  acziyettir.</p>
<p>Ortaya çıkan talihsiz sonuç hükümetin iddia  ettiği gibi asla Bayramiçli, Bulanıklı, Akdenizli, Selendilili, İnegöllü  ve Dörtyollu kardeşlerimizin kusuru değil, doğrudan kimlikler üzerinde  siyaset yapan AKP zihniyetinin neden olduğu ve kaşıdığı toplumsal  gerilimin istenmeyen ama beklenen yansımasıdır.</p>
<p>Yaşananların tamamı doğrudan doğruya etnik  ayrımcılığı misyon kabul eden, cahiliye dönemi kabile zihniyetine  takılıp kalmış, kimlik kışkırtıcılığı yapan AKP hükümetinin ayıbı, suçu  ve sorumluluğudur</p>
<p>Hükümetin gelişmelerden ders çıkartmadan, etnik  tahrikleri sürdürerek ve tam bir teşhis hatasıyla sorumluları  vatandaşlarımızda aramaya devam etmesi halinde çok daha büyük  gerilimlerin olabileceğini şimdiden uyarmak ve hatırlatmak isterim.</p>
<p>Bugün hükümet kontrolünün giderek azaldığı  Güneydoğu Anadolu Bölgemizdeki bazı il ve ilçelerde her gün polis  karakollarına, askeri birliklere yönelik saldırıları, artık günlük hale  gelen isyan provalarını ve sokak eylemlerini durdurmaktan acze düşmüş  bir hükümetin, İnegöl ve Dörtyol’da yaşayan vatandaşlarımızdan suçlu  çıkartma ve başka partilerden fail üretme senaryoları hem nafile, hem de  maksatlıdır.</p>
<p>Hükümetin öncelikle yapması gereken, yaşanan  gerilimin nedenini başka gerekçelerde arayacağı yerde Dörtyol’da şehit  edilen polislerimizin katillerini olayın vahametini unutturma  arayışından vazgeçerek bir an önce yakalaması ve kimliklerini kamuoyuna  açıklamasıdır.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisi, birlikte yaşadığımız  muhteşem beşeri varlığı; kökü, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun  tamamını “Türk milleti” tanımı içinde kucaklayan bir anlayışın  temsilcisidir. Bu samimi kucaklaşmayı ve beraberlik çağrısını  zayıflatacak hiçbir tepkinin partimiz tarafından masum ve haklı  bulunması mümkün değildir.</p>
<p>Partimiz, tahrikler ne kadar ağır olursa olsun  kardeşliğimize zarar verecek girişimlerin karşısında olacak, sokaktan  uzak duracak, oynanmak istenen oyunu sabırla ve sükunetle bozacaktır.</p>
<p>Ancak burada esas olan hükümetin ve  yandaşlarının, ilkel bir körlükle, toplumumuzu millet olmanın kapsayıcı  ve kucaklayıcılığından, kabile kültürünün geri formlarına itmesinin  bedelinin ayrışma, kutuplaşma ve çatışma olduğunu artık anlayıp  anlamadıkları konusudur.</p>
<p>Aksi halde iktidar tarafından fitili ateşlenerek  sokaklara bırakılmış ayrışma dinamitlerinin Başbakan tarafından sürekli  olarak “provokasyon” olarak tanımlanması da hükümeti kurtaramayacaktır.</p>
<p>Zira &#8220;açılım&#8221; denen yıkımın kendisi, büyük Türk  milletinin varlığı ve birliğine kastetmek için yarın hangi vatan  beldesinde patlayacağı bilinmeyen, emsali görülmemiş başlı başına  ölümcül bir provokasyondur.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-inegol-ve-dortyolda-vuku-bulan-olaylar-hakkinda-olusturulan-inceleme-komisyonlarinin-sonuc-raporlarina-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-inegol-ve-dortyolda-vuku-bulan-olaylar-hakkinda-olusturulan-inceleme-komisyonlarinin-sonuc-raporlarina-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Semih YALÇIN &#8211;  AKP ve BDP’nin Örtülü Kardeşliği…</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-semih-yalcin-akp-ve-bdp%e2%80%99nin-ortulu-kardesligi%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-semih-yalcin-akp-ve-bdp%e2%80%99nin-ortulu-kardesligi%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 22:05:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIR]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Semih YALÇIN]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1684</guid>
		<description><![CDATA[Küresel güç merkezlerine bağımlı politika yürüten; milli devlet ve üniter yapıyı milletin kazanımı olarak değil, kendi siyasi hamleleri ve gizli ajandaları için engel gören mevcut iktidarın, ülkemizde açık ya da gizli birçok müttefiki olduğu anlaşılmaktadır. MHP’nin çeşitli vesilelerle deşifre ettiği bu odaklar, her fırsatta MHP’ye saldırmaya devam etmektedirler. Siyasi iktidarın ve zikredilen bu yapıların temel gayeleri, öncelikle tarihi temeller üzerine inşa edilmiş bir kimlik ve kültür olan Türk milliyetçiliğinin bir düşünce değil, yapay bir fikriyatın inşası olduğuna dair kamusal bir görüş oluşturmaya çalışmaktır. Aynı odaklar Türkiye Cumhuriyetini bir kazanım değil, bir dikta, Cumhuriyet felsefesini düşünsel bir sürecin sonucu değil, bir statüko söylemi olarak yansıtmak istemektedirler. Siyasi iktidarın arzuladığı bu hedefe ulaşması için amaç birliği ettiği bu odakların bazıları; yazılı basında iktidara her hal ve şartta destek veren, onuru ve bilgisiyle değil, iktidar dalkavukluğu ile ayakta duran, kalemini doğruya değil, nemalandıkları güce endeksleyen bir zümre olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların dışında kalan BDP ile girişilen ortaklığın ise daha anlamlı bir yönü vardır: AKP, bu zümrelerin amacına hizmet eden malum kararları, anayasa değişikliği adı altında meclise taşımıştır. TBMM’ye taşınan bu kararlar, zimmî de olsa malum şer odakları tarafından desteklenmiştir. Sayın Başbakanın yer yer BDP milletvekillerine karşı eleştirel ve hatta kızgın bir tavır içinde görülmesi AKP-BDP kardeşliğinin olmadığı anlamına gelmemelidir. Genellikle insanoğlu, son yaşanılan olayları zihninde daha taze tutabilmekte ancak geçmişi çok çabuk unutmaktadır. Çok kısa zaman önce İmralı canisinin emriyle yürütülen diyalog sonucunda ülkemize sınır dışından terörist sokulmuş, seyyar mahkemelerle suçsuzluklarına karar verilmiş, çok sayıda kişi tarafından karşılanan terörist grup il il dolaşarak parti açılışlarına katılmıştır. Devletin yürütme yetkisini elinde bulunduran siyasi iktidarın azmi ve gayreti olmadan, terörist grubun sınırdan alınması veya seyyar mahkemelerle masumiyetlerine karar verilmesi söz konusu olamaz.  Bu durum mevcut iktidar için daima bir yüz karası olarak kalacaktır. Geçtiğimiz günlerde mecliste yapılan anayasa değişikliklerinde, BDP’nin destek verdiği ve destek vermediği maddeler göz önünde bulundurulduğunda amaç birliği ve müttefikliğin derin anlamı da ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar BDP bu anayasa değişikliği paketini desteklemiyoruz dese de “istemem yan cebime koy” düsturuyla hareket etmekte ve AKP’nin elini güçlendirecek siyasi çıkışları yapmaktan da geri durmamaktadır. Nitekim BDP’nin, Anayasa Mahkemesi kararının açıklanmasından sonra ilan ettiği referandumu boykot kararı, aslında AKP’nin siyasetine dolaylı destek vermek anlamına gelmektedir. Yani BDP, referandumda sandığa gitmeyerek AKP’ye örtülü desteğini vermiş olacaktır. Muhtemel olan bir diğer siyasi manevra ise son anda BDP’nin referandumda AKP’yi destekleme kararı almaya hazır olmasıdır. BDP başkanı Demirtaş’ın “Aynı projenin iki tarafı olan iki partinin, birbirinden ayrı kalması da düşünülemez zaten.” şeklindeki sözleri bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Çünkü AKP ve BDP yol arkadaşı ve daha da önemlisi ‘açılım kardeşi’dir. Çünkü PKK’nın uzantısı durumundaki BDP’nin, AKP ile siyasi hedef ve talepleri birçok noktada örtüşmektedir. Türk milli kimliğinin yeniden tanımlanarak değiştirilmesi, Türkçe dışındaki dillerin kademeli olarak eğitim sistemi içine alınması, etnik kimlikle siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması, teröristlere af çıkartılarak siyaset ve toplum hayatına katılmalarının sağlanması ve ‘Yerinden Demokratik Yönetim’ adı altında eyaletler sistemine geçişin altyapısının hazırlanması, ortak hedefler durumundadır. Hesaplanan bu değişikliklerin Anayasa paketi içinde olmayışı kimseyi aldatmamalıdır. AKP zihniyeti, çok milletli parçalı devlet yapısından vaz geçmemiş ve bu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;">
<p>Küresel güç merkezlerine bağımlı politika  yürüten; milli devlet ve üniter yapıyı milletin kazanımı olarak değil,  kendi siyasi hamleleri ve gizli ajandaları için engel gören mevcut  iktidarın, ülkemizde açık ya da gizli birçok müttefiki olduğu  anlaşılmaktadır. MHP’nin çeşitli vesilelerle deşifre ettiği bu odaklar,  her fırsatta MHP’ye saldırmaya devam etmektedirler.</p>
<p>Siyasi iktidarın ve zikredilen bu yapıların  temel gayeleri, öncelikle tarihi temeller üzerine inşa edilmiş bir  kimlik ve kültür olan Türk milliyetçiliğinin bir düşünce değil, yapay  bir fikriyatın inşası olduğuna dair kamusal bir görüş oluşturmaya  çalışmaktır. Aynı odaklar Türkiye Cumhuriyetini bir kazanım değil, bir  dikta, Cumhuriyet felsefesini düşünsel bir sürecin sonucu değil, bir  statüko söylemi olarak yansıtmak istemektedirler.</p>
<p>Siyasi iktidarın arzuladığı bu hedefe ulaşması  için amaç birliği ettiği bu odakların bazıları; yazılı basında iktidara  her hal ve şartta destek veren, onuru ve bilgisiyle değil, iktidar  dalkavukluğu ile ayakta duran, kalemini doğruya değil, nemalandıkları  güce endeksleyen bir zümre olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Bunların dışında kalan BDP ile girişilen  ortaklığın ise daha anlamlı bir yönü vardır: AKP, bu zümrelerin amacına  hizmet eden malum kararları, anayasa değişikliği adı altında meclise  taşımıştır. TBMM’ye taşınan bu kararlar, zimmî de olsa malum şer  odakları tarafından desteklenmiştir. Sayın Başbakanın yer yer BDP  milletvekillerine karşı eleştirel ve hatta kızgın bir tavır içinde  görülmesi AKP-BDP kardeşliğinin olmadığı anlamına gelmemelidir.</p>
<p>Genellikle insanoğlu, son yaşanılan olayları  zihninde daha taze tutabilmekte ancak geçmişi çok çabuk unutmaktadır.  Çok kısa zaman önce İmralı canisinin emriyle yürütülen diyalog sonucunda  ülkemize sınır dışından terörist sokulmuş, seyyar mahkemelerle  suçsuzluklarına karar verilmiş, çok sayıda kişi tarafından karşılanan  terörist grup il il dolaşarak parti açılışlarına katılmıştır. Devletin  yürütme yetkisini elinde bulunduran siyasi iktidarın azmi ve gayreti  olmadan, terörist grubun sınırdan alınması veya seyyar mahkemelerle  masumiyetlerine karar verilmesi söz konusu olamaz.  Bu durum mevcut  iktidar için daima bir yüz karası olarak kalacaktır.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde mecliste yapılan anayasa  değişikliklerinde, BDP’nin destek verdiği ve destek vermediği maddeler  göz önünde bulundurulduğunda amaç birliği ve müttefikliğin derin anlamı  da ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar BDP bu anayasa değişikliği paketini  desteklemiyoruz dese de “istemem yan cebime koy” düsturuyla hareket  etmekte ve AKP’nin elini güçlendirecek siyasi çıkışları yapmaktan da  geri durmamaktadır. Nitekim BDP’nin, Anayasa Mahkemesi kararının  açıklanmasından sonra ilan ettiği referandumu boykot kararı, aslında  AKP’nin siyasetine dolaylı destek vermek anlamına gelmektedir. Yani BDP,  referandumda sandığa gitmeyerek AKP’ye örtülü desteğini vermiş  olacaktır.</p>
<p>Muhtemel olan bir diğer siyasi manevra ise son  anda BDP’nin referandumda AKP’yi destekleme kararı almaya hazır  olmasıdır. BDP başkanı Demirtaş’ın “Aynı projenin iki tarafı olan iki  partinin, birbirinden ayrı kalması da düşünülemez zaten.” şeklindeki  sözleri bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Çünkü AKP ve BDP yol arkadaşı  ve daha da önemlisi ‘açılım kardeşi’dir.</p>
<p>Çünkü PKK’nın uzantısı durumundaki BDP’nin, AKP  ile siyasi hedef ve talepleri birçok noktada örtüşmektedir. Türk milli  kimliğinin yeniden tanımlanarak değiştirilmesi, Türkçe dışındaki  dillerin kademeli olarak eğitim sistemi içine alınması, etnik kimlikle  siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması, teröristlere af çıkartılarak  siyaset ve toplum hayatına katılmalarının sağlanması ve ‘Yerinden  Demokratik Yönetim’ adı altında eyaletler sistemine geçişin altyapısının  hazırlanması, ortak hedefler durumundadır. Hesaplanan bu  değişikliklerin Anayasa paketi içinde olmayışı kimseyi aldatmamalıdır.  AKP zihniyeti, çok milletli parçalı devlet yapısından vaz geçmemiş ve bu  niyetlerin önünün açılmasını ileriki anayasa paketine bırakmıştır.</p>
<p>Söz konusu bu durum, AKP’nin BDP’ye karşı  borçluluk duygusunu artırmış ve sözüm ona açılım safsatasındaki ittifak,  yüce meclis çatısı altında farklı boyutta devam etmiştir. AKP, BDP ile  olan ilişkilerini Batı Anadolu’dan gelecek oylarının ‘HAYIR’a  dönüşebileceği endişesiyle gizil tutmaktadır. Örtülü ve saklı AKP-BDP  işbirliği referandumda olduğu gibi gelecekte muhtemel bir koalisyon  ortaklığının da habercisi durumundadır. Bu gelişmeler AKP’nin koltuk  değneğinin ve koalisyon ortağının öncelikli olarak CHP, şayet bu mümkün  olmazsa BDP olacağını şimdiden göstermektedir.</p>
<p>Hal böyleyken açılım süreci ile birlikte akıl  dışı alanda siyaset yapmaya başlayan AKP’nin MHP ile BDP’yi aynı kefeye  koymaya çalışması, referandumda çıkacak ‘HAYIR’ sonucuyla ilgili  korkudan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin geleceği ile ilgili endişelerin  artmasına neden olan son gelişmeler, AKP ve malum güçlerin işbirliğinden  kaynaklanmaktadır. Bu ittifakı sürdürerek, sandıkta hezimetten kurtulma  formülleri arayan AKP, dini ve milli duyguları sömürü siyasetiyle  çıkacağı millet huzurundan kovulacaktır.</p>
<p>Bu durumun en önemli belirtisi ise AKP-BDP  işbirliğinin ortak temelini oluşturan 8. madde ilgili yasa değişikliği,  malum ittifaka ve işbirliğine rağmen, TBMM tarafından reddedilerek milli  iradenin ortaya koyulmuş olmasıdır.</p>
<p>Yüce Milletimiz, kendisini zehirleyen şer  kaynağını önümüzdeki referandum vasıtasıyla önce ikaz edecek, arkasından  yapılacak genel seçimle bu iktidardan kurtulacak ve bu işbirliğinin  hesabını da soracaktır. Milletimizi bu müjdelere ulaştıracak <strong>referandumun ‘HAYIR’LI olması</strong> dileğiyle Türk kamuoyuna saygıyla ilan olunur.</p>
<p><strong>NOT: </strong>Yukarıdaki metin Milliyetçi  Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Edip    Semih  YALÇIN&#8217;ın 13 Ağustos 2010 tarihinde yapmış olduğu yazılı basın açıklamasıdır.</p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fprof-dr-semih-yalcin-akp-ve-bdp%25e2%2580%2599nin-ortulu-kardesligi%25e2%2580%25a6.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/prof-dr-semih-yalcin-akp-ve-bdp%e2%80%99nin-ortulu-kardesligi%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet Bahçeli&#8217;nin &#8220;Yaşanan Gündem ve Yaklaşan Sürece&#8221; İlişkin Yaptığı Yazılı Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-yasanan-gundem-ve-yaklasan-surece-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-yasanan-gundem-ve-yaklasan-surece-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 23:05:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1716</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti, millet ve devlet varlığımızı ayakta tutan temel değerler ekseninde yakın tarihinin en ağır bunalımını yaşayacağı vahim bir darboğaza doğru sürüklenmektedir. Türk Milletinin birliğine, huzuruna ve refahına yönelik tehditler hız kazanmakta, toplumsal bunalım ve ekonomik krizle birlikte oluşan siyasi tıkanma neticesinde tarihi bir buhran hali giderek yaklaşmaktadır. Ülkemizin stratejik bir kavşak noktasına doğru ilerlediği bu süreçte Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini, milli çıkarlarını ve toplumsal bünyesini tehdit eden gelişmelerin kıskacı da giderek daralmaktadır. Karşımızdaki tehlike, geride kalan yıllarda yaşanan rejim bunalımları, darbe tehditleri, ekonomik krizler ve toplumsal gerilimlere nazaran doğuracağı ağır sonuçlar bakımından çok daha ciddi ve çok daha önemlidir. Bütün eksiklik ve kusurlarına rağmen devlet ve toplum hayatımızı bugüne kadar ayakta tutan değerler sistemi tamamen aşındırılmakta, Türkiye’nin içerden ve dışarıdan çökertilmesi maksadıyla sistemli bir saldırı ısrarla sürdürülmektedir. Bugün, bir ateş çemberinden geçmekte olan Türkiye Cumhuriyeti, devlet ve millet olarak bir beka sorunuyla yüz yüzedir. Çok ağır tahriklerin hedefi haline getirilen ülkemiz, gerilimin had safhaya ulaşarak kontrolden çıkabileceği, çatışma riski yüksek bir bunalım ortamına sürüklenmektedir. İç ve dış güvenlik tehditlerinin ağırlaşması, iç çatışma ortamına zemin hazırlamayı amaçlayan tahriklerin tırmanması ve yönetimin gaflet sınırlarını aşan siyaseti Türkiye’yi uçurumun kenarına kadar getirmiştir. Önümüzdeki dönemde, geçmişte parçalı yapılar olarak karşılaştığımız dokuz ana kriz dinamiği, aynı zaman diliminde buluşacak ve aynı eksen etrafında dönerek çok güçlü bir çekim ve yıkım alanı yaratacaktır. Türkiye ve Türk milleti, oluşan tahribatın enkazıyla katlanarak büyüyen bu anaforun giderek artan yıkıcı etkisi altında kalacaktır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi, yıllardır bitirilemeyen bölücü terör eylemleri ve hükümet eliyle hız kazanan etnik tahrikler nedeniyle millet bütünlüğünün ve milli kimliğin ölümcül yara alması tehlikesidir. İkincisi, ilkel bir kabile zihniyetinin bakışıyla giderek keskinleşecek etnisite ve mezhep temelindeki ayrımcılığın millet bünyesinde neden olacağı şiddetli kutuplaşma ve çatışma ihtimalidir. Üçüncüsü, ağır bir yoksullaşmanın, artan işsizliğin, yaygınlaşan yolsuzluğun ve umutsuzluğun ortaya çıkaracağı bunalımın tetikleyeceği toplumsal öfke dalgasıdır. Dördüncüsü, hayatın her alanını kamplara ayıran, devleti ve kurumları çatışma alanı olarak gören zihniyetin doğuracağı derin cepheleşmelerin tahribatıdır. Beşincisi, yıllardır tek taraflı tavizler vererek gelinen noktada artık tıkanan uluslararası ilişkilerin aşılması için ülkemizin tam teslimiyetine kadar varacak küresel baskıların şiddetidir. Altıncısı, İşgalcilerin Irak’tan çekilmesi ile doğacak güvenlik boşluğunun neden olacağı stratejik sonuçlar ile bunun bölgemize ve Türkiye’ye yönelik tehlikeli yansımalarıdır. Yedincisi, sürekli siyasi kriz üreten siyaset aktörleri ve işbirlikçilerinin kutuplaştırıcı tahrikleriyle genel seçime kadar yaşanacak tartışmalar, istismarlar ve yoğunlaşacak gerginliklerdir. Sekizincisi, AKP zihniyetinin kendisine çizdiği siyasi kışkırtıcılık, tahrik ve iftira rotasının Türk siyasetinde neden olacağı güçlü tepkiler, dirençler ve eleştirilerdir. Dokuzuncusu ise siyasi ve sosyal bünyemizi saran ahlaki çürüme ve yozlaşma ile adalete ve devlete olan güvenin tamamen tükenmesi tehlikesidir. Birbirini besleyen bu alanlar şimdiden Türkiye’nin karşısına çok ciddi sorunlar ve gerginlikler çıkarmaya, yaklaşan yıkım tehlikesinin öncü sarsıntıları şimdiden hissedilmeye başlamıştır. Bugün Türkiye; Milli birliğimizi ve üniter devlet yapımızı yıkmayı amaçlayan senaryoların açıkça ve tahriklerin hayasızca sahnelendiği, Teröristin makbul görüldüğü, bölücülüğün itibar bulduğu, dağdan şehre inenin törenlerle karşılandığı, Şehadetin küçümsendiği, şehidin incitildiği, gazinin eşkıya ile bir tutulduğu; Başbakanı tarafından otuz altıya ayrılmak istenen bir milletin kardeşliğini ısrarla korumaya çalıştığı, Eli kanlı PKK projelerinin el değiştirerek...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Aziz Türk Milleti,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  Cumhuriyeti, millet ve devlet varlığımızı ayakta tutan temel değerler  ekseninde yakın tarihinin en ağır bunalımını yaşayacağı vahim bir  darboğaza doğru sürüklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk  Milletinin birliğine, huzuruna ve refahına yönelik tehditler hız  kazanmakta, toplumsal bunalım ve ekonomik krizle birlikte oluşan siyasi  tıkanma neticesinde tarihi bir buhran hali giderek yaklaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin  stratejik bir kavşak noktasına doğru ilerlediği bu süreçte Türkiye’nin  iç ve dış güvenliğini, milli çıkarlarını ve toplumsal bünyesini tehdit  eden gelişmelerin kıskacı da giderek daralmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşımızdaki  tehlike, geride kalan yıllarda yaşanan rejim bunalımları, darbe  tehditleri, ekonomik krizler ve toplumsal gerilimlere nazaran doğuracağı  ağır sonuçlar bakımından çok daha ciddi ve çok daha önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün  eksiklik ve kusurlarına rağmen devlet ve toplum hayatımızı bugüne kadar  ayakta tutan değerler sistemi tamamen aşındırılmakta, Türkiye’nin  içerden ve dışarıdan çökertilmesi maksadıyla sistemli bir saldırı  ısrarla sürdürülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün, bir ateş çemberinden geçmekte olan Türkiye Cumhuriyeti, devlet ve millet olarak bir beka sorunuyla yüz yüzedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok  ağır tahriklerin hedefi haline getirilen ülkemiz, gerilimin had safhaya  ulaşarak kontrolden çıkabileceği, çatışma riski yüksek bir bunalım  ortamına sürüklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İç  ve dış güvenlik tehditlerinin ağırlaşması, iç çatışma ortamına zemin  hazırlamayı amaçlayan tahriklerin tırmanması ve yönetimin gaflet  sınırlarını aşan siyaseti Türkiye’yi uçurumun kenarına kadar  getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki dönemde, geçmişte parçalı yapılar olarak karşılaştığımız <span style="text-decoration: underline;">dokuz ana kriz dinamiği</span>, aynı zaman diliminde buluşacak ve aynı eksen etrafında dönerek çok güçlü bir çekim ve yıkım alanı yaratacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  ve Türk milleti, oluşan tahribatın enkazıyla katlanarak büyüyen bu  anaforun giderek artan yıkıcı etkisi altında kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Bunlardan birincisi ve en önemlisi</span>,  yıllardır bitirilemeyen bölücü terör eylemleri ve hükümet eliyle hız  kazanan etnik tahrikler nedeniyle millet bütünlüğünün ve milli kimliğin  ölümcül yara alması tehlikesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">İkincisi</span>,  ilkel bir kabile zihniyetinin bakışıyla giderek keskinleşecek etnisite  ve mezhep temelindeki ayrımcılığın millet bünyesinde neden olacağı  şiddetli kutuplaşma ve çatışma ihtimalidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Üçüncüsü</span>,  ağır bir yoksullaşmanın, artan işsizliğin, yaygınlaşan yolsuzluğun ve  umutsuzluğun ortaya çıkaracağı bunalımın tetikleyeceği toplumsal öfke  dalgasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Dördüncüsü</span>,  hayatın her alanını kamplara ayıran, devleti ve kurumları çatışma alanı  olarak gören zihniyetin doğuracağı derin cepheleşmelerin tahribatıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Beşincisi</span>,  yıllardır tek taraflı tavizler vererek gelinen noktada artık tıkanan  uluslararası ilişkilerin aşılması için ülkemizin tam teslimiyetine kadar  varacak küresel baskıların şiddetidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Altıncısı,</span> İşgalcilerin Irak’tan çekilmesi ile doğacak güvenlik boşluğunun neden  olacağı stratejik sonuçlar ile bunun bölgemize ve Türkiye’ye yönelik  tehlikeli yansımalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Yedincisi</span>,  sürekli siyasi kriz üreten siyaset aktörleri ve işbirlikçilerinin  kutuplaştırıcı tahrikleriyle genel seçime kadar yaşanacak tartışmalar,  istismarlar ve yoğunlaşacak gerginliklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Sekizincisi</span>,  AKP zihniyetinin kendisine çizdiği siyasi kışkırtıcılık, tahrik ve  iftira rotasının Türk siyasetinde neden olacağı güçlü tepkiler,  dirençler ve eleştirilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Dokuzuncusu </span>ise  siyasi ve sosyal bünyemizi saran ahlaki çürüme ve yozlaşma ile adalete  ve devlete olan güvenin tamamen tükenmesi tehlikesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbirini  besleyen bu alanlar şimdiden Türkiye’nin karşısına çok ciddi sorunlar  ve gerginlikler çıkarmaya, yaklaşan yıkım tehlikesinin öncü sarsıntıları  şimdiden hissedilmeye başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Bugün Türkiye;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Milli birliğimizi ve üniter devlet yapımızı yıkmayı amaçlayan senaryoların açıkça ve tahriklerin hayasızca sahnelendiği,</p>
<p style="text-align: justify;">Teröristin makbul görüldüğü, bölücülüğün itibar bulduğu, dağdan şehre inenin törenlerle karşılandığı,</p>
<p style="text-align: justify;">Şehadetin küçümsendiği, şehidin incitildiği, gazinin eşkıya ile bir tutulduğu;</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakanı tarafından otuz altıya ayrılmak istenen bir milletin kardeşliğini ısrarla korumaya çalıştığı,</p>
<p style="text-align: justify;">Eli kanlı PKK projelerinin el değiştirerek son yıllarda hükümet tarafından taşınmaya başlandığı,</p>
<p style="text-align: justify;">Terörün başaramadığı toplumsal ayrışma ve kırılmayı hükümet ve işbirlikçilerinin hevesle uygulamaya koyulduğu,</p>
<p style="text-align: justify;">Manevi değerler üzerinden yapılan ucuz siyasetle Türkiye’nin milli çıkarlarının başka başkentlerde pazarlandığı,</p>
<p style="text-align: justify;">İktidardan başlayan teslimiyet ve zaafiyetin toplum ve devlet hayatımızın her alanına yayıldığı,</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaki değerlerimizin temellerini sarsan manevi çöküş sürecinin ve yozlaşmanın giderek hız kazandığı,</p>
<p style="text-align: justify;">İlkesizliğin erdem, tavizin siyaset, teslimiyetin diplomasi, talanın ticaret olarak topluma çarpıtılarak sunulmaya çalışıldığı,</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynakların  israf edildiği, yolsuzluğun kol gezdiği, vurgunların tırmandığı,  hırsızlığın prim yaptığı, yandaşların ise palazlandığı,</p>
<p style="text-align: justify;">Önüne gelenin ülkemizi açıkça tehdit ettiği, ecdadımızın her gün aşağılandığı, <span style="text-decoration: underline;">korumasız, sahipsiz, ezik ve yoksul bir ülke haline getirilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle  son dönemde etnik tahrikler yeni boyutlar kazanarak ağırlaşmış ve  Türkiye’ye karşı ortak bir husumet cephesi oluşturulması niyetleri su  üstüne çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Hükümetin merkezinde olduğu bu yıkıcı cephenin aktörleri:</span></p>
<p style="text-align: justify;">Yandaş medya kanalları ve emrindeki kalemler,</p>
<p style="text-align: justify;">Çıkarcı sermaye grupları ve yağmacı fırsatçılar,</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin emrine girmiş ve ikbali hükümette arayan yöneticiler,</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancı güçlerin etkisindeki işbirlikçi strateji kuruluşları,</p>
<p style="text-align: justify;">Siparişle sonuç oluşturan kamuoyu araştırma şirketleri,</p>
<p style="text-align: justify;">Kimliğini, kişiliğini ve haysiyetini kaybetmiş elitler,</p>
<p style="text-align: justify;">İmralı odaklı eli kanlı Kandil kadroları ve siyasi uzantıları,</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümete nüfuz etmiş Vaşington, Brüksel, Erivan ve Erbil lobileridir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Vatanımıza musallat olan bu şer cephesinin stratejisi;</span></p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin aklının karıştırılarak direnme iradesini zayıflatmak,</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumu ayrıştıracak dinamikleri harekete geçirerek teslimiyete razı etmek,</p>
<p style="text-align: justify;">Farklılıkları, demokrasi makyajıyla körükleyerek ayrışmaya zemin hazırlamak,</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik kimlikleri, milli azınlık haline getirerek Türk milletinden yeni milletler yaratmak,</p>
<p style="text-align: justify;">Bölücülük sorununu hak, özgürlük ve meşru kimlik talebi olarak çarpıtmaya çalışmak,</p>
<p style="text-align: justify;">Milli iradeyi, sandalye sayısına dayanan parmak hesabına indirgemek,</p>
<p style="text-align: justify;">Tavizi küreselleşme; teslimiyeti çağdaşlık; yozlaşmayı evrenselleşme, yoksulluğu gelişme olarak maskelemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik  bölücülüğü siyasi bir sorun olarak tanımlayarak zemin kazanmasını  amaçlayan bu stratejinin hayata geçirilmesi için Türkiye’de siyasi ve  toplumsal altyapının hazırlanması niyetleri özellikle anayasa  değişiklikleri sürecinde daha da belirgin hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  üzerinde oynanmak istenen bu oyunun nihai hedefi, tek millet-tek devlet  esasına dayanan Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden tanımlanması ve çok  kimlikli, çok milletli ayrışmış bir toplum ve parçalı bir devlet  yapısının kabul ettirilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Bu niyetlere ulaşmak için;</span></p>
<p style="text-align: justify;">İçten ve dıştan derin bir işbirliği başlatılmış,</p>
<p style="text-align: justify;">Değerlerimiz sistematik kampanyalarla sorgulanır hale getirilmiş,</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratikleşme ve tarihle yüzleşme maskesiyle parçalanma modelleri her seviye ve zeminde açıkça tartışılmaya başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik  ayrışmanın “demokratik hak ve meşru kimlik talebi” olarak kışkırtıldığı  bu süreçte, terörle ve bölücülükle mücadele sorgulanmak istenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adına açılım denen bölünme projeleri, “toplumsal ilerleme ve çağdaşlaşmanın yol haritası” olarak savunulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Keskin  bir viraja doğru giden bu çok tehlikeli yolda, Türk milletinin kendini  savunma refleksleri yok edilmek istenmekte, terörle ve bölücülükle  mücadele azmi ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk  milletine dayatılan bu tablo, Türkiye’nin kaderi üzerinde kumar  oynanmakta olunduğunu, ucuz ve şahsi hesapların dürtüsüyle tam bir akıl,  fikir, idrak, izan ve ahlak travması yaşandığını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin  karşısına çıkan bu tehdit dünden bugüne oluşmamış, teslimiyet şartları  planlı bir şekilde olgunlaştırılarak başta hükümet olmak üzere bütün  işbirlikçi aktörlerin çabalarıyla adım adım geliştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dozu  yabancı başkentlerde ayarlanmış talan, sömürü, tahribat ve terör  döngüsüne düşen ülkemiz, küresel güçlerin istedikleri tavizleri  diledikleri zamanda hükümetten alabilecekleri bir kıvamda tutulmaya  başlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geride  kalan yıllardaki teslimiyetçi tavrın sonucu olarak, siyasi geleceğini  ve meşruiyetini küresel güçlerin kotrolüne terk etmiş olan AKP zihniyeti  gelinen bu son noktada milli ve bağımsız karar verebilme imkanlarını  tamamen kaybetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi  amaçları, siyasi geçmişleri ve lekeli sicilleri aziz milletimiz  tarafından iyi bilinen odakların tamamı, Türk milleti ve devleti ile  hesaplaşmak maksadıyla emel, eylem ve proje birliği içinde bir cephe  oluşturmaya başlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  ittifakla birlikte Türkiye’nin kaderi üzerinde kumar oynamak için  hiçbir tahriki yapmaktan çekinmeyen ve utanmayan tam bir husumet  ortaklığı doğmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin  milli birliğinin korunması, milli mensubiyet şuurunun güçlendirilmesi  ve milli devlet yapısının savunulması için gösterilen bütün samimi  çabalar, işbirlikçi bu lobiler tarafından çağ dışı kalmış hassasiyetler  olarak dışlanmış ve aşağılanmak istenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün  işbaşındaki hükümet, bir taraftan, ülkemiz ve milletimiz üzerinde  asırlık hesapları olan küresel mihrakların “Truva atı”, “stratejik  ortağı” ve “eşbaşkanı” haline gelmiş; diğer taraftan ise yağmadan ve  yıkımdan hisse kapmaya çalışan menfaat çevrelerinin ümit ve geçim kapısı  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşbirlikçi  mihraklar ile hükümet arasında birbirini bütünleyen ilişkiler ağı da  giderek derinleşmiş ve “kirli siyaset, kirli ticaret, kirli kazanç,  kirli niyet ve kirli proje” şebekeleri bundan sonraki süreçte tasfiye ve  imha olmamak için birbirlerine mahkûm hale gelmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Düştüğü  stratejik girdapta çırpınan iktidar zihniyeti ile yandaşlarının bu  andan itibaren varlıklarını sürdürebilmek, hesap vermekten kurtulabilmek  için arayışlarına ve yıkıma hız verdikleri görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  maksatla, zaten mahkum oldukları küresel çıkarlara tükenene kadar  hizmet etmekten, yabancı akıntılara tam teslim olmaktan ve  başarabilirlerse anayasayı, hukuk ve adalet sistemini kendilerini  aklayacakları şekle dönüştürmekten başka çıkar yolları kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli  kimliği tartışmaya açan, bölücülüğü haklı göstermeye çalışan,  ayrımcılığı meşru kabul eden AKP zihniyeti bugün yaşadığımız ağır  tahriklerin alt yapısını geride kalan yıllarda hazırlamış ve  kılavuzluğunu bizzat üstlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vizyonsuz,  pusulasız, inançsız ve teslimiyetçi bu siyaset anlayışının Türkiye’nin  güvenliğini ve sonraki aşamada bekasını tehlikeye düşüreceği ve milli  çıkarlarını çok ciddi biçimde zedeleyeceği ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İç  bünyemizde yaşanan yüksek gerilim ortamının tırmandırılması, toplumsal  cepheleşmelerin ve gerginliklerin sinsi tahriklerle körüklenmesi, Türk  milletini önce kutuplaşma, sonra çatışma ve nihayetinde yıkımla karşı  karşıya bırakacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli  kimlik, milli kültür ve paylaşılan ortak değerler yok sayılarak, etnik  kimlikler okşanarak ve etnik farklılıklar kaşınarak demokrasinin ve  toplumsal dayanışmanın, millet olma şuurunun geliştiği dünyanın hiçbir  yerinde görülmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk  toplumunun yıkıma karşı milli refleksinin köreltilmesini amaçlayan AKP  zihniyeti akılları karıştıracak ve yıkımla sonuçlanacak çok tehlikeli  bir siyaset modelinin arayışı peşindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tamamen  çarpıtılmış ve makyajlanmış niyetler ve kavramlar üzerine inşa edilen  gelişmişlik, kalkınma, büyüme, zenginleşme, çağdaşlaşma, demokrasi ve  açılım iddialarının, sinsi siyasi hesapların arkasına saklandığı  aldatıcı maskeler olduğu giderek daha iyi anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne  var ki, karşımızdaki karanlık tabloya rağmen ucuz hesapların peşindeki  kitlelerin ve çıkar çevrelerinin yaşadıkları akıl, idrak ve izan  travması, etnik maceralardan medet ummanın Türkiye’nin kardeşliğini  katledecek tarihi bir ihanet olacağını anlamalarına manidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İhanet  ve gaflet arasındaki hassas çizgide yalpalayan bu odaklar, milletimizin  varlığına ve birliğine yönelik ağır hatalar zincirinin yaratacağı büyük  kayıpların, artık telafisinin mümkün olmayacağı bir aşamaya geçilmekte  olduğunu görmekten acizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Etnik ve mezhep ayrımcılığına zemin oluşturacak, bölücülüğün siyasileşmesine <span style="text-decoration: underline;">hizmet edecek düzenlemelerin;</span></p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal dokumuzu derinden sarsacağı,</p>
<p style="text-align: justify;">Ortak değerlerimizi yok edeceği,</p>
<p style="text-align: justify;">Bozulan huzur ve güvenliği daha da tehlikeye düşüreceği,</p>
<p style="text-align: justify;">Kardeşliğimizi derinden yaralayacağı tespiti, artık herkesin çıkarması gereken kaçınılmaz sonuçlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun,  Türk milletinin birliğine kastetmek isteyen hain bir suikastın açık  hedefi haline getirilmiş olan Türkiye’yi etnik tuzakların içine çekmek  ve yok etmek olduğu bütün işaretleriyle ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  sürecin devamı, sadece milli birliğimizi ve varlığımızı tahrip etmekle  kalmayacak, aynı zamanda üzerinde vücut bulduğumuz devletin ve  demokrasinin de sonunu hazırlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün  bu gerçeklere tam bir vicdani rahatlık ve ahlaki temizlikle bakabilen  hiç kimsenin, girilen karanlık tünelin Türkiye’yi hangi noktalara  sürükleyebileceğini kestirmemesi ve endişe duymaması mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  oyunun ortaya çıktığını gören AKP iktidarı, aralarında anayasa  değişiklikleri süreci de dahil olmak üzere son dönemde siyasi gündemi  yeni tartışma konularıyla bilinçli olarak saptırma ve kendi ifadeleriyle  “hazmettirme” gayreti içine girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin  bugün karşı karşıya bulunduğu ağır sorunların temelinde, dürüst ve  samimi olmayan, meşruiyet sorunu ve kimlik bunalımı içinde bocalayan,  liyakatsiz ve teslimiyetçi kadroların işbaşında olması yatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli  devlet, üniter yapı ve milli kimliği parçalamaya yönelik yıkım  projesinin aktörleriyle, Anayasa tartışmalarının başlamış olduğu bir  dönemde AKP kadrolarının aynı kavşakta buluşmuş olmaları dikkat  çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle  bölücülük tehlikesine karşı sorunun tanımı ve çözüm yöntemi konusunda  İmralı’daki caniyle söylem birliği içine giren Başbakan’ın bu tutumu,  terör örgütü güdümündeki ihanet odaklarına yeni ufuklar açmış ve terörle  başarıya ulaşacaklarına dair ümit uyandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  yöndeki tahrik ve zorlamaların kaçınılmaz olarak büyük toplumsal  kutuplaşmaları ve çatlamaları aniden keskin kırılmalara çevirebileceği  düşünülürse, yaşanacak daha şiddetli gerilimin doğuracağı ağır risk  kaçınılmaz bölünme sürecini karşımıza getirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi  hayatımız, çok önemli bir kavşağa, kalıcı etkileri ve sonuçları olacak  bir dönüm noktasına doğru hızla yaklaşmakta, Türkiye’nin geleceğinin  yeniden şekilleneceği kritik bir sürecin ileri aşamasına doğru  girilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’in  kuruluş ilkelerini ve yapısını tartışmaya açmak, etnik köken  farklılıklarına dayanarak millet varlığını yıkmaya çalışmak devletin  varlığına kastetmekle eş değerdir ve bunun adı ihanettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin  sosyal dokusunun tahrip olmasının, milli birliğimiz ve kardeşliğimizin  sarsılmasının karşılığı olmadığı her siyaset anlayışı, her kurum ve  kuruluş ve her vatandaş tarafından artık çok iyi bilinmeli ve kabul  edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizin  güvenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hedef alan husumet cephesinin,  hayata geçirmeye çalıştığı alçak senaryolar karşısında yüreğinde vatan,  bayrak, millet sevgisi olan hiç kimsenin daha fazla hareketsiz kalması  artık beklenmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi  Hareket, bu konudaki samimi endişelerini her zeminde dile getirmeyi bu  tehlikeli gidişin sonuçları hakkında aziz milletimizi uyarmayı tarihi  bir sorumluluk olarak görmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  konuda en büyük güvencemiz, geride kalan asırlar içerisinde en karanlık  günlerin ve en olumsuz şartların bile azmini yenemediği, duruşunu  bozamadığı, direncini kıramadığı büyük Türk milletinin geleceğine sahip  çıkma iradesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk  milleti kendisine biçilmek istenen kefeni mutlaka yırtacak, bu hain  emelleri besleyenlere hiçbir şart altında asla geçit vermeyerek kirli  hesapları boşa çıkartacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  milli doğruluş ve yeniden kucaklaşma sürecinde milletini seven herkes  üzerine düşeni yapmak, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sinsi  kuşatmayı aşmak için her fedakârlığı göstermek durumundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük  Türk Milletinin hür ve haysiyetli yaşama azminin, imanının ve  sağduyusunun aziz vatanımızın yaşadığı bütün bu badireleri aşmasını,  yaklaşan tehlikeleri def etmesini sağlayacağından asla şüphemiz yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi  Hareket, Türk milletine mensup olmanın, milli birliğe ve mukaddesata  sahip çıkmanın ve bunun mücadelesini vermenin ağır bedelleri olduğunun  ve olacağının farkında ve şuurundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  bedeli ödemeye gönüllü olanlar vatanı ve milleti böldürmemeye ve Türk  milletinin kardeşliğini sonuna kadar korumaya kararlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı  kader gemisinin yolcuları olarak Türkiye’mizin bir kaos ortamına  sürüklenmesini önlemek, hepimiz için vazgeçilmez bir görevdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Türk milleti, bir bütün olarak, şaşmaz sağduyusu ve basireti ile her badireyi aşacak güçtedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin kudretini küçümseyenlerin, Türk Milletinin sabrını denemek isteyen işbirlikçilerin sonu mutlaka hüsran olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi  Hareket, yüksek ufuklara taşımak için ülkesini sevenleri, Türkiye’nin  birliğine ve dirliğine inanan bütün vatanseverleri, milli hedefler  etrafında birleşmeye ve bütünleşmeye, al bayrağın altında buluşmaya ve  üzerimizde oynan oyunları görmeye çağırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak  bilinmelidir ki yalnız bile kalsa Milliyetçi Hareket, Türkiye’nin  bölünmesine, ortak değerlerimizin yok edilmesine ve Türk Milletinin  kardeş kavgasına sürüklenmesine hiçbir şart altında izin vermeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  Cumhuriyeti, ebedi vatanında milli varlığını ve birliğini koruyacak,  milletinden aldığı ismini, kuruluş ilkelerini ve çağları aşıp gelen  milli kimliğini değişmeden sonsuza kadar yaşayacaktır. İnancımız budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüce  Allah, Türkiye’yi ve Büyük Türk Milletini hiçbir karşılık beklemeden  seven, bu uğurda her çileye ve güçlüğe katlanmaya hazır olan Türkiye  Sevdalılarını mutlaka muzaffer kılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu  düşüncelerle, sosyal, siyasal, ekonomik ağır sorunlarla boğuşan aziz  milletimizin yaşadığı bunalım halinden bir nebze olsun kurtulabilmesi  için mukaddes Ramazan ayının bir fırsat olmasını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki  mübarek günlerin yanlış gidilen yollardan, yanlış yapılan hesaplardan  hiç değilse bu aşamadan sonra dönüş için vicdan ve akıl muhasebesinin  yapılmasına vesile olmasını temenni ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan  ayının Türk ve İslam dünyasına bolluk, bereket ile maddi ve manevi  yükselme getirmesini  Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsayin-devlet-bahcelinin-yasanan-gundem-ve-yaklasan-surece-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sayin-devlet-bahcelinin-yasanan-gundem-ve-yaklasan-surece-iliskin-yaptigi-yazili-basin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağustos 2010 &#8211; SAYI: 86</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/agustos-2010-sayi-86.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/agustos-2010-sayi-86.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 19:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[halkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Referanduma Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[Referanduma Hayır Kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü hareket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1675</guid>
		<description><![CDATA[Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Dergisi’nin Ağustos sayısı ile bir kez daha karşınızdayız. Bu ayki kapak konumuzu, son zamanlarda Ülkücü Hareketi de oldukça ilgilendiren “Anayasa Referandum”u üzerine ayırmış bulunmaktayız. Dosya konumuzun ilk yazısında sizleri “‘Essah-Demokrat’ Olanlar Parmak Kaldırsın: ‘12 Eylül’cüler’ Üzerine Hiciv ve Polemik” isimli yazımızda, son dönem gündeminde yer alan tartışmalara dair bir bakış açısı koymaya çalıştık. “Her Anayasanın Temel İhtiyacı: Toplumsal Mutabakat” yazımızla anayasanın olmazsa olmazları üzerine tarihi bir gezinti ile anayasa taslağına eleştirilerimizi sunduk. Akabinde “Dalgalı Deniz, Korsan Gemi ve Hidrolik Dümen: Gündem, Hükümet ve Anayasa Değişikliği” yazımızda referanduma ve sürece farklı bir pencereden bakmaya çalıştık. Kapak konumuzun dördüncü yazısında “Türk Hukuk Tarihinden Referanduma Bakmak” isimli yazımızda referandumun Türk Hukuk tarihine paralel bir değerlendirmesini ortaya koymaya çalıştık. Devamında “Hayırlı Referandumlar” ve “12 Eylül Eylem Günüdür: Referanduma Hayır” yazılarımızla referandum ve süreç üzerine notları okuyacaksınız. Sonrasındaki “Neye Evet, Neye Hayır?” yazımızda ise süreç üzerine hukuki eleştirileri ve bunların siyasi amaçlarını okuma fırsatı bulacaksınız. Dosyamızın son yazısında ise “Sudan Bir Yazı” makalemiz ile de süreç üzerine eleştirilerimizi okuyacaksınız. “Gündem” bölümümüzde siz okuyucularımızı “Fethullah Gülen Cemaati Nereye Koşuyor?” isimli makalemizle karşılayacağız. Akabinde, “Terörün Siyasallaşması” makalemizle terörizm-siyaset ilişkisine dair notları okuma fırsatı bulacaksınız. Devamında, son dönemde Türk Dış Politikası açısından tartışmalı bir konu olan eksen kayması üzerine yazılmış olan “Türk Dış Politikasında Son Olaylar ve ‘Eksen Kayması’ Tartışmaları Üzerine” makalemizi okuyacaksınız. Gündem bölümümüzün dördüncü yazısında, büyük çevre felaketi üzerine yazılmış olan “Meksika Körfezi’ndeki Petrol Sızıntısı ve Düşündürdükleri” makalemiz ile, sürecin sadece çevre boyutunun olmadığını göreceğiz. Devamında ise, “Romantik Olmayan bir Faaliyet Olarak Endüstriyel Futbol” makalemizi okuyacaksınız. Gündem bölümünün son kısmını, 11 Ayın Sultanına ayırdık. Bu bölümde sırasıyla; “Türk Kültürü’nün İslam’da Sentezlendiği An: Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan”, “Rahmet Sağanaklarının Sel Olup Ruhlara Aktığı Ay: Ramazan-ı Şerif” yazılarımızı okuyacaksınız. Gündem sonrasında Türkçe’mize ayrılan “Bir Dilim Türkçe” bölümümüzle karşılaşacaksınız. “Kültür-Sanat” bölümüzde sizleri “Türk Kültürünü Tarihe Nakşeden Sanatımız” isimli yazımızla karşılayacağız. Bir sonraki sayımızda tekrar buluşmak üzere&#8230; &#8220;Essah-Demokrat&#8221; Olanlar Parmak Kaldırsın: 12 Eylül&#8217;cüler Üzerine Hiciv ve Polemik Konumuz, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandum; hani şu kendinden evvelki hiçbir iktidarı “adam” yerine koymayan, kendini Türk demokrasisinin “başlangıç” noktası kabul ve ilân eden AKP’nin, Türkiye’yi demokrasi sarhoşuna çevirmek üzere ince eleyip sık dokuyarak hazır ettiği anayasa-paketinin oylanacağı mühim referandum var ya, işte o. Malumunuz, AKP’nin hazırladığı anayasapaketi üzerinden üretilen tartışmalar, yalnızca “hukukî” değil, aynı&#8230; Fırat KARGIOĞLU Her Anayasanın Temel İhtiyacı: Toplumsal Mutabakat 22 Temmuz seçimleri neticesinde %47’lik oy oranı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde en çok sandalyeye sahip olarak hükümeti kurma görevini de üstlenen AKP yine, yeni terimlerle, yeni tartışma alanları ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan sonuncusu da “Sivil Anayasa” kavramı etrafında şekillenerek hazırlanan yeni Anayasa tartışmasıdır. Bu tartışma, mevcut meclisin böyle bir Anayasa hazırlama yetkisi olup olmadığından, yeni Anayasaya yakıştırılan “siv&#8230; Yasin ŞEHİTOĞLU 12 Eylül Eylem Günüdür: Referanduma Hayır 1839’da Gülhane’de heyecan içinde ferman okuyan aciz devlet adamı, hayatta bile olmadığı 1920’lere gelindiğinde ülkesinin yıkılacağını muhtemelen beklemiyordu da, öngörmüyordu da. Demokrasi ile idare olunan devletlerde, kendi seçtiği temsilciler aracılığıyla egemenlik gücünü kullanan halkın bu gücü, henüz demokrasiyi tam manasıyla kavrayamamış bizim gibi ülkelerde sadece seçimden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_1.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_1K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_2.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_2K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_3.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_3K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_4.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_4K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a> <a rel="lightbox[roadtrip]" href="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_5.jpg"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_5K.jpg" alt="" width="110" height="154" /></a><span id="more-1675"></span></p>
<div>
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Dergisi’nin Ağustos sayısı ile bir kez daha karşınızdayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ayki kapak konumuzu, son zamanlarda Ülkücü Hareketi de oldukça  ilgilendiren “Anayasa Referandum”u üzerine ayırmış bulunmaktayız. Dosya  konumuzun ilk yazısında sizleri “‘Essah-Demokrat’ Olanlar Parmak  Kaldırsın: ‘12 Eylül’cüler’ Üzerine Hiciv ve Polemik” isimli yazımızda,  son dönem gündeminde yer alan tartışmalara dair bir bakış açısı koymaya  çalıştık. “Her Anayasanın Temel İhtiyacı: Toplumsal Mutabakat” yazımızla  anayasanın olmazsa olmazları üzerine tarihi bir gezinti ile anayasa  taslağına eleştirilerimizi sunduk. Akabinde “Dalgalı Deniz, Korsan Gemi  ve Hidrolik Dümen: Gündem, Hükümet ve Anayasa Değişikliği” yazımızda  referanduma ve sürece farklı bir pencereden bakmaya çalıştık. Kapak  konumuzun dördüncü yazısında “Türk Hukuk Tarihinden Referanduma Bakmak”  isimli yazımızda referandumun Türk Hukuk tarihine paralel bir  değerlendirmesini ortaya koymaya çalıştık. Devamında “Hayırlı  Referandumlar” ve “12 Eylül Eylem Günüdür: Referanduma Hayır”  yazılarımızla referandum ve süreç üzerine notları okuyacaksınız.  Sonrasındaki “Neye Evet, Neye Hayır?” yazımızda ise süreç üzerine hukuki  eleştirileri ve bunların siyasi amaçlarını okuma fırsatı bulacaksınız.  Dosyamızın son yazısında ise “Sudan Bir Yazı” makalemiz ile de süreç  üzerine eleştirilerimizi okuyacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">“Gündem” bölümümüzde siz okuyucularımızı “Fethullah Gülen Cemaati  Nereye Koşuyor?” isimli makalemizle karşılayacağız. Akabinde, “Terörün  Siyasallaşması” makalemizle terörizm-siyaset ilişkisine dair notları  okuma fırsatı bulacaksınız. Devamında, son dönemde Türk Dış Politikası  açısından tartışmalı bir konu olan eksen kayması üzerine yazılmış olan  “Türk Dış Politikasında Son Olaylar ve ‘Eksen Kayması’ Tartışmaları  Üzerine” makalemizi okuyacaksınız. Gündem bölümümüzün dördüncü  yazısında, büyük çevre felaketi üzerine yazılmış olan “Meksika  Körfezi’ndeki Petrol Sızıntısı ve Düşündürdükleri” makalemiz ile,  sürecin sadece çevre boyutunun olmadığını göreceğiz. Devamında ise,  “Romantik Olmayan bir Faaliyet Olarak Endüstriyel Futbol” makalemizi  okuyacaksınız. Gündem bölümünün son kısmını, 11 Ayın Sultanına ayırdık.  Bu bölümde sırasıyla; “Türk Kültürü’nün İslam’da Sentezlendiği An: Hoş  geldin Ya Şehr-i Ramazan”, “Rahmet Sağanaklarının Sel Olup Ruhlara  Aktığı Ay: Ramazan-ı Şerif” yazılarımızı okuyacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Gündem sonrasında Türkçe’mize ayrılan “Bir Dilim Türkçe” bölümümüzle karşılaşacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">“Kültür-Sanat” bölümüzde sizleri “Türk Kültürünü Tarihe Nakşeden Sanatımız” isimli yazımızla karşılayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sonraki sayımızda tekrar buluşmak üzere&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
</div>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="590">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_s1.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="625" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> &#8220;Essah-Demokrat&#8221; Olanlar Parmak Kaldırsın: 12 Eylül&#8217;cüler Üzerine Hiciv ve Polemik</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>Konumuz, 12 Eylül 2010 tarihinde   yapılacak referandum; hani şu kendinden evvelki hiçbir iktidarı “adam”   yerine koymayan, kendini Türk demokrasisinin “başlangıç” noktası kabul   ve ilân eden AKP’nin, Türkiye’yi demokrasi sarhoşuna çevirmek üzere ince   eleyip sık dokuyarak hazır ettiği anayasa-paketinin oylanacağı mühim   referandum var ya, işte o. Malumunuz, AKP’nin hazırladığı anayasapaketi   üzerinden üretilen tartışmalar, yalnızca “hukukî” değil, aynı&#8230;</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p style="text-align: right;"><strong>Fırat KARGIOĞLU</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_s2.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="625" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Her Anayasanın Temel İhtiyacı: Toplumsal Mutabakat</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>22 Temmuz seçimleri neticesinde   %47’lik oy oranı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde en çok sandalyeye   sahip olarak hükümeti kurma görevini de üstlenen AKP yine, yeni   terimlerle, yeni tartışma alanları ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan   sonuncusu da “Sivil Anayasa” kavramı etrafında şekillenerek hazırlanan   yeni Anayasa tartışmasıdır. Bu tartışma, mevcut meclisin böyle bir   Anayasa hazırlama yetkisi olup olmadığından, yeni Anayasaya yakıştırılan   “siv&#8230;</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p style="text-align: right;"><strong>Yasin ŞEHİTOĞLU</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_s3.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="625" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> 12 Eylül Eylem Günüdür: Referanduma Hayır</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p><em>1839’da Gülhane’de heyecan   içinde ferman okuyan aciz devlet adamı, hayatta bile olmadığı 1920’lere   gelindiğinde ülkesinin yıkılacağını muhtemelen beklemiyordu da,   öngörmüyordu da.</em></p>
<p>Demokrasi ile idare olunan devletlerde, kendi seçtiği temsilciler   aracılığıyla egemenlik gücünü kullanan halkın bu gücü, henüz demokrasiyi   tam manasıyla kavrayamamış bizim gibi ülkelerde sadece seçimden seçime   ortaya çıkar. Yapılan seçimlerde ülkenin&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p style="text-align: right;"><strong>Osman Ertürk ÖZEL</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_s4.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="625" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Neye Evet, Neye Hayır</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p>Önümüzdeki “eylül” ayında   önümüze bir pusula sunulacak; bir ucunda “HAYIR” diğer ucunda “EVET”   yazan. Bizden, aslında ismi “anayasa değişikliği” olan, ancak siyasî   mülahazalardan başka fazla bir şey ihtiva etmeyen bu metin hakkında bir   tercihte bulunmamız beklenecek. Peki, ne yapmak gerekiyor? Olaylara   nasıl bakmalı? Sıradan bir referandum olarak mı; yok öyle değilse,   nasıl? İşte bu sorular Türkiye’nin gündeminden düşmüyor. Herkes bir   bilene d&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p style="text-align: right;"><strong>Enver GÜNDÜZALP</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_s5.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="625" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Fettulah Gülen Cemaati Nereye Koşuyor?</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p>Modern anlamda ‘devlet’   algısının oturduğu ülkelerde birçok bakımdan kuvvetler ayrılığı ilkesini   benimsemiş, kişilerden çok sistemin ön plana çıktığı bir yapı vardır.   Gelişmemiş ülkelerde ise seçimle işbaşına gelen siyasîler dışında,   modern derebeyleri olarak isimlendirebileceğimiz bazı aktörler ülke   yönetiminde söz sahibi olmaktadırlar.</p>
<p>Türkiye gibi ‘gelişmekte olan ülke’ sınıfına giren ülkelerde, demokratik hakların gelişmiş, siyase&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p style="text-align: right;"><strong>Atilla GÖKTUĞ</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td rowspan="3" width="110" align="center" valign="top"><img src="http://www.ulkuocaklari.org.tr/img/dergi/1008_s6.jpg" border="0" alt="" /></td>
<td width="625" bgcolor="#ebeff3">
<div><strong> Rahmet Sağanaklarının Sel Olup Ruhlara Aktığı Ay: &#8220;Ramazan-ı Şerif&#8221;</strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p><em>“O Ramazan ayı ki, insanları   iştirak için, hak ve batılı ayıracak olan hidayet rehberi ve deliller   halinde bulunan Kur’an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya   şahit olursa oruç tutsun.” (Bakara/185)</em></p>
<p>Ramazan ayı dinî açıdan çok büyük öneme sahiptir. Ayet-i kerimede de   belirtildiği üzere yol gösterici rehberimiz, Yüce Allah’ın kesin   emirlerinin anlatıldığı son Peygamber, Efendimiz Hz. Muhammed   (s.a.v.)’in elçiliğinde&#8230;</p>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="625">
<div>
<p style="text-align: right;"><strong>Mehmet GENEŞ</strong></p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fagustos-2010-sayi-86.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/agustos-2010-sayi-86.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulvi İZZET &#8211;  Ülkücüler Aldanmaz ve Asla Kanmaz</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulvi-izzet-ulkuculer-aldanmaz-ve-asla-kanmaz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulvi-izzet-ulkuculer-aldanmaz-ve-asla-kanmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2010 22:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kerse]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Bülent Orkan]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Arıkan]]></category>
		<category><![CDATA[Gün Sazak]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Esendağ]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Lideri Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Duracık]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1679</guid>
		<description><![CDATA[Son bir haftada yaşananlara ve istismar edilen değerlere baktığımda içim ürperiyor! Ve daha neler yaşayabileceğimiz konusunda ister istemez endişeye kapılıyorum. Biliyorsunuz, 12 Eylül&#8217;de Türkiye Anayasa değişiklikleri ile ilgili referanduma gidecek. Koşar adım gittiğimiz referandum yolunda, özellikle hükümet cenahından sarfedilen sözleri işitince, bu fani hayatta her şeyin olabileceğini bir kez daha anlamadım. Özellikle Başbakan Erdoğan&#8217;ın Meclis grup toplantısında, Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun mektubunu okurken döktüğü gözyaşından sonra irkildim ve olmayacak hiçbir şeyin kalmadığına kanaat getirdim. AKP ve ülkücü şehitler! Tam bir tezat! Ağlamak insani bir duygu. Duygularını darağacına göndermemiş her insanın gözünden yaşlar gelmesi normal. Bir de sahne ve sinema oyuncularının gözyaşları var. Bunlar elbette sanal ve yapmacık. Televizyonlarda çok kolay ağladığına şahit olduğumuz onlarca insan var. Mesela bunlardan birisi İbrahim Tatlıses! Ülkücüler yalnızca rahmetli Pehlivanoğlu&#8217;na değil, binlerce şehidine otuz yıldır ağlıyor. İçten içe acısını çekiyor, yasını hala tutuyor. Bu konuda ne Başbakan Erdoğan&#8217;ın, ne bir başkasının Ülkücülerle konuşacağı, bu konuda anlatacağı, aktaracağı hiçbir şeyi olmaz, olamaz. Yıllardan beri Ülkücüleri her alanda, hem sindirmeye çalışacaksın, hem de sonra Ülkücü şehidin arkasından gözyaşı dökeceksin. Bürokraside yakmadık can bırakmayacaksın, soruşturma, görevden alma, geçici görevlendirme ve sürgünlerle 7,5 yıl Ülkücülere kan kusturacaksın, sonra da dönüp neredeyse Ülkücü kesileceksin! Kafatasçı, ırkçı, kovboy, bunlara selam bile verilemez diyerek Ülkücüleri sürekli hakir göreceksin, arkasından dönüp MHP&#8217;li kardeşlerim diye hitap edeceksin. Bir yanda Ülkücüleri yok etmek, teslim almak, ufalamak, karartmak ve tasfiye etmek için her şeyi yapacaksın; ama öte yanda da hatıralarına sahip çıktığı görüntüsü verip, siyasi emellerine paravan yapmaya uğraşacaksın. Bu listeyi uzatmam gerçekten mümkün. Ülkücüler her şeyin farkında. Referandumda duvara toslayacak ve &#8216;Hayır&#8217;la şoka girecek olan iktidar partisinin yapmayacağı hiçbir şey kalmadı. Sanki dünü unutmuşlar gibi, Ülkücüleri kandırmaya çalışıyorlar. Ama Ülkücü hiçbir şeyi unutmadı. Nasıl otuz yıl öncesinde yaşananları hala yüreğinde taşıyorsa ve sıkılmış yumruğunu indirmek için yıllardır bekliyorsa, AKP döneminde de söylenen sözleri, yapılan mezalimleri asla unutmadı. Bir an olsun aklından çıkarmıyor. Ve kendi mahallesine, çadır kurdurmayacak kadar da inançlı ve gözüpek! Ben de bir Ülkücüyüm. Bunları yazarken, kendi duygularımı ve inançlarımı da haykırıyorum. Ülkücülüğün bir his, duygu olduğu kadar; bilinç ve bilgi de olduğunu yaşayarak biliyorum. İdeolojilerin yalnız başına bir anlam taşımayacaklarının da farkındayım. Çünkü ideolojiye renk ve anlam yükleyen, istikamet belirleyen insanın bizatihi kendisidir. İnsan olmadan ideolojilerin bir anlamının olmayacağı açık. Bu haliyle insan faktörü, ideolojiye çok boyutlu özellikler kazandırır. Bu özellikler bazen yıkıcı, bazen de yapıcı sonuçlar doğurur. Çok şükür, Ülkücülük yapıcı sonuçlarıyla, Türk-İslam kültüründen aldığı muazzam değerlerle dağ gibi ortada. Yıkılmaz bir kale, bükülmez bir bilek gibi inadına ve sürekli büyüyor ve haklılığını ispat ediyor. Aslında, Ülkücü şehitlerin mektuplarına ağlanması, istismar olduğu kadar, içten içe duyulan derin hayranlığın da bastırılamaz bir yansımasıdır. 12 Eylül&#8217;de asılan, çile çeken, işkence tezgâhlarından geçen, hücrelerde sabırla imtihan edilen Ülkücülerdi. Ama o zamanlar ortalıkta, bugün çok konuşanlardan hiç kimse yoktu. 12 Eylül yalnızca Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nu asmadı. Toplam dokuz fidanı, 12 Eylül yönetimi darağacına gönderdi. Ülkücüler bu aziz hatıralarına sahip çıkıyor. Ama kendi çıkar ve siyasi emelleri için Ülkücüleri istismar etmeye çalışanların ellerini kutsallarından çekmesini de istiyor. Doğaldır ki, Ülkücüler geçmişte ne yaşandığını, hangi şer ittifakın hücumuna...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Son  bir haftada yaşananlara ve istismar edilen değerlere baktığımda içim  ürperiyor! Ve daha neler yaşayabileceğimiz konusunda ister istemez  endişeye kapılıyorum. Biliyorsunuz, 12 Eylül&#8217;de Türkiye Anayasa  değişiklikleri ile ilgili referanduma gidecek.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Koşar  adım gittiğimiz referandum yolunda, özellikle hükümet cenahından  sarfedilen sözleri işitince, bu fani hayatta her şeyin olabileceğini bir  kez daha anlamadım. Özellikle Başbakan Erdoğan&#8217;ın Meclis grup  toplantısında, Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun mektubunu okurken  döktüğü gözyaşından sonra irkildim ve olmayacak hiçbir şeyin kalmadığına  kanaat getirdim. AKP ve ülkücü şehitler! Tam bir tezat!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ağlamak  insani bir duygu. Duygularını darağacına göndermemiş her insanın  gözünden yaşlar gelmesi normal. Bir de sahne ve sinema oyuncularının  gözyaşları var. Bunlar elbette sanal ve yapmacık. Televizyonlarda çok  kolay ağladığına şahit olduğumuz onlarca insan var. Mesela bunlardan  birisi İbrahim Tatlıses! Ülkücüler yalnızca rahmetli Pehlivanoğlu&#8217;na  değil, binlerce şehidine otuz yıldır ağlıyor. İçten içe acısını çekiyor,  yasını hala tutuyor. Bu konuda ne Başbakan Erdoğan&#8217;ın, ne bir  başkasının Ülkücülerle konuşacağı, bu konuda anlatacağı, aktaracağı  hiçbir şeyi olmaz, olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllardan beri  Ülkücüleri her alanda, hem sindirmeye çalışacaksın, hem de sonra Ülkücü  şehidin arkasından gözyaşı dökeceksin. Bürokraside yakmadık can  bırakmayacaksın, soruşturma, görevden alma, geçici görevlendirme ve  sürgünlerle 7,5 yıl Ülkücülere kan kusturacaksın, sonra da dönüp  neredeyse Ülkücü kesileceksin! Kafatasçı, ırkçı, kovboy, bunlara selam  bile verilemez diyerek Ülkücüleri sürekli hakir göreceksin, arkasından  dönüp MHP&#8217;li kardeşlerim diye hitap edeceksin. Bir yanda Ülkücüleri yok  etmek, teslim almak, ufalamak, karartmak ve tasfiye etmek için her şeyi  yapacaksın; ama öte yanda da hatıralarına sahip çıktığı görüntüsü verip,  siyasi emellerine paravan yapmaya uğraşacaksın. Bu listeyi uzatmam  gerçekten mümkün.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücüler her  şeyin farkında. Referandumda duvara toslayacak ve &#8216;Hayır&#8217;la şoka girecek  olan iktidar partisinin yapmayacağı hiçbir şey kalmadı. Sanki dünü  unutmuşlar gibi, Ülkücüleri kandırmaya çalışıyorlar. Ama Ülkücü hiçbir  şeyi unutmadı. Nasıl otuz yıl öncesinde yaşananları hala yüreğinde  taşıyorsa ve sıkılmış yumruğunu indirmek için yıllardır bekliyorsa, AKP  döneminde de söylenen sözleri, yapılan mezalimleri asla unutmadı. Bir an  olsun aklından çıkarmıyor. Ve kendi mahallesine, çadır kurdurmayacak  kadar da inançlı ve gözüpek!</p>
<p style="text-align: justify;">Ben de bir  Ülkücüyüm. Bunları yazarken, kendi duygularımı ve inançlarımı da  haykırıyorum. Ülkücülüğün bir his, duygu olduğu kadar; bilinç ve bilgi  de olduğunu yaşayarak biliyorum. İdeolojilerin yalnız başına bir anlam  taşımayacaklarının da farkındayım. Çünkü ideolojiye renk ve anlam  yükleyen, istikamet belirleyen insanın bizatihi kendisidir. İnsan  olmadan ideolojilerin bir anlamının olmayacağı açık. Bu haliyle insan  faktörü, ideolojiye çok boyutlu özellikler kazandırır. Bu özellikler  bazen yıkıcı, bazen de yapıcı sonuçlar doğurur. Çok şükür, Ülkücülük  yapıcı sonuçlarıyla, Türk-İslam kültüründen aldığı muazzam değerlerle  dağ gibi ortada. Yıkılmaz bir kale, bükülmez bir bilek gibi inadına ve  sürekli büyüyor ve haklılığını ispat ediyor. Aslında, Ülkücü şehitlerin  mektuplarına ağlanması, istismar olduğu kadar, içten içe duyulan derin  hayranlığın da bastırılamaz bir yansımasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">12  Eylül&#8217;de asılan, çile çeken, işkence tezgâhlarından geçen, hücrelerde  sabırla imtihan edilen Ülkücülerdi. Ama o zamanlar ortalıkta, bugün çok  konuşanlardan hiç kimse yoktu. 12 Eylül yalnızca Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nu  asmadı. Toplam dokuz fidanı, 12 Eylül yönetimi darağacına gönderdi.  Ülkücüler bu aziz hatıralarına sahip çıkıyor. Ama kendi çıkar ve siyasi  emelleri için Ülkücüleri istismar etmeye çalışanların ellerini  kutsallarından çekmesini de istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Doğaldır  ki, Ülkücüler geçmişte ne yaşandığını, hangi şer ittifakın hücumuna  uğradığını biliyor ve hatırlatılmasına da gerek duymuyor. Ülkücüye  düşman saflarda sıralananlardan bir kısmının, dost postu giymelerine  Ülkücü asla aldanmayacaktır ve kanmayacaktır. Az önce 12 Eylül  zihniyetinin yalnızca Pehivanoğlu&#8217;nu asmadığını söylemiştim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Pehlivanoğlu  dâhil, ülkücüler dokuz evladını darağacına gönderdi. MHP lideri Devlet  Bahçeli, Gün Sazak ve Şehitlerimizi Anma Günü Vesilesiyle 27 Mayıs 2010  tarihinde yaptığı konuşmada, darağacına gönderilen ülkücü şehitleri bir  kez daha ve çok anlamlı ve duygulu bir şekilde hatırlatmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şöyle  demişti Bahçeli: &#8220;Selçuk Duracık&#8217;ın ismini ömrü hayatında duymamış,  Halil Esendağ&#8217;ı tanımamış, Cevdet Karakaş&#8217;ın tek başına yaptığı  savunmasını hiç işitmemiş, Cengiz Baktemur&#8217;un vakarlı bir şekilde idam  sehpasına yürümesini anlamamış, İsmet Şahin&#8217;le gözleri yaşarmamış, Fikri  Arıkan&#8217;la duygulanmamış, Ali Bülent Orkan&#8217;la bütünleşmemiş, Ahmet  Kerse&#8217;yle üzülmemiş ve Mustafa Pehlivanoğlu&#8217;nun mektubuyla sarsılmamış  olanların; 12 Eylül&#8217;le ilgili ahkâm kesmeleri, bize göre iflas etmiş  zihniyetlerin beyhude ve temelsiz çırpınışları olmaktan başka bir anlam  taşımamaktadır.&#8221; Bu sözler üzerine daha ne söylenebilir ki� Son olarak,  Ülkücüler aldanmayacak ve asla da kanmayacaktır!</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fulvi-izzet-ulkuculer-aldanmaz-ve-asla-kanmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/ulvi-izzet-ulkuculer-aldanmaz-ve-asla-kanmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haziran-Temmuz 2010 Türk Dünyası Değerlendirme Raporu</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/haziran-temmuz-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/haziran-temmuz-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 15:21:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Kazakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Kırgızistan]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Cumhuriyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1670</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz 2010’da Türk Devlet ve Toplulukları ile ilgili öne çıkan gündem maddeleri yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. 27 Haziran 2010 günü Kırgızistan’da kabul edilen yeni anayasayla, ilk kez bir Orta Asya Cumhuriyeti’nde parlamenter demokrasi benimsenmiş oldu. Rosa Otunbayeva bir buçuk yıllığına geçici hükümetin başına getirildi. Otunbayeva Temmuz ayında ilk yurt dışı gezisini Kazakistan Cumhuriyeti’ne yaparak komşularıyla ilişkilerinde yeni hükümetin alacağı tavrın sinyallerini verdi. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz Nisan ayında Bakiyev hükümetinin Kazakistan ve Özbekistan ile yaşadığı su krizi, Kırgızistan’nın Ceyhun nehri üzerine yapmayı planladığı baraj ile farklı bir boyut kazanmıştı. O dönemde Kırgızistan hükümetine baskı yapanların başında Nazarbayev gelmekteydi. Bizce Nazarbayev-Otunbayeva görüşmesi Kazak-Kırgız ilişkilerinin Bakiyev öncesi günlerdeki gibi sıcak olabileceğini ifade etmektedir. Geçtiğimiz Haziran ayında Kırgızistan’da hükümetin düşmesi ve ardından güney Kırgızistan’da Özbek ve Kırgız Türkleri arasındaki şiddet olayları Temmuz ayında durulmuş görünmektedir. Oş şehrinde ‘Kara Aybek’ lakaplı Kırgız mafya lideri Aybek Mırsidikov’un öldürülmesiyle başladığı iddia edilen sokak savaşları, ilerleyen günlerde Oş ve Celalabad bölgelerinde Kırgız-Özbek çatışmasına dönüşmüş, siyasi istikrarsızlık ve merkezi yönetimin acziyeti sonucu uluslararası kamuoyunun dikkatini bölgeye çeken bir kitlesel imha tehlikesine baş göstermiştir. Kimi uzmanlar, gerginliğin devrik lider Bakiyev yanlısı Kırgız aşiretleri tarafından referandum sürecini baltalamak amacıyla yönetildiğini iddia etmişler, başka bir kesim ise bölgede yaşanan olayların bir ABD-Rusya çatışması yahut silah tacirlerinin bir oyunu olarak yorumlamışlardır. Haziran ayında yaşanan bu gelişmeler, yüz binden fazla mültecinin Özbekistan sınırına dayanmasına sebep olmuştur. Olaylar esnasında Özbek hükümeti bizzat Kırgızistan’ı hedef alan ciddi bir çıkış yapmasa da özellikle mültecilere gösterilen ilgi ve olaylar karşısındaki basiretli tavrı ile iç politikada prestijini arttırmıştır. Gözlemciler, Özbek halkında soydaşlarına yapılanların intikamını alma isteğinin yüksek olduğunu ifade ederlerken, Kerimov hükümetinin izlediği yol bölgede tansiyonun düşmesine hizmet etmiştir. Kırgızistan’da yaşanan olaylar karşısında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dönem başkanı Kazakistan, tavrını Kırgızistan’da istikrardan yana koymuştur. Gerek bölge ülkeleri gerekse Türkiye ve Batılı Devletlerle yaptığı ikili görüşmeler çerçevesinde kolektif bir yardım atmosferi oluşturmaya çalışmaktadır. Moskova, Kırgızistan’da yaşananlarla ilgili olarak Haziran başında yapılan askeri yardım talebini ilk önce geri çevirmiş ardından komando birlikleri sevk ederek bölgede tansiyonu düşürmeye çalışmıştır. Kırgızistan’da yaşanan olaylar Putin döneminden bu yana sürekli gündemde olan ortak güvenlik organizasyonu taleplerini güçlendirmiştir. Bu durum ilerleyen yıllarda Rusya’nın bölgedeki etkinliğini tehlikeli bir biçimde arttırabileceğinin sinyallerini vermektedir. Türkiye tarafından Kırgızistan krizi sürecinde ve Temmuz ayı içerisinde bölgeye iki ayrı insani yardım uçağı gönderilmiş, bu uçaklardan biri direk olarak Özbekistan’ın Andijan bölgesindeki mültecilere ulaştırılmıştır. 2005 yılından bu yana Özbekistan ve Türkiye arasında esen soğuk rüzgarların giderilmesi açısından Türkiye’nin Özbekistan’a yaptığı söz konusu insani yardım ayrı bir önem arz etmektedir. Ne yazık ki Kırgızistan’da yaşanan olaylar Türkiye kamuoyunda hak ettiği yeri bulamamış, olayların bölgesel ve küresel yankıları medya ve uzmanlar tarafından halkımıza yeterince anlatılmamıştır. Yaşanan olaylarda Türk vatandaşlarının da zarar görmesi Kırgızistan olaylarının Türkiye’de tanıtılan neredeyse tek yönü olmuştur. Dışişleri Bakanlığı’nın bölge ülkelerinden Kazakistan ile yaptığı görüşmelerde Kırgızistan krizine yönelik ortak çalışma yapılması kararlaştırılmıştır. Kırgızistan krizinde şiddetin yerini tedirgin bir bekleyişe bıraktığı Temmuz ayı, özetle bölgesel dengelerin ve hesapların yapıldığı dönem olmuştur. Bu tabloya kısaca bakıldığında; Rusya pratikte bölgede hala en büyük güç olduğunu ispat etse de yüzünü batıya dönen Kazakistan, Orta...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>Temmuz 2010’da Türk Devlet ve Toplulukları ile ilgili öne çıkan gündem maddeleri yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. </em></p>
<p style="text-align: justify;">27  Haziran 2010 günü Kırgızistan’da kabul edilen yeni anayasayla, ilk kez  bir Orta Asya Cumhuriyeti’nde parlamenter demokrasi benimsenmiş oldu.  Rosa Otunbayeva bir buçuk yıllığına geçici hükümetin başına getirildi.  Otunbayeva Temmuz ayında ilk yurt dışı gezisini Kazakistan  Cumhuriyeti’ne yaparak komşularıyla ilişkilerinde yeni hükümetin alacağı  tavrın sinyallerini verdi. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz Nisan ayında  Bakiyev hükümetinin Kazakistan ve Özbekistan ile yaşadığı su krizi,  Kırgızistan’nın Ceyhun nehri üzerine yapmayı planladığı baraj ile farklı  bir boyut kazanmıştı. O dönemde Kırgızistan hükümetine baskı yapanların  başında Nazarbayev gelmekteydi. Bizce Nazarbayev-Otunbayeva görüşmesi  Kazak-Kırgız ilişkilerinin Bakiyev öncesi günlerdeki gibi sıcak  olabileceğini ifade etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz Haziran ayında  Kırgızistan’da hükümetin düşmesi ve ardından güney Kırgızistan’da Özbek  ve Kırgız Türkleri arasındaki şiddet olayları Temmuz ayında durulmuş  görünmektedir. Oş şehrinde ‘Kara Aybek’ lakaplı Kırgız mafya lideri  Aybek Mırsidikov’un öldürülmesiyle başladığı iddia edilen sokak  savaşları, ilerleyen günlerde Oş ve Celalabad bölgelerinde Kırgız-Özbek  çatışmasına dönüşmüş, siyasi istikrarsızlık ve merkezi yönetimin  acziyeti sonucu uluslararası kamuoyunun dikkatini bölgeye çeken bir  kitlesel imha tehlikesine baş göstermiştir. Kimi uzmanlar, gerginliğin  devrik lider Bakiyev yanlısı Kırgız aşiretleri tarafından referandum  sürecini baltalamak amacıyla yönetildiğini iddia etmişler, başka bir  kesim ise bölgede yaşanan olayların bir ABD-Rusya çatışması yahut silah  tacirlerinin bir oyunu olarak yorumlamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Haziran ayında  yaşanan bu gelişmeler, yüz binden fazla mültecinin Özbekistan sınırına  dayanmasına sebep olmuştur. Olaylar esnasında Özbek hükümeti bizzat  Kırgızistan’ı hedef alan ciddi bir çıkış yapmasa da özellikle  mültecilere gösterilen ilgi ve olaylar karşısındaki basiretli tavrı ile  iç politikada prestijini arttırmıştır. Gözlemciler, Özbek halkında  soydaşlarına yapılanların intikamını alma isteğinin yüksek olduğunu  ifade ederlerken, Kerimov hükümetinin izlediği yol bölgede tansiyonun  düşmesine hizmet etmiştir. Kırgızistan’da yaşanan olaylar karşısında  Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dönem başkanı Kazakistan,  tavrını Kırgızistan’da istikrardan yana koymuştur. Gerek bölge ülkeleri  gerekse Türkiye ve Batılı Devletlerle yaptığı ikili görüşmeler  çerçevesinde kolektif bir yardım atmosferi oluşturmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Moskova,  Kırgızistan’da yaşananlarla ilgili olarak Haziran başında yapılan  askeri yardım talebini ilk önce geri çevirmiş ardından komando  birlikleri sevk ederek bölgede tansiyonu düşürmeye çalışmıştır.  Kırgızistan’da yaşanan olaylar Putin döneminden bu yana sürekli gündemde  olan ortak güvenlik organizasyonu taleplerini güçlendirmiştir. Bu durum  ilerleyen yıllarda Rusya’nın bölgedeki etkinliğini tehlikeli bir  biçimde arttırabileceğinin sinyallerini vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye  tarafından Kırgızistan krizi sürecinde ve Temmuz ayı içerisinde bölgeye  iki ayrı insani yardım uçağı gönderilmiş, bu uçaklardan biri direk  olarak Özbekistan’ın Andijan bölgesindeki mültecilere ulaştırılmıştır.  2005 yılından bu yana Özbekistan ve Türkiye arasında esen soğuk  rüzgarların giderilmesi açısından Türkiye’nin Özbekistan’a yaptığı söz  konusu insani yardım ayrı bir önem arz etmektedir. Ne yazık ki  Kırgızistan’da yaşanan olaylar Türkiye kamuoyunda hak ettiği yeri  bulamamış, olayların bölgesel ve küresel yankıları medya ve uzmanlar  tarafından halkımıza yeterince anlatılmamıştır. Yaşanan olaylarda Türk  vatandaşlarının da zarar görmesi Kırgızistan olaylarının Türkiye’de  tanıtılan neredeyse tek yönü olmuştur. Dışişleri Bakanlığı’nın bölge  ülkelerinden Kazakistan ile yaptığı görüşmelerde Kırgızistan krizine  yönelik ortak çalışma yapılması kararlaştırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kırgızistan  krizinde şiddetin yerini tedirgin bir bekleyişe bıraktığı Temmuz ayı,  özetle bölgesel dengelerin ve hesapların yapıldığı dönem olmuştur. Bu  tabloya kısaca bakıldığında; Rusya pratikte bölgede hala en büyük güç  olduğunu ispat etse de yüzünü batıya dönen Kazakistan, Orta Asya’nın  geleceğinde daha fazla söz sahibi olacağını göstermiştir. Bizce  Nazarbayev’in AB ve Rusya ile yürüttüğü denge politikasında Türkiye’yi  de yanına alabileceğini iddia etmek güç değildir. Zira geçtiğimiz yıl  Kazakistan-Türkiye arasında imzalanan ‘stratejik işbirliği’ anlaşması  Kazakistan’ın batıya açılmak için Türkiye’yi bir partner olarak  gördüğünü ispatlamıştı. Haziran ayı sonunda iki ülke Dışişleri  bakanlarının yaptıkları görüşme de bu kanıyı güçlendirecek biçimde iki  ülkenin ortak bir eylem planı  üzerinde görüş birliğine varmalarıyla  sonuçlanmıştır. Dışişleri bakanı Davutoğlu, Kazak mevkidaşı Kanat  Saudabayev ile şartlar elverdiğinde Kırgızistan’a ortak bir ziyaret  gerçekleştireceklerini açıklamıştır. Kazakistan-Türkiye ortaklığı henüz  emekleme döneminde olsa da her iki ülke açısından ileriye dönük faydalı  bir adım olarak görülmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin Temmuz ayındaki  başlıca dış gündem maddesi İran’la Batı arasındaki nükleer kriz ve olası  çözüm alternatifleri çerçevesinde Türk hükümetinin üstleneceği rolün  netleştirilmesi olmuştur. Şüphesiz İran’a yönelik uygulanan ambargo ve  yaptırımlar bölgede İran ile önemli ticari ilişkileri bulunan Türk  Cumhuriyetleri açısından da büyük öneme sahipti. Ne var ki bölgenin  parlayan yıldızı Kazakistan, İran krizinde açıktan taraf olma yolunu  seçmeyerek Batı’ya karşı yürüttüğü temkinli tavrını sürdürdü. İran  krizinin barışçı yollardan çözümünü isteyen Türkiye’nin Orta Asya ve  Orta Doğu enerji havzası ile batı arasında transit geçiş güzergâhı  haline gelebilmesi açısından meselenin en kısa sürede çözüme bağlanması  ziyadesiyle önem arz etmektedir. Lakin Türkiye izlediği politikalar  sonucunda gelecekte yalnızlaşma tehlikesiyle karşı karşıya  kalabilecektir. Bu sebeple yukarıda bahsettiğimiz bölgesel ortaklıkların  işlerliğinin arttırılması elzemdir. İran’a yönelik bir askeri müdahale  ihtimali, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin küresel kriz ile  kırılganlaşan ekonomileri açısından bir tehdit unsuru olmaktadır. Acilen  Orta Asya, Kafkaslar ve Orta Doğu’yu kapsayan üst düzey konferanslar  tertiplenerek çözüm yanlısı bir ittifak bloğu şekillendirilmeye  çalışılmalıdır. Olası bir savaştan direk etkilenecek bölge ülkeleri ile  birlikte yürütülecek bir İran siyasetinin, Brezilya ile yaşanılan  başarısız tecrübeden daha olumlu sonuçlar vereceğine kuşku yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kırgızistan  ve İran krizleri dışında Özbekistan ve Tacikistan arasında yeni bir  tartışma ulaşım sektörü üzerinde yaşanmıştır. Tansiyonun periyodik  olarak yükseldiği Özbek-Tacik ilişkilerinin ulaşım, enerji, nüfus ve su  konularındaki anlaşmazlıklar neticesinde bir hayli bozuk olduğu  bilinmektedir. Temmuz ayında yaşanan tartışma Tacik yetkililerin  Özbekistan hükümetini mevcut demiryolu anlaşmalarını sistematik olarak  ihlal etmekle suçlamasıyla başladı. Sovyet döneminde inşa edilen  demiryolu güzergahı Tacikistan’a gönderilen kargoların önce Özbekistan  sınırına girmesinden sonra ülkeye ulaşmasına sebep olmaktadır.  Tacikistan’ın ekonomik refahı açısından hayati öneme sahip demiryolu  ulaşımının Özbekistan tarafından baltalanmak istendiği iddia  edilmektedir. Söz konusu demiryolu kargoları arasında Tacikistan’a  gönderilen insani yardım malzemeleri de bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk  Dünyasının en izole ülkesi Türkmenistan’da demokratikleşme ve  saydamlaşma döneminin yankıları devam etmektedir. Temmuz ayında Türkmen  hükümeti ülkede bağımsız medyanın kurulmasına izin verilebileceğini  açıkladı. Ülkede internet dahil tüm iletişim araçları devlet tarafından  kontrol edilmektedir. Ülkede haber alma hürriyeti devletin istediği  sınırlar çerçevesinde mümkün olmaktadır. Niyazov’un ölümüyle iktidarı  devralan Berdimuhammedov, göreve geldiğinden bu yana komşularıyla ve  bölgenin diğer ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kurmaya ve  Türkmenistan’ı kademeli olarak dış dünyayla bütünleştirmeye özen  göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD Dışişleri bakanı Hillary Clinton 4-5 Temmuz  tarihlerinde gerçekleştirdiği Güney Kafkasya gezisi dahilinde önce  Gürcistan Devlet başkanı Saakaşvili ardından da Azerbaycan ve Ermenistan  Devlet başkanlarıyla temaslarda bulundu. Güney Osetya ve Abhazya’daki  Rus varlığını işgal olarak nitelendiren Clinton, Güney Kafkasya’da Rusya  ile ABD’nin de içinde bulunacağı bir uzlaşı zeminin yaratılması  gerektiğini öne sürdü. Ermenistan ve Azerbaycan arasında geçtiğimiz  Haziran ayından yaşanan sınır çatışmasında dört Ermeni askerinin ölmesi  ve bir Azerbaycan askerinin de şehit edilmesiyle sonuçlanan çatışmaya da  değinen Clinton, bölgede kansız bir çözümden yana olduklarını ifade  etti.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin yürüttüğü ‘Ermeni açılımı’nın fiyaskoyla  sonuçlanmasını, Rusya’nın ve Ermenistan’ın her fırsatta  Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinden  farklı konular olduğunu söylemesi açısından değerlendirdiğimizde ABD’nin  Kafkasya çıkarmasını farklı bir pencereden yorumlama fırsatına  erişmekteyiz. Rusya’nın ABD güdümüyle hareket eden AKP siyasetini  bölgede bloke etmesi, Clinton ve kurmaylarını bu kez daha fazla doğrudan  rol alacakları bir yol haritası çizmeye yöneltmiştir. Bizce ilerleyen  günlerde ABD, Türkiye’ye eskisi kadar yakın hissetmeyen ve bölgede  yalnızlaşan Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir arabulucu rolü  üstlenmek isteyecektir. Türkiye hem ABD hem de Rusya tarafından  Kafkasya’da istenmemekte ve AKP hükümetinin dayatmaları sindirmesiyle  kadim Türk yurdu Kafkasya’dan hızla kopmaktadır. Gürcistan savaşı  arifesinde BTC boru hattı ve Kars demiryolu projeleri ile Doğu’da yeni  bir pencere açan Türkiye deyim yerindeyse Rusya’nın zorbalıklarına ve  ABD’nin alicengiz oyunlarına yenilmiş ve iki yılda Kafkasya’da ciddi bir  biçimde gerilemiştir. Gazze’de İsrail ile faydasız polemiklere giren ve  Mavi Marmara olayıyla uluslararası kamuoyunda ülkemizin itibarını yerle  bir eden AKP hükümetinin bundan daha önemli ve ileride hayati sonuçlar  doğurabilecek başarısızlığı Güney Kafkasya’da korkak ve basiretsiz bir  siyaset izlemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Dünyası’nın modern sembollerinden  ikisinin yapımı geçtiğimiz ay tamamlandı. İstanbul’da Avrupa’nın en  yüksek binası olan ‘İstanbul Saphire’ önümüzdeki aylarda kapılarını  misafirlerine açacak. İstanbul’un yeni ve modern sembolu olarak  tasarlanan bina finans, alışveriş ve kültür-sanat merkezi olarak  kullanılacak. Türk Dünyası’nın parlayan yıldızı Kazakistan’da yine Türk  mühendislerinin tasarladığı ve bir Türk şirketince inşa edilen ‘Han  Çadırı’ 5 Temmuz’da açılışını yaptı. Dünyanın en önemli markalarına ev  sahipliği yapacak olan bir alışveriş merkezi, botanik bahçeleri, en üst  katından bir yapay plaj ve gölün bulunduğu Han Çadırı şimdiden dünyadan  pek çok ziyaretçinin ilgisini çekiyor. Türk Kağanlarının otağlarından  esinlenerek yapılan Han Çadırı Orta Asya’nın en büyük binası olma  özelliğini taşıyor. Bunların yanında Türkmenistan’ı Orta Asya’nın  Dubai’si yapacak olan yapay ada-şehir projesi da yine Türk mühendisler  ve inşaat şirketleri tarafından yürütülmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi<br />
Türk Dünyası Birimi</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fhaziran-temmuz-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/haziran-temmuz-2010-turk-dunyasi-degerlendirme-raporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mehmet Batuhan ÖRS &#8211;  Dörtyol’u ve İnegöl’ü Doğru Okumak</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-batuhan-ors-dortyol%e2%80%99u-ve-inegol%e2%80%99u-dogru-okumak.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-batuhan-ors-dortyol%e2%80%99u-ve-inegol%e2%80%99u-dogru-okumak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 15:18:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dörtyol]]></category>
		<category><![CDATA[İnegöl]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1668</guid>
		<description><![CDATA[Bursa’nın İnegöl ve Hatay’ın Dörtyol ilçesinde yaşananlar; gerilimin, öfkenin ve infialin toplumumuzda ulaştığı endişe verici boyutu bizlere göstermiştir. Başarılı bir siyasetçi, devlet adamı sorunları henüz uzaktayken tanıyabilme ve yaklaşmasına fırsat vermeden çözebilme yeteneğine sahip olmalıdır. Aksi halde sorunun yaklaşması çözümü güçleştirir ve kapıya dayandığında ise içinden çıkılmaz bir hal alır. Çözümün ilk adımı ise sorunu doğru tanımlayabilmekten geçer. Nasıl yanlış tanı koyan bir hekim hangi tedavi yöntemini uygularsa uygulasın hastalıkla mücadelede başarıya ulaşamayacaksa; bu tür toplumsal sorunlara doğru teşhis koyamayan siyasetçi de çözüme kavuşamayacaktır. Bu nedenle İnegöl ve Dörtyol’da yaşanan olayları doğru okumak sorunun çözüme kavuşturulabilmesi açısından son derece önem arz etmektedir. Hükümet üyelerinin özellikle de İçişleri Bakanımızın yaptığı açıklamalara baktığımızda olayları doğru okuyamadıklarını görüyoruz. Ayrıca yandaş (!) basınımızın özgür (!) kalemlerinin yazıları, süreci yanlış değerlendirenlerin sadece AKP’den ibaret olmadığını gösteriyor. Ne diyor peki hükümet? “Dörtyol’da yaşananlar provokasyondur.”, “İnegöl’deki olayları amigolar başlattı.”, “Muhalefet referandumu baltalamaya çalışıyor.”… Bunlar başarılı bir siyasetçinin düşüncelerinden ve vereceği tepkilerden bir hayli uzak. Peki, nedir işin doğrusu ve nasıl okumalı İnegöl’ü, Dörtyol’u? Öncelikle şunu belirtmek isterim ki hemen her gün güne şehit haberleri ile uyanan milletimizin, terör sorununun çözülememesi karşısında artık sabrı kalmamıştır. Olayları bu gerçekten bağımsız gibi göstermek de pek gerçekçi olmaz. Provokasyon dahi olsa dayandığı bir zemin olması gerekir ki o da artan terör olaylarıdır. İkincisi ülkemizde giderek artan işsizlik ve yoksulluk problemi… Milletimizin içinde bulunduğu ekonomik buhran beraberinde bir takım toplumsal sorunları da getirmiştir. Artık insanlarımız okulda, trafikte, işyerinde patlamaya hazır bomba halindedir. Bu ilçelerimizde olaylara karışan vatandaşlarımızın da ekonomik olarak iyi durumda olmadıklarını görüyoruz. İçlerinde doktor, avukat, mühendis vs olan da yoktur sanırım. O halde bu olayları ülkemizin içinde bulunduğu genel ekonomik problemlerden de ayıramayız. Geçmişte misyonerler Ermenileri, Bulgarları, Rumları, Arapları okullarında yetiştirerek isyana teşvik etmiş ve Osmanlı’dan koparmıştı. Bugünde benzer politikalar bazı vatandaşlarımız üzerinde oynanıyor. Küresel güçler Türk Milletinin içinden yeni bir millet icat etme planının parçası olarak kardeşi kardeşe düşürmeye çalışıyor. Dolayısıyla bu oyuna gelmemek ve planın bir parçası olmamak için bu olayların içerisinde yer almamak gerekli. Fakat olaylara karışan vatandaşlarımızın kaçı bu oyunun parçası olduklarından haberdar? Bence hiç biri… O halde onları bu hataya iten nedenler ortadan kaldırılmalı. Kısacası bu olayların tekrarlanmaması için terör, işsizlik ve yoksulluk gibi problemlerin acilen çözülmesi gerektiği kanısındayım. Aynı zaman da milletimizi ayrıştırmaya götüren “Demokratik Açılım” hatasından da bir an önce dönülmelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bursa’nın İnegöl ve Hatay’ın Dörtyol ilçesinde yaşananlar; gerilimin,  öfkenin ve infialin toplumumuzda ulaştığı endişe verici boyutu bizlere  göstermiştir.</p>
<p>Başarılı bir siyasetçi, devlet adamı sorunları  henüz uzaktayken tanıyabilme ve yaklaşmasına fırsat vermeden çözebilme  yeteneğine sahip olmalıdır. Aksi halde sorunun yaklaşması çözümü  güçleştirir ve kapıya dayandığında ise içinden çıkılmaz bir hal alır.</p>
<p>Çözümün  ilk adımı ise sorunu doğru tanımlayabilmekten geçer. Nasıl yanlış tanı  koyan bir hekim hangi tedavi yöntemini uygularsa uygulasın hastalıkla  mücadelede başarıya ulaşamayacaksa; bu tür toplumsal sorunlara doğru  teşhis koyamayan siyasetçi de çözüme kavuşamayacaktır.</p>
<p>Bu  nedenle İnegöl ve Dörtyol’da yaşanan olayları doğru okumak sorunun  çözüme kavuşturulabilmesi açısından son derece önem arz etmektedir.</p>
<p>Hükümet  üyelerinin özellikle de İçişleri Bakanımızın yaptığı açıklamalara  baktığımızda olayları doğru okuyamadıklarını görüyoruz. Ayrıca yandaş  (!) basınımızın özgür (!) kalemlerinin yazıları, süreci yanlış  değerlendirenlerin sadece AKP’den ibaret olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Ne diyor peki hükümet?<br />
“Dörtyol’da  yaşananlar provokasyondur.”, “İnegöl’deki olayları amigolar başlattı.”,  “Muhalefet referandumu baltalamaya çalışıyor.”…</p>
<p>Bunlar başarılı bir siyasetçinin düşüncelerinden ve vereceği tepkilerden bir hayli uzak.</p>
<p>Peki, nedir işin doğrusu ve nasıl okumalı İnegöl’ü, Dörtyol’u?</p>
<p>Öncelikle  şunu belirtmek isterim ki hemen her gün güne şehit haberleri ile uyanan  milletimizin, terör sorununun çözülememesi karşısında artık sabrı  kalmamıştır. Olayları bu gerçekten bağımsız gibi göstermek de pek  gerçekçi olmaz. Provokasyon dahi olsa dayandığı bir zemin olması gerekir  ki o da artan terör olaylarıdır.</p>
<p>İkincisi ülkemizde giderek  artan işsizlik ve yoksulluk problemi… Milletimizin içinde bulunduğu  ekonomik buhran beraberinde bir takım toplumsal sorunları da  getirmiştir. Artık insanlarımız okulda, trafikte, işyerinde patlamaya  hazır bomba halindedir. Bu ilçelerimizde olaylara karışan  vatandaşlarımızın da ekonomik olarak iyi durumda olmadıklarını  görüyoruz. İçlerinde doktor, avukat, mühendis vs olan da yoktur sanırım.  O halde bu olayları ülkemizin içinde bulunduğu genel ekonomik  problemlerden de ayıramayız.</p>
<p>Geçmişte misyonerler Ermenileri,  Bulgarları, Rumları, Arapları okullarında yetiştirerek isyana teşvik  etmiş ve Osmanlı’dan koparmıştı. Bugünde benzer politikalar bazı  vatandaşlarımız üzerinde oynanıyor.</p>
<p>Küresel güçler Türk  Milletinin içinden yeni bir millet icat etme planının parçası olarak  kardeşi kardeşe düşürmeye çalışıyor. Dolayısıyla bu oyuna gelmemek ve  planın bir parçası olmamak için bu olayların içerisinde yer almamak  gerekli. Fakat olaylara karışan vatandaşlarımızın kaçı bu oyunun parçası  olduklarından haberdar? Bence hiç biri… O halde onları bu hataya iten  nedenler ortadan kaldırılmalı.</p>
<p>Kısacası bu olayların  tekrarlanmaması için terör, işsizlik ve yoksulluk gibi problemlerin  acilen çözülmesi gerektiği kanısındayım. Aynı zaman da milletimizi  ayrıştırmaya götüren “Demokratik Açılım” hatasından da bir an önce  dönülmelidir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fmehmet-batuhan-ors-dortyol%25e2%2580%2599u-ve-inegol%25e2%2580%2599u-dogru-okumak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/mehmet-batuhan-ors-dortyol%e2%80%99u-ve-inegol%e2%80%99u-dogru-okumak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarık Buğra &#8211; Oğlumuz</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tarik-bugra-oglumuz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tarik-bugra-oglumuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 15:10:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayelerimiz ve Şiirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Buğra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1661</guid>
		<description><![CDATA[Karım, belirmeye başlayan pencerenin önünde oturuyordu: Bütün geceyi orada geçirmişti. — Sen hâla yatmayacak mısın? dedim. Doğruldu. Kül rengi pencerenin önünde sadece bir gölgeden ibaretti. Fakat bu gölgede, beraber geçirdiğimiz yirmi küsur yılın her gününden birşey vardı. — Ezan okunuyor, diye mırıldandı., Sesi bana hüzün verdi. Odamız bu dünyadan, duyguların erişemeyeceği kadar ötede gibiydi ve karım, Kur&#8217;an&#8217;la vaat edilen mutluluğunu, sanki asırlardan beri boşuna bekliyordu. Hareketlerinde ve yürüyüşünde, kabul edilmiş bir mağlubiyetin iç burkan sessizliği vardı. Mutfağa geçti. Onu sanki rüyada görüyordum: Mangala ve semavere kömür koydu; abdest aldı, sonra seccadesini sofaya sererek namaza durdu. Pencere iyiden iyiye aydınlanmıştı. Renksiz, sessiz ve serin kuşluk vakti: Yatağın ılıklığı, belirsiz duygu­lar, düşünceden kaçış&#8230; Dalmışım. - Yahu&#8230; - Ne var? - Geldi.. -İyi ya işte&#8230; Fakat mesele bu değildi: Karım beni kayıtsız buluyor ve üzülüyordu: — Bir şey söylemeyecek misin; bu üçüncü oluyor&#8230; Ha yahu: Ne yapa­ cağız? Bilir miyim ben. Fakat ona: — Yarın bir şeyler yaparım, diyorum. Hangi yarın?. Gökyüzü tatlı maviliğini bulmuştu bile. Gün, katılmak zorunda olduğumuz gün, başlıyordu. Karım haklı. Bunun üzerinde durmak lâzım. Oğlum yatağına daha yeni giriyordu. Ona, bu yaptığının ümitsiz bir isyan olduğunu anlatmalıydım. Yataktan, birdenbire fırladım. Karım telâş­landı: — Fazla sert davranma. Ne de olsa artık.. Devam edemedi. Ona baktım: Gözleri allak bullaktı. Ah benim saz benizli, kır saçlı bebeğim. Çıkarken, omuzlarıma hırkamı koydu. Odası gündoğdu tarafındaydı. Pencereleri büyükçe bir bahçeye bakardı. Karşı evden kurtulmak üzere olan güneş, duvarları hafifçe pembeleştirmişti. Ve o, uyumuştu. Elbiselerini masanın üzerine atıvermiş, pijamasının ceketini giyme­mişti. Yatağının yanındaki sandalyeye iliştim, İçim bir tuhaftı. Ona bakamı-yordum; fakat onunla doluydum: Tıpkı, çok eskiden bir defa daha olduğu gibi: O zaman daha küçüktü; tifoya tutulmuştu, ateşi vardı, sayıklıyordu. O, şimdi bunu hatırlamaz ki&#8230; Karlı bir şubat gecesi doğmuştu. Babamın kucağına verirken bir tuhaftım.. İsim ararken kamus bana ne kadar boş gelmişti. Ona, ışıl ışıl, kâinat gibi mânalı bir kelime bulmak istiyordum. Sonunda Ömer dedik. Bu da ona yakışmıştı. Onu, tarihe girmiş bütün Ömer&#8217;lerin başarı ve üstünlükle­rine lâyık görüyordum. İlk gülüş&#8230; İlk diş, ilk kelime, annesine doğru, genç, güzel ve mutlu annesine doğru ilk adım. Sonra yedinci yaş,, okula götürdüğüm gün ne kadar ağlamıştı: Sanki varlığına evden başka bir ortak kabul etmek istemiyordu. Fakat bu böyleydi işte: O da her oğul gibi sokak, okul ve çarşı arasında, her gün biraz daha bölünüp gidecekti. Önlenemezdi bu. Ve on dördüncü yaş: Hırçınlıklar, iştahsızlıklar&#8230; Bize yeni bir ortak daha, ortakların en yenilmezi.. Karımın mağrur telâşları ve benim ilk endi­şem. Liseyi, daha sonra fakülteyi bitirdi. Bu arada, onu biraz daha iyi yaşatabilmek için, karım düğününden kalma üç beşibirliği bozdurdu.. Ve o, ilk aşkın rahatsızlığı ile sarsıldı, bizi de perişan etti. Böylece biz ona bütün bütün bağlanırken, dünyamız artık onunla sınırlanırken&#8230; &#8220;Sen bizden ayrılıverdin. Sevgimiz arttıkça sen biraz daha tedirgin oluyordun. Ben bunu anlıyordum: Sen bunda biraz da hürriyetine tecavüz buluyordun. Fakat annen&#8230; Ben biliyorum: Sen, artık odaların bu döşeniş tarzını, hatta bu evi beğenmiyorsun… Uçmayı öğrenmiş bir serçe yavrusu gibi, gözün başka dallarda. Senin düşündüğün, kim bilir ne cici şeydir. Bizi misafir edeceğin odayı da unutmamışsındır; buna eminim....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span> </span>Karım, belirmeye başlayan pencerenin önünde oturuyordu:  Bütün geceyi orada geçirmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">—  Sen hâla  yatmayacak mısın? dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğruldu. Kül rengi pencerenin önünde sadece bir gölgeden   ibaretti. Fakat bu gölgede, beraber geçirdiğimiz yirmi küsur yılın her  gününden  birşey vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">— Ezan  okunuyor, diye mırıldandı.,</p>
<p style="text-align: justify;">Sesi bana hüzün verdi. Odamız bu dünyadan,  duyguların  erişemeyeceği kadar ötede gibiydi ve karım, Kur&#8217;an&#8217;la vaat edilen   mutluluğunu, sanki asırlardan beri boşuna bekliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Hareketlerinde ve yürüyüşünde,  kabul edilmiş bir mağlubiyetin iç  burkan sessizliği vardı. Mutfağa geçti. Onu  sanki rüyada görüyordum:  Mangala ve semavere<span id="more-1661"></span> kömür koydu; abdest aldı, sonra  seccadesini sofaya  sererek namaza durdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Pencere iyiden iyiye aydınlanmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Renksiz, sessiz ve serin kuşluk  vakti: Yatağın ılıklığı, belirsiz duygu­lar, düşünceden kaçış&#8230; Dalmışım.</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>- Yahu&#8230;<br />
- Ne var?<br />
- Geldi..<br />
-İyi ya işte&#8230;</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Fakat  mesele bu değildi: Karım beni kayıtsız buluyor ve üzülüyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">—  Bir şey söylemeyecek  misin; bu üçüncü oluyor&#8230; Ha yahu: Ne yapa­      cağız?<br />
Bilir miyim ben. Fakat ona:</p>
<p style="text-align: justify;">—  Yarın bir şeyler yaparım, diyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi yarın?. Gökyüzü tatlı  maviliğini bulmuştu bile. Gün,  katılmak zorunda olduğumuz gün, başlıyordu.  Karım haklı. Bunun üzerinde  durmak lâzım. Oğlum yatağına daha yeni giriyordu.  Ona, bu yaptığının  ümitsiz bir isyan olduğunu anlatmalıydım. Yataktan,  birdenbire  fırladım. Karım telâş­landı:</p>
<p style="text-align: justify;">—  Fazla sert davranma. Ne de olsa artık..</p>
<p style="text-align: justify;">Devam edemedi. Ona baktım: Gözleri  allak bullaktı. Ah benim saz benizli, kır saçlı bebeğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Çıkarken, omuzlarıma hırkamı koydu.</p>
<p style="text-align: justify;">Odası gündoğdu tarafındaydı.  Pencereleri büyükçe bir bahçeye  bakardı. Karşı evden kurtulmak üzere olan  güneş, duvarları hafifçe  pembeleştirmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve o,  uyumuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbiselerini masanın üzerine  atıvermiş, pijamasının ceketini  giyme­mişti. Yatağının yanındaki sandalyeye  iliştim, İçim bir tuhaftı.  Ona bakamı-yordum; fakat onunla doluydum: Tıpkı, çok  eskiden bir defa  daha olduğu gibi: O zaman daha küçüktü; tifoya tutulmuştu,  ateşi vardı,  sayıklıyordu. O, şimdi bunu hatırlamaz ki&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Karlı bir şubat gecesi doğmuştu.  Babamın kucağına verirken bir  tuhaftım.. İsim ararken kamus bana ne kadar boş  gelmişti. Ona, ışıl  ışıl, kâinat gibi mânalı bir kelime bulmak istiyordum.  Sonunda Ömer  dedik. Bu da ona yakışmıştı.  Onu, tarihe girmiş bütün Ömer&#8217;lerin başarı  ve üstünlükle­rine lâyık  görüyordum.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk gülüş&#8230;  İlk diş, ilk kelime, annesine doğru, genç, güzel ve mutlu annesine doğru ilk adım.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra yedinci  yaş,, okula götürdüğüm gün ne kadar ağlamıştı:  Sanki varlığına evden başka bir ortak  kabul etmek istemiyordu. Fakat bu  böyleydi işte: O da her oğul gibi sokak, okul  ve çarşı arasında, her  gün biraz daha bölünüp gidecekti. Önlenemezdi bu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve on dördüncü yaş: Hırçınlıklar,  iştahsızlıklar&#8230; Bize yeni bir  ortak daha, ortakların en yenilmezi.. Karımın  mağrur telâşları ve  benim ilk endi­şem.</p>
<p style="text-align: justify;">Liseyi, daha sonra fakülteyi  bitirdi. Bu arada, onu biraz daha  iyi yaşatabilmek için, karım düğününden kalma  üç beşibirliği bozdurdu..  Ve o, ilk aşkın rahatsızlığı ile sarsıldı, bizi de  perişan etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece biz ona bütün bütün  bağlanırken, dünyamız artık onunla sınırlanırken&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Sen bizden ayrılıverdin.  Sevgimiz arttıkça sen biraz daha  tedirgin oluyordun. Ben bunu anlıyordum: Sen  bunda biraz da hürriyetine  tecavüz buluyordun.  Fakat annen&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ben biliyorum: Sen, artık odaların bu döşeniş tarzını, hatta bu  evi beğenmiyorsun…  Uçmayı öğrenmiş bir serçe yavrusu gibi, gözün başka  dallarda. Senin düşündüğün, kim bilir ne cici şeydir. Bizi misafir   edeceğin odayı da unutmamışsındır; buna eminim. Bu kadarı da bize…, bana  yeter.  Fakat annen. Bunu sen de seziyor, arada sırada, hattâ sık sık  kardeşlerini nasıl  okutacağından, bizim için neler tasavvur ettiğinden  bahsediyorsun. Fakat birbirimizden niçin gizleyelim; sen böyle   konuşurken sesini titreten şeyde  biraz vicdan burkulması ve daha çok  çaresizliğin acısı yok mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sen bunun  için üzülme, senin elinden ne  gelir; hayat böyle işte, yapamazsın ki…</p>
<p style="text-align: justify;">Ben senin içkiden ne umduğunu biliyorum; alışmayacağına  da eminim&#8230; Fakat annen&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra ben  senin dışarıda ne aradığını, evden niçin kaçtığını da  biliyo­rum. Belki de küçük bir(&#8230;) Ben  onlara düşman değilim; hattâ..,  fakat annen.., kadıncağız böyle birine kapılı  ereceksin diye tir tir  titriyor. Sen gecelerini böyle dışarıda geçirince,  kuruntuları, ışıl  ışıl caddeleri ve gazinoları masal mağaralarına çeviriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat bütün  bunlara ne lüzum var; sen sanki bunları bilmiyor  musun? Ben sanki bütün bu  şeylerin senin kalbini nasıl sızlattığını  bilmiyor muyum? Annen, ben.., sen bize bakma. Bütün  budalalık bizde.  Biraz hasta olmanı bekler gibiyiz. Hâlâ bize en çok ait  olduğun  günlerdeki gibi kalmanı istiyo­ruz.  Değişebileceğini aklımız almıyor.  İşte, gözlerimi bir türlü yüzüne çevire­miyorum,  sana bakamıyorum.  Annen de böyle. Şimdi biz, seni uyandıramayız. Çünkü  düşünmeğe cesaret  edemeden biliyoruz ki, artık senin uykun da değişti. Eskiden  bizi  bekler gibi uyurdun. Evet, artık uykun da  değişti. Hattâ asıl  değişiklik uykularında oldu; sen uykularında da bizden uzaklaştın&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Başımı çevirdim: Ona baktım. Bunu  yaparken romatizmalı kolumu  zorlar gibiydim. Fakat içim birdenbire ferahladı:  Sanki yıllardır  aradığım bir arkadaşımı bulmuştum. Islık çalmak istiyordum.  Perdeleri  indirdim; güneş onu rahatsız edecekti. Benimkilere benzeyen sert ve   siyah sakallı yüzünü hafifçe öperek dışarı çıktım.</p>
<p style="text-align: justify;">Çayımızı içerken karım biraz dalgındı, Ben, küçük oğlumun çayını gizlice,  hiç sevmediği limonla doldurdum.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ftarik-bugra-oglumuz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/tarik-bugra-oglumuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuzata İlköğretim Okulları – Kısa Tanıtım Filmi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzata-ilkogretim-okullari-%e2%80%93-kisa-tanitim-filmi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzata-ilkogretim-okullari-%e2%80%93-kisa-tanitim-filmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 09:52:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2222</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzata-ilkogretim-okullari-%e2%80%93-kisa-tanitim-filmi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="../ocaktv/img/GenelBaskanoguzata.jpg" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Foguzata-ilkogretim-okullari-%25e2%2580%2593-kisa-tanitim-filmi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/oguzata-ilkogretim-okullari-%e2%80%93-kisa-tanitim-filmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://server2.mhp-tv.com/htmldocs/pseudo/cae8f96137d9dee1670d6075285951da33b669fcfaae3e70adae3b726918bb6919cd2b7910807c5e799ed3f9a7bded7d3c1bd91188d7870605d35645ed9911ba/Oguzata_Ilkogretim_Okullari_Egitim_Konagi_Projesi/video.flv" length="51322140" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Sn. Devlet Bahçeli&#8217;nin Referanduma Hayır Kampanyası Aydın Açık Hava Toplantısında Yaptıkları Konuşma</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sn-devlet-bahcelinin-referanduma-hayir-kampanyasi-aydin-acik-hava-toplantisinda-yaptiklari-konusma.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sn-devlet-bahcelinin-referanduma-hayir-kampanyasi-aydin-acik-hava-toplantisinda-yaptiklari-konusma.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 17:46:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lider'den]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Referanduma Hayır Kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[ülkem için “bir hayır yeter”]]></category>
		<category><![CDATA[Yörük Ali Efe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1653</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Vatandaşlarım,Muhterem Aydınlılar, Değerli Dava Arkadaşlarım, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Mazisi şerefle dolu olan Aydın’da bugün bir tarih yazılmaktadır. Eminim ki Türkiye’nin kalbi bugün, Aydın’da atmaktadır. İnanıyorum ki, Türk milletinin gönlü bugün Aydın’dadır. Bozdoğan’dan, Buharkent’ten, Çine’den, Didim’den, Germencik’ten, heyecanla geldiniz. İncirliova’dan, Karacasu’dan, Karpuzlu’dan, Koçarlı’dan, Köşk’ten inançla geldiniz. Kuşadası’ndan, Kuyucak’tan, Söke’den, Sultanhisar’dan, Yenipazar’dan ve nihayet Nazilli’den koşarak geldiniz. Sıcağı, zorlukları, engelleri aşarak Aydın’ın her semtinden şuurla toplantınız. Aziz Ceddimiz Menteşeoğulları’nın hatırasını, Aydınoğulları’nın yadigarını, Osmanoğulları’nın şanını getirdiniz. Terk etmek zorunda kaldığınız Rumeli topraklarının, Adalardaki ecdadımızın hatıralarını getirdiniz. Hoş geldiniz. Milli mücadelenin yüreğini, Cumhuriyetin kurucu ruhunu bu meydanda topladınız. Efelerin, Zeybeklerin, Kızanların kahramanlığını, şöhretini ve yiğitliğini bu meydanda buluşturdunuz. Milli Mücadele kahramanı Hacı Süleyman Efendi’nin torunlarına başkası da yakışmazdı. ‘Yaptıklarımı vatanım için yaptım’ diyen, Durmuş Ali Efe’nin, yiğitler yiğidi Yörük Ali Efe’nin yöresine başka türlüsü de düşmezdi. Yolunuz, yolumuzu aydınlatacak. Desteğiniz bize güç verecek. Haine, zalime ve gaflete düşmüşlere acı bir ders olacak. Kurtuluş yıllarında Türk tarihine damga vuran bu yöreyle buluşmamıza vesile olan Cenabı Allah’a şükrediyorum. Büyük uyanışı ve büyük bir buluşmayı müjdeleyen bu toplantıya katılan herkesi kutluyorum. Hepinizle iftihar ediyorum,. Hepinizle gurur duyuyorum. Sefalar getirdiniz. Şeref verdiniz. Üç hilale göz dikenler, Sloganlarımıza el uzatanlar, Afişlerimizi indirmeye yeltenenler işitsin. Yıkımın taşeronları duysun. Hevesiniz boşuna, çabanız beyhudedir&#8230; Aydın tek yürek olmuş, tek vücut olmuş, Türkiye’nin onuruna sahip çıkmak için, Milli değerlerimizi korumak için, Milli birliğimizi savunmak için, bu meydana toplanmış. Bölünmeye “hayır”, Terör “hayır”, Ayrışmaya “hayır”, Açılıma “hayır”, Açlığa “hayır”, AKP’ye “hayır”, demek için bu meydanda buluşmuş. Ben buradayım , ayaktayım. Üzerimde hesap yapma. Sessizliğime aldanma, uyanığım, Sabrımla oynama, demek için Aydınlı bir araya gelmiş. Rengini şehitlerimizin kanıdan almış al bayrağımızın solmasını, Fitneyle bin yıllık kardeşliğimizin bozulmasını, sineye çekemeyiz. demek için  burada birleşmiş. Ve çok şükür ki, gelemeyip, gönlü kalmış milyonların da, Gidemediğimiz için gönül koymuşların da kulağı, yüreği ve nabzı  burada. Milli mücadeleyi gerçekleştiren ruh bugün bu meydandadır… Erzurum Kongresi’ndeki şuur ve heyecan aynıyla buradadır.. Sivas Kongresi’ndeki milletin azim ve kararlılığı buradadır.. Bu muhteşem manzara, ülkem için “bir hayır yeter” diyenlerin buluşmasıdır. Bu muhteşem manzara, Türk Milleti’ne konan tuzaklara “hayır” diyenlerin şahlanışıdır. Dün manda ve himayeye “hayır” diyenler buradaydı, Ne mutlu ki, bugün açılım denen yıkıma “hayır” diyenler burada. Biz biriz. Biz büyük bir aileyiz. Biz Türkiye’yiz, diyen, Yüreği, Türk milleti için atan, Yüreği, vatan sevgisi ile çarpan, Yüreği, aziz şehitlerimizle yanan, Ve birbiriyle kucaklaşan Türkiye sevdalıları burada. Bu tarihi toplantıyı Aydın ilinde gerçekleştirmenin bahtiyarlığını yaşıyorum. Hepinizle iftihar ediyorum. Aydınlı kardeşlerimi büyük bir muhabbetle bir kez daha selamlıyorum. Sağ olun. Var olun. Aziz Vatandaşlarım, Değerli Aydınlılar, Hepiniz yakından yaşıyorsunuz. Hepiniz derinden hissediyorsunuz. Her biriniz ayrı ayrı şahitsiniz. Sekiz yıla yaklaşmış bir iktidar işbaşında. Dile kolay, kaybedilmiş koca sekiz yıl. Bugün, karşımızdaki manzara, Yoksullaşan, fakirleşen ve küçülen, İşçisi, çiftçisi, köylüsü, emeklisi ve esnafı çökmüş, İşsizliğin ve açlığın pençesine düşmüş, Gelecek ümidi kararmış milyonların yaşadığı bir Türkiye’dir. Bugün, karşımızdaki manzara, Her alanda cephelere bölünen, Milli ve manevi değerleri çatıştırılan, Beraberlik ve birlik ruhu yara almış, Ahlaki yozlaşma batağına saplanmış yaralı bir Türkiye’dir. Bugün, karşımızdaki manzara, Yolsuzluk ve hırsızlığın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong><strong>Muhterem Aydınlılar,</strong></p>
<p><strong>Değerli Dava Arkadaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,</strong></p>
<p>Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p>Mazisi şerefle dolu olan Aydın’da bugün bir tarih yazılmaktadır.</p>
<p>Eminim ki Türkiye’nin kalbi bugün, Aydın’da atmaktadır.</p>
<p>İnanıyorum ki, Türk milletinin gönlü bugün Aydın’dadır.</p>
<p>Bozdoğan’dan, Buharkent’ten, Çine’den, Didim’den, Germencik’ten, heyecanla geldiniz.</p>
<p>İncirliova’dan, Karacasu’dan, Karpuzlu’dan, Koçarlı’dan, Köşk’ten inançla geldiniz.</p>
<p>Kuşadası’ndan, Kuyucak’tan, Söke’den, Sultanhisar’dan, Yenipazar’dan ve nihayet Nazilli’den koşarak geldiniz.</p>
<p>Sıcağı, zorlukları, engelleri aşarak Aydın’ın her semtinden şuurla toplantınız.</p>
<p>Aziz Ceddimiz Menteşeoğulları’nın hatırasını, Aydınoğulları’nın yadigarını, Osmanoğulları’nın şanını getirdiniz.</p>
<p>Terk etmek zorunda kaldığınız Rumeli topraklarının, Adalardaki ecdadımızın hatıralarını getirdiniz.</p>
<p>Hoş geldiniz.</p>
<p>Milli mücadelenin yüreğini, Cumhuriyetin kurucu ruhunu bu meydanda topladınız.</p>
<p>Efelerin, Zeybeklerin, Kızanların kahramanlığını, şöhretini ve yiğitliğini bu meydanda buluşturdunuz.</p>
<p>Milli Mücadele kahramanı Hacı Süleyman Efendi’nin torunlarına başkası da yakışmazdı.</p>
<p>‘Yaptıklarımı vatanım için yaptım’ diyen, Durmuş  Ali Efe’nin, yiğitler yiğidi Yörük Ali Efe’nin yöresine başka türlüsü  de düşmezdi.</p>
<p>Yolunuz, yolumuzu aydınlatacak.</p>
<p>Desteğiniz bize güç verecek.</p>
<p>Haine, zalime ve gaflete düşmüşlere acı bir ders olacak.</p>
<p>Kurtuluş yıllarında Türk tarihine damga vuran bu yöreyle buluşmamıza vesile olan Cenabı Allah’a şükrediyorum.</p>
<p>Büyük uyanışı ve büyük bir buluşmayı müjdeleyen bu toplantıya katılan herkesi kutluyorum.</p>
<p>Hepinizle iftihar ediyorum,.</p>
<p>Hepinizle gurur duyuyorum.</p>
<p>Sefalar getirdiniz. Şeref verdiniz.</p>
<p>Üç hilale göz dikenler,</p>
<p>Sloganlarımıza el uzatanlar,</p>
<p>Afişlerimizi indirmeye yeltenenler işitsin.</p>
<p>Yıkımın taşeronları duysun.</p>
<p>Hevesiniz boşuna, çabanız beyhudedir&#8230;</p>
<p>Aydın tek yürek olmuş, tek vücut olmuş,</p>
<p>Türkiye’nin onuruna sahip çıkmak için,</p>
<p>Milli değerlerimizi korumak için,</p>
<p>Milli birliğimizi savunmak için, bu meydana toplanmış.</p>
<p>Bölünmeye <strong>“hayır”,</strong></p>
<p>Terör <strong>“hayır”,</strong></p>
<p>Ayrışmaya <strong>“hayır”,</strong></p>
<p>Açılıma <strong>“hayır”,</strong></p>
<p>Açlığa <strong>“hayır”,</strong></p>
<p>AKP’ye <strong>“hayır”,</strong> demek için bu meydanda buluşmuş.</p>
<p>Ben buradayım , ayaktayım.</p>
<p>Üzerimde hesap yapma.</p>
<p>Sessizliğime aldanma, uyanığım,</p>
<p>Sabrımla oynama, demek için Aydınlı bir araya gelmiş.</p>
<p>Rengini şehitlerimizin kanıdan almış al bayrağımızın solmasını,</p>
<p>Fitneyle bin yıllık kardeşliğimizin bozulmasını, sineye çekemeyiz. demek için  burada birleşmiş.</p>
<p>Ve çok şükür ki, gelemeyip, gönlü kalmış milyonların da,</p>
<p>Gidemediğimiz için gönül koymuşların da kulağı, yüreği ve nabzı  burada.</p>
<p>Milli mücadeleyi gerçekleştiren ruh bugün bu meydandadır…</p>
<p>Erzurum Kongresi’ndeki şuur ve heyecan aynıyla buradadır..</p>
<p>Sivas Kongresi’ndeki milletin azim ve kararlılığı buradadır..</p>
<p>Bu muhteşem manzara, <strong>ülkem için “bir hayır yeter”</strong> diyenlerin buluşmasıdır.</p>
<p>Bu muhteşem manzara, Türk Milleti’ne konan tuzaklara <strong>“hayır”</strong> diyenlerin şahlanışıdır.</p>
<p>Dün manda ve himayeye <strong>“hayır” </strong>diyenler buradaydı,</p>
<p>Ne mutlu ki, bugün açılım denen yıkıma <strong>“hayır”</strong> diyenler burada.</p>
<p>Biz biriz.</p>
<p>Biz büyük bir aileyiz.</p>
<p>Biz Türkiye’yiz, diyen,</p>
<p><strong>Yüreği,</strong> Türk milleti için atan,</p>
<p><strong>Yüreği,</strong> vatan sevgisi ile çarpan,</p>
<p><strong>Yüreği,</strong> aziz şehitlerimizle yanan,</p>
<p>Ve birbiriyle kucaklaşan Türkiye sevdalıları burada.</p>
<p>Bu tarihi toplantıyı Aydın ilinde gerçekleştirmenin bahtiyarlığını yaşıyorum.</p>
<p>Hepinizle iftihar ediyorum.</p>
<p>Aydınlı kardeşlerimi büyük bir muhabbetle bir kez daha selamlıyorum.</p>
<p>Sağ olun. Var olun.</p>
<p><strong>Aziz Vatandaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Değerli Aydınlılar,</strong></p>
<p><strong>Hepiniz yakından yaşıyorsunuz.</strong></p>
<p><strong>Hepiniz derinden hissediyorsunuz.</strong></p>
<p><strong>Her biriniz ayrı ayrı şahitsiniz.</strong></p>
<p><strong>Sekiz yıla yaklaşmış bir iktidar işbaşında.</strong></p>
<p><strong>Dile kolay, kaybedilmiş koca sekiz yıl.</strong></p>
<p>Bugün, karşımızdaki manzara,</p>
<ul>
<li>Yoksullaşan, fakirleşen ve küçülen,</li>
<li>İşçisi, çiftçisi, köylüsü, emeklisi ve esnafı çökmüş,</li>
<li>İşsizliğin ve açlığın pençesine düşmüş,</li>
<li>Gelecek ümidi kararmış milyonların yaşadığı bir <strong>Türkiye’dir.</strong></li>
</ul>
<p>Bugün, karşımızdaki manzara,</p>
<ul>
<li>Her alanda cephelere bölünen,</li>
<li>Milli ve manevi değerleri çatıştırılan,</li>
<li>Beraberlik ve birlik ruhu yara almış,</li>
<li>Ahlaki yozlaşma batağına saplanmış yaralı bir <strong>Türkiye’dir.</strong></li>
</ul>
<p>Bugün, karşımızdaki manzara,</p>
<ul>
<li>Yolsuzluk ve hırsızlığın kök saldığı,</li>
<li>Vurgun ve talan düzeninin yaygınlaştığı,</li>
<li>İktidarın kanunsuzluk batağına saplandığı,</li>
<li>Menfaat  çeteleri tarafından talan edilmiş,</li>
<li>Dört koldan soyulan bir <strong>Türkiye’dir.</strong></li>
</ul>
<p>Bugün, karşımızdaki manzara,</p>
<ul>
<li>Eli ve zihni kanlı terörün tırmandığı,</li>
<li>Etnik bölücülüğün cesaret kazandığı,</li>
<li>Hükümetin teröristle pazarlık başlattığı,</li>
<li>Bölücülüğün Başbakan ağzından  siyasete taşındığı,</li>
<li>Başbakan’ın “PKK açılımı” ile bölücülüğe kucak açtığı,</li>
<li>İhanetin demokratikleşme denilerek piyasaya sürüldüğü,</li>
<li>İşbirlikçi kuşatma altında milli varlığına kastedilmek istenen bir <strong>Türkiye’dir.</strong></li>
</ul>
<p>Bugün, karşımızdaki manzara,</p>
<ul>
<li>Milli birliği ve varlığı tehdit edilen,</li>
<li>Milli kimliği sorgulanan,</li>
<li>Milli değerleri aşağılanan,</li>
<li>Kuruluş esasları yıkılmak istenen,</li>
<li>Bin yıllık kardeşliği suikastın hedefi haline gelen,</li>
<li>Etnik ayrışma ve çatışma ortamına sürüklenen,</li>
<li>Çözülen, parçalanmak ve bölünmek istenen bir <strong>Türkiye’dir.</strong></li>
</ul>
<p>Bugün ülkemizin ufkunda kara bulutlar toplanmaktadır.</p>
<ul>
<li>Türkiye her yönden kuşatılmaktadır.</li>
<li>Milli değerlerimiz hor görülmektedir.</li>
<li>Milli kimliğimiz tartışılmaktadır.</li>
<li>Devlet yapımız sorgulanmaktadır.</li>
<li>Bölücü tahrikler hayasızca sürmektedir.</li>
<li>İhanet sokak sokak kol gezmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>AKP her alanda teslim olmuştur.</strong></p>
<p>Irak’ta aşiret reislerine teslim olmuştur.</p>
<p>Dağlarda teröriste.</p>
<p>Kıbrıs’ta Rumlara teslim olmuştur.</p>
<p>Tarihte Ermenilere.</p>
<p>Sokaklarda bölücülere teslim olmuştur.</p>
<p>Ve, sıra Türkiye’yi teslim etmeye gelmiştir.</p>
<p>Burada,  Aydınlıların huzurunda diyeceğim şudur:</p>
<p>Hayır Sayın Başbakan,</p>
<p>Hayır AKP temsilcileri!</p>
<p>Biz buna fırsat vermeyeceğiz.</p>
<p>Asla başaramayacaksınız.</p>
<p>Asla kaçamayacaksınız.</p>
<p>Türk milletinin merhametine asla sığınamayacaksınız.</p>
<p>Yaptıklarınızın hesabını millet önünde tek tek vereceksiniz.</p>
<p>Buradan bu çürümüş zihniyete sesleniyorum:</p>
<p>Milli varlıklarımızı peşkeş için yaptığınız işbirliğinin,</p>
<p>Tezgah altı ilişkiler ile kirlettiğiniz siyasetin,</p>
<p>Zihniyetinize alan açmak için karıştırdığınız adaletin,</p>
<p>İşportaya indirdiğiniz diplomasinin,</p>
<p>İnsanımızı düşürdüğünüz sefaletin bedelini ödeyeceksiniz.</p>
<p>En önemlisi,</p>
<p>Milli bünyemizde açtığınız derin yaraların,</p>
<p>Bölücüye verdiğiniz cesaretin,</p>
<p>Dökülen kanın, incinen canın,</p>
<p>Ve, her gün bir bir artan aziz şehitlerimizin hesabını mutlaka vereceksiniz.</p>
<p>Milliyetçi Hareket Partililer olarak bunun hesabını biz soracağız.</p>
<p>Ve bu hesabın ilki Referandum’da verilecek <strong>“hayır”</strong>la başlayacaktır.</p>
<p>Bu karanlık Türkiye manzarasının tek sorumlusu vardır:</p>
<p>Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetleridir.</p>
<p>Adına açılım denmiş, ihanet maskelenmiştir.</p>
<p>Adına açılım denmiş, nifak ve fesat sergilenmiştir.</p>
<p>Adına açılım denmiş, terörist kucaklanmıştır.</p>
<p>Adına açılım denmiş şehadet aşağılanmıştır.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan açıldıkça, eşkıya azmıştır.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan açıldıkça, hıyanet tırmanmıştır.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan açıldıkça, şehitler artmıştır.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan açıldıkça, analar ağlamıştır.</p>
<p>Daha geçtiğimiz günlerde dört polis memurumuzu daha toprağa verdik.</p>
<ul>
<li>Şehit polislerimiz Kadirlili Emre Yalçın,</li>
<li>Osmaniyeli Hasan Aslan,</li>
<li>Gaziantepli<strong> </strong>Fatih Yıldız,</li>
<li>Kilisli Hacı Ali Arap Hakk’a kavuştular.</li>
</ul>
<p>AKP’nin açılımı, dört can daha aldı.</p>
<p>AKP açıldıkça, dört ana daha ağladı.</p>
<p>AKP açıldıkça, dört evin feryatları daha yürekleri dağladı.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’a ise bölücü sanatçının “ağlama bebek” şarkısını söyleyerek, sahte sızlanmalarını tekrarlamak düştü.</p>
<p>Milletin aklıyla alay etmek  düştü.</p>
<p>Şehit ocağındaki ağıtlar onun eseri.</p>
<p>Şehidin ağlayan yavrusu onun ihmali.</p>
<p>Şehidin dizini döven ananın sorumlusu o.</p>
<p>Şiirlerde, şarkılarda aranacak bahane yok.</p>
<p>Bebekleri ağlatan sensin.</p>
<p>Bebek katilini ise güldüren sensin.</p>
<p>Ve ne talihsizliktir ki, bir sene önce AKP  tarafından Polis Okulu’nun salonlarında başlatılan alçaklıklar, döndü  dolaştı kahraman polisimize mermi olarak ulaştı.</p>
<p>Açılım denen teröristle müzakere, terörle  işbirliği arayışı, kurşun oldu, bomba oldu, mayın oldu sokaklara,  evlere, kışlalara, karakollara ihanet olarak düştü.</p>
<p>Açılımın pisliği, terörle mücadelede  yiğitlikleri asla unutulmayacak, can verenlerin şehit olduğu,  gazilerinin mermi izlerini şerefle taşıdığı Özel Timlere saklı kalmış  kinlerini kusanların alçaklıklarına kadar ulaştı.</p>
<p>Dikkat ediniz, bugün polisimize, askerimize kurşun sıkanların adresi Amanoslar’dır.</p>
<p>Bu dağın yöredeki adı Gâvurdağı’dır.</p>
<p>Geçmişte AKP yöneticileri Sivas-Gâvurdağı diye bir hat çizmişlerdi.</p>
<p>Bu hattın ötesine gitmediğimizi söylemişlerdi.</p>
<p>Ve hatırlarsınız, ısrarla bir tertibin içine girmemizi istemişlerdi.</p>
<p>İşte, o oyunun devamı budur.</p>
<p>İşte, kafalardaki AKP sınırının sonucu budur.</p>
<p>İşte, teröriste kılavuzluk yapmanın akıbeti budur.</p>
<p>Gâvurdağındaki terörün anlamı da burada aranmalıdır.</p>
<p>Türk milletinin verdiği yetkiyi kullanmayarak,  ihanet merkezi Kandil’e harekat yapamayan hükümet acizdir, korkaktır,  kötü niyetlidir.</p>
<p>Çaresiz İçişleri Bakanı’nın durumu kurtarmak,  vaziyeti idare etmek için “Amanosları temizleyin” sözleri ise tamamen  anlamsızdır, kasıtlıdır ve sonuçsuzdur.</p>
<p>Bu gerekçeler onları hesap vermekten kurtaramayacaktır.</p>
<p>Çırpınışları boşuna, bahaneleri beyhudedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muhterem Aydınlılar,</strong></p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’mizin geleceğinde şerefle hatırlanacak bir sayfa daha açtınız.</p>
<p>Bütün Türkiye ve milletimiz, mukaddesatımızın tüm vatan sathında şahlanışına bir kez daha şahit oldu.</p>
<p>Şehit düşmüş aziz vatan evladımızı muhteşem katılımlarla hakka uğurladınız. Son vazifenizi yaptınız.</p>
<p>Hakkari&#8217;nin Şemdinli ilçesindeki terörist  saldırıda şehit olan aziz Mehmetçiğimiz Mehmet Ali Tosun’u da diğer  sayısız evlatlarımız gibi Aydın&#8217;da toprağa verdiniz.</p>
<p>Haklarını helal etsin.</p>
<p>Mekanı cennet olsun.</p>
<p>Kabri nur dolsun.</p>
<p>Allah hepsinden razı olsun.</p>
<p>Ve sizler sanki kendi evinizden bir şehit çıkmış gibi ayağa kalktınız.</p>
<p>Ateş sanki sizin evinize düşmüşçesine, göz yaşını akıttınız, dualar ettiniz.</p>
<p>Şehidi kendi evladınız bildiniz, sahip çıktınız.</p>
<p>Size, büyük Türk milletine yakışanı yaptınız.</p>
<p>Aciz Hükümet,</p>
<p>Kandile gitmeye korkarken.</p>
<p>Peşmerge ile kucaklaşırken,</p>
<p>Amerika’ya boyun eğerken,</p>
<p>Bebek katili ile tokalaşırken,</p>
<p>Açılım diyerek PKK’yı azdırırken,</p>
<p>Sizler şehidinizi bağrınıza bastınız.</p>
<p>Bu tavrınızla,</p>
<p>Kimliğini kaybetmiş,</p>
<p>İnancını kaybetmiş,</p>
<p>Ahlakını kaybetmiş,</p>
<p>İpler artık elinden kaçmış,</p>
<p>Başkalarına teslim olmuş,</p>
<p>Tükenmiş, bitmiş ve çamura batmış bir yönetime milli bir duruşun nasıl olacağını gösterdiniz.</p>
<p>Vatanı sevmenin bedelinin ne olabileceğini bilmeyenlere haykırdınız.</p>
<p>Ve hep bir ağızdan dediniz ki;</p>
<p><strong>“Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” </strong></p>
<p>Haykırışlarınız Irak’ta yankılandı.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’a ulaştı.</p>
<p>Okyanus ötesini aştı.</p>
<p>Sesinizi tüm dünya işitti.</p>
<p>Ve o gün buraya bir pankart astınız.</p>
<p>Başbakanın resmini küresel zalimle yan yana koydunuz.</p>
<p>Ve altına şunları yazdınız:</p>
<p><strong>“Sen açıldıkça analar ağlıyor”</strong></p>
<p><strong>İşte açılımın özeti bu.</strong></p>
<p><strong>İşte açılımın sonucu bu.</strong></p>
<p>Aydınlı faili bulmuş.</p>
<p>Aydınlı sorunu tespit etmiş.</p>
<p>Ve Aydınlı kararını vermiş.</p>
<p>Başbakan açıldıkça, İmralı Canisi doğruldu.</p>
<p>Başbakan açıldıkça, terör dirildi.</p>
<p>Başbakan açıldıkça bölücülük zirve yaptı.</p>
<p><strong>İşte Başbakan Erdoğan’ın yıkımı bundan ibaret.</strong></p>
<p>Kim, bu rezalete sessiz durabilir?</p>
<p>Kim, bu hıyanete göz yumabilir?</p>
<p>Kim, bu gidişata boyun eğebilir?</p>
<p>Yüreğinde vatan sevgisi olanlar buna dayanmaz.</p>
<p>Gönlünde millet sevdası olanlar buna katlanmaz.</p>
<p>Önüne konan yıkım projelerini elinin tersiyle iter, “<strong>hayır” </strong>der.</p>
<p>Tıpkı işgal yıllarında Aydınlı’nın yaptığı gibi.</p>
<p>Çözülmeyi, ayrılmayı, parçalanmayı reddeder, “<strong>hayır” </strong>der.</p>
<p>Tıpkı milli mücadelede efelerin yaptığı gibi.</p>
<p>Buradan Aydınlılara soruyorum:</p>
<ul>
<li>Öz vatanınızda sığıntı olarak yaşamaya razı olacak mısınız? (Hayır)</li>
<li>Kendi yurdunuzda etnik kalıntı görülmeye rıza gösterecek misiniz? (Hayır)</li>
<li>Otuz altıya bölünüp, liğme liğme ayrılıp yıkıma göz yumacak mısınız? (Hayır)</li>
</ul>
<p>İşte “hayır”ın anlamı budur.</p>
<p>“Hayır”dan muradımız da budur.</p>
<p>Bu meydandaki heyecan bunun işaretidir.</p>
<p>Bu meydandaki haykırışlar bunun müjdesidir.</p>
<p><strong>“Hayır”</strong>, şer odaklarına, inecek bir şamardır.</p>
<p><strong>“Hayır”</strong> , yıkım lobilerine atılacak tokattır.</p>
<p><strong>“Hayır”</strong> , tehditlere karşı milli şahlanıştır.</p>
<p>Sağır kulaklara, kör gözlere, tutulmuş akıllara ve kiralık kalemlere aldanmayın.</p>
<p>Kendisine eski diyen işbirlikçilere kanmayın, inanmayın, aldırmayın.</p>
<p>Dün <strong>“hayır” </strong>dedik, düşmanı defettik.</p>
<p>Dün <strong>“hayır” </strong>dedik, işgali bitirdik.</p>
<p>Dün <strong>“hayır” </strong>dedik, Cumhuriyeti kurduk.</p>
<p>Ve dün <strong>“hayır”</strong>dedik, Türk milletinin haysiyetini dünyaya duyurduk.</p>
<p>Bu “hayır”da en az onlar kadar önemli.</p>
<p>Bu “hayır” da en az onlar kadar hayati.</p>
<p>Artık, küresel oyun bitmelidir.</p>
<p>Artık, rezaletlerin sahnesi yıkılmalıdır.</p>
<p>Artık, ihanetlerin perdesi yırtılmalıdır.</p>
<p>Zira, beklemeye tahammül kalmamıştır.</p>
<p>Türkiye tarihi bir yol ayrımındadır.</p>
<p>Zira, oyalanmak için vakit tükenmiştir.</p>
<p>Türk milleti için karar anı gelmiştir.</p>
<p>12 Eylül 2010 tarihinde “AKP” oylanacaktır.</p>
<p>Şimdi sizlere soruyorum, elinizi vicdanınıza koyunuz ve cevap veriniz:</p>
<p>AKP hükümetinin sekiz yıla yaklaşan icraatında;</p>
<p>Yoksulluk bitirilmiş midir? (Hayır)</p>
<p>Terör ortadan kalkmış mıdır? (Hayır)</p>
<p>İhanet ve yıkım tehlikesi azalmış mıdır? (Hayır)</p>
<p><strong>Ya, </strong><strong>şimdiki gibi hayır denilerek</strong>, Türkiye Cumhuriyeti, ihanetin belini kıracak ve kökünü kazıyacaktır.</p>
<p><strong>Ya, evet çıkacak sonuçlarla, </strong>ihanet cephesi Türk milletinin yaşama iradesini kırarak ülkeyi kanlı bir bölünme ve çatışma sürecine sokacaktır.</p>
<p>Bunu görmemek için</p>
<p>Ya derin bir uykuya dalmış olmak,</p>
<p>Ya büyük bir gaflete sürüklenmek,</p>
<p>Ya da Başbakan Erdoğan gibi hıyanete boyun eğmek gerekmektedir.</p>
<p>Bu zillete, bu rezalete, bu ihanete dur demenin, hayır demenin zamanı çoktan gelmiştir.</p>
<p>İnanıyorum ki, Aydınlılar da ve ülkemizin her yerindeki kardeşlerim de aynı inançla haykıracak ve</p>
<p>Teslimiyete “<strong>hayır”</strong>, diyecektir.</p>
<p>Tavize “<strong>hayır”</strong>, diyecektir.</p>
<p>Sömürüye “<strong>hayır”, </strong>diyecektir.</p>
<p>Ayrılığa ve kavgaya “<strong>hayır”</strong>, diyecektir.</p>
<p>Bu kararlılığı bu meydanda görüyorum.</p>
<p>Aydınlının coşkusundan bunu anlıyorum.</p>
<p>Unutma, <strong>ülken için yalnızca “bir hayır yeter”.</strong></p>
<p>Bir <strong>“hayır” </strong>senden.</p>
<p>Bir <strong>“hayır” </strong>annenden, babandan.</p>
<p>Bir <strong>“hayır”</strong> da eşinden, oğlundan, kızından.</p>
<p>Bir <strong>“hayır” </strong>abinden, ablandan, kardeşinden.</p>
<p>Bir <strong>“hayır”</strong> komşundan, akrabandan, dostundan.</p>
<p>Şehit haberlerine sansür getiren Başbakana inat,</p>
<p>Şehitlere sahip çıkanları suçlayan AKP’ye inat,</p>
<p>Bu meydanı milletten esirgemeye çalışan acizlere inat,</p>
<p>Açılımı destekleyen Barzani’ye, Okyanus ötesine ve İmralı’ya inat,</p>
<p>İnancım odur ki;</p>
<p>Hayırlar, bir çığ gibi büyür ve ülken için hayırlara vesile olur.</p>
<p>Hayırlar, bir bir artar ve açılımın aktörlerine ibret olur.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’a da 13 Eylül günü hayırlı bir ders olur .</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muhterem Aydınlı kardeşlerim,</strong></p>
<p>Kanlı terör bütün şiddetiyle sürmektedir.</p>
<p>Ayaklanma provaları hükümetin nezaretinde yapılmaktadır.</p>
<p>Şehitler, eylemler, saldırılar artmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin ve Türk milletinin içinde bulunduğu ortam son derece vahimdir ve endişe vericidir.</p>
<p>Hükümet ülkenin temel sorunlarını çözme iradesini kaybetmiş, yorulmuş ve süreçlere teslim olmuştur.</p>
<p>Devlet kurumları arasında olması gereken ahenk kaybolmuş, huzursuzluk ve uyumsuzluk had safhaya ulaşmıştır.</p>
<p>Milletimizi parçalara ayırarak yeni azınlıklar yaratma çabaları hükümet eliyle hız kazanmıştır.</p>
<p>Toplumun tahammülü kalmamıştır.</p>
<p>Öfkesi artmıştır ve hükümete kızgındır.</p>
<p>Temiz vicdanlar isyan noktasına gelmiştir.</p>
<p>Kardeşliğimiz tehlikeye atılmıştır.</p>
<p>Mukaddesatı istismar edilmiştir.</p>
<p>Ayrışma ve kutuplaşma tehlikesi baş göstermiştir.</p>
<p>Hükümetin kimlik tahrikleri toplumsal öfkeyi biriktirmiştir.</p>
<p>Başbakan’ın ayrımcı mesajları fay kırıkları oluşturmaya başlamıştır.</p>
<p>Yıllardır birbirine sokularak yaşayan toplum fertleri ayrışma eğilimi göstermeye başlamıştır.</p>
<p>Mahalleler, semtler, sokaklar, komşular arasında keskin sınırlar çizilmeye başlanmıştır.</p>
<p>İşte İnegöl, işte Dörtyol’daki gelişmeler ortada.</p>
<p>Bu gergin ve hassas ortam hepimize ayrı bir sorumluluk yüklemektedir.</p>
<p>Biz birlikte yaşadığımız beşeri varlığı; kökü,  kökeni ve mezhebi ne olursa olsun tamamını “Türk milleti” tanımı içinde  kucaklayan bir anlayışın temsilcileriyiz.</p>
<p>Hiçbirisinin diğerinden ayrı düşünmemiz, birini diğerine tercih etmemiz asla söz konusu olmamalıdır.</p>
<p>Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, tahrikler ne kadar büyük bulunursa bulunsun, çözüm sokak değildir.</p>
<p>Devletimiz ayaktadır.</p>
<p>Terörü de bölücülüğü de önleyecek gücü vardır.</p>
<p>Olmayan şey hükümettir.</p>
<p>Bu güç yalnızca onu harekete geçirecek bir irade beklemektedir.</p>
<p>Milliyetçi Hareketin iktidarı bunların hepsini devlet ve hükümet imkanları ile önleyecektir.</p>
<p>Milliyetçi Hareketin mensupları asla sokakta olmayacaktır.</p>
<p>Milletine hizmet ve terörü bitirmek için iktidarda olacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muhterem Vatandaşlarım,</strong></p>
<p><strong>Aziz Aydınlılar,</strong></p>
<p>41 gün sonra referandum sandığı karşında olacak.</p>
<p><strong>Elbette ki ülke de senin, karar da senin. </strong></p>
<p>Bize uyarmak düşer.</p>
<p>Bize uyandırmak düşer.</p>
<p>Bize hatırlatmak düşer.</p>
<p>Ancak son pişmanlık fayda etmez.</p>
<p>Atılan ok geri dönmez.</p>
<p><strong>İş işten geçmeden iyi düşün.</strong></p>
<p><strong>Doğru karar ver.</strong></p>
<p><strong>Tuzakları gör.</strong></p>
<p><strong>Oyunu oku.</strong></p>
<p><strong>Hileleri fark et.</strong></p>
<p>Sandık başına gittiğinde.</p>
<p>Hür iradenle,</p>
<p>Tertemiz vicdanınla,</p>
<p>Yüksek ahlakınla,</p>
<p>Ve milli şuurunla baş başa kalacaksın.</p>
<p><strong>Ve eminim ki ülken için yüreğini ortaya koyacaksın.</strong></p>
<p>Deniyor ki demokrasi gelecek,</p>
<p>Açılım denen yıkımın neticesi ortada. Kan, gözyaşı, şehadet.</p>
<p><strong>Aldanmayacaksın. </strong></p>
<p><strong>12 Eylül’de yalnızca “hayır” diyeceksin.</strong></p>
<p>Deniyor ki özgürlükler artacak.</p>
<p>Habur’da AKP’nin teslim törenlerini öfkeyle izledin. Düzmece mahkemelere ibretle şahit oldun.</p>
<p><strong>İnanmayacaksın,</strong></p>
<p><strong>12 Eylül’de yalnızca “hayır” diyeceksin.</strong></p>
<p>Deniyor ki rejim güvenceye kavuşacak.</p>
<p>AKP’nin partimizin pankartına ne yaptığını gördün.</p>
<p><strong>Kulağını tıkayacaksın</strong></p>
<p><strong>12 Eylül’de yalnızca “hayır” diyeceksin.</strong></p>
<p>Deniyor ki, 12 Eylül’le hesaplaşılacak.</p>
<p>Gece yarısı muhtıralarını sineye çekenlerin,</p>
<p>28 Şubatı unutanların ve zoru görünce gemiyi terk edenlerin,</p>
<p>Daha da önemlisi ara rejimin ürünü olanları bileceksin.</p>
<p>İhtilal başını, Okyanus ötesinden cennetlik ilan edenleri öğreneceksin.</p>
<p><strong>Gülüp geçeceksin.</strong></p>
<p><strong>12 Eylül’de yalnızca “hayır” diyeceksin.</strong></p>
<p>Deniyor ki, şeffaflık gelecek.</p>
<p>Kendileri için vergi affı, belge affı getirenlere, dokunulmazlıkların arkasına sığınanlara, kanundan kaçanlara inanmayacaksın.</p>
<p><strong>Uyanık olacaksın.</strong></p>
<p><strong>12 Eylül’de yalnızca “hayır” diyeceksin.</strong></p>
<p>Deniyor ki, barış ve huzur gelecek, kardeşlik artacak.</p>
<p>Belki bir yıl önce bilmiyordun ama başbakanın kanlı açılımını, açıldıkça nifak saçtığını yaşadın ve gördün.</p>
<p>AKP’nin taş atan çocukların, mermi atan ağabeyleri dağlardan kurşun yağdırdı, evlatlarımızı aramızdan aldı.</p>
<p>Toplum bir barut fıçısı gibi öfke biriktirdi.</p>
<p>Çatışmanın fitilini Başbakanın ateşlediğini göreceksin.</p>
<p><strong>Artık yeter diyeceksin.</strong></p>
<p><strong>12 Eylül’de yalnızca “hayır” kararı vereceksin.</strong></p>
<p>Ve utanmadan, sıkılmadan, ahlaksızca deniyor ki, Milliyetçi Hareketin tabanı “hayır” demeyecekmiş.</p>
<p>Bizi kendi siyaset anlayışlarıyla yorumluyorlar.</p>
<p>Milliyetçi Harekete gönül vermişleri kendi partileri ile kıyaslıyorlar.</p>
<p>Zannediyorlar ki bizde tavan ve taban diye sınıflaşma var.</p>
<p>Bizim siyasetimizde alt ve üst gibi tabakalaşma var.</p>
<p>Bizde olan yalnızca Türkiye Sevdalılarıdır.</p>
<p>Bizde olan yalnızca dava adamlarıdır.</p>
<p>Ve işte onlar da buradalar, tıpkı ülkemin her yerinde olduğu gibi.</p>
<p>Aydın’da buluşmuşlardır. Tıpkı yurdumun her hanesinde ekran başında toplananlar gibi.</p>
<p>Kutlu Bilge Kağan asırlar önce buyurmuş:</p>
<p>Bizde tavan gök kubbe, taban kara topraktır.</p>
<p>Arasındaki beşeriyet de üzerine titrediklerimizdir.</p>
<p>Sevincini paylaştığımız zaferler,</p>
<p>Üzüntüsüne döktüğümüz gözyaşlarıdır.</p>
<p>İşte bu davanın gerçek sahipleri burada.</p>
<p>Hepsi aynı, hepsi beraber, hepsi inançlı, hepsi kararlı, hepsi bir.</p>
<p>Sizlere soruyorum.</p>
<p>Cevabınızı bütün Aydın duymalı, Ege’de yankılanmalı,</p>
<p>Başbakanın açılımına yumruk gibi vurmalı.</p>
<p>Bizi tavan ve taban diye ayırmaya çalışan zavallıların suratına;</p>
<p>Size, kafatasçı, faşist, ırkçı, katil, mafya, namaz kılmaz diyenlerin,</p>
<p>Sizin kandan beslendiğinizi söyleyenlerin yüzüne şamar gibi inmeli.</p>
<p>Ve soruyorum.</p>
<p>Türk milletinin kardeşliğini bozanları unutacak mısınız? (Hayır)</p>
<p>Manevi değerleri istismar edenleri unutacak mısınız? (Hayır)</p>
<p>Ülkemizi yoksulluğa mahkûm edenleri unutacak mısınız? (Hayır)</p>
<p>Şehide kelle, katile sayın, eşkıyaya abi diyenleri unutacak mısınız? (Hayır)</p>
<p>“Şehitler ölmez vatan bölünmez” sözünü tahrik sayanları unutacak mısınız? (Hayır)</p>
<p>İşte, Milliyetçi Hareketin cevabı bu.</p>
<p>İşte, tertemiz insanımızın kararı bu.</p>
<p>İşte, milletin  azmi, inancı, yüreği ve sesi bu.</p>
<p>İşte, yıkım aktörlerini titretenler burada.</p>
<p>İşte, zalimlerin yüreğine korku veren karşılık bu haykırışta.</p>
<p>41 gün sonra sandık önünde:</p>
<p>Hiçbir ipoteğe takılmadan,</p>
<p>Tehditlere aldırmadan,</p>
<p>Siyasi rüşvetleri elinin tersiyle iterek,</p>
<p>İstismarcılara Osmanlı tokadı indirerek,</p>
<p>Açılım denen uçurumu, proje denen yıkımı reddederek,</p>
<p>Ahlaksızlığa, Yoksulluğa, Yolsuzluğa, ve Gözyaşına,</p>
<p>Yetti artık, buraya kadar diyerek, tercihini kullanacaksın.</p>
<p>Unutmayın,</p>
<p>Ne demokrasi arayışı, ne özgürlük beklentisi, ne birlik ve beraberlik hevesi bunların hepsi yalan, bunların tamamı tuzak.</p>
<p>Niyet bozuk, maksat kuşkulu, aktörler sinsi, figüranlar hesap içinde.</p>
<p>Ama çok şükür ki milletimiz durumun farkına vardı.</p>
<p>Aydınlılar bu gerçeğin şuuruna erişti.</p>
<p>Hayır diyen haykırışları Menderes’ten taştı,</p>
<p>Aydın dağlarını aştı,</p>
<p>Yıkıma ve çözülmeye hayır diyen kararları işbirlikçilere ulaştı.</p>
<p>Oyunu okuyanlar burada.</p>
<p>Oyunu görenler burada.</p>
<p>Ve oyunu bozacak olanlar da bu meydanda.</p>
<p>Hepinizi kutluyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Muhterem Aydınlılar,</strong></p>
<p><strong>Aziz Vatandaşlarım,,</strong></p>
<p>Hükümet yıpranmış, yorgun ve başarısızdır.</p>
<p>Vatandaş, yoksul, umutsuz ve çaresizdir.</p>
<p>Ekonomi krizde, çözümsüz ve kötüdür.</p>
<p>Uluslararası ilişkiler başarısız, teslimiyetçi ve dengesizdir.</p>
<p>Devlet aciz, kararsız ve atıldır.</p>
<p>Güven azalmış, terör artmış, huzur yoktur.</p>
<p>Toplum tedirgin, öfkeli ve kaygılıdır.</p>
<p>Bu ağır şartlar altında sandıkta yapılacak hesaplaşma yaklaşmıştır.</p>
<p>Türk Milleti’nin onuru ile oynayan çetelerinin yakasına yapışmak vatan borcudur.</p>
<p>Bu milli hesaplaşma her ilde, her ilçede ve her beldede, vatanın her köşesinde, sandık başında yapılacaktır.</p>
<p>Yarın daha geç olmadan, bu zihniyetin durdurulması için AKP’ye yapılacak her ikaza ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bugün değilse yarın diyerek, sabırla ve belki  düzelir ümidiyle bekleyen Türkiye’nin, bu ağır tabloyu daha fazla  taşımasının imkânı da kalmamıştır.</p>
<p>Büyük Türk milleti de,  Aydınlılar da:</p>
<p>Bölünmeye, parçalanmaya  <strong>“hayır”</strong> diyecektir.</p>
<p>Teröristle kucaklaşmaya, terörle yaşamaya <strong>“hayır” </strong>diyecektir.</p>
<p>Açılım denen yıkıma <strong>“hayır”</strong> diyecektir.</p>
<p>Haydi 12 Eylül’de “hayır” diyelim ve bu oyuna son verelim.</p>
<p>Yüreğinizdeki heyecanı görüyorum.</p>
<p>Yüzünüzdeki öfkeyi görüyorum.</p>
<p>Gönlünüzdeki inanca şahidim.</p>
<p>Bu gün bu meydandan inanç ve güven tazeleyerek ayrılıyorum</p>
<p>Türkiye ümitsiz değildir; ümit bugün bu meydandadır.</p>
<p>Türkiye çaresiz değildir, çare bugün bu meydandadır.</p>
<p>Bu heyecanınızı, sandıkta “hayır”a dönüştüreceğinize yürekten inanıyorum.</p>
<p>Çünkü Türkiye’nin ve Türk milletinin kurtuluşu için başka çare kalmamıştır.</p>
<p>Türkiye’mizin bir yıkıma sürüklenmesini önlemek, hepimiz için tarihi ve milli bir görevdir.</p>
<p>Milliyetçi Hareket ve ona gönül veren vatandaşlarım bunun farkında ve bilincindedir.</p>
<p>Bu süreçte karşımıza çıkarılacak her türlü engeli Cenab-ı Allah’ın izniyle <strong>mutlaka aşacağız ve mutlaka başaracağız.</strong></p>
<p>Milliyetçi Hareketin Türkiye sevdalısı kardeşlerim, bilmenizi istiyorum ki,</p>
<p>İçten ve dıştan çepeçevre kuşatılan Türkiye’nin ümidi sizsiniz.</p>
<p>Kuşatmayı yaracak ve milleti yalandan, dolandan, istismardan ve soygundan kurtaracak olan sizlersiniz.</p>
<p>Bu yüzden de hedefte siz varsınız.</p>
<p>İftiralar, fitneler size yönelik.</p>
<p>Ancak, kimler hangi tertipler içinde olursa olsun?</p>
<p>Kimler nasıl bir tuzak kurmaya çalışırsa çalışsın?</p>
<p>Milletimiz uğruna ne baskılardan yılacağız, ne yolumuzdan döneceğiz.</p>
<p>Ne geri adım atacağız, ne dayatmalara boyun eğeceğiz.</p>
<p>Hak bildiğimiz, doğru olduğuna inandığımız yolda sonuna kadar gideceğiz.</p>
<p>Milletimizin can yoldaşı, ecdadımızın temsilcisi olmayı sürdüreceğiz.</p>
<p>Niyet sahipleri ayaklarını dek alsınlar, kuru tehditlere papuç bırakmayacağız.</p>
<p>Ve nereden gelirse gelsin her türlü saldırıyı da anında def edeceğiz.</p>
<p>AKP anayasasına sonuna kadar “Hayır” diyeceğiz.</p>
<p>Bu vesile ile bize kucağını açan, buluşma fırsatını veren Aydınlı vatandaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Hepinize ayrı ayrı sağlık, mutluk ve esenlik dolu günler diliyorum</p>
<p>Yaklaşmakta olan mübarek Ramazan’ın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.</p>
<p>Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.</p>
<p><strong>Yolunuz, bahtınız, ve alnınız açık olsun.</strong></p>
<p><strong>Ne mutlu Türküm diyene!</strong></p>
</div>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsn-devlet-bahcelinin-referanduma-hayir-kampanyasi-aydin-acik-hava-toplantisinda-yaptiklari-konusma.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sn-devlet-bahcelinin-referanduma-hayir-kampanyasi-aydin-acik-hava-toplantisinda-yaptiklari-konusma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinan GÜLER &#8211;  Besleme Basının 8 Yıllık Serüveni ve Referandum</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sinan-guler-besleme-basinin-8-yillik-seruveni-ve-referandum.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sinan-guler-besleme-basinin-8-yillik-seruveni-ve-referandum.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 17:42:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1651</guid>
		<description><![CDATA[Bugün AKP iktidarıyla ideolojik, siyasî ve ticarî sahalarda -en kibar ve hafif tabirle- dirsek temasında bulunan medya kuruluşları ve bu kuruluşların yayın organlarının tutumları ve siyasî süreçte oynadıkları rol; sağduyulu, Türk milletinin ve devletinin çıkarlarını düşünen, demokrasiye ve ifade özgürlüğüne inanan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını haklı olarak kaygılandırmaktadır. AKP’nin bugün tek başına siyasî iktidarda olmanın verdiği kudreti; ekonomik gelişme sağlayarak işçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, işsizin yüzünü güldürmek veya terörü bitirip şehit analarının gözyaşını dindirmek için kullanmıyor olması kimseyi yanıltmamalıdır. Sadece “medya” alanına bakıldığında dâhi, AKP’nin elindeki kudreti, iktidarı döneminde gayet pervasız bir biçimde kullandığı görülecektir. AKP’nin siyasî iktidar olduğu 2002 Kasım’ından bugüne medya kuruluşlarının mülkiyet yapısındaki değişim ve buna paralel olarak medyanın topluma enjekte ettiği içerikteki değişim tüm çıplaklığıyla gözler önündedir. Kamu bankalarından usulsüz bir biçimde sağlanan astronomik kredilerle yandaş işadamlarının büyük medya patronu yapıldığı, rahatsız olunan medya kuruluşları ve patronlarına malî yaptırımların uygulandığı, buna karşılık yandaş medya patronunun oteller zinciri sahibi yapıldığı bu sekiz yıllık süreçte AKP kıstaslarına göre “uygunsuz” bazı gazetecilerin kovulmaları sağlanmış, basın meslek ilkeleri ve etiğini fütursuzca çiğneyen ve ahlâksızca AKP borazanlığı yapan sözde gazeteciler ise, televizyon ekranlarını ve gazete sütunlarını adeta işgal etmişlerdir. Elbette ki bunların yaşandığı süreçte; AKP, halkın menfaatleri uğrunda kullanmadığı siyasî kudreti, kendi diktatöryal hayallerini gerçekleştirmenin en önemli ayaklarından biri olarak gördüğü medyanın ele geçirilmesi -yani AKP’lileştirilmesi- uğrunda pervasızca kullanmıştır. AKP’nin medyanın bir kısmını şer cephesine yerleştirip, bu şer cephesine yerleştirdiği medya kuruluşlarına baskı yapması; kendi yarattığı medya gruplarına ise her türlü kolaylık ve maddî yardımı yapması, Türk basın tarihinin ve Türk siyasî hayatında medya-iktidar ilişkilerinin geçmişini bilenleri çok gerilere götürmektedir. Sultan Abdülhamit döneminde İçişleri Bakanlığı’na bağlı resmî bir sansür heyeti vardı. Bu dönemde gazete yazı işleri müdürleri, bir gün sonraki gazeteye girilecek bütün yazıları, her akşam Sansür Kurulu’na sunar, “sansür memurları” da gerekli gördükleri yazı, paragraf, cümle veya kelimeleri çıkarttıktan sonra gazeteye geri gönderirlerdi. Abdülhamit’in istibdat döneminde sansür o düzeydedir ki; bazı kelimelerin yapılacak herhangi bir yayında kullanılması yasaklanmıştır. Bazı kelimeler derken de sanılmasın ki, yasaklanan kelimeler birkaç taneyle sınırlıdır. Bugüne döndüğümüzde yani Recep Tayyip Erdoğan’ın padişahlığı döneminde -AKP’liler son dönemlerde bu sapıkça arzularını artık aşikâren dillendirmektedir- resmî bir sansür heyeti bulunmamakla birlikte, fiilî ve gayet katı bir sansür sistemi mevcuttur. Hoşnut olunmayan gazetecilerin Başbakanlık’ta akreditasyonu iptal edilmekte, yani habere ulaşmaları engellenmektedir. Buna karşılık AKP yandaşı medya mensupları yurtdışı gezilerinde Başbakan’ın uçağına alınıp gezdirilmekte, gizli kalması gereken en mahfuz bilgiler bu tetikçi gazetecilere servis edilmekte, dolayısıyla bu gazetecilerin yıldızı parlatılmaktadır. AKP’ye muhalif gazeteciler, medya patronlarına yapılan baskılar sonucu işten attırılırken, Başbakan’a ve AKP’ye borazanlık yapan “iliştirilmiş gazeteciler” büyük gazetelerde köşe yazarı ve genel yayın yönetmeni yapılmaktadır. Yandaş gazetecilerin ve medya patronlarının ihya edildiği bugünler, Abdülhamit dönemiyle bu yönden de benzeşmektedir. Bugünküne benzer bir biçimde Abdülhamit devrinde de gazetecilerin Saray tarafından satın alınması çok yaygındı. Abdülhamit döneminde gazetecilere Saray’dan ödenek sağlanıyor ve nişanlar veriliyordu. Bugün de yüksek imkânlar sağlanan -eskinin tabiriyle- “besleme basın” kendisine biçilen görevleriyle harfiyen yerine getirmektedir. Referandum sürecinde kilit bir rol üstlendiği anlaşılan bu beslemeler, en az AKP yöneticileri ve milletvekilleri kadar sandıktan “evet” çıkması için uğraşmaktadırlar. Elbette bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bugün AKP iktidarıyla ideolojik, siyasî ve ticarî sahalarda -en kibar ve  hafif tabirle- dirsek temasında bulunan medya kuruluşları ve bu  kuruluşların yayın organlarının tutumları ve siyasî süreçte oynadıkları  rol; sağduyulu, Türk milletinin ve devletinin çıkarlarını düşünen,  demokrasiye ve ifade özgürlüğüne inanan tüm Türkiye Cumhuriyeti  vatandaşlarını haklı olarak kaygılandırmaktadır.</p>
<p>AKP’nin bugün  tek başına siyasî iktidarda olmanın verdiği kudreti; ekonomik gelişme  sağlayarak işçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, işsizin yüzünü  güldürmek veya terörü bitirip şehit analarının gözyaşını dindirmek için  kullanmıyor olması kimseyi yanıltmamalıdır. Sadece “medya” alanına  bakıldığında dâhi, AKP’nin elindeki kudreti, iktidarı döneminde gayet  pervasız bir biçimde kullandığı görülecektir.</p>
<p>AKP’nin siyasî  iktidar olduğu 2002 Kasım’ından bugüne medya kuruluşlarının mülkiyet  yapısındaki değişim ve buna paralel olarak medyanın topluma enjekte  ettiği içerikteki değişim tüm çıplaklığıyla gözler önündedir.</p>
<p>Kamu  bankalarından usulsüz bir biçimde sağlanan astronomik kredilerle yandaş  işadamlarının büyük medya patronu yapıldığı, rahatsız olunan medya  kuruluşları ve patronlarına malî yaptırımların uygulandığı, buna  karşılık yandaş medya patronunun oteller zinciri sahibi yapıldığı bu  sekiz yıllık süreçte AKP kıstaslarına göre “uygunsuz” bazı gazetecilerin  kovulmaları sağlanmış, basın meslek ilkeleri ve etiğini fütursuzca  çiğneyen ve ahlâksızca AKP borazanlığı yapan sözde gazeteciler ise,  televizyon ekranlarını ve gazete sütunlarını adeta işgal etmişlerdir.</p>
<p>Elbette  ki bunların yaşandığı süreçte; AKP, halkın menfaatleri uğrunda  kullanmadığı siyasî kudreti, kendi diktatöryal hayallerini  gerçekleştirmenin en önemli ayaklarından biri olarak gördüğü medyanın  ele geçirilmesi -yani AKP’lileştirilmesi- uğrunda pervasızca  kullanmıştır.</p>
<p>AKP’nin medyanın bir kısmını şer cephesine  yerleştirip, bu şer cephesine yerleştirdiği medya kuruluşlarına baskı  yapması; kendi yarattığı medya gruplarına ise her türlü kolaylık ve  maddî yardımı yapması, Türk basın tarihinin ve Türk siyasî hayatında  medya-iktidar ilişkilerinin geçmişini bilenleri çok gerilere  götürmektedir.</p>
<p>Sultan Abdülhamit döneminde İçişleri Bakanlığı’na  bağlı resmî bir sansür heyeti vardı. Bu dönemde gazete yazı işleri  müdürleri, bir gün sonraki gazeteye girilecek bütün yazıları, her akşam  Sansür Kurulu’na sunar, “sansür memurları” da gerekli gördükleri yazı,  paragraf, cümle veya kelimeleri çıkarttıktan sonra gazeteye geri  gönderirlerdi.</p>
<p>Abdülhamit’in istibdat döneminde sansür o  düzeydedir ki; bazı kelimelerin yapılacak herhangi bir yayında  kullanılması yasaklanmıştır. Bazı kelimeler derken de sanılmasın ki,  yasaklanan kelimeler birkaç taneyle sınırlıdır.</p>
<p>Bugüne  döndüğümüzde yani Recep Tayyip Erdoğan’ın padişahlığı döneminde  -AKP’liler son dönemlerde bu sapıkça arzularını artık aşikâren  dillendirmektedir- resmî bir sansür heyeti bulunmamakla birlikte, fiilî  ve gayet katı bir sansür sistemi mevcuttur.</p>
<p>Hoşnut olunmayan  gazetecilerin Başbakanlık’ta akreditasyonu iptal edilmekte, yani habere  ulaşmaları engellenmektedir. Buna karşılık AKP yandaşı medya mensupları  yurtdışı gezilerinde Başbakan’ın uçağına alınıp gezdirilmekte, gizli  kalması gereken en mahfuz bilgiler bu tetikçi gazetecilere servis  edilmekte, dolayısıyla bu gazetecilerin yıldızı parlatılmaktadır.</p>
<p>AKP’ye  muhalif gazeteciler, medya patronlarına yapılan baskılar sonucu işten  attırılırken, Başbakan’a ve AKP’ye borazanlık yapan “iliştirilmiş  gazeteciler” büyük gazetelerde köşe yazarı ve genel yayın yönetmeni  yapılmaktadır.</p>
<p>Yandaş gazetecilerin ve medya patronlarının ihya  edildiği bugünler, Abdülhamit dönemiyle bu yönden de benzeşmektedir.  Bugünküne benzer bir biçimde Abdülhamit devrinde de gazetecilerin Saray  tarafından satın alınması çok yaygındı. Abdülhamit döneminde  gazetecilere Saray’dan ödenek sağlanıyor ve nişanlar veriliyordu.</p>
<p>Bugün  de yüksek imkânlar sağlanan -eskinin tabiriyle- “besleme basın”  kendisine biçilen görevleriyle harfiyen yerine getirmektedir. Referandum  sürecinde kilit bir rol üstlendiği anlaşılan bu beslemeler, en az AKP  yöneticileri ve milletvekilleri kadar sandıktan “evet” çıkması için  uğraşmaktadırlar.</p>
<p>Elbette bir gazetecinin Türkiye’nin gündeminde  yer alan mühim bir konuyla ilgili fikrini savunmasını eleştirmiyoruz.  Eleştirdiğimiz nokta, bu besleme basın mensuplarının; ülkemizin karşı  karşıya bulunduğu hayatî bir konuda, fikirlerini, vicdanlarının ve akl-ı  selimin söylediklerine göre değil de para aldıkları merkezin dikte  ettiklerine göre şekillendirmeleridir.</p>
<p>Eleştirdiğimiz şey,  vicdanlarını ve kalemlerini satılığa çıkarmış, gazetecilik etiğinden  bihaber adi tetikçilerin, beslendikleri kaynağın verdiği emirler  doğrultusunda halkı kandırmaya çalışmasıdır.</p>
<p>Bugün AKP ve onun  tetikçiliğini yapan medya kuruluşlarıyla medya mensupları, halkı “evet”e  yöneltebilmek için yalan üstüne yalan söylemektedir. Gerçekler halktan  gizlenmeye çalışılmaktadır. Kamu yararını gözetmesi gereken gazeteciler,  sonunun geldiği görülen AKP iktidarının çöküşünü engellemek için iyice  saldırganlaşmış durumdadır. Anlaşılmaktadır ki; AKP ve onun beslemeleri,  referanduma yaklaştıkça giderek pervasızlaşacak, ahlâki değerleri hiçe  sayarak daha da çirkinleşecektir.</p>
<p>Ancak görülecektir ki AKP’nin  ve besleme basının yalanlarına rağmen aziz Türk milleti, 12 Eylül’de  hukuksuzluğa, ayrışmaya, yolsuzluğa, ızdıraba ve riyakârlığa hayır  diyecek ve oyunu bozacaktır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fsinan-guler-besleme-basinin-8-yillik-seruveni-ve-referandum.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/sinan-guler-besleme-basinin-8-yillik-seruveni-ve-referandum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selim PIÇAKÇI &#8211;  Hayır’lısı Olsun</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/selim-picakci-hayir%e2%80%99lisi-olsun.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/selim-picakci-hayir%e2%80%99lisi-olsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 17:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIR]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[TCK]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1649</guid>
		<description><![CDATA[Bugünlerde ülkemizin geleceği açısından oldukça mühim bir dönüm noktası olan anayasa değişikliklerinin halk oylamasına sunulduğu süreci hayretle izlemekteyiz. Malumunuz; anayasalar milletin bütününü kapsayan, milletin bu gününü ilgilendirdiği gibi yarınının da garantisi olan, milletin temel değerleri ile çelişmeyen ve en önemlisi üzerinde milli bir mutabakatın sağlanması gereken metinlerdir. Bu nedenledir ki, anayasaların belli bir siyasi partinin, belli bir zümrenin isteğini yerine getirmek ve o zümreye hizmet etmek amacıyla yapılması söz konusu olamaz. İnsanlar yaşadıkça ihtiyaçları ve değerleri değişecek, bu nedenle de toplumun istekleri doğrultusunda anayasaların da değiştirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Nihayet bizim anayasamızda değişecektir. Fakat anayasaların değiştirilmesi için toplumu oluşturan herkesin talep ve beklentilerine kulak vermek, bunları değerlendirmek ve azami müşterekte bir karara bağlamak esas olmalıdır. Peki bugün ülkemizde anayasa değişikliğine kalkışan iktidar, bu değişiklik sürecinde nasıl bir yol izlemiştir? 8 yıllık iktidarı boyunca; içte ve dışta, milli ve manevi değerlerimizi tahrip etme çabası gösteren politikalar izleyen mevcut siyasal iktidar; anayasanın değiştirilmesinde sadece kendini yetkili görerek anayasayı değiştirmek istemiştir. Sayın Başbakan ve hükümet yetkilileri “daha demokratik Türkiye” hayalleri için ülkemizde yaşayan vatandaşlarımızı 36 etnik kimliğe ayırmış ve bu da yetmezmiş gibi TCK’ dan Türk kelimesinin çıkarılması  konusunda çalışmalar başlatmıştır. Ürkütücü bir durumdur ki dış güçlerin ve bölücü terörün istedikleri bir bir yerine getirilmektedir. Sürekli olarak milletimizi alt kültürlere bölerek etnik ve kültürel farklılıklar yaratmak; bir demokrasi kültürünü, daha demokratik, milli birliğini sağlamış bir Türkiye’yi değil aksine bölünmüş bir ülkeyi karşımıza çıkaracaktır. Her seferinde “daha demokratik bir Türkiye” için çalıştıklarını söyleyen iktidar ve yandaşları, değiştirilmesinde üzerinde büyük bir toplumsal mutabakata ihtiyaç duyulan anayasa gibi oldukça önemli bir toplumsal metin için sadece kendi iradesini meşru kılmış ve MHP tarafından sürekli olarak dile getirilen TBMM çatısı altında anayasa değişikliği için anayasa komisyonu çağrısını karşılıksız bırakmıştır. Tüm eylem ve işlemleriyle samimiyetten yoksun olan, ülkede huzurun bulunmadığı şu günlerde, mevcut siyasal iktidarın yapmış olduğu değişikliklerin ne kadar sağlıklı(!) olduğu oldukça ortadadır. Anayasa değişikliğinden önceki süreçte amaçlarına ulaşabilmek uğruna milletimizi laik-dinci, sivil-asker gibi kutuplaşmalara sürüklemiş ve milletimizi bir tarafgirlik duygusu içinde birbiriyle karşı karşıya getirmiştir. Halk oylamasına sunulan anayasa değişikliğinin propagandasını yapan iktidar, takınmış olduğu bu tavrı sürdürerek milletimizi evetçi-hayırcı olarak kutuplaştırarak bölmeye çalışmaktadır. Sanki anayasa değişiklikleri tek bir maddeymiş gibi milletimize lanse edilmekte ve milletimizin duyguları sömürülmeye çalışılmaktadır. Bu anaysa değişikliğiyle geçici 15.maddenin değiştirileceğini ve 12 Eylül 1980’in hesabının sorulacağını söyleyen iktidar partisi HSYK ve Anayasa Mahkemesi gibi önemli kurumların da yapısının değiştirildiğinden bahsetmemekte zehirle zemzemi birbirine karıştırarak halkın önüne sunmaktadır. Tüm amacı devlet mekanizmasının önemli kurum ve kuruluşlarını kendi kadrolarıyla kuşatmak olan siyasal iktidar bu gayesi uğrunda gerekenleri bir bir yapmaktadır. Anayasa değişikliğiyle birlikte önemli yargı kurumlarının yapısı değiştirilerek hızlı bir şekilde kadrolaşmaya gidilmek istenmektedir. Toplumun geleceği için sigorta olarak gördüğümüz anayasa, bu değişikliklerle birlikte AKP’nin sigortası haline gelecektir. İktidarı boyunca yapmış olduğu ve yapacak olduğu milli değerlerimize yönelik tahrip edeci siyasetin, iktidarı bittikten sonra hesabını vermekten korkmuş olmalıdır ki yüce divan görevi yapan anayasa mahkemesinin yapısını değiştirmek istemektedir. Anayasa değişikliğinden önceki süreçte en büyük sıkıntısı YÖK olan iktidar bu kurumda istenilen ölçüde kadrolaşmasını sağladıktan sonra YÖK adını ağzına bile almamıştır. Anayasa değişikliğinde TSK’nın Sayıştay’ın denetimine...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bugünlerde ülkemizin geleceği açısından oldukça mühim bir dönüm noktası olan anayasa değişikliklerinin halk oylamasına sunulduğu süreci hayretle izlemekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Malumunuz; anayasalar milletin bütününü kapsayan, milletin bu gününü ilgilendirdiği gibi yarınının da garantisi olan, milletin temel değerleri ile çelişmeyen ve en önemlisi üzerinde milli bir mutabakatın sağlanması gereken metinlerdir. Bu nedenledir ki, anayasaların belli bir siyasi partinin, belli bir zümrenin isteğini yerine getirmek ve o zümreye hizmet etmek amacıyla yapılması söz konusu olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İnsanlar yaşadıkça ihtiyaçları ve değerleri değişecek, bu nedenle de toplumun istekleri doğrultusunda anayasaların da değiştirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Nihayet bizim anayasamızda değişecektir. Fakat anayasaların değiştirilmesi için toplumu oluşturan herkesin talep ve beklentilerine kulak vermek, bunları değerlendirmek ve azami müşterekte bir karara bağlamak esas olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Peki bugün ülkemizde anayasa değişikliğine kalkışan iktidar, bu değişiklik sürecinde nasıl bir yol izlemiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">8 yıllık iktidarı boyunca; içte ve dışta, milli ve manevi değerlerimizi tahrip etme çabası gösteren politikalar izleyen mevcut siyasal iktidar; anayasanın değiştirilmesinde sadece kendini yetkili görerek anayasayı değiştirmek istemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sayın Başbakan ve hükümet yetkilileri “daha demokratik Türkiye” hayalleri için ülkemizde yaşayan vatandaşlarımızı 36 etnik kimliğe ayırmış ve bu da yetmezmiş gibi TCK’ dan Türk kelimesinin çıkarılması  konusunda çalışmalar başlatmıştır. Ürkütücü bir durumdur ki dış güçlerin ve bölücü terörün istedikleri bir bir yerine getirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sürekli olarak milletimizi alt kültürlere bölerek etnik ve kültürel farklılıklar yaratmak; bir demokrasi kültürünü, daha demokratik, milli birliğini sağlamış bir Türkiye’yi değil aksine bölünmüş bir ülkeyi karşımıza çıkaracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Her seferinde “daha demokratik bir Türkiye” için çalıştıklarını söyleyen iktidar ve yandaşları, değiştirilmesinde üzerinde büyük bir toplumsal mutabakata ihtiyaç duyulan anayasa gibi oldukça önemli bir toplumsal metin için sadece kendi iradesini meşru kılmış ve MHP tarafından sürekli olarak dile getirilen TBMM çatısı altında anayasa değişikliği için anayasa komisyonu çağrısını karşılıksız bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tüm eylem ve işlemleriyle samimiyetten yoksun olan, ülkede huzurun bulunmadığı şu günlerde, mevcut siyasal iktidarın yapmış olduğu değişikliklerin ne kadar sağlıklı(!) olduğu oldukça ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anayasa değişikliğinden önceki süreçte amaçlarına ulaşabilmek uğruna milletimizi <strong><em>laik-dinci, sivil-asker</em></strong> gibi kutuplaşmalara sürüklemiş ve milletimizi bir tarafgirlik duygusu içinde birbiriyle karşı karşıya getirmiştir. Halk oylamasına sunulan anayasa değişikliğinin propagandasını yapan iktidar, takınmış olduğu bu tavrı sürdürerek milletimizi <strong><em>evetçi-hayırcı</em> </strong>olarak kutuplaştırarak bölmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sanki anayasa değişiklikleri tek bir maddeymiş gibi milletimize lanse edilmekte ve milletimizin duyguları sömürülmeye çalışılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu anaysa değişikliğiyle geçici 15.maddenin değiştirileceğini ve 12 Eylül 1980’in hesabının sorulacağını söyleyen iktidar partisi HSYK ve Anayasa Mahkemesi gibi önemli kurumların da yapısının değiştirildiğinden bahsetmemekte zehirle zemzemi birbirine karıştırarak halkın önüne sunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tüm amacı devlet mekanizmasının önemli kurum ve kuruluşlarını kendi kadrolarıyla kuşatmak olan siyasal iktidar bu gayesi uğrunda gerekenleri bir bir yapmaktadır. Anayasa değişikliğiyle birlikte önemli yargı kurumlarının yapısı değiştirilerek hızlı bir şekilde kadrolaşmaya gidilmek istenmektedir. Toplumun geleceği için sigorta olarak gördüğümüz anayasa, bu değişikliklerle birlikte AKP’nin sigortası haline gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İktidarı boyunca yapmış olduğu ve yapacak olduğu milli değerlerimize yönelik tahrip edeci siyasetin, iktidarı bittikten sonra hesabını vermekten korkmuş olmalıdır ki yüce divan görevi yapan anayasa mahkemesinin yapısını değiştirmek istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anayasa değişikliğinden önceki süreçte en büyük sıkıntısı YÖK olan iktidar bu kurumda istenilen ölçüde kadrolaşmasını sağladıktan sonra YÖK adını ağzına bile almamıştır. Anayasa değişikliğinde TSK’nın Sayıştay’ın denetimine girmesini öngören bir madde mevcuttur. Bunu yapan iktidar nasıl oluyor da adi bir kanun değişikliği yapmayarak TOKİ yi hala daha Başbakanlık denetimine bırakıyor?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İnsan hakları, temel hak ve özgürlükler, demokrasi gibi söylemlerle kavram kargaşası yaratarak milletimizin şuurunu bulandırmaya çalışan iktidar, anayasa değişikliği konusunda kendisiyle zıt görüşü paylaşan, kendisine muhalefet olan vatandaşlarımıza veya siyasi partilere tahammül sınırlarını aşarak saldırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">2007 genel seçimlerinden önce MHP ve Ülkücüleri “<em>faşist, kafatasçı, ırkçı,bunların eli sıkılmaz”</em> gibi söylemelerle itham eden, milliyetçi hareketin fedakar kadrolarını her konuşmada aşağılayan, istismarcılıkla suçlayan, üstelik geçtiğimiz günlerde de basın mensuplarının bir hükümet yetkilisine özel orduyla ilgili sormuş olduğu soru üzerine verilen ‘’<em>sarkık bıyıklı</em> <em>MHP’li militan’’</em> cevabı saldırgan  bir iktidar anlayışını ortaya koymuştur. Bu çirkin saldırılardan bir yenisini meclis grup toplantısında Sayın Başbakan yapmıştır. Ülkücü camiayı ve tüm milletimizi bir kez daha şahsi menfaatleri uğruna gözünü kırpmadan istismar edebileceğini göstermiştir. Milliyetçi hareketi sürekli tahrik eden zihniyet nasıl oldu da 12 Eylül 1980’de idam edilen ülkücü şehitlerimiz için gözyaşı dökmeyi becerebilmiştir?</p>
<p style="text-align: justify;">Düne kadar MHP ve ülkücüleri hiç önemsemiyorken bugün ne oldu da anayasa değişikliğine gelince, darbeyle hesaplaşmaya gelince ülkücüleri sahneye çıkarmaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milliyetçileri, milletimizin ve devletimizin büyük tehditlere maruz kaldığı karanlık yıllarda gözlerini kırpmadan mücadele ederken ve bu mücadelelerin akabinde en ağır haksızlıklara ( idamlara !) uğrarken, bugün ülkücü hareketten demokrasi adına tavır bekleyenlerin o günlerde hangi görevlerde bulundukları ve milliyetçi gençlere hangi gözlerle baktıkları çok iyi bilinmektedir. Bu rağmen o zatlar bugünlerde ekran ekran gezerek o zamanlarda kötü gözle baktıkları bu camiaya yanaşmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül de bu ihtilalcilere alkış tutarken, ihtilal mağdurlarına her fırsatta ihanetlerini kusarken, ÜLKÜCÜLER asılırken bunlar beslenmemiş midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sürece gelininceye kadar MHP ve ülkücülere hayasızca saldıran zihniyet, anayasa değişikliği için halk oylamasında ülkücülerden ve bu davanın sevdalılarından evet oyu isteme gibi utanç verici bir duruma düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">İktidarı boyunca yürütmüş olduğu “<em>yaptım oldu”</em> politikalarıyla kendisine taraf olmayanları bir kenara iten hükümet, anayasa değişiklik sürecinde de uzlaşma ve işbirliğinden yoksun, siyasi kültür ve ahlaktan uzak bir görüntü çizmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dün olduğu gibi bugünde sözde eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramların peşine takılmış olanlar milletimizi büyük bir felaketin eşiğine sürüklemektedir. Bizim tarihimiz işbirlikçi, dayatmacı, taklitçi bize özgü olmayan milli değerlerimizden uzak ithal fikirlerle bir ülkenin nasıl felakete sürüklenebileceğinin apaçık göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette ki toplumumuz yeni bir anayasaya ihtiyaç duymaktadır ve geniş bir yargı reformu gerekmektedir. .Sadece 12 Eylül değil, kendisini her dönem mağdur bırakanlarla, bugün de bu milletin vebali altına girenlerle milletimiz hesaplaşmayı, kardeşliğin ve birlikteliğin her geçen gün daha da arttığı bir Türkiye’ de yaşamayı arzulamaktadır. Fakat birilerinin ve bunların yandaş gruplarının şahsi menfaatleri, günlük çıkarları için, milletimizin zihnini bulandırmak amacıyla hesaplar yapanlara bir anayasa değişikliği olamaz, olmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşanan bu süreçte yüce Türk milleti AKP’nin samimiyetsiz ve güvenilirliğini yitirmiş olduğunu, hukuk, özgürlük, eşitlik ve milli irade gibi kavramlar kullanarak sahte ambalajlar arkasına sakladığı asıl amaçlarını, kendi dayatmalarını toplumumuza benimsetmeye çalışmış olduğunu görmelidir. Sözde siyaset üzerindeki vesayeti kaldırmak isterken kendi vesayetini yerleştirmeye çalıştığına kanaat getirmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Referandum sandığı milletimizin önüne konulduğunda aziz Türk milleti, bu anayasa değişikliği ile birlikte önüne çıkacak yeni oyunları fark edecek, tüm işbirlikçi, bölücü ve dayatmacı güçlere rağmen tercihini HAYIR’lı olandan yana yani birlikten, beraberlikten ve kardeşçe yaşamaktan yana kullanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Türk Milleti kendisi için vereceği HAYIR’lı bir karar ile kendi üzerinde yapılan tüm hesaplara, kendine hesap vermekten korkanlara, sürecin bizi bir dönüm noktasına getirdiğinde yollarımızı ayırmamızı hevesle bekleyenlere HAYIR diyecek ve bu oyunu bozacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>İnşallah 12 Eylül 2010’da sandıktan çıkacak olan karar Milletimiz için en HAYIR’lısı olacaktır.</em></strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fselim-picakci-hayir%25e2%2580%2599lisi-olsun.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/selim-picakci-hayir%e2%80%99lisi-olsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalyalı Ülkücüler HAYIR dedi – Basın Toplantısı</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-hayir-dedi-%e2%80%93-basin-toplantisi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-hayir-dedi-%e2%80%93-basin-toplantisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 00:47:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak TV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=2204</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-hayir-dedi-%e2%80%93-basin-toplantisi.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><img class="alignnone" src="../ocaktv/img/antalyaliulkuculer.jpg" alt="" width="0" height="0" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalyali-ulkuculer-hayir-dedi-%25e2%2580%2593-basin-toplantisi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-hayir-dedi-%e2%80%93-basin-toplantisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demirhan ÇIRACI &#8211;  Niye &#8216;Evet&#8217; diyelim ?</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/demirhan-ciraci-niye-evet-diyelim.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/demirhan-ciraci-niye-evet-diyelim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 17:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Şehit Ülküdaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1647</guid>
		<description><![CDATA[Her köşe başı, kahvehane, işyeri, servis, otobüs, televizyon, hülasa her yerin muhabbeti referandum. Evetler, hayırlar ayarsızca havada uçuşuyor. Herkes konudan neredeyse bihaber. Amiyane tabirle kimi çat pat bir şeyler biliyor, söylüyor; kimi ise izlediği televizyonun, televizyoncunun sarılmış kaseti gibi konuşuyor. Oylanacak olan sanki anayasa değişsin mi değişmesin mi veya darbelere evet mi hayır mı kabilinden. Bilmiş geçinen, sözüm ona entelektüel takımının da sokaktakinden fazla bildiği yok. Çoğu zaten kurulu saat gibi, onu kuranın zilini çalıyor. Evetçilerin gerekçelerinin yoğunlaşmış olduğu kavramlar, daha fazla demokrasi, eşitlik ve özgürlükler olunca, konu bu noktada tıkanıp kalıyor. Yıllardır bu söylemlerin ülkemizi sürüklediği buhran durumlarını göz önüne aldığımızda, fazlasının daha nelere kadir olacağı birçok vatansever gibi beni de endişeye sevk ediyor. Yok, şimdi demokrasiden özgürlüklerden rahatsız biri demeyin hemen. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik çığırtkanların nelere sebep olduğunu, bunları da sadece kendilerine tanınmış birer müktesep hak olarak kullanmaya çalıştıklarını hepimiz biliyoruz. Böyle bir süreçte de zaten bu çığırtkanların amaçlarının yine fazlasıyla demokrasi ve özgürlükler değil de, oluşturacakları keşmekeşin yeni zemini olduğundan nedense hiç şüphem yok. Zaten ‘daha fazla demokrasi’ gibi bir söz kendi içinde de çelişki barındırıyor. Demokrasi ya vardır, ya da yoktur. Demokratik haklarda kısıtlama söz konusu ise zaten demokrasiden bahsetmek abesle iştigal olur. Bu söylemle halkın karşısına çıkmak dahi onları kandırmak, hafife almaktan başka bir şey değildir. Tabi bir kısım evetçinin, yine özellikle bir kısım ‘aydının!’ oluşturmuş olduğu psikoloji neticesinde yargı ve askerle hesaplaşmak adına, değişiklik gerekliliğini konuşuyor olması en elem verici nokta. Evet, yargı ve silahlı kuvvetlerde kaynağını bireylerin oluşturduğu bazı işleyişin sıkıntılar yarattığı, toplumda güvenin sarsılmasına neden olduğu doğru olabilir. Bazı dönemler siyasete etki etmeye çalışmalarından bizlerde muzdaribiz. Ama bu onlar için topyekûn karşıt bir hareket başlatmak, toplum üzerinde güvenilirliklerini ortadan kaldırmaktan başka bir şey olmayacağı için, bırakın evet demeyi, zerre’i miskal olumlu düşünmem bile mümkün değil. Ayrıca oluşacak yargı kurumu belli bir siyasi güruhun güdümüne girme olasılığını her zaman barındıracaktır. Bu, bugünün iktidar partisi lehine payda sağlayabileceği gibi, yarın iktidarın değişmesi ile aleyhine de dönebilecektir. Lafın özü iktidarların yargısı arasında ezilmekle karşı karşıya kalacak yine millet olacaktır. İktidarları ve yandaşlarını memnun edecektir. Genel olarak konuşmalar bu minvalde seyir çizmekte. Tabi ki insanlarımızın farklı noktaları konuşabilmesi için biraz daha bilgi sahibi olması lazım. Ki, bilgi sahibi olmakta ne kadar yeterli olacaktır o da bir muamma. Bu maddelerin içeriğini çözümleyemeyecek temsil heyetlerinin bile var olduğunu düşünürsek vatandaş ne anlayıp da neyi değerlendirecek. Zaten bilgilendiren de yok, bilgilendirmek isteyen de. Onun için olaya daha basit yaklaşıp, toplumsal menfaatlerin sorgulanması daha doğru olmalı diye düşünüyorum. İnsanların, aşını, işini, huzurunu, geleceğini sorgulayıp, düzenlemelerin bu noktada ne gibi avantajlar getireceğine bakması daha mantıklı olur kanaatindeyim. Toplumsal bir mutabakat var mı? İşim olacak mı? Aşım artacak mı? Güvenliğim temin edilecek mi? Şehidimin emaneti bir daha Habur gibi yüz karası durumları görecek mi? Askerimin başına çuval geçirildiğinde notalar karıştırılacak mı? Açıldım, açılacaktım, açacaktım derken insanlarımızın arasına mesafe konmaya devam edilecek mi? Siyasetin malzemesi haline getirdiğiniz başörtüsü sorunu çözülecek mi? Devletin malını talan eden, yetim-öksüz hakkı yiyen hırsızdan hesap sorulabilecek mi? Vesselam siyasetçi ve yandaşlarının geleceği yerine milletin, milletimizin hayatı, geleceği...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her köşe başı, kahvehane, işyeri, servis, otobüs, televizyon, hülasa her yerin muhabbeti referandum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Evetler, hayırlar ayarsızca havada uçuşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Herkes konudan neredeyse bihaber.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Amiyane tabirle kimi çat pat bir şeyler biliyor, söylüyor; kimi ise izlediği televizyonun, televizyoncunun sarılmış kaseti gibi konuşuyor. Oylanacak olan sanki anayasa değişsin mi değişmesin mi veya darbelere evet mi hayır mı kabilinden.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bilmiş geçinen, sözüm ona entelektüel takımının da sokaktakinden fazla bildiği yok. Çoğu zaten kurulu saat gibi, onu kuranın zilini çalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Evetçilerin gerekçelerinin yoğunlaşmış olduğu kavramlar, daha fazla demokrasi, eşitlik ve özgürlükler olunca, konu bu noktada tıkanıp kalıyor. Yıllardır bu söylemlerin ülkemizi sürüklediği buhran durumlarını göz önüne aldığımızda, fazlasının daha nelere kadir olacağı birçok vatansever gibi beni de endişeye sevk ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yok, şimdi demokrasiden özgürlüklerden rahatsız biri demeyin hemen. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik çığırtkanların nelere sebep olduğunu, bunları da sadece kendilerine tanınmış birer müktesep hak olarak kullanmaya çalıştıklarını hepimiz biliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Böyle bir süreçte de zaten bu çığırtkanların amaçlarının yine fazlasıyla demokrasi ve özgürlükler değil de, oluşturacakları keşmekeşin yeni zemini olduğundan nedense hiç şüphem yok.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Zaten <strong><em>‘daha fazla demokrasi’</em></strong> gibi bir söz kendi içinde de çelişki barındırıyor. Demokrasi ya vardır, ya da yoktur. Demokratik haklarda kısıtlama söz konusu ise zaten demokrasiden bahsetmek abesle iştigal olur. Bu söylemle halkın karşısına çıkmak dahi onları kandırmak, hafife almaktan başka bir şey değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tabi bir kısım evetçinin, yine özellikle bir kısım <strong><em>‘aydının!’</em></strong> oluşturmuş olduğu psikoloji neticesinde yargı ve askerle hesaplaşmak adına, değişiklik gerekliliğini konuşuyor olması en elem verici nokta.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Evet, yargı ve silahlı kuvvetlerde kaynağını bireylerin oluşturduğu bazı işleyişin sıkıntılar yarattığı, toplumda güvenin sarsılmasına neden olduğu doğru olabilir. Bazı dönemler siyasete etki etmeye çalışmalarından bizlerde muzdaribiz. Ama bu onlar için topyekûn karşıt bir hareket başlatmak, toplum üzerinde güvenilirliklerini ortadan kaldırmaktan başka bir şey olmayacağı için, bırakın evet demeyi, zerre’i miskal olumlu düşünmem bile mümkün değil.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ayrıca oluşacak yargı kurumu belli bir siyasi güruhun güdümüne girme olasılığını her zaman barındıracaktır. Bu, bugünün iktidar partisi lehine payda sağlayabileceği gibi, yarın iktidarın değişmesi ile aleyhine de dönebilecektir. Lafın özü iktidarların yargısı arasında ezilmekle karşı karşıya kalacak yine millet olacaktır. İktidarları ve yandaşlarını memnun edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Genel olarak konuşmalar bu minvalde seyir çizmekte. Tabi ki insanlarımızın farklı noktaları konuşabilmesi için biraz daha bilgi sahibi olması lazım. Ki, bilgi sahibi olmakta ne kadar yeterli olacaktır o da bir muamma. Bu maddelerin içeriğini çözümleyemeyecek temsil heyetlerinin bile var olduğunu düşünürsek vatandaş ne anlayıp da neyi değerlendirecek. Zaten bilgilendiren de yok, bilgilendirmek isteyen de.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Onun için olaya daha basit yaklaşıp, toplumsal menfaatlerin sorgulanması daha doğru olmalı diye düşünüyorum. İnsanların, aşını, işini, huzurunu, geleceğini sorgulayıp, düzenlemelerin bu noktada ne gibi avantajlar getireceğine bakması daha mantıklı olur kanaatindeyim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Toplumsal bir mutabakat var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşim olacak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aşım artacak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Güvenliğim temin edilecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şehidimin emaneti bir daha Habur gibi yüz karası durumları görecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Askerimin başına çuval geçirildiğinde notalar karıştırılacak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Açıldım, açılacaktım, açacaktım derken insanlarımızın arasına mesafe konmaya devam edilecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Siyasetin malzemesi haline getirdiğiniz başörtüsü sorunu çözülecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Devletin malını talan eden, yetim-öksüz hakkı yiyen hırsızdan hesap sorulabilecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vesselam siyasetçi ve yandaşlarının geleceği yerine milletin, milletimizin hayatı, geleceği garanti altına alınacak mı? Alınamayacaksa, hatta alınmak için gündeme dahi gelmeyecekse ne diye evet diyeyim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Siyasetin yargıda atama gibi bir yetkiyi kuvvetle muhtemel eline geçirmeye çalışacak olması için neden gayret göstereyim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir sözümde dünü unutup da sadece bugüne bakanlara, daha on gün öncesine kadar ülkücüler ve ülkücülerin siyasi organizasyonu olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne demediğini bırakmayan, bugün hayır çıkılabilir endişesiyle ülkücülerin oylarına talip olan parti ve genel başkanının tavrını görmezden gelen ve evet oyu kullanabilirim diyenleredir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Faşist, eli kanlı katil ve mafya bozuntusu sözlerini unutabilecek misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şehit Ülküdaşlarımızın bugüne değin onların nazarında esemeleri bile geçmezken, bugün rey için onların ipine sarılmak istediğini görmezden gelebilecek misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">12 Eylülün hesabını sorayım derken, müruru zamanı kaldırmayan iktidarın referandumuna nasıl evet diyeceksiniz?</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fdemirhan-ciraci-niye-evet-diyelim.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/demirhan-ciraci-niye-evet-diyelim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya&#8217;lı Ülkücüler &#8220;HAYIR&#8221; dedi</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-hayir-dedi.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-hayir-dedi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 23:17:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[antalya ülkü ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIR]]></category>
		<category><![CDATA[Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1637</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya 12 Eylül öncesi Antalya’da görev yapan Ülkücülerle birlikte basın toplantısı düzenleyerek, “Ülkücüler üzerinde okyanus ötesi oyun oynayarak Ülkücülerin sıfatının önüne eski kelimesi koyanlar amacına ulaşamayacaktır” dedi. Antalya Ülkü Ocakları İl Binası İmdat Sarıca Konferans salonunda, 30 Temmuz 2010 günü basın toplantısı düzenleyen Lokman Kaya yaptığı açıklama da şunları söyledi; “Evet-Hayır yörüngesine girdiğimiz bu günlerde akıl tutulması yaşayan bazı insanların, kendilerine atfedilen eski ülkücü sıfatı ile yaptıkları garip açıklamalar ülkücülerin yüreklerinde derin yaralar açmıştır. Çünkü ülkücülük hayatın her alanında var olan canlı bir kavramdır. Böylesine canlı bir kavramı hayatınızda yok ederek hala ülkücü sıfatı ile görüş bildirmek aymazlıktır. Ülkücülük dün olduğu gibi bugünde vardır. Duruş bellidir. Millet eksenli düşünmenin ideal boyutuyla ilgilidir.  Oysa bugün geldiğimiz noktada AKP’nin milletin ekseninden kayarak dış güçlerin güdümünde belirlediği politikaları hayata geçirmeye çalıştığına şahit oluyoruz. Bu hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin egemenliğinden uzak okyanus ötesi planların uzantılarıdır. Bugüne kadar gösterdiğimiz ülkücü tavrı kırmak isteyen kendi aramızda bir bölünmüşlük veya ayrı fikirdaşlık varmış gibi gösterme çalışmaları da bu bölünme politikaların bir tezahürüdür. AKP’nin Evet-Hayır propagandalarında ağlamak dâhil, her türlü ajitasyonu kullanması dış baskıların gücünü ve hatta şiddetinin ne derece yüksek olduğunun göstergesidir. Türk Milletini bir bölünme psikolojisine doğru sürüklemeye çalışan AKP son koz olarak Evet propagandasını öne sürmektedir. Türk Milleti’nin bütün değerlerini bugüne kadar yok etmeye amaçlayan anlayış yeni bir millet ya da eyaletler adı altında küçük devletçikler kurulmasına yönelik planlar yapmaktadır. Türk Milletinin tarihsel gelişim süreci bu tuzaklara bir karşı duruşun varlığını doğurmuş ve hatta zorunlu kılmıştır. Burada toplanan Ülkücü ağabeylerimiz hayatları boyunca vermiş oldukları mücadelelerde daima aynı ruhu taşımışlardır. Onları var eden ülkücü anlayış, terbiye ve mücadele azmidir. Hiçbir ülkücü bir siyasi partiye yamanmak adına olayları tahlil etmeksizin Evet diyemez. Kendilerine biçilen rolleri söyleyen sözde eski ülkücüler eski kelimesinin manasını da doğru anlamak zorundadır. AKP bazı kişilerin sonlanmış politik geçmişlerine günümüzde bir değer verirken mevcut ülkücüler ile düşman olmuştur. Bu çelişkiyi bile görmemek AKP’nin payandası olmayı kabul etmeyi doğurur. Bizim Hayırımız bu milleti böl parçaya yönet politikasına hayırdır. Anayasa Maddelerindeki değişikleri özgürlük, eşitlik, hak, hukuk gibi kavramlarla soslandırarak milleti yanıltmayı amaçlayan AKP’nin karşısında her zaman olduğu gibi biz ülkücüler olacağız. Bu ilizyonist siyaset festen anayasa çıkarmaya çalışmaktadır. Bu fotoğrafı göremeyenlerin yaşadığı akıl tutulması bir ilizyondan ibarettir. Bu ülke hokkabazlara teslim edilemeyecek önemlidir. Herkes bilmelidir ki milletin menfaatini kısa süreli politikalar belirleyemez. Türk Milletinin menfaati gece yarısı alınan baskıcı kararlar ile şekillendirilemez. AKP ve onun şekillendirdiği ülkemizin durumu çok net bir şekilde görülmektedir. Yaşadığımız ortaouyunda bazı Pişekârlar türemiş kavuklunun peşinden ayrılmayarak menfaat temin etmeye çalışıyorlar. Burada toplanma nedenimiz yaşanan ortaoyunu gözler önüne sermektir. Bize bu anlamda destek veren ülkücü ağabeylerimize huzurlarınızda bir kez daha minnettarlığımı belirtmek isterim. Ülkücülerin Hayır demesinin bir nedeni vardır. Bu neden vatan-millet sevgisine denk gelmektedir. Türk Milleti Evet diyerek azınlık bir topluluğa dönüşmeyecektir. Hayır diyeceğiz çünkü biz Türkmüş gibi yapanlardan değiliz. Biz Türk Milletinin ta kendisiyiz.” Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’dan sonra söz alan 12 Eylül mağdurlarından Hüseyin Kocabaş ve Osman Yılmaz, “Ülkücünün eskisi olmaz, Ülkücü her zaman Ülkücüdür. Ülkücü Hareketin söz sahibi MHP...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="../etkinlik/basintoplantisi300710-1.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya 12 Eylül öncesi Antalya’da görev yapan Ülkücülerle birlikte basın toplantısı düzenleyerek, “Ülkücüler üzerinde okyanus ötesi oyun oynayarak Ülkücülerin sıfatının önüne eski kelimesi koyanlar amacına ulaşamayacaktır” dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13819489&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13819489&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/13819489"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Binası İmdat Sarıca Konferans salonunda, 30 Temmuz 2010 günü basın toplantısı düzenleyen Lokman Kaya yaptığı açıklama da şunları söyledi; “Evet-Hayır yörüngesine girdiğimiz bu günlerde akıl tutulması yaşayan bazı insanların, kendilerine atfedilen eski ülkücü sıfatı ile yaptıkları garip açıklamalar ülkücülerin yüreklerinde derin yaralar açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çünkü ülkücülük hayatın her alanında var olan canlı bir kavramdır. Böylesine canlı bir kavramı hayatınızda yok ederek hala ülkücü sıfatı ile görüş bildirmek aymazlıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkücülük dün olduğu gibi bugünde vardır. Duruş bellidir. Millet eksenli düşünmenin ideal boyutuyla ilgilidir.  Oysa bugün geldiğimiz noktada AKP’nin milletin ekseninden kayarak dış güçlerin güdümünde belirlediği politikaları hayata geçirmeye çalıştığına şahit oluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/basintoplantisi300710-2.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin egemenliğinden uzak okyanus ötesi planların uzantılarıdır. Bugüne kadar gösterdiğimiz ülkücü tavrı kırmak isteyen kendi aramızda bir bölünmüşlük veya ayrı fikirdaşlık varmış gibi gösterme çalışmaları da bu bölünme politikaların bir tezahürüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">AKP’nin Evet-Hayır propagandalarında ağlamak dâhil, her türlü ajitasyonu kullanması dış baskıların gücünü ve hatta şiddetinin ne derece yüksek olduğunun göstergesidir. Türk Milletini bir bölünme psikolojisine doğru sürüklemeye çalışan AKP son koz olarak Evet propagandasını öne sürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti’nin bütün değerlerini bugüne kadar yok etmeye amaçlayan anlayış yeni bir millet ya da eyaletler adı altında küçük devletçikler kurulmasına yönelik planlar yapmaktadır. Türk Milletinin tarihsel gelişim süreci bu tuzaklara bir karşı duruşun varlığını doğurmuş ve hatta zorunlu kılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Burada toplanan Ülkücü ağabeylerimiz hayatları boyunca vermiş oldukları mücadelelerde daima aynı ruhu taşımışlardır. Onları var eden ülkücü anlayış, terbiye ve mücadele azmidir. Hiçbir ülkücü bir siyasi partiye yamanmak adına olayları tahlil etmeksizin Evet diyemez.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kendilerine biçilen rolleri söyleyen sözde eski ülkücüler eski kelimesinin manasını da doğru anlamak zorundadır. AKP bazı kişilerin sonlanmış politik geçmişlerine günümüzde bir değer verirken mevcut ülkücüler ile düşman olmuştur. Bu çelişkiyi bile görmemek AKP’nin payandası olmayı kabul etmeyi doğurur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bizim Hayırımız bu milleti böl parçaya yönet politikasına hayırdır. Anayasa Maddelerindeki değişikleri özgürlük, eşitlik, hak, hukuk gibi kavramlarla soslandırarak milleti yanıltmayı amaçlayan AKP’nin karşısında her zaman olduğu gibi biz ülkücüler olacağız. Bu ilizyonist siyaset festen anayasa çıkarmaya çalışmaktadır. Bu fotoğrafı göremeyenlerin yaşadığı akıl tutulması bir ilizyondan ibarettir. Bu ülke hokkabazlara teslim edilemeyecek önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Herkes bilmelidir ki milletin menfaatini kısa süreli politikalar belirleyemez. Türk Milletinin menfaati gece yarısı alınan baskıcı kararlar ile şekillendirilemez. AKP ve onun şekillendirdiği ülkemizin durumu çok net bir şekilde görülmektedir. Yaşadığımız ortaouyunda bazı Pişekârlar türemiş kavuklunun peşinden ayrılmayarak menfaat temin etmeye çalışıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Burada toplanma nedenimiz yaşanan ortaoyunu gözler önüne sermektir. Bize bu anlamda destek veren ülkücü ağabeylerimize huzurlarınızda bir kez daha minnettarlığımı belirtmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkücülerin Hayır demesinin bir nedeni vardır. Bu neden vatan-millet sevgisine denk gelmektedir. Türk Milleti Evet diyerek azınlık bir topluluğa dönüşmeyecektir. Hayır diyeceğiz çünkü biz Türkmüş gibi yapanlardan değiliz. Biz Türk Milletinin ta kendisiyiz.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya’dan sonra söz alan 12 Eylül mağdurlarından Hüseyin Kocabaş ve Osman Yılmaz, “Ülkücünün eskisi olmaz, Ülkücü her zaman Ülkücüdür. Ülkücü Hareketin söz sahibi MHP Genel Başkanı Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli’dir. Biz Ülkücüler olarak AKP’nin Anayasasına “HAYIR” diyeceğiz.” dediler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/basintoplantisi300710-3.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MHP Antalya eski il başkanları adına söz alan şehit İmdat Sarıca’nın kardeşi Ali Baki Sarıca, “12 Eylülcüleri yargılama yolunun açılıyor denmesi bir yalandır. Zamanaşımına uğrayan bu madde ile bizi kandıramazlar. Ülkücü Hareketin tek söz sahibi Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği üzere AKP Anayasasına “HAYIR” diyeceğiz.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkü Ocakları eski il başkanları adına söz alan Zeki Tunç ise, “Ülkücülerin tek söz sahibi teşkilatın Lideri Sayın Devlet Bahçeli’dir ve bunun dışındakilerin Ülkücü Hareketle ilgisi yoktur. Bütün Ülkücüler olarak AKP’nin bütün oyunlarına ve anayasasına Antalya’dan “HAYIR” diyecektir.” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Son olarak konuşan Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı Lokman Kaya, “Son olarak şuna değinmek istiyorum, AKP ile yapmış olduğu işbirliğini kamufle etmek için çekimser kalan bölücülerin HAYIR oyu kullanmadığı referandumda Türk Milliyetçileri olarak “HAYIR” diyeceğiz. Türk Milliyetçileri ve Ülkücüler adına söz söylemeye yetkisine sahip olan Liderimiz Devlet Bahçeli’nin emrettiği üzere hepimiz “HAYIR”  diyeceğiz” dedi. İl Ocak binası önünde toplu fotoğraf çektirilerek, hep bir ağızdan “HAYIR” denildi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/basintoplantisi300710-4.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Toplantıya MHP eski il başkanlarından Ali Baki Sarıca, Hüseyin Alkan, Mustafa Akar, Nizamettin Sağır, Aydın Yeşilyurt, Mahmut Çiloğlu, Ülkü Ocakları eski il başkanlarından Zeki Tunç, Mehmet Ali Tuna, İsmet Tunç, Mustafa Aksoy, 12 Eylül mağdurlarından Osman Yılmaz, Hüseyin Kocabaş, Yunus Ünsal, Hüsamettin Fidan, Şirin Okay, Mehmet Yıldırım, Yüksel Menderes Gökay, Halil Karabaş, Kemal Arıkan, İsmail Demirtop, Dursun Akdoğan, Fikret Çıtırgı, Selahattin Ayyıldız, Rıza Kırım, Kadir Kara, Ali Arslan, Ahmet Topçu, Ali Okur katıldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone" src="http://www.antalyaulkuocaklari.com/etkinlik/basintoplantisi300710-5.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fantalyali-ulkuculer-hayir-dedi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/antalyali-ulkuculer-hayir-dedi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fahrettin KILINÇ &#8211;  Olmazsa Olmaz</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fahrettin-kilinc-olmazsa-olmaz.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fahrettin-kilinc-olmazsa-olmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 22:58:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milliyetçileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1628</guid>
		<description><![CDATA[Arızayı tespit etmek ne kadar önemli olsa da arızayı kontrol altına almak ve gidermek de en az onun kadar önemlidir. Ülkemizde terörün kapsama alanı ve şiddetinin önünü kesebilmek için sosyal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve hukuksal yeni projeler üretmeye,  devletin de bu anlamda yeniden yapılandırılmasına ve gelişmiş dünyayı doğru algılamaya, milli şartlarımızı çağdaş gelişmeler ve ülke gerçekliğimizle doğru orantılı mukayese ederek bir milli uzlaşma zemini sağlanmasına yönelinmelidir. Türkiye’nin sosyal dinamikleri ve dünyanın gelişmiş ülkelerinin dünü bugünü ve planlanacak olan yarınları vardır. Bugünkü dünyada bilişim, iletişim ve ulaşımın çok hızlı gelişmesi 19. yy değerlendirilmelerini alt üst etmiştir. Batı’da yaşanan kentlilik ve bireysel hukuk birikimleri ve yaşanmışlıkları yeni bir sosyo-toplumsal anlayışı gerekli kılmış, ezberler bozulmuştur. Koloniyel ve köylü toplum formu hızlı sanayileşmeyle birlikte yerini bireysel ve kentli hayata terk etmiştir. Bu yenilik beraberinde üretim-tüketim ve paylaşım kültürünün de değişmesi ve yenilenmesi anlamına gelmiştir. Ülkemizde 1960’lara kadar yoğunlaşmış olan köylü kimlik, kontrolsüz olarak kentli yığılmaları hazırlamış, değer yargıları deforme olmuş ve hazırlıksız bir süreç yaşanmıştır. Bir de buna Batılılaşma konusundaki hükümetlerin politikaları da eklenince olması gereken gelişmişlik düzeyi ıska geçilmiştir. Tabi bu süreç içinde kentli yığılmaların ana kaynağını da göçler belirlemiştir. Sanayileşme aynı zamanda cazibe merkezlerini meydana getirmiş, gelişmişlikten pay almakta zorlanan Anadolu insanı da ulaşılması güç talepleri kendi bünyesinde ‘olağan’laştırmıştr. Bu genel çerçeve içerisinde toplumsal dönüşüm (gelişim) bir türlü sağlanamamıştır. Göçle harmanlanan ve olması da elzem olan bu süreç yeni sancıları da beraberinde getirmiştir. Daha önce birbirine karışmayan kalabalıklar birbirini anlamakta zorlanmışlardır. Bu durum sonrasında ayrılıkçı ve emperyal hayalleri besleyen bir havaya dönüşmüştür. Kentlileşme yoğunluğu ile birlikte bireyin yarına kendini taşıyabilmesi artık cemaatlerin, aşiretlerin, sınıfların, ırki ve dini farklılıkların oluşturduğu yapıların kontrolüne geçmiştir. Korunma, barınma, güvenlik ve yaşamsal ihtiyaçlar buralarda karşılanır olmuştur. Çözüm Önerileri Ekonomik kaynakların gerek yetersizliği gerekse mevcudun doğru değerlendirilememesi büyük kitleleri huzursuz etmiştir. Eldeki kaynakların verimliliği yükseltilmeli, takibinde yeni kaynaklar yaratılmalıdır. Göçlerle birlikte kentlerde daralan alanlar (kentsel dönüşüm projeleri) yeniden tanzim edilmeli insanlarımızın azaltan değil üreten ve arttıran olmaları teşvik edilmeli, kentli gelişmişlik üretim arttırıcı politikalarla desteklenmelidir. Üretim ve tüketim kültürünün hükümetlerin önem sıralamasında önceliği sağlanmalıdır. Daha iyi yaşama şartları milli tercihlerle yeniden tarif edilmelidir. Sosyal paylaşım, sanatın her dalı ve aile hayatı,  kaybettirilmeye çalışılan milli değerlerle yeniden buluşturulmalıdır. Köylü yaşam formu ile kentli anlayış arasındaki çelişki en aza indirilmeli toplumsal uzlaşma alanları geliştirilmelidir. Eğitim sisteminden üretim ilişkilerine kadar birlikte, eşit ve adil şartlarda yaşama zorunluluğu genel kabul olmalıdır. Hükümetler bu anlamda toplumsal dönüşümü sağlayacak tedbirler almalıdır. Birey, cemaatlerin, aşiretlerin ve lokal aidiyetlerin baskısından kurtarılmalı, kentli bilinç geliştirilmelidir. Birey, toplum ve devlet nezdinde kendini koruyabilmeli, hukuki ve pratik uygulamalarda eşit olmalı ve kabaca herhangi bir talep veya gereklilik karşısında birilerine ihtiyaç hissetmemeleri sağlanarak cemaatsel, aşiretsel ve lokal aidiyetlerin biçimlendirdiği-kuşattığı geri toplumsal formdan kurtarılarak kentli, eşit bireyler oluşturulmalı kamu işleyişi bu esaslarda yeniden düzenlenmelidir. Ekonomik paylaşımı geliştiren üretimin desteklenmesi bireysel hak ve hukukun korunması, yeni ekonomik kaynakların oluşturulması, kentli hayatın ortaya çıkardığı üretim ve tüketim anlayışının ülke gerçekliği ile doğru orantılı olabilmesinin sağlanması etnik ayrışma merkezli örgütleri süreç içerisinde de yok edecektir. Üretim standardının dışa bağımlılıktan kurtarılarak ekonomik hareketliliğin ise ülke...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Arızayı tespit etmek ne kadar önemli olsa da arızayı kontrol altına almak ve gidermek de en az onun kadar önemlidir.</p>
<p>Ülkemizde  terörün kapsama alanı ve şiddetinin önünü kesebilmek için sosyal,  toplumsal, ekonomik, kültürel ve hukuksal yeni projeler üretmeye,   devletin de bu anlamda yeniden yapılandırılmasına ve gelişmiş dünyayı  doğru algılamaya, milli şartlarımızı çağdaş gelişmeler ve ülke  gerçekliğimizle doğru orantılı mukayese ederek bir milli uzlaşma zemini  sağlanmasına yönelinmelidir.</p>
<p>Türkiye’nin sosyal dinamikleri ve  dünyanın gelişmiş ülkelerinin dünü bugünü ve planlanacak olan yarınları  vardır. Bugünkü dünyada bilişim, iletişim ve ulaşımın çok hızlı  gelişmesi 19. yy değerlendirilmelerini alt üst etmiştir.</p>
<p>Batı’da  yaşanan kentlilik ve bireysel hukuk birikimleri ve yaşanmışlıkları yeni  bir sosyo-toplumsal anlayışı gerekli kılmış, ezberler bozulmuştur.</p>
<p>Koloniyel  ve köylü toplum formu hızlı sanayileşmeyle birlikte yerini bireysel ve  kentli hayata terk etmiştir. Bu yenilik beraberinde üretim-tüketim ve  paylaşım kültürünün de değişmesi ve yenilenmesi anlamına gelmiştir.</p>
<p>Ülkemizde  1960’lara kadar yoğunlaşmış olan köylü kimlik, kontrolsüz olarak kentli  yığılmaları hazırlamış, değer yargıları deforme olmuş ve hazırlıksız  bir süreç yaşanmıştır. Bir de buna Batılılaşma konusundaki hükümetlerin  politikaları da eklenince olması gereken gelişmişlik düzeyi ıska  geçilmiştir.</p>
<p>Tabi bu süreç içinde kentli yığılmaların ana  kaynağını da göçler belirlemiştir. Sanayileşme aynı zamanda cazibe  merkezlerini meydana getirmiş, gelişmişlikten pay almakta zorlanan  Anadolu insanı da ulaşılması güç talepleri kendi bünyesinde  ‘olağan’laştırmıştr.</p>
<p>Bu genel çerçeve içerisinde toplumsal  dönüşüm (gelişim) bir türlü sağlanamamıştır. Göçle harmanlanan ve olması  da elzem olan bu süreç yeni sancıları da beraberinde getirmiştir. Daha  önce birbirine karışmayan kalabalıklar birbirini anlamakta  zorlanmışlardır. Bu durum sonrasında ayrılıkçı ve emperyal hayalleri  besleyen bir havaya dönüşmüştür. Kentlileşme yoğunluğu ile birlikte  bireyin yarına kendini taşıyabilmesi artık cemaatlerin, aşiretlerin,  sınıfların, ırki ve dini farklılıkların oluşturduğu yapıların kontrolüne  geçmiştir. Korunma, barınma, güvenlik ve yaşamsal ihtiyaçlar buralarda  karşılanır olmuştur.</p>
<p>Çözüm Önerileri</p>
<p>Ekonomik kaynakların  gerek yetersizliği gerekse mevcudun doğru değerlendirilememesi büyük  kitleleri huzursuz etmiştir. Eldeki kaynakların verimliliği  yükseltilmeli, takibinde yeni kaynaklar yaratılmalıdır.</p>
<p>Göçlerle  birlikte kentlerde daralan alanlar (kentsel dönüşüm projeleri) yeniden  tanzim edilmeli insanlarımızın azaltan değil üreten ve arttıran olmaları  teşvik edilmeli, kentli gelişmişlik üretim arttırıcı politikalarla  desteklenmelidir.</p>
<p>Üretim ve tüketim kültürünün hükümetlerin önem  sıralamasında önceliği sağlanmalıdır. Daha iyi yaşama şartları milli  tercihlerle yeniden tarif edilmelidir. Sosyal paylaşım, sanatın her dalı  ve aile hayatı,  kaybettirilmeye çalışılan milli değerlerle yeniden  buluşturulmalıdır.</p>
<p>Köylü yaşam formu ile kentli anlayış  arasındaki çelişki en aza indirilmeli toplumsal uzlaşma alanları  geliştirilmelidir. Eğitim sisteminden üretim ilişkilerine kadar  birlikte, eşit ve adil şartlarda yaşama zorunluluğu genel kabul  olmalıdır. Hükümetler bu anlamda toplumsal dönüşümü sağlayacak tedbirler  almalıdır.</p>
<p>Birey, cemaatlerin, aşiretlerin ve lokal aidiyetlerin  baskısından kurtarılmalı, kentli bilinç geliştirilmelidir. Birey,  toplum ve devlet nezdinde kendini koruyabilmeli, hukuki ve pratik  uygulamalarda eşit olmalı ve kabaca herhangi bir talep veya gereklilik  karşısında birilerine ihtiyaç hissetmemeleri sağlanarak cemaatsel,  aşiretsel ve lokal aidiyetlerin biçimlendirdiği-kuşattığı geri toplumsal  formdan kurtarılarak kentli, eşit bireyler oluşturulmalı kamu işleyişi  bu esaslarda yeniden düzenlenmelidir.</p>
<p>Ekonomik paylaşımı  geliştiren üretimin desteklenmesi bireysel hak ve hukukun korunması,  yeni ekonomik kaynakların oluşturulması, kentli hayatın ortaya çıkardığı  üretim ve tüketim anlayışının ülke gerçekliği ile doğru orantılı  olabilmesinin sağlanması etnik ayrışma merkezli örgütleri süreç  içerisinde de yok edecektir.</p>
<p>Üretim standardının dışa  bağımlılıktan kurtarılarak ekonomik hareketliliğin ise ülke gerçeklerine  göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir (üretim kotaları vs.).</p>
<p>Ekonomik,  sosyal, kültürel, hukuki ve siyasal çözüm ayrı ayrı projelendirilmeli  devlet politikaları tarafların hukuksal-demokratik temsilcileriyle  birlikte oluşturulmalıdır.</p>
<p>Unutturulmaya çalışılan milli hassasiyetler gereği gibi ihtimamla korunmalıdır.</p>
<p>Milli  dinamiklerin temsilcisi dünyanın her yerinde milli kimliği, milli  varlığı önemseyen, bunu siyasal tercihlerinin merkezine oturtanlardır,  çözümlerin amacına uygun olarak mutlaka meselenin içinde olmalıdırlar.</p>
<p>Tüm  bu değerlendirmeler çerçevesinde ayrılıkçı etnik siyasetin hedefi ile  ülkede oluşturulan kaos ortamıyla, Türkiye’nin üzerindeki kontrolünü ve  baskısını arttırmaya çalışan emperyal merkezleri iyi takip etmeli milli  talep ve milli birliğin temsilcisi MHP’nin, iktidarın ikircikli ve  anlaşılmaz siyasetinden duyduğu endişeler de giderilmelidir.</p>
<p>Unutmadan,  Türk milliyetçilerinin dahil olmadığı hiçbir öneri hiçbir çözüm arayışı  kalıcı ve sağlıklı olamaz. MHP, milli mutabakat ve uzlaşmanın olmazsa  olmazıdır.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Ffahrettin-kilinc-olmazsa-olmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/fahrettin-kilinc-olmazsa-olmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enes Ertuğrul KALIN &#8211;  Acılarını Pazarlayanlar Arz-ı Endam Ettiler</title>
		<link>http://www.antalyaulkuocaklari.com/enes-ertugrul-kalin-acilarini-pazarlayanlar-arz-i-endam-ettiler.html</link>
		<comments>http://www.antalyaulkuocaklari.com/enes-ertugrul-kalin-acilarini-pazarlayanlar-arz-i-endam-ettiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 22:56:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.antalyaulkuocaklari.com/?p=1626</guid>
		<description><![CDATA[Günlerdir ülke gündeminde AKP’nin 12 Eylül anayasasına karşı hazırladığı yine bir 12 Eylül anayasası konuşulmaktadır. Referandum sürecinde siyasi partilerin kampanyaları hızla sürmektedir. Her siyasi oluşum ‘evet’ veya ‘hayır’ propagandası yapma sebeplerini kendilerine has üsluplarıyla sürdürmektedir. Ancak bu süreçte bir siyasi partinin kampanyası hayli dikkat çekmektedir. BBP referandum sürecinde ‘evet’ kampanyası yürüteceğini söylemiş ve kampanya için rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun 12 Eylül mahkemelerinde yargılanırken çekilmiş bir fotoğrafını kullanacağını açıklamıştır. Kendilerini siyasi bir parti olarak tanıtan ve böyle anılmak isteyen ve bulunduğu konum itibariyle muhalefet partileri arasında yer alan BBP, ne hazindir ki iktidardan çok muhalefeti eleştirmekte ve iktidarın elinde, Ülkücü-Milliyetçi hassasiyetlere karşı kullanılmak için hazır tutulan bir maşa olarak gözükmektedir. İktidar partisinin sekiz yıllık bölücü, yıkıcı icraatlarını bu anayasa değişikliği ile taçlandırma amacı güttüğü çok açıktır. Habur’da eli kanlı canileri şölenler ile karşılayan, ayaklarına kadar hakim, savcı gönderip uyduruk bir yargılama ile onları serbest bırakan, Irakta milyonlarca Müslüman’ı katleden Amerikan askerleri için dua eden, şehide ‘kelle’, Apo’ya ‘sayın’, peşmergeye ‘ağabey’ diyen iktidarın politikalarını destekleyen ve her fırsatta dillerinden Türk-İslam ülküsünü düşürmeyen BBP’nin, bu derece gaflete düşmüş bir zihniyete yardakçılık yapmasının sebepleri milletimiz tarafından merak edilmektedir. Anayasa paketi hazırlanırken fikirleri dahi alınmamış, değişiklik paketine en ufak bir katkısı olmamış bir partinin sanki kendi hazırladığı bir değişiklik paketi gibi davranması ‘göğsünü gere gere evet demesi’ ve bu yönde çalışmalar yürütmesindeki temel sebep nedir? Acaba gaflet içerisindeki Başbakanın ayaklarına kadar gidip BBP’nin de fikirlerini alması, BBP’nin gururunu mu okşamaktadır? Başbakanın defalarca Ülkücü-Milliyetçi camiayı hedef alarak söylediği ırkçı, kafatasçı, faşist hakaretlerini ve yine Başbakanın ‘bunlar geçmişte de böyle kavgacıydı’ diyerek beş bin şehit vermiş bir davayı aşağılamasını ne çabuk unuttunuz da, Ülkücülerin böyle bir Başbakanın anayasasına ‘evet’ demesini beklemektesiniz. Yoksa milyonlarca Müslüman ‘Allah katında yegane din İslam’dır’ derken, dünyanın dört bir tarafında Müslüman kanı dökülürken; dinler arası diyalogcu cemaatin yayın organlarında yer almak, manşetlere taşınmak, BBP den onlarca kat fazla oy olan partilerden daha çok televizyon ekranlarında görünmek hoşunuza mı gitmektedir? BBP 1992’de olduğu gibi bugün de yanlış yoldadır ve geleceği görememektedir. Vizyonuna Türklük ve İslamiyet gibi çok önemli iki kavramı oturtan bir siyasi oluşumun, dünya üzerinde İslamiyet’in terör odaklı bir din olduğu konuşulup Müslüman topraklarında Hıristiyan postalları dolaşırken, bütün bu kirli senaryolara dur diyecek olan Türk milletini de sindirmeye çalışan bu küresel güçlerin Türkiye’de ki işbirlikçileri olan cemaat ve AKP zihniyetiyle kol kola girmesi, vizyonlarına oturttukları her iki kutsal kavramı da zedelemektedir. BBP Türkiye’de ki her siyasi parti gibi ülke meselelerinde özgür iradesini kullanabilir. Ancak değişiklik paketi içerisindeki maddelerin içeriğine bakmadan sadece bu değişiklikle, paketin içerisinde böyle bir madde olmamasına rağmen 12 Eylül darbecilerinin yargılanacağı gibi kör bir düşünceyi benimseyip acılarını reklam panolarına taşımak ve Ülkücü-Milliyetçi camianın 41 yıldır şer odaklarına karşı sergilediği kahramanca duruşu etkilemeye çalışmak; değil BBP, hiçbir siyasi partinin haddine değildir. Ülkücü-Milliyetçi camia, dün küresel şer odaklarından gelen emirler ile gerçekleştirilen 12 Eylül darbesinin anayasasına nasıl ‘hayır’ oyu kullandıysa, bugün de yine aynı küresel şer odaklarının Türkiye’deki işbirlikçsii olan AKP’nin anayasasına ‘hayır’ oyu verecektir. NOT: AKP’nin anayasa paketine bu kadar içten destek veren BBP’ye kampanyalarında ‘ikimiz bir fidanın güller açan dalıyız’ şarkısını...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Günlerdir  ülke gündeminde AKP’nin 12 Eylül anayasasına karşı hazırladığı yine bir  12 Eylül anayasası konuşulmaktadır. Referandum sürecinde siyasi  partilerin kampanyaları hızla sürmektedir. Her siyasi oluşum ‘evet’ veya  ‘hayır’ propagandası yapma sebeplerini kendilerine has üsluplarıyla  sürdürmektedir. Ancak bu süreçte bir siyasi partinin kampanyası hayli  dikkat çekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">BBP  referandum sürecinde ‘evet’ kampanyası yürüteceğini söylemiş ve  kampanya için rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun 12 Eylül mahkemelerinde  yargılanırken çekilmiş bir fotoğrafını kullanacağını açıklamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kendilerini  siyasi bir parti olarak tanıtan ve böyle anılmak isteyen ve bulunduğu  konum itibariyle muhalefet partileri arasında yer alan BBP, ne hazindir  ki iktidardan çok muhalefeti eleştirmekte ve iktidarın elinde,  Ülkücü-Milliyetçi hassasiyetlere karşı kullanılmak için hazır tutulan  bir maşa olarak gözükmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İktidar  partisinin sekiz yıllık bölücü, yıkıcı icraatlarını bu anayasa  değişikliği ile taçlandırma amacı güttüğü çok açıktır. Habur’da eli  kanlı canileri şölenler ile karşılayan, ayaklarına kadar hakim, savcı  gönderip uyduruk bir yargılama ile onları serbest bırakan, Irakta  milyonlarca Müslüman’ı katleden Amerikan askerleri için dua eden, şehide  ‘kelle’, Apo’ya ‘sayın’, peşmergeye ‘ağabey’ diyen iktidarın  politikalarını destekleyen ve her fırsatta dillerinden Türk-İslam  ülküsünü düşürmeyen BBP’nin, bu derece gaflete düşmüş bir zihniyete  yardakçılık yapmasının sebepleri milletimiz tarafından merak  edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa  paketi hazırlanırken fikirleri dahi alınmamış, değişiklik paketine en  ufak bir katkısı olmamış bir partinin sanki kendi hazırladığı bir  değişiklik paketi gibi davranması ‘göğsünü gere gere evet demesi’ ve bu  yönde çalışmalar yürütmesindeki temel sebep nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Acaba gaflet içerisindeki Başbakanın ayaklarına kadar gidip BBP’nin de fikirlerini alması, BBP’nin gururunu mu okşamaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başbakanın  defalarca Ülkücü-Milliyetçi camiayı hedef alarak söylediği ırkçı,  kafatasçı, faşist hakaretlerini ve yine Başbakanın ‘bunlar geçmişte de  böyle kavgacıydı’ diyerek beş bin şehit vermiş bir davayı aşağılamasını  ne çabuk unuttunuz da, Ülkücülerin böyle bir Başbakanın anayasasına  ‘evet’ demesini beklemektesiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yoksa  milyonlarca Müslüman ‘Allah katında yegane din İslam’dır’ derken,  dünyanın dört bir tarafında Müslüman kanı dökülürken; dinler arası  diyalogcu cemaatin yayın organlarında yer almak, manşetlere taşınmak,  BBP den onlarca kat fazla oy olan partilerden daha çok televizyon  ekranlarında görünmek hoşunuza mı gitmektedir?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>BBP  1992’de olduğu gibi bugün de yanlış yoldadır ve geleceği  görememektedir. Vizyonuna Türklük ve İslamiyet gibi çok önemli iki  kavramı oturtan bir siyasi oluşumun, dünya üzerinde İslamiyet’in terör  odaklı bir din olduğu konuşulup Müslüman topraklarında Hıristiyan  postalları dolaşırken, bütün bu kirli senaryolara dur diyecek olan Türk  milletini de sindirmeye çalışan bu küresel güçlerin Türkiye’de ki  işbirlikçileri olan cemaat ve AKP zihniyetiyle kol kola girmesi,  vizyonlarına oturttukları her iki kutsal kavramı da zedelemektedir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">BBP  Türkiye’de ki her siyasi parti gibi ülke meselelerinde özgür iradesini  kullanabilir. Ancak değişiklik paketi içerisindeki maddelerin içeriğine  bakmadan sadece bu değişiklikle, paketin içerisinde böyle bir madde  olmamasına rağmen 12 Eylül darbecilerinin yargılanacağı gibi kör bir  düşünceyi benimseyip acılarını reklam panolarına taşımak ve  Ülkücü-Milliyetçi camianın 41 yıldır şer odaklarına karşı sergilediği  kahramanca duruşu etkilemeye çalışmak; değil BBP, hiçbir siyasi partinin  haddine değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ülkücü-Milliyetçi  camia, dün küresel şer odaklarından gelen emirler ile gerçekleştirilen  12 Eylül darbesinin anayasasına nasıl ‘hayır’ oyu kullandıysa, bugün de  yine aynı küresel şer odaklarının Türkiye’deki işbirlikçsii olan AKP’nin  anayasasına ‘hayır’ oyu verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">NOT:  AKP’nin anayasa paketine bu kadar içten destek veren BBP’ye  kampanyalarında ‘ikimiz bir fidanın güller açan dalıyız’ şarkısını  kullanmaları naçizane önerimizdir.</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.antalyaulkuocaklari.com%2Fenes-ertugrul-kalin-acilarini-pazarlayanlar-arz-i-endam-ettiler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;height:30px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.antalyaulkuocaklari.com/enes-ertugrul-kalin-acilarini-pazarlayanlar-arz-i-endam-ettiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Devlet
